The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by jesparerke, 2021-04-08 20:24:41

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

"Benim izlemeye niyetim var, dedi Kelsier yürüyerek odayı geçerken; üstünde
basit skaa giysileri ve pelerini vardı.

V in ’in içi burkuldu. Yine mi?
"Sîzler hepini/, nasıl isterseniz öyle yapabilirsiniz,” dedi Kelsier. Uzun dinlen­
menin ardından çok daha iyi görünüyordu; yorgunluğu kaybolmuş, yerine Vin’in
ondan bekler hâle geldiği karakteristik kuvvet gelmişti.
“İdamlar büyük olasılıkla benim Çukurlar da yaptığım şeye karşı bir tepki,"
diye devam etti Kelsier. "Ben o insanların ölmesini izleyeceğim çünkü dolaylı ola­
rak buna ben sebep oldum ."
“Bu senin suçun değil Keli," dedi Dockson.
“Bu hepimizin suçu,” dedi Kelsier dobra dobra. “Bu bizim yaptığımız şeyi yan­
lış kılmıyor ancak eğer biz olmasaydık, o insanlar da ölmek durumunda kalmaya­
caktı. Ben, kişisel olarak, o insanlar için yapabileceğimiz şeyin en azından ölümle­
rine tanıklık etm ek olduğunu düşünüyorum.”
Kapıyı çekip açarak merdivenleri çıkmaya başladı. Yavaş yavaş çetenin geri
kalanı da onu takip etti. Clubs, Sazed ve çıraklar sığınakta kalmıştı.
Vin kü f kokulu merdivenleri çıkarak sonunda bir skaa varoşunun ortasındaki
pis bir sokakta diğerlerine katıldı. Gökten kül yağıyor, tembel tanecikler hâlinde
süzülüyordu. K elsier çoktan sokaktan aşağı doğru yürümeye başlamıştı ve diğerleri
de, Breeze, H am , Dockson ve Vin, ona katılmak için hızla hareket ettiler.

Sığınak fıskiye m eydanından çok uzakta değildi. Ancak Kelsier hedeflerinden
birkaç sokak uzakta durakladı. Boş gözlü skaalar çeteyi iteleyerek etraflarından
yürümeye devam ediyordu. Uzaklarda çanlar çaldı.

“Keli?” diye sordu Dockson.
Kelsier başını bir yana eğdi. “Vin, bunu duydun mu?"
Vin gözlerini kapattı, sonra da kalayını harladı. Odaklan, diye düşündü.
D ikiz’in söylediği gibi. Sürtünen ayakları ve mırıldanan sesleri bir kenara bırak.

Kapanan k a p ıla rın ve nefes alan insanların ötesini dıty. Dinle...
“A tlar,” dedi kalayını azaltıp gözlerini açarken. "Ve at arabaları."
"Vagonlar,” dedi K elsier sokağın yan taraftna doğru dönerek. “Esir vagonları.

Onlar bu yöne geliyo r.”
Başını kaldırarak etrafındaki binalara baktı, sonra da bir yağmur oluğunu kav­

rayarak bir duvardan yukarı doğru tırmanmaya başladı. Breeze gözlerini devirerek
Dockson’ı dürtüp binanın ön tarafına doğru işaret etti ama Vin ve Hanı lehini ile
kolayca K elsier’i çatıya doğru takip ettiler.

"O rada,” dedi K eli kısa bir mesafe ilerideki bir sokağa doğru işaret ederek.
Vin meydana doğru ilerlem ekte olan bir dizi parmaklıklı esir vagonunu zar zor

içebiliyordu.
Dockson ve Breeze bir pencerenin arasından eğimli çatıya çıktılar. Kelsier ol­

duğu y e rd e kaldı, çatının kıyısında durmuş, güzlerini esirlerin vagonlarına dikmişti.
"Keli," dedi Ham tem kinli bir şekilde. "Ne düşünüvorsun?
"Hâlâ m eydandan kısa bir mesafe uzaktayız," dedi Kelsier yavaşça. “Ve Sorgu-

cular esirlerle birlikte gitmiyor; onlar geçen m-fer olduğu gibi saraydan gelecekler
O insanları koruyan yiiz askerden fazlası olamaz.

"Yüz adam epey çok K eli,” dedi f lam.
Kelsier bu sözleri duymuş gibi görünm üyordu. t hu* doğru bir adını daha atarak
çatının kıyısına yaklaştı. "Ben bunu durdurabilirini... O nları kurtarabilirim .”
Vın ileri çıkarak onun yanına geldi. "K eli, esirlerin yanında çok fazla muhafız
olmayabilir ama fıskiye meydanı sadece birkaç blok ileride. O rası askerlerle tıklım
tıklım, Sorguoılardan ise bahsetm eye bile gerek y o k !”
Beklenmedik bir şekilde Ham onu d estek lem ed i. D ö n erek Dockson ve
Breeze'e bir bakış attı. Dox durakladı, sonra da om uz silkti.
“Siz hepiniz deli misiniz?" diye sordu V in.
“Bekle bir saniye,” dedi Breeze gözlerim kısarak. "B en bir Kalaygöz değilim
ama o esirlerin bazıları biraz fazla iyi giyim liym iş gibi gö rün m üyor m u?”
Kelsier donakaldı, sonra da küfretti. Bir uyarı olm adan çatının kenarından at­
layarak aşağıdaki sokağa indi.
“Keli!” dedi Vin. “N e ...” Sonra o da duraklayarak kızıl güneş ışığında başını
kaldınp, yavaş yavaş yaklaşmakta olan vagon kafilesini izledi. Kalayla desteklenmiş
gözleri vagonlardan birinde ön tarafa yakın oturm akta olan birisini tanıdığını fark
etti.
Dikiz.

“Kelsier, neler oluyor!" diye sordu V in onun arkasından sokak boyunca fırlarken.
Kelsier sadece birazcık yavaşladı. “O birinci vagonun için de Renoux ve Dikiz’i

gördüm. Nezaret Renoux'nun kanal kafilesini vurm uş olm alı; o kafeslerdeki in­
sanlar bizim malikânede çalışmaları için kiraladığım ız hizm etçiler, personel ve
muhafızlar.”

Kanal kafilesi, diye düşündü Vin. N e z a r e t R en o u x'n u rı sah te olduğunu öğren­
miş olmalı. Demek ki M a rsh 'ı konuşturm uşlar.

Arkalarında Ham belirdi ve binadan çıkarak yanlarına geldi. Breeze ve Dock­
son geride kalmışlardı.

“Elimizi çabuk tutmamız gerek!” dedi K elsier tek rar adım ını hızlandırarak.
“Keli!” dedi Vin onun kolunu kavrayarak. "K elsier, onları kurtaramazsın. Onlar
fazlasıyla iyi korunuyor ve gündüz vakti şehrin ortasındayız. Sen sadece kendini
öldürteceksin!”
Kelsier duraklayarak sokağın ortasında durdu ve V in 'in doğru döndü. Gözleri­
nin içine baktı, hayal kırıklığına uğramıştı. "Bunların hepsinin ne hakkında olduğu­
nu anlamıyorsun, değil mi Vin? Asla da anlam adın. D aha önce senin beni bir kere
durdurmana izin vermiştim, savaş m eydanının yanındaki tep ed e. Bu sefer değil-
Bu sefer ben bir şey yapabilirim.”
"Ama...”
Kelsier kolunu silkerek kurtardı. “ Senin hâlâ arkadaşlık hakkında öğreneceğin
şeyler var Vin. Umarım ki bir gün bunların ne olduğunun farkına varırsın.'

Soncu <l;ı kokarak vagonlara doğru gitmeye başladı. Ham, Vin’in yanından fır­
layarak farklı bir yöne doğru gitti, meydana doğru ilerlemekte olan skaaları iterek
yolunu açıyordu.

Vin birkaç saniye için Dockson ona yetişene kadar düşen küllerin altında aptal
aptal dikildi.

"Bu delilik,” diye mırıldandı Vin. “Biz bunu yapamayız, Dox. Bizler ölümsüz
değiliz-’’

Dockson homurdandı. “Aciz de değiliz."
Breeze nefes nefese arkalarından gelerek bir yan sokağa doğru işaret etti. “Ora­
ya. Benim askerleri görebileceğim bir yerlere gitmemiz gerek.”
Vin onların kendisini çekip götürmesine izin verdi, bir anda endişesine suçlu­
luk karıştığını hissetm işti.
Kelsier...

Kelsier içindekileri yuttu ve iki boş şişeciği bir kenara fırlattı. Şişecikler kaldmm
taşlarına düşerek parçalanmadan önce havada ışıldadılar. Son bir ara sokaktan dı­
şarı fırladığında ürkütücü bir şekilde boş olan bir ana yola çıktı.

Esir vagonları ona doğru geliyordu, iki sokağın kesişiminden oluşmuş küçük
bir meydana girm ekteydiler. Dikdörtgen şeklindeki her araç parmaklıklarla çev­
riliydi; her biri artık belirgin bir şekilde tanıdık olan insanlarla doldurulmuştu.
Hizmetkârlar, askerler, kâhyalar... Bazıları isyancıydı, pek çoğu ise sadece sıradan
insanlardı. Hiçbirisi ölm eyi hak etmiyordu.

Çok fazla ska a zaten öldii, diye düşündü metallerini harlayarak. Yüzlerce Bin­
lerce. Yüz binlerce.

Bugün olmaz. D ah a fa zla olmaz.
Bir sikke attı ve sıçrayıp geniş bir yay çizerek kendini havanın içinden İtti. As­
kerler başlarını kaldırarak işaret ettiler. Kelsier doğrudan ortalarına indi.
Askerler şaşkınlıkla dönerken bir an ortalık sessizleşti. Kelsier ortalannda çö-
melmişti, gökten kül tanecikleri düşüyordu.
Sonra İtti.
Haykırarak çelik harlayıp kalktı ve dışarı doğru İtti. Ailomantık güç patlaması
ekerleri göğüs zırhlarından kavrayarak fırlatıp attı, bir düzine adanı havaya savru­
larak yoldaşlarına ve duvarlara bindirdiler.
Adamlar çığlık attılar.
Kelsier hızla dönüp bir asker grubunu İtti ve kendisini bir esir vagonuna doğru
fırlatarak uçtu. Vagona çarptı, çeliğini harladı ve metal kapıyı elleriyle kavradı.
Esirler şaşkınlık içinde geriye çekildiler. Kelsier lehimle artırılmış bir güç pat­
lamasıyla kapıyı söküp çıkardı, sonra da bunu yaklaşmakta olan bir grup askerin
üstüne fırlattı.
Kaçın!” dedi esirlere aşağı atlayarak hafifçe sokağa konarken. Döndü.
Ve kahverengi bir cübbe giymekte olan uzun boylu bir şekille yüz yüze geldi.
Kelsier duraklayarak uzun bovlu siluet yukarı uzanıp kapüşonunu indirirken genye

çekildi. Metal kazıklar saplanmış bir çil t göz açığa çıkmıştı.
Sorgucu gülümsedi ve Kelsier van sokaklardan yaklaşan ayak seslerini duydu

Düzinelerce. Yüzlerce.

"Linet olsun!” diye küfretti Breeze askerler meydanı doldururken. D o ck so n
Breeze’i bir ara sokağın içine çekti. V in de onları takip ederek gölgelerin içinde diz
çöktü, dışarıdaki kavşakta askerlerin bağırışlarını dinliyordu.

“Ne var!” ’ diye sordu.
“Sorgucu!" dedi Breeze, K elsier’in önünde durm akta olan cübbeli bir şekle
doğru işaret ederek.
“N e?” dedi Dockson ayağa kalkarak.
Bu bir tuzak, diye düşündü V in dehşet içinde. A sk e rler gizli ara sokaklardan
belirerek meydana doluşmaya başladı. Kelsier, çık oradan !

Kelsier yerdeki bir muhafızı İtip kendisini geriye doğru fırlatarak esir vagonların­
dan birinin üstünden takla attı. Yere inerek eğildi, yeni asker mangalarına dik dik
bakıyordu. Pek çoğu değnek taşıyor ve zırh giym iyordu. Siskıranlar.

Sorgucu da iterek kendisini külle dolu havanın içinden savurdu ve gümieyerek
Kelsier’in önüne indi. Yaratık gülüm sedi.

Bu aynı adam. Geçen seferki Sorgucu.
“Kız nerede?” dedi yaratık sessizce.
Kelsier soruyu duymazdan geldi. ‘‘ N eden sadece tek bir taneniz var?” diye he­
sap sordu.
Yaratığın gülümsemesi derinleşti. “ Kurayı ben kazandım .”
Sorgucu bir çift obsidiyen balta çıkarırken K elsier lehim harlayarak yan tarafa
doğru fırladı. Meydan hızlı bir şekilde askerlerle tıklım tıklım olmuştu. Kelsier
vagonların içindeki insanların seslendiğini duyabiliyordu.
“Kelsier! Lord Kelsier! Lütfen!”
Kelsier Sorgucu üzerine gelirken sessizce küfretti. Uzanarak hâlâ dolu olan
vagonlardan birisini Çekerek kendisini bir grup askerin üzerinden havaya savurdu.
Yere indi, sonra da içindekileri serbest bırakm a n iyetiyle vagona doğru koştu. An­
cak tam o varırken vagon sarsıldı. K elsier tam zam anında yukarıya bir göz atarak
aracın tepesinden çelik gözlü canavarın ona sırıttığını gördü.
Kelsier kendisini geriye doğru Ç ekerken kafasının yanından savrulan bir bal­
tanın rüzgârını hissetti. Yere düzgünce indi am a bir grup asker saldırırken anında
kenara sıçramak zorunda kalmıştı. Yere inerken uzanarak dayanak olsun diye va­
gonlardan bir tanesini Ç ekti ve az önce fırlatm ış olduğu dem ir kapıya da asıldı-
Parmaklıklı kapı havaya fırladı ve asker mangasına çarparak onları dağıttı.
Sorgucu arkadan saldırdı ama K elsier zıplayarak uzaklaştı. Hâlâ taklalar at­
makta olan kapı önündeki kaldırım taşları boyunca sekti ve tam üzerinden geçtiği
sırada Kelsier bunu İterek kendisini yukarıya doğru fırlattı.
Vin haklıymış, diye düşündü K elsier hüsranla. Aşağıda Sorgucu onu izliyor.

doğal olmayan gözleriyle onu takip ediyordu Bunu yapmamam gerekirdi. Aşağıda
hirgnıp asker onun serbest bırakmış olduğu skaaları bir araya topluyordu.

Kaçmam gerek, Snrgu tu yu ekmeye çalışmalıyım. Bunu daha önce de yaptım.
Ama... yapam ıyordu. Yapmayacaktı, bu sefer olmazdı. Daha önce çok fazla
kere taviz verm işti. Eğer bu ona diğer her şeye mal olacaksa bile, Kelsier bu esirleri
kurtarmak zorundaydı.
Ve ondan sonra, tam düşm eye başlarken bir grup adamın kavşağa doğru hızla
gelmekte olduğunu gördü. Silahlan vardı ama üniformaları yoktu. Başlannda ise
tanıdık biri koşuyordu.
Ham ! Dem ek oraya gittin.

"Ne oluyor?” diye sordu V in endişe içinde meydana bakmak için başını uzatarak.
Yukarıda K elsier’in şekli, koyu pelerini arkasından dalgalanarak savaşa doğru geri
düşüyordu.

"Bu bizim asker birimlerim izden biri!" dedi Dockson. ‘ Ham onları getirmiş
olmalı."

“Kaç tane?”
“Onları birkaç yüzlük gruplar hâlinde tutuyorduk."
“O zaman sayıca az olacaklar."
Dockson başını sallayarak onayladı.
Vin ayağa kalktı. “ Ben de gidiyorum."
“Hayır, gitm iyorsun ,” dedi Dockson sertçe, pelerininden yakalayarak Vin’i ge­
riye çekerken, "Senin o canavarlardan bir tanesiyle son yüzleştiğin zaman olanın
yine tekrarlanmasını istem iyorum ,” dedi.
“A m a...”
“K e lle bir şey olm ayacak," dedi Dockson. “O sadece Ham'in esirleri serbest
bırakmasına y ete cek kadar onu oyalamaya çalışacak, sonra da kaçacak. İzle."
Vin geriye çekildi.
Yan tarafında Breeze kendi kendine mırıldanıyordu. "Evet, korkuyorsunuz.
Hadi onun üzerine odaklanalım. Diğer her şeyi Teskin edip alalım. Sizi dehşet
'Çinde bırakalım . O rada dövüşen bir Sissovluvla bir Sorgucu var. Sizler hu işe ka-
rışmak istem ezsiniz..."
Vin tekrar m eydana doğru bir göz attı ve bir askerin değneğini düşürüp kaçtığı*
nı gördü. Sa va şm a n ın başka yo lla n da var, diye düşünerek Breeze in yanında diz
Çöktü. "Ben nasıl yardı m edebilirim?"

Ham’in birimi im paratorluk askerlerine bindirir ve esir vagonlanna doğru savaşa-
rak yollarını açm aya başlarken, Kelsier teknır Sorgucudan kaçındı. Saldın sıradan
ekerlerin dikkatini başka yere çekti ve onlar da Kelsier ile Sorgucuyıı kendi arala-
r,nda savaşmaya bırakm aktan son derece memnunmuş gibi göründüler.

Van tarafta K elsier skaalarm küçük avlunun etrafındaki sokaklara yığılması
ba§Hdığ,nı görebiliyordu, savaş ilerideki fıskiye meydanında beklemekte olanların

da dikkatini çekiyordu. Kelsier ite kaka savaşa doğru gelm eye çalışan ImU ırnna.

*

ratorluk askeri mangalarının da olduğunu görebiliyordu ama sokakları dold

binlerce skaa onların ilerleyişini ciddi derecede yavaşlatıyordu. 311

Sorgucu saldırdı ve Kelsier de kaçındı. Yaratığın sinirlenm eye başladığı beli'

di. Yan tarafta. H am ’in adamlarından küçük bir grup esir vagonlarından bir tane

sine ulaştı ve kilidini kırarak esirleri serbest bıraktılar. H a m ’in askerlerinin kal
kısmı esirler kaçarken imparatorluk askerlerini meşgul ediyordu.

Kelsier gülüm seyerek öfkeli Sorgucuya dik dik baktı. Yaratık sessizce hırladı
“V alene!" diye çığlık attı bir ses.

Kelsier şaşkınlıkla döndü. İyi giyim li bir asil askerlerin arasından savaşın ortası

na doğru ite kaka yolunu açıyordu. Bir düello değneği taşıyordu ve iki bahtsız ko­

ruma tarafından da korunm aktaydı ama zarar görm em esinin sebebi büyük ölçüde

iki tarafın da belli ki asil kanı taşıyan bir adam a saldırm ak isteyip istemediklerin­

den emin olamamalarıydı.

“V a le tte !” diye bağırdı Elend V en tu re tekrar. A skerlerd en birine doğru döndü.

"Kim size Renoux E vi’nin konvoyuna saldırm anızı söyledi? Bu yetkiyi size kim

verdi! ”

H a rika , diye düşündü K elsier b ir gözünü tem kin le Sorgucunun üstünde tuta­

rak. Yaratık K elsier’i çarpık, nefret dolu bir yüz ifadesiyle izliyordu.

Sen aynen öyle benden nefret etm eye d e v a m et, d iye düşündü Kelsier. Ben sade­

ce H a m ’in esirleri ku rtarm a sın a yetecek k a d a r uzun sü re d a yan m ak zorundayım.

O ndan sonra da seni ekeceğim.

Sorgucu uzandı ve um ursam azca yanlarından geçerek kaçmakta olan bir hiz­

metçinin kafasını kesti.

“ H ayır!” diye bağırdı K elsier ceset Sorgucunun ayaklarının dibine düşerken.

Yaratık başka bir kurban yakaladı ve baltasını kaldırdı.

“ Pekâlâ,” dedi K elsier kem erinden bir çift şişecik çıkararak uzun adımlarla ileri

doğru yürürken. “ Pekâlâ. Benim le mi savaşmak istiyorsun? G el bakalım!”

Yaratık gülüm seyerek yakaladığı kadını bir tarafa itti ve K elsier’e doğru geniş

adımlarla geldi.

Kelsier tıpalara fiske atarak çıkardı ve aynı anda iki şişeciği birden kafasına

dikti, sonra da bunları bir kenara attı. M etaller göğsünün içinde harlandı, öfkesi

nin yanında yanıyorlardı. A ğabeyi ölm üştü. K arısı ölm üştü. Aileler, arkadaşlarte

kahramanlar. Hepsi ölmüştü.

Beni intikam alm aya mı zorlam ak istiyorsun , d iye düşündü. Eh, ben de alıtın

o zaman'.

Kelsier Sorgucunun birkaç adım önünde durakladı. Yum rukları sıkılı o ara

devasa bir İtm eyle çeliğini harladı. E trafındaki insanlar sanki korkunç, görülm

bir güç dalgasıyla vurulm uş gibi m etalleri tarafından geriye doğru fırlatıldılar- ^

paratorluk askerleri, esirler ve isyancılarla tıklım tıklım olan meydan Kelsier

Sorgucunun etrafında küçük bir boşluk bırakarak açıldı.

“Hadi bakalım,” dedi Kelsier.

B en asla korkulan biri olm ayı istemedim.
E ğ e r p iş m a n lık d u y d u ğ u m bir şey varsa, bu da sebep olmuş olduğum korku.

K o r k u d espotların aletidir. N e y a zık k' söz konusu olan şey dünyanın kaderi
olduğu z a m a n , elinde hangi alet varsa onu kullanıyorsun.

34

Ö L M Ü Ş V E Ö L M E K T E O L A N adamlar kaldınm taşlarına yığılmıştı.
Skaalar yolları tıkıyordu. Esirler sesleniyor, onun adını haykırıyorlardı. Dumanlı
bir güneşten gelen ısı sokakları yakıyordu.

