The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by jesparerke, 2021-04-08 20:24:41

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

kabul etmişlerdi ve dost çatılışıydılar ama oıııı da işin içine katmak akıllarınagtj

mivordu. Bu büyük ihtim alle kasıtlı bir .şev değildi am a bu, durumu hiç (¡t. ^

az sinir bozucu yapm ıyordu.
İlerideki kütüphaneden ışık geliyordu. Sazed gerçekten de içeride oturmuş

günlüğün son kalan sayfalarım tercüm e etm ek le uğraşıyordu. Vin içeri girerken
haşini kaldırdı, gülüm sedi ve saygılı bir şekild e başıyla selam verdi.

Bu sefer de gözlük yok, d iye düşündü V in . N e d e n o kısa süre boyunca gözlük

ta km ıştı?
“Vin Hanım ," dedi ayağa kalkarak ona bir sandalye getirirken. "Günlükleilgili

çalışmalarınız nasıl gidiyor?”

Vin başını eğerek elindeki gevşek bir şekild e bağlanm ış sayfalara baktı. “Fena

değil, sanırım. N eden benim de bunları okum a zahm etine girmem gerektiğini an­
lamıyorum, Keli ve B reeze’e de b irer nüsha verm iştin , değil m i?”

“E lb ette,” dedi Sazed sandalyeyi m asasının yanına koyarken. “Ancak Üstat

Kelsier çetenin tüm üyelerinin sayfaları okum asını istedi. O bunu yapmakta haklı,

diye düşünüyorum ben. O kelim eleri ne kadar çok göz okursa, içlerinde gizlenmiş

olan sırlan keşfetm e olasılığımız da o kadar a rta r.”

Vin hafifçe içini çekerek elbisesini d ü zeltti ve sandalyeye yerleşti. Mavi beyaz

elbisesi güzeldi ve her ne kadar günlük kullanım için olsa da, Vin'in balo tuvaletle­

rinden sadece biraz daha az şatafatlıydı.

“ İtiraf etm elisiniz ki H anım ım , m etin in an ılm az,” dedi Sazed yerine oturduğu

sırada. "Bu yaptığım çalışm a bir Sırdaşın rüyası. G e rç e k te n de, kültürüm hakkın­

da benim bile bilmediğim şeyleri keşfed iyoru m !”

V in başıyla onayladı. “T erris’e ulaştıkları kısm a daha yeni geldim.” Umarını

sonraki k ısım lar daha az m alzem e listesi iç e riy o rd u r. D ü rü st olmak gerekirse,

L o rd H ü k ü m d a r k a ra n lık b ir kötülük ta n rısı için k e sin lik le sıkıcı biri olabiliyor.

“Evet, evet,” dedi Sazed, karakterine uym ayan bir heveslilikle konuşuyordu.

“ N e dediğini gördünüz mü, nasıl T erris’i ‘y eşil verim lilik bölgesi' diye tarif ediyor

Sırdaş efsaneleri bundan bahseder. Terris şim di donm uş topraklardan o lu şan bir

tundra; gerçekten de, orada n ered eyse hiçbir b itki yaşayam ıyor. Ancak bir zam an­

lar yeşil ve güzeldi, metnin de söylediği gib i.”
Yeşil ve güzel, diye düşündü V in . Y e ş il neden gü zel o lsu n ? Bu bitkilerin mum)'“

da mor olması gibi sadece a cayip olan b ir şe y olurdu.
Ancak günlük hakkında onu m erakland ıran bir şey vardı; hem S a z e d m her"

de Kelsier'in garip bir şekilde hakkında ağzı sıkı davrandıkları bir şev. Den11j'

Lord H üküm dar’ın birkaç Terrisli ham al bu ld u ğu y eri okudum ," dedi Vin m’ ^

bir şekilde. “Onların nasıl geceleyin z a y ıf old ukları hâlde gündüz daha güçlü

gelebildiklerinden bahsediyordu.”

Sazed bir anda iyice sessizleşti. “ E vet, d o ğ ru .” ,

“Sen bunun hakkında bir şeyler biliyor m usun? Bunun bir Sırdaş o lm a3

ilgisi var mı?”

“V a r,” dedi Sazed. "A ncak bu bir sır olarak kalm alı, diye düşünüyorum

Siz güvenilmeye lâyık olm adığınız için değil Vin Hanım. Ancak eğer ne kadar az
(çişinin Sırdaşlardan haberi olursa, bizim hakkımızda da o kadar az söylenti yayıl­
mış olur. Lord H üküm dar'ın son bin yıl boyunca hedeflediği gibi bizi tam olarak
yok etmiş olduğuna inanmaya başlaması en iyisi."

Vin omuz silkti. “ Peki. Um alım ki Kelsier’in bizden keşfetmemizi istediği met­
nin içindeki sırların hiçbirisi Terrislilerin güçleriyle ilişkili olmasın; eğer öyleyse,
bunları tümüyle ıskalarım ."

Sazed durakladı.
“Eh, ne yap alım ,” dedi V in umursamaz bir şekilde daha okumadığı sayfaları
karıştırarak. "G örü n ü şe göre Terrislilerden bahsederek epey bir zaman geçirmiş.
Sanırım Kelsier geri döndüğü zaman benim söyleyecek pek bir şeyim olmayacak."
“İyi bir noktaya değiniyorsunuz,” dedi Sazed yavaşça. “Her ne kadar buna biraz
melodramatik bir şekilde değiniyor olsanız da.”
Vin arsızca gülüm sedi.
“Pekâlâ,” dedi Sazed içini çekerek. “Sizin Üstat Breeze ile bu kadar fazla za­
man geçirmenize izin verm em iş olmamız gerekirdi, diye düşünüyorum ben."
"Günlükteki ad am lar,” dedi Vin. “Onlar Sırdaş mı?"
Sazed başım sallayarak onayladı. “ Bizim şimdi Sırdaş dediğimiz şey o zamanlar
çok daha sık bulunuyordu, belki de modern aristokrasinin arasındaki Sıskanlardan
bile daha çoklardı. Bizim sanatımıza ‘Ferukem i’ denilir ve çeşitli fiziksel özellikleri
metal parçalarının içinde depolam a becerisini sağlar.”
Vin kaşlarını çattı. “ Siz de mi m etal yakıyorsunuz?"
“Hayır, H an ım ım ,” dedi Sazed başını sallayarak. “Ferukemistler Allomanser-
ler gibi değildir; bizler m etallerim izi yakıp bitirmeyiz. Biz metalleri depo olarak
kullanırız. H er m etal parçası, boyutuna ve alaşımına bağlı olarak belli bir fiziksel
özelliği depolayabilir. Ferukem ist bir özelliği depo eder, sonra da daha sonraki bir
zamanda bu rezervi ku llan ır.”
“Ne özelliği?” d iye sordu V in. "G ü ç gibi mi?”
Sazed başım sallayarak onayladı. “Metinde, Terrisli hamallar kendilerini ak­
şamları zayıf hâle getirerek, sonraki gün kullanmak üzere güçlerini bileziklerinde
depoluyorlar."
Vin, Sazed’in yüzünü inceledi. “ O yüzden sen bu kadar fazla küpe takıyorsun!"
“Evet, H an ım ım ,” dedi Sazed kol yenlerinden birini sıyırmak için uzanarak.
Cübbesinin altında pazılarının etrafına takmış olduğu metallerden kaim kol bant­
ları vardı. “ R ezervlerim in bir kısmını gizli tutuyorum ama çok sayıda yüzük, küpe
ve diğer takı eşyaları kullanm ak her zaman Terris kültürünün bir parçası olmuştur.
ü>rd Hüküm dar bir keresinde Terrislilerin herhangi bir metale dokunmasını ya da
roetal sahibi olm asını yasaklam aya çalışmıştı; hatta metal eşya takmayı skaalara da
yasaklayarak bunu yalnızca asillerin ayrıcalığı haline getirmeye çalıştı.”
Vin kaşlarını çattı. “ Bu garip,” dedi. “ Ben olsam asillerin, onları Allomansive
karŞi savunmasız bırakacağı için metal takmak istemeyeceğini düşünürdüm.
G erçekten de ö y le ,” dedi Sazed. "Ancak kişinin giysilerini metal ile vurgula-

ması imparatorlukta uzun bir suredir moda olm uştur. lUı l.ord 1 luküındar ın^

rislilere metale dokunma hakkını yasaklam a aı /.usuvla başlamıştır, diye şüphelen,

yorum ben. O kendisi metal yu/ukler ve bilezikler takm aya başladı ve aristokras

de her zaman modada onu takip eder. Bükünlerde, /.enginlerin çoğu güç ve gurur

sembolü olarak sık sık metal takıyor,

"Bana aptalca görünüyor," dedi Vin.

“Moda çoğu zaman öyledir H an ım ım ,” dedi Sazed. “ Buna rağmen, taktiği

başarısız oldu; asillerin pek çoğu sadece m etal gibi görünecek şekilde boyanmış

tahtalar takıyor ve Terrisliler de bu alanda Lord H ü kü m dar’ın hoşnutsuzluğuna

göğüs germeyi başarabildi. Vekilharçların hiçbir zaman m etale dokunmasına izin

vermemek kesinlikle uygulanabilir bir durum değil. A ncak bu Lord Hükümdar ın

Sırdaşların kökünü kazımaya çalışmasını d u rd u rm ad ı.”

“Sizden korkuyor."

‘ Ve bizden nefret ediyor. Sadece Ferukem istlerden de değil, bütün Terrisliler-

den.“ Sazed bir elini metnin hâlâ tercüm e edilm em iş kısmının üstüne koydu. “Ben

bu sırrı da burada bulmayı umut ediyorum . H iç kim se Lord Hükümdar’ın Terris

halkına zulmetmesinin sebebini hatırlam ıyor ama ben bunun o hamallarla bir ilgisi

olduğundan şüphe ediyorum. Onların lideri Rashek görünüşe göre çok aksi bir

adam. Lord Hükümdar anlatısında ondan sık sık bah sediyor.”

“Dinden de bahsediyor,” dedi Vin. “Terris dininden. Kehanetlerle ilgili bir şey­

ler mi?"

Sazed başını olumsuzca salladı. “ Bu soruya ben cevap verem em Hanımım, çün­

kü ben de Terris dini hakkında sizden daha fazla bir şey bilm iyorum .”

“Ama sen dinleri topluyorsun,” dedi V in. “ Kendininkini bilmiyor musun?"

“Bilmiyorum,” dedi Sazed ağırbaşlı bir şekilde. "G ördüğünüz gibi Hanımım,

Sırdaşlar da bu yüzden oluşturulm uştu. Y üzyıllar önce halkım kalan son birkaç

Terrisli Ferukemisti sakladı. Lord H ü kü m d ar’ın Terris halkına karşı olan seferleri

oldukça vahşileşiyordu; bu onun ürem e program larına başlamasından önceydi. 0

zamanlar bizler vekilharç ya da hizm etkâr değildik, skaa bile sayılmıyorduk. Biz

yok edilecek olan bir şeydik.

“Ama bir şeyler Lord H üküm dar’ın bizim soyum uzu tamamen kurutmasına

engel oldu. Neden olduğunu bilm iyorum , belki de soykırım ın fazlasıyla hafif bir

ceza olacağını düşünüyordu. H er neyse, iktidarının ilk iki yüzyılı sırasında bizi01

dinimizi başarılı bir şekilde yok etti. Sırdaşlar K urulu sonraki yüzyıl sırasında ku

ruldu, üyeleri kaybedilmiş olan şeyleri geri kazanm ak ve bunları gelecek için hatn

lamak konusunda kararlıydı.”

“Ferukemiyle mi?” ^

Sazed başını sallayarak parmaklarını sağ kolundaki kolluğun ü z e r in d e g cZ

*■’ I î |ı>f j | ı

“Bu bakırdan yapılmıştır; hatıra ve düşüncelerin depolanm asını sağlar, rı ^

daş bunun gibi bilgiyle doldurulm uş birkaç kolluk taşır; şarkılar, hikâyeler, u

tarihler ve diller. Sırdaşların pek çoğunun özel bir ilgi alanı vardır; benim^ ^

ama hepimiz bütün toplananları hatırlarız. E ğer tek birim iz Lord Hük'011

ölümüne kadar sağ k alab ilirse, o zaman dünyanın halkları kaybetmiş olduğu her
şeyi guri kazan ab ilecek ”

D urakladı, son ra kol yenini tekrar indirdi “ Eh, kaybedilmiş olan her şeyi değil.
Hâlâ bulam am ış o ld u ğ u m u z şeyler var."

“ Kendi d in in iz ,” d e d i V in sessizce. “Onu hiç bulamadınız, değil mi?"
Sazed başını sallad ı. "L o rd H üküm dar bu günlükte onu Miraç Kuyusuna yön­
lendiren şeyin bizim k âh in lerim iz olduğunu ima ediyor ama bu bile bizim için yeni
bir bilgi- Biz n ey e in an ıy o rd u k ? N e y e ya da kime tapınıyorduk? Bu Ternsli kâhinler
nereden g e ld ile r ve g e le c e ğ i nasıl tahmin edebiliyorlardı?”
“ Ben... üzgü n üm .”
"Biz aram aya d e v a m ed iy o ru z Hanımım. Eninde sonunda cevaplarımızı bula­
cağız, d iye d ü şü n ü y o ru m ben. Eğer bulamazsak bile, yine de insanoğlu için paha
biçilemez b ir h iz m eti y e rin e getirm iş olacağız. Başka halklar bize uysal ve köle
ruhlu d iyorlar am a biz d e onunla m ücadele ettik, kendi yöntemimizle."
Vin başıyla o n ay lad ı. “ P eki, başka neler depolayabiliyorsunuz? Güç ve hatıra­
lar. Başka bir şe y v ar m ı? ”
Sazed ona d ik d ik b aktı. "Şim d id en çok fazla şey söyledim, diye düşünüvorum
ben. Siz bizim y a p tığ ım ız şeyin tekniğini anladınız, eğer Lord Hükümdar metinde
bu şeylerden b a h se d e c e k olursa kafanız karışmayacak.”
“G ö rü ş ,” d ed i V in canlanarak. “ O yüzden beni kurtardıktan sonraki birkaç
hafta boyunca gö zlü k tak tın . Beni kurtardığın gece daha iyi görmen gerekmişti, o
yüzden de b ü tü n rez erv in i harcadın. Sonra da birkaç haftayı onu tekrar doldura­
bilmek için z a y ıf gö zlerle geçird in .”
Sazed y o ru m u n a b ir c e v a p verm edi. Kalemini tekrar aldı, belli ki tercümesine
geri d ön m eye n iy e tliy d i. "B aşk a bir şey var mıydı Hanımım?'
“Evet, aslını iste rse n v a r," dedi V in mendili kol yeninden çıkararak. 'Bunun ne
olduğu hakkında b ir fik rin var m ı?”
"G örünüşe göre bir m endile benziyor Hanımım.”
Vin h a fifçe e ğ le n e re k bir kaşını kaldırdı. “Aman ne komik. Sen Kelsier in etra­
fında çok fazla zam an geçirm işsin , Sazed .”
“ B iliy o ru m ,” d ed i S az ed sessiz bir iç çekişle. “O beni bozdu, diye düşünüyo­
rum ben. Y in e d e, soru nu zu anlam ış değilim. O mendille ilgili özel olan ne var?”
Beııını b ilm ek iste d iğ im şey de bu," dedi Vin. "Bunu hemen biraz önce bana
Dikiz v e rd i.”

Ab- O zam an tam am .”
Ne tam am ?” diye sordu Vin.
Asil to p lu m u için d e, H an ım ım , genç bir adamın ciddi bir şekilde kur yapmak
istediği bir le y d iy e verd iği h ed iye geleneksel olarak bir mendildir.
Vin d u raklayarak şok için d e m endile bakakaldı. Ne? O oğlan deli mi.
Onun yaşın d aki çoğu genç adam bir nebze delidir, diye düşünüvonım ben,
dedi Sazed g ü lü m se y e re k . “A n cak bu hiç de beklenmedik bir şey değil. Siz odaya
girdiğiniz zam an size nasıl gözlerini diktiğini hiç fark etmediniz mi.

“Ben onıın sadece bir tuhaf olduğunu d üşün m üştüm . I ) no düşünüyor d ^ ,. ,

O benden o kadar kindik ki. Ir

“Oğlan on beş yaşında Hanımım . Hu da onu sizden sadece bir yaş daha

»» 8enc
yapar.

“ İki, ben geçen hatta on yedim e gird im ," dedi V in .

“Yine de. o gerçekten de sizden o kadar küçük d e ğ il.”

Vin gözlerini deyirdi. "Om ın ilgisi için ayıracak zam anım yok."

“İnsan sizin sahip olduğunuz fırsatların kıym etin i bileceğinizi düşünürdü Ham-

mim. Herkes o kadar şanslı değil.”

Vin durdu. O hadım be salak. "Sazed , affed ersin . B e n ..."

Sazed bir elini salladı. "Bu benim asla özlem ini ç ek ecek kadar öğrenmiş oldu­

ğum bir şey değil Hanımım. Belki de ben şanslıyım dır, yeraltında geçen bir hayat

aile sahibi olmayı zorlaştırıyor. G e rç e k te n de, zavallı Ü stat Hammond aylardır

karısından uzakta.”

“Ham evli mi?"

“Elbette," dedi Sazed. “ İnanıyorum ki Ü sta t Y eden de öyle. Onlar ailelerini

yeraltı etkinliklerinden uzak tutarak koruyorlar am a bu uzun zaman dilimleri bo­

yunca onlardan ayrı kalmalarını g e rek tiriyo r.”

“Başka kim?” diye sordu V in. "B reeze? D o c k so n ?”

“Üstat Breeze aile sahibi olm ak için biraz fazla... kendine odaklı, diye düşünü­

yorum ben. Üstat Dockson duygusal hayatından bahsetm iş değil ancak ben onun

geçmişinde acılı bir şeyler olduğundan şüphe ed iyoru m . Bu sizin de tahmin edebi­

leceğiniz gibi bir plantasyon skaası için en d er bir du rum d eğ il.”

"Dockson plantasyondan m ı?” diye sordu V in şaşkınlık içinde.

“Elbette. Siz hiç arkadaşlarınızla konuşarak vakit geçirm iyor musunuz Hanı-

mim?

Arkadaşlarım. Benim arkadaşlarım var. Bu garip bir kavrayıştı.

“Her neyse, benim işime devam etm em g e re k ,” dedi Sazed. “ Böylesine say­

gısızca davrandığım için özür dilerim am a te rcü m ey i n ered eyse tam amladım -

“Elbette,” dedi Vin ayağa kalkarak elbisesini d ü zeltirk en . “Teşekkür ederim-

Dockson’ı misafir çalışma odasında buldu; sessizce bir kâğıda yazı yazıyordu, ma

sanın üstünde düzgün bir şekilde yerleştirilm iş bir b elgeler yığını vardı. Standart

bir asil takım elbisesi giymişti ve her zam an takım ın içinde diğerlerinin olduğun

dan daha rahatmış gibi görünüyordu. K elsier havalıydı, Breeze kusursuz ve mu­

ti ama Dockson... o kıyafetinin içinde tam am en doğal duruyordu. I

Vin içeri girerken başını kaldırdı. "V in ? A ffe d e rsin , sana haber göndermiş

mam gerekirdi. Her nedense senin dışarıda olduğunu varsaym ıştım . ^

“Bu günlerde çoğu zaman ö y le yim ," dedi V in kapıyı arkasından kapari

“Bugün evde kaldım, öğle yem ekleri boyunca leyd ilerin gevezelik etmesini ı

mek biraz sinir bozucu hâle gelebiliyor."

Tahmin edebilirim," dedi D ockson gü lü m seyerek. “ G e ç otur.'

Vin başıyla onaylayarak odanın içine doğru ilerledi. Burası sessiz bir yerdi; sıcak
renklerle ve koyu ahşaplarla dekore edilmişti. Dışarısı hâlâ nispeten aydınlıktı ama
Pockson şim diden akşam perdelerini çekmişti ve mum ışığında çalışıyordu.

“Kelsicr’den bir haber var m ı?” diye sordu Vin otururken.
"H ayır,” dedi D ockson elindeki belgeyi bir kenara bırakarak. "Ama bu beklen­
medik bir durum d eğ il. M ağaralarda uzun bir süre kalmayacaktı, o yüzden de geri­
ye bir haberci gönderm esi biraz saçma olurdu. Bir Allomanser olarak at sırtındaki
bir adamdan daha hızlı geri gelebilm esi bile mümkün. Her halükarda onun birkaç
gün geç kalacağını düşünüyorum . N e de olsa burada Kell’den bahsediyoruz."
Vin başıyla onayladı, sonra da bir an için sessizce oturdu. Dockson ile Kelsier
ve Sazed'le, hatta H am ve B reeze’le bile geçirdiği kadar fazla zaman geçirmiş de­
ğildi. Ama o nazik bir adam a benziyordu. Çok güvenilir ve çok akıllıydı. Diğerleri­
nin pek çoğu çeteye bir tü r Allom antik güç ile katkıda bulunuyor olsa da Dockson
sadece organize etm e becerisi yüzünden değerliydi.
Bir şeylerin, örneğin V in ’in tuvaletlerinin satın alınması gerektiği zaman bunun
yapıldığından em in olan D ockson'dı. Bir binanın kiralanması, bir malzemenin te­
darik edilmesi ya da bir ruhsatın alınması gerektiği zaman, bunun olmasını sağla­
yan Dockson'dı. O ön planda durm uş asillere rol yapıyor, sislenn içinde savaşıyor
ya da asker top lu yor değildi. Ancak o olmasa Vin bütün çetenin dağılıp gideceğin­
den şüphe ediyordu.
O iyi b ir a d a m , d ed i V in kendi kendisine. Eğer ona sorarsam alınmaz. “Dox,
bir plantasyonda yaşam ak nasıl bir şeydi?"
“Hım? Plantasyonda m ı?”
Vin başıyla onayladı. “ Sen bir plantasyonda büyüdün, değil mi1 Sen bir plan­
tasyon skaasısın?”
"Evet," dedi D ockson . “Y a da en azından öyleydim. Bu nasıl bir şeydi1 Nasıl
cevap vereceğim den em in değilim Vin. Bu zor bir hayattı ama skaalann büyük bir
kısmının hayatı zordur. Benim izin almadan plantasyondan ayrılmama, hatta ağıl
topluluğunun dışına çıkm am a bile müsaade edilmiyordu. Pek çok sokak skaasın-
dan daha düzenli olarak yem ek yerdik ama biz de herhangi bir fabrika işçisi kadar
aİ lr Çalıştırılırdık. Belki daha bile fazla.
"Plantasyonlar şehirlerden farklıdır. Oralarda her lord kendi kendisinin efendi­
sidir. Teknik olarak skaalann sahibi Lord Hükümdar ama asiller onları kiralıyor ve
istedikleri kadarım öldürm elerine de izin var. Her lord sadece ürünlerinin yetişti­
ğinden emin olm ak zo ru n d a.”
Bunun hakkında çok ... duygusuzm uş gibi görünüyorsun," dedi Vin.
Dockson om uz silkti. “ O radaki yaşantımın üstünden epey bir zaman geçti Vin.
® er>plantasyonun aşırı d ereced e travmatik olup olmadığından emin değilim. Bu
Sadece hayattı; daha iyi olan bir şeyi biliyor değildik. Hatta ben şimdi biliyorum ki
Ptantasyon lordları arasında, benim ki aslında nispeten hoşgörülüydü.
O zaman neden ayrıldın?”
Dockson durakladı. “ Bir o la y ,” dedi sesi neredeyse özlemle dolarak. Kanıt-

mın hir lordun istediği herhangi hır skaa kadınıyla yatabileceğim sövlediinn I ı
" 'l'Vor
musun.

