The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by jesparerke, 2021-04-08 20:24:41

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

"Teskin istasyonlarının yakınında fazla etkin olmaktan kaçınmalıyız," dedi Dox
kalemini indirerek. "N e y s e ki C lu b s ’ın dükkânı herhangi bir istasyona yakın değil;
istasyonların çoğu varoşlarda."

"İstasyonlardan sadece kaçınm aktan daha fazlasını yapmamız gerek," dedi Kel­
ler. “Onları yok etm ey e d e hazır olm am ız gerekiyor.”

Breeze y ü z ü n ü a s tı. “ E ğ e r b u n u y a p a rs a k elim izi düşüncesizce açık etme riski­

ne gireriz.”
“Ama bunun neden olacağı zararı bir düşün," dedi Kelsier. “Marsh bu istas­

y o n la rın her birinde en az üç Teskinci ve bir tane Arayıcı olduğunu söyledi. Bu da
yüz otuz Nezaret Siskanı d em ek , böylesine bir sayıyı elde edebilmek için bütün
Merkez Salahiyet boyunca Siskan toplam ış olmaları gerekir. Eğer onlann hepsini
bir seferde yok ed ecek o lu rsa k ...”

“Asla o kadar fazlasını kendi başım ıza öldürmeyi başaramayız,’ dedi Dockson.
“Eğer ordunun geri kalanını kullanacak olursak yapabiliriz,” dedi Ham. “Onlan
varoşlann her tarafına gizled ik."
“Benim daha iyi bir fik rim var; başka hırsız çetelerini kiralayabiliriz," dedi Kel­
sier. “Eğer her biri üç istasyo n u y o k etm ek için görevlendirilmiş olan on tane çete­
mizolursa, sadece birkaç saat için d e tüm şehri Nezaret Teskinci ve Aravıcılan’ndan
temizleyebiliriz. ”
“Zamanlamayı tartışm a m ız g e re k e c e k ,” dedi Dockson. “Breeze haklı, o kadar
fazla obligatörü bir akşam için d e öld ürm ek büyük bir harekat düzenlemek anlamı­
nagelir. Sorgucuların m isillem e yapm aları uzun sürmez.”
Kelsier başım sallayarak on aylad ı. H a k lısın D ox. Zamanlama hayati önem ta­
şıyacak. “Sen bununla ilgile n eb ilir m isin? Uygun bazı çeteler bul ama onlara Tes­
kin istasyonlarının y erle rin i b ild irm ed en önce biz zaman konusunda karara varana
kadar bekle."
Dockson başıyla on ayladı.
iyi,” dedi K elsier. “A sk e rlerim iz d en bahsetmişken Ham, onlann durumu na­
sıl?”

Aslında b ekled iğim den daha iy i,” dedi Ham . “Mağaralardaki eğitimden geç­
tiler ve o yüzden de n isp eten becerik liler. V e kendilerini senin iradene karşı gelip
Wen i savaşa giderken tak ip etm em iş olduklan için ordunun daha 'imanlı' kesimi
olarak görüyorlar."

Breeze hom urdandı. “ Bu ordularının dörtte üçünü taktiksel bir gafla kaybetmiş
°lduklan gerçeğini gö rm ezd en gelm ek için elverişli bir yol.”

Onlar iyi adam lar B r e e z e ,” d ed i H am sertçe. “Ve ölenler de öyleydi. Onlann
fasından kötü konuşm a. H e r n eyse, ben ordunun bu şekilde gizlenmiş olmasın-

oendişe duyuyorum , tak ım lard an birinin keşfedilmesi fazla uzun sürmeyecek.
Hiçbirinin diğerlerin in n ered e olduklarını bilmemelerinin sebebi de bu za-

'V dedi Kelsier.
Ben de adamlar hakkında bir şeye değinm ek istiyorum," dedi Breeze, Renoux nun

Sas>ndaki koltuklardan birine kurulurken. “Askerleri eğitmek için Hammondt

göndermenin önemini görüyorum . Am a dürüst olm ak gi-rekir.se, beni ve Do^

da gidip onları ziyaret etm eye zorlamanın sebebi nedir merak ediyorum." S°1' 1

“Adamların liderlerinin kim olduğunu b ilm eye ihtiyarları var,” dedi Kel

“ Eğer Ham'in başına bir şev gelecek olursa, başka bil ilerinin komutavı elP ı
gerek, ecek, . .. ' alniası

“Neden sen değilsin?” diye sordu Rreeze.

“ Şimdi benim üstüm e hızla g e lm e ,” ded i K elsier gülüm seyerek. “En iyisi bu*

Breeze gözlerini devirdi. “ Senin üstü n e g e lm ey elim . Z aten bunu oldukça fa*|

yapıyormuş gibi görünüyoruz...”

“Her neyse.” dedi Kelsier. "V in , aristokrasid en ne haberler var? V en tu re Evi’ne

karşı faydalı bir şeyler keşfettin m i?”

Vin durakladı. “H ayır.”

“Ama gelecek haftaki balo V e n tu re K a le si’nde olacak, değil mi?” diye sordu

Dockson.

Vin başını sallayarak onayladı.

Kelsier kıza dik dik baktı. B ils e b ile b iz e sö y le r m i? V in de onun bakışlarını

karşıladı ve K elsier gözlerinden en u fa k b ir şe y ok u yan n yo rd u . Lanet kız fazlasıyla

tecrübeli b ir yalan cı.

"Pekâlâ,” dedi Kelsier V in ’e. “A ram aya devam e t .”

“Ederim ,” dedi Vin.

Yorgunluğuna rağmen, K elsier o gece zor u yku ya daldı. N e yazık ki dışan çıkıp kori­
dorlarda da dolanamazdı; onun m alikân ed e olduğunu sadece belirli hizmetkârlar bi­
liyordu ve şimdi ünü de b ü yü m ekte olduğu için fazla dikkat çekmem ek zorundaydı.

K elsier’in ünü. Sisleri izleyerek balkon p arm ak ların a yaslanırken içini çekti. Bir
açıdan, yaptığı şeyler K e lsie r’in ken disin i b ile end işelen diriyordu. Diğerleri onun
talep etmiş olduğu gibi K e lsie r’i y ü k sek sesle sorgulam ıyordu ama yine de onlann

büyüyen şöhreti yüzünden hâlâ rahatsızlık duyduklarını biliyordu.

En iyi y o l bu. Bütün b u n la ra ih t iy a c ım o lm a y a b ilir ... A m a eğer olursa, bu zıh-

mete girdiğim için m em nun olacağım .
Kapısından h a fif bir tıklam a geldi. M e ra k la dön düğü zaman Sazed in başım

odasının içine uzatmış olduğunu gördü.
“Özür dilerim Ü stat K e ls ie r,” d ed i S az ed . “A m a b ir m uh afız bana geldi ve sian

balkonda olduğunuzu görebildiğini sö y le d i. K en d in izi açık edeceğinizden endiş

ediyordu." ^

Kelsier içini çekti ama balkon dan u z ak laşa rak k apıları çek ip kapattı ve pe

leri örttü. “G izlilik hiç bana göre değil S aze. B ir hırsız olarak, ben saklanma

sunda hiç de o kadar iyi d eğilim ."

Sazed gülümsedi ve çekilm ek için hareketlendi.
“Sazed?" diye seslendi K elsier, T errislinin d u raklam asın a neden olarak,

yamıyorum. Benim için yeni bir önerin var m ı?" ,^

Sazed içtenlikle gü lü m seyerek od aya gird i. " E lb e tte Ü stat Kelsier. bon

i n a n l a r d a ben sizin Ben net G e rç e k le ri ni dinlemeniz gerektiğini düşünmeye baş­
lamıştım. Bu size old ukça iyi gelecektir, diye düşünüyorum ben. Bennetler güney
adalarında yaşayan o ld u k ça gelişm iş bir halktı. Cesur denizciler ve muhteşem
k a r t o g r a f l a r d ı ; Son İm p a ra to rlu k ’un hâlâ kullanmakta olduğu haritaların bazılan
g e n n e t kâşifleri tarafından çizilm işti.

“Dinleri aylar boyunca den izd e kalan gemilerde bile uygulanabilecek şekilde
tasarlanmıştı. K aptanları aynı zam anda papazlarıydı ve hiçbir adamın ilâhiyat eği­
timi olmadan kom uta sahibi olm asına izin verilm iyordu.’’

“Gem ilerde p ek fazla isyan çıkm ıyordu herhalde.”
Sazed gülüm sedi. “ Bu iyi bir dindi Ü stat Kelsier. Keşif ve bilgi üzerine odaklıy­
dı; bu insanlar için, haritaların yapılm ası kutsal bir görevdi. Onlar inanıyordu kibir
kere bütün dünya k e şfe d ilip , haritalanıp anlaşıldığı zaman insanoğlu en sonunda
barış ve ahenge erişece k ti. B ö yle idealleri pek çok din öğütlüyor ama çok azı bun-
lan Bennetler kadar iyi u ygu lam ayı başarabilm işti."
Kelsier yüzünü asarak balkon perdelerinin yanındaki duvara sırtını yasladı. “Ba-
nş ve ahenk,” dedi yavaşça. “ B en şu anda onların ikisini de arıyor değilim Saze.”
"Ah,” dedi Sazed.
Kelsier başını kald ırarak gözlerini tavana dikti. “ Bana yine... Valla'dan bahse­
debilir misin?”
“Elbette,” ded i S az ed , K e ls ie r ’in masasının yanından bir sandalye çekip oturur­
ken. “Tam olarak n eyi b ilm e k istiyorsunuz?"
Kelsier başını salladı. “ E m in d eğ ilim ," dedi. “Üzgünüm Saze, ben bu gece garip
bir ruh hâli iç in d e y im .”
“Siz her zam an garip b ir ruh hâli içindesiniz, diye düşünüyorum ben," dedi
Sazed hafif bir g ü lü m se m e y le . “A n ca k sorm ak için ilginç bir mezhebi seçtiniz.
Vallanlar Lord H ü k ü m d a r’ın h âkim iyetin in karşısında tüm diğer dinlerden daha
uzun süre ayakta k a ld ı.”
“Ben de o y ü zd en s o ru y o r u m ,” d ed i K elsier. “ Benim... onlann o kadar uzun
süre devam etm esin i sağlayan şeyin ne olduğunu anlamam gerek Saze. Onlan mü­
cadele etm eye d ev a m e ttire n ş e y n e y d i?”
“Onlar en kararlı o lan lard ı, d iy e düşünüyorum ben."

Ama onların h erh an gi b ir lid eri y o k tu ,” dedi Kelsier. “Lord Hükümdar Vallan
din meclisinin tam am ın ı ilk feth in in bir bölüm ünde katletti.”

Yok, liderleri v ard ı Ü s ta t K e ls ie r," dedi Sazed. “Ölü liderler, doğru ama yine
^ liderdiler.”

bazı insanlar on ların sad akatin in m antıklı olmadığını söylerdi,’ dedi Kelsier.
Yallan liderlerinin kayb ın ın halkı d evam etm eye daha da kararlı kılmak verine
>'lcrruş olması g e re k ird i.”

Sazed başını salla ya rak b u n u red d e tti. “ İnsan bundan daha dayanıklıdır, diye
tü n ü y o ru m ben. B izim in an cım ız çoğu zaman en zayıf olmasının gerekli olduğu

Uam J

Qe en güçlüdür. U m u d u n doğası b u d u r.”
Kelsier başıyla o n a y la d ı.

“Valla hakkında başka bir bilgi istiyor musunuz?”
“Hayır. Teşekkür ederim Sa/.e. Benim sadece işlerin umutsuz göründüv
inanlarda bile savaşmış olan insanlar olduğunun lıatırlatılmasına ihtiyacım vardr
Sazed başıyla onaylayarak kalktı. “Sanırım ben anlıyorum Üstat Kelsier İy
akşamlar o zaman."
Kelsier, aklı başka yerde olduğu hâlde başını sallayarak Terrislinin çekilmesine
izin verdi.

Terrislilerin bü yü k b ir kısm ı Rashek kadar kötü değil. Ancak ona
inandıklarım görebiliyoru m , b ir dereceye kadar. Bunlar sıradan
adamlar, filo zo f y a d a â lim değiller ve kendi kehanetlerinin Ç a ğa ­
rın K ah ram an ı’nm b ir ya b a n c ı olacağını söylediğim anlamıyorlar.
Onlar sadece R a sh e k 'in işaret ettiği şeyi görüyorlar; görünüşe göre
iistün olan b ir h alk oldu kla rın ı ve boyun eğen değil de "başat' olan
olmaları gerektiğini.

Böylesine b ir tutku ve nefret karşısında, iyi insanlar bile kandı-
nlabilir.

30

«

V İN ’ E G E R Ç E K İ H T İ Ş A M I N ne olduğunu hatırlamak için Venture
balo salonuna geri dönm ek yetm işti.

Vin o kadar fazla kaleyi ziyaret etm işti ki görkeme karşı duyarsızlaşmaya başla-
mı§tı. Ancak V enture K alesi’nde özel olan bir şeyler vardı; diğer kalelerin ulaşmak
*Ç>nçaba harcadığı ama asla tam olarak başaramadığı bir şey. Sanki Venture ebe-
veyn ve diğerleri de iyi terbiyeli çocuklar gibiydi. Kalelerin hepsi güzeldi ama en
Sözelinin hangisi olduğuna karar verm ek zor değildi.

Kenarları boyunca dizili kocam an sütunlarıyla devasa Venture salonu, çoğu za-
man °lduğundan bile daha m uhteşem görünüyordu. Vin bunun tam olarak neden
“iduğuna karar verem iyordu. Bir hizmetkârın şalını alması için beklerken bunun
a kında düşündü. V itray cam lı pencerelerin dışında ışıldayan normal kireç lam-
,alan salonu ışık huzm eleriyle dolduruyordu. Sütunlu çıkıntının altındaki masalar
^ursuzdu. Salonun en uzak ucundaki küçük balkona kurulmuş olan lord masası

2arT'an olduğu kadar şahane görünüyordu.
$anki... fazla m ükem m el, d iye düşündü Vin kendi kendine kaşlarını çatarak.
^ hafifçe abartılıym ış gibi görünüyordu. Masa örtüleri her zaman olduğun-

daha beyaz, daha düzgün iitülüydü. Hizmetkârların üniformaları özellikle

şıktı. Kapılarda duranlar sıradan askvı li rin verim kasıtlı olarak tertih edil

kılcvici görünen siskıranlardı. tahta kalkanları ve zıılılı olmayışlarıyla Iark edik ^

lardı. I ler şey hu arava gelince, tiinı bunlar salonun sıradan Venture müke'

liginin üzerinde görünmesine neden oluyordu. ^niek

"Ters giden bir şeyler vaı Sazed.” diye fısıldadı Vin bir hizmetkâr mas

hazırlamak için uzaklaşırken. nı

“Ne demek istiyorsunuz Hanımım?” diye sordu arkasında durmakta olan

bovltı vekilharç. n

"Burada çok fazla kişi var,” dedi Vin onu rahatsız eden şeylerin bir tanesin

farkına vararak. Son birkaç ay boyunca balolara katılım gittikçe azalmıştı A m

sanki herkes Venture etkinliği için geri dönmüş gibi görünüyordu. Ve hepsi de en

güzel giysilerini giymişti.

“Bir şeyler oluyor," dedi Vin sessizce. “Bizim farkında olmadığımız bir şey ”

“Evet..." dedi Sazed fısıldayarak. "Bunu ben de hissediyorum. Belki de ben

vekilharçların yemeğine erken gitm eliyim .”

“ İvi fikir," dedi Vin. “ Sanırım bu akşam ben de yemeği atlayabilirim. Biz biraz
geç kaldık ve görünüşe göre insanlar m uhabbet etm eye başlamışlar bile.”

Sazed gülümsedi.
“Ne?"
“Ben sizin bir yemeği asla atlam ayacak olduğunuz zamanlan hatırlıyorum Ha­
nımım.”
Vin homurdandı. "Bu balolardan birinde ceplerim i yiyeceklerle doldurmaya
çalışmış olmadığıma şükret. Aklım a gelm işti, inan bana. Şimdi hadi yürü.”
Sazed başını salladı ve vekilharçların yem ek salonuna doğru giderek uzaklaştı.
Vin konuşmakta olan gruplara göz gezdirdi. N e y s e ki Shan dan hiçbir iz yok, diye
düşündü. Ne yazık ki Kliss de hiçbir yerde görünm üyordu ve bu yüzden Vin in
de dedikodu için başka birisini seçmesi gerekliydi. Yürüyerek öne çıktı ve Lord
Idren Seeris’e gülümsedi; Elariel E vi’nin bir kuzeniydi ve Vin'in birkaç s e f e r dans
etmiş olduğu bir adamdı. Adam ona sert bir selamla karşılık verdi ve Vin de onun

grubuna katıldı.
Vin grubun diğer üyelerine gülüm sedi, üç kadın ve bir diğer lord vardı. ^ ePs'n

en azından uzaktan görmüşlüğü vardı ve Lord Yestal ile de dans etmişti- ca

akşam dördü de ona soğuk bakışlar attı. .....

“Bir süredir Venture K alesi’nde bulunm am ıştım ,” dedi Vin taşralı kız kişi g

bürünerek. “Ne kadar ihtişamlı olduğunu unutm uşum !”
“Gerçekten de öyle,” dedi leydilerden bir tanesi. "Affedersiniz, ben gi P

cek bir şeyler alacağım.”

Ben de seninle geleyim ,” diye ekledi diğer leydilerden bir tanesi
gruptan ayrıldılar.

Vin yüzünü asarak onların gitmesini izledi.
Ah, dedi Yestal. “Yemeğimiz gelm iş. G eliyo r musun Triss?

Elbette, dedi en son leydi yürüyerek Yestal’a katılırken.

içiren gözlüğünü d ü z .ln i, V in’e gönülsüz bir özür bakışı fırlattı ve çekildi. Vin
afallamış bir şekilde orada kaldı. İlk birkaç balosundan beri bu kadar açıkça soğuk
b,r karşılama görmemişti.

fjeler oluyor, diye düşündü gittikçe artan bir endişeyle Bu Shan'ın ip mi? Bu­
tun bir salon dolusu im aııt bana karşı çevirebilir mi?

Hayır, bu ona olası gelm iyordu. Bu çok fazla çaba gerektirirdi. Dahası gariplik
sadece Vin'in etrafında değildi. Bu akşamki bütün asıl grupları... farklıydı.

Vin ikinci bir grubu denediği zaman daha bile beter bir sonuçla karşılaştı. 0
katılır katılmaz, grubun üyeleri onu özellikle girmezden geldi. Vır. kendini o kadar
yersiz hissetti ki kendine bir bardak şarap alrfıak için kaçarak ayrıldı. Yürürken
Yestal ve İdren’in olduğu ilk grubun tam olarak'aynı üyelerle tekrar toplanmış
olduğunu fark etti.

Vin doğu çıkıntısının gölgesinin hemen içinde duraklayarak kalabalığı gözleriy­
letaradı. Dans eden çok az insan vardı ve Vin hepsinin de bilinen çiftler olduğunu
gördü. Ayrıca gruplar ya da masalar birbirine karışmamış gibi görünüyordu. Balo
salonu dolu olsa da, görünüşe göre katılanlann büyük bir kısmı belirgin Dır şekilde
diğer herkesi görmezden gelm eye çalışıyordu.

Bunu daha iyi görmem gerek, diye düşündü merdivenlere doğru yürürken. Kısa
bir tırmanıştan sonra dans pistinin yukarısındaki duvara yerleştirilmiş urun, kon-
dora benzeyen balkona çıktı; tanıdık mavi fenerleri taş duvarlara hafif, melankolik
bir ton veriyordu.

Vin durakladı. E len d ’ın odacığı, duvar ile en sağdaki sütunu arasındaydı ve tek
bir fener tarafından iyice aydınlatılırdı. O neredeyse her zaman Venture balolannı
burada kitap okuyarak geçiriyordu; Elend bir partiye ev sahipliği yapmanın getir­
diği görkem ve m erasim den hoşlanmazdı.

Odacık boştu. V in parm aklığa yaklaştı, sonra da başım uzatarak büyük salonun
uzak ucuna doğru baktı. E v sahibinin masası balkonlarla avnı sedyede olan bir
çıkıntının üstüne kurulm uştu ve V in Elend'in orada oturmuş babasıyla birlikte
yemek yediğini görerek şok oldu.

Ne, diye düşündü inanam ayarak. Venture Kalesinde katıldığı yanm düzine
balo boyunca tek bir sefer bile E len d ’in ailesiyle birlikte oturduğunu görmemişti.

Aşağısında renkli cü bbeli tanıdık bir şeklin kalabalığın içinde hareket etmekte
olduğunu fark etti. S a z e d ’e doğru elini salladı ama o belli kı Vin'i zaten görmüştü.

onu beklerken balkonun öbür ucundan gelen tanıdık bir ses duyduğunu dü­
şündü. Kontrol etm ek için döndüğü zaman daha önce fark etmediği kısa boylu bir
•e^l bark etti. Kliss alçak seviyeli lordlardan oluşan küçük bir gnıpla konuşuyordu.

Demek Kliss b u ra d a y m ış, d iye düşündü Vin. Belki de o benimle konuşur. Vin
ayakta durarak K liss’in konuşm asını bitirmesini ya da Sazed in gelmesini bekledi.

Sazed önce geldi, m erdiven boşluğundan çıktığında ağır ağır nefes ahvordu.
hanımım,” dedi alçak bir sesle parmaklığın yanında Vin'e katılırken.

Bana bir şeyler keşfettiğin i söyle Sazed. Bu balo... ürkütücü geliyor. Herkes o
r ciddi ve soğuk ki. Sanki bir baloya değil, cenazeye gelmişiz gibi.

