" A s ili,™ m s m U WW V ..., A H .» « » .« • M ' M ™ . - E.,f(
v„ft„ „-„Ki M u vite,k us.ll.-r aıusımbu ,Am us. I»r r ™ + - Am» M n , Vl;
Allom antik gücü garanti eline/.." -. ,,
•'Pek çok yüksek asil sadece tek bir A llo m a n tık y e t e n c e sahiptir. Ö yle ln^
lara, Allom ansi'nin seki/, tem el yönünden sadece bir tanesini uygulayabilen),.,,.
Siskan denir. Bazen bu y e te n e k le r skaalar arasın d a da o rta y a çık a r ama ancak 0
skaanın yakın ataları arasında asil kanı varsa. Ç o ğ u zam an y a k la şık ... şey, on bm
m e ez doğum lu skaanın arasında b ir tan e Sisk an b u la b ilirsin . A sil atalar ne kadiıar
ivi vvee yakınsa, skaanın bir Siskan olm a olasılığı da o k a d ar y ü k se k tir.
“ Senin eb eveyn lerin kim d i V in ? ” d iy e so rd u D o c k so n . “ O n la rı hatırlıyor mu-
sun.
“ Beni üvey kardeşim R een b ü yü ttü , d ed i V in sessiz v e rah atsız bir şekilde.
Bunlar onun başkalarıyla konuştuğu şeyler değildi.
“Annen ve babandan bahseder m iydi?” diye sordu D ockson.
“ Arada bir," d iye itira f e tti V in . “ R een an n em izin b ir o ro sp u olduğunu söyle
m işti. K endisi öyle istediği için değil am a y e r a ltın d a ...” S e si so larak kesildi. Annesi
bir defasında, o çok küçükken V in ’i ö ld ü rm e ye çalışm ıştı. O la y ı zar zor hatırlıyor
du. Onu Reen kurtarmıştı.
“ Peki ya baban, Vin?” diye sordu Dockson.
Vin başını kaldırdı. “ O Ç elik N ezaret’te bir yüksek p relan .”
K elsier h afifçe ıslık çaldı. “ İşte bak bu biraz iron ik b ir gö revi suiistim al olmuş."
V in başını eğerek m asaya baktı. En sonunda uzandı ve bira kupasından koca
man bir yudum aldı.
K elsier gülüm sedi. “ N eza ret’teki y ü k sek rütbeli ob ligatö rlerin çoğu yüksek
asillerdir. Baban sana kanında ender bulunan bir hediye verm iş.”
O zaman... Ben de senin o bahsettiğin Siskanlardan biri m iyim ?”
K e lsie r başını sallad ı. A slın d a h a yır. G ö r ü y o r s u n , se n i b izim için bu ka
dar ilginç kılan şey de bu. S isk an lard a sa d e ce b ir ta n e A llo m a n tik yeteneğe
erişim vard ır. Sen d em in iki tan esin e e r iş e b ild iğ in i k a n ıtla d ın . V e eğer se
kizin için de en az iki tan esin e erişim in v arsa , o zam an ö b ü rle rin e de vardır
İşler bu şek ild e y ü rü yo r; eğer b ir A llo m a n se r isen y a te k b ir yeten eğin olur
ya da hepsi birden."
Kelsier öne doğru eğildi. “ Sen, Vin, genel olarak bir Sissovlu olarak ad lan d ırıl
şeysin. Bunlar asillerin arasında bile inanılm ayacak kadar en d er bulunur. SkaaU«
arasında ise... sadece diyelim ki ben bütün hayatım boyunca sadece tek bir tan«
başka skaa Sissoylu gördüm .”
Bir şekilde oda sanki daha da sessizleşti. D aha durgun. V in dikkatsiz, rahatstf
gözlerini kupasına dikti. Sissoylu. E lbette o da hikâyeleri du ym u ştu Efsaneleri-
K elsier ve Dockson onun düşünm esine izin vererek sessizce oturuyorlardı. So
nunda Vın konuştu. “ Peki, o zaman bunların hepsi ne anlama geliyor7"
Kelsier gülümsedi. “ Bunun anlamı, V in, senin çok özel bir kiş, olduğun- Ser
çoğu yüksek asılın gıpta edeceği bir güce sahipsin. Bu öyle bir güç ki, eğer bir afiş-
t o k r a t o la r a k d o ğ m u ş o ls a y d ın sen i bü tü n Son İm paratorluk’taki en ölümcül ve
n ü fu zlu in san lardan birisi yapacaktı."
K e l s i c r y i n e ö n e d o ğ r u e ğ ild i. “ A m a sen bir aristokrat olarak doğmadın. Sen bir
a s il d e ğ ils in , V i n . S e n o n la r ın k u ralla rın a uyarak oynam ak zorunda değilsin. Ve bu
ise seni dah a da gü çlü yap ıyo r."
Görünüşe göre, arayışımın bir sonraki aşaması bizi Terris’in dağlarına çıka
racak■ Bunun soğuk, affl olmayan bir yer olduğu söyleniyor, dağların buzdan
oluşmuş olduğu bir diyar.
Normal eşlikçilerimiz böylesine bir yolculuk için uygun olmayacak■ Büyük
olasılıkla eşyalarımızı taşımaları için birkaç Terrisli hamal kiralamamız gerekir.
4
“ N E D E D İ Ğ İ N İ D U Y D U N U Z 1. B ir iş p la n lıy o r." U l e f ’in gözleri heye
canla parlıyordu. "M erak ediyorum da B ü y ü k E vlerin han gisin e saldıracak acaba."
“En güçlülerinden birisi olacaktır,” ded i C a m o n ’un baş am irlerin d en olan Diş
ten. Bir eli yoktu ama çeted e gözleri ve kulakları en kesk in olan ıyd ı. “ Kelsier asla
ufak tefek işler için kendini zahm ete sokm az.”
V in sessizce oturm uştu, K elsier’in ona v erm iş o ld u ğ u a y n ı bira kupası hâlâ ne
redeyse dolu olarak önünde duruyordu. M asası insan larla d o lu y d u ; K elsier görüş
mesi başlamadan önce hırsızların kısa bir süre için e v le rin e geri dönm elerine izin
verm işti. G erçi Vin kendi başına kalm ış olm ayı te rc ih e d e rd i. R een ile yaşam onu
yalnızlığa alıştırmıştı. Eğer birileriniıı fazla yaklaşm asın a izin verirsen , bu sadece
onlara sana ihanet etm eleri için daha iyi fırsatlar tanırdı.
R een ’in kaybolmasından sonra bile, V in kendi başına o lm u ştu . G itm e y e istekli
değildi ancak öte yandan diğer çete ü y eleriy le d e yak ın laşm a ih tiyacın ı da hisset
memişti. O nlar da buna karşılık olarak, onu yalnız b ıra k m ay a son d ere ce gönüllüy
dü. V in ’in konumu şüpheliydi ve V in ’le ilişkili olm ak o n lan da d olaylı yoldan kotu
etkileyebilirdi. Sadece U le f onunla arkadaş olm ak için bir girişim de b u l u n m u ş t u .
E ğer b in le rin in sana y a k la şm a sın a izin i’erirsen , s a d e c e s a n a ihanet ettikleri
zaman daha çok acıyacak, diye fısıldar gibiydi Reen zihninin içinden.
U le f hiç onun gerçekten de arkadaşı olm uş m u y d u ? O n u satm akta kesinlik^
yeteri kadar hızlı davranm ıştı. Bunun yanında, ç e te ü y e le ri V in ’in yediği daya»1
ve ani kurtarılışını hiç yadırgam am ış, ona ihanet etm ele rin in ya da yardım etmı
yi reddedişlerinin lafını bile etm em işlerdi. Onlar sadece yapılm ası beklenen şeyi
y ap m ışlard ı.
“ Firari son zamanlarda kendini hiçbir işte zahmete sokm adı,” dedi yaşlıca, karı
şık sakallı bir ev hırsızı olan Harmon. "Son birkaç yıl boyunca Luthadel'de sadece
bir iki sefer görüldü. Aslında, o zamandan beri hiç iş çevirm ed i...”
"Bu ilk işi m i?” diye sordu U le f hevesli bir şekilde. “Ç u k u rlar’dan kaçtığından
beri ilk işi? O zaman m uhteşem bir şey olacağı garanti!”
"Bunun hakkında herhangi bir şey söyledi mi Vin?” diye sordu Dişten. "Vin?”
Elsiz kolunu ona doğru sallayarak V in ’in dikkatini çekti.
“ N e?” diye sordu V in başım kaldırarak. C a m o n ’un elinden yediği dayaktan
sonra nihayet yüzündeki kanı silm ek için D ockson’dan bir mendil kabul ederek
kendini biraz tem izlem işti. Ancak berelerle ilgili yapabileceği pek bir şey yoktu.
Onlar hâlâ zonkluyordu. U m uyordu ki hiçbir yeri kırılmamıştı.
"K elsier," d iye tekrar etti D işten. “ Planlam akta olduğu iş hakkında herhangi
bir şey söyledi m i?”
Vin başını olumsuzca salladı. Aşağıdaki kanlı m endile bir göz attı. Kelsier ve
Dockson kısa bir süre önce gitmiş, ona söyledikleri şeyler hakkında biraz düşüne
cek zaman tanıdıktan sonra geri gelm eye söz verm işlerdi. Ancak sözlerinde bir ima
vardı, bir öneri. H e r ne iş planlıyorlarsa, V in de katılm ası için davetliydi.
“Hem neden aramızdan tw ixt olarak seni seçti V in?” diye sordu U lef. “Onun
hakkında bir şey söyledi m i?”
Çetenin varsaym akta olduğu şey K elsier’in C a m o n ’un... yani M ile v ’in çetesin
deki bağlantısı olarak onu seçtiğiydi.
Luthadel’de yeraltının iki tarafı vardı. Cam on’unki gibi olan sıradan çeteler
vardı. Bir de özel olanları vardı. Aşırı derecede yetenekli, aşırı derecede çılgın ya
da aşırı derecede başarılılardan oluşan gruplar. Allom anserler.
Yeraltının iki tarafı birbirine karışmazdı. Sıradan hırsızlar kendilerinden daha
üstün olanlara bulaşmazlardı. Ancak arada bir bu Siskan çeteleri işlerinin daha
sıradan olan kısımlarını yaptırm ak için sıradan bir çeteyi kiralardı ve iki çeteyle de
birlikte çalışm ası için bir tw ix t, yani arabulucu seçerlerdi. İşte U le f’in V in hakkın-
daki varsayımının kaynağı da buydu.
M ilev’in çete üyeleri V in ’in tepkisizliğini fark ettiler ve başka bir konuya dön
düler: Siskanlar. AJlom ansi hakkında kararsız, fısıltılı tonlarda konuşuyorlardı ve
Vin de rahatsız bir şekilde onları dinledi. O nasıl onların bu kadar huşu duydukları
bir şeyle ilişkili olabilirdi? O nun Şan s'ı... onun A llom an si’si küçük bir şeydi, sağ
kalmak için kullandığı ama gerçekten de epey önemsiz olan bir şey.
A m a böylesine b ir güç, diye düşündü Şans stokuna bakarak.
“Merak ediyorum da bu son birkaç yıldır Kelsier ne yapıyordu acaba?” diye
sordu U lef. Konuşm anın başlarında V in ’in etrafında biraz rahatsızmış gibi görün
müştü ama bu çabucak kaybolm uştu. U le f ona ihanet etm işti ama yeraltı böyleydi
işte. Arkadaş diye bir şey yoktu.
Kelsier ile D ockson'm arası bu şekilde değilm iş gibiydi. O n la r birbirlerine gu-
dcıı gerçeklen dr endişe etm eyen o ender t;ıkıml.ırtlaıı bııı m ıydı?
Kel.si er ile D o e k s o n h a kk .n d a k i en huzursıı/. e d i c i y y ise V i n ' e karşı <,lan ^
fiklan o lm ıışt» . N is p e t e n kısa bir s ü re n in a r d ın d a n V ı n ' e g ü v e n m e y e , hatta 0n„
kabul e t m e y e bile gönüllü gibi g ö r ü n m ü ş l e r d i . Hu s a m i m i o l a m a z d ı , k im se yeral
tında b ö y le ta k tik le r iz le y erek b a y a tt a k a l a m a z d ı. Y i n e d e , o n la r ın d ost canlısı
oluşları endişe vericiydi.
"İki yıl..." dedi düz yüzlü, sessiz bir haydut olan H rud. Bütün bu zamanı bu ^
için plan yaparak geçirmiş olm alı.”
"Harbiden de büyük iş olm alı...” dedi U lef.
“ Bana ondan bahsedin,” dedi Vin sessizce.
"Kelsier mi?” diye sordu Dişten.
Vin başını sallayarak onayladı.
"G üneyde K elsier’den bahsetm iyorlar m ıydı?”
Vin başını iki yana salladı.
“O Luthadel’deki en iyi çetebaşıydı,” diye açıklam a yap m aya başladı Ulef. "Bir
efsaneydi, hem de Siskanlar arasında bile. Şehirdeki en zengin Büyük Evlerin ba
zılarını soydu.”
“V e?” diye sordu Vin.
“ Birileri ona ihanet etti,” dedi Harm on alçak bir sesle.
Tabii ki, diye düşündü Vin.
“ Kelsier’i Lord Hükiim dar’ın bizzat kendisi y ak alad ı,” dedi U le f. “ Kelsierle
karısını Hathsin Çukurları’na gönderdi. A m a o kaçtı. O Ç u k u rla r’dan kaçtı Vin’ 0
bugüne kadar kaçabilmiş olan tek kişi.”
“ Peki ya karısı?” diye sordu Vin.
U le f başını iki yana sallayan H arm on’a bir bakış attı. “ O ku rtulam adı.”
O zaman o da b in lerin i kaybetm iş. N a s ıl bu k a d a r çok gü leb iliyo r? Bu kadar
dürüstçe?
“O yara izleri de orada olmuş, var y a ,” dedi D işten. “ O kollarındakiler. Kaçmak
için tırmanmak zorunda kaldığı dim dik bir duvardaki kayalar yüzünden kollan
Çukurlar’da yaralanm ış.”
Harmon homurdandı. “Öyle olmamış. Kaçarken bir Sorgucuyu öldürmüş. 0
yara izleri öyle olm uş.”
“ Ben o yara izlerini Ç ukurlar'ı koruyan canavarlardan biriyle m ü c a d e le eder
ken aldığını duydum ,” dedi U lef. “Ağzının içine uzanm ış ve canavarı içeriden b‘&
muş. Dişler kollarını kesm iş.”
Distan kaşlarını çattı. "İçeriden boğmak ne dem ek be?”
U lef omuz silkti. "Ben sadece öyle duydum işte .”
"O adam doğal değil,” diye m ırıldandı H rud. “ O na Ç u k u rla r'd a bir şey 0İ
muş, kötü bir şeyler. Ondan önce A ilom anser değildi o, siz de biliyorsun“ *'
Ç u k u rlara sıradan bir skaa olarak girm işti ama şim d i... Eh, o kesinlikle bir i>ı^
kan, tabii eğer hâlâ insansa. V ar ya sislerde çok fazla dolaşm ış o. Bazıları diyo>
gerçek Kelsier ölm üş, onun yüzünü giyen şey ise... başka bir şeym iş."
Harmon başını salladı. “Am an, bu sadece plantasyon skaası aptallığı. Biz hepi
miz sislere çıktık.”
“ Şehrin dışındaki sislere değil,” diye ısrar etti Hrud. “ Sishortlakları oradalar.
Adam ı tuttukları gibi yüzünü alırlar, Lord H üküm dar’ın adını veriyorum bak.”
Harmon gözlerini devirdi.
“ Hrud bir konuda haklı,” dedi Dişten. “ O adam insan değil. Bir sishortlağı ol
mayabilir ama bir skaa da değil. Ben onun yaptığı şeyleri duydum, sadece onların
yapabildiği şeyler gibi. G eceleri çıkanların. Cam on’a ne yaptığını gördünüz."
“ Sissoylu,” diye mırıldandı Harmon.
Sissoylu. V in elbette ki Kelsier bunu ona söylemeden önce de terim i duy
muştu. Kim duym am ıştı ki? Am a Sissoylular hakkındaki söylentiler Siskanların ve
Sorgucuların hikâyelerini bile mantıklı gösteriyordu. Sissoyluların bizzat sislerin
elçileri oldukları, Lord H üküm dar tarafından onlara büyük güçler bahşedilmiş ol
duğu söyleniyordu. Sadece yüksek asiller Sissoylu olabilirdi; onların Hüküm dar’a
hizmet eden gizli bir suikastçılar tarikatı olduğu söylenirdi ve sadece geceleri dışarı
çıkarlardı. Reen, V in ’e her zaman bunların bir efsane olduğunu söylem işti ve Vin
de onun haklı olduğunu kabul etmişti.
V e K elsier d iyo r ki ben de, onun gibi, onlardan biriym işim . O nasıl Kelsier'in
dediği şey olabilirdi? Bir orospunun çocuğuydu ve önemsizin biriydi. O hiçbir şey
di.
H içbir zaman sana iyi haber veren bir adam a güvenme, demişti Reen hep. Bu
b in lerin i kandırm anın en eski am a en kolay yoludur.
Am a V in ’in Şans'ı vardı. A llom ansi’si. Hâlâ K elsier’in şişeciğinin ona verm iş
olduğu stokları hissedebiliyordu ve güçlerini çete üyeleri üzerinde test etmişti. A r
tık bir günde sadece birazcık Şans ile sınırlı olmadığı için çok daha çarpıcı etkiler
yaratabilmekte olduğunu keşfetmişti.
Vin hayattaki eski hedefinin, yani sadece hayatta kalmaya çalışmanın, yavan ol
duğunu anlamaya başlıyordu. Yapıyor olabileceği o kadar çok şey vardı ki. Reen'in
kölesi olmuştu; C am on ’un kölesi olm uştu. Eğer bu yolla en sonunda özgürlüğüne
ulaşacaksa Kelsier'in de kölesi olacaktı.
Milev masasında köstekli saatine baktı, sonra da ayağa kalktı. "Pekâlâ, herkes
dışarı.”
Oda K elsier'in görüşm esine hazırlanmak için boşalmaya başladı. Vin oturduğu
yerde kaldı; Kelsier diğerlerine onun davetli olduğunu oldukça net bir şekilde be
lirtmişti. Bir süre için sessizce oturdu, oda artık boş olduğu için ona çok daha rahat
geliyordu. K elsier’in arkadaşları da kısa bir süre sonra gelm eye başladılar.
M erdivenlerden aşağı ilk inen adamda bir askerin vücut yapısı vardı. Heykel
gibi bir çift kolu açıkta bırakan gevşek, kolsuz bir göm lek giymişti. Etkileyici bir
şekilde kaslıydı ama devasa değildi ve kafasında hafifçe yukarı dikilmiş, kısa kesil
miş saçları vardı.
Askerin yanında üzerinde bir asilin takım elbisesi olan çok iyi giyimli bir adam
vardı. Erik renkli yeleği, altın düğm eleri ve siyah m antosu, kısa siperliklj şapbj,
ile düello değneğini tam am lıyordu. A skerden daha yaşlıydı ve biraz da topluy^
Odaya girdiği zanıan şapkasını çıkardı ve güzelce şek ille n d irilm iş siyah saçları or
taya çıktı. İki adam yürürken sam im i bir şekilde m u h ab b et ed iyorlard ı ama bo<
odayı gördükleri zaman durakladılar.
"Ah, bu bizim tw ixtim iz olm alı," dedi takım elbiseli ad am . "K e lsie r daha gel
medi mi, yavrum ?” Sanki uzun zam andır arkadaşm ışlar gibi sad e bir aşinalıkla ko
nuşuyordu. Bir anda, kendisine rağm en, V in ken disin i bu iyi giyim li, güzel konu
şan adamı sevmiş olarak buldu.
"H ayır,” dedi sessizce. H er ne kadar işçi tu lu m u ile b ir iş göm leği ona her
zaman yetm iş olsa da, bir anda V in daha güzel bir şey le re d e sahip olmayı diledi.
Bu adamın sadece duruşu bile daha resm i bir atm o sferi b e ra b erin d e getiriyormuş
gibi görünüyordu.
“K ell’in kendi buluşmasına geç kalacağını tah m in e tm e m g e re k ird i,” dedi asker
odanın ortasına yakın masalardan birine otururken.
"E lb ette,” dedi takım elbiseli adam. "San ıyo ru m onun tem b elliğ i bize de biraz
dinlenme fırsatı sağlıyor, içecek bir şeyler olsa pek iyi o lu rd u ...”
"Size bir şey getireyim ," dedi Vin hızla sıçrayıp ayağa kalkarak.
“Ne kadar da incesin,” dedi takım elbiseli adam , askerin yanındaki bir sandal
yeyi seçerken. Bacak bacak üstüne atarak oturdu; d ü ello değneğini yan tarafına
yerleştirm iş, bir eliyle değneğin ucundan tu tarken öbür u cu n u da yere dayamıştı.
Vin bara doğru yürüdü ve içki arayarak rafları karıştırm aya başladı.
“Breeze...” dedi asker uyaran bir tonda; V in , C a m o n ’un en pahalı şaraplarından
bir şişe seçip bunu kupaya doldururken.
“Hım ...?” dedi takım elbiseli adam bir kaşını kaldırarak.
Asker başıyla V in'e doğru işaret etti.
“Aman peki,” dedi takım elbiseli adam iç çekerek.
Vin durakladı ve bardağa yarı yarıya şarap doldurm uşken kaşlarını çattı. Ne
yapıyorum ben?
“Yemin ediyorum, Ham, sen bazı zam anlarda fena bir şek ild e sıkıcı oluyorsun,
dedi takım elbiseli adam.
“Sadece birilerini itip kakabiliyor olm an, bunu yapm an gerektiği anlamına gel-
miyor, Breeze.”
Vin afallamış bir şekilde kalakaldı. O ... benim üstüm de Ş a m kullandı. Kelsier
onu yönlendirmeye çalıştığı zaman V in onun dokunuşunu hissetm iş ve direnme}'1
başarabilmişti. Ancak bu defa V in ne yapm akta olduğunun farkına bile varmamışta
Gözlerini kısarak başını kaldırıp adama baktı. "S isso y lu .”
Takım elbiseli adam, Breeze, hafifçe güldü. "H iç de değil. K elsier senin haya
tında karşılaşma olasılığın olan tek skaa Sissoylu yavrum ve dua et de hiçbir Z3man
asil olan bir tanesiyle karşılaşacak bir durum da kalm ayasın. H ayır, ben sadece sı
radan, mütevazı bir Siskanım .”
“Mütevazı mı?” diye sordu Ham.
Breeze omuz silkti.
Vin yansına dek dolu olan şarap kupasına baktı. "Sen benim duygularımı Ç e k
tin. Yani... Allom ansi ile .”
“Aslına bakarsan duygularını Ittinı," dedi Breeze. "Çekm ek bir kişiyi daha gü-
vençli, daha çok kararlı yapar. Duyguları İtmek, teskin etm ek, kişiyi daha çok
güvençli yapar.”