Ve gökten kül yağıyordu.
Kelsier bıçaklarını çekip lehimini harlayarak ileri atıldı. Atiyum yaktığı zaman
Sorgucu da öyle yaptı ve büyük ihtimalle ikisinin de uzun süreli bir dövüş için
yetecek kadar atiyum u vardı.
Kelsier sıcak havayı iki kere yararak Sorgucuva saldırdı, kollan bulanık bir gö­
rüntüydü. Y aratık atiyum gölgelerinden oluşmuş çılgın bir girdabın ortasında dar­
belerinden kaçındı, sonra da baltasını savurdu.
Kelsier zıpladı, lehim atlayışına insanüstü bir yükseklik kazandınyordu ve sav­
rulan silahın hem en üzerinden geçti. Uzandı ve arkasında dövüşmekte olan bir
8rup askeri İterek kendisini ileri doğru fırlattı. İki ayağını birden Sorgucunun su­
ratına indirerek onu tekm eledi ve havada geriye doğnı takla attı.
Sorgucu tökezledi. Kelsier düşerken bir askeri Çekerek kendisini geriye doğ
111 gönderdi. A skerin de Demirçekişin gücü yüzünden ayaklan yerden kesildi ve
Kelsier e doğru gelm eve başladı. İki adam da havaya fırlamıştı.
Kelsier d em ir harlayarak ayakları yerden kesilen askeri Çekmeye devam
d e rk e n sağ tarafın d a kalan bir asker grubunu da Çekti. Âdeta bir topaca
dö*dü. K elsier yan tarafa doğru uçtu ve sanki Kelsienn gövdesine bir iple
A ğlıym ışçasına tu tu lan asker, zincirin ucundaki top gibi geniş bir yay çiîe
Savruldu.

Şanssız asker tökozleıııekte olan Sorgu cııv.ı bin direrek ikisini birden boş bir
esir vagonunun parmaklıklarına vurdu.

Asker kendinden geçm iş bir lıâldı- y ere yığıldı. So rgu cu d em ir kafesten sekti ve
elleriyle dizlerinin üstüne diiştü. Y aratığın güz. d ö v m eleri boyunca yüzünden aşağı
bir kan çizgisi aktı am a o başını kaldırarak gü lü m sed i. A yağa kalkarken birazcık
bile sersemlemiş göninm üyordu.

Kelsier kendi kendine küfrederek yere indi.
Sorgucu inanılmayacak bir hız patlam asıyla boş, kutuya benzer esir hücresini
iki parmaklığından kavradı, sonra da bütün kafesi arabanın tekerleklerinden söktü.
Ofuı be]
Yaratık hemen döndü ve devasa d em ir k a fesi sad e ce birkaç ayak uzakta dur­
makta olan K elsier’e doğru fırlattı. K açm ak için zam an yo k tu . H em en arkasında
bir bina yükseliyordu, eğer kendini ge riye doğru İterse ezilirdi.
K afes ona doğru uçtu ve o da sıç ra y a ra k v ü c u d u n u havada dönmekte olan
kafesin açık kapısından içeriye so k a b ilm ek için b ir Ç e lik itiş i kullandı. Hücrenin
içinde de kıvrılarak ken din den uzağa d o ğ ru h er y ö n ü İtti; m etal kafes duvara
güm bürtüyle çarpar ve sonra da se k ip k u rtu lu rk e n ken disin i tam ortada sabit
tutmuştu.
Kafes yuvarlandı, sonra da zem in bo yu n ca sü rü k len m e ye başladı. Kelsier ken­
disini boşluğa bırakarak kafes yavaşça aşağı kayarken çatısının iç tarafına kondu.
Parmaklıkların arasından savaşan bir asker denizinin ortasındaki Sorgucunun onu
izlediğini görebiliyordu; vücudu dönen, fırlayan ve hareket eden atiyum görün­
tülerinden oluşan bir bulutla sarm alanm ıştı. S o rg u cu h a fif bir takdir işaretiyle
K elsier’e başını salladı.
Kelsier bağırarak dışarı doğru İtti, ken d isin i ezilm ek ten korum ak için lehim
harlam ıştı. K afes dağıldı, m etal tavanı dön e d ö n e havaya fırladı, parmaklıklar da
yerlerinden kurtularak etrafa saçıldı. K e lsie r arkasın daki parm aklıkları Çekti ve
önündeki parmaklıkları da İterek Sorgucuya doğru bir m etal nehri gönderdi.
Yaratık bir elini kaldırarak ustalıklı bir şek ild e üstü n e doğru gelen iri metal yağ­
murunu ikiye ayırdı. A ncak K elsier p arm aklıkları ken di vücu du yla takip ederek
kendisini de bir Ç elik itm eyle So rgu cu ya doğru fırla ttı. S orgu cu, şanssız bir askeri
dayanak olarak kullanarak kendisini yan tarafa doğru Ç e k ti. A d am sürüklenerek
kendi dövüşünden koparılırken haykırdı am a S o rg u cu zıplayarak askeri vere İtip
adamı ezerken sesi kesildi.
Sorgucu havaya fırladı. K elsier S o rgu cu yu gö zü yle tak ip ederken bir grup aske­
re doğru İterek kendisini yavaşlattı. A rk asın d a kafesin tavanı çatırtıyla yere düşüp
etrafa taş parçacıkları fırlattı. K elsier buna b astırıp ken disin i yukarı fırlatarak Sor­
gucunun peşinden gitti.
Kül tanecikleri süratle yanından geçti. İlerid e So rgu cu aşağıdaki bir şeyle11
Ç ekerek döndü. Yaratık anında yönünü d eğ iştirerek doğrudan Kelsier'in üstüne
doğru uçmaya başladı.

K a fa ka faya çarpışm a. K a fa s ın d a n d ış a r ı k a z ık la r ç ık m a y a n adam için

fikir- K e l s i e r b it a s k e r i a c e l e y l e Ç e k e r e k t a m Sorgucu b a ş ın ın ü z e r in d e n ç a p ra z la ­

ma geçerken aşağı d o ğ ru sa v ru ld u .

Kelsier lehim harladı, sonra da yukarıya doğru çekmiş olduğu askerle çarpıştı,
¡kisi havada hızla d ön d ü ler. N eyse ki asker Ham'inkilerden biri değildi.

Kendisini yan tarafa doğru İterken, “ Pardon arkadaş," dedi Kelsier sohbet eder

gibi.
Asker fırlayarak uzaklaştı, K elsier onu savaş meydanının üstünde yükselmek

için kullanırken sonunda bir binanın yan tarafına bindirdi. Aşağıda, Ham in ana
mangası nihayet son esir vagonuna ulaşmıştı. Ne yazık ki birkaç imparatorluk as­
ker grubu daha bön bön bakan skaa kalabalıklannın arasından ite kaka yollannı
açmışlardı. B ir tan esi b ü yü k bir okçu takım ıydı, obsidiyen başlı oklar taşıyorlardı.

Kelsier k ü fre d e re k kendisini düşm eye bıraktı. Okçular konum aldılar, belli ki
doğrudan savaşan kalabalığın içine ateş açmaya hazırlanıyorlardı. Kendi askerleri­
nin bazılarını da ö ld ü re cek lerd i ama salvolannın büyük bir kısmı kaçmakta olan
esirlere isabet ed e cek ti.

Kelsier kaldırım taşlarının üstüne düştü. Yan tarafa doğru uzanarak yok etmiş ol­
duğu kafesten kalan bazı parm aklık çubuklannı Çekti. Bunlar Kelsier’e doğru uçtu.

Okçular yaylarını gerd i. A m a onların atiyum gölgelerini görebiliyordu. ,
Kelsier çu bukları bıraktı ve kendisini sadece biraz yan tarafa İterek çubuklann
okçularla kaçm akta olan esirlerin arasından uçmasını sağladı.
Okçular ateş etti.
Kelsier çu bukları kavradı, dem ir ve çeliğin ikisini birden harlayarak her çubu­
ğun bir ucunu İtti v e ö b ü r ucunu da Ç ek ti. Çubuklar havada yalpaladı ve 3nında
öfkeli, çılgın yel d eğ irm en leri gibi dönm eye başladılar. Uçmakta olan oklann bü­
yük bir kısm ı d ön en d e m ir çubuklar tarafından engellenerek etrafa saçılmıştı.
Çubuklar tan gırtıyla y erd ek i dağınık okların arasına düştüler. Okçular afalla­
yarak kalakalm ışlardı. K elsier tekrar yan tarafa doğru sıçradı, sonra da çubuklan
hafifçe Ç e k e re k onları önünde havaya kaldırdı. İterek çubuklan okçulann üzerine
doğru gönderdi. A d a m la r çığlık atarlarken, onlan ölümle baş başa bırakıp sırtını
döndü; gözleri g e rç e k düşm anını arıyordu.
Nerede saklanıyor o yaratık?
Bir kargaşa sah nesine bakıyordu. İnsanlar savaşıyor, koşuyor, kaçıyor ve ölüyor­
du; K elsier'in gözlerin de her birinin geleceğini gösteren bir atiyum gölgesi vardı.
Ancak şu d u rum d a, gölgelerin yaptığı şey savaş meydanında hareket eden insanla­
rın sayısını ikiye katlam aktı ve sadece karmaşa hissini artınyordu.
G ittikçe daha da fazla sayıda asker geliyordu. Ham’in adanılannm pek çoğu
yerdeydi, kalanların çoğu da geri çekiliyordu; neyse ki sadece zırhlarını bir kenara
atarak kolaylıkla skaa kalabalıklarına karışabilirlerdi. Kelsier, Renoııx ve Dıkiz’in
‘Çinde olduğu son esir vagonu hakkında daha çok endişe ediyordu. Ham'in gru­
bunun savaşa girm iş oldukları açı onların arkadan öne doğru vagon sırası boyunca
ilerlemelerim ge rek tiriyo rd u . R en o u x’ya ilk önce ulaşmaya çalışmak, diğer beş va-
8onun yanından, için dekileri serbest bırakmadan geçip gitmek anlamına gelecekti.

H am in belli ki Dikiz ve Rcııoux serbest kakm aya kadar gitmeye bir niyeti

yoktu. V e Mam nerede dövüşüyoı.sa, isyancı askerler de orada dayanıyordu. Le.

hımkollara avrıea I lavdiil ilenmesi boşuna değildi; onların dövüş tekniklerinde

hiçbir incelik yoktu; kurnazca l)o m iı\ek m ıvo r ya ila Çelikitm iyorlardı. Hanı sade­

ce sai güç ve hızla saldırıyor, düşman askerlerini yolundan fırlatıp atıyor, saflarını

yıkıp geçiyor, elli adamlık mangasını son esir vagonuna doğru götürüyordu. Onlar

vagona ulaştıkları zaman, adamları kapının kilidini kırarken Ham geriye çekilip bir

grup düşman askeriyle dövüştü.

Kelsier gururla gülümsedi, gözleri bâlâ Sorgucuyu arıyordu. Adamlarının savısı

azdı ama düşman askerleri skaa isyancıların kararlığının karşısında gözle görülür

şekilde tedirgin olmuş gibi görünüyordu. K elsier’in adam ları tutkuyla savaşıyordu;

diğer çok sayıdaki eksiklerine rağmen, hâlâ sadece tek bir avantaja sahiplerdi.

İşte onlun sonundu sava şm aya ikna ed eb ilirsen böyle oluyor. İşte onların hepsi­

nin içinde gizlenen şey bu. Sa d ece bunu o rta ya çık a rm a k o k a d a r zor ki...

Renoux vagondan çıktı, sonra da kenara çekilerek hizmetkârlarının aceleyle

kafeslerinden kaçmalarını izledi. A niden, iyi giyim li biri arbedenin arasından fırla­

yarak Renoux'yu giysisinin önünden kavradı.

“Valette nerede?” diye hesap sordu Elend V en tu re, çaresiz sesi Kelsier’in ka­

layla güçlendirilmiş kulaklarına ulaşıyordu. "O hangi kafesin içindeydi?”

Evlat, beni gerçekten de k ız d ırm a y a b aşlıyorsu n , d iye düşündü Kelsier İterek

askerlerin arasından kendine bir yol açıp vagona doğru koşarken.

Sorgucu bir dizi askerin arkasından sıçrayarak belirdi. Kafesin tepesine konarak

bütün aracı sarstı, pençeye benzer iki eliyle de birer obsidiyen baltayı kavramıştı.

Yaratığın gözleri K elsier’inkilerle buluştu ve gülüm sedi, sonra da kafesin tepesin­

den aşağı atlayarak bir baltasını R en o u x’nun sırtına göm dü.

Kandra gözleri kocaman açılarak silkindi. Sorgucu ondan sonra Elend’e doğru

döndü. Kelsier yaratığın oğlanı tanıyıp tanım adığından em in değildi. Belki Sorgu­

cu Elend’in de Renoux’nun ailesinden biri olduğunu düşünüyordu. Belki de hiç

umurunda değildi.

Kelsier sadece bir an için durakladı.

Sorgucu vurmak için baltasını kaldırdı.

O oğlanı seviyor.

Kelsier içindeki çeliği harladı, alevlendirdi, sonunda göğsü Küldağlan gibi yanana

kadar kızdırdı. Arkasındaki askerlere şiddetle abanarak düzinelercesini geriye doğru

fırlattı ve Sorgucuya doğru uçtu. Yaratığa baltayı savurm ak üzereyken bindirdi.

Elinden kurtulan balta birkaç ayak uzakta tıkırtıyla taşların üzerine düştü. Kel

sier ikisi yere düşerlerken Sorgucuyu boynundan kavradı, sonra da lehimle güç

iendirilmiş kaslarla sıkmaya başladı. Sorgucu uzanarak K e lsie r’in ellerini yakalad ı,

can havliyle onları açmaya çalışıyordu.
M arsh haklıym ış, diye düşündü K elsier kargaşanın arasında. Hayatı içi'1k°r

kuyor. Öldürülmesi mümkün. ^

Sorgucunun zorla da olsa nefesi kesildi, gözlerinden dışarı çıkan metal haz1

U(ı-la rı K e l s i e r ’in y ü z ü n d e n s a d e c e b ir k a ç s a n t im u z a k t a y d ı. Kelsier yan ta ra fın d a

Elend V e n t u r e ’n ın t ö k e z le y e r e k g e ri ç e k ild iğ in i gö rd ü.

"IGz iyi!” dedi K elsier sıkılı diklerinin arasından. “O Renoux mavnalarında de­

ğildi. G it!”

E le n d t e r e d d ü t iç in d e d u r a k la d ı, so n u n d a ko ru m a la rın d a n b ir tanesi belirdi.
O ğlan o n u n k e n d is in i s ü r ü k le y e r e k u z a k la ş tırm a s ın a izin verd i.

Az önce b ir a silin hayatını kurtardığım a inanamıyorum, diye düşündü Kelsier
Sorgucuyu boğmak için çabalarken. Bunun kıymetini bilsen iyi olur, kız.

Sorgucu yavaş yavaş, K elsier’in ellerini zorlayarak açtı. Yaratık tekrar gülüm­
semeye başladı.

Amma da güçtüler]
Sorgucu K elsier’i geriye itti, sonra da bir askeri Çekerek kendisini kaldınm
taşları boyunca uzaklaştırdı. Sorgucu bir cesede çarptı ve geriye doğru takla atarak
ayaklarının üstünde doğruldu. Boynu Kelsier’in kavrayışı yüzünden kızarmıştı ve
boynunda etini yırtm ış olan tırnak izleri de vardı ama hâlâ gülümsüyordu.
Kelsier bir askeri İterek kendisini de ayağa kaldırdı. Yan tarafında Renoux’nun
vagona sırtını dayam ış olduğunu gördü. Kelsier kandranm bakışım yakaladı ve ha­
fifçe başını salladı.
Renoux içini çekerek sırtındaki baltayla yere yığıldı.
“Kelsier!” diye bağırdı Ham kalabalığın üzerinden.
"G it!” dedi Kelsier ona. “Renoux öldü."
Ham Renoux’nun vücuduna doğru baktı, sonra da başıyla onayladı. Adamlan-
na dönerek em irler verm eye başladı.
“Firari,” dedi gıcırtılı bir ses.
Kelsier hızla döndü. Sorgucu hızlı adımlarla geliyordu; adımlannda lehimin
kıvrak gücü, etrafında da atiyum gölgelerinden oluşmuş bir pus vardı.
“Hathsin Firarisi,” dedi. “ Bana bir dövüş sözü verdin. Daha fazla mı skaa öl-
dürmeliyim?”
Kelsier m etallerini harladı. “Ben bizim işimiz bitti demedim." Sonra da gülüm­
sedi. Endişeliydi, acı içindeydi ama ayrıca neşeliydi de. Bütün hayatı boyunca, hep
kalıp savaşmayı arzu etm iş olan bir parçası olmuştu.
Her zaman bir Sorgucuyla kapışıp kaplamayacağını görmek istemişti.

Vin kalabalığın üstünden çaresizce olanları görmeye çalışarak ayağa kalktı.
Ne var?” diye sordu Dockson.
Sanırım Elend’i gördüm!"
"Burada mı? Bu kulağa biraz saçma geliyor, sence de öyle değil mi?”
Vin kızardı. Büyük ihtimalle. “Yine de, ben daha iyi bir bakış açısı bulmaya

alışacağım." Ara sokağın duvarını kavradı.
“Dikkatli o l,” dedi D ox. “ Eğer o Sorgucu seni görecek olursa...”
^in başıyla onaylayarak tuğlalardan yukarı hızla tırmandı. Yeteri kadar yükseğe

aktığı zaman da tanıdık şekiller arayarak kavşağı taradı. Dockson haklıydı, Elend

görünürde voktu. Vagonlardan I>ir ianesi, Soıgııı uııuıı k.ıtı-sıı
vagon van tarata devrilmiş vativordu Atlaı c tıa lla tepiniverdi
kalabalıkları tara tından çevrelenm işlerdi.

"N e görüyorsun.'” dive seslendi P o x vııkan dogıu.
“ Renoux v e ıd o ’ " dedi Vin gözlerini kısıp kalav yakarak. “ Sırtımla bir »K’»ı»lıil.a vvaqrj\-
mış gibi görünüyor."
"Bu onun iyin öldürücü olabilir do, olm ayabilir do," dodi Dox tereddütlü hir
şekilde. "Ben kandralar hakkında ta/.la bir şey bilm iyo ru m .”
Kandra mı1
“Ya esirler’ ’' dıve seslendi l)o x .
“ Hepsi kurtulm uş,” dedi Vin. "K a ie sle r boş. D ox, orada çok fazla skaa var!
Sanki fıskiye m eydanındaki bütün kalabalık küçük kavşağın etraf ına toplanmış gibi
görünüyordu. Bölge küçük bir çöküntünün içindeydi ve Vin her yönde yükselerek
uzanan sokakları tıklım tıklım dolduran bin lerce skaa görebiliyordu.
"Ham gitm iş!” dedi Vin. “O nu ölü ya da diri hiçbir yerd e göremiyorum! Dikiz
de vok. "
“Ya Keli?” diye sordu Dockson aceleyle.
Vin durakladı. “O hâlâ Sorgucuyla dövüşüyor."

Kelsier lehimini harlayarak Sorgucuyıı yum ru kladı, gözlerinin ön tarafından dışarı
yıkan düz metal disklerden kaçınm aya dikkat ediyordu . Yaratık tökezledi ve Kel­
sier yumruğunu karnına göm dü. Sorgucu hırladı ve K elsier'in yüzüne tokat atarak
onu bir darbede yere devirdi.

Kelsier başını iki yana salladı. B u şeyi ö ldü rm ek için ne lazım , diye düşündü.
İterek kendisini tekrar ayağa kaldırdı ve geriledi.

Sorgucu kararlı adımlarla ilerledi. A skerlerin bazıları Ham ve adamlarını ka­
labalığın içinde bulmaya çalışıyordu am a pek çoğu sadece dikiliyordu. İki güçlii
Allom anser arasındaki bir dövüş ancak hakkında fısıldanacak bir şeydi, asla tanık
olunmazdı. Hem askerler hem de skaalar afallam ış olarak duruyor, huşu içinde
savaşı izliyordu.

O benden daha güçlü, diye kabul etti K elsier Sorgucuyu temkinle izlerken.

A m a güç her şey değil.
Kelsier uzanarak daha küçük m etal kaynaklarını kavradı ve bunları Çekerek sa­

hiplerinden uzaklaştırdı; metal başlıklar, güzel çelik kılıçlar, sikke keseleri, bıçaklar.
Kelsier Çelikitm eleri ve D em irçekm clerini dikkatli bir şekilde manipüle ederek
bunları Sorgucuya fırlattı ve atiyum unu da yanık tuttu ki kontrol ettiği her çisinin
Sorgucunun gözlerinde her tarafa yayılan kalabalık atiyum görüntüleri olsun.

Sorgucu savrulan metal parçacıklarım savuştururken küfretti. Ancak Kelsier
sadece Sorgucunun kendi İtm elerini ona karşı kullanarak her cism i geri Çekip
döndürerek yaratığa doğru hızla geri gönderdi. Sorgu cu bir patlamayla bütün ci­
simleri aynı anda İterek uzağa savurdu ve K elsier d e onların gitm esine izin verdi
Ancak Sorguc u İtm eyi keser kesm ez K elsier silahlarını geri Ç ekti.

İm p arato rlu k a s k m lr ıi bir halka oluşturm uş, temkinli hır şekilde izliyorlardı.
Kelsier on ları k u lla n d ı, gö ğü s zırhlarına doğru İterek kendisini havada bir ilen hır
j-eri savurd u. K o n u m u n d a k i hızlı d eğ işim ler onun siireklı hareket hâlinde olmasını
sağlıyor, S o rg u c u n u n k ala sın ı k arıştırıyo r ve onun farklı uçan nıetal parçalarını
istediği y e re d oğru İtm e sin e izin veriyordu.

"Bir gözünü k e m e r to k a m ın ü stü n d e tu t," dedi Dockson Vin'ın yanında tuğlalan
kavramış o la rak h a fifç e se n d e le rk e n . "E ğ er aşağı düşersem beni yavaşlatmak için
şöyh' bir Ç e k , lıı?"

V in başını s a lla d ı a m a D o x a tazla dikkat etm iyordu. Kelsıer'i izliyordu. " 0
in an ılm az!"