Y'ın başını sallayarak onayladı. "Sad ece işi b itiıu e onu öldürmesi gerekiyor"

"Ya da kısa bir süre sonra," dedi D ockson. “ M elez bir çocuk doğuramayacağ
kadar çabuk hır şekilde."

“Lord senin sevdiğin bir katlını mı ald ı?”

Dockson başını salladı, "bunun hakkında p ek konuşm am . Konuşamadığımdan

değil de, bunun bir anlamı olm ayacağını düşündüğüm için. Ben bir sevdiğini bir

lordun tutkusu yüzünden, hatta bir lordun um ursam azlığı yüzünden kaybetmiş

olan tek skaa değilim. Hatta em inini ki aristokrasi tarafından sevdiği biri öldürül­

müş olmayan bir skaa bulmakta zorlanırsın. Bu sad ece... işler böyle yürüyor işte"
"Kimdi o?" diye sordu Vin.

“Plantasyondan bir kız. Dediğim gibi, benim hikâyem o kadar da orijinal değil

Hatırlıyorum da... onunla birlikte zam an geçirm ek için geceleri ağılların arasından

gizli gizli geçerdim. Bütün topluluk da bize yard ım eder, bizi ustabaşılardan sak­

lardı. Benim karanlık çöktükten sonra dışarıda olm am am gerekiyordu biliyorsun.

Ben ilk kez onun için sislerle yüzleştim ve her ne kadar pek çok kişi benim geceleri

dışan çıktığım için aptal olduğumu düşünse de, diğerleri batıl inançlarını aşarak

bana cesaret veriyordu. Sanırım aşkım ız onlara da ilham veriyordu; Kareien ve ben

herkese yaşamak için bir sebep olduğunu h atırlatıyo rduk.

“Lord Devinshae, Kareien’i aldığı ve ertesi sabah cesedi gömülmesi için geri

geldiği zaman skaa ağıllarında sanki... bir şey le r öldü. Ben de ertesi akşam ay-

nldım. Daha iyi bir hayat olup olm adığını bilm iyo rd u m ama artık kalamazdım;

Kareien'in ailesi oradayken, Lord D evinshae biz çalışırken izlerken olmazdı..."

Dockson başını sallayarak içini çekti. V in en sonunda yüzünde biraz duygu

görebildi. “Biliyor musun, bazen deniyor olm am ız bile beni hayrete düşürüyor,

dedi. “İnsan bize yapmış oldukları her şeyd en , ölü m ler, işkenceler, acılardan sonra

umut ve sevgi gibi şeylerden artık vazgeçm iş olacağım ızı düşünür. Ama vazgeçm i­

yoruz. Skaalar hâlâ âşık oluyor. H âlâ aile sahibi olm aya çalışıyorlar ve hâlâ müca­

dele ediyorlar. Yani, işte biz buradayız... K e li’in çılgın küçük savaşında m ü cad ele

ediyor, sonunda hepimizi sadece katled ecek olduğunu bildiğim iz bir tanrıya karşı

direniyoruz."

Vin sessizlik içinde oturm uş, D ockson 'ın ta r if etm iş olduğu şeylerin deh şetim

algılamaya çalışıyordu. “ Ben... senin lordunun diğerlerin d en daha iyi biri olduğum1

söylediğini sanmıştım.”

“Ha, öyleydi," dedi Dockson. "L o rd D evin sh ae nadiren skaalarını dövere 0

dürtür ve yaşlıları da sadece nüfus tam am ıyla ko n trold en çıktığı zamanlarda iıujj3

ettirirdi. Onun asiller arasında kusursuz bir ünü vardır. Büyük ihtimalle sen

onu baloların bazılarında görm üşsündür; son zam anlarda Lu thadel’de bulunu)°r

du, ekim mevsimleri arasında kışı burada g eçird i."

Vin ürperdiğini hissetti. "D ockson bu korkun ç! N asıl onun gibi bir cana'®

aralarına girmesine izin verebilirler?”

Dockson kaklarını çattı, sonra da hafifçe öne doğru eğilerek kollannı masanın
üstüne dayadı. "V in, onların hepsi ö y le .”

“Skaaların bazılarının dediği şeyin bu olduğunu biliyorum Dox,” dedi Vin.
"Ama balolardaki insanlar, onlar öyle değiller. Ben onlarla karşılaştım, dans ettim.
Dox, onların pek çoğu iyi insanlar. Ben onların hayatın skaalar için ne kadar kor­
kunç olduğunun farkında olduklarını düşünmüyorum.”

Dockson garip bir yüz ifadesiyle ona baktı. “ Ben senden bunları gerçekten de
duvuyor muyum V in ? N eden bizim onlara karşı savaştığımızı sanıyorsun? O in­
sanların, o insanların hepsinin, yapm aya muktedir olduğu şeylerin farkında değil

misin?”
“Zalimlik b e lk i,” dedi V in. “V e umursamazlık. Ama onlar canavar değiller,

hepsi birden değil. Senin eski plantasyon lordun gibi değil.”
Dockson başını salladı. “ Sen sadece yeteri kadar iyi göremiyorsun Vın. Bir lord

bir gece bir skaa kadına tecavüz edip öldürürken, ertesi gün de ahlakı ve erdemi
için övülebilir. O nlar için skaalar insan bile değil. Leydiler lordlan bir skaa kadınla
yattığı zaman bunu bir aldatılm a olarak bile görmüyor."

“Ben...” Kararsızlaşan V in ’in sesi kesildi. Bu asil kültürünün yüzleşmek isteme­
diği bir parçasıydı. D ayakları belki de affedebilirdi ama bu...

Dockson başını iki yana salladı. “ Onların seni aldatmalarına izin veriyorsun
Vin. Bunun gibi şeyler şehirlerde genelevler yüzünden daha az gözle görülüyor
ama cinayetler yine de oluyor. Bazı genelevler çok fakir ancak asil doğumlu kadın­
ları kullanıyor. A ncak bü yü k çoğunluğu sadece Sorguculan yatıştırmak için düzen­
li olarak skaa orospularını ö ld ü rü yo r.”

Vin kendini biraz z a y ıf hissetti. “ Ben... genelevleri biliyorum Dox. .Ağabeyim
her zaman beni onlardan birine satm akla tehdit ederdi. Ama sadece genelevlerin
var olması, bütün erkeklerin onlara gittiği anlamına gelmiyor. Skaa genelevlerini
ziyaret etmeyen bir sürü işçi v a r.”

“Asiller farklılar V in ,” dedi D ockson katı bir şekilde. “Onlar berbat yaratıklar.
Neden ben K elsier onları öldürdüğü zaman şikâyet etmiyorum sanıyorsun? Neden
onunla birlikte onların hü küm etini devirm ek için çalışıyorum sanıyorsun? O dans
ettiğin yakışıklı oğlanlara kısa bir süre sonra öldürüleceklerini bile bile ne kadar
s>k skaa kadınlarla yattıklarını sorm alısın. Şu ya da bu şekilde, onlann hepsi bunu
yapmıştır.”

Vin başını öne eğdi. “ O n lar affedilem ezler V in ,” dedi Dockson. Konu hakkında
Kelsier kadar tutkuluym uş gibi görünm üyordu, o sadece... kabullenmiş gibi du-
^yordu. “Ben K e ll’in onlann hepsi birden ölmeden mutlu olacağını düşünmüvo-
mm. Ben o kadar da ileri gitm em iz gerekeceğinden, hatta gidebileceğimizden bile
Şüphe ediyorum am a kişisel olarak, onların topluınunun çöktüğünü gördüğümde
küytik mutluluk d u yacağ ım .”

Vin sessizce oturu yordu. O n lu n u hepsi birden öyle olamaz, diye düşündü. On*
r 0 kadar giizel, o k a d a r sa y g ıd eğ e r ki. E leııd hiçbir zaman bir skaa kadını alıp
° ‘dürmedi... değil m i?

Her gece sadece birkaç saat uyuyorum. Yolum uza devam etmek zorundayız,
her giin gidebildiğimiz kadar uzun mesafeler gitmeliyiz am a en sonunda yattığım
zaman uykuyu yakalamakta zorlanıyorum. Gün boyunca yakam ı bırakmayan
aynı düşünceler gecenin sessizliğinde sadece daha da şiddetleniyor.

Ve hepsinin ötesinde, yukarılardan gelen gündeme seslerini duyuyorum, dağ­
lardan gelen titreşimleri. Her vuruşuyla beni daha da yakınına çekiyor.

23

' D İ Y O R L A R K İ G E F F E N R Y k a rd e ş le rin ö lü m ü L o rd Entrone'uncina­
yetine karşılık olarak yapılm ış bir m is ille m e y m iş ,” d e d i L e y d i K liss sessizce. Vin’in
grubunun arkasında m üzisyenler sahnenin ü s tü n d e ç a lıy o r d u am a saat geç olmaya
başlamıştı ve dans eden az kişi vardı.

Leydi Kliss’in çevresinde top lan m ış olan p a r t ic ile r b u h a b ere kaşlarını çattı.
Vin ile küçük bir evin vârisi olan eşlik çisi M ile n D a v e n p le u adlı genç bir adamda
dâhil olmak üzere altı kişiydiler.

“Hadi ama K liss,” dedi M ilen. “ G e f f e n r y v e T e k ie l e v le r i m ü ttefik . Tekiel ne­
den iki G effenry asiline suikast d ü z e n le sin ?”

"Gerçekten de neden?" dedi K liss k o c a m a n sa rışın to p u z u hafifçe sallanarak
entrikacı bir şekilde öne doğru e ğ ilirk e n . K liss h iç b ir z a m a n a şın bir moda anlayışı
sergilememişti. Ancak m ükem m el b ir d e d ik o d u k a y n a ğ ıy d ı.

“Lord Entrone’un Tekiel bah çelerin de ölü o lara k b u lu n d u ğ u zamanı hatırlıyor
musunuz?” diye sordu Kliss. “Tekiel E v i’nin d ü şm a n la n n d a n birinin onu öldümıuŞ
olduğu belli gibi görünüyordu. A m a G e f f e n r y E vi b ir sü re d ir ittifak kurmak içın
Tekiel’e ricada bulunuyormuş ve görünüşe gö re ev in iç in d e k i b ir hizip, eğer Tekiel len
tutuşturacak bir şeyler olursa m ü tte fik aram aya d a h a m e y illi olacaklarını düşünmüş

"G eftenry’nin kasıtlı olarak b ir T e k iel m ü t te fik in i ö ld ü rd ü ğ ü n ü mü söylüyor
sun? diye sordu Kliss'in eşlikçisi olan R e n e . D ü ş ü n c e li b ir şekild e geniş aln
kınştırdı.

Kliss, Rene’nin kolunu okşadı. "Sen fazla endişe etme canım,” diye öneride
bulundu, sonra da hevesli bir şekilde konuşmaya geri döndü. “Görmüyor musu­
nuz? Lord Entrone'u gizlice öldürerek, Geffenry ihtiyacı olan ittifakı efde etmeyi
umuyordu. Bu da onlara doğu ovalarından geçen o Tekıel kanal yollarına erişim
s a ğ la y a c a k tı.

"Ama geri tepti," dedi Milen düşünceli bir şekilde. “Tekiel numarayı keşfetti
ve Ardous ile Callins’i öldürdü.”

“Geçen baloda bir iki sefer Ardous’la dans etmiştim," dedi Vin. Şimdi ise o
oldu, cesedi ise b ir skaa kenar mahallesinin kıyısındaki ara sokaklarda terk edildi.

“Öyle mi?” diye sordu Milen. “ İyi miydi?”
Vin omuz silkti. “ Fazla değil.” Sorabileceğin tek şey bu mu Milen? Bir adam
öldü ve sen sadece benim ondan senden daha fazla hoşlanıp hoşlanmadığımı mı
bilmek istiyorsun?
“Eh, şimdi de solucanlarla dans ediyor,” dedi gruptaki son erkek olan Tvden.
Milen ona acıdığından hafifçe güldü ki, bu onun hak ettiğinden daha fazlasıydı.
Tyden’in mizah çabaları genellikle beklediği rağbeti görmüyordu. Dans salonunda­
ki asillerden çok, C am on ’un çetesindeki serserilerin arasında rahat edecek türden
biri gibi görünüyordu.
Elbette D ox içten içe hepsinin öyle olduğunu söylüyor.
Vin'in Dockson’la olan konuşması hâlâ akimdaydı. Neredeyse ölecek olduğu o
ilk gecesinde, asillerin balolarına gelm eye başladığı ilk seferde her şeyin ne kadar
da sahte göründüğünü düşünmüştü. O ilk izlenimini nasıl unutmuştu? Nasıl olmuş
da aldatılmış, onların ihtişamı ve zarafetine hayran olur hâle gelmişti?
Şimdi beline dolanan her asil kolu onun büzülmek istemesine neden oluyordu,
sanki kalplerinin içindeki çürümüşlüğü hissedebiliyor gibiydi. Milen kaç tane skaa
öldürmüştü? Peki ya Tyden? O gecesini orospularla geçirmekten hoşlanacak bir
tipe benziyordu.
Ama Vin yine de rolünü oynuyordu. En sonunda bu gece her nedense kendisini
parlak renkleri ve sık sık daha da parlak gülümsemeleri olan diğer kadınlardan ayrı
tutma ihtiyacı hissederek siyah tuvaleti giymişti. Ancak başkalanmn varlığından
Açınması mümkün değildi; V in en sonunda çetesinin ihtiyacı olan güvenilirliği
kazanmaya başlamıştı. Kelsier, Tekiel Evi için olan planının işlemekte olduğunu
°ğrendiği için mutlu olacaktı ve V in ’in keşfetmeyi başardığı tek şey bu da değildi.
Çetenin çalışmaları için hayati önem taşıyacak düzinelerce utak tefek dedikodu
duymaktaydı.
Bu dedikodulardan bir tanesi Venture Eri hakkındaydı. Aile uzun süreli bir ev
savaşı olacağını düşündüğü bir şey için hazırlık yapmaktaydı; bunun bir kanıtı da
üend’ın bir zamanlar katıldığından çok daha az sayıda partiye katılıyor olmasıydı.
Yin in umurunda olduğundan değildi. Geldiği zamanlarda ise genellikle Vin‘den
Açmıyordu ve Vin de zaten gerçekten onunla konuşmayı istemiyordu. Dockson'ın
ulattığı hatıralar ona E len d ’a karşı medeni davranmaya devam etmekte zorluk ya-
5ayabileceğini düşündürüyordu.

“Milen?" diye sordu l-ord Kene. "I l.îlü v.ırııı k u m k a ln ık oyu n u n d a hıZe katl|
mavi planlıyor musun!’ ”

"Elbette Rene,” dedi Milen.
"Geçen seter de övle söz verm em iş m iyd in ?" d iy e so rd u T y d e n .
"Orada olacağım," dedi M ilen. " G e ç e n s e fe r b ir ş e y ç ık tı.
“Ve tekrar çıkmayacak m ı?" d iye so rd u T y d e n . “ D ö r d ü n c ü b ir adamımız olma­
dan oynayamayacağımızı sen de biliyo rsu n . E ğ e r sen g e lm e y e c e k s e n başka birine
sorabiliriz..."
Milen içini çekti, sonra da elini k a ld ıra rak y an ta r a fa d o ğ ru hızlı bir hareket
vaptı. Hareketi konuşmayı sadece y arım k u la k la d in le y e n V i n ’in dikkatini çekti.
Yan tarafa doğru baktı ve gruba y a k laşm ak ta o lan b ir o b lig a tö r olduğunu görünce
neredeyse şaşkınlık içinde sıçrayacaktı.
Şu ana kadar balolarda o b ligatö rlerd en k a ç ın m a y ı b a şarab ilm işti. Birkaç av
önce bir yüksek prelanla olan son k a rşılaşm a sı v e b u n e d e n le b ir Sorgucunun dik­
katini çekmesinden beri, bir obligatöriin y a n ın d a n g e ç m e y e b ile çekinir olmuştu.
Obligatör yaklaştı, biraz ürp ertici b ir ş e k ild e g ü lü m s ü y o rd u . B elki elleri gri kol
yenlerinin içinde gizlenmiş olarak ö n ü n d e b ir le ş tird iğ i k o lla rı vüzündendi. Bel­
ki gözlerinin etrafındaki yaşlanan d erisi y ü z ü n d e n k ırış m ış dövm elerden. Ya da
belki gözleri sanki kılığının ötesini g ö re b iliy o rm u ş gib i V i n ’e doğru yönelen bakışı
vüzündendi. Bu sadece bir asil d eğil, b ir o b lig a tö rd ü : L o rd H ü kü m d ar’m gözü,
O'nun kanunlarının uygulayıcısıydı.
Obligatör grubun yanında d u rd u. D ö v m e le r i o n u n N e z a r e t ’in ana bürokratik
kolu olan İman Kantonu nun bir ü y e si o ld u ğ u n a iş a re t e d iy o r d u . Pürüzsüz bir sesle
konuşarak grubu gözleriyle inceledi. “ E v e t? ”
Milen birkaç sikke çıkardı. “Y arın bu ik is iy le k u r u k a b u k için buluşacağıma dair
söz veriyorum," dedi sikkeleri yaşlı o b lig a tö re v e r ir k e n .
Bu bir obligatörü çağırm ak için son d e r e c e sa ç m a b ir s e b e b e benziyordu ya da
en azından Vin öyle düşünm üştü. A m a o b lig a tö r n e g ü ld ü n e d e taleplerinin uçan-
lığına işaret etti. Sadece gülüm sedi ve h e rh an g i b ir h ırsız k a d a r ustalıklı bir şekilde
sikkeleri kaptı. “Ben de buna şah itlik e d iy o r u m L o rd M ile n ,” d ed i.
“Tatmin oldunuz m u?” d iye sordu M ile n d iğ e r ik is in e .
Başlarını sallayarak onayladılar.
Obligatör V in ’e ikinci bir bakış a tm ad a n d ö n d ü v e y a v a ş y a v a ş yürüyerek uzak
laştı. Vin onun ayaklarını sü rü ye rek u z ak laşa n ş e k lin i iz le rk e n sessizce nefesini
bıraktı.
Aristokrasi içinde olup biten her şeyi biliyor olmalılar, d iy e düşündü. U (
asiller bu kadar basit bir şeye şahitlik etmeleri için onlan çağırıyorsa■■■ nezare
hakkında bir şeyler öğrendikçe, L o rd H ü k ü m d a r ’m o n la rı organ ize ederken
kadar akıllıca davranmış olduğunu fa rk e d iy o r d u . H e r tic a ri sözleşm eye
ediyorlardı; Dockson ve R en o u x n e re d e y s e h e r gü n o b lig a tö rle rle uğraŞ1112^
runda kalıyordu. Sadece onlar e v lilik le re , b o ş a n m a la ra , to p r a k alımlanna >a
unvanların miras bırakılmasına on ay v e re b ilird i. E ğ e r b ir o la y a şahitlik etm>5

bir obligatör yo k sa bu o la y o lm am ıştı ve eğer bir belgenin üzerinde bir obligatörün
mührü yoksa hiç yazılm asa da olurdu .

Sohbet başka ko n u lara d ö n erk en V in başını salladı. Uzun bir gece olmuştu ve
aklı da F e llise ’e geri d ö n erk en yolda yazması gerekecek olduğu bilgilerle doluydu.

“A ffed ersin iz L o rd M ile n , dedi bir elini Milen in kolunun üstüne koyarak,
gerçi ona d o k u n m ak V in in h a fifç e titrem esine neden olmuştu. “Sanırım benim
çekilmemin zam anı g e ld i.”

“ Sana arabana k a d ar e şlik e d e y im ,” diye cevap verdi.
"Buna gerek o lm a y a c a k ,” d ed i V in tatlılıkla. “Biraz hava almak istiyorum ön­
celikle ve sonra da z a te n T errislim i beklem em gerekecek. Ben gidip masamızda
oturacağım.”
“Pekâlâ,” ded i M ilen saygılı bir şekilde başıyla veda ederek.
“İlle gid ecek sen git V a le t t e ,” ded i Kliss. “Ama o zaman Nezaret hakkındaki
haberlerimi ö ğ ren em ey ecek sin ...”
Vin durakladı. “ N e haberi?”
Kliss’in gözleri ışıld a d ı v e kayb olm akta olan obligatöre doğru bir göz attı. “Sor-
gucular sin ekler gib i v ız ıld ıy o r. S on birkaç ay boyunca her zaman yaptıklarından
iki kat daha fazla sk aa h ırsız ç etesin i vurdular. İdam etmek için esir bile almıyor,
hepsini öld ü rü p b ıra k ıy o rla rm ış .”
“ Sen bunu n e re d e n b iliy o rsu n ?” d iye sordu Milen şüpheci bir şekilde. Ne ka­
dar da dik sırtlı v e asa le t sah ibi görünüyord u. G erçekte ne mal olduğunu hiç belli
etmiyordu.
“Benim d e k a y n a k la rım v a r ,” d ed i Kliss gülümseyerek. “Var va, Sorgucular
daha bugün b ir d iğ e r g ru p d ah a bu lm u ş. Buradan fazla uzakta olmayan bir yerde
yuvalanmışlar."
Vin bir ü rp e rti h isse tti. C lu b s ’ın dükkânından o kadar da uzak değillerdi...
Hayır, o n la r o la m a z . D o c k s o n v e d iğ e rle ri fa zla sıyla akıllı. Kelsier şehirde yokken
bile güvende o la c a k la r d ır .
“Lanet h ırsız la r,” d iy e hırlad ı T y d e n . “ Pis skaalar hadlerini bilmiyor. Onlara
kendi ceb im izden v e rd iğ im iz y e m e k ve giysiler yeteri kadar soygun değil mi?”
“Yaratıkların h ırsız o lara k sağ kalabilm eleri bile hayret verici," dedi Tvden’in
genç karısı C a r le e h e r zam an k i m ırıltılı sesiyle. “ N e türden bir beceriksizin skaala-
fa kendini so y d u ra b ile c e ğ in i hayal bile edem iyorum ."
Tyden kızardı v e V in m era k la gözlerini ona dikti. Carlee kocasına laf sokmak dı-
Şinda nadiren ağzını a ç a rd ı. O n u d a so ym u şlar demek ki. Belki de dolandırılmıştır?
Daha sonra in c e le m e k ü z ere bu bilgiyi de bir kenara koyan Vin gitmek için
döndü ve bu h a re k e ti o n u gru b a yen i gelm iş olan birisiyle yüz yüze getirdi: Shan
Elariel.