“H er neyse, sen beni kontrol ettin ,” dedi Vin. “ Bana kendin için içki getirttin.”
“Oh, ben sana bir şeyleri yaptırm ış olduğumu söylem ezdim ,” dedi Breeze.
“Ben sadece senin benim istediğim şekilde davranmanın daha olası olduğu bir ruh
hâline gireceğin bir şekilde duygularını hafifçe değiştirdim .”
Ham çenesini ovuşturdu. "Bilm iyorum Breeze. Bu ilginç bir soru. Onun duy
gularını etkileyerek onun seçim yapm a becerisini elinden almış oldun mu? Eğer,
örneğin, o senin kontrolün altındayken hırsızlık yapacak ya da cinayet işleyecek
olsaydı; suç onun mu olurdu, senin m i?”
Breeze gözlerini devirdi. “ Bittabi bu konuda tartışm aya gerek bile yok. Sen
böyle şeyler hakkında düşünmemelisin Hamm ond, beynine zarar vereceksin. Ben
ona teşvik verdim , sadece bunu sıradan olmayan bir yoldan yap tım .”
"A m a...”
"Bunu seninle tartışacak değilim, H am .”
İri adam içini çekti, biraz üzgün görünüyordu.
"Bana o içkiyi getirecek m isin?” diye sordu Breeze um utlu bir şekilde V in 'e
bakarak. “Yani, sen zaten ayaktasın ve ne de olsa sandalyene ulaşm ak için bu yöne
doğru gelm ek zorunda kalacaksın...”
Vin duygularını inceledi. Adam ın istediği şeyi yapm aya karşı normal olmayan
bir eğilimi var m ıydı? A dam onu yine kontrol etm eye çalışıyor m uydu? En sonun
da sadece yürüyerek bardan uzaklaştı, içkiyi olduğu yerde bırakmıştı.
Breeze içini çekti. Ancak kendisi de gidip içkiyi alm ak için ayağa kalkmadı.
Vin tereddütlü bir şekilde adamların masasına doğru yürüdü. O gölgelere ve
köşelere alışkındı; kulak m isafiri olm ak için yeteri kadar yakın ama kaçm aya y e te
cek kadar da uzak. Fakat oda bu kadar boşken Vin bu adamlardan saklanamazdı.
Bu yüzden de iki adamın oturm akta olduğu masanın yanında yer alan m asadaki
bir sandalyeyi seçti, sonra da ihtiyatlı bir şekilde oturdu. Bilgiye ihtiyacı vardı,
cahil olduğu sürece bu Siskan çetelerinin yeni dünyasında büyük bir dezavantajı
olacaktı.
Breeze hafifçe güldü. “ Sen ürkek bir ufaklıksın, değil m i?”
V in yoru m u d u ym azdan geldi. " S e n ,” dedi V in , H a m ’e doğru başıyla işaret
ederek. "Sen de bir... bir Siskan m ısın?”
H am başını sallayarak onayladı. “ Ben bir H aydut u m .”
Vin şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
“ Yani L e h im k o l’um . Ben lehim y a k ıy o ru m ,” dedi H am .
Bir kere daha Vin ona sorgular gibi baktı.
“O kendisini daha güçlü yapabiliyor yavrum ," dedi Breeze. “ O kalanlarımızın
yapmakta olduğu işlere m üdahale eden şeylere, özellikli de başka insanlara, vtj.
ruvor."
“Ondan çok daha fazlası da v a r,” dedi H am . "B en işler için genel güvenliş
yürütüyorum , böyle şeylerin gerekli olduğu d u ru m lard a çe te b a şım a personel ve
savaşçılar da sağlıyorum.
"V e bunları yapmadığı zamanlarda ise fe lse fe y le canını sık m ay a çalışıyor,’’ diye
ekledi Breeze.
Ham içini çekti. "Breeze, gerçekten de, bazen ben n ed en s a n a ...” Kapı tekrar
açılıp içeriye başka bir adam daha girerken sesi kısıldı ve sonra sustu.
Yeni gelen adam solgun tunç renkli bir m an to, kah veren gi pan tolon ve sıradan
beyaz bir göm lek giyiyordu. Ancak yüzü k ıyafetin d en ço k daha fazla dikkat çeki
ciydi. Tıpkı bükülmüş bir tahta parçası gibi boğum lu ve y a m u k yum u ktu , gözleri
de sadece yaşlılar tarafından sergilenebilecek bir d ü zey d ek i kın ayan tatminsizlikle
pırıldıyordu. Vin onun yaşını tam olarak seçem iy o rd u . S ırtın ın bükülm eyeceği ka
dar gençti ama orta yaşlı Breeze’i bile bir d elikanlı gibi g ö ste re c e k kadar yaşlıydı.
Yeni gelen Vin ve diğerlerinin üstünde göz gezd ird i, k ü ç ü m se r bir şekilde bur
nundan soludu, sonra da odanın öbür ucundaki bir m asaya gitti ve oturdu. Adım
larında dikkat çekici şekilde, belirgin bir topallam a vardı.
Breeze içini çekti. “T ra p ’i özleyeceğim .”
"Hepim iz özleyeceğiz,” dedi H am sessizce. "A m a C lu b s ço k iyidir. Onunla
daha önce de çalıştım.” I
Breeze son gelen adamı inceledi. “ M eraked iyo ru m da acabaona içkim i getir- j
tebilir miyim?..”
j
Ham kıs kıs güldü. “Bensenin denem eni izlem ekiçinparav e ririm ." i
“Eminim ki verirsin," dedi Breeze.
Vin onu ve diğer iki adamı görm ezden gelm ek ten son d e re c e m em nunm uş gibi
görünen son gelene göz attı. “ O ne?”
Clubs mı?’ diye sordu Breeze. "O bir D um an cı dır y avru m . O kalanlarımızın
bir Sorgucu tarafından keşfedilm esine engel olacak olan ş e y .”
Vin, C lubs’ı incelerken yeni bilgileri h azm ederek du dağını ısırdı. Adam ona
ters ters baktı ve Vin de başını çevirdi. D ön erk en H a m 'in ken disin e bakmakta
olduğunu fark etti.
Seni sevdim ufaklık,” dedi. “ Birlikte çalıştığım d iğer tw ix tle rin va bizimk
konuşamayacak kadar gözü korkm uştu ya da biz onların m ın tıkasına giriyor old«’
ğumuz için bizi kıskanıyorlardı.”
"Bittabi," dedi Breeze. “Sen kırıntıların çoğu gibi değilsin. Elbette, eğer bana0
şarap bardağını getirecek olsaydın seni çok daha fazla se v e rd im ...” !
Vin onu görmezden gelerek H am ’a göz attı. “ K ırın tı?” I
“Bu bizim topluluğumuzun daha kendini beğenm iş üyelerinin daha se v iy i j
>
hırsızlara taktığı isim," dedi Ham . “ Sizlere kırıntı d iyorlar çünkü sizler daha. 31
yaratıcı projelerle uğraşmaya eğilimlisiniz."
"Elbette hakaret etm e gibi bir niyetle değil," dedi B reeze.
“Yok, ben asla öyle bir niyetiniz olduğundan..." Vin durakladı, iyi giyimli ada
mı memnun etm ek için normal olmayan bir arzu hissediyordu. Breeze’e ateş püs
küren gözlerle baktı. “ Kes şunu!”
“ Bak, gördün m ü?" dedi Breeze, H am ’e göz atarak. “ Hâlâ seçim yapma bece
risine sahip.”
“ Sen um utsuzsun.”
O nlar benim b ir twixt olduğumu varsayıyorlar, diye düşündü Vin. O zaman
Kelsier onlara benim ne olduğumu söylememiş. N ed en ? Zaman mı bulamamıştı?
Yoksa bu sır paylaşmak için fazlasıyla mı değerliydi? Bu adamlara ne kadar güveni
lebilirdi? V e eğer onun sadece basit bir “kırıntı” olduğunu düşünüyorlarsa, neden
V in’e bu kadar iyi davranıyorlardı?
“Başka kimi bekliyoruz?” diye sordu Breeze kapıdan tarafa bir göz atarak. “ Keli
ile D o x ’un dışında y an i.”
“Yeden,” dedi Ham.
Breeze yüzünü ekşiterek kaşlarını çattı. “Ah, evet.”
“ K atılıyorum ,” dedi Ham . “A m a bahse girerim ki o da bizim hakkımızda aynı
şeyi hissediyordur."
"Ben onun neden davet edildiğini bile anlamış değilim ,” dedi Breeze.
Ham omuz silkti. “ K e ll’in planıyla ilgili bir şeyler belli ki."
“Ah, şu m eşhur p la n ," dedi Breeze düşünceli bir şekilde. “ Bu iş neym iş ki,
acaba ne olabilir?”
Ham başını iki yana salladı. "Keli ve onun lanet drama hissi.”
“ B ittab i."
Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve bahsetmiş oldukları adam, Yeden, içeri girdi.
Bunun mütevazı bir adam olduğu ortaya çıktı ve Vin neden diğer ikisinin onun var
lığı konusunda bu kadar m utsuz olduğunu anlamakta zorluk çekti. Kısa ve kıvırcık
kahverengi saçları olan Yeden basit, gri skaa giysileri ve yamalı, külle lekelenmiş
kahverengi bir işçi ceketi giyiyordu. Etrafı memnunsuz bir havayla süzdü ama oda
nın diğer tarafında oturm uş, kendisinden tarafa bakan herkese dik dik bakarak
karşılık veren Clubs kadar açıkça düşmancıl değildi.
Pek büyük b ir ekip değil, diye düşündü Vin. K elsier ve Dockson ile birlikte bun
lar altı yapıyor. Elbette, Ham bir grup “ H aydut’un” lideri olduğunu söylemişti.
Bu görüşmedeki adamlar sadece elçiler miydi? Daha küçük, daha uzman ekiplerin
liderleri miydi? Bazı ekipler bu şekilde çalışırdı.
Kelsier en sonunda gelene kadar Breeze köstekli saatini üç kere daha kontrol
etti. Sissoylu çetebaşı kapıdan içeri neşeli bir hevesle daldı, Dockson da arkasın
dan rahat rahat yürüyordu. Ham anında ayağa kalktı, genişçe gülüm süyordu ve
Kelsier’le tokalaştı. Breeze de ayağa kalktı ve her ne kadar onun selamlaması biraz
daha ağırbaşlı olsa da, V in ’in itiraf etm esi gerekirdi ki daha önce hiçbir çetebaşm ın
adamları tarafından bu kadar mutlu bir şekilde karşılandığını görmemişti.
"A h ,” dedi Kelsier odanın öbür tarafına doğru bakarak. “Clubs ve Yeden de bu
rada. O zaman, herkes tamam. Güzel, bekletilmekten kesinlikle nefret ederim ."
B reeze bir kaşını kaldırdı ve 1lan ı ılı- o tek rar san d a ly elerin e yt*rh*!ştil«-r( |j(x^
son da aynı m asada yerin i aldı. “T em belliğin için b ir anıklam a alabilecek iniyiz’ "
"D o c k s o n ve ben ağab eyim i ziyaret e d iy o r d u k ,” d iy e açıklam a yaptı Kelsier
sığınağın ön tarafın a doğru y ü rü y e re k . D ö n d ü ve bara yaslan arak odayı gözleriyle
taradı. K elsier'in gözleri V in ’in üstüne dü ştü ğü n d e ise göz kırptı.
"A ğabeyin m i?" dedi Ham . “ M arsh da buluşm aya geliyor m u?”
K e lsie r ile D o c k so n b akıştılar. “ Bu ge ce d e ğ il," d ed i K elsie r. “ A m a eninde so
nunda ekibe katılacak.”
V in d iğ erlerin i in celed i. Ş ü p h e c i g ö rü n ü y o rlard ı. K e ls ie r ’le a ğ a b eyi arasında
b ir gerilim mi v a r?
B re e z e d ü ello değn eğin i kald ırarak u cu n u K e ls ie r’e d o ğ ru lttu . “ Pekâlâ Kelsier,
şim d i bu ‘iş i’ sek iz ay d ır sır olarak bizden saklıyorsu n . B ü y ü k b ir şey olduğunu bili
y o ru z , senin h e yeca n lı olduğunu b iliyo ru z ve h e p im iz d e b u k ad ar ağzı sıkı olduğun
için sana y e te ri k ad ar sinir olm u ş d u ru m d ayız. Bu y ü z d en , n ed en şim di ağzını açıp
da bize ne olduğunu söylem iyorsun?”
K e lsie r gü lü m sed i. Son ra da iyice d oğ ru larak b ir elin i kirli, sıradan görünüşlü
Y ed en ’e doğru salladı. “ Beyler, yeni işvereninizle tanışın.”
Bu, görünüşe göre epey şok edici bir beyandı.
“O m u?” diye sordu Ham.
“ O ,” dedi K elsier başıyla onaylayarak.
“ N e v a r?” d iy e sordu Y ed en ilk kez konuşarak. “ A h la k sahibi olan bir adamla
birlikte çalışm ak sorun mu olur?”
“ O n d an değil güzel k a rd e şim ,” d ed i B re eze d ü ello değneğini kucağının üstüne
yatırarak . “ S a d e c e , eh, ben senin bizim tü rü m ü zd e n olanları p ek sevm ediğin gibi
garip bir inanç için d eyd im .”
" S e v m iy o r u m ,” ded i Y ed en doğrudan. “ S izler bencilsiniz, sizler disiplinsizsiniz
ve sizler skaaların kalan kısm ına sırtlarınızı dön dü n üz. G ü z e l giyin iyo r olabilirsiniz
am a içten içe kül kadar kirlisiniz."
H am h om urdandı. “ Ş im d id en bu işin ek ip te m oral açısından h arika olacağını
görebiliyorum .”
V in dudağını çiğn eyerek sessizce izliyordu. Y e d e n ’in bir skaa işçisi olduğu bel
liyd i, b ü yü k olasılıkla bir dem irh an en in ya da tek stil fabrikasın ın çalışanıydı. Onun
y e ra ltıy la ne bağlantısı vardı? V e ... onun bir hırsız ç etesin i kiralayacak kadar parası
nasıl o lab ilird i, özellikle d e K e lsie r’in takım ı kadar p ro fesyo n el görünen bir tane
sini?
B elki K e lsie r d e onun şaşırdığını fark etm işti, çü n kü d iğerleri konuşmaya de
vam ed erken V in , K e lsie r’in ona baktığını gördü.
“ B en im hâlâ biraz kafam karışık ," ded i H a m . “Y eden , hepim iz senin hırsızlan
nasıl gördüğünün farkındayız. O zaman bizi neden kiraladın?”
Y ed en biraz kıvrandı. “ Ç ü n k ü ,” dedi en sonunda, "H e rk e s sîzlerin ne kad*r
etkili olduğunu biliyor.”
Breeze hafifçe güldü. “ Bize ahlaki açıdan karşı olm ak, seni yeteneklerim iz^'’
faydalanm ayı red d etm eye itm iyorm uş dem ek ki. Peki o zaman, iş nedir? Skaa
isyanı bizden ne istiyor?”
Skaa isyanı? diye düşündü Vin konuşmanın bir parçası daha yerine otururken.
Yeraltının iki tarafı vardı. Ç ok daha büyük olan kısmı, genel skaa toplumunun
dışında sağ kalmaya çalışan hırsızlardan, çetelerden, orospulardan ve dilencilerden
oluşurdu.
V e bir de isyancılar vardı. Son İm paratorluk’a karşı çalışan insanlar. Reen her
zaman onların aptal olduğunu söylem işti; bu ise V in ’in karşılaştığı hem yeraltı,
hem de sıradan skaa toplumunun çoğu üyesi tarafından paylaşılan bir düşünceydi.
Bütün gözler yavaşça tekrar bara yaslanmış olan Kelsier’e döndü. “ Skaa isyanı
liderleri Y ed en ’in m üsaadesiyle, bizi çok özel bir şey için kiraladı."
"N e için?” diye sordu Ham. "Soygun? Suikast?”
“İkisinden de biraz ve ama aynı zamanda ikisi de değil,” dedi Kelsier. “Beyler,
bu sıradan bir iş olm ayacak. Bu şim diye dek hiçbir çete tarafından asla yapılmaya
çalışılmamış olan bir şey. Bizler Yeden'e Son İm paratorluk’u yıkm ası için vardım
edeceğiz."
Sessizlik.
"Pardon?” diye sordu Ham.
“ Beni doğru duydun H a m ,” dedi Kelsier. “ Benim planlamakta olduğum iş işte
bu: Son İm paratorluk’un yıkılışı. Ya da en azından merkezi hükümetinin. Yeden
bizi ona bir ordu, sonra da bu şehrin kontrolünü ele geçirebilmesi için uygun bir
fırsat sağlamamız için kiraladı.”
Ham arkasına yaslandı, sonra Breeze ile birbirlerine baktılar, iki adam da
Dockson’a doğru döndü ve o da ciddi bir şekilde başını sallayarak onayladı. Oda
bir an daha da sessizleşti, sonra da Yeden kendi kendine kederli bir şekilde gülm e
ye başlarken sessizlik bozuldu.
"Bunu asla kabul etm em iş olm alıydım ,” dedi Yeden başını sallayarak. “Şimdi
böyle söylediğin zaman, bunların hepsinin kulağa ne kadar saçma geldiğini fark
ediyoru m .”
“ G üven bana Yeden,” dedi Kelsier. “ Bu adamlar ilk bakışta saçma görünen
planları başarmayı huy edinm iştir.”
“ Bu doğru olabilir, K e li,” dedi Breeze. “Ama şu durumda, ben de bizim mutsuz
arkadaşımızla aynı fikirde olduğumu görüyorum. Son İmparatorluk’u yıkmak...
Bu skaa isyancıların bin yıldır uğruna çalışmakta oldukları bir şey! O adamların
başarısız olduğu yerde bizim herhangi bir sonuca ulaşacağımızı sana düşündüren
şey nedir?"
Kelsier gülümsedi. “ Biz başarılı olacağız çünkü bizim bir vizyonumuz var Bree
ze. Bu isyanın her zaman eksikliğini çekmiş olduğu bir şey."
“Pardon?" dedi Yeden gücenmiş bir şekilde.
“ Bu doğru ne yazık k i,” dedi Kelsier. “ İsyan bizim gibi insanları açgözlülüğü
müz nedeniyle lanetliyor ama onlar bütün üstün ahlaklarına rağmen -ki bu arada o
benim saygı duyduğum bir şey- asla herhangi bir şeyi başaramıyorlar. Yeden, senin
¡ulamların na.sıl bir gün ayaklanıp ila Son İm p aratorlu k a karşı şanlı bir sav^şt.;.
önderlik edeceklerinin hayalini kurarak orm anlarda ve 1 e p e le rd e saklanıyor. Arna
senin türünün düzgün bir planın nasıl yap ılıp u ygu lam aya koyulacağı hakkında
hiçbir fikri yo k .”
Yeden in yüz ifadesi karardı. "V e senin de neden b ah settiğin hakkında hiçbir
fikrin yok.”
“Y a?” dedi Kelsier hafife alırcasına. “ S öyle bana, sizin isyanınız bin yıllık müca
delesi boyunca neyi elde etti? Başarılarınız ve zaferlerin iz n ered e ? U ç yüzyıl önceki
yedi bin skaa isyancının öldürüldüğü T o u gier K atliam ı m ı? A ra d a sırada bir kanal
yolcu teknesine yapılan baskınlar ya da u fak bir asil m em u ru n kaçırılm ası mı?"
Yeden’in vüzü kızardı. “ Bu elim izdeki insanlarla b aşarab ild iğim izin en iyisi! Ba
şarısızlıkları için benim adam larım ı suçlam a, skaaların kalanını suçla. Asla onlann
yardım etm elerini sağlayam ıyoruz. Bin yıl b oyu nca ez ilm işle r, hiç cesaretleri kal
mamış. Bırak isyana katılm aya, bin tane içinden b ir tan esin i bizi dinlem eye bile
ikna etmek yeteri kadar zor!"
“ Sakin, Y eden,” dedi K elsier bir elini kaldırarak. “ B en sizin cesaretinizi küçük
görmeye çalışm ıyorum . Bizler aynı taraftayız, h atırlıyo r m u su n ? S en özellikle bana
geldin çünkü ordun için adam toplam akta sorun y a şıy o rd u n .”
“Bu karar beni gittikçe daha da pişman ediyor, hırsız,” d edi Yeden.
“ Eh, bize ödem eyi yaptın b ile ,” dedi K elsier. “ O y ü zd en artık geri dönmek için
biraz geç. Am a sana o orduyu bulacağız, Yeden. Bu o d ad ak i ad am lar şehirdeki en
yetenekli, en akıllı ve en becerikli A llom anser'ler. G ö re c e k s in .”
Oda tekrar sessizleşti. V in m asasında otu rm u ş, çatık kaşlarla konuşmayı iz
liyordu. N e iş çeviriyorsun, K elsier? Son İm p a ra to rlu k ’u y ık m a k hakkında olan
sözleri belli ki numaraydı. V in ’e en olası görünen şey K e ls ie r ’in skaa isyanını do
landırmaya niyetli olduğuydu. A m a... eğer zaten parayı ald ıysa oyunu neden sür
dürüyordu?
Kelsier Yeden’den Breeze ve H a m ’e döndü. “ P ekâlâ, b e y le r. Siz ne düşünü
yorsunuz?”
İki adam bakıştı. En sonunda Breeze konuştu. “ L o rd H ü k ü m d ar biliyor ki, ben
asla zor bir işi geri çevirecek adam olm adım . A m a K eli, ben senin mantığından
emin değilim. Bunu yapabileceğimizden em in m isin?"
"Kesinlikle,” dedi Kelsier. “ Lord H ü k ü m d ar’ı d evirm ek için daha önceden ya
pılan denem eler başarısız oldu çünkü onlarda uygun organizasyon ve planUma
eksikliği vardı. Bizler hırsızız beyler ve sıra dışı d e re c e d e iyi hırsızlarız. Bizler sov«'
iamazı soyabilir, kandırılamazı kandırabiliriz. Bizler nasıl in anılm ayacak kadar bü
yük bir hedefi alıp bunu baş edilebilecek kadar küçük parçalara bölebileceğimi«'
sonra da bu parçaların her biriyle nasıl ilgileneceğim izi biliyoruz. Bizler istediğimi*
şeyi nasıl elde edeceğimizi biliyoruz. Bunlar bizi özellikle bu iş için mükeron^
derecede uygun hâle getiriyor."
Breeze kaşlarını çattı. “ Peki va imkânsızı gerçekleştirm ek için ne kadar
alıyoruz?”
"O tuz bin boxing, dedi Yeden. Yarısı şimdi, yarısı da orduyu sağladığınız
zaman."
