"İfade ediş tarzın da iç k a ra rtıc ı bir dobralık v ar,” dedi Dockson.
"Lehini sürüklem ek adam ı ö yle yap ar,” diye belirtti Ham.
“5en ne zam an geri g e ld in k i? ” d iy e sordu Vin.
“ Dün gece, sen u y u d u k ta n son ra, d ed i H am . “Garnizon biz yarı zamanlı as
kerleri erken geri g ö n d e rd i kı b ize para v erm ek zorunda kalmasınlar.”
“0 zaman hâlâ o ra d a la r m ı? ” d iy e sordu D ockson.
Ham başım sallayarak o n aylad ı. “ O rdum uzun geri kalanını arıyorlar. Luthadel
Garnizonu V a ltro u x a sk e rle rin in yerin i d evraldı; onlar aslında savaşta epey bir
hırpalanmışlar. L u th a d el a sk e rle rin in b ü yü k bir kısmı daha uzun bir süre boyunca
isyancıları arayarak o ra la rd a o la c a k tır. G ö rü n ü şe göre savaş başlamadan önce bir
kaç çok büyük gru p ana o rd u m u z d a n ayrılarak kaçm ış.”
Konuşma bir k e re d a h a se ssiz lik le kesild i. V in birasını yudumladı, kendisini
daha iyi hissetm esini sağ la ya cağ ın a in an m aktan çok inadından içiyordu. Birkaç da
kika sonra m erd iv en lerd en ay a k se sle ri geldi.
Kelsier m utfağa gird i. “ G ü n a y d ın m ille t,” dedi her zamanki neşesiyle. “G örü
yorum ki yine d ü rü m . C lu b s , g e rç e k te n d e hayal gücü daha geniş ev hizmetçileri
tutmalısın." Y o ru m u n a rağ m en d ü rü m le rd e n bir tanesini kaparak büyük bir lokma
aldı, sonra da k en d in e iç e c e k b ir ş e y le r koyarken m utlulukla gülümsedi.
Çete sessiz kalm aya d eva m etti. A d am lar birbirlerine bakışlar attı. Kelsier
ayakta kaldı, d ü rü m ü y e rk e n d o lab a yaslan m ıştı.
“Keli, konuşm am ız g e re k ," d ed i D ockson en sonunda. “O rdu gitti.'
“Evet,” dedi K elsier lokm alarının arasında. “ Fark ettim .”
“İş bitti K e ls ie r,” d e d i B re e z e . “ İy i b ir d en em eyd i ama başarısız olduk.”
Kelsier durakladı. K aşların ı çatarak dürüm ünü indirdi. “Başarısız mı? Neden
öyle diyorsun?”
“Ordu yok K e li,” d ed i H am .
“Ordu planlarım ızın s a d e c e b ir p arça sıy d ı. Bir yenilgiyle karşılaştık, doğru, ama
hiç de işimiz b itm iş d e ğ il.”
“Hay Lord adına b e a d a n ıl” d ed i B reeze. “ N asıl böyle neşeli neşeli orada diki-
lebiliyorsun? A d a m la rım ız ö ld ü . U m u ru n d a bile değil m i?“
“Um urum da B r e e z e ,” d e d i K e ls ie r cid d i bir sesle. “A m a olan oldu. Bizim ha
yata devam etm em iz g e r e k .”
“Aynen ö y le !” d ed i B reeze. “ S en in bu çılgın ‘işini’ geride bırakmamız gerek.
^ azgeçmenin zam anı ge ld i. S e n in bu n d an hoşlanm adığını biliyorum ama işin doğ
usu bu!”
Kelsier tabağını tezgâhın ü stü n e bıraktı. “ Beni Teskin etme Breeze. Beni asla
Teskin e tm e .”
breeze ağzı h a fifçe açık kalarak durakladı. “ İy i,” dedi en sonunda. “Allomansı
yarine sadece gerçeği k u llan aca ğ ım . Ben ne düşünüyorum biliyor musun? Ben se-
n*n o atiyum u arak lam aya zaten hiç n iyetin in olm adığını düşünüyorum.
"Sen bizi k u llan ıyo rsu n . B iz e zengin lik sözü verdin ki sana katılalım ama senin
asla bizi zengin e tm e k gib i b ir n iye tin y o k tu . Bunların hepsi senin egon için; senin
gelmiş geçmiş en meşhur çetebaşı olabilm en için. Niitün o söylentileri o y(jZ(jt.
vavıvor, adamları o yüzden topluyorsıın. Sen zenginliği tattın, şimdi ise bir efsan-
olmak istiyorsun.”
Breeze sustu, bakışları sertti. K elsier kollarını kavuşturm uş ayakta duruyor
çeteyi süzüyordu. Birkaçı başka tarata baktı, utanan gözleri B reeze’in söylediği şeyi
onların da düşünmüş olduklarım kanıtlıyord u. V in de bunlardan biriydi. Sessizlik
uzadı, hepsi bir karşılık bekliyordu.
Merdivenlerden yine ayak sesleri geldi ve D ik iz m u tfağın içine daldı. "İyorbak
ve gel kalk siz! İvor bir fıskiye m eydanı k a la b alık !”
Kelsier oğlanın haberine şaşırm ış gibi gö rü n m ü yo rd u .
“Fıskiye meydanında kalabalık m ı?" ded i H am yavaş yavaş. “ Bunun anlamı.. ”
“Gelin," dedi Kelsier sırtını dikleştirerek. “ G id ip izleyeceğiz.”
“Ben bunu yapmamayı tercih ed erim K e li,” d ed i H am . “ Ben bu şeylerden boşuna
kaçınmıyorum.”
Kelsier onu duymazdan geldi. Sırad an skaa giysileri ve pelerinleri giymekte
olan çetenin en önünde yürü yordu; B reeze b ile takım ın ı giymemişti. Hafif bir
kül yağmuru başlamıştı ve um ursam az kül ta n e c ik le ri sanki görünmez bir ağaçtan
dökülen yapraklar gibi gökten aşağı d ü şü yo rd u .
Pek çoğu fabrikalardan ya da d eğ irm en lerd en gelm iş işçilerden oluşan büyük
skaa toplulukları sokağı tıkam ıştı. İşçilere çalıştık ları y erd en ayrılmalarına ve şeh
rin merkezi meydanında toplanm aya g e lm elerin e izin verilm esi için Vin’in bildiği
sadece tek bir sebep vardı.
İdamlar.
Vin daha önce idamlara hiç gitm em işti. S k aa ya da asil, şehirdeki her adamın
idam törenlerine katılması sözde zo ru n lu yd u am a hırsız çeteleri nasıl gizli kalına
cağını bilirdi. Uzaklarda çanlar çalarak olayı d u y u ru y o rd u ve obligatörler de sokak
ların kenarlarından izliyordu. O n lar fab rikalara, d em irh an elere ve rasgele evlere
girecek ve çağrıya uym ayı red deden leri arayıp , b u ldu kların ı da ölümle cezalandı
racaktı. Bu kadar çok kişiyi bir araya to p lam ak m uazzam bir çaba gerektiriyordu
Ama bir açıdan, bunun gibi şeylerin yap ılm ası b a sitç e L o rd H üküm dar’ın ne kadar
güçlü olduğunu kanıtlamaya da yarıyordu .
V in’in çetesi fıskiye m eydanına yak laştık ça so k a k lar daha da kalabalıklaştı- Bi
naların çatılan tıklım tıklım dı ve insanlar da sokakları doldu rm u ş, ileri doğru bas^
tırıyordu. Hepsinin birden sığ m a sın ın h iç y o lu y o k . L u th a d el diğer şehirlerin pc
çoğu gibi değildi, nüfusu çok fazlaydı. S a d e c e e rk e k le rin gelm esi durumun a
herkesin idamları görebilm esinin bir yolu yo k tu . ,
Ama yine de geliyorlardı. K ısm en gelm eleri ta le p ed ildiği için, kısmen ı
leri sırada çalışmak zorunda kalm ayacakları için ve kısm en d e V in 'in içten iÇe S ^
helendiği gibi bütün erkeklerde olan o aynı hastalıklı m eraka sahip olduklar1 K
Kalabalıklar daha da artarken K elsier, D o ck so n ve H am izleyicileri itere Ç
ye yol açmaya başladılar. Skaaların bazıları ç e te y e kızgın bakışlar attılar, gefÇ
çoğu sad ece b o ş g ö z lü v e ita a tk â rd ı. Bazıları yara izleri görünmediği hâlde Kelsier’i
gördükleri za rııan ş a ş ır m ış , h a tta h e y e c a n la n m ış gibi göründü. Bu insanlar kendi
istekleriyle ken ara ç e k iliy o rd u .
Son u n d a ç e t e m e y d a n ı ç e v r e le y e n d ış bina sırasına ulaştı. Kelsier bir tanesini
seçerek b a şıy la o r a y a d o ğ r u iş a r e t e t ti v e D o ck so n öne çıktı. Kapı ağzındaki bir
adam on u n g ir m e s in e e n g e l o lm a y a ç a lıştı am a D o x parmağıyla çatıya doğru işaret
etti, sonra d a im a lı b ir ş e k ild e s ik k e k ese sin i elin de tarttı. Birkaç dakika sonra
bütün çatı ç e t e y e k a lm ış tı.
"Lütfen bizi d u m a n la C lu b s ,” d ed i K elsier sessizce.
H u y su z z a n â a t k â r b a ş ıy la o n a y la y a r a k ç e te y i A liom antik tunç hislere karşı gö
rünm ez y a p tı. V i n ö n e y ü r ü d ü v e ç a tın ın ken arına çöm eldi, aşağıdaki meydanı
gözleriyle t a r a r k e n e l le r i k ıs a ta ş p a rm a k lığ ın ü stü n d eyd i. “ N e kadar çok insan..."
“ Bütün h a y a tın b o y u n c a ş e h ir le r d e yaşad ın V in ,” dedi yanında ayakta durmak
ta olan H a m . “ M u t la k a d a h a ö n c e d e k a la b a lık görm üşsündür.”
“ E ve t a m a ...” N a s ı l a ç ık la y a b ilir d i? H a re k e tli, aşırı sıkışık kütle Vin'in daha
önce gördüğü h iç b ir ş e y e b e n z e m iy o rd u . G e n iş, neredeyse sonsuzdu; kuyruk mey
danın m e r k e z in d e n u z a y a r a k t ü m s o k a k la rı d o ld u ru yo rd u . Skaalar o kadar sıkışık
bir h â ld e y d ile r k i V i n n e f e s a la c a k y e r i b ile nasıl bulabildiklerini merak ediyordu.
A siller m e y d a n ın o r t a s ın d a y d ı, a sk e rle r tarafından skaalardan ayrılıyorlardı.
Onlar m e y d a n ın m e r k e z in d e y a k la ş ık b e ş ayak kadar yükselen fıskiye taraçasına
yakındı. B ir ile r i a s ille r iç in o t u r a c a k y e r k u rm u ştu ve onlar da sanki bir gösteri ya
da at y a rışı i z le m e y e g e lm iş g ib i k o ltu k la r a y ay ılm ışlard ı. Pek çoğunun küle karşı
şem siye tu ta n h iz m e tk â r la r ı v a rd ı am a yağış bir kısm ının külü görmezden gelme
sine izin v e r e c e k k a d a r h a f i f t i .
A sille rin y a n ın d a a y a k t a d u r a n o b lig a tö r le r vardı; sıradan olanlan grili, Sorgu-
cular da siy a h lı e l b i s e l e r g iy m iş le r d i. V in titre d i. Sekiz tane Sorgucu vardı, sırık
gibi s ilu e tle r iy le o b lig a t ö r le r d e n b ir b a ş d a h a y ü k se k duruyorlardı. Ama korkunç
yaratıkları k u z e n le r in d e n a y ır a n ş e y sa d e c e b o y değildi. Ç elik Sorgucularm belir
gin bir d u ru ş u , b a ş k a b ir h a v a la r ı v a rd ı.
V in o n la rın y e r i n e s ır a d a n o b lig a tö r le r i in celed i. Pek çoğu resmi cübbelerinin
içinde g u ru rla a y a k t a d u r u y o r d u ; k o n u m la r ı ne k ad ar yüksekse, cübbeleri de o ka
dar k a lite liy d i. V i n g ö z le r in i k ıs a r a k k a la y y a k tı ve biraz tanıdık olan bir yüzü seçti.
O rad a,” d e d i e liy le işa re t e d e re k . “ Şuradaki benim babam.
Kelsier’in ku lak ları d ik ild i. “ N e r e d e ? ”
O b l ig a t ö r le r in ö n ü n d e , ” d e d i V in . “ /Altın r e n k li c ü b b e a tk ıs ı olan kısa adam .
K e lsie r s e s s iz le ş ti. “S e n in b a b a n o m u ? ” d iy e sordu en sonunda.
K im ?” d iy e so rd u D o c k s o n g ö zlerin i kısarak. “Yüzlerini seçemiyorum.
Tevıdian," d ed i K e ls ie r .
Lord prelan m ı ? ” d e d i D o c k s o n ş o k o la ra k .
N e ? O k im ? ” d iy e so rd u V in .
Breeze k ık ırd a d ı. “ L o r d p re la n N e z a r e t ’in başıdır yavrum . O Lord Hükümdar'in
°N ig a tö rle rin in e n ö n e m lis i. T e k n ik o la ra k S orgu cu lard an bile daha üst rütbeli.
Vin afallayarak oturdu.
"Lord prel.ın," dive m ırıldandı D ockson başını sallayarak. "İşler gittikçe d ^
da ivıve gidiyor.”
"Bakın!" dedi Dikiz işaret ederek.
Skaa kalabalığı kımıldanmaya başladı. V in onların hareket etm ek için fazlasıy^
sıkışık olduklannı düşünmüştü ama görünüşe göre yanılıyordu. İnsanlar geri çekilme
ye başlayarak merkezi platform a doğru giden geniş bir koridor oluşturmaya başladı
On/an rıe...
Sonra Vin dc hissetti. O nu boğarak havasız bırakan , iradesini çalan ezici bir
hissizlik; sanki üstüne bastıran devasa bir yorgan gib iyd i. A n ın da bakır yaktı. Ama
daha önce de olduğu gibi, Lord H iik ü m d a r’ın Teskin edişin i m etale rağmen hisse
debildiğine yemin edebilirdi. V in onun daha da yak m a geldiğini hissetti, Vin’e tüm
iradesini, tüm arzularını, tüm duygusal gü cü n ü k a y b e ttirm e y e çalışıyordu.
“Geliyor," diye fısıldadı D ikiz onun yanında yere çöm elerek.
Devasa bir çift beyaz aygır tarafın dan ç e k ile n siyah bir at arabası bir yan sokak
ta belirdi. Skaalardan oluşan bir k o rid o r b o yu n c a ilerled i. B ir... karşı konulamazlık
hissiyle hareket ediyordu. V in arabanın g e ç e rk e n b irk aç kişiye çarptığını gördü ve
ona öyle geliyordu ki eğer bir adam arabanın y o lu n u n üstü n e düşecek olursa, araç
onu ezip geçerken yavaşlam azdı bile.
Lord Hükümdar gelirken skaaların d u ru şu biraz daha fazla zayıfladı, onlar
Hükümdar’m kuvvetli Teskinini h issed erk en çö k en om uzlardan oluşan gözle gö
rülür bir dalga kalabalığın içinde yayıld ı. A rk a p lan d aki fısıldam a ve konuşmalann
kükremesi soldu, devasa m eydanın ü stü n e g e rç e k d ışı bir sessizlik çöktü.
“O çok güçlü,” dedi Breeze. “ Ben en iyi h âlim d e b ile ancak birkaç yüz kişiyi
Teskin edebilirim. Burada ise on b in lerce insan o lm a lı!”
Dikiz çatının kenarından aşağı baktı. "K e n d im i aşağı atasım geliyor. Her şeye
boş vermek..."
Sonra durakladı. Sanki uyanırm ış gibi başını salladı. V in kaşlarını çattı. Bir
şeyler farklı geliyordu. Tereddütlü bir şek ild e bakırın ı söndürdü ve artık Lord
Hükümdar’m Teskinini hissedem ediğini fa rk e tti. B erb at bunalım , ruhsuzluk ve
boşluk hissi garip bir şekilde kayb olm u ştu . D ik iz başını kaldırdı ve diğer çete üye
leri de birazcık daha dik durdular.
Vin etrafına göz attı. Aşağıdaki skaalarda d eğ işik lik görünm üyordu. A m a onun
arkadaşları...
Gözleri Kelsier’e takıldı. Ç e te b aşı sırtı d im d ik ayak ta durm uş, yaklaşmak*3
olan at arabasına kararlı bir şekilde gözlerini d ik m işti. Y ü z ü n d e bir konsantrasyon
ifadesi vardı.
Kelsier bizim duygularım ızı K örü klü yor, d iye düşündü V in. L o rd Hükümde
gücüne karşı koyuyor. Onların küçük gru bu n u k o ru m an ın bile Kelsier i ç i n bir ri
cadele olduğu belliydi.
Breeze haklı, diye düşündü V in . B ö y le b ir ş e y le n a sıl sa v a şa b iliriz ? L ° rı
kümdar aynı anda yüz bin k işiyi birden Teskin ed iyo rl
Ama Kelsier ırıiicadH e e tm e y e d ev a m ediyordu. Her ihtimale karşı Vin bakı
rını yaktı. Sonra da çin k o yak arak K e ls ie r'e yardım etm ek için uzanıp etrafındaki-
]erin duygularını K ö rü k led i. San k i d evasa, hareketsiz bir duvarı Çekiyormuş gibi
hissediyordu. A m a yard ım ı o lm u ş olm alıyd ı çünkü Kelsier hafifçe rahatlayarak
ona müteşekkir bir bakış attı.
“Bakın," dedi D o c k so n , b ü yü k ih tim alle etrafında gerçekleşmekte olan görül
m e z savaşın farkında d e ğ ild i. "E s ir ara b aları.” Lord H üküm dar’m arkasındaki kori
dordan gelm ekte olan on tan e b ü yü k , p arm aklıklı vagona işaret etti.
“İçlerinde herhangi birini tan ıyo r m usunuz?” dedi Ham öne doğru eğilerek.
“İyor yok gör b e n ," d ed i D ik iz rah atsız görünerek. “ Dayı, iyor gerçekten yak
sen, değil m i?”
“Evet, bakırım a ç ık ,” d ed i C lu b s aksice. “ Güvendesin. Zaten bir önemi olma
yacak kadar Lord H ü k ü m d a r ’d an u zak tayız, o m eydan dev gibi.”
Dikiz başını sallayarak o n aylad ı, sonra da belirgin bir şekilde kalay yakmaya
başladı. Bir an sonra ise b aşın ı iki yan a salladı. “ İyor yok kimse tanı ben.”
“Gerçi sen topladığım ız adam ların pek çoğunu görmedin Dikiz,” dedi Ham
gözlerini kısarak.
"Doğru," diye cevap ve rd i D ikiz. H e r ne kadar şivesi duruyor olsa da, normal
şekilde konuşmak için çaba s a r f ettiğ i b elliyd i.
Kelsier çıkıntının yan ın a ge lip gö zlerin i gölgelem ek için bir elini kaldırdı. “Ben
de esirleri görebiliyorum . H a y ır, y ü z lerin hiçbirini tanım ıyorum . Bunlar yakalanan
askerler değil.”
"Kim o zam an?” d iye sordu H am .
"Görünüşe göre çoğunlukla kadın ve çocuklar," dedi Kelsier.
"Askerlerin aileleri m i?” d iye sordu H am dehşete düşerek.
Kelsier başını olum su z b ir şek ild e salladı. “ H iç sanmam. Ölü skaalann kimliğini
belirlemek için zam an h a rc a m a m ışla rd ır.”
Ham yüzünü astı, k afası k a rışm ış gibi görünüyordu.
“Rasgele insanlar H a m m o n d ,” d ed i B reeze sessizce iç çekerek. “ İsyancılara ya
taklık eden skaaları c ez alan d ırm ak için ibret olsun diye asılacaklar.”
Hayır, o bile d e ğ il,” d ed i K e lsie r. “ Ben Lord Hüküm dar ın o adamların
huthadel'den top lan m ış o ld u k la rın ı bildiğin i va da umursadığını bile sanmıyorum.
0 büyük ihtim alle bu n un sa d e c e b ir d iğer taşra isyanı olduğunu varsayıyordun
bu... bu sadece h erk ese k o n tro lü n kim in elin d e olduğunu hatırlatmanın bir yolu.”
Lord H ü k ü m d ar’ın arabası b ir p latfo rm d an yukarı tırmanarak merkezi taraça-
n*n üstüne ulaştı. M eşu m araç m eyd an ın tam ortasına geldiğinde durdu ama Lord
Hükümdar’ın kendisi iç e rid e kaldı.
Esir vagonları da ge lip d u rd u v e bir gru p obligatör ve asker bunları boşaltmaya
baladı. Çoğu sad ece z a y ıfç a d iren en ilk esir grubu sürüklenerek yükseltilmiş mer-
platformun ü stü n e ç ık a rılırk e n siyah kü ller düşm eye devam ediyordu. İşi bir
^°rgucu yönetiyor, esirlerin p la tfo rm d a k i kâseye benzer dört fıskiyenin yanında
b'r araya getirilm eleri için işaret v eriyo rd u .
Birer esir çalışmakta olan döıt lıskıvonm vanıınla zorla dizlerinin üstüm.- çökt.r.
tildi ve dürt Sorgucu ohsıdıvcıt baltalarını k.ıldııdı. D ort balta ıııdi ve dürt kafa
koptıı. Hâlâ askerler tankından tutulm akta olan başsız. b ed en lerd en fışkıran kanlar
fıskiyelerin havuzuna döküldü.
Fıskiyelerden havava v u k seleıı sıılaı kızıl kızıl ı ş ı ld a m a y a b a şla d ı. A skerler ce
setleri bir kenara attılar ve d ö n kişivi dalıa ö n e y ık a rd ıla r.
Dikiz midesi bulanarak başını çevirdi. "N e d e n ... N e d e n K elsier bir şey yapmı
yor1 Kurtarmak onları1 "
“Aptal olma," dedi Viıı. “Orada Lord H iik ü m d a r’ın ken disin i bir kenara bırak
seki; tane Sorgucu var. Kelsier’in bir şeyler y ap m aya kalkm ası salaklık olur."
Gerpı eğer bunu bir düşünmüşse şa şırm a m , d iy e d ü şü n d ü V in K elsier’in öne
atılarak bütün bir orduyla kendi başına savaşm aya hazır olduğu zamanı hatırlaya
rak. Van tarafına göz attı. Kelsier idam ları d u rd u rm a k ü zere aşağı atlamamak için
kendisini zor tutuyormuş gibi görünüyordu; p arm ak e k le m le ri yanındaki bacayı
sıkı sıkı kavramaktan beyazlamıştı.