Elend’in esk i n işan lısı h e r zam an olduğu gibi kusursuzdu. Uzun kumral saçla-
r,nm n ered eyse ışıltılı b ir p arlaklığı vardı ve güzel vücudu ise Vin e sadece kendi­
sinin ne kadar cılız o ld u ğ u n u h atırlatıyordu. Kendine güveni tam olan birini bile
güvensiz h isse ttire b ile c e k b ir şek ild e kendini beğenmiş olan Shan, Vin in de fark

etmeve başladığı gibi, tam olarak aristokrasinin bıivük bir kısmının mükemmel
kadın olduğunu düşündüğü şeydi.

Vın in grubundaki erkekler saygılı bir şekilde başlarıyla selam verdi ve kadınla
da bu kadar önemli birinin konuşmalarına katılmış olmasından onur duyarak re
verans vaptı. Vin kaymaya yatışarak etralm a bakındı ama Shan burnunun dibind
duruyordu.

Shan gülümsedi. “Ah, Lord Milen, bu akşam asıl randevunuz olan leydinin

hastalanmış olması ne yazık,” dedi V in ’in eşlikçisine. “Görünüşe göre çokazse

çeneğiniz kalmış.”
Mılen kızardı, Shan’ın yorumu ustalıklı bir şekilde onu zor bir duruma sok­

muştu. Vın'i savunarak çok güçlü bir kadının öfkesini mi çekecekti? Yoksa Shan’a
katılarak kendi eşlikçisine mi hakaret edecekti?

Korkağın yolunu seçti; yorumu duym azdan geldi. "Leydi Shan, sizin bize ka­
tılmanız bir onur.”

"Öyle,” dedi Shan rahat bir şekilde, V in ’in rahatsızlığını izlerken gözlerizevkle

ışıldıyordu.
Lanet kadın, diye düşündü Vin. G örü n üşe göre Sh an ’ın ne zaman canı sıkılsa,

spor olarak Vin'i bulup utandırıyordu.
“Ancak korkarım ki muhabbet etm ek için g elm ed im ,” dedi Shan. “Her ne ka­

dar nahoş olsa da, Renoux çocuğu ile işim var. Bize izin verir misiniz?"
“Elbette leydim," dedi Milen geri çekilerek. “ Leydi V alette, bu akşam bana

eşlik ettiğiniz için size teşekkür ediyorum .”
Vin sürü tarafından terk edilm ekte olan yaralı bir hayvan gibi hissederek ona

ve diğerlerine başıyla veda etti. Bu akşam gerçekten de Shan'la muhatap olmak
istemiyordu.

“Leydi Shan,” dedi Vin yalnız kaldıkları zaman. “ Sanırım sizin benim üzerim­
deki ilginiz yersiz. Son zamanlarda E len d’la gerçekten de fazla zaman geçirmiyo­
rum.”

“Biliyorum,” dedi Shan. “ Görünüşe göre senin becerikliliğini fazla abartmışım
çocuk. İnsan bir kere kendinden o kadar daha önem li olan bir adamın lütfunu
kazandıktan sonra, bu kadar kolayca elinden kayıp gitm esine izin vermezsin diye
düşünürdü.”

Kıskançlık duyması gerekmez mi, diye düşündü V in , Shan’ın Allomansi sının
duygulan üstündeki kaçınılmaz dokunuşunu hissedip bir yandan sinme arzusunu
bastınrken. Onun yerini aldığım için benden nefret etm esi gerekmez mi-

Ama asillerin tarzı bu değildi. Vin hiçbir şey değildi, anlık bir eğlenceydi- Sh^
Elend’m sevgisini tekrar kazanmakla ilgileniyor değildi; o sadece kendisini küy

düşürmüş olan adama karşılık vermenin bir yolunu arıyordu.
“Akıllı bir kız olsa kendisini sahip olduğu tek avantajı kullanabileceği bir ^

numa getirmiş olurdu," dedi Shan. “ Eğer herhangi bir başka önemli 3S^'n ,'^
dikkat göstereceğini düşünüyorsan, o zaman çok yanılıyorsun. Elend sosyetC^ 3.
etmeyi sever ve bu yüzden de doğal olarak bunu bulabildiği en basit ve ahrm

dınhı y ap m ay ı se ç t'- Hu fırsa tı d ik e rle rid ir, yakın zamanlarda eline başka bir tane
geçm eyecek.”

V in, A llo m a n si v e h a k a r e tle r e karşı dişini sıktı; Shan ınsanlan etmeyi uygun
gördüğü h er h a k a re tin k a rşısın d a bo yu n eğm eye zorlamayı belli ki bir sanata çe­
virmişti

“ Ş im d i,” d e d i S h a n . " B e n sen d en E le n d ’ın sahip olduğu bazı metinler hakkında
bilgi g e tirm en i is tiy o r u m . S e n in okum an va r, değil mi?”

Vin tersçe başıyla onayladı.
“ İy i,” d e d i S h a n . “ T ek y a p m a n gereken kitaplarının başlıklarını ezberlemen;
kapaklarının d ışın a b a k m a , o n lar y an ıltıcı olabilir. İlk birkaç sayfalannı oku, sonra
da bana b ild ir .”
“ Peki ya b en b u n u n y e r in e E le n d ’a sizin ne planladığınızı söyleyecek olursam?”
Shan k a h k a h a a ttı. “ C a n ım , sen benim ne planladığımı bilmiyorsun. Dahası,
sosyetenin iç in d e b ira z g e liş m e k a y d e d iy o r gibi görünüyorsun. Muhakkak ki bam
ihanet e tm e n in h a ya l b ile e t m e y i istem eyeceğin bir şey olduğunun farkındasmdır.”
Bununla b ir lik te S h a n y ü r ü y e r e k uzaklaştı ve anında etraftaki aristokrasinin
içinden bir g ru p d a lk a v u k e tra fın a toplan ıverdi. Shan’m Teskini zayıfladı ve Vin
hüsran v e ö fk e s in in y ü k s e ld iğ in i h issetti. Bir zamanlar olsa, egosu zaten Shan‘in
hakaretleri y ü z ü n d e n ra h a tsız o lam ayacak kadar fazla ezilmiş olduğu için sadece
hızla u zak laşırd ı. A m a b u g e c e karşılık verm enin bir yolunu bulmayı arzuladığım
fark etti.
S a k in ol. B u i y i b i r ş e y . B ü y ü k E v le r 'in p la n la rın d a b ir piyon oldun, düşük se­
viyeli a s ille r in ço ğ u b ü y ü k o la s tlık la b ö ylesin e b ir fırsatı ancak rüyalarında görür.
İçini ç e k e r e k M ile n ile p a y la şm ış oldukları ama şimdi boş olan masaya doğru
gitti. Bu ak şa m k i b a lo o la ğ a n ü stü H astin g K alesin d e verilmekteydi. Uzun ve daire
şeklindeki m e rk e z i k a le n in e tra fın d a altı tane yan kule vardı; her biri ana bina­
dan kısa bir m e s a fe u zağ a y a p ılm ıştı ve duvarlarının üstündeki yürüyüş yollanvla
merkeze b a ğ la n ıy o rla rd ı. K u le le rin yed isi de vitraylı camdan yapılmış, kavisli ve
kıvrımlı d e se n le rle sü sle n m işti.
Balo salon u g e n iş m e r k e z ku len in tepesindevdi. Neyse ki skaa gücüyle çekilen
bir m akaralı p la tfo r m d ü z e n e ğ i say esin d e asillerin en tepeye kadar tırmanmasına
gerek k a lm ıy o rd u . B a lo salo n u ise V in ’iıı ziyaret etmiş olduğu bazı diğer salonlar
kadar m u h te şe m d e ğ ild i; s a d e c e tonozlu tavanları ve etrafını çevreleyen renkli
camları olan k a rem si b ir o d a yd ı.
İn sa n ın b u k a d a r k o la y c a b ık a b iliy o r olm ası komik, diye düşündü Vin. Belki
de asiller bu y ü z d e n b ö y le s in e k o rk u n ç şeyler yapabiliyordun O kadar uzun za­
mandır ö ld ü rü y o rla r ki artık bu onları rahatsız etmiyor.
Bir h iz m etk ârd a n g id ip S a z e d ’i çağırm asını istedi, sonra da ayaklarını dinlen­
dirmek için o tu r d u . K e ş k e K e ls ie t a ce le e d ip d e geri gebe, diye düşündü. O etrafta
değilken ç e te , V in d e d â h il, d ah a az m otivasyona sahipmiş gibi görünüyordu. Ça­
k m a y ı is te m iy o r o ld u ğ u n d a n d e ğ ild i; sadece K elsier’in iyimserliği ve hazırcevap­
l ı onu hareket h âlin de tutm aya yardım ediyordu.

Vın boş boş etrafına bakındı ve gözleri sadece kısa bir mesafe ileride bir grup
genç asille muhabbet etmekte olan Elend V en tu ıe'm n görüntüsüne takıldı. [)ona.
kaldı. Bir parçası, Vin olan parça, hızla kaçarak saklanm ayı istedi. Tuvaletiyle fi]an
bile masanın altına sığardı.

Ancak garip bir şekilde V alette taraf ının daha güçlü olduğunu gördü. Onunla
konuşmam gerek, diye düşündü. Shan yü zü n den değil, gerçeği öğrenmek zorunda
olduğum için. Dockson abartıyordu. A b a r tıy o r olm ası gerek.

Ne zaman bu kadar vüzleşmeci bir hâle gelm işti? V in daha ayağa kalkarken

kendi kararlılığına hayret etmişti. Yürürken siyah tuvaletini kısaca kontrol ederek

balo odasını geçti. Elend’ın yanındakilerden bir tanesi onun omzunu dürterek ba­
şıyla Vin e doğru işaret etti. Elend döndü ve diğer iki adam çekildi.

“Ah, Valette," dedi Vin onun önünde dururken. “G e ç geldim. Senin burada
olduğunu bilmiyordum bile.”

Yalana. Tabii ki biliyordun. Valette, H a stiııg B a lo su 'n u kaçırmazdı. Konuyu
nasıl açacaktı? Nasıl soracaktı? “ Benim le karşılaşm aktan kaçınıyorsun," dedi.

“Şimdi ben olsam öyle demezdim. Ben sadece m eşguldüm . Ev meseleleri, bi­
lirsin. Dahası ben seni kaba olduğuma dair uyarm ıştım v e ...” sesi azalarak kesildi.
"Valette? Her şey yolunda mı?”

Vin hafifçe burnunu çekm ekte olduğunu fark etti ve yanağının üstündeki
gözyaşını hissetti. Salak, diye düşündü Y o rla te k ’in m endiliyle gözlerini silerken.
Makyajını berbat edeceksin1

“Valette, sen titriyorsun!” dedi Elend endişe içinde. “ G e l, hadi balkona çıkıp
seninle biraz temiz hava alalım.”

Vin onun kendisini müziğin ve konuşan insanların seslerinden uzaklaştırmasına
izin verdi ve sessiz, karanlık gecenin içine çıktılar. M erkezi Hasting kulesinin te­
pesindeki pek çoğundan birisi olan bu balkon boştu. Parmaklığın bir parçası olarak
yerleştirilmiş tek bir taş fener vardı ve zevkli bir şekilde köşelere bitkiler yerleş­
tirilmişti.

Her zamanki gibi her yere hâkim olan sis havada sürükleniyordu; gerçi balkon
sislerin hissedilemeyeceği kadar kalenin sıcaklığına yakındı. Elend sise hiç dikkat
etmiyordu. O da çoğu asil gibi sis korkusunun aptalca bir skaa batıl inancı olduğu­
nu kabul ediyordu. Bu V in ’in düşüncesine göre de haksız sayılmazdı.

“Şimdi, nedir bu?” diye sordu Elend. “ Seni görm ezden geliyor olduğumu itiraf
edeceğim. Üzgünüm. Sen bunu hak etm iyordun. Ben sadece... şey... sen o kadar
iyi uyum sağlıyormuş gibi görünüyordun ki benim gibi bir baş belasının etrafında
dolaşıp da sana...”

“Hiç bir skaa kadınla yattın mı?” diye sordu V in.
Elend durakladı, afallamıştı. “ Bunların hepsi b u yüzden mi? Bunu sana ki
söyledi?’
"Yattın mı?” diye hesap sordu Vin.
Elend durdu.
Hükümdar adına. Doğruymuş.

"Otur," dedi Elend ona bir sandalye getirerek.
"Doğru, değil m i?” dedi V in oturarak. “ Sen de yaptın. O haklıymış, siz hepiniz
canavarsınız.”
“Ben...” Bir elini V in ’in koluna koydu ama Vin kolunu çekti ve bir gözyaşı dam­
lasının yüzünden aşağı d ü şerek tuvaletini lekelediğini hissetti. Gözlerini silmek
için uzandı ve m endili indirdiğinde makyajla boyanmıştı.
“Ben on üç yaşındayken o ld u ,” dedi Elend sessizce. “Babam 'bir erkek’ olma­
mın zamanının geldiğini düşünm üştü. Daha sonra kızı öldüreceklerini bilmiyor­
dum bile V alette. G e rç e k te n bilm iyordum ."
“Ya sonra?” diye hesap sordu V in sinirle. "Sen kaç kızı öldürdün Elend Ven-
ture?")n
“Hiçi Bir daha asla V alette. Birinci sefer ne olduğunu öğrendikten sonra ol­

mazdı.”
"Sana inanmamı mı bekliyorsun?”
“Bilm iyorum ,” dedi Elend. “ Bak, sosyete kadınlan arasında bütün erkekleri

hayvan diye dam galam anın m oda olduğunu biliyorum ama sen bana inanmak zo­
rundasın. Biz hepim iz öyle değiliz.”

“Bana öyle olduğunuz söylen d i,” dedi Vin.
“Kim tarafından? Taşra asilleri mi? Valette, onlar bizi tanımıyor. Onlar bizi kıska­
nıyor çünkü kanal sistem lerinin büyük kısmını biz kontrol ediyoruz ve kıskanmakta
da haklı olabilirler. A ncak onların kıskançlığı bizleri korkunç insanlar yapmaz."
“Ne kadarı?” diye sordu V in . “ Kaç tane asil böyle şeyler yapıyor?"
“Belki üçte b iri,” dedi Elend. “ Emin değilim. Onlar benim zamanımı birlikte
geçirdiğim tipler d eğ il.”
Vin ona inanmak istiyordu ve bu arzusunun onu daha da şüpheci yapması ge­
rekirdi. Am a o gözlere, her zam an o kadar samimi bulmuş olduğu o gözlere bakar­
ken kendisini ikna olm uş buldu. Hatırlayabildiği kadarıyla hayatı boyunca ilk deta
Reen’in fısıltılarım tam am ıyla bir kenara itti ve sadece inandı.
“Üçte biri,” diye fısıldadı. A m m a da çok. Ama bu hepsi olmasından daha iyi.
Gözlerini silm ek üzere tekrar uzandı ve Elend mendiline gözlerini dikti.
“Onu sana kim v erd i?” d iye sordu m erak içinde.
“Bir talip,” dedi V in.
“Sana benim hakkım da böyle şeyleri anlatan da o mu?"
"Hayır, o başka b iriy d i,” dedi Vin. "O ... dedi ki tüm asiller ya da daha doğrusu
tüm Luthadel asilleri, korkunç insanlar. Dedi ki aristokrasi kadınlan erkekler skaa
Orospularla yattığı zaman bunu aldatılma bile kabul etmiyomuış."
Elend burun kıvırdı. "O zaman senin muhbirin kadınları pek ıvi tanımıyormuş.
Bana kocası ister skaa, ister asil, başka bir kadınla gönül eğlendirdiği zaman rahat-
s,z olmayacak tek bir leydi göstersin .”
Vin derin bir nefes alarak kendini sakinleştirirken başını salladı. Kendim rezil
olmuş gibi hissediyordu am a... aynca huzurluydu da. Elend sandalyesinin yanında
^Ç ökm üştü; belli ki hâlâ endişeliydi.

"O tıman bahan o üçte birin içinde mi?" diye sunin.

Elemi solgun ışıkta başını eğerek k ıtırd ı. “ O her türlü metresi seviyor; skaa

asil, onun için fark etme/.. Ben hâlâ o geceyi düşünüyorum Valette. Keşke... bil-

iniyorum. "

“Bu senin suçun değildi Elend," dedi Vin. “ Sen sadece babasının ona söylediği-

ni yapan on üç yaşında bir oğlandın.”

Elend başını çevirdi ama Vin gözlerindeki öfke ve utancı zaten görmüştü. “Bi­
nlerinin böyle şeylerin olmasına engel olması g e rek ,” dedi sessizce ve sesindeki

yoğunluk Vin’i etkiledi.

Bu umurundu olan bir adam , diye düşündü. K e lsie r gibi b ir adam ya da Dock-

son gibi, iyi bir adanı. N eden bunu onlar d a gö rm ü yo r?

En sonunda Elend içini çekerek ayağa kalktı ve kendisine de bir sandalye çekti.

Oturarak dirseklerini parmaklığa dayadı ve elini dağınık saçlarının içinden geçirdi.

“Eh," diye belirtti. “Büyük ihtimalle benim bir baloda ağlattığım ilk leydi sen de-

ğilsindir ama samimi olarak um ursayıp da ağlattığım ilk leydi sensirt. Centilmenlik

yeteneklerim yepyeni derinliklere indi.”

Vin gülümsedi. “Senin yüzünden d eğ il,” dedi arkasına yaslanarak. “Bu sadece...

son birkaç ay çok yorucu oldu. Böyle şeyleri de öğrendiğim zaman artık kaldıra-

madım.”

“Luthadel’deki çürümüşlükle ilgilenilmesi gerekli,” dedi Elend. “Lord Hü­

kümdar bunu görmüyor bile, görmeyi istem iyor.”

Vin başıyla onayladı, sonra da E len d’a dik dik baktı. “ Hem sen neden son za­

manlarda benden kaçıyorsun?”

Elend tekrar kızardı. “Ben senin sadece seni meşgul edecek kadar çok yeni

arkadaşın olduğunu düşünmüştüm.”

“Ne demekmiş o?”

“Ben senin zamanını birlikte geçirdiğin insanların pek çoğundan hoşlanm ıyo­

rum Valette,” dedi Elend. “Sen Luthadel sosyetesine çok iyi uyum sağlam ayı ba­

şardın ve ben de genellikle politikaya bulaşmanın insanları değiştirdiğini gördüm

“Onu söylemesi kolay,” diye tersledi Vin. "Ö zellikle de sen politik yapının en

tepesinde bulunduğun için. Senin politikayı görm ezden gelm eye gücün yetiyor

Bazılarımız o kadar da şanslı değil.”

“Sanırım öyledir.”
“Dahası sen de diğerleri kadar iyi politik dolap çeviriyorsun," dedi Vin. Yok 3

ilk tanıştığımızda bana karşı olan ilginin babanı sinir etm e arzusu s o n u c u n d a ort3>

çıkmamış olduğunu mu söylemeye çalışacaksın?”

Elend ellerini kaldırdı. "Pekâlâ, beni uygun bir şekilde ağzının payı verI

kabul et. Ben bir sersem ve bir ahmaktım. A ile özelliği.” ^

Vin içini çekerek arkasına yaslandı ve sislerin serin fısıltısının gözyaŞ^1- ^

ıslak yanakları üzerindeki dokunuşunu hissetti. Elend bir canavar değı 1

konuda Vin ona inanmıştı. Belki Vin aptallık etm ek tey d i ama Kelsier on^ | |.

üzerinde etkisini bırakmaya başlam ıştı. E trafın daki kişilere güvenmeye

yordu ve Elend V en tu re'd an daha fa/da güvenmeyi istediği hiç kimse yoktu.
Ve Elend’la doğrudan bağlantısı olmadığı zaman, Vin asil-skaa ilişkisinin deh­

şetleriyle başa çıkm ayı daha kolay buluyordu. Asillerin üçte biri skaa kadınlan
öldürüyor olsa bile, toplum larında kurtarılabilecek bir şeyler vardı. Aristokrasinin
kökünü kazımak gerekm eyecekti, bu onların taktiğiydi. Vin’in insanların soyu ne
olursa olsun, o türden bir şeylerin olmayacağını garanti altına alması gerekliydi.

Lord H ü k ü m dar a d ın a , diye düşündü Vin. Ben de diğerleri gibi düşünmeye
başlıyorum. Sa n ki neredeyse b ir şeyleri değiştirebileceğimizi düşünür gibiyim.

Arkasını sislere dönm üş olarak karşısında oturan Elend’a baktı. Mutsuz görü­
nüyordu.

Kötü anıları hatırlattım , diye düşündü Vin suçluluk duyarak. Babasından bu
kadar nefret etmesine şaşırm am ak gerek. Onun kendisini daha iyi hissetmesi için
bir şeyler yapmayı arzu ediyordu.

“Elend," dedi dalgınlığını dağıtarak. “Onlar da tıpkı bizim gibiler.”
Elend durakladı. “N e ? ”
“Plantasyon skaalan ,” dedi Vin. “ Sen bana bir keresinde onları sormuştun.
Korkmuştum, o yüzden de gerçek bir leydi gibi davrandım ama sen benim söyle­
yecek daha fazla bir şeyim olmadığı için hayal kırıklığına uğramış gibiydin.”
Elend öne doğru eğildi. “ O zaman skaalarla birlikte zaman geçirdin mi?"
Vin başıyla onayladı. “ Ç ok. Fazlasıyla çok, eğer aileme soracak olursan. Beni
buralara göndermiş olmalarının nedeni de bu olabilir. Skaalann bazılarını çok iyi
tanıyordum, özellikle de yaşlıca bir adamı. O da birisini kaybetmişti; sevdiği bir
kadını. Akşam eğlencesi için güzel bir şeyler isteyen bir lord cüzünden.”
“Sizin plantasyonunuzda m ı?”
Vin çabucak başıyla reddetti. “ Kaçtı ve babamın topraklanna geldi."
"Ve siz de onu sakladınız m ı?” diye sordu Elend şaşkınlıkla. “ Kaçak skaalann
idam ediliyor olması lazım !”
“Ben onun sırrını sakladım ," dedi Vin. “Ben onu uzun bir süre için tanımadım
ama... şey... sana şu kadarını söyleyebilirim Elend: Onun aşkı da herhangi bir
asilinki kadar güçlüvdü. Burada Luthadel’de olanların pek çoğundan ise kesinlikle
daha güçlüydü.”
"Ya zekâ?” diye sordu Elend hevesli bir şekilde. “Sana hiç... Yavaş gibi görün­
düler mi?”
"Elbette hayır,” diye tersledi Vin. “ Düşünüyorum da Elend Venture, benim
tanıdığım senden daha zeki olan birkaç skaa var. Onların eğitimi olmayabilir ama
yine de akıllılar. V e kızgınlar.”
“Kızgın mı?" diye sordu Elend.
“Bazıları,” dedi Vin. “ G ördükleri muamele yüzünden.'
“O zaman biliyorlar mı? Onlarla bizim aramızdaki farkları?”
"Nasıl bilm ezler?” dedi Vin mendiliyle burnunu silmek için uzanarak. Ancjk
kendilin üstüne ne kadar fazla makyaj bulaştırmış olduğunu fark ederek durak­
ladı.

