The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by jesparerke, 2021-04-08 20:24:41

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

"Ben onun hakkında yanılmışım Hanımım," dedi Sazed yumuşakça. ''Ben...
özür dilerim.

Vin gülümsedi. Sonra da şışoc iğinin tıpasını söküp açtı ve metalleri bir vudum-
da yuttu.

İçinde güç kaynakları patladı. Ateşler alevlendi, metaller harlandı ve güç Vin'in
zayıflamış, yorgun vücuduna doğan bir güneş gibi geri döndü. Acılar önemini yitir­
di, sersemlik kayboldu, oda daha aydınlık, ayak parmaklarının altındaki taşlar da
daha gerçek hâle geldi.

Askerler tekrar saldırdı ve Elend de kılıcını kararlı ancak umutsuz bir duruşla
kaldırdı. V in başının üstünden uçarak geçerken tamamen şok olmuş görünüyordu.

Vin askerlerin ortasına konarak bir Çelikitmeyle her yöne doğru bastırdı. İki
yanındaki askerler duvarlara bindirdi. Bir adam ona doğru bir değnek salladı ve o
da bunu küçüm seyen bir elle tokatlayarak uzaklaştırdı, sonra da bir yumruğunu
adamın başını hızla geriye savuracak bir şekilde yüzüne patlatarak çatırtıyla boy­
nunu kırdı.

Değneği yere düşerken yakaladı ve hızla dönerek bunu Elend'e saldırmakta
olan askerin kafasına indirdi. Değnek parçalara ayrıldı ve Vin de onu cesetle birlik­
te düşm eye bıraktı. Arkadaki askerler bağırmaya başladılar ve Vin diğer iki asker
grubunu daha duvarlara çarparken dönerek kaçtılar. Odada son kalan asker Vin
metal m iğferini Ç ekerek eline getirirken şaşırarak döndü. Bunu ona doğru geri
İterek adamı göğsünden vurdu ve kendini arkasından destekledi. Asker koridor
boyunca kaçm akta olan yoldaşlarına doğru uçarak gümbürtüyle onlara bindirdi.

Vin heyecanla nefesini bıraktı, inleyen adamların arasında gergin kaslarıyla
ayakta duruyordu. Ben K elsier'in... buna nasıl bağımlı hâle gelmiş olabileceğini
görebiliyorum.

“V alette?” diye seslendi Elend sersemlemiş bir şekilde.
Vin zıplayarak sevinçli bir kucaklamayla onu kavradı, ona sıkı sıkı tutunarak
yüzünü omzuna gömdü. “ G eri geldin,” diye fısıldadı. “Geri geldin, geri geldin,
geri geldin..."
“ Hı, evet. V e ... görüyorum ki sen de bir Sissoyluvmuşsun. Bu oldukça ilginç,
insanın arkadaşlarına böyle şeylerden bahsetmesi görgü kuralları arasındadır, bi­
liyorsun.”
"Pardon,” diye mırıldandı Vin ona tutunmaya devam ederek.
“ Ee, e v e t,” dedi Elend, sesi aklı epey bir meşgulmüş gibi geliyordu. “Iı, Valet­
te? Senin elbiselerine ne oldu?”
“O nlar şurada yerde duruyor," dedi Vin başını kaldırıp ona bakarak. “Elend,
sen beni nasıl buldun?”
“ Senin arkadaşın, Üstat Dockson diye birisi, bana senin sarayda esir alınmış
olduğunu söyledi. V e buradaki bu sayın beyefendi de, inanıyorum ki adt Yüzbaşı
Goradel, şans eseri bir saray muhafızıymış ve buranın da yolunu biliyordu. Onun
yardımıyla ve biraz da mevki sahibi olan bir asil olarak, binanın içine fazla bir sorun
yaşamadan girm eyi başardım ve sonra da bu koridordan gelen çığlık sesleri duy-

dıık... ve ... evet. V a le tte ? A cab a g id ip e lb is e le rin i g iy m e n m u m k ıin o la b ilir m i? B u

b ira z ... d ik k a t d a ğ ıtıc ı da. "

V in ona gülüm sedi. "B e n i b u ld u n . "

"O da ne faydalı oldu ya ," d ed i E le n d k u ru k u ru . " S e n p e k d e b iz im yard ım ı­

mıza ihtiyaç d u ru y o rm u ş gibi g ö rü n m ü y o rs u n ..."

"B u ö n em li d e ğ il," d ed i V in . " S e n g e ri g e ld in . D a h a ö n c e h iç k im s e geri gel­

m em işti."

Ele n d h afifçe kaşlarını çatarak ona b ak tı.

Sazed yaklaştı. Vin’in giysilerini ve pelerinini taşıyordu. "Hanım ım , gitmemiz
gerekiyor."

Elend başını sallayarak onayladı. “ Şehirde hiçbir yer güvenli değil. Skaalar is­
yan ediyor!" Duraklayarak Vin'e baktı. "Am a sen bunu büyük ihtimalle zaten bi­
liyorsun."

Vin başıyla onaylayarak en sonunda onu bıraktı. “Başlamasına yardım ettim.
Ama tehlike konusunda haklısın. Sazed ile birlikte git; o isyancı liderlerinin pek çoğu
tarafından biliniyor. O senin için kefil olduğu sürece sana zarar verm eyecekler.”

Vin pantolonunu giyerken Elend ve Sazed’in ikisi de kaşlarını çattılar. Cebinde
annesinin küpesini buldu. Onu tekrar kulağına taktı.

“Sazed ile birlikte mi gideyim?” diye sordu Elend. “Am a ya sen?”
Vin bol gömleğini üstüne geçirdi. Sonra da yukarıya doğru bir göz attı... Taş­
ların arasından hissediyor, onun yukarıda olduğunu algılayabiliyordu. O oradaydı.
Fazla güçlüydü. Şimdi onunla doğrudan yüzleşmiş olduğu için V in onun gücünden
emindi O hayatta olduğu sürece skaa isyanı yok olmaya m ahkûmdu.
“Benim başka bir görevim var Elend,” dedi sispelerinini Sazed'den alarak.
“Onu yenebileceğinizi düşünüyor musunuz H anım ım ?” dedi Sazed.
“Denemek zorundayım,” dedi Vin. “On Birinci M etal işe yaradı Saze. Ben...
bir şeyler gördüm. Kelsier onun sırrı açığa çıkaracağından em in di.”
“Ama... Hanımım, Lord Hüküm dar..."
“Kelsier bu isyanı başlatmak için öldü,” dedi V in katı bir şekilde. "Ben de onun
başarılı olduğunu görmek zorundayım. Benim rolüm işte bu Sazed. Kelsier bunun
ne olduğunu bilmiyordu ama ben biliyorum. Ben Lord H üküm dar’ı durdurmak
zorundayım.”
“Lord Hükümdar mı?” diye sordu Elend şaşkın bir vaziyette. “ Hayır Valette.
O ölümsüz!"
Vin uzanarak Elend’in başını kavradı ve onu aşağı çekerek öptü. “ Elend, senin
ailen Lord Hükümdar'ın atiyumunu getiriyordu. Onu nerede sakladığını biliyor
musun?”
“Evet," dedi Elend şaşkınlıkla. “Boncukları buranın hem en doğusundaki bir
hazine binasında tutuyor. A m a...”
“Sen o atiyumu ele geçirmek zorundasın Elend. Yeni hüküm etin bir ordu top-
lavabilen ilk asil tarafından yenilgiye uğratılmaması için o zenginliğe ve de güce
ihtiyacı olacak."

"Hayır, V alette," dedi lilend başım olumsuzca sallayarak. “Benim senin güven­
liğini sağlamam gerek."

Vin ona gülüm sedi, sonra da Sazed'e döndü. Terrisli ona başını salladı.
“Bana gitm em em i söylemeyecek inisin?" diye sordu Vin.
“Hayır," dedi Sazed sessizc e. “ Korkarım ki siz haklısınız Hanımım. Eğer Lord
Hükümdar yenilm ezse... Eh, hen sizi durdurmayacağım. Ancak size şans dileyece­
ğim. Bir kere genç V en tu re’nın güvenliğini sağladıktan sonra ise size yardım etmek
için geleceğim .”
Vin başıyla onaylayarak kaygılı Elend’e gülümsedi, sonra da başını kaldırdı.
Yukarıda bekleyen karanlık, yorgun bir bunalım ile titreşen güce doğru.
Bakır yakarak Lord H üküm dar’ın Teskinini bir kenara itti.
“V alette..." dedi Elend sessizce.
Vin tekrar ona döndü. “M erak etm e,” dedi. “Sanırım ben onu nasıl öldürece­
ğimi biliyorum .”

/f u n y a n ın tekrar doğuşunun arifesinde buzla ¡şaplanmış bir ¡şulemle bu sayfalan
¡şomlarken işte Işorkulanm bunlar. Rashclş izliyor. B e n d e n nefret ederelş. M a ­
ğara yulşanmızda uzanıyor. Titreşerek. Parm alşlanm titriyor. Soğuk yüzünden
değil.

Yann bitecek■

38

V İ N K E N D İ S İ N İ K R E D İ K S h a w ’ın ü z e rin d e k i h a v a n ın iç in d e n İtti.

Kuleler ve m inareler etrafınd a, aşağıda p u su y a y a tm ış o la n h a y a li b ir ca n a v a rın göl­

geli boynuzlan gibi y ü k se liy o rla rd ı. K a r a n lık , d ü z ve m e ş u m k u le le r h e r n eden se,

V ın ’in göğsünden ç ık a n o b s id iy e n b a ş lı b ir m ız r a k la s o k a k t a ö lm ü ş y a t a n K e ls ie r ’i

düşünm esine neden o lu yo rd u .

