The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by jesparerke, 2021-04-08 20:24:41

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

R enoux'nun etkinliklerini Lort! i lü k ü rn d a r’dan b iraz u zak tu tm an ın sagduyulü^

karar olacağını düşünüyorum ."

V in başını yana eğdi. F ellise L u th a d e l’in bir saat k a d a r d ışın d a olan küçük, ban

liyo denebilecek bir şehirdi; o ve Reen başkente geçm eden önce orada çalışım^

dı. K elsier bu Lord R e n o u x ’yıı nasıl işe b u la ştırm ıştı? A d a m a rü şvet mi verrni^

yoksa bu bir çeşit dolap m ıydı?

“ Ben R en o u x’yu d u ym u ştu m ," d ed i B re e z e y a v a ş y a v a ş. “ O Batılı bir lord, Ir^

S alah iyet’te ep ey bir gücü v a r.”

K elsier başını sallayarak on aylad ı. “ L o rd R e n o u x y a k ın zam an larda ailesini yük.

sek aristokrat statüsüne çık arm ak için ç a lışm a y a b a şla m a y a karar verdi. Resmj

hikâyesi ticari çalışm alarını g e n işle tm e k için g ü n e y e g e lm iş old u ğ u . Kaliteli Gütıev

silahlarını K u zey’e n akled erek bir on y ıla k a d ar k e n d isin e L u th a d e l’de bir kale

inşa ettirm esine y e te c e k kadar geniş ç e v re e d in e b ile c e ğ in i v e p ara kazanabileceği­

ni um ut e d iy o r.”

Oda sessizdi.

“Am a silahlar bunun yerine bize g e le c e k ,” d ed i H am yavaşça.

K elsier başını sallayarak on aylad ı. “ H e r ih tim a le k a rşı sah te nakliyat kayıtlannı

da oluşturmamız gerekecek."

“ Bu ep ey... iddialı bir paravan K e li,” d e d i H a m . “ B ir lo rd u n ailesi bizim tarafı­

mızda çalışacak.”

“A m a K e lsie r,” dedi B reeze kafası k a rışm ış gib i g ö rü n e re k . “ S e n asillerden nef­

ret edersin.”

“Bu asil farklı,” dedi K elsier m uzip bir gü lü m sem ey le.

Ç e te K elsier’i inceledi. B ir asil ile b irlik te ç a lış ıy o r o lm a k ta n hoşlanmamalardı,

V in bu kadarını kolaylıkla g ö reb iliyo rd u . B ü y ü k ih tim a lle R e n o u x ’nun bu kadar

güçlü olması da onları m em nun etm em işti.

Bir anda Breeze kahkaha attı. K o ltu ğ u n d a ark asın a y asla n a ra k şarabının kah-

mm bir dikişte bitirdi. “ Seni kahrolası m anyak! Ö ld ü rd ü n değil mi? R e n o u x v ıı

öldürdün ve yerine de bir taklitçi ko yd u n .”

Kelsier'in sırıtışı genişledi.

Yeden kü fretti am a H am g ü lü m sed i. “ H a h . İşte ş im d i m a n tık lı oldu. Ya da, eR

azından eğer sen Çılgın K elsier’leysen m antıklı o lu y o r.”

"Renoux Fellise’de kalıcı bir konuta y e rle şe c e k ,” d e d i K elsier. “ Eğer herhangi

bir resm i iş yap m am ız gerekirse p aravan ım ız da o o laca k . Ö rn eğ in ben onu silah'*

iknıal m alzem eleri satın alm ak için ku llan acağım .”

Breeze düşünceli bir şekilde başıyla onayladı. “ E tk ili.”

“ Etkili m i7” d iye sordu Y ed en . “ S e n b ir asili ö ld ü rd ü n ! Ç o k önem li bir

hem d e.”

“ Sen im paratorluğun tam am ın ı d e v irm e y i p la n lıy o rsu n Y ed en ," diye belir*11

K elsier. “ Bu küçük h e d efe u laşm ak için v e rile n son a risto k ra tik zııiyat ReneuN

olm ayacak." ,

“ Evet ama onu taklit etm ek ?” d iye sordu Yeden. “ Bu bana biraz riskli gibi geby0*'

“ Sen bizi sıra dışı sonuçlar istediğin için kiraladın güzel kardeşim," dedi Breeze
şarabını yudum larken. Bizim iş kolum uzda, sıra dışı sonuçlar çoğu zaman sıra dışı
riskleri gerektirir."

“Biz riskleri elim izden geldiğince azaltıyoruz Yeden,” dedi Kelsier. “Aktörüm
çok iyi- Am a bu iş sırasında yapacaklarım ız bu türden şeyler.”

“Peki ya size birkaç tanesini durdurmanızı em redersem ?” diye sordu Yeden.
“Ne zaman istersen işi sonlandırabilirsin,” dedi Dockson defterinden başını
kaldırmadan. “A m a iş devam ettiği sürece planlar, hedefler ve prosedürler ko­
nusunda son söz K elsier’in. Biz bu şekilde çalışırız, bizi kiralarken bunu sen de
biliyordun.”
Yeden kederli bir şekilde başını salladı.
“Ee?” diye sordu K elsier. “ D evam ediyor muyuz, etm iyor muyuz? Karar senin
Yeden."
"Bitirm em izi istem ekten çekinm e arkadaşım ,” dedi Breeze yardım sever bir
sesle. “Bizi rencide edeceğin d en korkm a. Ben, kişisel olarak, bedava paraya iyi
gözle bakarım .”
Vin, Yeden’in hafifçe renginin solduğunu gördü. Onun görüşüne göre, Yeden
Kelsier sadece parasını alıp da onu sırtından bıçaklamamış olduğu için şanslıydı.
Ama Vin işlerin buralarda böyle yürüm ediğinden gittikçe daha fazla emin oluyordu.
“Bu delilik,” dedi Yeden.
“Lord H üküm dar’ı devirm eye çalışmak m ı?” diye sordu Breeze. “Aa, evet
yahu, aslım istersen ö y le .”
"Pekâlâ," dedi Yeden içini çekerek. “ Devam ediyoruz."
“İyi,” dedi Kelsier O r d u ’nun altına Kelsier: Ekipm an yazarak. “Renoux para­
vanı bize ayrıca L u th ad el y ü k sek sosyetesine giden bir ‘kapı’ da açacak. Bu çok
önemli bir avantaj olacak; eğer bir savaş çıkarm ak istiyorsak, Büyük Ev politikala­
rını dikkatlice takip etm em iz g e re k e c e k .”
“Bu ev savaşını çıkarm ak senin düşündüğün kadar kolay olmayabilir Kelsier, "diye
uyardı Breeze. “ Şu anki yüksek aristokratlar dikkatli ve kurnaz bir grup.”
Kelsier gülüm sedi. “O zaman senin de yardım etm ek için burada olman güzel
Breeze. Sen insanlara istediğini yaptırm a konusunda bir uzmansın; birlikte, sen ve
ben yüksek asilleri nasıl b irb irlerin e karşı döndüreceğim izi planlayacağız. Büyük
ev savaşları her birkaç yüzyılda bir çıkıyorm uş gibi görünüyor. Şu anki grubun
becerikliliği ise sadece onları daha tehlikeli yapacak, onları ürkütm ek ise o ka d ar
da zor olmamalı. H atta ben süreci başlattım bile...”
Breeze bir kaşını kaldırdı, sonra da H am ’a bir göz attı. Haydut biraz homurda­
narak on boxinglik bir altın sikke çıkardı ve bunu odanın karşısındaki kendinden
memnun Breeze'e fırlattı.

Bu neydi?” diye sordu Dockson.
“Bir iddiaya g irm iştik ,” dedi B reeze. "K e lsie r’in dün geceki huzursuzlukla bir
ilgisinin olup olm adığıyla ilg iliy d i.”
“H u z u r s u z lu k m u ? ” d iy e s o r d u Yeden. “ N e h u z u r s u z lu ğ u ? ”

'B ilileri Venture E vin e sald ırd ı,” dedi İla m . "S ö y le n tile r tam üç tane %
.soylunun S tra ff V en tu re’nın biz/at kendisini* suikast d ü zen lem eye gönderildi*,,,
iddia ediyor."

Kclsier homurdandı. "Ü ç mü? Belli ki S t r a ff’ın kendisi hakkında çok abarty

bir fikri var. Ben Lord Hazretlerinin yakınına bile yaklaşm ad ım . Atiyum için ora­
daydım. Ve görüldüğümden emin olmak için.”

"Venture kimi suçlayacağından em in d eğil," d ed i B reeze. "A m a işin içinde Sis-
soylular olduğundan, herkes bunun Büyük E v le r’den biri olduğunu varsayıyor.”

"Am aç da oydu zaten,” dedi K elsier m utlu bir şekilde. "Y ü k sek asiller Sissovlu
saldırılarını çok ciddiye alıyorlar; Sissoyluları b irb irlerin e suikast düzenlemek içm
kullanmayacaklarına dair dile getirilm eyen bir anlaşm aları var. Bunun gibi birkaç
saldırı daha ve onları korkm uş hayvanlar gibi birbirlerin in boğazına atılır hâle ge­
tireceğim .”

Dönerek tahtada B üyü k E v le r ’in altına B re e z e : P la n la m a ve Kelsier: Gene!
Kargaşa yazdı.

“ Her neyse,” diye devam etti Kelsier. "H angi E v le r ’in ittifak kurduğunu keş­
fetm ek için bir gözümüzü yerel politikanın üzerinde tu tm am ız gerekecek. Bu da
toplantılarına bir casus göndermek anlamına geliyor.”

“Bu gerçekten de gerekli m i?” diye sordu Yeden rahatsız bir şekilde.
Ham başıyla onayladı. “Aslında bu h er L u th ad el işinde standart prosedür. Eğer
elde edilecek bilgi varsa, bu güçlü soyluların dudaklarının arasından çıkacaktır.
Onların çevrelerinde gezinen bir çift açık kulak b u lu n durm akta her zaman fayda
var.
“Eh, bunun kolay olması gerekir,” dedi Breeze. “ B asitçe senin taklitçini buraya
getirip partilere göndeririz.”
Kelsier başını olumsuzca salladı. "N e yazık ki, Lord R e n o u x ’nun kendisinin
Luthadel'e gelmesi mümkün olm ayacak."
Yeden'in yüzü asıldı. “N eden olm asın? T aklitçin yakın in celem eye karşı dura­
maz mı?”
“Yok, o tıpkı Lord Renoux gibi görünüyor," dedi K elsier. “ H atta tartı olarak
Lord Renoux gibi görünüyor. Sadece onun bir Sorgucunun yakınlarına gelmesi
izin verem eyiz...”
“A h ,” dedi Breeze Ham ile bakışarak. "O nlardan biri. Peki, o zaman.”
"N e?” diye sordu Yeden. “Ne dem ek istiyor?"
“Bilmek istemezsin,” dedi Breeze.
“İstemez miyim?”
Breeze başını iki yana salladı. “ K elsier, Lord R e n o u x ’yu bir ta k litç iy i de?1’
tirmiş olduğunu söylediği zaman senin nasıl rahatsız olduğunu gördük. I§te
da yaklaşık on kat daha beter. G ü ven bana; ne kadar az bilirsen, o kadar rah
olursun."
Yeden geniş bir şekilde gülüm seyen K elsier'e baktı. Rengi attı, sonra da kol*
ğunda arkasına yaslandı. “Sanıyorum büyük ihtim alle haklısındır.”

Vin kaşlarını çatarak odadaki diğerlerine dik dik baktı. Onlar Kelsier’in neden
bahsettiğini biliyorm uş gibi görünüyorlardı. Vin'in bir ara bu Lord Renoux'yu in­
celemesi gerekecekti.

“Her neyse, sosyal etkinliklere binlerini göndermemiz gerekiyor," dedi Kelsi­
er. “ D ox, bu yüzden sen d e R e n o u x ’nun yeğeni ve vârisini, ailenin yakın zamanlar­
da Lord R e n o u x ’nun lü tfu n u kazanm ış olan bir oğlunu oynayacaksın.

“Dur bir dakika K e li,” dedi Dockson. “ Sen bana bundan bahsetmemiştin.”
Kelsier om uz silkti. “ Birilerinin asiller arasındaki ajanımız olması lazım. Ben
senin bu role uyacağım v a rsa y m ıştım .”
“Ben değil,” dedi D ockson. “ Sadece bir iki ay önceki Eiser işinde damgalandım.”
Kelsier yüzünü astı.
“N e?” diye sordu Yeden. "B u sefer ne hakkında konuşuyor olduklarını bilmek
istiyor m uyum ?”
“ D em ek istiyo r ki N e z a re t onun farkın d a," dedi Breeze. “O bir asil numarası
yapmıştı ve onlar da bunun farkına vardı."
Dockson başını sallayarak on ayladı. “ Bir seferinde beni Lord H üküm dar’ın
kendisi gördü ve onun kusursuz bir hafızası var. Ondan kaçınmayı başarabilsem
bile, eninde son un da b irileri beni ta n ır.”
“Yani...” dedi Yeden.
“Yani Lord R en o u x’nun varisini oynam ak için başka birine ihtiyacımız olacak."
“Bana bakm ayın,” dedi Yeden endişeyle.
“Güven bana, zaten kim se bakm ıyordu,” dedi Kelsier düz bir şekilde. “Clubs
da olmaz, o son d e re c e tan ın m ış bir y erel skaa zanaatkar.”
“Ben de o lam a m ,” ded i B reeze. “ Benim zaten asillerin arasında bir dizi kim ­
liğim var. San ırım on lard an birin i kullanabilirdim am a hiçbir büyük baloya ya da
partiye gidem ezdim ; beni farklı bir kim likle tanıyan birisiyle karşılaşmak oldukça
utanç verici o lu rd u .”
Kelsier düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı.
"Ben g id eb ilirim ,” ded i H am . “ A m a benim rol yapm ada hiç iyi olmadığımı
biliyorsun.”
“Ya benim yeğen im ?” d iye sordu C lu b s yanındaki genç adama doğru başıyla
işaret ederek.
Kelsier oğlanı inceledi. “ Senin adın ne evlat?”

“Y o r l a t e k . ”
Kelsier bir kaşını kaldırdı. “ E p ey kalabalıkm ış. Bir takma adın yok mu?

“Yok daha henüz hâlâ.”
“Onun üstünde çalışm am ız gerek ecek,” dedi Kelsier. Sen her zaman o Doğu­

lu sokak ağzıyla m ı k o n u şu y o rsu n ?”
O ğ la n o m u z s ilk t i, b e lli k i b ö v le sin e d ik k â tle rin odağında olduğu için g e rilm iş-

d- “ly o r d u k ü ç ü k k e n o ra d a v a şa b e n .”
K e ls ie r b a şın ı s a lla m a k ta o la n D ockson'a b ir göz a ttı. “ Ben bunun iy i b ir fik ir

°lduğunu sanm ıyorum K e li.”

"K atılıyo ru m .” K elsier V in ’e doğru d ön d ü , sonra da gü lü m sed i. "Sanırımbo

lece geriye sen kalıyorsun. A sil bir leyd iyi taklit e tm e k te ne kadar iyisin?"

V in 'in h afifçe rengi attı. "A ğab eyim bana bir iki d e rs verm işti. Am a ben aslm^

hiç denem eye..."

“ H alledersin se n ,” dedi K elsier ve d ö n e re k B ü y ü k E v l e r i n altına Vin: Casuslui

yazdı. “ Pekâlâ Yeden, senin de bü yü k ih tim alle bü tü n b u n lar sona erdikten sonra

im paratorluğun kontrolünü nasıl elin de tutacağın ı p la n lam a ya başlaman gerekir"

Yeden başını sallayarak onayladı. V in b ü tü n p lanların , h er şeydeki katıksız aşı­

rılığın, onu ne kadar afallatıyor olduğunu g ö re re k ad am için biraz üzüldü. Yinede

K elsier’in az önce ken disin in bütün bu p lanların için d e k i y e ri hakkında söyledikle­

ri düşünüldüğü zaman, Yeden için sem pati h issetm ek zordu.

B ir leyd i rolü ya p m a k m ı, d iye d ü şü n d ü . M u t la k a d a h a iy i b ir iş çıkarabilecek

olan birileri vardır...

B reeze’in dikkati hâlâ Yeden ve onun b elirgin rahatsızlığın ın üstündeydi. “0

kadar da ciddi görünm e güzel k a rd e şim ,” d ed i B re e z e . “ B ü y ü k olasılıkla asla şehri

gerçekten de yön etm ek zorunda kalm ayacaksın . O la sılık la r hepim izin bunun ger­

çekleşmesinden çok önce yakalanıp idam edileceğim ize işaret ediyor.”

Yeden yorgun bir şekilde gülü m sedi. “ P eki ya id am ed ilm ezsek ? Sizlerin beni

bıçaklayıp da im paratorluğu kendinize alm anızı en ge lleyecek olan şey ne?”

Breeze gözlerini devirdi. “ Bizler hırsızız güzel k a rd eşim , politikacı değiliz. Bir

ülke bizim vaktim izi harcam ak için fazlasıyla hantal b ir m al. B ir kere atiyumumu-

zu aldığımız zaman m utlu olacağız.”

“V e de zengin," diye ekledi Ham .

“ O iki kelim e eş anlamlı H am m o n d ,” dedi B reeze.

“ D ahası,” dedi K elsier Y ed en ’e. “ Biz sana im p arato rlu ğ u n tamamını veriyor

olmayacağız; um uyorum ki bir kere Lu th ad el d ü ştü ğü zam an parçalanacak. Sen.

eğer yerel ordulara seni d esteklem eleri için para öd eyeb ild iğ in i varsayarsak, b“

şehri ve büyük olasılıkla M erkez S a la h iy e t’in de b ü yü k b ir parçasını elde edecek
sın. ıı

“Peki... ya Lord Hüküm dar?” diye sordu Yeden.

K elsier gülüm sedi. “ Ben hâlâ onunla kişisel olarak ilgilen m eyi planlıyorum ^

dece On Birinci M etal’i nasıl çalıştıracağım ı keşfetm em g e rek .”

“ Peki ya keşfedem ezsen?”

“ E h ,” dedi K elsier tahtada S k a a İ s y a n c ıla r ın altın a Y e d e n : H a zırlık ve

yazarken, “ Onu şehrin dışına çıkm ası için kand ırm an ın bir yolunu arayıp

cağız. Belki onun ordusuyla birlikte orada işleri sağlam a alm ak için Çukudar*

gitmesini sağlayabiliriz.”

“ Sonra ne olacak?" diye sordu Yeden. .

“ Sen onunla baş etm enin bir yolunu b u la cak sın ,” d ed i K elsier. “ Sen bi?J ^

H üküm dar’ı öldürm emiz için kiralam adın Yeden. Bu sadece benim eğer b a fr

lirsem fazladan vereceğim bir ikram iye.” ^

“ Ben olsam fazla endişe etm ezdim Y e d e n ,” d iye ekled i H am . “ Kaynakbn

orduları olmadan pek bir şey yapam ayacaktır. O güçlü bir Allomanser ama kesin­
likle her şeye gücü y e tm iy o r .”

Breeze gülüm sedi. “G e rç i eğer düşünecek olursan düşmancıl ve tahtından in­
dirilmiş tanrılar bü yü k olasılıkla nahoş komşular oluyordur. Ona karşı yapacak bir
şeyler bulmak zorundasın.”

Yeden bu fikirden pek hoşlanm ış gibi görünmüyordu ama tartışmaya devam
etmedi.

Kelsier döndü. “O zaman hepsi bu kadar gibi.”
"Ee, peki ya N ezaret?” dedi H am . “ En azından bir gözümüzü o Sorgucuların
üstünde tutm ak için bir yol bulm am ız gerekm iyor mu?”
K elsier gülüm sedi. “ O n larla ağabeyim in ilgilenm esine izin vereceğiz.”
“Hadi ordan,” dedi yeni bir ses odanın arka tarafından.
Vin sıçrayarak ayağa kalktı ve dönerek odanın gölgeli kapı ağzına doğru baktı.
Orada duran bir adam vardı. U zun ve geniş om uzluydu, heykel gibi bir katılığı var­
dı. M ütevâzı giysiler giyiyo rd u , basit bir göm lek ve pantolon ile bol bir skaa ceketi.
Kolları hoşnutsuz bir şekilde kavuşturulm uştu ve biraz tanıdık görünen katı, kare
şeklinde bir yüzü vardı.
Vin tekrar K elsier'e göz attı. Benzerlik açıktı.
“M arsh?” dedi Yeden ayağa kalkarak. “ M arsh, gerçekten setisin] O senin de işe
katılacağına söz verm işti am a ben... şey... H oş geldin!”
M arsh’ın yüzü ifadesiz kaldı. “ G e lm iş olup olm adığım dan em in değilim Yeden.
Eğer hepiniz izin verirseniz, ben küçük kardeşim le özel olarak konuşmak istiyo­
ru m .”
K elsier’in M arsh ’ın sert tonu yüzünden gözü korkm uş gibi görünmüyordu.
Gruba başıyla işaret etti. "B u akşam için işimiz bitti m illet."
Diğerleri yavaşça ayağa kalktı ve çıkarken M arsh’tan epey uzak durdular. Vin
de onları takip ed erek kapıyı çekip kapattı ve odasına çekiliyorm uş izlenimi yarat­
mak için m erd iven lerd en aşağı indi.
Uç dakikadan kısa bir süre sonra ise kapıya geri dönmüş, içeride geçen konuş­
mayı dikkatlice dinliyordu.

Rashek uzun boylu bir adam; elbette ki, bu Terrislilerin büyük kir kısrnı uzun.
Diğer hamallardan bu kadar saygı görüyor olmak için genç. Karizması var ve
sarayın kadınlan olsa onu büyük olasılıkla haşin bir şekilde yakışıkh olarak tarif
ederlerdi.

Ancak herhangi binlerinin böylesine bir nefreti dile getiren bir adama kulak
verebilmesi beni hayrete düşürüyor. Khlennium ’u asla görmemiş ama yine de
şehre lanet ediyor. B en i tanımıyor ama şimdiden gözlerindeki öfkeyi V e düşman­
lığı görebiliyorum.

7

Ü Ç Y I L M A R S H ’ I N d ış g ö r ü n ü ş ü n ü p e k d e ğ iş t ir m e m iş t i. O h âlâ Kelsierin

çocukluğundan beri tanıdığı sert, em red ic i k işiyd i. H â lâ gö zlerin de o hayal kınklığ1

izi vardı ve aynı kınayan havayla konu şuyordu .