Dikiz öğürüp aşağıdaki insanların üstüne g e lm e y e c e k bir yere doğru tökez
leyerek gitti ve kustu. Ham hafifçe inledi ve h atta C lu b s bile hüzünlenmiş gibi
görünüyordu. Dockson ciddiyet içinde izliyord u, sanki ö lü m lere şahit olmak bir
tür nöbetti. Breeze sadece başını iki yana salladı.
Ancak Kelsier... Kelsier kızgındı. Yüzü kırm ızı, kasları gergin, gözleri alev alev
di.
Dört ölüm daha, bir tanesi bir çocuk.
“Bu,” dedi Kelsier elini kızgınlıkla m erkezi m eyd an a doğru sallayarak. “İşte
bizim düşmanımız bu. Burada aman verm ek yo k , d ö n ü p g itm ek yok. Bu karşımıza
birkaç beklenmedik engel çıktığı zaman bir kenara atılacak basit bir iş değil.”
Dört ölüm daha.
“Onlara bakın!” diye emretti K elsier, asillerle dolu trib ü n e doğru eliyle işaret
ederek. Pek çoğu sıkılmış gibi görünüyordu ve h atta b irkaç tan esi eğleniyor gibiydi
bile, kafalar kesilmeye devam ederken dönüp b irb irle riy le şakalaşıyorlardı.
“Beni sorguladığınızı biliyorum ,” dedi K elsier ç e te y e doğru dönerek. “Siz be
nim asillere karşı fazla sert olduğumu d ü şü n üyorsun u z, onları öldürm eye karşı
fazla hevesli olduğumu düşünüyorsunuz. A m a şu gü len ad am lara bakıp da dürüst
olarak bana onlann benim elimde ölm eyi hak e tm e d ik le rin i sö yleyeb ilir misiniz-
Ben onlara sadece adalet getiriyorum .”
Dört ölüm daha.
Vin kalayla güçlendirilmiş gözleriyle aceleci bir şek ild e tribün ü taradı. Elend ı
bir grup genç asilin içinde otururken buldu. B unların h içb irisi gülm üyordu ve yal
nız da değillerdi. Evet, asillerin pek çoğu d u rum u h a fife alm ak tayd ı ama dehşete
düşmüş gibi görünen küçük bir azınlık da vardı.
Kelsier devam etti. “Breeze, sen atiyum u sordun. D ü rü st olacağım . O hiçh>r
zaman benim ana hedefim değildi; ben bu çetey i işleri d eğ iştirm ek istediğim Kın
topladım. Biz atiyumu alacağız, yeni bir h ü kü m eti d e s te k le m e k için ativunta >h
liyaciiTiız olaı ak a m a hıı iş h<-ui y;ı d a sizh-rdcn herhangi birmi zengin etmek için
değil-
“Yeden ö ld ü . O b iz im m a z e r e t im i/ d i; hâlâ sadece hırsızmışız gibi davranmaya
devam ed e rk e n b izi iyi b ir ş e y le r y a p m a y a iten bir yoldu. Şimdi o gittiğine göre
vazgeçebilirsiniz, e ğ e r is tiy o r s a n ız . B ırakırsın ız. Am a bu herhangi bir şeyi değiştir
meyecek. M ü c a d e le d e v a m e d e c e k . İnsanlar ölm eye devam edecek. Sadece siz
bunu g ö rm ezd en g e liy o r o la c a k s ın ız .”
Dört ölüm daha.
“A rtık rol y a p m a y ı b ır a k m a n ın zam an ı geldi," dedi Kelsier her birine sırayla
gözlerini d ik e r e k . “ E ğ e r ş im d i b u n u yap acak sak , kendimize karşı açık ve dürüst
olmamız g e re k . B u n u n p a r a iç in o lm a d ığ ın ı itira f etm em iz gerek. Bu şunu durdur
mak için .” K ırm ız ı s u la r ın fış k ır d ığ ı fıs k iy e li avluya doğru işaret etti, neler olup
bittiğini s e ç e b ilm e k iç in b ile fa z la s ıy la u zak ta olan binlerce skaa için ölümün gözle
görülür b ir iş a r e t iy d i b u .
“ Ben m ü c a d e le m e d e v a m e t m e y e n iy e tliy im ,” dedi Kelsier sessizce. “Bazılan-
nızın lid e rliğ im d e n ş ü p h e e t tiğ in in fa rk ın d a y ım . Siz benim kendimi skaalann gö
zünde fazla b ü y ü t m e k t e o ld u ğ u m u d ü şü n ü yorsu n u z. Siz benim kendimi bir diğer
Lord H ü k ü m d a r y a p m a k t a o ld u ğ u m u fısıld ıyorsun u z. Siz benim egomun benim
için im p a ra to rlu ğ u d e v i r m e k t e n d a h a ö n em li olduğunu düşünüyorsunuz."
D u raklad ı v e V in , D o c k s o n ile d iğ e rle rin in gözlerindeki suçluluğu gördü. Dikiz
gruba katıld ı, h â lâ b ir a z h a s ta lık lı gib i gö rü n ü yord u .
Dört ölüm daha.
“ H a k sız sın ız ,” d e d i K e ls i e r h a fif ç e . “ Ban a güvenm eniz gerek. Biz bu plana baş
ladığımız za m an iş le r o k a d a r t e h lik e li gö rün dü ğü hâlde bana güvendiniz. Benim o
güvene hâlâ ih t iy a c ım v a r ! İ ş le r n a sıl gö rü n ü y o r olursa olsun, ihtimaller ne kadar
küçük olursa o lsu n , b iz m ü c a d e le e tm e y e devam etm ek zorundayız!”
Dört ölüm daha.
Ç e te y a v a ş y a v a ş K e l s i e r ’e d o ğ r u d ö n d ü . V in çinkosunun sönmesine izin ver
miş olduğu h â ld e L o r d H ü k ü m d a r ’ın d u yg u ların ın üstündeki İtişine karşı koymak
artık K e lsie r iç in a z ö n c e k in in y a n s ı k a d a r b ile ağır bir mücadele gerektimıiyormuş
gibi g ö rü n ü y o rd u .
B e lk i... b e lk i o b u n u y a p a b i l i r , d iy e d ü şü n d ü V in kendisine rağmen. Eğer Lord
H üküm dar’ı m a ğ lu p e d e b ile c e k b iri v arsa , o da K elsier di.
"Sizleri y e t e n e k li a d a m la r o ld u ğ u n u z için seçm edim , gerçi kesinlikle yetenek
lisiniz,” d e d i K e ls ie r . “ B e n s îz le r in h e r birin izin vicdan sahibi adamlar olduğunuzu
bildiğim için ö z e llik le s e ç t i m . H a m , B re e z e , D o x , C lubs... Sîzler dürüst ve hatta
hayırsever o la r a k a d ı a n ıla n a d a m la r s ın ız . E ğer bu planda başanlı olacaksak, ger
çekten d e u m u r s a y a n a d a m la r a ih tiy a c ım ın olacağını biliyordum.
"H a y ır B r e e z e , b u iş p a r a y a d a şan için değil. Bu savaş için, bizim bin şaldan
**ri v e riy o r o ld u ğ u m u z b ir s a v a ş iç in ; b e n im b itirm eye niyetli olduğum bir savaş.
G id eb ilirsin iz, e ğ e r is t iy o r s a n ız . H e r b irin izin eğer gitm ek istiyorsanız bırakmanıza
izin v e re c e ğ im i b iliy o r s u n u z ; s o r u s o r m a k y o k , ceza verm ek yok.
■'Ama/' d i l l i K o Im c i bakışları s r ıt lı- ş c ı e k , T . ğ ı ı kain sanı/, benim otorıt^
sorgulamayı kesmeye s ı v ve rm ek /o ıu tulasınız. I*¡1n k e n d is iy le ilgili t*ııdi^ciiTinr/
dile getirebilirsiniz. aıııa artık benim lideı ligim h akk ım la (ışıltılı konuşmalarol^
yacak. Eğer kalırsam/., beni takıp edeı.siniz. Aııl.ısıldı m ı? "
Birer birer her y t e üyesinin gözlerinin iyine b a ktı. 1le r biri başını salladı.
"Ben lıis gerçekten de sem sorgulamış old u ğ u m u zu düşünm ü yorum Kcll/'d^
Doekson. “ Bı/ sa d e ıe ... bizler e n d işe d u y u y o r u z ve b e n c e haklıyız da. Ürduplan.
lanmızın büvuk bir parçasıydı.”
Kelsier başıyla kuzeye, şehrin ana kapılarına doğru işaret etti. "İleride ne gö
rüyorsun Dox?”
"Şehir kapıları mı?”
‘ Ve son zamanlarda onlarda (arklı olan ne var?”
Doekson omuz silkti. "Sıra dışı bir şey yok. Biraz asker sayısı az ama..."
"Neden?" diye lafını kesti Kelsier. “N eden asker sayısı az?”
Doekson durakladı. “Çünkü Garnizon gitti?"
"Aynen öyle," dedi Kelsier. “ Ham diyor ki Garnizon daha aylar boyunca
ordumuzdan geride kalanları kovalayarak dışarıda kalabilirmiş ve adamlarının
da sadece yaklaşık yüzde onu geride kalm ış. Bu da m antıklı bir şey; isyancıları
durdurmak Garnizonun yapmak iyin yaratılm ış olduğu türden bir iş. Luthadel
savunmasız kalmış olabilir ama kimse asla L u th ad el’e saldırmaz. Asla kimse sal
dırmadı."
Çetenin üyeleri arasında sessiz bir kavrayış oluştu.
“Şehri ele geçirmek için yaptığımız planın birinci kısmı başarıyla gerçekleşti,'
dedi Kelsier. “Garnizon u Luthadel’den çıkardık. Bize beklediğimizden çok daha
fazlasına mal oldu, gerekenden çok daha fazlasına. Unutulm uş Tanrılar’dan o oğ
lanların ölmemiş olmasını dilerdim. N e yazık ki şimdi bunu değiştirenleyiz; sadece
onların bize sağlamış olduğu fırsatı kullanabiliriz.
“Plan hâlâ yürürlükte, şehirdeki düzen sağlayıcı ana kuvvet gitti. E ğ e r bir ev
savaşı açıktan açığa başlarsa Lord Hüküm dar bunu durdurmakta zorluk yaşayacak.
Eğer istediğini varsayarsak; her nedense, aşağı yukarı her yüz yılda bir geri çeki
lerek asillerin birbirlcriylc savaşmasına izin verm eye razı oluyor. Belki de asillerin
birbirlerinin boğazına sarılmasına izin verm enin onları kendisininkinden uzak tut
tuğunu görmüştür."
“Ama ya Garnizon geri gelirse?” diye sordu Hanı.
“ Eğer ben haklıysam, Lord Hüküm dar onların birkaç ay boyunca o rd u m u z d a n
gen kalanları kovalamalarına izin vererek asillere de biraz kurtlarını dökme şaLnj5*1
verecek. Ama işler onun beklediği gibi gitm eyecek. O ev savaşı başladığı zaman
kargaşadan faydalanarak sarayı ele geçireceğiz."
“Hangi orduyla güzel kardeşim?” dedi Breeze.
“Hâlâ biraz askerimiz var,” dedi Kelsier. “ A rtı, daha fazlasını da t o p l a m a k ıÇ'n
zamanımız olacak. Dikkatli olmamız gerek; mağaraları kullanamayız, o yüzden^
askerlerimizi şehrin içinde saklamamız gerekecek. Bu da büyük ihtimalle saytlJf’11
Jaha az olması anlamına gelecek Aıııa bu bir sorun olmayacak çünkü bildiğiniz
gibi o garnizon eninde sonumla g e n gcdec ek .”
Aşağıda idamlar devam eder ken grubun üyeleri birbırlerıyle bakıştılar. Vin ses
sizce oturmuş, K elsier’m bu ifadesiyle ne arılatmak istediğini çözmeye çalışıyordu.
“Aynen öyle K e li,” dedi I lam yavaş yavaş “Garnizon gen dönecek ve hızım
elimizde de onlarla savaşmak için yeteri kadar büytık bir ordu olmayacak ”
"Ama elimizde G>rd 1Jüküm dar'm hâzinesi olacak,” dedi Kelsier gülümseye
rek. “O Garnizoııcular hakkında sen hep ne dersin Ham?'
Haydut durakladı, sonra o da gülümsedi. "Onlar paralı asker '
"Lord Hüküıııdar'ın parasını ede geçirirsek, ordusunu da ele geçirmişiz demek
tir,” dedi Kelsier. "Bu pları hâlâ başarılı olabilir beyler. Hızler başanlı olabıiırız “
Çetenin kendine güveni artıyorm uş gibi görünüyordu Ama Vin gözlerini tek
rar meydana çevirdi. Fıskiyelerd en akan su o kadar kızıldı kj sanki havuzlar tama
men kanla doldurulm uştu. H epsinin ötesinde, abanoz siyahı arabasından idamları
izleyen Lord H üküm dar vardı. Pencereler açıktı ve Vin kalay ile içende oturmakta
olan gölgeli bir şekli zar zor seçebiliyordu.
Bizim gerçek d ü şm a n ım ız o, diye düşündü. G iden garnizon değil, baltalı Sor-
gucular da değil. O a d a m . G ü n lü k te k i adanı.
Onu yenmek için b ir y o l b u lm am ız gerek, yoksa yaptığımız diğer her ¡ey an
lamsız olacak.
Sanıyorum ki en sonunda R a s h e k ’in n ed en b a n a b u k a d a r fa z la kızgın oldu
ğunu keşfettim. B e n im gibi bir y a b a n c ın ın , T c n is li o lm a y a n bir a dam ın, hiçbir
şekilde Ç a ğ la m K a hram anı olabileceğine in a n m ıy o r , in a n ıy o r k i ben bir şekilde
filozoftan kandırmışım. K a h ra m a n 'm h ızm a la n n ı h a k sız bir şekilde takıyorum.
R a sh e k ’e göre, sadece sa fka n bir T errislinin K a h r a m a n olarak seçilmiş ol
ması gerekirdi. Garip bir şekilde, o n u n nefreti y ü z ü n d e n k e n d im i daha da kararlı
hissediyorum. B enim ona bu işi başarabileceğim i k a n ıtla m a m gerekiyor.
27
O A K Ş A M C L U B S ’ I N dükkânına dönen grup sessizdi. İdamlar saatler
boyunca sürmüştü. Hiçbir suçlama, Lord H üküm dar ya da Nezaret’ten gelen
hiçbir açıklama olmamıştı. Sadece idam üstüne idam , idam üstüne idam. Esir
ler bittiği zaman Lord Hükümdar ve obligatörleri platform un üstündeki ceset
yığınını ve fıskiyelerden akan kanlı suyu arkalarında bırakarak çekip gitmişler
di.
Kelsier'in çetesi mutfağa geri dönerken Vin artık baş ağrısının kendisini rahat
sız etmediğini fark etti. Artık onun acısı... önemsiz gibi görünüyordu. D iirü m le r
hâlâ masanın üstünde duruyordu; düşünceli bir hizmetçi tarafından üzerleri örtü l
müştü. Kimse onlara uzanmadı.
“Pekâlâ," dedi Kelsier her zamanki yerini alarak dolaba sırtını yaslarken. Hadi
plan yapalım. Nasıl devam etmeliyiz?”
Dockson kendi yerine geçmek için ilerlerken odanın yan tarafından bir deste
kâğıt aldı. “Garnizon gittiğine göre, ana odağımız asiller hâline gelmiş oluyor.
“Bittabi," dedi Breeze. “Eğer gerçekten de hâzineyi sadece birkaç bin askerle
ele geçirmeye niyetimiz varsa, o zaman kesinlikle saray muhafızlarının dikkatin
dağıtacak ve asillerin şehri bizim elimizden almasına engel olacak bir şevlere ih*1
vacımız olacak. Bu nedenle de ev savaşı en büyük önemi kazanıyor."
Kelsier başıyla onayladı. “Ben de aynen öyle düşünüyorum .”
“Ama ev savaşı bittiği zaman ne olacak?" diye sordu Vin. ‘ Bazı evler üste çıka
c a k v e ondan sonra da bizim onlarla uğraşmamız gerekecek."
Kelsier başını salladı, "benim niyetim ev savaşının hiçbir zaman bitmemesi Vın
va da en azından çok uzun bir süre için bitmemesi. Lord Hükümdar emirlerini
veriyor ve Nezaret de onun takipçilerini kontrol altında tutuyor ama skaaları ça
lışmaya gerçekten zorlayanlar aristokrasi. Yani eğer yeteri kadar asil evini devire-
bilirsek, hükümetin kendi kendine çökmesi bile mümkün. İmparatorluk hepsiyle
birden savaşamaz; fazlasıyla büyük gelir. Ama parçalanmasını ve sonra da parçala
m a n birbirlcriyle savaşmalarını sağlamayı başarabiliriz."
"Büvük Evler'in üstüne mali yük bindirmemiz gerek," dedi Dockson kâğıtlarım
kanştınrken. "Aristokrasi birincil olarak mali bir kurum ve maddi kaynak eksikliği
her evi yıkacaktır.”
"Breeze, senin kimliklerinden bazılarını kullanmamız gerekebilir,” dedi Kelsi
er. “Şimdiye kadar ekipte ev savaşı üzerinde gerçekten çalışan sadece ben vardım
ama eğer bu şehrin Garnizon geri dönmeden önce çökmesini istiyorsak, çabalan-
mızı artırmamız gerekecek.”
Breeze içini çekti. “ Pekâlâ. Ama kimsenin kazara beni olmamam gereken birisi
olarak tanımayacağından emin olmak için çok dikkatli davranmamız gerekecek.
Partilere ya da toplantılara gidemem ama büyük ihtimalle yalnız başıma ev ziya
retlerinde bulunabilirim.”
“Bu senin için de geçerli D o x ,” dedi Kelsier.
“Ben de öyle düşünm üştüm ,” dedi Dockson.
“Bu ikiniz için de tehlikeli olacak," dedi Kelsier. “Ama hız hayati önem taşıyor.
Ana casusumuz hâlâ Vin olacak ve büyük olasılıkla onun biraz yalan bilgi yaymaya
başlamasını da istiyoruz. Aristokrasiyi rahatsız etmek için ne gerekirse.’
Ham başıyla onayladı. “ O zaman dikkatimizi tepeye odaklamamız gerekir.*
Bittabi,” dedi Breeze. “ Eğer en güçlü evlerin savunmasız görünmesini sağlaya
bilirsek, o zaman düşmanları saldırmakta hızlı davranır. Ancak güçlü evler gittiği
zaman insanlar ekonomiyi ayakta tutanın aslında onlar olduğunun farkına varacak.
Oda bir saniye için sessizleşti, sonra birkaç baş Vin’e doğru döndü.
'Ne?” diye sordu Vin.
Venture Evi’nden bahsediyorlar V in," dedi Dockson. “Büyük Evler in en güç
lüolanı o.”
breeze başıyla onayladı. “ Eğer Venture yıkılırsa sarsıntılarını bütün Son İmpa
ratorluk hisseder.”
Vin bir an için sessizce oturdu. "Onların hepsi kötü insanlar değil." dedi en
s°nunda.
belki,” dedi Kelsier. “Am a Lord S tralf Venture kesinlikle öyle ve onun ailesi
Son İmparatorluk’un en tepesinde oturuyor. Venture Evi'nin düşmesi gerek ve
Seninevin en önemli üyelerinden biriyle zaten bağlantın var."
benim Elend'den uzak durm am ı istediğini sanıyordum, diye düşündü Vin si-
nirli bir şekilde.
“Sadece kulaklarını açık tut yavrum." dedi Bıveze. "Bak k-ıkıılmı oğlanı evin,
mali durumu hakkında konuşnır.tbılecek mısın1 Ki/r elle tııtıılıır hir şey (,1(| ^
gerisim hız hallederiz.’’
Tıpkı Elendin o denli neti et ettiği o y u n h ıt p b ı Am a idamlar hâlâ Vin’in aklın
da tazeydi. O türden ¡¡eylerin durdurulması gerekiyordu. Dahası, Elend’in kendisi
hile bahasını ya da evini pek lazla sevmediğini söylemişti. Belki... belki de bir
şevler bulabilirdi. "Ne yapabileceğime bir bakarım, " dedi.
Ön kapı yaldı ve yaraklardan bir tanesi cevap verdi. Birkaç saniye sonra da vüz
hatlarını gizlemek için bir skaa pelerinine bürünmüş olan Sazed mutfağa girdi.
Kelsiers33tı kontrol etti. "Erkencisin Saze.”
"Ben bunu âdet edinmeye çalışırım ü stat K eisier," diye cevap verdi Terrisli.
Dockson bir kaşını kaldırdı. “ Bu başka binlerinin de öğrenmesinin iyi olacağı
bir âdet."
Keisier homurdandı. “Eğer Iıep zamanında geliyorsan, bu yapacak daha iyi bir
şeylerin olmadığına işaret eder. Saze, adamlar nasıl?”
■Peklenilebıleceği kadar iyi Üstat K eisier,” diye cevap verdi Sazed. "Ama son
suza kadar Renoux depolarında saklanamazlar.”
1Biliyorum,' dedi Keisier. “Dox, Ham, sizin bu sorun üzerinde çalışmanıza isti
yorum. Ordumuzdan geride kalan iki bin adam var; sizden onları Luthadel’in içine
sokmanızı istiyorum."
Dockson düşünceli bir şekilde başıyla onayladı. “ Bir yolunu buluruz.”
“Bizden onları eğitmeye de devam etm em izi istiyor m usun?” diye sordu Ham.
Keisier başını sallayarak onayladı.
“O zaman onları mangalar hâlinde gizlem em iz gerek ecek ,” dedi Ham. "Adam
ları ayrı ayrı eğitecek kaynağımız yok. M esela... birbirlerine yakın olarak kenar
mahallelerde gizlenmiş, takım başına birkaç yüz adam ?”
“Hiçbir takımın diğerlerinden haberdar olm adığından em in o l,” dedi Dockson.
“Ya da hatta hâlâ saraya saldırma niyetimizin olduğunu bile bilmesinler. Şehirde
o kadar fazla adam varken, bazılarının eninde sonunda şu ya da bu nedenle obliga-
törler tarafından enselenmesi ihtimali v ar.”
Keisier başıyla onayladı. "Grupların hepsine dağıtılm am ış olan tek grubun on
lar olduğunu ve kendilerinin de sadece gelecekte bir gün gerekli olabilir diye tek
rar eğitim gördüklerini söyle."
"Asker toplamaya da devam etm em iz gerektiğini söylem iştin," dedi Ham.
Keisier onayladı. “Bu işi yapmayı denem eden önce en azından iki kat d a h a fazla
askerimizin olmasını isterim.”
"Ordumuzun yenilgisini göz önüne aldığım ız zam an bu zor olacak, ’ dedi Hattı-
“Ne yenilgisi?” diye sordu Keisier. "O nlara gerçeği söyle; ordumuz Garnizon o
başarılı bir şekilde etkisiz hâle getirdi.”