“Otuz bin m i?” dedi Ham. “ Bu kadar büyük bir operasyon için mi? Bu mas
rafları zar zor karşılar. Asiller arasındaki söylentileri izlemek için bir casusa ihti
yacımız olacak, bir iki sığınağa ihtiyacımız olacak, bütün bir orduyu saklamaya ve
eğitmeye yetecek kadar büyük bir yerden bahsetmiyorum bile...”
"Şim di pazarlık etm eye çalışmanın bir faydası yok, hırsız,” diye tersledi Yeden.
“Otuz bin sizin gibiler için kulağa pek fazla bir şeymiş gibi gelmeyebilir ama bu
bizim için onlarca yılın tasarrufu. Size daha fazla ödeyemeyiz çünkü daha fazla bir
şeyimiz yok.”
“Bu hayırlı bir iş beyler,” diye belirtti Dockson konuşmaya ilk defa katılarak.
“Evet, tamam, bunların hepsi çok güzel,” dedi Breeze. "Ben de kendimi yeteri
kadar iyi bir kişi olarak kabul ediyorum. Ama... bu sadece biraz fazla hayırseverce
görünüyor. Salakça olduğundan ise bahsetmeye bile gerek yok."
"Ee... işin içinde bizim için biraz daha fazla bir şeyler olabilir..." dedi Kelsier.
V in ’in kulakları dikildi ve Breeze de gülümsedi.
“Lord H üküm dar’ın hâzinesi," dedi Kelsier. "Plan, şu anki hâliyle, Yeden’e bir
ordu ve şehri ele geçirmesi için bir fırsat sağlamak. Yeden bir kere sarayı aldığı za
man, hâzineyi de ele geçirecek ve bu mali kaynaklan da iktidarı ele geçirmek için
kullanacak. V e o hâzinenin kalbi ise...”
” ... Lord H üküm dar’ın atiyum udur,” dedi Breeze.
Kelsier başıyla onayladı. "Yeden'le olan anlaşmamız bize sarayın içinde bulaca
ğımız atiyum rezervlerinin yarısını vaat ediyor, ne kadar çok olursa olsun.”
Atiyum . V in metalin adını duymuştu ama hiç atiyum görmemişti. İnanılmaz
derecede enderdi, sadece asiller tarafından kullanıldığı söylenirdi.
Ham gülümsüyordu. “Bak, şimdi bu neredeyse cezbedici olacak kadar büyük
bir ödül.”
“O atiyum stokunun devasa olması lazım,” dedi Kelsier. "Lord Hükümdar me
tali sadece asillere korkunç fiyatlar alarak küçük zerreler hâlinde satıyor. Pazarı
kontrol ediyor olmasını garantilemek ve acil durumlar için yeteri kadar zenginliği
olacağından emin olmak için çok büyük bir rezervi elinde tutmak zorunda."
"D oğru...” dedi Breeze. “Am a sen son sefer sarayın içine girmeye çalıştığımız
zaman... olanlardan bu kadar kısa süre sonra tekrar böyle bir şeyi denemek istedi
ğinden emin misin?”
“ Bu sefer işleri farklı bir şekilde yapacağız," dedi Kelsier. "Beyler, size karşı
dürüst olacağım. Bu kolay bir iş olmayacak, ama başarılı olabiliriz. Plan basit. Böl
geyi bir güvenlik kuvvetinden mahrum bırakacak şekilde Luthadcl Garnizonu nu
etkisiz hâle getirmek için bir yol bulacağız. Ondan sonra şehri kargaşaya sürükle
yeceğiz."
“ Bunu nasıl yapacağımıza dair birkaç seçeneğimiz var," dedi Dockson. “Ama
bunlar hakkında daha sonra konuşabiliriz.”
Kelsier başını sallayarak onayladı. "Sonra, o kargaşanın içinde, Yeden ordusunu
I.ullı.ult'l Y getirecek ve sarayı ele geçirerek Ix>r<l I lıik u m d a r’ı esir alacak. Ye<^
şehri kontrol altına alırken, bizler de atiyum u araklayacağız. Yarısını ona verecek
sonra da diğer yarısıyla birlikte ortadan kaybolacağı/.. O n dan sonra, ele geçim-,a
olduklarını kaptırmamak onun işi."
“ Kulağa senin için biraz tehlikeliym iş gibi geliyo r, Y e d e n ,” d iy e belirtti Harr,
isyancı liderine bir göz atarak.
Yeden omuz silkti. “ Belki. A m a eğer biz, bir m u cize son u cu n d a, sarayın kont
rolünü gerçekten de ele geçirirsek, o zam an daha ö n ce h içb ir skaa isyanının ba
şaramamış olduğu bir şeyi elde etm iş olacağız. B en im ad am larım için bu sadece
zenginlikle ilgili bir şey değil, hatta sağ kalm akla bile ilgili değil. Bu büyük bir şeyi,
muhteşem bir şeyi yapm ak, skaalara um u t v e rm e k le ilgili b ir şey. A m a ben sizin
gibi insanların böyle şeyleri anlamasını b e k le m iy o ru m ."
Kelsier , Yeden'e susturucu bir bakış attı ve ad am da bu rn un u çekerek geri
oturdu. Allom ansi mi kullandı, diye m erak etti V in . D a h a ön ce d e işveren-çete
ilişkileri görmüştü ve görünüşe göre tersi olacağı y e rd e , asıl Y eden K elsier’in ce
bindeymiş gibi duruyordu.
Kelsier tekrar Ham ve B reeze’e döndü. “ B ü tün bu n lard a sad ece bir cesaret
gösterisinden daha fazlası var. Eğer biz o atiyu m u çalm ayı başarırsak, bu Lord
Hüküm dar’ın ekonomik tem eline ciddi bir darbe olacak. H ü k ü m d ar o ativumun
sağladığı paraya bakıyor, o olmadan ordularına m aaş ö d e y e m e y e c e k duruma düş
mesi gayet mümkün.
“Tuzağımızdan kaçarsa bile ya da eğer biz onunla m u h atap olm a zorunluluğunu
en aza indirecek şekilde o yokken şehri ele g e çirm eye karar verirsek bile, ekono
mik açıdan harap olacak. Şehri Y ed en ’in elinden alm ak için ord u lar göndermesi
mümkün olmayacak. Eğer bu iş yolunda giderse, şehri zaten kargaşa içine sokmuş
olacağız ve asiller de isyancı kuvvetlerine karşı tep k i v e rm e k için fazla zayıf ola
cak. Lord Hükümdar da afallamış bir şekilde cid d i bir o rdu toplayam avacak hâlde
ortada kalacak.”
“Peki ya kolosslar?" diye sordu Ham sessizce.
Kelsier durakladı. “ Eğer o yaratıkları kendi başken tin in ü stü n e sürecek olur
sa bunun yaratacağı yıkım ekonom ik istikrarsızlıktan b ile daha tehlikeli olabilir.
Kargaşada taşra asilleri isyan edecek ve kendilerini kral ilan ed e cek ler ve Lord
H üküm dar’ın ise onları hizaya getirebilecek orduları olm ayacak. Y ed en ’in isyancı
ları Luthadel’i elde tutabilecek ve bizler ise, dostlarım , ço k am a ço k zengin olaca
ğız. Herkes istediği şeyi elde etm iş olacak."
“Çelik N ezaret’i unutuyorsun," diye tersled i C lu b s, odanın neredeyse unu
tulmuş bir şekilde oturduğu tarafından. “ O Sorgu cular o tu ru p da senin onların
sevimli, küçük teokrasilerini kargaşaya göm m ene izin v e rm e y e ce k .”
Kelsier duraklayarak huysuz suratlı adam a doğru döndü. “ N ez a re t'le ilgilenme
nin bir yolunu bulmak zorunda kalacağız, benim onun için de birkaç planım var-
Her neyse, bu gibi problem ler bizim bir ekip olarak üzerin de çalışm am ız gereken
şeyler. Luthadel Garnizonu’ndan kurtulm ak zorundayız, onlar sokaklarda g ü v e n
liği sağlaıken lıcrlıangi bir sonuç elde etmemizin hiç yolu yok. Şehri kargaşaya
sürüklemek için uygun bir yol ve obligatörlerin izimizi bulmalarını engellemenin
bir yolunu bulmamız da gerekecek.
"Am a eğer işi iyi becerebilirsek, Lord Hükümdar'ı, saray muhafızlarını, hatta
belki de Sorgucuları bile, düzeni sağlamak için şehrin içine göndermeye zorla
mamız m ümkün olabilir. Bu da sarayın kendisini savunmasız bırakarak, Yedene
saldırması için kusursuz bir fırsat sağlayacak. Ondan sonra ise Nezaret ya da
Garnizon'a ne olacağının bir önem i yok çünkü Lord H üküm dar’ın imparatorluğu
nun kontrolünü elinde tutm ayı sürdürecek parası olm ayacak."
"Bilm iyorum K e li,” dedi Breeze başını olumsuzca sallayarak. Havailiği azal
mıştı, gerçekten de ciddi ciddi planı değerlendiriyormuş gibi görünüyordu. “ Lord
Hükümdar o atiyum u bir yerlerden buldu. Ya sadece gidip biraz daha çıkarırsa?”
Ham başını sallayarak onayladı. “Hiç kimse atiyum madeninin nerede olduğu
nu bile bilm iyor.”
“Ben hiç kim se dem ezdim ,” dedi Kelsier gülümseyerek.
Breeze ve Ham bakıştılar.
“Sen biliyor m usun?” diye sordu Ham.
“Elbette," dedi Kelsier. "Ö m rüm ün bir yılını orada çalışarak harcadım .”
“Hathsin m i?” diye sordu Ham şaşkınlık içinde.
Kelsier başıyla onayladı. "İşte o yüzden Lord Hüküm dar orada çalışan kim se
nin sağ kalm adığından em in oluyor. Sırrının açığa çıkmasına izin verem ez. Orası
sadece bir sürgün yeri, sadece skaaların ölm eleri için gönderildikleri bir cehennem
çukuru değil. Hathsin bir m aden.”
“Tabii ya...” dedi Breeze.
Kelsier doğrularak dikildi ve bardan uzaklaşarak Ham ve Breeze'in masasına
doğru yürüdü. “ Bizim burada bir şansımız var, beyler. M üthiş bir şeyi yapma şansı,
başka hiçbir hırsız çetesinin asla yapm adığı bir şeyi. Biz Lord H üküm dar’ın ken
disini soyacağız!
“Am a daha fazlası da var. Ç ukurlar beni neredeyse öldürüyordu ve ben de
kaçtığımdan beri her şeyi... farklı görüyorum. Umutları olmadan çalışan skaala-
rı görüyorum . A ristokrat artıkları üzerinden sağ kalmaya çalışan hırsız çetelerini
görüyorum; çoğu zaman da bunu yapm aya çalışırken kendilerini ve başka skaaları
öldürtüyorlar. Skaa isyanının Lord H üküm dar’a direnmek için o kadar çok uğraş
tığını ve asla hiçbir yere varamadığını görüyorum.
“ İsyan başarısız oluyor çünkü fazlasıyla hantal ve dağınık. Ne zaman pek çok
parçasından bir tanesi m omentum kazanırsa, Çelik Nezaret bunu eziyor. Son
Im paratorluk’u yenm enin yolu bu değil beyler. Ama küçük bir ekibin, usturuplu
ve becerikli olan bir ekibin bir um udu var. Biz fazla açığa çıkma riskine girmeden
çalışabiliriz. Bizler Ç e lik N eza ret’in pençelerinden nasıl kaçınacağımızı biliyoruz.
Bizler yüksek aristokrasinin nasıl düşündüğünü ve onun üyelerinden nasıl faydala
nacağımızı anlıyoruz. Bizler bunu yapabiliriz!”
Breeze ve Ham in masasının yanında durakladı.
“ Bilmiyorum Keli," dedi Mum. "Seııin sebeplerine katılm adığım dan değil. hu
sadece... Eh, bu biraz çılgınca görünüyor."
Kelsier gülümsedi. “Öyle olduğunu biliyorum . Am a son yine do kabul r-^.
sin, değil mi?"
Ham durakladı, sonra da başıyla onayladı. "İş ne olursa olsun senin ekibine
katılacağımı biliyorsun. Bu kulağa delice geliyor ama senin planlarının çoğu zaten
öyledir. Ama... Ama söyle bana. Sen Lord H ü kü m d ar’ı devirm e konusunda ciddi
misin?"
Kelsier başını sallayarak onayladı. H er nedense, V in de n eredeyse ona inanma
ya meyilliydi.
Ham kararlı bir şekilde başını salladı. “ Peki, o zaman. Ben varım .”
“Breeze?” diye sordu Kelsier.
İyi giyimli adam başını olumsuzca salladı. “ Ben em in değilim Keli. Bu biraz
aşırı, hatta senin için bile."
"Sana ihtiyacımız var, Breeze,” dedi Keli. “ Kim se bir kalabalığı senin gibi Tes
kin edemez. Eğer bir ordu toplayacaksak, senin A llo m an ser’lerine ve senin güçle
rine ihtiyacımız olacak.”
“Eh, o kadarı doğru," dedi Breeze. “Am a yine d e ...”
Kelsier gülümsedi, ondan sonra da masanın üstüne bir şey koydu: V in ’in Bree
ze için doldurmuş olduğu şarap kupası. Vin, K elsier’in bunu bardan kapmış oldu
ğunun farkına bile varmamıştı.
“ İşin zorluğunu düşün, Breeze,” dedi Kelsier.
Breeze kupaya bir göz attı, sonra da başını kaldırıp K elsier’e. En sonunda kah
kaha atarak şaraba uzandı. “Tamam. Ben de varım ."
“Bu imkânsız," dedi huysuz bir ses odanın arka tarafından. C lub s kollarını bağ
lamış, yüzünde ters bir ifadeyle K elsier’i süzüyordu. “ G e rç e k te ne planlıyorsun,
Kelsier?"
“Ben doğruyu söylüyorum,” diye cevap verdi Kelsier. “ Ben Lord Hükümdar’ın
atiyumunu almayı ve onun imparatorluğunu yıkm ayı p lan lıyorum .”
“Yapamazsın,” dedi adam. “ Bu ahmaklık. Sorgucular hepim izi boğazımızdan
kancalarla asacak."
“Belki,” dedi Kelsier. "Ama eğer başarılı olursak alacağım ız ödülü düşün. Zen
ginlik, güç ve skaaların köle gibi değil de insan gibi yaşayabilecekleri bir dünya.
Clubs yüksek sesle burnundan soludu. Sonra sandalyesi arkasında yere dev-
rilirken ayağa kalktı. “ Hiçbir ödül yeterli olmaz. Lord H üküm dar seni bir kere
öldürmeye çalıştı. Görüyorum ki sen de o bunu başarıncava kadar tatmin olmaya"
çaksın.” Bununla birlikte yaşlı adam döndü ve topallayan, uzun adımlarla ilerleyip
arkasından kapıyı çarparak odadan çıktı.
Sığınak sessizleşti.
“ Eh, sanırım başka bir Dumancı'ya ihtiyacımız olacak,” dedi Dockson.
“Onun öylece gitmesine izin mi vereceksiniz?” diye hesap sordu Yeden. “O hef
şeyi biliyor!"
Breeze kıs kıs güldü. 'Bu küçük grupta ahlaklı olan kişinin sen olması gerek
miyor m uydu?”
"Ahlakın bununla hiçbir ilgisi y o k ,” dedi Yeden. "Birinin bu şekilde gitmesine
izin verm ek aptalca! D akikalar içinde obligatörleri tepem ize indirebilir."
Vin de ona katılıyordu ama Kelsier sadece başını salladı. "Ben o şekilde çalış
mam Yeden. C lu b s’ı tehlikeli bir planın ana hatlarından bahsettiğim bir buluşmaya
çağırdım, hatta bazı insanların aptalca diyebileceği bir plan. O bunun fazla tehlike
li olduğuna karar verdi diye C lu b s’ı öldürtecek değilim. Eğer öyle şeyler yaparsan,
kısa bir süre sonra artık kimse planlarını dinlem eye gelm ez.”
“Dahası,” dedi Dockson. “ Bize ihanet etmeyeceğinden emin olmadığımız biri
sini bu buluşm alardan birine davet etm ezdik."
İmkânsız, diye düşündü V in kaşlarını çatarak. Çetenin moralini yüksek tutmak
için yalan söylüyor olmalıydı, kimse bu kadar güvençli olmazdı. Sonuç olarak di
ğerleri K elsier’in birkaç yıl önceki başarısızlığının, onu Hathsin Çukurlan'na gön
dermiş olan olayın, bir ihanet yüzünden olduğunu söylememişler miydi? Büyük
ihtimalle K elsier’in şu anda bile C lu b s’ı takip eden, onun otoritelere haber verm e
yeceğini garanti altına alacak suikastçıları vardı.
"Pekâlâ, Y eden ,” dedi K elsier işe geri dönerek. “ O nlar kabul etti. Plan başlıyor.
Sen hâlâ var mısın?”
“Eğer hayır dersem isyanın parasını geri verecek misin?" diye sordu Yeden.
Buna gelen tek cevap H am ’in sessizce kıs kıs gülüşüydü. Yeden'in yüz ifadesi
karardı ama sadece başını iki yana salladı. “Eğer başka bir seçeneğim olsaydı...”
“Aman kes şikâyet etm eyi," dedi Kelsier. “ Şimdi sen de resmi olarak bir hırsız
çetesinin üyesisin, o yüzden buraya gelip de bizim yanımızda oturabilirsin."
Yeden bir an için durakladı, sonra da içini çekti ve Kelsier'in hâlâ yanında ayak
ta durmakta olduğu Breeze, Ham ve D ockson’ın masasına doğru yürüyüp oturdu.
Vin hâlâ yan masada oturuyordu.
Kelsier dönerek V in ’e doğru baktı. “Ya sen, Vin?”
Vin durakladı. Bana niye soruyor? O nun elinde olduğumu zaten biliyor. Ben
onun bildiklerini öğrendiğim sürece işin ne olduğu önemli değil ki.
Kelsier ümitle bekliyordu.
“Ben de varım ,” dedi Vin onun duym ak istediği şeyin bu olduğunu varsayarak.
Doğru tahmin etmiş olmalıydı çünkü Kelsier gülümsedi, sonra da masadaki
son sandalyeye doğru başıyla işaret etti.
Vin içini çekti ama onun işaret ettiği gibi yaparak kalktı ve son sandalyeye
oturmak için ilerledi.
“Çocuk kim?” diye sordu Yeden.
’T w ix t ,’’ dedi Breeze.
Kelsier bir kaşını yukarı kaldırdı. “Aslında Vin bir çeşit yeni üye. Ağabeyim
birkaç ay önce onu duygularını Teskin ederken yakalamış.
“Teskınci, ha?" dedi Ham. “ Sanırım her zaman fazladan bir tanesini daha kul
lanabiliriz.”
"Aslında görünüşe göre o insanların duygularını K örü kleyeb iliyor da," diyebe
lirtti Kelsicr.
Breeze irkildi.
“Hadi be?” dedi Ham.
Kelsier başıyla onayladı. “D ox ve ben onu sadece birkaç saat önce test ettik."
Breeze kıs kıs güldü. “V e ben burada durm uş, ona asla senden başka bir Sissov-
luyla karşılaşmayacağını söylüyordum .”
“Ekipte ikinci bir Sissoylu...” dedi H am takdirle. “ Eh, bu şansım ızı biraz olsun
artırıyor.”
“ Ne diyorsunuz siz?” diye geveledi Yeden. “ Skaalar S isso ylu olam az. Ben Sis-
soyluların var olup olmadığından bile em in değilim ! B en kesin likle bir tanesiyle
bile karşılaşmış değilim.”
Breeze bir kaşını kaldırdı, sonra da bir elini Y e d e n ’in om zuna koydu. “ Sen bu
kadar çok konuşmamaya çalışmalısın, ark ad aşım ,” d iy e ön erdi. "O şekilde çok
daha az salakmış gibi görünürsün.”
Yeden, Breeze’in elini ittirdi ve H am güldü. A n ca k V in sessizce oturmuş,
Kelsier’in söylediklerinin ima ettiği şeyleri d eğerlen d iriyo rd u . A tiy u m rezervlerini
çalma hakkında olan kısım cezbedicivdi ama bunu yap m ak için şehri fethetmek
mi? Bu adamlar gerçekten de bu kadar gözü kara m ıydı?
Kelsier kendisi için masanın yanına bir sandalye çek ti v e ters oturarak kollarını
sandalyenin sırtına koydu. "Pekâlâ,” dedi. "B ir çetem iz var. A yrın tıları sonraki
buluşmada planlayacağız ama ben hepinizin iş hakkında d ü şü n ü yo r olmasını isti
yorum. Benim bazı planlarım var ama taze kafaların da h e d efim iz i değerlendirme
sini istiyorum. Luthadel G arnizonu’nu şehirden çıkarm anın yollarını ve bu şehri
Büyük Evlerin Yeden’in ordusunu saldırdığı zam an d u rd u rm ak için kuvvetlerini
seferber edem eyecekleri kadar fazla kargaşaya sü rü klem em izin yollarını tartışma
mız gerekiyor.”
Yeden dışında grubun üyeleri başlarıyla onayladılar.
“Ancak bu akşamı bitirm eden ö n ce,” diye d evam e tti K elsier, “ Planın, sizi
uyarmak istediğim bir diğer parçası daha var.”
“ Daha ne?” diye sordu Breeze h a fif h a fif gülerek. “ Lord H ü k ü m d a r’ın servetini
çalmak ve imparatorluğunu yıkmak yetm iyor m u?”
“ Hayır,” dedi Kelsier. “ Ben eğer başarabilirsem onu öldüreceğim de."
Sessizlik.
"K elsier,” dedi Ham yavaş yavaş. “ Lord H ü kü m d ar, E b ed iyetin Kıymığı- 0
Tanrının kendisinin bir parçası. Onu öldürem ezsin. H a tta onu y a k a la m a k bık
büyük ihtimalle imkânsız.”
Kelsier cevap vermedi. Ancak bakışları kararlıydı.
Şim di oldu, diye düşündü Vin. O delirm iş olm alı.
“Lord Hükümdar ve benim, bizim aramızda ödenm em iş bir borç var,
Kelsier sessiz bir şekilde. “ O M are’i benden aldı ve n ered e yse benim akıl sağlığı*1
da alıyordu. Hepinize itiraf ediyorum kı bu planın arkasındaki sebeplerim den bu1
de ondan intikam almak. Biz onun hükümetini, evini ve servetini elinden alacağız.
“Ancak bunun işe yaram ası için ondan kurtulmamız gerekecek. Belki de onu
kendi zindanlarında hapsetm em iz ya da en azından onu şehrin dışına çıkarmamız
gerekiyor. Ancak ben bu iki seçenekten de çok daha iyi olan bir şey düşünebiliyo
rum. Beni gönderdiği o çukurların içinde Koptum ve Allomantik güçlerim uyandı.
Şimdi de bunları onu öldürmek için kullanmaya niyetliyim.”
Kelsier ceketinin cebine uzandı ve bir şey çıkardı. Bunu masanın üstüne koydu.