Am a D ockson ’a bakılırsa, M arsh ’ın tavırları ü ç yıl ön cek i o günden beri

değişm işti. K elsier hâlâ ağabeyinin skaa isyanının lid erliğin d en vazgeçmiş olduğun3

inanmakta güçlük çekiyordu. O , işi hakkında her zam an o kadar tutkulu olniu$tu

ki... I
G örünüşe göre bu tutku sönm üştü. M arsh yak laşırk en yazı tahtasını eleştir

bir gözle inceliyordu. G iysileri külle h a fifç e lek elen m işti am a yüzü bir skaa İÇ®

nispeten tem izdi. Bir an için K e lsie r’in notlarına göz g ezd irere k durdu. En sonun

M arsh döndü ve K elsier'in yanındaki koltuğun ü stü n e bir kâğıt parçası attı.

“Bu ne?” diye sordu Kelsier kâğıdı alırken. j,

“Dün gece katlettiğin on bir adam ın isim le ri,” d ed i M arsh . “ En azından bil'11

isteyebileceğini düşündüm .”

Kelsier kâğıdı çıtırdayan şöminenin içine fırlattı. “ O nlar Son İmparat°r

hizmet ediyordu.” ^

“O nlar in san dı, K elsier," d iye azarladı M arsh . “ O n ların da hayatları, a*
vardı. Birkaç tanesi skaaydı.”

"H ain ler.”
"İnsanlar,” dedi M arsh. “ Sad ece hayatın onlara verdikleriyle ellerinden gelenin
en iyisini yapm aya çalışan insanlardı."
"Eh, ben de aynı şeyi y ap ıyo ru m ,” dedi Kelsier. “V e neyse ki hayat bana onlar
gibi adamları binaların çatılarından atm a becerisini verdi. Eğer asiller gibi bana
karşı durmak istiyorlarsa, o zaman asiller gibi ölebilirler.”
M arsh’ın yüz ifadesi karardı. “ Bunun gibi bir konu hakkında nasıl bu kadar
havai olabiliyorsun?”
"Çünkü M arsh ,” ded i K elsier, “ N eşe benim elimde kalan tek şey. Neşe ve
kararlılık."
Marsh sessizce hom urdandı.
“Senin m utlu olm an ge rek ird i,” dedi Kelsier. "Onlarca yıldır senin nutuklarını
dinledikten sonra, en sonunda yeteneklerim le faydalı bir şeyler yapmaya karar
verdim. Şim di sen de yard ım etm ek için gelmiş olduğuna göre eminim ki...”
“Ben buraya yardım etm ek için gelm edim ,” diye sözünü kesti Marsh.
“O zaman ne için geldin?”
“Sana bir soru sorm ak için .” M arsh ileri bir adım atarak K elsier’in tam önünde
dikildi. Yaklaşık aynı boyd ayd ılar ama M arsh’m katı kişiliği her zaman onun sanki
daha uzun boyluym uş gibi görünm esine neden olurdu.
"Bunu yapm aya nasıl cüret edersin?” diye sordu Marsh sessizce. “Ben hayatımı
Son İm paratorluk’u yıkm aya adadım . Sen ve senin hırsız arkadaşlann partilerde ge­
zerken, ben kaçakları sakladım. Sen adi soygunlar planlarken, ben baskınlar düzen­
ledim. Sen lüks içinde yaşarken, ben cesur insanların açlıktan ölmelerini izledim."
Marsh öne uzanarak bir parm ağını K elsier’in göğsüne sapladı. “Nasıl cüret
edersin? isyana şu küçük ‘işlerinden ’ birisi için el koymaya çalışmaya nasıl cüret
edersin? Bu rüyayı kendini zengin etm enin bir yolu olarak kullanmaya nasıl cüret
edersin?”
Kelsier, M arsh ’ın parm ağını iterek uzaklaştırdı. “ Bu iş öyle değil.”
“Ya?" diye sordu M arsh tahtadaki atiyum kelimesine vurarak. “Oyunlar neden,
Kelsier? N eden Y eden ’i ‘işverenin’ olarak kabul edermiş numarası yaparak peşin­
den sürüklüyorsun? N ed en skaalar um urundaym ış gibi davranıyorsun? İkimiz de
senin gerçekten neyin peşinde olduğunu biliyoruz.”
Kelsier çenesini sıktı, neşesinin bir kısmı eriyip gidiyordu. O her zaman bunu
bana yapabilm iştir. "Se n artık beni tanımıyorsun M arsh,” dedi Kelsier sessizce.
Bu parayla ilgili bir şey değil. Benim bir zamanlar hiçbir adamın harcayarak biti­
remeyeceği kadar çok zenginliğim vardı. Bu iş başka bir şey."
Marsh onun yanına yaklaşarak K elsier’in gözlerine sanki içlerindeki gerçeği arı­
yormuş gibi baktı. “ Sen her zaman iyi bir yalancı olmuşsundur,” dedi en sonunda.
Kelsier gözlerini devirdi. “ Peki, ne düşünürsen düşün. Am a bana nutuk atma.
İmparatorluğu yıkm ak bir zam anlar senin rüyan olmuş olabilir ama şimdi sen de
*yi bir skaacık oldun, dükkânında kalıyor ve ziyarete geldikleri zaman asillere dal­
kavukluk ediyorsun.”

"Nen gerçeklikle yüzleştim ,” dedi M arslı. Senin hiçbir /aman iyi olnıadı^,
konıı. Bu plan hakkında ciddi olsan bile, başarısı/ olacaksın. İsyanın yapmış o|()t.,-
her şey, baskınlar, hırsızlıklar, ölümler, hiçbir başarı elde edemedi. En büyük ■
balarımız bile hiçbir zaman Lord Hüküm dar için hafif bir rahatsızlık bile olama^, ■

“Ah, ama bir rahatsızlık olmak benim çok iyi başardığım bir şey. Hatta
sadece ‘hafif’ bir rahatsızlıktan çok daha fazlasıyım . İnsanlar bana düpedüz
bozucu olabildiğimi söylüyor. Bu yeteneğim i iyi bir dava için kullansam da olur
değil mi?”

Marsh içini çekerek arkasını döndü. “ Bu bir ‘d ava’ hakkında değil Kelsier. Bu
intikam hakkında. Bu senin hakkında, tıpkı her şeyin her zaman olduğu gibi. para
peşinde olmadığına inanırım, hatta Y ed en ’e görünüşe göre sana bulman için para
verdiği o orduyu vereceğine bile inanırım. A m a um ursadığına inanmayacağım."

“ İşte haksız olduğun yer de orası M arsh ,” dedi K elsier sakince. “ Senin benim
hakkımda her zaman haksız olduğun yer orası.”

Marsh kaşlarını çattı. “ Belki. Bütün bunlar nasıl başladı? Yeden mi sana geldi,
yoksa sen mi ona gittin?”

“ Fark eder m i?” diye sordu Kelsier. “ Bak M arsh. N ezaret'in içine sızacak binle­
rine ihtiyacım var. Eğer bir gözümüzü o Sorguculann üstünde tutmak için bir yol
keşfedemezsek, bu plan hiçbir yere varam az.”

Marsh döndü. “ Sen benim gerçekten de sana yardım etm em i mi bekliyorsun’’
Kelsier başını sallayarak onayladı. “ Sen de buraya bu yüzden geldin, ne dersen
de. Bir keresinde bana, eğer kendim i değerli bir h ed efe adayacak olursam çok
büyük şeyler başarabileceğimi söylem iştin. Eh, ben de şim di bunu y a p ı y o r u m ve
sen de yardım edeceksin. ”
“Artık her şey o kadar kolay değil K e li,” dedi M arsh başını sallayarak. “Şimdi
bazı insanlar farklı. Bazıları da... y o k .”
Kelsier cevap verm edi ve oda sessizleşti. Şöm inenin ateşi bile sönmeye başlı­
yordu. "Onu ben de özlüyorum.”
“Eminim özlüyorsundur ama benim sana karşı dürüst olm am gerekiyor Keli
Onun yaptıklarına rağmen... bazen keşke Ç u k u rla r’dan sağ çıkm ış olan senolnu
saydın diyorum.”
“Ben avm şeyi her gün diliyorum .”
Marsh dönerek K elsier’i soğuk, sezgili gözlerle inceledi. Bir Arayıcının gö^en'
K elsier’in içinde gördüğü şey her ne idiyse en sonunda onun onayım ala b il
olmalıydı.
“Ben gidiyorum,” dedi Marsh. “Am a her nedense, sen bu sefer gerçek"
samimi gibi görünüyorsun. G e ri gelip her ne çılgın plan uydurduysan onu dine­
ceğim. Ondan sonra da... göreceğiz.”
Kelsier gülümsedi. H er şeyin ötesinde, M arsh iyi bir adamdı. K elsin 1"
bir zaman olmadığı kadar iyi bir adam dı. M arsh kapıya doğru dönerken Kl
kapının altında gölgeli bir hareket titreşim i yakaladı. Anında demir vokttve' ,
dundan şeffaf mavi çizgiler fışkırarak onu yakanlardaki m etal k a y n a k la r ım ı

Elbette ki M arsh ’ın ü stü n d e İliç m etal yoktu, bir sikke bile. Birazcık bile hâli vakti
verinde gibi görünen bir adam için, şehrin skaa kesimlerinin içinden geçmek çok
tehlikeli olabilirdi.

Ancak başka birileri henüz üzerinde hiç metal taşımaması gerektiğini öğrenme­
mişti- Mavi çizgiler in ce ve za yıftı, tahtanın içine pek iyi nüfuz edem ezlerdi ama
Kelsier’in dışarıdaki ko rid o rd a sessiz adım larla, hızla kapıdan uzaklaşmakta olan
bir kişinin k em e r tokasın ı b e lirlem esin e y ete cek kadar güçlüydüler.

Kelsier kendi kendine gülüm sedi. Kız dikkate değer derecede becerikliydi.
Ancak sokaklardaki hayatı onda dikkate değer yara izleri de bırakmıştı. Kelsier
umuyordu ki becerilerin e d estek olurken, yara izlerinin de iyileşmesine yardım
edebilirdi.

“Yarın geri geleceğm ,” dedi M arsh kapıya doğru uzaklaşırken.
“A m a ç o k d a e r k e n g e lm e ," d e d i K e ls ie r b ir g ö z k ır p ış la . “B u g e ce y a p m a m
gereken bazı işle r v a r.”

V in k a ra rm ış o d a sın d a se ssizce b e k liy o r, m e rd iv e n le rd e n ze m in kata ine n sert
ayak se sle rin i d in liy o rd u . K a p ıs ın ın y a n ın d a ç ö m e lm iş, ik i ayak sesin in de m e rd i­
venlerden aşağı d o ğ ru d e v a m e d ip e tm e d iğ in i a y ırt e tm e ye ça lışıy o rd u . K o rid o r
sessizleşti ve V in e n so n u n d a se ssiz b ir ra h a tla m a y la iç in i çe k ti.

K ap ıd an b ir tık la m a se si g e ld i, k u la ğ ın ın sadece b irk a ç san tim ö te sin d e yd i.

Ş a ş k ın lık t a n ir k ild iğ in d e n e r e d e y s e y e r e d ü ş ü y o r d u . Epey iyiymiş, d iy e d ü ş ü n d ü .

H ız la sa çla rın ı d a ğ ıttı ve g ö z le rin i o v u ştu ra ra k san ki u yk u d a n u ya n m ış gib i gö­
rünm eye ç a lıştı. G ö m le ğ in i p a n to lo n u n d ışın a ç ık a rd ı ve k a p ıy ı çe k ip açm adan
önce te krar tık la tılm a s ın ı b e k le d i.

K e lsie r k a p ın ın ç e rç e v e s in e y a s la n m ış tı, k o rid o rd a k i tek fe n e rin ışığı a rka sın ­
dan g e liyo rd u . U z u n b o y lu a d a m o n u n b u p e jm ü rd e h âlin e bakarak b ir kaşın ı k a l­
d ırd ı.

“E v e t ? ” d iy e s o r d u V i n s e s in i u y k u l u y m u ş g ib i ç ık a r m a y a ç a lış a r a k .
"Ee, M arsh h a k k ın d a ne d ü şü n ü y o rsu n ?”
“B ilm e m ," d e d i V in . “O b iz i k a p ı d ış a r ı e t m e d e n ö n ce o n u fa zla g ö re m e d im ."
K e ls ie r g ü lü m s e d i. “Y a k a y ı e le v e r d iğ in i it ir a f e t m e y e c e k s in , ö y le m i? ”
V in n e r e d e y s e g ü lü m s e m e s in e k a r ş ılık v e r e c e k t i. R e e n ’in e ğ it im i im d a d ın a y e ­

tiş ti. Ona güvenmeni isteyen adam en çok korkman gereken adamdır. A ğ a b e y in in

sesi sa n k i z ih n in in a rk a s ın d a n f ıs ıld ıy o r m u ş g ib iy d i. K e ls ie r ’le k a rşıla şm a sın d a n
heri, sa n ki iç g ü d ü le ri d ik e n ü s tü n d e y m iş g ib i d a h a g ü çlü b ir h âle g e lm işti.

K e ls ie r o n u b ir a n lığ ın a in c e le d i, so n ra d a k a p ı ç e rç e v e s in d e n u z a k la ş tı. “O
göm leği iç e ri so k v e b e n i t a k ip e t."

V in k a şla rın ı ç a ttı. " N e re y e g id iy o ru z ?"
“E ğ it im in e b a ş la m a y a ."
“Ş im d i m i ? ” d iy e s o r d u V i n o d a s ın ın k a r a n lık k e p e n k le rin e b ir g ö z a ta ra k .
“E lb e tte ," d e d i K e ls ie r . “B u y ü rü y ü ş e ç ık m a k iç in m ü k e m m e l b ir gece."
V i n g iy s il e r i n i d ü z e lt e r e k k o r id o r d a K e l s i e r ’e k a t ıld ı. E ğ e r o g e r ç e k t e n d e V i n i

e ğ it m e y e b a ş la y a c a k s a , o /.aman V i n ılı- ş i k â y e t e t m e y e c e k t i , s a a t kaç olursa 0|s

M e r d iv e n le r d e n in e r e k z e m in k a l a g e l d i l e r . A t ö l y e k a r a n l ı k l ı , yarı yarıya t a n ^ 1'

lanmış olan mobilya parkaları gölgelerin idinde y atıyo rd u . A ncak mutfak ı ^ . ^

dınlanmıştı.
"Bir dakika," dedi Kelsier mutfağa doğru yürüyerek.
Vin atölyenin gölgelerinin içinde duraklayarak K e ls ie r’in mutfağa gidişını a

ledi. İçeriyi biraz görebiliyordu. D ockson, B reeze ve H am , C lub s ve çırakları^

birlikte geniş bir masanın etrafında otu rm ak tayd ılar. U fa k miktarlarda olmakiâ
birlikte şarap ve bira vardı ve adam lar da kabarık arpa p astaları ve tereyağlı sebze,
lerden oluşan basit bir akşam yem eğini atıştırıyorlardı.

İçeriden atölyeye kahkahalar ulaşıyordu. Bu n lar sık sık C a m o n ’un masasından

yayılmış olanlar gibi kaba kahkahalar değildi. Bu daha y u m u şa k bir şeydi; saminv

bir neşeye, iyi huylu bir m utluluğa işaret eden bir şeydi.

Vin onu odanın dışında tutan şeyin ne olduğun dan em in değildi. Işık ve neşe
sanki bir duvarm ışçasına teredd ü t etti ve içeri girm e k y erin e sessiz ve karanlık

atölyede kaldı. Karanlığın içinden onları izledi ancak özlem in i tam olarak bastır­
mayı başaramamıştı.

Kısa süre sonra Kelsier geri döndü, elinde çan tası ve kü çü k bir tomar kumaş

vardı. Vin tomara m erakla baktı ve o da g ü lü m se y e re k bu n u ona verdi. “Bir hedi­
ye.”

V in ’in parmaklarında tom ar yum uşak ve kaygandı ve o da çabucak bunun ne

olduğunu fark etti. G ri kum aşın ellerin de açılm asın a izin verd i ve ortaya bir Sis-
soylu pelerini çıktı. K elsier’in önceki gece giym iş olduğu pelerin gibi tamamıyla

birbirine dikilmiş kurdeleye benzer kum aş şeritlerin den oluşuyordu.
“ Şaşırmış gibi görünüyorsun,” diye söylendi K elsier.
“Ben... bunu bir şekilde hak etm em gerekeceğini varsaym ıştım ."
“ Hak edecek ne var?” dedi K elsier kendi p elerin in i çıkararak. “ Sen z a t e n bu-

sun, Vin."

Vin durakladı, sonra da pelerini om uzlarının ü zerin e atarak bağladı. Pelerin
değişik gelmişti. O m uzlarında kalın ve ağırdı am a kol ve bacaklarının e tra fın d a ha­
fifti ve engelleyici değildi. K urdeleler üst taraftan b irb irlerin e dikilmişlerdi, eğ?r
isterse pelerini çekerek kurdeleleri birbirlerinin üstü n e kapatabilirdi. Sarmala'11-
yorm uş gibi geliyordu. K orunuyorm uş gibi.

“Nasıl oldu?” diye sordu Kelsier.
“İyi,” dedi Vin sadece.

Kelsier başıyla onayladı ve birkaç cam şişecik çıkardı. İki tanesini ona ' erı"
“Birini iç, öbürünü ihtiyacın olursa diye sakla. D aha sonra sana yeni şişed^

nasıl hazırlayacağını göstereceğim ."

Vin başını salladı ve birinci şişeciği kafasına dikip İkinciyi de k e m e r in e )^ ’

tirdi. ^

"Senin için bazı yeni giysiler d ik tiriyo ru m ," d ed i K elsier. “ Üzerlerinde h*s ^

tal olmayan giysiler giym e alışkanlığını kazanm ak isteyecek sin : tokasız keı«e

kolayca giyilip çıkarılabildi ayakkabılar, kopçasız pantolonlar. Belki daha sonra,
eğer kendini cüretkâr hissedersen, sana birkaç gerçek kadın giysisi ayarlarız.”

Vin hafifçe kızardı.
Kelsier güldü. “ Sadece takılıyorum . Am a şimdi sen yeni bir dünyaya giriyor­
sun. Karşına bir hırsız çetesinin üyesinden çok, genç bir hanıma benziyor olmanın
daha avantajlı olacağı durum lar çıkabilir.”
Vin başıyla onaylayarak dükkânın ön kapısına doğru yürüyen Kelsier’i takip
etti. Kapıyı iterek açtı ve çalkalanan koyu sislerden oluşmuş bir duvar ortaya çıktı.
Sislerin içine adımını attı. Vin de derin bir nefes alarak onu takip etti.
Kelsier kapıyı arkalarından kapattı. Taş döşenmiş sokak V in'e boğuk gibi geli­
yordu; kayan sisler her şeyi birazcık nem li hâle getirm işti. İki yönde de fazla uzağı
göremiyordu ve sokağın uçları da solarak hiçliğe karışan, sonsuzluğa giden patikalar
gibiydi. Yukarıda bir gökyüzü yoktu, sadece girdaplı, gri üstüne gri dalgalar vardı.
“Tam am , hadi başlayalım ,” dedi Kelsier. Sesi, boş ve sessiz sokakta çok yük­
sekmiş gibi geliyordu. Ses tonunda kendine güven vardı; etraflarını saran sisle yüz­
leşmekte olan Vin'in kesinlikle hissetmediği bir şey.
"İlk dersin Allom ansi hakkında değil,” dedi Kelsier arkasından gelen V in ’le so­
kaktan aşağı doğru ağır ağır yürürken. “Tavır hakkında.” Elini öne uzatarak sisleri
süpürdü. “Bu, V in. Bu bizim . G ece , sisler; onların sahibi biziz. Skaalar sislerden
sanki ölüm m üş gibi kaçınıyor. H ırsızlar ve askerler gece dışarı çıkıyor ama yine
de korkuyorlar. A siller um ursam azlık numarası yapıyor ama sis onları da rahatsız
ediyor.”
Kelsier d önerek V in ’e baktı. “ Sisler senin dostun V in. O nlar seni saklıyorlar,
seni koruyorlar... sana güç veriyorlar. Skaalarla nadiren paylaşılan bir şey olan N e ­
zaret doktrini, Sissoyluların M iraç’tan önceki günlerinde Lord H üküm dar'a sadık
kalmış olan çok az sayıdaki kişinin soyundan geldiğini iddia eder. Diğer efsaneler
ise bizim Lord H ü k ü m d ar’ın bile gücünün ötesinde olan, sislerin bu dünyanın üs­
tüne ilk çöktüğü gün doğm uş olan bir şeyler olduğumuzu fısıldıyor.”
Vin başıyla h afifçe onayladı. K elsier’in bu kadar açıkça konuşm asını duym ak
garip geliyordu. Sokağın iki tarafında da uyuyan skaalarla dolu binalar yükseli­
yordu. Am a yine de, karanlık kepenkler ve sessiz hava V in'e sanki o ve Kelsier
yalnızmış gibi h issettiriyord u . Bütün Son İm paratorluk’taki en kalabalık şehrin
ortasında yalnızlardı.
Kelsier yürüm eye devam etti; adımlarındaki canlılık etraflarındaki koyu kas­
vetle uyuşm uyordu.
“Askerler konusunda endişe etm em iz gerekm iyor m u?” diye sordu Vin sessiz­
ce. Onun çeteleri geceleri her zaman Garnizon devriyelerine karşı dikkatli olmak
zorunda kalmıştı.
Kelsier başını olum suzca salladı. “ Fark edilecek kadar dikkatsiz olsaydık
hile, hiçbir im paratorluk d evriyesi Sissoyluları rahatsız etm eye cüret edem ez.
Pelerinlerim izi görürler ve bizi görm em iş gibi yaparlar. H atırla, neredeyse bü­
tün Sissoylular B ü yük E vler in ü yelerid ir ve kalanları da daha düşük seviyeli

1u t l u ı l e l ı v'lfi'iiH İe m lıı. İki ı l ı m ı m d a d a o n l a r ç o k ö ı ıı- m lı ş a l l ı l a r d ı r "

Vııı kaşlarını ç a ttı. " Y a n i m u h a f ı z l a r b u t ıin S i s s o y l u l a n g ö r m e z d e n Jnı gdıy,*,

K e lsie r o ııu ız silkti. " Ç a l ı l a r ı n t e p e s i n d e sin si sinsi g e / m d ı ğ i n ı gordiiğun y\\.

aslında ç o k sa y g ıd e ğ e r v e ö n e m li bir y ü k s e k lo r d o l d u ğ u n u k a b u l e t m e k görgü b-

radarına aykırı olurdu. Y a da hatta bir leydi. S isso y lu la r o k ad ar ender bulunçk

evler her zamanki cinsiyet önyargılarını onlara u ygu lam ayı göze alamazlar.

“ Her neyse, çoğu Sissoylu ikili hayatlar yaşar: Balolara ve partilere giden arış-

tokratın hayatı ile sinsi, casus A llo m an ser’in hayatı. Sisso ylu kimlikleri sıkı ko­

runan ev sırlarıdır, kimin Sissoylu olduğuna dair sö ylen tiler her zaman yüksek

sosyete dedikodularının odağıdır.”