“ Pıı uygun Pir benzetme leydim, dedi Sazed lınlilçe. " Biz önemli bir j]arıl
kaçırmışız. H.ıstmg Evi bu lı.ılta her zamanki balosunu düzenlemeyeceğini söy|c.
miş.“

Vm kaşlarını çattı. “ Ee? Daha önce de evler balolarını iptal ettiler."
"Elarıel Evi de iptal etmiş. Normalde ondan sonra Tekiel gelirdi ama o e v artık
vok. Shunah Evi ise artık daha fazla balo düzenlem eyeceğini zaten ilan etmişti"
“Ne diyorsun?"
“Görünüşe göre, Hanımım, bu bir süre için son balo olacak... belki de ço k uzun
bir süre için. "
Vin altındaki salonun birbirinden bağımsız, neredeyse birbirine düşmancıl gö­
rünen insan gruplarının üzerinde yükselen m uhteşem pencerelerine bir göz attı.
“İşte olan bu,” dedi Vin. “Onlar ittifaklarını kesinleştiriyorlar. Herkes en güçlü
dostlan ve destekçileriyle birlikte duruyor. Bunun son balo olduğunu biliyorlar ve
bu yüzden de bir görünmek için hepsi geldi ama artık politika yapmak için zaman-
lannm olmadığını biliyorlar."
“Görünüşe göre öyle H anım ım .”
“Hepsi de savunmaya geçiyor,” dedi Vin. "Duvarlarının arkasına çekiliyor­
lar, deyim yerindeyse. İşte o yüzden kim se benim le konuşmak istemiyor; biz
Renoux’yu fazla tarafsız bir güç yaptık. Benim bir hizibim yok ve şimdi rasgele
siyasi etmenlere güvenerek kumar oynam ak için kötü bir zaman.”
“Üstat Kelsier’in bu bilgiyi öğrenmesi gerekiyor H anımım ," dedi Sazed. “Bu
gece yine bir muhbir rolü yapmayı planlıyordu. Eğer bu durumdan haberi olmazsa,
bu onun güvenilirliğine ciddi derecede zarar verebilir. Gitm em iz gerek."
“Hayır," dedi Vin, Sazed’e doğru dönerek. “ Ben gidemem, diğer herkes ka­
lırken olmaz. Onların hepsi bu son baloya gelerek görünmenin önemli olduğunu
düşündüler ve bu yüzden benim de onlar gitm eye başlayana kadar ayrılmamam
gerekir.”
Sazed başını sallayarak onayladı. “ P ekâlâ.”
“Sen git Sazed. Bir at arabası kirala ve gidip K e ll’e ne öğrendiğimizi söyle. Ben
kısa bir süre daha kalacağım, sonra da R enoux E v in i zayıf gösterm eyecek bir za­

manda ayrılacağım.”
Sazed durakladı. “Ben... Bilm iyorum H anım ım .”
Vin gözlerini devirdi. "Bana etm iş olduğun yardım ları takdir ediyorum anıa

benim elimi tutmaya devam etm enin gereği yok. Bu balolara onları izleyecek ve

kilharçları olmadan gelen birçok insan v ar.”
Sazed içini çekti. "Pekâlâ H anım ım . A n cak ben Ü stat K elsier’i b u l d u k t a n son

ra geri döneceğim.
Vin başıyla onaylayarak ona veda etti ve Sazed de taş merdivenlerden aşag

indi. Vin de Elend’in yerinde balkona yaslanarak Sazed aşağıda belirip sonra da °n

kapılara doğru giderek kaybolana kadar izledi.
Şim di ne olacak? Konuşacak b irin i bu labilsem bile, a rtık dedikodu yayt*0"'

bir anlamı yok.

Bir d eh şet d u y g u s u h isse tti. V ın 'in asillerin hoppalıklarından bu kadar fazla
hoşlanmaya h a şla y a ca ğ ın ı kim dü şünebilirdi? Tecrübesi pek çok asilin nelere muk­
tedir olduğunun b ilg is iy le lek e le n m işti ama yine de bütün tecrübede... rüya gibi
bir keyif o lm u ştu .

Bir daha h iç b ö y le b a lo la ra katılacak mıydı? Ya Leydi Valette’e ne olacaktı?
Vin'in onu d a e lb is e le r i v e m ak yaj m alzem eleri gibi bir kenara kaldırarak sadece
sokak hırsızı V in o lm a y a g e ri m i dönm esi gerekecekti? Büyük olasılıkla Kelsier'in
yeni krallığında m u h te ş e m b a lo lar gibi şeylere yer olmayacaktı ve bu da kötü bir
şey o lm ayabilird i; d iğ e r sk a a la r açlıktan ölürken onun dans etmeye ne hakkı vardı?
Ama... k aleler v e d a n s ç ıla r, e lb is e le r ve şenlikler olmadan dünya güzel bir şeyleri
yitirecekmiş gibi gö rü n ü yo rd u .

Vin içini ç e k e r e k p a rm a k lık ta n geriye çekildi ve başını eğerek kendi tuvaleti­
ne bir göz attı. D e r in , ışıltılı b ir m aviyd i, eteğin uçlanna beyaz dairesel desenler
dikilmişti. K o ls u z d u a m a ta k m a k ta olduğu mavi ipek eldivenler ta dirseklerinin
yukarısına k a d a r u z a n ıy o r d u .

Bir zam an lar o lsa k ıy a fe t i sin ir bozucu derecede hantal bulurdu. Ancak şimdi
onu gü zelleştirici b u lu y o r d u . T u v a le tin göğsünü dolgun gösterecek şekilde tasar­
lanmış b ed en in in in c e liğ in i b ö y le vurguluyor olmasını seriyordu. Bel hizasından
genişleyerek y a v a ş ç a a ç ılıp , o yü rü rk en hışırdayan geniş bir çan şekline geliyor
olmasını s e v iy o rd u .

Vin bunu ö z le y e c e k t i; h e r şe y i özleyecekti. Ama Sazed haklıydı. Vın zamanın
geçmesini d u r d u r a m a z d ı, s a d e c e anın tadını çıkarabilirdi.

O nıın b ü tü n a k ş a m ö y le b a ş m a sa d a oturup beni görmezden gelmesine izin
verecek d e ğ ilim , d iy e k a ra r v e rd i.

Vin d ön dü v e b a lk o n b o y u n c a yürü yerek ilerledi, geçerken Kliss’e başıyla se­
lam da v e rm işti. B a lk o n d ö n e re k (V in ’in doğru bir şekilde tahmin etmiş olduğu
gibi) ev sah ibin in m a s a sın ın o ld u ğ u çıkıntıya giden bir koridorla son buldu.

Bir an için k o r id o r u n iç in d e ayakta durarak dışan baktı. Lordlar ve leydiler
muhteşem k ıy a fe t le r in in iç in d e oturm u ş, Lord Straff Venture ile birlikte otur­
maya davet e d ilm iş o lm a a y rıcalığ ın ın tadını çıkanyorlardı. Vin. Elend’in dikkatini
Çekmeye ç a lışa ra k b e k le d i v e en sonunda misafirlerden biri onu fark etti, sonra da
Elend’i d ü rttü . E le n d ş a ş k ın lık la d ön d ü , V in ’i gördü ve hafifçe kızardı.

Vin kısaca e lin i sa lla d ı v e E le n d de kalkarak izin istedi. Vin biraz daha özel
°Iarak k o n u şa b ilm e le ri için taş ko rid orun biraz daha içine çekildi.

E len d!" d e d i V in o v ü r ü v e r e k koridora girerken. “Babanla oturuyorsun!
Elend b a şıyla o n a y la d ı. “ Bu balo bir çeşit özel bir olaya dönüştü Valette ve
tabam da p r o to k o le ita a t e t m e m konusunda oldukça ısrarcıydı."
Ne zaman k o n u şacak zam anım ız olacak?"
Elend d u ra k la d ı. “ Z a m a n ım ız olacağından emin değilim.
Vin kaşların ı ç a t t ı. E le n d ... cam sıkkın görünüyordu. Her zamanki hafifçe yıp-
^nrrnş ve kırışık ta k ım ı y e r in e şık, üzerine tanı oturan bir takım giymişti. Hatta
Açları bile ta ra lıy d ı.

"Elenti?" dedi Viıı öııe doğru İm atlım atuıak.
O ise hır elini kaldırarak Viıı'e vaklaşmam.ısı ıs m iş.uvt etti. "jş|n dt.ğj tj y

lette.”
Hayır, diye duşundu Vııı. Hu değişemer, ¡hdıa olm az' "İşler mi? [\je ‘¡ş|erp

Elend, sen neden bahsediyorsun?"
“Ben Venture Evi nin varisiyim," dedi. "V e tehlikeli zamanlar geliyor. Hasting

Evi bugün öğleden sonra bütün bir kafilesini kaybetti ve bu daha sadece başlangıç
Bir av içerisinde kaleler açıkça savaşa tutuşmuş olacak. Bunlar benim görmezden
gelebileceğim şeyler değil Valette. Benim ailem için bir külfet olmayı bırakmamın
zamanı geldi. "

“O sorun değil." dedi Vin. “ Bu senin...”
“Valene." diyerek lafını kesti Elend. “ Sen de bir külfetsin. Çok büyük bir kül­
fet. V3İan söyleyerek sana hiçbir zaman önem verm em iş olduğumu iddia edecek
değilim; verdim ve hâlâ da veriyorum. Am a ben de, tıpkı senin de bildiğin gibi en
başından beri biliyordum ki bu asla geçici bir oyalanmadan başka bir şey olamaya­
caktı. Gerçek şu ki evimin bana ihtiyacı var ve o senden daha önemli.”
Vin’in rengi soldu. “A m a...”
Elend yemeğe geri dönmek için arkasını döndü.
“Elend, lütfen bana sırtını dönm e,” dedi V in sessizce.
Elend durakladı, sonra da dönerek tekrar ona baktı. “ Ben gerçeği biliyorum Va­
lette. Kim olduğun konusunda nasıl yalan söylediğini biliyorum. Umurumda değil,
gerçekten de; kızgın ya da hatta hayal kırıklığına uğramış bile değilim. Gerçek
şu ki ben bunu bekliyordum. Sen de sadece... oyunu ovnuvorsun. Tıpkı hepimiz
gibi." Durakladı, sonra da başını salladı ve V in ’e arkasını döndü. "Tıpkı benim
gibi."
“Elend?” dedi Vin ona doğru uzanarak.
"Bana kendini toplum içinde küçük düşürtm e V alette."
Vin uyuşmuş hissederek durakladı. H em en sonra ise uyuşmuş hissetmek için
fazlasıyla kızgın olduğunu anladı; fazlasıyla kızgın, fazlasıyla hüsran içinde... ve
fazlasıyla da korkmuş.
“Gitme," diye fısıldadı. “Beni sen de terk etm e.”
“Üzgünüm,” dedi Elend. "Am a benim gidip arkadaşlarımla buluşmam gerek-
Çok... eğlenceliydi.”
Ve gitti.
Vin karanlık koridorda kaldı. Sessizce titrediğini hissetti ve dönüp tökezleve
rek ana balkona geri çıktı. Yan tarafta E len d ’in ailesine iyi akşamlar dileyip son
da kalenin oturulan tarafına doğru giden bir arka koridora doğru yöneldiğin' g°
biliyordu.

Bunu bana yapamaz. Elend olmaz. Şim di olm az...
Ancak içinden bir ses, V in ’in neredeyse unutm uş olduğu bir ses, konıışn
başladı. Tabii ki seni bırakıp gitti, diye fısıldadı zihninin derinliklerinden Re ’

Tabii ki seni terk etti. Herkes sana ihanet ed er V in . Ben sana ne öğrettim ?

H a y ı r , diyt- düşündü V m Hu satirce politik gerilim. Bir kere bunlar geçtikten
sonra, onu geri gelm eye ikna edebileceğim ...

Ben hiç sentti için g e n gelm edim , diye fısıldadı Reen O da gelmeyecek. Ses o
kadar gerçekmiş gibi geliyordu ki sanki Vm'in yanı başındaydı.

Vin balkonun korkuluğuna yaslanıp kendini ayakta tutmak için demir parmak­
lıklardan güç aldı. Vin onun kendisini yok etmesine izin vermeyecekti. Sokaklar­
daki hayat onu yıkm ayı başaram am ıştı; kendini beğenmiş bir asilin bunu yapması­
nada izin vermezdi. K endisine bunu söylemeye devam edip durdu.

Ama bu neden açlıktan daha fazla, Cam on’un dayaklarından bu kadar daha
fazla canını yakıyordu?

"Hey, Valette R en ou x," dedi bir ses arkasından.
“Kliss,” dedi V in. “ Ben... şu anda konuşacak hâlde değilim.
“Ha,” dedi Kliss. “ O zam an Elend Venture en sonunda seni geri çevirdi. Merak
etme, çocuk, kısa süre içinde o hak ettiğini bulacak.’
Vin dönerek K liss’in sesindeki garip tona kaşlarını çattı. Kadın her zaman oldu­
ğugibi görünmüyordu. F az la ... kontrollü görünüyordu.
“Amcana benden bir m esaj ilet, olur mu yavrum1 " dedi Kliss önemsemez bir
tavırla. “Ona de ki, onun gibi ev ittifakları olmayan bir adam, önümüzdeki aylar
içinde bilgi toplama konusunda zorluk çekebilir. Eğer iyi bir bilgi kaynağına ihtiya­
cı olursa, bana haber gönderm esini söyle. Ben pek çok ilginç şey bilirim?
“Sen muhbir m isin?” d ed i V in o an için acısını bir kenara iterek. “Ama sen...”
"Akılsız bir dedikoducu m u yu m ?” diye sordu kısa boylu kadın. ‘ Aa. evet öy­
leyim. Sosyetenin ded ik od u cu su olarak bilindiğin zaman öğrenebildiğin şeyler
hayret verici, insanlar bariz yalanlan yaym ak için sana geliyor, mesela senin bana
geçen hafta Hasting Evi hakkında söylediğin şeyler gibi. Neden sen benim böy-
lesine asılsız haberleri yaym am ı isteyesin ki? Ev savaşı sırasında Renoux Evi silah
pazanna el atmaya çalışıyor olabilir mi? Hatta belki de Hasting mavnalarına yakın
zamanda yapılan saldırının a rk a sın d a da Renoux olabilir mi?"
Kliss’in gözleri ışıldadı. “A m can a de ki, ben fcildıklenm konusunda sessiz kal­
maya ikna edilebilirim ; kü çük bir ücret karşılığında.”
Sen en başından beri beni kandırıyordun...'' dedi Vin hissizce.
Elbette can ım ,” d ed i K liss, V in ’in kolunu sıvazlayarak. 'Bizim burada yüksek
sosyetede yaptığım ız şey budur. Sen de eninde sonunda öğreneceksin, eğer sağ
Alırsan. Şimdi iyi bir çocu k ol ve benim mesajımı ilet, olur mu?”
Kliss döndü, bodur, çiğ renkli tuvaleti bir anda Vin'e ışıltılı bir kıyafet gibi
Soriinnıüştü.
Bekle!” dedi V in . “ E len d hakkında az önce ne demiştin? Hak ettiğim bulacak

m ı?”

Hım?” dedi K liss d ön erek. “ A a... doğru. Sen Shan Elariel’in planlanm öğren-

I)leye Çalışıyordun, değil ıııi?”
art mt, divc d ü şü n d ü V in gittikçe artan bir endişeyle. “Ne planlıyor?”

Hte bu, canım , g e rçek ten d e pahalı bir sır. Ben sana söyleyebilirdim... ama

ondan sonra benim elime karşılığında ne geçecek!’ Meııim gibi önemsiz bir t.vj
olan hır kadının da bir yerlerden ekm esini kazanması « e re k ...”

Viıı üzerindeki tek takı olan safir zerdaliliği çek ip yıkardı. "İşte. Al şunu.”
Kliss düşünceli bir yiiz ifadesiyle gerdanlığı kabul etti. “ H ım , evet, g erçek te n
de çok hoş."
“Ne biliyorsun!1” diye sertçe sordıı Vin.
“Korkarını ki genç Elend, ev savaşındaki ilk V en tu re kayıplarından birisi ola­
cak,” dedi Kliss gerdanlığı kol yenindeki bir ceb e sokarken. “ Bu talihsiz bir durum
o gerçekten de ivi bir oğlana benziyor. Fazla iyi, büyük olasılıkla.”
“Ne zaman!’" diye sordu Vin. "N ered e? N asıl?”
“O kadar çok soru ama sadece tek bir tane g e rd an lık ,” dedi Kliss rahat rahat.
“Şu anda başka bir şevim y o k !” diyerek doğruyu söyledi V in . Sikke kesesinde
sadece Çelikitnıe için tunç yongalar vardı.
“Ama söylediğim gibi, bu çok değerli bir s ır ,” diye d evam etti Kliss. "Sana söy­
leyerek benim kendi hayatım d a ...”
Eh, yeter, diye düşündü Vin küplere bin erek. A p t a l a risto k ra t oyunları!
Vin çinko ve pirinç yakarak kuvvetli bir duygusal Allom ansi patlamasıyla
Kliss’e vurdu. Kadının korku dışındaki bütün duygularını Teskin ederek boğdu,
sonra da o korkuyu kavrayarak sıkı bir çekişle asıldı.
“Konuş!” diye gürledi Vin.
Kliss'in nefesi kesilerek titredi ve n eredeyse y ere dü şü yordu . “ Bir AJlomanser!
Renoux’nun Luthadel’e yanında bu kadar uzak bir kuzeni getirm esine şaşmamak
gerekl"
“Konuş!” dedi Vin öne doğru bir adım atarak.
“Ona yardım etmek için çok geç kald ın ,” dedi K liss. “ E ğer bana karşı dönme
ihtimali olsaydı bövlesine bir sırrı asla satm azd ım !”
“ Konuş!”
“Ona bu akşam Elariel Allom anserleri tarafın dan suikast düzenlenecek, diye
fısıldadı Kliss. “Şimdiden ölmüş bile olabilir, suikastın o lord masasından çeki­
lir çekilmez gerçekleşmesi gerekiyordu. A m a eğer sen intikam istiyorsan, Straff
Venture'dan tarafa da bakman gerekecek."
Elend'in babası mı?” diye sordu V in şaşkınlıkla.
Elbette aptal ço cu k ,” dedi K liss. “ L o rd V e n t u r e ’nın e v unvanını onun
yerine yeğenine verm ek için bir b ah an ed en d ah a ç o k is te d iğ i bir şey y°k-
Venture nın tek yapm ası gereken şe y E la rie l s u ik a s tç ıla rın ın geçm esine izin
vermek için çatıdaki genç E le n d ’in o d a sın ın e tr a fın d a k i b irk a ç askerini çe ’
mekti. Ve suikast E len d ’in kü çük f e ls e fe to p la n tıla r ın d a n birisi s,raSin,
gerçekleşeceği için, Lord V e n tu re k e n d isin i b ir H a s tin g v e b ir Lekal dan
kurtarmış olacak!”

Vin hızla döndü. Bir şeyler ya p m a k z o r u n d a y ım !
Elbette, dedi Kliss bir kıkırdam ayla doğrulurken , “ Lord V en tu re nın ken
sini de bekleyen bir sürpriz var. Ben duydum ki senin E le n d ’inin elinde bazı o*

dtıks3- - l'nU' rı‘s;,n kitaplar varm ış. G en ç Venture’nın kadınlarına söylediği şeyler
^onusunda çok daha dikkatli olması gerekirdi bence."

Vin gülüm scm ekte olan K liss’e geri döndü. Kadın ona göz kırptı. “Senin
/ıjlonıansi'ni bir sır olarak tutacağım çocuk. Sadece yarın öğleden sonraya kadar
benim ödememi alacağım dan em in ol. Bir leydinin yemek yemesi gerek ve senin
de görebildiğin gibi, benim bol bol yem eğe ihtiyacım var.

“Venture E v i’ne gelin ce... Eh, ben senin yerinde olsam kendimle onlann ara­
sında mesafe koyardım . S h an ’ın suikastçıları bu gece epey bir gürültü çıkaracaklar.
Eğer yüksek sosyetenin yarısı şamatanın sebebini öğrenmek için oğlanın odasına
doluşacak olursa hiç şaşırm azdım . Aristokrasi Elend’ın sahip olduğu o kitaplan
gördüğü zaman da... Eh, d iyelim ki obligatörler bir süre için Venture Esi ne ol­
dukça fazla dikkat gö steriyor olacak. Elend’in zaten ölmüş olacak olması çok kötü,
epey bir zamandır bir asilin açıkça idam edildiğini görmemiştik!"

Elend’in odası, d iy e dü şü n dü V in umutsuzca. Orada olmaları gerek'. Döndüve
tuvaletinin yanlarını kavrayarak, saniyeler önce terk etmiş olduğu koridora doğru
ana balkon boyunca çılgınca hışırdayarak gitmeye başladı.

“Nereye gidiyorsun?” d iy e sordu Kliss şaşkınlık içinde.
“Bunu durdurm am g e rek 1.” dedi V in.
Kliss güldü. “ Sana zaten çok geç kalm ış olduğunu söyledim ya. Venture çok
eski bir kale ve lord lan n odalarına giden arka koridorlar neredeyse labirent gibidir.
Eğer yolunu bilm iyorsan kayb olu p saatler boyunca dolaşırsın."
Vin kendini çaresiz h issed e rek etrafına bakındı.
“Dahası ço cu k,” d iy e ek led i K liss yürüyüp gitmek için dönerken. “Oğlan daha
demin seni geri çevirm ed i m i? O na ne borcun var?”
Vin durakladı.
Kliss haklı. O n a ne b o rcu m v a r l
Cevap anında geld i. O n « seviyo ru m .
Bu düşünceyle b irlik te güç de geldi. Vin, Kliss’in kahkahasına rağmen aceley­
le ilerledi. D en em ek zoru n d ayd ı. Koridora girdi ve arka geçitlere daldı. Ancak
Kliss’in sözleri kısa süre sonra doğru çıktı; karanlık taş koridorlar dar ve göstenş-
sizdi. Asla zam anında yolu n u bulam azdı.
Çatı, diye d ü şü n d ü . E l e n d ’in odaların ın dışarı açılan bir balkonu vardır,
bana bir pencere la z ım 1

Ayakkabılarını te k m e le y ip çıkardı ve çoraplarını da çekip çıkararak bir geçitten
a§ağı doğru atıldı, sonra da ü stü n d e tuvaletle başarabildiği kadanvla koştu. Telaşla
■Çmden geçebileceği k ad ar bü yü k bir pencere arıyordu. Geçildin sonunda daha
küyük bir koridora u laştı, titreşen m eşaleler dışında boştu.

Eflatun renkli devasa bir gül p en cere odanın uzak ucunda duruyordu.
bu da olur, d iye d ü şü n d ü V in . Arkasındaki kocaman demir kapıp bir çelik
damasıyla İterek ken disin i havaya fırlattı. Bir an için öne doğnı uçtu, sonra da

Ol al

Pencerenin d em ir çerçevesin i de kuvvetle İtti.
Havada yalpalayarak yav aşlay ıp durdu; aynı anda hem öne hem de arkaya doğ-

nı İtiyordu Boş koridorun ort.ısmda zorlsınaıak havada asılı kaldı, l*/ılıın-rnek ^¡n
lehimini de harlıyordu. G ü l p o .u rre d evasaydı am a bü yü k kısm ı cam dı. Ne kadar
ağır olabilirdi ki?

Çok ağır. Vın gerilimin altında inledi. A rk asın d an hır tıkırtı duydu ve kap,
çerçevesinin içinde burkulmaya haşladı.

Sen... pes... etmelisin, diye düşündü kızgınlıkla çeliğin i h arlayarak. Pencerenin
etrafına taş parçacıkları döküldü.

Sonra bir çatırtı sesiyle gül pencere taş d u vard an sö k ü le re k kurtuldu. Arkasın­
daki karanlık gecenin içine doğru düştü ve V ın d e on u n ark asın d an dışarı fırladı.