Sisler onlann içinden u çarken e tra fın d a d ö n ü y o r ve g ird a p la n ıy o rd u . S is hâlâ

kalındı ama kalay onun u fu k ta k i h a fif b ir ış ılt ıy ı g ö rm e s in i s a ğ lıy o rd u . S a b a h ya ­

k ın d ı.

Altında daha büyük b ir ışık to p la n m a k ta y d ı. V in in c e b ir k u le y i ya ka la ya ra k

tutundu ve m om entum un k e n d isin i kaygan m e talin e tra fın d a h ız la d ö n d ü rm esin e

izin vererek bölgenin geniş açıd an g ö rü n ü şü n e b a k tı. G e c e n in k a ra n lığ ın d a b in le r­

ce meşale yanıyordu, ış ık saçan b ö c e k le r g ib i b ir b ir le r in e k a r ış ıy o r ve to p la ş ıy o rla r­

dı. Büyük dalgalar h âlind e organize o lm u ş la r, sa ra ya d o ğ ru a k ıy o r la r d ı.

Saray muhafızlarının böyle b ir kuvvete ka rşı h iç şan sı y o k , d iy e d ü ş ü n d ü . A m a

savaşarak saraya ulaşmakla skaa ordusu ken di k a d e rin i m ühürleyecek.

Yan tarafa doğru döndü, sisle n e m le n m iş k u le p a rm a k la rın ın a ltın d a soğuktu.

K re d ik Shavv’m k u le le r in in a ra s ın d a n s ıç r a d ığ ı s o n s e f e r d e k a n k a y b e d iy o r d u v e

yan yarıya kendinden g eçm işti. S aze d o n u k u r ta r m a k iç in y e t iş m iş t i a m a b u sefer

yardım edem eyecekti. '

Kısa b ir mesafe ile rid e tah t k u le sin i g ö re b iliy o rd u . F a r k e t m e s i z o r d e ğ ild i; d ış

tarafını aydınlatan parlak ateşlerden b ir h a lk a v a rd ı, iç e r id e k ile r iç in te k v itra y -

] t m ıın ı ışıld atıyorlard ı. V in , O n u n iç e rid e o ld u ğ u n u h issedebiliyordu. Birkaç

ı f ık ik a ıc,ıra b e k l e d i ; S o r g u « u l a r < x la v ı t e r k e t t i k t e n s o n ra s a ld ırm a s ın ın m ü m k ü n

olacağım u m u y o r d u .
Kclsier a n ah ta rın (Jn llır u u ı M eta l olduğuna inanıyordu, d iy e düşündü.

V i n ’in b ir f ik r i v a r d ı. İş e y a ra y a « a k tı Y a ra m a k z o ru n d ayd ı.

"Ş u an i t i b a r iy l e , " d iy e ila n e t t i D ı r d H ü k ü m d a r y ü k s e k b ir sesle, “ S o ru ştu r­

ma K a n t o n u 'n a N e z a r e t ü z e r in d e id a ri e g e m e n lik b a h şe d ilm iştir B ir zam anlar
T e v id ia n ’a y a p ı l a n b a ş v u r u l a r ı n a r t ı k K a r ’a y a p ılm a s ı g e r e k ir .'

Taht odası sessizleşti, toplanm ış yüksek rütbeli obligatörler o gece yaşanan
olaylar yüzünden sersem e dönm üşlerdi. Lord Hükümdar bir elini sallayarak gö­
rüşmenin sona erm iş olduğunu belirtti.

Sonunda, d iy e d ü şü n d ü Kar. Başını kaldırdı, göz kazıklan her zaman olduğu
gibi zonklayarak ona acı veriyord u am a bu akşamki sevinç acısıydı. Sorgucular iki
viizyıldır b ekliyor, d ikk atli bir politika izleyerek, incelikli bir şekilde sıradan obli-
gatörlerin arasına yozlaşm a ve nifak tohum ları ekiyorlardı. Ve en sonunda işe yara­
mıştı. A rtık S o rgu cu lar aşağılık insanların emirlerinin karşısında egilmeveceklerdi.

Döndü ve N eza ret rahiplerinden oluşan gruba doğru gülümsedi; bir Sorgucu­
nun bakışının neden olab ileceği rahatsızlığın gayet iyi farkındaydı. O artık göremı-
yordu, bir zam an lar olduğu gibi değil ama ona daha iyi bir şey verilmişti. Bu Allo-
mansi üzerinde o kadar incelikli, o kadar ayrıntılı bir egemenlikti ki, etrafındaki
dünyayı ürkütücü bir doğrulukla seçebiliyordu.

N ered eyse h er şeyin içinde m etal vardı; su, taş, cam... hatta insan vücudu.
Bu m etaller A llo m a n s i’nin etki edebilm esi için fazlasıyla dağınıktı, gerçekten de,
Allom anserlerin çoğu bunları hissedem iyordu bile.

Ancak S orgu cu gözleri sayesinde Kar bütün bu şevlerin demir çizgilenni gö­
rebiliyordu; m avi ip lik ler in ceydi, neredeyse görünmezdi ama onun için dünya­
nın hatlarını çiziyo rlard ı. Karşısındaki obligatörler ayaklarını sürten bir maviler
kütlesiydi. D u y g u la n ; rahatsızlık, öfke ve korku, duruşlarından anlaşılıyordu. Ra­
hatsızlık, ö fk e ve k o rk u ... üçü de ne kadar tatlıydı. Yorgunluğuna rağmen Kar ın
gülümsemesi derinleşti.

Fazla uzun sü re d ir u yan ık kalm ıştı. Bir Sorgucu olarak yaşamak vücudu tüke­
tiyordu ve o sık sık d in len m ek zorundaydı. Kardeşleri şimdiden ayaklarını sürü­
yerek salonu te rk ed iy o r, özellikle taht salonunun yakınında bulunan dinlenme
odalarına doğru gid iyorlard ı. O nlar anında uyuyacaktı; gündüz erken saatlerde
yapılan id am lar ve gecen in heyecanı yüzünden aşırı derecede yorgun olmalıydılar.

A ncak K ar h em So rgu cu lar hem de obligatörler çıkarken geride kaldı. Kısa
süre sonra, beş devasa m altızın aydınlattığı salonda sadece o ve Lord Hükümdar
kalmıştı. D ışarıd aki hizm etkârlarca söndürülen ateşler cam panoramayı karanlığa
terk ederek yavaş yavaş soldu.

En sonunda istediğinizi aldınız," dedi Lord Hükümdar sessizce. Belki artık
kon bu konuda biraz huzur b u labilirim .’

"Evet, Lord Hükümdür," dedi Kar eğilerek. Ben düşünüyorum da...
Garip Bir ses havada yanladı, yu m u şak Bir tıkırtı. Kaı Başını kaldırarak metal­
den küçük Bir disk /emin Boyunca sokeı ek gelip yuvarla narak ayağının dibinde
dururken kaşlarını yattı. Sikkeyi t erden alili, sonra ila Başını kaldırıp devasa pen-
cereve Bakarak ü/erinde ayılmış küyük deliğin farkına vardı.

Ne?
Daha düzinelerce sikke pencerenin iyinden vızıldayarak geçip camın üstüne
delikler açtı. Metalik tıkırtılar ve yıniavan cam havada yankılandı. Kar şaşkınlıkla
geriye doğru Bir adını attı.
Pencerenin Bütün güney kısmı paramparça olarak içeri doğru patladı, delikler
camı uyan Bir bedenin kırıp geçebileceği kadar zayıflatmıştı.
Renkli cam paryaları havada savrularak dalgalanan bir sispelerinine bürünmüş
olan ve Bir çift ışıldayan siyah bıçak taşıyan küçük bir şeklin önünden kaçıştılar.
Kız yere eğilerek indi ve cam parçalarının üstünde kısa bir mesafe boyunca kaydı,
sis arkasındaki açıklıktan dalgalar hâlinde içeri giriyordu. One doğru kıvrıldı, kı­
zın Allomansi si tarafından çekilerek vücudunun etrafında girdaplandı. Kız sislerin
iyinde sadece bir an için eğilerek durdu, sanki gecenin kendisinin bir tür habercisi
gibiydi.
Sonra da öne atılarak doğrudan Lord H üküm dara doğru koştu.

Vin On Birinci Metal’i yaktı. Lord Hükiim dar’ın geçmiş hâli daha önceki gibi sanki
sisten belirircesine ortaya çıkarak tahtın yanında kaidenin üstünde dikildi.

Vm Sorgucuvu görmezden geldi. Yaratık neyse ki yavaş tepki verdi, o Vin’i
takip etmeyi akıl edene kadar Vin kaidenin basamaklarından yukarıya varı yarıya
çıkmıştı bile. Ancak Lord Hükümdar sessizce oturuyor, onu neredeyse umursa­
maz bir yüz ifadesiyle izliyordu.

G ö ğ sü n ü n iç in d e k i i k i m ı z r a k o n u r a h a t s ı z b ile e t m e d i , diye düşündü Vin ka­
idenin tepesiyle arasında kalan son mesafeyi de sıçrayarak aşarken. O n u n b en im

bıçaklarım dan çekinecek b ir d u ru m u y o k .

Vin’in de bu yüzden bunlarla ona saldırmaya niyeti yoktu. Bunun yerine silah-
lannı kaldırdı ve doğrudan geçmiş hâlin kalbine doğru saldırdı.