Kelsier başka bir sokağa döndü, V in de hâlâ biraz gergin hâlde onu takip edi­

yordu. K elsier’in onu nereye götürdüğünden em in değildi, gecenin karanlığında

kaybolmak kolaydı. Belki onun bir hedefi bile yo k tu ve sadece V in ’i sislere alıştı­

rıyordu.

“ Pekâlâ, hadi seni temel m etallere alıştıralım ,” dedi K elsier. “ Metal stoklanın

hissedebiliyor musun?”

Vin durakladı. Eğer konsantre olursa içindeki sekiz güç kaynağını ayırt edebili­

yordu, her hin K elsier’in onu test etm iş olduğu günkü iki stokundan bile çok daha

büyüktü. Vin o zamandan beri Şan s’ını kullanm a konusunda gönülsüz olmuştu.

Asla gerçekte anlamamış olduğu bir silahı kullanm ış olduğunu algılamaya başlıyor­

du, kazara bir Çelik Sorgucunun dikkatini üzerine çekm iş bir silah.

“Metallerini birer birer yakmaya başla,” dedi Kelsier.

“Yakmak?”

“Allomantik becerilerden bir tanesini etkin leştirm eye öyle deriz," dedi Kelsi­
er. “O güçle ilişkili olan metali ‘yakarsın’. N e d em ek istediğim i göreceksin. Henüz

bilmediğin metallerden başla, duygulan Teskin ve K örük lem e üzerinde başka bir

zaman çalışırız.”

Vin başıyla onaylayarak sokağın ortasında durakladı. Tereddütlü bir şekilde

yeni güç kaynaklarından birine doğru uzandı. Bir tanesi ona hafifçe tanıdık geliv°r'

du. Daha önce farkına vannadan bunu kullanm ış m ıydı? Bu m etal ne yapacaktı-

Öğrenmenin tek yolu var... tam olarak ne yapm ası gerektiğinden emin olmay3”

Vin güç kaynağını kavradı ve kullanmaya çalıştı.
Anında göğsünün içinde bir ısının parladığını hissetti. Rahatsız edici değdJ "

ancak açık ve belirgindi. Sıcaklığın yanında bir şey daha gelm işti; bir yenik011*

hissi ve bir güç hissi. Bir şekilde daha... sert hissediyordu.
“Ne oldu?” diye sordu Kelsier.
“Farklı hissediyorum," dedi Vin. Bir elini yukarı kaldırdı ve sanki kolu bj^

aşırı hızlı tepki vermiş gibi göründü. Kaslar hevesliydi. “V ücudum garip- •

yorgun değilim, kendimi tetikte hissediyorum .” ^

"Tam am,” dedi Kelsier. "O lehim. Bu senin fiziksel yeteneklerini

yor; seni daha güçlü, yorgunluğa ve acıya karşı daha dirençli yapıyor Lehim >

ken daha hızlı hareket edeceksin ve vücudun da daha dayanıklı olacak.

Vin deneysel olarak gerindi. Kasları daha büyükmüş gibi görünmüyordu ama yine
de unlardaki gücü hissedebiliyordu. Am a sadece kasları değildi, her şeyinde vardı.
Kemikleri, eti, derisi. Stokuna doğru uzandı ve onun küçülmekte olduğunu hissetti.

"Tükeniyor," dedi.
Kelsier başını sallayarak onayladı. “ Lehim nispeten hızlı yanar. Sana verdiğim
şişecik yaklaşık on dakika boyunca sürekli yakmana yetecek kadarını içerecek şe­
kilde hazırlanmıştı. G e rç i sık sık harlarsan daha hızlı biter ve ne zaman kullandığı­
na dikkat edersen de daha uzun dayanır.”
“ H arlam ak?”
“Eğer denersen m etallerini biraz daha güçlü bir şekilde yakabilirsin,” dedi Kel­
sier. "M etallerin çok daha hızlı tükenm esine neden olur ve sürdürmesi de zordur
ama sana fazladan bir artış sağlar."
Vin kaşlarını çatarak onun dediği gibi yapmaya çalıştı. Biraz uğraşarak göğsü­
nün içindeki alevleri kö rüklem eyi başardı ve lehimini harladı.
Bu gözükara bir atlayışın öncesinde alınan derin nefes gibiydi. Ani bir güç ve
kuvvet patlaması. V ü cu d u b eklen tiyle gerildi ve sadece bir an için kendisini yenil­
mez hissetti. Sonra bu geçti ve vücudu yavaş yavaş rahatladı.
ilginç, diye düşündü, o kısa an sırasında lehiminin ne kadar hızla yanmış oldu­
ğuna dikkat ederek.
“Şimdi, Allom antik m etaller hakkında da bilmen gereken bir şey var,” dedi
Kelsier sislerin içinde yürürlerken. "N e kadar saf olurlarsa, o kadar etkili olurlar.
Bizim hazırladığımız şişeciklerin içinde, özellikle Allom anserler için hazırlanan ve
satılan, tam olarak s a f m etaller olur.
"Lehim gibi alaşım lar ise daha bile zordur, çünkü eğer maksimum güç isti­
yorsan m etal yüzdelerinin tam olarak doğru şekilde karıştırılm ış olması gerekir.
Hatta eğer m etalleri satın alırken dikkatli olmazsan, tam am ıyla yanlış alaşımı bile
alabilirsin.”
Vin yüzünü astı. “Yani binleri beni dolandırabilir m i?”
“Bilinçli olarak d eğ il,” dedi K elsier. “ Sorun şu ki; 'pirinç', ‘tunç’ ve ‘lehim ’ gibi
insanların kullandığı terim lerin çoğu aslına bakacak olursan gerçekten de m uğlak­
tır. Örneğin lehim ; kullanım alanı ve koşullara da bağlı olm ak üzere, genel olarak
kalayın kurşunla ve belki biraz da bakır ya da güm üşle karıştırılm ış olan bir alaşımı
°larak kabul edilir. Ancak A llo m an ser lehim i yüzde doksan bir kalay, yüzde dokuz
kurşundan oluşan bir alaşım dır. Eğer m etalinden maksimum gücü elde etm ek is­
tiyorsan, bu vüzdeleri kullanm ak zorundasın.”
“V e.. • ya yanlış yü zd eleri yakarsan ?” d iye sordu Vin.

“Eğer k a rış ım sa d e ce b ira z b o z u k sa , b u n d a n y in e d e b ira z güç e ld e e d e rsin ,"

d e d i K e ls ie r . “A m a e ğ e r fa z la b o z u k s a , y a k m a k s e n i h asta e d e r .”
Vin yavaş yavaş başıyla onayladı. “ Sanırım ... ben daha önce bu metali yaktım.

Arada bir, çok küçük m iktarlarda."
“Eser m etaller," dedi K elsier. “ M etallerle kirlenmiş olan içme suyundan ya da

lehim eşyalarla yiyip içm ekten g e lir.”

V in başım salladı. Cam on'un sığınanındaki bardakların bazıları leh im d en di

"Pekâlâ," dedi Kelsier. “ Lehim i söndür ve başka bir m etale gecelim."

Vin söylendiği gibi yaptı. G ü cü n geri çek ilm esi onun kendini zayıf, yorgun-

korunmasız hissetmesine neden olm uştu.

"Şim di metal stoklarının arasında bir tü r ç iftlen im in olduğunu fark edebili;,,

olman gerekir,” dedi Kelsier.

“ İki duygu metali gibi,” dedi V in .

“Aynen öyle. Lehime bağlı olan m etali b u l.”

“Buldum," dedi Vin.
“ H er güç için iki m etal vard ır,” dedi K elsier. “ Biri Ç e k e r, biri İter; İkincisiçoğ.

zaman birincisinin bir alaşım ıdır. D u ygular, yan i dışsal zihinsel güçler için çinkoyla

Ç ek er ve pirinçle de İtersin. Lehim i kullanarak vü cu d u n u İttin. Bu içsel fiziksel

kuvvetlerden biridir.”

“Ham gibi,” dedi Vin. “O lehim yakıyor.”

Kelsier başıyla onayladı. “ Lehim yakabilen Siskan lara H ayd ut denir. Kaba ta

terim sanırım ama onlar da nispeten kaba insanlardır. Bizim sevgili Hammondı-

mız bu kural için bir çeşit istisna sayılır.”

“ Peki ya diğer içsel fiziksel m etal ne yapıyor?”

“Dene ve gör.”
V in hevesle bunu yaptı ve etrafında dünya bir anda aydınlandı. Ya da... şey,ta

tam olarak doğru değildi. Daha iyi görebiliyordu ve daha uzağı görebiliyordu, ana

sisler hâlâ oradaydı. Sis sadece daha... şe ffa ftı. Bir şek ild e etrafındaki ortamınışıp

daha fazlaymış gibi geliyordu.

Başka değişiklikler de vardı. G iy silerin i h issed eb iliyo rd u . V in bunu h er zaman

hissetmiş olduğunu fark etti am a çoğu zam an gö rm ezd en gelm işti. Ancak şimi

daha yakındaymış gibi geliyordu. D okularını h issed eb iliyo rd u ve kumaşın üzentf

dar geldiği noktaların şiddetle farkındaydı.

Acıkm ıştı. Bu da görm ezden geldiği bir şeydi am a şim di açlık çok daha acilm'i

gibi geliyordu. Derisi daha ıslak gibi hissediyordu ve top rak, kül ve çöp kokulan^

karışmış olan serin havanın da kokusunun alabiliyordu.

“ Kalay duyularını güçlendirir,” dedi K elsier, bir anda sesi oldukça yüksek pk

gelmişti V in ’e. “V e en yavaş yanan m etallerd en biridir, o şişeciğin içindeki kata

sana saatler boyunca yetecektir. Ç oğu Sisso ylu ne zam an sislerin içine çık*3

lavlarını açık bırakır, ben de dükkândan ayrıldığım ızdan beri kalayımı aşık tu°

vr orum ." ' Kf‘
V in başıyla onayladı. D uyusal yoğunluk n ered eyse eziciydi. Karanlığı11 h"11

gelen gıcırtıları ve hışırtıları duyabiliyordu ve bunlar da ona arkasından n1 ^

gizlice yaklaşıyormuş gibi hissettirerek telaş içinde sıçram asına neden

geliyordu.

Buna alışması biraz zaman alacak.

"Kalayı açık bırak,” dedi Kelsier, sokaktan aşağı doğru ilerlemeye

ken V in ’e onun yanında yürüm esi için elini sallayarak. “ Kendini güçlenme

lanı alıştırm ak iste yecek sin . Y alnız sürekli olarak harlama. Sadece çok hızlı tü­
kenecek olm asından da değil; m etalleri sürekli olarak harlamak... insanlara garip
şeyler yapar."

"Nasıl garip?” diye sordu Vin.
“M etaller, özellikle de kalay ve lehim, vücudunu gerer. Metalleri harlamak
da sadece bu gerilim i daha da artırır. Fazla uzun süre boyunca fazla gerersen, bir
şeyler kırılm aya başlar.”
V in rahatsızlık için d e başıyla onayladı. K elsier sessizleşti ve V in ’in yeni duyu­
larını ve kalayın o rtaya serm iş olduğu ayrıntılı dünyayı incelem esine izin vererek
yürüdüler. D aha önce onun görüşü karanlığın içindeki minik bir alanla sınırlıydı.
Ancak şim di h areketli, girdaplanan sisten bir yorgan tarafından sarmalanmış olan
bütün bir şehri görebiliyordu. U zaklarda küçük, karanlık dağlar gibi olan kaleleri
seçebiliyordu v e p e n c e re le rd e n gelen ışık noktacıklarını da karanlığın içindeki iğne
delikleri gibi görüyordu. V e yukarıda... gökyüzünde ışıklar gördü.
H ayranlık içinde yukarıya bakarak durdu. Soluklardı, onun kalayla güçlendi­
rilmiş gözleri için bile bulanıklardı ama onları zar zor seçebiliyordu. Yüzlercesi.
Binlercesi. O kadar k ü çü klerd i ki sanki yeni söndürülmüş mumların ölm ekte olan
korları gibiydiler.
“Y ıld ızlar,” ded i K elsier yanına gelerek. “Onları sık sık göremezsin, kalayla
bile. Bu özellikle açık bir gece olm alı. Bir zamanlar insanlar yukarıya baktıklarında
her gece onları gö reb ilirlerd i; bu sislerin gelm esinden, küldağlarının gökyüzüne kül
ve duman püskürtm esinden önceydi."
Vin ona bir göz attı. “ Sen nereden biliyorsun?"
K elsier gü lü m sed i. “ L o rd H ü kü m d ar o günlerin hatıralarını yok etm ek için
çok uğraştı am a bazıları hâlâ var.” D öndü ve yürüm eye devam etti, somya gerçek
bir cevap verm em işti. V in de ona katıldı. Birdenbire, kalay sayesinde etrafındaki
sisler ona o kad ar da m eşu m görün m ed i. K elsier’in geceleri etrafta nasıl bu kadar
kendine güvenle yürüyebildiğim görm eye başlıyordu.
“ Pekâlâ,” dedi K elsier sonunda. "Hadi, bir başka metali deneyelim .”
V in başıyla onayladı ve kalayını açık bırakarak yakm ak için başka bir metal seç­
ti- Bunu yap tığı zam an ise ç o k garip bir şey oldu; çok sayıda h a fif mavi çizgi göğ­
sünden dışarı fışkırarak dönen sislerin içine atıldı. H afifçe nefesi kesilerek dondu
ve başını eğerek göğsüne baktı. Ç izgilerin çoğu ş e ffa f iplik parçalan gibi inceydi,
ğerçi birkaç tanesi sicim kadar kalındı.
K elsier kıkırdadı. “ O m etalle onun ortağını şu an için bir kenara bırak. Onlar

diğerlerinden biraz daha karm aşıklar.”
“N e...?” diye sordu V in m avi çizgileri gözleriyle takip ederek. Bunlar rastgele nes­

nelere işaret ediyorlardı. K apılar, pencereler, hatt3 iki tanesi Kelsier’i gösteriyordu.
“Ona da g e le c e ğ iz ,” d iy e söz verdi. “ O nu söndür ve son kalan ikisinden binni

d e n e .”
Vin garip m etali söndürdü ve eşlikçisini de bir yana bırakarak son metallerden

birini seçti. A jıın d a garip b ir titreşim hissetm eye başladı. Vın durakladı. Titreşim -

lor onun hissouobildiği bir sos çık a rm ıyo rd u am a onların üzerinden akın o

hissedebiliyordu. Bunlar K e ls ie r ’den g e liy o rm u ş gibi görünüyorlardı. Kaşlar,,. '

tarak ona doğru baktı. ^

‘‘ Bu büyük ih tim alle tu n çtu r," ded i K elsier. ‘ İtici bir m etal. Bu senin v-lre

da birilerinin A llom ansi kullandığını hissetm en i sağlar. Bunu ağabeyim ^

yıcılar kullanır. G e n e ld e o k ad ar da fa y d a lı b ir şey d eğ ild ir, skaa Siskanlan ¡ry ‘

bir Ç elik Sorgucu değilsen tabii.”

V in ’in yüzü soldu. “ Sorgucular da A llom an si kullanabiliyor mu?"

K elsier başını sallayarak on aylad ı. “ O n ların h e p si A r a y ıc ı’dır. Arayıcılarmış^

gucu olm aları için seçiliyo r, y o k sa b ir S o rg u c u y a d ö n ü şm e süreci mi onlar« ç

gücü veriyo r em in değilim . N e d e n olu rsa olsu n , o n ların ana görevi melez çocuka

ve A llo m an si’yi uygun o lm ayan b ir şe k ild e ku llan an asilleri bulm ak olduğu İçli $

onlar açısından sahip olm ası ku llan ışlı b ir b e c e ri. N e y a z ık ki, onlar için ‘kullar.ü-

dem ek, bizim için ‘nispeten rahatsız ed ici’ d em ek oluyor."

Vin başıyla onaylayacaktı ki durdu. T itreşim ler durm uştu.

“N e oldu?” diye sordu.

“ Bakır yakm aya b a şla d ım ,” d e d i K e lsie r. “T u n c u n eşlikçisi. Bakır yaktığın za­

man bu senin güçlerini kullan dığın ı d iğ er A llo m a n se rle rd e n saklar. Sen de şimdi

eğer istersen yakm ayı deneyebilirsin am a pek bir şey hissetm eyeceksin.”

V in bunu yaptı. Tek d eğ işik lik için d en g e len h a fif b ir titreşim hissiydi.

“ Bakır hayati bir m e ta ld ir," d ed i K e lsie r. “ B u sen i Sorguculardan saklar. Büyd

olasılıkla bu akşam en d işe e tm e m iz i g e re k tire n p e k b ir şey yo k , Sorgucular bızri

eğitim için dışarı çık m ış olan sıradan asil S isso y lu la r olduğum uzu varsayacaktır

A n cak ne zam an b ir skaa kılığın d aysan v e m e ta l y a k m a n gerekirse, ilk önce bakırı­

nı açtığından em in olm an g e re k ir.”

Vin anlayışla başını salladı.

“ H atta pek çok S isso ylu b akırlarım sü rek li o lara k açık b ırakır,” dedi Kelsier

“ Y avaş yanar ve seni d iğer A llo m a n se rle re karşı gö rü n m ez kılar. Seni tunçtan sak'

lar ve ayrıca başkalarının duygularını değiştirm esine de engel olur.”

Vin kulaklarını dikti.

“ Bunun ilgini çek eb ileceğ in i d ü şü n m ü ştü m ," d e d i K elsier. “ Bakır yakmak

olan herkes duygusal A llo m an si’ye karşı bağışıklık kazanır. Dahası, bakınne^

etrafın d a bir köpü k şeklin d e o rtay a çıkar. Bu b u lu t -ki buna bakırbulutu de!11

içindeki herkesi bir A ra y ıc ı’nın h islerin d en sak lar am a onları da sana yaptığ1 ?'

duygusal Allom ansi‘ye bağışıklı yap m ayacaktır.”

“C lu b s,” dedi V in. “ Bir D u m an cı’nın yaptığı iş b u .”

K elsier başıyla onayladı. “ E ğer bizim ekib im izd en bir kişi bir Arayıcı tara

fark edilirse sığınağa kaçarak kaybolabilir. A y rıca k eşfed ilm e korkusu olnıadaf^^

cerileriyle pratik de yapabilirler. Şehrin skaa kesim indeki b i r dükkândan ,

m antik titreşim ler, oradan g e çm e k te olan bir S o rgu cu için kolay bir ipucu

“ A m a sen de bakır y ak ab iliyo rsu n ,” d ed i V in . "N eden çete için b'r

bulma konusunda o kadar endişeliydin?”

"Heıı hakir yakab iliyoru m , d oğru ,” dedi Kelsier. "Ve sen de öyle. Biz güçlerin
hepsini birdcıı kullan abiliriz am a her yerde olamayız. Başarılı bir çetebaşı işbölü­
münü nasıl yapacağını bilm elid ir, özellikle de bu kadar büyük bir işte. Standart
prosedür sığınakta sürekli olarak bir bakırbuiutıınun bulundurulmasıdır. Clubs
hepsini tek başına y ap m ıyo r, o çırakların da birkaç tanesi Dumana. Clubs gibi bir
adamı kiralam ak d em ek , onun sana bir operasyon üssü ile seni sürekli olarak gizli
tutabilecek kadar b e cerik li bir D um ancı ekibi sağlayacağı anlamına gelir.”

V in başıyla on aylad ı. A m a V in daha çok bakırın onun duygularını koruyabilme
becerisiyle ilgilen m işti. S ü re k li olarak yakmasına yetecek kadar bakır bulması ge­
rekecekti.

Tekrar y ü rü m e y e başlad ılar ve K elsier de ona kalay yakmaya alışması için daha
çok zam an verd i. A m a V in d ü şü n celere dalm ıştı. Bir şeyler ona... doğru değilmiş
gibi geliyord u . N e d e n K e ls ie r ona bütün bu şeyleri anlatıyordu? Sırlarını fazlasıyla
kolayca veriyorm uş gibi görünüyordu.

B ir tan esi h a r iç , d iy e d ü şü n d ü şüpheci bir şekilde. M a v i çizgili metal. Daha
otta geri d ö n m e d i. B e lk i d e ondan saklayacak olduğu şey, onun üzerindeki kontro­
lünü sü rd ü rm ek için elin d e tutacak olduğu güç buydu.

O güçlü olm alı. S e k iz m etalin en güçlüsü.
Sessiz so k a k lar b o yu n c a y ü rü rlerk en , V in deneysel olarak içine uzandı. Kelsier’e
bir göz attı, son ra da d ik k atli bir şekild e o bilinm eyen metali yaktı. Bir kere daha
çizgiler görünüşte rastgele yön leri işaret ederek etrafında belirdi.
Ç iz g ile r d e o n u n la b ir lik t e h a re k e t e d iy o rd u . H e r ip liğ in b ir ucu onun göğsün­
de sa b it d u ru rk e n , d iğ e r u ç la r ı so k a k b o y u n ca sabit b ir yere ta kılı kalıyordu. O yü ­
rü d ü k ç e y e n i ç iz g ile r b e lir iy o r v e e sk i ç iz g ile r de solarak arkasında kayboluyordu.
Ç iz g ile rin k a lın lık la r ı d e ğ iş k e n d i ve b a z ıla rı da d iğ erlerin d en daha parlaktı.
M erak lan m ış olan V in , sırların ı k eşfetm ey e çalışarak çizgileri aklıyla test etti.
Ö zellikle k ü çü k ve m asu m görün üşlü olan bir tanesinin üzerine odaklandı ve eğer
konsantre olu rsa on u a y rıc a hissed eb ild iğin i fark etti. N eredeyse ona dokunabile­
ceğini h issed iyord u . A k lıy la uzandı ve buna hafifçe bir asıldı.
Çizgi salland ı ve b ir ş e y an ın d a karanlığın içinden uçarak ona doğru geldi. Vin
ciyaklayarak k en ara a tılıp k a ç m a y a çalıştı am a nesne doğrudan ona doğru atıldı.
Bu paslı bir çiviydi.
B ir a n d a b ir ş e y le r ç iv iy i y a k a la d ı ve itip savu rarak te krar karanlığın içine fır­
lattı.

V in y u v a r la n ış ın ı g e r g in b ir ç ö m e lm e y le ta m a m la d ı, sisp e le rin i etrafında dalga­
la n ıy o r d u . K a r a n l ığ ı g ö z l e r i y l e t a r a d ı, s o n r a d a k ıs k ıs g ü lm e k t e o la n K e ls ie r ’e b ir
bakış a ttı.