“Kuzeydekilerin bir efsanesi var," dedi Kelsier. “ Bu Lord Hüküm dar’ın ölüm
süz olmadığını anlatıyor, tam am en değil. Diyorlar ki o doğru metal ile öldürülebi-
lir. On Birinci M etal. Şu m etal.”
Gözler masanın üstündeki nesneye döndü. Bu ince bir metal çubuktu, belki
V in ’in serçe parmağı kadar uzun ve kalındı. Güm üşsü beyaz bir rengi vardı.
“On Birinci M etal m i?” diye sordu Breeze şüpheli bir şekilde. “Ben hiç böyle
bir efsane duym adım .”
“Lord Hükümdar bunun yayılmasını engellemiş,” dedi Kelsier. “Ama eğer ne
reye bakacağım biliyorsan hâlâ bulunabiliyor. Allom antik teori on metalden bah
seder: sekiz tem el m etal ve iki yüksek metal. Ancak bir tane daha var, çoğu kişi
tarafından bilinmeyen bir tane. Diğer onundan bile çok daha güçlü olan bir m etal.”
Breeze şüpheci bir şekilde kaşlarını çattı.
Ancak Yeden ilgilenmiş gibi görünüyordu. “V e bu metal bir şekilde Lord
Hükümdar’ı öldürebilir m i?”
Kelsier başını sallayarak onayladı. “Bu onun zayıflığı. Çelik Nezaret sizden
onun ölümsüz olduğuna inanmanızı istiyor ama o bile öldürülebilir, bunu yakan
bir Allomanser tarafından.”
Ham uzanarak ince metal çubuğu aldı. “Bunu nereden buldun?”
"Kuzeyde,” dedi Kelsier. “ Uzak Yarım ada’nın yakınlarındaki bir ülkede, in
sanların hâlâ M iraç’tan önceki günlerdeki eski krallıklarının adının ne olduğunu
hatırladığı bir ülke.”
“Nasıl çalışıyor?” diye sordu Breeze.
"Emin değilim ,” dedi Kelsier dürüst bir şekilde. “Ama keşfetmeye niyetliyim."
Ham parmaklarında çevirm ekte olduğu porselen renkli metali süzdü.
L ord H ü k ü m d a r ı öldürm ek m i? diye düşündü Vin. Lord Hükümdar rüzgârlar
va da sisler gibi bir güçtü. İnsan böyle şeyleri öldürmezdi. Onlar yaşıyor da sayıl
mazdı zaten. O nlar sadece vard ı.
"H er n eyse,” dedi Kelsier metali H am ’den geri alırken. “ Sizin bu konuda en
dişe etmenize gerek yok. Lord Hüküm dar'ı öldürmek benim işim. Eğer bunun
mümkün olmadığı ortaya çıkarsa onu kandırarak şehrin dışına çıkarıp, sonra da
soyup soğana çevirm ekle yetineceğiz. Ben sadece sîzlerin benim ne planlamakta
olduğumu bilmeniz gerektiğini düşündüm.”
Deli bir adam ın eline düşm üşüm , diye düşündü Vin teslimiyet içinde. Ama o
V in’e Allomansi öğrettiği sürece bunun gerçekte bir önemi olmayacaktı.
Yapm am gereken şeyin ne olduğunu bile a n la m ıyo ru m . Terrisli filozoflar za
m anı geldiğinde görevim in ne o ld u ğ u n u a n la y a c a ğ ım ı iddia ed iyo rla r am a bu
k ü çü k bir teselli.
Z ifir y o k edilm ek zoru n d a ve g ö rünüşe göre b u n u y a p a b ile c e k olan tek kişi
de benim. Ş u anda bile d ü n y a yı k m P geçiriyor. E ğ er ben k ısa süre içinde onu
durduram azsam , bu diyardan geriye kem ikler Ve tozdan başka hiçbir şey kal
mayacak-
“A- HAİ " K E L S İ E R ’ N İ N M U Z A F F E R hâli C a m o n ’un barının arka
sında belirdi, yüzünde bir tatm in ifadesi vardı. K olun u kald ırd ı ve tozlu bir şarap
şişesini bir gümlemeyle tezgâhın üstüne koydu.
Dockson eğlendiği belli bir hâlde ona doğru baktı. “ O n u nereden buldun?"
“Gizli çekmecelerin birinden," dedi Kelsier şişenin tozunu silerken.
"Ben onların hepsini bulduğumu sanm ıştım ,” dedi D ockson.
"Bulmuşsun. Bir tanesinin arka tarafı sah teyd i.”
Dockson kıs kıs güldü. “A kıllıca.”
Kelsier başıyla onayladı, şişenin m antarını çıkard ı ve üç kupa doldurdu. “İş*n
sırrı aramayı hiç bırakmamakta. H e r zam an bir sır daha v a rd ır.” Ü ç kupayı aldı ve
Vin ile D ockson’a masada katılm ak üzere yü rü yü p geldi.
Vin kupayı tereddütlü bir şekilde aldı. G ö rü şm e kısa b ir süre önce bitmiş; Bre
eze, Ham ve Yeden K elsier’in onlara söylem iş olduğu şe y le r hakkında d üşünm ek
için ayrılmışlardı. Vin kendisinin de gitm iş olm ası gerektiğin i hissediyordu am*
onun gidecek herhangi bir yeri yoktu. D ockson ve K elsier ise onun yanlarında
kalacağını peşinen kabul etm iş gibi görünüyorlardı.
Kelsier kıpkırmızı şaraptan büyük bir yud u m aldı, sonra da gülümsedi. “Ahi
bu çok daha iyi.”
Dockson da başını sallayarak onayladı am a V in kendi içkisinin tadına baknıad'
"Başka bir D u m ancıya ihtiyacımız olacak," diye söylendi Dockson.
Kelsier başıyla onayladı. "G e rç i öbürleri iyi karşılamış gibi göründüler.”
“ Breeze hâlâ emin değil,” dedi Dockson.
“V azgeçm eyecek. Breeze zor işleri sever ve asla bundan daha zor bir iş bula
m ayacak." K elsier gülüm sedi. “ Dahası, onun da içinde olmadığı bir iş çeviriyor
olduğumuzu bilm ek onu deli ederdi.”
“Yine de, tereddütlü olmakta haklı,” dedi Dockson. “ Ben de biraz endişeliyim."
Kelsier de katıldığını belirterek başını salladı ve Vin kaşlarını çattı. O zaman
bunlar plan hakkında cid d i m i? Yoksa bu hâlâ benim için yaptıkları bir gösteri
mi? İki adam o kadar becerikli görünüyorlardı ki. Ancak, Son İm paratorluk’u d e
virmek mi? Sislerin gelm esini ya da güneşin yükselmesini durdurma ihtimalleri
daha yüksekti.
“Diğer arkadaşların ne zaman buraya ulaşacak?" diye sordu Dockson.
“Bir iki gün,” dedi Kelsier. “O zamana kadar başka bir Dumancı bulmamız
gerekecek. Ayrıca benim biraz daha atiyuma ihtiyacım olacak.”
Dockson kaşlarını çattı. “ Şim diden m i?”
Kelsier başıyla onayladı. “ Çoğunu O reS eu r’un K ontrat’ını almak için harca
dım, sonra son kalan parçayı da T restin g’in plantasyonunda kullandım .”
Tresting. Ö nceki hafta m alikânesinde öldürülen asil. K elsier’in bununla ne iliş
kisi v a rd ı? V e K e lsie r a tiy u m h a k k ın d a ne d em işti? Lord H ükü m dar’ın metali
tekelinde tutarak yüksek aristokrasiyi kontrol altında tuttuğunu iddia etmişti.
Dockson sakallı çenesini ovuşturdu. “Atiyum u bulması kolay değil, Keli. Sana
o son parçayı çalm ak için neredeyse sekiz aylık planlama gerekm işti."
“ O durum sen dikkatli olm ak zorunda kaldığın için öyleyd i,” dedi Kelsier sinsi
bir gülüm sem eyle.
Dockson h afif bir endişeyle K elsier'e dik dik baktı. Kelsier ise sadece daha ge
niş gülüm sedi ve en sonunda D ockson içini çekerek gözlerini devirdi. Sonra V in ’e
bir göz attı. “ İçkine dokunm am ışsın.”
Vin başını iki yana salladı.
Dockson bir açıklam a için bekliyordu ve en sonunda Vin cevap vermek zorun
da kaldı. “ Ben kendi hazırlam adığım hiçbir şeyi içm eyi sevm iyorum ."
Kelsier kıs kıs güldü. “O bana V en t’i hatırlatıyor."
“Vent m i?” dedi Dockson gülerek. “ Kız biraz paranoyak ama o kadar da kötü
değil. Yemin ederim ki o adam kendi kalp atışından iirkecek kadar gergindi.”
İki adam beraberce kahkaha attılar. Ancak dostluk havası V in ’i sadece daha
da fazla rahatsız etm işti. B en den ne b ek liyor bunlar? B ir çeşit çırak mı olmam
gerekiyor?
“Peki, o zaman, bana nasıl kendine biraz atiyum bulmayı planladığını anlatacak
mısın?” diye sordu Dockson.
Kelsier cevap verm ek için ağzını açtı ama merdivenler aşağı inen birinin sesiyle
tıkırdadı. Kelsier ve Dockson döndü; Vin ise elbette ki, hareket etm ek zorunda
kalmadan odanın iki girişini de görebilecek bir şekilde oturmuştu.
Vin luı gelenin Kelsier'in sığınakla işinin bitip bilin« diğini görm ek jçjn ^
derilmiş olan Cam on'un çete üyelerinden biri olm asın ı bekliyord u . Bu „ e d ^ '
de kapı açılarak Clubs denilen adamın boğum lu ve huysuz yüzünü açığa ç , ^
zaman tamamen şaşırmıştı.
Kelsier gülümsedi, gözleri ışıldıyordu.
Şaşırmadı. Belki memnun oldu am a şaşırm adı.
“Clubs,” dedi Kelsier.
Clubs kapının ağzında dikilerek ü çlü ye etk ileyici d e re c e d e memnuniyetsiz bir
bakış attı. En sonunda da topallayarak odaya gird i. İn ce, sakar görünüşlü gençbir
oğlan onu takip ediyordu.
Oğlan C lu b s’a bir sandalye getirdi ve bunu K e lsie r in m asasının yanına koydu.
Clubs kendi kendine hafifçe hom urdanarak otu rd u . En son un da da Kelsier'e göz.
lerini kısıp burnunu kırıştırarak dik dik baktı. “Teskinci gitti m i?
“Breeze mi?” diye sordu Kelsier. “ Evet gitti.”
Clubs homurdandı. Sonra şarap şişesine dik dik baktı.
“Buyur al,” dedi Kelsier.
Clubs oğlana bardan kendisi için bir kupa g etirm esin i işaret ed e rek elini salladı,
sonra da tekrar K elsier’e döndü. “ Em in olm ak z o ru n d a y d ım ,” d ed i. "H içbir zaman
etrafta bir Teskinci varken kendine güven em ezsin , ö z ellik le d e onun gibi bir tanesi
varsa.”
“ Sen bir Dum ancı'sın C lu b s,” dedi K elsier. “ S en ona izin verm ediğin sürece
sana pek bir şey yapam azdı.”
Clubs omuz silkti. “ Ben Teskincileri sevm em . S a d e c e A llo m a n si’den değil, on
lar gibi adamlarla... onlar etraftayk en oyn atılm ad ığın d an em in olamazsın. Bakır
olsun ya da olmasın."
“ Senin sadakatini elde etm ek için ö yle bir şey e b el b a ğ lam az d ım ,” dedi Kelsier.
“Ben de öyle um m uştum ,” dedi C lu b s oğlan ona b ir ku pa şarap doldururken.
“Am a emin olmam gerekiyordu. O B reeze e tra fta d eğ ilk en bunları düşünmem
gerekiyordu.” Clubs yüzünü buruşturdu, gerçi V in bu n u n ed en yaptığını anlaya
mamıştı, sonra da kupayı alıp yarısını bir dikişte içti.
“İyi şarap,” dedi bir hırlamayla. Sonra K elsier’i süzdü. “ O zam an sen Ç u k u r la r '^
aklını hepten yitirdin, hı?”
“Tamamen,” dedi Kelsier dümdüz bir yüz ifadesiyle.
Clubs gülümsedi, gerçi bu ifade onun yü zü n d e k esin lik le çarp ık görünüyordu
“O zaman senin bunu yapm aya niyetin var? Senin şu sözde işini yapacaksın?"
Kelsier ciddi bir şekilde başıyla onayladı.
Clubs şarabının kalanını da kafasına dikti. “ O zam an ken din e bir Dumanü
buldun. Am a para için değil. Eğer sen gerçekten d e bu h ü k ü m e ti devirm ek konu
sunda ciddiysen, o zaman ben varım .”
Kelsier gülümsedi.
“V e bana gülümseme," diye tersledi Clubs. "Bundan nefret ederim .”
"Aklımdan bile geçm ez.”
“ Eh, dedi D ockson kendisine bir içki daha doldururken. “ Bu Dumancı soru
nunu çözüyor."
“Pek fark etm eyecek ," dedi Clubs. “Siz başarısız olacaksınız. Ben hayatımı Sis-
kanları, Lord H üküm dar ve onun obligatörlerinden saklamaya çalışarak geçirdim.
Ne olursa olsun eninde sonunda hepsini buluyor."
“O zaman neden bize yardım etm e zahmetine giriyorsun ki?” diye sordu Dock
son.
"Ç ü n k ü ” dedi C lu b s ayağa kalkarak. “ Lord beni de eninde sonunda bulacak. En
azından bu şekilde giderken onun suratına tükürebileceğim. Son İmparatorluk’u
yıkm ak...” G ü lü m se d i. “ Havası var. Hadi, gidelim evlat. Dükkânı m isafirler için
hazırlamamız gerekiyor.”
Vin gitm elerini izledi, C lubs topallayarak kapıdan çıktı, oğlan da arkalarından
çekerek kapıyı kapattı. Sonra K elsier’e bir göz attı. "Onun geri geleceğini biliyor
dun.”
Kelsier ise om uz silkerek kalktı ve gerindi. “ Um uyordum . Vizyon insanları cez-
beder. Benim tek lif etm ekte olduğum iş... bu sırtını dönüp gideceğin türden bir
şey değil. En azından, eğer hayata karşı genel olarak kızgın olan, sıkkın, yaşlı bir
adamsan. Şim di, V in, varsayıyorum ki senin çeten bu binanın tamamının sahibi?”
Vin başıyla onayladı. “ Ü st kattaki dükkân bir paravan.”
“İyi,” dedi Kelsier köstekli saatini kontrol ederek, sonra bunu Dockson’a ver
di. “Arkadaşlarına sığınaklarına geri gelebileceklerini söyle, sisler büyük ihtimalle
şimdiden belirm eye başlıyordur.”
“Ya biz?” diye sordu Dockson.
Kelsier gülüm sedi. “ Biz çatıya çıkıyoruz. Sana söylediğim gibi, biraz atiyum
almam lazım .”
Gündüz Luthadel kül ve kızıl güneş ışığıyla kavrulmuş olan kararmış bir şehirdi.
Sert, belirgin ve bunaltıcı.
Ancak gece bulandırm ak ve gizlem ek için sisler gelirdi. Yüksek asil kaleleri
hayaletsi, kararmış siluetlere dönerdi. Sokaklar sis içinde daha dar hâle geliyormuş
gibi görünür, her cadde boş, tehlikeli bir ara sokağa dönüşürdü. Asiller ve hırsızlar
bile gece dışarı çıkarken endişeli olurlardı; sisli sessizlikle yüzleşm ek için güçlü bir
yürek gerekirdi. G eceleyin karanlık şehir çaresizler ve çılgınlar için uygun olan bir
yerdi, girdaplanan gizemin ve garip yaratıkların diyarıydı.
Benim gibi garip ya ratıkların , diye düşündü Kelsier. Sığınağın düz çatısının
kenarlarını dolanan çıkıntının üstünde ayakta duruyordu. Etrafında karanlığın
içinden yükselen gölgeli binalar vardı ve sisler, her şeyin karanlığın içinde kayıyor
ve hareket ediyorm uş gibi görünmesine neden oluyordu. Arada sırada bir pen
cereden zayıf bir ışık dışarıya göz kırpıyordu ama minik ışık damlacıkları sinik,
korkmuş şeylerdi.
Serin bir esinti sisleri hareket ettirip çatı boyunca süzülerek K elsier’in sisle
nemlenmiş yanağına verilen bir nefes gibi sürtündü. Geçm işteki günlerde, her
şevin kötıivr gitmesinden önceki zamanının.., e.. ışıen <,n, ^
akkanı şehre yukarıdan bakmayı arzulayarak bir patının iistıim- çıkardı Mar. lll(j.
her zaman olduğu gibi orada olmasını bekleyerek yan tarafına bir göz atana k ^
bu gece do o eski âdetini tekrarlıyor olduğunun farkına varm am ıştı.
Ancak umduğunun yerine sadece boş havayı buldu. Yalnız. Sessiz. Onun y<-n..
sisler almıştı. Ama dolduramamışlardı.
İçini çekti ve döndü. Vin ve D ockson da onun arkasında çatıda duruyorlar^
İkisi de sislere çıkmış oldukları için en dişeliym iş gibi görünüyorlardı ama korku-
larıyla baş edebiliyorlardı. İnsan sislere taham m ül etm ey i öğrenm eden yeraltında
fazla ilerleyemezdi.
Kelsier ise sislere "taham m ül" etm ekten çok daha fazlasını yapm ayı öğrenmiş-
ti. Son birkaç yıldır sislerin içinde o kadar sık b u lu n m u ştu ki, artık geceleri sisle
rin gizleyici kucaklamasının içinde gündüz olduğundan çok daha rahat hissetmeye
başlamıştı.
“ Keli," dedi Dockson. "Kenara o kadar yakında d u rm ak zorunda mısın? Planla
rımız biraz delice olabilir ama ben onların senin aşağıdaki kaldırım taşlarına yayıl
mış olmanla sona ermemelerini tercih ed erim .”
Kelsier gülümsedi. Beni hâlâ b ir Sissoylu o la ra k d ü şü n m ü yo r, diye düşündü.
Buna alışmak onların hepsi için biraz zam an a lacak.
Yıllar önce Luthadel’deki en namlı çetebaşı olm u ştu ve bunu bir Allomanser
bile olmadan başarmıştı. M are bir K alaygöz'dü am a o ve D ockson ... onlar sadece
sıradan adamlardı. Biri herhangi bir gücü olm ayan bir m elez, öbürü de kaçak bir
plantasyon skaası. Birlikte Büyük Evleri dizlerinin üstü n e çök ertm iş, Son İmpara
torluktaki en güçlü adamları küstahça soym uşlardı.
Şimdi ise Kelsier çok ama çok daha fazlasıydı. B ir zam anlar Allom ansi’yi ha
yal eder, M are’ınki gibi bir gücünün olm asını dilerdi. M are, o Koparak güçlerine
ulaşmadan önce ölmüştü. Asla K elsier’in bu gü çlerle ne yapacağını göremeyecekti
Eskiden yüksek aristokrasi ondan korkardı. K e lsie r’i yakalam ak için Lord
Hüküm dar’ın bizzat kendisi tarafından kurulan bir tuzak gerekm işti. Şimdi ise... o
işini bitirmeden önce Son İm paratorluk’un kendisi sarsılacaktı.
Bir kere daha sisleri içine çekerek şehri gözleriyle taradı, sonra da çıkıntıdan
atlayarak inip Dockson ve V in ’e katılm ak için yavaş yavaş yürü d ü. Herhangi bir
ışık taşımıyorlardı, açık havada sisler yüzünden dağılan yıld ız ışığı çoğu durumda
görmek için yeterli olurdu.
Kelsier ceketini ve yeleğini çıkararak bunları D o c k so n ’a verd i, sonra da gonık"
ğinin ucunu pantolonundan dışarı çıkarttı. Kum aşı onu geceleyin ele vermeyecek
kadar koyu renkliydi.
“Pekâlâ,” dedi Kelsier. "Kim i denem em gerekir?"
Dockson yüzünü astı. "Bunu yapm ak istediğinden em in m isin?"
Kelsier gülümsedi.
Dockson içini çekti. “ Urbain ve Teniert evleri yakın zam anda soyuldu a*’lJ
atiyumları için değil."
"Şu anda on güçlü ev hangisi? diye sordu Kelsicr çömelip Dockson’un ayak
larının yanında durm akta olan torbasının bağlarını çözerken. “ Kimi hiç kimse soy
mayı bile düşünmez?"
Dockson durakladı. “V en tu rc ,” dedi en sonunda. “ Son birkaç yıldır onlar en
tepedeler. Birkaç yüz adam lık bir daimi kuvvetleri var ve yerel ev asilleri de şöyle
iki düzine filan Siskan içeriyor."
Kelsier başını salladı. “ Eh, o zaman benim gideceğim yer de orası. Onların
mutlaka biraz atiyum u vard ır.” Torbasını çekip açtı, sonra da koyu gri bir peleri
ni çekip çıkardı. Büyük ve sarm alayıcı olan pelerin, tek bir parça kumaştan imal
edilmemişti; bunun yerine yüzlerce uzun, kurdeleye benzer şeritten oluşuyordu.
Omuzlardan ve göğüs hazasından birbirlerine dikilmişlerdi ama çoğunlukla üst
üste düşen flam alar gibi birbirlerinden ayrı olarak asılı duruyorlardı.
Kelsier giysiyi üstüne geçirdi, kumaş şeritleri neredeyse sanki sislerin kendileri
gibi eğrilip bükülüyordu.
Dockson hafifçe nefesini verdi. “ Hiç bunlardan bir tanesini giyen birine bu
kadar yakın olm am ıştım .”
“Bu ne?” diye sordu V in, alçak sesi gece sislerinin içinde neredeyse bir hayalet
gibiydi.
“ Bu bir Sissoylu pelerini,” dedi Dockson. “ Hepsi bunlardan giyiyor. Bu bir
yerde... onların klüplerine üye olmanın sembolü gibi.”
“Seni sislerin içinde saklamak üzere imal edilmiş ve renklendirilmiştir," dedi
Kelsier. “ Şehir m uhafızları ile diğer Sissoyluları seni rahatsız etmemeleri için uya
rır.” Hızla dönerek pelerininin dram atik bir şekilde savrulmasını sağladı. "Bence
bana yakışıyor.”
Dockson gözlerini devirdi.
“ Pekâlâ,” dedi K elsier eğilip torbasından kumaş bir kemer çıkarırken. "Ventu-
re Evi. Bilm em gereken herhangi bir şey var m ı?”
“ Lord V en tu re’nın çalışma odasında bir kasasının olması lazım,” dedi Dockson.
“ Büyük olasılıkla atiyum zulasını orada saklıyordun Çalışma odasını üçüncü katta,
üst güney balkonundan üç oda içeride bulacaksın. Dikkatli ol, Venture Evi’nin
sıradan askerleri ve Siskanların yanı sıra yaklaşık bir düzine de siskıranı var.”