“Gerçi büyük bir kısmı bunu yaparken öld ü ," dedi H am .
“O kısmını örtbas edebiliriz,” dedi Bree/.e. "İnsanlar idam lar yüzünden ö
olacak, bu da onlann bizi dinlemeye daha istekli olm alarını sağlar."
“Önümüzdeki birkaç a y b o y u m a d a h a fa/la asker toplamak senin ana görevin
olacak H a ııı," dedi Kelsier.
“Bu pek fazla bir z a m a n d e ğ il , " d e d i İ l a m . "Arrıa ne yapabileceğime bakar,
•liıııden gelen nee varsa y a p m a y a ç a l ı ş ı r ı m . ”
“İvi,” dedi Kelsier. " S a z e , n ot geldi m i? ”
“Geldi Üstat K e ls ie r ," d e d i S a z c d p elerin in altından bir mektup çıkararak ve
bunu Kelsier’e verdi.
"Peki ya bu ne?” diye sordu Breeze merakla.
“M a rsh ’ta n bir m esaj," d e d i K elsier m e k t u b u a ç ıp y a z ıla n la ra göz g e zd irere k.
“Ş ehirdeym iş v e h a b e r le r i v a r . ”
“Ne h aberi?”
"Söylemiyor,” dedi K elsier bir dürüm kaparak. “Ama bu gece onunla nerede
buluşacağımızı tarif etm iş.” G id ip sıradan bir skaa pelerini aldı. “Gidip hava karar
madan buluşma yerini keşfe çıkacağım . G eliyo r musun Vin?”
Vin başıyla onaylayarak ayağa kalktı.
“Geri kalanlarınız plan üzerinde çalışm aya devam edin," dedi Kelsier. “İki aylık
birsüre içinde bu şehrin o kadar gergin hâle gelmiş olmasını istiyorum ki en sonun
da koptuğu zaman Lord H ü kü m d ar bile tutam asın.”
“Bize söylemediğin bir şey var, değil m i?” dedi Vin pencereden başını çevirip
Kelsier’e doğru dönerek. “ Planın bir parçası."
Kelsier karanlıkta ona bir göz attı. M arsh’ın seçtiği buluşma yeri en yoksul skaa
kenar mahallelerinden biri olan Sap ak lar’m içinde terk edilmiş bir binaydı. Kelsier
buluşacak oldukları binanın karşısında ikinci bir terk edilmiş bina bulmuştu ve Vin
ile Kelsier şimdi bunun en üst katında bekliyor, M arsh’tan bir iz arayarak sokağı
gözlüyorlardı.
“Neden bana bunu sordu n ?” dedi K elsier en sonunda.
“Lord Hükümdar yü zü n d en ," dedi V in kendi penceresinin kenanndaki çürü
yen tahtalarla oynayarak. “ Bugün onun gücünü hissettim. Öbürlerinin bunu his
sedebildiğini sanm ıyorum ; bir Sissoylunun yapabileceği gibi değil. Ama senin de
hissetmiş olman gerektiğini b iliyo ru m .” Tekrar başım kaldırarak Kelsıer'in gözle
din içine baktı. “ Sen hâlâ sarayı ele geçirm eye çalışmadan önce onu şehirden
Çıkarmayı planlıyorsun, değil m i?”
“Lord Hüküm dar hakkında en d işe e tm e ,” dedi Kelsier. “On Birinci Metal
°nun hesabını gö recek .”
Vin kaşlarını çattı. D ışarıd a güneş alevli bir öfke yangını içinde batmaktaydı.
Sisler yakında gelecekti ve M arsh ’ın da kısa bir süre sonra gelmesi gerekiyordu.
ön Birinci M eta l, d iye d ü şü n d ü V in diğer çete üyelerinin buna karşı olan şüp
heciliğini hatırlayarak. “ Bu ge rçek m i?" d iye sordu Vin.
'On Birinci M etal m i? E lb e tte ö v le, bunu size de gösterdim, unuttun mu?“
Ben onu dem ek iste m iy o ru m ,” dedi Vin. “ Efsaneler gerçek mi? Yoksa yalan
n’1 % lüyorsun?”
“Biliyorum."
Kelsıeı ın gülümsemesi derinleşti. "C evap h.ıyır. Yalan söylemiyorum. Efsane
ler gerçek ama benim onlaıı bulmam bira/, /aman aldı."
Ve bize gösterdiğin o metal parçası gerçekten de On Birinci Metal mi?”
"Ben övle düşünüyorum," dedi Kelsier.
"Ama onu nasıl kullanacağını bilmiyorsun."
Kelsier durakladı, sonra da başını salladı. "H ayır. Bilm iyorum .”
"Bu pek rahatlatıcı değil."
Kelsier omuz silkerek pencereden dışarı bakmak için döndü. “ Sırrı zamanında
keştedemezsem bile, Lord Hükümdnr’ın senin düşündüğün kadar büyük bir sorun
olacağından şüpheliyim. O güçlü bir Allom anser ama her şeyi bilmiyor. Eğer bilse
biz şimdi ölmüş olurduk. Her şeye gücü de yetm iyor. Yetse, şehri korkutarak bo
şun eğdirmek için bütün o skaaları idam etm eye gerek duymazdı.
“Onun ne olduğunu bilmiyorum ama bence o bir tanrıdan çok bir insan gibi.
O günlükteki kelimeler... onlar sıradan bir insanın kelim eleri. Onun gerçek gücü
ordularından ve zenginliğinden geliyor. Eğer bunları ortadan kaldıracak olursak, o
zaman imparatorluğunun yıkılmasını durdurm ak için herhangi bir şey yapabilmesi
mümkün olmaz."
Vin cüzünü astı. "Bir tanrı olmayabilir ama... o başka bir şey Kelsier. Farklı bir
şey. Bugün o meydana geldiği zaman, bakır yakarken bile onun duygularım üstün
deki dokunuşunu hissedebiliyordum.”
“Bu mümkün değil V in,” dedi Kelsier başını iki yana sallayarak. “Mümkün
olsaydı, Sorgucular yakınlarda bir Dumancı varken bile Allom ansi’yi hissedebilir
di. Ve eğer durum bu olsaydı, skaa Siskanların hepsinin birden izini bulup onları
öldürmezler miydi?"
Vin omuz silkti.
"Sen Lord Hükümdar’ın güçlü olduğunu biliyor ve onu hissedebilmen gerekti
ğini düşünüyorsun," dedi Kelsier.
Belki Kelsier haklıdır, diye düşündü Vin pencere kenarından bir diğer tahta
parçasını daha sıyırırken. N e de olsa o benden çok d aha uzun zamandır bir Allo
manser.
Ama... ben bir ¡e y hissettim, değil m i? V e beni neredeyse öldüren Sorgucu, beni
karanlığın ve yağmurun içinde b ir şekilde bulmuştu. O da b ir şeyleri hissedebilmiş
olmalı.
Ama bu konuyu bir kenara bıraktı. "On Birinci M etal. Onu şöyle bir denetip
ne yaptığını göremez miyiz?”
“O kadar kolay değil,” dedi Kelsier. “ Sana asla on taneden biri olmayan bir
metali yakmamanı söylediğimi hatırlıyor m usun?”
Vin başıyla onayladı.
bır metali yakmak ölüm cül olabilir," dt-di Kelsier. "Bir alaşımdaki metal
nini bilt* yanlış ayarlam ak sem basta edebilir Eğer On Birinci Metal konusunda
haksızsam -
“S e m öldürecek,” d ed i Virı sessizce.
Kelsier b a şın ı s a lla d ı.
Demek ki göründüğün k a d a r d a em in değilm işsin, diye düşündü Vın. Yoksa
¡„Jiye kadar denemiş olurdun.
“Günlükte bulmak istediğin şey de bu ," dedi Vin. On Birinci Metal'in nasıl
kullanılacağına dair bir ip u cu .”
Kelsier başıyla onayladı. “ K orkarım ki o konuda pek şanslı değiliz. Şimdiye
k a d a r , günlükte A llom an si’nin adı bile g e çm e d i.”
“Gerçi Ferukemi'den bah sed iyor," dedi V in.
Kelsier bir omzu duvara yaslanm ış olarak kendi penceresinin yanında durduğu
verden ona dik dik baktı. “ D em ek Sazed sana ondan bahsetti?"
Vin gözlerini yere indirdi. “ B en... onu biraz zorladım savılır."
Kelsier güldü. “ Sana A llom ansi öğretm ekle dünyanın başına nasıl bir bela sar
dığımı merak ediyorum. E lb ette benim öğretm enim de benim hakkımda aynı şeşi
söylemişti.”
"Endişelenmekte h aklıym ış.”
“Elbette haklıydı.”
Vin gülümsedi. D ışarıda güneş ışığı neredeyse kaybolmuştu ve havanın içinde
yan saydam sis öbekleri oluşm aya başlıyordu. Bunlar hayaletler gibi havada asılı
duruyor, yavaş yavaş daha da b ü yü yerek gece yaklaştıkça etkilerini artırıyordu.
"Sazed'in bana Feru kem i’den pek fazla bahsedecek zamanı yoktu," dedi Vin
dikkatli bir şekilde. “ Ferukem i nasıl şeyler yapabiliyor?" Kelsier in yalanını yakala
yacağını varsayarak endişe içinde bekledi.
“Ferukemi tamamen iç se l,” dedi K elsier um ursam az bir sesle. “ Bizim lehim ve
kalaydan elde ettiğimiz aynı şeyleri sağlayabilir; güç, dayanıklılık, görüş ama her
özelliğin ayrı ayrı depolanm ası gerekli. A yrıca pek çok başka şeyi de güçlendire
bilir, Allomansi’nin yapam ayacağı şeyler. Hafıza, fiziksel hız. zihin açıklığı... hatta
fiziksel ağırlık ve fiziksel yaş gibi bazı acayip şeyler bile Ferukemi vle değiştirile
bilir.’’
'Yani Allomansi’den daha mı güçlü?" dedi V in.
Kelsier omuz silkti. "F e ru k e m i’nin hiçbir dışsal gücü yok. Duygulan îtemez ya
da Çekemez, D em irçekm e ve Ç elik itm e de yapamaz. V e Ferukemi nin en büyük
fırlaması da bütün özellikleri kendi vücudundan çekerek depolamanın gerek
mesi.
Bir süre iki kat daha güçlü olm ak mı istiyorsun? O zaman gücü depolarken
birkaç saati zayıf geçirm en gerek. Eğer hızla iyileşm e becerisini depolamak isti-
•0rsan epey uzun bir süreyi hasta hissederek geçirm ek zorundasın. Allomansi'de
bizim yakıtımız m etallerin kendileri, yakm ak için yeteri kadar metalimiz olduğu
siııece devam e de b iliri/. IV ı ıı k e m ı’d e m e la lle r .sadece d e p o la m a anıkları, ),
yakıt kendi \ m u d ıııı.'
"O zaman sadece gidip başkasının m eta l d e p o la rın ı y alsan olmaz, mı?" dedi Vjn
Kelsier başıvla reddetti "İşe y aram a/, l e r ıı k e m i s t le r s a d e c e bizzat kendi yarat
tıklan metal stokların ı erişebilirler "
“Ah."
Kelsier başıvla onayladı. "Yani bayır. Ben Ferukem i’nin Allomansi'den daha
güçlü olduğunu söylemezdim. İkisinin de sınırlamaları ve avantajları var. Örne
ğin bir Allomanser bir metali sadece bir vere kadar harlayabilir ve bu nedenle
de en yüksek gücü sınırlıdır. Ferııkemistlerin böyle bir sınırlaması yok. Eğer bir
Fenıkemist'in bir saat boyunca normalden iki kat daha güçlü olmaya yetecek ka
dar depolanmış gücü varsa, bunun yerine daha kısa bir süre için üç kat daha güçlü
olmayı ya da daha da kısa süreler için dört, beş veya altı kat daha güçlü olmayı
tercih edebilir."
Yin kaşlannı çattı. “Bu epey büyük bir avantaja benziyor.”
“Doğru," dedi Kelsier pelerininin içine uzanarak içinde birkaç ativum boncuğu
olan bir şişecik çıkarırken. “Ama bizde bu var. Feru kem ist’in beş adam kadar veya
elli adam kadar güçlü olmasının bir önemi yok, eğer ben onun ne zaman ne yapa
cağını biliyorsam kazanırım.”
Vin başını salladı.
"İşte,” dedi Kelsier şişeciğin tıpasını açıp boncuklardan birini çıkararak. Bir
diğer şişecik çıkardı, içinde normal alkol çözeltisi vardı ve ativumu da bunun içine
attı. “Bunlardan bir tanesini al. İhtiyacın olabilir.”
“Bu gece mi?” diye sordu Vin şişeciği kabul ederken.
Kelsier başıyla onayladı.
“Ama sadece Marsh’la buluşacağız.”
“Olabilir," dedi Kelsier. "Ama öte yandan, belki obligatörler onu yakalamış ve
mektubu yazmaya zorlamıştır. Belki de onu takip ediyorlardır ya da belki de me
sajından sonra onu yakalayıp işkenceyle buluşacağım ızı öğrenmişlerdir. Marsh çok
tehlikeli bir yerde; senin o balolarda yaptığın şeyin aynısını yaptığını düşün ama
bütün asillerin yerinde obligatörler ve Sorgucular v ark en .”
Vin titredi. “Sanırım haklısın,” dedi atiyum boncuğunu cebine atarken. Bi
liyor musun, bende yanlış giden bir şeyler olm alı; artık bu metalin fiyatının ne
olduğunu düşünmek için neredeyse duraksam ıyorum b ile."
Kelsier hemen cevap vermedi. “ Ben onun fiyatın ın ne olduğunu u n u tm a k ta
zorluk çekiyorum,” dedi sessizce.
“Ben..." Vin’ın sesi azalarak K elsier’in ellerin e göz attı. A rtık çoğunlukla o
yenleri uzun gömlekler giyiyor ve eldiven takıyordu; ünü yüzünden ayırt edk'
yara izlerinin toplum içinde görülmesi tehlikeli olurdu. Ancak V in izlerin ora
olduğunu biliyordu. Binlerce minik beyaz çizgi üst üste uzanıyorlardı.
‘ Neyse, günlük konusunda haklısın," dedi K elsier. "B en O n Birinci Metal den
bahsetmesini umuyordum. Am a A llo m an si’den F e ru k e m i’ye atıfta b u lu n u r k e
bi|c bahsetmiyor. İki güç p ek çok açıdan birbirlerine benziyor, onların karşılaştır
masını yapmasını b e k l e r d i m . "
“Belki de binlerinin kitabı okuyacağından endişe etmiş ve Allomanser olduğu
nubelli etmemek iste m em iştir.”
Kelsier başıyla onayladı. "B elk i. A yrıca henüz Kopmamış olması da mümkün.
0 Terris dağlarında onu kahram andan despota dönüştürecek her ne olduysa, belki
onun güçlerini ortaya çıkaran ila o olm uştur. Sanırım Sazed tercümesini bitirene
kadar öğrenemeyeceğiz.”
"Bitiriyor m u ?”
Kelsier başıyla onayladı. "S a d e c e bir parça kalmış; umalım ki önemli bir parça
da. Şu ana kadarki m etin beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Lord Hükümdar bize
o dağlarda başarması gereken şeyin ne olduğunu bile söylemiyor’. Bütün dünyayı
korumak için olan bir şey yaptığını iddia ediyor ama bu sadece onun egosundan
kaynaklanıyor da olabilir.”
Metinde bana pek de egoistm iş g ib i gelm edi, diye düşündü Vin Aslında tersi
gibiydi.
“Her neyse, son birkaç sayfa da tercü m e edildiği zaman daha fazlasını öğrene
ceğiz,” dedi Kelsier.
Dışarısı kararm aktaydı ve V in düzgün görebilm ek için kalayını açmak zorunda
kaldı. Penceresinin dışındaki sokak, kalayla güçlendirilen gözleri sayesinde gölge
ve aydınlığın garip bir karışım ına bü rün erek görünür hâle geldi. V in mantıksal
olarak dışarısının karanlık olduğunu biliyordu. A m a yine de görebiliyordu. Normal
ışıkta gördüğü gibi değildi, h er şey solgundu ama yine de anlaşılıyordu.
Kelsier köstekli saatini kontrol etti.
"Ne kadar var?” d iye sord u V in .
"Bir yanm saat d ah a,” d ed i K elsier. "Zam anında geldiğini varsayarsak ki ben
hiç zannetmiyorum. N e d e olsa o benim ağabeyim .”
Vin başıyla onayladı ve d ö n ere k kavuşturulm uş kollarını kınk pencere çerçe
vesine yasladı. Ç o k k ü çü k bir şey olsa da, K elsier'in ona vermiş olduğu ativum
Boncuğuna sahip olduğu için b ir rahatlık hissetti.
Durakladı. A tivu m u d ü şü n m ek ön em li bir şeyi hatırlatmıştı. Birkaç sefer onu
rahatsız eden bir şey. “ Bana d ok u zu n cu m etali hiç göstermedin’.’’ dedi suçlayarak.
Kelsier omuz silkti. “ San a ç o k ön em li olm adığını söylem iştim .”
Olsun. Ne o? H e rh ald e bir ativ u m alaşım ıdır?"
Kelsier başını iki yana salladı. "H a y ır, son iki m etal tem el sekiz metalle aynı
düzeni izlemiyor. D ok u zu n cu m e ta l a ltın .”
Altın mı? O kadar m ı?" d iy e sordu V in . "B en onu kendi kendime uzun zaman
0nce deneyebilirdim1."
Kelsier güldü. “Y a p m a y ı isted iğin i varsayarsak. Altın yakmak bir parça... Ra
hatsız edici bir te c rü b e d ir.”
Vin gözlerini kıstı, sonra da d ö n e re k tekrar pencereden dışan baktı. Görürüz,
^ 'e düşündü.
“Sen yine de deneyeceksin, değil mi?” dedi Kelsier gülümseyerek.
Vin cevap vermedi.
Kelsier içini çekerek fularının içine uzandı ve bir altın boxing ile eğe çıkardı.
“Sanırım sen de bunlardan bir tane edinmelisin,” dedi eğeyi kaldırarak. “Ama eğer
metali kendin topluyorsan saf ya da doğru alaşımlanmış olduğundan emin olmak
için önce çok minik bir parçasını yak.”
“Eğer değilse?” diye sordu Vin.
"Anlarsın,” dedi Kelsier sikkeyi eğelemeye başlarken. “Lehim sürüklemekten
kaynaklanan o baş ağrısını hatırlıyor musun?”
“Evet?”
“Kötü metal daha beter olur," dedi Kelsier. “Çok daha beter. Mümkün ol
duğunca metallerini satın al; her şehirde Allomanserler için toz hâline getirilmiş
metal satan küçük bir tüccar grubu bulabilirsin. Bütün metallerinin saf olduğun
dan emin olmak o tüccarlar için çok önemlidir; başı ağrıyan huysuz bir Sissoylu
ile hiç kimsenin karşılaşmak isteyeceğini sanmıyorum.” Kelsier eğelemeyi bitirdi,
sonra da küçük kare bir kumaşın üstüne birkaç altın boncuğu topladı. Bir tanesini
parmağıyla aldı ve yuttu.
“Bu iyi,” dedi kumaşı Vin’e vererek. “Al ama unutma, dokuzuncu metali yak
mak garip bir tecrübedir.”
Vin bir an biraz endişelenerek, başıyla onayladı. Eğer kendin denemezsen asla
bilemezsin, diye düşündü, sonra da toza benzeyen boncuklan ağzının içine attı.
Matarasından bir parça suyla bunları yuttu.
içinde yeni bir metal stoku belirdi, yabancı ve onun bildiği dokuzundan fark
lıydı. Başını kaldırıp Kelsier’e baktı, bir nefes aldı ve altın yaktı.
Aynı anda iki yerdeydi. Kendisini görebiliyordu ve diğer kendisini de görebi
liyordu.
Kendilerinden bir tanesi garip bir kadındı; onun her zaman olmuş olduğu kız
dan farklıydı ve değişmişti. O kız dikkatli ve tedbirliydi, sadece bir adamın sözüne
güvenerek tanımadığı bir metali asla yakmayacak olan bir kızdı. Bu kadın aptaldı;
kendisinin bu kadar uzun süre boyunca sağ kalmasını sağlayan şeylerin pek çoğunu
unutmuştu. Başkalarının hazırladığı kupalardan içiyordu. Yabancılarla arkadaşlık
ediyordu. Etrafındaki insanların nerede olduklarını takip etmiyordu. Hâlâ insanla
rın büyük kısmından çok daha dikkatliydi ama çok fazla şeyi kaybetmişti.
Diğer kendisi ise onun her zaman gizli gizli nefret etmiş olduğu bir şeydi. Bir
çocuktu aslında. Neredeyse çöp gibi ince, yalnız, nefretle dolu ve güvensizdi. Hiç
kimseyi sevmiyordu ve kimse de onu sevmiyordu. Her zaman kendi kendisine,
sessizce, umurunda olmadığını söylerdi. Yaşamaya değer gördüğü bir şeyler var
mıydı? Olması gerekirdi. Hayat gerçekten de göründüğü kadar hazin olamazdı.
Ancak öyle olmalıydı çünkü başka hiçbir şey yoktu.
Vin ikisi birdendi. İki yerde duruyor, iki vücudu hareket ettiriyordu; hem bu
kız hem de bu kadındı. Tereddütlü bir şekilde, emin olmayan iki farklı elle uzandı
ve kendisinin iki farklı yüzüne dokundu.
Vin’in nefesi kesildi ve kayboldular. Ani bir duygu seli hissetti, bir değersizlik
ve şaşkınlık hissi. Odada sandalye yoktu, o yüzden o da öylece yere çöktü; sırtını
duvara dayayarak, dizlerini yukarı çekip kollarını etrafına sardı.
Kelsier gelip eğildi ve bir elini onun omzuna koydu. “G eçti.”
“O neydi?” diye fısıldadı Vin.
“Altın ve atiyum da diğer metal çiftleri gibi birbirini tamamlar,” dedi Kelsier.
“Atiyum geleceği bir parça görmeni sağlar. Altın da benzer bir şekilde çalışır ama
sana geçmişi gösterir. Ya da en azından eğer geçmişte işler farklı olsaydı olacak
olduğun başka bir hâlini görmeni sağlar.”
Vin titredi. Aynı anda iki kişi birden olmak, kendisini iki kere görme tecrübesi
rahatsız edici derecede ürkütücü olmuştu. Vücudu hâlâ titriyordu ve aklı artık...
doğru çalışmıyormuş gibi hissediyordu.
Neyse ki his soluyormuş gibi görünüyordu. “Gelecekte bana seni dinlememi
hatırlat,” dedi. “Ya da en azından Allomansi’den bahsettiğin zamanlarda.”
Kelsier kıs kıs güldü. “Mümkün olduğu kadar uzun süre boyunca aklını ondan
uzakta tutmaya çalıştım. Ama eninde sonunda denemen gerekecekti. Atlatacaksın.”