B u n u d e n e y e c e ğ in i ta h m in e tm e m g e re k ird i,” d edi.

V in u tanç ile k ız a rd ı.
G e l,” d e d i o n a e lin i s a lla y a ra k . “B ir zara rı yo k."

“Ç i v i b a n a s a l d ı r d ı ! ” O m e t a l c is im le r i c a n la n d ır ıy o r m u y d u ? Bu gerçekten

b a n ılm a z b ir g ü ç o lu rd u .

"Aslında scıı bira/ kendi kendine saldırdın," dedi K eK ıer.
Viıı dikkatli biı şekilde ayağa kalktı, sonra te k ra r sokaktan av*,, i l e r l e ^

banlayan Kelsieı ’e katıldı.
“ Biraz sonra senin ne y a p m ış olduğunu an latacağın ı, d ed i, ilk önce AHon^r,,.

hakkında anlamak zorunda olduğun bir şey va r.’
“Bir kural daha m ı?”
"Daha çok bir felsefe,” dedi Kelsier. “ Sonuçlar hakkında bir felsefe.
Vin kaşlarını çattı. "N e dem ek istiyorsun?”
“Yaptığım ız her hareketin sonuçları v ard ır V in ,” d ed i K elsier. Ben gördüm

ki hem Allom ansi’de, hem de hayatta, h a rek etle rin in son uçların ı en iyi şekilde
değerlendirebilen kişi en başarılı oluyor. Ö rn eğin le h im yakm ayı alalım. On'jj

sonuçları ne?”
Vin omuz silkti. “ Daha güçlü oluyorsun."
“ Peki ya lehimin tükendiği zaman ağır b ir şe y le r taşım ak tay san ne olur?”
Vin durakladı. “Herhalde düşürürsün.”
“V e eğer fazla ağır bir şeyse kendini cid d i bir şe k ild e yaralayabilirsin. Pek çok

Siskan Haydut dövüşürken korkunç bir yarayı u m u rsam am ış v e lehimleri bittiği
zaman da o aynı yara yüzünden ö lm ü ştü r.”

“Anladım," dedi Vin sessizce.
“ H ah)"
Vin ellerini güçlendirilm iş kulaklarının ü stü n e k a p atarak şok içinde sıçradı.
“A y!” diyerek şikâyet etti ve K elsier’e ateş püsküren gözlerle baktı.
O ise gülümsedi. "Kalay yakm anın da sonuçları v ard ır. E ğer birisi ani b ir ışık ya
da ses çıkarırsa, kör olabilir ya da şok geçireb ilirsin .”
“Ama bunun o son iki m etalle ne ilgisi var?"
“Dem ir ve çelik sana etrafındaki d iğer m etalle ri h a re k e t ettirm e becerisini
verir,” diye açıklama yaptı Kelsier. “ D e m irle b ir m e ta l kaynağını kendine dogm
Çekebilirsin. Çelikle de kendinden uzağa İtebilirsin. H ah, işte geldik."
Kelsier durarak başını kaldırıp ileriye baktı.
Vin sisin arasından tepelerinde y ü k selm ek te olan d evasa şehir duvarını görd>‘
liyordu. “ Burada ne yapıyoruz?”
"D em irçekm e ve Ç elikitm e pratiği yap aca ğ ız,” d ed i K elsier. “Am a önce b^
tem eller." Kem erinden bir şey çıkardı, en k ü çü k sikke b irim i olan bir klip- ®ur,U
V in ’in önünde kaldırarak yan tarafta durd u. “ Ç e lik y ak , biraz önce yaktığın
talin zıttı.”
V in başıyla onayladı. Yin e m avi çizgiler etrafın d a b e lird iler. Bir tanesi d # 1
dan K elsier’in elindeki sikkeye doğru işaret ed iyo rd u .
“Pekâlâ,” dedi Kelsier. “ İt bunu.”
Vin çizgiye doğru uzandı ve h afifçe İtti. S ik k e K e ls ie r’in parmaklarından
tularak doğrudan V in ’den uzaklaşıp gitm eye başladı. V in onun üstüne
maya devam etti ve yakınlardaki bir evin duvarın a çarp ana kadar sikkeyisus
içinden İtti.

Ani, sarsıcı bir h arek etle V in arkaya doğru şiddetlice fırladı. Kelsier onu yaka­
ladı ve yere dü şm esin i engelledi.

Vin tökezledi ve dengesini sağladı. Sokağın karşısında şimdi onun kontrolün­
den kurtulm uş olan sik k e tıngırtıyla yere düştü.

“Ne oldu?” diye sordu Kelsier ona.
Vin başını iki yana salladı. "B ilm iyorum . Sikkeyi İttim ve o da uçup gitti. Ama
o duvara çarpınca da ben itildim ."
“Neden?”
Vin düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. “Sanırım... sanırım sikke hiçbir yere
gidemiyordu, o yüzden de hareket eden ben olmak zorunda kaldım.”
K elsier b eğen iyle on aylayarak başını salladı. “ Sonuçlar Vin. Çelikiterken kendi
ağırlığını kullanırsın. E ğ er sen dayanağından çok daha ağırsan, sikkenin yaptığı gibi
senden uzaklaşarak u ç u p gid er. A m a eğer cisim senden daha ağırsa ya da öyle olan
bir şeye ulaşırsa, sen itilip gidersin. D em irçekm e de benzerdir; ya sen cisme doğru
Çekilirsin ya da o sana doğru Ç ek ilir. Eğer ağırlıklarınız benzerse de ikiniz birden
hareket edersiniz.
“ İşte bü yü k A llo m an si sanatı bu dur V in . Ç elik ya da demir yaktığın zaman ne
kadar çok ya da ne k ad ar az h areket ed ecek olduğunu bilmek, düşmanlarına karşı
çok büyük bir avantaj sağlayacak. Bu ikisinin senin en kullanışlı ve kullanım alanı
en geniş becerilerin old uğun u gö recek sin .”
V in b aşıyla o n a yla d ı.
“Am a u n u tm a ,” d iy e d evam etti K eli. “ İki durum da da İtişinin ya da Çekişi­
nin kuvveti d o ğ ru d a n sen d en uzağa ya da doğrudan sana doğru olacak. Cisimleri
zihninle sağa sola fırla tıp n erey e istersen oraya gitm eleri için kontrol edemezsin.
Allomansi bu şekild e işlem ez çünkü fiziksel dünya bu şekilde işlemez. Bir şeyi
ittirdiğin zam an ister A llo m an siyle olsun, isterse de ellerinle, doğrudan diğer yöne
gider. Kuvvet, tep k i, sonuç. A n lıyo r m usun?”
Vin tekrar başıyla onayladı.
“ İyi,” dedi K elsier m utlulukla. “ H adi, şimdi şu duvarın üstünden atlayalım.”
"N e?"
Kelsier onu sokağın ortasında afallam ış bir şekilde dikilirken bıraktı. Duvarın
dibine doğru yaklaşırken V in , K e lsie r’i izledi, sonra da aceleyle yanına gitti.
“Sen delisin!” dedi sessizce.
Kelsier gülü m sedi. “ San ıyoru m bunu bana bugün ikinci kere söylüyorsun.
Daha dikkatli olm alısın ; eğ er diğer herkesin söylediklerini dinlemiş olsaydın, akıl
sağlığımın uzun sü re ö n ce beni terk etm iş olduğunu bilirdin.”
K elsier,” d ed i V in başını kaldırıp duvara bakarak. “ Ben bunu... yani, ben bu
“•kşamdan ön ce hiç g e rç e k te n d e A llom an si kullanm adım bile!“
Evet am a sen çok hızlı öğrenen bir öğrencisin,” dedi Kelsier pelerininin al­
tından bir şey çık ararak . B u bir k em e r gibi görünüyordu. “Al, bunu tak. Üstüne
d e n m iş m etal ağ ırlık lar var. E ğer bir şeyler ters giderse, büyük ihtimalle seni
yakalayabileceğim .”

"Büyük ihtimalle mi?" diye sordu V in gergin bir şek ild e kem eri takarken.

Kelsier gülümsedi, sonra da ay a ğ ın ın ö n ü n e b ü y ü k b ir m etal külçe attı. "Kü|.

çeyi doğrudan altına al ve D em irçcknıeyip Ç elikitm en gerektiğin i de unutma

Duvarın tepesine ulaşana kadar İtm eyi b ırak m a."

Sonra eğildi ve zıpladı.

Kelsier havaya fırladı ve karanlık şekli girdaplanan sislerin içinde kayboldu. Vm

bir an için bekledi ama o geri düşerek kaldırım a çak ılm ad ı.

Vin'in güçlendirilmiş kulaklarına rağm en h er şey sessizdi. Sisler oyun oynar

gibi etrafında girdaplanıyordu. O nunla alay ed iyo rlard ı. O n a m eydan okuyorlardı

Çelik yakarken başını eğerek kü lçeye baktı. M avi çizgi h afif, hayaletsi bir ışıkla i

parlıyordu. Bir adım atarak tam tepesine gelip iki ayağı kü lçen in yanlarında olacak ;

şekilde durdu. Yukarıdaki sislere bir göz attı, sonra da son bir kez daha aşağı baktı. ;

En sonunda, derin bir nefes aldı ve bütün g ü cü yle k ü lçe y e doğru İttirdi. j

“O n la rın â d e tle rin i s a v u n a c a k a n c a k onları çiğ n eyecek. O on la n n kurtancısı
olacak, a n c a k onlar o n a kâ fir diyecekler. O n u n adı ih tila f olacak, ancak onlar
onu bu yü zü n d en sevecekler. ”

8

V İ N H A V A Y A F I R L A D I . Korkusuna rağmen İtmeye devam ederken
çığlığını bastırıyordu. T aş duvar onun sadece birkaç ayak ötesindeki bulanık bir
hareketti. Aşağıda yer kaybold u ve külçeye doğru işaret eden mavi çizgi gittikçe
daha da solgunlaştı.

Ya kaybolursa ne olacak?
Vin yavaşlam aya başladı. Çizgi ne kadar solgunlaşırsa, onun hızı da o kadar
azalıyordu. Sadece birkaç saniye uçtuktan sonra ise iyice yavaşlayarak durdu, ne­
redeyse görünmez olan m avi bir çizginin tepesinde havada asılı kalmıştı.
"Ben her zaman böyle kuşbakışı manzarayı sevmişimdir.”
Vin yan tarafa bir göz attı. K elsier kısa bir m esafe ilerisinde duruyordu, Vin
Çizgiye o kadar odaklanm ıştı ki duvarın tepesinden sadece birkaç metre yukarıda
asılı durduğunun farkına varm am ıştı.
“İmdat!” dedi düşm em ek için çaresiz bir şekilde İtmeye devam ederken. Aşa­
ğısındaki sisler sanki lanetlenm iş ruhlardan bir okyanusmuş gibi dönüyor ve dal­
galanıyordu.
“Endişe etm en e gerek y o k ,” dedi Kelsier. “ Eğer bir üçayak gibi desteklerin
°lursa havada dengede du rm ak daha kolaydır am 3 tek bir destekle de bunu yapa­
bilirsin. Vücudun kendisini den gelem eye alışkındır. Yürüm eye başladığından beri
yapmakta olduğun şeylerin bir kısm ı Allom ansi’ye de uyuyor. İtme becerinin en
UÇ noktasında asılı olarak hareketsiz durduğun sürece oldukça sabit duracaksın,
aklın ve vücudun aşağıdaki desteğinin merkezinden herhangi bir ufak sapmayı dü­
r e c e k ve yanlara doğru düşm eni engelleyecektir.
A m a eğer b aşk a b ir ş e y le r i İte rs e n y a da b ir yana doğru ço k fazla gidersen...

aşağıdaki destek noktanı kaybedersin ve artık doğrudan yukarıya doğru İtiyor^

mazsm. İşte o zaman sorun var dem ektir, çok uzun bir direğin tepesindeki kurv„

bir ağırlık gibi yana devriliverirsin.’u '

“ Kelsier..." dedi Vin.
“ Umarım yüksekten korkm uyorsundur V in ," dedi K elsier. Bu bir Sissoy-},.

için epey büyük bir dezavantaj.”
"Ben... yüksekten... korkm am ,” dedi V in sıkılı dişlerin arasından. "Öteyanfa

ben koduğumun sokağının y ü z a y a k y u k a r ıs ın d a h a v a d a a sılı du rm aya da alıdır

değ ilim i"
Kelsier kıs kıs güldü ama V in kem erine asılarak havanın içinden onu Kelsiere

doğru çeken bir kuvvet hissetti. K elsier onu y ak alayıp taş parmaklığın üstünde:,
çekti, sonra da yanında yere indirdi. D u varın ken arından bir kolunu dışan uzatt:

Bir an sonra ise külçe havaya fırlayıp, duvarın kenarı b oyu nca sürtünerek yukarı
çıkmıştı ve havada bir takla atarak onun bekleyen eline düştü.

“ İyi iş çıkardın,” dedi. “ Şim di de tek rar aşağı in iyo ru z .” K ülçeyi omzunun üs­

tünden geriye doğru fırlatarak duvarın öbür tarafın d ak i karanlık sislerin içine gön­

derdi.
"G erçekten de dışarıya mı çıkacağız?” d iy e sord u V in . “ Ş eh ir duvarlannındı­

şına? G eceleyin?”
Kelsier o sinir edici havasıyla gülüm sedi. Y ü rü y e re k siperliğe doğru gitti ve

üstüne tırmandı. “ İtmenin ya da Ç ek m en in gücünü d eğ iştirm ek zordur ama müm­

kündür. Biraz düşüp ondan sonra da sadece İte re k ken d in i yavaşlatmak daha işi­

dir. Bırak ve biraz daha düş, sonra yine İttir. E ğer te m p o y u doğru ayarlarsan yere
sapasağlam varırsın.”

“Kelsier,” dedi Vin duvarın kenarına yaklaşarak. "B en hiç d e ...”
“Şimdi şehir duvarının tepesindesin V in ,” ded i havanın içine bir adım atarak

Asılı kaldı, demin ona açıklam ış olduğu şekild e d en g ed e kalarak havada duruyor­

du. “Aşağıya inmenin sadece iki yolu var. Y a ken ardan atlarsın ya da şu mua­
fız devriyesine neden bir Sissoylunun onların m erdivenini kullanması g erek tiğ i
açıklamaya çalışırsın.”

Vin endişeyle dönerek karanlık sisler için den y aklaşm ak ta olan fener ışığ'ni^c
bir kabarcığı fark etti.

Kelsier’e geri döndü ama o gitm işti. V in k ü fre d e re k duvarın kenarından^'
doğru eğildi ve aşağıdaki sislerin içine baktı. A rk asın d a du var boyunca yürürken

kendi aralarında kısık sesle konuşan m uhafızları duyabiliyordu.
Kelsier haklıydı, V in ’in pek fazla seçeneği yo ktu . Sin irle siperliğin üstüne

mandı. Yüksekten özel olarak korkm azdı am a duvarın tepesinde dikilmiş ^

daki karanlığa bakarken kim endişeli olm azdı ki? V in ’in kalbi heyecanla -

midesi burkuluyordu. ^

Um arını K elsier aşağıdan çekilm iştir, d iy e d ü şü n dü külçenin tepesinde ı

ğundan emin olmak için mavi çizgiyi kontrol ed erk en . Son ra da havaya ad,m }fl.
Anında yere doğru çakılm aya başladı. R eflek s olarak çeliğiyle İtti ama ytü-

lıştı, külçenin doğrudan üstüne değil de yan tarafına doğru düşmüştü. Bu nedenle
de İtişi onu daha da kenara itti ve havada taklalar atmaya haşladı.

Paniğe kapılıp bu se fe r çeliğini harlayarak daha da sertçe tekrar İtti. Ani
etki onu tekrar yukarı doğru fırlattı. H avada bir yay çizdi ve duvarın tepesi­
nin yanından savru larak g e ç ti. G e ç m e k te olan m uhafızlar şaşkınlık içinde hızla
döndüler ama V in tek rar yere doğru düşm eye başlarken yüzleri bulanıklaşarak
kayboldu.

Aklı korkudan bulanm ış bir şekilde refleks olarak uzandı ve kendisini ona doğ­
ru götürm eye çalışarak kü lçeyi Ç e k ti. V e elb ette ki, o da itaatkâr bir şekilde V in ’e
doğru atıldı.

Beti öldüm .
Sonra vücudu kem er tarafından yukarı çekilirken yalpaladı. Düşüşü en sonun­
da sessizce havada sü zü lm eye başlayana kadar gittikçe azaldı. Sislerin arasından
Kelsier belirdi, V in ’in aşağısında yerd e durm uştu ve elbette ki gülümsüyordu.
Son birkaç ayak kaldığında V in ’i düşm esi için bıraktı ve de sonra onu yakalaya­
rak yumuşak toprağın ü stü n d e y e re ko yd u . B ir an için V in titreyerek durdu; kısa,
endişeli n efesler alıp veriy o rd u .
“Evet, bu eğlenceliydi,” dedi K elsier kaygısız bir şekilde.
Vin cevap verm edi.
Kelsier yakınlardaki bir kayanın üstüne oturdu, belli ki ona kendine gelmesi
için zaman tan ıyord u. N e d e n son ra V in leh im yakarak bunun verdiği katılık hissini
sinirlerini y atıştırm ak için ku llan d ı.
“İyi iş başardın,” d ed i K elsier.
"Neredeyse ölüyordum .”
“ilk defasında h erkes n ered e yse ö lü r,” dedi K elsier. "D em irçekm e ve Çeli-
kitme tehlikeli b e c e rile rd ir. V ü c u d u n a doğru çektiğin bir m etal parçasıyla kendi
kendini d eşebilirsin, z ıp la y a ra k d esteğ in i fazla arkada bırakabilirsin ya da bir düzi­
ne başka hata yap ab ilirsin .
Benim tecrü b elerim , h er ne kadar sınırlı da olsalar, bu gibi aşırı durumlara
erkenden, birileri gözünü senin ü stü n d e tutab ilecek k en girm enin daha iyi olduğu
yönünde. H er n eyse, bir A Jlo m a n se r’in ü zerin d e neden m üm kün olduğu kadar az
metal taşım ası g e re k tiğ in i a n la m ışsın d ır d iy e tah m in e d iy o ru m .”
Vin başıyla on aylad ı, son ra da d u rak lay ara k eliyle kulağına uzandı. “ K ü p em ,”
dedi. K üpe tak m ayı b ıra k m a m g e r e k e c e k ."
Arka tarafında bir m andalı var m ı?” d iye sordu Kelsier.
Vin başını olum su zca sallad ı. "S a d e c e k ü çü k bir çivi ve arka taraftaki iğnesi de
^ağ' kıvrılıyor.”

O zaman bir şey o lm az,” d ed i K elsier. “V ücudunun içindeki m etaller, sadece
^üçük bir p arçası b ile v ü c u d u n u n iç in d e o lu rsa , Itile m e z ve Ç e k ile m e z le r. Yoksa
)a§ka bir A Jlo m a n se r m id e n d e k i m e ta lle r i sen y ak a rk en sö k ü p alabilirdi.

Bunu öğrendiğim iy i o ldu , d iy e düşün dü V in.

OSorgucularınbukadar kendilerinegüvenerekkafalarındançıkanbirçift

çelik kazıkla etrafta dolaşabilmelerinin sebebi de bu. M etal vücutlarının için ^

geçiyor, bıı nedenle ile başka bir Allornanser tarafından etkilenenle/. Küpeni^],

sın, küçük, o yüzden onunla pek bir şey yapam azsın am a acil bir durumda orm^

bir silalı olarak kullanabilirsin."

“ Pekâlâ.”

"Şimdi gitmeye hazır mısın?”

Vin başını kaldırıp tekrar zıplamaya hazırlandı, sonra da başıyla onayladı.

“Yukarıya geri dönmüyoruz," dedi Kelsier. “ G e l .”

Vin, Kelsier sislerin içine doğru yürüm eye başlarken kaşlarını çattı. Öyleyse as­

lında bir hedefi var mı yoksa sadece b ira z d a h a mı d o la şm a y a k a ra r verdi? Garip

bir şekilde, Kelsier’in dost canlısı umursamazlığı onu okum ayı çok zorlaştınyordu.

Vin yetişmek için aceleyle ilerledi, sislerin içinde yalnız kalm ak istemiyordu.

Luthadel’in etrafındaki coğrafya bodur çalılar ve yabani otların dışında çoraktı.

Bunların daha erken saatlerdeki bir kül yağm uru yüzünden kirlenm iş olan diken­

leri ve kurumuş yaprakları yürüdükçe bacaklarına sürtünüyordu. Çalılıklar onlar

yürüdükçe çıtırdıyordu, sis çiyi ile biraz ıslanm ışlardı.

Arada sırada şehirden el arabalarıyla getirilm iş olan kül yığınlarının yanından

geçiyorlardı. Ancak çoğu zaman kül şehrin ortasından geçen Channerel Nehrinin

içine atılırdı. Su külü eninde sonunda parçalardı ya da en azından V in ’in varsaydığı

şey buydu. Aksi takdirde bütün kıta çok uzun zaman önce göm ülm üş olurdu.

Yürürlerken Vin Kelsier’in yakınında kaldı. Daha önce de şehirlerin dışında yol­

culuk etmişti ama her zaman bir tekneci grubunun parçası olarak. Bunlar Son İmpa­

ratorluktaki pek çok kanal yolu üzerinde dar tekneleri ya da mavnaları yukan aşağı

götüren skaa işçilerdi. Bu zor bir işti; asillerin pek çoğu tekneleri kanalların yanından

giden yedekçi yollan boyunca çekmek için atlar yerine skaalan kullanırdı ama se­

yahat ediyor olduğunu bilmekte bile belli bir özgürlük vardı çünkü çoğu skaa, hatta

skaa hırsızlar bile, asla plantasyonlanndan ya da şehirlerinden ayrılamazdı.

Şehirden şehre sürekli hareket etm ek R een ’in seçim iydi, asla bir yerde kısıl1

kalmama konusunda saplantılıydı. Sık sık onlara yeraltı çeteleri tarafından işleti­

len kanal teknelerinde yer bulurdu, asla bir yerde bir yıldan daha uzun süre kal­

mazlardı. Hareket etm eye hep devam etm işti, hiçbir zaman durmuyordu. Sanki

bir şeylerden kaçıyor gibiydi.

Yürümeye devam ettiler. G eceleyin, çorak tep eler ve çalılarla kaplı o\'3İar bık

korkutucu bir hâl alıyordu. Vin konuşmadı ve m üm kün olduğunca az ses çıkarma­

ya çalıştı. Geceleri dış dünyada neler olduğunun hikâyelerini dinlemişti ve sisk’nB

örtüsü, şimdi kalay ile delinmiş olmalarına rağm en, onun kendisini izleniyor*1111*

gibi hissetmesine neden oluyordu.