Senn sisler onu sarmaladı. O danın için d eki k ap ıya d o ğ ru h a fifç e kendini Çe­
kerek fazla uzağa fırlamasını engelledi, sonra da d ü şm e k te olan pencereyi büyük
bir güçle İtti. Devasa koyu cam lı p en cere aşağısın da ta k la la r atıyor, Vin ondan
uzaklaşıp giderken sisleri çalkalıyordu. D ü m d ü z y u k a rı, ç a tıy a doğru savruldu.

Tam V’in çatının kenarının üstünden tu v a le ti rüzgârda çılgın ca çırpınarak uçar­
ken pencere gümbürtüyle yere çarptı. V in g ü m le m e y le tu n ç p laka kaplı çatıya indi
ve yere çömeldi. El ve ayak parm aklarının altın d a k i m e ta l serin d i.

Kalay harlanarak geceyi aydınlattı. O lağan d ışı h iç b ir şe y görem iyordu.
Tunç yakıp M arsh’m ona öğretm iş old uğu ş e k ild e tu n c u ku llan arak Allomansi
işareti aradı. Herhangi bir şey yoktu; su ik astçıların y an ın d a b ir D um an cı vardı.
Bütün binayı arayam am , d iye d ü şü n d ü V in ç a re s iz c e tu n c u n u harlayarak. N e­
rede bunlar?
Sonra, garip bir şekilde, bir şey h issettiğin i d ü şü n d ü . G e c e n in karanlığında Al-
lomantik bir titreşim. H afif. G izli. A m a y e te rli.
Vin içgüdülerine güvenerek çatı b o yu n ca k o şm a k için ayağa kalktı. Koşarken
lehim harladı ve tuvaletini yakasının y ak ın ların d an k a v ra d ı, son ra da tek bir asıl­
mayla elbisenin ön tarafını yırttı. S ik k e k esesin i v e gizli b ir c e p te k i m etal şişecik-
lerini çıkardı ve sonra da hâlâ koşarken elb ise y i, jü p o n u ve bağlı tozlukları yırtarak
hepsini bir kenara attı. Ondan sonra ko rsesi ve e ld iv e n le ri g itti. H epsinin altında
ince, kolsuz bir beyaz kombinezon ve b e ya z b ir şo rt g iy iy o rd u .
Çılgınca koştu. Ç o k geç ka lm ış o lm a y a y ım , d iy e d ü şü n d ü . L ü tfe n . Olamaz.
İlerideki sislerin içinde şekiller b elird i. Ç a tın ın ü s tü n d e k i açılı bir tavan pen­
ceresinin yanında ayakta durm uşlardı; V in d e k o şa rk e n b e n z e r birkaç tanesinin
yanından geçmişti. Şekillerden bir tanesi p e n c e r e y e d o ğ ru işa re t etti, elinde ışıl'
dayan bir silah vardı.

Vin çığlık atıp kendisini tunç çatıdan y u k a rı İt e r e k y a y çize n b ir atlayış yaptı-
Şaşkın insan grubunun tam ortasına indi, so n ra d a s ik k e k e se sin i hızla yukarı kal
dırarak yırtıp ikiye ayırdı.

Sikkeler havaya saçıldı, aşağıdaki p e n c e re d e n g e le n ışığı yan sıtıyorlard ı. Pır,i
dayan metal yağmuru etrafına d ök ü lü rken V in İtti.

Sikkeler bir böcek sürüsü gibi fırla ya rak o n d an u z a k la ş tıla r, h er biri sisin için ^
bir ız bırakıyordu. Sikkeler ete isabet e d e rk e n s ilu e t le r ç ığ lık a ttı v e karanlık şek' -
lerin birkaç tanesi düştü.

Birkaç ianesi ayakla kaldı Sikkelerin bazıları görünmez Allomanlik ellerle ke­
nara İlilerek uzaklara fırlatıldı. Dört kişi ayakta kalmıştı; iki tanesi sispelerini giyi­
yordu, bir tanesi ise tanıdıktı.

Shan Elariel. V in ’in anlam ak için pelerini görmeye ihtiyacı yoktu; Shan kadar
önemli bir kadının bunun gibi bir suikasta gelmesi için tek bir sebep vardı. O bir
Sissoyluyd u.

“Sen?" diye sordu Shan şaşkınlıkla. Pantolon ve gömlekten oluşan siyah bir
kıvafet giyiyordu ve koyu saçları arkaya toplanmıştı; sıspelerınini ise neredeyse
modaya uygun bir şekilde takm ıştı.

İki Sissoylu, d iye düşündü V in . İyi değil. Suikastçılardan biri ona doğru bir
düello değneği savururken eğilerek aceleyle aralanndan geçti.

Vin çatı boyunca kaydı, sonra da bir elini soğuk tunca dayayıp hızla dönerek
kısa bir an için durdu. U zandı ve gecenin içine kaçıp gitmemiş olan birkaç sikkeyi
Çekerek eline geri getirdi.

“Öldürün onu!" d iye gürledi Shan. V in ’in devirdiği iki adam inleyerek çatının
üstünde yatıyordu. O lm em işlerd i; hatta bir tanesi zorlanarak tekrar ayağa kalkma­
ya çalışıyordu.

Haydutlar, diye dü şü n d ü V in . D iğ e r ikisi de büyük ihtimalle Sikkecidır.
Sanki onu haklı çıkarm ak isterm iş gibi, adamlardan bir tanesi Vin’in metal
şişeciğini İterek fırlatm aya çalıştı. N eyse ki, şişeciğin içinde ona pek de iyi bir da­
yanak vermeye y ete c e k kadar m etal yoktu ve Vin şişeciği elinde tutmayı kolaylıkla
başardı.
Shan dikkatini tekrar tavan penceresine çevirdi.
Dur bakalım , d iye d ü şü n dü V in tekrar öne doğru atılırken.
O yaklaşırken S ik k eci bağırdı. V in havaya bir sikke attı ve bunu ona doğru İtti.
Adam da, elbette, geri İtti am a V in arkasındaki tunç çatıdan destek almıştı ve
çelik harlayarak İtm ey e sertçe karşılık verdi.
Adamın sikkeden V in ’e ve ondan da çatıya aktanlan kendi Çelikırişi onu hava­
ya fırlattı. Çığlık atarak karanlığın içine doğru uçup gitti. O sadece bir Sıskan idi
ve kendisini çatıya doğru geri Ç ek em ezd i.
Diğer Sikkeci V in ’i sik k elerle vurm aya çalıştı ama Vin bunian kolaylıkla sa­
vuşturdu. N e yazık ki, bu adam yoldaşı kadar aptal değildi ve sikkeleri fırlattıktan
kısa bir süre sonra İtm ey i bırakıyord u. Ancak V in ’i yunmayacağı belliydi? Neden
hâlâ denemeye...

Ohür Sissoylu, d iy e d ü şü n d ü V in karanlık sislerin arasından cam bıçaklan ha-
' an>n içinde parlayan bir silu et öne doğru atılıp, eğilip yuvarlanırken.

Vin kendisini d en g ele m e k için lehim harlayarak zar zor önünden çekilebilmışti.
olduğu belli olan bacakların ın üstünde ayağa kalkmış olan yaralı Haydut un

-amnda ayaklarının ü stü n e indi. Bir diğer lehim harlamasıyla Vin omzunu adamın

üne göm erek onu yan tarafa doğru itti.
Adam kanayan yan tarafın ı tutarak tökezledi. Sonra ayağı kaydı ve tanı tavan
^ teresin in içine d ü ştü . Z a rif, boyalı canı o düşerken parçalandı ve Vin in kalayla

K ü fle n d ir ilm iş k u la k la r ı a ş a ğ ıd a n g e lc ıı ş a ş k ın lık ç ığ lık la r ın ı v e arkasındanda Hay

d u l yere çarparken çıkan g ü n ıle m e sesini d ııy d ıı.

V i n b a ş ın ı k a ld ır a r a k at a ll a y ıp k a lm ış o la n S l ı a n ’a k ü t ü k ö tü gülüm sedi. Arka

sında erk e k olan ik in ci S is s o v lu sessizce k ü fre tti.

" S e n . . . s e n . ..” d iy e k e k e le d i S lu ın , g ö z le r i k a r a n lığ ın iç in d e ö fk e y le yanıyordu
Uyarıyı dinle F.leııd ve k<ıç, diye düşündü Vin. Benim gitme zamanım geldi.
Ayııı anda iki tane Sissoyluyla vüzleşemezdi; çoğu gece Kclsier’i bile vene-
miyordu. Vin çelik harlayarak kendisini geriye doğru fırlattı. Shan öne doğru bir
adım attı ve kararlı bir yüz ifadesiyle kendisini V in ’in arkasından İtti. İkinci Sis-
soylu da ona katıldı.
O f be, diye düşündü Vin havada dönerek kendisini gül pencereyi kırmış olduğu
yerin yakınlarında çatının kenarına Çekerken. Aşağıda fenerleri sisleri aydınlatan
şekiller koşturuyordu. Lord Venture büyük ihtimalle yaygaranın oğlunun ölmüş
olduğu anlamına geldiğini düşünüyordu. Onu bekleyen bir sürpriz vardı.
Vin kendisini tekrar havaya fırlatarak sisli hiçliğin içine doğru atladı. Arkasın­
daki iki Sissoylunun indiğini ve sonra da tekrar sıçradığını duyabiliyordu.
Bu iyi değil, diye düşündü Vin endişeyle sisli hava akımlarının içinden savru-
lurken.^Hiç sikkesi kalmamıştı, bıçağı da yoktu ve iki tane eğitimli Sissoylu ile
karşı karşıyaydı.
Demir yakarak telaşla karanlığın içinde bir dayanak aradı. Aşağısında sağ tara­

fına doğru yavaş yavaş hareket eden bir mavi çizgi belirdi.
Vin çizgiye asılarak hareket eğrisini değiştirdi. Aşağı doğru fırladı ve Venture

bahçeleri altında karanlık bir gölge olarak belirdi. Dayanağı bir duvann üstünde
yatmakta olan şanssız bir muhafızın göğüs zırhıydı, V in ’e doğru çekilmemek için

telaşla siperlikteki bir dişe tutunuyordu.
Vin adama ayaklarıyla bindirdi, sonra da sisli havanın içinde dönerek takla atıp

serin taşların üstüne indi. M uhafız taşın üstüne yıkıldı, sonra da çığlık a t a r a k başka
bir Allomantik kuvvet onu Çekm eye başlarken çaresizce taştan dayanağını kavra­

dı.
Kusura bakma arkadaş, diye düşündü Vin ve adamın elini tekmeleyerek si

perliğin dişinden kurtardı. Adam anında sanki kuvvetli bir iple çekilirmiş gibi yu

karı doğru fırladı.
Yukarıdaki karanlığın içinden çarpışan vücutların sesi geldi ve Vin bir çift

luetin gevşek bir şekilde Venture avlusuna düştüğünü gördü. Vin gülüm seler

duvar boyunca koşturdu. Um arım o Sh an 'dır. .

Vin yukarı sıçrayarak muhafız odasının tepesine kondu. Kalenin ya m 3

insanlar dağılıyor, kaçmak için at arabalarına biniyorlardı.
Ve böylece ev savaşı başlıyor, diye düşündü Vin. Resmi olarak başlata,n

olacağımı hiç düşünmemiştim. .t

Yukarıdaki sislerden ona doğru bir siluet düştü. Vin haykırarak lehim ar ^

yan tarafa sıçradı. Shan sispelerininin püskülleri dalgalanarak becerikli bir ş ^

muhafız odasının üstüne indi. İki bıçağını da çekmişti ve gözleri öfkeyle >an

Vin Van tarafa doğru sıçrayarak m uhafız odasının üstünden yuvarlanarak
jndi ve aşağıdaki duvarın üstüne kondu. Bir çift muhafız panikle sıçradılar,
ortalarına yarı çıplak bir kızın düştüğünü görünce şaşırmışlardı. Shan onla­
r ı n arkasında duvara indi, sonra da iterek muhafızlardan birini Vın'e doğru

fırlattı.
Vin de onun göğüs zırhını İterken adam haykırdı ama o Vın'den çok daha ağırdı

v e Vin geriye doğru savruldu. Kendisini yavaşlatmak için muhafızı Çekti ve adam
da duvarın üstüne devrildi. Vin kıvrakça onun yanında yere indi, sonra da elinden
kurtularak yuvarlanan değneğini kaptı.

Shan dönen bıçaklardan oluşan bir parıltı hâlinde saldırdı ve Vin de tekrar ge-
rive doğru sıçramak zorunda kaldı. N e kadar da iyi, diye düşündü Vin korkuyla.
Vin’in kendisi bıçaklarla sadece biraz çalışmıştı; şimdi ise Kelsier'den biraz daha
pratik yapmayı istemiş olmayı diliyordu. Değneği savurdu ama daha önce bu silah­
lardan birini hiç kullanmamıştı ve saldırısı gülünçtü.

Shan bıçağını savurdu ve V in kaçınırken yanağında bir acı alevi hissetti. Şok
ile değneği düşürerek eliyle yüzüne uzandı ve kanı hissetti. Shan’ın yüzündeki
gülümsemeyi görünce tökezleyerek geriledi.

Ve sonra Vin öbür şişeciği hatırladı. Hâlâ taşıdığı şişeciği, ona Kelsier in vermiş
olduğu şişeciği.

Atiyum.
Beline sıkıştırmış olduğu yerden alma zahmetine girmedi. Çelik yakıp şişeciği
İterek önündeki havaya fırlattı. Sonra anında demir vakti ve atiyum boncuğuna
asıldı. Şişecik parçalandı ve boncuk da V in ’e doğru uçtu. Bunu ağzıyla yakaladı ve
atiyum parçasını zorlanarak yuttu.
Shan durakladı. Sonra V in herhangi bir şey yapamadan önce o da kendi şişecı-
ğini kafasına dikti.

Elbette onun da atiyum u v a r 1
Ama onda ne kadar vardı? Kelsier, V in ’e çok fazla vermemişti, sadece yaklaşık
°tuz saniye yetecek kadardı. Shan gülümseyerek öne sıçradı, uzun siyah saçları
sisin içinde ışıldıyordu. V in dişlerini gıcırdattı. Fazla seçeneği yoktu.
Atiyum yaktı. Anında Shan ’ın bedeninden düzinelerce hayali atiyum gölgesi
fışkırdı. Bu bir Sissoylu kapışm asıydı; atiyumu ilk önce biten savunmasız olacaktı,
^nin tam olarak ne yapacak olduğunu bilen bir düşmandan kaçamazdın.
Vin bir gözünü Shan’ın üstünde tutarak geriye doğru çekildi. Asıl leydi ağır
% ilerliyor, gölgeleri etrafında çılgın bir şeffaf hareketlilik halesi oluşturuyordu.
Sakin görünüyordu. G üvenli.
Eolbol atiyumu var, diye düşündü Vin kendi rezervinin yanıp tükendiğini his-
Sederek. Uzaklaşmam gerek.
Gölgeli bir tahta parçası bir anda V in ’in göğsünün içinden fırlayıp geçti. Tam
^ görünüşe göre ok başı olm adan imal edilmiş olan gerçek ok onun durmakta el­
e r d e n geçerken Vin yana doğru eğildi. Birkaç askerin yaylarını kaldırmakta
uğu muhafız odasına doğru bir göz attı.

Lanet ederek yan taraftaki sislerin içine baktı. Bunu yaparken S han'in yüzünde
bir gülümseme yakaladı.

Sadece benim atiyum um un tükenm esini bekliyor. O benim kaçmamı istivor
beni yakalayabileceğini biliyor.

Başka tek bir seçenek vardı: Saldırm ak.
Vin öne atılırken Shan şaşkınlıkla kaşlarını çattı, hayali oklar hemen gerçek
olanlarının gelmesinden önce taşlara çarpıyordu. V in iki okun arasından sıyrılarak
geçti, atiyumla güçlenmiş zihni tam olarak nasıl hareket etmesi gerektiğini bili­
yordu; o kadar yakından geçm işlerdi ki V in okların iki yanındaki havanın içinden
geçişini hissedebilmişti.
Shan bıçaklarını savurdu ve V in yan tarafa doğru bükülerek bir darbeden ka­
çındı ve diğerini de koluyla karşılayarak derin bir kesik aldı. Vin hızla döner ve
lehim harlayarak Shan’ın karnının ortasına yum ruğunu indirirken, kanlan her bir
damla şeffaf bir ativum gölgesi göndererek havaya saçıldı.
Shan acıyla inleyerek hafifçe büküldü ama düşmedi.
Atiyıtm neredeyse bitti, d iye düşündü V in çaresiz bir şekilde. Sadece birkaç
saniye kaldı.
Bu yüzden de atiyum unu erken söndürerek kendisini açıkta bıraktı.
Shan kötücül bir gülüm sem eyle doğruldu, sağ elindeki bıçak ona doğru ken­
dinden emin bir şekilde savruldu. Shan, V in ’in atiyumunun tükenmiş olduğunu
ve bu nedenle de onun açıkta kalm ış, savunm asız kalmış olduğunu varsaymıştı.
O anda Vin atiyumunun son parçasını da yaktı. Shan yukarılarından hayali bir
ok geçerken şaşkınlıkla sadece birazcık duraklayarak V in ’e bir fırsat verdi.
Vin onun arkasından gelen gerçek oku, sert tahtanın parmaklarını yakması pa­
hasına yakaladı, sonra bunu Shan'ın göğsüne göm dü. Sap V in’in elinde kırıldı,
Shan’m vücudunda yaklaşık birkaç santim kadarlık bir parçası dışarıda kaldı. Ka­
dın tökezleyerek geriye çekildi; ayakta kalm ıştı.
Lanet lehim, diye düşündü V in ayağının altındaki kendinden geçmiş askerin
belindeki kından bir kılıcı söküp alırken. Kararlılıkla dişlerini sıkarak ileriye sıçradı
ve sersemlemiş hâldeki Shan kılıcı İtm ek için bir elini kaldırdı.
Vin silahı uçup gitm eye bıraktı, o sadece bir yanıltmacavdı ve kırık okun ikinci
varışını Shan’ın göğsündeki eşinin hem en yanma sapladı.
Bu sefer Shan düştü. Kalkm aya çalıştı ama saplardan bir tanesi kalbine ciddi
bir zarar vermiş olmalıydı ve yüzü soldu. Bir an için mücadele etti, sonra da cansız
bir şekilde taşların üstüne devrildi.
Vin derin derin nefes alarak yanağındaki kanı silerken doğruldu, ancak ozanun
kanlı kolunun yüzünü daha da beter yapm akta olduğunun farkına vardı. Arkasında
askerler bağınşarak daha fazla oku yaylarına yerleştirdiler.
Vin kaleye doğru tekrar bir göz atarak E len d ’e veda etti, sonra da İterek ken
dişini gecenin içine doğru fırlattı.

Diğer insanlar h a tırla n ıp h a tır la n m a y a c a k fa n n d a n endişe ediyorlar. Benim böy­
le korkularım y o k ; T e n i s k e h a n e tle r in i g ö rm ezd en gelsek bile, bu dünyaya öyle­
sine bir kargaşa, ç a tışm a v e u m u t getirdim ki benim unutulm am olasdığı çok az.

B e n b e n im h a k h ^ n d a n e d iy e c e k le rin d e n endişe ediyorum . Tarihçiler geç­
mişi nasıl isterlerse ö y le gösterebilir. B u n d a n bin y d sonra, ben insanoğlunu
kudretli bir şerden k p r u m u ş o la n a d a m o la ra k uıı hatırlanacağım? Yoksa kibirli
bir şekilde k e n d is in i b ir e fs a n e y e d ö n ü ştü rm e y e çalışm ış bir despot olarak mı
hatırlanacağım?

31

B İ L M İ Y O R U M , ” D E D İ K E L S İ E R gülümseyerek omuz silkerken.
Breeze'den epey iyi bir Sağlık Nazırı olur."

Grup gülüştü ama Breeze sadece gözlerini devirmişti. “Gerçekten de, neden
sizingibilerin mizah anlayışının hedefinin ısrarla ben olduğunu anlamıvorum. “Ne­
den kafaya almak için bu ç eted ek i tek olgun kişiyi seçme zorunluluğunu hissedi­
yorsunuz?"

Çünkü güzel k ard eşim ," dedi H am , Breeze’in şivesini taklit ederek, “Burada
kafaya almaya m üsait olan bir kişi varsa o da serisin."

Ah, lütfen," dedi B reeze. D ikiz gülm ekten neredeyse yere yıkılacak gibiydi,
^ e çocukça davranm aya başladın. O yorum u eğlendirici bulan tek kişi ergen
°$ an oldu H am m ond.”

Ben bir askerim ,” d ed i H am kupasını kaldırarak. “Senin nüktedan sözlü sal-
n arının benim üzerim de bir etkisi yok çünkü ben onları anlamak için fazlasıyla
^ ln kafalıyım."
Kelsier dolaba sırtın ı y asla y arak güldü. G eceleri çalışmasının bir sonucu
u s *n m utfağındaki ak şam top lan tılarını kaçırıyor olmasıydı Breeze ve Ham
e °larak m u h ab b etlerin e d evam ediyordu. D ox masanın ucunda oturmuş,
iaP defterleri ve rap o rların üstün den geçerken, Dikiz de Ham'ın yanında

hevesle oturm uş, eliıulen geldiği k.ıdnııvl.ı m u h ab b ete katılmaya çalışıyordu
C'lubs ise köşesinde oturm uş odaya göz kulak olu yor, arada bir gülümsüyor ve
genel olarak da odadaki en ters bakışları atab ilm e bet erişinin tadını çıkarıyor­
du.

"Benim gitmem gerekir Üstat K elsier," dedi Sazed duvardaki saati kontrol
ederek. “Vin Hanım ın şim dilerde ayrılm aya hazır olması gerekir.”

Kelsier başını sallayarak onayladı. “ Ben de gitm eliyim . Benim hâlâ yapacak..."
Dışarıya açılan mutfak kapısı çarpılarak açıldı. V in karanlık sislerle çerçeve­
lenmiş olarak duruyordu, üzerinde iç çam aşırları olan ince bir beyaz gömlek ve
şorttan başka hiçbir şey yoktu. İkisi de kanla kaplıydı.
“Vin!" diye haykırdı Ham ayağa kalkarak.
Yanağında uzun, ince bir kesik bulunuyordu ve bir koluna bağlanmış bir bandaj
vardı. "Ben iyiyim ," dedi V in yorgun bir şekilde.
"Elbisene ne oldu?” dive sordu D ockson anında.
“ Bunu mu dem ek istiyorsun?” d iye sordu V in özür dilercesine yırtık, kül lekeli
mavi bir kumaş yığınını kaldırarak. "O ... bana engel oluyordu. Affedersin Dox.”
“ Lord Hüküm dar adına kızım !” dedi Breeze. "B oş ver elbiseyi, sana ne oldu?”
Vin başını iki yana sallayarak kapıyı kapattı. D ikiz onun yarı çıplak oluşundan
dolayı şiddetle kızardı. Sazed de yanağındaki yarayı kontrol etmek için hemen
onun yanına gitti.
“ Sanırım ben kötü bir şey y a p tım ,” dedi V in . “ Ben biraz... Shan Elariel’i öl­
dürdüm.”
“ Sen ne yaptın?” diye haykırdı K elsier. Bu arada Sazed sessizce cıkcıklayarak
küçük yanak kesiğini bırakmış ve V in ’in kolundaki bandajı açıyordu.
Vin, Sazed’in müdahalesi altında h afifçe büzüldü. “ O Sissoyluydu. Dövüştük.
Ben yendim."
Tam eğitimli b ir Sissoylu yu m u ö ld ü rd ü n , d iye düşündü Kelsier şaşkınlıkla.