Vin başıyla onayladı. “Neredeyse... gitti bile. Ama bu sadece bir görü değildi
Kelsier. Gerçekti. Ona dokunabildim, diğer kendime.”
“Öyleymiş gibi hissedebilirsin,” dedi Kelsier. “Ama o burada değildi. En azın
dan onu ben göremiyordum. Bu bir halüsinasyon.”
“Atiyum görüleri sadece halüsinasyon değil,” dedi Vin. “Gölgeler gerçekten de
insanların ne yapacağım gösteriyor.”
“Doğru,” dedi Kelsier. “Bilmiyorum. Altın gariptir Vin. Ben kimsenin bunu
anladığını düşünmüyorum. Benim öğretmenim Gemmel altın gölgelerinin var ol
mayan ama var olmuş olabilecek olan bir kişiyi gösterdiğini söylemişti. Eğer belli
seçimleri yapmış olsaydın olabilecek olduğun bir kişi. Elbette Gemmel biraz çat
laktı, o yüzden onun söylediğine ne kadar inanacağımdan emin değilim.”
Vin başıyla onayladı. Ancak onun altın hakkında yakın zamanlarda daha fazla
sını öğrenmesi pek olası değildi. Eğer elinden gelirse bir daha asla altın yakmamayı
düşünüyordu. Oturmaya devam ederek bir süre duygularının toparlanmasına izin
verdi ve Kelsier de pencerenin yanma geri döndü. Neden sonra hareketlendi.
“Geldi mi?" diye sordu Vin ayaklarının üstünde doğrularak.
Kelsier başını sallayarak onayladı. “Burada kalıp biraz daha dinlenmek istiyor
musun?”
Vin başını sallayarak bunu reddetti.
“Pekâlâ o zaman,” dedi Kelsier köstekli saatini, eğesini ve diğer metallerini
pencere pervazına yerleştirerek. “Hadi gidelim.”
Pencereden dışarı çıkmadılar. Kelsier kimsenin dikkatini üzerine çekmek is
tememişti ama Sapaklar’m bu kısmı o kadar ıssızdı ki Vin onun neden zahmete
girdiğinden emin değildi. Binayı güvenilmez bir dizi merdiveni kullanarak terk
ettiler, sonra da sessizce sokaktan karşıya geçtiler.
Marsh'm seçmiş olduğu bina Vin ve Kelsier’in içinde durdukları binadan bile
harap durumdaydı. Bir ön kapı yoktu ama Vin yerdeki süprüntülerin arasında
kapının kıymıklı kalıntılarını görebiliyordu, içerideki oda toz ve kül kokuyordu ve
Vin de hapşırığım bastırmak zorunda kaldı.
Odanın uzak tarafında ayakta duran bir siluet sese hızla döndü. "Keli?”
“Benim,” dedi Kelsier. “V e Vin.”
Vin yaklaşırken Marsh’m karardığın içinde gözlerini kıstığım görebiliyordu.
Marsh’ı izlemek garipti; kendisi ve Kelsier’in Marsh için sadece gölgelerden başka
bir şey olmadıklarını bildiği hâlde kendisini açıkça ortadaymış gibi hissediyordu.
Binanın uzak duvarı yıkılmıştı ve sis özgürce odamn içinde süzülüyordu, neredeyse
dışarıda olduğu kadar kalındı burada da.
“Nezaret dövmelerin var!” dedi Vin Marsh’a bakakalarak.
“Elbette,” dedi Marsh, sesi her zaman olduğu kadar sertti. “Onları kervanla bu
luşmadan önce yaptırmak zorundaydım. Bir çırak rolü oynamak için dövmelerim
olmak zorunda. ”
Büyük değillerdi, Marsh düşük seviyeli bir obligatör rolü yapıyordu ama de
senler belirgindi. Koyu çizgiler gözlerini çevreliyor, dallanan şimşek kolları gibi
dışarı doğru yayılıyorlardı. Yüzünün yan tarafı boyunca aşağı inen tek bir tane, çok
daha kalın ve parlak kırmızı bir çizgi vardı. Vin deseni tanıdı. Bunlar Soruşturma
Kantonu’na bağlı olan obligatörlerin çizgileriydi. Marsh sadece Nezaret’in içine
sızmamış, içinde sızmak için en tehlikeli parçasını seçmişti.
“Ama onlar her zaman kalacak,” dedi Vin. “Onlar o kadar belirgin ki gittiğin
her yerde ya bir obligatör ya da bir sahtekâr olarak bilineceksin.”
“Bu onun Nezaret’in içine sızmak için ödediği bedelin parçasıydı Vin,” dedi
Kelsier sessizce.
“Bu önemli değil,” dedi Marsh ketumca. “Benim zaten bundan önce pek bir
hayatım yoktu. Bak, acele edebilir miyiz? Kısa süre sonra bir yerde olmam bekle
niyor. Obligatörler meşgul adamlar ve benim sadece birkaç dakikalık bir zamanım
var.”
"Pekâlâ,” dedi Kelsier. “O zaman sanırım senin sızma işin iyi gitmiş?”
“İyi gitti,” dedi Marsh uzatmadan. “Aslında fazla iyi, samrım kendimi grubun
içinde öne çıkarmış olabilirim. Ben diğer çırakların sahip olduğu aynı beş yıllık
eğitime sahip olmadığım için dezavantajlı olacağımı sanmıştım. Sorulara mümkün
olduğunca doğru şekilde cevap verdiğimden ve görevlerimi de titizlikle yerine ge
tirdiğimden eminim. Anlaşılan ben görünüşe göre Nezaret hakkında kendi üyele
rinin bazılarından bile daha bilgiliymişim. Benim bu yeni gelenler grubundan daha
becerikli olduğum belli ve prelanlar da bunu fark etti.”
Kelsier güldü. “Sen her zaman işkolik olmuşsundur.”
Marsh sessizce homurdandı. “Her neyse, benim bilgim ve elbette ki bir Arayıcı
olarak yeteneğim bana şimdiden olağanüstü bir ün kazandırdı. Prelanlann bana ne
kadar önem vermelerini istediğimden emin değilim; o benim için düzenlediğimiz
geçmiş seni sorgulayan bir Sorgucu olduğu zaman kulağa biraz dayanaksız gelmeye
başlıyor.”
Vin kaşlarını çattı. “Onlara Siskan olduğunu söyledin mi?”
“Elbette söyledim,” dedi Marsh. “Nezaret, özellikle de Soruşturma Kantonu
asil Arayıcıları toplamak için epey gayretlidir. Benim de bir Arayıcı olduğum ger
çeği onları geçmişim hakkında fazla soru sormaktan alıkoyuyor. Çoğu çıraktan
oldukça yaşlı olduğum hâlde beni bulmuş olmaktan dolayı yeteri kadar mutlular.”
“Dahası, Nezaret’teki daha gizli saklı hiziplerinin içine girebilmek için onlara
bir Siskan olduğunu söylemen gerekiyordu,” dedi Kelsier. “Çoğu yüksek mevkili
obligatör şu ya da bu türden bir Siskandır. Ve onlar kendi türlerinden olanları
kayırmayı severler.”
“Boşuna da değil,” dedi Marsh hızlı bir şekilde konuşarak. “Keli, Nezaret bizim
zannettiğimizden çok daha becerikli.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Siskanlarmdan faydalanıyorlar,” dedi Marsh. “Hem de iyi faydalanıyorlar.
Şehrin her tarafında üsleri var, onların söylediği şekliyle Teskin istasyonları. Her
birinde tek görevi etraflarında köreltici bir etki yaratmak olan bir çift Nezaret
Teskincisi var, bölgedeki herkesi sakinleştirip duygularını bastırıyorlar.”
Kelsier sessizce tısladı. “Kaç tane?"
“Düzinelerce,” dedi Marsh. “Şehrin skaa kesimlerinde odaklanmış şekilde.
Skaaların boyun eğmiş olduğunu biliyor ama işlerin bu şekilde kalacağından emin
olmak da istiyorlar.”
“Ah bel Hep Luthadel’in içindeki skaaların diğerlerinden daha çok boyun eğ
miş gibi göründüğünü düşünmüştüm,” dedi Kelsier. “Adam toplamakta bu kadar
zorlanmamıza şaşmamak gerek. İnsanların duyguları sürekli olarak Teskin altında!”
Marsh başım sallayarak onayladı. “Nezaret Teskincileri iyiler Keli, çok iyiler.
Hatta Breeze’den bile daha iyiler. Tek yaptıkları şey her gün, bütün gün Teskin.
Ve sana herhangi belirgin bir şeyi yaptırmaya çalışmak yerine sadece aşırı duygusal
durumlardan uzak tutmaya çalıştıkları için onları fark etmek de çok zor.
“Her takımın onları gizli tutmak için bir Dumancısı ve yakından geçen Allo-
manserleri izlemek için de bir Arayıcısı var. Eminim ki Sorgucularm buldukları
izlerin pek çoğu da buradan geliyordur. Bizim adamlarımızın büyük bir kısmı böl
gede bir obligatör olduğunu bildikleri zaman metal yakmayacak kadar akıllılar ama
kenar mahallelerde daha gevşek davranıyorlar.”
“Bize istasyonların bir listesini bulabilir misin?” diye sordu Kelsier. “O Arayıcı
ların nerede olduklarını bilmemiz gerek Marsh. ”
Marsh başıyla onayladı. “Denerim. Şu anda ben de bir istasyona gidiyorum,
sırlarım saklamak için personel değişimlerini her zaman gece yapıyorlar. Ü st rüt
beliler bana ilgi göstermeye başladı ve onların işlerine aşina olmam için benim bazı
istasyonları ziyaret etmeme izin veriyorlar. Sizin için bir liste bulup bulamayaca
ğıma bakarım.”
Kelsier karanlığın içinde başını salladı.
“Sadece... bu bilgiyle aptallık etme, tamam mı?” dedi Marsh. “Dikkatli ol
mamız gerek Keli. Nezaret bu istasyonları epey bir zamandır sır olarak sakladı.
Şimdi biz onları öğrendiğimiz için elimizde ciddi bir avantaj var. Bunu boşa har
cama.”
“Harcamayacağım,” diye söz verdi Kelsier. “Peki ya Sorgucular? Onlar hakkın
da herhangi bir şey bulabildin mi?”
Marsh bir an için sessizce durdu. “Onlar... garip Keli. Bilmiyorum. Görünüşe
göre onlar Allomantik güçlerin hepsine sahip, o yüzden de ben onların bir zaman
lar Sissoylu olduğunu varsayıyorum. Onlar hakkında daha fazla bir şey bulamadım
ama yaşlandıklarını biliyorum.”
“Öyle mi?” dedi Kelsier ilgiyle. “O zaman ölümsüz değiller?”
“Hayır,” dedi Marsh. “Obligatörler diyor ki arada bir Sorgucular değişiyormuş.
Yaratıklar çok uzun yaşıyor ama eninde sonunda yaşlılıktan ölüyorlar. Yenilerinin
aristokrasinin arasından bulunması gerekiyor. Onlar da insan Keli. Onlar sadece...
değiştirilmiş.”
Kelsier başıyla onayladı. “Eğer yaşlılıktan ölebiliyorlarsa o zaman büyük ihti
malle onları öldürmenin başka yollan da vardır.”
“Ben de öyle düşünüyorum,” dedi Marsh. “Ne bulabileceğime bakarım ama
fazla umutlanma. Sorguculann sıradan obligatörlerle fazla alışverişi yok, iki gru
bun arasında politik gerilim var. Kilisenin önderi lord prelan ama Sorgucular en
tepede olanın kendileri olması gerektiğini düşünüyor.”
“Enteresan,” dedi Kelsier yavaşça. Vin onun aklının bu yeni bilgiler üzerinde
çalışmakta olduğunu neredeyse duyabiliyordu.
“Neyse, benim gitmem gerek,” dedi Marsh. “Buraya gelirken bütün yolu koş
mam gerekti ve yine de randevuma geç kalacağım.”
Kelsier başım salladı ve Marsh da koyu obligatör cübbelerinin içinde molozla
rın arasından geçecek yol arayarak uzaklaşmaya başladı.
“Marsh,” dedi Kelsier, Marsh tam kapının ağzına ulaşmışken.
Marsh döndü.
“Teşekkür ederim,” dedi Kelsier. “Bunun ne kadar tehlikeli olduğu hakkında
ancak tahmin yürütebiliyorum.”
“Bunu senin için yapmıyorum Keli,” dedi Marsh. “Ama... bunu takdir ediyo
rum. Daha fazla bilgi elde ettiğim zaman sana mektup göndermeye çalışacağım.”
“Dikkatli ol,” dedi Kelsier.
Marsh sisli gecenin içine girerek kayboldu. Kelsier birkaç dakika boyunca yıkık
odanın içinde dikilerek kardeşinin arkasından baktı.
O konuda da yalan söylemiyormuş, diye düşündü Vin. M arsh’ı gerçekten de
seviyor.
“Hadi gidelim,” dedi Kelsier. "Seni Renoux Malikânesi’ne geri göndermemin
gerek. Birkaç gün sonra Lekal Evi de bir parti veriyor ve senin orada olman gere
kecek.”
B a zen yoldaşlarım benim çok fazla şüphe duyduğum u üe endişe ettiğimi iddia
ediyor. A ncak her ne kadar kahraman olarak kendi statümden şüphe ediyor
olsam da, hiçbir zam an sorgulamamış olduğum bir şey var: A rayışım ızın m utlak
doğruluğu.
Z ifir ’in yok edilmesi gerekli. O nu gördüm ve onu hissettim. O na verdiğimiz
bu isim fazlasıyla z a y ıf bir isim diye düşünüyorum. E vet, derin ve akıl alm az
ama aynca korkunç da. P ek çok kişi onun akıl sahibi de olduğunu fark etmiyor
ama ben onunla doğrudan yüzleştiğim az sayıdaki seferde zihnini, tâbii eğer o
şekilde tarif edilebilirse, hissettim.
B u yıkım dan, delilikten ve yozlaşm adan oluşan bir şey. B u dünyayı kinin
den ya da düşmanlığından değil de, sadece onun doğal dürtüsü bu olduğu için
yok edecek■
28
LEKAL K A L E S I ’N I N BALO salonu bir piramidin iç kısmı biçimindey
di. Dans pisti odanın tam ortasındaki bel hizasında bir platformun üzerine yapıl
mıştı ve yemek masaları da etrafında ona benzer dört platformun üstünde duru
yordu. Platformların arasında uzanan hendekler boyunca koşturan hizmetkârlar
akşam yemeklerini yiyen aristokratlara hizmet ediyorlardı.
Piramit şeklindeki odayı çepeçevre saran dört kat balkon vardı; her biri en
tepe noktaya biraz daha yaklaşarak dans pistinin üzerinden biraz daha ileriye uza
nıyordu. Oda iyice aydınlatılmış olsa da, balkonlar üst kısımlarındaki paravanlar
yüzünden gölgeliydi. Tasarımında, kalenin en dikkate değer sanatsal özelliği olan
balkonlar boyunca sıralanarak giden küçük vitraylı pencerelerin güzel bir şekilde
görülebilmesini sağlamak amaçlanmıştı.
Lekal asilleri diğer kalelerin daha büyük pencereleri olsa da, en detaylı pence
relerin Lekal Kalesinde olduğunu söyleyerek övünürdü. Vin’in de pencerelerin
etkileyici olduğunu itiraf etmesi gerekiyordu. Son birkaç ay boyunca o kadar fazla
vitraylı pencere görmüştü ki onların varlığını doğal karşılamaya başlıyordu. Ancak
Lekal Kalesi’nin pencereleri pek çoğunu mahcup ederdi. Bunların her biri muhte
şem renklerden oluşmuş, müsrifçe yapılmış, detaylı birer şaheserdi. Egzotik hay
vanlar sıçrıyor, uzak manzaralar göz alıyor ve meşhur asillerin portreleri mağrur
bir şekilde oturuyordu.
Ayrıca elbette Miraç’a adanmış olan zorunlu resimler de vardı. Vin artık bun
ları daha kolayca tanıyabiliyordu. Günlükte okuduğu şeylere yapılan gönderme
leri gördüğünde şaşırdı. Zümrüt yeşili tepeler. Tepelerinden hafif dalgaya benzer
çizgiler gelen dik dağlar. Derin, karanlık bir göl. Ve... karanlık. Zifir. Yok edici,
kaotik bir şey.
O bu şeyi yendi, diye düşündü Vin. Ama... Neydi bu şey? Belki de günlüğün
geri kalanı daha fazlasını ortaya çıkarırdı.
Vin başını iki yana sallayarak cumbayı ve siyah penceresini geride bıraktı. Üze
rinde bembeyaz bir tuvalet ile ikinci balkon boyunca geziniyordu; bir skaa olarak
geçen hayatı boyunca hayal bile etmesinin mümkün olmayacağı bir kıyafetti üze
rindeki. Kül ve kurum hayatının fazla büyük bir parçasıydı ve o zamanlar lekesiz
bir beyazın neye benzediği hakkında bir fikrinin bile olmadığını düşündü. Bu bilgi
tuvaleti onun için daha da muhteşem bir hâle getiriyordu, içindeki bu eski haya
tının nasıl olduğu hissini asla kaybetmemeyi umdu. Bu onun elinde olan şeyleri
gerçek aristokratların kendilerinden çok daha fazla takdir etmesini sağlıyordu.
Balkon boyunca yoluna devam etti, avını arıyordu. Dışarıdan aydınlatılmış olan
pencerelerden yayılan ışıltılı renkler zemin boyunca pırıldıyordu. Pencerelerin
çoğu balkon boyunca dizilmiş küçük seyir cumbalarımn içinde parlıyordu ve bu
yüzden de önünde uzanan balkona serpilmiş karanlık ve renk çizgileri vardı. Vin
daha fazla pencereyi incelemek için durmadı, bunu Lekal Kalesi’ndeki ilk baloları
sırasında yeterince yapmıştı. Bu gece halletmesi gereken işler vardı.
Hedefini doğu balkonundaki yürüyüş yolunun yansına geldiğinde buldu. Leydi
Kliss bir grup insanla konuşuyordu, bu yüzden de Vin duraklayarak bir pencereyi
inceliyormuş gibi yaptı. Kısa süre sonra Kliss’in grubu dağıldı, insan Kliss’e aralık
sız olarak sadece bir yere kadar katlanabilirdi. Kısa boylu kadın balkon boyunca
Vin’e doğru yürümeye başladı.
O yakınına geldiği zaman Vin sanki şaşırmış gibi döndü. “Aa, Leydi Klissl Sizi
bütün akşam boyunca görmedim.”
Kliss hevesle döndü, dedikodu yapacak başka birini bulma olasılığı belli ki onu
heyecanlandırmıştı. "Leydi Valette!” dedi paytak paytak gelerek. "Geçen hafta
Lord Cabe’in balosunu kaçırdınız! Umarım ki daha önceki rahatsızlığınızın tekrar
nüksetmesi nedeniyle değildir?”
“Hayır, ben o akşamı amcamla yemek yiyerek geçirdim,” dedi Vin.
“Oh,” dedi Kliss hayal kırıklığına uğrayarak. Hastalık daha iyi bir hikâye olur
du. “Ee, bu güzel."
“Duydum ki Leydi Tren-Pedri Delouse’la ilgili bazı ilginç haberleriniz varmış,”
dedi Vin dikkatli bir şekilde. “Ben de son zamanlarda bazı ilginç haberler duy
dum .” Kliss’e gözlerini dikerek dedikoduları takas etmeye istekli olduğunu ima
etti.
“Ha, o mu!” dedi Kliss hevesli bir şekilde. “Eh, ben Tren-Pedri’nin Aime
Eviyle bir birleşmeye karşı pek de ilgili olmadığını duydum ama babası kısa bir
süre sonra bir düğün olacağım ima ediyor. Gerçi Aime oğlanlarının nasıl olduğunu
siz de bilirsiniz. Var ya, Fedren tam bir soytarı.”
Vin içten içe gözlerini devirdi. Kliss ise konuşmaya devam ediyordu, Vin’in de
paylaşmak istediği bir şeyi olduğunun farkına bile varmamıştı. Bu kadının üstünde
incelik kullanmak, ancak plantasyon skaalanna banyo parfümü satm aya çalışmak
kadar etkili oluyor.
“İşte bu enteresan,” dedi Vin Kliss’in lafını keserek. “Belki de Tren-Pedri’nin
tereddüdü Aime Evi’nin Hasting Evi’yle olan bağlantısından kaynaklanıyordur.”
Kliss durakladı. “Ne bağlantısı o?”
“Eh, biz hepimiz Hasting Evi’nin ne planladığını biliyoruz.”
"Öyle mi?” diye sordu Kliss.
Vin utanmış gibi görünmeye çalıştı. “Oh. Belki o daha bilinmiyordur. Lütfen
Leydi Kliss, benim herhangi bir şey söylediğimi unutun.”
“Unutmak mı? Oo, çoktan unuttum bile," dedi Kliss. “Ama gelin hadi, şimdi
böyle susamazsınız. Ne demek istiyorsunuz?”
“Söylememem gerekir,” dedi Vin. "Sadece amcam bahsederken duymuştum.”
“Amcanız mı? Ne dedi?” diye sordu Kliss daha da heveslenerek. “Bana güvene
bileceğinizi biliyorsunuz.”
“Eh... dedi ki Hasting Evi pek çok kaynağını Güney Salahiyet’teki plantasyon
larına taşıyormuş,” dedi Vin. “Amcam oldukça mutluydu; Hasting bazı sözleşme
lerinden çekilmiş ve amcam da onları kendisi almayı umuyordu.”
“Taşımak m ı...” dedi Kliss. “Ama eğer şehirden çekilmeyi planlamıyorlarsa
bunu yapmazlardı...”
“Onları suçlayabilir misiniz?” diye sordu Vin sessizce. “Yani, Tekiel Evi’nin
başına gelenlere bakınca, kim o riske girmek ister?”
“Gerçekten de kim...” dedi Kliss. Gidip haberleri paylaşma hevesiyle neredey
se titriyordu.
“Her neyse, lütfen, bu belli ki sadece söylenti,” dedi Vin. “Büyük ihtimalle
bundan kimseye bahsetmemeniz gerekir.”
“Elbette,” dedi Kliss. “Ee... affedersiniz. Gidip tazelenmem gerek.”
“Elbette,” dedi Vin kadının balkon merdivenlerine doğru fırlayıp gidişini iz
lerken.
Vin gülümsedi. Tabü ki Hasting Evi’nin böyle bir hazırlık yaptığı yoktu. Has
ting şehirdeki en güçlü ailelerden biriydi ve büyük ihtimalle de çekilmeyeceklerdi.
Ancak Dockson şu anda dükkânda, doğru yerlere ulaştırıldıkları zaman Hasting’in
Vin’in söylediği şeyi yapmayı planladığını ima edecek olan sahte belgeler düzen
lemekteydi.