Onlar devam ettikçe bu his giderek daha da sinir bozucu hâle geldi. Kısa sii^

sonra, Vin karanlığın içinden sesler duym aya başlam ıştı. Bunlar hafif ve boğ11^

otların çıtırtıları, yakılanan sislerde hışırtılar. ^

Sadece paranoyaklık ediyorsun, dedi kendi kendine yarı yarıya havai etm'S1

duğu bir ses yüzünden sıçrarken. Ancak sonunda artık daha fazla dayanan**11'1*

“ K elsier!" d ed i g ü ç le n d irilm iş olan kulaklarına haince yüksek sesli gibi gelen
ısrarcı bir fısıltıyla. "Sanırım o rad a b ir şe y le r v a r.”

“Hı?” divc sordu Kelsier. Düşünceler içinde kaybolmuş gibi görünüyordu.
“Sanırım bir şey bizi takip ediyor!"
“Ha,” dedi Kelsier. “ Evet, haklısın. Bu bir sishortlağı."
Vin durduğu yerde kaskatı kesildi. Ancak Kelsier yürümeye devam ediyordu.
"Kelsier!” dedi onun duraklamasını sağlayarak. "Yani onlar gerçek mi?”
"Elbette gerçekler," dedi Kelsier. “ Sen bütün hikâyeler nereden geliyor san­
mıştın?”
Vin afallamış bir şekilde kalakaldı.
“Gidip bakmak ister m isin?”
“Sishortlağma bakm ak mı? S e n ...” Vin durdu.
Kelsier gülerek dönüp ona doğru geldi. “ Sishortlaklarına bakması biraz rahatsız
edici olabilir ama onlar nispeten zararsızdır. Çoğunlukla leş yiyicidirler. Gel hadi."
Ona takip etm esi için elini sallayarak geldikleri yoldan geri gitmeye başladı.
Gönülsüz ancak rahatsız bir m erak içindeki Vin onu takip etti. Kelsier canlı bir
hızda yürüyerek onu nispeten çalılardan arınmış olan bir tepenin üstüne çıkardı.
Eğilerek V in ’e de öyle yapm asını işaret etti.
“Çok iyi işitem ezler,” dedi K elsier, V in yanında pürüzlü ve küllü toprağa çö­
kerken. “Am a koku d u yu lan ya da daha doğrusu tat alma duyuları oldukça kes­
kindir. Büyük ihtim alle bizim izimizi takip ederek geride yenilebilen bir şeyler
bırakmamızı u m u yo rd u n ”
V in ka ra n lığ ın iç in d e g ö z le rin i k ıs t ı. " G ö r e m iy o r u m ,” d ed i sisleri gölgeli bir
siluet iç in ta ra rk e n .
“O r a d a ,” d iy e iş a r e t e t t i K e ls ie r k ü ç ü k b ir te p e y e d o ğ ru işa re t ed e re k .
V in kaşların ı ç a ttı; s is h o rtla ğ ın ı a ra rk e n te p e n in üstü n de çö m elm iş kendisine
bakmakta olan b ir y a ra tığ ı h a y a l e tm e k te y d i.
Sonra tepe h a re k e t e tti.
V in h a fifç e s ıç r a d ı. B e lk i ü ç m e t re b o y u n d a ve en i on un ik i katı kadar geniş
olan k a ra n lık t e p e c ik g a r ip , a y a k la r ın ı s ü r ü r g ib i b ir y ü r ü y ü ş le ile r i a t ıld ı ve V in de

daha iy i g ö re b ilm e k iç in ö n e d o ğ ru e ğ ild i.

“K a la y ın ı h a r la ,” d iy e ö n e r d i K e ls ie r .
V in başını sa lla y a ra k fa zla d a n b ir A llo m a n t ik güç patlam ası çağırdı. H e r şey

anında daha a y d ın lık h â le g e ld i, s is le r ş im d i o n a d a h a da az en gel o lu yo rd u .

G ö rd ü ğ ü ş e y V i n ’in t it r e m e s in e s e b e p o ld u . B ü y ü le n m iş , t ik s in m iş ve az d e n e ­

meyecek ka d a r ra h a tsız o lm u ş tu . Y a ra tığ ın d u m a n reng i, şe ffaf b ir d erisi vardı ve

k e m ik le rin i g ö re b iliy o rd u . D ü z in e le rc e ve d ü zin e le rce uzvu vardı ve her bir

tancsi fa rk lı b ir h a y v a n d a n g e lm iş g ib i g ö r ü n ü y o r d u . İn s a n e lle r i, sığ ır to y n a k la rı,

köpek p a tile ri v e V i n ’in t a n ım la y a m a d ığ ı d iğ e r u z u v la r.

b irb irle rin e u y m a y a n u z u v la r y a ra tığ ın y ü rü m e s in i sağ lıyo rd u , gerçi bu y ü ­

zm e kte n ço k s e n d e le m e y e b e n z iy o rd u . Y a v a ş yavaş sü rü n ü yo r, b e ce riksiz bir

k|rtayak g ib i h a re k e t e d iy o r d u . A s lın d a u z u v la r ın p e k ço ğu işle v se l g ib i de gö-

riinmüyordu; yaratığın etinden çarpık, doğal olm ayan hir şekilde çıkıyorlar,
Vücudu uzun ve yuvarlaktı. Ancak sadece bir yığın d eğildi, şeklinde garip h

mantık vardı. Belirgin bir iskelet yapısı vardı ve kalayla güçlenm iş gözlerini kısarak
baktığı zaman Vin kem iklerin etrafını saran ş e ffa f kas ve kirişleri de seçebildiğin,
düşündü. Yaratık hareket ettiği sırada garip kas yığınları kım ıldıyordu ve görünüp
göre bir düzine farklı göğüs kafesi vardı. A na gövdesi boyu nca rahatsız edici açı|ar
la asılı duran kol ve bacaklar vardı.

V e kafalar. Vin altı tane saydı. Ş e ffa f d eriye rağm en bir geyiğinkinin yanında
duran bir at kafasını seçebiliyordu. Bir diğer kafa ona doğru döndü ve Vin bunun
bir insan kafatası olduğunu gördü. Bu kafa bir çeşit hayvan gövdesine bağlanan
uzun bir omuriliğin ucunda durm aktaydı ve o da bir dizi garip kem iğe bağlanmıştı

Vin neredeyse öğürecekti. "N e ...? N asıl..?’’
“Sishortlaklarmın şekillendirilebilir gö vdeleri v a rd ır,” d ed i K elsier. "Herhangi
bir iskelet yapının etrafına yerleşebilirler ve hatta eğ er ta k lit ed ecek bir modellen
de olursa kasları ve organları bile yeniden y aratab ilirler.”
“Yani...?”
Kelsier başını salladı. “ Bir ceset bu ldukları zam an bu n un üstünü kaplarlar ve
yavaş yavaş kas ve organları sindirirler. Sonra, y e d ik le ri şeyi b ir desen olarak kulla­
narak ölü yaratığın tam bir kopyasını yaratırlar. P arçaların yerlerin i biraz değiştirir­
ler; istemedikleri kemikleri boşaltım la atar ve iste d ik le ri kem ik leri ise vücutlanna
katarak, orada görmekte olduğun şey gibi bir karışım y a ratırlar.”
Vin yaratığın tarla boyunca sen d eleyerek onların ay a k izlerini takip edişini iz­
ledi. Kamının altından kaygan bir deri parçası sark ıyo r, sürtü n erek yer boyunca
ilerliyordu. Yerin tadına bakıyor, d iye d üşündü V in . G e ç iş im iz in kokusunu takip
ediyor. Kalayının normale dönm esine izin v erd i v e sish o rtlağı da bir kere daha göl­
geli bir tepeciğe dönüştü. A ncak siluet sad ece an orm alliğin i daha da artırıyormuş
gibi görünüyordu.
“Peki, onlar zeki m i?” diye sordu V in . "E ğ e r b ir... c e se d i bölüp parçalan iste­
dikleri yere koyabiliyorlarsa?”
“Zeki mi?” diye sordu K elsier. “ H ayır, bu k ad ar gen ç olan bir tanesi değil-
Zekâdan çok içgüdülerle hareket ediyorlar.”
Vin tekrar titredi. “ İnsanlar bu şeyleri b iliyo r m u ? Y a n i efsanelerin dışında
demek istiyorum?"
“‘İnsanlar’ derken neyi kastediyorsun?” d iye sordu K elsier. “ Allomanserleni1
pek çoğunun onlardan haberi var ve em in im ki N e z a re t d e biliyordur. Sıradan
insanlar ise... şey, onlar zaten geceleri dışarı ç ık m ıy o r. S k aaların çoğu sishortlakla
rından korkar ve onlara lanet e d e rler am a b ü tü n h ayatların ı b ir tane bile görmek
geçirirler."
“Ne mutlu onlara," diye m ırıldandı V in. “ N iy e kim se bu şeyler hakkın^
şeyler yapmıyor?”

Kelsier omuz silkti. "O kadar da tehlikeli d e ğ ille r.”
“ Şunun bir insan kafası var!”

"Bıiyük ihtimalle bir ceset bulm uştur," dedi Kelsier. "Asla bir sishortlağının
yetişkin ve sağlıklı bir insana saldırdığını duym adım . Büyük olasılıkla bu yüzden
herkes onları rahat bırakıyordur. V e elbette ki yüksek aristokrasi de yaratıklar için
kendi kullanım alanlarını geliştirm iş."

Vin ona sorgulam asına baktı ama o daha fazla bir şey söylem eyerek ayağa kalktı
ve tepeden aşağı indi. V in de anorm al yaratığa son bir bakış daha attı, sonra da
kalkarak K elsier’in peşinden gitti.

“Beni buraya bunu görm em için mi getirdin?" diye sordu Vin.
Kelsier güldü. “ Sishortlakları ürkütücü görünebilir ama hiç de bu kadar uzun
bir yolculuk etm eye d eğ ecek şeyler değildir. H ayır, biz o tarafa doğru gidiyoruz."
Vin onun hareketini takip etti ve ilerideki manzarada bir değişiklik olduğunu
seçebildi. "İm paratorluk anayolu m u? D olanıp şehrin ön tarafına gelm işiz.”
Kelsier başıyla onayladı. K ısa bir yürüyüşten sonra -ki bu süre zarfında V in en
az üç kere sishortlağının arayı kapatm adığından em in olmak için arka tarafa göz
atmıştı- çalılıkların içinden çıktılar ve im paratorluk anayolunun engebesiz, düzleş­
tirilmiş toprağına ayak bastılar. K elsier duraklayarak iki yönde de yolu gözleriyle
taradı. Vin de onun ne yaptığını m erak ed erek kaşlarını çattı.
Sonra o da at arabasını gördü. A nayolun kenarına park etm işti ve Vin yanında
bekleyen bir adam olduğunu da görebiliyordu.
“Hey Sazed,” dedi Kelsier ileri doğru yürüyerek.
Adam eğildi. “Ü stat K elsier,” dedi, pürüzsüz sesi gece havasında net bir şekilde
duyuluyordu. Daha y ü ksek bir p erdesi var gibiydi ve neredeyse m elodik olan bir
şiveyle konuşuyordu. "N e re d e y se gelm em eye karar verm iş olduğunuzu düşüne­
cektim.”
“Beni bilirsin, S a z e ,” dedi K elsier neşeli bir şekilde adamın omzuna bir şaplak
atarak. “Ben dakikliğin ta k en d isiyim d ir.” D öndü ve V in ’e doğru bir elini salladı.
“Bu evhamlı m inik yaratık V in .”
“Ah, evet,” dedi Sazed, yavaş ve güzel telaffu zlu bir şekilde konuşuyordu. Ş i­
vesinde garip bir şey vardı. V in adam ı inceleyerek dikkatli bir şekilde yaklaştı.
Sazed’m uzun, düz bir yüzü ve narin bir vücudu vardı. K elsier’den bile daha uzun­
du, biraz anormal sayılabilecek kadar uzun boyluydu ve kolları da olağandışı bir
Şekilde uzundu.
“Sen bir Terrislisin,” dedi V in . K ulak m em eleri genişlem işti ve kulaklarının ke­
narları boyunca giden k ü p eler vardı. Terrisli bir vekilharcın renkli, son derece bol
cübbelerinden giyiyordu; elbise işlem eli ve birbirlerinin üstüne düşen V şeklinde
desenlerden oluşm aktaydı. V ’ler efendisinin evinin üç renginde tekrarlayan bir
Şekilde boyanmıştı.
“Evet, çocuğum ,” dedi Sazed eğilerek. “ Benim halkımdan olan çok kişi tanır
mısın?"

“Hiç tanım ıyorum ,” dedi V in . “A m a yüksek aristokrasinin Terrisli vekilharçları
Ve hizmetkârları tercih ettiğini b iliyo ru m .”

Gerçekten de öyle, çocuğum ,” dedi Sazed. Kelsier’e doğru döndü. “Gitm eli-

viz Üstat Kelsier. G eç oklu ve hâlâ TelliseV bir saatlik yolum uz var."

¡•'ellise, diye düşündü Vin. O zaman taklitçi l.o rd R c n o u x ‘yu görmeye.

ruz.
Sazed onlar için arabanın kapısını açtı, onlar içeri tırm andıktan sonra da arkala

rından kapattı. Sazed aracın tepesine tırm anarak atları harekete geçirirken Vin
yumuşak koltuklardan birinin üstüne yerleşti.

Kelsier at arabasının içinde sessizce oturuyordu. P en cere gölgelikleri sise karşı
kapatılmıştı ve yarı yarıya kapanmış olan bir fen er kö şede asılı duruyordu. Vin
doğrudan onun karşısındaki koltukta oturm uş gidiyordu; bacaklarını altında topla-
mıştı, sarmalayan sispelerinini iyice çekerek kol ve bacaklarını saklamıştı.

Bunu her zaman yapıyor, diye düşündü K elsier. N e r e d e olursa olsun, mümkün
olduğu kadar küçük ve fa rk edilem ez olm aya ça lışıyo r. N a s ı l d a gergin. Vin otur­
muyordu, çömelivordu. O yürüm üyordu, süzülüyordu. O rtalık yerde oturuyor
olduğu zamanlarda bile sanki saklanmaya çalışıyorm uş gibi görünüyordu.

Am a o cesur bir çocuk. Kendi eğitimi sırasında, K elsier kendisini bir şehir du­
varından aşağı atmaya hiç de o kadar gönüllü olm am ıştı. Y aşlı Gem m el onu aşağı
itmek zorunda kalmıştı.

Vin onu o sessiz ve koyu renkli gözleriyle izliyordu. O nun dikkatinin üstünde
olduğunu fark ettiği zaman gözlerini kaçırarak pelerininin içinde biraz daha sine­
rek küçüldü. Ancak beklenmedik bir şekilde konuştu.

“Ağabeyin,” dedi yumuşak, neredeyse bir fısıltı sayılabilecek olan her zamanki
sesiyle. “ Siz ikiniz pek iyi geçinm iyorsunuz.”

Kelsier bir kaşını kaldırdı. "H ayır. H içbir zam an gerçek ten de geçinemedik.
Yazık. Geçinmemiz gerekir ama biz sadece... g eçin em iyo ru z.”

“O senden daha büyük, değil m i?”
Kelsier başıyla onayladı.
“Seni sık sık döver m iydi?” diye sordu V in.
Kelsier kaşlarını çattı. “ Beni dövm ek mi? H ayır, beni hiç dövm ezdi.”
“O zaman sen mi ona engel oluyordun?" dedi V in . “ B elki de o yüzden sem
sevmiyordun Nasıl kurtuldun? Kaçtın mı, yoksa ondan daha mı güçlüydün?
“Vin, Marsh beni hiç dövm eye çalışm adı. O nunla tartışırd ık, evet, ama hiçbü
zaman birbirimizi gerçekten incitm ek istem ed ik .”
Vin itiraz etmedi ama Kelsier gözlerinden ona inanm adığını görebiliyor^11-
N e hayat ama, diye düşündü K elsier sessizleşerek. Yeraltında Vin gibi oba1
kadar çok çocuk vardı ki. Elbette, pek çoğu onun yaşına gelm eden önce ölüyord“
Kelsier şanslılardan biri olmuştu; onun annesi y ü ksek bir asilin becerikli bir
resiydi, lordundan bir skaa olduğunu gizlem eyi başarabilm iş olan akıllı bir ^
Kelsier ve Marsh imtiyazlı olarak büyüm üşlerdi, babalan en sonunda gerçeğ1
fedene kadar gayrımeşm, ancak yine de asil çocu klar olarak kabul edilmişi ^le-
“Neden bana o şeyleri öğrettin?" diye sordu V in K e lsie r’in düşüncelerin1
rek. “Allomansi hakkında yani.”

Kelsier kaşlarını ırattı. Sana öğreteceğim e söz vermiştim."
‘Ama şimdi senin sırlarım bildiğime göre, benim senden kaçmamı ne engelle­
yecek?"
"Hiçbir şey,” dedi Kclsier.
Bir kere daha V in in güvensiz bakışı ona verdiği cevaba inanmamış olduğunu
hissettirdi. 'Bana anlatmadığın m etaller var. Karşılaştığımız ilk gün on tane oldu­
ğunu söylem iştin.”
Kelsier başını sallayarak onaylarken öne doğru eğildi. “Övle. Ama son ikisini sen­
den bir şeyleri gizlemek istediğim için atlamadım. Onlara sadece... alışması zordur.
Eğer ilk önce tem el m etallerle pratik yaparsan daha kolay olacaktır. Ama eğer son
ikisini de bilm eyi istiyorsan, Fellise'e vardığımız zaman sana öğretebilirim."
V in ’in gözleri kısıldı.
Kelsier gözlerini devirdi. “ Seni kandırmaya çalışmıyorum Vin. Benim çetele­
rimdeki insanlar istedikleri için çalışırlar ve ben de onlar birbirlerine güvenebile­
ceği için başarılı olurum . Şüphe yok, ihanet y o k .”
"Bir tanesi hariç,” diye fısıldadı Vin. “ Seni Çukurlar’a gönderen ihanet.”
Kelsier dondu. "Onu nereden duydun?”
Vin omuz silkti.
Kelsier içini çekerek bir eliyle alnını ovuşturdu. Yapmayı istediği şey bu değil­
di, aslında yaralarını kaşım ak istiyordu; tüm parmakları ve elleri boyunca uzanan,
kollarından döne döne omuzlarına çıkan yaraları. Buna direndi.
"Bu konuşmaya değecek bir şey değil,” dedi.
"Ama bir hain vardı,” dedi Vin.
"Kesin olarak bilm iyoruz.” Bu kendi kulağına bile zavıf geliyordu. “H er neyse,
benim çetelerim güvene dayanır. Bu da baskı yok dem ek. Eğer çıkmak istiyorsan,
hemen şimdi L u th ad el’e geri dönebiliriz. Sana son iki metali de gösteririm, sonra
da yoluna gidebilirsin.”
"Kendi başıma sağ kalacak kadar param yok,” dedi Vin.
Kelsier pelerininin içine uzanarak bir kese sikke çıkardı ve bunu koltuğa Vin'in
yanma fırlattı. “ Ü ç bin boxing. C am o n ’dan aldığım para.”
Vin şüpheci bir şekilde keseye göz attı.
“A l,” dedi Kelsier. “ Onu kazanmış olan sensin. Anlayabildiğim kadarıyla,
Camon’un son zam anlardaki başarılarının çoğunun arkasında senin Allomansin
vardı ve bir obligatörün duygularını İtm e riskine giren de şendin.”
Vin hareket etm edi.
Peki, diye düşünen K elsier uzanıp sürücü koltuğunun alt kısmına eliyle vurdu.
Araba durdu ve Sazed de kısa bir süre sonra penceresinde belirdi.
"Arabayı geri çevir lütfen Saze,” dedi Kelsier. "Bizi Luthadel e geri götür.

“Evet, Üstat K elsier.”
Saniyeler içinde araba gelm iş olduğu yöne doğru geri gidiyordu. Vin sessizlik
'Çinde izliyordu ama kendisinden biraz daha az emin gibi görünüyordu. Sikke ke­

sesine dik dik baktı.

“Ben c id d iy im V in , ” d e d i K e ls ie r . " T a k ım ım d a b e n im le ç a lış m a y ı istem eye
b ir is in in o lm a s ın a iz in v e r e m e m . S e n i g ö n d e r m e k b ir c e z a d e ğ il; s a d e c e işlerin bu
şekilde yü rü m e si g e re kiyo r."

Vin cevap verm edi. O nun g itm esin e izin v e r m e k b ir k u m a r olurdu ama onu
kalması için zorlam ak daha da b ü yü k b ir risk ti. K e ls ie r, V in 'i okum aya, onu anla,
maya çalışarak oturdu. Eğer gid erse onları S on İm p a r a to r lu k ’a satar mıydı? Kelsier
hiç sanmıyordu. V in kötü biri değildi.

Sadece diğer herkesin öyle olduğunu d ü şü n ü yord u .
“ Ben senin planının d elilik olduğunu d ü ş ü n ü y o r u m ,” d e d i sessiz bir şekilde.
“Çetedeki insanların yarısı da ö y le .”
“ Son İmparatorluk’u yenem ezsin.”
“Yenm ek zorunda değiliz," d ed i K e lsie r. “ S a d e c e Y e d e n ’e b ir ordu toplayıp
sonra da sarayı ele geçirm em iz g erek .”
“ Lord H üküm dar sizi d u rd u ra cak ,” d e d i V in . “ O n u y e n e m e z sin , o ölümsüz."
“ Bizde On Birinci M etal var," d ed i K e ls ie r. “ O n u ö ld ü rm e n in bir yolunu bu­
lacağız.”
“Nezaret çok güçlü. Ordunuzu bulacak ve y o k e d e c e k le r.”
Kelsier öne uzanıp V in ’in gözünün için e b a k tı. “ S e n b a n a d u varın tepesinden
aşağı atlayacak kadar güvenm iştin ve b en d e se n i y a k a la d ım . S a d e ce bu sefer de
bana güvenmen gerekecek.”
Belli ki V in "güven” kelim esini p e k s e v m iy o rd u . Z a y ı f fe n e rin ışığında Kelsieri
inceleyerek sessizliğin rahatsız ed ici hâle g e le c e ğ i k a d a r u z u n b ir süre sessiz kaldı.
En sonunda sikke kesesini kaparak hızla p e le rin in in a ltın a sakladı. “ Kalacağım
ama sana güvendiğim için d e ğ il,” d ed i.
Kelsier bir kaşım kaldırdı. “N iye o zam an?”
Vin omuz silkti ve konuştuğu zam an ise se si ta m a m ıy la d ü rü st gibi gelmişti
“Çünkü ne olacağını görm ek istiyorum ."