Bıçakları isabet etti ve sanki o orada değilmiş gibi doğrudan adamın içinden
geçti. Vin öne doğru tökezledi, savrularak doğrudan görüntünün içinden geçti ve
neredeyse kayarak kaidenin üstünden düşecekti.

Hızla dönerek görüntüye tekrar saldırdı. Yine bıçakları içinden zararsız bir şe­
kilde geçti. Görüntü titreşmemiş ya da bozulmamıştı bile.

A ltın g ö rü n tü m , diye düşündü Vin hüsran içinde. B e n o n a d o k u n a b ib n iş tim .

Buna neden dokunam ıyorum ?

Belli ki avnı şekilde işlemiyordu. Gölge onun saldırılarına karşı tamamen kayıt­
sız şekilde duruyordu. Vin, belki Lord Hükümdar’ın geçmiş hâlini öldürürse, onun
şu anki şeklinin de öleceğini düşünmüştü. Ne yazık ki geçmiş hâli de bir atiyum
gölgesi kadar gerçek dışıymış gibi görünüyordu.

Vin haşarısız olmuştu.
Kar ona bindirdi, güçlü Sorgucu tutuşu onu omuzlarından kavradı, momentu-
nnı da onu kaidenin dışına taşıdı. Arka basamaklardan aşağı yuvarlandılar.
Vin hırlayarak lehim harladı. B e n s e ttin sa d e c e k ıs a b ir süre önce esir a lm ış
o ld u ğ u n a y n ı g ü ç s ü z k ı z d e ğ ilim K a r , diye düşündü kararlılıkla. Tahtın arkasında
vere çarparlarken Kar'ı yukarı doğru tekmeledi.
Sorgucu homurdandı, V in ’in tekmesi onu havaya fırlatmış ve Vin omuzlarında­
ki ellerden kurtulmuştu. Sispelerini onun ellerinde söküldü ama Vin takla atarak
ayaklarının üstüne indi ve çabucak uzaklaştı.
“S o r g u c u la r l" diye kükredi Lord Hükümdar ayağa kalkarak. “B ana gelin'."
Güçlü ses kalayla güçlendirilmiş kulaklarına acıyla çarparken Vin haykırdı.
B u r a d a n ç ı k m a m g e r e k , diye düşündü tökezleyerek. O n u ö ld ü rm ek için başka

bir y o l b u lm a n ı gerekecek...

Kar tekrar arkasından üstüne atladı. Bu sefer kollarını onun etrafına tamamen
dolamayı başardı ve sıktı. Vin acıyla bağırarak lehimini harladı ama Kar onu ayak­
larının üstüne kalkmaya zorladı. Becerikli bir şekilde bir koluyla Vin'in kollarını
sırtına dayayarak hareketsiz tutarken, öbürünü boğazının etrafına doladı. Vin öf­
keli bir şekilde m ücadele etti, kıvranıyor ve debeleniyordu ama Kar ın kavrayışı
sıkıydı. Vin ikisini birden bir kapı menteşesine doğru ani bir Çelikitmeyle gerive
doğm fırlatmayı denedi ama dayanağı fazla zayıftı ve Kar sadece biraz tökezledi.
Tutuşu bozulmadı.

Lord Hüküm dar tahtına geri otururken güldü. "Kara karşı pek az başan elde
edeceksin çocuk. O bir askerdi, uzun yıllar önce. Bir kişiyi ne kadar güçlü olursa
olsun, kavrayışını koparamayacağı bir şekilde nasıl tutacağını biliyor.'

Vin nefes almaya çalışarak mücadeleye devam etti. Ancak Lord Hükümdarın
sözleri doğru çıkmıştı. Kafasıyla arkadaki Kar'ın yüzüne vurmaya çalıştı ama o
buna da hazırlıklıydı. Vin onu kulağının dibinde duyabiliyordu, Vin'i boğarken
hızla alıp verdiği nefesi sanki... tutkulu gibiydi. Vin penceredeki yansımadan arka­
larındaki kapının açıldığını görebiliyordu. Başka bir Sorgucu kararlı adımlarla oda­
ya girdi, çarpık yansımasındaki kazıkları parıldıyor, koyu cübbesi dalgalanıyordu.

B u k a d a r , diye düşündü Vin gerçeküstü bir an boyunca parçalanmış pence­
reden içeri süzülerek zemin boyunca akan önündeki sisleri izleyerek. Garip bir
şekilde, çoğu zaman yaptıkları gibi onun etrafında girdaplannuyorlardı, sanki bir
şeyler onları itip kovalıyordu. V in'e bu yenilgisinin son bir alameti gibi göründü.

U z g iin ü n ı K e ls ie r . Seni y ü z ü s t ü b ır a k tım .
ikinci Sorgucu yoldaşının yanına geldi. Sonra da uzandı ve Kar'ın sırtından bir
şeyi kavradı. Bir yırtılma sesi duydu.
Vin anında yere düşerek derin derin nefes aldı. Yuvarlandı, lehim onun hızla
toparlanmasını sağlıyordu.
Kar tepesinde yükseliyor, sallanıyordu. Sonra gevşekçe yana doğru devrilerek
yere kapaklandı. İkinci Sorgucu onun arkasında ayakta duruyordu, elinde büyük
bir metal kazığa benzeyen bir şey vardı; tıpkı Sorgucularm gözlerinde olanlar gibi

Vm, K.ır'ın hareketsiz bedenine doğıtı haklı. ( ubhesmin aıkası yırtılmış, doğ­
rudan kürek komiklerinin arasındaki kaıılı delici güzler ününe seriyordu. Metal
bir kazığın yaratabileceği kadaı biivük hır delikti. Kar'ın yaıa izli yüzü solgundu.
(_ ansızdı.

B a şk a b ir k a z ık , dıve düşiindii Vitı hayret idinde. D iğ e r S o rg u c u o n u K a r'ın

s ır tın d a n ç ık a r d ı r e o d a ö ld ü . İş te s u bu'.

“N e?” diverek kükredi Lord Hüküm dar ayağa kalkarak, ani hareketi tahtını
geriye doğru fırlatmıştı. Taş koltuk merm erleri çatlatıp sekerek merdivenlerden
aşağı yuvarlandı, "ihanet! Kendi Sorgucularımın birinden!”

Yeni Sorgucu Lord H üküm dara doğru fırladı. O koşarken cübbesinin kapüşo­
nu geriye düştü ve Yın kel katasım görebildi. Yeni gelenin yüzünde, ön taraftan
dışarı uzanan kazık başlarına ve kafatasının arkasından çıkıntı y'apan korkunç kazık
uçlarına rağmen, tanıdık bir şeyler vardı. Kel kafasına ve tanıdık olmayan giysileri­
ne karşın, adam biraz Kelsier’e benziyordu.

H a y ır , diyerek farkına vardı Vin. K e ls ie r d e ğ il.

M arsh'.

Marsh bir Sorgucunun doğaüstü hızıyla kaidenin basamaklarını ikişer ikişer
çıktı. Vin neredeyse boğulmanın etkilerini üzerinden atarak ayağa kalkmak için
çabaladı. Ancak şaşkınlığını üzerinden atmak daha zordu. Marsh hayattaydı.

Marsh bir Sorgucuydu.
Sorgucular onu şüphe ettikleri için araştırm ıyordu. Onlar onu aralarına katma­
yı planlıyordu! Ve şimdi ise M arsh’ın Lord Hüküm darda savaşmay'a niyeti varmış
gibi görünüyordu. Y a r d ı m e t m e k z o r u n d a y ı m ! B e l k i . .. b e l k i d e o L o r d H ü k ü m d a r ı

öldürm enin sırrını biliyo rd u r. N e de o b a o S o rg u cu la rın n a sıl öldürüleceğini keş­

fe tti!

Marsh kaidenin tepesine ulaştı.
"Sorgucular!” diye bağırdı Lord Hükümdar. "Bana...”
Lord Hükümdar kapının hemen dışında durmakta olan bir şeyi fark ederek
donakaldı. Tıpkı M arsh’ııı K ar’ın sırtından söktüğüne benzer çelik kazıklar yere
yığılmış olarak duruyordu. Yaklaşık yedi tane var gibi görünüyordu.
Marsh gülümsedi, yüz ifadesi ürkütücü bir şekilde K elsier’in sırıtışlarından bi­
rine benziyordu. Vin kaidenin aşağısına ulaştı ve bir sikkeyi İterek kendisini plat­
formun tepesine doğru fırlattı.
Lord Hükümdar’m hiddetinin dehşet verici gücü onu yarı yolda vurdu. Buna­
lım, kızgınlıkla körüklenen ruh boğulması bakırını delip geçerek ona fiziksel bir
güç gibi vurdu. Hafifçe nefesi kesilerek bakırını harladı ama Lord Hükümdar ı
duygularından tamamen uzaklaştırmayı başaramıyordu.
Marsh hafifçe tökezledi ve Lord Hüküm dar elinin tersiyle tıpkı K elsier’i öldür­
müş olan darbe gibi bir darbe savurdu. N evse ki Marsh eğilm ek için zamanında
toparlanmıştı. Çabucak Lord Hüküm dar’m arkasına dolanarak imparatorun siyah,
cübbeye benzer takım elbisesinin sırtını kavramak için uzandı. Marsh asıldı ve
kumaşı arka dikişi boyunca yırtarak açtı.