Eğer her şey iyi giderse, kısa süre sonra bütün şehir Hastinglerin şehirden çekil-
meşini beklemeye başlayacaktı. Müttefikleri buna göre plan yapacak ve hatta belki
kendileri de çekilmeye başlayacaktı. Silah satın almak isteyen kişiler, Hastingler
gittiği zaman sözleşmelerini yerine getiremeyeceklerinden korkarak başka yerlere
bakacaklardı. Hasting geri çekilmediği zaman ise, bu onların kararsız görünmesine
neden olacaktı. Müttefikleri gitmiş ve gelirleri de azalmış olacağından, düşen bir
sonraki evin onlar olması oldukça mümkündü.
Ancak Hasting Evi sabote etmesi kolay evlerden biriydi. Aşırı bir düzenbazlık
ünleri vardı ve insanlar onların gizli gizli kaçmayı planladıklarına inanırdı. Dahası
Hasting güçlü bir ticaret eviydi, bunun anlamı ise sağ kalabilmek için sözleşmeleri
ne oldukça muhtaç olduklarıydı. Böylesine belirgin, öncelikli bir gelir kaynağı olan
bir evin ayrıca belirgin bir zayıflığı olurdu. Lord Hasting onlarca yıl boyunca evinin
nüfuzunu artırmak için çok sıkı çalışmıştı ve bunu yaparken de evinin kaynaklarını
sınırına kadar zorlamıştı.
Diğer evler çok daha istikrarlıydı. Vin içini çekerek döndü ve yürüyüş yolu
boyunca yürümeye başlarken odanın diğer tarafındaki balkonların arasına yerleşti
rilmiş devasa saate doğru baktı.
Venture kolay yıkılmazdı. Saf zenginliğin kuvveti sayesinde güçlü kalıyorlardı;
bazı sözleşmeler yapıyor olsalar da, diğer evler gibi sözleşmelere bel bağlamıyor
lardı. Venture o kadar güçlü ve zengindi ki ticari bir felaket bile onları sadece biraz
sarsardı.
Bir açıdan, Venture’nın istikrarı iyi bir şeydi; en azından Vin için. Evin belirgin
bir zayıflığı yoktu ve belki de bu yüzden çete Vin onları yıkmak için herhangi bir
yol bulamadığı zaman fazla hayal kırıldığına uğramazdı. Ne de olsa Venture Evi’ni
yok etmeleri mutlak olarak gerekli bir şey değildi; bunu yapmak sadece planın
daha sorunsuz ilerlemesini sağlayacaktı.
Her ne olursa olsun, Vin’in Venture’nm kaderinin Tekiel Evi'yle aym olmaya
cağından emin olması gerekiyordu. îtibarlarmı kaybeden ve mali durumları bozu
lan Tekieller şehirden çekilmeye çalışmışlar ve bu son zayıflık gösterisi çok fazla
gelmişti. Tekiel asillerinin bazıları ayrılmadan önce suikasta uğramış, kalanları ise
kanal teknelerinin yanmış enkazının içinde bulunmuştu. Görünüşe göre haydutla
rın saldırısına uğramışlardı ama Vin bu kadar fazla sayıda asili katletmeye cesaret
edecek hiçbir hırsız grubu duymamıştı.
Kelsier hâlâ cinayetlerin arkasında hangi evin olduğunu keşfetmeyi başarama
mıştı ama Luthadel asilleri suçlunun kim olduğunu hiç umursuyormuş gibi gö
rünmüyordu. Tekiel Evi gücünün zayıflamasına göz yummuştu ve aristokrasi için
kendini koruyamayan bir Büyük Ev kadar utanç verici hiçbir şey yoktu. Kelsier
haklı çıkmıştı: Balolarda kibar gruplar buluşuyor olabilirdi ama eğer bir çıkarları
olacaksa aristokrasi birbirlerini kalbinden bıçaklamaktan hiç çekinmiyordu.
Biraz hırsız çeteleri gibi, diye düşündü Vin. Asiller benim içinde büyüdüğüm
insanlardan o kadar da farklı değil.
Kibar titizlik yüzünden atmosfer sadece daha da tehlikeli hâle geliyordu. Bu
paravanın arkasında entrikalar, suikastlar ve belki de en önemlisi Sissoylular vardı.
Son zamanlarda katıldığı tüm balolarda çok fazla sayıda hem zırhlı hem de zırhsız
muhafızın görünüyor olması hiç de tesadüf değildi. Artık partiler ayrıca uyarı ve
güç gösterisi amacına da hizmet ediyordu.
Elend güvende, dedi kendi kendine. Onun ailesi hakkındaki düşüncelerine rağ
men, Luthadel hiyerarşisindeki yerlerini koruma konusunda iyi bir iş çıkarıyorlar.
O ev vârisi ve onu suikastçılardan koruyacaklardır.
Vin bu düşüncelerin kulağına birazcık daha ikna edici gelmesini diliyordu. Shan
Elariel'in bir şeyler planlamakta olduğunu biliyordu. Venture Evi güvendeydi ama
Elend’in kendisi bazen biraz... dünyadan habersiz olabiliyordu. Eğer Shan ona kar
şı kişisel olarak bir şeyler yapacak olursa, bu Venture Evi’ne karşı büyük bir darbe
olabilir ya da olmayabilirdi; ama bunun Vin’e karşı büyük bir darbe olacağı kesindi.
“Leydi Valette Renoux,” dedi bir ses. "G eç kaldığınıza inanıyorum.”
Vin döndüğünde Elend'in sol tarafındaki bir cumbamn içinde rahat bir şekil
de durmakta olduğunu gördü. Gülümseyerek saate bir göz attı ve gerçekten de
onunla buluşmaya söz verdiği zamandan birkaç dakika geçmiş olduğunu fark etti.
“Bazı arkadaşlarımdan kötü huylar edinmeye başlıyorum herhâlde,” dedi cumba
nın içine adımını atarken.
“Bak şimdi, ben bunun kötü bir şey olduğunu söylemedim,” dedi Elend gülüm
seyerek. “Hatta ben derim ki işleri biraz ağırdan almak bir leydinin aristokratik
görevidir. Bir kadının kaprisleri için beklemek zorunda kalmak centilmenlere iyi
gelir ya da en azından annem her zaman bana bunu söylemiştir.”
“Görünüşe göre o akıllı bir kadınmış,” dedi Vin. Cumba iki kişinin yan yana
ayakta durmasına ancak yetecek kadar büyüktü. Vin, Elend’in karşısında durdu;
balkonun çıkıntısı sol tarafında biraz ileride, harikulâde eflatun renkli bir pencere
de sağ tarafmdaydı; ayakları neredeyse birbirine değiyordu.
“Eh, orasını bilmem," dedi Elend. “Ne de olsa o benim babamla evlendi.”
“Böylelikle de Son İmparatorluk’taki en güçlü eve katılmış oldu. Bundan daha
iyisini yapmak pek mümkün değil; gerçi sanırım Lord Hükümdarla evlenmeyi de
denemiş olabilirdi. Ama bildiğim kadarıyla o kendisine bir eş aramıyor.”
“Yazık,” dedi Elend. “Belki eğer onun da hayatında bir kadın olsaydı biraz daha
az mutsuz görünürdü."
“Sanırım bu kadına bağlı olur,” dedi Vin. Ufak bir grup partici yürüyerek ge
çerken yan tarafa bir göz attı. “Biliyor musun, burası pek de mahrem bir yer değil.
İnsanlar bize garip bakışlar atıyor.”
“Buraya benim yanıma gelen şendin," diye belirtti Elend.
“Evet, ee, ben başlatabileceğimiz dedikodular hakkında düşünmemiştim.”
“Bırak başlatsınlar,” dedi Elend sırtım dikleştirerek.
“Babam kızdıracak olduğu için mi?”
Elend başını sallayarak reddetti. “Artık o umurumda değil Valette.” Elend öne
bir adım attı ve birbirlerine daha da yaklaştılar. Vin onun nefesini hissedebiliyor
du. Elend konuşmadan önce bir an için orada durdu. “Sanırım seni öpeceğim.”
Vin hafifçe titredi. “Ben bunu yapmak istediğini sanmıyorum Elend.”
"Neden?"
"Beni gerçekten de ne kad.ıı tanıyoı.M m 1 "
“İstediğim kadar değil," diye cevap verdi Klend.
“Gerekli olduğu kadar da değil." dedi V in gözlerinin 'Ç'nc kakarak.
“O zanıan anlat Bana
“Anlatamam. Şimdi olınaz.
F.lend bir an durdu, sonra da hafifçe başıyla onaylayarak geri çekildi. Cumba
dan çıkarak balkonun yürüyüş yoluna geçti. "O zaman bir yürüyüşe çıkalım mı?"
“Evet," dedi Vin rahatlayarak, gerçi biraz hayal kırıldığına da uğramıştı.
"En ıvisi bu zaten,” dedi Elend. “O cum badaki ışıkta hayatta okunmaz.”
“Sakın buna cüret etm e,” dedi V in yürüyüş yolunda ona katılırken cebinde
duran kitaba dik dik bakarak. “ Başkalarının yanındayken oku, benim yanımda
değil "
“Ama bizim ilişkimiz öyle başladı?”
“Ve öyle bitebilir d e,” dedi Vin koluna girerek.
Elend gülümsedi. Balkonda yürüyen tek çift onlar değildi ve aşağılarında başka
çiftler hafif bir müzikle yavaşça dönüyordu.
Ne kadar da huzurlu görünüyor. A m a sad ece b irk a ç gün önce, bu insanların
pek çoğu durup kadınlar ve çocukların kafalart kesilirken rahat rahat izledi.
Elend'ın kolunu ve yanındaki sıcaklığını hissetti. Kelsier dünyada bulabildiği
ne mutluluk varsa tadını çıkarması gerektiğini hissettiğini, Son İmparatorlukta
bu kadar endermiş gibi görünen m utluluk anlarından zevk almak için o kadar çok
gülümsediğini söylüyordu. Elend'in yanında bir süre yürüyen Vin, Kelsier'in nasıl
hissettiğini anlamaya başladığını düşündü.
"Valette...” dedi Elend yavaşça.
“Ne?”
“Senin Luthadel’den ayrılmanı istiyorum ," dedi.
“Ne?”
Elend duraklayarak ona bakmak için döndü. “ Bunun hakkında çok düşündüm.
Sen fark etmiyor olabilirsin ama şehir tehlikeli hâle geliyor. Çok tehlikeli.
“Biliyorum.”
“O zaman müttefiki olmayan küçük bir evin şu anda Merkez Salahiyet te bir
yerinin olmadığını da biliyorsun," dedi Elend. “Am can buraya gelerek yerleşmeye
çalışmakla cesurca davrandı ama yanlış zamanı seçti. Ben... ben burada işlerin kısa
süre sonra çığırından çıkacağını düşünüyorum . Bu olduğu zaman, senin güvenliğ'11
garanti edemem."
“Amcam ne yaptığını biliyor Elend.”
“Bu farklı Valette,” dedi Elend. “ Evler bütün bütün yıkılıyor. Tekiel a''t5^
haydutlar katletmedi, o Hasting Evi’nin işiydi. O rtalık yatışmadan önce göreC i
rrıiz son ölümler onlar da değil.” ?
Vin duraklayarak tekrar Shan’ı düşündü. “ Am a... sen güvendesin, değil m
Venture Evi diğerleri gibi değil. Siz istikrarlısınız."
Elend başını olum suzca bu y kilde salladı. "Bizler diğerlerinden bile daha sa
vunmasızız V alette."
"Ama sizin servetiniz bü yü k," dedi Vin. "Siz sözleşmelere bel bağlamıyorsu-
ıı
nuz.
“Gözle görülür olm ayabilirler ama yine de varlar Valette,” dedi Elend sessizce.
“Biz iyi r°l yapıyoruz ve diğerleri de bizim aslında olduğumuzdan daha fazlasına
sahip olduğumuzu sanıyor. A m a Lord Hüküm dar ın ev vergileriyle... Eh bizim bu
şehirde bu kadar fazla güce sahip olabilm em izin tek yolu gelir. Gizli gelir.”
Vin kaşlannı çattı ve E len d daha da yakınına eğilerek neredeyse bir fısıltı şek
linde konuştu. “ Benim ailem Lord Hüküm dar'ın atıyumunu çıkarıyor Valette,’
dedi. “İşte bizim zenginliğimiz oradan geliyor. Bir açıdan bizim istikrarımız nere
deyse tamamıyla Lord H ü kü m d ar'ın kaprislerine bağlı. O atiyumu kendisi çıkar
ma zahmetine girm eyi sevm iyor am a eğer teslim at düzeni sekteye uğrarsa epey bir
huzursuzlanıyor.”
Daha fazla öğren, dedi içinden bir ses V in ’e. İşte sır bu; Kelsierin ihtiyacı olan
¡ey bu. “Ah Elend,” diye fısıldadı V in . “ Bunu bana söylememen gerekir.’
“Neden söylem eyeyim ? Ben sana güveniyorum ,” dedi Elend. “Bak, işlerin ne
kadar tehlikeli olduğunu anlam an gerekiyor. Son zamanlarda ativum kaynağında
bazı sorunlar oluyor. Bir keresind e... Ee, birkaç yıl önce bir şey oldu. O zamandan
beri işler farklı. Babam Lord H ü k ü m d ar’ın kotasını dolduramıyor ve bu son defa
sında...”
"Ne?”
“Ee, diyelim ki işler kısa süre sonra V enturelar için çok kötü bir hâle gelebilir,”
dedi Elend sıkıntılı görünerek. “ Lord Hüküm dar o atiyuma bel bağlıyor Valette;
bu onun aristokrasiyi kontrol altında tutm ak için birincil yollarından biri. Atiyu
mu olmayan bir ev, kendini Sissovlulara karşı koruyamayacak olan bir evdir. Lord
Hükümdar pazarı büyük bir rezervi elinde tutarak kontrol ediyor ve bu d3 onu
aşırı derecede zenginleştiriyor. O ordularının parasını atiyumu ender kılıp, sonra
da fazladan atiyum kırıntılarını aşırı fiyatlardan S3tarak ödüyor. Eğer Ailomansi
ekonomisi hakkında daha fazla şey bilsevdin, bu büyük ihtimalle seran için çok
daha anlaşılır olurdu.”
d/ı, güven bana. Sen in dü şü n dü ğ ü n den daha fazlasını anlıyorum. Ve şimdi ise
Çekenden çok daha fa z la s ın ı b iliyo ru m .
Elend duraklayarak bir obligatör balkon yolundan yürüyerek yanlarından ge
trken hoş bir şekilde gülüm sedi. O bligatör geçerken onlara şöyle bir baktı; döv
meler ağının içindeki gözleri düşünceliydi.
Elend obligatör geçer geçm ez V in 'e geri döndü. "Senin gitmeni istiyorum,
dlye tekrar etti. “ İnsanlar benim sana dikkat gösterdiğimi biliyor. Umarım ki bunu
Sadece babama inat olsun d iye yaptığım ı varsayarlar ama yine de seni kullanmaya
alışabilirler. Büyük Evler sadece bana ve babama düşmanlıklarından seni ve bü-
aileni yok etm ekten hiç çekinm ezler. G itm en gerek."
Bunu... düşüneceğim ,” dedi V ın.
"Düşünmek için fazla /..ınıan kalmadı," diyerek onu uyardı Elend. “Bu şehirde
olan bitenlerin içine fazla bulaşmadan önce senin gitmeni istiyorum."
Bı’iı senin diişündüğünden çok daha fa zla bulaşm ış durum dayım zaten. "Bunu
düşüneceğimi söyledim,” dedi Vin. “ Hak Elend, sanırım sen kendin hakkında daha
fazla endişelenmelisin. Ben Shan Elariel'in sana zarar verm ek için bir şeyler dene
yeceğini düşünüyorum. ”
“Shan mı?" dedi Elend eğlenerek. “O zararsız.”
"Ben övle düşünmüyorum Elend. Senin daha dikkatli olman gerek.”
Elend güldü. “Bize bir bak... ikimiz de birbirimizi, durumunun ne kadar kor
kunç derecede kötü olduğuna ikna etm eye çalışırken inatla diğerini dinlemeyi
reddediyor."
Vin durakladı, sonra da gülümsedi.
Elend içini çekti. “Beni dinlemeyeceksin, değil mi? Senin gitmeni sağlamak
için yapabileceğim herhangi bir şey yok m u?”
“Şu anda yok,” dedi Vin sessizce. “Bak, Elend, sadece sahip olduğumuz zama
nın birlikte tadını çıkaramaz mıyız? Eğer işler bu şekilde devam edecek olursa, bir
süre için bunun gibi başka fırsatımız pek olm ayabilir.”
Elend durdu ve sonra başıyla onayladı. V in onun hâlâ sıkıntılı olduğunu görebi
liyordu ama yine de yürüyüşlerine devam ederlerken V in ’in tekrar koluna girme
sine izin verdi. Bir şey V in’in dikkatini çekene kadar bir süre için birlikte sessizce
yürüdüler. Ellerini Elend’in kolundan çekti ve uzanarak onun elini kavradı.
Elend ona göz atarak Vin onun elindeki yüzüğü parmağıyla tıklatırken şaşkın
lıkla kaşlannı çattı. "Gerçekten de m etalm iş,” dedi V in biraz şaşırarak.
Elend başını sallayarak onayladı. “ S a f altın.”
“Ama ya...”
“Allomanserler mi?” diye sordu Elend. O m uz silkti. "Bilmiyorum. Onlar be
nim uğraşmak zorunda kaldığım türden bir şey değil. Siz plantasyonlarda metal
takmıyor musunuz?”
Vin başını sallayarak saçındaki tokalardan birini tıklattı. “ Boyalı tahta,” dedi.
Elend başını salladı. “Büyük ihtimalle akıllıcadır,” dedi. "Ama eh, Luthadel’de
ne kadar uzun kalırsan, burada akıllılık adına o kadar az şey yaptığımızın farkına
vanrsın. Lord Hükümdar metal yüzükler takıyor ve bu nedenle asiller de öyle
yapıyor. Bazı filozoflar bunların hepsinin onun planının bir parçası olduğunu söy
lüyor. Lord Hükümdar metal takıymr çünkü asillerin onu taklit edeceğini ve dola
yısıyla da onun Sorgucularma kendileri üzerinde güç vereceklerini biliyor.
“Sen katılıyor musun?” diye sordu Vin yürürlerken tekrar koluna girerek.
"Yani filozoflara?"
Elend başını sallayarak reddetti. “ H ayır,” dedi daha alçak bir sesle. "Lord Hü
kümdar... o sadece kibirli. Ben uzun zaman önceki savaşçıları okumuştum. Savaşa
üzerlerinde zırh olmadan giderlermiş; sözde ne kadar cesur ve güçlü olduklanm
kanıtlamak için. Ben bunun da böyle olduğunu düşünüyorum , gerçi çok daha ince
likli bir düzeyde. O gücüyle hava atmak için metal takıyor, bizim ona yapabilecek
olduğumuz herhangi bir şeye karşı ne kadar korkusuz, ne kadar umursamaz oldu
ğ u n u göstermek için."
Eh, Lord H ü k ü m d a r a k ib irli diyebiliyor, diye düşündü Vin. belki de om bi
raz daha fazlasını itir a f ettirebilirim ...
Elend duraklayarak saate doğru göz attı. “Korkarım la bu akşam çok fazla za
manım yok V alette."
"Doğru,” dedi V in. "Senin gidip arkadaşlarınla buluşman gerekiyor." Elend'e
bir göz atarak onun tepkisini ölçm eye çalıştı.
Pek de şaşırmış gibi görünmüyordu. Sadece ona doğru bir kaşını kaldırdı.
"Gerçekten de öyle yapacağım . Oldukça dikkatlisin."
“Bu fazla dikkat gerektirm iyor,” dedi Vin. “Ne zaman Hasting, Venture, Lekal
vada Elariel K alesi’nde olsak, sen aynı insanlarla kaçıp gidiyorsun."
“Benim içki arkadaşlarım ,” dedi Elend gülümseyerek. “Bugünün politik ikli
minde pek makul bir grup değil ama babamı kızdırmaya faydası oluyor."
“Bu toplantılarda ne yapıyorsunuz?" diye sordu Vin.
“Felsefe konuşuyoruz, çoğunlukla," dedi Elend. “Biz nispeten sıkıcı bir grubuz
ki sanırım bu eğer bizden herhangi birini tanıyorsan pek de şaşırtıcı değil. Hükü
met hakkında, politika hakkında... Lord Hükümdar hakkında konuşuyoruz.’
“Ne olmuş ona?”
“Ee, biz onun Son İm paratorluk’ta yaptığı şeylerin bazılanndan hoşlanmıyo
ruz.”
“O zaman onu gerçekten de devirm ek istiyorsunuz!” dedi Vin.
Elend ona garip bir bakış attı. “Onu devirmek mi? Sana bunu düşündürten
ne Valette? O Lord H üküm dar. O Tanrı. Bizim onun iktidarda olmasına karşı
yapabileceğimiz herhangi bir şey yo k .” Yürümeye devam ederlerken başını çe
virdi. “Hayır, arkadaşlarım ve ben, biz sadece... Son İmparatorluk’un biraz daha
farklı olabilmesini diliyoruz. Şim di işleri değiştirenleyiz ama belki bir gün, eğer
Hepimizin önüm üzdeki bir yılı filan sağ atlattığını varsayarsak, Lord Hükümdarı
etkileyebilecek konum larda olacağız.”
“Ne yapmak için?”
“Eh, şu birkaç gün önceki idamları al,” dedi Elend. "Ben onlann bir faydası
olduğunu sanm ıyorum . Skaalar isyan etti. Misilleme olarak Nezaret birkaç yüz
rasgele kişiyi idam etti. Bu halkı daha da fazla kızdırmaktan başka ne işe yarayacak
ki? Böylece bir sonraki isyan daha da büyük olacak. Bu Lord Hükünıdar’ın daha
ǰk kişinin kafasının kesilm esini emredeceği anlamına mı geliyor? Bu en sonunda
biç skaa kalmayana kadar daha ne kadar devam edebilir?"
Vin düşünceli bir şekilde yürüyordu. “ Peki ya sen ne yapardın Elend Venture?’
dedi en sonunda. "E ğer iktidar sende olsaydı?”
“Bilmem,” diye itiraf etti Elend. “ Ben birçok kitap okudum, bazıları da oku-
mamam gereken kitaplardı ve hiçbir basit cevap bulamadım. Ancak insanlann ka
rsını kesmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğinden oldukça eminim. Lord Hükümdar
ǰk uzun zamandır burada, insan onun daha iyi bir yol bulmuş olmasını bekler.
. . , J,.v c t n ı r i ı ı ı / g« r«-k< c <k ^ H a ş l a y a r a k Vı(,V
Ama her nevsc, bıın.ı (talıa s u m a ıu
bakmak için dondti.