Daha ancak sekiz a yd ır eğitim alıyorsun]
“Üstat Hammond, benim ilkyardım çantam ı getireb ilir misiniz?" diye rica etti

Sazed.
Ham başıyla onaylayarak kalktı.
“Ona giyecek bir şeyler de getirsen iyi o lu r," dedi Kelsier. “ Sanırım zavallı

Dikiz’in kalbine inmek üzere.”
"Bunda ne sorun var?” diye sordu V in ü stü n d ek ilere doğru başıyla işaret ede­

rek. “ Bunlar eskiden giydiğim bazı hırsız giysilerind en daha fazla açık değil.
“Onlar iç çamaşır V in ,” dedi D ockson.
“ Ee?”
“ Prensip meselesi b u ,” dedi D ockson. “ G e n ç hanım lar iç çamaşırlarıyla orta­

lıkta koşturmazlar, bu iç çam aşırlar sıradan giy sile re ne kadar benzerse benzesin.
Vin omuz silkerek Sazed koluna bandaj tu tarken oturdu. Ç o k... tükenmiş gibi

görünüyordu. V e sadece dövüş yüzünden d e değil. O p a rtid e başka ne oldu?
“Elariel kadınıyla nerede dövüştün?" diye sordu Kelsier.

»Vt'ntııı«' Kalesi’nin dışın da," dedi Vin başını öne eğerek. “Sanırım... muhafız­
ların bazıları beni gördii. Asillerin bazıları da görmüş olabilir, emin değilim."

“Bu sorun olacak,” dedi D ockson içini çekerek. "Elbette ki o yanak yarası mak­
yajla bile oldukça belirgin olacak. G erçekten de, siz Allomanserler... siz hiç bu
dövüşlerden birine girdiğiniz zaman ertesi gün nasıl görüneceğinizi düşünmüyor

musunuz?
“Ben biraz hayatta kalm aya odaklanm ıştım D ox," dedi Vin.
“0 sırf senin için endişe ettiğinden şikâyet ediyor," dedi Kelsier, Ham çantayla

birlikte geri dönerken. “ O her zaman öyle."
“Yaraların ikisi de derhâl dikiş gerektiriyor Hanımım," dedi Sazed. “Kolunuz­

daki kemiğe kadar gitm iş d iye düşünüyorum ben."
Vin başını salladı ve Sazed de kolunu uyuşturucu bir maddeyle ovaladı, sonra

da çalışmaya başladı. V in gözle görülür pek bir rahatsızlık hissetmeden buna kat­
landı ama lehimini harlam akta olduğu belliydi.

Ne kadar da tükenm iş görünüyor, diye düşündü Kelsier. O kadar zayıf görü­
nümlü bir şeydi ki n ered eyse bir deri bir kem ikti. Hammond omuzlanmn etrafına
bir pelerin verleştirdi am a o kadar yorgundu ki bunu hissetmedi bile.

Ve onu bu işe ben b u la ştırd ım .
Elbette onun da ken di başım böylesine bir belaya sokmayacak kadar akıllı ol­
ması gerekirdi. Sazed becerikli bir şekilde dikişini bitirdi, sonra da kol yarasının
etrafına yeni bir bandaj sardı. Yanağa geçti.
“Bir Sissoyluyla neden dövüşürsün ki?” diye sordu Kelsier sertçe. "Kaçmış ol­
man gerekirdi. Sorgucularla olan savaşından hiç mi bir şey öğrenmedin?"
“Ona arkamı d ön m ed en uzaklaşam azdım ,” dedi Vin. “Dahası onun benden
fazla atiyumu vardı. E ğer ben saldırm asaydım , o benim peşimden gelirdi. Henüz
eşit durumdayken sald ırm ak zorundaydım ."
“Ama en başından bu işe nasıl bulaştın?” diye hesap sordu Kelsier. "Sana o mu
saldırdı?”
Vin başını eğerek ayaklarına baktı. “ Ö nce ben saldırdım."
“Neden?” diye sordu K elsier.
Sazed yanağı üzerinde çalışırken V in bir an için sessizleşti. "O Elend'i öldüre­
cekti,” dedi en sonunda.
Kelsier çileden çıkarak n efesini bıraktı. “ Elend Venture mu? Sen hayatını, pla­
nımızı ve bizim hayatlarım ızı o sersem oğlan için mi riske attın?"
Vin başım kaldırarak ona ateş püsküren gözlerle baktı. “ Evet.“
Senin derdin ne be k ızım ?” d iye sordu Kelsier. “ Elend Venture buna değmez.”
Vin öfkeyle ayağa kalktı, Sazed geriye çekilirken pelerin yere düştü. “O iri bir
adam!”

O bir asil!”
Sen değil m isinV ’ d iy e bağırdı V in. Kızgınca kolunu mutfağa ve çeteye doğru
jadadı. “Sen bunun ne olduğunu zannediyorsun Kelsier? Bir skaanın hayatı mı?
Vnizde hanginiz skaalan an lıyor? A ristokrat takımları giyiyor, geceleri gizli gizli

düşmanlarınıza saldırıyor, üç öğün yem ek y iyip akşam ları ila arkadaşlarla birlikte
oturup içiyorsunuz! Bu bir skaanııı hayatı değil!"

One doğru bir adım atarak K elsier’e alevli gözlerle baktı. K elsier onun patlama­
sı yüzünden şaşkınlıkla gözlerini kırptı.

“Sen onlar hakkında ne biliyorsun K elsier?" d iy e sordu. "En son ne zaman
bir ara sokakta soğuk yağmurun altında titrey erek , yanındaki dilencinin onu öl­
dürecek olduğunu bildiğin bir hastalıktan kaynaklanan öksürüklerini dinleyerek
uyudun? En son ne zaman gece çeted eki ad am lardan birinin sana tecavüz etmeve
kalkacağından korkarak uyum adan yatm ak zorunda kaldın? H iç açlıkla kıvranır­
ken sırf elindeki ekmek kabuğunu çalm ak için yan ın d aki çete üyesini bıçaklaya­
cak cesaretinin olmasını diledin mi? H iç o seni d ö verk en ağabeyinin önünde sinip
kalmışken en azından sana d ik k a t gösteren b ir k iş i v a r d iy e ken din i müteşekkir
hissettin mi?"

Sessizleşerek hafifçe dikleşti, çete üyeleri ona bakakalm ıştı.
“ Bana asillerden bahsetm e,” d ed i V in . “V e tan ım adığın insanlar hakkında da
konuşma. Siz skaa falan değilsiniz. Siz sad ece unvanı olm ayan asillersiniz.”
Dönerek kararlı adımlarla odadan çık ıp gitti. K e lsie r şok içinde onun gidişini
izledi, merdivenlerden gelen ayak seslerini d in led i. A fallam ış bir şekilde dikilip
kalarak şaşırtıcı bir şekilde, utançla dolu bir su çlu lu k hissetti.
Ve bir kez olsun, söyleyecek bir şeyi olm adığını anladı.

Vin odasına gitmedi. Sislerin sessiz, karanlık gecen in için d e akm akta olduğu çatıya
tırmandı. Köşedeki tahtaların üstüne oturd u , dü z çatın ın sert taştan kenarı nere­
deyse çıplak sırtına dayanmıştı.

Üşüyordu ama umurunda değildi. K olu biraz acısa da oldukça uyuşmuş
hâldeydi. Kendisini ise hiç de yeteri kadar u yu şm u ş hissetm iyordu.

Kollarını kavuşturarak büzüldü ve sisleri se y re tti. N e hissedeceği bir yana, ne
düşüneceğini bile bilmiyordu. K elsier’e p atlam am ış olm ası gerekirdi ama bütün
olanlar... dövüş, Elend'in ihaneti... O nu hüsran için d e bırakm ıştı. Birilerine patla­
maya ihtiyacı vardı.

Sen sadece kendine kızm alısm , d iye fısıld a d ı R e e n ’in sesi. O n l a r ı n s a n a yakın­
laşmasına izin veren serisin. Ş im d i ise hepsi sen i terk ed ecek ler.

Acıyı durduramıyordu. Sad ece gözyaşları d ü şerk en o tu ru p titreyebiliyor, her
şeyin nasıl bu kadar hızla çökebildiğini m erak ed iy o rd u .

Çatıya çıkan kapak sessiz bir gıcırtıyla açıldı v e K e ls ie r’in başı belirdi.
Ah, Lord Hüküm dar! O nunla şu a n d a yü zleşm ek istem iyorum . Gözyaşlarını
silmeye çalıştı ama sadece yanağındaki yen i d ikiş atılm ış yarayı tahriş etmeyi ba
şarabilmişti.
Kelsier çatı kapağını arkasından kapattı, sonra da doğruldu. Sislere gözlerim
dikerken ne kadar da uzun ve gururluydu. O benim d e d iğ im şeyle ri hak etmiyof w
H içbiri etmiyordu.
“Sisleri izlemek rahatlatıcı, değil m i?” d iye sordu K elsier.

Virı başını sallayarak on aylad ı.
“Sana bir keresin d e ne d e m iştim ? S isler seni koruyor, sana güç veriyor... seni

gizliyor.-’’
Aşağı baktı, sonra da y ü rü y ü p g e lere k V in ’in önünde diz çöktü ve bir pelerin

uzattı. “G izlen em eyeceğin bazı şe y le r var Virı. Biliyorum , ben denedim.”

Vin pelerini kabul e tti, son ra da om uzlarının etrafına sardı.
“Bu gece ne o ld u ?" d iy e so rd u K e lsie r. “ G e rçe k te ne oldu?”
“Elend bana artık b e n im le b irlik te olm ak istem ediğini söyledi.”
“Ah," dedi K e lsie r on u n yan ın a o tu ru rk en . “ Bu sen onun eski nişanlısını öldür­
meden önce m iydi, sonra m ı?”
“Önce,” dedi V in.
“Ve sen onu yin e d e k o ru d u n m u ? ”
Vin sessizce b u rn u n u ç e k e r e k başım salladı. “ Biliyorum . Aptalım ben."
“Diğerlerimizden daha fazla d e ğ il,” d ed i K elsier iç çekerek. Başını kaldırıp sis­
lerin içine baktı. “ B en d e M a r e ’ı se v d im , o bana ihanet ettikten sonra bile. Hiçbir
şey hissettiklerimi d e ğ iş tir e m e d i.”
“Ve işte o yü zd en o k a d a r ç o k a c ıtıy o r ,” dedi V in , Kelsier'in daha önce söyle­
diklerini hatırlayarak. S a n ır ım en s o n u n d a a n la d ım .
“Sırf seni incitti d iy e b irisin i se v m e y i bırakm ıyo rsu n ,” dedi Kelsier. “ Eğer ya-
pabilseydin her şey k e sin lik le d ah a k o la y o lu rd u .”
Vin tekrar bu rn un u ç e k m e y e b a şlad ı ve o da V in ’in omuzlanna babacan bir ta­
vırla kolunu doladı. V in on a so k u la ra k vü cu d u n u n sıcaklığında acısını dindirmeye
çalıştı.
“Ben onu se v iy o rd u m K e ls ie r ," d iy e fısıld ad ı Vin.
“Elend’i mi? B iliy o r u m .”
“Hayır, Elend d e ğ il,” d e d i V in . “ R een . O beni tekrar ve tekrar ve tekrar döver­
di. Bana küfreder, ban a b a ğ ırır, b an a ih an et edeceğin i söylerdi. Ben her gün ondan
ne kadar nefret e ttiğ im i d ü şü n ü rd ü m .
Ve onu sev erd im . H â lâ d a se v iy o ru m . H e r zaman bana gideceğini söylemiş
olduğu hâlde onun g itm iş o ld u ğ u n u d ü şü n m ek o kadar çok acıtıyor ki.”
Ah Çocuğum ,” d e d i K e ls ie r on u y ak ın ın a çek erek. “ Ü zgünüm .'
Herkes beni terk e d iy o r ," d iy e fısıld ad ı V in . “Annem i zar zor hatırlıyorum. O
**ni öldürmeye ç a lışm ıştı, b iliy o rs u n . O kafasının içinde sesler duyuyordu ve bu
^sler ona bebek k a rd e şim i ö ld ü r ttü . B ü y ü k ihtim alle sonra beni de öldürecekti
3nia ht*en onu d u rd u rd u .
Mer halükarda, o b e n i t e r k e tti. O n d an sonra ben R een’e sanldım. O da beni

tak ^ CnC^ ' s e v i y o r u m a m a ° a rtık beni iste m iy o r.” Başını kaldırarak Kelsier’e

*■ Sen ne zam an g id e c e k s in ? S e n ne zam an beni terk edeceksin?
^ Isie r kederli g ö rü n ü y o rd u . “ B e n ... V in , bilm iyorum . Bu iş, bu plan...
^ lrı ona bakarak g ö z le r in d e k i sırrı arad ı. Betuietı ne saklıyorsun Kelsier O ka-
r tehlikeli b ir ş e y m i? T e k ra r g ö zle rin i sild i ve kendini aptal gibi hissederek on-
ü>aklaştı.

O da Vin'in üstüm1 başına bakarak başını iki yana salladı. Hak şimdi, benim
yavrum kirli, sahte muhbir kıyaietinün her taratma kan bulaştırdın."

Vin gülümsedi. “ En azından bir kısııu asil kanı. Shan ı iyi hakladım."
Kelsier güldü. "Biliyor musun, sen büyük ihtimalle benim hakkımda düşün­
düklerinde haklısın. Ben aristokrasiye pek iazla bir şans tanımıyorum, değil mi?"
Vin kızardı. “ Kelsier, benim o şeyleri söylem em iş olmam gerekirdi. Sîzler iyi
insanlarsınız ve bu sizin planınız... Eh, ben skaalar için ne yapmaya çalıştığınızın
farkındayım."
“Hayır, Vin,” dedi Kelsier başını sallayarak. “ Senin dediğin doğruydu. Bizler
gerçekten de skaa değiliz.”
"Ama bu iyi bir şev,” dedi Vin. “ Eğer siz sıradan skaalar olsaydınız, böyle bir
şeyi planlayacak cesaret ya da tecrübeye sahip olm azdınız."
“Onların tecrübe eksikliği olabilir," dedi Kelsier. “Am a cesaret değil. Ordumuz
kaybetti, doğru, ama onlar azıcık bir eğitim le daha üstün bir güce saldırmaya gö­
nüllüydüler. Hayır, skaalann cesareti eksik değil. Sadece fırsatları yok."
“O zaman senin yarı skaa, yarı asil olarak konum un sana fırsat vermiş demektir
Kelsier. Ve sen de bu fırsatı skaalara yardım etm ek için kullanmayı seçtin. Bir skaa
olmana değer bir şey varsa, o da b u .”
Kelsier gülümsedi. “Bir skaa olmaya değer. İşte bak bunu beğendim. Her ney­
se, belki de benim hangi asili öldüreceğim konusunda endişelenerek biraz daha
az ve hangi skaalara yardım edeceğim konusunda endişelenerek biraz daha fazla
zaman harcıyor olmam gerekir.”
Vin başıyla onaylayarak gözlerini sislere dikerken pelerinine sıkı sıkı sarındı.
Onlar bizi koruyor... Bize güç veriyor... B izi gizliyo r...
Uzun zamandır gizlenmeye ihtiyacı varmış gibi hissetmemişti. Ama şimdi, aşa­
ğıda söylediği şeylerden sonra, neredeyse sis gibi uçup gidebilmeyi diliyordu.
Ona söylemem gerek. Bu planın başarısı veya başarısızlığı a n la m ın a gelebilir.
Derin bir nefes aldı. “Venture E vin in bir zayıflığı var K elsier.”
Kelsier'in kulakları dikildi. "Ö yle m i?”
Vin başıyla onayladı. "Atiyum . M etalin çıkarılm ası ve teslim edilmesi onlan n
denetiminde, zenginliklerinin kaynağı b u .”
Kelsier bir an için durakladı. "Tabii yal V ergileri bu şekilde ödeyebiliyorlar,
bu nedenle o kadar güçlüler... Onun işleri bizzat kendisinin yerine idare edecek

birilerine ihtiyacı olmalı..."
“Kelsier?" dedi Vin.
Kelsier tekrar ona baktı.
“Eğer... yapmak zorunda kalmazsan herhangi bir şey yapma, tamam mı-
Kelsier’in yüzü asıldı. "Ben... herhangi bir şeye söz verebileceğimi sanmı>°

rum Vin. Başka bir yol düşünmeye çalışacağım ama şu anki duruma bakılır*3
Venture'mn yıkılması gerek.”

“Anlıyorum.”
"Bana söylediğin için memnun oldum am a.”

Vin başıyla onayladı. V e şim d i ben de ona ihanet ettim. Ancak bunu nispet
olsun diye yapmadığını bilm ekten kaynaklanan bir huzur vardı. Kelsier haklıydı;
V e n tu r e Evi devrilm esi gereken bir güçtü. Garip bir şekilde, Vin’in evden bahset­
m iş olması Kelsier'i V in ’den daha fazla rahatsız etmiş gibi görünüyordu. Oturup
g ö zle rin i sislerin içine dikm işti, garip bir melankoli içindeydi. Aşağı uzanarak is­
te m siz c e kolunu kaşıdı.

Yara izleri, diye düşündü V in. Venture Evi'rıi düşünmüyor; Çukurlar ı düşü­
nüyor. Onu düşünüyor. "K elsier?" dedi.

“Evet?” Kelsier'in gözleri sisleri izlerken aklı hâlâ biraz... başka yerlerdeymiş
gibi görünüyordu.

‘‘Ben M are’ın sana ihanet ettiğini düşünmüyorum.”
Kelsier gülümsedi. “ Bunu söylediğin için teşekkür ederim.”
“Yok, ben cid d iyim ,” dedi V in. “ Sarayın merkezine ulaştığınız zaman Sorgucu-
lar sizi bekliyordu, değil m i?”
Kelsier başıyla onayladı.
“Onlar bizi de b ekliyo rd u .”

Kelsier başını olum suz bir şekilde salladı. “ Sen ve ben bazı muhafızlarla dövüş­
tük, biraz gürültü çıkardık. M are ve ben içeri girerken sessizdik. Bir vıl boyunca
plan yapmıştık; gizli hareket etm iş, ağzımızı sıkı tutmuş ve çok dikkatli davranmış­
tık. Birileri bizim için bir tuzak ku rd u .”

“Mare bir A llo m an ser’di, değil m i?” diye sordu Vin. “Sizi sadece girerken his­
setmiş olabilirler.”

Kelsier başıyla bunu red d etti. “Yanımızda bir Dumancı vardı. Adı Redd’di;
Sorgucular onu doğrudan öldürdü. Ben hainin o olup olmadığını merak etmiştim
ama bu mantıklı değil. R edd o gece biz gidip onu alana kadar bir yerlere sızacak
olduğumuzu bile bilm iyordu. Bize ihanet edebilecek kadar çok şeyi bilen sadece
Mare vardı; tarihler, saatler ve hedefler. Dahası Lord Hükümdar ın yorumu da
var- Sen onu görm edin V in . M are’a teşekkür ederken gülümsüyordu. Gözlerin­
de... dürüstlük vardı. D erler ki Lord Hüküm dar yalan söylemezmiş. Neden sövle-
me ¡htiyacı hissetsin k i?”

Min onun söyledikleri üzerine düşünerek bir an için sessizce oturdu. “Kelsier,"
dedi yavaşça. “ Ben Sorguculann biz bakır yakarken bile Allomansi’mizi hissedebil­
diklerini düşünüyorum .”

İmkânsız.”
Ben bu gece yaptım . O nun ve diğer suikastçıların yerini belirleyebilmek için
anm bakırbulutunu deldim . O sayede Elend'e zamanında ulaşabildim.”
Kelsier kaşlarını çattı. "Yan ılıyor olmalısın."
Aynısı daha önce d e o lm u ş tu ,” dedi Vin. "Bakır yaktığım zaman bile Lord
okümdar’ın d u yg u larım üstün d eki dokunuşunu hissedebiliyorum. Ayrıca
^en Peşimdeki Sorgu cud an saklanırken beni bulamamış olması gerektiği hâlde
^ülduğuna yem in ed e b ilirim . K elsier, peki ya bu mümkünse ne olacak? Ya ken-
lnı dum anlayarak gizlem ek sad ece bakırının açık olup olmamasından ibaret

olan basit bir olay değilse1 Ya sad ece ne k ad ar gü çlü o ld u ğ u n la ilgiliyse’ ”
Kelsier dvişünceli bir şekilde oturdu, “ lnınun m ü m k ü n olm ası ihtimali var, sa­

nırım.
"O zaman Mare'ın sana ihanet etm iş olm ası g e re k m e z !” dedi Vin heyecanla.

"Sorgucular aşırı derecede güçlüler. Sizi b e k le yen ler, b e lk i d e sadece sizin metal
yaktığınızı hissetmişlerdir! Bir A llon ıan ser’in saraya sızm aya çalıştığım biliyorlardı.
Sonra, Lord Hükümdar ona teşekkür etti çünkü sizi ele veren o olmuştu! Kalay
yakan Allomanser oydu, bu da onlara sizi d eşifre e ttird i."

Kelsier’in yüzü sıkıntılı bir ifade aldı. D ö n ere k V in ’in tam karşısında otururdu.
“O zaman şimdi yap. Bana hangi m etali yaktığım ı s ö y le .”

Vin gözlerini kapatarak tuncunu harladı, d in liy o r... M a rsh ’ın ona öğretmiş ol­
duğu şekilde hissetmeye çalışıyordu. Tek başına y ap tığ ı antrenm anları hatırladı;
Breeze, Ham ya da Dikiz’in onun için yaydığı dalgalara odaklanarak harcadığı za­
manlan. Allomansi’nin vızıltılı ritm ini seç m ey e çalıştı. Ç a b alad ı...

Bir an için bir şey hissettiğini düşündü. Ç o k garip bir şey; yavaş bir titreşim,
sanki uzaklardaki bir davul gibi, daha önce h issettiğ i h içb ir A llom an tik ritme ben­
zemiyordu. Ama bu Kelsier’den gelm iyordu . Bu u z ak tayd ı, ço k uzakta. Daha da
şiddetle odaklanarak hangi yönden gelm ek te old uğun u a vırt etm ey e çalıştı.