Marsh dondu, kazık gözlü yüz ifadesini okumak mümkün değildi. Lord Hü­
kümdar hızla dönüp dirseğini Marsh'ın kaınma gömerek Sorgucuytı oda boyunca
fırlattı. Lord Hükümdar dönerken, Vin de Marsh’ın görmüş olduğu şeyi gördü.

Hiçbir şey. Kaslı olmakla birlikte normal bir sırt. Sorguculann aksine, Lord
Hüküındar’m omurgasına saplanmış bir kazık yoktu.

A h , M a r s h , diye düşündü Vin hüsranla. Bu akıllıca bir fikirdi, Vin’in On Birinci
Metal ile olan aptalca denemesinden çok daha akıllıca bir fikirdi. Ancak o da aynı
derecede yanlış çıkmıştı.

Marsh en sonunda yere çarptı, başından bir çatırtı sesi geldi, sonra da uzak
duvara çarpana kadar z.emin boyunca kaydı. Devasa {tencereye dayanmış olarak
hareketsiz bir şekilde vattyordu.

"M arsh!" diye çığlık attı Vin zıplayıp kendisini ona doğru İterken. Ancak o
uçarken Lord elini dalgın dalgın kaldırdı.

Vin güçlü bir... ş e y in ona bindirdiğini hissetti. Sanki midesinin içindeki metal­
lere bastıran bir Çelikitm eym iş gibi geliyordu ama elbette ki bu olamazdı. Kelsier
hiçbir Aflom anser’in bir kişinin vücudunun içindeki metalleri etkileyemeyeceğinı
söylemişti.

Ama o ayrıca hiçbir Alloınanser’in bakır yakmakta obn bir kişinin duygularını
da etkileyemeyeceğini söylemişti.

Yerlere saçılmış sikkeler zemin boyunca fırlayarak Lord Hükümdardan hızla
uzaklaştı. Kapılar pervazlarından sökülerek paramparça oldu ve odadan uçup gitti.
İnanılamayacak bir biçimde, renkli cam parçaları bile titredi ve kayarak kaideden
uzaklaştı.

Ve Vin de midesindeki metaller vücudundan sökülerek gitmekle onu tehdit
ederken bir yana doğru fırlatılmıştı. Gümleverek yere düştü, darbe onu neredey­
se kendinden geçirecekti. Sersemlemiş ve şaşırmış olarak yatıp kaldı; tek bir şeyi
düşünebiliyordu.

N a s ıl b ir güç...

Lord Hükümdar yürüyerek kaidesinden aşağı inerken tıkırtılar geldi. Sessizce
hareket ediyordu, yırtık takına ceketini ve gömleğini koparıp attı ve parmaklan ve
bileklerinde pırıldayan takılar dışında belinden yukarısı çıplak kaldı. Vin fark etti
ki birkaç ince bilezik pazularının derisini delip geçiyordu.

A k ı l l ı c a , diye düşündü ayağa kalkmak için çabalarken. O n la rın İtilm esini va

da Ç e kilm esin i engeller.

Lord Hüküm dar pişmanlıkla başını salladı, adımlan kınk pencereden içen gi­
rerek zemin boyunca akan serin sislerin içinde izJer bırakıyordu. Ne kadar da güç­
lü görünüyordu, gövdesi kaslarla bezeli, yüzü yakışıklı. Vin onun Allomansı’sinin
bakır tarafından zar zor zaptedilebilen gücünün duvgulanna bastırdığını hissede­
biliyordu.

“Ne düşündün çocuk?” diye sordu Lord Hükümdar sessizce. “Beni yenmeyi
mi? Ben sıradan bir Sorgucu muyum, benim güçlerim de bahşedilmiş olan taklitler
mi?”

Vin lehim harladı. Sonra da döndıı ve hoşlıı. M arslı ın vücudunu kavrayarak
odanın diğer ucundaki camı kırarak g e ç m e y e niyeti vardı.

Ama sonra o oradaydı, sanki hir kasırga rüzgârının ülkesini aşağılar gibi bir
süratle hareket etmişti. Tüm gücüyle lehim harlarken bile, Vin ondan daha hızlı
koşamıvordıı. Uzanarak Vin'i omzundan yakaladı. Sonra da onu geriye doğru çe­
kerken neredeyse kayıtsız gibi goriindü.

Onu oyuncak bir bebek gibi savurarak odanın devasa destek sütunlarından biri­
ne doğru fırlattı. Vin çaresiz bir şekilde kendine bir dayanak aradı ama Lord bütün
metalleri odadan süpürüp atmıştı. Bir tek...

Lord Hükümdar ın kendi bileziklerinden birini Ç ekti, derisini delmeyenlerden
bir tanesini. O ise anında kolunu yukarı doğru savurarak V in ’in Çekişini bozdu ve
onun havada dengesiz bir şekilde dönmesine neden oldu. V in ’e güçlü İtmelerin­
den hir tanesini daha bindirerek onu arkaya doğru savurdu. Midesindeki metaller
burkuldu, camlar titredi ve annesinin küpesi kulağından sökülüp gitti.

Dönüp ayaklarının üstüne basarak çarpm aya çalıştı ama korkunç bir hızla bir
taş duvara bindimıişti ve lehim onu yüzüstü bıraktı. M ide bulandırıcı bir çıtırtı
duydu ve sağ bacağından yukarıya doğru acıdan bir mızrak fırladı.

Vere yıkıldı. Bakacak iradesi yoktu ama gövdesinden gelen ızdırap ona kırılmış
olan bacağının kötü bir açıyla vücudunun altında durduğunu söylüyordu.

Lord Hükümdar başını salladı. H a y ı r , o n u n m e t a l t a k m a k o n u s u n d a e n d işe
e tm e s in e g e re k y o k , diye düşündü Vin. Onun becerileri ve gücü düşünüldüğü za­
man, bir adamın Lord Hüküm dar’ın takılarını dayanak olarak kullanmaya çalış­
ması, Vin’in yaptığı gibi aptallık olurdu. Bu sadece V in ’in sıçrayışlarını da onun
kontrol etmesine izin vermişti.

İleri doğru yürüdü, ayakları kırık camları tıkırdatıyordu. "Sen bunun birisinin
beni öldürmeyi denediği ilk sefer olduğunu mu düşünüyorsun çocuk? Ben yakıl­
malardan ve baş kesmelerden sağ çıktım. Ben bıçaklandım, doğrandım, ezildim ve
parçalandım. Hatta bir keresinde derim bile yüzülnıüştü, ilk başlarda."

Başını sallayarak Marsh a doğru döndü. G arip bir şekilde, V in ’in daha önceki
Lord Hükümdar izlenimi geri döndü. O ... yorgun görünüyordu. H atta tükenmişti.
Vücudu değil; o hâlâ kaslıydı. Bu sadece onun... havasında vardı. Vin taş sütunu
destek almak için kullanarak ayağa kalkmaya çalıştı.

“Ben Tanrıyım,” dedi.

G ünlükteki alçakgönüllü a d a m d a n ne k a d a r d a fa r k lı.

“T a n rı öldürülemez," dedi. “T a n r ı devrilem ez. Sizin isyanınız, ben daha önce
onun benzerini görmedim mi zannediyorsunuz? Siz benim kendi başıma orduları
yok etmediğimi mi düşünüyorsunuz? Siz insanların sorgulamayı bırakmanız için
ne yapmam gerekecek? Siz g e r i z e k â lı skaalar gerçeği görm eden önce kaç yüzyıl
kendimi kanıtlamam gerek? Kaç tanenizi öldürm em lazım !”

Vin bacağını yanlış tarata çevirdiği için çığlık attı. Lehim lıarladı ama yaşlar
yine de gözlerine dolmuştu. Metalleri tükeniyordu. Kısa süre sonra lehimi bitmiş
olacaktı ve o olmadan bilincinin açık kalmasının hiçbir yolu yoktu. Sütuna yasla-

n a r ;ı k ç ö k t ü , H ı r d H ü k ü m d a ı ' ı n A ll o r r ı a n s i ’si ü z e r in e b a s tırıy o rd u . Ba ta ğ ın d a k i

atı zonkladı.

O çok giiçlü, d i y e d ü ş ü n d ü ç a r e s iz lik iç in d e . O haklı. Tanrı o. Biz ne düşünü­
yorduk?

" S e n n a s ıl c ü r e t e d e r s in ? " d iy e s o rd u L o r d H ü k ü m d a r M arsh ın gevşek b e­

d e n in i m ü c e v h e r le r le s ü s lü b ir e lle k a ld ıra ra k . M a rs h başını kaldırm aya çalışarak

h afifçe in le d i.

"Sen nasıl cüret edersin?" diye hesap sordu Lord Hükümdar tekrar. "Benim
sana verdiklerim den sonra? Ben seni sıradan insanlardan üstün yaptım! Ben seni
başat kıldım !”

V in ’in başı aniden kalktı. Acı ve umutsuzluk pusunun arasından bir şevler için­
deki bir anıyı tetikledi.