"Zaman geldi mi’ " dive sordu \ m
Elend başıvla (mavindi. “ O n l a ı l a l u . l u y u a ğ ı m . , s u / v v ı d . m v e u n l a r b.raz benim
elime bakıvor gibi. Sanırım oııla ıa geç kal.u m ,ım ı s u s l( M I ı l ı m ı ı .
Vın bunu kabul etm edi. Ci.l arkadaşlarınla iç b < " ' m e ra k e t n ı r Zaten benim
de konuşmanı gereken birkaç kış. daha var." O n u n d a i.şr «eri d ön m esi gerekiyor
du, Bree/e ve INvkcon unıın vavınası gereken yalan ları h azırlam ak ve planlamak
için saatler kanamıştı ve partiden som a (_ lub.s in d ü k k â n ın d a onun raporunu bek
liyor olacaklardı.
Elend gülümsedi. 'Belki de senin için bu k ad ar fazla en d işelen m em em gere
kir. Kını bilir, senin bütün politik m anevralarını göz ö n ü n e alacak olursak, belki
yakında Renoux Evi şehirdeki büyük güç ve ben d e m ü tev az ı b ir dilenci olurum."
Vın gülümsedi ve o da eğilerek ona göz k ırp tı, so n ra da m erdiven lere doğru
uzaklaştı. Vin yavaşça yürüverek balkon p arm ak lığ ın a g e ld i ve aşağıdaki dans eden
ve vemek yiyen insanlara baktı.
0 zaman Elemi bir devrim ci değil, d iy e d ü şü n d ü . K e ls ie r y i n e h ak lı çıktı. Bun-
dm hu, sıkılıyor mu acaba.
Ama yine de Vin, Elend'e karşı büyük bir hayal kırıklığı hissedem ivordu. Her
kes tann-imparatorlannı devirm eyi d ü şü n ecek k a d ar d eli d eğ ild i. E len d ’in kendi
başına düşünmeye gönüllü olması gerçeği b ile onu d iğ e rle rin d e n farklı kılıyordu.
0 iyi bir adamdı ve onun güvenine lâyık olan b ir kad ın ı hak ed iy o rd u .
Ne yazık ki onun Vin’i vardı.
Yani Venlure Evi gizli gizli L o rd H ü k ü m d a r 'ın a tiv u tn ıın u ç ık a rıy o r, diye dü
şündü. Hathsin Çukurları nı idare ed e n ler o n la r o lm a lı.
Bu bir ev için içinde olması dehşet verici d e r e c e d e sallantılı bir pozisyondu;
mali durumlan doğrudan Lord H ıik ü m d a r’ı m e m n u n e tm e le rin e dayanıyordu.
Elend dikkatli olduğunu düşünüyordu am a V in e n d işe liy d i. E len d , Shan Elariel'i
yeteri kadar ciddiye almıyordu; Vin bu kadarın dan e m in d i. D ön erek azimli bir
şekilde balkondan ana salona indi.
Shanin masasını kolaylıkla buldu. K adın h er zam an b ü y ü k bir grup refakatçi
leydıyle birlikte oturur, plantasyonuna h ü k m ed en b ir lo rd gibi dururdu. Vin du
rakladı. Hiçbir zaman doğrudan S h an ’a y ak laşm am ıştı. A n c a k birilerinin Elendi
koruması gerekliydi; belli ki kendisi bunu y a p m a k için fazlasıyla akılsızdı.
Vin ona doğru ilerledi. Shan'ın Terrislisi V in ’i y a k la şırk e n in celed i. O Sazed den
çok farklıydı, onda aynı. .. ruh yoktu. Bu adam ın y ü z ifa d e si taştan oyulm uş bir ya
ratık gibi dümdüzdü. Leydilerın birkaç tanesi V in ’e d o ğ ru on aylam ayan bakışlar
attılar ama pek çoğu, Shan da dâhil olm ak üz.ere onu g ö rm ezd e n geldi.
Vin masanın yanında sıkıntılı bir şekilde ayak ta d u rd u , konuşm anın bitmesini
bekliyordu. Hiç umut yoktu. En sonunda Shan ’ın y ak ın ın a doğru birkaç adım attı
"Leydi Shan?” diye seslendi.
Shan buz gibi bir bakışla döndü. “Seni çağ ırtm ad ım taşra kızı."
"J'vc't a imü ben M/.ın s«.yU fı»ı^ oldurunuz gibi bazı...”
"Artık senin h ız ın '''mm- ihtiyat, duym u yorum ,” dedi Shan başını çevirerek,
•flt-nd Venture'yla kendi başım a ilgilenebilirim . Şimdi iyi bir küçük sersem ol ve
ben, rahatsız, etm eyi kes."
Vin afallamış bir şek ild e d u rd u . "A m a planınız..."
"Dedim ki an ık sen g erek li d eğ ilsin . Ö nceden sana sert davrandığımı mı düşü
nüyorsun, kız? O benim iyi tarafım a denk geldiğin bir zamandı. Beni kızdırmayı
şimdi dene.
Vin kadının kü çültü cü bakışlarının karşısında refleks olarak, soldu Shan... tik
sinmiş gibi görünüyordu. Kızgın hatta. Kıskanç mı?
Anlamış olm alı, d iy e d ü şü n d ü V in . E n sonunda Elend le sadece oynamadığı
mın farkına nardı. B en im E le n d 'i u m u rsadığım ı biliyor ve benim onun sırlarını
tutacağıma inanm ıyor.
Vin çekilerek m asadan uzaklaştı. G örü n üşe göre Shan’m planiannı keşfetmek
için başka yöntem ler kullanm ası gerekecekti.
Sık sık söylediğinin aksine, E len d V cn tu re kendisinin kaba bir adam olduğunu
düşünmüyordu. O daha ço k ... sözel yanı güçlü olan bir filozoftu. İnsanların nasıl
tepki vereceğini görm ek için konuşm ayı döndürm eye çalışmayı severdi. Eskilerin
büyük düşünürleri gibi, o da sınırları zorlar ve sıra dışı yöntemlerle denev yarardı.
Elbette ki eski filo z o fla rın b ü yü k b ir kısm ı en sonunda ihanet nedeniyle idam
edildi, diye düşündü konyak bardağını gözlerinin önüne kaldırmış, düşünceli bir
şekilde incelerken. Pek de örn ek alınm ası iyi karşılanan kişiler sayılmazlardı.
Grubuyla bu akşamki politika konuşması bitmişti ve Elend birkaç arkadaşıyla
birlikte Lekal Kalesi'nin balo salonunun bitişiğinde erkeklere ayrılmış olan salona
geçmişti. Burası koyu yeşil renklerle döşeliydi ve koltuklar da rahattı; eşer biraz
daha iyi bir ruh hâli içinde olsa okum ak için güzel bir yer olurdu. Jastes onun karşı
sında oturmuş, hâlinden m em nun bir şekilde piposunu tüttürüyordu. Genç Lekal'ın
bu kadar sakin olduğunu görm ek güzeldi. Bu son birkaç hafta onun için zor olmuştu.
Ev savaşı, diye d ü şü ndü E len d . N e k a d a r da kötü bir zamanlama. Neden şim
di? İşler o k a d a r d a iy i g id iy o rd u ...
Birkaç saniye sonra Telden tekrar doldurduğu içkisiyle gen döndü.
Buradaki hizm etkârların herhangi bir tanesi sana yeni bir içki getirirdi, sen de
Biliyorsun,” dedi Ja ste s piposuyla işaret ederek.
Bacaklarımı esnetesim v a rd ı,” dedi Telden üçüncü koltuğa yerleşirken
Ve geri dönerken de en azından üç tane kadına asıldın," dedi Jastes. 'Savdım.”
Telden içkisini yud um layarak gülüm sedi. İri adanı asla oturmazdı; o yayılırdı,
en durum ne olursa olsun rahat ve sakin görünebiliyordu; iyi kesimli takınılan
Sözelce şekillendirilm iş saçlarıyla im renilecek derecede yakışıklıydı
belki ben de böyle şey le re b ira zcık daha fazla dikkat göstermeliyim, diye dü-
^ d ü Elend kendi kendine V alette benim saçınım bu indine katlanıyor anuı eğer
dlendirirsem daha mı çok beğenirdi?
Elend sık sık bir modacı ya ıl.ı bir teı/ıve uğram aya ııiv« t talerdi ama sonra
kati başka şeylere yoğunlaşıldı. Çalışmaktı mm içim le kaybolup gider ya da kit-
okuyarak fazla uzun zaman ban anlı, som a ise kendisini randevularına geç kalnnj
olarak bulurdu. Her zamanki gibi.
“Elend bu akşam sessiz," dedi 'lelden. Loş salonda oturan başka centilmen
grupları olsa da koltuklar konuşmaların m ahrem kalm asına izin verecek şekilde
aralıklı olarak yerleştirilmişti.
"Son zamanlarda hep böyle oluyor," dedi Ja stes.
"Ha, evet,” dedi Telden hafifçe yiizü asılarak.
Elend onları, imalarını sezecek kadar iyi tanıyordu. “ Şim di, bak, neden insanlar
böyle olmak zorunda1 Eğer söyleyecek bir şeyiniz varsa, neden basitçe söylemiyor
sunuz?“
“Politika dostum," dedi Jastes. “ Bizler, eğer sen farkına varmadıysan, aristok
ratız.”
Elend gözlerini devirdi.
“Peki, söyleyeyim," dedi Jastes elini saçlarının içinden geçirerek; bu hareket
Elend'ın genç adamın artmakta olan kelliğine biraz olsun katkıda bulunduğundan
emin olduğu bir endişe hareketiydi. “ O R en ou x kızıyla çok fazla zaman geçiriyor
sun Elend."
“Bunun basit bir açıklaması v a r,” dedi E len d . "G örd ü ğü n ü z gibi, ben ondan
hoşlanıyorum.”
“İyi değil Elend," dedi Telden başını sallayarak. “ İyi d eğ il.”
“Neden?” diye sordu Elend. “ Sen kendin sınıf farklılıklarını görmezden gel
mekten yeteri kadar memnun görünüyorsun Telden. Senin odadaki hizmetçi kız
ların yansına asıldığını gördüm .”
“Ben evimin vârisi değilim ,” dedi Telden.
“Ve bu kızlar güvenilir,” dedi Jastes. “ Bu kadınları benim ailem kiraladı; onla-
nn evlerini, geçmişlerini ve sadakatlerini biliyoruz."
Elend kaşlannı çattı. “N e ima ediyorsun?”
“O kızda garip olan bir şeyler var E le n d ,” dedi Ja stes. H er zamanki endişeli
hâline geri dönmüştü, piposu masanın üstündeki tutacağında unutulmuş olarak
duruyordu.
Telden başını sallayarak onayladı. “ Sana fazlasıyla hızlı yakınlaştı Elend. 0 bir
şeyler istiyor.”
“Ne gibi?” diye sordu Elend sinirlenm eye başlayarak.
“Elend, Elend,” dedi Jastes. “ Sadece oyn am ak istem ediğini söyleyerek oyun
dan kaçamazsın. Seni bulur. Renoux tam ev gerginlikleri artm aya başlarken şehre
geldi ve yanında da ailenin hiç bilinm eyen bir kızını getirdi; anında Luthadel deki
en önemli ve bekâr genç adama kur yapm aya başlayan bir kız. Bu sana hiç 8arlP
görünmüyor mu?”
Aslında sadece benim okuma yerim i çalm ış olduğu için olsa da, ona ilk y3^
şan ben oldum,” dedi Elend.
"Ama sana hu kadar hızlı hır y-kildı* bağlanmış olmasının şüphe çekici olduğu
nu itiraf etmek zorun dasın ," dedi 'h-lden. "Eğer aşk maceralarına bulaşacaksan bir
şeyi öğrenmen gerekiyor Elend: istiyorsan kadınlarla oynayabilirsin ama kendine
onlara fazla yaklaşm a iznini verm e. Sorun işte o zaman başlar.”
Elend başını salladı. "V a le tte fark lı.”
Diğer ikisi bakıştılar, sonra da 'lelden omuz silkerek içkisine geri döndü. Ancak
Jastes içini çekti, sonra da ayağa kalkarak gerindi. “ Her neyse, benim büyük ihti
malle gitmem g e re k .”
“Bir içki d aha,” d ed i Telden.
Jastes başını sallayarak elini saçlarının arasından geçirdi. “Balo gecelerinde ebe
veynlerimin nasıl olduğunu biliyorsun. Eğer dışarı çıkıp misafirlerin en azından
bazılarına veda e tm ezsem , haftalar boyunca bu yüzden başımın etini yerler.’
Genç adam onlara iyi g e c e le r diledi ve ana balo salonuna doğru yürüyerek
uzaklaştı. Telden içkisini yu d u m layarak E len d’e dik dik bakıyordu.
“Onun hakkında d ü şü n m ü y o ru m ,” dedi Elend ters ters.
"O zaman ne d ü şü n ü yo rsu n ?”
“Bu geceki to p la n tı,” d ed i Elend. "Gidişattan hoşlanıp hoşlanmadığımdan
emin değilim.”
“Aman,” dedi iri adam elini sallayarak. "Sen de Jastes kadar kötü olmaya başlı
yorsun. Bu toplantılara sad e ce rahatlam ak ve arkadaşlarıyla eğlenerek vakit geçir
mek istediği için katılan adam a ne old u ?”
"O adam en d işeli,” d ed i E len d . "Arkadaşlarının bazıları onun beklediğinden
daha yakın zam anda evlerin in idaresini üstlenm ek zorunda kalabilir ve hiçbirimi
zin hazır olm adığından en d işe e d iy o r.”
Telden küçüm ser bir havayla burnundan soludu. “Olayı o kadar dramatikleş
tirme,” dedi boş b ardakların ı alm ak için gelen hizmetçi kıza gülümseyip göz kır
parken. “ Benim içim d e bun ların hepsinin sadece geçip gideceğine dair bir his var.
Birkaç ay sonra geri d ö n ü p bakacağız ve bütün bu kaygıların ne hakkında olduğunu
merak edeceğiz."
Kael Tekiel geri d ö n ü p b a k m a y a c a k , diye düşündü Elend.
Ancak konuşm a d ev a m e tm ed i ve Telden de neden sonra izin isteyerek kalktı.
Elend bir süre daha o tu rd u , b ir kere daha okumak için Toplumun Emirleri'ni açtı
ama konsantre olm akta zo rlu k çekiyord u. Konyak bardağını parmaklannın arasın
da Çevirdi ama daha fazla içm ed i.
Valette h â lâ b u r a d a m ı a c a b a ... top lan tı bittiği zaman Elend onu bulmaya
Mışmıştı am a g ö rü n ü şe g ö re o sırada V alette in kendisi de özel bir toplantı
daydı.
O kız p o litik a yla k e n d i iy iliğ i için gerekenden daha fazla ilgili, diye düşündü.
Belki de Elend sad ece kıskanıyord u; daha Luthadel’de sadece birkaç ay geçirmişti
Ve daha şim diden E le n d ’den daha becerikliym iş gibi görünüyordu. O kadar kor
t u z , o kadar cesu r, o kad ar... ilgi çekiciydi ki. Elend’e beklemesi öğretilmiş olan
ar,stokratik klişelerin hiçb irisin e uym uyordu.
J a fte s lin k li o la b ilir »m i , d i v o «.Ivı^vımUı P ı ğ c » k , i t l u ı l , u t l n n k e s in lik li- Jurhfo
otıun h a k k ım la b e n im b ilm e d iğ im b ir ş e y le r i o l d u ğ u n u ıh ı u n a etti.
Elend hu düşünceyi aklından kovaladı. V alet to laı klıvdı, dogrıı .ima ayı ita o bir
ayıdan masumdu da. Hevesli, ıııerak ve cesaretle doluydu.
Elend onun iyin endişeleniyordu; l.ııtlıadel ııı ııe kadar tehlikeli olabileceği
ni bilmediği belliydi, ^ehır politikasında hasıt partiler ve önem siz dalaverelerden
yok daha tadası vardı. Eğer bilileri onunla ve am casıyla ilgilenm ek iyin bir Sis-
soylu göndermeye karar verirse ne olurdu? R en o u x’un bağlantıları iyi değildi ve
Fellise'de birkay suikast gerçekleşecek olursa aristokrasinin hiybir üyesi gözünü
bile kırpmazdı. Valette'in amcası doğru ön lem lerin nasıl alınacağını biliyor muy
du1 Allomanserler konusunda lıiy düşünm üş m üydü?
Elend iyini yekti. Onun V ale tte ’in buralardan gittiğinden emin olması gerek
liydi. Tek seyenek buvdu.
At arabası Venture Kalesi’ne ulaşana kadar, E len d fazla içm iş olduğuna karar ver
mişti. Yatağını ve yastıklarını iple çek erek odasına doğru gitti. Ancak yatak odasına
giden yol babasının çalışma odasının yanından geçiyo rd u . K apı açıktı ve geç saate
rağmen hâlâ dışan ışık sızıyordu. Elend halı kaplı zem inin üzerinde sessizce vürü-
meve çalıştı ama o hiçbir zaman yeteri kadar sinsi olm am ıştı.
“Elend?’’ diye geldi babasının sesi çalışm a odasından. " G e l buraya."
Elend sessizce içini çekti. Lord S tra ff V e n tu re p ek bir şeyi kaçırmazdı. 0 bir
Kalaygözdü; hisleri o kadar kuvvetliydi ki bü yü k ihtim alle Elend'in arabasını dı
şarıda yaklaşırken duymuştu. E ğer onunla ş im d i ilgilenm ezsem , aşağı inip onunla
konuşana kadar beni rahatsız etm eleri için h iz m etk â rla rı yo lla ya ca k ...
Elend döndü ve yürüyerek çalışm a odasına girdi. Babası koltuğunda oturmuş,
sessizce Venture kandrası TenSoon’la konuşuyordu. E len d hâlâ yaratığın bir za
manlar Hasting ev personelinden birisine ait olan en yen i vücuduna alışamamıştı.
O kendisini fark ederken Elend titredi. TenSoon eğildi, sonra da sessizce çekilerek
odayı terk etti.
Elend kapının çerçevesine yaslandı. S t r a ff ’ın koltuğu kitaplarla dolu birkaç ra
fın önünde duruyordu; Elend babasının hiçbir zam an tek bir tanesini bile okuma
mış olduğundan kesinlikle emindi. O da iki lam ba ile aydınlatılm aktaydı, dışarı az
ışık vermeleri için kapakları neredeyse kapatılm ıştı.
“Bu geceki baloya katıldın," dedi S tra ff. “ N e öğren d in ?”
Elend elini uzatarak alnını ovuşturdu. “ Fazlasıyla çok konyak içmeye me>> 1
olduğumu.”
Straff bu yorumdan hoşlanmamıştı. O m ü k em m el bir im paratorluk asili>di.
uzun boylu, katı omuzlu, üzerinde her zam an özel d ikilm iş yelek ve takım elbis
“İtine o... kadınla mı görüştün?" diye sordu.
“Valette mi? Hı, evet. Ama istediğim kadar uzun süreli olarak değil
“Sana onunla birlikte zaman geçirm eyi y asak lad ım .”
Evet,” dedi Elend. “H atırlıyorum ."
Straff’'» yıiz ifadesi k aran tı. Ayağa kalkarak masaya doğru yürüdü. “Ah Elend,"
jj “¡sje /.anıaıı hu çoı ııkstı rrıi/.atmi bir kenara bırakacaksın? Sadece hana inat
Isun diye aptal gibi davrandığının farkına varmadığımı mı sanıyorsun?”
“Aslında b en 'ço cu k su m iza cım ı’ bir süre ünce bir kenara bıraktım baba; sade
ce görünüşe göre benim d o ğ a l eğilim lerim senin canını sıkma konusunda daha iyi
işliyor. Keşke bunu daha erken öğrenm iş olsaydım, bu daha genç olduğum yıllarda
beni epey bir zahm etten k u rta rırd ı."
Babası hom urdandı, sonra da bir m ektubu kaldırdı. "Bunu kısa bir süre önce
Staxles’a dikte ettird im . Y arın öğled en sonra Lord Tegas'la olan bir yemek rande
vusunun kabulü. E ğer b ir ev savaşı gerçekten çıkarsa, Hastıngleri olabildiği kadar
çabuk yok ed ebilecek bir konum da olacağımızdan emin olmak istiyorum ve Tegas
güçlü bir m üttefik olabilir. O nun bir kızı var. Senin de öğle yemeğinde onunla
birlikte olmanı istiy o ru m .’’
“Bir düşüneyim ,” d ed i E len d parm ağıyla başına vurarak. “Yann sabah nasıl bir
durumda olacağım dan em in değilim . Ç o k fazla konyak, hatırladın mı?”
“Orada olacaksın E len d . Bu bir rica d eğil.”
Elend durakladı. Bir parçası babasını terslem ek, direniş göstermek istiyordu;
nerede yemek yiyeceği u m u run d a olduğu için değil, çok daha önemli bir şey için.
Hasting şeh ird ek i en g ü çlü ik in ci ev. E ğ er onlarla bir ittifak kuracak olursak,
birlikte L u th ad el'i k a r g a ş a d a n k o ru y a b iliriz. E v savaşım alevlendirmek verme
durdurabiliriz.
işte kitaplarının ona y ap m ış olduğu şey buydu; onu isvankâr bir züppeden, bir
filozof özentisine çevirm işle rd i. N e yazık ki çok uzun bir süredir aptallık ediyordu.
Straff’ın oğlundaki d eğişikliği fark etm em iş olmasında şaşılacak bir şey var mıydı7
Daha Elend’in kendisi ancak fark etm eye başlıyordu.
Straff ona ateş p ü sk ü ren gözlerle bakm aya devam etti ve Elend de bakışlannı
kaçırdı. “Bunu d ü şü n eceğ im ," dedi.
Straff hor görerek elini salladı ve döndü.
Elend gururundan b ir şey le ri kurtarm aya çalışarak devam etti. “Serun Hasting-
ler hakkında endişe e tm e n e b ile büyük olasılıkla gerek yok. Onlar da görünüşe
göre şehirden kaçm ak için hazırlık y ap ıyo r.”
"Ne? Bunu nereden duydun?” diye sordu Straff.
Baloda," dedi Elend ön em sem ez bir şekilde.
Ben senin ön em li bir şey öğrenm ediğini söylediğini hatırlıyorum.”
Bak şimdi, ben hiçbir zam an öyle bir şey söylemedim. Benim sadece içimden
ininle paylaşmak ge lm em işti.”
Lord V en ture yüzünü astı. “ N ed en umurumda olduğundan bile emin değilim;
ien‘n öğreneceğin herhangi bir şeyin değerinin olmayacağı kesin. Seni politikada
gitmeye çalıştım v elet. G e r ç e k te n d e denedim. Ama şimdi... Eh, umuyorum ki
s°nin öldüğünü g ö recek kadar yaşarım , çünkü eğer bir gün kontrolü sen alacak
^rsan, bu ev fena gü n ler g ö re c e k .”