Ama daha fazla odaklanırken bir anda başka b ir şe y dikkatini çekti. Daha ta­
nıdık bir ritim, Kelsier’den geliyordu. H a fifti, kendi kalp atışının titreşimlerinin
üzerinden hissetmesi zordu. Bu güçlü bir te m p o y d u ve d e hızlı.

Gözlerini açtı. “ Lehim! Lehim yak ıy o rsu n .”
Kelsier şaşkınlıkla gözlerini kırptı. "İm k â n sız ,” d iy e fısıld ad ı. “Tekrar!”
Vin gözlerini kapattı. “ K alay,” dedi bir süre sonra. “ Ş im d i de çelik, ben konu­
şur konuşmaz değiştirdin."
“Vay anasını!”
“Ben haklıydım,” dedi Vin hevesli bir şek ild e. “A dlom antik titreşim leri bakınn
içinden de hissedebiliyorsun! Sessizler am a sanırım h isse tm e k için sadece yeteri
kadar çok odaklandığında...”
“Vin," Kelsier sözünü kesti. “ Sen A llo m an serle rin b u n u daha önce deneme­
diğini mi düşünüyorsun? Sence bin yıllık bir sürenin için d e birileri bir bakırbulu-
tunun delinebileceğinin farkına varm ış olm az m ıy d ı? B u n u ben kendim denedim.
Ben saatler boyunca U sta’mın üzerine o d aklan arak bakırbulutunun içinden bir
şeyleri hissetmeye çalıştım .”
“Ama...” dedi Vin. “Ama neden...?”
“Senin de dediğin gibi güçle ilgili bir şey olm alı. S o rg u cu la r tü m sıradan Sissoy-
lulardan daha sert İtebiliyor ve Ç ek eb iliyo r; b e lk i d e b aşk a birisinin metalini ezip
geçebilecek kadar güçlüdürler.”
“Ama Kelsier,” dedi Vin sessizce. “ Ben Sorgu cu d eğ ilim ."

“Ama sen güçlüsün,” dedi. “ H iç olm am an gerek tiği k ad ar güçlü hem de. Sen
bu gece tam eğitimli bir Sissoylu öld ü rd ü n !”

“Şans eseri,” dedi Vin yüzü kızararak. “ B en s a d e c e ona num ara yaptım "

"Allonıansı num aralardan ba şk a bir şey değildir Vin. Hayır, sende özel olan
bir şeyler var. Bunu o ilk grin, senin duygularını İtmeye ve Çekmeve çalıştığımda
direndiğin zam an lark etm iştim ."

Vin kızardı. O n d an olam az Kelsier. Belki de ben sadece senden daha fazla
tunç pratiği y a p m ışım d ır... Bilm iyorum , ben sadece..."

“V in ,” dedi K e lsie r. “ S en hâlâ kendini çok fazla hafife alıyorsun. Sen bu işte
iyisin, o kadarı b e sb elli. Eğer senin bakırbulutlarmın içini görebilmenin sebebi
buysa .- Eh, b ilm em . A m a kendinle biraz gurur duymayı öğren kızım! Eğer benim
sana öğretebileceğim te k b ir şey varsa, bu da nasıl kendine güven duyacağın olur.”

Vin gülüm sedi.
“G el h ad i,” d e d i ayağa kalkıp V in ’in de kalkmasına vardım etmek için bir
elini uzatarak. “ E ğ e r on u n şu yanak yarasına dikiş atmayı bitirmesine izin ver­
mezsen, Sazed b ü tü n g e ce huysuzlanacak ve Ham de senin savaşım dinlemek
için can atıyor. Bu arad a S h a n ’ın cesedini Venture Kalesi’nde bırakmakla iyi iş
yapmışsın, E lariel E v i onun V e n tu re arazisinde ölü bulunmuş olduğunu duyduğu
zaman...”
Vin onun ken disin i ayağa kaldırmasına izin verdi ama kaygılı bir şekilde tavan
kapağına doğru b ir göz attı. “ B en... daha aşağı inmeyi isteyip istemediğimden emin
değilim K elsier. O n ların yüzün e nasıl bakacağım?"
Kelsier güldü. “ H a , m erak etm e. Eğer arada bir aptalca şeyler söylüyor olma­
saydın bu grubun b ir p arçası olm an kesinlikle uygun olmazdı. Gel hadi.”
Vin tered d ü t e tti, sonra da onun kendisini tekrar mutfağın sıcaklığına doğru
götürmesine izin v e rd i.

“Böyle zam anlarda nasıl kitap okuyabiliyorsun Elend?” diye sordu Jastes.
Elend kitabından başını kaldırdı. "Bu beni sakinleştiriyor.”
Jastes bir kaşını k ald ırd ı. G e n ç Lekal arabanın içinde sabırsız bir şekilde otur­

muş, parm aklarıyla ko ltuğun koluna vuruyordu. Pencere perdelen çekiliydi; kıs­
men Elend’in o k u m a fen erin in ışığını gizlemek, kısmen de sisleri dışanda tutmak
■Çin. Her ne kad ar E le n d bunu asla itiraf etmeyecek olsa da, gırdaplanan sisler
°nu sadece b irazcık gerginleştiriyordu. Asillenn böyle şeylerden korkmuyor ol-
ması gerekirdi am a bu derin , karanlık sisin basbayağı ürkütücü olduğu gerçeğini
piştirm iyordu.

G eri döndüğün zam an baban küplere binmiş olacak,” dedi Jastes parmaklany-
kolçağa vu rm aya d evam ederken.
Elend om uz silk ti, gerçi bu yorum onu birazcık olsun gerginleştinvordu. Babası
d ü n d e n değil d e, bu ge ce olanlar yüzünden. Görünüşe göre bazı Allomanser-
lçr Elend’in ark ad aşlarıyla olan buluşmasını izliyorlardı. Ne bilgiler toplamışlardı?
önün okuduğu kitaplardan haberleri var mıydı?
hJeyst ki bir tanesinin ayağı takılmış ve Elend in tavan penceresinden içeri
P m ü ş tü . O ndan sonrası ise kargaşa ve kaos olmuştu; askerler ve balo misafirleri
yar' Panik içinde e tra fta koşuşturuyordu. Elend in ilk düşüncesi kitaplar olmuştu,

tehlikeli olanlar, eğer obligatöı lor k ın lara sahip olduğunu öğroneeek olursa başın,
ciddi bir belaya sokabilecek olan kitaplar.

O yüzden de, kargaşanın iyinde Elend hepsini bir yuvalın iyine tıkmış ve sara­
yın yan yıkışından giderken Ja s te s ’t takip etm işti. Bir at arabasına atlayarak sarav
bahyelerinden gizli gizli yıkmak biraz riskli bir hareket sayılabilirdi belki ama gü-
liiny derecede kolay olmuştu. V en tu re bahyelerinden kaçan at arabalarının kalaba­
lığı içinde tek bir kişi bile E len d ’in kendisinin de Ja s te s ’la birlikte arabanın içinde
olduğunun farkına varmamıştı.

Büyük ihtimalle şim d iye k a d a r h er ş e y y a tışm ıştır, dedi Elend kendi kendine.
İnsanlar l'enture E r i n i n onlara s a ld ırm a y a ça lışm a d ığ ın ın ve herhangi bir gerçek
tehlike olmadığının fa rk ın a varaca ktır. S a d e c e d ik k a tsiz d a vra n a n birkaç casustu.

Onun şimdiye kadar geri dönm üş olm ası gerekirdi. A n cak tesadüfen saraydan
avnlmış olması, ona gidip başka bir grup casusu kontrol etm ek için mükemmel bir
bahane oluşturmuştu. V e bu sefer, onları E len d 'in kendisi göndermişti.

Kapıdan gelen ani bir tıklam a Ja s te s ’ın sıçram asına neden oldu ve Elend ki­
tabını kapattı, sonra da arabanın kapısını açtı. V en tu re E vin in baş casuslarından
biri olan Felt arabaya bindi ve atm acaya benzer bıyıklı yüzüyle Elend'e, sonra da
Jastes’a saygılı bir şekilde selam verdi.

“Ee?" diye sordu Jastes.
Felt casusların enerjik kıvraklığıyla oturdu. “ Bina görünüşe göre bir oymacı
dükkânı lordum. Adam larım dan bir tanesi dükkânın adını duym uş; Üstat Cladent
adındaki bir adama ait, oldukça yetenekli bir skaa marangoz."
Elend kaşlarını çattı. “N eden V a le tte ’in vekilharcı buraya geldi?”
“Biz dükkânın bir paravan olduğunu düşünüyoruz lordum ," dedi Felt. “Sizin
emretmiş olduğunuz gibi, vekilharcı takip ed e rek burayı bulduğumuzdan beri sü­
rekli gözlüyoruz. Ancak çok dikkatli olm ak zorunda kaldık, binanın çatısında ve
üst katlarında gizlenmiş olan birkaç gözcü yuvası v a r.”
Elend kaşlarını çattı. “ Sıradan bir zanaatkar dükkânı için garip bir önlem gibi
geliyor bana."
Felt başını sallayarak onayladı. “ Bu daha yan sı bile değil lordum. En iyi adamla­
rımızdan bir tanesi binanın yanına kadar yaklaşabilm eyi başardı, fark edildiğini de
düşünmüyoruz ama içeride olan biteni d u ym akta dikk ate değer derecede zorluk
yaşamış. Pencereler sesi içeride tutm ak için yalıtılm ış ve doldurulm uş."
Diğer b ir garip önlem, diye düşündü E lend. "B u nu n ne anlama geldiğini düşü­
nüyorsun?” diye sordu F e lt’e.
“ Bu mutlaka bir yeraltı inidir lo rd u m ,” dedi Felt. "V e iyi de bir tanesi. Eğer
dikkatlice izliyor olm asaydık ve neye bakacağım ızı tam olarak bilmeseydik bunu
asla fark edemezdik. Benim tahm inim içerid eki adam ların, hatta Terrislinin bile
bir skaa hırsız çetesinin üyeleri olduğu şeklinde. M ali kaynakları geniş ve çok be
cerikli bir çete."
“Bir skaa hırsız çetesi mi? Peki ya Leydi V a le tte ?” diye sordu Jastes.
"Muhtemel lordum," dedi Felt.

Elend d u ra k la d ı. " B ir ... skaa hırsız ç e te si...” dedi şaşırmış bir hâlde. Neden
W elerinden b i r t a n e s in i b a lo la r a g ö n d e r s in le r? B ir tür dolandırıcılık için mi?

“Lo rd u m ?” d e d i F e k , "B iz im d ü kkân ı basmamızı ister misiniz? Onların bütün
çetesini h a lle tm e y e y e t e c e k k a d a r ad am ım var.”

"H ay ır,” d e d i E le n d . "A d a m la rın ı geri çağır ve bu gece gördüğünüz şeylerden
hiçkimseye b a h setm eyin ."

“Evet, lo rd u m ,” d ed i F elt arabadan inerek.
“Lord H ü k ü m d a r l” d e d i Ja s t e s arabanın kapısı kapanırken. “ Sıradan bir leydi
gibi g ö rü n m e m e sin d e ş a ş ıla c a k b ir şey yok. Taşrada büyümüş olmasından filan
değil, o sad e ce b ir h ır s ız m ış !”
Elend b a şıyla o n a y la d ı; d ü şü n c e liy d i, ne tepki vereceğinden emm değildi.
“ Bana b ir ö z ü r b o r ç lu s u n ,” d e d i Ja s te s . “ Ben onun hakkında haklıymışım, hı?”
“B e lk i,” d e d i E le n d . “ A m a ... b ir açıdan bakıldığında sen onun hakkında haksız­
dın da. O c a su slu k y a p m ıy o r , s a d e c e beni soym aya çalışıyormuş.”
“Ee?”
“Ben... b u n u n ü z e r in d e d ü şü n m e liy im ,” dedi Elend uzanıp at arabasının ha­
rekete g e ç m e si iç in p a ra v a n ı tık la tırk e n . A raba Venture Kalesi’ne doğru gitmeye
başlarken ark asın a y a s la n d ı.
V alette o ld u ğ u n u s ö y le d iğ i k işi d eğildi. A ncak Elend kendisini bu haber için
zaten h azırlam ıştı. S a d e c e J a s t e s ’ın sözleri onu şüphelendirmemiş, Valette’in ken­
disi de g ecen in e r k e n s a a tle r in d e E le n d ’in suçlamalarını reddetmemişti. Her şey
ortadaydı; V a le t t e b a ş ta n b e ri on a yalan söylem işti. Bir rol oynuyordu.
E len d’in k ü p le r e b in m iş o lm a sı gerekird i. Bunun mantıksal olarak farkındaydı
ve bir parçası g e r ç e k t e n d e ih a n e t yüzün den sızlıyordu. Ama acayip bir şekilde
hissetmekte o ld u ğ u b irin cil d u yg u ... rahatlamaydı.
“N e?” d iy e so rd u J a s t e s , E le n d ’i kaşlarını çatarak incelerken.
Elend b aşın ı ik i y a n a s a lla d ı. “ S e n in yüzünden günlerdir bunun için endişe edip
duruyordum Ja s t e s . K e n d im i o k a d a r berbat hissediyordum ki neredeyse zar zor
hareket e d e b iliy o r d u m ; h e p V a l e t t e ’in bir hain olduğunu düşündüğüm için."
“Am a ö yle. E le n d , o b ü y ü k o lasılık la seni dolandırmaya çalışıyor!"
“E v e t,” d e d i E le n d . “A m a en azından bü yü k olasılıkla o başka bir evin casusu
değil. Son z a m a n la rd a o lu p b ite n b ü tü n entrikalar, politikalar ve çekişmelerin ya­
nında bir so y g u n k a d a r b a s it b ir şe y n ered eyse ferahlatıcı kalıyor.”
“A m a...”
Bu alt tarafı p ara J a s t e s .”
Fara bazılarım ız için b iraz önem li E len d .”
“V a le t t e k a d a r ö n e m l i d e ğ il . O z a v a llı k ız ... Bütün bu zam an boyunca bana

°yn am ak z o r u n d a k a la c a ğ ı o y u n iç in e n d işe e d ip d u rm u ş olm alı!
Jastes b ir an iç in d u r d u , en son u n d a başını salladı. Elend, sadece sen binlen­

en seni so y m a y a ç a lış tığ ın ı ö ğ ren d iğ in için rahatlay'abilirsin. Sana kızın bütün bu
^ a n b o yu n c a y a la n s ö y le m iş old u ğu n u hatırlatmam gerekir mi? Sen ona bağ­
anmış o lab ilirsin a m a b e n o n u n d u yguların ın samimiyetinden şüphe ediyorum.

“Haklı olabilirsin,” diye itiraf etti Elend. "A m a... bilm iyorum Jastes Be j,

kızı tanıyvrmuşum gibi hissediyorum. Onun duyguları sahte olmak için... çok f . Ü

gerçek, çok fazla dürüst gibi görünüyordu." a

“ Hiç sanmam,” dedi Jastes.

Elend başını salladı. “ Daha onu yargılam aya y etecek kadar bilgi sahibi değile

Felt onun bir hırsız olduğunu düşünüyor am a onlar gibi bir grubun balolara biri

göndermesi için başka sebepler de olması gerekir. Belki de o sadece bir m uhbirdir

Ya da belki o bir hırsızdır ama niyeti hiçbir zaman beni soym ak olmamıştır Djğer

asillerin arasına karışmak için epey bir zaman harcadı, eğer onun hedefi ben olsav

dım bunu neden yapsın? Aslında benim le birlikte nispeten az zaman geçirdi ve hiç
benden hediye koparmaya çalışm adı."

Duraklayarak V alette’le karşılaşmasını ikisinin de hayatlarında müthiş bir dö­

nüm noktası olan bir olay, hoş bir kaza olarak hayal etti. G ülüm sedi, sonra da başı­

nı salladı. “Hayır Jastes. Burada bizim görebildiğim izden daha fazlası var. Onunla
ilgili bir şeyler hâlâ mantıklı gelm iyor.”

'Ben... sanırım öyle E l,” dedi Jastes yüzünü asarak.

Elend aklına gelen bir düşünceyle doğrulup oturdu; V a le tte ’in amaçları hak-

kındaki tahminlerini çok daha az önem li gösteren bir düşünceydi bu. "Jastes,”

dedi. “O bir skaa!”

“V e?”

“V e o beni kandırdı, ikimizi de kandırdı. Bir aristokratın rolünü neredeyse

kusursuz olarak oynadı.”

'Tecrübesiz bir aristokratı, belki.”

“Benim yanımda gerçek bir skaa hırsız v a rd ı!” dedi Elend. “Ona sormuş olabi­

leceğim soruları bir düşün."

"Sorular mı? Ne tür sorular?”

"Skaa olmak hakkında sorular,” dedi Elend. “ Ö nem li olan o değil. Jastes, o

bizi kandırdı. Eğer bizler bir skaa ile bir leydi arasındaki farkı a lg ıla y a n u y o r s a k ,

bu skaalar bizden çok farklı olamaz dem ek. V e eğer onlar bizden o kadar da tarkh

değillerse, bizim onlara hep yaptığım ız şekilde m uam ele etm eye ne hakkımız var.

Jastes omuz silkti. “ Elend, ben senin olaya doğru açıdan baktığını düşünnıuyn

rum. Biz bir ev savaşının ortasındavız.”

Elend aklı başka yerde, başıyla onayladı. B u a k şa m ona o k a d a r sert daıt^

dım. Fazla mı sertti?

Onun kendisini bir daha asla görm ek istem ed iğin e tam olarak inanmasını

mişti. Bunun bir parçası gerçekti çünkü en d işeleri E le n d ’i V alette e güsenil?

yeceğine ikna etmişti. V e ona güvenilem ezdi de, şu anda olm azdı. Her ' ^ na

Elend onun şehri terk etm esini istem işti. Y ap ılacak en iyi şeyin ev sasaŞ1

erene kadar ilişkiyi koparmak olduğunu düşün m üştü. ^

A m a eğer o gerçekten de b ir leydi değilse, o zam an gitm esi için bir sebep.

"Elend?" dedi Jastes. 'Se n beni duyuyor m usun?” •,

Elend başını kaldırdı. “Sanırım ben bu gece yanlış bir şey yaptım 3

Luthaciel’dt-n uzaklaştırm ak istem iştim . Ama şimdi onu sebepsiz yere üzmüş ol­
uğumu düşünüyorum .”

»Oha be Elend! dedi Jastes. Bu gece Allomanserler toplantımızı dinliyordu.
\jeler olabilece8 'n' n farkında m ısın? Ya sadece gizlice dinlemek yerine bizi öldür-
meye karar verm iş olsalard ı?”

“Ah. evet, h aklısın,” dedi Elend , dikkati dağınık bir şekilde başıyla onaylayarak.
■Yine de V alette'in gitm esi en iyisi olur. Önümüzdeki günler boyunca bana yakın
olan herkes tehlike içinde olacak.”

Jastes durakladı, kızgınlığı gittikçe artıyordu, en sonunda güldü. “Sen umutsuz

vakasın."
“Elimden geleni yap ıyo ru m ," dedi Elend. “Ama cidden, endişe etmenin bir

favdası yok. Casuslar kendilerini ele verdi ve büyük olasılıkla da kargaşa sırasında
kovalanmış, hatta yakalanm ışlardır. Şim di biz V alette’in sakladığı sırların bazılarını
da biliyoruz, o yüzden orada da ilerlem e kaydettik. Bu çok verimli bir gece oldu!"

“Bu iyimser bir bakış açısıdır sanırım ..."
“Bir kez daha, elim den geleni yapıyorum ." Yine de Venture Kalesi'negen dön­
dükleri zaman kendisini daha huzurlu hissedecekti. Belki de olanlann avnntılannı
duymadan önce saraydan gizlice ayrılm ak çılgınca olmuştu ama Elend o sırada tam
olarak dikkatlice d üşünüyor değildi. Dahası, Felt’le önceden ayarlanmış olan bir
randevusu vardı ve kargaşa sıvışm ak için mükemmel bir fırsat sağlamıştı.
At arabası yavaş yavaş V en tu re kapılarına yaklaştı. “ Senin gitmen gerek," dedi
Elend arabanın kapısından dışarı süzülürken. “ Kitapları al.”
Jastes başıyla onaylayarak çuvalı kavradı, sonra da arabanın kapısını kapatırken
Elend’e veda etti. Elend araba kapılardan uzaklaşırken bekledi, sonra da döndü
ve kaleye giden yolun kalanını yürüdü; şaşkın kapı muhafızlan onun kolaylıkla
geçmesine izin verm işti.
Bahçeler hâlâ ışıklarla alev alevdi. Kalenin önünde onu bekleven muhafızlar
vardı ve bir grubu onu karşılam ak ve çevresini sarmak için sislerin içine fırladı.
Lordum, baban ız...”
Evet,” diye lafı m kesti E len d içini çekerek. "Derhâl ona götürülmem isteniyor
sanınnı?”

Evet lordum .”

Madi gidelim o zam an Y ü z b a şı.”
Binanın yan tarafın daki lordlar kapısından içen girdiler. Lord Straff Ventu-
Çahşma odasında ayakta durm uş, bir grup muhafız subayıyla konuşmaktaydı,

onların solgun yüzlerin d en sert bir fırça yemiş olduklarını, hatta belki de da-
1 H d itleri işittiklerini anlayabiliyordu. Onlar asildi, bu yüzden Venture onlan

G irem ez d i am a daha acım asız disiplin yöntemlerini uygulayabilirdi.
Eord Venture askerleri sert bir hareketle gönderdi, sonra da düşmancıl bakış-

El<*nd’e döndü. E len d askerlerin gidişini izlerken kaşlannı çattı. Her şey biraz

^erS>n görünüyordu.

E e > ı.

a,ye hesap sordu Lord Venture.

"Ee ne?"
“Neredeydin?"
“Ha, gitmiştim," dedi Elend um ursam az biı .şekilde*.

Lord Ventııre içini çekti. "İvi. Eğer istiyorsan k en d in i te h lik e y e at velet. Bir

açıdan Sissoylunun seni ytikalam am ış olm ası çok k ö tü , beni e p e y bir baş ağrısın­

dan kurtarabilirlerdi."
"Sissoylu mu?" diye sordu Elend kaşlarını ç atara k . " N e S isso y lu su ?”

"Sana suikast düzenlemeyi planlayan S is s o y lu ,” d iy e te rsle d i Lord Venture.

Elend irkilerek gözlerini kırptı. "Y a n i... o sa d e c e b ir casu s grubu değil miydi?"

“Yok, hayır," dedi V enture biraz k ö tü cü l b ir şe k ild e gü lü m seyerek. “Buraya

sen ve arkadaşların için gönderilm iş bütün bir su ik a stç ı e k ib i.”