K endi h alkın ın... ken di halkının “başat ” olması gerektiğini söyleyip duruyor...
Vin içine uzanarak en son On Birinci Metal stoğunu hissetti. Bunu yaktı, Lord
Hükümdar M arsh ’ı tek elli bir tutuşla kaldırmışken görüşünü bulandıran gözyaş­
larının arasından baktı.
Lord H ü kü m dar’ın geçm iş hâli yanında belirdi. Kürk pelerini ve ağır botlan
olan bir adam, gür bir sakalı ve güçlü kasları olan bir adam. Bir despot ya da bir
aristokrat değil. Bir kahraman değil, hatta bir savaşçı bile değil. Soğuk dağlarda
geçen bir hayata uygun olarak giyinmiş bir adam. Bir çoban.
Ya da belki de bir hamal.
“Rashek,” diye fısıldadı Vin.
Lord Hüküm dar irkilerek ona doğru döndü.
“Rashek,” dedi V in bir kez daha. "Senin adın bu, değil mi? Günlüğü yazan
adam sen değilsin. Sen insanlığı koruması için gönderilmiş olan kahraman değil­
sin... sen onun hizm etkârısın. Ondan nefret eden hamalsın sen.”
Vin bir an için durakladı. “ Sen... sen onu öldürdün," diye fısıldadı. "O gece
olan şey işte buydu! O yüzden günlük aniden bitti! Sen kahramanı öldürdün ve
onun yerini aldın. O nun yerine mağaraya sen gittin ve gücü kendin için aldın.
Ama... sen dünyayı kurtarmak yerine, ele geçirdin."
"Sen bir şey bilm iyorsun!” diye bağırdı Lord, hâlâ Marsh ın gevşek vücudunu
tek elinde tutuyordu. "H içbir şeyi bilmiyorsun sen!"
"Sen ondan n efret ediyordun," dedi Vin. “Sen kahramanın bir Terrisli olması
gerektiğini düşünüyordun. Sen onun, senin ülkeni ezmiş olan ülkeden bir adamın,
sizin kendi efsanelerinizi gerçekleştiriyor olması gerçeğine katlanamadın."
Lord H üküm dar bir elini kaldırdı ve Vin bir anda karşı konulması imkânsız bir
ağırlığın üzerine bastırdığını hissetti. Allomansi onun midesinin içindeki ve vücu­
dundaki m etalleri İtiyor, onu sütuna bastırarak ezmekle tehdit ediyordu. Çığlık
atıp bilincini kaybetm em eye çalışarak son lehim parçasını da harladı. Kınk pence­
reden içeri süzülerek zemin boyunca akan sisler etrafında girdaplandı.
D ışarıda, kırık pen ceren in ötesinde, Vin havada hafifçe yankılanan bir şev­
leri duyabildiğini düşündü. Kulağa sanki... tezahürat gibi geliyordu. Sevinç

çığlıkları, koro hâlinde binlen, esi. N eredeyse Y i n e tezahiiıat yapıyorlarmış
gibiydi.

Ne önemi v u r , dive dvişiındü. H ru l .o r d I l u k ü m ı b ı r m s ı r r ı n ı ir iliy o r u m a m a
bu b a n a n r sö y lü y o r? Otum b ir In ın u ıl o ld u ğ u n u m ıı? H i z m e t k â r o ld u ğ u n u mu?

Terrisli olduğunu m u?

brrukem ist olduğunu.

Sersemlemiş gözlerle baktı ve tekrar Lord H ükünıdar'ın pazuları üstünde ışıl­
dayan bilezik çiftini gordii. Metalden yapılmış bilezikler, yer yer derisini delip
geçen bilezikler. Bu yüzden... Rıı yüzden Allom ansi’den etkilenem ezler. Bunu ne­
den yapsın7 Onun cesaret gösterisi olsun diye metal takıyor olduğu söylenirdi. 0
insanların metallerim İtmesinden ya da Çekm esinden endişe etm iyordu.

Ya da bu onun iddia ettiği şeydi. Ama ya taktığı bütün o diğer m etaller; yüzük­
ler, bilezikler, aristokrasinin içine de yayılm ış olan moda, sadece bir paravansa?

İnsanların pazularının etrafını sarmalayan bu bir çift bileziğin üstüne odaklan­
malarını engellemek için bir paravan. G e r ç e k t e n d e b u k a d a r k o l a y o la b ilir m i?
diye düşündü Lord Hükümdar'ın ağırlığı onu ezm ekle tehdit ederken.

Lehimi neredeyse bitmişti. Zar zor düşünebiliyordu. Yine de dem ir vakti. Lord
Hükümdar bakırbulutlarını delebiliyordu. V in de delebiliyordu. Onlar bir şekilde
aynıydılar. Eğer o bir insanın vücudunun içindeki m etalleri etkileyebiliyorsa, o
zaman Y'ın de yapabilirdi.

Demiri harladı. Lord H üküm dar’ın yüzüklerine ve bileziklerine işaret eden
mavi çizgiler belirdi, pazularının üstündeki derisini delenlerin dışında hepsine.

Vin konsantre olarak demirini alevlendirdi, yapabildiği kadar kuvvetle Çekti.
Ezilmemek için çabalayarak lehimini de harlamaya devam etti ve bir şekilde artık
neles almadığını biliyordu. Onun üzerine bastıran kuvvet çok güçlüydü. Göğsü­
nün inip kalkmasını sağlayamıvordu.

Sisler etrafında dönerek Allom ansi’si yüzünden dans ettiler. Ölüyordu. Bunu
biliyordu. Artık acıyı bile zar zor hissedebiliyordu. Ezilm ekteydi. Boğulmakta.

Sisleri içine çekti.
İki yeni çizgi daha belirdi. Çığlık atarak daha önce asla hissetm ediği bir güçle
Çekti. Demirini gittikçe daha da fazla harladı, Lord H ü kü m dar’ın kendi İtişi ona
bileziklerini Çekmesi için ihtiyacı olan dayanağı sağlıyordu. Ö fke, çaresizlik ve
ızdırap yüreğinde birbirine karıştı ve Ç ek m ek onun tek odağı olmuştu.
Lehimi bitti.

O K e ls ie r ’i ö l d ü r d ü !

Bilezikler sökülerek yerlerinden kurtuldu. Lord H üküm dar acıyla bağırdı,
Vin’in kulakları için hafif, uzak bir sesti. Ağırlık bir anda onu serbest bıraktı ve o
da nefes nefese yere düştü, görüşü bulanıyordu. Tuturulduğu yerden kurtulmuş
olan kanlı bilezikler yere çarparak zemin boyunca kayıp onun önünde durdular.
Başını kaldırarak görüşünü açmak için kalay kullandı.

Lord Hükümdar kolları kanlar içinde daha önce olduğu yerde duruyordu; göz­
len dehşetle kocaman açıldı. M arsh’ı vere bırakarak V in ’e ve yam ıılm uş bilezik-

It-re doğru koştu. Ant ak Virı gücünün son damlasıyla -lehimi bitmişti-bilezikleri
İterek onları Lord I lüküırıdar'ın arkasına fırlattı. Beriki dehşet içinde dönerek
bileziklerin kırık pencere duvardan dışarıya uçmasını izledi.

Uzaklarda güneş ufukta belird i. Bilezikler onun kırmızı ışığının önünden düştü­
ler, aşağıdaki şehre doğru dalışa geçm eden önce bir an için ışıldamışlardı.

" H a y ır } " diye çığlık attı l/jrd Hükümdar pencereye doğru bir adım atarak.
Kasları gevşekleşerek Sazed'inkiler gibi sarktı. Vin'e doğru geri döndü, kızgındı
ama yüzü artık genç bir adam ın yüzü değildi. Orta yaşlıydı; genç yüz hatları ol­
gunlaştı.
Pencereye doğru bir adım attı. Saçları grileşti ve gözlerinin çevresinde minik
ağlar gibi kırışıklar oluştu.
Bir sonraki adım ı güçsüzdü. Yaşlılığın yükü altında titremeye başladı, sırtı bü­
küldü, derisi sarktı, saçları döküldü.
Sonra da yere yıkıldı.
Vin arkasına yaslandı, aklı acı yüzünden uğulduvordu. Orada... bir süre için
öylece yattı. D üşünem iyordu.
“ H anım ım !" dedi bir ses. V e sonra yanında alnı terle ıslanmış Sazed vardı.
Uzanarak V in ’in boğazından aşağı bir şeyler döktü ve o da yuttu.
Vücudu ne yapacağını biliyordu. Refleks olarak lehim harlayarak süctıdunu
güçlendirdi. K alay yaktı ve ani duyusal artış onu şok ederek uyandırdı. Nefesi
kesilerek S azed ’in tepesindeki endişeli yüzüne baktı.
"D ikkatli olun H an ım ım ,” dedi bacağını inceleyerek. ‘ Kemik çatlamış ama sa­
dece tek bir yerden gibi görünüyor.”
“M arsh ,” dedi V in tükenm iş bir şekilde. “Marsh’a bak.”
“M arsh m ı?” diye sordu Sazed. Sonra Sorgucunun kısa bir mesafe ötede, ze­
minde hafifçe kım ıldadığım gördü.
"U nutulm uş Tan rılar ad ın a!” dedi Sazed Marsh'ın yanına giderek.
Marsh in leyerek doğrulup oturdu. Bir koluyla kamına bastırdı. “Şu... Ne...?’
Vin kısa bir m esafe ileride zem inde durmakta olan pörsümüş şekle göz attı.
“Bu o. Lord H üküm dar. O ö ld ü .”
Sazed m eraklı bir şekilde kaşlarını çatarak ayağa kalktı. Kahverengi bir cübbe
giymiş ve yanında da sıradan tahta bir mızrak getirmişti. Vin bovlesine açması bir
silahın neredeyse onu ve M arsh ’ı öldürm üş olan yaratıkla yüzleşmesini düşünerek
kafasını salladı.

E lb e tte , b ir a ç ıd a n , b iz h e p im iz d e o k a d a r fa y d a s ız d ık . Ö lm üş olan biz olm a­

lıyız, L o r d H ü k ü m d a r değil.
B en o n u n b ile z ik le r in i s ö k tü m . N e d e n ? N e d e n ben de onun gibi şeyler yapabi­

liyorum ?