Ben senin d ü şü n düğün d en daha fazlasını biliyorum baba.
Strafftekrar koltuğuna oturmak için vııııiıkeıı güldü. "Ondan > jiip h fliyiıT, Vp
kt. Sen daha doğıu düzgün bir karıyı bile yatağa atam ıyorsun; senin bunu dene
diğiııden haberimin olduğu tek ve de son se le n le , sem kerhaneye ben kendin,
götürmek zorunda kaldım."
Elend kızardı. Dikkat et, dedi kemli kendisine. O n d a n kasıtlı olarak bahsedj.
yor. Bunun seni ne kadı ir rah atsı: ettiğini biliyor.
“Git yat velet," dedi Strat’f' bir elini sallayarak. “ Berbat görünüyorsun.”
Elend bir an dikildi, sonra nihayet koridora çıkarak kendi kendine sessizce içini
çekti.
İşte onlarla aranızdaki fa rk bu E len d , d iye düşündü. O okuduğun filozoflar
devrimciydiler. O nlar idam riskini a lm a y a gönüllüydüler. Sen daha babana bile
karşı duramıyorsun.
Yorgun bir şekilde yürüyerek odasına gitti ve garip bir şekilde kendisini bekle
mekte olan bir hizmetkâr buldu.
Elend yüzünü astı. “Evet?”
“Lord Elend, bir misafiriniz var,” dedi adam .
“Bu saatte mi?"
“Lord Jastes Lekal, lordum ."
Elend başını hafifçe bir yana yatırdı. L o r d H ü k ü m d a r adına, tıe var? "Oturma
odasında bekliyordur herhalde?”
“Evet lordum,” dedi hizmetkâr.
Elend pişmanlıkla odasına sırtını dönerek koridordan aşağı doğru yöneldi.
Jastes’ı sabırsız bir şekilde beklerken buldu.
“Jastes?” dedi Elend yorgun bir şekilde yürü yerek oturma odasına girerken.
“Umarım bana söyleyecek çok önem li bir şeyin vard ır.”
Jastes bir an için normalde olduğundan bile daha endişeli görünerek rahatsızca
kıvrandı.
“Ne var?" diye sordu sabrı tükenm ekte olan Elend.
“Kız hakkında."
“Valette mi?” diye sordu Elend. "Buraya V a le tte ’i tartışm ak için mi geldin? B«
saatte mi?”
“Sen arkadaşlarına daha fazla güven m elisin ,” dedi Jastes.
Elend homurdandı. “Senin kadınlar hakkındaki bilgine mi güveneceğim? Kuşu
ra bakma Jastes ama hiç sanm ıyorum .”
“Onu takip ettirdim Elend,” diye pat d iye söyledi Jastes.
Elend durakladı. “Ne?" .jljf
“Onun at arabasını takip ettirdim . Ya da en azından birilerine onun içm S1
kapılarını izlettim. Araba şehri terk ederken o içinde değildi."
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu Elend yüzü daha da asılarak.
“O at arabasının içinde değildi E len d," d iye tek rar etti Jastes. "Onun Tcrris ıs
muhafızlar için kâğıtları çıkarırken, benim adam ım gizlice yaklaştı ve araba peIU
resinden içeri baktı. Ama içeride kim se yoktu.
“Araba onu şd ırin içindi- bir yerlerde bırakmış olmalı. O diğer evlerin birinden
bir casus, senin ü/.ı-rindı-n babana ulaşmaya çalışıyorlar. Seni cezbedecek mükem
mel kadını yaratm ışlar; koyu saçlı, biraz gizemli ve sıradan politik yapının dışın
dan. Onu senin onunla ilgilenm enin bir skandal yaratmasına yetecek kadar düşük
seviydi yaptılar, sonra da senin üzerine saldılar.”
“Jastes bu saçm a..."
“Elend," diye lafını kesti Jastes. "Bana bir kere daha söyle: Onunla ilk kez nasıl
karşılaştın?"
Elend durakladı. "Balkon d a duruyordu.”
“Senin okuma y erin d e," dedi Jastes. “ Herkes senin çoğu zaman gittiğin yerin
orası olduğunu biliyor. T esad ü f m ü?”
Elend gözlerini kapattı. V alette değil. O bütün bunların bir parçası olamaz.
Ama anında başka bir düşünce daha aklına geldi. Ona atiy-umdan bahsettim! Nasıl
bit kadar aptal o la b ild im ?
Bu doğru olam azdı. E len d bu kadar kolaylıkla kandırılmış olduğuna inanamaz
dı. Ama... Bu riske girebilir m iydi? O kötü bir oğuldu, doğru, ama evine ihanet
etmezdi. V en tu re’nın yıkıldığını görm eyi istemiyordu; bir gün Venture'ya liderlik
etmeyi, belki de bir şeyleri değiştirebilm eyi istiyordu.
Jastes’a veda etti, sonra da sarsak adımlarla odasına geri döndü. Ev politikalan
hakkında düşünmek için kendini fazlasıyla yorgun hissediyordu. Ancak en sonun
da yatağına girdiği zam an uyuyam adığını fark etti.
Sonra kalkarak bir hizm etkâr çağırdı.
“Babama bir değiş tokuş yapm ak istediğimi söyle," dedi adama. “Yann aynı is
tediği gibi onun öğlen yem eğin e gideceğim ." Elend durakladı, yatak odası kapısının
yanında üzerinde akşam cübbesiyle duruyordu. “Karşılığında," dedi en sonunda,
“Ona benim için birini takip ed ecek birkaç casus ödünç almak istediğimi söyle."
Diğerlerinin hepsi kana ihanet ettiği için K ıv a a n ı id a m ettirm iş olm am gerekti,
ğini düşünüyor. Gerçeği sö y lem ek gerekirse, eğer n e re y e g ittiğini bilseydim onu
büyük olasdıkla şu saniye öldürürdüm . A n c a k 0 za m a n la r b u n u yapamamıştım
işte.
O benim için bir baba gibi o lm u ştu . B u g ü n b ile h â lâ ned en bir anda benim
Kahram an olm adığım a karar Verdiğini b ilm iy o r u m . N e d e n b a n a karşı dönerek
bütün Cihanelçileri M e c lis i’nin ö n ü n d e b e n im a le y h im d e k o n u ştu ?
K azananın Z ifir olm asını m ı tercih ederdi? M u h a k k a k k<- ağer Kwaan'ın
şimdi iddia ediyor olduğu gibi doğru k işi ben d eğ ilsem bile. M ir a ç K u y u s u ndakı
varlığımın Z ifir ’in d ü n y a y ı y o k e tm e y e d e v a m e tm e s i d u r u m u n d a olacaklardan
daha kötü olması hiç m ü m kü n değil.
29
N E R E D E Y S E B İ T T İ , D İ Y E okudu Vin.
Kampımızdan mağarayı görebiliyoruz. Mağaraya ulaşmak için birkaç
saat daha yürümemiz gerekecek ama ben buranın doğru yer olduğunu
biliyorum. Bunu bir şekilde hissedebiliyorum, orada üstümüzde olduğu
nu hissediyorum... zihnimin içinde, titreşiyor.
Ne kadar da soğuk. Kayaların buzdan yapılm ış olduklarına yemin
edebilirim ve kar da bazı yerlerde yolumuzu kazarak açmak zorunda ka
lacağımız kadar kalın. Rüzgâr her zaman esiyor. Fedik için korkuyorum,
sisten oluşmuş yaratık ona saldırdığından beri pek eskisi gibi değil ve ben
onun bir uçurumun kenarına yürüvüp yuvarlanacağından ya da yerdeki
pek çok buzlu yarıktan birinin içine düşeceğinden endişe ediyorum-
Ancak Terrisliler bir harika. O nları getirm iş olmamız büyük bir Ş*nS
çünkü hiçbir sıradan hamal bu yolculuktan sağ çıkamazdı. Terrisliler so
guğu umursuyormuş gibi görünmüyorlar; garip metabolizmalarıyla ilğ^*
bir şeyler onlara bava şartlarına karşı doğaüstü bir direnme becerisi ve
riyor. Belki de daha sonra kullanm ak için vücutlarının ısısını "bınkttr-
m işlcrd ir"?
Am a g ü çle ri h a k k ın d a konu şm uyorlar ve ben de bunun suçlusu
nun Rashek o ld u ğ u n d a n em in im . D iğer hamallar onlara liderlik et
mesi için R a s h e k 'e b a k ıy o r; gerçi ben onun hamallar üzerinde tam
kontrol sahibi o ld u ğ u n u dü şü n m üyoru m . Bıçaklanmasından önce,
Fedik T errislilerin bizi b u rad a buzların içinde terk edeceklerinden
korkuyordu. A n c a k ben bu n u n olacağını düşünmüyorum. Ben Terrıs
kehanetlerinin ta k d ir iy le b u rad ayım , bu adamlar sadece aralarından
bir tanesinin gözü b en i tu tm a d ı d iye kendi dinlerine itaatsizlik etme
yecekler.
En sonunda R ash ek ile yüzleştim O benimle konuşmak istemi
yordu tabii ki, am a ben onu zorladım . Zincirinden boşandığı zaman,
Khlennium 'a ve benim halkım a karşı nefreti üzenne uzun uzadıya ko
nuştu. O bizim , halkını n ered eyse kölelerden farksız hâle getirdiğimizi
düşünüyor. O Terrislilerin çok daha fazlasını hak ettiğim düşünüyor.
Kendi halkının doğaü stü güçleri nedeniyle ‘ başat” olması gerektiğini
söyleyip duruyor.
Ben onun sözlerinden korkuyorum çünkü içlerinde bir parça gerçek
görüyorum. D ün ham allardan bir tanesi devasa büyüklükteki bir kavayı
kaldırdı, sonra da n ered e yse üstünkörü bir şekilde fırlatıp yolumuzdan
attı. Ben bütün h ayatım boyunca böylesine bir kuvvet gösterisi görme
dim.
Bu Terrisliler çok teh likeli olabilir diye düşünüyorum. Belki onlara
adil olmayan bir şekild e davranm ış olabiliriz. Ancak Rashek gibi adam
ların zapt edilm esi gerek; o m antıksız bir şekilde Tems in dışındaki tüm
halkların onları ezm iş olduğuna inanıyor. O bu kadar kızgın olmak için
fazlasıyla genç bir adam .
N e kadar da soğuk. Bu iş bittikten sonra, sanının bütün yıl boyunca
sıcak olan bir y e rd e yaşam ayı isterim . Braches güneyde, ulu dağların ateş
saçtığı adalarda b ö yle yerlerin olduğundan bahsetmişti.
Bütün bunlar bittiği zam an nasıl olacak? Ben tekrar sadece sıradan
bir adam olacağım . Ö n em siz bir adam. Kulağa hoş geliyor, hatta ılık bir
güneş ve rüzgârsız bir gökyüzünden bile daha cazip. Çağların Kahramanı
olmaktan çok yoru ld u m , şehirlere girdiğimde >3 silahlı düşmanlık ya da
fanatik tapınm ayla karşılaşm aktan yoruldum. Bir avuç yaşlı adamın bir
gün yapacağım ı söylediği şeyler yüzünden sevilmekten ve nefret edil
mekten yoruldum .
Ben unutulm ak istiyorum . Bilinmezlik. Evet, o iyi olurdu.
Eğer insanlar bu sözleri okursa, bilsinler ki güç ağır bir yük. Onun
zincirleri tarafından bağlanm am ayı arzulayın. Terris kehanetleri diyor kı
ben dünyayı kurtaracak güce sahip olacakmışım. Ancak aynı kehanetler
ima edivor ki onu vok edecek gıice de sahip olacakmışım.
Kalbimin her arzusunu yerine getirme becerisine sahip olacakmışım.
"O hiçbir ölümlünün sahip olmaması gereken otoriteyi üzerine alacak."
Ancak filozoflar beni uyardı; eğer gücü kendi çıkarım için kullanacak
olursam, benim bencilliğim onu lekelermiş.
Bu herhangi bir insanın üzerine alması mümkün olan bir yük mü?
Bövlesine bir ayartmaya herhangi bir insan direnebilir mi? Şimdi kendi
mi güçlü hissediyorum ama ben o güce dokunduğum zaman ne olacak?
Dünyayı kurtaracağım, orası kesin ama ona el koymaya da çalışacak mı
yım?
Dünyanın tekrar doğuşunun arifesinde, buzla kaplanmış bir kalemle
bu sayfaları karalarken işte korkularım bunlar. Rashek izliyor. Benden
nefret ederek. Mağara yukarımızda uzanıyor. Titreşerek. Parmaklarım
titriyor. Soğuk yüzünden değil.
Yarın bitecek.
Vin hevesle sayfayı çevirdi. Ancak kitapçığın arka sayfası boştu. Vin geri dönerek
son birkaç satırı tekrar okudu. Sonraki giriş neredeydi?
Sazed son kısmı daha bitirm em işti herhalde. V in ayağa kalkıp gerinerek içi
ni çekti. Günlüğün yeni bölümünün tam am ını bir oturuşta bitirmişti, bu Vin'in
kendisini bile şaşırtmış olan bir başarıydı. R enoux M alikânesi’nin bahçeleri önün
de uzanmaktaydı; bakımlı patikalar, geniş dallı ağaçlar ve sessiz fıskiye Vin’in en
sevdiği okuma yerini yaratıyordu. G üneş gökyüzünde alçalm ıştı ve hava soğumaya
başlıyordu.
Patikadan yukarı çıkarak köşke doğru ilerledi. Akşam ın soğuğuna rağmen, Lord
Hükümdar’ın tarif ettiği gibi bir yeri hayalinde bile canlandıramıyordu. Bazı uzak
dağ zirvelerinde kar görmüştü ama karın yağdığı enderdi ve yağdığında bile çoğu
zaman sadece buzla karışık su olurdu. G ü n ler ve günler boyunca o kadar karın ya
ğışını görmek, karın dev ezici çığlar hâlinde tepene düşm esi tehlikesini yaşamak..
Vin’in bir parçası böyle yerleri ne kadar tehlikeli olurlarsa olsun ziyaret edebil
meyi diliyordu. Her ne kadar günlük, Lord H ü k ü m d ar’ın yolculuğunun tamamım
anlatıyor olmasa da anlatılan mucizelerin bazıları kulağa inanılmaz geliyordu; ku
zevdeki buz tarlaları, büyük siyah göl, Terris şelaleleri.
Etrafın neye benzediği hakkında d a h a fa z la a y rın tıd a n bahsetseydi ya, di}c
düşündü kızgınlıkla. Lord Hüküm dar endişe ed erek çok fazla zaman harcıyordu
Gerçi itiraf etmek gerekirse, Vin yazdıkları sayesinde ona karşı garip bir... tam
lık hissetmeye başlamıştı. Aklında oluşan kişi ile o kadar fazla ölüme neden o
korkunç yaratığı ilişkilendirmekte zorluk çekiyord u. M iraç K uvusu’nda neolmu^
tu? Onu bu kadar sert bir şekilde ne değiştirm iş olabilirdi? Vin bunu öğrennl
zorundavdı.
Köşke ulaştı ve Sazed'i aramaya çıktı. Tekrar elbise giym eye başlamıştı, ç
releri dışında binlerine pantolonla görünmek ona garip geliyordu. Yanından ge-
-erken Lord Renoux’nıın köşk vekilharcına gülümsedi ve kütüphaneye doğru iler
ledi-
Sazed içeride değildi. K üçük masası hoştu; lambası sönmüş, mürekkep hokkası
boşalmıştı- V in sıkıntıyla kaşlarını çattı. H e r nereye gittiyse, tercüme üzerinde ça
lışıyor olsa iyi olur'.
Tekrar alt kata inerek Sazed 'i sordu ve bir hizmetçi onun ana mutfakta olduğu
nu söyledi. V in yüzünü asarak arka koridor boyunca ilerledi. Belki de atışttracak
bir şeyler alıyordur?
Sazed’i küçük bir grup hizm etkârın arasında durmuş, masanın üstündeki hır
listeye doğru işaret ederken ve alçak bir sesle konuşurken buldu. İçeri girerken
Vin’i fark etm em işti.
"Sazed?” dedi V in onun sözünü keserek.
Sazed döndü. “ E vet, V ale tte H anım ?” diye sordu hafifçe eğilerek.
“Ne yapıyorsun?”
“Lord Renoux’nun erzak depolarıyla ilgileniyorum Hanımım. Her ne kadar
size yardımcı olm ak için atanm ış olsam da ben hâlâ onun vekilharcıyım ve başka
bir şeyle meşgul olm adığım zam anlarda ilgilenmem gereken görevlerim var."
"Tercümeye hem en geri dön ecek m isin?”
Sazed başını bir yana eğdi. “Tercüm e mi Hanımım? O bitti."
“0 zaman son n ered e?”
"Onu size verd im ,” ded i Sazed.
“Hayır, verm edin,” dedi V in . “ Bu onların mağaraya gitmesinden önceki gece
bitiyor.”
"Sonu bu Hanım ım . G ü n lü k oraya kadar gidiyor.”
“Ne?” dedi V in. “A m a ...”
Sazed öbür hizm etkârlara bir göz attı. “Böyle şeylerden başkalanmn yanm
ayken bahsetm em em iz gerekir, diye düşünüyorum ben.” Listeyi işaret ederek
hizmetkârlara birkaç em ir daha verdi, sonra da mutfaktan çıkarak yan bahçelere
8‘derken V in’e ona katılm ası için başıyla işaret etti.
Vin bir an için afallam ış gibi dikildi, sonra da ona katılmak için aceleyle dışan
fırladı. “Böyle bitem ez Saze. N e olduğunu bilmiyoruz!”
Tahminde bulunabiliriz, d iye düşünüyorum ben,” dedi Sazed patika boyunca
hahçede ilerlerken. D oğu bah çeleri V in ’in sık sık uğradığı bahçeler kadar gösterişli
Eğildi; düzgün biçilm iş kahverengi çim enler ve tek tük çalılıklardan oluşuyorlar
dı.
Neyin tahm ininde bulunabiliriz?" diye sordu Vin.
^ Lord Hüküm dar d ü nyayı kurtarm ak için gerekli olan şevi yapmış olmalı çün-
"• Eh, biz hâlâ bu rad ayız.”
Sanırım ö yled ir,” dedi V in . "A m a sonra o gücü kendisine aldı. Olan şey bu
ttalı, gücü bencilce kullanm anın ayartışına direnemedi. Ama neden başka bir
ay‘t yok? Neden başardıklarından daha fazla bahsetmiyor?”
“Belki de güç onu çok hızla d eğ iştu m iştır,’’ ıleılı S.ı/ed. “ Ya da belki de sade«
artık daha fâzla bir kavıt tutma ihtivan hissetm em iştir. I ledefin e haşarıyla ulaş
mıştı, ölümsüzlüğü de cabası Kışının sorısiı/a kadar vas.ıvaı ak olması durumunda,
gelecek nesiller için bir günlük tutmak nispeten gereksiz oluyordur, diye düşünü
yorum ben."
"Ama bu. " Y’iıı hüsranla dişlerim gıcırdattı. “ Bu bir hikâye için hiç de tatmin
edici hır son değil Sazed. *
Sazed eğlenerek gülümsedi. "D ikkatli olun H anım ını; okum aya fazla meraklı
olursanız bir bilgine dönüşebilirsiniz."
Vin başını salladı. “Eğer okuduğum bütün kitaplar bunun gibi bitecekse müm
kün değili'
“Eğer bu sizi teselli edecekse, günlüğün içeriği n ed en iyle hayal kırıklığına uğra
yan tek kişi siz değilsiniz,' dedi Sazed. “ Ü stat K e ls ie r’in kullanabileceği pek bir şev
de içermiyor; kesinlikle On Birinci M etal hakkında hiçbir şey vok. Ben kendimi
nispeten suçlu hissediyorum çünkü kitaptan en çok fayda sağlayan ben oldum."
'.Ana Terris dini hakkında da pek fazla bir şev yoktu . ”
“Pek fazla değil," diyerek ona katıldı Sazed. “A m a gerçekten de üzücü bir şe
kilde, 'pek fazla değil’ ama daha önceden bildiklerim izden çok daha fazlası. Ben
sadece bu bilgiyi aktarma fırsatı bulam ayacak olduğum dan endişe ediyorum. Gün
lüğün tercüme edilmiş bir nüshasını kardeş Sırd aşlarım ın kontrol edeceklerini bil
diğim bir yere gönderdim; bu yeni bilginin de benim le birlikte ölmesi çok yazık
olurdu."
“Ölmeyecek," dedi Vin.
"Ya? Hanımım birden bire bir iyim sere mi d ön ü ştü ?”
“Terrislim birden bire bir ukalaya mı d ön ü ştü ?” d iyerek hemen karşılık verdi
Vin.
“O her zaman öyleydi, diye düşünüyorum ben, ” dedi Sazed hafif bir gülüm
semeyle. “Bu onu kötü bir vekilharç yapan şeylerd en bir tanesiydi; en azından
efendilerinin çoğunun nazarında.”
“O zaman onİ3r aptal olmalı," dedi V in dü rüstçe.
“Ben de o şekilde düşünmeyi tercih ed iyoru m H a n ım ım ,” diye cevap verdi
Sazed. “Köşke geri dönmemiz gerek. Sisler geldiği zam an dışarıda o ld u ğ u m u z u n
görülmemesi gerekir, diye düşünüyorum b e n .”
“Ben zaten tekrar sislere çıkacağım .”
"Malikâne personelinin içinde sizin Sissoylu olduğunuzu bilm eyen pek çok kişi
var Hanımım,’ dedi Sazed. "Bu tutulm ası gerekli olan bir sırdır, diye düşünüyo
rum ben."
“Biliyorum," dedi Vin dönerek. "G e ri dönelim o zam an .”
“Akıllıca bir fikir."
Birkaç saniye boyunca doğu bahçesinin incelikli güzelliğinin tadını ç ık a m r a k
yürüdüler. Çimenler dikkatli bir şekilde biçilm iş ve hoş sıralar hâlinde düzenlen
mişlerdi, arada bir de bu düzeni vurgulayan çalılar vardı. G ü n e y bahçesi deresi.
^açları v r egzotik b it k ile r iy le *.ok d ah a m uhteşem di. Ama doğu bahçesinin de
kendi dinginliği v a rd ı, s a d e liğ in h u zu ru .
'Sazed?" dedi V ın alçak hır sesle.
•'Evet H a n ım ın ı?"
“Hepsi d eğ işecek , d eğ il m i?"
"Tam olarak ne d e m e k istiy o rsu n u z ?”
“Her şe y ," d e d i V in . " B ir y ıl iç in d e h ep im iz ölmezsek bile, çete üyeleri başka
işlerde çalışm ak için g it m iş o la c a k . H a m bü yü k ihtim alle ailesinin yanına gen dö
necek, D ox ve K e ls ie r y e n i b ir m a c e ra p lan lıyo r olacak, Clubs dükkânını başka bir
çeteye kiralayacak ... h a tta o k a d a r ç o k para harcadığımız, bu bahçeler bile başka
birilerine ait o la c a k .”