Luthadel’de bir kalelerinin olm ası, b ir ev in y ü k s e k asil sta tü sü n e sahip olduğa
anlamına geliyordu. A ncak bir kalelerin in o lm a sı, o ra d a y a şa m a k zorunda olduk­
ları anlamına gelm ezdi, özellikle d e sü re kli o la ra k . P e k ç o k aile ayrıca Luthadel in
etrafındaki diğer şehirlerde de bir konut b u lu n d u ru rd u .

Daha tenha, daha tem iz ve im p arato rlu k k a n u n la rın a u y m a konusunda d^ 3
az katı olan Fellise zengin bir şeh ird i. H e y b e tli, ta h k im a tlı k aleler yerine
malikâneler ve villalarla doluydu. H a tta bazı so k a k la rı b o y u n c a sıralanmış aga)
bile vardı; pek çoğu her nedense k e m ik b e ya zı k a b u k la n kü l lekesin e karşı da)3
nıklı olan toz ağaçlarıydı.

Vin sisle örtülm üş şehri p en ceresin d en iz liy o rd u , o iste d iğ i için at arab^
feneri söndürülmüştü. K alay yak arak iyi b a k ım lı v e m u n ta z a m olarak düzemen ’
sokakları inceleyebiliyordu. Bu F e llise ’in nadiren g ö rm ü ş olduğu bir k ^ '^ ^
şehrin refahına rağmen F e llise ’in ken ar m a h a lle le ri, b ü tü n d iğ er şehirlerin
mahallelerine epey bir benziyordu.

Kelsier de şehri kendi penceresinden izliyordu, yüzü asıktı.
"Savurganlığı onaylam ıyorsun," diye tahmin yürüttü Vin; sesi bir fısıltıydı. Ses
Kelsier in güçlenm iş kulaklarına ulaşırdı. Bu şehrin zenginliğini görüyor ve bunu
yaratmak için çalışm ış olan skaaları düşünüyorsun.'’
“Kısmen ö y le ,” dedi Kelsier, onun da sesi neredeyse bir fısıltıydı. "Ama daha
fazlası da var. Bu uğurda harcanan paranın miktarı göz önüne alındığı zaman, bu
şehrin güzel olm ası g e re k ir.”
Vin başını bir yana yatırdı. “Am a öyle.”
Kelsier başını olum suzca salladı. “ Evler hâlâ siyah lekeli. Toprak hâlâ kuru ve
cansız. Ağaçların yaprakları hâlâ kahverengi."
“Elbette kahverengiler. Başka ne olacaklardı?”
“Yeşil,” dedi Kelsier. “ H er şeyin yeşil olması gerek."
Yeşil mi, diye düşündü V in . N e k a d a r da garip b ir düşünce. Yeşil yapraklan
olan ağaçlan hayal etm e y e çalıştı am a görüntü saçma gelmişti. K elsier’in kesinlikle
acayiplikleri vardı, gerçi kim olsa Hathsin Çukurları'nda o kadar uzun bir zaman
geçirdikten sonra ister istem ez biraz garip olurdu.
Kelsier ona doğru döndü. "Unutm adan, Allomansi hakkında bilmen gereken
bir iki şey daha var.”
Vin başını salladı.
“Birincisi, gecenin sonunda içinde kalmış olan kullanılmamış tüm metalleri ya­
kıp bitirm eyi u n u tm a," ded i K elsier. “ Kullandığım ız m etallerin bazıları eğer sin-
dirilirlerse zehirleyici olabilirler; m idende metal varken uyumamak en iyisidir."
“Pekâlâ,” dedi Vin.
“Ayrıca asla on m etalden biri olmayan bir şeyi yakmaya kalkma. Seni saf olma­
yan metal ve alaşım ların hasta edebileceği konusunda uyarmıştım . Am a eğer hiç de
Allomantik olarak sağlam olm ayan bir metali yakmaya kalkarsan öldürücü olabilir.”
Vin ciddi bir şekilde başıyla onayladı. Bunu da öğrendiğim iyi oldu.
"H ah ,” dedi K elsier tekrar pencereye doğru dönerek. “ İşte geldik; yeni satın
alınmış olan R en ou x M alikânesi. B ü yü k olasılıkla pelerinini çıkarsan iyi olur, bura­
daki insanlar bize sadıklar am a dikkatli olm akta her zaman fayda var.”
Vin de ona tam olarak katılıyordu. Pelerini çıkararak çantasına koyması için
Kelsier’e verdi. Sonra da arabadan dışarıya bir göz atarak sislerin içinden yaklaş­
makta olan m alikâneyi inceledi. Bahçelerin alçak bir taş duvan ve dem ir bir kapısı
vardı; Sazed kendini tanıtırken bir çift m uhafız yolu açtı.
İçerideki yolun yanlarına toz ağaçları dizilmişti ve Vin ilerideki bir tepenin
üstünde pencerelerinden hayaletsi ışıklar dökülm ekte olan büyük bir köşkü göre­
biliyordu.
Sazed at arabasını m alikânenin önüne yanaştırdı, sonra da dizginleri bir
hizmetkâra verdi ve aşağı indi. “ Renoux M alikânesi’ne hoş geldiniz Vin Hanım,
dedi kapıyı açıp inm esine yardım etm ek için eliyle işaret ederken.
Vin onun eline dik dik baktı ama tutm adı, bunun yerine kendi kendine araba­
dan aşağı atladı. Terrisli onun reddi yüzünden alınmış gibi görünm edi.

Köşke doğru çıkan basam aklar çift sıra fen er d irek leriy le aydınlatılmıştı ^
sier arabadan aşağı atlarken, V in bir grup adam ın beyaz m erm er merdivenin tepç
sinde toplanmakta olduğunu görebiliyordu. K elsier canlı bir yürüyüşle basamakla
tırmandı, Vin de basamakların ne kadar tem iz olduğuna dikkat ederek arkasında
onu takip etti. Külün onları lekelem esin e engel olm ak için düzenli olarak ovala
nıvor olmaları gerekirdi. Burada çalışan skaalar efen d ilerin in bir taklitçi olduğun,,
biliyor muydu? Kelsier'in Son İm p arato rlu k’u d e v irm e k için olan “hayırsever" pfo.
nının, bu basamakları tem izleyen sıradan insanlar için ne faydası vardı?

İnce ve yaşı ilerlemiş “ Lord R en o u x” zengin bir tak ım elbise giyiyor ve aristok­
ratik bir gözlük takıyordu. Seyrek, gri bir b ıyık du dağını renklendiriyordu ve yaş;,
na rağmen, destek için bir baston taşım ıyo rd u . K e ls ie r ’e saygıyla başını sallayarak
selam verdi ama ağırbaşlı havasını koruyord u . V in b ir anda bariz bir gerçeği gördü:

Bu adam ne yaptığım biliyor.
Camon asilleri taklit etm ekte iyiydi am a onun ken din i beğenmişliği her za­

man V in ’e biraz çocukça gelm işti. H e r ne kadar C a m o n gibi asiller olsa da, daha
etkileyici olanları bu Lord R enoux gibi olurdu ; sakin ve kendinden emin. Bunlar,
asillikleri etraflarındakilerle tepeden bakarak ko n u şab ilm e becerilerinden değil,
duruşlarından belli olan adam lardı. V in taklitçin in gözleri üzerine düştüğü zamar.
sinme dürtüsünü bastırmak zorunda kaldı; ad am bir asile çok fazla benziyordu ve
Vin de refleks olarak onların dikkatinden kaçınm ak üzere eğitilmişti.

“Malikâne çok daha iyi görünüyor,” ded i K elsier R e n o u x ’yla el sıkışırken.
“Evet, gelişmelerden ben de e tk ile n d im ,” d ed i R en o u x. “Temizlik ekiplerim
oldukça becerikliler; bize biraz daha zam an v erirsen m alikân e o kadar muhteşem
olur ki Lord Hüküm dar’ın bizzat kendisini bile ağırlam aktan çekinm em .”
Kelsier güldü. “O da ne garip bir akşam yem eğ i olu rd u am a .” Geriye adımatıp
V in’e doğru işaret etti. “ Bu bahsetm iş olduğum genç h a n ım .”
Renoux onu inceledi ve V in bakışlarını kaçırd ı. O insanların kendisine öyle
bakmasından hoşlanmazdı; bu bakışlar V in ’in onu nasıl kullanm aya ç a lış a c a k la n n ı
merak etmesine sebep olurdu.
"Bu konu hakkında daha fazla konuşm am ız g e re k e ce k K elsier," dedi RenölLX
malikânenin girişine doğru başıyla işaret ed erek. Saat geç am a...”
Kelsier binanın içine girdi. “G e ç mi? Yahu, daha gece yansı ancak olmuŞ^
Hizmetkârlarına biraz yemek hazırlattır, V in H anım ve ben akşam yemeğini kaçır
Kaçırılmış bir öğün Vin için hiç de yen i bir şey değildi. Ancak RenoUX ^
da hizmetkârların bazılarına elini salladı ve onlar da fırlayarak harekete
Renoux yürüyerek binaya girdi ve V in de arkasından gitti. A ncak girişi'1^
durakladı, Sazed ise sabırlı bir şekilde arkasında bekliyordu.
Kelsier onun takip etm ediğini fark ettiğin d e d u raklayarak döndü. "Vin-
“Burası çok... tem iz,” dedi Vin herhangi bir başka tanım lam a düşüneni
İş üzerinde olduğu zamanlarda arada bir asillerin evlerin i görm üştü An*-^
hep geceleri, koyu karanlığın içinde olm uştu. V in önündeki iyi avdınb1^11
rüntü için hazır değildi.

Renoux M alikânesi nin bir düzine fenerin ışığını yansıtmakta olan beyaz mer­
mer zemini parlıyorm uş gibi görünüyordu. Her şey çok... saftı. Duvarlar el boya­
ması geleneksel hayvan fresklerinin olduğu yerler dışında beyazdı. G öz kamaştırıcı
bir avize kıvrılarak yukarı uzanan iki m erdiven arasındaki tavanda ışıldamaktaydı
ve odanın kristal heykeller ile içlerine toz ağacı dallarından buketler yerleştirilmiş
olan vazolardan oluşan diğer süslem eleri de kül, çamur ya da parmak izleri tarafın­
dan bozulmamış bir şekilde pırıldıyordu.

Kelsier gülüm sedi. “ Eh, onun bu tepkisi sizin çalışmalarınız için büyük bir övgü
sayılabilir,” dedi Lord R e n o u x ’ya.

Vin onları takip ed erek binanın içine girdi. G ru p sağa dönerek kestane ren­
gi mobilyalar ve perd elerin eklenm esiyle beyazlığı hafifçe yumuşatılmış olan bir
odaya girdi.

Renoux durakladı. "B elki de leydi bir an için burada durup serinletici bir şeyler
içebilir,” dedi K e lsie r’e. "Sen in le tartışm ak istediğim bazı... hassas konular var.’’

Kelsier omuz silkti. "Benim için sorun değil," dedi Renoux'yu diğer bir kapıya
doğru takip ederek. “ Saze, neden ben Lord R enoux’yla konuşurken sen de V in'e
arkadaşlık etm iyorsun?”

"Elbette Üstat K elsier.”
Kelsier, V in ’e bir göz atarak gülüm sedi ve Vin de bir şekilde Sazed'ı onlara
kulak m isafiri olm asını en gellem ek için arkada bırakıyor olduğunu anladı.
Çıkmakta olan adam lara kızgın bir bakış fırlattı. "G ü v e n " hakkında ne dem iş­
tin Kelsier? A m a rahatsız olduğu için kendisine daha da kızgındı. Neden K elsier’in
onu dışarıda bırakm ası um urunda olacaktı ki? V in bütün hayatını görmezden geli­
nerek ve um ursanm ayarak geçirm işti. Daha önce çetebaşları onu planlama toplan­
tılarının dışında bıraktığı zam an hiç rahatsız olmazdı.
Vin kumaş kaplanm ış, dim dik sırtlı kestane rengi sandalyelerden birine otu­
rarak ayaklarını altında toplad ı. Sorunun ne olduğunu biliyordu. Kelsier ona çok
fazla saygı gösterm iş, kendisini çok fazla önem li hissettirmişti. Onun gizli toplantı­
larının bir parçası olm aya h ak k ın ın olduğunu düşünm eye başlıyordu. Zihninin arka
tarafından gelen R een ’in kahkahaları onun bu düşüncesiyle alay ettiler ve Vin de
hem kendisine hem d e K e lsie r’e sinirlenm iş bir hâlde oturdu; utanmış hissediyor
ancak tam olarak nedeninden em in olam ıyordu.
Renoux’nın hizm etkârları ona bir yem ek tabağında mevye ve ekmekler getirdi.
Sandalyesinin yanm a küçük bir sehpa kurdular ve hatta ona pırıldayan kırmızı bir
sıvıyla doldurulm uş kristal bir bardak bile verdiler. V in bunun şarap mı, yoksa
meyve suyu mu olduğundan em in olamıyordu ve keşfetm eye de niyeti yoktu.
Ancak yiyecekleri görm ezden gelm edi; içgüdüleri tanıdık olmayan eller tarafından
hile hazırlanmış olsa, bedava yem ek fırsatını kaçırmasına izin vermezdi.
Sazed yürü yerek V in ’in sağ tarafına geçti ve sandalyesinin arkasına gelerek dur­
du. Elleri önünde ken etlen m iş ve gözleri doğrudan ileriye çevrili olarak katı bir
duruşla bekliyordu. Saygılı bir şekilde durm ayı amaçladığı belliydi ama Sazed’ın
k ü e gibi tepesinde yü kselm esi V in ’in ruh hâline hiç de iyi gelmiyordu.

Vin çevresi üzerine odaklanmayı denedi ama bu sad ece ona tekrar köşkün
kadar zengin döşenmiş olduğunu hatırlatm ıştı. B ö yle süslerin arasında rahat
iniyordu, kendini sanki tem iz bir halının üstündeki siyah bir leke gibi gözebatıyf
hissediyordu. Yere kırıntılarını dökeceğinden korktuğu için ekm ekleri yemedi Vç
dışarıda yürüdüğü sırada külle lekelenm iş olan ayak ve bacakları da eşyaları kirle
teceği için tedirgin oldu.

Bütün bu temizlik skaaların çabaları pa h a sın a elde ed iliyo r, diye düşündü
Vin. N eden kirletmekten endişe edecekm işim k i? A n c a k ç o k fazla da öfkelenemi-
yordu çünkü bunların sadece bir paravan olduğunu b iliyo rdu. “ Lord Renoux” belli
bir düzeyde süslülük gösterm ek zorundaydı. Başka tü rlü olsa şüphe çekici olurdu

Bunun yanında, onun bu m üsrifliğe gü cen m esin e engel olan bir şey daha vardı
Hizmetkârlar m utluydu. İşlerini ciddi bir p ro fesyo n ellik için de yapıyorlardı; çaba-
larınm üstünde hiç de bir angarya havası yoktu . D ışarıd aki koridorda kahkahalar
duymuştu. Bunlar eziyet gören skaalar değillerd i, K e ls ie r’in planlarının farkında
olup olmamalarının herhangi bir anlamı yoktu.

Bu nedenle de, V in arada bir esn eyerek ken din i m ey v ele ri yem eye zorladı.
Sonuç olarak gerçekten de uzun bir gece olm aktayd ı. Son un da hizmetkârlar onu
yalnız bıraktılar ama Sazed hemen arkasında yü kselm eye devam etti.

Böyle yem ek yiyem em , diye düşündü en sonunda h ü sran içinde. “O şekilde
ensemde dikilmesen olur mu?”

Sazed başını sallayarak onayladı. İki adım öne çıkarak sandalyesinin arkası ye­
rine yanına geldi ve yine aynı katı duruşa geçti. Y in e az önceki gibi tepesinde
yükseliyordu.

Vin sıkıntıyla yüzünü astı, sonra da S a z e d ’ın d u d akların d aki gülümsemeyi fark
etti. Gözleri eğlenceyle parlayarak başını eğip ona doğru baktı, sonra da gidip
V in ’inkinin yanındaki sandalyeye yerleşti.

"Daha önce hiç espri anlayışı olan bir Terrisli gö rm em iştim ,” dedi V in kum kum-
Sazed bir kaşını kaldırdı. “ Ben sizin daha önce hiç Terrisli görm em iş olduğunu­
zu sanıyordum Vin H an ım .”
Vin durakladı. “ Ee, hiç espri anlayışı olan b ir T errisli d u ym am ıştım . Sîzlerin
tamamıyla soğuk ve resmi olmanız gerekiyor.”
"Bizler sadece incelik sahibiyiz, H a n ım ım ,” d ed i Sazed . H e r ne kadar sert bir
duruşla oturuyor olsa da üzerinde yine de... rahatlam ış bir hava vardı. S a n k i o
edepli bir şekilde sandalyede otururken bile başka insanların kanepelere yayılıp'
ken olacakları kadar rahatmış gibiydi.
Zaten öyle olm aları gerekiyor. T a m a m ıy la Son İm p a r a to r lu k 'a sa d ık olan ku­

sursuz hizmetkârlar.
"Sizi rahatsız eden bir şey mi var, V in H a n ım ?” d iy e sordu Sazed, Vin onu

incelerken.
S a z e d ne k a d a r bilgi s a h ib i? B e lk i R e n o u x 'm n b i r ta k litç i olduğunun bil? f‘,r

k ın da değildir. “ Ben sadece senin nasıl... buraya g e lm iş olduğunu merak ediyof
dum ,” dedi Vin en sonunda.

"lerrisli bir vekılharı ııı nasıl olup ila Son İmparatorluk'u devirmeyi hedefleyen
bir ayaklanmaya katılm ış olduğunu 11111 dem ek istiyorsunuz?” diye sordu Sazed
yumuşak bir sesle.

Vin kızardı. G örü n üşe göre Sazed epey bir bilgi sahibiydi.
“Bu enteresan bir soru H an ım ım ,” dedi Sazed. “ Kesinlikle, benim durumum
olağan değil. D iyebilirim ki ben bu durum a inanç nedeniyle ulaştım .”
"İnanç m ı?"
“Evet,” dedi Sazed. “ Söyler m isiniz Hanımım, siz neye inanıyorsunuz?”
Vin kaşlarını çattı. "Bu ne tür bir soru?”
“En önemli tür, diye düşünüyorum ben."
Vin bir an için öylece oturdu ama Sazed belli ki bir cevap bekliyordu, o yüzden
de en sonunda om uz silkti. “ B ilm em .”
“İnsanlar çoğu zaman öyle söylü yor," dedi Sazed. “Am a ben bunun nadiren
doğru olduğunu gördüm . Son İm paratorluk’a inanıyor musunuz?”
“Güçlü olduğuna inanıyorum ,” dedi Vin.
“Ölümsüz m ü?”
Vin omuz silkti. “ Şim diye kadar öyle oldu.”
“ Peki ya Lord H üküm dar? O T a n rı’nın Y üce Sureti mi? G erçekten de onun
Nezaret’in öğrettiği şekilde Ebediyetin Kıym ığı olduğuna inanıyor musunuz?”
“Ben... ben bunun hakkında daha önce hiç düşünm em iştim .”
“Belki de düşünm elisiniz,” dedi Sazed. “ Eğer, incelemeniz sonucunda Nezaret
öğretilerinin size uym adığım keşfederseniz, o zaman size bir alternatif önermekten
memnun olurum .”
“Ne alternatifi?”
Sazed gülümsedi. “ O durum a göre değişir. Doğru inanç iyi bir pelerin gibidir,
diye düşünüyorum ben. Eğer üstünüze iyi uyuyorsa, sizi sıcak tutar ve korur. A n ­
cak tam oturm ayanı boğucu olab ilir.”
Vin duraklayarak hafifçe kaşlarını çattı ama Sazed sadece gülümsedi. Sonunda
Vin dikkatini tekrar yem eğin e çevirdi. Kısa bir süre sonra, yan taraftaki kapı açıldı
ve Kelsier ile R en oux geri döndü.
“Hadi, şimdi bu çocuk hakkında konuşalım ,” dedi Renoux otururlarken. Bir
grup hizmetkâr K elsier için başka bir tabak yem ek daha getirmişti. "Benim vârisimi
oynamasını planladığın adam bunu yapam ayacak mı diyorsun?"
“Ne yazık k i,” dedi K elsier yem eğinin hesabını hızla görmekteyken.
“Bu işleri son derecede karm aşık hâle getiriyor,” dedi Renoux.
Kelsier omuz silkti. “V in ’i vârisin yaparız, olur biter.”
Renoux başını olum suzca salladı. “ Onun yaşında olan bir kız vâris ilan ed i­
lebilir, ancak benim onu seçm em şüphe çekici olurdu. Renoux sülalesinde çok
daha uygun bir seçim sayılacak olan çok sayıda m eşru erkek kuzen var. Orta
yaşlı bir adam ı aristokrasin in in celem esin d en geçirm ek yeteri kadar zor ola­
caktı. G en ç bir kız ise... hayır, çok sayıda insan onun geçmişini inceleyecektir.
Tasarlamış olduğum uz aile bağları üstünkörü bir incelem eyi geçer ama eğer

İticileri k a l k ı p da k ızın s a h ib i o l d u ğ u t o p r a k l a n i n c e l e m e k ü z e r e ajanb ır gönde

r e c e k o l u r s a . . . ’'

Kelsier'in yüzü asıldı.

"Dahası," diye ekledi Renoux, "başka bir sorun daha var. Eğer ben genç, evlen­
memiş bir kızı vârisim olarak ilan edecek olsaydım , onun eli bir anda Luthadel’de.
ki en fazla arzulanan ellerden birisi hâline gelirdi. Eğer o kadar fazla ilgi görecek
olursa, casusluk etmek onun için son derecede zor olacaktır.”

V in ’in bu düşünceyle yüzü kızardı. Şaşırtıcı bir şekilde, V in yaşlı taklitçi ko­
nuştukça moralinin bozulduğunu fark etti. B u K e ls ie r ’in b a n a planda verdiği tek

yerdi. Eğer bunu da yapam ayacaksam benim çeteye ne fa yd a m var?

"Peki, sen ne öneriyorsun?" diye sordu Kelsier.

“Eh, onun benim vârisim olması zorunlu d eğ il,” d ed i R enoux. “Ya, onun ye­
rine, sadece Luthadel’e gelirken yanım da getirdiğim sülaleden bir çocuk olsaydı?

Belki de onun ebeveynlerine, uzak ancak lütfum a sahip olan kuzenlere, kızlan-
nı aristokrasiye tanıtma sözü verm iş olabilirim ? H erkes benim art niyetimin onu

yüksek asil ailelerden birisiyle evlendirerek, güç sahibi olanlarla aramda bir diğer

bağlantı daha elde etm ek olduğunu varsayacaktır. A n cak o durum da fazla dikkat
çekmeyecektir; hem düşük bir statüye sahip olur, hem de biraz taşralı olmasında

gariplik olmaz.”
“Ki bu onun neden aristokrasinin diğer üyelerin den biraz daha az görgülü oldu­

ğunu da açıklamış olur," dedi Kelsier. "Kusura bakm a V in .”