K e lsie r h a va d a ile ri g eri sa vru lu y o rd u , ayakları yere hiç değmiyordu. İtme ve
Ç ekm elerin e k arşılık v e re n m etal parçacıkları vızıldıyordu etrafında. Onlan öyle­
sine bir b e c e r iy le k o n tro l e d iy o rd u ki insan bunları canlı şeyler sanabilirdi. Sorgu­
cu onları ö f k e y le s a v u ş tu r u y o r d u am a hepsini birden takip etmekte sorun yaşadığı
belliydi.

Ben K e lsie r’i h afife alm ışım , diye düşündü Vin. Onun çok fada şevle uğraştı­
ğı için Siska n lard an d a h a az yetenekli olacağım ramiymişim. Ama hiç de öyle
değildi. Bu. İşte onun uzm anlık alanı buydu; uzman kontrolüyle itme re Çekme.

Ve d em ir ve çelik de beni kişisel olarak eğittiği metallerdi. Belki o da en başın­
dan beri anlıyo rdu .

Kelsier m etallerden bir girdabın içinde uçuyor ve dönüyordu Ne zaman bir şey
yere çarpsa, onu yine havaya fırlatıyordu. Cisimler her zaman düz çizgiler hâlinde
uçuyordu ama o hareket halindeydi, kendisini de İtiyor, cisimleri havada tutuyor,
düzenli olarak da Sorgtıcuya fırlatıyordu.

Yaratık hızla döndü, kalası karışmıştı. Kendisini yukarıya doğru itmeye çalıştı
aına Kelsier daha hüvük metal parçalarından birkaç tanesinin onun başının üstün­
den fırlattı ve o da onları İterek sıçrayışını bozmak zorunda kaldı.

Demir bir çubuk Sorgucunun suratına çarptı.
Yaratık tökezledi, kan yüzünün yan taralındaki dövmeleri kaplıyordu Çelik bir
miğfer yan tarafına vurarak onu geriye fırlattı.
Kelsier kızgınlığının ve öfkesinin arttığını hissederek metal parçalarını hızla fır­
latmaya başladı. “ M arsh ’« da öldüren sen iniydin?" diye bağırdı cevabı dinlemek
'Çin bir zahmete girm eden.
“Yılla.■önce ben m ahkûm edilirken sen de orada miydin1 ”

S o rg u c u k o r u n m a k iç in b ir elini kaldırarak bir somaki metal sürüsünü İtip
a k l a ş t ı r d ı . G e r i y e d o ğ r u t o p a l l a y a r a k sırtını devrilmiş tahta vagona dayadı.

K elsier y a r a t ığ ı n h ır l a d ı ğ ım d u y d ıı ve anı bir güçlü İtiş kalabalığı süpürüp geçti.
E k e r l e r i d e v i r i p K e l s i e r ’ in m e t a l s ilahların ın uçvıp gitmesini sağladı.

Kelsier m etallerin gitm esine izin verdi. Öne doğru koşarak gevşek hır kaldırım
^Ş’m kaptı ve sersem lem iş Sorgucunun üstüne atıldı.

Yaratık ona doğru döndü. Kolsıor kaldırım tuşun savurarak bağırdı, giiıü n,.r,.
devse lehimden çok öfkeden geliyordu.

Sorgucuvu tanı gözlerinin üstünden vurdu. 't aı atığın kafası lıirdon geriye doğru
savrularak yan dünmüş vagonun takın m a çarp tı. K elsier tekrar vurdu, bağırarak
kaldırım taşını yaratığın suratına tekrar tekrar indirdi.

Sorgucu acı iyinde uludu ve p enyeye benzer elle rle K e lsie r’e doğru uzandı,
sanki ileri sıçrayacakmış gibi hareket ed iyord u . Son ra bir anda sarsılarak durdu,
kafası vagonun tahtasına yapışm ıştı. Kazıkların kafatasının arka tarafından dışarı
yıkan uyları Kelsıer in darbeleriyle tahtaya çak ılm ıştı...

Yaratık öfkeyle çığlık atarak kafasını tahtadan k u rtarm ak için debelenirken
Kelsier gülümsedi. Kelsier yan tarafa d ön erek birkaç san iye önce yerde görmüş
olduğu bir nesneyi aradı. Bir cesedi te k m e le y e re k çev ird i ve obsidiyen baltayı yer­
den kaptı, tırtıklı kaba bıçağı kızıl güneş ışığında ışıld ıyord u .

“Beni buna ikna ettiğin için çok m em nun o ld u m ,” d ed i sessizce. Sonra da iki
eliyle tuttuğu baltayı savurarak Sorgucunun bo yn u n u n içinden geçirip arkasındaki
tahtaya gömdü.

Sorgucunun bedeni kaldırım taşlarının ü stü n e yığıld ı. K afası kendi kazıklarıyla
tahtaya çakılmış olarak olduğu yerd e kalm ıştı; ü rk ü tü cü , doğal olmayan dövmeli
gözleri karşıya bakıyordu.

Kelsier kalabalıkla yüzleşm ek için döndü, bir anda inanılm ayacak kadar yor­
gun hissetmişti. Düzinelerce yara ve kesik yüzün d en v ü cu d u ağrıyordu ve pele­
rininin ne zaman kopup gitmiş olduğunun farkın da bile değildi. Ancak askerlerle
cüretkârca yüzleşti, yara izli kolları açıkça gö rü lü yord u .

“Hathsin Firarisi1.” diye fısıldadı birisi.
“O bir Sorgucuyu öldürdü...” dedi bir diğeri.
Sonra ise tezahürat başladı. Ç ev re ley en sokaklardaki skaalar onun adını bağır­
maya başladılar. Askerler etraflarına bakarak d eh şet için d e etraflarının sarılmış
olduğunu fark ettiler. Skaalar yaklaşm aya başladılar; K e lsie r onların öfkesini ve
umudunu hissedebiliyordu.
Belki de bu iş benim varsa yd ığım şe k ild e o lm a k z o ru n d a d e ğ ild ir, diye düşün­
dü Kelsier muzaffer bir şekilde. B elki d e benim k e n d im i...
Sonra geldi. Güneşin önüne gelen bir bu lu t gibi, sessiz bir gecedeki ani fırtına
gibi, bir mumu söndüren bir çift parm ak gib iydi. Baskıcı bir el skaaların tomurcuk­
lanmakta olan duygularını boğdu. İnsanlar k o rku yla büzüldü ve haykırışları solarak
öldü. Kelsier’in onların içinde tutuşturm uş olduğu ateş çok yen iydi.
Kıl payı, diye düşündü.
ileride, tek bir siyah at arabası tepeyi aştı ve fısk iy e m eydanından aşağı inmeye
başladı.

Lord Hükümdar gelmişti.

Bııııalmı dalgası ona çarptığı zaman Vir.’in neredeyse eli kayıyordu. Bakınnı har­
ladı ama hor zaman olduğu gibi, hâlâ Dırd Hükümdar’ın ezici elini hafif de olsa
hissedebiliyordu.

“Lord H üküm dar!” dedi Dockson, gerçi Vin bunun bir küfür mü, yoksa gözlem
nıi olduğunu bilem iyordu. Savaşı izlemek için toplanmış olan skaalar her nasılsa
karanlık araba için yol açmayı başardılar. Araç insanlardan oluşan koridor boşunca
ilerleyerek cesetlerle kaplı meydana doğru indi.

A s k e rle r g e r iy e ç e k ild i v e K e lsie r d e devrilm iş vagondan uzaklaşarak, yaklaş­
makta olan araçla y ü z leşm ek için hareket etti.

“Ne yapıyor o?” diye sordu Vin, küçük bir çıkıntının üstüne yerleşmiş olan
Dockson'a doğru dönerek. “ Neden kaçmıyor? Bu bir Sorgucu değil, bu dövüşüle­
cek bir şey d eğ il!”

“İşte bu V in ,” dedi Dockson huşu içinde. “İşte onun beklediği şey buydu. Lord
Hükümdar’la yüzleşm ek için bir fırsat, onun o efsanelerini doğrulamak için bir
fırsat."

Vin tekrar m eydana doğru döndü. At arabası yavaşlayarak durdu.
“A m a...” dedi V in sessizce. “On Birinci Metal. Onu yanında getirdi mi?"
“Getirm iş olm alı."
K elsier hep L o r d H ü k ü m d a r'ın onun işi olduğunu söylüyordu, diye düşündü
Vin. K a la n la rım ızı asiller, G arnizon ve Nezaret üzerinde çalışmaya bırakmıştı.
Ama bu... K e ls ie r bunu hep kendisi yapmayı planlıyordu.
Lord H üküm dar arabasından aşağıya indi ve Vin de kalay yakarak öne doğru
eğildi. O ...
Sadece bir adam gibi görünüyordu.
Bir asilin takım elbisesine benzeyen siyah ve beyaz bir üniforma giyiyordu ama
bu elbise çok daha abartılıydı. Ceketi ta ayaklarına kadar iniyor ve o ş-ürürken ar­
kasından sürükleniyordu. Yeleği renkli değil sadece siyahtı ama kontrast oluşturan
parlak beyaz işaretleri vardı.
V in’in duym uş olduğu gibi parmaklan gücünün sembolü olan yüzüklerle ışıl­
dıyordu.
Ben senden o k a d a r d a h a güçliiyüm ki, diye ilan ediyordu süzükler, üzerimde

metal olm asının b ir önem i yok.
Simsiyah saçları ve solgun teniyle Lord Hükümdar uzun, ince, yakışıklı ve ken­

dinden em in bir adam dı. V e gençti de; Vin'in umduğundan daha gençti, hatta
Kelsier'den bile daha gençti. M eydan boyunca cesetlerden kaçınarak çürüdü, as­
kerleri toparlanarak skaaları zorla uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.

Bir anda kü çük bir grup asker saflarının arasından fırlayarak çıktı. Isyancılann
zırhlarından giyiyorlardı ve onlara önderlik eden adam biraz tanıdık geliç'ordu. Bu

in H ayd utlarından biriydi.
Karım için !" d ed i H ayd ut bir mızrağı kaldırarak saldınrken.
Lord K elsier için !" d iye bağırdı diğer dördü.
Ah, hayır, diye düşündü Vin.

Ancak Lord Hükümdar adamları um ursaınam ıştı. Oncii isyancı meydan oku-
yarak kükredi, sonra da mızrağım Lord H üküm dar'ın göğsüne sapladı.

Lord H ü k ü m d a r ise y ü rü m e y e d e v a m e tt i, m ız ra k d a v ü c u d u n u n arkasından
yıkm ış bir hâlde askerin yanından geçip gitti.

İsyancı durakladı, sonra arkadaşlarının birinden bir mızrak kaptı ve bunu da
Lord Hükümdar'ın sırtına sapladı. Lord H üküm dar adamları yine umursamadı,
sanki onlar ve onların silahlan Hüküm dar'ın farkına varmasına bile değecek şeyler
değildi.

Öncü isyancı geriye doğnı tökezledi sonra da arkadaşları bir Sorgucunun bal­
tası altında çığlık atmaya başlarken döndü. O da kısa süre sonra onlara katılmıştı
ve Sorgucu da bir an için cesetlerin üstünde d ikilerek neşeli bir şekilde baltasını
salladı.

Lord Hükümdar ilerlem eye devam etti, iki mızrağın vücuduna saplı olduğunun
farkında değilmiş gibi ilerliyordu. K elsier durm uş bekliyordu. O yırtık skaa giysi­
lerinin içinde perişan görünüyordu. A m a yine d e gururluydu. Lord Hükümdar’ın
Teskininin ağırlığı altında çökm üyor ya da eğilm iyordu.

Lord Hükümdar birkaç adım uzağında durdu, m ızraklardan bir tanesi neredey­
se Kelsier’in göğsüne dokunacaktı. Siyah küller h afifçe iki adamın etrafına düşü­
yor, tanecikler hafif esintiyle girdaplanıyor ve savruluyordu. Meydan korkunç bir
şekilde sessizleşti, hatta Sorgucu bile korkunç işini bıraktı. Vin öne eğilerek kaba
tuğlalardan emniyetsiz bir şekilde sarktı.

B ir şey yap Kelsier! M etali kullan!
Lord Hükümdar K elsier’in öldürm üş olduğu Sorgucuya şöyle bir göz attı. ‘‘On­
ları yenilemesi çok zor.” Şiveli sesi V in ’in kalayla güçlendirilm iş kulaklarına kolay­
lıkla ulaşıyordu.
Bu uzaklıktan bile K elsier’in gülüm sediğini görebiliyordu.
“ Seni bir kere öldürdüm ," dedi Lord H üküm dar, K elsier’e bakarak.
“Denedin,” diye cevap verdi Kelsier, sesi güçlü ve sertti, m eydan boyunca yan­
kılanıyordu. “Am a sen beni öldürem ezsin, Lord D esp ot. Ben senin ne kadar çok
uğraşırsan uğraş, öldürmeyi asla başaram adığın şeyim . Ben um udum .”
Lord Hükümdar küçüm seyen bir tavırla burnundan soludu. Umursamaz bir
tavırla kolunu kaldırdı ve K elsier’e elinin tersiyle o kadar güçlü bir darbe indirdi ki
Vin çat sesinin meydan boyunca yankılandığını duyabildi.
Kelsier savruldu ve döndü, o düşerken etrafa kanlar saçılm ıştı.
“H AYIR!” diye çığlık attı Vin.
Lord Hükümdar kendi vücudundaki m ızraklardan bir tanesini söküp çıkardı,
sonra da bunu Kelsier’in göğsüne sapladı. "İd am lar başlasın ,” dedi arabasına doğru

dönerken ve ikinci mızrağı da söküp bir kenara attı.
Ardından kargaşa başladı. Sorgucunun işareti üzerine askerler döndü ve ka­

labalığa saldırdı. Yukarıdaki m eydanda başka Sorgu cular da belirdi; siyah atlara
binmişlerdi, abanoz renkli baltaları ikindi ışığında pırıldıyordu.

Vin hepsini görmezden geldi. “ K elsier!" d iye çığlık attı. Onun bedeni düştüğü

y e rd e y a tıy o rd u , m ızrak g ö ğ s ü n d e n d ışarı çıkm ış, kızıl kan etrafında b ir havuz
oluşturm uştu.

Hayır. 1layır. H A Y IR ! Binadan atlayarak bazı insanları İtti ve kendini katliamın
üstünden fırlattı. G arip bir şekilde boş olan meydanın ortasına indi. Lord Hü­
kümdar gitmiş, Sorgucular da skaaları öldürmekle meşguldü. Aceleyle Kelsier'in
yanına gitti.

Yüzünün sol tarafından geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Ancak sağ tara­
fı... hâlâ hafifçe gülüm süyor, feri gitmiş tek gözü kızıl-siyah gökyüzüne bakıyordu.
Kül tanecikleri hafifçe yüzünün üstüne düşüyordu.

“Kelsier, hayır...” dedi Vin gözyaşları yüzünden süzülürken. Nabız arayarak
vücudu yokladı. Yoktu.

“Sen öldürülem eyeceğini söylem iştin!” diye ağladı. “Ya planların ne olacak? Ya
On Birinci M etal ne olacak? Y a ben ne olacağım?"

Kelsier kım ıldam adı. V in gözyaşlarının arasından görmekte zorlanıyordu. Bu
mümkün değil. O h er zam an bizim ölümsüz olmadığımızı söylerdi... Ama o benim
için geçerliydi. O n u n için değil. K elsier değil. O ölümsüzdü.

Ölümsüz olm alıydı.
Birisi onu kavradı ve o da haykırarak debelendi.
“G itm e zamanı evlat,” dedi Ham . Duraklayarak Kelsier'e baktı, çetebaşımn
ölmüş olduğuna dair kendisini ikna ediyordu.
Sonra da V in ’i çekerek götürdü. Vin zayıfça mücadeleye devam etti ama his-
sizleşiyordu. Zihninin arka tarafında Reen'in sesini duydu.
G ördün m ü? O nu n seni terk edeceğini söylemiştim. Seni uyarmıştım.
Seni bunun olacağına d a ir temin etmiştim..

D Ö R D Ü N C Ü B Ö LÜ M Ü N SONU

BEŞİNCİ BÖLÜM

UNUTULMUŞ BİR
DÜNYAYA İNANANLAR

E ğ e r y a n lış seçim i y a p a rsa m ne olacağını biliyomm. Güçlü olmalıyım; gücü
kendim için alm am alıyım .

Ç ü n k ü eğer alırsam ne olacağını gördüm.

35

B E N İ M L E B İ R L İ K T E Ç A L I Ş M A K için, dem işti Kelsier, sizden bam

tek b ir s ö z v e r m e n i z i i s t i y o r u m : B a n a g ü v e n in .
V in sisin iç in d e h a r e k e t s iz b ir ş e k ild e asılı d u ru yo rd u . Sisler sessiz bir nehir

gibi e tra fın d a a k ıy o r d u . Y u k a r ıs ın d a , ö n ü n d e , yanlarınd a ve altında. Sis her tara-
fm daydı.

G ü v e n b a n a V i n , d e m iş ti o. Sen b a n a d u va rın tepesinden aşağı atlayacak ka­
dar g ü v e n m iş tin v e b e n d e s e n i y a k a la d ım . S a d ece bu sefer de bana güvenmen
gerekecek.

Seni ya k a la ya ca ğ ın ı.
Seni y a k a la y a c a ğ ın ı...
Sanki h içb ir y e r d e y m iş g ib iyd i. Sislerin içindeydi ve sisin bir parçasıydı. On­
ları ne k a d a r d a k ıs k a n ıy o r d u . O n la r d ü şü n m ü yo rd u . Endişe etmiyordu. Acı çek­
m iyordu.
Ben s a n a g ü v e n d im K e ls ie r , d iy e düşündü. Beti gerçekten de sana güvendim
arna sen b e n im d ü ş m e m e iz in v e r d in . Sen b a n a senin çetende ihanet olmadığına
dair söz verm iştin . Y a b u ? Y a senin ihanetin?
Sisi d a h a iy i g ö r e b ilm e k iç in k alayın ı sön dü rm ü ş olarak asılı duruyordu. Derisi­
nin ü stü n d e s e rin , h a fif ç e n e m liy d i. San ki ölü bir adam ın gözyaşları gibi.
drftfc ne ö n e m i ı>ar k i, d iy e d ü şü n d ü gözlerini yukarıya dikerek. Neden herhan­
gi b ir ş e y in ö n e m i v a r ? S en b a n a ne d e m iştin K elsier? H iç b ir zaman anlamadığımı

H â lâ a r k a d a ş lt k h a k k ın d a öğreneceğim şeyler olduğunu mu? Peki y a sen? Sen
0na d ir e n m e d in b ile .

Z ih n in d e o y in e m e y d an ın ortasında durup bekledi. Lord Hükümdar küçüm-

s o m e y le o n a to k b ir d a r b e v u r d ı ı . 1 la t h s i ıı f i r a r i s i ılı* h e ı h a n g i b i r b a ş k a ad am gibi

ölmüştü.
Bu vüzdeıı mi beni terk etmeyeceğin konusunda söz verm ekte o k a d a r tereddüt,

liiydün?
Vin sadece... Gidebilm eyi diliyordu. U çup gitm eyi. Sise dönüşmeyi. Bir za­

manlar özgür olmayı dilemiş ve sonra da buna kavuşm uş olduğunu varsaymıştı
Yanılmıştı. Bu keder, içindeki hu delik, hu özgürlük değildi.

Bu da avnı Reen'in onu terk ettiği zanıan gibiydi. N e fark vardı? En azından

Reen dürüst olmuştu. O her zaman V in ’e onu terk edeceğine dair söz vermişti.
Kelsier ise onu peşinden sürüklemiş, ona güvenm esini ve sevmesini söylemişti
ama dürüst olan her zaman Reen olmuştu.

“Ben artık bunu yapmak istem iyorum ,” diye fısıldadı sislere. “ Siz beni alıp
götüremez misiniz?"

Sisler bir cevap vermedi. Oyun oynar gibi d ön m eye devam ettiler; umurların­
da değildi. Sürekli olarak değişiyor ama bir şekilde her zaman aynı kalıyorlardı.

“Hanımım?” diye seslendi kararsız bir ses aşağıdan. “ H anım ım , o yukarıdaki
siz misiniz?”

Vin içini çekerek kalay yaktı, sonra da çeliğin i sö n d ü rerek kendini aşağı
bıraktı. Sislerin arasından düşerken sisp elerin i dalgalan dı ve sessizce sığınak­
larının tepesindeki çatının üstüne kondu. S azed kısa bir m esafe ileride göz­
cülerin binanın tepesine çıkm ak için ku llan dıkları çe lik m erdivenin yanında
duruyordu.

“Ne oldu Saze?” diye sordu yorgun bir şekilde. Uzanarak kendisini havada sa­
bit tutmak için bir üçayağın bacakları gibi kullandığı üç sikkeyi Çekti. Bir tanesi
yamulnıuş ve bükülmüştü, birkaç ay önce o ve K elsier’in üzerinde İtişme yarışına
girdikleri sikkeydi bu.

“ Üzgünüm Hanımım,” dedi Sazed. “ Ben sadece sizin nereye gitmiş olduğunu­
zu merak etmiştim.”

Vin omuz silkti.
“Bu garip bir şekilde sessiz bir gece, diye düşünüyorum b en ,” dedi Sazed.
“Yaslı bir gece.” Kelsier’in ölümünün ardından yüzlerce skaa katledilmiş ve
daha yüzlercesi de kaçmak için yaşanan telaş sırasında ezilerek ölmüştü.
“Ben onun ölümünün bir anlamı olup olm adığını m erak ediyorum ,” dedi Vin.
“Büyük olasılıkla kurtardıklarımızdan çok daha fazlasını öldürd ük.”
“Onlar kötü insanlar tarafından öldürüldüler H an ım ım .”
“Ham sık sık ‘kötü’ diye bir şeyin v a r olup olm adığını sorguluyor.”
“Üstat Hammond soru sormayı seviyor,” dedi Sazed. “Am a o bile cevapları
sorgulamıyor. Kötü insanlar var... tıpkı iyi insanlar olduğu gib i.”
Vin başını salladı. “ Kelsier hakkında yanılm ışım . O iyi bir adam değildi, o bi
yalancıydı. Asla Lord Hükümdar’ı yenm ek için bir planı olm ad ı.”
“Belki,” dedi Sazed. “Ya da belki de o bu planı uygulam ak için hiç fırsat bub
mamıştır. Belki de sadece biz planı anlam ıyoruzdur.”