N eden ben fa rk lıy ım ?

“ H an ım ım ...” dedi Sazed yavaşça. “ O ölmemiş, diye düşünüyorum ben. O...

hâlâ yaşıyo r.”
“ N e?” diye sordu V in kaşlarını çatarak. Şu a n d a zar zor düşünebiliyordu. Daha

sonra s o ru la rıy la u ğ ra ş m a k iç in z a m a n ı o la c a k tı. S a z c ıI h a k lıy d ı, y a ş lı b e d e n olırıe-

m iştı. A slın d a acınası b ir şe k ild e z e m in d e h a re k e t e d iy o r, k ırık p e n c e re y e doğru

sü rü n ü yo rd u . B ile z ik le rin in g itm iş o ld u ğ u yöne- d o ğ ru .

M a rs h tö k e z le y e re k ayağa k a lk tı. S a z e d 'in o n a m ü d a h a le e t m e ö n e risin i elini

sallayarak geri ç e v irm iş ti. “ B e n h ız lı iy ile ş e c e ğ im . K ız a b a k ."

“ K alkm am a ya rd ım e t," d e d i V in .

"H a n ım ım ...” dedi Sazed o n ayla m a yan b ir şe k ild e .

“ Lü tfe n Sazed ."

Saze d için i ç e k e r e k o n a ta h ta m ız ra ğ ı v e r d i. “ İş te , b u n a d a y a n ın .” V i n b u n u aldı

ve Sazed d e onun ayağa k alk m asın a y a rd ım e tti.

Vin mızrağa dayanıp topallayarak Marsh ve S azed ’le birlikte Lord Hükümdar’a
doğru gitti. Sürünmekte olan şekil odanın kıyısına ulaştı, parçalanmış pencereden
şehre yukarıdan baktı.

Vin'in ayak sesleri kırık camların üzerinde çıtırdadı. Aşağıda insanlar yine te­
zahürat yaptılar, gerçi Vin ne onları ne de tezahürat yaptıkları şeyi görebiliyordu.

“Dinle," dedi Sazed. “ Dinle, ey bizim tanrım ız olm ayı isteyen sen. Onların
alkışlarını duyuyor musun? O alkışlar senin için değil, bu halk hiçbir zaman seni
alkışlamadı. Onlar bu akşam yeni bir lider, yeni bir kıvanç kaynağı buldular.”

“Benim... Obligatörlerim..." diye fısıldadı Lord H üküm dar.
“Senin obligatörlerin seni unutacak," dedi M arsh. “ Ben bunun olduğundan
emin olacağım. Diğer Sorgucular öldü, benim elim le öldürüldüler. Fakat toplanan
prelanlar senin iktidarı Soruşturm a K antonu’na devrettiğini gördüler. Luthadel’de
kalan son Sorgucu ise benim. Artık senin kiliseni ben yön etiyoru m .”
“Hayır..." diye fısıldadı Lord Hükümdar.
Marsh, Vin ve Sazed perişan bir grup görünüm ünde durarak yerdeki yaşlı ada­
ma baktılar. Aşağıdaki sabah ışığında Vin büyük bir platform un önünde durmuş,
bir saygı işareti olarak silahlarını yukarı kaldırm ış devasa bir insan topluluğunu
görebiliyordu.
Lord Hükümdar gözlerini aşağıdaki kalabalığa çevirdi ve başarısızlığının son
idraki üzerine çökmüş gibi göründü. Tekrar onu yenm iş olan kişilere baktı.
“Anlamıyorsunuz,” diye hırıldadı. “ Ben insanoğlu için ne yapıyorum bilmiyor­
sunuz. Ben sizin tanrınız idim , siz bunu görem eseniz bile. Beni öldürerek, sizler
kendi sonunuzu hazırladınız...”
Vin, Marsh ve Sazed’e birer bakış attı. Yavaşça h er biri başlarıyla onayladı.
Lord Hükümdar öksürmeye başlamıştı ve daha da fazla yaşlanıyorm uş gibi görü­
nüyordu.
Vin kırık bacağının acısına karşı dişlerini sıkarak S a z e d ’e yaslandı. “ Sana bizim
bir dostumuzdan haber getirdim ,” dedi sessizce. “ O ölm ediğini senin de bilmeni
istiyor. O öldürülemez.
“O umut.”
Sonra da mızrağı kaldırdı ve doğrudan Lord H ü kü m d ar’ın kalbine sapladı.

Garip bir şekilde, arada bir içimde bir huzur hissediyorum, insan benim bütün
gördüklerimden sonra, bütün çektiklerimden sonra düşünür ki ruhum stres, şaş­
kınlık ve melankoliden oluşan bir keşmekeşe dönüşmüştür. Çoğu zaman da lam
olarak öyle.

A m a sonra, huzur geliyor.
B u n u arada bir hissediyorum, şu anda sabahın durgunluğunda donmuş te­
pelerin ve cam dağların ötesine gözlerimi dikmiş, bir daha asla bir eşinin olma­
yacağından emin olduğum muhteşem bir güneşin doğuşunu izlerken hissediyor
olduğum gibi.
E ğer kehanetler varsa, eğer bir Çağların Kahramanı varsa, o zaman aklım
bana benim yolum a yön veren bir şeylerin olması gerektiğini fısıldıyor. Bir şeyler
izliyor, bir şeyler umursuyor. B u huzurlu fısıltılar bana inanmayı son derece
istediğim bir doğruyu söylüyorlar.
E ğer ben başarısız olursam, benim işimi tamamlamak için bir başkası ge­
lecek-

SONDEYİŞ

' B E N İ M V A R A B İ L D İ Ğ İ M T E K sonuç Lord Hükümdarın hem bir
Ferukem ist, hem de bir Allom anser olduğu Üstat Marsh," dedi Sazed.

Vin kaşlarını çattı. Bir skaa varoşu sınırının yakınlarındaki boş bir binanın te­
pesinde oturuyordu. Sazed tarafından dikkatli bir şekilde bir tahtaya sarılmış olan
kırık bacağı çatının kenarından aşağı sarkmış, havada sallanıyordu.

Günün büyük bölüm ünde uyum uştu ve görünüşe göre yanında ayakta dur­
makta olan M arsh da öyle yapm ıştı. Sazed çetenin gen kalanına bir mesaj götü­
rerek onlara V in 'in sağ kaldığının haberini vermişti. Görünüşe göre diğerlerinin
arasında herhangi bir kayıp olm am ıştı ki Vin de buna memnundu. Ancak daha
onlara gitm em işti. Sazed onlara Vin'in dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti
ve onlar da Elcnd'in yeni hüküm etini düzenlemekle meşguldü.

“Hem Fenıkemist hem de A llo m a n s e ıd e d i Marslı diişiim eli hır şekilde. Ger­
çekten de hızlı ivileşmişti, Vin hâlâ savaştan kalan hereler, kırıklar ve kesikler taşı­
yor olsa da. görünüşe göre Marslı’ın kırık kaburgaları iyileşmişti bile. Aşağı eğilerek
hir kolunu dizinin üstüne yasladı ve şehre gözler yerine kazıklarını dikerek baktı.

Nasıl görebiliyor ki, dive merak etti Vin.
' Evet, Üstat Marsh," diye açıklamasına devam etti Sazed. “Gördüğünüz gibi,
gençlik de bir Ferukemist’in depolayabileceği şeylerden bir tanesi. Bu oldukça
faydasız bir süreçtir; bir yıl dalıa genç görünm e ve hissetm e becerisini depola­
yabilmek için, hayatınızın bir kısmını bir vıl daha yaşlı görünerek ve hissederek
geçirmeniz gerekir. Sık sık Sırdaşlar bu beceriyi kılık değiştirm e amacıyla kullanır,
yaşlarını başkalarını kandırmak ve gizlenm ek için değiştirirler. Ancak bunun öte­
sinde, kimse bu beceri için pek fazla kullanım alanı görm em iştir.
“Ancak eğer Ferukemist ayrıca bir Allom anser de olursa, o zaman kendi metal
depolarını yakarak, içlerindeki enerjiyi on katıyla serbest bırakabilir. Daha önce
Vin Hanım benim metallerimin birazını yakm ayı denem iş ama güce erişememişti.
Ancak eğer Ferukemik depolarınızı kendiniz oluşturabiliyor olsaydınız ve sonra da
fazladan güç için bunları yakabilseydiniz...”
Marsh’ın yüzü asıldı. “ Seni takip edebildiğim den emin değilim , Sazed.”
“Özür dilerim," dedi Sazed. “Bu, belki de, hem Allom antik hem de Ferukemik te­
oride eğitiminiz olmadığı zaman anlaması zor olan bir şey olabilir. Bakalım daha iyi bir
şekilde açıklayabilecek miyim. Allomansi ve Ferukemi arasındaki temel fark nedir?”
“Allomansi güçlerini metallerden çek er,” dedi M arsh. “ Ferukem i ise güçlerini
kişinin kendi vücudundan çeker.”
“Aynen öyle,” dedi Sazed. "Şim di ben, varsayıyorum ki Lord Hükümdar’ın
yaptığı şey bu iki beceriyi birleştirmekti. Sadece F eru kem i’den elde edilen özel­
liklerden bir tanesi olan yaşını değiştirm eyi kullanıyor ama bunu Allomansi ile
besliyordu. Kendisinin bizzat yaratmış olduğu bir Ferukem ik depoyu yakmakla,
temel olarak sadece kendisinin kullanabileceği yeni bir Allom antik metal yaratmış
oluyordu; bu metal yaktığı zaman onu gençleştiriyordu. Eğer benim tahminim
doğruysa, gücünün büyük bir kısmını kendi vücudundan değil de metalden çeki­
yor olduğu için sonsuz bir gençlik kaynağı elde etm iş olur. Tek yapması gereken
şey, kendisine yakarak genç kalacağı Ferukem ik depolar yaratm ak için arada sırada
kısa bir süreyi yaşlı olarak geçirmek olurdu.”
“O zaman, sadece bu depoları yakm ak onu ilk başta olduğundan bile daha mı
genç yapardı?” dedi Marsh.
“ Fazladan gençliği başka bir Ferukem ik deponun içine yerleştirm esi gerekirdi,
diye düşünüyorum ben," diye açıkladı Sazed. “ Biliyorsunuz Allomansi oldukça
çarpıcıdır, güçleri genellikle patlamalar ve alevlenm eler hâlinde gelir. Lord Hü­
kümdar o gençliğin hepsini birden bir seferde istem eyecekti, o yüzden de bunu
yavaş yavaş harcayarak kendisini genç tutacak başka bir m etal parçasının içine
depolayacaktı."
“ Bilezikler mi?”