Sazed başını s a lla y a ra k o n a y la d ı. “ S ö y led iğin iz şey olası. Gerçi, eğer işler iri gi
derse, belki de g e le c e k y ıl b u z a m a n la rd a LuthadcTi skaa isyanı yönetiyor olacak."
“Belki,” dedi V in . “ A m a y in e d e... her şey değişecek.”
“Bu bütün y a şa m ın d o ğ a s ıd ır H a n ım ım ,” dedi Sazed. “ Dünya değişmek zorun
da."
“Biliyorum ,” d e d i V in iç ç e k e r e k . “ B en sadece istiyorum ki... Ee, ben ilk kez
hayatımı g e rç e k te n s e v iy o r u m S a z e d . Ç e t e y le birlikte zaman geçirmeyi seviyorum
ve Kelsier’le an tre n m a n y a p m a y ı d a seviyo ru m . H afta sonlarında Elend’le balolara
gitmeyi seviyo ru m , b u b a h ç e le r d e sen in le birlikte yürümeyi seviyorum. Ben bu
şeylerin d eğişm esini is te m iy o r u m . B e n hayatım ın bundan bir vıl önce olduğu hâle
geri dönmesini is t e m iy o r u m .”
“Oyle olm ası g e re k li d e ğ il H a n ım ım ,” dedi Sazed. “Durum daha iyiye gidebilir."
“G itm e y e c e k ," d e d i V in s e s s iz c e . “ D ah a şim diden başlıyor; Kelsier eğitimimin
neredeyse bitm iş o ld u ğ u n u im a e tti. G e le c e k te pratik yaparken valnız başıma ol
mam gerekecek.
“Elend’e g e lin ce, o d a h a b e n im skaa olduğum u bile bilmiyor ve onun ailesini
vok etm eye ç alışm ak b e n im işim . V e n tu r e E vi benim elimle yıkılmasa bile, onu
başkaları yıkacak. S h a n E la r ie l’in b ir şe y le r planlamakta olduğunu biliyorum ve
onun komploları h a k k ın d a h e rh a n g i b ir şey keşfetm evi başaramadım.
Ama bu sa d e c e b a şla n g ıç . B iz le r S o n İm paratorluk ile yüzleşiyoruz. Büyük
olasılıkla başarısız o lac a ğ ız; d ü rü s t o lm a k gerekirse, ben işlenn sonunda nasıl başka
Üirlü olabileceğini d ü ş ü n e m iy o r u m b ile. M ücadele edeceğiz, biraz iyilik vapaca-
ama fazla b ir şe y i d e ğ iş tir m e y e c e ğ iz ve ölm eyenlerim iz de hayatlannm kalan
tamını S o rgu cu lard an k a ç m a k la g e ç ire c e k . H e r şey değişecek Sazed ve ben bunu
^duram ıyorum .”
Sazed şefk atle g ü lü m s e d i. “ O zam an H anım ım , sadece elinizde olanın tadını
'»‘tann,” dedi sessizc e. “ G e l e c e k sizi şaşırtacak, diye düşünüyorum ben.”
öetki,’’ d ed i V in ik n a o lm a m ış b ir şekilde.
Ah, sizin sa d e c e u m u t e t m e y e ihtiyacınız var Hanımım Belki de bir parça
'b Şans kazan m ışsın ızdır. M ir a ç ’tan ö n ce Astalsi olarak bilinen bir insan toplulu-
^ vardı. O nlar h e r k işin in sın ırlı m ik tard a kötü şans ile doğmuş olduğunu iddia
ederlerdi. Ve böyloce ne /anıaıı talihsiz İm ulav olsa, kcuıliK*ı ini kutsanmış olarak
düşünürlerdi çünkü ondan sonnı hayatları sad e ıe tlalıa ela iyiye gidebilirdi.
Vin bir kaşını kaldırdı. "Bana bira/, aptalı a görünüyor.
"Ben öyle olduğuna inanmıyorum," dedi Sazed. "Bilakis Astalsiler oldukça ge-
lişmışti; din ile bilimi epey ilerin bir şekilde birleştirirlerdi. Farklı renklerin farklı
türdeki şansların işareti olduğunu düşünüyorlardı ve ışık ile renk tarifleri oldukça
ayrıntılıydı. Bizim dünyanın M iraç’tan önce nasıl görün üyor olabileceğine dair sa
hip olduğumuz en iyi bilgilerin bazıları onlardan geliyor. O nların bir renk ölçeği
vardı ve gökyüzünü mavinin en koyusu ve çeşitli bitkileri de yeşilin tonları olarak
tarif ederlerdi.
“Her neyse, ben onların şans ve talih konusundaki felsefelerinin bilgece ol
duğunu düşünüyorum. Onlara göre, kötü bir hayat sad ece gelecekteki şansın bir
işaretiydi. Bu size uygun olabilir H anım ım , şansınızın her zam an kötü olamayacağı
bilgisi sizin için faydalı olabilir.”
“Bilmiyorum," dedi Vin şüpheci bir şekilde. “ Y an i; eğer kötü şansın sınırlıysa,
iyi şansın da sınırlı olmaz mı? N e zaman iyi bir şey olsa, hepsini tüketecek oldu
ğumdan endişe ederdim.”
"Hım. Sanırım bu sizin bakış açınıza bağlıdır H an ım ım ," dedi Sazed.
“Nasıl bu kadar iyimser olabiliyorsunuz?” d iy e sordu V in . “ Hem sen hem de
Kelsier."
“Bilmiyorum Hanımım," dedi Sazed. “ Belki de bizim hayatlarım ız sizinkinden
daha kolay olmuştur. Ya da belki sadece biz daha ap talızd ır.”
Vin sessizleşti. Dolambaçlı patikadan binaya doğru geri giderek kısa bir süre
daha beraber ilerlediler ama yürüyüşlerini hızlandırm adılar. “ Sazed, o gece yağ
murda beni kurtardığın zaman Ferukem i kullandın değil m i?” dedi Vin en sonunda.
Sazed başını sallayarak onayladı. “ G e rç e k te n de öyle. Sorgucu size fazlasıyla
odaklanmıştı ve ben de gizlice onun arkasına gelm eyi başardım , sonra da bir taşla
ona vurdum. Sıradan bir adamdan kat kat daha güçlü olm uştum ve darbem onu
duvara fırlatarak, şüphem o ki birkaç kem iğini kırd ı."
“O kadar mı?” diye sordu Vin.
“Hayal kırıklığına uğramış gibisiniz H a n ım ım ,” dedi Sazed gülümseyerek.
“Daha olağanüstü bir şeyler bekliyordunuz san ırsam ?”
Vin başıyla onayladı. “O sadece... sen F eru kem i hakkında çok ketumsun. Buda
onu biraz daha gizemli kılıyor sanırım .”
Sazed içini çekti. "Sizden saklayacak gerçek ten d e çok az şey var Hanımını
Ferukemi’nin asıl eşsiz gücü olan hatıraları d ep olam a ve geri alma becerisini zaten
siz tahmin etmiş olmalısınız. G üçlerin geri kalanları da size lehim ve kalay tarafın
dan verilen güçlerden gerçekten de farklı değil. B irkaç tanesi biraz daha garip, b'r
Ferukemist’i daha ağır yapıyor ya da yaşını d eğiştiriyor am a bunların çok az asken
uygulama alanı var."
Yaş mı? dedi Vin kulakları dikilerek. "K en d in i gençleştirebiliyor musun-
"Fek sayılmaz Hanımım,” dedi Sazed. “ H atırlayın , bir F e r u k e m is t ’in güÇİenlU
n£)j vücudundan ç e k m e s i g e re k . Ö rn e ğ in F e ru k e m ist gerçekte olduğundan on
| daha yaşlı g ö rü n e ı eğj ve h is s e d e c e ğ i n o k tay a kadar yaşlanm ış olarak birkaç haf-
u geçirebilir; sonra d a o ya şı e ş it b ir sü re için kendisin i on yıl daha genç göstermek
' in ç e k e b i l i r . A n c a k F e r u k e r m 'd e b ir d e n g e o lm ak zorundadır.”
Vin bir an için b u n u d ü ş ü n d ü . "K u lla n d ığ ın ız m etal Allom ansi'deki gibi fark
ediyor mu?” diye sordu.
“Kesinlikle,” d ed i S aze d . “ N e y in depolanabileceğim metal belirler.”
Vin başıyla o n a y la d ı v e S a z e d 'in s ö y le d ik le rin i düşünerek yürüm eye devam
etti “Sazed, senin m e t a lin d e n b ir p a r ç a a la b ilir m iyim ?” diye sordu en sonunda.
“Benim m etalim m i H a n ım ım ? ”
“Ferukemik b ir d e p o o la r a k k u lla n m ış o ld u ğu n bir şe y le r,” dedi Vin. “ Ben onu
yakmayı d en em ek is t iy o r u m , b e lk i o g ü c ü n d e n biraz kullanm am ı sağlar."
Sazed m eraklı b ir ş e k ild e k a ş la rın ı ç a ttı.
“Daha önce kimse bunu denedi m i?”
"Eminim ki birileri d en em iştir,” dedi Sazed. “Ama dürüst olmak gerekirse bir
örneğini hatırlamıyorum. Belki de eğer gidip hafıza Bakırakıllanmı arayacak olur-
sam ... ıı
"Neden şimdi d en em em e izin verm iyorsun?” diye sordu Vin. “Temel metal
lerin birinden yapılm ış olan bir şeyin var mı? Fazla değerli olmayan bir şeyleri
depoladığın bir tane?”
Sazed durakladı, sonra da aşırı büyük kulak memelerinden birine uzanarak
tıpkı Vin’in taktığına benzeyen bir küpeyi çıkardı. Küpeyi yerinde tutmak için
kullanılan minik küpe arkalığını V in ’e verdi. “ S af lehimdir Hanımım. Onun içine
orta miktarda güç d ep o lad ım .”
Vin başını sallayarak onayladı ve m inik iğneyi yuttu. Allomantik stoklannı yok
ladı ama iğnenin m etali farklı herhangi bir şey yapıyormuş gibi görünmüyordu.
Tereddütlü bir şekilde lehim yaktı.
Bir şey var m ı?” diye sordu Sazed.
Vin başıyla reddetti. "H ay ır, ben fark lı...” Sesi azalarak kesildi. Bir şeyler var-
farklı bir şey.
Ne oldu H anım ım ?” d iye sordu Sazed, sesinde karakterine uygun olmayan bir
heyecan seziliyordu.
Ben... gücü hissedebiliyorum Saze. Solgun, benim erişimimin çok ötesinde,
ama 'Çhtıde başka bir rezerv olduğuna vem in edebilirim, sadece senin metalini
Atığım zaman beliren bir ş e y .”
j. Sazed yüzünü astı. “ H a fif m i diyorsunuz? Sanki... rezervin bir gölgesini görebı-
ama gücün kendisine erişem iyorsunuz gibi?”
> başıyla onayladı. “ N ered e n biliyorsun?"
Bu başka bir F eru k em ist’in m etallerini kullanmaya çalıştığınız zaman hıssettı-
j z $eydir H anım ım ,” dedi Sazed içini çekerek. “ Sonucun bu olacağından şüphe*
f iy d im . G ü ce erişem iyorsun u z çünkü o size ait değil.
Ah-’’ dedi Vin.
"Fazla havai kırıklığına uğram anıza gerek voh I l.m ım ını. hgcr Alloınansc-r|cr
İHiıiın halkınulan gıi< çalabiliyor ols.ıvdı, bu zaten b ilin iyor olutdu. Ancak ¿ekçe
bir düşuncevdı." Dönerek köşke doğru eliyle işaret etti. Araba çoktan gelmiş
Toplantıya geç kaldık, diye düşünüyorum b e n ."
Vin ile başını salladı ve köşke doğrıı adım ların ı hızlandırdılar.
Konıik, dive düşündü Kelsier kendi kendine R e n o u x M alikân esi nin önündeki ka
ranlık avlu Kovunca süzülürken. S a n k i ıisilin b ir in in k a le sin e sa ld ırırm ış gibi ken
di erime gizli gizli girmem gerekiyor.
Ancak şöhreti düşünüldüğü zam an bun dan kaçınm an ın bir yolu yoktu. Hırsız
Kelsier yeteri kadar dikkat çekiciydi, isyan te şv ik ç isi ve skaa ruhani lideri Kelsier
ise daha bile meşhurdu. Bu ise elb ette onun h er g e c e kargaşa çıkarmasına engel
oluvor değildi, sadece daha dikkatli olm ası g e re k iy o rd u . G ittik ç e daha fazla aile
şehirden çekiliyordu ve güçlü evler de g ittik ç e daha da paranoyak hâle gelmek
teydi. Bir açıdan, bu onları m anipüle e tm e y i d aha ko laylaştırıyordu ama onların
kalelerinin etrafında gizli gizli dolaşm ak çok te h lik e li olm u ştu .
Onlarla kıyaslandığı zaman, R en o u x M alik ân esi resm en savunmasızdı. Muha
fızları vardı elbette ama hiç Siskanları y o k tu . R e n o u x d ikk atleri üzerine çekme
mek zorundaydı, çok fazla A llom an ser onun göze b atm asın a neden olurdu. Kelsier
gölgelerin içinde kalarak dikkatli bir şek ild e binanın doğu kenarından dolaştı. Son
ra da bir sikkeyi İterek kendini R e n o u x ’nun balko n u n a doğru fırlattı.
Kelsier hafifçe yere indi, sonra da cam balkon kapılarından içeriyi gözledi. Per
deler çekiliydi ama Kelsier; D ockson, V in , Sazed , H a m ve B re eze’in Renoux’nun
masasının etrafında ayakta durduklarını seçeb iliyord u . R en o u x ise odanın uzak kö
şesinde oturmuş, toplantının dışında kalıyordu. O n u n kontratı Lord Renoux rolünü
oynamayı içeriyordu ama plana m ecbur olduğundan daha fazla katılma arzusu yoktu.
Kelsier başını iki yana salladı. B ir su ik a stç ın ın b u r a y a g irm esi fazlasıyla kolay
olur. V in ’in C lu b s’ın dü kk ân ın d a u y u m a y a d e v a m ettiğ in d en em in o lm ak gerek.
Renoux hakkında endişeli değildi; kandram n d oğası gereği bir suikastçının bıçağın
dan korkmasına gerek yoktu.
Kelsier hafifçe kapıyı tıklattı ve D o ckso n da g e le re k kapıyı çekip açtı.
“Ve o muhteşem girişini y a p ıy o r!” d iy e ilan e tti K e lsie r sispelerinini geriye atıp
havalı bir şekilde odaya girerken.
Dockson homurdanarak kapıları kapattı. “ İnsan g e rçek ten de sana bakmaya
doyamıyor Keli. Özellikle de dizlerindeki kül le k e le r iy le .”
“Bu gece biraz sürünmek zorunda k a ld ım ,” d e d i K e lsie r um ursam az bir tavada
elini sallayarak. Lekal K alesinin korum a d u varın ın ta m altından geçen kullanılma
yan bir akaçlama kanalı var. İnsan onu k a p a ttıraca k la rın ı d ü şü n ü r.”
“Endişe etmelerine gerek olduğundan ş ü p h e liy im ,” d ed i Breeze masanın >3
mndan. “Siz Sissoyluların çoğu büyük olasılıkla sü rü n m ek için fazlasıyla gururla
sunuzdur. Ben senin bunu yapm ayı kab u llen m en e şa şırd ım ."
Sürünmek için fazlasıyla gururlu m u ?” d e d i K e ls ie r. “ Saçm alık! ^ahub*
derim kı biz S is s o y lu la r sü rü n erek g e z in m e k için yeteri kadar alçakgönüllü
olmamak için fa z la s ıy la g u r u r lu y u z , e lb e t t e ki ağırbaşlı bir şekilde olmak kav-
dıyla’’
Dockson yüzünü asarak masaya yaklaştı. “ Keli, dediğinden hiçbir şey aniaşıl-
mıy°r-
“Biz S isso ylu ların a n la şılır o lm a y a ih tiy a cım ız yo ktu r,” dedi Kelsıer kibirli bir
şe k ild e . "Bu ne?”
"Ağabeyinden," dedi D ockson masanın üstüne yayılmış büyük bir haritaya işa
ret ederek. “Bugün öğleden sonra İntan Kantonu’ndan tamir etmesi için Clubs'a
gönderilen kırık bir m asanın ayağının içindeki boşlukta geldi."
"İlginç," dedi K elsier haritayı gözleriyle tarayarak. “Bu Teskin istasyonlannın
bir listesidir herhalde?”
“Bittabi,” dedi Breeze. “ Bu oldukça büyük bir keşif; ben hiç şehrin bu kadar
detaylı, dikkatlice çizilm iş bir haritasını görmemiştim. Yahu bu harita sadece otuz
dört Teskin istasyonunun her birini gösterm ekle kalmıyor, ayrıca Sorgucu eylem
lerinin konumlarını ve farklı Kantonların endişe duyduktan yerleri de içeriyor.
Ben ağabeyinle birlikte çalışm a fırsatını pek bulamamıştım ama söylemeliyim ki
adambelli ki bir dâhi!"
"Neredeyse K ell'le akraba olduğuna inanmak zor, hı?” dedi Dockson gülüm
seyerek. Önünde bir not d efteri vardı ve bütün Teskin istasyonlannın bir listesini
yapmakla meşguldü.
Kelsier homurdandı. “ D âhi olan M arsh olabilir ama yakışıklı olan bemrn. Bu
sayılar ne?”
“Sorgucu baskınları ve ta rih leri,” dedi Ham. “V in’in çete ininin de listelenmiş
olduğunu görebilirsin."
Kelsier başını sallayarak onayladı. “M arsh böylesine bir haritayı çalmayı nasıl
olmuş da başarabilmiş?”
Başarmamış,” dedi D ockson yazm aya devam ederken. “Haritanın yanında bir
not da vardı. G örünüşe göre haritayı ona yüksek prelanlar vermiş; Marsh’tan çok
etkilenmişler ve onun şehre göz atmasını ve yeni Teskin istasyonlan içm yerler
önermesini istemişler. G ö rü n ü şe göre Nezaret ev savaşı hakkında biraz endişeli ve
njleri kontrol altında tu tm aya çalışm ak için fazladan birkaç Teskmci daha gönder-
mek istiyorlar.”
Bizim haritayı tam ir edilen masanın ayağı içinde geri göndermemiz gerekı-
; or- ‘k d ' Sazed. “ Bu akşam ki işim iz bittiği zaman, ben mümkün olduğu kadar
Sak'r süre içinde haritanın kopyasını çıkarmaya gayret edeceğim.”
Ve ezberleyecek ve d e d o la y ısıy la her Sırdaşın kayıtlarının bir parçası hâline
gireceksin, diye düşündü K elsier. Ezberlem eyi bırakıp öğretmeye başlayacağınız
%Un kısa süre sonra gelecek Saze. U m a rım halkın buna luızırJır.
Kelsier dönerek haritayı inceledi. Breeze’in söylediği kadar etkileyiciydi. Ger-
ten de Marsh bunu gönd erm ekle aşırı derecede büyük bir risk almış olmalıydı.
atta belki de çılgınca bir risk am a haritanın içerdiği bilgiler...
Bunu çabucak geri gö n derm em iz gerek , d iy e d ü ş ü n d ü K e lsie r. Eğer miinıkün
yarın sabah.
"Bu ne?" d iy e h a tifç e so rd u V in , h iiy ü k Irar'itanın ü s tü n e uzanıp işaret ederek
Bir leydi giysisi g iy m e k te y d i; b ir b a lo t u v a le t in d e n s a d e c e b ira z daha az süslü olan
tek parya güzel bir elb iseyd i üzerin d eki.
Kelsier gülümsedi. V in ’in elbise iyindeyken korkutucu derecede iğreti görün
düğü zamanları hatırlayabiliyordu ama görünüşe göre V in elbiselerden gittikçe
daha yok hoşlanıyordu. Hâlâ tanı olarak doğuştan asil bir leydi gibi hareket ediyor
değildi. Zarifti ama bu bir sosyete levdisinin kasti zarafeti değil, bir avcının be
cerikli zarafetiydi. Yine de artık elbiseler terzilikle hiçbir ilgisi olmasa da Vin’in
üstüne otunıyormuş gibi görünüyorlardı.
A h M are, diye düşündü. Sen hep le y d iy le h ırsız a ra sın d a k i çizgide yürümeyi
öğretebileceğin b ir kızın olm asını istem iştin. Tanışsalar birbirlerinden hoşlanır-
lardı; ikisinde de gizli bir um ursam azlık dam arı vardı. Belki de eğer karısı hâlâ
hayatta olsa, Vin e leydi rolü yapm a konusunda S az ed ’in bile bilmediği şeyleri
öğretebilirdi.
Tabii eğer M a re hâlâ h ayatta o lsa yd ı ben bu n la rın h içbirini yapıyor olmaz
dım. Cesaret edemezdim.
“Bakın,” dedi Vin. "Bu Sorgucu tarihlerinden bir tanesi yeni, dünün tarihini
gösteriyor’ ’’
Dockson, Kelsier’e bir bakış attı.
Eninde sonunda ona söylem ek zo ru n d a k a la ca k tık ... “ O Theron’un çetesiydi,"
dedi Kelsier. “Dün akşam bir Sorgucu onları b u ld u .”
Vin'in benzi attı.
“O ismi tanımam mı gerekirdi?” d iye sordu H am .
“Theron'un çetesi C am on'la birlikte N e z a re t’i dolandırmaya çalışan takımın
parçasıydı,” dedi Vin. “Bunun anlamı da... bü yü k ihtim alle hâlâ benim izimi kay
betmemiş oldukları.”
Saraya sızdığım ız gece Sorgucu onu tanım ıştı. B a b a sın ın kim olduğunu öğren
mek istiyordu. O insanlık d ışı y a ra tık la rın a sille ri rahatsız etmemesi iyi bir şey.
yoksa V in'i balolara gönderirken endişe etm em iz gerekirdi.
"Theron’un çetesi,” dedi V in. "Y in e... geçen seferki gibi m iydi?”
Dockson başıyla onayladı. “Sağ kalan y o k .”
Tatsız bir sessizlik çöktü ve V in de gözle görülür bir şekilde rahatsız hissedi
yordu.
Zavallı çocuk, diye düşündü K elsier. A m a d evam etm ek dışında y a p a b ile c e k
leri bir şey yoktu. "Pekâlâ. Bu haritayı nasıl kullanacağız?”
“ Ev savunmaları hakkında N ezaret'in bazı notları v a r,” dedi Ham. Onlar
dalı olacak."
“Ancak Sorgucu saldırılarında herhangi bir düzen varm ış gibi g ö r ü n m ü y o r
dedi Breeze. “ Büyük olasılıkla sadece bilgi onları n ereye yönlendiriyorsa oraya g1
diyorlardır.”