“Al," dedi Elend ona kendi mendilini vererek. "D evam et. H ü y l e ş ı* y |(.rj

den biliyorsun?”
“Bana söylediler," dedi Vin. "Bana güveniyorlardı. Onların kızgın oldukların,

biliyorum çünkü havutları hakkında .şikâyet ediyorlardı. Onların akıllı oldukların
da aristokrasiden gizli tuttukları şeyler yüzünden biliyorum .”

"Ne gibi?"

“Yeraltı nakliyat ağı gibi," dedi Vin. "Skaalar kaçakların kanallar boyuncaplan

tasvondan plantasyona seyahat etmesini sağlıyor. A siller ise bunun farkında değil

çünkü asla skaa yüzlerine dikkat etm iyorlar."

"İlginç."

“Artı hırsız çeteleri de var," dedi V in. “ Bana sorarsan, eğer o skaalar obliga-

torlerden ve asillerden gizlenerek, Lord H ü kü m d ar’ın burnunun dibinde Büyük

Evleri soymayı başarabiliyorsa epey bir akıllı olm aları gerekir.”

“Evet, biliyorum," dedi Elend. “ Keşke onlardan bir tanesiyle tanışabilsem,

nasıl bu kadar iyi gizlenebildiklerini sorabilseydim . Büyüleyici insanlar olmalan

gerekir.”

Vin neredeyse daha fazla konuşacaktı ama kendini tuttu. Büyük ihtimalle şim­

diden çok fazla konuşmuşumdan.

Elend onu süzdü. “ Sen de büyüleyicisin V alette. Onların seni de bozacaklannı

hiç düşünmemiş olmam gerekirdi. Belki de bunun yerine sen onları bozarsın.”

Vin gülümsedi.

“Ama gitmem gerek,” dedi Elend ayağa kalkarak. “Aslında bu gece partiye belli

bir arnaç için gelmiştim, bazı arkadaşlarım bir araya geliyor.”

Doğruya, diye düşündü Vin. E le n d 'ın d a h a önce buluşm uş olduğu, Kelsierve

Sazed'in onlarla bir arada olmasının ga rip olduğunu düşündüğü adamlardan bir

tanesi bir Hasting'di.

Vin de ayağa kalkarak Elend a mendilini geri uzattı.

Elend almadı. “Onu saklamayı isteyebilirsin. Sadece işlevsel olması amaçlan-

mamıştı."

Vin başını eğerek mendile baktı. B ir asil, b ir le y d iy e cid d i bir şekilde kuryup

mak istediği zaman, ona b ir meıuiil verir.

“Oh!” dedi mendili geri çekerek. “Teşekkür ed e rim .”

Elend gülümseyerek V in ’in yanına yaklaştı. “O diğer adam, her kim ise e

aptallığım yüzünden benden bir adım öne geçm iş olabilir. Am a biraz olsun onu"
rekabet etme fırsatını da geri tepecek kadar aptal d eğilim .” G öz kırparak 3

eğildi ve dönerek merkezi balo salonuna doğru yürüdü.

Vin bir an bekledi, sonra da ilerleyerek balkon kapısından içeri s ü z ü ld ü

daha önceki ikiliyle buluştu; bir Lekal ve bir Hasting, V e n tu re ’nın politik ra P

Bir an için durakladılar, sonra üçü de odanın yan tarafındaki bir merdiven

ğuna doğru yürüdü. ^

O merdivenler sadece tek b ir yere gid iyo r, d iye düşündü V in salonun b 111
girerken. Yan kuleler.

"Valette Hanım?"
Vin sıçrayarak döndüğünde Sazed’in yaklaşmakta olduğunu gördü. “Gitmek
için hazır mıyız?” diye sordu Sazed.
Vin hızla onun yanına doğru gitti. “ Ix»rd Elend Venture az önce Hasting ve
Lekal arkadaşlarıyla şu m erdivenden çıkıp kayboldu."
“İlginç,” dedi Sazed. “V e neden o... Hanımım, makyajınıza ne oldu!"
“Boş ver,” dedi Vin. "Sanırım ben onları takip etmeliyim.”
“Şu başka bir mendil mi Hanım ım ?” diye sordu Sazed. “Boş durmamışsınız."
“Sazed sen beni dinliyor m usun?”
“Evet Hanımım. Sanırım eğer istiyorsanız onları takip edebilirsiniz ama olduk­
ça göze batarsınız. Ben bunun en iyi bilgi edinme yolu olacağını düşünmüyorum."
“Onları açık açık takip etm em ,” dedi Vin sessizce. “Allomansi kullanırım, ama
bunun için senin iznini almam gerek.”
Sazed durakladı. "Anlıyorum . Yan tarafınız nasıl?”
"İyileşeli yıllar o ld u ,” dedi Vin. “Artık onun farkına bile varmıyorum."
Sazed içini çekti. “ Pekâlâ. Ü stat Kelsier’in de zaten geri döndüğü zaman sizin
eğitiminize ciddi bir şekilde devam etm eye niyeti vardı. Sadece... Dikkatli olun.
Bu bir Sissoyluya söylem ek için saçma bir şey, diye düşünüyorum ben ama yine
de söyleyeceğim."
“Olurum," dedi V in. “ Bir saat içinde şuradaki balkonda seninle buluşuruz."
“İyi şanslar H an ım ım ,” dedi Sazed.
Vin ise çoktan balkona doğru hızla gitmekteydi. Köşeyi döndü, sonra da taş
parmaklık ve ötesindeki sislerin önünde ayakta durdu. O güzel, girdaplanan boşluk.
Fazla uzun zaman oldu, diye düşündü kol yeninin içine uzanarak bir metal şişeciği
çıkarırken. Hevesli bir şekilde bunu kafasına dikti ve küçük bir avuç sikke çıkardı.
Sonra da m em nuniyet içinde parmaklığın üstüne sıçradı ve kendini karanlık
sislerin içine fırlattı.
Rüzgâr tuvaletini dalgalandırırken kalay ona görüş imkânı verdi. O güzlerini
kule ile ana kale arasında uzanan payanda benzeri duçara doğru çevirirken lehim
ona kuvvet verdi. Bir sikkeyi aşağı doğru fırlatarak karanlığın içine gönderirken
çelik ona güç verdi.
Havaya doğru savruldu. Hava direnci tuvaletini dalgalandırıyordu ve sanki ar­
kasından bir balya kumaşı çekm eye çalışıyormuş gibi hissetti ama Allomansi’si
bununla baş edebilecek kadar kuvvetliydi. Eiend’m kulesi bir sonrakiydi, Vin'in bu
kuleyle merkez kule arasında uzanan duvarın üstemdeki yürüyüş yoluna çıkması
gerekiyordu. V in çeliğini harlayarak kendisini biraz daha yükseğe doğru İtti, sonra
ba arkasındaki sislerin içine bir sikke fırlattı. Bu sikke duvara çarptığı zaman da
0nu kullanarak kendisini ileri doğru gönderdi.
Hedeflediği duvara birazcık fazla aşağıdan bindirdi ama yukarısındaki yürüyüş
yolunu yakalamayı başardı, kumaş katlan darbeyi hafifletmişti. Güçlendirilmemiş
b*r Vin olsa kendisini duvarın üstüne çekmekte zorluk yaşardı, ama Allomanser

^ ‘n kolaylıkla duvarın üstüne tırmanıverdi.

Siyah tuvaleti içinde çüm elerek sessizce duvarın üstündeki yol Koyunca i|fr]e

di. Burada hiç muhafız yoktu ama karşısındaki kulenin tabanında aydınlatılmış bir

nöbetçi yeri vardı.

O taraftan gidemem, diye düşündü V in , bunun yerin e yukarı doğnı göz ata

rak. Kulenin birkaç odası varmış gibi görünüyordu ve iki tanesi aydınlıktı. Vin bir

sikke bırakarak kendisini yukarı doğnı uçurdu, sonra da bir pencerenin desteğine

asılarak kendisini Çekip, hafitçe taş pen cere pervazının üstüne indi. Geceye karşı

kepenkler çekilmişti ve Vin de içeride ne olup bittiğini duym ak için kalay harlaya­

rak iyice yakına eğilmek zorunda kaldı.

“...balolar hep geç saatlere kadar sürer. B ü yü k ihtim alle çift nöbet tutmak zo­

runda kalacağız."

Muhafızlar, diye düşündü V in zıplayıp pen ceren in tepesini İterek. 0 kulenin
yan tarafı boyunca yukarı fırlarken pen cere sarsıldı. B ir sonraki pencere pervazının

dibini yakaladı ve kendini yukarı çekti.

“...kaldığım için hiç de pişman d eğ ilim ,” d ed i tan ıdık bir ses içeriden. Elend.

“Her nedense o senin olduğundan çok daha çek ici Telden ."

Bir erkek sesi güldü. “ Büyük E len d V e n tu re , en sonunda güzel bir yüz tarafın­

dan esir alındı."

“O bundan daha fazlası Ja ste s," dedi E len d . “ O iyi kalpli, plantasyonunda ka­

çak skaalara yardım etmiş. Ben onu da bizim le b irlikte konuşm ası için getirmemiz

gerektiğini düşünüyorum.”

"Hayatta olmaz,” dedi derin sesli bir adam . “ B ak E lend, felsefe konuşmak is­

tiyorsan umurumda değil. Sen onu yaparken seninle birkaç kadeh de içerim ica­

bında. Ama senin bize katılm aları için rastgele birilerini getirmene izin verecek

değilim."

“Ben de Telden e katılıyorum ,” dedi Ja ste s. “ Beş kişi y e te r.”

“Bak şimdi,” dedi Elend’ın sesi. “ Ben sizin adil davrandığınıza düşünmüyordum.

“Elend...” dedi bir diğer ses çileli bir şekilde.

“ Pekâlâ,” dedi Elend. “Telden, sana verdiğim kitabı okudun mu?”

“Denedim,” dedi Telden. “ Biraz kalın gib i.”

“Ama iyi, değil mi?" dedi Elend.

“Yeteri kadar iyi,” dedi Telden. “ Lord H ü k ü m d a r’ın ondan neden bu kadar

nefret ettiğini görebiliyorum."

“ Redalevin’in çalışmaları daha da iy i," dedi Ja ste s. “ D aha özlü.”

“Ben aksilik ediyor olmak iste m em ,” dedi beşinci bir ses. “Ama bizim büw

yapacağımız bu mu? Okum ak?"

“Okumanın nesi var?" diye sordu Elend.

“Biraz sıkıcı," dedi beşinci ses.

Aferin sam , diye düşündü Vin. ^

“Sıkıcı mı?” diye sordu Elend. “ B e yler bu fik irle r, bu sözler, bunlar h e rfö -^

adamlar sözleri için idam edileceklerini biliyorlard ı. O nların tutkusunu his*e

miyor musunuz?"

“Tutku, evet," dedi beşinci ses. 'Tayda, hayır."
"Bizler dünyayı değiştirebiliri/.," dedi Jastes. “ İki tanemiz ev vârisi, diğer üçü­
müz ise ikinci vâris."
“Bir gün, iş başında olanlar biz olacağız,” dedi Elend. "Eğer bu fikirleri; adalet,
diplomasi, ılımlılık; uygulam aya koyacak olursak Lord Hükümdar’ın üzerinde bile
baskı uygulayabiliriz!”
Beşinci ses hom urdandı. "Sen güçlü bir evin vârisi olabilirsin Elend ama ka­
lanlarımız o kadar da önem li değil. Telden ve Jastes büyük olasılıkla hiçbir zaman
başa geçmeyecek ve K evoux ise, gücenmek yok, hiç de nüfuzlu savılmaz. Bizler
dünyayı değiştirem eyiz.”
“Bizler kendi evlerim izin işleyişini değiştirebiliriz, ” dedi Elend. “Eğer evler ken­
di aralarında didişm eyi bıraksaydı, Lord Hükümdar’m kaprisleri karşısında boyun
eğmektense iktidarda bir parça gerçek güç elde edebilmemiz mümkün olurdu.”
“Her yıl aristokrasi biraz daha zayıflıyor,” dedi Jastes ona katılarak. “Skaa-
larımız da, topraklarım ız gibi Lord H üküm dara ait. Kiminle evlenebileceğimizi
ve neye inanacağımızı onun obligatörleri belirliyor. Hatta kanallarımız bile resmi
olarak ‘onun’ malı. N ezaret suikastçıları fazla açık konuşan ya da fazla başanlı olan
adamları öldürüyor. Bu şekilde yaşam olmaz.”
“O konuda sana katılıyo rum ,” dedi Telden. “Elend’ın sınıf eşitsizliği hakkındaki
zırvalamaları bana saçm alık gibi görünüyor ama Lord Hükümdar ın karşısına birle­
şik bir cephe hâlinde çıkm anın önemini görüyorum."
“Aynen ö yle,” dedi Elend. “ İşte biz de bu yüzden..."
"Vin!” diye fısıldadı bir ses.
Vin sıçradı, neredeyse şoktan pencere pervazından düşüyordu. Panik içinde
etrafına bakındı.
“Yukarıda,” diye fısıldadı ses.
Yukarı bir göz attı. H em en yukarısındaki bir diğer pencere pervazında Kelsier
asılı duruyordu. G ü lü m sedi, göz kırptı, sonra da başıyla aşağıdaki yürüyüş yoluna
işaret etti.
Kelsier sislerin içinden düşerek yanından geçerken Vin, Elend’ın odasına tek­
rar göz attı. En sonunda kendini aşağı attı ve düşüşünü yavaşlatmak için aynı sik­
keyi kullanarak K elsier’i takip etti.
Geri gelm işsin!” dedi V in neşeli bir şekilde yere inerken.
Bugün öğleden sonra dön düm .”
Burada ne yapıyorsun?”
Şu yukarıdaki arkadaşımızı kontrol ediyorum," dedi Kelsier. "Son seterden bu
yana çok bir şey değişm iş gibi görünmüyor."
Son sefer m i?”
Kelsier başıyla onayladı. “ Sen bana onlardan bahsettiğinden beri bir iki sefer o
küçük grubu gizli gizli dinledim . Zahm et ettiğime değmedi, onlar bir tehdit değil.
Sadece içip tartışm ak için bir araya toplanan bir avuç asilcik.
Ama onlar Lord H üküm dar ı devirm ek istiyor!

“His de değil," dedi Kelsicr küçüm seyerek. “ O nlar sadet e asillerin hepyam.

şevi vapıvor: ittifak planlıyorlar. Sonraki neslin iktidara gelm eden önce ev ortak'

lıklarını organize etmeye başlamaları his de sıra dışı değil.

“Bu farklı," dedi Vin.

“Ya?" dive sordu Kelsier eğlenerek. "O kadar tı/.un bir zam andır asilsin ki şin,

diden bundan emin olabiliyorsun?"

Vin kızardı ve Kelsier de gülerek dostça kolunu om uzlarına doladı. “Ah, öyle
yapma hemen. Yeteri kadar iyi oğlanlara benziyorlar, bir grup asil için, Onlann

hiçbirini öldürmeyeceğime söz veriyorum , tam am m ı?”

Vin başıyla onayladı.

“Belki onları kullanmak için bir yol bulabiliriz, gerçek ten çoğundan daha açık

kafalı gibi görünüyorlar. Ben sadece senin hayal kırıklığına uğramam istemiyorum

Vin. Onlar hâlâ asil. Belki asil olm ak onların elin d e olan bir şey değil ama bu onla­

nn doğasını değiştirmez. ”

Tıpkı Docksoıı gibi, diye düşündü V in . K e lsie r d e E len d hakkında en kötüsünü

varsayıyordu. Ama V in ’in de başka türlüsünü b e k le m e k için herhangi bir sebe­

bi var mıydı? Kelsier ve D ockson’ın yaptıkları gibi bir savaşı sürdürebilmek için,

büyük olasılıkla düşmanlarının hepsinin bird en kötü olduğunu kabul etmek daha

doğru ve ruh sağlığı için de daha iyiydi.

“Bu arada makyajına ne oldu?" d iye sordu K elsier.

"Bu konuda konuşmak istem iyoru m ,” d ed i V in E le n d ’le olan konuşmasını tek­

rar düşünerek. N iy e ağladım k i? N a s ıl d a sa la ğ ım b e n ! Y a o skaalarla yatması

hakkında soruyu pat diye soruş şeklim .

Kelsier omuz silkti. "Peki o zaman. G itm e m iz lazım , genç V enture ve arkadaş­

larının önemli herhangi bir şey konuşacağını san m ıy o ru m .”

Vin durakladı.

“Onları üç farklı sefer dinledim V in ,” d ed i K elsier. “ E ğer istersen sana da öze­

tini anlatayım.”
“Pekâlâ," dedi Vin iç çekerek. “A m a ben S a z e d ’e onunla partide tekrar bulu

şacağımı söylemiştim.”

“O zaman hadi git bakalım ,” dedi K elsier. “ O na A llo m an si kullanarak gizli g

etrafta gezindiğini de söylem em eye söz v e riy o ru m .”

“Bana yapabileceğimi söyledi,” dedi V in savunm acı bir şekilde.

“Öyle mi?”

Vin başıyla onayladı.

“Benim hatam," dedi Kelsier. “ B ü yü k ih tim alle partiden ayrılmadan

Sazed’den senin için bir pelerin getirm esini istem elisin , tuvaletinin önüne hep

bulaştırmışsın. Clubs'ın dükkânında sizinle buluşuruz; araba seninle Sazed i ° r

bıraksın, sonra da yoluna devam ed erek şehird en çıksın. Bövlece görüntü)11

bozmamış oluruz.” ^

Vin tekrar başıyla onayladı, K elsier de göz kırptı ve duvarın üstünden atla)*13

sislere karıştı.

Sonuç olarak , k e n d im e güvenm ek zorundayım . Kendilerini zorla
doğruyu ve iy iliğ i görm e becerilerinden arındırm ış olan adamları
gördüm ve on lard an b irisi olduğumu düşünmüyorum. Hâlâ küçük
bir çocuğun gö z lerin d ek i y a ş la n görebiliyor ve onun ızdırabı yüzün­
den acı hissedebiliyorum .

E ğ er b ir gü n bu nu k a y b ed e cek olursam, o zaman bileceğim ki if­
lah olma u m u du n u n ötesine geçm işim .

24

V İ N V E S A Z E D G E L D İ K L E R İ zaman Kelsier dükkândaydı. Ham ve
Dikiz ile m utfakta otu rm u ş, vakit geç de olsa içkinin tadını çıkarıyorlardı.

“Ham!” dedi V in hevesli bir şekilde arka kapıdan içeri girerken. “Dönmüşsün!”
“Ya,” dedi H am m utlulukla kupasını kaldırarak.
"Sanki yıllardır yokm uşsun gibi geliyor!"
“Bana mı sö ylü yo rsu n ,” d ed i H am samimi bir sesle.
Kelsier gülerek içkisini tazelem ek için kalkarken, "Ham generalcilik oynamak­
tan biraz sıkıldı,” dedi.
“Ben üniform a giym ek zorunda kaldım ,” diye şikâyet etti Ham gerinerek. Şim­
di her zamanki pantolon ve yeleğini giym işti. “ Plantasyon skaalan bile böyle bir
eziyetle başa çıkm ak zorunda k alm ıyor.”
Bir ara bir balo tu valeti giym eye çalış d a,” dedi Vin sandalyeye yerleşirken.
Tuvaletinin ön tarafındaki külü silm işti ve hiç de korktuğu kadar kötü görünmü­
yordu. Siyahım sı gri kül hâlâ koyu kumaşın üstünde az da olsa görülüyordu ve
taşlara sürtünm üş olduğu y erle rd ek i iplikler de biraz zedelenmişti ama ikisi de zar
“tor belli oluyordu.
Ham güldü. “ G örü n ü şe göre ben yükken sen tam bir genç leydiye dönüşmüşsün.”
Hiç de b ile,” d ed i V in , K elsier ona bir kupa şarap verirken. Bir an için durak-
^dı, sonra da bir yudu m aldı.

"Vin Hanım alçakgönüllülük ediyor Ü stat H am ııuu ul,’’ dedi Sazcd l

dalyc alırken. "Aristokratik sanatlarda oldukça becerikli bir hâle geliyor ^ ^

tanımış olduğum pek çok gerçek asilden daha iyi." Cninı

Vin kızardı ve Ham tekrar güldü. "Tevazu mu Vin? Böylesine kötü bir alışk
lığı nereden öğrendin ki?"

"Renden değil, orası kesin," dedi Kelsier, S az ed ’e de bir kupa şarap önererek

Terrisli saygılı bir hareketle elini kaldırarak reddetti.

“Elbette senden alacak değil K e li,” dedi H am . "Belki de ona Dikiz öğretmiştir
Bu çetede ağzını kapalı tutmasını bilen tek kişi oym uş gibi görünüyor, hı evlat?"

Dikiz kızardı, belli ki V in 'e bakm am aya çalışıyordu.

B ir ara onunla da ilgilenmem gerekecek, d iye düşündü Vin. Ama... Bu gece

değil. Kelsier geri döndü ve E le n d d a k a til değil. B u gece rahatlanacak bir gece.
Merdivenlerden ayak sesleri geldi ve bir an sonra da Dockson odaya girdi. “ Bir

parti ha? V e kimse bana haber gönderm edi m i?"

“Sen meşgul gibi görünüyordun."

“Dahası bizler senin, bizim gibi bir grup hergeleyle birlikte oturup da kafa
çekmek için fazlasıyla sorumluluk sahibi olduğunu biliyoruz,” diye ekledi Ham.

“Binlerinin bu çeteyi işler hâlde tutm ası gerekiyor," dedi Dockson kaygısız bir
şekilde kendisine bir içki doldururken. D uraklayarak H am ’e kaşlarını çattı. “0
yelek tanıdık görünüyor...”

Ham gülümsedi. “ Ü niform a ceketim in kollarını yırttım ."
“Hadi be!” dedi Vin gülümseyerek.

Ham başıyla onayladı, kendinden çok m em nun görünüyordu.
Dockson içini çekerek kupasını doldurm aya devam etti. “ Ham, o ş e y l e r paraya

mal oluyor."
“Her şey paraya mal oluyor,” dedi Ham . “Am a para n edir? Soyut olan emek kav­

ramının fiziksel bir temsili. Eh, o üniform ayı bu kadar uzun bir süre boyunca giymek
de epey büyük bir emek gerektirdi. Ben diyorum ki artık bu yelekle ben ödeştik.