"Evet, Ü stat M arsh. Ancak Eerukemi azalan verimlerle gelir. Örneğin kendi­
nizi sıradan bir adam dan sadece iki kat daha güçlü yapmak yerine, dört kat daha
güçlü yapm ak istiyorsanız; orantılı olan miktardan daha fazla güç gerekir. Lord
Hükümdar'm durum unda, bu onun yaşlanmayı engellemek için gittikçe daha da
fazla gençlik harcamasının gerekeceği anlamına geliyordu. Vin Hanım bilezikleri
çaldığı zaman inanılm ayacak bir hızla yaşlandı çünkü vücudu olması gereken nok­
taya geri dönm eye çalışıyordu.”

Vin serin akşam rüzgârında oturarak gözlerini Venture Kalesine doğru dikmiş­
ti. Işıklarla aydınlatılm ıştı; daha tek bir gün bile geçmemişti ve Elend şimdiden
skaa ve asil liderleriyle görüşüyor, yeni ulusu için kanunların taslağını çıkanyordu.

Vin küpesine parm ağıyla dokunarak sessizce oturdu. Onu taht odasında bul­
muş ve iyileşm eye başlarken yırtılm ış kulağına geri takmıştı. Neden onu sakladı­
ğından em in değildi. Belki R een ’le ve onu öldürmeye çalışmış olan bir anneyle
arasındaki bağ olduğu içindi. Y a da belki de sadece yapamıyor olması gereken
şeylerin bir andacıydı.

Allom ansi hakkında öğrenilecek hâlâ çok şey vardı. Bin yıl boyunca, aristokrasi
sadece Sorgucuların ve Lord H üküm dar’m onlara söylediklerine inanmıştı. Hangi
sırları gölgelem işler, hangi m etalleri gizlemişlerdi?

“ Lord H ü kü m d ar,” dedi en sonunda. “O zaman o ölümsüz olmak için... sadece
bir numara kullandı. Bu da onun hiçbir zaman bir tanrı olmamış olduğu anlamına
gelir, değil mi? O sadece şanslıydı. H em Ferukemist hem de Allomanser olan her­
hangi biri de onun yaptığı şeyi yapabilirdi."

“O yle görünüyor H an ım ım ,” dedi Sazed. "Belki de o bu yüzden Sırdaşlardan
o kadar korkuyordu. Ferukem istleri avladı ve öldürdü çünkü o becerinin de Allo-
mansi gibi irsi olduğunu biliyordu. Eğer Terris soyları imparatorluk asilleriyle kan-
şacak olsaydı, sonuç olarak gayet ona meydan okuyabilecek bir çocuk doğabilirdi.”

“ Ü rem e program ları da o yüzden ,” dedi Marsh.
Sazed başını sallayarak onayladı. "Onun Terrislilerin potansiyel Ferukemik
becerileri aktaram asınlar diye sıradan nüfusla asla karışmayacağından mutlak bir
şekilde emin olması gerekiyordu.”
Marsh başını salladı. "K endi halkı. Ö yle korkunç şeyleri onlara sırf gücünü
elinde tutabilm ek için yap tı.”
“Am a eğer Lord H ü kü m d ar’m güçleri Ferukenıi ve Allomansi’nın bir karışı­
mından geldiyse, M iraç K uyusu'nda ne oldu?" dedi Vin kaşlarını çatarak. “Günlü­
ğü yazmış olan adam , her kim se, onun bulması beklenen güç neydi?"
“ Bilmiyorum H an ım ım ,” dedi Sazed sessizce.
“ Senin açıklaman her şeyin cevabını vermiyor," dedi Vin Kışını olumsuzca
sallayarak. Kendi garip becerilerinden bahsetmemişti ama Lord Hükümdar m
taht salonunda neler yapm ış olduğuna değinmişti. “O çok güçlüydii Sazed. Ben
onun A llom an si’sini hissedebiliyordum . O benim vücudumun içindeki metalleri
İtebiliyordu! Belki Ferukenıi'sini depolarını yakarak güçlendiriyor olabilirdi ama

Allornansi’de nasıl o kadar güçlü oldu?"

S a m i iç in i ç e k ti. ‘K o r k a n ın İm s o r u la r a c e v a p v e r e b ile c e k o la n te k kiçi b „

sahalı o ld u ."

V i n d u r a k la d ı. L o r d H ü k ü m d a r S a z e d ’iıı h a l k ı n ı n y ü z l e r c e y ı l d ı r h ıılm a k için

aradığı T e rris d in in e ait sırlara s a h ip ti. " Ü z g ü n ü m . H e lk i ele o n u ö ld ü rm e n ıe liy .

d im ."

Sazed haşini sallayarak hu düşünceyi reddetti. “ Onun kendi yaşlanması onu
zaten kısa süre sonra öldürecekti Hanımını. Sizin yaptığınız şey doğruydu. Bu
şekilde, ben Lord Hükümdar ın sonunun ezmiş olduğu skaalardan bir tanesinin
elinden geldiğini kaydedebilirim."

Vin kızardı. 'Kaydetm ek mi?"
"Elbette. Ben hâlâ bir Sırdaşım Hanımım . Tarih, olaylar ve gerçekler; benim
böyle şeyleri aktarmam gerek."
“ Benim... hakkımda çok fazla bir şey söylem eyeceksin, değil m i?” Her nedense
başka insanların kendisi hakkında hikâyeler anlatm ası fikri onu rahatsız ediyordu.
“Ben olsam fazla endişe etmezdim H anım ım ,” dedi Sazed gülümseyerek. “Kar­
deşlerim ve ben çok meşgul olacağız, diye düşünüyorum ben. Eski hâline getirece­
ğimiz, dünyaya söyleyeceğimiz o kadar çok şey var ki... sizin hakkınızdaki ayrıntı­
ların aktarılmasının herhangi bir aciliyet gerektireceğinden şüpheliyim. Ben neler
olduğunu kaydedeceğim ama eğer siz arzu ediyorsanız bunu bir süre için kendime
saklayacağım."
“Teşekkür ederim ,” dedi Vin başını sallayarak.
“Lord Hükümdar’m mağarada bulduğu o gü ç,” dedi M arsh tahmin yürüterek,
“Belki de o sadece Allom ansi’ydi. Sen A llom anserlerle ilgili olan hiçbir kaydın
M iraç‘tan önceye gitmediğini söylem iştin.”
“ Bu gerçekten de bir olasılık Ü stat M arsh," dedi Sazed. “Allom ansi’nin kökeni
hakkında çok az efsane var ve neredeyse hepsi de Allom anserlerin ilk olarak ‘sis­
lerle birlikte ortaya çıktığı’ kısmında hem fikir.”
Vin kaşlarını çattı. O her zaman "Sissoylu ” unvanının Allomanserler işlerini
geceleri yapmaya meyilli oldukları için ortaya çıktığını varsaymıştı. Arada daha
güçlü bir bağlantının olabileceği hiç aklına gelm emişti.
Sisler A llom an si'ye tepki veriyor. B ir A llo n ıa n ser y a k ın la r d a güçlerini kullan­
dığı zaman dönüyor. Ve... ben en sonunda ne hissetm iştim ? Sanki sislerin içinden

bir şeyler çekiyormuş gibiydim.
Yapmış olduğu şey her neyse, bunu tekrar etm eyi başaramamıştı.
Marsh içini çekti ve ayağa kalktı. Daha sadece birkaç saattir uyanıktı ama şim­

diden yorulmuş gibi görünüyordu. Başı hafifçe eğikti, sanki kazıkların ağırlığı onu
aşağıya çekiyordu.

“ Bu... acıyor mu M arsh?” diye sordu. “Yani kazakları diyorum ."
Marsh durakladı. “Evet. On biri birden... zonkluyor. Acı bir şekilde benim
duygularıma tepki veriyor."
“On bir mi?" diye sordu Vin şaşırarak.
Marsh başını sallayarak onayladı. “ İki kafada, sekiz göğüste, bir tane de arkada

hepsini birbirine bağlamak it,in. Bir Soku cuyu öldürmenin tek yolu var; yukarı­
daki kazıkları aşağıdakilrrdeıı ayırmalısınız. Keli bunu kafayı keserek yaptı ama
sadece orta kazığı söküp çıkarmak daha kolay."