Kelsier kem erini bağlarken başıyla onayladı. Bir tokası yoktu ama iki küçük
kını vardı. Ç antadan iki cam bıçak çıkardı, bunları çentiklere karşı kontrol etti ve
sonra da kınlarına soktu. Ayakkabılarını sıyırıp attı ve çoraplarını da çıkararak so
ğuk taşların üstünde çıplak ayakla kaldı. Ayakkabılarla birlikte üstündeki sikke ke
sesi ve belindeki üç m etal şişeciği dışında son metal parçaları da gitti. Bunların en
büyüğünü seçti, içindekileri kafasına dikti, sonra da boş şişeciği Dockson’a verdi.
“Bu kadar m ı?” diye sordu Kelsier.
Dockson başıyla onayladı. “ İyi şanslar."
Onun yanında V in , K elsier’in hazırlıklarını yoğun bir merakla izliyordu. Sessiz,
ufak bir şeydi ama K elsier'in etkileyici bulduğu bir kararlılığı gizliyordu. Kız para
noyaktı, doğru, ama korkak değildi.
Senin tie zumumu gelecek' ufak lık , d iye d ü şü n d ü K e lsie r. A m a bu gece değil
"Eli," dedi kesesinden bir sikke çıkarıp bunu binanın yan tarafından aşağı ata
rak. “O /.aman ben gideyim . Bira/ sonra sîzlerle C lu b s ın dükkânında buluşun^
Dockson başını salladı.
Kelsier döndü ve yürüyerek çatının kenarına geldi. S o n ra da binadan aşağu,
ladı.
Etrafındaki havada sisler dalgalanıyordu. T em el A llom antik. metallerin ıkincıy
olan çeliği yaktı. Bir anda etrafında sadece onun gözleri tarafın dan algılanabil^
şeffaf mavi çizgiler belirdi. H er biri göğsünün m erk e zin d en yakınlardaki bir rr*.
tal kaynağına doğru uzanıyordu. Ç izgilerin hepsi n isp e ten solgundu; küçük metal
kaynaklarına doğru gidiyor olduklarını gösteren b ir işaret: kapı m enteşeleri, çis-ıler
ve diğer parçacıklar. M etal kaynağının türü fark e tm iy o rd u . D em ir ya da çeÜ
yakmak, yeteri kadar yakın ve fark ed ileb ilecek k ad ar b ü y ü k olm aları kaydıyla, he
türlü metale doğru giden mavi çizgiler gösterirdi.
Kelsier doğrudan kendisinden aşağı inen, sik k esin e doğru uzanan çizgiyi seçt:.
Çelik yakarak sikkeye doğru İttirdi.
Düşüşü anında durdu ve m avi çizgi bo yu n ca te rs y ö n d e havaya doğru fırlatıldı.
Yan tarafa doğru uzanarak geçm ekte olan bir p e n c e re k o lu n u seçti ve kendisine
yan tarafa doğru açı vererek buna doğru İtti. D ik k a tli d ü rtü şü onu sokağın öbür
tarafında Vin'in sığınağının doğrudan karşısında olan binanın kıyısından vukan
gönderdi.
Kelsier kıvrak bir şekilde yere in erek çö m eld i ve son ra binanın eğimli çatısın:
koşarak geçti. Diğer tarafa geldiğinde karanlığın için d e d u raklayarak dalgalanan
sislerin arasından dikkatlice baktı. K alay y ak tı ve onun da h islerin i keskinleştirerek
göğsünün içinde harlanıp canlandığını hissetti. B ir anda sisler daha az koyuymuş
gibi göründü. Etrafındaki gece daha aydın lık hâle g elm iş d eğ ild i, sadece onun gör
me becerisi artmıştı. Kuzeyde, uzaklardaki b ü yü k b ir b in ayı zar zor seçebiliyordu.
Venture Kalesi.
Kelsier kalayını açık bıraktı, kalay yavaş yan ard ı v e b ü y ü k olasılıkla biteceğin
den endişe etm esine gerek yoktu. Ayağa kalkarken sisler vü cu d u n u n etrafında ha
fifçe dolandı. Savruluyor ve dönüyor, etrafın d a zar zor fark e d ile c e k bir akıntı şek
linde dolanıyorlardı. Sisler onu tanıyor, onu kabul e d iy o rla rd ı. O n lar Allomansivt
hissederdi.
Arkasındaki metal bir bacaya doğru İttirere k sıçrad ı ve geniş yatay bir atlayış
yaptı. Sıçrarken bir sikke de attı; m inik m etal p arçası karan lık ve sisin içinde tit
reşiyordu. Sikke yere çarpm adan önce ona doğru İttird i v e K e ls ie r’in ağırlığı sert
bir hareketle sikkeyi aşağı doğru bastırdı. S ik k e kald ırım ta şh rın a çarpar çarpm31
K elsier’in İtişi onu vukan doğru savurarak atlayışın ın ikinci yarısını zant bir >’i>
hâline getirdi.
Kelsier bir diğer eğimli tahta çatının üstün e kondu . Ç e lik itm e ve Demirçe^nlf
L|»
G e m m e l’in ona öğretm iş olduğu ilk şeylerd i. B i r şe y e d o ğ ru ittird iğ in zıiman
ağırlığım onun üstüne fırla tıy o rm u şsu n g ib i olu r, d e m işti yaşlı deli. V e sen <*$nl
ğım değiştirem ezsin ; sen b ir A llo m a n s e r’sin, kuzeyli b ir mistik değilsin. Eğer sana
doğru uçarak gelm esini istem iyorsan kendinden daha hafif olan bir şeyi Çekm e
ve öbür yöne doğru fırla tılm a k istemiyorsan da kendinden daha ağır olan bir şeyi
İtme.
Kelsier yaralarını kaşıdı, sonra da çatının üstünde çömelirken sispelerinini sı
kıca üstüne çekti, tahtanın dokusunu çıplak ayak parmaklarında hissediyordu. Sık
sık kalay yakm anın duyuların tam am ını güçlendiriyor olmamasını dilemişti ya da
en azından hepsini birden aynı anda değil. Karanlıkta görmek için güçlenmiş gö
rüşe ihtiyacı vardı ve güçlenm iş duym a da epey fayda sağlıyordu. Ancak kalay
yakmak gecenin aşırı hassas derisine daha da soğuk gelm esine ve ayaklarının da
dokundukları her taş parçası ve tahta çıkıntısını fark etmesine neden oluyordu.
V enture Kalesi önünde yükselm ekteydi. Karanlık şehirle kıyaslandığı zaman,
kale ışıkla alev alevm iş gibi görünüyordu. Yüksek asillerin sıradan insanlardan fark
lı bir düzeni vardı; lam ba yağı ve m um satın alabiliyor, hatta boşa harcayabiliyor
olma rahatlıkları zenginlerin m evsim lerin ya da güneşin kaprisleri karşısında boyun
eğmek zorunda olm adıkları anlamına gelirdi.
Kale h eybetliyd i, bu kadarı sadece m im ariden bile anlaşılabiliyordu. Her ne
kadar bahçelerinin etrafında bir savunma duvarı bulunsa da, kalenin kendisi bir
tahkimattan çok sanatsal bir yapı sayılırdı. Yanlardaki sağlam kemer payandalar
kulelerin zarif ve pencerelerin de incelikli olmasını sağlıyordu. Işıltılı vitray cam
pencereler dikdörtgen şeklindeki binanın yan tarafları boyunca yükseklerde uza
nıyor ve içeriden gelen ışıkla yanıyorlar, etraflarındaki sislere rengârenk bir ışıltı
veriyorlardı.
Kelsier iyice harlayarak dem ir yaktı ve geceyi büyük metal kaynakları için ta
radı. Sikkeler ya da m en teşeler gibi küçük şeyleri kullanabilmek için fazlasıyla
uzaktaydı. Bu m esafeyi aşabilm ek için daha büyük bir dayanağa ihtiyacı olacaktı.
Mavi çizgilerin çoğu solgundu. Kelsier ileride bir desen içinde yavaşça hare
ket eden iki tanesine dikkat etti, büyük ihtimalle çatının üstünde duran bir çift
muhafızdı. K elsier onların zırhlarını ve silahlarını hissediyor olacaktı. Allomantik
faktörlere rağm en, asillerin çoğu askerlerini hâlâ m etalle silahlandırırdt. M etalleri
Itebilen ya da Ç ek ebilen Siskanlar az bulunurdu ve gerçek Sissoylular ise daha
bile enderdi. Lordların p ek çoğu nüfusun bu kadar küçük bir kesimine karşı ko
yabilmek için askerlerini ve muhafızlarını nispeten savunmasız bırakmanın pratik
olmadığını düşünüyordu.
Hayır, yüksek aristokrasinin çoğu Allom anserlerle ilgilenmek için başka yön
tem lere güvenirdi. K elsier gülüm sedi. Dockson, Lord V en tu re’nın bir manga sis-
kıranının olduğunu söylem işti; eğer bu doğruysa K elsier büyük olasılıkla bu gece
bitmeden onlarla karşılaşacaktı. Şu an için askerleri görmezden gelerek, bunun
verine kalenin azam etli tepesine doğru işaret eden kalın bir mavi çizginin üstüne
odaklandı. Büyük ihtim alle çatıda tunç ya da bakır bir kaplama vardı. Kelsier de
mirini harladı, derin bir nefes aldı ve çizgiyi Çekti.
Ani bir sıçramayla havaya fırladı.
K elsier dem ir yakm ayı sü rd ü rerek m uazzam bir lıızla kendini kaleye do^.
çekm eye devam etti. Bazı söylen tiler Sisso yh ıların uçabildiğim iddia ediyordua^-,.
bu özlem dolu bir abartıydı. M etalleri İtm ek ya da Ç e k m e k çoğu zaman uçrrtak
tan fazla düşm eye benziyorm uş gibi gelirdi, sadec e te rs yö n d e. Bir Allomanver-
uygun m om entıım u elde ed ebilm ek için se rtç e Ç e k m e s i gerekirdi ve bu ise or.,
dayanağına doğru korkutucu bir hızla fırlatıp atardı.
K elsier sisler etrafında dönerken kaleye doğru fırla d ı. K alenin bahçelerini v-,.
releyen koruyucu duvarı kolaylıkla aştı am a o h a re k e t ed e rk en vücudu hafifr*-
yere doğru düşüyordu. Bu yine onun şu baş belası ağırlığıyd ı, onu aşağı doğru çeh.
yordu. En hızlı oklar bile uçtukları sırada h a fifçe y e re doğru düşerlerdi.
Ağırlığının çekişi onun doğrudan çatıya doğru fırla m a k y erin e bir yay şeklinde
savrulacağı anlamına geliyordu. K alenin d uvarına çatın ın tep esin d en birkaç düzine
ayak aşağıda kalacak şekilde am a hâlâ k o rku n ç bir hızda ilerley ere k yaklaştı.
K elsier derin bir nefes alıp lehim yaktı; bunu tıp k ı kalayın duyularını güçlen
dirdiği gibi fiziksel gücünü artırm ak için ku llan ıyo rd u . K en d isin i havada döndüre
rek taş duvara ayaklarıyla çarptı. G ü ç le n d irilm iş kasları b ile bu muameleye isyan
etti ama K elsier herhangi bir kem iği kırılm adan d u rm u ştu . A n ın d a çatıyı Çekmeyi
bıraktı ve bir sikke atarak daha d ü şm eye başladığı an da buna doğru İttirdi. Uzana
rak yukarısındaki bir m etal kaynağını seçti, v itra ylı p e n c e re le rd e n birinin yuvasın
daki tellerden biri. V e bunu Ç ekti.
Sikke aşağıda yere çarptı ve bir anda ağırlığını taşıya b ilir hâle geldi. Kelsier
kendini yukarı doğru fırlattı, aynı anda hem sik k e yi İttiriy o r, hem de pencereyi
Çekiyordu. Sonra iki m etalini de sön dü rerek karan lık sislerin arasındaki son birkaç
ayak boyunca, m om entum un onu taşım asına izin v e rd i. P elerini sessizce dalgalana
rak kalenin üst hizm etçi yolunun kenarından aştı ve taştan parm aklığın üstünden
atlayarak sessizce çatıya indi.
Ondan üç adım bile uzakta olm ayan, afallam ış h âld e d ik ilen bir muhafız vardı
Kelsier m uhafızın çelik göğüs zırhını h a fifç e Ç e k ip d en gesini bozarak sıçrayıp bir
an içinde adam ın tepesine binm işti. K elsier cam bıçakların dan birini hızla çeke
rek D em irçekişinin gücünün kendisini m uh afıza doğru getirm esin e izin verdi. Ih
ayağıyla birden adam ın göğsüne indi, sonra da eğildi v e leh im le güçlendirilmiş bir
savuruşla bıçağı salladı.
M uhafız kesik bir boğazla yıkıld ı. K elsier kıvrak b ir h arek etle adamın yanında
yere indi, kulaklarını karanlığın içinde alarm sesleri du ym aya çalışarak z o rlu y o rd u
Hiç ses yoktu.
K elsier m uhafızı guruldayarak ölm eye bıraktı. A d am b ü yü k ihtim alle düşük se
viyeli bir asildi. D üşm an. Eğer onun yerin e birkaç sik k e karşılığında halkına ihanc-
etm esi için ayartılm ış olan bir skaa asker id iyse... E h , o zam an K elsier Wyk’ b*
adamı ebediyete gönderm ekten daha bile fazla m utluluk duyardı.
Ö lm ekte olan adamın göğüs zırhına doğru İttirerek taş hizm etçi y o lu n d a n a f
atladı ve çatının üzerine indi. Tunç çatı ayaklarının altında kaygan ve soğuk^
Ç atı boyunca aceleyle ilerleyip D ockson un bah setm iş olduğu balkonu ara)1'1
binanın güney tarafına doğru gitti. G örü lm ekten pek fazla endişe etm iyordu; bu
akşamın bir amacı biraz atiyum çalm aktı, genel olarak bilinen Allom antik m etalle
rin onuncu ve en güçlü olanı. A ncak diğer amacı da bir kargaşa çıkarmaktı.
Balkonu kolaylıkla buldu. Büyük ihtimalle küçük grupları eğlendirmek için
kullanılan uzun ve geniş bir oturm a balkonuydu. Ancak şu anda sessizdi; iki m uha
fız dışında kim se yoktu. K elsier balkonun yukarısındaki gece sislerinin içinde çö-
meldi, sarmalayan pelerini onu saklıyordu ve ayak parmakları çatının metal köşe-
sininden aşağı kıvrılm ıştı. Aşağıda iki muhafız her şeyden habersiz çene çalıyordu.
Biraz gürültü çıkarm a zam anı.
Kelsier atlayarak doğrudan balkondaki iki muhafızın arasına indi. Vücudunu
güçlendirmek için lehim yakarak uzandı ve aynı anda iki adamı da şiddetle İttirdi.
O ortada desteklenm iş hâlde olduğundan İtişi iki muhafızı zıt yönlerde fırlattı.
Adamlar ani kuvvet onları geriye doğru savurarak balkon parmaklığının üzerinden
aşırıp aşağıdaki karanlığa fırlatırken şaşkınlıkla bağırdılar.
Muhafızlar düşerken çığlık attılar. Kelsier balkon kapılarını savurarak açtı ve
sisten bir duvarı da kendisiyle birlikte içeri aldı, sis iplikleri de önlerindeki odayı
ele geçirmek için ileri doğru sürünüyordu.
Üç oda içeri, diye düşündü Kelsier eğilerek ileri doğru koşarken, ikinci oda
sessiz, limonluğa benzer bir seraydı. İçlerinde küçük ağaçlar ve ekilmiş çalılar olan
alçak tarhlar oda boyunca uzanıyordu ve duvarlardan bir tanesi de bitkiler için
güneş ışığı sağlamak üzere yapılm ış devasa, yerden tavana uzanan pencerelerden
oluşuyordu. Karanlık da olsa, Kelsier bitkilerin hepsinin sıradan kahverengiden
hafifçe farklı renklerde olacağını biliyordu. Bazıları beyaz, öbürleri kızıl ve hatta
belki birkaç tanesi de açık sarı olacaktı. Kahverengi olmayan bitkiler aristokrasinin
sahip olduğu ve asiller tarafından yetiştirilen az bulunan bir hâzineydi.
Kelsier seranın içinden hızla geçti. Sonraki kapı ağzında altından gelen ışığı fark
ederek durakladı. Aydınlık odaya girerken güçlendirilmiş gözleri kör olmasın diye
kalayını söndürdü ve kapıyı savurarak açtı.
İki elinde de birer cam bıçakla içeriye daldı, ışığa karşı gözlerini kırpıştırıyordu.
Ancak oda boştu. Bir çalışma odası olduğu belliydi; her duvardaki kitaplıkların
yanında yanan bir fener ve köşede de bir masa vardı.
Kelsier bıçaklarını yerine koyarak çelik yaktı ve metal kaynaklarını aradı. O da
nın köşesinde büyük bir kasa vardı ama o fazla ortadaydı. Elbette ki, doğu duva
rının içinde parlayan bir diğer güçlü metal kaynağı daha vardı. Kelsier yaklaşarak
parmaklarını alçının üstünde gezdirdi. Asil kalelerindeki pek çok duvar gibi, bu da
yumuşak bir fresk olarak boyanmıştı. Yabancı yaratıklar kırmızı bir güneşin altında
yayılmış yatıyorlardı. Duvarın sahte kısmı iki ayak kareden daha küçüktü ve ara
lıkları fresk tarafından gizleneceği bir şekilde yerleştirilm işti.
H e r zaman b ir s ır da h a v a rd ır, diye düşündü Kelsier. Mekanizmanın nasıl açı
lacağını keşfetm eye çalışm aya zahm et etm edi. Basitçe çelik yaktı ve gizli kapağın
kilit mekanizması olduğunu varsaydığı zavıf metal kaynağına asıldı. Bu ilk başta
direnerek onu duvara doğru çekti ama Kelsier lehim yakıp daha da sert asıldı. Kilit
kırıldı ve kapak da savrularak açılıp duvarın içine göm ülm üş olan küçük birkaç
ortaya çıkardı.
K elsier gülüm sedi. Eğer duvardan dışarı çıkarabildiği varsayılırsa, lehimle
İçnmiş bir adanı taralından taşınabilecek kadar küçük görünüyordu.
Kasaya doğru D em irçekerek yukarı zıpladı ve ayaklarıyla duvarın üstüne md
iki ayağını da açık kapağın birer tarafına ko ym u ştu . K en disini yerinde tutarak Ç^.
m eye devam etti ve lehim ini harladı. Bacaklarına güç dold u ve kasayı Çekerke:.
çeliğini de harladı.
H arcadığı çabayla h afifçe hom urdanarak asıldı. Bu önce kim in pes edeceğim
görm ek için olan bir sınavdı: kasa mı, yoksa bacakları m ı?
Kasa yuvasında hareket etti. K elsier kasları zorlanırken daha da sıkı Çekti.
U zun bir an boyunca hiçbir şey olm adı. O n dan sonra ise kasa sallandı ve duvardan
sökülerek kurtuldu. K elsier geriye doğru d ü şerken çe lik yak arak altında kalmamak
için kasayı İttirdi. Kasa etrafa kıym ıklar saçarak ç a tırtıy la tahta zemine düşerken
Kelsier de alnından ter dam layarak beceriksizce yere indi.
İki tane şaşkın m uhafız odanın içine daldı.
"N ih ay et," diye söylendi K elsier bir elini k ald ırıp askerlerd en birinin kılıcım
Ç ekerken . Kılıç kınından fırladı ve sivri ucu ön d e, havada döne döne Kelsier’e
doğru uçtu. D em irini söndürüp yana bir adım attı ve m o m en tu m u tarafından ta
şınmakta olan kılıcı yanından geçerken yakaladı.
“ Sissoylu!” diye çığlık attı muhafız.
Kelsier gülüm seyerek öne doğru sıçradı.
M uhafız bir bıçak çekti. K elsier bunu İttire re k silahı adam ın elinden kopardı,
sonra da kılıcı savurarak adam ın başını gövd esin den ayırdı. İkinci muhafız küfre
derek göğüs zırhının çözme ipini çekip kurtardı.
K elsier daha darbesini tam am larken kendi kılıcını İttird i. K ılıç parmaklanndan
söküldü ve doğrudan ikinci m uhafıza doğru ıslık çalarak u çtu . T am birinci muha
fızın cesedi yere çarparken adam ın zırhı K elsier’in onu İttirm esini engelleyecek
şekilde kurtularak düştü. Bir an sonra ise K e lsie r’in kılıcı ikinci muhafızın şimdi
zırhsız olan göğsüne saplanm ıştı. A d am sessizce tökezled i, sonra da yıkıldı.
K elsier pelerini hışırdayarak c esetle re sırtını d ön d ü . Ö fk esi sessizdi, Lfltd
T re stin g’i öldürdüğü gece olduğu gibi ateşli değild i. A m a yin e de onu hissediyor
du, yaralarındaki kaşıntılarda ve sevdiği kadın ın hatırlad ığı çığlıklarında hissedi
yordu. K elsier'in um urunda olduğu kadarıyla, S on İm p a ra to rlu k ’un tarafını tutan
her adam yaşama hakkından da vazgeçm işti.
Lehim ini harlayarak vücudunu gü çlen d ird i, sonra da çöm eld i ve kasayı kaldır-
dı. Bir an için ağırlığının altında tökezled i, sonra da d en gesini sağladı ve ayakların1
sürü yerek balkona doğru geri d ö n m eye başladı. B elki kasada ativum vardı,
de yoktu. Am a onun başka seçenekleri araştıracak vakti de yoktu.
A rkadan gelen ayak seslerini duyd u ğu n da seranın yarısın ı geçmişti- Döndn
ğünde çalışm a odasına doluşan şekilleri gördü. S e k iz tan ey d iler, her biri bol gri ^,r
cübbe giyiyor ve kılıç yerine bir düello değneği ve kalkan taşıyordu. Siskıranbr
Kelsier kasayı yere attı. Siskıranlar Allomanser değildi ama onlar Siskan ve
Sissoylularla savaşmak için eğitilirdi. Üzerlerinde tek bir metal parçası olmayacak
ve K elsier’in numaralarına karşı da hazırlıklı olacaklardı.
Kelsier geriye bir adım atarak gerindi ve gülümsedi. Sekiz adam çalışma odası
nın içinde yayıldı, sessiz bir kesinlikle hareket ediyorlardı.
Bu enteresan olacak.
Siskıranlar seradan içeriye ikişer ikişer dalarak saldırdılar. Kelsier bıçaklarını
çekerek ilk saldırıdan eğilerek kaçtı ve bıçağını bir adamın göğsüne doğru salladı.
Ancak siskıran geriye doğru sıçradı ve değneğini savurarak Kelsier’i uzaklaşmaya
zorladı.