Dockson sadece gözlerini devirdi. Ana odada dükkânın ön kapısı açılıp k a p a n d ı

ve Vin, Breeze’in nöbet tutmakta olan çırağa selam verişini duydu.
“Bu arada D o x,” dedi Kelsier bir dolaba sırtını yaslayarak. “ Benim de efflf'

kavramının fiziksel tem sillerinden’ birkaç tanesine ihtiyacım olacak. Muhbir

itişmelerimden bazılarını düzenlem ek için küçük bir depo kiralamak istiyorum

“Onu büyük ihtimalle ayarlayabiliriz," dedi D ockson. “ Eğer Vin in gar ^

bütçesini kontrol altına alabileceğimizi varsayacak olursak, ben... Vin e

atarken sesi kesildi. “O tuvalete ne yaptın genç h an ım !” ^^

Vin kızararak sandalyesinde iyice büzüldü. B elk i d e benim dü şü n düğ ü

raz daha belirgindir... p 0}i.

Kelsier kıs kıs güldü. "Kirlenm iş elbiselere alışm ak zorunda kalabilir ' ,

»

Bu akşam itibariyle Vin Sissoylu konum una geri dönm üş bulunuyor.

"Enteresan," dedi mutfağa girm ekte olan Breeze. "Bu sefer aynı anda

Çelik Sorgucuyla dövüşmekten kaçınmasını önerebilir m iyim ?”

"Elimden geleni yaparım ," dedi Vin.
Breeze sakince m asaya yaklaştı ve karakteristik terbiyeli hareketleriyle bir san­
dalye seçti. Toplu adam düello değneğini kaldırarak H am a doğru işaret etti. "G ö­
rüyorum ki entelektüel huzur dönem im in sonuna gelmişiz.”
Ham gülümsedi. “ Burada yokken aklıma bir iki korkunç som geldi ve ben de
onları sadece senin için sakladım B reeze.”
“Meraktan ölüyoru m ," dedi Breeze. Değneğini Yorlatek'e doğru çevirdi. “Di­
kiz, içki."
Dikiz fırlayarak atıldı ve B reeze’e bir kupa şarap getirdi.
“O nasıl da iyi bir oğlan,” dedi Breeze içkiyi alırken. “Onu neredeyse Alloman-
tik olarak biraz d ü rtü klem em e bile gerek kalmıyor. Keşke siz diğer serseriler de o
kadar anlayışlı olsanız.”
Dikiz kaşlarını çattı. “ İyor yok hoş başkalarıyla oyna.”
“Demin ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok çocuğum," dedi Breeze. “O
yüzden de sadece anlam ış gibi yapacak ve fazla takılmayacağım."
Kelsier gözlerini devirdi. “ İyor yok stres et sen,” dedi. “İyor yok onu önemse
gerek sen.”
“Yok dön köşeyi galiba düm düz git sen," dedi Dikiz başıyla onaylayarak.
“Siz ikiniz ne geveliyorsunuz öyle?” dedi Breeze alıngan bir şekilde.
"İyor ol akıllı iste o ,” dedi Dikiz. “ Ö yle iyor onu kanıt için yap o.”
"İyordu hep öyle o ,” diye ona katıldı Kelsier.
“İyordu hep öyle ol iste o ,” diye ekledi Ham gülümseyerek. “ İyor ama yok ol
akıllı kork o .”
Breeze çileden çıkm ış bir şekilde D ockson’a döndü. “ İnanıyorum ki yoldaşları­
mız en sonunda akıllarını kaybettiler, güzel dostum .”
Dockson om uz silkti. Sonra da tamamen ifadesiz bir suratla, “İyordu yok ki
iyordu m işti,” dedi.
Breeze şaşkınlıktan dilini yutm uş gibi oturduğu yerde kaldı ve oda kahkahalarla
yankılandı. Breeze içerlem iş bir şekilde gözlerini devirerek başını iki yana salladı
ve çetenin tam am ının çocuksuluğu hakkında mırıldandı.
Vin gülerken n ered eyse şarabı boğazına kaçıyordu. “Ne dedin ki sen?” diye
sordu yanma oturm akta olan D ockson'a.
“Emin değilim ,” d iye itira f etti. “ Sadece kulağa doğru gelmişti.”

Ben senin herhangi bir şey dediğini sanmıyorum D ox,” dedi Kelsier.
Yok bir şey dedi," dedi Dikiz. “ Sadece bir anlamı yoktu.”
Kelsier kahkaha attı. “ Bu aşağı yukarı her zaman için doğru. Ben Dox'ın söyle­
diği Şeylerin yarısını duym azdan gelebileceğini ve pek bir şey kaçırmamış olacağını
ettim. Belki arada bir, çok fazla para harcadığın hakkında bir iki yakınma
dışında.”
“Hey!" dedi D ockson. "B in le rin in sorumluluk sahibi olmasının gerekli oldu­
ğunu bir kere daha mı belirtm em lazım? Gerçekten de, sizin gibilerin boxingleri

^ketine hızına bakıl ırsa...”

Vin gülümsedi. D o c k so n in ş ik â y e tle ri b ile y u m u ş a k m ış gibi görünüyordu
Clubsyan duvarın yanında sessizce o tu rm u ş , h e r z a m a n o ld u ğ u kadar huysuz gc>.
rünüyordu ama Vin dudaklarında hatıt b ir g ü lü m s e m e n in izini yakaladı. Kelsier
avaga kalktı ve diğer bir şarap şişesi aça rak sk aa o r d u s u n u n hazırlıkların dan bahse­
derken kupaları doldurdu.

Vin kendini... hoşnut h issed iyo rd u . Ş a ra b ın ı y u d u m la r k e n karanlık atölyeye
açılan kapı gözüne takıldı. S ad e ce b ir an için , g ö lg e le r in iç in d e b ir silu et görebildi­
ğini hayal etti; korkmuş ufacık b ir kız, g ü v e n siz , k u ş k u c u . K ız ın saçları bakımsız ve
kısaydı, kahverengi bir pantolon ile sırad a n , e t e k le r i t o p la n m a m ış kirli bir gömlek
giyiyordu.

Vin karanlık atölyenin içinde kalarak d iğ e r le r in in a y d ın lık ta m uhabbet edişini
izlemiş olduğu C lubs’m dükkânındaki o ik in c i g e c e y i h a tır la d ı. G e rç e k te n de bir
zamanlar soğuk karanlığın içinde sa k lan a c ak , k a h k a h a v e d o s t lu ğ u gizli bir kıskanç­
lıkla izlediği hâlde asla katılm aya c e sa re t e d e m e y e c e k o la n o kız V in miydi?

Kelsier özellikle esprili olan bir y o ru m y a p tı v e b ü tü n o d a kahkahalarla doldu.
Haklısın Kelsier, diye düşündü V in g ü lü m s e y e r e k . B u d a h a iy i.
Vin daha onlar gibi değildi, tam o lara k d e ğ il. A l t ı a y d a R e e n ’in fısıltılarını sus­
turamazdı ve asla kendisinin K e lsie r k a d a r g ü v e n d o lu o la b ile c e ğ in i hayal edemi­
yordu. Ama... en sonunda onun n ed en b u ş e k ild e ç a lış ıy o r o ld u ğ u n u birazcık da
olsa anlayabilmişti.
"Pekâlâ," dedi Kelsier kendine b ir s a n d a ly e ç e k ip t e r s ç e v ir ip otururken. “Gö­
rünüşe göre ordu zamanında hazır o laca k v e M a r s lı d a y e r in i ald ı. Bu planı hareke­
te geçirmemiz gerek. V in, balodan h a b e rle r n e ? ”
“Tekiel Evi korunmasız,” dedi V in . " M ü t t e f ik le r i d a ğ ılıy o r v e akbabalar yak­
laşıyor. Bazılan da borçlar ve k a y b e ttik le ri t ic a r e t y o lla r ın ın T e k ie l'i ayın sonuna
kadar kalelerini satmaya zorlayacağını fıs ıld ıy o r . L o r d H ü k ü m d a r ’ın kale vergisini
ödemeye devam edebilm elerinin hiç y o lu y o k ."
“Ve bu da fiilen bütün bir B ü y ü k E vi ş e h ird e n u z a k la ş tırm ış oluyor,” dedi
Dockson. “Siskan ve Sissoylular da d âh il o lm a k ü z e r e T e k ie l asillerin in büyük bir
kısmı, kayıplarını telâfi etm eye çalışm ak için ta ş r a d a k i p la n ta sy o n la rın a taşınmak
zorunda kalacak."
“Güzel,” diye söylendi H am . Ş e h ird e n n e k a d a r ç o k asil e v in i korkutup kaçıra­
bilirlerse, şehri ele geçirm ek d e o k ad ar k o la y o lu rd u .
“Bu durum, şehirde hâlâ dokuz B ü y ü k E v b ır a k ıy o r ,” d iy e b e lirtti Breeze.
“Ama geceleri birbirlerini ö ld ü rm e y e d e b a ş la d ıla r ," d e d i K e ls ie r. “ Bu da açık
savaştan sadece bir adım ötesi. K ısa b ir s ü re so n ra b u r a la r d a büyriik çaplı bir goi
başladığını göreceğimizi tahmin e d iy o ru m ; L u t h a d e l'd e e g e m e n liğ in i s ü r d ü r m e k
için suikasta uğrama riskine girm ek is te m e y e n h e r k e s b irk a ç y ıl için şehri terk
edecek."
“Gerçi güçlü evler çok korkm uş gibi g ö r ü n m ü y o r ,” d e d i V in . "H âlâ balobnm
yapmaya devam ediyorlar.”

Ha, onu ta en sonuna kadar yap m ay a d e v a m e d e c e k le r , ” d e d i K elsier. ‘‘BaWar

m üttefiklerle b u lu lm a k ve d ü şm an ları izlem ek için çok iyi bahane. Ev savaşlan
¿incelikli olarak p o litik tir ve bu n ed en le de politik bir savaş meydanı gerektirir."

Vin başıyla on aylad ı.
“ H am , b ir g ö z ü m ü z ü d e L u th a d e l G arn izon u ’nun üstünde tutmamız gerek,”
dedi K elsicr. “ H â lâ y a rın a s k e r tan ıd ıkların ı ziyaret etmeyi planlıyor musun?"
Ham başını sa lla d ı. "H e r h a n g i b ir şey için söz veremem ama bazı bağlantılan
tekrar k u ra b ilm e m g e r e k ir . B an a biraz zaman verirsen ordunun ne işler çevirdiğini
bu lu ru m .”
“İyi,” dedi K elsier.
“Ben de onunla g itm ek istiyo ru m ,” dedi Vin.
Kelsier du rakladı. “ H a m ’le m i?”
Vin b aşıyla o n a y la d ı. “ D a h a b ir H a y d u t’tan eğitim almadım. Ham bana büyük
ihtimalle b ir iki ş e y g ö s te re b ilir.”
“ Sen leh im y a k m a y ı z a te n b iliy o rsu n ,” dedi Kelsier. “Onun pratiğini yaptık."
“ B iliy o ru m ," d e d i V in . N a s ıl açıklayabilird i? H am ’in yaktığı tek metal lehimdi;
bunu K e ls ie r’d e n d a h a iy i b ile c e ğ i kesindi.
“A m an, ç o c u ğ u ra h a ts ız e tm e y i b ırak ," dedi Breeze. “Balolar ve partilerden
sıkılmıştır m u h a k k a k . B ır a k g id ip b ir süre norm al bir sokak çocuğu olsun."
“ P e k i,” d e d i K e ls ie r g ö z le rin i d ev irere k . Kendisine bir içki daha koydu. “Bree­
ze, eğer sen b ir s ü re o r ta lık ta o lm azsan Teskincilerin işi ne kadar iyi idare edebilir?"
Breeze o m u z s ilk ti. “ B e n , e lb e tte ki, ekibin en etkili üyesiyim. Ama diğerlenni
yetiştiren d e b e n im . B e n o lm a d a n da etkili bir şekilde asker toplayabilirler, özel­
likle de şim d i F ira ri h a k k ın d a k i h ik â y e le r bu kadar popüler hâle gelmeye başladığı
için.”
“ Bu arad a b u k o n u h a k k ın d a da konuşm am ız gerek K eli,” dedi Dockson kaş-
lannı çatarak. “ S e n in v e O n B irin c i M e ta l’in etrafım sarmalayan bütün bu misti­
sizmden h o şlan d ığ ım d an em in d e ğ ilim .”
"Onu daha sonra da tartışab iliriz,” dedi Kelsier.
“N ed en b an a a d a m la r ım ı so ru y o rsu n ?” dedi Breeze. “En sonunda benim ku­
sursuz m oda a n la y ış ım a k a rşı d u yd u ğ u n kıskançlık, beni ortadan kaldırtmaya karar
vereceğin kad ar b ü yü d ü m ü ?”
“Ö yle d e d iy e b ilir s in ,” d e d i K e lsie r. “ Ben birkaç ay içinde seni Yeden’in yerini
alman için g ö n d e r m e y i d ü ş ü n ü y o r d u m .”
“Y ed en ’in y e rin i a lm a k m ı? ” d iy e sordu Breeze şaşkınlıkla. “Yani orduya benim
mi önderlik e t m e m i is tiy o rs u n ? "
“ N ed en o lm a s ın ? ” d iy e so rd u K elsier. “ Sen em ir vermekte çok iyisin.“
A rka p la n d a k a la ra k , sev g ili k a rd e ş im ,” dedi Breeze. “ Ben öne çıkmam. Yahu
0 zaman b ir g e n e r a l o lm u ş o lu n u n . Bunun kulağa ne kadar gülünç geldiğinin tar­
ımda m ısın?”
"S a d e c e b ir d ü ş ü n ,” d e d i K e lsie r. "O zamana kadar asker toplama işi aşağı vu-
^ar>bitm iş o lu r, o y ü z d e n d e sen in m ağaralara giderek Yeden'in geri gelip buradaki
^ağlantılarını h a z ırla m a sın a izin v e rm e n en verim lisi olacak.

Breezc’in vüzii asıldı. "S a n ın ın öyle.
“Her neyse," dedi K elsier ayağa kalkarak. M iç d e y e te ri kadar şarap içtiği^
düşünmüyorum. Dikiz, iyi bir oğlan ol ve b ir k o şu m ah z e n e in ip bir şişe daha getir
olur mu?”
Oğlan başıyla onayladı ve sohbet daha sırad an k o n u la ra d ön d ü . V in odanın yan
tarafındaki kömür sobasının ısısını h issed e rek s a n d a ly e s in d e arkasına yaslandı; şu
an için planlar, endişeler ya da m ü c a d e le le rle u ğ ra şm a d a n sad e ce huzurun tadım
çıkarıyor olmaktan mem nundu.
Eğer Reen de bövle b ir şeyleri y a ş a y a b ilm iş o ls a y d ı, d iy e düşündü küpesine
parmağının ucuyla öylesine dokun arak. B e lk i d e o z a m a n on u n için de iş le r farklı
olurdu. Bizim için, fa rk lı olurdu.
Ertesi gün Ham ve V in, L u th ad el G a r n iz o n u ’nu z iy a re t e tm e k için yola çıktılar.
Bunca ay boyunca bir leydi rolü y a p tık ta n so n ra V in te k ra r sokak kıyafeti giy­
menin ona garip geleceğini dü şü n m ü ştü . A m a h iç d e ö y le değildi. Doğru, biraz
fark vardı; düzgün bir şekilde o tu rm ak ya d a e lb ise sin in kirli yerlere ve duvarla­
ra sürtünmemesi için dikkatli y ü rü m e k k o n u su n d a e n d işe le n m e si gerekmiyordu.
Ama sıradan giysiler ona hâlâ doğal ge liy o rd u .
Üstünde sıradan bir kahverengi p an to lo n v e b e lin d e n içeri soktuğu beyaz, bol
bir gömlek vardı, üstüne de bir deri y e le k g iy m iş ti. H â lâ uzam akta olan saçlanbir
şapkanın altında toplanmıştı. R asgele y o ld an g e ç e n b irile ri onun bir oğlan olduğu­
nu düşünebilirdi, gerçi H am bunun b ir ö n em i o lm a d ığ ın ı dü şü n ü yor gibiydi.

Ve gerçekten de yoktu. V in insanların o n u in c e le m e si v e değerlendirmesine
alışmıştı ama sokakta kimse ona bir göz a tm a y a b ile z a h m e t etm iyordu. Avaklannı
sürüyen skaa işçiler, um ursam az dü şü k se v iy e li a sille r, h a tta C lu b s gibi hâli vakti
yerinde skaalar; hepsi onu görm ezden g e liy o rd u .

Neredeyse görünmez olmanın nasıl b ir ş e y o ld u ğ u n u unutm uştum , diye dü­
şündü Vin. Neyse ki eski huyları k o lay lık la g e ri g e liy o rd u ; yürürken başını öne
eğmek, insanların yolundan çek ilm ek , k en d in i ö n e m siz g ö ste rm e k için kamburunu
çıkarmak. Sokak skaası V in hâline g e lm ek , b ir z a m a n la r m ırıldan m a huyunun ol­
duğu eski bir melodiyi hatırlam ak kad ar b a sit g e lm işti.

Bu da aslında sadece b ir d iğ e r m a sk e, d iy e d ü şü n d ü V in , H am ’in yan ın d a
yürürken. M akyajım d ikkatlice y a n a k la r ım a s ü r ü lm ü ş h a f i f b ir kü l tabakası. Tu
valetim de iyice eski ve y ıp ra n m ış g ib i g ö ste rm ek iç in o v a la n m ış olan bir pantolon■

Peki, o zaman o aslında kim di? S o k a k ç o c u ğ u V in m i? L e y d i Valette mi? H>Ç
biri mi? Arkadaşlarından herhangi birisi o n u g e rç e k te n d e tan ıyor m u y d u ? M 1
aslında kendisini tanıyor m uydu ki?

“Ah, buraları özlem işim ," dedi H am y an ın d a m u tlu b ir şek ild e yürürken-
her zaman mutluymuş gibi görünürdü; o rd u y a lid e rlik e d e re k geçirdiği zama
hakkında ne söylerse söylesin, V in onu m u tsu z olarak hayal edem iyordu.

Bu biraz acayip,” dedi V in ’e doğru d ö n e re k . O V i n ’in oluşturmuş o^11-
ayru dikkatli umutsuzluk havasıyla y ü rü m ü y o rd u ; d iğ e r skaaların arasında ğL
batıyor oluşu bile umurunda değil gib iyd i. “A slın d a bu raları özlememem Üere

kir. Yani Lutlıadel Son İm paratorluktaki en pis, en kalabalık şehir. Ama yine de
Luthadel'dc bir şeyler var...”

‘‘Ailen de burada mı yaşıyor?” diye sordu Vin.
Ham başını iki yana salladı. "O nlar Luthadel'in dışındaki daha ufak bir şehirde
yaşıyor. Karım orada bir terzi; insanlara da benim Luthadel Garnizonunda oldu­
ğumu söylüyor."
‘‘Onları özlemiyor musun?"
“Elbette özlüyorum ,” dedi Ham . “Zor, onlarla bir kerede sadece birkaç ay
geçirebiliyorum ama bu şekilde daha iyi. Eğer ben bir iş sırasında öldürülecek olur­
sam, Sorgucuların ailemin izini bulmaları kolay olmaz. Kell e bile hangi şehirde
yaşadıklarını söylem edim .”
“Nezaret'in bu kadar zahm ete gireceğini düşünüyor musun?” diye sordu Vin.
“Ne de olsa sen zaten ölm üş olacaksın."
“Ben bir Siskanım V in, bu da soyumdan gelen herkeste asil kam olacağı anlamı­
na geliyor. Benim çocuklarım da Allom anser çıkabilir, onların çocukları da. Hayır,
Sorgucular bir Siskan öldürdükleri zaman, onun çocuklarını da ortadan kaldırmak
isterler. Ailemi güvende tutm anın tek yolu onlardan uzak durmak.”
“Allomansi’ni kullanm ayı da bırakabilirsin,” dedi Vin.
Ham başıyla reddetti. “ Bunu yapabileceğimi sanmıyorum."
“Güç yüzünden m i?”
“Hayır, para yüzünden," dedi H am içtenlikle. “Haydutlar ya da aristokrasinin
onlardan bahsetmeyi tercih ettiği şekliyle Lehimkollar, en aranılan Siskanlardır.
Becerikli bir Haydut, yarım düzine sıradan adamın karşısında durabilir ve her tür­
lü diğer kiralık adamdan da daha fazla yük taşır, daha dayanıklı olur ve daha hızlı
hareket eder. Böyle şeyler çeteni küçük tutmak istediğin zaman çok önemlidir.
Beş tane filan H ayd u t’un arasına bir çift Sikkeci koyarsan elinde küçük, seyyar bir
ordu olmuş olur. İnsanlar bunun gibi bir koruma için çok para veriyor."
Vin başıyla onayladı. “ Paranın nasıl cezbedici olabileceğini görüyorum.”
“Cezbediciden daha fazla V in. A ilem ne tıklım tıklım skaa apartmanlarında ya­
şamak ne de aç kalmaktan endişe etm ek zorunda kalıyor. Karını sadece görüntüyü
kurtarmak için çalışıyor, skaalar için iyi bir hayatları var. Bir kere yeteri kadar pa­
ramolunca, M erkez Salahiyet'ten taşınacağız. Son İmparatorlukla pek çok kişinin
haberinin olmadığı yerler var, yeteri kadar parası olan bir adamın bir asilin hayatını
yaşayabileceği yerler. Endişe etm eyi bırakıp sadece yaşayabileceğin yerler."
Bu kulağa... Ç ek ici geliyor.”
Hanı başıyla onaylayarak döndü ve ana şehir kapılarına doğru giden daha bü­
yük bir ana caddeye saptı. "Aslında ben bu rüyayı Kell’den aldım. O hep yapmak
'dediği şeyin o olduğunu söylüyordu. Ben sadece ondan daha fazla şansınım ola­
cağını um uyorum ...”
Vin kaşlarını çattı. "H erk es onun zengin olduğunu söylüyor. Neden gitmedi.

Bilmiyorum," dedi H am . “ H er zaman bir iş daha vardı, her biri bir öncekin­
i n daha büyüktü. Sanırını eğer onun gibi bir çetebaşı olduğun zaman, ovun ba­

ğımlılık yapıcı hâle gelebiliyor. Kısa sıire sonra para onun umurunda hı|e değil^
gibi görünmeye başladı. Eninde sonunda l.ord H ükıinıdar'ın o gizli odasında b i
tür paha biçilemez sır saklıyor olduğunu duydu. Eğer o ve Mare o işten önce bıra
kıp gitselerdi... Ama gitmediler, bilm iyorum , belki de onlar endişe etmek zorunda
olmadıkları bir hayat yaşarken mutlu olam azlardı.”