Lord Hükümdar, diye düşündü E len d te k b aşına d ışarı çık a ra k ne kadar aptal­

ca davranmış olduğunun farkına varırken . E v s a v a ş ın ın b u k a d a r hızla, bu kadar

tehlikeli hâle gelmesini bek lem iyo rd u m . E n a z ın d a n b e n im iç in ...

"Bir Sissoylu olduğunu nereden b iliyo ru z ?” d iy e so rd u E le n d aklını başına top­

layarak.

“Muhafızlarımız onu öldürm eyi b a şa rm ış,” d e d i S tr a ff. “ K açtığı sırada.”

Elend kaşlarını çattı. “ G e rç e k bir S isso y lu ? S ıra d a n a sk e rle r tarafından mı öl­

dürülmüş?"

“Okçular,” dedi Lord V enture. “ G ö rü n ü şe gö re onu gafil avlam ışlar.”

“Peki ya benim tavan p en cerem d en içeri d ü şe n a d a m ? ” d iy e sordu Elend.

“Ölmüş,” dedi Lord V enture. “ Boynu k ırılm ış.”

Elend kaşlannı çattı. O a d a m b iz k a ç a r k e n h â lâ h a y a t t a y d ı. N e saklıyorsun

baba? “Şu Sissoylu. Benim tanıdığım biri m i?”
“Bence öyledir," dedi Lord V e n tu re çalışm a m asasın ın san dalyesin e kurulur­

ken başını kaldırmadan. “ Shan E larie P d i.”

Elend şaşkınlıkla donakaldı. Sh an m ı, d iy e d ü şü n d ü a fa lla m ış bir şekilde. Onlar

nişanlıydı ve Shan bir A llom anscr o ld uğun dan b a h s e tm e m işti b ile. Bunun anlamı

ise büyük ihtimalle...

Shan'in da en başından beri bir casu s o ld u ğ u y d u . B e lk i d e E lariel Evi, ev unva­

nını alacak bir Elariel torun doğar doğm az E le n d ’i ö ld ü rtm e y i planlam ıştı.

Haklısın Jastes. Politikadan onu gö rm ezden g e lere k k a ç m a m a n ı. Ben düşündü­

ğümden çok daha uzun b ir s ü r e d ir b u n la rın h e p s in in b i r p a r ç a s ıy ım .

Babası belli ki kendinden m em n un du . E la rie l E v i ’nin m e ş h u r bir üyesi Elend e

suikast düzenlemeye çalıştıktan sonra V e n tu r e b a h ç e le rin d e ölü bulunmuştu-

böylesine bir zaferle, Lord V en tu re gü n ler b o y u n c a ç e k ilm e z olacaktı. ^

Elend içini çekti. “ O zaman suik astçılard an h e rh an g i b irin i sağ yakaladık mı-

Straff başını iki yana salladı. “ Bir tan esi k a ç m a y a ça lışırk e n avluya düşmuŞ

Ama kaçabildi, o da bir Sissoylu olabilir. Ç a tıd a b ir ölü ad am bu ld u k ama ekip

başkalarının da olup olm adığından em in d e ğ iliz .” D u ra k la d ı.

Ne var? diye sordu Elend babasının g ö z le rin d e k i h a fif şaşkınlığı o k u y a ra k

“Yok bir şey,” dedi S tra ff hor görerek bir elin i salla yıp . “ M uhafızların b a zılı

diğer ikisiyle dövüşen üçüncü bir Sissoylu olduğunu iddia ediyor ama ben raporla­
ra inannııyonjm ; bizim kilerden birisi değildi.”

Elen d durakladı. D iğ e r ik isiy le dövüşen üçüncü bir Sissoylu... “Belki de birileri
s u ik a s tın olacağını öğrendi ve durdurmaya çalıştı.”

Lord Venture hom urdandı. "N eden başka birisinin Sissoylusu sem korumaya
çalışsın ki?”

“Belki de sadece m asum bir adamın katledilmesine engel olmak istemişlerdir."
Lord Venture gülerek başını salladı. “ Sen salağın tekisin velet. Bunun farkm-
dasın, değil mi?"
Elend kızararak arkasını döndü. Lord Venture başka bir şey istiyormuş gibi
görünmüyordu, o yüzden de Elend çıktı. Kırık pencere ve muhafızlar yüzünden
odasına geri dönem ezdi, bu yüzden de bir misafir yatak odasına doğru gitti, her
ihtimale karşı kapısının dışında ve balkonda nöbet tutacak bir grup siskıran da
çağırmıştı.
Olaylar hakkında dü şü n erek yatm aya hazırlandı. Babası büyük ihtimalle üçün­
cü Sissoylu konusunda haklıydı. İşler basitçe bu şekilde yürümüyordu.
Ama... yürüm esi gerekir. Y ürü yebilir, belki.
Elend’in yapabilm eyi istediği o kadar çok şey vardı ki. Ama babası sağlıklıydı
ve onun kadar güçlü bir lord için gençti. Ev unvanının Elend’e kalmasına onlarca
yıl vardı, eğer o kadar uzun süre sağ kalacağı varsavılırsa. Valette’e gidip onunla
konuşabilmeyi, hüsranını ona anlatabilm eyi diledi. O Elend’in ne düşündüğünü
anlardı; her nedense, o her zam an Elend'i başkalarından daha iyi anlıyormuş gibi
görünüyordu.
Ve o skaa! E len d bu düşünceyi bir kenara atamıyordu. O kadar çok sorusu,
Valette’ten öğrenm ek istediği o kadar çok şey vardı ki.
Daha sonra, d iye düşündü yatağın içine girerken. Şu an için, bu evi bir arada
tutmaya odaklan. V a le tt e ’e o konuda söylediği sözler yalan değildi; Elend’in aile­
sinin ev savaşından sağ çıkacağından emin olması gerekiyordu.
Ondan sonra... Eh, belki de yalanların ve dolapların üstesinden gelmenin de bir
yolunu bulabilirlerdi.

H e r ne k adar p e k ç o k Terrisli K h le n n iıım ’a ka rşı k ız g ın lık la rım açığa vuruyor
olsalar da. bunun y a n ın d a k ıska n ç lık da var. H a m a lla rın K h le n n i katedralle­
rinin inanılm a: vitray cam lı pencereleri ve geniş koridorlarından hayranlıkla
bahsettiklerini d u yd u m . A yrıc a m o d a m ız ı da p e k d ü şk ü n m ü ş gibi görünüyorlar;
şehirlerde pek çok genç Terrislinin kürklerini Ve derilerini güzelce diktirilmiş smo­
kinler ile değiştirm iş o ld u kla rın ı g ö rdüm .

32

C L U B S ' I N D Ü K K Â N I N I N İ K İ sokak ilerisinde etrafındakilere kıyas­
la alışılmadık yükseklikte bir bina vardı. V in bunun barınak adı verilen ve skaa
ailelerini tıkıştırmak için kullanılan binalardan biri olduğunu düşünüyordu. Ama
içerisine hiç girmemişti.

Yere bir sikke attı, sonra da kendisini altı katlı binanın yan tarafı boyunca yuka­
rı doğru gönderdi. Çatının üstüne hafifçe konarak karanlığın içinde çömelmiş olan
bir şeklin irkilerek sıçramasına neden oldu.

“Ben geldim ,” diye fısıldadı V in sessizce eğim li çatı boyunca ilerleyerek.
Dikiz gecenin karanlığında ona gülüm sedi. Ç eten in en iyi Kalavgözü olarak,
çoğu zaman en önemli nöbetleri o tutuyordu . Son zamanlarda ise bu nöbetler
akşamın erken saatlerine denk geliyordu. Büyük E vler arasındaki çatışmanın açık
açık savaşa dönüşmesinin en olası olduğu zam andı bu.
“Hâlâ mı devam ediyorlar?" diye sordu V in sessizce kalayını harlayarak şehn
gözleriyle tararken. Uzaklarda sislere garip bir aydınlık veren parlak bir pus *5'
diyordu.
Dikiz başıyla onaylayarak ışığa doğru işaret etti. "H asting Kalesi, ¡yor hu
saldır Elariel askerler.”
Vin başını salladı. Hasting K alesi’nin yok ed ilm esi bir süredir b e k l e n i y o r d u , s
bir hafta boyunca farklı evlerden yarım düzine baskına m aruz kalmıştı. M a d d i
rumu çökmüş, müttefikleri de geri çekilirken yıkılm ası sadece an m e s e l e s i y d i

Garip bir şekilde evlerin hiçbirisi gündüz saldırmıyordu. Savaş hakkında sahte
bir gizlilik havası vardı, sanki aristokrasi Lord Hükümdar’ın egemenliğini kabul
.jiyor ve gün ışığı varken savaşa tutuşarak onu kızdırmak istemiyormuş gibiydi.
Her şev geceleri sislerden bir pelerinin altında olup bitivordu.

•'tyor bunu iste o ,” dedi Dikiz.
Vin durakladı. "E e, D ikiz... normal konuşmaya çalışabilir misin?”
Dikiz ilerideki uzak, karanlık bir yapıya doğru başıyla işaret etti. “Lord Hü­
kümdar. İyor sanki onlar savaş iste o."
Vin başıyla onayladı. K e lsie r hak lıydı. Nezaret ten ya da saraydan ev saralıyla
¡¡gili pek bir ses çık m a d ı ve G a rn izo n da Luthadel e geri dönmek için acele etmiyor,
lord Hüküm dar ev sa v a şın ı bek liyord u ve sürüp gitmesine de izin verecek. Bir tar­
layı yakarak yenilem esi için ken d i hâline bırakılmış olan bir yangın gibi.
Ancak bu sefer bir yangın sönerken diğeri başlayacaktı: Kelsıer'ın şehre saldınsı.
Eğer M a rsh 'm Ç e lik So rg u cu la rı nasıl durduracağımızı keşfedebildiğim varsa­
yarsak. Eğer sa ra y ı ele g e çire b ild iğ im iz i varsayarsak. Ve elbette ki Kelsier in Lord
Hükümdarla b a şa ç ık m a n ın b ir yolu n u bulabileceğini varsayarsak...
Vin başını iki yana salladı. K elsier hakkında kötü düşünmek istediğinden de­
ğildi ama bütün bu şeylerin nasıl gerçek olacağım göremıyordu. Garnizon daha
geri dönmemişti am a rap orlar yakında, belki de sadece bir ya da iki hafta uzakta
olduklarını söylüyordu. Bazı asil evleri yıkılıyordu ama Kelsıer'ın istemiş olduğu
genel kargaşa havası varm ış gibi görünm üyordu. Son İmparatorluk gerginleşmek­
teydi ama Vin kopacağından şüpheliydi.
Ama belki de konu bu değildi. Ç e te bir ev savaşını körüklemekle inanılmaz bir
iş çıkarmıştı; üç tan e B ü y ü k E v tam am ıyla yok olmuştu ve geri kalanlan da ciddi
derecede zayıflam ıştı. A ristokrasin in kendi didişmelerinin etkilerinden kurtulma­
sı onlarca vıl sürecekti.
inanılmaz b ir iş b a ş a r d ık , d iye düşündü Vin. Saraya saldırmasak vu ıLı saldı-
nmız başarısız olsa bile, h a r ik a b ir şeyi başarm ış olacağız.
Marsh’ın N ezaret hakkındaki istihbaratı ve Sazed'in tercüme ettiği günlük sa­
yesinde, isyan g elecek m ü ca d elele r için yeni ve işe yarar bilgiler sağlayacaktı. Bu
Kelsier'in ümit etm iş olduğu şey değildi; Son İmparatorluk’un tamamen devril­
mesini sağlam ayacaktı. A m a çok bü yü k bir zaferdi; skaalan yıllar boyunca cesaret­
lendirecek, ilham alab ilecek leri bir zaferdi.
Ve bir anda irkilerek V in bunun bir parçası olduğu için gunır duyduğunu fark
etti Belki de g elecek te, kendisi gerçek bir isyanın başlamasına yardım edebilirdi;
skaaların bu kadar da teslim olm uş olmadığı bir yerlerde.
Eğer öyle bir y er varsa... V in skaalan itaatkâr yapan şeyin sadece Luthadel ve
^Erin Teskin istasyonları olm adığını anlamava başlıyordu. Her şeydi, obligatörler,
balarda ve fabrikalarda sürekli çalışm ak, bin yıllık zulmün neden olduğu kata \u-
f Sl' SEaa isyanlarının her zam an o kadar küçük çapta kalmasının bir sebebi vardı.
J^nlar Son İm p arato rlu k 'a karşı direnm ek diye bir şeyin olmadığını sanıyor ya da

nu bildiklerini dü şü n ü yorlard ı.

Kendisinin "özgürleşmiş" bir hırsız olduğunu varsayan Vin bili- bir zamanlar
aynı şeye inanmıştı. Onu aksine ikna etmek için K elsier’in çılgın, abartılı p|aru
gerekmişti. Belki o da bu yüzden çete için bu kadar yüce hedefler belirlemişti-
sadece bu kadar zorlu olan bir şevin garip bir şekilde onlara direnmenin münıkiiı
olduğunu i.ırk ettireceğini biliyordu.

Dikiz ona bir göz attı. Onun varlığı hâlâ oğlanı rahatsız ediyordu.
“Dikiz," dedi Vin. "Elend’in benimle olan ilişkisini kestiğini biliyorsun."
Dikiz başıyla onayladı, hafitçe kulakları dikilmişti.
"Ama ben onu hâlâ seviyorum. Üzgünüm Dikiz. Am a bu doğru,” dedi pişman­
lıkla.
Oğlan boynunu bükerek yere baktı.
"Senden dolayı değil,” dedi Vin. "G erçek ten de değil. Bu sadece... Ee, kimi
sevdiğini seçemiyorsun. İnan bana gerçekten de sevm em iş olmayı tercih edeceğim
insanlar var. Onlar bunu hak etm iyordu."
Dikiz başını salladı. “Anlıyorum .”
“Yine de mendil bende kalabilir mi?"
Oğlan omuz silkti.
“Teşekkür ederim,” dedi Vin. “ Bunun benim için anlamı çok büyük.”
Dikiz başını kaldırıp gözlerini sislerin içine dikti. “ İyor yok ben kör. Ben... bili­
yordum ecek yok bu ol. Ben görüyorum V in. Ben çok şeyi görüyorum.”
Vin teselli edercesine bir elini oğlanın omzuna koydu. Ben görüyorum... onun
gibi bir Kalaygöz için uygun bir ifadeydi.
“ Sen uzun zamandır mı Allom ansersin?” diye sordu.
Dikiz başıyla onayladı. “İyordu Kop ben beş yaşındayken. Neredeyse hatırla­
mıyorum bile."
“Ve sen de o zamandan beri kalay mı kullanıyorsun?”
“Çoğu zaman,” dedi, "iyordu benim için iyi bir şey. Görm em i, duymamı, his­
setmemi sağladı.”
“Aktarabileceğin birkaç tüyo var m ı?” diye sordu Vin umutla.
Dikiz düşünceli bir şekilde durakladı, eğim li çatının kenarında oturmuş, bir
ayağını kenardan aşağı sallandırmıştı. “ Kalay yakm ak... İyor yok görme meselesi.
İyor yok yok görme m eselesi.”
Vin kaşlarını çattı. “N e dem ek istiyorsun?"
“Yaktığın zaman, her şey gelir,” dedi. “ Bir sürü her şey. İyor gelenler senin
dikkatin dağıt onlar. İyor eğer iyi ol iste sen, yok gör bütün dikkat dağıtanlan.
Eğer kalay yakm ada iyi olmak istiyorsan, d ik k a ti dağıtacak şeylerle başa pu­
mayı öğren, diye düşündü Vin elinden geldiği kadarıyla tercüm e ederek. ¡Ş t ıp ö

gördüğünde değil, neyi görmezden gelebildiğin de.
“İlginç,” dedi Vin düşünceli bir şekilde.

Dikiz başıyla onayladı. “ İyorken bak sen, sisi de görürsün, evleri de görürsün,

tahtaları da hissedersin, aşağıdaki fareleri de duyarsın. Bir tanesini seç ve dikkatin'
dağıtma.”

"Güzel tavsiye,” dedi Vin.
Dikiz başıyla onaylarken arkalarından bir gümleme sesi geldi. İkisi de sıçradılar
ve çörneldiler; Keisier çatı boyunca yürüyerek yaklaşırken kıs kıs güldü. ‘‘Ger­
dekten de insanlara yukarı çıkm akta olduğumuzu haber vermek için daha iyi bir
vol bulmalıyız. N e zam an bir gözcü yuvasını ziyaret etsem, birilerini korkutarak
çatıdan düşüreceğim den endişe ediyorum ."
Vin ayağa kalkarak üstünü çırptı. Sispelerini. gömlek ve pantolon giyiyordu.
Bir elbise giym esinin üzerinden günler geçmişti. Renoux Malikânesi nde sadece
arada bir görünüyordu. K eisier suikastçılar konusunda fazlasıyla endişe ettiğinden
Vin’in orada fazla uzun kalm asına izin vermek konusunda tereddütlüydü.
Eı1 azından K liss 'in sessizliğini satın aldık, diye düşündü Vin masrafa sinirle­
nerek. “Zamanı geldi m i?” diye sordu.
Keisier başıyla onayladı. "G e ld i sayılır. Giderken yolda bir yerde durmak isti­
yorum.”
Vin onayladı. M arsh ikinci buluşmaları için sözde Nezaret adına keşif yap­
makta olacağı bir yeri seçm işti. Bu buluşmak için mükemmel bir fırsattı çünkü
Marsh’ın bütün gece boyunca güya yakınlardaki Allomantik etkinlikleri arayarak
binada olmak için bir bahanesi vardı. Çoğu zaman onun yanında bir Teskincı de
olacaktı ama gecenin ortasına yakın M arsh’ın şöyle bir saat kadar yalnız olacağım
tahmin ettiği bir ara vardı. Eğer gizli gizli dışarı çıkıp gen gelecek olsaydı pek
yeterli bir zaman olm azdı am a bir çift sinsi Sissoylunun ona hızlı bir ziyarette
bulunması için bol bol yeterd i.
Dikiz’e veda ettiler ve İterek gecenin içine daldılar. Ancak çatılann üzerinde
uzun süre yol alm adılar, K eisier güçlerini ve metallerini saklamak için onlan aşağı­
daki sokağa indirdi ve yürüdüler.
Bu biraz garip, d iye düşündü V in, Keisier ile Allomansi antrenmanı yaptığı ilk
geceyi hatırlayarak. A n ı k ben boş sokakların ürkütücü olabileceğini bile düşün­
müyorum.

Kaldırım taşları sis çivinden dolayı kaygandı ve terk edilmiş sokak ilerideki
uzak pusların arasında kayboluyordu. Karanlık, sessiz ve ıssızdı; savaş bile pek fazla
bir şeyi değiştirm em işti. A sk e r grupları saldırdıkları zaman kümeler hâlinde gidi­
yor, hızla saldırarak düşm an evin savunmalarını aşmaya çalışıyordu.

Ama şehrin gece ıssızlığına rağmen, V in kendisini sokaklarda rahat hissediyor­
du. Sisler onunla birlikteyd i.

V>n,” dedi K eisier yürürlerken. “ Sana teşekkür etmek istiyorum."
Vin ona doğru döndü; m uhteşem bir sispelerinine bürünmüş olan uzun boylu,
gururlu bir siluetti K eisier. "Teşekkür mü? Neden?"
“Mare için söylediğin şeylerden dolayı. O gün hakkında... onun hakkında epey
*3ir düşündüm. Senin bakırbulutlarının içini görebilme becerin her şeyi açıklıyor
mu bilmiyorum, am a... eğer seçm e şansım varsa, ben Mare'in bana ihanet etmemiş
(dduğuna inanmayı tercih e d e rim .”
Vin başıyla onaylayarak gülüm sedi.

Kelsier başını kederli bir şekilde iki vana salladı, kıılaga aptalca fti*liyı>r dcğj|
mi? Sanki... bütün bu vıllar boyunca ben sadece kendi kendimi kandırmak içjn bir
bahane anvormuşum gibi.”

“ Bilmiyorum,” dedi Y'in. “ Bir zamanlar, belki senin bir aptal olduğunu düşün­
müş olabilirdim ama... Eh, güven de zaten böyle bir şey, değil mi? Bir tür bilinçli
kendini kandırma1 0 ihanet hakkında fısıldayan sesi susturm ak ve sadece arkadaş­
larının sana zarar vermeyeceğini umut etm ek zorundasın.”

Kelsier güldü. “Bu dediğin iddiama destek oluyorm uş gibi görünmüyor, Vin.”
Vin omuz silkti. "Bana mantıklı geliyor. G üvensizlik de aslında aynı şey, sadece
öbür taraftan. Ben bir insanın nasıl iki varsayım içinden bir seçm e yapması gerek­
tiğinde güveni seçebileceğini anlıyorum .”
“Ani3 sen seçmezsin değil m i?” diye sordu Kelsier.
Vin tekrar omuz silkti. “Artık bilm iyorum .”
Kelsier tereddüt etti. “Senin bu... E len d ’in. O nun sadece seni korkutarak şe­
hirden ayrılmaya ikna etmeye çalışıyor olması gibi bir olasılık var, değil mi? Belki
de o şeyleri senin kendi iyiliğin için söylem iştir.”
“Belki,” dedi Vin. “Ama onda farklı bir şeyler vardı... bana bakış tarzında. Be­
nim ona yalan söylemekte olduğumu biliyordu ama benim skaa olduğumun farkına
varmış olduğunu düşünmüyorum. Büyük ihtim alle o benim diğer evlerden birinin
bir casusu olduğumu düşünmüştür. N e olursa olsun, benden kurtulma arzusunda
samimi gibi görünüyordu.”
“Belki de sen sadece onun seni terk edeceğinden zaten em in olduğun için öyle
düşünmüşsündür.”
“Ben...” Vin’in sesi azalarak kesildi; yürürlerken başını eğerek kaygan, kül
renldi sokağa baktı. “Bilmiyorum ve bu da senin suçun, biliyorsun. Ben eskiden
her şeyi anlardım. Şimdi ise her şey karm akarışık o ld u .”
“Evet, biz senin ahlakını iyice bir bozduk,” dedi K elsier gülümseyerek.
“Bu gerçek seni rahatsız ediyorm uş gibi gö rü n m ü yor.”
“Yo,” dedi Kelsier. “Azıcık bile etm iyor. H ah, işte ge ld ik .”
Büyük bir binanın yanında durm uştu; burası bü yü k olasılıkla bir diğer skaa
barınağıydı. İçerisi karanlıktı; skaaların lam ba yağına verecek parası olmazdı ve
binanın merkezi ocağını akşam yem eğini hazırladıktan sonra söndürürlerdi.
“Burası mı?” diye sordu Vin kararsızca.
Kelsier başıyla onaylayarak ilerledi ve h afifçe kapıya vurdu. V in ’i şaşırtan bir
şekilde, kapı tereddütle açıldı ve za yıf bir skaa yüzü sislerin içine göz attı.
“Lord Kelsier!” dedi adam sessizce.
“Sana ziyarete geleceğimi söylem iştim ,” dedi K elsier gülüm seyerek. Bu Sece
iyi bir zamanmış gibi göründü.”
“Gelin, gelin,” dedi adam kapıyı çekip açarak. K elsier ve V in içeri girerk^
sisin hiçbir parçasının ona temas etm em esi için dikkat ed erek geri çekildi.
Vin daha önce de skaa barınaklarının içinde bulunm uştu ama daha önce
hiç bu kadar... iç karartıcı görünm em işlerdi. D u m an ve yıkanmamış vücutla11

kokusu n ered eyse boğucuydu ve öğürmemek için kalayım söndürmek zorunda
kaldı- Küçük bir köm ü r sobasının solgun ışığı bir araya yığılmış hâlde yerde uyuyan
insan kalabalığını ortaya çıkarıyordu. Odayı külleri süpürülmüş tutuyorlardı ama
yapabilecekleri bir yere kadardı; siyah lekeler hâlâ giysileri, duvarlan ve yüzleri
kaplıyordu. A z sayıda m obilya vardı ve herkese yetecek kadar battaniyenin olma­
dığından ise b a h setm eye bile gerek yoktu.