"Sen sanki ona lıâlâ inanırm ış gibi konuşuyorsun," dedi Vin dönüp düz çatının
k e n a r ı n a doğru yürü yerek gözlerini sessiz, gölgeli şehre dikerken.

“ İnanıyorum 1lan ım ım ," dedi Sazed.
"Nasıl? Nasıl inanabilirsin?"
Sazed başını iki yana sallayarak onun yanında durmak için yürüyüp geldi.
“İnanç sadece güneşli gü n ler ve iyi zam anlar için değildir, diye düşünüyorum ben.
Eğer başarısızlığın ard ından da ona tutunm aya devam etmeyeceksen inanç nedir,
iman nedir k i?”
Vin kaşlarını çattı.
"H erkes h er zam an başarılı olan birisine ya da bir şeye inanabilir Hanımım.
Ama başarısızlık... A h , işte o arkasından inanması zor olan bir şeydir, gerçekten de
ve kesinlikle. D eğ erin in olm asına y e te c e k kadar zordur, diye düşünüyorum ben.”
Vin başını olum suzca salladı. “ Kelsier bunu hak etm iyor.”
“Böyle d em ek istem iyorsunuz sanırım H anım ım ,” dedi Sazed sakince. “ Siz
olanlar yüzünden kızgınsınız. A c ı içindesiniz.”
“Yok, öyle d em ek istiy o ru m ,” dedi Vin yanağının üstündeki gözyaşını hissede­
rek. “O bizim inancım ızı hak etm iyo r. H içbir zaman da etm edi."
"Skaalar farklı d ü şü n ü yor; onların K elsier hakkındaki efsaneleri hızla büyüyor.
Benim kısa süre sonra bu raya geri dönüp onları da toplamam gerekecek."
Vin kaşlarını çattı. “ Sen K elsier hakkındaki hikâyeleri de mi toplayacaksın?"
"Elbette,” dedi Sazed. "Ben bütün dinleri toplarım .”
Vin hom urdandı. “ Burada bir din hakkında konuşmuyoruz Sazed. Bu Kelsier.”
“Katılm ıyorum . O skaalar için kesinlikle dinsel olan bir figür.”
“Am a biz onu ta n ıy o r d u k ,” dedi V in . “ O bir tanrı ya da bir peygamber değildi.
0 sadece bir adam dı.”
"Pek çoğu da öyleyd i, diye düşünüyorum ben,” dedi Sazed yavaşça.
Vin ise sadece başını salladı. Bir an için orada geceyi izleyerek durdular. “Ya
diğerlerinden ne haber?" diye sordu Vin en sonunda.
“Onlar bundan sonra ne yapacaklarım tartışıyorlar,” dedi Sazed. “ İnanıyorum
ki ayrı ayrı L u th a d e l’i te rk ed erek başka şehirlerde saklanma karan aldılar.”
“Ve... sen?”
“ Ben kuzeye, vatanım a, Sırdaşların mekânına doğm yolculuk etmek zorunda­
yım ki sahip olduğum bilgiyi paylaşabileyim . Kardeşlerim e günlükten, özellikle de
bizim atam ız olan R ash ek adlı adam ile ilgili olan yazılardan bahsetmem gerek. Bu
hikâyeden öğrenilecek çok şey var, diye düşünüyorum ben.”
Sazed durakladı, sonra da V in ’e bir göz attı. “ Bu benim başka birisiyle beraber
Çıkabileceğim bir yolculuk değil H anım ım . Sırdaşlann mekânlarının bir sır olarak
kalması gerekli, hatta sizin için b ile .”
Elbette, diye düşündü V in. Elbette o da gidecek.
“Geri döneceğim ," diye söz verdi Sazed.

Ya, tabi döneceksin. Tıpkı diğer hepsinin döndüğü gibi.
Ç ete bir süre için onun kendisini gerekli hissetmesini sağlamıştı ama Vin her

zaman bunun sona ereceğini biliyordu. Sokaklara geri dön m en in /.amanı gelıniştı.
Yine valnız olma zamanıydı

"Hanımım..." dedi Sa/ed yavaşça "Htınu d u yu yo r m usunuz?
Vin omuz silkti. Am a... bir şev ler vardı. İnsan sesleri. V in kaşlarını çatarak
binanın öbıir tarafına doğru yiiriıdii. S e sle r y ü k seld i, kalay olm adan bile kolayca
duvutur hâle geldi. Y'ın çatının v.uı tarafından aşağıya bir göz attı.
Bir grup, belki on tane skaa adam aşağıdaki so k ak ta d u ru yo rd u . B ir hırsız çe­
tesi mi, diye meraklandı Vin, Sazed de ona k atılırk en . D a h a çok skaa çekingen bir
şekilde barınaklarından dışarı çıkarken grubun sayısı artıyordu.
“Gelin,” dedi grubun önünde ayakta du rm akta olan bir skaa adam. "Korkma­
yın sislerden! Hathsin Firarisi kendisini S islerin E fe n d isi olarak isimlendirmedi
mi? Onlardan korkmamıza gerek olm adığını sö y le m e d i m i? G erçe k te n de, bizi
onlardan koruyacak, bize güvenlik sağlayacak. H a tta gü ç v e r e c e k !”
Gittikçe daha fazla skaa gözle gö rü lü r bir e tk i o lm ad an evlerin den ayrıldıkça,
grubun sayısı da artmaya başladı.
“Git diğerlerini çağır,” dedi Vin.
“İyi fikir,” dedi Sazed hızla m erd iven e d oğru gid erek .
“Arkadaşlarınız, çocuklarınız, babalarınız, an n elerin iz, karılarınız ve sevgilileri­
niz,” dedi skaa adam bir fener yakıp bunu yukarı k ald ırırk en . “ O n lar buradan ya­
rım saat uzakta olmayan bir sokakta ölü olarak y a tıy o r. L o rd H ü k ü m d ar’da yaptığı
katliamı temizleyecek kadar bile ahlak y o k !”
Kalabalık bu sözleri onaylayarak m ırıld an m aya başladı.
“Temizlik yapıldığı zam an b ile ,” d ed i ad am , “ M ezarları kazan Lord
Hükümdar’ın elleri mi olacak? H a y ır! B izim e lle rim iz o laca k . L o rd K elsier bun­
dan da bahsetti.”
“Lord Kelsier!" diye ona katıldı birkaç adam . A rtık gru p iyice büyümüştü; ka­
dınlar ve çocuklar da kalabalığa katılıyordu.
Merdivendeki tıngırtılar H a m ’in geldiğinin işaretiy d i. K ısa süre sonra ona Sa­
zed, sonra da Breeze, Dockson, D ik iz ve hatta C lu b s b ile katılm ıştı.
“Lord Kelsier!” diye ilan etti aşağıdaki ad am . B aşk aları d a m eşaleler yakarak
sisleri aydınlattılar. “Lord K elsier bugün bizim için savaştı! O ölüm sü z bir Sorgu-
cuyu öldürdü!"
Kalabalık onaylayarak hom urdandı.
"Ama sonra o öldü!" diye bağırdı birisi.
Sessizlik.
"Ya biz ona yardım etm ek için ne y a p tık ?” d iy e so rd u lid er. "Birçoğum uz da
oradaydık; binlercemiz. Biz yardım e ttik m i? H a y ır! B iz b e k le d ik ve izledik, o bi­
zim için savaşırken bile. Bizler aptal aptal d ik ild ik ve on u n dü şm esin i izledik. Biz
onun ölmesine seyirci kaldık!
“Ya da kaldık mı? Firari ne dedi? L ord H ü k ü m d a r ’ın on u asla gerçekten öldüre-
mcyeceğini söylemedi mi? K elsier Sislerin E fen d isi! O da şu anda bizim le birlikte
değil mi?"

Vin diğerlerine doğru döndü. Ham dikkatli bir şekilde izliyordu ama Breeze
sadece om uz silkti. "Adam belli ki deli. Dindar bir kaçık "

"Ben size söylüyorum dostlarım !” diye bağırdı aşağıdaki adam. Kalabalık hâlâ
büyüm ekteydi, gittikçe daha da fazla meşale yakılmaktaydı. “Sizlere gerçeği söy­
lüyorum! L o r d K elsier bu gece bana bizzat göründü! Dedi kı o her zaman bizimle
birlikte olacak! Bizler onu tekrar mı yüzüstü bırakacağız?”

“ H ayır!” diye geldi cevap.
Breeze başını salladı. “Onlarda bu cüretin olabileceğini düşünmemiştim. Bu
kadar küçük bir grup olması çok yazık...’’
"Şu ne?” diye sordu Dockson.
Vin kaşlarını çatarak döndü. İleride aydınlık bir nokta vardı. Sanki... sislerin
içinde yakılm ış m eşalelere benziyordu. Bir diğeri de doğu tarafında, bir skaa va­
roşunun yakınında belirdi. Üçüncü bir tane daha belirdi. Sonra da bir dördüncü.
Saniyeler içinde, sanki bütün şehir ışıldamaya başlamıştı.
“Seni dâhi deli..." diye fısıldadı Dockson.
“N e?” diye sordu Clubs yüzünü asarak.
“ Biz bunu ıskaladık,” dedi D ox. “Atiyum , ordu, aristokrasi... Kelsier’in planla­
dığı iş o değildi. Onun işi b u yd u ! Son İm paratorluk’u bizim çetemizin devirmesini
asla beklem iyordu, biz fazla küçüktük. Ancak bütün bir şehrin nüfusu...”
“ Sen bunu kasıtlı olarak yaptığını mı söylüyorsun?” dıve sordu Breeze.
“ Bana hep aynı soruyu sorardı,” dedi Sazed arkalarından. 'H e r zaman dinlere
bu kadar büyük gücü neyin verdiğini sorardı. Ben de her seferinde ona avnı cevabı
verirdim ..." Sazed onlara bakarak başını bir yana eğdi. “ Ona derdim ki inananları­
nın tutkuyla inanacakları bir şeyleri vardı. Bir şeyler... ya da binleri.”
“Ama bize neden söylem edi?” diye sordu Breeze.
“Çünkü biliyordu,” dedi D ox sessizce. “ Bizim asla kabul etmeyeceğimiz bir
şeyi biliyordu. Ö lm esinin gerekli olduğunu biliyordu."
Breeze başını sallayarak bunu reddetti. “ Ben inanmıyorum. O zaman neden
bizimle uğraşma zahm etine girdi ki? Bunu kendi başına da yapabilirdi."
N ed e n zahmete g ird i ki... “ D ox," dedi Vin dönerek. “ Kelsier’in kiraladığı o
depo nerede, şu muhbir görüşmelerini düzenlediği yer?”
Dockson durakladı. “ Hiç de uzakta değil aslında. İki sokak aşağıda. Oranın
yedek sığınağın yakınında olmasını istem işti...”
“Yolu göster!” dedi V in aceleyle binanın kenarına doğru giderken. Toplanmış
olan skaalar bağırmaya devam ediyordu, her haykırış bir öncekinden daha yüksek­
ti. Bütün sokak ışıklarla alev alevdi, titreşen meşaleler sisi parlak bir pusa dönüş­
türüyordu.
Dockson ona sokağın aşağısına doğru yol gösterdi, çetenin kalan kısmı da arka­
dan takip ediyordu. D epo varoşun endüstriyel kısmında kederli hir şekilde dur­
makta olan geniş, dökük bir binaydı. Vin yürüyerek binanın önüne geldi, sonra da
lehim harlayıp kilidine vurarak kırdı.
Kapı savrularak açıldı. Dockson bir fener kaldırdı ve fenerin ışığı parıldayan

melal yığınlarını gözler önüne serdi. Silahlar. K ılıfla r, baltalar, değnekler ve miğ.
ferler ılıkta pırıldıyordu; devasa gümii^sü bir kütleydi.

Çete hayret iyinde odaya bakakaldı.
"İşte sebep b u ,” dedi Vin sessizi e. "b u m iktarda silah satın alabilm ek için Re-
nou\ paravanına ihtiyacı vaıdı. Eğer şehri ele g e ç irm e d e başarılı olacaklarsa, isya­
nının bunlara ihtiyacının olacağını b iliyo rd u ."
“O zaman orduyu niye topladı?" ded i 1 lam . "O da sad e ce bir paravan mıydı?”
“Sanırım,” dedi Vin.
"Yanlış,” dedi bir ses mağara gibi d ep on u n için d e yan kılan arak. “ Bundan çok
daha fazlası vardı.”
Çete irkildi ve Vin de metallerini harladı... ta ki sesi tanıyana kadar. “ Renoux?”
Dockson fenerini daha da yükseğe kaldırdı. "K en d in i göster, yaratık.”
Deponun uzak ucunda bir siluet hareket etti; gölgelerin içinde kalıyordu. An­
cak konuştuğu zaman sesini tanım am ak im kân sızd ı. "O rd u y a isyanın çekirdeğini
oluşturacak eğitimli adam lar sağlam ak için ih tiyacı vard ı. Planının o kısm ı... olaylar
nedeniyle sekteye uğradı. .Ancak bu size ih tiya ç d u y m a seb ebin in sadece küçük
bir parçasıydı. Politik yapının içinde bir b o şlu k o lu şa b ilm e si için asil evlerinin yı­
kılması gerekiyordu. Skaaların k a tled ilm em esi için G a r n iz o n ’un şehri terk etmesi
gerekiyordu.”
"O bunların hepsini en başından p la n la d ı,” d e d i H a m h ayran lık içinde. "Kel-
sier skaaların ayaklanmayacağını b iliyo rd u . Ç o k uzun zam an d ır ezilm iş, Lord
Hiikümdar’ın onlann hem vücutlarına h em d e ru h ların a sahip olduğunu düşün­
mek için eğitilmişlerdi. O skaaların asla isyan e tm e y e c e k olduğunu anlamıştı...
onlara yeni bir tanrı verilm ediği sü re c e .”
“Evet,” dedi Renoux öne çıkarak. Işık yüzün ü ay d ın la ttı ve V in ’in şaşkınlıkla
nefesi kesildi.
“ Kelsier!” diye çığlık attı.
Ham onu omzundan kavradı. “ D ikkat et, çocu k. Bu o d e ğ il.”
Yaratık ona baktı. K elsier’in yüzünü taşıyo rd u am a gö zleri... onlar farklıydı.
Yüzde Kelsier’in karakteristik gü lü m sem esi y o k tu . B o ş gib i görün üyord u. Olü.
“Özür diliyorum,” dedi yaratık. "Planda benim rolüm bu olacaktı ve Kelsierin
ilk başta benimle kontrat yapm asının sebebi d e b u y d u . B en o öldüğü zaman ke­
miklerini alacak, sonra da onun tak ip çilerin e inanç v e gü ç sağlam ak için görüne­
cektim.”
“Sen nesin?” diye sordu Vin dehşet içinde.
Renoux-Kelsier ona baktı ve sonra da yüzü p ırıld a y a ra k ş e f f a f hâle geldi. Vin
jelatin gibi derinin içinden kem ikleri g ö reb iliyo rd u . Bu ona b ir şey le ri hatırlatmış'
ti...
”Sishortlağı.”
"Kandra,” dedi yaratık, derisi şeffaflığını yitirirken. "D iyeb ilirsin ki... büyümüş
olan bir sishortlağı.”
Vin sislerin içinde görmüş olduğu yaratıkları hatırlayarak tiksintiyle sırtını döndü-

D'Ş yiyiciler, dem işti Kelsier... ölenlerin cesetlerini sindiren, onların iskeletlerini ve
görünüşlerini çalan yaratıklar. Efsaneler benim tahmin ettiğimden bile daha gerçekmiş.

"Sizler de bu planın bir parçasıydını/.," dedi kandra. "H er biriniz. Neden bir çe­
teye ihtiyaç d u ym u ş olduğunu m u soruyorsunuz? Onun erdemli adamlara, insanlı­
ğa paradan daha fazla önem verm eyi bilen adamlara ihtiyacı vardı. Sizleri orduların
ve kalabalıkların önüne yerleştirerek sizin liderlik tecrübesi edinmenizi sağladı.
Sizi kullan ıyordu... am a ayrıca eğitiyordu da."

Yaratık D o ckso n , Breeze ve H a m ’e baktı. “ Bürokrat, politikacı ve general. Yeni
bir ulusun doğabilm esi için, sizin kişisel yeteneklerinize sahip olan kişilere ihtiyacı
olacak.” K an dra kısa bir m esafe ilerideki bir masanın üstüne tutturulmuş olan
büvük bir kâğıt parçasına doğru başıyla işaret etti. "Bu sizin takip etmeniz için.
Benim yapm am gereken başka işler var.”

G id e c e k m iş gibi döndü, sonra da V in ’in yanında duraklayarak rahatsız edici
derecede K e lsie r’e benzeyen yüzüyle ona doğru döndü. Ama yaratığın kendisi Re-
noux ya da K elsier gibi değildi. Ruhsuz gibi görünüyordu.

Kandra kü çü k bir keseyi kaldırdı. “ Benden sana bunu vermemi istedi." Keseyi
V in’in eline bıraktı, sonra da yoluna devam etti; çete o depodan çıkarken ondan
oldukça uzak durm uştu.

M asaya doğru ilk gitm eye başlayan Breeze’di ama Ham ve Dockson ondan
önce ulaştılar. V in başını eğerek torbaya baktı, içinde ne olduğunu görmekten...
korkuyordu. Hızla ilerleyerek çeteye katıldı.

Kâğıt şehrin bir haritasıydı, görünüşe göre Marsh'm göndermiş olduğu harita­
dan kopyalanm ıştı. Tepesine yazılm ış bazı kelim eler vardı.

D o s t la r ım , y a p a c a k ç o k iş in iz v a r v e b u n u ç ab u k ya p m a k zorundasınız.
O rg a n iz e o la ra k b u d e p o d a k i silah ları dağıtm anız, sonra da aynı şeyi d i­
ğ er v a ro ş la rd a b u lu n a n d iğ e r ik i d ep o d a da yap m anız gerek. K olay seya­
hat e tm e k için b ir yan odada atlar var.

S ila h la n d a ğ ıttık ta n sonra şe h ir k ap ılan n ı ele g eçirm eli ve
G a r n i z o n ’u n g e r id e k a la n a s k e r le r in i h a lle t m e lis in iz . B re e z e , b u n u se n in
ta k ım ın y a p a c a k ; ilk ö n c e G a r n iz o n u n ü stün e yü rü yü n ki kapılan rahat­
ça ele g eçireb ile sin iz.

Ş e h ir d e g ü ç lü b ir a sk e ri v a rlık s ü rd ü rm e k te olan d ö rt tane B ü y ü k E v
var. B u n la r ı h a rita n ın ü s tü n d e işa re tle d im . H a m , bunlarla senin takım ın
ilg ile n e c e k . Ş e h r in iç in d e k e n d im iz in k i d ışın d a b ir silahlı güç olm asını
iste m iyo ru z .

D o c k s o n , ilk s a ld ırıla r g e rç e k le ş irk e n sen g erid e kal. H a b e rle r y a y ıl­
d ık ç a d a h a d a fa z la skaa d e p o la ra g e le c e k . B re e z e ve H a m in o rd u la n
b iz im e ğ itm iş o ld u ğ u m u z a s k e rle ri v e u m u y o ru m ki sokaklarda top lan ­
m a k ta o la n s k a a la rd a n g e le c e k d es te k b irlik le rin i içerecek. Sen in sıradan
sk aaların s ila h la rın ı a lm ış o ld u ğ u n d an em in olınan gerekiyor ki C lub s
saraya y a p ılac a k sa ld ırıyı yö n e teb ilsin .

Teskin istasyonlarının zaten yok olmuş olması gerekir, Renoux sizi
buraya getirmek için gelmeden önce suikastçı ekiplerimize gerekli
emirleri verdi. Eğer zamanınız olursa, o istasyonları kontrol etmek için
Ham'ın Haydutlarından gönderin. Breeze, senin Teskincilerine de onlara
cesaret vermek için skaaların arasında ihtiyaç olacak.

Sanırım hepsi bu kadar. Eğlenceli bir işti, değil mi? Beni hatırladı­
ğınız zaman, lütfen bunu hatırlayın. Gülüm sem eyi hatırlayın. Şimdi ise
çabuk olun.

Umarım ulusunuzu bilgelikle yönetirsiniz.

Haritanın üzerinde şehir bölünm üş, bölgeler çeşitli çete üyelerinin isimleriyle
etiketlenmişti. Vin Sazed ile birlikte kendisinin atlanm ış olduğunu fark etti. “Ben
bizim evin orada bıraktığımız gruba geri d ön eceğim ," dedi C lubs huysuz bir sesle.
“Onları silah almak için buraya getireceğim .”

Topallayarak uzaklaşmaya başladı. “ C lu b s?" dedi H am dönerek. “ Kusura bak­
ma ama... neden seni de bir ordu lideri olarak ekledi? Sen savaş hakkında ne bili­
yorsun?"

Clubs homurdanarak pantolonunun paçasını yukarı çekti ve baldırı ve uyluğu
boyunca yukarı doğru çıkan uzun, kıvrım lı bir yara izini gösterdi, belli ki topalla­
masının sebebi buydu. “ Bu nereden geldi sanıyorsun?” dedi ve sonra da uzaklaş­
maya başladı.

Ham hayret içinde masaya geri döndü. “ Ben bunun gerçek olduğuna inanamı­
yorum.”

Breeze başını iki yana salladı. “ Ben de insanları m anipüle etm ekten anlarım sa­
nıyordum. Bu... Bu inanılmaz. Ekonom i çökm enin eşiğinde ve sağ kalan asillerde
kısa süre sonra taşrada açık açık birbirleriyle savaşıyor olacak. Keli bize Sorgucu-
ların nasıl öldürüleceğini de gösterdi; sadece öbürlerini de yere devirip kafalarını
kesmemiz gerek. Lord H üküm dar’a gelin ce...”