Bu kavram Ham'in ilgisini çekiyorm uş gibi görünüyordu ve Vin onun aklının
içinde o “somlarından" birisinin daha dolaşm aya başladığını görebiliyordu.

Saınnm onun gibi b ir çetebaşı olduğun zam an, oyun bağımlılık yapıcı hâk
gelebiliyvr...

Vin'in eski endişeleri geri geldi. Y a K elsier im paratorluk tahtını kendisi için
abcak olursa ne olurdu? Lord H üküm dar kadar kötü olması asla mümkün değildi
ama... Vin günlüğün gittikçe daha da fazlasını okuyordu. Lord Hükümdar da her
zaman bir despot olmamıştı. O da bir zam anlar iyi bir adamdı. Hayatı yanlış gitmiş
olan iyi bir adam.

Kelsier öyle değil, dedi V in kendi kendisine kuvvetlice. O doğru olan şeyi ya­
pacak.

Yine de merak ediyordu. Ham anlam ıyor olabilirdi ama Vin baştan çıkancılığ
görebiliyordu. Asillerin ahlaksızlığına rağm en, yüksek sosyetede sarhoş edici bir
şeyler vardı. Vin de kendisini güzellik, m üzik ve dansa kaptırıyordu. Onun hay­
ranlığı Kelsier’inkiyle aynı şey değildi; V in politik oyunlarla ve hatta dolaplarla
o kadar da ilgili değildi ama neden K elsier’in Lu th ad el’den ayrılmakta gönülsüz
olabileceğini anlıyordu.

O gönülsüzlük eski K elsier’i yok etm işti. A m a daha iyi olan bir şeyleri yarat­
mıştı; daha kararlı, kendini daha az düşünen bir Kelsier.

Elbette, eski planları sevdiği k a d ın a d a m al oldu. Aristokrasiden bu yüzden m
o kadar nefret ediyor?

“Ham? Kelsier aristokrasiden her zaman n efret eder m iydi?” diye sordu.
Ham başıyla onayladı. “G erçi şim di daha b e te r.”
"Bazen beni korkutuyor. Sanki kim olurlarsa olsun, hepsini birden öldürmek
istiyormuş gibi görünüyor."
“Ben de onun hakkında en d işeliyim ,” dedi H am . “ Bu On Birinci Metal işi-
sanki neredeyse kendisini bir tür kutsal adam ilan ediyorm uş gibi.” Duraklat
sonra Vin’e doğru baktı. “ Fazla endişe etm e. Breeze, D o x ve ben zaten bunun hak
kında konuştuk. Kell’in karşısına çıkıp, onu biraz dizginleyip dizginleyemeyerö1
mize bakacağız. Onun niyeti iyi ama bazı zam anlarda biraz abartma eğilimi var-
Vin başıyla onayladı. İleride her zam anki kalabalık insan sıraları şehir kap
larından geçme izni almak için bekliyordu. O ve H am sessizlik içinde iske
gönderilen işçiler, nehir boyunda ya da gölün yanındaki dış fabrikalarda
için gönderilen adamlar, seyahat etm ek isteyen d üşük seviyeli asillerden e
ağırbaşlı grubun yanından yürüdüler. H erkesin şehri terk etm ek için iyi hir se j
olmak zorundaydı; Lord Hüküm dar m em leketinin içinde seyahati sıkıca konti
altında tutuyordu.

Zavallı şeyler, diye düşündü Vin kova ve fırçalar taşımakta olan perişan bir
çocuk grubunun yanından geçerken, büyük olasılıkla duvara tırmanarak sis yüzün­
den yosun tutmuş olan siperlikleri temizlemek üzere görevlendirilmişlerdi. İlende
kapıların yakınında, bir m em ur küfretti ve bir adamı iterek sıradan dışarı attı.
Skaa işçi sertçe yere düştü ama sonunda tekrar geri kalktı ve ayaklarını sürüyerek
sıranın en sonuna gitti. Eğer şehirden dışarı çıkmasına izin verilmezse bugünkü
işini yapamayacak olması m uhtem eldi. Ve iş yok demek, ailesi için yemek fişi de
yok demekti.

Vin kapıların önünden geçerlerken Ham ’i takip ederek şehir duvanna paralel
giden bir sokağa döndü; bu yolun sonunda büyük bir bina yerleşkesini görebili­
yordu. Vin daha önce hiç Garnizon üssünü incelememişti; çoğu çete üyesi bura­
dan mümkün olduğunca uzak durmaya dikkat ederdi. Ancak yaklaşırlarken Vin
Gamizon'un korunaklı görünüşü karşısında etkilenmişti. Bütün yerleşkenin etra­
fını çeviren duvar boyunca yerleştirilm iş büyük kazıklar vardı. İçerideki binalar iri
ve tahkimatlıydı. A skerler kapılarda durmuş, yoldan geçenlere düşmanlıkla göz­
lerini dikiyordu.

Vin durakladı. "H am , oradan içeri nasıl gireceğiz?”
“Merak etm e,” dedi Ham yanında durarak. “Garnizon beni tanır. Dahası, gö­
ründüğü kadar kötü de değil; Garnizon üyeleri sadece tehditkâr bir görüntü takı­
nıyor. Senin de bildiğin gibi onlar pek sevilmez. Oradaki askerlenn pek çoğu skaa;
daha iyi bir hayat karşılığında kendilerini Lord Hükümdara satmış olan adamlar.
Bir şehirde ne zaman skaa ayaklanmaları çıksa, çoğu zaman isyancılardan en büyük
darbeyi yiyen yerel garnizon olur. Tahkimatlar da o yüzden.”
“O zaman... Sen bu adamları tanıyor musun?”
Ham başıyla onayladı. “ Ben Breeze ya da Keli gibi değilim Vin. Ben maskeler
takıp rol yapamam. Ben sadece neysem oyum. O askerler benim bir Siskan oldu­
ğumu bilmiyor ama yeraltında çalıştığımı biliyorlar. Bu adamların çoğunu yıllardır
tanırım, beni de sürekli askere almaya çalışmışlardır. Genelde benim gibi zaten
genel toplumun dışında olan insanları aralarına katmaya çalışırken daha başarılı
oluyorlar."
“Ama sen onlara ihanet edeceksin,” dedi Vin sessizce Ham i yolun kenarına
doğru çekerken.
“İhanet mi?” dedi H am . “ Hayır, bu bir ihanet olmayacak. O adamlar paralı
asker Vin. Onlar dövüşm ek için kiralandılar ve bir ayaklanma ya da isyan sırasında
arkadaşlarına, hatta akrabalarına bile saldırırlar. Askerler böyle şeyleri anlamayı
öğrenir. Biz arkadaş olabiliriz ama iş savaşmaya geldiği zaman, hiçbirimiz diğerleri-
n' öldürmekte tereddüt etm ezdi."
Vin yavaşça başını salladı. Bu... acımasız gibi görünüyordu. Ama hayat da öyle

Vte- Acımasız. R een 'in öğretilerinin o kısmı bir yalan değildi.
Zavallı çocuklar,” dedi Ham Garnizon a bakarak. “Onlar gibi adanılan kul-

lanabilirdik. Mağaralara gitm ek için ayrılmamdan önce, olumlu yaklaşabileceğini
düşündüğüm birkaç tanesini bize katılmaya ikna edebildim. Kalanları... şey... on­

lar kendi yollarım seçti Benim gibi, onlar ila sadece çocuklarına daha iyj bj,.^
saglamava çalışıyor. Aradaki lark onların bunu yaparken bunun için çalışmay^*'
nüllu olmaları."

Ham ona geri döndü. “ Pekâlâ, lehim yakm ada birkaç tavsiye mi istiyordun?"
Vin hevesli bir şekilde onayladı.
“Askerler çoğu zaman benim onlarla antrenm an yapmama izin verirler," (je(j
Hanı. "Sen de beni dövüşürken izleyebilirsin, ne zaman Allomansi kullandığım,
görmek için tunç yak. Lehimkolluk hakkında öğrenm en gereken birinci, en önemli
şey metalini ne zaman kullanacağın. Ben ne kadar güçlü olurlarsa o kadar iyi olaca­
ğını düşünen genç Allomanserlerin her zaman lehim lerini harlamaya meyilli oldu­
ğunu fark ettim. Ama her darbende vurabileceğin kadar sert vurmak istemezsin
"Güç savaşmanın büyük bir parçası ama tek parçası değil. Eğer her zamanya­
pabildiğin kadar sert vurursan, daha hızlı yorulur ve rakibine sınırların hakkında
bilgi verirsin. Akıllı bir adam en sert darbesini en sonunda, rakibi en zayıf hâlegel­
mişken vurur. V e mesela bir savaş gibi uzun süreli bir dövüşte, en uzun sağ kalan
kişi akıllı olan askerdir. O da kendi hızını ayarlam ış olan adam olacaktır."
Vin başıyla onayladı. “Am a A llom ansi kullanırken daha yavaş yorulmaz mısın?”
"Evet,” dedi Ham. “ H atta yeteri kadar lehim i olan bir adam saatler boyunca
neredeyse tam verimle dövüşm eye devam edebilir. Am a öyle lehim sürüklemek
için pratik yapmak gerekir ve eninde sonunda m etalin bitecektir. Bittiği zamanda
yorgunluktan ölebilirsin.
"Her neyse, açıklamaya çalıştığım şey çoğu zaman lehim yakışım değiştirmenin
en iyisi olduğu. Eğer ihtiyacın olandan daha fazla güç kullanırsan, kendi dengeni
bozabilirsin. Ayrıca lehim lerine çok fazla bel bağlayarak antrenman ve eğitimi göz
ardı eden adamlar gördüm. Lehim senin fiziksel yeteneklerini artırır ama sahip
olduğun becerileri değil. Eğer bir silahı nasıl kullanacağını bilmiyorsan ya da dövüş
sırasında hızlı düşünmeye alışkın değilsen, ne kadar güçlü olursan ol kaybedersin

“Benim Garnizon'da özellikle dikkatli olm am gerekecek çünkü onlarınbirM-
lomanser olduğumu bilmelerini istem iyoru m . Bunun ne kadar önemli olduğunu
görsen şaşarsın. Lehimi nasıl kullandığım ı izle. Sad ece güç için harlamayacağını,

eğer tökezlersem anında kendim e bir denge hissi kazandırmak için yakacağım
Savunmada olduğum zaman silahın önünden birazcık daha hızlı çekilmek içinva
kabilirim. Eğer ne zaman kendini gü çlendireceğini biliyorsan yapabileceğin düzı

nelerce küçük numara var."
Vin başıyla onayladı.
“Tamam,” dedi Ham . “ O zaman hadi gid elim . Garnizonculara s e n in bir

bamın kızı olduğunu söyleyeceğim . Yaşına göre onların ikinci bir kere düşün11
yeceği kadar küçük görünüyorsun. Beni dövü şürken izle, daha sonra k o n u ş a h n i

Vin tekrar başıyla onayladı ve ikili G a rn iz o n 'a yaklaştı. Ham muhafızar
birine el salladı. “ Hey, Bevidon. Bugün izin aldım . Sertes buralarda mı?

Burada Ham ,” dedi Bevidon. "A m a bunun antrenm an yapmak için ¡V1 ^
olduğunu sanmıyorum...”

Ham bir kaşını kaldırdı. "Ya?”

Bevidon diğer askerlerden biriyle bakıştı. "Git yüzbaşıyı çağır,” dedi adama.
Birkaç saniye sonra nıeşgul görünüşlü bir asker binanın yan tarafında belirerek
yaklaşmaya başladı; Ham'i görür görmez d sallamıştı. Üniformasında fazladan bir­
kaç renkli çizgi ve omuzlarında da birkaç altın renkli metal parçası vardı.
"Ham,” dedi yeni gelen adam kapıdan dışarı çıkarken.
‘'Sertes,” dedi Ham gülümseyerek adamla el sıkışırken. “Şimdi yüzbaşı oldun, ha?”
"Geçen ay oldu,” dedi Sertes başıyla onaylayarak. Durakladı sonra da Vin'e
gözlerini dikti.
“Bu benim yeğenim ,” dedi Ham. “ İyi kızdır.”
Sertes başını salladı. “ Biraz yalnız konuşabilir miyiz Ham?”
Ham omuz silkti ve yerleşke kapılarının yanındaki daha korunaklı bir yere doğ­
r u götürülürken itiraz etm edi. V in ’in Allomansi’si ne konuştuklannı duyabilmesini
sağlıyordu. K alaysız nasıl yaşıyordum ?
“Bak Ham ,” dedi Sertes. “ Bir süre için antrenman yapmaya gelemevebilirsin.
Garnizon... meşgul olacak."
"Meşgul mü?” diye sordu Ham. “Nasıl?”
“Söyleyemem,” dedi Sertes. “Ama... Ee, şu anda senin gibi bir asker çok işi­
mize yarardı.”
"Dövüş mü var?”
“Evet.”
“Eğer bütün Garnizon’un dikkatini çekiyorsa ciddi bir şeyler olması gerek.'
Sertes bir an için sessizleşti ve sonra da çok alçak bir sesle tekrar konuştu, o
kadar sessizdi ki Vin duym ak için zorlanıyordu.
"Bir isyan,” diye fısıldadı Sartes. “Tam burada Merkez Salahiyet te. Daha yeni
haber geldi. Bir skaa isyancı ordusu belirmiş ve kuzeydeki Holstep Garnizonuna
saldırmış.”
Vin bir anda ürperti hissetti.
“Ne?” dedi Ham.
“Oradaki mağaralardan gelmiş olmalılar,” dedi asker. “Son haber Holstep
tahkimatlarının dayandığı şeklinde ama Ham, onlar sadece bin adam gücünde.
Çaresiz bir şekilde desteğe ihtiyaçları var ve kolosslar da oraya asla zamanında
yetişemez. V altroux Garnizonu beş bin asker göndermiş ama biz işi onlara bırak­
mayacağız. Görünüşe göre bu çok büyük bir isyancı gücü ve Lord Hükümdar bize
4e gidip yardım etm e izni verdi.”
Ham başıyla onayladı.

Ee, ne diyorsun?" diye sordu Sertes. “Gerçek dövüş Ham. Gerçek savaş öde­
mesi. Gerçekten de senin kadar yetenekli bir adam işimize yarar. Seni hemen bir
subay yaparım, kendi manganı veririm."

Benim... benim bunu düşünmem gerek, dedi Ham. Duygularını saklamakta
'yi değildi ve onun şaşkınlığı V in ’in kulağına şüpheli gelmişti. Ancak Sertes fark
etmiş gibi görünmüyordu.

ı -inme " dt-dı Sertes. “ İk i s;uü .çinde yo h gk.nay, ^

“F a * i ^ u 0 f f m ^ « G i d i p y e f t r m m i b ,r a k a y « n Ve b|

“Kabul.” de » * j dönmüş olunun

alayım . S i* $ f f W, ve V i n o n u n l W m o m z u n a b ir 5apUk ^
*-
*Aferin sana,

dü. Ordumuz ortaya -lk m s A * ^ ÜnM VlH (khŞet lÇmde' ^ C a m■hız«zoo*„nr’%la%yg2.
v•
ge rekiyordu; açık açık

O nlannLutfutdehhrJa,

'% s'^ X ^ " k , N e M u 7

Benim em rim le y a da elimle ölen hiçbir adam, ben başka bir çıkar
yol olmuş olm asını dilem eden ölmüyor. Yine de onlan öldürüyorum.

Bazen keşke bu k a d a r lanet bir realist olmasaydım diyorum.

25

K E L S İ E R T O R B A S I N A B İ R su tulumu daha attı. “Breeze, seninle be­
nim adam topladığımız bütün yerlerin bir listesini çıkar. Gidip onlan Nezaret’in
kısa bir süre sonra kendilerini ele verebilecek esirleri olacağına dair uyar.”

Breeze başını sallayarak onayladı, bir kez olsun hazırcevaplık yapmaktan ka­
çınmıştı. Onun arkasında çırakları Clubs’ın dükkânı içinde koşturuyor, Kelsier'in
emretmiş olduğu m alzem eleri topluyor ve hazırlıyordu.

"Dox, Yeden’i yakalam adıkları sürece bu dükkânın güvenli olması gerek.
Clubs’ın üç Kalaygözü’nü de nöbette tut. Eğer sorun çıkarsa, kaçış sığınağına gi­
din.’’

Dockson çıraklara aceleyle emirlerini verirken başım sallayarak onayladı. Bir
tanesi şimdiden R en ou x’ya taşıdığı uyan mesajıyla gitmişti. Kelsier malikânenin
de güvenli olacağını düşündü, sadece tek bir mavna grubu Fellise'den yola çık­
ı ş t ı ve ondaki adam ların da R enoux’nun plana dâhil olduğundan haberi yoktu.
Mutlaka gerekli olmadığı sürece Renoux geri çekilmeyecekti; onun kaybolması
hem kendisinin hem de V a le tte ’in dikkatli bir şekilde hazırlanmış konumlarından
Vazgeçmelerini gerektirirdi.

Kelsier torbasına bir avuç gıda malzemesi tıkıştırdı, sonra da torbayı sırtına attı.
Ya ben Keli?” diye sordu Ham.
^ Sen onlara söylem iş olduğun gibi Gamizon'a geri gidiyorsun. Bu akıllıca bir
5tınceydi, onların içinde dc bir muhbire ihtiyacımız var.
^ arn endişeli bir şekilde kaşlarını çattı.

anda senin sinirlerinle uğraşmaya zamanım yok Ham, dedi Kelsier. Rol
Pmana gerek yok, sadece kendin ol ve kulaklarını açık tut.

“ Eğer onlarla birlikte g i d e r s e m ( in rn iz o n 'a karşı d ö n m e y im eğim ," c|a |j „

rint ama onların m ü ttefik i o ld u ğ u m u d ü ş ü n e n a d a m l a r a sald ıra cak değili,,," n

"İy i,” dedi Kelsier ters ters. “ A m a k e s in lik le u m u y o r u m ki, bizim askerle

den herhangi birini de ö ld ü rm e m e k iyin bir yol bulabilirsin. Sazed!" ^

"Evet Üstat Kelsier?”

“Depolanmış ne kadar hızın var?”

Sazed etrafta koşuşturan yok sayıdaki insana göz atarak hafifçe kızardı 1
iki üç saat. Bu toplaması çok zor olan bir özellik.”

"O kadarı yetmez," dedi Kelsier. “Y alnız başım a gideceğim . Ben geri ge]e„
kadar sorumluluk D ox'ta.”

Kelsier hızla döndü, sonra da durakladı. V in , G arn izo n ’a giderken giydiği avm

pantolon, gömlek ve şapkayla arkasında duruyordu. O m zun Kelsier’inki gibi bir
torba atmıştı ve başını kaldırmış, ona m eydan okurcasına bakıyordu.

“Bu zorlu bir yolculuk olacak V in ,” dedi. “ D aha önce hiç böyle bir şeyyapma­

dın."

“Önemli değil.”

Kelsier başını salladı. Bir masanın altındaki sandığını çekip çıkardı, sonra da

açıp bir keseye Vin için lehim boncukları doldurdu. V in bir yorum yapmadan

bunu aldı.

“O boncukların beş tanesini y u t.”

"Beş tane mi?”

“Şimdilik,” dedi Kelsier. “ Daha fazlası gerektiği zaman seslen de koşmayı bı­

rakalım.”

“Koşmak mı?” diye sordu kız. "Kanal teknesine binm iyor muyuz?”

Kelsier kaşlarım çattı. “Bizim tekneye ne ihtiyacım ız var?”
Vin başını eğip keseye bir göz attı, sonra da bir bardak su kapıp boncuklan

yutmaya başladı.
“O torbada yeteri kadar su olduğundan em in o l,” dedi Kelsier. “ T a ş ıy a b il e c e ğ i n

kadar çok su al." Onun yanından ayrılarak D ockson ’un yanı na doğru gidip b ir elini

omzuna koydu. “Güneşin batmasına yaklaşık ü ç saat var. Eğer iyice z o r l a r s a k ynnn

öğlene doğru oraya varmış oluruz.”

Dockson başıyla onayladı. “ Bu yeteri kadar erken olabilir.”
Belki, diye düşündü Kelsier. V a ltro u x G a rn iz o n u H o lste p ’ten sadece üçgü> ^

yürüyüş mesafesinde. Bütün gece at sü rerek b ile olsa, b ir haberci Luthadel e ı

günden önce varmış olamaz. Ben o rd u ya yetişen e k a d a r ...”
Dockson belli ki K elsier’in gözlerindeki en dişeyi okuyabiliyordu,

halükarda artık ordu bizim bir işimize yaram az," dedi.
“Biliyorum,” dedi Kelsier. “ Bu sadece o adam ların hayatlarını kurtarma’

Yapabildiğim kadar hızla sana haber göndereceğim ."

Dockson başıyla onayladı. ^ e.

Kelsier lehimini harlayarak döndü. Torbası bir anda sanki boşmuş gibi

di. “Şimdi lehimini yak Vin. G id iyoru z."

Vin başım salladı ve K elsier ondan gelen bir titreşim hissetti. "Harla,” diye

emretti, sandığından iki sispelerini çıkararak bir tanesini ona fırlatırken. Diğerini

giydi sonra da ilerleyerek m utfağın arka kapısını savurup açtı. Tepedeki kırmızı
güneş parlaktı. Koşuşturan çete üyeleri bir an için duraklayarak Kelsier ve Vin
binadan ayrılırken onları izlem ek için döndüler.

Kız Kelsier'in yanında yürü m ek için aceleyle öne çıktı. "Ham bana lehimi sa­
dece ihtiyacım olduğu zaman kullanm ayı öğrenmem gerektiğini söyledi. İncelikli
olmak daha iyidir d ed i."

Kelsier kızla yüzleşm ek için döndü. “ Bu incelıkliliğin zamanı değil. Bana yakın
kal, ayak uydurmaya çalış ve lehim inin tükenm ediğinden de kesin olarak emin ol."

Vin başıyla onaylarken bir an biraz endişeli göründü.
"Pekâlâ,” dedi K elsier derin bir nefes alarak. “ Hadi gidelim."

Kelsier ara sokaktan aşağı doğru insanüstü bir hızla fırladı. Vin de sıçrayarak ha­
rekete geçti ve ara sokaktan onu takip ed erek ana sokağa çıktı. Lehim içinde alev­
lenen bir ateşti. Böylesine harlanm ış olarak, V in büydik ihtimalle sadece bir saat
içinde beş boncuğun hepsini birden tü ketm iş olacaktı.

Sokak skaa işçiler ve asil at arabalarıyla doluydu. Kelsier trafiği umursamadan
aynı çılgın hızını koruyarak sokağın tam ortasına fırladı. Vin de neye bulaşmış ol­
duğuna dair endişeleri gittik çe daha da artarak onu takip etti.

Yalnız başına gitm esine izin verem em , diye düşündü. Elbette son sefer Kelsier’i
kendisini de yanında g ö tü rm eye zorladığı zaman, sonu yan yarıya ölmüş hâlde bir
ay boyunca hasta yatağı olm uştu.