Kelsier lehimini harlayarak güçlendirilmiş bacaklarıyla geriye doğru kuvvet
le sıçradı. Bir eliyle bir avuç dolusu sikke çıkardı ve bunları rakiplerine doğru
İtti. M etal diskler ileri fırlayıp ıslık çalarak havayı yardılar ama düşmanları bunun
için hazırdı. Kalkanlarını kaldırdılar ve sikkeler kıymıklar saçarak tahtadan sekti,
adamlar ise zarar görm edi.
Kelsier onlar odaya doluşarak üstüne doğru gelirlerken diğer siskıranlara dik
dik baktı. Uzun süren bir dövüş boyunca onunla kapışmayı tercih etmezlerdi. Tak
tikleri dövüşü çabucak sona erdirm eyi um arak hep birlikte hızla ona saldırmak ya
da en azından A llom anserler de uyandırılıp dövüşm eye getirilebilene kadar onu
oyalamak olacaktı. Kelsier yere inerken kasaya bir göz attı.
O olmadan gidem ezdi. O nun da dövüşü hızla sona erdirm esi gerekiyordu. L e
himi harlayıp deneysel am açlı bir bıçak darbesiyle öne doğru sıçradı ama rakibinin
savunmasını aşamamıştı. Kelsier bir değnek ucunun kafasını kırmasına engel ol
mak için son anda eğilerek darbeden kaçabildi.
Siskıranların üç tanesi atılarak Kelsier'in arkasına dolandılar, balkona giden ka
çış yolunu kesm işlerdi. H a rik a , diye düşündü Kelsier gözlerini aynı anda sekiz
adamın birden üzerinde tutm aya çalışarak. Bir takım hâlinde çalışarak dikkatle
üzerine doğru geliyorlardı.
Kelsier dişlerini gıcırdatarak lehimini yine harladı. Azaldığını fark etti. Lehim
sekiz tem el m etalin içinde en hızlı yananıydı.
Şim di bunun için endişe etmeye vakit yok. Arkasındaki adamlar saldırdılar vc
Kelsier de sıçrayarak önlerinden çekildi, kendini odanın ortasına doğru göndermek
için kasayı Ç ekm işti. Kasanın yakınında yere indiği anda İttirerek kendini belli bir
açıyla havaya fırlattı. Kıvrılarak saldırganlardan iki tanesinin başlarının üzerinden
geçti ve iyi bakımı yapılm ış bir ağaç tarhının yanında yere indi. Hızla döndü ve le
himini harlayarak geleceğini bildiği darbeye karşı savunma olarak kolunu kaldırdı.
Düello değneği koluna indi. Onkolu boyunca bir acı patlaması yayıldı ama le
him destekli kem iği dayandı. K elsier hareket etm eye devam ederek öbür elini öne
savurup bir bıçağım rakibinin göğsüne sokmayı başardı.
A dam şaşkınlık içinde tökezleyerek geriledi, hareketi K elsier’in bıçağını elin
den söküp alm ıştı. İkinci bir siskıran saldırdı ama Kelsier eğilerek kaçtı, sonra da
boştaki eliyle aşağı uzanıp sikke kesesini kem erinden söktü. Siskıran K elsier’in
diğer bıçağını engellemek için hazırlandı ama K elsier bunun yerine öbıir elini kai
dırarak sikke kesesini adamın kalkanına vurdu.
Sonra da içindeki sikkeleri İttirdi.
Siskıran şiddetli Çelikitiş onu geriye doğru fırlatırken haykırdı. Kelsier çelı£-
harlayarak o kadar fazla İttirdi ki kendisini de geriye doğru fırlatm ış ve ona sa!d-
maya çalışan bir çift adamdan uzaklaşmıştı. K elsier ve düşm anı zıt yönleredir,
itilerek birbirlerinden uzaklaştılar. K elsier uzak duvara çarptı ama İtmeye devir-
ederek düşmanını kesesi ve kalkanıyla hep birlikte devasa sera pencerelerinde
birine yapıştırdı.
Cam parçalandı, fener ışıklarından gelen pırıltılar cam kırıklarının üzerinde
dans ediyordu. Siskıranın çaresiz yüzü cam ın ötesindeki karanlıkta kayboldu ve
sis, sessizce ama meşum bir şekilde, parçalanm ış p en cereden içeri süzülmeye baş
ladı.
Diğer altı adam aman verm eden üstüne geldi ve K elsier de kolundaki acı
yı umursamamaya çalışarak iki darbeden kaçındı. Hızla dönüp küçük bir ağaca
sürtünerek önlerinden çekildi ama üçüncü bir siskıran daha saldırarak değneğm:
Kelsier'in yan tarafına indirdi.
Saldırı Kelsier’i ağaç tarhına doğru fırlatm ıştı. A yağı takıldı, sonra da bıçağını
düşürerek aydınlık çalışma odasının girişinin yakınında y ere yığıldı. Acı içinde ne
fesini tuttu ve yan tarafını tutarak yuvarlanıp dizlerinin üstünde doğruldu. Darbe
başka bir adamın kaburgalarını kırmış olurdu. K e lsie r’in bile kocaman bir beresi
olacaktı.
Altı adam ileri çıkarak tekrar onun çevresini sarm ak için yayıldılar. Kelsier
tökezleyerek ayaklarının üstünde doğruldu, acı ve kendini zorlam aktan görüşü bu
lanmaya başlamıştı. Dişlerini sıkarak aşağı uzandı ve kalan m etal şişeciklerinden
birini çıkardı. Bir lokmada içindekilerin hepsini yutarak lehim ini yeniledi, sonn
da kalay yaktı. Işık neredeyse onu kör edecekti ve kolundaki ve yan tarafındaki
acı da bir anda daha keskinleşmiş gibi geldi am a güçlendirilm iş duyu patlaması
kafasını açmıştı.
Altı siskıran ani, eşgüdümlü bir saldırı yaparak ilerlediler.
Kelsier elini yan tarafa savurup m etal arayarak d em ir yaktı. En yakın kaçmak
hemen çalışma odasının içindeki bir masanın üstünde duran kalın, gümüşsü bir
kâğıt ağırlığıydı. Kelsier bunu eline uçurdu, sonra da döndü ve kolunu ilerlemekte
olan adamlara doğru uzatarak saldırgan bir duruşa geçti.
“Hadi bakalım,” diye hırladı.
Kelsier bir güç kıvılcımıyla çelik yaktı. Dikdörtgen şekilli külçe elinden sökülen'1'
süratle havayı yardı. En öndeki siskıran kalkanını kaldırdı ama yeterince hızlı h.ıresö
etmemişti. Külçe adamın omzuna bir çatırtıyla vurdu ve o da çığlık atarak düştü-
Kelsier hızla yan tarafa dönerek bir değnek darbesinden kaçındı ve bir siskıran1
kendisiyle yerdeki adamın arasına aldı. D em ir yakarak külçeyi kendisine
geri Çekti. Külçe havayı kamçılayarak ikinci siskıranın kafasının yan tarafına sarP
tı. Külçe havada taklalar atarken adam yıkıldı.
G eride kalan adam lardan biri küfrederek saldırmak için öne atıldı. Kelsier hâlâ
havada olan külçeyi İttirerek kendisinden ve kalkanı vukarıda saldırmakta olan
siskırandan süratle uzaklaştırdı. Kelsier külçenin arkasında yere düştüğünü duydu
ve lehim yakarak uzanıp siskıranın değneğini darbesinin ortasında yakaladı.
Siskıran K elsier’in artırılmış gücüne karşı mücadele ederek homurdandı. Kel
sier silahı çekip kurtarm aya çalışmakla uğraşmadı, bunun yerine arkasında yerde
duran külçeyi sertçe çekerek ölümcül bir hızla kendi sırtına doğru uçurdu. Son
anda dönerek m om entum unu siskıranı da döndürmek için kullandı; tam da kül
çenin yolunun üstüne.
Adam düştü.
Kelsier kendini saldırılara karşı hazırlayarak lehimi harladı. V e bekleneceği gibi
bir değnek omuzlarına indi. Tahta çatlarken tökezleyerek dizlerinin üstüne düştü
ama harlanmış kalay onun bilincini kaybetm esine engel oldu. Acı ve zihin açıklığı
kafasının içinde parladı. Külçeyi Çekerek ölmekte olan adamın sırtından söktü
ve yan tarafa bir adım atarak doğaçlama silahının yanından uçarak geçmesine izin
verdi.
Ona en yakın olan iki siskıran tedbirli bir şekilde eğildi. Külçe adamlardan
birinin kalkanına bindirdi ama K elsier kendi dengesini bozmamak için İttirm eye
devam etmedi. Bunun yerine dem ir yakarak külçeyi tekrar kendisine doğru sertçe
Çekti. D em iri söndürerek çöm eldi ve külçenin tepesindeki havayı yararak geçişini
hissetti. Külçe ona gizli gizli arkadan yaklaşmakta olan adama çarparken bir çatırtı
duyuldu.
Kelsier hızla dönerek dem ir ve sonra da çelik yakıp külçeyi son iki adama doğru
savurdu. Önünden çekildiler ama Kelsier külçeye asılarak doğrudan onların önün
de yere düşürdü. A dam lar ihtiyatlı bir şekilde buna bakarken bir an dikkatleri da
ğılmıştı; Kelsier koştu ve sıçrayıp külçeye doğru Çelikiterek adamların kafalarının
üzerinden aştı. Siskıranlar küfrederek hızla döndüler. Kelsier yere inerken bir kere
daha külçeyi Ç ekerek kaldırdı ve adamlardan birinin kafatasının arkasına gömdü.
Siskıran sessizce düştü. Külçe karanlığın içinde birkaç takla attı ve Kelsier
bunu havada kaptı, serin yüzeyi kanla kavganlaşmıştı. Kırık pencereden giren sis
ayaklarının etrafında akıyor, bacaklarına dolanıyordu. Elini indirerek külçeyi doğ
rudan son kalan siskırana doğru uzattı.
Odanın içinde bir yerlerden bir adam inledi.
Son kalan siskıran geriye bir adım attı, sonra da silahını attı ve koşarak kaçtı.
Kelsier gülüm seyerek elini indirdi.
Bir anda külçe İtilerek parmaklarından kurtuldu. Oda boyunca uçtu ve başka
bir pencereyi kırarak gitti. K elsier küfrederek döndüğünde daha büyük bir grup
adamın çalışm a odasına doluşm akta olduğunu gördü. Bunların üzerlerinde asil giy
sileri vardı. Allom anserler.
Birkaç tanesi ellerini kaldırdı ve sikkelerden bir yağmur Kelsier'in üstüne doğ-
nı atıldı. O da çelik harlayıp üstüne gelen sikkeleri İttirdi. Sikkeler odanın içine
yağarken pencereler param parça oldu ve tahtalar çatırdadı. Kelsier son metal şi-
, . - (e k ile r e k S " l « k '-" k' ' " " ' n n ‘Jl' b,r h »rek« 1™ ' » M »»,
5,-ufii d * T .«laya dogı ı « ■ m|a kahl( ak çek ik le eğilerek ileri * * , ^
Birkaç iri yarı adanı sikk. k n k H avf|utbr'dl.
tular. Bunlar İlan ı Rıhı ,ım ya J kolundaki ve yan taralındaki acı,a k
G ' ; " - r " ' 7 b t ; : r j k k c dalgasını daha .saptırırken. A r k a s ın a lj-
dişlerim sıkara ve ı ^ u laşa m ay acak m ış ğibi kö rw ,
attı birkaç saniyesi vardı am a ba
yordu. Daha fazla Siskan ileri çıkarken K elsier d er,n bir ne e. a dı ve k,,,]^
olan devasa duvar pencerelerinden birine doğru koçtu. S islerin iç m e d i^ ,
d, ve düşerken de havada d ön ere k y e re d ü 5m ü 5 olan k asayı sıkıca Ç e k m e k
Havada birden yön değiştirerek sanki kasaya b ir ip le bağlıym ış gibi binan,
aşağısındaki yan duvarına doğru savruldu. K elsier ağırlığı ona yüklenirken kasan,,
sera zemininde gıcırdayarak öne doğru kaydığını h issetti. Binanın duvarına çaıpu
ama Çekm eye devam ederek bir p en cere eşiğinin ü st tarafın d a kendini durdur
mayı başarmıştı. Kasayı hâlâ Ç ek erek zorlukla p en cere girintisinin iç kısmında baş
aşağı durdu.
Kasa üstteki katın kıyısında belirdi. Salland ı, sonra da pen cereden dışan dü
şerek doğrudan K elsier’in üstüne in m eye başladı. O ise gülüm seyerek demirini
söndürdü ve bacaklarıyla kendini binadan uzağa ittire re k b ir tü r deli dalışçı gibi
kendisini sislerin içine fırlattı. Karanlığın için de g e riye doğru düştü, yukandakı
kırık pencereden dışarı uzanan kızgın bir yüzü zar zor fark etm işti.
Kasayı dikkatli bir şekilde Ç e k e re k kendisini havada h areket ettirdi. Sisler et
rafında dolanıyor, görüşünü engelliyor ve ona sanki hiç d ü şm ü yorm uş da, hiçliğin
ortasında asılı duruyormuş gibi hissettiriyordu.
Kasaya ulaştı, sonra da havada d ön erek üstü n e doğru İttirip kendisini vukan
doğru fırlattı.
Kasa hemen aşağısındaki kaldırım taşlarına g ü m b ü rtü yle düştü. Kelsier kasaya
oğru hafif hafif İttirerek en sonunda yerd en sad ece b irkaç ayak yukarıda sarsıla
rak duracak şekilde kendini yavaşlattı. Bir an için sislerin için de asılı kaldı, pekri-
mnın kurdeleleri rüzgârda kıvrılıyor ve dalgalan ıyord u, sonra da kendisini kasanın
yanında yere bıraktı.
v a r â k t î u M d? 5me” in j ' k‘ Sİyle ParÇa lanm ıştı. K elsier ezilm lç on kısmım K *
nnı dinliyordu K ' “ Î " ? kul“ kl- â n d a k i binadan gelen alarm çağ *
bir an bu gecenin isinin k ntl psını ceb in e attı. E livle içeriyi yokl-**-
en arkadaki küçük bir keseyi S u OİabU' “ S in d e" e " d İSe etti. Sonra parmak*
geri dönüyordu. * 7 } ° yU’ b° nCUSa b™ “ ' P**“ ““
geçirdiği zam anın ha,ıralan
lannın üstünde varm ak^olTn kalkt' K lsa bir m esafe ilen d e kaldın1"
• »lan çarpılmış bir figüm W 5eyl, ftrk eIti, pe„ c e r * "
atmış olduğu siskıranın dağılm ış cesedi. Kelsier yürüyerek yanına gitti ve küçük
bir D em irçekişle sikke kesesini geri aldı.
H a yır, bu gece boşa gitm edi. K elsier’in düşüncesine göre, atiyumu bulamamış
olsaydı bile bir grup ölü asille biten her gece başarılı bir geceydi.
Kesesini bir eliyle ve atiyum torbasını da öbür eliyle kavradı. Lehimini ya
nar hâlde bıraktı, bü yü k ihtim alle onun vücuduna ekliyor olduğu güç olmasa ya
ralarının acısından yere yıkılırdı ve gecenin karanlığında hızla koşarak C lub s’ın
dükkânına doğru gitti.
B e n b u n u asla istem edim , doğru. A m a birileri Z i f i r ’i d u r d u r m a k zo runda. Ve
görünüşe göre, bunun yapılabileceği tek Ver de Terris.
F a ka t bu gerçek k o n u su n d a filo zo fla rın s ö z ü n e g ü v e n m e k zo ru n d a değilim.
Ş u anda hedefim izi hissedebiliyor, sezebiliyorum ; gerçi diğerleri bunu yapamı
yor. A klım ın içinde bir... titreşim var, u z a k dağlardan geliyor.
6
V I N S E S S İ Z B İ R odada uyandı, kırm ızı sabah güneşinin ışığı kepenklerdeki
aralıklardan içeri sızıyordu. Bir an için tedirgin olarak yatakta kaldı. Bir şeyler ona
yanlış geliyordu. Tanıdık olmayan bir yerd e uyanıyor olduğu için değildi, Reenile
birlikte seyahat etm ek onu göçebe bir hayat tarzına alıştırm ıştı. Tedirginliğinin
kaynağını fark etmesi onun bir saniyesini aldı.
Oda boştu.
Sadece boş değildi, açıktı da. Sıkış tıkış değildi. V e ... rahattı. Bir karyolanın
üzerine konulmuş olan gerçek bir yatağın üstünde yatıyo rd u , çarşaflar ve yumuşak
bir yorgan vardı. Odada sağlam, tahta bir dolap vardı ve hatta daire şeklinde bir
halıyla dekore bile edilmişti. Belki başka birisi olsa odayı dar ve sade bulabilirdi
ama Vin'e lüks görünüyordu.
Kaşlarını çatarak doğrulup oturdu. Tam am en ken disin e ait bir oda olması ona
yanlış geliyordu. O her zaman çete ü yeleriyle tıklım tıklım dolu olan dar yatak
hanelerde uyumuştu. Seyahat ederlerken bile dilen cilerin ara sokaklarında ya da
isyancı mağaralarında uyum uş ve Recn de yanında olm uştu. M ahrem iyet bulnı^
için her zaman savaş verm ek zorunda kalm ıştı. Bunun ona bu kadar kolaylık^
verilmiş olması, sanki bir şekilde V in ’iıı kısa yalnızlık anlarının tadını çıkaran
geçirdiği yılların değerini azaltır gibiydi.
Kepenkleri açmaya zahmet etm eyerek yataktan dışarı süzüldü. Güneş ?r
hafifti, bu da hâlâ sabahın erken saatleri olduğu anlam ına geliyordu ama V o'$11
diden koridorda hareket eden insanları duyabiliyordu. Kapıya doğru sessizce iler
ledi, azıcık aralayarak dışarıyı gözledi.
Ö nceki gece K e lsie r’den ayrıldıktan sonra, Dockson V in ’i C lu b s’ın dükkânına
getirmişti. G e ç saat yüzünden Clubs onları derhal ayrı odalarına götürmüştü. A n
cak Vin hem en yatıp uvum am ıştı. H erkes uyuyana kadar beklemiş, sonra da çev
reyi incelem ek için gizli gizli dışarı çıkmıştı.
M ekân neredeyse bir dükkândan çok bir han gibiydi. Her ne kadar aşağıda bir
sergi odası ve arka tarafta da büyük bir atölye olsa da, binanın ikinci katında misa
fir odalarıyla dolu olan birkaç uzun koridor vardı. Üçüncü bir kat da vardı ve ora
daki kapıların araları odaların daha büyük olduğu izlenimini verecek şekilde daha
açıktı. Vin gizli kapak ya da sahte duvarlar arayarak etrafı yoklamamıştı, tıklatma
sesleri birilerini uyandırabilirdi ama tecrübeleri ona en azından bir gizli bodrumu
ve bazı kaçış yolları olm adan düzgün bir sığınak olmayacağını söylüyordu.
Sonuç olarak V in etkilenm işti. Marangozluk aletleri ve aşağıdaki yarım kalmış
duran projeler burasının itibarlı, işe yarayan bir paravan olduğuna işaret ediyordu.
Kapısındaki aralıktan dışarıyı izlerken, kendisininkinin karşısındaki koridordan çık
makta olan yaklaşık altı genç adam dan oluşan uykulu bir grubu seçebildi. Bunlar
sıradan giysiler giyiyordu ve m erdivenlerden aşağıdaki atölyeye doğru indiler.
M a ra n g o z ç ır a k la r ı, d iy e d ü şü ndü V in . C lu b s ’ın p a ra va n ı bu, o b ir skaa
zanaatkar. Skaaların çoğu plantasyonlarda angaryalardan oluşan hayatlar yaşardı;
bir şehirde yaşayanların çoğu da genelde niteliksiz işçi olarak çalışmaya zorlanırdı.
Ancak yetenekli olan birkaç tanesinin bir m eslek sahibi olmasına izin veriliyordu.
Onlar hâlâ skaaydılar, az para alıyorlardı ve her zaman asillerin kaprislerine de
boyun eğm ek zorundaydılar. .Ancak onlar çoğu skaanın kıskanacağı düzeyde bir
özgürlüğe sahipti.
Clubs büyük olasılıkla usta bir marangozdu. Böyle bir adamı, skaa standartlarına
göre inanılm az bir hayatı olan bir kişiyi, yeraltına katılm aya ne ikna edebilirdi ki?
O bir Siskan, diye düşündü Vin. K elsier ve Dockson ona bir "D um ancı" d e
mişlerdi. Vin büyük ihtim alle bunun ne anlama geldiğini kendi kendine keşfetm ek
zorunda kalacaktı; tecrübeleri ona K elsier gibi güç sahibi olan bir adamın ondan
bilgiyi olabildiğince esirgeyecek, arada sırada m inik kırıntılar vererek peşinden sü
rükleyecek olduğunu söylüyordu. V in'i ona bağlayan şey bilgisiydi, çok fazlasını
çok hızlı bir şek ild e v erm ek akıllıca olm azdı.
Dışarıdan ayak sesleri geldi ve Vin de aralıktan dışarıyı gözlem eye devam etti.
' Hazırlanm ak istersin herlıâlde V in ," dedi Dockson kapısının önünden geçer
ken. Bir asilin göm leğini ve bol pantolonunu giym işti ve şim diden uyanmış, tıraş
olmuş gibi görünüyordu. D uraklayarak devam etti. “ Koridorun sonunda senin için
hazırlanmış olan bir banyo var ve C lu b s'a da birkaç kat giysi ayarlattım. Sana daha
uygun bir şevler bulana kadar onlar yeteri kadar iyi olacaktır. Banyoda çok acele
etm e, Keli bugün öğleden sonra için bir görüşm e planladı ama Breeze ve Ham
gelene kadar başlayanlayız."
Dockson onu kapının aralığından .süzerek g ü lü m sed i, sonra da koridordan aşaj,
doğru yoluna devam etti. Yakalandığı için V in 'in yüzü kızardı. Bunlar dikkatli
adamlar. Bunu aklım da tutmam gerekecek.
Koridor sessizleşti. V in usulca kapısından dışarı süzülüp sessizce Dockson'^
işaret etmiş olduğu odaya gitti ve onu beklem ekte olan ılık bir banyoyu gerçek^
de bulduğu için yarı yarıya şaşırdı. K aşlarını çatarak fayan slı odayı ve metal küveti
inceledi. Su asil leydilerin usulünde parfüm len dirilm iş gibi kokuyordu.
Bu a d am la r skaadan çok a sillere b en z iy o rla r, d iy e d ü şü n d ü Vin. Bu konu
da ne düşündüğünden emin değildi. A n cak ondan da k en d ileri gibi davranmasını
bekledikleri açıktı, o yüzden V in de kapıyı kapatıp sü rgüledi, sonra da soyunarak
küvetin içine girdi.
Garip kokuyordu.