Ben d e esk id en bu şek ild e ya şard ım , diye düşündü Vin dehşet içinde. Çete sı­
ğınakları d a b u n u n k a d a r , bazen daha bile fazla tıklım tıklım olurdu. Bu... benim
de h ayatim d i.

İnsanlar bir ziyaretçileri olduğunu gördüklerinde kalkmaya başladılar. Vin,
Kelsier'in kollarını sıvadığını fark etti; kollanndaki yara izleri kor ışığında bile gö­
rülüyordu . Bileğinin üstünden dirseklerinin ötesine kadar birbirlerinin üstüne bi­
nerek uzunlam asına giden izler net bir şekilde göze çarpıyordu.

Fısıltılar anında başladı.
"Firari..."
"O b u rad a1.”
“Sislerin Efendisi K eisier...”
Bu y e n i b ir tarım ı, d iye düşündü Vin bir kaşını kaldırarak:. Keisier gülümseye­
rek skaalarla gö rü şm ek için öne adım atarken o geride kaldı. İnsanlar Kelsier'in
etrafına sessiz b ir h eyecan la toplandı, kollarına ve pelerinine dokunmak için uza­
nıyorlardı. D iğ erle ri sad ece ayakta durarak gözlerini dikmişler, huşu içinde onu
izliyorlardı.
“Ben u m u t y a y m a k için geldim ," dedi Keisier onlara sessizce. “Bu gece Hasting
Evi yık ıld ı.”
Şaşkınlık ve korku dolu fısıltılar duyuldu.
“ Pek çoğunuzun H astin g demirhanelerinde ve çelik fabrikalannda çalışmış ol­
duğunuzu b iliy o ru m ," d ed i K eisier. “V e dürüst olmak gerekirse bunun sizier için
ne anlama geldiğini sö yleyem em . Am a bu hepimiz için bir zafer. En azından bir
süre için, erk e k le rin iz dem irci ocaklarının önünde ya da Hasting ustabaşılarının
kamçılarının altında ölm eyecekler.”
Küçük kalabalığın içinde m ırıldanmalar vardı ve en sonunda bir ses endişesini
Vin in d u yab ileceği kad ar yüksek sesle dile getirdi. “Hasting Evi gitti mi? Bizi kim
besleyecek?”
N e k a d a r d a k o rk u y o r, d iye düşündü Vin. Ben hiç öyle olmamıştım... değil mi?
Ben sizlere bir p osta y iyecek göndereceğim,” diye söz verdi Keisier. En azın­
ı n size bir süre için yeterli olacak kadarını.”
Bizim için ne ço k şey yapıyorsunuz,” dedi başka bir adam.
“ S açm alık," dedi K eisier. “ Eğer bana karşılığını ödemek istiyorsanız, o zaman
sadece birazcık daha d ik durun. Birazcık daha az korkun. Onlan yenmek mümkün."
“ Sizin gibi ad am lar tarafından Lord Keisier,” diye fısıldadı bir kadın. Ama

tarafım ızdan değil.”
“O rası belli o lm a z ,” dedi Keisier, kalabalık açılarak çocuklannı öne getiren

ehevevnler ı^ın vol açmaya naşiarkm . iıo ıu n u ^ ı n ou ouacıaki nurkus o£u||*lrin
kelsier'Ie bizzat tanışmasını istiyordu. V in karışık duygularla izledi. Her ne ^

sözlerini tutııvor ve sessiz kalıyor olsalar da, çetenin K eisier in skaalar arasın^
yükselmekte olan ünüyle ilgili bâlâ çekinceleri vardı.

Onları gerçekten de seviyortnuş gibi görünüyor, d iye düşündü V in, Kelsier’in
küçük bir çocuğu kucağına alışım izlerken. Bunun sa d e ce gösteriş için olduğUnu

düşünmüyorum. Onun yapısı böyle; o insanları seriyo r, ska ala rı seviyor. Ama

Bu bir adamın akranları için duyduğu serg id en çok, b ir ebeveyn in çocuğu içi,,

hissettiği sergiye benziyor.

Bu o kadar da yanlış bir şey nıivdi? N e de olsa K eisier skaalar için bir tür baba
gibiydi. O onların en başından sahip olm uş olm aları gereken asil lorddu. Yine de

Vin o skaa ailelerinin zayıfça aydınlanmış kirli yüzlerini, tapınm a ve huşuyla dolu
gözlerini izlerken rahatsız hissetm ekten kendini alam ıyordu.

Sonra Keisier gruba bir randevusu olduğunu sö y le yere k veda etti. Vin ve o

sıkışık odayı terk ederek temiz havaya çıktılar. M a rsh ’ın yen i Teskin istasyonuna

doğru giderlerken Keisier sessiz kaldı ama yürü rken adım larında sanki biraz daha

fazla güç varmış gibiydi.

En sonunda Vin bir şeyler söylem ek zorunda kaldı. “ O nları sık sık ziyaret edi­

yor musun?”

Keisier başını sallayarak onayladı. “ H er gece en azından bir iki evi. Benim diğer

işlerimin tekdüzeliğini önlüyor."

Asilleri öldürmek ve sahte söylentiler y a y m a k , d iy e d ü şü ndü V in . Evet, skaala-

rı ziyaret etmek hoş b ir mola olur.

Buluşma yeri sadece birkaç sokak uzaktaydı. K eisier yaklaşırlarken bir kapı

aralığında durarak karanlıkta gözlerini kıstı. En sonunda sadece hafifçe aydınlık

olan bir pencereye doğru işaret etti. “ M arsh eğer diğer obligatörler gitmişse bir

ışığı yanık bırakacağını söylem işti."

“Pencere mi, merdiven m i?” diye sordu V in.
“Merdiven," dedi Keisier. “ Kapının kilitlen m em iş olm ası gerekir ve bütün bi

nanm sahibi Nezaret. Boş olacaktır.”
Keisier iki konuda da haklı çıkm ıştı. Binanın te rk ed ilm iş olduğunu gösterece

kadar küf kokmuyordu ama alttaki birkaç katın kullanılm adığı da belliydi- O

Vin hızla merdivenlerden çıktılar. ^.

“Marsh’ın bize Nezaret’in ev savaşına verdiği tep k iyi söyleyebilm esi gere

dedi Keisier en üst kata gelirlerken. Tepedeki kapının arasında fen er ışığ1

yordu ve o da konuşmaya devam ederken kapıyı iterek açtı. “ U m alım ki o ^

zon fazla hızlı geri dönmesin. Zararın çoğu zaten verildi am a ben savaşın daha

bir süre boyunca...”

Kapı aralığında V in’in görüşünü en gelleyerek don u p kaldı. . rın,

Vin anında lehim ve kalay harlayarak yere çöktü ve saldırılara karşı u 1

açtı. Hiçbir şey yoktu. Sadece sessizlik vardı.

“Hayır..." diye fısıldadı Keisier.

Sonra Vin, K elsier'in ayağının yanından akmakta olan koyu kırmız, sıvıyı gör-
tj{i. Sıvı hatif-«,'1“ toplandı, sonra da birinci basamaktan aşağı damlamaya başladı.

^4/1 l o r d H ü k ü m d a r...

Kelsier tökezleyerek odaya girdi. Vin de arkasından gitti ama ne göreceğini
Siliyordu. C e se t odanın ortasında yerde yatıyordu; derisi yüzülmüş ve paramparça
edilmişi kafası tam am ıyla ezilmişti. Bir insan olduğu zar zor belli oluyordu. Duvar­
lar kırmızıya boyanm ıştı.

fe k b ir vücuttan gerçekten de bu kadar fazla kan çıkar mı? Bu da tıpkı daha
önce Cam on un sığınağının bodrumunda olduğu gibiydi, sadece bu sefer tek bir
kurban vardı.

“Sorgucu,” diye fısıldadı Vin.
Kelsier kanı um ursam ayarak Marsh’ın cesedinin yanında dizlerinin üstüne çök­
tü. Bir elini sanki derişiz cesede dokunacakmış gibi kaldırdı ama eli öylece kaldı,
donmuştu.
“K elsier,"dedi V in aceleyle. "Bu yeni olmuş, Sorgucu hâlâ yakında olabilir.”
Kelsier hareket etm edi.
“Kelsier!” diye haykırdı Vin.
Kelsier silkelenerek etrafına bakındı. Gözleri Vin'inkilerle buluştu ve berraklık
geri döndü. T ö k ezleyerek ayağa kalktı.
“ Pencere,” dedi V in oda boyunca hızla ilerleyerek. Ancak duvann yanındaki
küçük bir m asanın üstünde duran bir şey görünce durakladı. Bir sayfa boş kâğıdın
altında yarı yarıya gizlenm iş tahta bir masa bacağıydı bu. Kelsier pencereye var­
mışken V in bunu kaptı.
D Kelsier d ön erek odaya son defa bir bakış attı, sonra da gecenin içine atladı.
Hoşça k a l M a r s h , d iye düşündü Vin üzgün bir şekilde onu takip ederken.

Sorgucuların benden şüphelendiğini düşünüyorum,” diye okudu Dockson. Kâğıt,
masa bacağının içinde bulm uş olduktan tek bir sayfa, temiz ve beyazdı, Kelsier'in
dizlerine ve V in ’in pelerininin altına bulaşmış olan kan kâğıda bulaşmamıştı.

Dockson C lu b s ’ın m utfak masasında oturduğu yerden okumaya devam etti.
Ç °k fazla soru sordum ve sözde beni bir çırak olarak eğitmiş olan rüşvetçi ohlı-
katöre en azından bir m esaj gönderdiklerini biliyorum. Ben isyanın her zaman bil-
™eye dıtiyaç d u ym u ş olduğu sırları aramayı düşünmüştüm. Nezaret Sissoylulan
^0rgucu olm aları için nasıl toparlıyor? Neden Sorgucular sıradan Allomanserler-
Ln daha güçlüler? O nların zayıflıkları, eğer varsa tabii, nedir?

|N^e yazık ki, Sorgucular hakkında neredeyse hiçbir şey öğrenemedim. Gerçi
Slradan N ezaret safları arasındaki politik çatışmalar beni hayrete düşürmeye de-

W ^ * y o r' Sanki dışarıdaki dünya sıradan obligatörlerin umurunda bile değilmiş
• > sadece Lord H üküm dar ın emirlerini uygulamada en haşarılı ya da akıllıca
v^*nan kişi olm akla elde ettikleri prestiji düşünüyorlar.

Ancak Sorgu cu lar farklı. Onlar Lord Hükümdar’a sıradan obligatörlerden çok
d a sadıklar ve bu da, belki, iki grubun arasındaki anlaşmazlığın bir parçası.

“ Her neyse, ben yaklaşmış olduğumu hissediyorum . O nların bu Nt,-,ı ,,,4r ^
sier. Bir zayıflıkları. Bundan eminim. Diğer oblig.ıtörler buıuın hakkında l , ^ ^
vorlar ama hiçbirisi bilmiyor .

"Ben etrafı fazla kurcalamış olduğumdan korkuyorum . Soıgucular beni tak
edıvor, izliyor, soruşturuyorlar. O yüzden d«' bu notu hazırladım. Belki bu kad^
ihtiyatlı davranmak gereksizdir.

"Belki de değildir."
Dockson başını kaldırdı. "H ep si... bu kadar. ’
Kelsier mutfağın uzak ucunda sırtını dolaba dayam ış, çoğu zaman durduğu şç
kilde duruyordu. Ama... bu sefer duruşunda hiç de m uzip bir taraf yoktu. KoIla
rını kavuşturmuş, başı hafifçe eğik olarak dikiliyordu. O lanlara inanamayan kederi

kaybolmuş gibi görünüyordu, yerine başka bir duygu gelm işti; V in ’in bazı zaman­

larda gözlerinin ardında için için yanm akta olduğunu gördüğü bir duyguydu bu
Çoğu zaman aristokrasiden bahsettiği zam anlarda oluşan bir duygu.

Vin ürpermesini engelleyemedi. O öyle du rurken V in onun kıyafetinin farkına
varmıştı; koyu gri sispelerini, uzun kollu siyah göm lek, kö m ü r gibi pantolon. Ge­
cenin karanlığında kıyafet sadece kam uflajdı. A n ca k aydın lık odanın içinde siyah
renkler onun tehditkâr görünmesine neden oluyordu .

Doğrularak dikildi ve oda gerginleşti.
“Renoux’ya çekilmesini söyleyin ,” dedi K elsier h a fifçe, sesi dem ir gibiydi.
“Planladığımız çıkış hikâyesini -ev savaşı yüzünden ailesinin topraklarına 'geri
çekilme’ hikâyesi- kullanabilir ama onun yarına kad ar gitm iş olmasını istiyorum.
Onun yanında koruma olarak bir H aydut ve bir K alaygöz de gönderin ama ona şe­
hirden bir gün uzakta kanal teknelerini terk ed erek bize geri dönm esini söyleyin.”
Dockson durakladı, sonra da Vin ve diğerlerine baktı. “T am am ...”
“Marsh her şeyi biliyordu D o x ,” dedi K elsier. “ O nu öld ürm eden önce konuş­
turdular, Sorgucular öyle çalışır."
Kelsier sözlerinin havada asılı kalm asına izin verd i. V in bir ürperti hissetti.
Sığınak güvenli değildi.
“Yedek sığınağa mı o zam an?” diye sordu D o ck so n . “ O nun yerini sa d e ce sen
ve ben biliyoruz.”
Kelsier sertçe başıyla onayladı. “Ben on beş dakika içinde herkesin, ç ı r a k l a r
da dâhil, bu dükkândan gitmiş olmasını istiyoru m . İki gün içinde sizinle yedek
sığınakta buluşacağım."
Dockson, Kelsier’e bakarak kaşlarını çattı. “ İki gün m ü? K eli, ne planlıyorsUI1
Kelsier geniş adımlarla kapıya doğru gitti. K apıyı savu ru p açarak sisin iÇer’ &
meşine izin verdi, sonra da bir Sorgucunun kazıkları kadar sert gözleriyle Çet
doğru baktı.

Onlar beni daha çok acıması m üm kün olm ayan y e rd e n vurdular. Ben de >
şeyi yapacağım.”

I rrtl
Walin karanlığın içinde el yordam ıyla zorlanarak ilerliyo r, vücu du n u sıkış*

ş ia r d a k i n e r e d e y s e f a / la d a r o la n ç a tla k la rd a n geçm eye zorluyordu. Asağ. doğru

in m e y e d e v a n ı e t t i , p a r m a k l a r ı y l a a r a n ıy o r , ç o k sayıdaki sıyn k ve kesiği görmez­

den g e liy o rd u .
D e l; a m e t m e k g e r e k , d e v a m e tm e k g e re k ... G e n d e kaim i* olan aklı ona bunun

son g ü n ü o ld u ğ u n u s ö y lü y o r d u . S o n başarısın dan bu yana altı gün geçmişti. Eğer
yedinci s e fe r b a şa rıs ız o lu rs a ö le ce k ti.

D evam etm ek gerek.

H e r h a n g i b i r ş e y g ö r e m iy o r d u , g ü n ışığının yansıyan bir huzmesini bile göre­
m e y e c e k k a d a r y ü z e y i n a ş a ğ ıs ın d a y d ı. A m a ışık olm adan bile yolunu bulabiliyor­

du. S a d e c e ik i y ö n v a r d ı; y u k a r ı v e aşağı. Y anlara doğru yapılan hareketler önem­

sizdi, k o la y c a g ö r m e z d e n g e lin e b ilir d i. A şağı doğru hareket etm eye devam ettiği
sürece k a y b o la m a z d ı.

Tüm bu süre boyunca da parmaklarıyla yoklamış, tomurcuklanan kristali ele
v e re c e k olan sertliği aram ıştı. Bu sefer geri dönemezdi, başarılı olana kadar olmaz­
dı, o zamana kadar...

D evam etm ek gerek.

H areket ed erken eli soğuk ve yumuşak bir şeye sürtündü. Bir ceset, iki kavanm
arasına sıkışm ış çürüyordu. Walin yoluna devam etti. Dar mağaralarda cesetler en­
der görülen şeyler değildi; cesetlerin bazılan yeniydi, çoğu ise sadece kemiklerden
ibaret kalm ıştı. Ç o ğu zaman Walin aslında şanslı olanların ölüler olup olmadığım
merak ederdi.

Devam etmek gerek.
M ağaralarda gerçek anlamda “zaman” yoktu. Çoğu zaman uvumak için yu-
karıya geri dönerdi; her ne kadar yüzeyde ustabaşıların kamçılan olsa da, bunun
yanında y iyecek leri de vardı. Tatsızdı, onu hayatta tutmaya zar zor yetiyordu ama
aşağıda çok fazla kalıp açlık çekmekten daha iyiydi.
Devanı etmek...
D onakaldı. G ö v d e si kayanın içindeki dar bir yangın arasına sıkışmış hâlde kal-
uuş ve kım ıldanarak aradan geçmeye çalışıyordu. Ancak parmaklan her zaman
aranıyor, bunun n eredeyse farkında bile olmadığı zamanlarda bile duvarlan yok­
luyordu.

Ve bir şey bulmuşlardı.
Kristal tom urcuklarını yoklarken eli beklentiyle titredi. Evet, evet, bunlar
«tradığı şeydi. D u varda geniş, dairesel bir desen şeklinde büyürlerdi; kenarlarda
küçüktüler am a m erkeze doğru gittikçe daha büyük hâle geliyorlardı. Dairesel de­
senin tam ortasında kristaller içeri doğru kıvrılır, duvarın içindeki cebe benzer bir
°°§luğu takip ed erlerdi. Burada kristaller uzunlaşır, her birinin tırtıklı ve keskin
'r kenarı olurdu . Sanki taştan bir yaratığın çenesini çevreleyen dişler gibi.
N efes alıp Lord H ü k ü m d ara dua ederken, VValin elini yunmık büyüklüğün-
■kki dairesel açıklığın içine daldırdı. Kristaller kolunu yırtarak derisinde uzun, sığ
p i k l e r açtı. W alin acıyı umursamadan kolunu daha da içeriye, dirseğine kadar
°krnak için zorladı; parm aklan bulmak için araştınyordu...

/¿fc! P a rm a k la n c e b in m e rk e z im le k ü ç ü k b ir k a v a b u ld u , k ı i s t a lle ıd e n d a m la ­

yan gizem li sıvılarla o lu km u ş u la n b iı k a y a p a ry a s ı b ir I b it lis in je o d u .

H eyecanla bunu k avrayarak ç e k ip y ık a rd ı; k r is t a lli- b e z e li d e lik t e n yak arırk e n

kolunu tek rar k e sm işti. K ü ç ü k k ıiıe k a y a y ı k u c a k la d ı, s e v in y le a ğ ır a ğ ır n e fe s a lı­

yordu.

Bir yedi gün daha. Yedi gün d a h a y a ş a y a c a k tı.

Açlık ve yorgunluk onu daha da hızla zayıflatan ın dan , W alin y u k arı doğru zah­
metli tırmanışına başladı. Çatlakların arasından zorla g e çti, d u v a rla rd a k i çıkıntılara
tırmandı. Bazen tavan tekrar açılana kadar sağa va da sola doğru h arek et etmesi
gerekiyordu ama her zaman açılırdı. G e rç e k te n d e sa d e c e iki y ö n vard ı; yukarı ve
aşağı.

Başkalanna karşı temkinle kulağını açık tu ttu . D ah a ö n ce d e tırm an ıcıların öl­
dürüldüğünü görmüştü; bir jeot çalm ayı u m u t ed en daha g e n ç, d ah a gü çlü adam­
lar tarafından. Neyse ki o kim seyle karşılaşm adı. Bu iy iy d i. O yaşı ilerlem iş bir
adamdı, asla plantasyon lordundan y iye cek ç alm ay a çalışm a m a sı gerektiğin i bile­
cek kadar yaşlıydı.

Belki de cezasını hak etm işti. Belki d e o H a th sin Ç u k u r la r ı’nda ölm eyi hak
ediyordu.

Ama bugün ölmeyeceğim, diye düşündü son un da ta tlı ta z e havanın kokusunu
alarak. Yukarıda gece olmuştu. W alin’in u m u run da d eğ ild i. S is le r artık onu rahat­
sa etmiyordu; artık dayaklar bile onu fazla rahatsız e tm iy o rd u . O um u rsam ak için
fazlasıyla yorgundu.

Walin tırmanarak çatlaktan çıkm aya başladı, bu H a th sin Ç u k u rla rı olarak bili­
nen küçük ve düz vadideki düzinelercesinden b ir ta n e siy d i. S o n ra donakaldı.

Karanlıkta bir adam tepesinde dikiliyordu. P arça p arça k esilm iş şeritleri olan
büyük bir pelerin giyiyordu. Adam W alin 'e b aktı, siyah e lb ise le rin in içinde sessiz
ve güçlüydü. Sonra da aşağı doğru uzandı.

Walin büzüldü. Ancak adam W alin'in elini kavradı ve on u ç e k e re k çatlaktan
çıkardı.

“G it!” dedi adam sessizce girdaplanan sislerin için d e. "M u h a fız la rın çoğu öldü.
Yapabildiğin kadar çok mahkûmu topla ve bu y e rd e n kaç. B ir je o tu n var m ı?”