Kelsier arabaların arasından dolanıyor, yayaları sıyırarak geçiyor, sanki sadece
kendisi için yapılm ış gibi sokak boyunca hızla koşuyordu. Vin de elinden geldiği
kadarıyla onu takip ed iyord u , y er ayaklarının altında bir bulanıklıktan ibaretti;
insanlar yüzlerini görebilm ek için fazlasıyla hızlı şekilde yanından geçiyordu. Bun-
lann bazıları kızgın seslerle arkasından bağırdı. Ancak bu bağırışların bir iki tanesi
anında boğularak sessizleşti.

Pelerinler, diye dü şü ndü V in . P elerin leri bu yüzden takmışız, pelerinleri her
zaman bu yüzden ta kıyo ru z. S isp elerin le rin i gören a siller yolumuzdan çekilmeleri
gerektiğini biliyor.

Kelsier dönerek doğrudan şehrin kuzey kapılarına doğru koştu. Vin de arkasın­
dan gitti. Kelsier kapılara yaklaşırken yavaşlam adı ve sıralardaki insanlar da işaret
etmeye başladı. Kontrol noktasındaki askerler şaşırmış yüzlerle döndüler.

Kelsier zıpladı.
Zırhlı askerlerden bir tanesi haykırarak yere yığıldı, çetebaşı kafasının üstün­
ü n geçerken K elsier’in A llo m an tik ağırlığı tarafından yere yapıştırılmıştı. Vin bir
nefes alarak kendisine biraz yü ksek lik kazandırm ak için yere bir sikke attı ve zıp­
ladı. Arkadaşı yerde kıvranırken şaşkınlıkla yukarı doğru bakmakta olan ikinci bir
Muhafızın kolaylıkla üstüne geldi.
Vin askerin zırhına doğru İterek kendisini havada daha da yükseğe fırlattı.

Adanı tökezledi ama ayaklarının üstünde kaklı. V iıı’in ağırlığı Kelsior'iln,ItKminyaı
nına bile yaklaşmıyordu.

Duvarın üstünden aşarken tepedeki askerlerin şaşkınlık yıllıklarını duydu s
dece kimsenin onu tanımayacağını um ut ed eb iliyo rd u . G e rç i bu pek olası değild
Her ne kadar o bava boyunca süzülürken şapkası uyup gitse de, parti düşkün
Leydi Valette’i tanıyanlar büyük ihtim alle asla onunla kirli pantolonlu bir Sissoy|u
arasındaki bağlantıyı kuramazdı.

Vin’in pelerini havanın iyinde öfk eyle savru lu yo rdu. K elsier havada çizdiği yay,
ondan önce tamamladı ve alçalm aya başladı, V in de kısa süre sonra arkasındaydj
Allomansı'yi gün ışığında kullanm ak yok garip geliyord u . H atta doğaya aykın. Vin
düşerken aşağı bakma hatasına düştü ve rah atlatıcı, girdaplanan sislerin yerine, çok
aşağılarda kalmış olan yeri gördü.

Amma yniksek, diye düşündü V in d eh şetle. N e y se ki K e lsie r’in yere inmek için
kullanmış olduğu sikkeye doğru İte m e y e c e k kadar afallam am ıştı. Küllü toprağa
gümleyerek inmeden önce düşüşünü baş e d ile b ile ce k bir düzeye kadar yavaşlata-
bilmişti.

Kelsier anında anayoldan ileri doğru atıldı. V in d e tüccarları ve gezginleri gör­
mezden gelerek onu takip etti. Şim di şehird en çıkm ış olduklarına göre Kelsier'in
yavaşlayabileceğim düşünm üştü. A m a hayır. D aha da hızlandı.

Ve Vin bir anda anladı. K elsier'in m ağaralara kadar yürüm ek gibi bir niyeti
yoktu.

Oraya kadar bütün yolu koşacaktı.
Bu kanalla iki hafta süren bir yolcu lu ktu . O nların ne kadar zamanını alırdı?
Hızla hareket ediyorlardı, korkunç bir hızla. E ve t, dörtnala giden bir attan daha
yavaşlardı ama kesinlikle bir at da uzun bir süre ö yle koşm aya devam edemezdi.
Vin koşarken hiç yorgunluk hissetm iyordu. L eh im d en destek alıyor, zorlanma­
nın sadece küçük bir kısmım vücuduna ak tarıyo rd u. A şağıda yere çarpan adımla­
rım zar zor hissediyordu ve böylesine bü yü k bir lehim stoğu varken, bu hızı epey
bir süre boyunca koruyabileceğini hissediyordu .
Kelsier’e yetişip, ona ayak uydurarak yanında gitm eye başladı. “ Bu benim tah­
min ettiğimden daha kolay oluyor. ”
“Lehim dengeni de güçlendirir,” dedi K elsier. "Y o k sa şim diye k a d a r kendi aya

ğına takılıp düşmüş olurdun."
“Ne bulacağımızı düşünüyorsun? Y an i m ağaralard a?”
Kelsier başını olumsuzca salladı. “ K on uşm an ın b ir faydası yok. G ü c ü n ü sakla-

“Ama ben hiç de yorgun h issetm iyo ru m !”
“On altı saat sonra da aynı şeyi d iy ecek m isin gö receğiz," dedi Kelsier anay
dan saparak Luth-Davn Kanalı'nın yanından uzanan geniş yedekçi yolunun üstün
çıkarlarken daha da hızlanarak.
On altı saat!
Vin hafifçe Kelsier’in arkasında kalarak kendisine koşm ak için bol bol yer ^
Kelsier çılgın süratte bir koşuya ulaşana kadar hızlarını gittikçe artırdı. Kelsier

Iıvdı; başka şartlar altında olsa, Vin t*nge!xdi yolun üzerinde bu hızda gitmeye kalk­

tığı zaman çabucak yere düşerdi. A ına lebim ve kalay ona kılavuzluk ederken ayak­

larının üstünde kalm ayı başarabiliyordu; gerçi bunu yapmak akşam ilerleyerek hava

kararırken ve sisler ortaya çıkarken gittikçe daha fazla dikkat gerektirmeye başladı.

Arada sırada K elsier y ere bir sikke atarak kendisini bir tepenin üstünden diğe­

rine fırlatıyordu. A ncak çoğunlukla sabit bir hızda koşmaya devam ederek kanalın

yanında kaldılar. S aatler geçti ve V in onun geleceğini ima etmiş olduğu yorgunlu­

ğu hissetmeye başladı. H ızını k o ru yo rd u am a onun altında bir şeyler hissediyordu;

içinde bir direnç, d u rm ak ve d in len m ek için bir arzu. Lehimin gücüne rağmen

vücudunun kuvveti tü ken iyord u .

Lehiminin hiç azalm am asına d ikk at ediyordu. Eğer lehim bitecek olursa, yor­

gunluk üzerine o kadar gü çlü bir şek ild e çökebilirdi ki bir daha harekete geçeme-

vebilirdi. Ayrıca V in o kad ar susam ış olm asa da, Kelsier ona aşırı miktarlarda su

içmesini em retm işti.

Sessiz ve karanlık gece geld i; h içb ir y o lc u sislere çıkma cesaretini gösteremi­

yordu. G ece için bağlanm ış olan kanal tekn eleri ve mavnalar ile arada bir de ka­

nala kamplarının yanından g e çtiler; çad ırlar sislere karşı birbirlerine sokulmuştu.

İki kere yolun üzerinde sishortlağı görd üler; birincisi V in ’i çok fena ürkütmüştü.

Kelsier ise şe ffa f sishortlağının iskeletin i oluşturan korkunç, sindirilmiş insan ve

hayvan kalıntılarını hiç um u rsam ad an yanından geçip gitmişti.

Hâlâ koşmaya devam e d iy o rd u . Z am an bir bulanıklık hâline geldi ve koşmak

Vin’in olduğu ve yap tığı h er şey e h ü k m ed er oldu. Hareket etm ek dikkatinin o

kadar fazlasını alıyordu ki sislerin için d e ilerisinde olan K elsier’e bile zar zor odak­

lanabiliyordu. Bir ayağım öb ürü nü n önüne koym aya devam etti, vücudu güçlü

kalmaya devam ed iyord u am a aynı zam anda berbat bir şekilde de yorgun hissedi­

yordu. Her adım, ne kadar hızlı da olsa, b ir angarya hâline geldi. Dinlenmek için

özlem duymaya başladı.

Kelsier ona fırsat v e rm e d i. O inanılm az hızını koruyarak koşmaya devam eder­

ken Vin’i de devam e tm e y e zo rlu yo rd u . V in ’in dünyası zamansız, zorlamalı bir

acı ve tomurcuklanan bir zayıflık tan ib aret olan bir şeye dönüştü. Arada bir daha

fazla lehim boncuğu y u tm a k ya da su içm ek için yavaşlıyorlardı ama Vin koşmayı

hiç kesmedi. Sanki... sanki d u rm ası m üm kün gibiydi. Vin tükenmişliğin

aklını boğmasına izin verd i. H arlanan leh im her şeydi. V in başka hiçbir şey değildi.

Işık onu şaşırttı. S isle r ortad an kayb olu rken güneş yükselm eye başladı. Ama

Kelsier aydınlığın onları d u rd u rm asın a izin verm edi.

Nasıl verebilirdi? K o şm ak zo run d ayd ılar. Sadece... koşmaya... devam... et-

mek... zorundaydılar...

Geçeğim.

Bıı koşu sırasında V in 'in aklın a bu düşüncenin ilk gelişi değildi. Hatta bu fikir
akhnm içinde dönüp d u ru y o r, bir leş kuşu gibi beynini gagalıyordu. Hareket etnıe-

devam etti. K oşm aya.

Ben koşmaktım nefret e d iy o ru m , d iv e d u şu n d u İşte o y ü z d e n her zunuuı ö
da değil de şehirlerde yaşıhiım . K oşm ak zo rum la k a lm a y a y ım diye.

İçinde bir ş'eyler hu düşüncenin bir m .ıntığı olm adığını biliyordu. Anıa

için mantık V in ’in erdem lerinden b iıısi d eğ ild i. n

K elsierden de nefret ed iyo ru m . G i d i y o r d a g id iy o r . G ü n e ş yükseleli nekad

oldu? D a kika lar m t? Sitatler m i? H a f t a la r ? Y ı l l a r ? V a r y a , y e m in ederim ki ben
Kelsier, V in ’in ilerisindeki yolda y avaşlayarak d u rd u .

Vin o kadar afallam ıştı ki n ered e yse K e ls ie r ’e çarp a cak tı. Tökezleyerek bece
riksiz bir şekilde hızını azalttı, sanki ko şm ak d ışın d a herhangi bir şeyin nasıl yap,

lacağını unutmuş gibiydi. D u rd u, sonra da se rs e m e d ö n m ü ş bir şekilde gözlerini
ayaklarına dikti.

Bu yanlış, diye düşündü. B u r a d a b ö y le d u r a m a m . B e n im koşm am lazım.

Tekrar hareket etm eye başladığını h isse tti am a K e lsie r onu yakaladı. Zayıfça
karşı koyarak K elsier’in elinde kıvrand ı.

Dinlen, dedi içinden bir şeyle r. R a h a tla . S e n on u n ne oldu ğu n u unuttun ama o

öyle hoş bir şey ki...

“Vin!'' dedi Kelsier. "L ehim in i sö n d ü rm e . Y a k m a y a d eva m et yoksa kendinden

geçersin!"

Vin başını salladı, kafası b u lanık b ir ş e k ild e on u n sözlerin i algılamaya çalışıyor­

du.

“Kalay!" dedi Kelsier. “ H arla. H e m e n !"

Vin bunu yaptı. N ered e yse u n u tm u ş o ld u ğ u b ir baş ağrısıyla kafası alev aldı ve

kör edici güneş ışıklarına karşı gö zlerin i k a p a tm a k zo ru n d a kaldı. Bacakları ağnvor-

du ve ayaklan daha bile b e ter b ir h â ld e y d i. A n c a k ani d u yu patlaması onun aklını

tekrar başına getirm işti ve gözlerini k ırp ıştıra ra k başını kaldırıp K elsier’e baktı.

“Daha iyi misin?” diye sordu.

Vin başıyla onayladı.
“Vücuduna karşı inanılm ayacak k ad ar in safsız d a v ra n d ın ,” dedi Kelsier. Saat­

ler önce durmuş olması gerekird i am a sen in o n u d e v a m e tm e y e zorlamak için lehi­
min vardı. İyileşeceksin, hatta bu şe k ild e k en d in i zo rla m ad a daha iyi bile olacaksın
ama şu an için sadece lehim y a k m a y a d e v a m e d e re k u yan ık kalmak zorundasın.

Daha sonra uyuyabiliriz."
Vin tekrar başıyla onayladı. “ N e d e n ...” k o n u şu rk e n sesi çatladı. N e d e n dur

duk?"

“ D in le .”

Vin dinledi. İnsan sesleri d u yu yo rd u . B ağırışlar.

Başını kaldırıp K elsier’e baktı. “ B ir savaş m ı? ” f

Kelsier başını salladı. “ H o lstep şeh ri y a k la ş ık b ir saat kadar kuzeyde kah

ama ben aradığımız şeyi bulduğum uzu d ü şü n ü y o ru m . G e l h ad i.”
V ın ’i bırakarak bir sikke attı ve kanalın ü stü n d e n a tla d ı. V in de onun aı^ ^

dan giderek yakınlardaki bir tep en in ü stü n e ç ık a rk e n K e ls ic r'i takip etti,

zirveye ulaşarak etrafa göz attı. Son ra da ayağa k a lk a rak doğudaki bir şevler

lirini dikti Vin He zirv e y e ulaktı ve kolaylıkla ilerideki savaşı, artık ne kadar öyle
denilebilirse, gördü. Rüzgârdaki bir değişim burnuna kokuları getirdi.

Kan. Ö tedeki vadi c e s e tle rle ben ek len m işti. Vadinin uzak ucunda hâlâ dövü­
şen adamlar vardı; kü çü k, u y u m su z giy sile r içindeki perişan bir grubun etrafı çok
daha büyük ve ü n iform alı bir o rd u tarafın dan çevrilm işti.

“Çok geç k ald ık ," d ed i K e lsie r. "A d a m larım ız H olstep Garnizonunun işini bi­
tirmiş olmalı, sonra da m ağaralara geri d ö n m ey e çalışm ışlar. Am a Valtroux şehri
sadece birkaç gün uzak lıkta ve on u n garnizonunda da beş bin adam var. O askerler
buraya bizden önce g e lm iş .”

Işığa rağmen kalay k u llan arak gözlerini kısan Vin onun haklı olduğunu göre­
biliyordu. Daha b ü y ü k olan o rd u im p a ra to rlu k form ası giyiyordu ve ceset sıra­
larına bakıldığı zam an skaa a s k e rle rin i g e ç e rk e n pusuya düşürm üş oldukları belli
oluyordu. O rd u ların ın h iç şan sı o lm a m ıştı. O izlerken skaalar ellerini kaldırmaya
başladılar ama a sk e rle r o n ları ö ld ü r m e y e d evam etti. G e rid e kalan isyancılar ise
çaresizce savaşm aya d e v a m e d iy o r d u am a on lar da n eredeyse avnı hızla düşm ek­
teydi.

“Bu bir k atliam ,” d ed i K e ls ie r ö fk e y le . “V a ltro u x Garnizonu'na bütün grubu
yok etmeleri için em ir v e rilm iş o lm a lı.” O n e bir adım attı.

"Kelsier!” dedi V in kolunu kavrayarak. “ N e yapıyorsun?”
Kelsier ona döndü. “ O ra d a hâlâ h a ya tta olan adam lar var. Benim adam larım .”
“Ne yapacaksın, b ü tü n b ir o rd u y a te k başına m ı saldıracaksın? N e amaç için?
İsyancılarının A llo m a n si’si y o k , hızla kaçarak kurtulm aları mümkün olmayacak.
Bütün bir orduyu sen d u rd u ra m azsın K e ls ie r."
Kelsier silkinerek k a v ray ışın d a n k u rtu ld u , V in ’in onu tutacak gücü yoktu. Tö­
kezleyerek sert siyah to p rağ ın ü stü n e d ü ştü , kü lden bir bulut kaldırmıştı. Kelsier
geniş adımlarla te p e d e n aşağı in e re k savaş m eydan ın a doğru gitm eye başladı.
Vin dizlerinin ü stü n d e d o ğ ru ld u . " K e ls ie r ,” dedi yorgunluktan sessizce titreye­
rek. “Bizler ölüm süz d eğ iliz , h a tırlıy o r m u su n ?”
Kelsier durakladı.
‘Seti ölüm süz d e ğ ilsin ," d iy e fısıld a d ı. “ O nların hepsini sen durduramazsın. O
adamları ku rtaram azsın .”
Kelsier sessizlik iç in d e d ik ild i, y u m ru k la n sıkılıvdı. Sonra yavaş yavaş başını
eğdi. İleride katliam d e v a m e d iy o rd u am a p ek fazla isyancı kalmamıştı.
Mağaralar,” d iye fısıld ad ı V in . “ O rd u m u z arkada adam bırakmıştır, değil
mi? Belki de onlar b ize o rd u n u n n ed en açığa çıktığını söyleyebilir. Belki de arka­
da kalmış olanları k u rta ra b ilirsin . E ğ e r daha şim diden başlamadılarsa bile, Lord
Mükümdar’ın adam ları o rd u n u n ü ssü n ü d c m utlaka arayacaktır.”
Kelsier başıyla o n aylad ı. “ T a m a m . G id e lim ."

Kelsier mağaranın için e in di. S a d e c e ço k y ü k sek lerd ek i bir parça yansıyan güneş
^'ğıın aydınlattığı d erin karan lığın için d e herhangi bir şey görebilm ek için kalay
ar arnası gerekiyord u . Y u k a rıd a çatlağın için d eki V in ’in tıkırtıları aşın güçlendi-

rilnıiş kulaklarında fırtına gıhi g iirliiv ı'rılıı- M adaranın idinde ise... lıi^lıir ıjı-y
Sos yok, ışık yok.

Demek ki yanılmış, ılivo düşüm lü Kolsior. K im se tiıkıida kalmamış.
Kelsier hüsranı vo kırgınlığı iyin İmi yıkış yolu k ılm a y a yatışarak yavaşça ntfe
sini bıraktı. Savaş m eydanındaki atlanılan terk e tm işti. İbişim sallayarak şu an içjn
mantığın ona söylem ekte olduğu şeyleri görm ezd en geldi, ü lk e s i fazla tazeydi
Vin vantnda yere indi, silueti K elsier'in zorlanan gözleri için bir gölgeden daha
fazlası değildi.
"Boş," diye ilan etti K elsier, sesi m ağaranın derin liğin d e yankılanarak. "Yanıl-
nıışsın."
"Havır," diye fısıldadı Vin. “O rad a.”
Bir anda fırlayıp gitm işti, kedi gibi b ir kıvrak lık la zem in boyunca hızla ilerli­
yordu. Kelsier karanlığın içinde arkasından sesle n d i, d işlerin i sıktı, sonra da sesini
takip ederek koridorlardan birinde V in ’i tak ip etti.
“Vin, geri gel! Orada hiçbir ş e y ...”
Kelsier durakladı. Koridorun ilerisin d ek i h a fif bir ışık pırıltısını zar zor fark
edebiliyordu. O ha be! O k a d a r u za k ta n b u n u n a s ıl g ö rd ü ?
Vin'in ilerisinde olduğunu hâlâ d u ya b iliy o rd u . K e lsie r daha dikkatli bir şekilde
ilerledi, Nezaret ajanları tarafın d an k u ru lm u ş b ir tuzaktan endişe ederek metal
stoklarım kontrol etti. O ışığa daha da y ak laşırk e n ilerid en birileri seslendi. "Kim
var orada? Parolayı söyle! ”
Kelsier yürüm eye devam etti, ışık onun k o rid o ru n ilerisinde arkasından ay­
dınlatılan mızraklı bir siluet old uğun u g ö rm esin e y e te c e k kadar artmıştı. Vin ka­
ranlığın içinde çöm elm iş b ekliyord u . K e lsie r yan ın d an geçerken başını kaldınp
sorgulamasına baktı. Şu an için leh im sü rü k lem en in yoruculuğunun üstesinden
gelmiş gibi görünüyordu. A m a en son un d a d in le n m e k için durdukları zaman his­
sedecekti.
“Seni duyabiliyorum !" dedi m u h afız te d irg in b ir şek ild e. Sesi hafiften tanıdık
geliyordu. “ Kendini tan ıt.”
Yüzbaşı Dem oux, d iye dü şü n d ü K e lsie r. B iz im k ile r d e n b iri. Tuzak değil-
“Parolayı söyle!” diye em retti D em o u x .
“Benim parolaya ihtiyacım y o k ,” dedi K elsier ışığa çıkarak.
Demoux mızrağını indirdi. “ L o rd K e lsie r? G e ld in iz ... bu, ordu başarılı oldu
anlamına mı geliyor?”
Kelsier soruyu duymazdan geldi. “ N e d e n g erid ek i girişi korumuyorsunuz.
“Biz... iç kom plekse çek ilirsek daha sav u n u la b ilir olacağını düşündük lordum

Geride çok fazlamız kalm adı.”
Kelsier giriş koridoruna doğru bir gö z attı. L o r d H ü k ü m d a r 'ın adamlarını’1

nuşmaya gönüllü olacak b ir e s ir b u lm a s ı ne k a d a r s ü r e r ? D e m e k ki Vin haklıym'e

bu adamları güvenli b ir yerlere götürm em iz gerek.
Vin ayağa kalkarak yaklaştı, genç askeri o sessiz g ö zleriyle inceliyordu

taneniz geride kaldı?”

"Yaklaşık iki b in ,” ded i D em o u x . “ Biz... yanılmışız lordum. Üzgünüm."
Kelsier tekrar ona baktı. "N e yan ılm ası?”
“Biz General Y ed en ’in dü şü n cesizce davrandığını düşünmüştük,” dedi Demo-
ux utançla kızararak. " G e r id e kaldık. Biz... ona değil de size sadık olduğumuzu
düşünüyorduk. A m a bizim d e ordunun geri kalanıyla birlikte gitmiş olmamız ge­
rekirdi.”
“Ordu öldü,” dedi K elsier ters bir şekilde. “Adamlarını topla Demoux. Hemen
gitmemiz gerek.”

0 gece bir ağaç kütüğünün ü stü n e otu rm u ş, sisler etrafında toplanırken Kelsier en
sonunda kendisini günün o lay la rıyla yü zleşm eye zorladı. Ellerini önünde kavuştu­
rarak oturmuş, u yu m ak için y e rle şm e k te olan ordunun askerlerinden gelen son,
hafif sesleri dinliyordu.