Koku her ne kadar h a fif de olsa, V in yin e d e arada sırada kendi kokusunu ala
biliyordu. Bu, yoldan geçm ekte olan bir leyd in in ko k u su ya da kardeşinin hırsız
parmakları tarafından açılm akta olan p arfü m lü b ir çek m e cen in kokuşuydu. Sabah
ilerledikçe koku daha az fark edilir hâle gelm işti am a y in e de onu endişelendiri
yordu. Bu onu diğer skaalardan ayıracaktı. E ğer bu ç e te onun bu banyolan düzenli
olarak yapmasını isteyecekse, p arfüm lerin k ald ırılm asın ı istem ek zorunda kala
caktı.
Sabah yem eği V in ’in beklentilerine daha u yg u n d u . Ç e şitli yaşlarda birkaç skaa
kadın dükkânın m utfağında çalışarak dü rüm h azırlıyo rlard ı; bun lar haşlanmış arpa
ve sebzelerle doldurulup rulo yapılm ış ince, düz e k m e k le rd i. V in kadınların çalış
masını izleyerek m utfağın kapı ağzında durd u. O n ların hiçb iri V in gibi kokmuyor
du ama yine de ortalama skaadan çok daha tem iz ve bakım lı görünüyorlardı.
Hatta binanın tam am ında garip bir tem izlik hissi vard ı. Ö n ceki gece karanlık
nedeniyle fark etm em işti ama y e rle r ovularak tem izlen m işti. Çalışanların hepsi
nin, hem m utfaktaki kadınlar hem d e çırakların e l ve y ü zleri tem izdi. Bu Vin e
garip geliyordu. O kendi parm aklarının kül le k e le riy le siyah olm asına alışkındı,
Reen'le olduğu zamanlarda yüzünü yıkam ış id iy se b ile, çab u cak tekrar külle ovala-
nuştı. Sokaklarda temiz bir yüz göze batardı.
Köşelerde de hiç kül yok, d iye d üşündü zem in i in c e le y e re k . Y erleri süpüruy°T
lar. Vin daha önce hiç böyle bir yerd e yaşam am ıştı. Bu sanki n eredeyse asil binWn
esrinde yaşamak gibiydi.
Tekrar m utfaktaki kadınlara göz attı. B eyaz ve gri ren kli basit giysiler giyiy0*-'
lardı ve başlarının üstünde de altlarından uzun saç ku yru kların ın sarktığı eşarp*jr
vardı. Vin kendi saçım elledi. O saçlarını bir oğlan gibi kısa tu tard ı, şu anki şekito*
kesimini çete üyelerinden birisi yap m ıştı. V in bu kadın lar gibi değildi, asla eh
mamıştı. R een’in em riyle, V in diğer ç e te ü yelerin in on u ö n ce bir hırsız, sonra bf
kız olarak düşünecekleri şekilde yaşam ıştı.
A m a ya şim di ben neyim ? Banyo yüzünden p arfü m lü yd ü ama bir zarutft^
çırağının tunç renkli pantolonu ve düğm eli göm leğini g iym iş bir şekilde, kend'-sinl
özellikle yersiz hissediyordu. V e hu ise kötüydü, eğer kendisini uygunsuz hissedi
yorsa şüphesiz ki uygunsuz görünüyordu da. G öze batmasına neden olacak başka
bir şey daha.
Vin dönerek atölyeye göz attı. Çıraklar şimdiden sabah işlerine başlamış, çeşitli
mobilya parçaları üzerinde çalışıyorlardı. Clubs ana sergi odasında çalışır, parçala
rın detaylı son rütuşlarım yaparken onlar arka tarafta duruyordu.
Mutfağın arka kapısı bir anda çarpılarak açıldı. Vin refleks olarak bir kenara
kayarak sırtını duvara dayadı ve köşeden mutfağın içini gözledi.
Ham kırmızı güneş ışığıyla çerçevelenm iş olarak m utfak kapısının ağzında du
ruyordu. Bol bir göm lek ve yelek giymişti, ikisi de kolsuzdu ve birkaç büyük çanta
taşıyordu. O da külle lekelenm iş değildi, çetedekilerin hiçbirisi Vin'in onları gör
müş olduğu birkaç seferde de gözüne kirli görünmemişti.
Ham yürüyerek m utfağı geçti ve atölyeye girdi. “Ee," dedi çantalarını yere
bırakarak. “ Kim se benim odamın hangisi olduğunu bilmiyor mu?"
“ Ben Ü stat C la d e n t’e sorayım ,” dedi çıraklardan biri ön odaya doğru giderken.
Ham gülüm seyerek gerindi, sonra da V in ’e doğru döndü. “Günaydın Vin. Ben
den saklanmana gerek yok biliyorsun. Biz aynı takım dayız.”
Vin rahatladı am a olduğu yerd e kaldı, neredeyse bitmiş bir dizi sandalyenin
arkasında ayakta duruyordu. “ Sen de mi burada yaşayacaksın?”
“Dumancıya yakın kalmakta her zaman fayda var,” dedi Ham dönüp mutfağa
girip kaybolurken. Bir an sonra elinde dört büyük dürümden oluşan bir yığınla
tekrar belirdi. “ K e ll’in nerede olduğunu bilen var mı?"
“U yuyor,” dedi Vin. “ Dün gece geç saatte geldi ve daha kalkmadı."
Ham homurdanarak dürüm lerin birinden bir lokma aldı. “ D ox?”
“ Üçüncü kattaki odasında,” dedi Vin. “ Erken kalktı, yiyecek bir şeyler almak
için aşağı indi, sonra da yukarı geri döndü.” Anahtar deliğinden gözetlemiş olduğu
için Dockson’un m asasında oturm uş bazı kâğıtlara bir şeyler karaladığını bildiğini
de eklemedi.
Ham bir kaşını kaldırdı. “ Sen hep böyle herkesin nerede olduğunu takip eder
misin?"
“ E vet.”
Ham durakladı, sonra da kıs kıs güldü. “ Sen garip bir çocuksun V in.” Çırak
geri dönerken çantalarını topladı ve ikisi m erdivenlerden yukarı çıktılar. Vin ayak
seslerini dinleyerek durdu. Birinci koridorun yaklaşık yarısında durmuşlardı, belki
Vin’in odasından birkaç kapı uzaktaydı.
Buğulanmış arpanın kokusu onu cezbediyordu. Vin mutfağa doğru baktı. Ham
içeri girip yiyecek almıştı. Kendisi de bunu yapmaya izinli miydi?
Kendine güvenirm iş gibi görünm eye çalışarak geniş adımlarla mutlağa girdi. Bir
tabağın üstüne koyulm uş bir dürüm yığını vardı, büyük ihtimalle çalışırlarken çı
raklara götürülmek üzere bekliyordu. Vin iki tanesini aldı. Kadınların hiçbirisi iti
raz etmedi; hatta birkaç tanesi ona doğru saygıyla başlarını eğerek selam verdiler.
Ben artık ötıemli b ir kişiyim , diye düşündü Vin bir parça rahatsızlıkla. Onlar
da V in ’in... Sissovlu olduğunu İliliyor m uydu? Yoksa saden- bir misal ir olduğu jrjr
mi saygıyla karşılanıyordu?
Sonunda Vin üçüncü bir dürümu daha aldı ve odasına kaçtı. Bunların hepsi,,
yemesi mümkün değildi; çok fazlaydı. Ancak sebzeleri sıyırıp eğer daha sonra ¡htj.
yacı olursa diye uzun süre dayanacağı için ekm ekleri saklam aya niyeti vardı.
Kapısı vuruldu. Vin cevap vererek dikkatli bir hareketle kapıyı çekip açtı. Dışanda
genç bir oğlan duruyordu, bu önceki gece C a m o n ’un sığınağında Clubs'ın yanında
olan oğlandı.
İnce, uzun ve mahcup görünen oğlan gri elbiseler giyiyordu. Belki on dört ya
şındaydı, gerçi boyu onu aslında olduğundan daha bü yü k gösteriyor olabilirdi. Her
nedense gergin görünüyordu.
“Evet?" diye sordu Vin.
“Iı..."
Vin kaşlarını çattı. “ N e?”
“ İvorlar seni," dedi koyu bir Doğulu şivesiyle. "İyorlar yukarıda seni iste onlar,
üstat hophop üçüncü kat ile. Ah, gitm eliyim " Oğlan kızardı, sonra da dönüp mer
divenlerden yukarı doğru koşturarak aceleyle uzaklaştı.
Vin kapının ağzında afallayarak kalakaldı. B u bana b ir şeyler mi anlatmaya
çalışıyordu, diye düşündü.
Koridora bir göz attı. Oğlan onun kendisini takip etm esini bekliyormuş gibi gö
rünmüştü. En sonunda o da bunu yapm aya karar verdi ve merdivenlerden vukan
doğru dikkatlice çıktı.
Koridorun sonundaki bir odadan konuşma sesleri geliyordu. Vin yaklaşıp kö
şeden göz attığı zaman rahat görünüşlü koltuklar ve kaliteli bir halıyla d öşen m iş
olan, güzelce dekore edilmiş bir oda buldu karşısında. O danın bir tarafında yanan
bir şömine vardı ve koltuklar da bir şövalenin üstüne yerleştirilm iş olan büyük bir
yazı tahtasına bakacak şekilde yerleştirilmişti.
Kelsier bir dirseğiyle şöminenin tuğlalarına dayanm ış, bir elinde de şarap ku pa
sıyla ayakta duruyordu. V in açısını biraz değiştirerek onun Breeze’le k o n u şm a k ta
olduğunu görebilmişti. Teskinci öğlenin ilerleyen saatlerinde gelm iş ve Clubs ınÇ1'
raklarının yarısına eşyalarını indirtmek için el koym uştu. V in çıraklar ıskartaya
karılmış tahta kutular şeklinde gizlenmiş olan bagajını B re eze’in odasına taşırlarken
penceresinden izlemişti. Breeze’in kendisi ise yardım etm eye zahmet etmemiş11
Ham de oradaydı, Dockson da ve C lubs da B re eze’den en uzakta olan büyük
içi fazla doldurulmuş koltuğa yerleşm ekteydi. V in 'i çağırm ış olan oğlan, Clubsın
yanındaki bir taburede oturuyordu ve özellikle V in ’e bakm am aya çalıştığı belm
Son koltukta ise önceden de olduğu gib i sıradan skaa işçi giysileri giym ekte ^ ^
Yeden oturuyordu. Koltuğunda arkasına yaslanm adan oturm uştu; sanki >'urnUV
oluşunu tasvip etm iyorm uş gibiydi. V in ’in bir skaa işçiden bekleyeceği gibi >l
külle kararmıştı.
İki tane boş koltuk vardı. Kelsier, V in ’in kapı ağzının yakınında durmakta0
ğunu fark etti ve ona davetkâr bir şekilde gülümsedi. “ Hah, işte burada. G el içeri."
Vin odayı gözleriyle taradı. Bir pencere vardı ama yaklaşmakta olan akşama
karşı kepenkleri kapatılm ıştı. Tek koltuklar K elsier’in yarını dairesinde olanlardı.
Kaderine boyun eğm iş bir şekilde ileri çıktı ve Dockson’ın yanındaki boş koltuğa
oturdu. Koltuk onun için fazlasıyla büyüktü ve koltuğa tırmanıp dizlerini altında
kıvırarak yerleşti.
“Hepimiz buradayız,” dedi Kelsier.
“Son koltuk kimin için?” diye sordu Ham.
Kelsier gülüm sedi ve gözünü kırptı ama soruyu duymazdan geldi. “ Pekâlâ, hadi
şimdi konuşalım. Ö nüm üzde büyük denilebilecek bir iş var ve bir planın ana hat
larını ne kadar erken oluşturm aya başlarsak, o kadar iyi olur.”
“ Ben senin bir planın olduğunu sanıyordum,” dedi Yeden rahatsız bir şekilde.
“Benim bir taslağım var,” dedi Kelsier. “Neyin olması gerektiğini biliyorum ve
bunun nasıl yapılacağı hakkında da birkaç fikrim var. Ama bunun gibi bir grubu
toplayıp da, onlara sadece ne yapacaklarını söyleyemezsin. Bu üstünde beraber
çalışmamız gereken bir şey ve eğer planın işe yaramasını istiyorsak halletmemiz
gereken sorunların listesiyle başlamalıyız.”
“Peki, o zaman önce şu taslağı bir açıldığa kavuşturalım,” dedi Ham. “ Plan
Yeden’e bir ordu toplamak, Luthadel’de kargaşa çıkarmak, sarayı ele geçirmek, Lord
Hüküm dar’ın atiyum unu çalmak ve sonra da hükümeti yıkılmaya bırakmak mı?”
"Temelde evet,” dedi Kelsier.
“Ö yleyse ana sorunumuz Garnizon," dedi Ham. “ Eğer Luthadel'de kargaşa
istiyorsak, o zaman burada düzeni sağlayacak yirmi bin askerin olmasına izin ve
remeyiz. Eğer duvarlarda herhangi bir türde silahlı direniş olursa, Yeden’in ordu
sunun şehri asla ele geçirem eyeceğindeıı bahsetmeye bile gerek yok.”
Kelsier başını sallayarak onayladı. Bir parça tebeşir alarak tahtanın üstüne Lut-
hadel G arnizonu yazdı. “ Başka ne var?”
“ Luthadel’de bu bahsedilen kargaşayı çıkarmak için de bir yol bulmamız gere
kecek,” dedi Breeze şarap kupasıyla işaret ederek. “ İçgüdülerin doğruyu söylüyor,
güzel kardeşim. Bu şehir N ezaret’in ana merkezinin olduğu ve Büyük Evler’in ti
cari im paratorluklarını yönettikleri yer. Lord Hüküm dar’ın hükmetme becerisini
kırmak istiyorsak Luthadel’i dize getirmemiz gerekecek.”
“Aristokrasiden bahsetmek başka bir konuyu akla getiriyor,” diye ekledi Dock-
son. “ Büyük Evler’in hepsinin şehirde muhafız kuvvetleri var, Allomanserler de ca
bası. Eğer şelıri Y eden’e teslim edeceksek bu asillerle de ilgilenmemiz gerekecek.”
Kelsier başını sallayarak tahtaya Luthadel G arnizonunun yanına Kargaşa ve
Büyük E vler yazdı.
“ N ezaret,” dedi C lubs, koltuğunda o kadar geriye yaslanmıştı ki Vin neredeyse
onun huysuz yüzünü görem iyordu. "Ç elik Sorgucuların bu konuda söyleyecek bir
çift sözü olduğu sürece hüküm ette hiçbir değişiklik olamaz."
Kelsier tahtaya N ez a ret'i de ekledi. “Başka ne var?”
“A tiyum ,” dedi Ham . “ Onu da tahtaya yazabilirsin. Bir kere genel kaos başladı
ğı zaman sarayı çabuk ele geçirm em iz gerekecek ve başka kim senin de bu fırsattan
yararlanarak hâzineye sızmadığından emin olm alıyı/."
Kelsier başıyla onaylayarak tahtaya A tiy u m : H â z in e y i E le G eçirm ek yazdı.
“ Yeden’in askerlerini toplam ak için de bir yol bulm am ız gerekecek," diye ek.
ledi Breeze. “ Sessiz ama hızlı olmalı ve onları Lord H ü kü m dar'ın bulmayacağı bir
yerlerde eğitmeliyiz.”
“Ayrıca skaa isyancıların Lu thadel’in kontrolünü ele geçirm eye hazır olacağın-
dan emin olmak isteyebiliriz," diye ekledi D ockson. “ Sarayı ele geçirm ek ve orada
mevzilenm ek m uhteşem bir hikâye olabilir ama Y eden ve adam larının her şey bit
tikten sonra gerçekten de iktidarı ellerinde tutm aya da hazır olm aları iyi olurdu.”
O rd u ve Skaa İsya n cıla rd a tahtaya eklendi. “V e Lord H ü kü m d ar’ı da ekleyece
ğim ,” dedi Kelsier. “ Eğer diğer seçenekler başarılı olm azsa diye, en azından onu şe
hirden çıkarmak için de bir planımızın olmasını istiyoruz. ” L isteye L o rd Hiikümdar'ı
da ekledikten sonra tekrar gruba döndü. “ Herhangi bir şeyi unuttum mu?”
"Eh, eğer üstesinden gelm em iz gereken sorunların listesini yapıyorsan, o za
man hepimizin kafayı yem iş olduğunu da tahtaya yazabilirsin; gerçi bu gerçeği
değiştirebileceğimizi sanm ıyorum ,” dedi Yeden kuru kuru.
G ru p kıs kıs güldü ve K elsier de tahtaya Y e d e n ’in K ötü M iz a c ı yazdı. Sonra ge
riye doğru bir adım atarak listeyi gözden geçirdi. “ Bu şekild e liste yaptığın zaman
kulağa o kadar da kötü gelmiyor, değil m i?”
Vin, K elsier’in şaka yapm aya çalışıp çalışm adığını anlam aya uğraşarak kaşlannı
çattı. Liste sadece göz korkutucu değil, aynı zam anda rahatsız ediciydi. Yirmi bin
imparatorluk askeri? Bütün yüksek aristokrasinin toplam ku vvetleri ve gücü? Neza
ret? Tek bir Çelik Sorgucunun bin tane askerden daha ku dretli olduğu söylenirdi.
Ancak daha da rahatsız edici olanı ise önlerindeki en gellere bu kadar sakin bir
şekilde bakıyor olmalarıydı. Lord H ü kü m d ar’a karşı çıkm ayı bile nasıl düşünebi
liyorlardı? O... şey, o L o r d ’du. Dünyanın tam am ını yön etiyord u . O insanoğlunun
yaratıcısı, koruyucusu ve cezalandırıcısıydı. O onları Z i f i r 'den kurtarmış, son«
da insanların inançsızlıkları yüzünden bir ceza olarak kül ve sisleri getirmişti. Vin
özellikle dindar değildi, zeki hırsızlar Ç elik N e z a re t’ten uzak durm aları gerektiği«
bilirdi ama o bile efsaneleri biliyordu.
Am a yine de, ekip bu “sorunlar" listesine kararlı bir şekild e bakıyordu. Üzer
lerinde tatsız bir şenlik havası vardı, sanki güneşin geceleyin yükselm esini sağlam3
olasılıklarının Son İm paratorluk’u devirm e şanslarından daha yüksek olduğu«1
anlıyorlardı. Am a yine de deneyeceklerdi.
“ Lord H üküm dar adına,” diye fısıldadı V in. “ S iz cid d isin iz . G e rçe k ten de
bunu yapmaya niyetiniz var.”
“Onun adını bir küfür olarak kullanm a V in ,” dedi K elsier. “ Küfür bile o«1
onurlandırıyor; o yaratığın adıyla lanet ettiğin zam an onu tanrın olarak kabul etnri
oluyorsun.”
Vin sessizleşerek koltuğunda arkaya yaslandı, biraz hissizleşm işti. I
“ H er neyse,” dedi K elsier hafifçe gülüm seyerek. “ K im senin bu sorunları11 n*-’3
aşılacağı hakkında bir fikri var mı? Yeden in mizacı dışında elbette, hepimiz onun
umutsuz olduğunu biliyoruz."
Odadaki herkes sessiz ve düşünceliydi.
"D üşünceler?” diye sordu Kelsier. “Bakış açıları? İzlenimler?"
Breeze başını iki yana salladı. “ Şim di hepsini öyle yazdığına göre, çocuğun doğ
ruyu söylediğinden şüphe etm eden edem iyorum . Bu cesaret kırıcı bir hedef.”
“Am a y a p ıla b ilir ,” dedi Kelsier. “ Hadi, şehri nasıl karıştırabileceğimiz hakkın
da konuşarak başlayalım . A ristokrasiyi kargaşaya sürükleyecek, hatta belki saray
muhafızlarını bile şehre çıkararak askerlerimize karşı sarayı korumasız bırakacak
ları kadar tehdit edici olan ne yapabiliriz? Biz askerlerimizi saldırmak üzere geti
rirken N ezaret’in ve Lord H üküm dar'ın kendisinin dikkatini dağıtacak bir şeyler?"
“Ee, akla genel nüfusun arasında ortaya çıkacak bir ayaklanma geliyor," dedi
Ham.
“İşe yaram az,” dedi Yeden kararlı bir şekilde.
“Neden olm asın?” diye sordu Ham . "Halkın nasıl muamele gördüğünü sen de
biliyorsun. V aroşlarda yaşıyorlar, tüm gün boyunca fabrikalarda ve demirhaneler
de çalışıyorlar ve buna rağm en yan sı hâlâ açlık çekiyor.”
Yeden başını iki yana salladı. “Anlam ıyor musun? İsyan bin yıldır bu şehirdeki
skaaları ayaklandırm aya çalışıyor. Asla işe yaram ıyor. Onlar fazlasıyla ezilmiş, kar
şı koymak için iradeleri ya da um utları yok. Bir ordu bulabilmek için size gelmiş
olmamın sebebi zaten b u .”
Oda sessizleşti. Ancak V in yavaşça başını sallayarak onayladı. O da bunu gör
müş, bunu hissetm işti. Lord H ü kü m d ar’la savaşamazdınız. Bir hırsız olarak toplu
mun en kıyısında sinm iş bir şekilde yaşarken bile V in bunu biliyordu. Bir ayaklan
ma olmayacaktı.
“ Korkarım ki o h aklı,” dedi Kelsier. "Skaalar ayaklanmayacak, şu anki durum
larında olmaz. Eğer bu hüküm eti devireceksek, bunu kitlelerin yardımı olmadan
yapmak zorundayız. Büyük olasılıkla askerlerimizi onların arasından bulabiliriz
ama toplumun geneline güvenem eyiz. ”
"Bir çeşit felaket yaratabilir m iyiz?” diye sordu Hanı. “Belki bir yangın."
Kelsier başını olum suzca salladı. “ Bu bir süre için ticareti engelleyebilir ama
bizim istediğimiz etkiyi yaratacağını hiç sanmam. Dahası skaa kayıpları fazlasıyla
yüksek olurdu. Taştan asil kaleleri değil, varoşlar yanar.”
Breeze içini çekti. “O zaman sen bizim ne yapmamızı istiyorsun?”
Kelsier gözleri pırıldayarak gülümsedi. “Ya Büyük Evleri birbirlerivle karşı kar
şıya getirirsek?"
Breeze durakladı. “ Bir ev savaşı...” dedi şarabından düşünceli bir vudunı alır
ken. "Şehirde onlardan bir tane çıkmayalı bir süre geçti.”
“Ki bu da gerginliklerin artması için yeterli zaman olmuş dem ektir," dedi Kel
sier. “Yüksek aristokrasi gittikçe daha da fazla güçleniyor, artık Lord Hükümdar
onları zar zor kontrol altında tutabiliyor. Onun kontrolünü parçalayabilmek için
bit şansımızın olmasının sebebi de bu. Luthadel’in Büvıik Evleri kilit konumdalar,
imparatorluktaki ticareti onlar kontrol ed iyor ve skaalarııı en bııyıik bolûrrajr
köleleştirelim onlar olduğunu da unutm am ak g e re k .”