Gözler V in ’e doğru döndü. Vin başını eğip elindeki keseye baktı, sonra da
bunu açtı. Eline daha küçük bir torba düştü, ativum boncuklarıyla dolu olduğu
belliydi. Ondan sonra da bir kâğıt parçasına sarılm ış küçük bir m etal parçası geldi.
On Birinci Metal.

Vin sayfayı açtı.
Vin, yazıyordu. Bu gece senin esas görevin şe h ird e k a lm ış olan yüksek asillere
suikast düzenlemek olacaktı. A m a sen beni o n la rın b elk i d e ya şa m a sı gerektiğine
ikna ettin.
Bu lanet metalin nasıl çalışm ası gerektiğin i h iç çözem edim . Yakm ası güreli­
li, seni öldürmeyecek am a fa y d a lı herhangi b ir ş e y y a p ıy o r m u ş gibi görünmüyor.
Eğer sen bunu okuyorsan, ben L o r d H ü k ü m d a r la yü zleştiğ im zam an onun tuısıl
kullanılacağını keşfetmekte b a şa rısız olm uşum d em ektir. B en çok önemli olduğunu
sanmıyorum, insanların inanacak b ir şeye ih tiya cı v a r d ı v e onlara bunu vermenin
tek yolu da buydu.

Lütfen seni terli ettiğim için bana kızma. Bana sadece hayatta bir uzatma ve­
rilm işti. Benim y ılla r önce M a r e ’in yerine ölmüş olmam gerekiyordu. Ben bunun
için hazırdım .

Diğerlerinin sana ihtiyacı olacak. Artık onların Sissoylusu sensin. Gelecek
avlarda onları senin korum an gerekecek. A siller yeni krallığımızın yöneticilerine
karşı suikastçılar gönderecekler.

Hoşça kal. M a r e ’a senden bahsedeceğim. O hep bir kızımız olmasını istemişti
“Ne diyor V in?” diye sordu Ham.

" D iy o r k i... o n B ir in c i M e t a l'in nasıl k u lla n ıla ca ğ ın ı b ilm iyo rm u ş. Ö zür diliyor,

L o rd H ü k ü m d a r 'ı n asıl y e n e c e ğ in d e n e m in d e ğ ilm iş.”

"Onunla savaşmak için bir şehir dolusu insanımız var.” dedi Dox. “Hepimizi
birden öldürebileceğini hiç sanmıyorum. Eğer onu yok etmeyi başaramazsak, bağ­
layıp bir zindana atarız.”

D iğ e rle ri d e b a şla rıyla o n aylad ılar.

“ Pekâlâ,” dedi Dockson. “ Breeze ve Ham, sizin o diğer depolara gidip silahlan
dağıtmaya başlamanız gerek. Dikiz, git çırakları getir; haber taşımak için onlara
ihtiyacımız olacak. Hadi yürüyün!”

Herkes dağıldı. Kısa bir süre sonra, daha önce görmüş oldukları skaalar depo­
nun içine daldılar; meşalelerini yükseğe kaldırmış, huşu içinde silahlardan oluşan
servete bakıyorlardı. Dockson yeni gelenlerin bazılarına dağıtıcı olmalarını em­
rederek, diğerlerini ise gidip arkadaşlarını ve ailelerini çağırmaları için göndere­
rek verimli bir şekilde çalışıyordu. Skaalar silahları alarak hazırlanmaya başladı.
Vin'den başka herkes meşguldü.

Başını kaldırarak ona gülümsemekte olan Sazed'e baktı. “ Bazen sadece yeteri
kadar beklem em iz gerekir Hanımım," dedi. “Sonra da neden inanmaya devam
ettiğimizi tam olarak görmüş oluruz. Üstat Kelsier’in oldukça sevdiği bir deyim
vardı.”

“Her zaman bir sır daha vardır,” diye fısıldadı Vin. “Ama Saze, benden başka
herkesin yapacak bir şeyleri var. Benim aslında gidip asilleri öldürmem gerekiyor­
du ama Keli artık benim bunu yapmamı istemiyor.”

“Onların etkisiz hâle getirilmesi gerekli," dedi Sazed. "Ama ille de katledilme­
leri değil. Belki de sizin göreviniz sadece Kelsier’e bu gerçeği göstermekti?"

Vin başıyla reddetti. “ Havır. Benim daha fazlasını yapmam gerek Saze.” Hüs­
ranla boş keseyi kavradı. İçinde bir şeyler hışırdadı.

Vin başını eğerek keseyi açtı ve daha önce görmediği bir kâğıt parçasını fark
etti. Bunu çıkardı ve dikkatli bir şekilde açtı. Bu Kelsier'in ona göstermiş olduğu
resimdi: Çiçeğin resmi. M are bunu her zaman yanında taşımış, kırmızı olmayan
bir güneşin, yeşil bitkilerin olduğu bir geleceğin hayalini kurmuştu...

Vin başını kaldırdı.
Bürokrat, politikacı, asker. .. H e r krallığın ihtiyacı olan başka bir şey daha var
İyi bir suikastçı.
D ö n e re k b ir m etal şişeciği çık a rd ı ve için dekileri içti, sıvıyı bir çift ativum

boncuğunu da yutmak için kullanmıştı. Silalı yığınına ıloğrıı yürüyerek küçük bir
ok demeti aldı. Taştan yapılmış uçları vardı. Ok başlarını kırmaya başladı; bunlara
takılı yaklaşık bir santim kadar bir tahta bırakarak tüylü sapları atıyordu.

"Hanımım?" diye sordu Sazed endişe içinde.
Vin yürüyerek onun yanından geçti; silah yığınlarını araştırıyordu. Aradığı şeyi
gömleğe benzer bir zırh parçasında buldu; iç içe geçmiş geniş metal halkalardan
imal edilmişti. Bir bıçak ve lehimle güçlendirilmiş parmaklarını kullanarak bir
avııç halkayı söküp çıkardı.
"Hanımım ne yapıyorsunuz?"
Vin masanın yanında gördüğü, içinde büyük bir miktarda metal tozu bulunan-
sandığa doğnı yürüdü. Kesesini birkaç avuç dolusu lehim tozuyla doldurdu.
"Ben Lord Hükümdar hakkında endişeleniyorum,” dedi kutudan bir eğe alıp
On Birinci Metal’dan birkaç boncuğu eğelerken. Duraklayarak tanıdık olmayan
gümüşsü metale dik dik baktı, sonra da şişesinden bir yudum su içerek boncukları
yuttu. Yedek şişeciklerinden bir tanesinin içine birkaç boncuk daha koydu.
"Muhakkak ki isyan onunla ilgilenebilir," dedi Sazed. “O bütün hizmetkârlan
olmadan o kadar da güçlü değil, diye düşünüyorum ben.”
“Yanılıyorsun,” dedi Vin ayağa kalkarak kapıya doğru yürürken. “O güçlü Saze.
Kelsier onu hissedemivordu; benim hissedebildiğim gibi değil. O bilmiyordu.”
“Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu Sazed arkasından.
Vin kapının ağzında durdu; sis etrafında dönüyordu. “ Saray yerleşkesinin için­
de askerler ve Sorgucular tarafından korunan bir oda var. Kelsier iki kere oraya
girmeye çalıştı.” Tekrar karanlık sislere doğru döndü. “ Bu gece ben onun içinde ne
olduğunu bulacağım.”

R a sh ek ’e nefreti için müteşekkir olduğum kararma vardım. Benden tıkunenlenn
de olduğunu hatırlamak bana iyi geliyor. Benim hedefim popülerlik ya da sergi
peşinde koşmak değil, benim hedefim insanoğlunun sağ kalmasını garanti altına
almak■

36

V İ N S E S S İ Z C E K R E D İ K S h a w ’a doğru yü rü yo rd u . Arkasında gökyüzü
yanıyo r, sis le r b in tan e m e şa le n in ışığ ın ı yan sıtıyor ve dağıtıyordu. Sanki şehrin
üzerinde p a rıltılı b ir kub be varm ış gibi görünüyordu.

Işık s a rıy d ı, K e ls ie r ’in h e r zam an güneşin olm asını gerektiğini söylediği renkte.
V in ve K e ls ie r ’in d a h a ö n ce sa ld ırd ığ ı saray kapısında bekleyen dört tane endi­
şeli m u h a fız v a rd ı. O n u n ya k la şm a sın ı izled iler. V in sisle nem lenm iş taşlann üs­
tünde yavaşça, sessizce y ü rü y o rd u , sisp elerin i de ağırbaşlı bir şekilde hışırdıyordu.
M u h a fız la rd a n b ir tan esi ona doğru b ir m ızrak doğrulttu ve V in de onun tam
önünde durdu.
“B e n s iz i t a n ıy o r u m ," d e d i h a fifç e . " S iz fab rikalard a, m adenlerde ve d e m ir­
hanelerde ç a lışm a y a göğüs g e rd in iz. S iz b iliyo rd un u z ki onlar bir gün sizi ö ld üre­
cek ve a ile le rin iz i de a ç lık ta n ö lm eye m ahkûm edeceklerdi. O yüzden de Lord
H ü k ü m d a ra g ittin iz , s u ç lu lu k la d o lu ancak kararlıyd ın ız ve onun m uhatız birliğine
k a tıld ın ız.”
D ö rt ad am şa ş k ın lık iç in d e b irb irle rin e baktılar.
"A rk a m d a k i ış ık devasa b ir skaa isyanından geliyor," dedi V in . "Bütün şehir
Lo rd H ü k ü m d a r ’a k a rş ı a y a k la n ıy o r. S iz le r i ya p tığ ın ız se çim le r iç in su çlam ıyo ru m
am a b ir d e ğ iş im in z a m a n ı g e liy o r. S iz in e ğ itim in iz ve b ilg in izin o isya ncıla ra faydası
olacak. O n la ra g id in , F ir a r i’n in M e yd a n ı'n d a to p lan ıyo rlar.”
" F ir a r i’n in M e y d a n ı m ı? ” d iy e so rd u b ir asker.
"Bugün e rke n saatlerde H a th sin F irarisi'n in öldürüldüğü v e r.”
D ö rt ad am b irb irle rin e k a ra rsız b akışlar attılar.

Vin onların duvgıılarını hafifçi’ Körükledi. "Artık suçluluk içimle yaşamak zo­
runda kalmayacaksınız."

En sonunda adamlardan bir tanesi öne doğru hır adım attı ve üniformasındaki
sembolü söktü, sonra da kararlı adımlarla karanlığın içinde uzaklaştı. Öbür üçü
durakladı, sonra da peşinden giderek Vin'i saraya açılan boş bir kapıyla baş başa
bıraktılar.

Vin koridordan aşağı doğru ilerledi; sonunda geçen seferki aynı muhafız oda­
sına ulaşmıştı. Uzun adımlarla içeri girdi ve muhabbet etm ekte olan bir grup mu­
hafızın yanından onlara herhangi bir zarar vermeden yürüyerek geçti ve onların
ilerisindeki koridora girdi. Arkasında muhafızlar şaşkınlıklarını üzerlerinden atarak
alarm verdiler. Koridora fırladılar ama Vin sıçradı ve fener desteklerini İterek
kendisini koridor boşunca ileri fırlattı.

Adamların sesleri uzaklaştı; koşarak bile ona ayak uydurmaları mümkün değil­
di. Koridorun sonuna ulaştı, sonra da kendisini hafifçe yere inmeye bıraktı, sar­
malayın pelerini vücudunun etrafına dökülmüştü. Kararlı, acelesiz yürüyüşüne
devam etti. Koşmak için bir sebep yoktu. Onlar zaten onu bekliyor olacaktı.

Kemerin altından geçerek kubbe tavanlı merkezi odanın içine girdi. Gümüş
işlemeli freskler duvarlara sıralanmıştı, köşelerde maltızlar yanıyordu, zemin de
abanoz renkli bir mermerdendi.

Ve onun yolunu kapatan iki Sorgucu vardı.
Vin sessizce yürüyerek odanın içine girdi, hedefi olan bina içindeki binaya doğ­
ru yaklaşıyordu.
“Biz bütün bu zaman boyunca arıyoruz,” dedi bir Sorgucu gıcırtılı sesiyle. “Ve
sen bize geliyorsun. İkinci sefer.”
Vin ikilinin yaklaşık yirmi ayak önünde durarak dikildi. Kule gibi yükseliyorlar­
dı, ikisi de neredeyse Vin’den iki ayak daha uzun boyluydu, kendilerine güvenle
gülümsüyorlardı.
Vin atiyum vakti, sonra da ellerini pelerininin altından savurarak iki avuç dolu­
su ok başını havaya fırlattı. Çelik harlayarak ok başlarının kırık saplarının etrafına
gevşekçe dolanmış olan metal halkaları kuvvetlice İtti. Ok başları ileri fırlayarak
oda boyunca uçtular. Öncü Sorgucu küçümseyip gülerek bunları İtmek için bir
elini kaldırdı.
Onun İtişi bağlı olmayan halkaları ok saplarından söküp kurtardı ve metal par­
çalarını geriye doğru gönderdi. Ancak ok başlarının kendileri ilerlemeye devanı
etti, artık arkadan İtiliyor değillerdi ama yine de ölümcül bir momentumla uç­
maktaydılar.
Sorgucu tam şaşkınlıkla ağzım açarken iki düzine ok başı ona saplandı. Birkaç
tanesi vücudunu tamamen delip geçerek arkasındaki taş duvara çarptı. Diğerlerin­
den birkaçı ise yoldaşının bacaklarına isabet etti.
Öncü Sorgucu sarsıldı ve yere düşerken çırpındı. Diğeri hırla\rarak ayaklarının
üzerinde kaldı ama yaralanmış bacağı yüzünden biraz sendeliyordu. Vin lehimim
harlayarak öne doğru atıldı. Geride kalan Sorgucu onun yolunu kesmek için hare-

ketk-ndi a ıııa V ı n p e le r in in in iç im u zan dı ve b ü yü k bir avuç dolusu lehim tozunu
havaya fırla ttı.

S o r g m u ş a ş k ın lık la d u r d ıı. O n u n 'g ö z le rin d e " sadece her biri bir metal zerreci­

ğine iş a re t e d e n m a v i ç iz g ile r d e n b ir k a rm a ş a g ö rü n e ce k ti. B ir yerde bu kadar fazla

m etal kayn ağ ı to p la n m ış k e n , çiz g ile r resm en kör edici olm alıydı.

Vin hızla onun yanından geçerken Sorgucu öfkeyle döndü. Tozu herek hepsini
kendinden uzağa savurdu ama o bunu yaparken Vin bir cam bıçak çekerek ona
doğru attı. Mavi çizgiler ve atiyum gölgelerinden oluşan kafa karıştırıcı keşmeke­
şin içinde bıçağı fark etm eyi başaramamıştı ve bıçak onu tam uyluğundan vurdu.
Hırıltılı bir sesle küfrederek yere düştü.

Bunun işe yaram ası iyi oldu, diye düşündü Vin birinci Sorgucunun inleyen
vücudunun üzerinden atlarken. Onların şu gözleri konusunda emin değildim.

Lehim harlayıp ağırlığını kapıya vererek omuzladı ve geride kalan Sorgucunun
vücudundaki herhangi bir metali hedef almasına engel olmak için bir avuç toz daha
fırlattı. Yaratıkların bir tanesinin Kelsier’e verdiği zahmet düşünülünce, ikiliyle
daha fazla dövüşm ek için geri dönmedi. Buraya girmekteki amacı öldürmek değil,
bilgi toplamak, sonra da kaçmaktı.

Vin bina içindeki binanın içine daldı, egzotik bir cins kürkten yapılmış halıya
takılarak neredeyse düşüyordu. Kaşlarını çatarak odayı aceleci bir şekilde gözleriy­
le taradı, Lord H üküm dar’ın burada sakladığı şey her neyse onu anvordu.

Burada olması gerek, diye düşündü çaresiz bir şekilde. Onu yenmek için bir
ipucu, bu savaşı kazanm ak için b ir yol. Sorgucuların yaralarının onlan Vın’in Lord
Hükümdar’ın sırrını arayıp bulması ve kaçmasına yetecek kadar uzun süre ovala­
yacağına inanıyordu.

Odanın sadece tek bir çıkışı vardı, o da içeri girmiş olduğu kapıydı. Odanın
merkezinde de bir ateş yanıyordu. Duvarlar garip şeylerle süslenmişti; çoğu yerde
asılı olan garip desenlerde boyanmış kürkler asılıydı. Birkaç tane de eski resim
gördü; renkleri solmuş, tuvalleri sararmıştı.

Vin Lord H tiküm dar’a karşı bir silah olduğu ortaya çıkabilecek herhangi bir
şeyler arayarak hızla, telaşlı bir şekilde bakındı. Ne yazık ki işe yarar hiçbir şev
göremiyordu. Oda yabancı görünüyordu ama dikkate değer değildi. Hatta bir ça­
lışma ya da yatak odası gibi rahat, cvimsi bir havası vardı. Bir tür yabancı yaratığın
boynuzları ve çok geniş, topuksuz acayip bir çift ayakkabı gibi garip nesneler ve
süslerle tıklım tıklım doluydu. Bu hiçbir şeyi atmaya kıyamavan birisinin odasıydı;
geçmişten kalan hatıraları sakladığı bir yerdi.

Vin odanın ortalarında bir şeyler hareket edince sıçradı. Ateşin yanında duran
Hr döner sandalye vardı, yavaş yavaş döndü ve orada oturmakta olan yaşlı, kırış
kırış bir adam karşısına çıktı. Kel ve derisinde karaciğer lekeleri olan adam yet­
mişli yaşlarında gibi görünüyordu. Koyu renkli, zengin elbiseler giymişti ve Vin’e
kızgınlıkla kaşlarını çattı.

Buraya k a d a r, d iye düşündü Vin. Başarısız oldum, burada lıiçlnr şey yok.
Gitme zamanı.

Ancak taın o koşarak uzaklaşmak için dönerken kaba eller onu arkasından kav­
radı. Küfrederek debelenirken aşağı göz attığımla Sorgucunun kanlanmış bacağını
gördü. Lehimle bile bu bacağı kullanarak yürüyemiyor olması gerekirdi. Vin kıvra­
narak kurtulmaya çalıştı ama Sorgucu omı kuvvetli bir kavrayışla tutuyordu.

"Ru ne bövle?" diye hesap sordu yaşlı adam ayağa kalkarak.
“Özür dilerim, Lord Hükümdar,” dedi Sorgucu hürm etkar bir şekilde.
Lord Hükümdar mı! Ama... ben onu gönlüm. O genç b ir a d a m d ı.
“Öldür şunu," dedi yaşlı adam elini sallayarak.
“Lordum," dedi Sorgucu. "Bu çocuğun... özel bir önemi var. Bir süre için onu
sağ tutabilir miyiz?"
“Ne özel önemi?” dedi Lord Hükümdar tekrar otururken içini çekerek.
"Sizden bir istirhamımız var, Lord Hüküm dar,” dedi Sorgucu. “ İman Kantonu
ile ilgili."
“Yine mi bu?" dedi Lord Hükümdar bıkkın bir şekilde.
“Lütfen lordum," dedi Sorgucu. Vin lehimini harlayarak m ücadele etm eye de­
vam etti. Ancak Sorgucu onun kollarını yanlarına bastırarak tuttu ve geriye doğru
attığı tekmeler de pek bir işe yaramıyordu. A m m a da güçlü, diye düşündü hüs­
ranla.
Sonra hatırladı. On Birinci Metal, gücü içinde oturuyor, tanıdık olmayan bir
kaynak oluşturuyordu. Başını kaldırarak yaşlı adama ateş püsküren gözlerle baktı.
Bu işe yarasa iyi olur. On Birinci M etal’i yaktı.
Hiçbir şey olmadı.
Vin düş kırıklığıyla debelendi, morali bozulmuştu. A m a sonra gördü. Lord
Hükümdar’ın hemen yanında ayakta durmakta olan başka bir adam vardı. O nere­
den gelmişti? Vin onun içeri girdiğini görmemişti.
Adamın gür bir sakalı vardı ve kürkle çevrelenmiş bir pelerin ile kalın, yünden
bir giysi giyiyordu. Bu zengin bir kıyafet değildi ama sağlam imal edilm işti. Sessiz
bir şekilde dikiliyor, sanki... hâlinden memnun gibi görünüyordu. M utlu bir şekil­
de gülümsedi.
Vin başını bir yana yatırdı. Adamda tanıdık olan bir şeyler vardı. Yüz hatları
Kelsier’i öldürmüş olan adamınkine çok benziyordu. A m a bu adam daha yaşlıydı
ve daha... canlı görünüyordu.
Vin yan tarafa doğru döndü. Kendisinin yanında da tanıdık olm ayan bir adam
vardı, genç bir asil. Takım elbisesine bakılacak olursa bir tüccardı ve oldukça da
zengindi.
Neler oluyor?
On Birinci Metal tükendi. İki yabancı da hayaletler gibi kayboldu.
"Pekâlâ," dedi yaşlı Lord Hükümdar içini çekerek. "Ricanızı kabul ediyorum .
Birkaç saat içinde görüşeceğiz; Tevidian zaten sarayın dışındaki olaylar hakkında
konuşmak için bir toplantı yapılmasını rica etm işti."
“Ah," dedi ikinci Sorgucu. “ Evet... onun da orada olması iyi olacak. G e r ç e k te n
de iyi olacak.”

V i n S o r g u m o n u y e r e ite r v e so n ra da d in i kaldırarak onun göremediği bir

ş e y le r i k a v r a r k e n k ıv r a n m a y a d e v a n ı e t t i. S o rg u c u e lin i savurdu ve kafasının içinde
acı p atlad ı.

Lehim ine rağmen her şey karardı.

Elend babasını kuzey girişinde buldu. Venture Kalesinin daha küçük, daha az göz
korkutucu olan bir girişiydi; gerçi bu sadece muhteşem büyük salonla kıyaslandığı
zaman geçerliydi.

"N eler o lu yo r?” diye sordu Elend takım ceketini üstüne geçirirken, saçlan
uykudan kalktığı için dağınıktı. Lord Venture muhafız yüzbaşıları ve kanal kap­
tanlarıyla birlikteyd i. A skerler ve hizmetkârlar beyaz kahverengi koridor boyunca
dağılmış, endişeli bir şekilde koşturuyorlardı.