Walin tekrar büzülerek elini göğsüne çekti.
“Güzel," dedi yabancı. “Onu kırıp aç. İçin de bir m e ta l k ü lç e si bulacaksın, bu
çok değerli. Bunu sonunda kendini hangi şeh ird e b u ld u y sa n o rad ak i yeraltın a sat;
yıllarca yaşamana yetecek kadar para kazanm ış olacaksın . Ç a b u k git! A la rm veril­
meden önce ne kadar vaktin var b ilm iyo ru m .”
Wahn şaşkınlıkla geriye doğm tökezledi. “ S e n ... sen k im s in ? ”
“Bensenin de yakında olacağın şey im ,” dedi yab an cı, yarığın yan ın a ilerleyerek.
Adamı çevreleyen siyah pelerinin kurdeleleri etrafın d a u ç u şu y o r, o W a lin ’e doğru
dönerken sislere karışıyordu. “ Ben bir firariy im ."

K cU ie r a şağ ı A k a r a k k a y a la r ın f in d e k i k a ra n lık oyuğu inceledi, mahkûmun tökez­
le y e re k u z a k la şm a sın ı d in liy o rd u .

" V e b ö y le c e g e r i d ö n ü y o r u m , ” d iy e fıs ıld a d ı. Yara izleri yandı ve hatıralar geri
d ö n d ii. Ç a t la k la r ın a r a s ın d a s ık ış a r a k , k rista ld e n b ıçakların üstünde kollarını par­
çalayarak, y a ş a m a y a d e v a m e d e b ilm e k iç in b ir tane... Sadece tek bir tane jeot
bulmak iç in h e r g ü n a r a m a k la g e ç e n a y la rın h atıra la rı.

G e r ç e k t e n d e t e k r a r o s ık ış ık , sessiz d e rin lik le rin içine geri dönebilir miy’di?

G e r ç e k t e n d e t e k r a r k a r a n l ı ğ ın iç in e g ire b ilir m iy d i? K elsier kollannı kaldırarak

yara iz le r in e b a k t ı, h â lâ k o lla r ın ın ü s tü n d e beyaz ve belirginlerdi.

E v e t. O n u n rü y a la r ın ın h a tırı için yapabilirdi.

Ç a t l a ğ ın ü s t ü n d e n a d ı m ı n t a t t ı v e k e n d is in i in m e y e zorladı. Sonra da kalay

yaktı. A n ın d a a ş a ğ ıd a n g e le n b ir ç a tırtı sesi duydu.

Kalay aşağısındaki yarığı aydınlattı. Çatlak her ne kadar genişliyor olsa da, ça-
tallanıyor, her yöne doğru kıvrılan yarıklar uzanıyordu. Kısmen mağara, kısmen
yarık, kısm en de tünel. Kelsier şimdiden ilk kristal ativum deliğini ya da ondan
geriye kalanları, görebiliyordu. Uzun, gümüşsü kristaller çatlamış ve kırılmıştı.

Atiyum kristallerinin yakınında Allomansi kullanmak onlann parçalanmasına
neden oluyordu. İşte bu yüzden Lord Hükümdar ativumunu toplatmak için Allo-
manserler değil, köleler kullanmak zorundaydı.

Şim di de gerçek test, diye düşündü Kelsier dar çatlaktan zorlanarak daha da
aşağı inerken. D em ir yaktı ve anında aşağı doğru uzanan birkaç mavi çizginin be­
lirdiğini gördü, atiyum deliklerine işaret ediyorlardı. Gerçi her ne kadar deliklerin
içinde büyük olasılıkla bir atiyum jeodu olmasa da kristallerin kendilen hafif ması
çizgiler veriyordu. İçlerinde eser miktarlarda atiyum vardı.

Kelsier m avi çizgilerden bir tanesine odaklandı ve hafifçe Çekti. Kalayla güç­
lendirilmiş kulakları altındaki yarığın içinde bir şeylerin kınldığım duydu.

Kelsier gülümsedi.
N eredeyse üç yıl önce, M are’ı döverek öldürmüş olan ustabaşılann kanlı ce­
setlerinin üstünde ayakta durduğu sırada kristal ceplerinin nerede olduğunu his­
sedebilmek için d em ir kullanabileceğini ilk kez fark etmişti. O zaman Allonıantik
güçlerini henüz zar zor anlıyordu ama o zaman bile aklında bir plan oluşmaya
başlamıştı. Bir intikam planı.
O plan gelişerek ilk başta niyet ettiğinden çok daha fazlasını kapsar hâle gel­
mişti. Ancak planın anahtar parçalarından bir tanesi aklının bir köşesinde hapse­
dilmiş olarak bekliyordu. Kelsier kristal ceplerini bulabilirdi. Allomansi kullanarak
°nlan parçalayabilirdi.

V e b u r a s ı S o n İ m p a r a t o r l u k ’u n t a m a m ın d a a tiy u m eld e ed ilebilen tek kaynak­
tı.

S iz beni y o k etm eye çalıştınız Hailisin Çukurlan, d iye düşündü vanğın içinde
d aha d a a ş a ğ ıla r a d o ğ r u in e r k e n . Benim de aynı şekilde karşılık vermemin zamanı
Seldi.

Arhk yaklaştık• Garip bir şekilde, dağlarda bu kadar yükseğe çıkmışken en so­
nunda Zifirin baskıcı dokunuşundan kurtulmuşuz gibi görünüyor. Bunun nasıl
bir şey olduğunu hissetmeyeli epey uzun bir zaman olmuştu.

Fedik’in keşfettiği göl şimdi altımızda, kenardan aşağı bakınca görebiliyo­
rum. Ayna gibi, neredeyse metalik olan pırıltısıyla bu yükseklikten daha bile
ürkütücü görünüyor. Neredeyse F ed ik’e sulardan bir örnek alması için izin ver­
miş olmayı diliyorum.

Belki bizi takip eden sis yaratığını kızdıran şey de F e d ik ’in ilgisi oldu. B el­
ki de... Yaratık bu yüzden ona saldırmaya karar verip görünmez bıçağını ona
sapladı.

Garip bir şekilde, saldın beni rahatlattı. E n azından başka birinin de onu
görmüş olduğunu biliyorum. B u da benim deli olmadığım anlamına geliyor.

33

“ O Z A M A N . . . B U R A Y A kadar m ı? ” d iy e so rd u V in . “ Y an i plan için,
demek istiyorum.”

Ham omuz silkti. “ Eğer S o rgu cu lar M a rs h 'ı k o n u ş tu rd u la rs a , bu onların her
şeyi bildiği anlamına gelir. Ya da en azından y e te ri k ad ar şe y b ild ikleri. Saraya
saldırmayı planladığımızı ve ev savaşım da paravan o larak kullanacağım ızı biliyor
olacaklar. Artık Lord H ü küm dar’ı asla şeh rin d ışın a çık a ra m a y ız ve saray muha­
fızlarını şehrin içine gönderm esini d e asla sağ la ya m ay ız. D u ru m iyi görünmüyor
V in .”

Vin duyduklannı hazm etm eye çalışarak sessizce o tu rd u . H a m pis zeminin üs­
tünde bağdaş kurarak oturm uş, sırtını uzak d u v arın tu ğlaların a dayam ıştı. Yedek
sığınak sadece üç odası olan rutubetli b ir kilerd i ve havad a to z ve kül kokusu vardı
Chıbs m çırakları bir odayı kendilerine alm ıştı am a D o c k so n sığınağa g e lm e d e n
önce diğer hizmetkârların hepsini gönderm işti.

Breeze uzak duvann yanında ayakta d u ru y o rd u . A ra d a b ir pis zem in e ve tozlu

cıbıl relere rah atsız b ak ışlar atıyo r ama sonra ayakta kalmaya devam etmeye karar
.¿yo rd u . V in n ed en za h m et ettiğini bilmiyordu; kıyafetini temiz tutması gerçek

anlamca yerin altın d a k i hır delik olan bu yerde yaşarken mümkün olmayacaktı.
G ö n ü llü tu tsa k lık la rın ı ile rle m e y le karşılayan tek kişi Breeze değildi; Vin çı­

rakların birkaç tan esin in d e n ered eyse Nezaret tarafından yakalanmış olmayı ter­
cih etm ek h ak k ın d a hom urdandıklarını duymuştu. Yine de, kilerdeki iki gün bo­
yunca h e rk es m u tla k d e re c e d e gerekli olmadığı sürece sığınağın içinde kalmıştı.
Tehlikeyi an lıy o rla rd ı; M arsh Sorguculara çetenin her üyesinin eşkâlini ve takma
isimlerini verm iş olab ilird i.

Breeze başım iki yan a salladı. “ Belki de, beyler, bu operasyonu toparlamanın
zamanı g e lm iştir. S ık ı ç alıştık ve orijinal planımız olan ordu toplamanın ne kadar
korkunç bir şe k ild e son a erm iş olduğu gerçeğini de göz önüne alacak olursak, ben
derim ki b izler o ld u k ç a fev k a lâd e bir iş çıkardık."

D ockson için i ç e k ti. “ E h , kesinlikle daha pek uzun süre biriktirilmiş kaynakla­
rımız üzerin d en y aşa y a m a y ız , özellikle de Keli paramızı skaalara dağıtmaya devam
edecek o lu rsa .” O d a d a k i te k m obilya olan masanın yanında oturuyordu; en önemli
hesap d e fte rle ri, n o tla n v e sözleşm eleri düzenli yığınlar hâlinde önünde dizilmişti.
Çeteye suç y ü k le y e b ile c e k ya da planları hakkında daha fazla bilgi verebilecek her
bir kâğıt p arçasın ı o rtalık tan toplam ada dikkate değer bir beceri göstermişti.

Breeze b aşıyla on aylad ı. “ Ben, kendi adıma, bir değişikliği iple çekiyorum.
Her şey çok e ğ le n c e li, hoş ve bütün o diğer tatmin edici duygulardan oldu ama
Kelsier’le birlikte çalışm ak biraz yorucu olabiliyor."

V in ’in yü zü asıldı. “ S e n onun çetesinde kalmayacak mısın?’
“O nun son raki işin e b ağ lı,” dedi Breeze. “ Bizler senin tanımış olduğun diğer
çeteler gibi değiliz; biz bize söylendiği için değil, istediğimiz için çalışırız. Bizim
için kabul ettiğ im iz işle rd e son d erece seçici olmak gereklidir. Ödüller büyüktür
ama riskler d e ö y le d ir .”
Ham g ü lü m se y e re k kollarını başının arkasında kavuşturdu; pisliği hiç de umur­
samıyordu. “ Bu insana bizim bu işe nasıl bulaştığımızı merak ettiriyor, hı? Çok
yüksek risk, çok az ö d ü l.”
“Aslına bakarsan h iç ,” d iy e belirtti Breeze. “Artık o ativumu asla alamayacağız.
Kelsier’in fe d a k â rlık v e skaalara vardım etm ek için çalışmak hakkında olan sözlen
iyiydi, güzeldi d e, ben yin e de her zaman o hâzineye bir el atma şansını bulacağı­
mızı u m m u ştu m ."
“D o ğ ru ,” d ed i D o ck so n başını notlarından kaldırarak. “Ama buna yine de değ-
di mi? Y ap tığ ım ız iş, başardığım ız şeyler?"
Breeze ve H am durakladı, sonra ikisi de başlarıyla onayladılar.
V e biz de işte bu yüzden kaldık,” dedi Dockson. 'K eli bunu kendisi de söv-
bizi seçti çü n kü bizim faydalı bir hedefi başarmak için biraz farklı bir şeyleri
deneyeceğim izi b iliyo rdu. Sizler iyi adamlarsınız; hatta sen bile Breeze. Bana ters
*ers bakm ayı k e s .”
Vin tanıdık m uhabbet karşısında gülümsedi. Marsh’la ilgili bir üzüntü hisse-

divordu ama hu adamlar kayıplarına rağmen nasıl hayatlarına devam edeceklerini
biliyorlardı. Bu ayıdan bakılınca, aslında gerçekten de1 skaalara benziyorlardı.

“Bir ev savaşı," dedi Ham tembelce kendi kendisine gülü m seyerek. “ Kaç tane
asil ölmüştür diye düşünüyorsun?"

“En azından vüzlercesi," dedi Dockson başını kaldırm adan. “ H epsi de kendi
açgözlü asil elleriyle öldürüldüler.

“İtiraf etmeliyim ki benim bütün bu fiyasko hakkında şüphelerim vardı,” dedi
Breeze. “Ama bunun sebep olacağı ticaret akışındaki kesinti, hüküm et içindeki
kargaşadan bahsetmeye bile gerek yok... Eh, sen haklısın D ockson. Buna değdi.”

“Bittabi!” dedi Ham, Breeze'in fazlasıyla resmi sesini taklit ederek.
Oldan ödeyeceğim, diye düşündü Vin üzüntüyle. B elk i K e lsie r beni sonraki
işinde de yanına alır.
Merdivenler tıkırdadı ve Vin de refleks olarak gölgelerin içine çekildi. Kıymıklı
kapı açıldı ve siyah giysili tanıdık biri içeri girdi. Sispelerinini kolunun üstünde
taşıvordu ve yüzü de inanılmayacak kadar halsizdi.
“Kelsier!” dedi Vin öne atılarak.
“Selam millet," dedi Kelsier yorgun bir sesle.
Ben o yorgunluğu biliyorum, diye düşündü V in . Leh im sürüklem e. N ereye git­
miş?
“Geç kaldın Keli,” dedi Dockson başını hesap d efterlerinden kaldırmadan.
“Eğer tutarlılık için değilse, hiçbir şey için m ücadele etm iyo ru m ," dedi Kelsier
sispelerinini yere bırakıp gerinerek, sonra da oturdu. "C lu b s ve D ikiz nerede?"
“Clubs arka odada uyuyor,” dedi Dockson. “ Dikiz, R en o u x'yla birlikte gitti.
Etrafa göz kulak olmak için en iyi Kalaygözümüzün onunla olm asını isteyeceğini
düşündük."
“İyi düşünmüşsün,” dedi Kelsier derin bir şekilde iç çek erek ve duvara yasla­
nırken gözlerini kapattı.
“Güzel kardeşim berbat görünüyorsun,” dedi Breeze.
“Göründüğü kadar kötü değil. G eri dönerken ağırdan aldım , hatta yolda birkaç
saat uyumak için durdum bile.”
“Evet, ama neredeydin?" diye sordu Ham üstüne basa basa. “ Biz senin dışarı­
da... Ee, aptalca bir şeyler yapıyor olduğundan çok endişe e ttik ."
“Aslında, biz senin aptalca bir şeyler yapm akta olduğunu baştan kabul etmiş
tik, diye söylendi Breeze. “Biz sadece bu seferki olayın ne k a d a r aptalca çıkaca
ğını merak ediyorduk. Ee, ne yaptın? Lord prelana suikast m ı düzenledin?
nelerce asil mi öldürdün? Lord Hükümdar’ın kendi sırtındaki pelerini mi çaldın-
Hathsin Çukurlan'm yok ettim ,” dedi Kelsier sessizce.
Odaya ani bir sessizlik çöktü.
Var ya, dedi Breeze en sonunda. "Şim diye kadar onu h afife alm am ayı öğren
miş olmalıydık."

Yok mu ettin? diye sordu Ham. “ Hathsin Ç u k u rları’nı nasıl yok eder*'0
Onlar sadece yerdeki bir dizi çatlak!"

-E e, b en a s lın d a ç u k u r la r ın k e n d ile rin i yok etm edim ," diye açıklama yaptı Kel­
d e n sa d e c e a tiy u m jeo tla rın ı üreten kristalleri kırdım.'

„H epsini m i?” d iy e sordu D ockson affallayarak.
“ B u l a b i l d i k l e r i m i n h e p s i n i , ” d e d i K e ls ie r . “ V e o d a b ir k a ç yüz ta n e c e p e d iy o r .

A s lın d a ş im d i A llo m a n s im o ld u ğ u iç in y a rık la rın iç in d e h a re k e t e tm e k ço k daha

kolay old u .
“N e k r is ta lle r i? ” d iy e so rd u V in kafası karışm ış bir hâlde.
“A tiy u m k r is ta lle r i V i n ,” d e d i D o ck so n . “ Ortalarında atiyum boncuklan olan

jeotları on lar ü r e tiy o r ; k im se n in g e rçek ten nasıl olduğunu bildiğini sanmıyorum."
K e lsie r b a ş ıy la o n a y la d ı. “ L o rd H ü k ü m d a r’m atiyum jeotlannı Çekm ek için

basitçe aşağı A llo m a n s e r le r g ö n d erem em esin in sebebi de kristaller. Kristallerin
yakınında A llo m a n s i k u lla n m a k o n ların parçalanm asına neden oluyor ve tekrar
oluşmaları da y ü z le rc e y ıl sü rü y o r.”

“A tiyu m ü re tm e y e c e k le ri yü zlerce vıl," diye ekledi Dockson.
Vin “ O zam an se n ...” d iyerek sustu.
“ Ben S o n Im p a r a to r lu k ’ta k i a tiy u m üretim ini önümüzdeki üç yüz yıl kadar hır
süre için aşağı y u k a rı b it ir d im .”

Eletıd. V e n t u r e E v i . Ç u k u r l a r 'd a n o n la r sorum lu. L o rd H üküm dar bunu öğren­

diği za m a n n a s ıl te p k i v e r e c e k ? ”

“Seni m a n y a k ,” d e d i B re e z e sessizce, gözleri kocaman açıktı. ‘ Atiyum impa­

ratorluk e k o n o m isin in te m e l d ayanağı; Lord H üküm dar’m aristokrasi üzerindeki

egem enliğini d e v a m e ttirm e sin in ana yollarından bir tanesi onu kontrol etmek.

Biz onun r e z e r v le r in i a la m a m ış o lab iliriz am a bu da eninde sonunda aynı etkiyi

yaratacak. Sen i kahrolası d eli... Seni kahrolası dâhi\"

K elsier ç a rp ık b ir su ratla gü lü m sed i. “ İki iltifatına da teşekkür ediyorum. Sor-

gucular C lu b s ’ın d ü k k ân ın a daha saldırm adı m ı?”

N ö b etçilerim izin gördüğü kadarıyla hayır,” dedi Dockson.

G ü z e l,” d e d i K e ls ie r. “ B e lk i d e M a rsh ’ı konuşturm ayı başaramamışlardır. En

azından b e lk i T e sk in ista sy o n la rın ın açığa çıkm ış olduğunun farkında değillerdir.

Şim di, e ğ e r k u s u r a b a k m a z sa n ız , b e n u yu yacağ ım . Yarın uzunca bir süre plan yap­
mamız g e re k ."

Grup durakladı.

Plan m ı?" d iy e so rd u D o x en sonunda. “ K eli... Biz biraz çekilmemiz gerektiği-

m d ü şü n m eye b a şla m ıştık . B iz b ir ev savaşı çıkardık ve sen de demin imparatorluk

° n°m isin i y ık tın . P arava n ım ız ve planım ız da açığa çıkmış olduğuna göre... Eh,

*>erÇekten d e b iz im d a h a fa z la b ir ş e y le r yapm am ızı bekliyor olamazsın, değil m ı?”

K elsier gü lü m s e y ip tö k e z le y e re k avağa kalktı ve ark3 odava doğru ilerledi. *\a-

nn konuşacağız. ’’ ‘‘

“S
en °n u n n e p la n lad ığ ın ı d ü şü n ü yo rsu n Sazed?" diye sordu Vin. Temslı ikindi

ge e ^ 'n' h a z ırla rk e n k ile rin o ca ğ ın ın yan ın daki bir taburede oturuyordu. Kelsier

e boyunca u yu m u ştu ve hâlâ kalkm am ıştı.

“Gerçekten de hiçbir liknm vok 1hınm ıım ,'1 11ive- cevap verdi Saz«)
veun tadına bakarak “G erçi şu aıula, şehıı bıı h.ular dengesiz hâldeyken Son
lmparatorlıık'a karşı hareketi- geçm ek için m ükem m el bit fırsrıt varmış gibi gor(i
niiyor."

Vin düşünceli bir şekilde durdıı. “ Sanırım hâlâ sarayı ele geçirebiliriz, Kell’in
her zaman yapmayı istediği şey buydu. Am a eğer Lord 1lükiim dar’ın haberi varsa
diğerleri bunun olabileceğini düşünm üyor. A rtı, bizim şehirde pek fazla bir şey
yapmaya vetecok kadar askerimiz s armış gibi de görünm üyor. Ham ve Breeze
adam toplamayı bitiremediler."

Sazed omuz silkti.
“Belki de Kelsier Lord Hüküm dar hakkında bir şeyler yapmayı planlıvordur"
diye tahmin yürüttü Vin.
-Belki.”
“ Sazed!’ " dedi V in yavaşça. "Sen efsaneleri topluyorsun, değil mi?”
“ Bir Sırdaş olarak ben pek çok şeyi top lu yo ru m ," dedi Sazed. "Hikâyeler, efsa­
neler, dinler. Ben gençken, başka bir Sırdaş depolayabilm cm ve sonra da üzerine
eklevebilmem için bilgilerinin tam am ını bana tekrar e tm işti.”
“Sen hiç bu K elsier’in bahsettiği 'O n Birinci M e ta l’ efsanesini duymuş muy­
dun!” '
Sazed duraksadı. “ H ayır H anım ım . O efsane ben onu Ü stat Kelsier'den duy­
duğumda benim için yeniydi.”
“Ama o bunun doğru olduğuna yem in ed iy o r," dedi V in. "V e ben de... her
nedense ona inanıyorum .”
“Benim duymadığım efsanelerin olm ası son d erece m üm kün,” dedi Sazed.
“ Eğer Sırdaşlar her şeyi biliyor olsaydı, aram aya devam etm eye ne gerek kalırdı?"
Vin başıyla onayladı, hâlâ biraz kararsızdı.
Sazed çorbayı karıştırmaya devam etti. O ... bu kadar önem siz bir görevi yerine
getirirken bile ağırbaşlı görünüyordu. V ekilh arç cübbelerinin içinde ayakta du­
ruyordu, ne kadar basit bir hizm eti yerine getirm ek te olduğunu umursamaksızın
çetenin işten çıkardığı hizmetkârların kolaylıkla yerini doldurmuştu.
Merdivenlerden hızlı avak sesleri geldi ve V in de kulaklarını dikip taburesin­
den kayarak indi.
“Hanımım?" diye sordu Sazed.
"Merdivenlerde biri var,” dedi Vin, kapı ağzına doğru hareket ederken.
Çıraklardan bir tanesi ana odanın içine daldı; V in adının Tase olduğunu dü­
şünüyordu. Şimdi Yorlatek olmadığı için, çetenin birinci gözcüsü Tase o lm u ştu .
"İnsanlar meydanda toplanıyor,” dedi Tase m erdiven lere doğru işaret ed erek-
“Ne oluyor?" dedi Dockson diğer odadan çıkarak.
"Fıskiye meydanında kalabalık var Ü stat D o c k so n ," dedi oğlan. ‘ Sokaktaki

söylentiler obligatörlerin daha fazla idam planladığını söylü yo r.”
Çukurlar için misilleme, diye düşündü Vin. Fazla uzun sürm edi.
Dockson'ın yüz ifadesi karardı. “G it K e ll’i uyandır."


Click to View FlipBook Version