Kelsier tahtaya doğru işaret etti ve parm ağını K a rg a şa yazan satır j|(- hity^
E rler yazan satır arasındaki çizgi boyunca ilerletti.
"Eğer Lutlıadel'in içindeki evleri birbirlerine karşı çevireb ilirsek, şehri dizi*
rinin üstüne çökertebiliriz. Sissoylular ev liderlerin e suikast düzenlem eye başlar
Zenginler yıkılır. Sokaklarda açık açık savaş çıkana kadar fazla uzun zaman geç.
mez. Yeden’le olan sözleşmemizin bir parçası, ona şehri kendisi için ele geçirebi
leceği bir fırsat sunacağımızı söylüyor. Bundan daha iyi bir fırsat düşünebiliyor
musunuz?"
Breeze gülüm seyerek başını salladı. “Tarzı var ve ben asillerin birbirlerini öl
dürmeleri fikrini beğendim .”
“Sen her zaman işi başka birisi yaptığı zam an daha ço k beğeniyorsun Breeze,"
diye ekledi Ham.
“Güzel kardeşim, hayatın bütün anlam ı kendi işini başkalarına yaptırmanın
yollarını bulm aktır," diye cevap verdi Breeze. "T em el ekonom i hakkında hiçbir
şey bilmiyor musun?”
Ham bir kaşını kaldırdı. “Aslında b en ...”
“Bu teorik bir soruydu H am ,” diye sözünü kesti B reeze gözlerini devirerek.
“Onlar en iyi sorulardır!’’ diye cevap verdi H am .
“ Felsefe daha sonra H am ," dedi K elsier. “ İşe odaklan. Ö n erim hakkında ne
düşünüyorsun?"
“ İşe yarayabilir,” dedi Ham arkasına yaslanarak. "A m a L ord Hükümdar'm işle
rin o raddeye varmasına izin vereceğini zan n etm iyoru m .”
“Onun bir seçeneğinin olmamasını sağlamak bizim işim iz,” dedi Kelsier. “Asil
lerinin didişmesine izin verdiği biliniyor, bü yü k ihtim alle de onları diken üstünde
tutmak için. Biz bu gerilimi körükleyeceğiz, sonra da bir şekilde Garnizonu şe
hirden çıkmaya zorlayacağız. Evler ciddi ciddi savaşm aya başladıkları zaman da
Lord Hüküm dar’ın onları durdurm ak için yapabileceği hiçbir şey olmayacak; belki
sarayının muhafızlarını sokaklara gönderm ek dışında ki o da tam olarak bizim yap
masını istediğimiz şey.”
“Bir koloss ordusuna da haber gönderebilir,” diye belirtti H am .
"D oğru,” dedi Kelsier. "A m a onlar m erkezd en e p e y uzakta konuşlanmış
dürümdalar. Bu bizim faydalanm ak zorunda olduğum u z bir kusur. Koloss or
dularında m ükem m el askerler olabilir am a uygar şeh irlerd en uzak tutulmalar
zorunlu. Son İm paratorluk’un tam ortası savunm asız hâlde, am a yine de Lofd
Hüküm dar gücünden em in. V e neden olm asın ki? Y ü z le rc e yıld ır hiçbir ciddi
tehditle karşılaşmadı. Çoğu şehir sadece küçük güven lik kuvvetlerine ihti>3s
duyuyor."
“Yirm i bin adam pek de ’küçük’ bir sayı d eğ il,” dedi Breeze.
“ Ulusal bir ölçekte küçük,” dedi K elsier bir parm ağını kaldırarak. “ Lord fb
kümdar ordularının çoğunu ayaklanma tehlikesinin en yüksek olduğu impjrJtl
hığuıı kıyılarında tu tu y o r. İşte biz d e o yüzden ona burada, Luthadel'in göbeğinde
vuracağız ve işti* bu yüzden başarılı olacağız."
“O Garnizon ile başa çıkabildiğim izi varsayarsak,” diye belirtti Dockson.
Kelsier başını sallayarak onayladı ve dönüp Büyük E vler ve K argaşa’nm altına
E v Savaşı yazdı. “ Pekâlâ o zaman. H adi, G arnizon’dan bahsedelim. Onun hakkın
da ne yapacağız?"
"Ee, tarihsel olarak, b ü yü k bir askeri kuvvetle başa çıkmanın en iyi yolu ken
di büyük askeri ku vvetin in olm asıd ır," dedi Ham teorik fikrini dile getirerek.
“Yeden’e bir ordu top layacağız, neden onların G arnizon ’a saldırmasına izin verm e
yelim? En başından orduyu topluyor olmamızın sebebi de bu değil mi?”
“ Bu işe yaram az H am m o n d ,” dedi Breeze. Boşalmış şarap kupasına baktı, sonra
da bunu C lu b s ’ın yanında o tu rm akta olan oğlana doğru uzattı ve o da anında tekrar
doldurmak için fırladı.
“Eğer G a rn iz o n u y en m ek istiyorsak kendi kuvvetimizin de en azından onunla
aynı büyüklükte olm ası g e re k e c e k ," d iye devam etti Breeze. “ Büyük ihtim alle bize
çok daha büyük bir kuvvet gerekir çünkü bizim adamlarımız daha yeni eğitilmiş
olacak. Yeden’e bir ordu toplayabiliriz, bir süre için şehri tutmasını sağlayacak
kadar büyük olan bir orduyu bile bulabiliriz. Am a Garnizon'u duvarları tutarken
yenebilecek kadar büyük bir ordu? Eğer planımız buysa şimdiden vazgeçelim daha
iyi."
G rup sessizleşti. V in koltuğunda kım ıldanarak her adama sırayla bir baktı.
Breeze’in sözlerinin derin bir etkisi olm uştu. H am konuşmak için ağzını açtı, sonra
geri kapatarak tekrar düşünm ek için arkasına yaslandı.
“Pekâlâ,” dedi K elsier en sonunda. “ G arnizon’a biraz sonra geri döneriz. Şimdi
kendi ordumuza bir bakalım . Ö nem li büyüklükte bir orduyu nasıl toplarız ve bunu
Lord H üküm dar’dan nasıl gizleriz?”
“ Bu da yine zor o laca k ,” d ed i Breeze. “ Lord H üktim dar’ın M erkez Salahiyet'te
kendini güvende hissediyor olm asının çok iyi bir sebebi var. Kanallar ve anayol
lar boyunca sürekli olarak d evriyeler geziyor ve bir köy ya da plantasyona denk
gelmeden bir gün bile yolculuk etm ek mümkün değil. Bu dikkat çekmeden ordu
toplayabileceğin türden bir yer değil.”
“İsyancıların o kuzeydeki m ağaraları v ar,” dedi Dockson. “Adamların bazılarını
orada saklamamız m üm kün olabilir."
Yeden’in benzi attı. “ Sizin A rguois mağaralarından haberiniz va r mı?”
Kelsier gözlerini devirdi. “ O nlardan Lord H üküm dar’ın bile haberi var Yeden.
Oradaki isyancılar sadece onu rahatsız edecek kadar tehlikeli değiller."
“Senin elinde kaç kişi var Yeden?” diye sordu Ham. “ Luthadel de ve etrafında,
mağaralar dâhil. Başlam ak için elim izde ne var?"
Yeden omuz silkti. “ Belki üç yüz, kadın ve çocuklar dâhil.
“Sen o m a ğ a ra la rın k a ç k iş iv i sa k la ya b ile ce ğ in i d ü şü n ü yo rsu n ? d iye sordu
H anı.
Yeden tekrar om uz silkti.
"Mağaralara kesinlikle daha büyük bir grup sığabilir," dedi Kelsier. "Belki
bin. Ben orada bulundum, isyancılar yıllardır oıada saklanıyorlar ve Lord 1düküm
dar da asla onları yok etm eye zahm et etm ed i."
“ Neden olduğunu tahmin ed eb iliyoru m ,” dedi H am . “ M ağara savaşı pis i^ r
özellikle de saldırgan taraf için. Lord H ü kü m d ar yen ilgileri en azda tutmayı sev^
kimse onun kibirli olmadığını iddia edem ez. H er neyse, on bin. Bu fena bir sav
değil. Bununla sarayı kolaylıkla tutabiliriz, hatta eğer d u varlar onların elinde olursa
şehri bile tutmak mümkün olabilir."
Dockson Yeden'e döndü. “ Bir ordu istediğin zam an, aklında nasıl bir sayı vardı?'
“S a n ır ım on b in k u la ğ a g ü z e l b ir s a y ıy m ış g ib i g e l iy o r , ” d e d i Y e d e n . “Aslında.,
bu benim a klım d a olandan b iraz daha b ü y ü k b ir s a y ı.”
Breeze kupasını hafifçe eğerek şarabı çalkaladı. “Tekrar olum suzu dile getir
meyi istemezdim, bu çoğu zaman H am m on d’ın işi am a dem in ki sorunumuza geri
dönmek zorundayım. On bin adam. Bu G a rn iz o n u en d işelen d irm e z bile. Burada
yirmi bin iyi silahlandırılmış, iyi eğitimli askerden bahsed iyoru z."
“O doğru söylüyor K e li,” dedi D ockson. Bir yerle rd en kü çük bir defter bulmuş
ve görüşme hakkında notlar almaya başlamıştı.
K elsier’in yüzü asıldı.
Ham başıyla onayladı. “ N e açıdan bakarsan bak, K eli, o G arnizon çetin ceviz
olacak. Belki de sadece asiller üzerine odaklanm ahyız. B elki de Garnizonun bile
bastıramayacağı kadar büyük bir kaos yaratabiliriz.”
Kelsier başını olumsuzca salladı. “ Şüpheli. G a rn iz o n ’un birincil görevi şehirde
düzeni sağlamak. Eğer o askerlerle ilgilenem ezsek bu işi asla kıvıram ayız.” Durak
ladı, sonra da V in ’e baktı. “ Sen ne düşünüyorsun V in ? B ir önerin var mı?”
Vin dondu. Cam on asla onun fikrini sorm am ıştı. K elsier ondan ne istiyordu7
Çetenin öbür üyelerinin de dönm üş ona bakm akta olduklarını fark ettiği zaman
hafifçe koltuğun içine gömüldü.
“Ben?” dedi Vin yavaşça.
“Aman, zavallı şeyin gözünü korkutm a K e lsie r,” d ed i B reeze bir elini sallaya
rak.
Vin başını salladı ama Kelsier gözünü ondan ayırm adı. "H a y ır, gerçekten. Bana
ne düşündüğünü söyle Vin. Seni tehdit eden senden çok daha bü yü k bir düşman«
var. Ne yaparsın?”
“ Ee, onunla dövüşmezsin, orası kesin ,” dedi yavaş yavaş. “ Bir şekilde kazana-
bilsen bile o kadar yaralanmış ve yorulm uş olursun ki, ondan sonra başka kimsevk
mücadele edemezsin."
“M antıklı,” dedi Dockson. “Am a bir seçeneğim iz olm ayabilir. Bir şekikk 1
ordudan kurtulmamız gerek.”
“ Peki ya sadece şehirden ayrılsalar?” d iye sordu. “ O da işe yaram az mı? E8tf
ben büyük biriyle uğraşmak zorunda olsam ilk önce onun dikkatini dağıü*1^ 3,
beni rahat bıraktırmaya çalışırdım .”
Ham kıs kıs güldü. "G arn izo n ’u L u th ad el’den dışarı çıkaracaksan iyi şansl*f
Lord H üküm d ar arada bir devriye için birlikler gönderiyor ama bildiğim kadarıyla
Garnizon'un tam a m ın ın gittiği tek zaman elli yıl önce C ou rtelin e’deki o skaa isya
nının çıktığı z a m a n d ı.”
Dockson başını olum suzca salladı. "Ben V in ’in fikrinin bu kadar kolayca
bir kenara bırakm ak için fazlasıyla iyi olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de,
Garnizon’la savaşam ayız; en azından onlar mevzilenmiş hâldelerken olmaz. O yüz
den onların bir şekilde şehirden çıkmalarını sağlamalıyız.”
“E ve t,” dedi Breeze. "A m a Garnizon u işin içine sokmak için önemli bir kriz
gerekir. Eğer sorun yeteri kadar tehlikeli olmazsa, Lord Hükümdar garnizonun
tamamını gönderm ez. E ğer fazla tehlikeli olursa da, mevzilenip kolosslarına haber
gönderir."
"Yakınlardaki şehirlerin birinde bir ayaklanma?” diye önerdi Ham.
“Bu bizi yine önceki sorunla karşı karşıya bırakıyor,” dedi Kelsier başını olum
suzca sallayarak. “E ğer buradaki skaaların ayaklanmasını sağlayamıyorsak, şehrin
dışındakileri de asla ayaklandıranlayız.”
"O zaman peki ya bir çeşit yanıltm a harekatı?” diye sordu Ham. “Ciddi bir
asker grubu toplayabileceğim izi varsayıyoruz. Eğer onlar yakınlardaki bir yere sal-
dınm uş gibi yaparsa, belki Lord H üküm dar G arnizon’u vardım etm eye gönderir.”
"Ben onları başka bir şehri korumaları için göndereceğinden şüpheliyim," dedi
Breeze. "Eğer bu onu Luthadel’de savunmasız bırakacaksa yapmaz.”
G ru p yine düşünceli bir şekilde sessizleşti. Vin etrafına bakındı, sonra da
Kelsier’in gözlerinin üzerinde olduğunu gördü.
“Ne?" diye sordu Kelsier.
Vin gözlerini indirerek biraz kımıldandı. “Hathsin Çukurları ne kadar uzakta?"
diye sordu en sonunda.
Ekip durakladı.
En sonunda Breeze bir kahkaha attı. "Ah, bak işte bu kurnazca. Asiller
Hathsin’den atiyum çıktığını bilmiyor, bu yüzden de Lord Hükümdar o Çukurlar
Hakkında çok özel bir şeyler olduğunu açığa çıkarmadan fazla bir yaygara kopara
maz. Bu da koloss olm az d e m e k .”
“Zaten zam anında yetişem ezlerd i," dedi Ham. "Çukurlar sadece birkaç gün
uzakta. Eğer orası tehdit altında olursa, Lord Hükümdar çabuk tepki vermek zo
runda kalır. V uruş m esafesi içinde olan tek kuvvet Garnizon olurdu."
Kelsier gözleri ışıldayarak gülüm sedi. “V e Hathsin’i tehdit etm ek için de fazla bir
orduya da gerek yok. Bunu bin adam yapabilir. Onları saldırmaya göndeririz, sonra
Garnizon gittiği zam an da ikinci, daha büyük kuvvetimizi Luthadel’in kendisini ele
geçirmek için yürütürüz. G arnizon kandırılmış olduğunun farkına vardığında ise,
bizim şehir duvarlarını alm am ızı engellem ek için zamanında geri gelem ez.”
“Am a biz duvarları tutabilir m iyiz?” diye sordu Yeden endişeli bir şekilde.
Ham hevesli bir şekilde başını sallayarak onayladı. “On bin skaayla bu şehri
G arnizona karşı tutabilirim . Lord Hüküm dar kolosslarına haber göndermek zo
runda kalır.”
"O zamana kadar ısı- atiyum bizim olur," (İrdi K elsier. "V e Büyük l.vler 4
savaşları yüzünden zayıf ve güçsüz düşm üş old uklaıından, bizi durdurabilecek]^,
bir konumda olmayacaklar.”
Dockson defterine şiddetle bir şeyler karalıyordu. "O zaman Yeden'ın mağara-
larını kullanmamız gerekecek. O nlar iki hedefim izin de vuruş mesafesi içindelç.
ve Luthadel’e Çukurlar’dan daha yakındalar. Eğer bizim ordum uz oradan yola çj.
karsa, Garnizon Ç u kurlar’dan geri dönem eden buraya gelebilir.
Kelsier başıyla onayladı.
Dockson karalamaya devam ediyordu. “ O m ağaralarda ikm al malzemelerim
stoklamaya başlamam, belki de oradaki koşulları kontrol etm ek için oraya bir yol-
culuk etmem gerekecek.”
"Peki ya askerleri oraya nasıl götüreceğiz?” d iye sordu Yeden. “ Orası şehirden
bir hafta uzakta ve skaaların tek başlarına seyahat etm ele rin e izin verilmiyor.’’
“Bize bu konuda yardımcı olabilecek birisi zaten v a r,” ded i K elsier tahtada Lut-
hadel G a rn izo n u 'nun altına H atlısin Ç u k u r la r ı’na S a ld ır ı yazarak. “ Kuzeye kanal
tekneleri götürebilmemiz için bize paravan sağlayabilecek bir arkadaşım var.”
“ Eğer birincil ve öncelikli sözünü tutm ayı başabileceğini varsayarsak,” dedi Ye
den. “ Sana bir ordu toplaman için para verdim . O n bin adam çok güzel bir savı
ama hâlâ bunları nasıl toplayacağın konusunda y ete rli bir açıklam a görmüş deği
lim. Size Luthadel’de adam bulm aya çalışırken karşılaştığım ız türdeki sorunlardan
zaten bahsettim .”
“Nüfusun genelinin bizi desteklem esine ihtiyacım ız o lm ayacak ,” dedi Kelsier.
“ Sadece çok küçük bir yüzdeleri gerekecek. L u th a d el’in içinde ve etrafında nere
deyse bir milyon işçi var. Aslında planın en kolay kısm ının bu olm ası gerekir çünkü
şansımıza, dünyanın en büyük Teskincilerinden birinin huzurunda bulunmaktayız
Breeze, büyük bir acemi asker dizisini bize katılm aları için kafaya alma konusunda
sana ve senin Allom anserlerine güveniyorum .”
"Kelsier, güzel kardeşim, benim yeteneklerim den bahsederken ‘kafaya almak gibi
terimleri kullanmıyor olmanı tercih ederdim. Ben sadece insanları teşvik ediyorum.
“Peki, bize bir ordu teşvik edebilir m isin?” diye sordu D ockson.
“Ne kadar zamanım var?” diye sordu Breeze.
“Bir yıl,” dedi Kelsier. “ Bunu gelecek sonbaharda patlayacak şekilde planlaya
cağız. Lord H üküm dar’ın biz şehri aldıktan sonra gerçekten de kuvvetlerini topb'
yarak Y ed en e saldıracağını varsayarsak, onu bunu kışın yapm aya zorlasak dah3 ip-
“ Bir yıldan daha kısa bir sürede dirençli bir nüfus arasından toplanmış on bin
adam,” dedi Breeze bir gülüm sem eyle. “ Kesinlikle zor bir iş olacak.”
Jjl]
Kelsier kıs kıs güldü. “ Senden geliyorsa bu evet sayılır. Luthadel in ıç"ını
başla, sonra da etraftaki şehirlere geç. M ağaralarda toplan abilecek kadar v^°n
olan insanlara ihtiyacımız var."
Breeze başını sallayarak onayladı.
"Ayrıca silahlara ve ikmal m alzem elerine de ihtiyacım ız olacak,” dedi
“ Ve adamları eğitmemiz de gerekecek.”
"Silahları bulm ak için İrenim zaten bir planım var," dedi Kelsier. "Sen eğitimi
yaptırm ak için birilerini bulabilir m isin?”
Ham düşünceli bir şekilde durakladı. "Büyük ihtimalle. Lord Hükümdar'ın
Baskı S e fe rle ri’nden birinde savaşm ış olan bazı skaa askerler tanıyorum ."
Yeden’in benzi attı. “ H a in le r!”
Ham om uz silkti. “ Büyük bir kısmı yaptıklarıyla gurur duym uyor," dedi. “Ama
büyük bir kısm ı ayrıca yem ek yem eyi de seviyor. Hayat zor, Yeden.”
“Benim adam larım asla böyle tiplerle birlikte çalışm ayacak,” dedi Yeden.
“Çalışm ak zorunda kalacaklar," dedi Kelsier katı bir şekilde. “ Skaa ayaklanma
larının büyük bir kısm ı ad am ları kötü eğitim li olduğu için başarısız oluyor. Sana
iyi beslenm iş, iyi d o n atılm ış bir o rd u dolusu adam vereceğiz ve ben de kılıcı hangi
ucundan tu tacak ları onlara hiç öğ retilm ed i d iye senin hepsini katlettirm ene izin
verecek değilim .”
Kelsier durakladı, sonra da H a m ’a göz attı. “Am a onları yapm aya zorladığı
şeyler yüzünden Son İm paratorluk'a karşı kin duyan adam lar bulmanı öneririm.
Sadakatleri sadece ceplerind eki boxingler kadar olan adamlara güvenm iyorum ."
Ham başını sallayarak onayladı ve Yeden de sessizleşti. Kelsier dönerek tahtada
O rd u ’nun altına H a m : E ğitim ve B reeze: A s k e r Toplam a yazdı.
"Ben senin silah bulm a planını m erak ediyorum ,” dedi Breeze. "Tam olarak
nasıl on bin tan e ad am ı L o rd H ü k ü m d a r’ı şü p helen dirm ed en silahlandırm ayı d ü
şünüyorsun? O gözünü silah ticaretinin üzerinden hiç ayırm az."
“ Silahları biz yapabiliriz," dedi C lubs. “ H er gün bir ya da iki savaş sopası üret
memize yetecek kadar fazladan tahtam var. Büyük ihtimalle biraz ok da yapabiliriz.”
“Ö nerin için teşek k ü r ed erim C lu b s,” dedi K elsier. “V e bunun iyi bir fikir ol
duğunu da düşünüyorum . A m a sopalardan fazlasına ihtiyacım ız olacak. Kılıçlara,
kalkanlara ve zırhlara ih tiyacım ız olacak ve bunları eğitim e başlayabilm em izi sağ
layacak kadar da çabuk b u lm alıyız.”
“Peki, o zam an nasıl yapacaksın?” diye sordu Breeze.
“Büyük Evler silah b u lab iliyo r,” dedi Kelsier. “ Onlar kişisel m aiyetlerini silah
landırma konusunda h içb ir sorun yaşam ıyorlar."
“Bizim onlardan çalm am ızı m ı istiyorsun?”
Kelsier başını salladı. “ H ayır, bir kez olsun işleri nispeten yasal bir şekilde ya
pacağız. Silahlarım ızı satın alacağız. Y a da daha doğrusu bize sem pati duyan bir
asilin bizim için satın alm asını sağlayacağız.”
C lubs açık açık gü ld ü . “ Skaalara sem pati duyan bir asil mi? Bu asla olm ayacak."
“Eh, o zam an asla’ kısa bir süre once oldu,” dedi Kelsier önem sem ez bir şekil
de. “Çünkü bize yardım ed ecek birisini zaten buldum .”
O da şöm inenin çıtırtıları dışında sessizdi. V in koltuğunda hafifçe kımıldanarak
diğerlerine göz attı. Ş o k olm u ş gibi görünüyorlardı.
Kim ?” diye sordu H am .
“A d ı L o rd R e n o u x ,” d e d i K e ls ie r. “ B irk aç gün önce buraya geldi. F e llıse ’de
A lıyor, pek L u th ad el’in içine yerleşm eye yetecek kadar nüfuzu yok. Dahası, ben