Peçeteye sarılı bir parça ekmeği gizli gizli göm lek cebine sokm aya çalışmakta

olan Vin başını kaldırdı. "N eyin kusuruna bakm ayayım ?”

Kelsier gülümsedi. “Boş ver.”
Renoux kendi kendine başını salladı. “ E vet, bu çok daha iyi iş görür. Herkes

Renoux Evi’nin eninde sonunda yüksek asillere katılacak olduğunu varsayıyor, bu
yüzden de V in ’i nezaket icabı aralarına kabul ed ecekler. A n cak kendisi çoğu insa­
nın onu görmezden geleceği kadar önem siz olacak. Bu ondan yapmasını isteyece­

ğimiz şeyler için ideal bir durum .”

"Ben beğendim,” dedi Kelsier. “ Ç ok az kişi senin yaşında olan ve senin tica­
ri kaygılarına sahip bir adamın kendisini balolar ve p artilerle zahmete sokmasını
bekler, ancak onlara bir ret m ektubu yerine gö n d ereb ilecek olduğun s o s y e t i k bir

gencin varlığı da ünün için bir avantaj olacaktır.”
“Gerçekten de öyle,” dedi Renoux. “Ancak biraz elden geçirilmesi gerekecek

ve sadece görünüş açısından da değil.”
Vin onların inceleyen bakışları altında biraz kıvrandı. O nun plandaki rolü ıp

edilmeyecekmiş gibi görünüyordu ve bir anda bunun ne anlam a geldiğini
Renoux’nın etrafında olmak onu rahatsız ediyordu ve o sahte bir asildi. Bir oc

dolusu gerçek asile nasıl tepki verecekti? I
“Korkarım ki Sazed'ı bir süre için senden ödünç alm am gerekecek, dedi

sier.

“ Hiç sorun değil,” dedi Renoux. “O gerçekten de benim değil, senin vekilharç

“Aslında, dedi K elsier. Ben onun artık hiç kimsenin vekilharcı olduğunu zan­
netmiyorum, ha Sazed?”

Sazed başını bir yana yatırd ı. “ Bir efendisi olm ayan bir Terrisli, silahı olmayan
bir askere benzer Ü sta t K elsier. Lord R en ou x'ya hizmet ettiğim süreden memnun
kaldım ve em in im ki sizin hizm etinize geri dönm ek de beni eşit derecede m em ­
nun e d e cek tir.”

“Yok, benim hizm etim e geri dönüyor olm ayacaksın,” dedi Kelsier.
Sazed bir kaşını kaldırdı.
K elsier başıyla V in ’i işaret etti. “ R en oux haklı, Saze. V in ’in biraz eğitilm eye
ihtiyacı var ve ben de pek çok yüksek asilin senden çok daha az görgülü olduğunu
biliyorum. Kızın hazırlanm asına yardım edebileceğini düşünüyor musun?”
"Eminim ki genç hanım a biraz yardım ım dokunabilir,” dedi Sazed.
“ İyi,” dedi K elsier ağzına son b ir pasta atıp sonra da ayağa kalkarken. “ Bu işin
ayarlanmış olduğuna m em nun oldum çünkü yorgun hissetm eye başlıyorum ve za­
vallı V in ise kafası m e y v e tabağının içine düşüp kalacakm ış gibi görünüyor.”
"İyiyim b e n ,” dedi V in anında, iddiası bastırılan bir esneme tarafından biraz
zayıflatılıyordu.
“Sazed, onları kalacakları m isafir odalarına götürebilir misin?” dedi Renoux.
“Elbette, Ü stat R en o u x,” dedi Sazed akıcı bir hareketle sandalyesinden kal­
karak.
Bir grup hizm etkâr yem eğin kalanlarını götürürken Vin ve Kelsier uzun boylu
Terrislinin peşine takıldılar. A r k a d a yem ek bıraktım , diye düşündü Vin kendisini
biraz uykulu h issed erek. Bu o lay hakkında ne düşüneceğinden emin değildi.
M erdivenlerden yu karı çıkar ve bir yan koridora dönerlerken Kelsier, V in ’in
yanına geçti. “ O rada seni d ışarıda bıraktığım için üzgünüm V in .”
Vin omuz silkti. “ Benim senin tüm planlarını bilm em için bir sebep yok.”
"Saçm a,” dedi Kelsier. “ Bu geceki kararın seni de diğer herkes kadar bu takı­
mın bir parçası yap ıyo r. A n ca k R e n o u x ’yla olan özel konuşmamızın doğası kişisel­
di. O fevkalâde bir ak tör am a insanların onun Lord Renoux'nın yerini tam olarak
nasıl aldığı hakkındaki ayrın tıları bilm esinden rahatsızlık duyuyor. Sana söz veri­
yorum ki onunla konuşm uş olduğum uz herhangi bir şeyin senin plandaki yerinle
herhangi bir ilişkisi y o k .”
Vin yürüm eye devam etti. “ Sana... inanıyorum .”
"İyi,” dedi K elsier gülüm seyerek omzuna hafifçe vurup. “ Saze, ben erkek mi­
safir odasının yolunu biliyorum ; ne de olsa bu yeri satın alan bendim. Ben buradan
yolumu bu labilirim .”
"Pekâlâ, Ü stat K elsier,” dedi Sazed saygılı bir şekilde baş eğerek. Kelsier, Vin'e
son bir gülüm sem e yollad ı, sonra da bir koridordan döndü ve karakteristik canlı
Vüriiyüşüyle uzaklaştı.
Vin onun gidişini izledi, sonra da Sazed T başka bir koridordan aşağı doğru ta­
kip etti. Allom ansi eğitim i, K elsierT e arabadaki konuşması ve en son olarak da
Kelsier’in sadece birkaç san iye önceki sözü üzerine düşünüyordu. Kem erine bağ­

lanmış, sikkelerden bir hazine olan üç bin boxin g garip bir ağırlıktı.
En sonunda Sazed onun için bir kapıyı açtı v e fe n e rle ri yakm ak için içeri gjr(jj

"Çarşaflar yeni ve sabahleyin size bir banyo h azırlam aları için hizm etçileri gönde
receğim .” D önerek V in ’e m um unu verdi. “ B aşka b ir ş e y e ih tiyacın ız olacak mı?»

Vin başını iki yana salladı. Sazed g ü lü m sed i, ona iyi g e c e le r diledi, sonra da
tekrar koridora çıktı. V in kısa bir an bo yu n ca d ik ile re k o d a yı in celedi. Sonra dön
dü ve bir kere daha Kelsier'in gitm iş olduğu yön e göz attı.

“Sazed?” dedi, başını uzatıp koridora bakarak.
Vekilharç duraklayarak döndü. “Evet, V in H an ım ?”
"Kelsier,” dedi Vin sessizce. “O iyi bir adam , değil m i?”
Sazed gülüm sedi. “Ç o k iyi bir adam H a n ım ım . T a n ıd ık la rım ın en iyilerinden
biri.”
Vin hafifçe başını salladı. “ İyi bir a d a m ...” d e d i y u m u şa k b ir şekilde. “Daha
önce onlardan bir tanesiyle karşılaştığımı san m ıyo ru m .”
Sazed gülümsedi, sonra da saygıyla başını eğdi ve gitm ek için döndü.
Vin kapıyı kapadı.

B İR İN C İ B Ö L Ü M Ü N S O N U

ik in c i bo lum

KÜLDEN BİR GÖK
ALTINDA İSYANCILAR

En sonunda, benim kendimi beğenmişliğimin hepimizi yok edeceğinden endişe
ediyorum.

9

V İ N S İ K K E Y E D O Ğ R U İte re k k e n d isin i yu karıd aki sislerin için e doğru
hrlatt. Y ü k s e le re k y e rd e n ve ta ş la rd a n u z a k la ştı, p e le rin i d alg alanarak g ö kteki ka­
ranlık a k ın tıla rın iç in d e y ü k s e liy o r d u .

. bu, diye düşündü soğuk ve nemli havayı derin derin içine çekerken.

f l er! m k aP a tara k rü z g â rın a k ış ın ı h is s e tti. H e r zammı eksikliğini çektiğim ama
farkında olm adığım ş e y işte b u y d u .

ke a ttı^ S ü d T k a ^ a r k e n §özlerini aÇt'- En son ana kadar bekledi, sonra da bir sik-

vavaşlatt ' ^ ^a^ ın m ta§la n na düştü ve o da hafifçe üstüne İterek düşüşünü

sessiz s k ıfı'r 3n '**'n Vaktl ve y ere Çarptığı gibi koşmaya başladı, Fellise’in

kez Salah'3 ^ ^ °^ Unca ^erhyordu. Sonbaharın sonlarında hava serindi ama Mer­

din™ j tC k ^ ar Çoğunlukla ılım an olurdu. Hatta bazı yıllar tek bir kar tanesi
au$meden geçerdi.

Ve Sağa d ^ s’ kke att1/ sonra da bunu kullanarak kendisini hafifçe yukarı

çevik: bjr c-* Alçak bir taş duvarın üstüne kondu ve duvarın tepesi boyunca

Vakrnak tı * & a(dırnlarının tem posu neredeyse hiç bozulmamıştı. Lehim

bekleri l- ^ ^as^arc^an fazlasını güçlendiriyordu, vücudun tüm fiziksel yete-

kıskanac k ^ ° r^ U- Lehim i düşük bir hızda yanar tutmak ona her ev hırsızının

DUvar ^ir ^ engo hissi sağlıyordu.

n Ve hassas UZe^e ^ °^ ru ^ n d ü ve V in köşede duraklayarak çömeldi, çıplak ayakla-

aÇık olarak^ 31"013^ 30 so^uk ta51kavnyordu. Allom ansi'sini gizlemek üzere bakırı

^essizlik T 131"’111sonuna kad at zorlam ak için kalay harladı.
^’rsi2 sıralar ° Z 3^a^ arı sislerin içinde iş sıralarında duran zayıf skaalar gibi bc-

uŞturuyordu. İlerid e m alikâneler yatıyordu, her biri taşı düzgün ke­

silmiş duvarlarla kaplı ve sıkı konuna altındaydı. Bu şehird e LuthadcTde olandan
çok daha az sayıda ışık noktası vardı. Evlerin pek çoğu sadece geçici konutlardı
sahipleri Son İm paratorluk’un başka bir köşesini ziyaret etm ek için buradan git.
mişlerdi.

Bir anda önünde mavi çizgiler belirdi; bir uçları göğsüne işaret ediyor, diğer
uçları ise sislerin içinde kayboluyordu. V in anında yan tarafa doğru sıçradı ve gece
havasını yarıp arkalarında sis izleri bırakarak geçen iki sikkeden kaçındı. Lehim
harlayarak duvarın yanındaki sokağın kaldırım ına indi. K alayla güçlenmiş kulaklan
bir gıcırtı sesini algıladı, sonra da karanlık bir silu et göğe doğru fırladı, birkaç mavi
çizgi sikke kesesine doğru işaret ediyordu.

Vin yere bir sikke atıp rakibinin arkasından kendini havaya fırlattı. Bir an için
havada yükseldiler, habersiz bir asilin bahçesinin ü zerin den geçiyorlardı. Vin'in
rakibi bir anda malikâneye doğru çekilerek havada rotasını değiştirdi. Vin de aşa­
ğısındaki sikkeyi bırakıp onun yerine dem ir yaktı ve m alikânenin pencerelerinden
birinin pencere mandalını Çekerek onun peşinden gitti.

Rakibi yere önce indi ve V in o binanın yan tarafın a çarparken bir gümleme
duydu. Bir an sonra gitmişti.

Bir ışık parladı ve V in havada hızla dönerek m alikâne duvarına ayaklarının üs­
tünde inerken şaşkın bir kafa pencerenin birinden dışarı uzandı. V in anında dikey
yüzeyi tekm eleyerek uzaklaştı, kendisini h afifçe açılandırarak aynı pencere man­
dalına doğru İtti. Cam çatladı ve V in de y erçek im i onu tekrar yakalayamadan
fırlayarak gecenin karanlığında kayboldu.

Vin sislerin içinden uçtu, gözlerini hedefini takip ed eb ilm ek için zorluyordu.
Rakibi ona doğru bir çift sikke gönderdi ama o um u rsam az bir düşünceyle bunları
itip uzaklaştırdı. Bulanık bir mavi çizgi aşağı doğru d ü ştü, yere atılan bir sikke ve
rakibi de tekrar yan tarafa doğru hareket etti.

Vin de bir sikke attı ve İtti. Ancak onun sikkesi rakibinin bir İtişi yüzünden
bir anda yerde kayarak geriye doğru fırladı. A ni hareket V in ’in sıçrayış eğrisini
değiştirerek onu yana doğru savurdu. V in k ü fred erek yan tarafa doğru başka bir
sikke attı ve bunu kullanarak kendisini tekrar doğru yö n e gönderecek şekilde Itt>-
O zamana kadar ise hedefini kaybetm işti.

Pekâlâ, diye düşündü duvarın hem en iç tarafındaki yum u şak toprağa düşer
ken. Eline birkaç sikke boşalttı, sonra da n eredeyse tam dolu olan keseyi hava)3
fırlatıp bunu hedefinin uzaklaşarak kaybolduğunu gördüğü tarafa doğru güçlü b'r
şekilde İtti. Kese arkasında solgun mavi bir A llo m an tik çizgi bırakarak sisler10
içinde kayboldu.

Bir anda ilerideki çalıların arasından bir avuç sikke fırlayarak hızla Vin’in kese51
- vjf*

ne doğru uçtular. Vin gülümsedi. Rakibi uçan kesenin V in ’in kendisi olduğunu
saymıştı. Rakibi V in ’in onun üzerindeki sikkeleri görem eyeceği kadar uzakta
bilirdi ama Vin de elindeki sikkeleri onun görem eyeceği kadar rakibinden uz^1'

Koyu bir siluet çalıların arasından sıçrayarak çıktı ve taş duvarın üzerine at
Siluet duvar boyunca koşar ve diğer taraftan aşağı süzülürken V in sessizce be

Kendisini doğrudan havaya fırlattı, sonra da altından geçmekte olan şeklin üs­
tüne elindeki sikkelerin hepsini gönderdi. Rakibi anında İterek sikkeleri sislerin
içine gönderdi am a onlar sadece oyalam aydı. Vin ikiz cam bıçakları kınlarından
savrularak çıkarken rakibinin önünde yere indi. Öne atılarak bıçaklarını savurdu
ama rakibi sıçrayarak geriye gitti.

Ters giden b ir şeyler var. V in eğildi ve bir avuç ışıldayan sikke sislerin içinden
geri gelerek rakibinin eline düşerken kendini uzağa fırlattı; V in ’in kendi sikkeleri,
rakibinin İterek uzaklaştırm ış olduğu sikkeler... döndü ve sikkeleri V in ’in olduğu
yöne doğru fırlattı.

Vin sessiz bir ciyaklam ayla bıçaklarını düşürerek ellerini öne uzattı ve sikkeleri
ittirdi. Anında İtişi rakibi tarafından karşılandığı için geriye doğru uçtu.

Sikkelerden bir tanesi doğrudan ikisinin arasında asılı kalarak havada yalpaladı.
Sikkelerin kalanları ise çelişkili kuvvetler tarafından yan taraflara doğru itilerek
sislerin içinde kaybolm uştu.

Vin uçarken çeliğini harladı ve rakibinin de geriye doğru İtilirken homurdandığı­
nı duydu. Rakibi duvara çarptı. V in de bir ağaca bindirdi ama lehim harlayarak acıyı
duymazdan geldi. Ağacı kendisini desteklem ek için kullanarak İtmeye devam etti.

İki A llom an ser’in artırılm ış güçleri arasında kısılı kalmış olan sikke havada tit­
redi. Basınç arttı. V in arkasında küçük toz ağacının büküldüğünü hissederken diş­
lerini gıcırdattı.

Rakibinin İtişi amansızdı.
Yenilm eyeceğim, diye düşündü V in çelik ve lehimin ikisini birden harlarken,
gücünün tüm baskısını sikkeye doğru gönderirken hafifçe hırladı.
Bir an sessizlik oldu. Sonra ağaç gecenin karanlığında yüksek bir çatırtı sesiyle
kırılırken Vin arkaya doğru savruldu.
Vin yuvarlanarak yere devrildi, etrafında tahta kıymıkları uçuşuyordu. Kaldı-
nm taşları boyunca yuvarlanırken kalay ve lehim bile V in ’in zihnini açık tutmayı
başaramadı. En sonunda sersem lem iş bir şekilde durarak yerde kaldı. Etrafında
sispelerininin kurdeleleri uçuşan koyu bir siluet yaklaştı. Vin fırlayarak ayaklarının
üzerinde doğruldu ve düşürm üş olduğunu unuttuğu bıçaklarını çekmeye çalıştı.
Kelsier kapüşonunu indirdi ve bıçaklarını V in ’e uzattı. Bir tanesi kırılmıştı. “ İç­
güdüsel olduğunu biliyorum V in ama İttiğin zaman ellerini öne uzatmak zorunda
değilsin; ne de elin dekileri bırakm an gerekiyor."
Vin karanlığın içinde yüzünü buruşturdu ve omzunu ovuştururken başını salla­
yarak bıçaklarını geri aldı.
“ Keseyle iyi iş çıkardın ,” dedi Kelsier. "O rada bir an beni yanılttın."
“O da ne faydalı oldu y a,” diye homurdandı Vin.
"Sen bunu sadece birkaç aydır yapıyorsun V in ,” dedi Kelsier kaygısızca. “Her
Şey göz önüne alındığı zam an, gelişim in harika. Ancak ben senden daha ağır olan
kişilerle İtişm e yarışlarına girm ekten kaçınm anı öneriyorum .” Duraklayarak V in ’in
kısa boyu ve ince yapısını süzdü. “ Ki bu da büyük olasılıkla hemen hemen herkes
anlamına gelir.”

Vin içini çekerek hafifçe gerindi. Daha fazla beresi olacaktı, hn azından^,
rüniir olmayacaklar. Şimdi Cam on'un yüzünde bıraktığı b ereler de en sonunda
kaybolmuş olduğundan, Sazed onu dikkatli olm ası konusunda uyarmıştı. Makyaj
ancak bir yere kadar örtücü olabilirdi ve V in ’in de eğer aristokrasinin içine sızarak
sa “düzgün” bir genç leydi gibi görünmesi gerekiyordu.

"A l,” dedi Kelsier ona bir şey uzatarak. “Bir hatıra.”
Vin cismi yukarı kaldırdı; bu aralarında İtm iş oldukları sikkeydi. Basınç yüzün­
den eğrilmiş ve ezilmişti.
“Malikânede görüşürüz," dedi Kelsier.
Vin başını sallayarak onayladı ve K elsier karanlığın içinde kayboldu. O haklı,
diye düşündü. Ben daha küçüğüm, ağırlığım d a h a a z ve u zan ım ım da dövüşme­
min olası olduğu herkesten daha kısa. E ğ e r b irin in üstüne doğru dan saldırırsam

kaybederim.
Alternatifi ise zaten onun her zaman tercih etm iş olduğu yöntemdi; sessizlik

içinde mücadele etmek, gizli kalmak. A llom an si’yi de aynı şekilde kullanmayı öğ­
renmek zorundaydı. Kelsier onun bir Allom anser olarak inanılm ayacak kadar hızlı
gelişiyor olduğunu söyleyip duruyordu. O bunun ken di hocalığı yüzünden oldu­
ğunu düşünüyormuş gibiydi ama V in başka bir şeyler yüzünden olduğunu hissedi­
yordu. Sisler... geceleri gizli gizli gezinm ek... bunların hepsi V in ’e doğru geliyordu.
Allomansi’yi Kelsier’e diğer Sissoylulara karşı yard ım etm ek için yetecek kadar
hızlı öğrenmek konusunda endişe etm iyordu.

Ona endişe veren şey plandaki diğer rolüydü.
Vin içini çekerek sikke kesesini aramak üzere duvarın üstünden atladı, durası
Renoux’nun evi değil, başka bir asile ait olan bir m alikân eydi. K öşkte ışıklar açıktı
ve etrafta insanlar geziniyordu. Hiçbiri karanlığın içine doğru fazla çıkmıyordu.
Skaalar sishortlaklarından korkar, asiller ise gürültünün arkasında Sissovlulann
olduğunu tahmin ederdi. İkisi de aklı başında bir insanın yüzleşm eyi isteyecek
olduğu şeyler değildi.
Vin çelik çizgisini bir ağacın üst dallarına doğru takip ed e rek en sonunda kese­
sinin izini buldu. H afifçe Çekerek keseyi aşağı dü şü rüp yakaladı, sonra da tekrar
sokağa geri döndü. Kelsier olsa büyük ihtim alle k eseyi arkada bırakırdı; içindeki
iki düzine kadar klip onun harcadığı vakte değm ezdi. A n cak V in hayatının büyük
bir kısmı boyunca hırsızlık etmiş ve aç kalm ıştı. K endisini savurganlık yapma)3
zorlayamıyordu bile. Zıplam ak için attığı sikkeler bile onu rahatsız ediyordu-
Bu yüzden Renoux’nun malikânesine geri dönerken sikkelerini idareli bir şekd
de kullanarak İtmek ve Çekm ek için binaları ve atılm ış m etal parçalarını kullan^1
Artık bir Sissoylunun yan koşmalı-yarı sıçram ak ilerlem e tarzı ona doğal geli)’° rı
ve hareketleri hakkında çok fazla düşünm ek zorunda kalm ıyordu.
Asil bir leydiymiş gibi yapmaya çalışırken nasıl bir iş çıkaracaktı? EndişA0
ni gizleyemezdi, kendisinden değil. Cam on kendine güveni sayesinde asıl ta' ‘
yapmakta iyiydi ama bu Vin'in sahip olm adığından em in olduğu bir özellıkt'
lomansi'deki başarısı ise sadece onun yerinin güzel tu valetler giyinmiş olarak51

y0t,» balolarında fiıık atm ak değil, köşelerde ve gölgelerin içinde kalmak olduğunu
kanıtlamıştı.

Ancak K elsier onun geri çekilm esine izin vermeyi reddetmişti. Vin, Renoux
Köşkünün hemen dışına konarak çöm eldi, yorulduğundan biraz nefes nefese kal­
mıştı. Işıkları h a fif bir endişe hissiyle izledi.

Bunu ya p m a yı öğrenm ek zorundasın, deyip duruyordu Kelsier ona. Sen yete­
nekli bir A llo m a n se r'sin a m a a sillere k a rşı b aşarılı olmak için Çelikıtm eden daha
fazlasına ihtiyacın olacak. O n la rın toplumu içinde de sislerin içinde yaptığın ka­
dar kolay bir şekilde hareket edebilene kadar, büyük bir dezavantajın olacak.