Lord V en tu re E le n d ’in sorusunu duymazdan gelerek, doğu nehir limanına at
sürmesi için bir haberci çağırdı.

“ Baba, neler olu yor?” diye tekrar sordu Elend.
“ Skaa isyan ı,” d iye tersleyerek cevap verdi Lord Venture.
N e , d iye düşündü Elend, Lord Venture başka bir grup askere vaklaşmalan için
eliyle işaret ed erken , im kân sız. Luthadel'in kendisinde bir skaa isyanı... Bu düşü­
nülem ezdi. O nların bu kadar cesurca bir hareketi gerçekleştirebilecek bir yapılan
yoktu, onlar sadece...
V alette d e sk a a , d iye düşündü. Ö b ü r asiller gibi düşünmeyi bırakman gerek
Elend. Sen gözlerini açm alısın.
G arnizon yoktu , başka bir isyancı grubunu katletmek için kalkıp gitmişlerdi.
Skaalar h aftalar önce o korkunç idamları izlemeye zorlanmışlardı, bugün olan kat­
liamdan ise b ah setm eye bile gerek yoktu. Buralarına kadar gelmiş olmalıydı.
T em a d re bu n u öngörm üştü, diye düşündü Elend. Yarım düzine diğer politik
teorisyen d e öyle. O n la r Son İm paratorluk'un sonsuza kadar dayanamayacağını
söylem işti. B a ş la r ın d a tanrı olsun y a da olmasın, insanlar bir gün avaklaruıcaktı...
en so n u n da oluyor. B en b izzat şahit oluyorum]
Ve... ya n lış taraftayım .
"Kanal kaptanları n e d e n ...? ” diye sordu Elend.
“ Şeh ird en ay rılıyo ru z,” dedi Lord Venture kısaca.
“ K aleyi terk m i ed eceğiz?” diye sordu Elend. “Onur bunun neresinde?”
Lord V e n tu re hom urdandı. “ Bu cesaretle ilgili bir şev değil velet. Sağ kalmakla
ilgili. O skaalar ana kapılara saldırıyor, Garnizon dan geride kalanlan katlediyorlar.
Benim onlar asil kelleleri için gelene kadar beklemeye hiç niyetim yok."
“A m a...”
Lord V e n tu re başını iki yana salladı. “ Zaten ayrılıyorduk. Birkaç gün önce
Ç u ku rlar’da... Bir şey oldu. Lord Hükümdar bunu keşfettiği zaman mutlu olma­
yacak.” G e r iy e bir adım atarak öncü teknesinin kaptanına elini salladı.
Sk a a isy a n ı, d iye düşündü Elend, hâlâ biraz uyuşmuş hâldeydi. Tenuıdre rıin
y a z ıla r ın d a ya p tığ ı u y a n n e y d i? G erçek bir isyan en sonumla çıktığı zaman skaa-

Lir limansızca katliam yapacak... tüm aristokratlar hayatlarım kaybedecek.
O isyanın hızla söneceğini ama arkasındıi ceset dağları bırakacağını öngör­

müştü. Binlerce ölü. On binlerce.
“Hadi, velet!" diye fırça la r gibi seslendi I.ord Veııture. "G it eşyalarını top la."
“Ben gitmiyorum," diyerek kendi kendisini şaşırttı Elend.
Lord Venture’nın vüzii asıldı. "Ne?"
Elend başını kaldırdı. “Ben gitmiyorum baba."
“Yok, sen gidiyorsun," dedi Lord Veııture, Elend’e o ateş püsküren bakışların­

dan birini atarak.
Elend o gözlerin içine baktı; E len d’in güvenliğini um ursadıkları için değil,

Eiend onlara meydan okuma cesaretini gösterm iş olduğu için öfkeli olan göz­
lere. Ve garip bir şekilde, Elend kendini birazcık bile sindirilm iş hissetmedi.
Binlerinin bunu durdurması gerek. İsyan iyi b ir şeyler y a p a b ilir am a sadece
skaalar kendi müttefiklerini katletmekte ısrar etm ezlerse. V e aristokrasinin
de yapması gereken şey bu; L o rd H ü k ü m d a r ’a k a rşı m üttefikler. O bizim de
düşmanımız.

“Baba ben ciddiyim,” dedi Elend. “ Ben kalacağım .”
“Hav lanet olsun sana velet! Benimle alay etm ekte ısrar etm eye mecbur musun
sen?*|N
"Bu balolar ya da öğle yemekleriyle ilgili bir şey değil baba. Bu daha önemli bir
şeyle ilgili.”
Lord Venture durakladı. “ Küstah yorumların yok mu? Soytarılık yapmıyor
musun?
Elend başını salladı.
Aniden Lord Venture gülümsedi. “ Kal o zaman velet. Bu iyi bir fikir. Birilerinin
ben gidip kuvvetlerimizi toparlarken buradaki varlığımızı devam ettirm esi gerek.
Evet... çok iyi bir fikir.”
Elend duraklayarak babasının gözlerinin içindeki gülüm sem eye hafifçe kaşla­
rını çattı. Atiyum. Babam beni kendisinin yerin e cezalandırılm am için bırakıyor!
Ve... eğer Lord H üküm dar beni öldürmezse bile, babam benim isyan da öleceğimi

varsayıyor, ¡ki durumda da benden kurtulmuş olacak.
Ben gerçekten de bu işlerde pek iyi değilim , değil m i?
Lord Venture kendi kendine gülerek döndü.
“En azından bana biraz asker bırak,” dedi Elend.
“Çoğu sende kalabilir," dedi Lord Venture. “ Bu kargaşanın içinde tek bir tek­

neyi çıkarabilmek yeteri kadar zor olacak. İyi şanslar, velet. Benim yokluğumda
Lord Hüküm dara selam söyle.” Dışarıda eyerlenm iş ve hazır beklem ekte olan
atına doğru giderken tekrar güldü.

Elend koridorun ortasında durdu ve bir anda dikkatlerin odağına dönüştü.
Gergin muhafızlar ve hizmetkârlar, terk edilmiş olduklarının farkına vararak çare­
siz gözlerle Elend e doğru döndüler.

Sorumluluk... bende, diye düşündü Elend şaşkınlık içinde. Şim di ne olacak?

D ışa rıd a s is le rin m e ş a le a te ş le rin in ışığ ıyla a le v le n m e k te olduğunu g örebiliyord u .

M u h a fız la rın b ir k a ç ta n e s i y a k la ş a n b ir skaa g ü ru h u h akkında bağırıyordu.

Elend açık kapının ağzına doğru yürüyerek kargaşanın içine baktı. Arkasındaki
insanlar tehlikenin büyüklüğünün farkına varırken koridor sessizleşti.

Elend uzıın bir süre dikildi. Sonra hızla döndü. “Yüzbaşı’ " dedi. “Kuvvetlerini
ve geride kalan hizm etkârları topla, arkada hiç kimseyi bırakma, sonra da Lekal
Kalesi ne gid in.”

"Lekal Kalesi'ne mi lordum?"
"Orası daha savunulabilir,” dedi Elend. “Artı ikimizin de çok az askeri var; ayrı
ayrı yok edileceğiz. Beraber olursak ayakta kalmamız mümkün olabilir. Kendi in­
sanlarımızı korum ak karşılığında askerlerimizi Lekal’a vereceğiz."
“Am a... Lordum , Lekallar sizin düşmanınız," dedi asker.
Elend başıyla onayladı. “ Evet ama ilk öneriyi birilerinin yapması lazım. Şimdi
yürüyün! ”
Adam selam verdi, sonra da fırlayarak harekete geçti.
"Ha, bir de Yüzbaşı,” dedi Elend.
Asker durakladı.
“En iyi askerlerinden beş tanesini benim onur muhafızlarım olmaları için seç.
Ben komutayı sana bırakacağım ; o beşiyle benim başka bir görevimiz olacak.”
“ Lordum ? N e görevi?" diye sordu yüzbaşı şaşkınlıkla.
Elend tekrar sislere doğru döndü. "Biz gidip teslim olacağız.”

Vin ıslaklık hissiyle uyandı. Öksürdü, sonra inledi, kafatasının arkasında keskin bir
acı hissediyordu. Sersem lem iş gözlerini açıp üstüne dökülmüş olan suyu uzaklaştır­
mak için kırpıştırdı ve anında lehim ve kalay yakarak kendisini tamamen uyandırdı.

Bir çift kaba el onu havaya kaldırdı. Sorgucu ağzının içine bir şeyler tıkıştırır­
ken öksürdü.

“Y u t,” diye em retti kolunu kıvırarak.
Vin acıya d irenm eye çalıştı ama başaramayarak çığlık attı. Sonunda pes ede­
rek, m etal parçasını yuttu.
“ Şim di de yak," diye em retti Sorgucu kolunu daha da fazla kıvırarak.
V in yine direndi, içinde tanıdık olmayan bir metal kaynağının olduğunu hisse­
diyordu. Sorgucu ona işe yaramaz bir metali yaktırmaya çalışıyor olabilirdi, onu
hasta edecek ya da daha kötüsü öldürecek bir metal.
A m a b ir tutsağı öldürm enin daha kolay yollan var, diye düşündü acı içinde.
Kolu o kadar çok acıyordu ki kopacakmış gibi hissediyordu. En sonunda Vin pes
ederek metali yaktı.
Anında diğer bütün m etal kaynaklan kayboldu.
“G ü zel," dedi Sorgucu onu vere atarak. Taşlar ıslaktı, bir kova dolusu su yerde
birikmişti. Sorgucu dönerek hücreden çıktı ve parmaklıklı kapıyı çarparak kapattı,
sonra da odanın öbür ucundaki bir kapıdan geçerek kayboldu.
V in dizlerinin üstünde em ekleyerek koluna masaj yaptı, ne olduğunu anlamaya

ç a lış ıy o r d u . M e t a l l e r i m 1. Ç a r e s iz b ir ş e k ild e iç in i a r a ş t ır d ı a m a h i ç b i r ş e y b u la m a d ı.

H iç b ir m etali hissedem ivordu, san iye le r ö n ce y u tm u ş o ld u ğ u m e ta li h ile.

O neydi? On ikinci bir metal mi? belki de Allomansi Kelsier ve diğerlerinin
onu her zaman temin etmiş olduğu kadar kısıtlı değildi.

Dizlerinin üstünde doğrularak birkaç derin nefes alıp kendini sakinleştirdi.
Onun üstüne doğru... İten bir şey vardı. Lord H üküm dar’in varlığı. H er ne kadar
daha önce, Kelsier’i öldürdüğü sırada olduğu kadar güçlü olmasa da onu hissedebi­
liyordu. Ancak yakacak bakırı yoktu, Lord Hükümdar'ın kudretli, neredeyse tan­
rısal dokunuşundan saklanmak için bir yolu yoktu. Bunalımın içinde kıvrandığını,
ona sadece yatıp kalmasını, pes etmesini söylediğini hissediyordu...

H ayır, diye düşündü. Kaçınanı gerek. G ü çlü kalm am gerek]
Kendisini ayağa kalkarak etrafını incelemeye zorladı. Hapishanesi bir hücreden
çok, bir kafese benziyordu. Dört tarafının üç tanesi boyunca uzanan parmaklıklar
vardı ve hiçbir eşya yoktu, bir uyku şiltesi bile. Odada iki tane kafes-hücre daha
vardı, onun hücresinin iki tarafında duruyorlardı.
Soyulmuştu, onu sadece iç çamaşırlarıyla bırakmışlardı. Büyük olasılıkla hiçbir
gizli metali olmadığından emin olmak için yapmışlardı bunu. Odanın içinde etrafa
göz attı. Oda uzun ve inceydi, çıplak taştan duvarları vardı. Bir köşede bir tabure
vardı ama onun dışında hiçbir şey yoktu.
Eğer sadece birazcık metal bulabilseydim...
Aramaya başladı. İçgüdüsel olarak mavi çizgilerin belirm esini bekleyerek de­
mir yakmaya çalıştı ama elbette ki yakacak hiç demiri yoktu. Aptalca hareketi­
ne başını salladı ama bu sadece onun Allom ansi'ye ne kadar bağımlı hâle gelmiş
olduğunun bir işaretiydi. Kendisini... kör olmuş gibi hissediyordu. Konuşmaları
duymak için kalay vakamıyordu. Ağrıyan kolunun ve başının acısına karşı kendisi­
ni güçlendirmek için lehim yakamıyordu. Yakınlardaki Allom anserleri belirlemek
için tunç yakamıyordu.
Hiçbir şey. Hiçbir şeyi yoktu.
Daha önceleri Allomansi olmadan hareket edebiliyordun, dedi kendi kendisine
sertçe. Şimdi de edebilirsin.
Yine de, şans eseri düşürülmüş olan bir iğne ya da çivinin var olmasını umarak
hücresinin yalın zeminini araştırdı. Hiçbir şey bulamadı, o yüzden de dikkatini
parmaklıklara çevirdi. Ama demirden bir zerrecik bile koparm ak için bir yol dü-
şünemiyordu.
Burada ne kadar çok metal var, diye düşündü hayal kırıklığı içinde. V e ben hiç
birini kullanamıyorum]
Sırtını taş duvara dayayıp büzülerek yere oturdu; ıslak çamaşırlarının içinde
sessizce titriyordu. Dışarısı hâlâ karanlıktı; odanın penceresi birkaç sis huzmesinin
öylece içeri girmesine izin veriyordu. İsyana ne olmuştu? Ya arkadaşlarına? Dışa­
rıdaki sislerin her zamankinden biraz daha aydınlık olduğunu düşündü. Karanlığın
içindeki meşale ışıklarından mıydı? Kalay olmadan duyulan, algılayabilmek için
fazlasıyla zayıftı.

lietı ne dü şü nüyordu m , diye sordu kendisine umutsuzluk içinde. Kelsier'in ba­
şarısız olduğu y e r d e b a şa rılı olacağım ı mı sanmıştım? O, On Birinci Metal'in bir
\şe yara m a d ığ ım b iliyord u .

Bir şey yapm ıştı, doğru, ama kesinlikle Dırd Hükümdar’) öldürmemişti. Otu­
rup ne olduğunu çözm eye çalışarak düşündü. On Birinci Metal'in ona göstermiş
olduğu şeylerd e garip bir tanıdıklık vardı. Görülerin ortaya çıkma şekli yüzünden
değil de, V in ’in m etali yakarken duyduğu his yüzündendi bu.

A ltın. O n B irin c i M e t a l'i yaktığım an, Kelsier'in bana altın yaktırdığı zaman
hissetmiş olduğum g ib i hissettim .

On Birinci M e ta l’in aslında hiç de “on birinci" filan olmaması mümkün müy­
dü? Altın ve atiyum V in ’e her zaman garip bir eşleşme gibi gelmişti. Bütün diğer
metaller benzer bir şekilde çift halindeydi; ikisi de birbirine zıt şeyler yapan bir te­
mel metal ve onun alaşım ı. D em ir Çekiyor, çelik İtiyordu. Çinko Çekiyor, pirinç
İtiyordu. H epsi m antıklıydı. A tiyum ve altın dışındakilerin hepsi.

Ya On Birinci M etal aslında sadece atiyum ya da altının bir alaşımıysa? Bunun
anlamı d a ... a ltın ve atiyu m u n çift olmadığı. Onlar iki farklı şey yapıyor. Benzer
ama farklı. T ıp k ı...

Tıpkı daha geniş dörtlü gruplarla sınıflandırılan diğer metaller gibi. Fiziksel
metaller vardı; dem ir, çelik, kalay ve lehim. Zihinsel metaller ise bakır, tunç, çin­
ko ve pirinçti. V e ... zamanı etkileyen metaller vardı: altın ve alaşımı ve atiyum ile
onun alaşımı.

Bu da b a şk a b ir m etal d a h a v a r demektir. Daha keşfedilmemiş olan bir metal:
büyük olasılıkla d a a tiy u m ve altının farklı alaşımlarıyla deneme yapmak için

fazlasıyla değerli olm aları yüzünden bulunamamıştı.
Ama bu bilginin ne faydası vardı? Onun “on birinci metali” büyük olasılıkla

sadece K elsier’in ona m etallerin en işe yaramazı olduğunu söylediği altının çıftle-
nimli zıttıydı. A ltın V in ’e kendisini göstermişti ya da en azından kendisinin doku­
nacak kadar gerçek gibi gelen farklı bir hâlini. Ama o sadece Vin’in geçmişi farklı
olsaydı dönüşm üş olabileceği kişinin bir görüntüsüydü.

On Birinci M etal de benzer bir şey yapmıştı: Vin'in kendi geçmişini göstermek
yerine, ona başka insanların benzer görüntülerini göstermişti. Ve bu ise ona... hiç­
bir şey söylem iyord u. Lord H üküm dar’ın ne olabileceğinin ne önemi vardı? Vin’in
yenmek zorunda olduğu şu anda var olan adam, Son İmparatorlukü yöneten des­
pottu.

Kapının ağzında biri belirdi; kapüşonu çekili siyah bir cübbe giymiş olan bir
Sorgucu. Y üzü gölgeliydi ama kazık başlan kapüşonun hemen ön taralından dışarı
Çıkıyordu.

“Zam an g e ld i,” dedi. Birinci yaratık bir dizi anahtar çıkarıp Vin in kapısını aç­
mak için ilerlerken, başka bir Sorgucu kapının ağzında bekledi.

Vin gerildi. K apı tıkırdadı ve o da ayaklarının üstüne fırlayarak ilen doğnı atıldı.
Ben lehim o lm a d a n h er zam an bu kadar yaraş mıydım, diye düşündü deh­
let içinde. Sorgucu o yanından geçerken kolunu yakaladı, hareketleri sakin, hatta

umursamazdı vo Vin bunun neden olduğunu görebiliyordu. İdleri doğaüstü bir hız­
la hareket ediyor, Vin’in ona kıyasla daha bile yavaş görünm esine neden oluyordu.

Sorgucu onu vukarı kaldırarak çevirdi vo kolaylıkla tuttu. Kötücül bir ifadeyle
sırıttı, yüzü yara izleriyle benek benekti. Yara izleri görüntıisü tıpkı...

Ok başı varolan, diye düşündü Vin şaşkınlıkla. Anut... şim diden mı ivileşti?
Bu nasıl olur?

Debelendi ama zayıf, lehinısiz vücudunun Sorgucunun kuvvetine karşı hiç san-
sı yoktu. Yaratık onu kapıya doğru taşıdı ve ikinci Sorgucu geriye çekildi, kapüşo­
nunun altından çıkan kazıklarla onu süzüyordu. Onu taşıyan Sorgucu gülümsüyor
olsa da, bu İkincinin ağzı düz bir çizgi halindeydi.

Vin yanından geçerken ikinci Sorgucuva tükürdü, tükürüğü tam da onun ka­
zık başlarından birine isabet etmişti. Onu esir alan Sorgucu odadan dışarıya çıktı
ve dar bir koridor boyunca Vin'i taşıdı. Vin vardım isteyerek çığlık attı, Kredik
Shacv'ın ortasında bağırışlarının bir işe yaramayacağım biliyordu. En azından Sor-
gucuvu kızdırmayı başarmış olacaktı ki kolunu büktü.

“Sus,” dedi Vin acıyla homurdanırken.
Vin sessizleşerek bunun yerine bulundukları mekâna odaklandı. Büyük olası­
lıkla sarayın daha alçak kesimlerinden birindeydiler, koridorlar bir kule ya da mi­
narenin içinde olmak için fazlasıyla uzundu. Süslem eler m üsrifçeydi ama odalar...
kullanılmıyormuş gibi görünüyordu. Halılar lekesizdi, m obilyalar çizik içinde de­
ğildi. İçinde bu odaların içinden sık sık geçenler tarafından bile fresklerin nadiren
görüldüğüne dair bir his vardı.
Sonunda Sorgucular bir merdiven boşluğuna girdiler ve m erdiveni çıkmaya
başladılar. Kulelerden biri, diye düşündü Vin.
Çıkılan her basamakta Vin, Lord H üküm dara daha da yaklaştığını hissedebili­
yordu. Onun sadece varlığı bile V in’in duygularını boğuyor, iradesini çalıyor, onu
bunalım hissinin dışındaki her şeye karşı uyuşturuyordu. Sorgucunun ellerinde
çöktü, artık mücadele etmiyordu. Sadece Lord H üküm dar'ın ruhunun üstündeki
baskısına karşı direnmek onun bütün enerjisini alıyordu.
Tünele benzer merdiven boşluğundaki kısa bir süreden sonra, Sorgucular onu
geniş, daire şeklinde bir odaya soktular. V e Lord H üküm dar’ın Teskininin gücüne
rağmen, asil kalelerine yapmış olduğu ziyaretlere rağmen, V in kısa bir anı etrafına
şaşkınlıkla bakmak için ayırdı. Daha önce asla görmediği kadar muhteşemdi.
Oda devasa, bodur bir silindir şeklindeydi. Odanın sadece bir tane olan du­
varı geniş bir daire hâlinde uzanan tek parça camdı. Arkadaki ateşler tarafından
aydınlatılan oda hayalctimsi ışıklarla parıldıyordu. Cam renkliydi ama özel olarak
herhangi bir sahneyi betimlemiyordu. Bunun yerine renklerin uzun, ince çizgiler
hâlinde saçılacağı ve birbirlerine karışacağı tek bir katman şeklinde imal edilmiş
gibi görünüyordu. Sanki...
Sanki sis gibi, diye düşündü Vin hayranlık içinde. Rengârenk sis huzmeleri
bütün odanın etrafında daire şeklinde dönüyor.
Lord Hükümdar odanın tam merkezindeki yükseltilm iş bir tahtın üzerinde

o t u r u y o r d u . B u y a ş lı o la n U r d I lü k ü rn d a r d e ğ ild i, b u genç olan adam dı, K e ls ıe r’i
ö ld ü rm ü ş olan y a k ışık lı adaın.

liir tür taklitçi m i? H a yır, onu hissedebiliyorum, tıpkı daha önce de hissede­
bildiğim gibi. O n la r aynı adam . O zaman nasıl görüneceğim değiştirebiliyor mu?
Hoş b ir yü z göstermek istediği zamanlarda genç mi görünüyor?