Neyse ki birileri grubu hızla yola çık m ak için hazırlayacak kadar düşünceli dav­
ranmıştı. H er askerin b ir sırt yatağı, b ir silahı ve iki hafta yetecek kadar yiyeceği
vardı. Kelsier bu kadar ön görülü olanın kim olduğunu keşfeder keşfetmez, adamı
epey bir terfi ettire cek ti.

Gerçi artık kom uta e d e c e k p e k fazla bir şey kalm am ıştı. G erid e kalan iki bin
adamın içinde ise p e k savaşacak hâli olm ayanların m iktarı korkunç derecede yük­
sekti; bunlar ya Y ed en 'in p lanın ın d e lilik olduğunu görebilecek kadar akıllı olan
yaşı ilerlemiş ya da k o rk aca k k ad ar genç olan adam lardı.

Kelsier başını iki yana sallad ı. N e k a d a r çok ölü. Bu fiyaskodan önce neredeyse
yedi bin asker to p lam ışlard ı am a şim d i b ü yü k bir kısmı ölüp gitmişti. Görünüşe
göre Yeden orduyu g e c e le y in H o ls te p G a rn iz o n u ’na baskın yaparak “test etm eye"
karar vermişti. O nu bu k a d ar ap talca bir karar verm eye iten şey neydi?

Ben, diye d ü şü n dü K e lsie r. B u b en im suçum . K elsier askerlere doğaüstü yar­
dım sözü verm işti. O ken d isin i y ü c e ltm iş, Y ed en 'i çetenin bir parçası yapmış ve
olanaksızı başarm ak h ak k ın d a o k ad ar kayıtsızca konuşmuştu ki. Kelsier'in ona
sağladığı özgüven d ü şü n ü ld ü ğ ü zam an , Y e d e n ’in Son İm paratorluk’un üstüne doğ­
rudan saldırabileceğini d ü şü n m ü ş o lm asın d a şaşılacak bir şey var mıydı? Onlara
vermiş olduğu sözler d ü şü n ü ld ü ğ ü zam an, askerlerin de onunla birlikte gitmesinde
Şaşılacak bir şey var m ıy d ı?

Şimdi ise ad am lar ö lm ü ştü ve so ru m lu su da K elsier’di. Ölüm onun için yeni
bir şey değildi. Başarısızlık da ö y le ; artık o da tanıdık bir şeydi. Ancak midesindeki
düğümün üstesinden g e le m iv o rd u . D o ğ ru , askerler Son İmparatorluk ile savaşır­
ken ölmüşlerdi ve bu ise h erh an gi bir skaanın um ut edebileceği her ölüm kadar
'yivdi; ancak onların b ü y ü k o lasılık la K e ls ie r’den bir tiir ilahi korunma bekleyerek
ölmüş oldukları g e rç eğ i... rah atsız e d ic iy d i.

Bunun zor o la c a ğ ım b iliy o r d u n , d e d i kendi kendisine. Kendi sırtına aldığın
yükiin j a r k ın d a y d m .

Ama onun ne hakkı v a rd ı? H a tta H am , Breeze ve diğerleri, kendi çetesinin
u>'eleri bile Son İm p a ra to rlu k ’u n y e n ilm e z olduğunu varsayıyordu. K elsier’i ona

olan inançları yüzünden ve planlarını hır soycun işi çerçevesinde i|a(|t.

duğu için takip ediyorlardı. A m a şim di o işin işvereni ölm üştü; savaş nı.tm'5l)|'

kontrol etmesi için gönderilm iş olan hır gözcü öyle veya höyle Y eden’in

doğrulamayı başarmıştı. A sk e rle r l l a m ’iıı sııhavlarından birkaç tanesiyle b T "11

Yeden’in kafasını yolun kenarındaki bir m ızrağa d ikm işti. 1

İş bitmişti. Başarısız olm uşlardı. O rd u gitm işti. N e bir ayaklanma olacakned

şehir ele geçirilecekti.

Ayak sesleri yaklaştı. K elsıer ayağa kalkacak kadar gücü olup olmadığım

rak ederek başını kaldırdı. V in kütüğün yanında kıvrılm ış, sert zemin üzerind

yatıyordu; yastık olarak sad ece sispelerin i vardı. U zun süreli lehim sürüklemele

kızı epey bir yıpratm ıştı ve n ered e yse K e lsie r ge ce için durmalarını söylediğianda

yıkılmıştı. Kelsier kendisi de aynı şeyi y a p a b ilm e y i diliyordu. Ancak o lehimsû

rüklem ede V in ’den çok daha te crü b e liy d i. E n in d e sonunda onun da vücudupes

edecekti ama kısa bir süre daha devam edebilirdi.

Sislerin arasında K e lsie r’e doğru to p allay ara k ilerleyen bir siluet belirdi. Adam
yaşlıydı, K elsier’in toplam ış old uğu ask e rlerin h epsin den daha yaşlıydı. İsyanın
eski bir üyesi olm alıydı; K elsier m ağaralara el koym adan önce orada yaşamakta
olan isyancılardan bir tanesi.

Adam K elsier’in kütüğünün yan ın d aki b ü y ü k bir taşı seçti ve iç çekerek otur­
du. Bu kadar yaşlı birinin on lara ay ak u y d u rm a y ı başarabilm iş olması bile inanıl­
mazdı. K elsier m ağaralar ile aralarına o lab ild iğ in ce m esafe koymak istediği için
grubu hızlı bir tem poyla h areket e ttirm işti.

“Adam lar rahatsız u y u y a c a k la r," d ed i y aşlı ad am . “ Sislerin içinde olmaya alış­

kın değiller."
“ Fazla bir seçenekleri y o k ," dedi K elsier.
Yaşlı adam başını salladı. "S a n ırım y o k t u r .” B ir an için durdu, yaşlı gözlenni

okumak mümkün değildi. “ Beni hatırlam ıyorsun, değil m i?”
K elsier durakladı, sonra da başını o lu m su z şek ild e salladı. "Üzgünüm. Seni ben

mi orduya almıştım?"
“Bir açıdan öyle. Ben L o rd T r e s tin g ’in p lan tasyon u n d aki skaalardan biriydim

K elsier şaşkınlıkla ağzını h a fifç e aralad ı, en son un da adam ın kel kafası ve\of
gun ama bir şekilde ku vvetli olan d u ru şu n d a h a fif b ir tan ıdıklık görmüştü. Oge

yanımda oturan yaşlı adam . Senin ad ın ..." -s

“M ennis. Sen T re stin g ’i ö ld ü rd ü k te n son ra m ağaralara kaçtık ve ora a'

yancılar da bizi aralarına aldı. Eninde sonunda diğerlerinin pek çoğu a 1

başka plantasyonlar aram ak üzere gitti. Bazılarım ız kaldı."
K elsier başını sallayarak on aylad ı. "B u n u n ark asın d a sen varsın, değil n

kampa doğru işaret ederek. "H azırlıkların?" vlery3P'

M ennis om uz silkti. “ Bazılarım ız savaşam ıyo r, o yüzden de başka Ş .

yoruz."

K elsier öne doğru eğildi. “ N e old u M e n n is? Y ed en bunu neden >ap a£jaıtıİ3fl11
M ennis sadece başını iki yana salladı. “ H e r ne k ad ar çoğu kişi ge

.,ptal olmasını b e k l e s e d e b e n f a r k e t t i m k i s a d e c e b ira zc ık yaş, bir adamı ç o c u k ­
u n olduğundan çok d aha fazla aptal edebiliyor. Yeden ise... şey... o fazla kolay
etkilenen birisiydi. 1 l e m s e n d e n h e m d e sen in o n u n için bırakm ış olduğun ünden.
Generallerinin bazıları a d am la ra biraz pratik savaş tecrübesi kazandırmanın iyi bir
fikir olacağını d ü ş ü n d ü v e H o l s t e p G a r n i z o n u n a b i r g e c e baskını y a p m a n ın akıllı­
ca bir h are ke t o la c a ğ ı s o n u c u n a v a r d ı l a r . G ö r ü n ü ş e gö re b u on ların varsayd ığınd an
daha zorlu ç ı k m ı ş . "

Kelsier başını o lu m su z c a salladı. “ Başarılı olsalardı bile, ordunun açığa çıkması
onları bizim iç in iş e y a r a m a z h â l e g e t i r i r d i . "

“O n la r sana in an ıyordu/' d ed i M ennis sessizce. “ Başarısız olamayacaklarını dü­
şündüler."

Kelsier içini çek ip başını g e riy e atarak yukarıdaki girdaplanan sislere baktı. Y a ­
vaş yavaş nefesini v e rd i v e b u b aşın ın ü stü n d ek i sisleri dalgalandırdı.

“Peki, bize ne o lac a k ?” d iy e so rd u M en n is.
"Sîzleri ayırıp kü çük gru p lar h âlin de L u th a d el’e sokacak, skaa nüfusunun ara­
sında kaybolmanızı sağlayacağız,” dedi K elsier.
Mennis başıyla o n aylad ı. Y o rg u n , h atta tü ken m iş gibi görünüyordu ama gidip
uyumuyordu. K elsier bu d u y g u y u an layab iliyord u .
“Tresting’in p la n tasy o n u n d a k i konu şm am ızı hatırlıyor m usun?” diye sordu
Mennis.
“Biraz," dedi K elsie r. “ S e n b e n i b e la çıkarm am am için ikna etm eve çalışmış­
tın.”
“Ama bu seni d u r d u r m a d ı.”
“Bela çıkarm ak n e re d e y s e b e n im iyi başardığım tek şey M ennis. Plantasyonda
yaptığım şey için, sen i u ğ ra m a y a zo rlam ış olduğum değişim için bana içerliyor
musun?”
Mennis durakladı, son ra d a b a şıyla on aylad ı. “A m a bir açıdan o içerlem e için
müteşekkirim. Ben h a ya tım ın b itm iş old u ğu n a inanıyordum , her gün ayağa kalka­
cak gücüm kalm adığını u m a ra k u y a n ırd ım . A m a ... ş e y ... mağaralarda tekrar ken­
dime bir amaç b u ld u m . O n u n için m in n e tta rın ı.”
“Orduya yaptığım şeyd en sonra bile m i?”
Mennis h o m urd an d ı. “ K e n d in i o k ad ar da bü yü k görm e genç adam. O asker­
ler kendi k e n d ilerin i ö ld ü rttü . O n la rın m o tivasyon u sen olabilirsin ama onlar için
seçimi sen yapm adın.
‘Ne olursa olsun, bu k a tled ilen ilk skaa ayaklanm ası değil. Hiç de değil. Bir açı­
dan, çok şey başardın; d ik k a te d e ğ e r b ü yü k lü k te bir ordu topladın ve sonra da onları
kimsenin hayal bile e d e m e y e c e ğ i kad ar iyi şekild e silahlandırdın ve eğittin. İşler
senin tahmin ettiğind en biraz dah a hızlı o lu p bitti ama kendinle gurur duymalısın."
Gurur m u ?” d iy e so rd u K e ls ie r gerginliğinin birazını atm ak için ayağa kalka-
rak- “Bu ordunun Son İm p a r a to r lu k ’u d e v irm e k için yardım etm esi gerekiyordu,
i-uthadel'dcn h aftalarca u z ak ta b ir v a d id e anlam sız bir savaşı verirken öldürülmesi

“Son İm p a r a t o r lu k ’u . . . ” M e n n is N a l ın ı k a l d ı ı a ı a k k a k la r ın ı ç a t t ı. S e n gerdek­
ten di* bovle h ir ş e y le r y a p m a y ı ın ı b e k l i y o r d u n 1 "

“T a b ii k i,” d e d i K e ls ie r . “Y o k s a n e d e n b o v l e b i r o r d u t o p l a y a y ı m ? ’’
“D ire n m e k iy in ," d e d i M e ııııis . “ M ü c a d e l e e t m e k i ç i n . O o ğ la n la r da mağara­
lara bu yü zd en g e ld ile r. M e s e le k a z a n m a k y a d a k a y b e t m e k d e ğ il d i; m e se le Lord
H üküm dara karşı d ire n m e k iy in b ir ş e y le r y a p m a k t ı, n e o lu rs a o ls u n .”
K elsier dönerek k a ş la rın ı y a tt ı. " S e n e n b a ş ın d a n b e r i o r d u n u n kaybedeceğim
mi düşünüyordun?"
“Başka ne so n u ç v a r d ı k i ? ” d i y e s o r d u M e n n i s . B a ş ı n ı s a lla y a r a k ayağa kalk­
tı. ‘ Bazılan başka tü rlü s ü n ü h a y a l e t m e y e b a ş la m ış o l a b il ir e v la t a m a Lord Hü­
küm dar ye n ile m e z. G e ç e n s e fe r s a n a b ir ö ğ ü t v e r m iş t im ; s a n a h a n g i mücadeleleri
edeceğini se çe rk e n d ik k a t li o lm a n ı s ö y l e m i ş t i m . E h , b e n b u m ü c a d e le n in etmeye

değer olduğunu ta rk e t t im .

“Bak ş im d i sana b ir d iğ e r ö ğ ü t d a h a v e r e c e ğ im K e l s i e r , H a t h s i n F ira ris i. Ne
zaman pes e d e c e ğ in i b il. İ y i iş y a p t ın , k i m s e n i n t a h m i n e d e m e y e c e ğ i kadar iyi.
Senin o sk a a la n n y a k a la n ıp y o k e d i l m e d e n ö n c e b ü t ü n b i r g a r n iz o n d o lu s u askeri
ö ld ü rd ü ler. B u s k a a la n n o n la r c a , h a t t a b e l k i d e y ü z l e r c e y ı l d ı r e ld e e t t iğ i en büyük
zafer. Ş im d i ise d ö n ü p g it m e n in z a m a n ı.”

Bununla b irlik t e y a ş lı a d a m b a ş ın ı s a y g ılı b ir ş e k il d e e ğ d i v e d ö n ü p ayaklannı
sürüyerek kam pın m e rk e zin e d o ğ ru u z a k la ş m a y a b a ş la d ı.

K e lsie r ş a ş k ın lık iç in d e d o n a k a lm ış h â ld e d i k i l d i . O nla rca y ı ld ı r skaalann elde
ettiği en büyük zafer...

M ü cad e le e ttiğ i ş e y iş t e b u y d u . S a d e c e a s il l e r , s a d e c e L o r d H ü k ü m d a r değil
Bin y ıllık k o ş u lla n m a y a , b e ş b in a d a m ın ö l ü m ü n ü “b ü y ü k b i r z a f e r " olarak ad­
lan d ıracak o la n b ir t o p lu m d a b in y ı l l ı k y a ş a m a k a r ş ı m ü c a d e l e e d iy o r d u . Skaalar
için hayat o k a d a r ü m it s iz d i k i b e k le n e n y e n i l g i l e r l e k e n d i l e r i n i a v u ta c a k kadar
düşm üşlerdi.

“B u b ir za fe r d e ğ ild i M e n n is ," d i y e f ı s ı l d a d ı K e l s i e r . “ B e n s a n a z a f e r in ne oldu­

ğunu göstereceğim. ”

K e n d is in i g ü lü m s e m e y e z o r la d ı; m u t l u l u k t a n d o l a y ı y a d a t a t m in d e n dolayı
değil. A d a m la rın ın ö lü m ü y ü z ü n d e n h is s e t t iğ i k e d e r e r a ğ m e n g ü lü m s e d i; gülüm­
sedi ç ü n k ü o n u n y a p t ığ ı ş e y b u y d u . O n u n L o r d H ü k ü m d a r ’a v e d e k e n d isin e ye­
nilm em iş olduğunu k a n ıt la m a s ın ın y o lu b u y d u .

H ayır, pes edecek d e ğ ild i. İş i d a h a b it m e m iş t i. D a h a ç o k iş i v a rd ı.

Ü ÇÜ N CÜ BÖ LÜ M Ü N SO N U

d ö r d ü n c ü bölüm

SİS DENİZİNDEKİ
DANSÇILAR

A rtık çok yoru ldu m .

26

V İ N , C L U B S ’ I N D Ü K K Â N I N D A K İ yatağında yatıyor ve bir yandan
da b a şın d a k i z o n k la m a y ı d in liy o r d u .

N ey se ki b a ş a ğ rıs ı a z a lm a k t a y d ı. H â lâ o ilk korkunç sabahki uyanışını hatırla­
yabiliyordu; acı o k a d a r g ü ç lü y d ü ki d eğ il h arek et etm ek, düşünmeyi bile zar zor
başarabilm işti. K e l s i e r ’in o g ü n g ü v e n li b ir y e re giderlerken ordudan geride kalmış
olanlara ö n d e rlik e t m e y e n asıl d e v a m edebildiğini V in bilmiyordu.

Bu iki h a fta d a n d a h a u z u n b ir s ü r e ö n c e y d i. T am on beş gün ve V in ’in başı hâlâ
ağrıyordu. K e ls ie r b u d u r u m u n o n u n için iyi olacağını söylem işti. O Vin'in “lehim
sürüklem e” p r a tiğ in e , v ü c u d u n u n alışık olm adığım düşündüğü durumda bile çalış­
maya d e v a m e t m e s i iç in e ğ it ilm e y e ih tiy a c ı olduğunu söylemişti. Ancak Kelsier in
söyled iklerin e r a ğ m e n , V i n b u k a d a r acılı b ir şeyin onun için “iyi olabilmesinin
mümkün olduğundan şü p h e etm işti.

E lb e tte b u s a h ip o lm a s ı fa y d a lı b ir y e te n e k de olabilirdi. Şimdi artık başı o
kadar fazla z o n k la m a d ığ ı iç in V in b u n u n fark ın a varabiliyordu. O ve Kelsier bir
günden daha k ısa b ir s ü r e d e k o şa ra k savaş m eydanına ulaşmayı başarmışlardı. Dö­
nüş y o lc u lu ğ u is e ik i h a ft a s ü r m ü ş tü .

V in y o rg u n b ir ş e k ild e g e r in e r e k k a lk tı. A slın d a daha geri döneli bir gün bile
olm am ıştı. K e ls ie r b ü y ü k ih t im a lle o la y la rı d iğ er çete üyelerine anlatarak gecenin
yansını da a y a k ta g e ç ir m iş t i. A n c a k V in doğrudan yatağa gitmekten memnundu.
Sert to p rağın ü s t ü n d e u y u y a r a k g e ç e n g e c e le r ona rahat bir yatakta vatmanın alış­
maya başlam ış o ld u ğ u b ir lü k s o ld u ğ u n u hatırlatm ıştı.

E sn eyip t e k r a r ş a k a k la r ım o v u ş tu rd u , sonra da üstüne bir cübbe atarak banyo­
ya doğru g itti. C l u b s ’ın ç ır a k la r ın ın k ü v e ti on u n için hazırlamayı hatırladıklannı
görerek m e m n u n o ld u . K a p ıy ı k ilitle d i, so yu n d u ve ılık, hafifçe parfümlendiril-
miş suların iç in e k e n d in i b ır a k t ı. Ö n c e le r i bu ko k u lan gerçekten uygunsuz bulmaz

mıydı1 Parfüm onu dalıa yok go/e batar k ılacak tı, d o ğ ru , am a İm kendisini st-y^
sırasında üzerine yerleşm iş toz top raktan .ılın d ırm an ın kar^ılı^ı olarak ufak bir
bedel gibi görünüyordu. Ancak hâlâ uzun sayı bir rah atsızlık olarak görüyordu
Sayını yıkadı ve tarayarak düğüm leri ve b irb irin e dolan an kısım larını düzeltti; a sj]
kadınların ta sırtlarına kadar men saya nasıl d ayan ab ild iğim m erak ediyordu Bir
lıizmelyinin elinin altında taranıp sü slen erek ne k ad ar zam an harcamak zorun­
da kalıyorlardı? V in ’in saylan daha om u zların a b ile u laşm am ıştı ama şimdi bile
bundan daha fazla uzamasına izin v e rm e y e iste k sizd i. Z ıp lad ığı zaman uçuşarak
yüzüne çarparlardı, düşm anlarına k a v ray acak b ir şe y sağladığından ise bahsetmeye
bile gerek yoktu.

Yıkanmayı bitirdikten sonra odasına geri d ö n d ü , ü stü n e günlük bir şeyler giydi
ve aşağı indi. Çıraklar atölyed e m eşgu ld ü v e e v h iz m etçileri de üst katta çalışı-
yorlardı ama m utfak sessizdi. C lu b s, D o c k so n , H a m v e B reeze sabah yemeğinin
başında oturuyorlardı. V in içeri girerken başların ı k a ld ırıp ona baktılar.

“Ne?” diye sordu V in kapı ağzında d u ra k la y a ra k h u ysu z bir şekilde. Banyo baş
ağnsını biraz teskin etm işti am a başının arka ta ra fı hâlâ h a fifçe zonkluyordu.

Dört adam birbirlerine baktılar. İlk ö n ce H a m konu ştu . “ Biz sadece planın
durumunu tartışıyorduk. Şim d i ne işv e re n im iz ne d e o rd u m u z var.’’

Breeze bir kaşını kaldırdı. "D u ru m m u? Bu olayı d ile getirm ek için ilginç bir yol
Hammond. Ben olsam onun yerine ‘im kânsızlık’ d e rd im .”

Clubs homurdanarak katıldığını belli e tti v e d ö rtlü V in ’e döndüler, görünüşe
göre onun tepkisini görm ek için b e k liy o rlard ı.

Neden benim ne düşündüğüm le b u k a d a r ilg ile n iy o r la r , d iy e düşündü Vin oda­
nın içine girerek bir sandalyeye otu ru rken .

"Yiyecek bir şeyler ister m isin?” d ed i D o c k so n ayağa kalkarak. “Clubsin hiz­
metçileri bize yem ek için birkaç d ü rü m ...”

“Bira,” dedi Vin.
Dockson durakladı. “Daha öğlen bile o lm ad ı.”
“ Bira. Şim di. Lü tfen ." Ö n e uzanarak k o lların ı m asan ın üstün d e k a v u ş t u r d u ve

başını yasladı.
Ham kıkırdayacak cüreti gösterdi. “ Leh im sü rü k lem e?”
Vin başıyla onayladı.
“Geçecek," dedi Ham.
“Eğer önce ölm ezsem ," diye hom urdandı V in .
Ham tekrar kıkırdadı am a neşesi zo rlam a gib i g ö rü n ü yo rd u . D ox ona bir kup

verdi, sonra da oturarak diğerlerine bir gö z a ttı. “ E e , V in . S e n ne düşünüyorsun
“Bilmiyorum," dedi Vin iç çek erek. "O rd u aşağı yukarı her şeyin merkezi)

değil mi? Breeze, Hanı ve Yeden bütün 'Alınanlarını asker toplayarak geçirdik-
Dockson ve Renouxda ikmal m alzem eleri üstü n d e çalıştı. Şim di askerler olmad^ğj
na göre... Bu geride sadece M arsh’ın N e z a re t’teki işleri ve K ell'in asillere yaptıg* • (
dınlan bırakıyor ve ikisi de bize ihtiyacının olduğu şe y le r değil. Ç etey e gerek )l

Oda sessizleşti.


Click to View FlipBook Version