Sessizce iç çeken V in doğrularak kalktı, sonra da sispelerinini çıkarıp daha
sonra geri alm ak üzere bir kenara tıktı. Sonra da merdivenlerden yukarı çıkarak
binanın içine girdi. S a z e d ’ı sorduğu zam an köşk hizmetkârları onu mutfağa yön­
lendirdiler, bu yüzden o da m alikânenin hizm etkârlara ait olan kapalı, gizli kısmına
doğru gitti.

Binanın bu kısım ları bile kusursuz bir şekilde tem iz tutuluyordu. Vin,
Renoux’nun nasıl böylesi ikna edici bir taklitçi olduğunu anlamaya başlıyordu. O
asla hataya izin verm iyord u . E ğer kendi rolünü de malikânesindeki düzeni sürdür­
düğünün yarısı kadar iyi bir şekilde sürdürebiliyorsa, o zaman Vin hiç kimsenin
numarayı asla keşfetm eyeceğ in d en em in olabilirdi.

Am a bir kusuru olm ak zorunda, diye düşündü. İki a y önceki görüşmede, Kel­
sier Renouz'nurı b ir So rgu cu n u n incelem esinden geçm eyi başaram ayacağını söyle­
mişti. Belki de o n ların R e n o u x 'n u n d u yg u la rı h ak kın da onu ele verebilecek olan bir
şeyleri sezmesi m üm kü n o la b ilir ?

Bu ufak bir şey olabilirdi am a V in bunu unutm uş değildi. K elsier’in dürüstlük
ve güven hakkındaki sözlerine rağm en hâlâ sırları vardı. H erkes gibi.

Sazed’ın gerçekten de m utfakta olduğu ortaya çıktı. Orta yaşlı bir hizmetçiyle
birlikte duruyordu. H izm etçi bir skaa kadını için uzun boyluydu ama Sazed'ın
yanında durm ak onun m inicik kalm asına sebep olmuştu. V in onu malikâne perso­
nelinden biri olarak tanıyordu; adı C o sah n ’dı. V in sırf onları takip edebilmek için
bile olsa, yerel person eldeki herkesin isim lerini öğrenmek için çaba sarf etmişti.

Sazed, Vin girerken ondan tarafa baktı. “Ah, Vin Hanım. Tam zamanında geri
döndünüz." Eşlikçisine doğru işaret etti. “ Bu Cosahn."

Cosahn, V in ’i dikkatli bir havayla inceledi. Vin insanların ona bu şekilde baka­
mayacakları sislerin içine geri dönm eyi arzuluyordu.

“Şimdi yeteri kadar uzundur, diye düşünüyorum ben,” dedi Sazed.
“Büyük ihtim alle,” dedi Cosahn. “Am a ben mucize yaratamam Üstat Vaht.”
Sazed başını sallayarak onayladı. Görünüşe göre "V aht” Terrisli bir vekilharç
■Çin uygun olan unvandı. T am olarak skaa olmamakla birlikte kesinlikle asil de
olmayan Terrislilerin, im paratorluk toplum u içinde çok garip bir yeri vardı.
Vin şüphe içinde İkiliyi süzdü.
“ Saçınız H an ım ım ,” dedi Sazed sakin bir tonla. Cosahn sizin için saçınızı ke­
secek.”

"H a," dedi Vin eliyle sacına uzanarak. Saçı kendi zevki i(,in biraz uzun „lrna„.
başlamıştı ama her nedense Sazed'ın onun saçını bir oğlan gibi kısa kestirme^
izin vereceğinden şüphe ediyordu.

Cosahn elini bir sandalyeye doğru salladı ve V in de gönülsüz bir şekilde otur­
du. Birileri kafasının bu kadar yakınında m akas ku llan ırken uysal bir şekilde otur-
mayı sinir bozucu buluyordu ama bundan kurtulm anın bir yolu yoktu.

Bir kaç saniye boyunca ellerini V in 'in saçının için den geçirerek sessizce
“cık”ladıktan sonra Cosahn saçları m akaslam aya başlad ı. “ N e kadar da güzel saç­
lar; gür, güzel, koyu siyah renkli,” dedi n ered eyse ken d i ken disin e. “ Bu kadar kötü
bakılmış olduğunu görmek çok yazık Ü stat V a h t. P e k ço k asil kadın bunun gibi saç
için ölür; bırakınca iyice aşağı sarkm asına ancak y e te c e k k ad ar dolgun ama kolayca
şekillendirilebilecek kadar da düz.”

Sazed gülümsedi. “ G elecek te daha iyi bakım gö receğ in d en em in olmak zorun­
da kalacağız,” dedi.

Cosahn kendi kendine başıyla onaylayarak çalışm asın a d evam etti. Neden son­
ra, Sazed yürüyerek geldi ve V in ’in sadece birkaç ayak önünde bir sandalyeye
oturdu.

"Kelsier daha dönmemiştir herhalde?” diye sordu V in .
Sazed başını olumsuzca salladı ve V in de içini çek ti. K e lsie r pek çok gece Vin le
olan eğitim seanslarından hemen sonra gittiği gece baskınlarına Vin'in de onunla
beraber gitmek için yeteri kadar pratik yapm am ış olduğun u düşünüyordu. Son iki
ay boyunca Kelsier hem Luthadel’de, hem de F e llis e ’d e b ir düzine farklı asil aileye
ait olan mekânlarda görülmüştü. Kılıklarını ve gö rü n ü şteki amaçlarını de;işken
tutarak, Büyük Evler arasında bir karışıklık havası yaratm aya çalışıyordu.
“N e?” diye sordu V in ona m eraklı bir ifad eyle b akm akta olan Sazed’a dik dik
bakarak.
Terrisli saygıyla hafifçe başını eğdi. “ Ben bir d iğer ön eriyi daha dinlemeye is­
tekli olup olmadığınızı merak ediyordum .”
Vin gözlerini devirerek içini çekti. " İ y i.” Z a te n b u r a d a oturm aktan başka bir
şeyyaptnam mümkün değil.
“ Sanıyorum sizin için m ükem m el olan dini b u ld u m ,” d ed i Sazed, n orm ald e
ğukkanlı olan yüzünde bir heveslilik pırıltısını ortaya çıkarak. “ Buna Tanrı Trelb
ithafen ‘Trelagizm’ deniliyor. T re ll’e N elazan olarak bilinen ve kuzeyde çok uza ^
larda yaşayan bir halk tapardı. Onların ülkesinde gece ve gündüz döngüle" V
garipti. Yılın bazı ayları sırasında günün çoğu boyunca hava karanlık olurdu- Anc3
yaz sırasında her gün sadece birkaç saat için hava kararırdı.
“ Nclazanlar karanlıkta güzellik olduğuna ve gün ışığının daha menfi"'
na inanırdı. Yıldızları onları izleyen T r e ll’in Bin G ö z ü olarak görürlerdi-
T rell’in kardeşi olan N alt’ın tek ve kıskanç gözüydü. N alt sadece tek h " S1
olduğu için kardeşini gölgede bırakm ak am acıyla onu alev alev parlatırdı-
Nelazanlar bundan etkilenm iyor ve N a lt’ın gökyüzünü sakladığı zamanlarda
onları izleyen sessiz T re ll’e tapmayı tercih e d iy o rlard ı.”

Sazed sessizleşti. V in nasıl cevap vereceğinden emin değildi ve bu yüzden de
bir söylemedi.

"Bu gerçekten de iyi bir dindir V in H anım ," dedi Sazed. “ Ç ok kibar ancak
çok da güçlüdür. N elazanlar gelişm iş bir toplum değildi ama oldukça kararlıydılar.
Bütün gece göğünün haritasını çıkararak her önem li yıldızı saym ış ve yerini b elirle­
mişlerdir. Onların âdetleri size uygun, özellikle de geceyi tercih edişleri. Eğer arzu
ederseniz size daha fazla da an latabilirim .”

Vin başını iki yana salladı. "So ru n değil S az ed .”
"Size uymadı m ı?” dedi Sazed hafifçe yüzü asılarak. “ Eh, neyse. Bu konu üze­
rinde biraz daha düşünm em gerekecek. Teşekkür ediyorum H anım ım ; bana karşı
çok sabırlısınız, diye düşünüyorum b e n .”
“Biraz daha mı düşüneceksin?” d iye sordu V in. “ Bu beni döndürm eye çalıştığın
beşinci din, Saze. Daha kaç tane olabilir ki?”
“Beş yüz altmış ik i,” dedi Sazed. “Y a da en azından benim bildiğim inanç sis­
temlerinin sayısı o kadar. H alkım a, bü yü k olasılıkla ve ne yazık ki, toplam aları için
geride bir iz bırakmaksızın bu dünyadan göçüp gitm iş olan başkaları da vard ır.”
Vin durakladı. “V e sen de bu dinlerin hepsini ezbere mi biliyorsun?"
“Mümkün olduğu kadarını,” dedi Sazed. “ Dualarını, inançlarını, m itolojilerini.
Pek çoğu birbirlerine çok benziyor; birbirlerinin kollan ve m ezhep leri.”
“Yine de, nasıl onların hepsini birden hatırlayabilirsin?”
“Benim... yöntem lerim v a r,” dedi Sazed.
“Ama bunun ne anlamı var?”
Sazed kaşlarını çattı. “ C evabın aşikâr olm ası gerekir, diye düşünüyorum ben.
İnsanlar değerlidir, V in H anım ve bu nedenden dolayı, inançları da öyledir. Bin
yıl önceki M iraç’tan bu yana o kadar çok inanç kayboldu ki. Ç e lik N ezaret Lord
Hükümdar dışında herhangi birine ibadet edilm esini yasaklıyor ve Sorgucular da
son derece gayretli bir şekilde yüzlerce dini yok ettiler. Eğer birleri onları hatırla­
mazsa, o zaman hepsi birden yok olup g id ecek .”
“Yani,” dedi Vin inanamayarak, “ Sen beni bin yıldır ölü olan dinlere inandır­
maya mı çalışıyorsun?”
Sazed başını sallayarak onayladı.
Kebier'le bağlantısı olan herkes mi d eli?
“Son İm paratorluk sonsuza kadar sü rem ez,” dedi Sazed sessizce. “ O nun sonu­
nu nihayet getiren kişinin Ü stat K elsier olup olm ayacağını bilm iyorum ama o son
gelecek. V e geldiği zaman da, Ç elik N ezaret artık egem en olm adığı zaman, insan­
lar atalarının inançlarına geri d önm eyi arzu ed ecekler. O gün onlar Sırdaşlara d ö ­
necekler ve biz de o gün insanoğluna unutulm uş olan gerçeklerini geri vereceğiz."
“Sırdaşlar m ı?” diye sordu V in, Cosahn onun perçem lerini makaslam aya başla­
mak için öbür tarafa geçerken. "Senin gibi olan başkaları da mı var?"
“Fazla değil," dedi Sazed. “A m a birkaç ta n e ... gerçekleri sonraki nesillere ak­
tarmaya yetecek kadar.”
Vin, Cosahn’ın bakım ı altında kıvranm a içgüdüsüne direnerek düşünceli bir

şekilde oturdu. Kadın kesinlikle acele etm iyo rd u ; R een , V iıı in saçını t-iraş ett *

zamanlarda sadece birkaç lıı/.lı makas d arbesiyle işini bitirird i. 9

“Beklerken derslerinizin de üzerinden geçelim mi V in I b in im ?” diye sordu Saz^

Vin, Terrisliye dik dik baktı ve o da sadece azıcık gü lü m sed i. V in ’i esir alm
olduğunu biliyordu; Vin saklanamaz, hatta p e n c e re d e o tu ru p sislerin içine ^'“5

bakamazdı. Tek yapabileceği şey oturup d in lem ekti. " İy i."

"Luthadel'in on Büyük E v in i güç sırasıyla sayab ilir m isin iz?”

“Venture, Hasting, Elariel, Tekiel, Lekal, E rik eller, E rik ell, Haught, U rbainve

Buvidas.”

“G ü zel,” dedi Sazed. “V e siz d e?”

“Ben Leydi Valette Renoux, bu m alikânenin sahibi olan L o rd Teven Renoux’nun

dördüncü kuzeni. Ebeveynlerim Lord H adren ve L e y d i F e lle tte Renoux, Batı Sa­

lahiyet'teki bir şehir olan C h akath’da yaşıyor. En ön em li ihraç m alı yün. Benim ai­

lem boya ticaretiyle uğraşıyor, özellikle de orada sık bu lu n an salyangozlardan elde

edilen çalıdibi kırmızısı ve ağaç kabuğundan yapılan b asık tarla sarısı. Ebeveynlerim

uzak kuzenleriyle olan bir ticaret anlaşmasının bir p arçası olarak beni aristokrasinin

arasında biraz zaman geçirebilm em için buraya L u th a d e l’e g ö n d erd i.”

Sazed başını sallayarak onayladı. “ Peki ya siz b u fırsa t hakkın da ne düşünüyor­
sunuz.'7' "

“Ben şaşkınlık ve biraz da m ahcubiyet iç in d e y im ,” d ed i V in . "İnsanlar bana

Lord Renoux’ya yaranmayı arzu ettikleri için d ik k at g ö stere cek ler. Aristokrasinin

huylanna yabancı olduğum için, ben de onların ilgileri y ü zü n d en memnunluk du­

yacağım. Aristokratik sosyetenin gözüne girecek am a sessiz kalacak ve başımı da

derde sokmayacağım.”

“Ezber yetenekleriniz takdire değer H a n ım ım ,” d e d i Sazed . “ Bu naçiz kulunuz

eğer siz kendinizi derslerimizden kaçınm ak yerin e, ö ğ re n m e y e adamış olsaydınız

ne kadar daha fazla başarı gösterm iş olabileceğinizi m e ra k e d iy o r .”

Vin ona dik dik baktı. “ Bütün Terrisli ‘naçiz k u lla r’ e fe n d ile rin e senin kadar çok

karşılık veriyor mu?"

“Sadece başarılı olanları."

Vin bir an daha ona baktı, sonra da içini çek ti. “ Ü zg ü n ü m Saze. Senin dersle

rinden kaçınmak niyetinde olduğum dan değil. S a d e c e b e n ... sisler... bazen dikka

tim dağılıyor.”

“ Eh, neyse ki ve dürüst olmak gerekirse, ö ğ re n m e k te ç o k hızlısınız. A n c a k an*

tokrasinin üyelerinin görgü kuralları üzerinde çalışm ak için bütün bir haya^âfl

vardı. Taşralı bir leydi olarak bile, biliyor olacağınız b e lirli şe y le r v a r.”

“Biliyorum,” dedi Vin. “G öze batm ak istem em ."

“Ah, bundan kaçınamazsınız H anım ım . İm p aratorluğun uzak bir kısmında'V ’

gelmiş olan bir kişi mi var? Evet, sizi fark ed ecek ler. B iz sad ece onların şüphe

\»ıV0r

masını istemiyoruz. Fark edilm eniz, ondan sonra da gözden çıkarılm anız ,

Eğer fazlasıyla bir sersem gibi davranırsanız bu da başlı başına şüphe çekici olu

Harika.

Sazed duraklayarak başını hafifçe yana eğdi. Birkaç saniye sonra Vin dışarıdaki
koridordan ayak sesleri duydu. Yüzünde kendinden memnun bir gülümsemeyle
yürüyen Kelsier içeri girdi. Sispelcrinini çıkardı, sonra da V in’i gördüğü zaman
durakladı.

“Ne?" diye sordu Vin sandalyesine biraz daha fazla gömülerek.
“Saç tıraşı güzel görün üyor,” dedi Kelsier. “ İyi iş çıkarmışsın Cosahn."
“Bir şey değil Ü stat K elsier.” V in , C osah n ’ın sesinden yüzünün kızardığını du­
yabiliyordu. “ Ben sadece elim de ne varsa onu kullandım .”
“Ayna,” dedi Vin bir elini uzatarak.
Cosahn ona bir ayna verdi. Vin aynaya baktı ve gördüğü şey duraklamasına
neden oldu. O bir... kız gibi görünüyordu.
Cosahn saçlarının her tarafını eşitlem e konusunda olağanüstü bir iş çıkarmış
ve düğümleri de ortadan kaldırm ayı başarm ıştı. V in her zaman saçlarının eğer çok
uzarlarsa örülm eye m eyilli olduğunu görm üştü. Cosahn bunun hakkında da bir
şeyler yapmıştı. V in ’in saçı hâlâ çok uzun değildi, kulaklarının üstüne kadar ancak
iniyordu ama en azından havaya kalkm ış değildi.
Seni b ir kız olarak d ü şü n m elerin i istem iyorsun, diye uyardı onu R een’in sesi.
Ama bir kez olsun, V in kendisini o sesi duym azdan gelm eyi isterken buldu.
“Seni gerçekten de bir leyd iye dönüştürm eyi başarabiliriz VinV dedi Kelsier
kahkahayla ve karşılığında V in ’in düşm anca bakışlarını aldı.
“İlk önce onu bu kadar sık olarak kaşlarım çatmaması için ikna etm em iz gere­
kecek Üstat K elsier,” dedi Sazed.
“O zor olacak," dedi K elsier. “ Surat asmayı epey bir seviyor. H er neyse, aferin
Cosahn."
“Hâlâ yapılacak biraz d ü zeltm e var Ü stat K elsier,” dedi kadın.
“Elbette, sen devam e t ,” dedi Kelsier. “Am a ben bir süre için Sazed'ı arakla­
yacağım."
Kelsier, V in ’e göz kırptı, C o sah n ’a gülümsedi, sonra da o ve Sazed bir kere
daha V in’i kulak m isafiri olam ayacağı bir yerde bırakarak odadan dışarı çıktılar.

Kelsier mutfağın içine gizlice bir göz atarak sandalyesinde asık yüzlü bir şekilde
oturmakta olan V in ’i izledi. Saç tıraşı gerçekten de iyiydi. Ancak övgülerinin bir
art niyeti de vardı; V in ’in hayatının çok büyük bir kısmını kendisine değersiz ol­
duğu söylenilerek geçirm iş olduğundan şüphe ediyordu. Belki eğer V in ’in kendine
biraz daha fazla güveni olursa, bu kadar fazla saklanmaya çalışmazdı.

Kapıyı kapayarak S azed ’a doğru döndü. Terrisli her zaman olduğu gibi huzur
verici bir sabır içinde bekliyordu .

“E ğ itim n a s ıl g id iy o r ? ” d iy e s o rd u K e ls ie r .
“Çok iyi ü s ta t K elsier," d ed i Sazed. "Ağabeyinden görmüş olduğu eğitim sa­
yesinde zaten bazı şeyleri biliyordu. A n cak onun da ötesinde, o aşırı derecede zeki
bir kız; dikkatli ve hızla ezberliyor. O nun koşullarının içinde büyümüş olan bir
kişiden böylesi bir yeteneği b e k le m iy o rd u m .”

"Sokak çocuklarının pek çoğu ak ıllıd ır,” dedi K elsier. “Akıllı olmayanlar,
Sazed ciddi bir şekilde başıyla onayladı. “ A şırı d ere ced e içine kapanık ve
derslerimdeki tam değeri görem ediğini hissediyorum . Ç o k itaatkâr ama hata^'
ya da yanlış anlaşılmaları istism ar etm ek te hızlı davranıyor. Eğer ona tam ola^
nerede ve ne zaman buluşacağımızı söylem ezsem , çoğu zaman onu malikânenın
her tarafında aramam gerekiyor."
Kelsier başıyla onayladı. “ Sanırım bu onun hayatında bir parça kontrolü elinde
tutma yöntemi. H er neyse, benim esas bilm ek istediğim onun hazır olup olmad,

M

8‘ '
“Emin değilim Ü stat K elsier,” diye cevap verdi Sazed. “ S a f bilgi yeteneğe eşit

değildir. Onun bir leydiyi, genç ve tecrüb esiz olan bir tanesini bile, taklit etmek
için gerekli olan... duruşa sahip olduğundan em in değilim . Antrenm an yemekleri
yedik, konuşma adabının üzerinden geçtik ve d ed ik o d u la n ezberledik. Kontrollü
bir durum içindeyken hepsinde yeten ekliym iş gibi görünüyor. Hatta Renoux'nun
asil konukları ağırladığı çay toplantılarında oturu rken de başarılı oldu. Ancak onu
asillerle dolu bir partinin içine tek başına gö n d erm ediğim iz sürece onun bunu ya­
pabileceğinden gerçekten emin olamayacağız."

“ Biraz daha pratik yapabilm esini iste rd im ,” ded i K elsier başını sallayarak. “An­
cak hazırlanarak harcadığımız her hafta, N eza ret'in m ağaralarda büyümekte olan
ordumuzu keşfetme şansını artırıyor."

“ Bu bir denge testi o zam an,” dedi Sazed. “ İh tiyacım ız olan adamları toplama­
ya yetecek kadar uzun süre beklem ek, ancak k eşfed ilm ey i engelleyecek kadar da
erken harekete geçmek zorundayız.”

Kelsier başıyla onayladı. “ Bir çete üyesi için du raklayanlayız. Eğer Vin ivi 15
çıkaramazsa casusumuz olması için başka birini b u lm am ız gerekecek. Zavallı kız,
keşke onu Allom ansi’de daha iyi eğitm ek için zam anım olsaydı. Daha ilk dört me­
talin üzerinden ancak geçtik. Am a benim y eteri kadar za m a n ım yok!"

“Eğer bir öneride bulunabilirsem ...”
“Elbette Saze.”
"Çocuğu diğer Siskan ekibi üyelerinin yanm a da gö n d erin ,” dedi Sazed. D11!
dum ki o Breeze adlı adam çok başarılı bir Teskinciym iş ve m uhakkak ki öbürler1
de eşit derecede yeteneklidir. Bırakın V in H a n ım ’a b ecerilerin i nasıl kullanacak
larını onlar göstersin.”
Kelsier düşünceli bir şekilde durakladı. “ Bu iyi bir fikir S aze.”
“Ama?"
Kelsier arkasında V in ’in hâlâ huysuz bir şekild e saç tıraşına maruz kalnaak
olduğu kapıya doğru baktı. “ Emin değilim . Bugün eğitim sırasında bir Ç e lik itrfl
yanşına girdik. Çocuğun ağırlığı benim yarım dan daha az olm alı ama yine de ^
iyice bir hırpaladı.”

“ Farklı kişilerin Allom ansi’deki güçleri farklı o lu r ,” ded i Sazed.
Evet ama değişkenlik çoğu zam an bu kadar b ü yü k d eğ ild ir,” dedi Ke ^
Artı, benim İtmelerimi ve Ç ekm elerim i nasıl kontrol edeceğim i öğrenme"1


Click to View FlipBook Version