Küçük bir gri cübbeli, güzleri dövmeli obligatör grubu odanın uzak ucunda ko­
nuşarak duruyorlardı. Yedi Sorgucu da dizilmiş bekliyordu, demir gözlü gölgeler­
den bir sıra gibiydiler. Bu V in ’e eşlik etmiş olan ikisi de sayılırsa, toplamda dokuz
ediyordu. Yaralı yüzlü gardiyanı, onu benzer bir şekilde kurtulmanın mümkün
olmadığı bir kavrayışla tutan diğerlerinden bir tanesine verdi.

"H adi şu konuyu hâlledelim ,” dedi Lord Hükümdar.
Sıradan bir obligatör öne çıkarak eğildi. Vin ürpererek onu tanıdığını fark etti.
L o rd Prelan T evid ia n , diye düşündü Vin. Benim... babam.
“ Lordum , beni affed in ,” dedi Tevidian. “Ama ben anlamıyorum. Biz bu konuşu
zaten görüşm üştük!”
“ Sorgucular ekleyecek başka şeyleri olduğunu söylüyor," dedi Lord Hükümdar
yorgun bir sesle.
Tevidian, V in ’e dik dik bakarak şaşkınlıkla kaşlarını çattı. O benim kim olduğu­
mu bilm iyor, d iye düşündü Vin. B ir baba olduğunu bile asla öğrenmemişti.
“Lord u m ,” dedi Tevidian ona sırtım dönerek. “Pencerenizden dışarıya bakın!
G örüşm em iz gereken daha önemli şeyler yok mu? Bütün şehir isyan hâlinde1
Skaa m eşaleleri geceyi aydınlatıyor ve onlar sislerin içine çıkmaya cüret ediyorlar
Ayaklanarak kâfirlik ediyor, aristokrasinin kalelerine saldırıyorlar!"
“ Saldırsınlar,” dedi Lord Hükümdar ilgisiz bir sesle. O kadar fazla... yorgun
görünüyordu ki. Tahtında güçlü bir şekilde oturuyordu ama yine de duruşunda ve
ses tonunda bir bitkinlik vardı.
“Am a lordum !” dedi Tevidian. “ Büyük Evler yıkılıyor!”
Lord H üküm dar um ursam ayan bir ifadeyle elini salladı. “Yaklaşık her yüzyılda
bir ayıklanm ak onlara iyi gelir. İstikrarsızlığı teşvik eder, aristokrasinin kendine
fazla güvenir hâle gelm esine engel olur. Çoğu zaman onlann o aptalca savaşların­
dan biriyle birbirlerini öldürm elerine izin veriyorum ama bu ayaklanmalar da işe
yarar.”
“ Peki... ya skaalar saraya gelecek olursa?”
“O zaman onlarla ben ilgilenirim,” dedi Lord Hükümdar yumuşak bir şekilde.
“Sen bunu daha fazla sorgulamayacaksın.”
"Em redersiniz lo rd u m ,” dedi Tevidian eğilerek ve geri çekildi.
“ Ş im d i,” dedi Lord H üküm dar Sorguculara doğru dönerek. “Sunmak istediği­
niz şey nedir?”
Yaralı yüzlü Sorgucu öne çıktı. “ Lord Hükümdar, biz sizden Nezaret’ini-
zin liderliğinin bu... insanlardan alınarak onların yerine Sorguculara verilmesini
'stirhânı ediyoruz."
“Biz bunu konuştuk," dedi Lord Hükümdar. “ Sen ve senin kardeşlerine daha

ö n e m li g ö r e v le r i^ in ihtiva«,- v .ır . S î z l e r s ı r a d a n ¡« İa r e id l e r im le b o ş a lıa re a n ıa k için
fazlasıyla d e ğ e rlis in iz ."

" A m a sıra d an in s a n la rın N e z a r e t 'in iz i y ö n e t m e s in e iz in v e re r e k , farkına var­
m a k s ız ın y o z la ş m a n ın v e g ü n a h ın k u ts a l m e k â n ın ız ın ta k a lb in e k a d a r girm esine
izin v e rm iş o ld u n u z !" d e d i S o rg ııe u .

"B o ş id d ia la r !" d iy e h a y k ır d ı "le v id ia tı. “ S e n b ö y le ş e y le r i sık sık söylüyorsun,
K ar, am a h iç b ir z aıııaıı h e rh a n g i b ir k a n ıt s u n m u y o r s u n ."

K a r ya va ş y a v a ş d ö n d ü , p e n c e r e le r d e n g e le n r e n k li, b ü k lü m lü ışık ürkütü­
c ü g ü lü m s e m e s in i a y d ın la t ıy o r d u . V i n t it r e d i. O g ü lü m s e m e n e re d e y se Lord
H ü k ü m d a r'ın T e sk in i k a d a r ra h a ts ız e d ic iy d i.

" K a n ıt m ı? " d iy e s o rd u K a r . “ H a d i , s ö y le b a n a , L o r d P r e la n . O kızı tanıyor
m usun?”

“ Ö f , e lb e t t e t a n ı m ı y o r u m ! ” d e d i T e v i d i a n b i r e l i n i s a lla y a r a k . “ B i r skaa kızının
N e z a re t in y ö n e t im iy le n e a la k a s ı v a r ? ”

"Çok alakası var," dedi Kar, V in ’e doğru d ö n erek . “A h , evet... çok alakası var.
Lord Hüküm dara babanın kim olduğunu söyle ç o c u k .”

Vin kıvranmaya çalıştı am a Lord H ü k ü m d a r’ın A llo m an si’si çok baskın, Sor­
gucunun elleri çok güçlüvdü. “ B ilm iy o ru m ,” d e m e y i başardı sıkılı dişlerinin ara­
sından.

Lord Hüküm dar h atifçe başını kald ırd ı, ona doğru dön erek öne eğildi.
"Lord H üküm dar’a yalan sö y le yem e zsin ç o c u k ,” d ed i K ar sessiz, gıcırtılı bir
sesle. “O yüzlerce yıl yaşadı ve A Jlo m a n si’y i h içb ir ölüm lü adamın yapamayacağı
kadar kullanmayı öğrendi. O kalbinin atış şek lin d en doğruları görebilir ve gözle­
rindeki duygulan okuyabilir. O senin yalan sö yled iğin ânı hissedebilir. O bilir...
Evet. O bilir.”
"Ben babamı hiç tan ım adım ," d ed i V in in atçı bir şekilde. Eğer Sorgucu bir şeyi
bilm ek istiyorsa, bunu bir sır olarak tu tm a k iyi bir fik irm iş gibi görünüyordu. “Ben
sadece bir sokak çocuğuyum .”
“ Sissoylu bir sokak çocuğu m u ?” d iy e so rd u K ar. “ Y ah u , bu ilginç. Değil mi,
Tevidian?”
Lord prelan durakladı, kaşları daha da ç a tılm ıştı. Lord H üküm dar ise yavaş
yavaş ayağa kalktı, kaidesinin basam akların d an aşağı in erek V in 'e doğru yürümeye
başladı.
“Evet, lordum ,” dedi Kar. “ Siz de onun A llo m a n s i’sini hissettiniz. Onun ger­
çek bir Sissoylu olduğunu biliyorsun uz, in an ılm a ya cak kadar güçlü olan bir tanesi.
Ancak o sokaklarda büyüm üş olduğun u id d ia e d iy o r. H angi asil evi böylesine bir
çocuğu terk ederdi? Dahası onun b ö y le sin e bir gü ce sahip olabilm esi için aşın
derecede saf olan bir soydan geliyo r olm ası g e rek ir. En azından... ebeveynlerinden
bir tanesi çok saf bir soydan gelm iş o lm alı.”
“ Ne ima ediyorsun?” diye sordu Tevidian benzi atarak.
Lord H üküm dar ikisini de gö rm ezd en geld i. Y a n sıtıc ı zem indeki akışkan renk
lerınin arasından yürüyerek geçti, sonra da V in 'in tam önünde durdu.

Çok yaku ı, diye dıişündıi. Iı-skini o kadar güçlüydü ki Vin dehşet bile hissede-
nıiyordu; hissedebildiği tek şey derin, mahvedici, korkunç kederdi.

Lord Hüküm dar narin ellerle uzandı, onu yanaklarından tutarak yüzünü göz­
lerinin içine bakacağı şekilde kaldırdı. “Senin baban kim, kız?" diye sordu hafifçe.

“ Benim ...” İçine çökmüş olan çaresizlik kıvrandı. Üzüntü, acı, bir ölme arzusu.
Lord Hüküm dar onun yüzünü kendisininkine yaklaştırarak gözlerinin içine
baktı. O anda V in gerçeği anladı. Onun bir parçasını görebiliyor, onun gücünü
hissedebiliyordu. Onun... tanrısal gücünü.
O skaa isyanı hakkında endişeli değildi. Neden endişe duyması gereksindi ki?
Eğer arzu edecek olursa, tek başına şehirdeki herkesi katledebilırdi. Vin bunun
doğru olduğunu biliyordu. Bu onun zamanını alabilirdi ama o sonsuza kadar, yo­
rulmadan öldürebilirdi. Hiçbir isyandan korkmasına gerek yoktu.
Hiçbir zaman da gerek olmamıştı. Kelsier korkunç, korkunç bir hata yapmıştı.
“ Baban, çocu k,” diye zorladı Lord Hükümdar; talebi sanki ruhunun üzerindeki
fiziksel bir ağırlıktı.
Vin kendisine rağmen konuştu. "Benim... ağabeyim bana babamın oradaki
adam olduğunu söylem işti. Lord prelan.” Yaşlar yüzünden aşağı döküldü ama
Lord H üküm dar ona sırtım döndüğü zaman neden ağlıyor olduğunu tam olarak
hatırlayamadı.
“Bu bir yalan lordum !” dedi Tevidian geriye çekilerek. “O ne anlar? O sadece
sersem bir çocuk.”
“ Bana doğruyu söyle Tevidian,” dedi Lord Hükümdar obligatöre doğru yavaş
yavaş yürürken. “ Hiç bir skaa kadınla yattın mı?"
O bligatör durakladı. “ Ben kanuna uydum! Her seferinde onları daha sonra öl-
dü rttüm .”
“ Sen... yalan söylüyorsun,” dedi Lord Hükümdar sanki şaşırmış gibi. “Emin
değilsin.”
Tevidian gözle görülür bir şekilde titriyordu. “ Ben... ben hepsini yakaladığımı
düşünüyorum lordum . Fazla gevşek davranmış olduğum bir... bir tanesi olabilir.
Ben ilk başta onun skaa olduğunu bilmiyordum. Onu öldürmesi için gönderdiğim
asker fazla yum uşaktı ve onun gitmesine izin verdi. Ama ben onu buldum, daha
sonra.”
“ Söyle bana,” dedi Lord Hükümdar. “ Bu kadın hiç çocuk doğurdu mu?"

O d a sessizleşti.
"Evet lordum ,” dedi yüksek prelan.
Lord H üküm dar içini çekerek gözlerini kapattı. Tahtına doğru geri döndü. “O
sizin," dedi Sorguculara.
Anında altı Sorgucu sevinçle uluyarak öne doğru atıldı, cübbelerinin altındaki
kınlarından obsidiyen bıçakları çektiler. Vahşetten duydukları zevkle kendilerin­
den geçm iş olan Sorgucular üzerine üşüşürken Tevidian kollarını kaldırıp çığlık
attı. O nlar bıçaklarını ölm ekte olan adama tekrar ve tekrar saplarken kanı havaya
saçıldı. D iğer obligatörler geriye çekildiler; dehşet içinde izliyorlardı.

V m 'i tu ta n S o rg u c u g ib i, g ü lü m s e y e r e k k a t lia m ı iz le y e n K a ı ila g e rid e kaldı
D iğ e r S o rg u lu la rd a n b ir i d e g e rid e k a lm ış t ı a m a V in b u n u n n e d e n o ld u ğ u n u Kil-
ın iv o rd u .

“İşa re t e ttiğ in k o n u k a n ıt la n d ı, K a r ," d e d i L .o rıl 1 lü k iım d a ı y o rg u n b ir şekilde
tah tın a o tu ru rk e n . " G ö rü n ü ş e gö re b e n ... in s a n o ğ lu n u n ita a tin e fazla güven duy­
m uşuna. B ir hata y a p m ış d e ğ ilim . B e n a sla b ata y a p m a d ım . A n c a k b ir değişikliğin
zam a n ı g e ld i. Y ü k s e k p rc la n la n to p la y ın ve o n la r ı b u ra y a g e t irin , e ğ e r ica p ederse
yatakların d an k a ld ırın . B en N e z a re t’in y ö n e tim in i ve o to rite s in i İm a n K anto nuna
v e rirk e n buna şahit o la c a k la r.”

K a r ’m g ü lü m se m e si d e rin le ş ti.
"M elez ço cuk yo k e d ile c e k .”
“E lb e tte lo rd u m ," d e d i K a r. “G e r ç i. .. b e n im ö n c e o n a s o rm a k is te d iğ im bazı
so ru la r var. O b ir skaa S is k a n e k ib in in b ir p a r ç a s ıy d ı. E ğ e r b iz im d iğ e rle rin in de
ye rle rim b e lirle m e m ize y a rd ım e d e b ilirs e ...”
"P ekâlâ,” d e d i L o rd H ü k ü m d a r. “N e d e o lsa b u siz in g ö re v in iz .”

Güneşten daha güzel olan bir şey var mı? Sık. sık onun doğuşunu izliyorum
çünkü huzursuz uykumdan çoğu zaman şafaktan önce kalkıyorum.

Ufkun yukarısında göz kırpan dingin san ışığını her gördüğümde biraz daha
kararlı, biraz daha umutlu bir hâle geliyorum. B ir açıdan, bütün bu zaman
boyunca beni ayakta tutan şey oydu.

37

K E L S İ E R , S E N İ L A N E 1 manyak, diye düşündü Dockson masadaki ha­
ritanın üzerine notlar karalarken. Neden her zaman basıp giderek beni arkandan
pisliğini temizlemem için bırakıyorsun? Ancak o kızgınlığının gerçek olmadığım
biliyordu; bu sadece kendisini K ell’in ölümüne odaklanmaktan alıkoymak için seç­
tiği bir yoldu. İşe de yarıyordu.

Planın K elsier’e ait olan kısmı; vizyon, karizmatik liderlik tamamlanmıştı.
Şimdi ise sıra D ockson’daydı. O Kelsier’in orjinal stratejisini aldı ve düzenledi.
Kargaşayı kontrol edilebilir bir seviyede tutmak için dikkat ediyor, en iyi dona­
nımları en aklı başında görünen adamlara dağıtıyordu. Genel yağmalama sırasında
ele geçirilm eden önce önemli noktaları (su ve gıda depolarını) ele geçirmeleri için
birlikler gönderiyordu.

Kısacası, Dockson her zaman yapmış olduğu şeyi yapıyordu: Kelsier’in rüyala­
rının gerçeğe dönüşmesini sağlıyordu.

Odanın ön tarafında bir karışıklık oldu ve Dockson bir habea'i hızla içeri dalarken
başını kaldırıp baktı. Adam anında deponun merkezindeki Dockson’a doğru koştu.

"H aberler ne?" diye sordu Dockson adam yaklaşırken.
Haberci başını olumsuzca salladı. Bu genç bir adamdı, üzerinde bir imparator­
luk üniforması vardı ama kendisini daha az göze batar hâle getirmek için ceketini
Çıkarmıştı. "Üzgünüm efen dim ,” dedi adam sessizce. “Muhafızların hiçbirisi onun
dışarı çıktığını görm em iş ve... ee, bir tanesi onu saray zindanlarına doğru taşınırken
gördüğünü iddia ediyor."

"O n u d ışarı ç ık a ra b ilir m is in ?" d iv e s o rd u D o c k s o n .

A d ı G o ra d e l o lan askerin re n g i so ld u . S a d e c e kısa b ıı sü re ö n ce sin e kadar

G o r a d e l L o rd H v ık ü m d a r ’ın a d a m la r ın d a n b ir iy d i, G e r ç e k le , D o c k s o n ad am a ne

kad ar g ü v e n e ce ğ in d e n b ile e m in d e ğ ild i. A m a a s k e r, e s k i b ir s a ra y m u h a fız ı olarak

d iğ eı skaaların g ire m e y e c e ğ i y e r le r e g ir e b ilir d i, lîs k i n ıü U e t ik le r i o n u n ta ra f değiş­

tirm iş o ld u ğ u nu b ilm iy o rd u .

Eğer gerçekten de taraf değiştirm iş olduğunu rıirsayarsa k, diye düşündü Dock­
son. Ama... Eh, işler artık kararlarını sorgulam aya fırsat bırakm ayacak kadar hızlı
gelişiyordu. Dockson bu adamı kullanm aya karar verm işti, içgüdülerine güven­
mek zorunda kalacaktı.

“Ee?" diye tekrar sordu Dockson.
Goradel başını salladı. "Onu esir alm ış olan bir Sorgucu varm ış, efendim. Onu
serbest bırakamazdım, buna yetkim olmazdı. Benim ... B en..."
Dockson içini çekti. Lanet aptal kız, d iye düşündü. B u n d a n daha fazla aklı
olması gerekirdi. K elsier oını fa zla bulaşm ış.
Elini sallayarak askeri gönderdi, sonra da kabzası kırık iri bir kılıcı omzunun
üstüne yerleştirmiş olarak Ham mond içeri girerken tekrar başını kaldırdı.
"Tam am ," dedi Ham. “ Elariel K alesi az önce düştü. A m a Lekal hâlâ dayanıyor-
muş gibi görünüyor."
Dockson başını sallayarak onayladı. “ K ısa süre sonra senin adamlarına sarayda
ihtiyacımız o b cak .” Sarayın içine ne k a d a r çabuk girebilirsek, V in 'i kurtarma
şansımız da o ka d ar fa zla olur. A m a içgüdüleri ona V in ’e yardım etm ek için çok
geç kalmış olduklarını söylüyordu. Ana ku vvetlerini toplam ası ve organize etmesi
saatler sürerdi, saraya bütün ordularının birlikte saldırm asını istiyordu, işin doğ­
rusu Dockson bir kurtarma operasyonu için şu anda adam ayırm ayı göze alamazdı.
Kelsier olsa onun peşinden giderdi ama D ockson kendisinin bu kadar aceleci bir
şey yapmasına izin vermezdi.
Onun her zaman söylediği gibi, çetedeki b in lerin in gerçekçi olması gerekiyor­
du. Saray dikkate değer miktarda hazırlık yapılm adan saldırılacak bir yer değildi,
Vin'in başarısızlığı da bunu kanıtlıyordu. V in şu an için basitçe kendi başının çare­
sine bakmak zorundaydı.
“Adamlarımı hazırlayacağım,” dedi H am başıyla onaylayarak kılıcını bir kenara
fırlatırken. "G erçi yeni bir kılıca ihtiyacım olacak.”
Dockson içini çekti. “ Siz H aydutlar. H ep bir şeyleri kırıyorsunuz. G it ne bula­
bileceğine bir bak o zaman."
Ham uzaklaştı.
“ Eğer Sazed’i görecek olursan," diye seslendi D ockson, "O na de k i...”
Dockson durakladı, dikkati kafasına kum aş bir torba geçirilm iş ve bağlanmış
bir tutsağı arkalarından çekerek odaya giren bir grup skaa isyancıya yöneldi.
“Bu ne?” diye sordu Dockson.
isyancılardan biri esirlerini dirseğiyle dürttü. “ Sanırım bu önemli biri lordum-
Bize silahsız olarak geldi, size getirilm eyi istedi. Eğer yaparsak bize altın sözü verdi.

D o ck so n b ir k a şım k a ld ırd ı A d a n ı başlığı ç e k ip çık ard ı ve Elend Venture or­

taya ç ık tı.

D ockson şa şkın lıkla gözlerini kırptı. "S e n ha?”
Elend etralına bakındı. Belli kı endişeliydi ama her şey göz önüne alınacak
olursa kendine iyi hâkim oluyordu. "Tanışmış mıydık?”
"Tam olarak değil,” dedi Dockson. H a y lanet. Şu anda esirler için vaktim yok.
Yine de V en tu re’ların oğlu... Dockson'ın savaşlar bittikten sonra güçlü asillere
karşı nüfuza ihtiyacı olacaktı.
"Size bir ateşkes önerm ek için geldim," dedi Elend Venture.
"... Pardon?” diye sordu Dockson.
"Venture Evi size direniş gösterm eyecek,” dedi Elend. "Ve ben büyük ihtimal­
le diğer asilleri de beni dinlemeleri için ikna edebilirim. Onlar korkuyor, onlan
katletmek için bir sebep yok."
Dockson hom urdandı. “ Şehrin içinde silahlı düşman kuvvetleri bırakacak
hâlim yo k .”
“Eğer aristokrasiyi yok edecek olursanız, fazla uzun süre dayanamazsınız,” dedi
Elend. "Ekonom iyi biz kontrol ediyoruz. Biz olmadan imparatorluk çöker."
“Bütün bunların amacı biraz da bu,” dedi Dockson. “Bak benim buna harca­
yacak...”
“Beni dinlem ek zorundasın," dedi Elend Venture çaresiz bir şekilde. "Eğer
isyanını kargaşa ve kan ile başlatırsan, kaybedeceksin. Ben böyle şeyleri inceledim,
neden bahsettiğimi biliyorum! İlk çatışmanızın momentumu kesildiği zaman, in­
sanlar yok etm ek için başka şeyler aramaya başlayacaklar. Birbirlerine karşı döne­
cekler. O rd u la rın ı kontrol altında tutmak zorundasın."
Dockson durakladı. Elend V enture’nın bir sersem ve bir züppe olması gereki­
yordu ama o şimdi sadece... samimiymiş gibi görünüyordu.
“ Ben sana yardım edeceğim ,” dedi Elend. “Asillerin kalelerini bırak ve çabala­
rını Nezaret ile Lord Hüküm dar üzerine odakla, sizin gerçek düşmanınız onlar."
“Bak,” dedi Dockson. “Ordularımızı Venture Kalesinden çekerim. Büyük ih­
timalle artık onlarla savaşmak için sebep yoktur, ne de olsa...”
“Ben askerlerim i Lekal Kalesi'ne gönderdim,” dedi Elend. “Adamlarını bü­
tün aristokrasiden uzaklaştır. Onlar size arkadan saldıracak değiller, sadece
malikânelerine saklanıp endişe edecekler.”
O konuda büyük ihtim alle haklı. “ Biz bunu bir..." Dockson’ın sesi Elend in
artık ona odaklanmadığını fark ettiğinde azalarak kesildi. Bu herifle konuşmak da
anıma zor.
Elend gözlerini yeni bir kılıçla geri dönmüş olan Hammond’ın üzerine dikmişti.
Elend kaşlarını çattı, sonra da gözleri kocaman açıldı. “Ben seni tanıyorum! Sen
Lord R en oux’nun hizmetkârlarını idamlardan kurtaran adamdın!"
Elend, D ockson ’a geri döndü; bir anda heveslenmişti. “O zaman sen Valette'i
Anıyor musun? O sana beni dinlemeni söyleyecektir."
Dockson ile Ham bakıştılar.

” N V V ’ d iye sordu Ele ııd .

V in ... d ed i D o ck so n . V a lo tte ... o b ıık .ı^ saat ö ıu e sa ra yın için e gitti Ü/gi

n iıııı, o ğ lu m . O şu a n d a b ü y ü k o l a s ı l ı k l a L o r d I l u k ı m n l a ı ’m z in d a ı ı la r ı n d a d ır tabii
eğer hâlâ h ay a tta o ld u ğ u n u v a rs a y a rs a k ."

K a r, V i ı ı ’i h ü c r e s in in i ç i n e g e r i f ı r l a t t ı . V i n y e r e s e r t ç e ç a r p t ı v e y u v a r la n d ı, gevşek
fanilası e tra fın d a sa v ru ld u v e k a fa s ın ı h ü c r e n in d u v a r ın a ç a r p tı.

Sorgucu kap ıyı ç a rp ıp k a p ata ra k g ü lü m s e d i. " S a n a ç o k te ş e k k ü r e d e rim ,” dedi
p a rm a k lık la rın ara sın d a n . " S e n az ö n c e b iz im ç o k u z u n b ir z a m a n d ır uğraştığım ız
bir şeyi başarm am ıza y a rd ım e ttin ."

Vin ona ateş püsküren gözlerle baktı, Lord H ü k ü m d ar’ın Teskininin etkileri
artık daha zayıftı.

"Bendal'm burada olmaması çok yazık," dedi Kar. "O senin ağabevini yıllar bo­
yunca kovalamıştı, lovidian ’ın bir skaa m elezin babası olduğuna yemin ediyordu.
Zavallı Bendal... eğer Lord H üküm dar sadece F ira ri’yi bize bırakmış olsaydı, o
zaman intikamımızı alabilirdik.”

Vin’e doğru göz atarak kazık gözlü kafasını salladı. “A h , neyse. En sonunda o
haklı çıktı. Geri kalan hepimiz ağabeyine inanm ıştık am a Bendal... daha o zaman
bile şüpheleniyordu ve en sonunda da seni o b u ld u .”

“.Ağabeyim mi?” dedi V in hızla ayağa kalkarak. “ Beni o m u sattı?”
“Satmak mı?” dedi Kar. “O bize senin yıllar önce açlıktan öldüğüne yemin
ederek öldü! Nezaret işkencecilerinin ellerinin altında bunu gece gündüz haykırdı.
Bir Sorgucunun işkencesine karşı direnm ek çok zordur... Bu senin de kısa bir süre
sonra keşfedeceğin bir şey .” G ü lü m sed i. “A m a ilk önce, sana bir şey göstereyim."
Bir grup muhafız çıplak, elleri bağlı bir şekli sü rü kleyerek odaya getirdi. Yaralı
ve kan kaybeden adam, V in ’inkinin yanındaki h ü creye itildi ve taş zeminde tökez­
leyerek düştü.
“Sazed?” diye haykırdı Vin parmaklıklara atılarak.
Askerler onun el ve ayaklarını taş zem inin içine çakılm ış olan küçük metal bir
halkaya bağlarken Terrisli halsiz bir şekilde yatıyo rd u . O kadar çok dövülmüştü
ki sanki bilinci yerinde değilmiş gibi görünüyordu ve tam am en çıplaktı. Vin onun
çıplaklığı yüzünden arkasını döndü am a bacaklarının arasında cinsel organının ol­
ması gereken yerdeki boş yara izini görm üştü.
Tüm Terrisli vekilharçlar hadım e d ilir, d em işti S azed ona. O yara yeni değildi
ama bereleri, kesikleri ve sıyrıkları tazeydi.
“Onu senin arkandan gizlice saraya sızarken b u ld u k ,” dedi Kar. “ Görünüşe
göre, senin güvenliğin için endişe ed iyorm u ş."
“Ona ne yaptınız?” diye sordu V in sessizce.
“Ah, çok az şey... şim dilik,” dedi Kar. “ Ş im d i, sen benim neden sana ağabe­
yinden bahsetmiş olduğumu m erak edebilirsin. Belki de ağabeyinin kafasının biz
onun sırrını açığa çıkaramadan önce koptuğunu itiraf etm ek le aptallık ettiğimi
duşünüyorsundur. Am a gördüğün gibi, ben bir hatayı kabul etm eyecek kadar aptal

değilim. Ağabeyinin işkencesini daha da uzatmış, ona daha uzun süre acı çektirmiş
olmalıydık. O gerçekten de hır hataydı.”

Şeytani bir gülüm sem eyle Sazed'c doğru başıyla işaret etti. “ Biz. bu hatayı
tekrar yapm ayacağız çocuk. 1layır, biz bu sefer farklı bir taktik deneyeceğiz. Biz
Terrisliye işkence yaparken senin izlemene izin vereceğiz. Çok dikkatli davrana­
cak, onun acısının uzun sürmesini ve canlı kalmasını sağlayacağız. Sen bize bilmek
istediğimiz şeyi söylediğin zaman duracağız.”

Vin dehşet içinde titredi. “Hayır... Lütfen...”
"A h, ev et,"d ed i Kar. “ Biraz oturup bizim ona neler yapacağımızı düşünmeni
öneririm. Lord H üküm dar beni çağırttı, gidip Nezaret’in resmi liderliğini almam
gerekiyor. Döndüğüm zaman başlayacağız.”
Döndü, siyah cübbesi yeri süpürüyordu. Muhafızlar da onu takip ettiler, büyük
olasılıkla hem en hapishanenin dışındaki muhafız odasında konumlanmışlardı.
“Ah, S az ed ,” dedi V in kafesinin parmaklıklarının yanında dizleri üstüne çö­
kerken.
"Am a H an ım ım ,” dedi Sazed şaşırtıcı derecede bilinci yerinde olan bir sesle.
“Biz size iç çam aşırlarınızla ortalıkta koşturmak hakkında ne söylemiştik? Var ya,
eğer Ü stat D ockson burada olsaydı, kesinlikle sizi azarlardı.”
Vin şaşırmış şekilde başını kaldırdı. Sazed ona gülümsüyordu.
“ Sazed !” dedi V in sessizce muhafızların gitmiş olduğu tarafa doğru göz atarak.
“Uyanık mısın?”
"Son derece uyanığım ,” dedi. Sakin, güçlü sesi, varalı vücuduyla çarpıcı bir
tezat oluşturuyordu.
“ Üzgünüm S az ed ,” dedi V in. “Beni neden takip ettin? Senin geride kalıp be­
nim kendi başım a aptallık etm em e izin vermiş olman gerekirdi!"
Sazed yaralı yüzünü ona doğru çevirdi, bir gözü şişip kapanmıştı ama diğeri
onun gözlerinin içine bakıyordu. “ H anım ım ,” dedi ağırbaşlı bir şekilde. “ Ben l'Stat
K elsier’e sizin güvenliğinizi sağlayacağıma dair yemin ettim. Bir Terrislinin yemini
hafife alınacak bir şey değildir.”
“Am a... yakalanacağını bilm en gerekirdi,” dedi Vin utançla başını eğerek.
"Elbette ki biliyordum H anım ım ,” dedi. “Yoksa onların beni size getirmesini
nasıl sağlayabilirdim ?”
Vin başını kaldırdı. "Seni... bana getirmeleri mi?”
"Evet H anım ım . N ezaret ile benim halkımın arasında ortak olan bir şey var,
diye düşünüyorum ben. İkisi de bizim başarabileceğimiz şeyleri hafife alıyor.”
Sazed gözlerini kapadı. Ondan sonra vücudu değişti. Sanki... sonüyomıuş gibi
göründü, kasları zayıf ve sıska hâle geldi, eti kemiklerinin üzerinden gevşekçe sark­
tı.

“ Sazed!" V in çığlık atıp kendisini parmaklıklara doğru iterek ona ulaşmaya ça­
lıştı.

"Bir şey yok H anım ım ,” dedi hafit, korkutucu derecede zayıf bir sesle. “Benim
sadece gücümü toplamak için bir saniyeye ihtiyacım var.”

G u a ım ü to p la m a k iç İ h . V in d u ra k la v ıp e lin i m d i.e .e k b ir k a ç d a k ik a b o y u n ca

S .ım l'i izledi. Y o k sa ...
O kadar zavıt g ö rü n ü y o rd u ki, sa n k i g ıu ii b ı/ z a l k a s k ın e m i k t i k g id iy o r m u ş

1g ib iy d i. V e b e lk i d e ... b i r s e r l e r d e m i d e p o l a n ı y o r d u

Sazed in gö zleri a n id e n a ç ıld ı. V ü c u d u n o r m a li - d ö n d ü , s o m a k a s la r ı b ü y ü m e y e

devam ederek kocam an ve g ü çlü b a le g e ld ile r, b a tta H a m 'in k a s la r ın d a n b ile daha

iri o lm u şla rd ı.

Sazed ona kalın, kaslı bir boynun üstünde d u rm a k ta olan b ir y ü z le gülüm sedi,
sonra da kolaylıkla bağlarını kopardı. Ayağa kalktığın da d e v gib i, g e rç e k d ışı bü yü k­
lükte kaslan olan bir adamdı; V in'iıı tanım ış old uğu sırık gibi sessiz âlim den çok
farklıydı.

Lord H ü kü m d a r g ünlüğünde o n la rın g ü ç le rin d e n b a h s e d iy o r d u , d iy e d ü şün d ü

V in hayret içinde. D iy o r d u k i o R a s h e k d e n e n a d a m k o c a m a n b i r k a y a y ı te k b a ş ı­

na kaldırarak yo lla rın d a n a tm ış.

"Ama onlar senin bütün takılarım ald ılar!" d ed i V in . “ M e ta li n e re y e sakladın?"
Sazed gülümseyerek kafeslerini ayıran p arm ak lık ları k a v ra d ı. “ B en sizden bir
tüvo aldım Hanımım. Y uttu m ." Bununla b irlik te p a rm a k lık la rı s ö k e re k kopardı.
Vin kafesin içine koşarak ona sarıldı. “T eşek k ü r e d e r im .”
"Elbette," dedi Sazed onu nazikçe bir kenara iterek, sonra da devasa avcuyla
hücresinin kapısına vurarak kilidi kırdı ve kapıyı sö k e re k açtı.
“Şimdi çabuk Hanımım," dedi Sazed. "Siz i gü venli b ir y e re u laştırm am ız ge­
rekiyor."
Bir saniye sonra Sazed’i odaya atm ış olan iki m u h a fız k ap ın ın ağzında belirdi.
Donakalarak dövdükleri zayıf adamın yerin d e duran d evasa yaratığa gözlerini dik­
tiler.
Sazed öne atıldı, V in ’in kafesinden kopard ığı ç u b u k la rd a n b iri elin d ey d i. A n ­
cak Ferukemisi ona belli ki sadece güç v e rm iş, hız v e rm e m iş ti. H a n tal adım larla
koştu ve muhafızlar da yardım için bağırarak k açtılar.
“Gelin hadi Hanımım," dedi Sazed çubuğu b ir kenara fırlatarak. "Benim gü­
cüm fazla uzun dayanmayacak, yuttuğum m etal fazla b ir F e ru k e m ik y ü k tutacak
kadar büyük değildi."
Konuşurken bile küçülm eye başlam ıştı. V in onun y an ın d an g e ç e re k hızla oda­
dan dışarı çıktı. Dışarıdaki m uhafız odası old u k ça k ü çü k tü ; sa d e c e b ir ç ift sandalye
vardı. Ancak bir tanesinin altında m uhafızlardan birin in ak şa m y e m e ğ i tasının et­
rafına sarılmış bir pelerin buldu. V in silk ele yere k p ele rin i aldı v e S a z e d ’e fırlattı.
“Teşekkür ederim H anım ım ," dedi Sazed .
Vin başını sallayarak kapı ağzına doğru h arek et e tti v e d ışa rıy a gizlice göz attı.
Dışandaki daha büyük oda boştu ve od aya açılan iki k o rid o r v a rd ı; b ir tan esi sağ
tarafa gidiyor, bir tanesi de V in ’in karşısında d ü m d ü z u z a n ıy o rd u . S o l tarafındaki
duvarın dibinde dizili duran tahta sandıklar vardı v e o d an ın m e rk e z in d e ise geniş
bir masa bulunuyordu. Vin masanın ü stü n d ek i k u ru m u ş kam v e b ir k en arın a dizil­
miş sivri aletleri gördüğü zaman titredi.

liğ e r h ız lı h a r e k e t e tm e z s e k ik im iz in d e sonu b u rn u olacak, diye düşündü,
Sazed 'e ile r le m e s i iç in e lin i sa lla y a ra k .

U z a k ta k i k o r id o r d a d e m in k i m u h a fız la rd a n h ir tanesinin öncülük ettiği bir

grup a s k e r b e lir ir k e n V i n a d ım ın ın o rta s ın d a d o n d u . Sessizce küfretti, kalayı ol­

saydı o n ları d aha e rk e n d u yard ı.

Vin geriye doğru göz attı. Sazed topallayarak muhafız odasını geçiyordu. Fe-
rukemik gücü gitmişti ve askerler hücreye atmadan önce belli ki onu iyice bir
dövmüşlerdi. Zar zor yürüyebiliyordu.

“Gidin H anım ım !” dedi ona elini sallayarak. “Kaçın!"
Senin hâlâ arkadaşlık hakkında öğreneceğin şeyler var Vin, diye fısıldadı Kelsier'in
sesi kulaklarında. U nıan m ki bir gün bunların ne olduğunun farkına varırsın...
Onu bırakamam . Onu bırakmayacağım.
Vin askerlere doğru fırladı. Masadan bir çift işkence bıçağı kaptı; parlak, cilalı
çelikleri parmaklarının arasında ışıldıyordu. Masanın üstüne zıpladı, sonra da gel­
mekte olan askerlerin üzerine sıçradı.
Allom ansi’si yoktu ama yine de düzgün bir uçuş oldu, metallerinin olmamasına
rağmen antrenmanla geçen ayların faydası olmuştu. Düşerken bir bıçağı şaşkın bir
askerin boynuna sapladı. Yere beklediğinden daha sert şekilde çarptı ama küfrede­
rek ona saldıran ikinci bir askerden hızla kaçarak uzaklaşmayı başardı.
Kılıç arkasında tangırtıyla taşlara çarptı. Vin hızla dönerek bıçağını başka bir
askerin uyluklarına doğru savurdu. Adam acı içinde geriye doğru tökezledi.
Çok fazlalar, diye düşündü. En azından iki düzine kadar asker vardı. Üçüncü
bir askerin üstüne atlamaya çalıştı ama başka bir adam değneğini sallayarak silahı
Vin’in yan tarafına indirdi.
Vin acıyla inledi ve yana doğru fırlarken bıçağını düşürdü. Onu düşüşe karşı
güçlendirecek lehim yoktu ve taşlara gümbürtüyle sertçe çarptı, yuvarlanarak du­
varın yanında sersem lem iş bir şekilde kaldı.
Ayağa kalkmak için başarısız bir hamle yaptı. Yan tarafında göz ucuyla vücudu
zayıflarken Sazed’in yere yıkıldığını seçebiliyordu. Yine güç depolamaya çalışı­
yordu ama yeteri kadar zamanı olmayacaktı. Askerler kısa süre sonra onun başına
üşüşecekti.
En azından denedim , diye düşündü başka bir grup askerin sağdaki kondordan
koşarak geldiğini duyarken. En azından ben onu terk etmedim. Sanırım... sanırım

K elsier’in dem ek istediği şey buydu.
"V alette!” diye bağırdı tanıdık bir ses.
Vin, Elend ve altı tane asker odanın içine dalarken şaşkınlık içinde başını kal­

dırdı. Elend bir asilin üstüne pek iyi oturmayan takımını giyiyordu ve bir düello
değneği taşıyordu.

“Elend?" dedi Vin afallamış hâlde.
“ Sen iyi misin?" dedi Elend endişe ile ona doğru gelirken. Sonra da Nezaret
ekerlerini fark etti. Karşılarında bir asil buldukları için biraz şaşırmış gibi görünü­
yorlardı ama hâlâ savı üstünlüğü onlardaydı.

“ K ız b en im le g e liy o r!" d e d i h le ııd . S ö z le r i c e s ıııı.a v d ı .ım .ı b iı .ıs k e r o lm a d ığ ı

b elliydi. S ila h o larak sad ece b ir a silin d iie llo d e ğ n e ğ im t a ş ıy o r v e z ır lı g iy m iy o rd u .
Yanındaki ad am ların beş tan e si V e n t ıııv k ırm ız ıs ı g iy iy o r la r d ı; h le ııd in k ale sin in
askerleriydi. A n c a k b ir ta n e sin in , o n la r o d a v a g ir e r le r k e n ö n d e r lik e d e n a s k e rin üs­
tünde h ır sarav m u h a fız ın ın ü n ifo rm a s ı v a rili. V in o n ıı b e lli b e lir s iz h a tır la d ığ ın ı fark

etti. Ü n ifo rm a c e k e tin in o m z u n u n ü s tü n d e k i s e m b o l y o k t u . K a p ı d a k i a d a n ı, d iy e
düşündü sersem ce T a ra f d e ğ iştirm e y e ik ııa e ttiğ in i a d a n ı...

Ö ncü Nezaret asken görünüşe göre k a ra rın ı v e r m iş ti. K ıs a c a e lin i sallayarak
E le n d ’in e m rin i d u y m a z d a n g e ld i ve a s k e r le r o d a n ın k e n a r la r ı b o y u n c a a ç ılm a y a
başladı, E le n d ’ın g ru b u n u n e tra fım s a r m a y ı a m a ç lıy o r la r d ı.

"Valette, gitm en g e re k !” d e d i E le n d ıs ra rc ı b ir ş e k ild e d ü e llo d e ğ n e ğ in i k a ld ı­
rırken.

“G e lin H a n ım ım ," d e d i S a z e d , V i n ' i n y a n ın a g e l e r e k o n u a y a ğ a k a ld ır m a k iç in
uzanırken.

“O n la r ı te rk e d e m e y iz !" d e d i V i n .
“M e cb u ru z ."
"Am a sen b enim iç in g e ld in . E le n d iç in d e a y n ıs ın ı y a p m a k z o r u n d a y ız !”
Sazed başını olum suzca sa lla d ı. “O f a r k lıy d ı ç o c u ğ u m . B e n se n i k u rta rm a k için
b ir şansım olduğunu b iliy o rd u m . S e n b u ra d a y a r d ım c ı o la m a z s ın . M e rh a m e tte
güzellik vardır am a k iş i b ilg e liğ i d e ö ğ re n m e k z o r u n d a d ır .”
V in , S a z e d ’in o n u ayağa k a ld ır m a s ın a iz in v e r d i , E l e n d ’in a s k e r le r i d e ita a t k â r
bir şekilde N ezaret a sk e rle rin in y o lu n u k e s m e k iç in h a r e k e t e t t ile r . E le n d başla-
nnda duruyordu, b elli k i d ö vüşm eye k a ra rlıy d ı.

Başka bir yolu olması gerek, d iy e d ü ş ü n d ü V i n ç a r e s iz lik iç in d e . Olması ge­
rek...

Sonra da duvar b o yun ca d iz ili s a n d ık la rd a n b ir in in iç in e a t ılm ış d u rm a k t a olan
bir şeyi gördü. T a n ıd ık b ir gri k u m a ş ş e r id iy d i, t e k b ir k u r d e le s a n d ığ ın y a n tara­
fından aşağı sarkıyo rd u.

Nezaret askerleri sa ld ırırk e n S a z e d ’in e lin d e n k u r t u ld u . A r k a s ın d a E le n d hay­
kırdı ve silahlar çın la d ı.

V ın üstteki kum aş p arça ların ı, p a n to lo n u y la g ö m le ğ in i s a n d ığ ın d ışın a fırla ttı.
O rada, en altta V i n ’in s is p e le rin i y a t ıy o r d u . G ö z l e r i n i k a p a t t ı v e e liy le p e le rin in
yan cebine doğru u zan d ı.

Parm aklan tıpası hâlâ y e rin d e o la n te k b ir c a m ş iş e c ik b u ld u .
Şişeciği çekip çıka ra rak h ızla savaşa d o ğ ru d ö n d ü . N e z a r e t a s k e r le r i h afifçe
geriye ç e k ilm iş ti. İç le r in d e n ik i ta n e s i y a r a la n m ış y e r d e y a t ıy o r d u a m a E le n d ’in
adam larından da ü ç ta n esi y e rd e y d i. N e y s e k i o d a n ın k ü ç ü k b o y u t u E le n d ’in
adam lannın e traflarının ç e v rilm e sin e e n g e l o lm u ş t u .

Elend ter için d e ayakta d u ru y o rd u , k o lu n d a b ir k e s ik v a r d ı v e d ü e llo değneği
de parçalanm ıştı. D e v irm iş o ld u ğ u a d a m d a n k ılıc ı k a p t ı, s ila h ı a n tre n m a n s ız e l­
lerle tutm uş, gözlerini k e n d in in k in d e n ç o k d a h a b ü y ü k o la n b ir k u v v e tin üstüne
dikm işti.


Click to View FlipBook Version