"Biz senin öldüğünü düşünm üştük,” dedi Vin. "Teskin istasyonunda cesedi ve
kanı bulduğumuz zam an ...”

Marsh başıyla onayladı. "Ben hayatta olduğumun haberini gönderecektim ama
beni o ilk gün epey yakından izlediler. K ell’in hamlesini bu kadar hızla yapacağını
beklem em iştim .”

“Hiç birim iz beklem iyorduk Ü stat M arsh,” dedi Sazed. “Bunu hiçbinmiz ke­
sinlikle beklem iyorduk.”

"G erçekten de yaptı, değil m i?” dedi Marsh başını hayranlıkla sallayarak. “Opiç.
Onu asla affetm eyecek olduğum iki şey var. Birincisi benim Son İmparatorluk'u
devirme rüyamı çalıp, sonra da kalkıp bunu başarması."

Vin durakladı. “V e İkincisi?”
Marsh kazık başlarını ona doğru çevirdi. "Bunu yapmak için kendini öldürt-
mesi.”
“Eğer sorabilirsem , Ü stat M arsh,” dedi Sazed. “Vin Hanım ve Üstat Kelsier’in
Teskin istasyonunda bulduğu ceset kim di?”
Marsh tekrar şehre doğru baktı. “Aslında birkaç tane ceset vardı. Yeni bir Sor­
gucunun yaratılm a süreci... pis bir iş. Ben bu konudan bahsetmemevı tercih ede­
rim.”
“Elbette,” dedi Sazed başını eğerek.
“Ancak sen bana K elsier’in Lord Renoux'yu taklit etmek için kullandığı şu ya­
ratıktan bahsedebilirsin,” dedi Marsh.
“Kandra m ı?” dedi Sazed. “ Korkarım ki Sırdaşlar bile onlar hakkında pek bir
şey bilmiyorlar. O nlar sishortlaklarıyla akraba, hatta belki de aynı varatıklann sa­
dece daha yaşlı olanları. Ü nleri nedeniyle genellikle görülmeden kalmayı tercih
ediyorlar, gerçi bazı asil evleri onları arada bir kiralıyor.”
Vin kaşlarını çattı. “O zaman... neden Keli sadece kandranın kendisini taklit
ederek onun yerine ölm esine izin verm edi?”
“A h ,” dedi Sazed. “ Bir kandranın bir kişiyi taklit edebilmesi için, ilk önce o
kişinin etini sindirm esi ve kemiklerini soğurması gerekir Hanımını. Kandralar da
sishortlakları gibidir, kendilerine ait bir iskeletleri yoktur.”
Vin titredi. “Ö f.”
“Biliyor musun o geri dön d ü ," dedi Marsh. "Y aratık artık kardeşimin vücudunu
kullanmıyor, başka bir tane bulmuş, ama seni arayarak geldi Vin."
“Beni mi?” diye sordu Vin.
Marsh başıyla onayladı. “ K elsier’in kontratım ölmeden önce sana devrettiği
hakkında bir şeyler söyledi. İnanıyorum ki yaratık artık seni efendisi olarak görü­
yor.”
Vin titredi. O ... şev K elsier in riicutiunu veJi. Onu buralarda istemiyorum,

dedi. "Onu göndereceğim .”

"Bu kadar aceleci olmavın Hanımım,' dedi S.ı/ed. "K.ııulı.ılar ziyadesiyle pa-
halı hizmetkârlardır, unlara atıvuıııla ödeme vapınak zorundasınız. Eğer Kflsitı
uzun siirclı hir kontrat i^in hir tanesini kiralamışsa, unun hizmetlerini boşa har­
camak aptalca oluı. Önümüzdeki avlarda hir kandranm çok laydalı hir müttefik
olduğu ortaya çıkabilir."

V ın haşini salladı. "U m u ru m d a değil. O .şeyi e tra fta iste m iy o ru m . Yaptığından

sonra değil."

Üçlü sessizleşti. En sonunda Marsh ayağa kalkarak içini çekti. “ Her neyse, eğer
beni mazur görürseniz, benim gidip kalede bir görünm em gerekiyor; yeni kral be­
nim onun müzakerelerinde Nezaret’i temsil etm em i istiyor.”

Vin kaşlarını çattı. “Ben Nezaret'in neden herhangi bir şeyde söz hakkına sahip
olması gerektiğini anlamıyorum.”

“Obligatörler hâlâ oldukça giiçlüler H anım ım ,” dedi Sazed. "V e onlar Son İm-
paratorluk'taki en iyi eğitimli ve etkili bürokratik kuvvet. M ajesteleri onları kendi
vamna çekmeye çalışmakla bilgece davranmış olur ve Ü stat M arsh’ı resmi olarak
tanımak da bunun gerçekleşmesine yardım cı olabilir.”

Marsh omuz silkti. “Elbette, eğer benim İman Kantonu üzerinde kontrolü
sağlamayı başarabıldiğimi varsayarsak, N ezaret'in... önümüzdeki birkaç yıl içinde
değişmesi gerekir. Ben yavaş ve dikkatli bir şekilde hareket edeceğim ve işimi
bitirene kadar obligatörler neyi kaybetm iş olduklarının bile farkına varmayacaklar.
Gerçi o diğer Sorgucular bir sorun çıkarabilir.”

Vin başını sallayarak onayladı. “ Luthadel’in dışında kaç tane var?”
“ Bilmiyorum,” dedi Marsh. “ Ben onları yok etm eden önce tarikatın pek uzun
süreli bir üyesi olmamıştım. Ancak Son im paratorluk büyük bir yer. Pek çok kişi
imparatorlukta toplam yirmi kadar Sorgucu olduğundan bahsediyor ama hiç kim­
seden kesin bir sayı elde etm eyi başaram am ıştım .”
Marsh giderken Vin başım salladı. Ancak her ne kadar tehlikeli olsalar da, Sor­
gucular artık sırlarını bildiği için V in ’i çok daha az endişelendiriyordu. O başka bir
şeyler hakkında daha endişeliydi.
Sız ben insanoğlu için ne yapıyorum a sla bilm iyorsunuz. Ben sizin tanrınız
idim, siz bunu göremeseniz bile. Beni öldürerek, sizler kendi sonunuzu hazırladı­

nız...
L.ord Hüküm dar’ın son sözleri. O sırada V in onun "insanoğlu için” yaptığı

şey derken Son İm paratorluk’u kastediyor olduğunu düşünm üştü. Ancak artık o
kadar da emin değildi. O sözleri söylediği sırada gözlerinde... korku vardı, gurur
değil.

“ Saze? Zifir neydi?” diye sordu. “G ünlükteki kahramanın yenmesi gereken
şey?

“ Keşke biliyor olsaydık Hanım ım ,” dedi Sazed.
“Ama o gelmedi, değil mi?”
“Görünüşe göre hayır,” dedi Sazed. "Efsaneler eğer Z ifir d u r d u m lm a s a y d ı
dünyanın yok olm uş olacağında hemfikir. Elbette, belki b u hikâyeler abartılm ıştır-

B e lk i d e ' Z i i i ı ' t e h li k e s i a s lın d a s a d e c e Iz ır d H ü k ü m d a r ’ın k en d isiyd i, b elki de

Kahram an in savaşı s a d e c e v ic d a n iy d i D ü n y a y ı egem enliği altına almak ile özgür
olm asına izin v e rm e k a rasın d a h ir s e çim yapm ası gerekiyordu."

B u V i n ' e d o ğ r u y m u ş g ib i g e l m i y o r d u . D a h a fazlası va rd ı. L o rd H ü k ü m d a r’ın

gözlerindeki o k o rk u y u h a tırla d ı. D e h ş e ti.

"Y a p ıy o ru m " d e d i, " y a p tım " değil. "İnsanoğlu için ne yapıyorum / Bu da her

ne ise onu h â lâ y a p m a k ta o ld u ğ u a n la m ın a gelir

Sîzler ken d i so n u n u zu h a zırla d ın ız...

Akşam serinliğinde titredi. Güneş batıyor, Elend’in şu an için seçmiş olduğu üs
olan aydınlatılmış V enture Kalesi’ni görmeyi daha da kolaylaştırıyordu, gerçi hâlâ
Kredik Shavv'a taşınabilirdi. Daha karar vermemişti.

“Ona gitmelisiniz H anım ım ,” dedi Sazed. “Onun sizin iyi olduğunuzu görmeye
ihtiyacı var.”

Vin hemen cevap verm edi. Gözlerini şehre dikerek kararmakta olan gökyüzü­
nün önündeki parlak kaleyi izledi. "Sen de orada mıvdın Sazed?” diye sordu. "Sen
onun konuşmasını duydun m u?”

“Evet, H anım ım ,” dedi Sazed. "Bir kere hazînede hiç atiyum olmadığını keş­
fettiğimiz zaman Lord V enture gidip sizin için yardım aramamız konusunda ısrar
etti. Ben de onunla aynı fikirdeydim; ikimiz de savaşçı değildik ve benim hâlâ
Ferukemik depolarım yanımda yoktu.”

A tiy u m y o k , d iy e d ü ş ü n d ü V in . B ü tü n b u n la rd a n sonra, b ir dam lasını bile

b u la m a d ık . L o r d H ü k ü m d a r h e p sin i n e y a p tı? Y oksa... herkesten önce başka birisi

m i aldı?

"Üstat Elend ve ben orduyu bulduğumuz zaman isyancılar saray askerlerini
katletmekle m eşguldüler," diye devam etti Sazed. “Bazıları teslim olmaya çalış­
tılar ama bizim askerlerimiz onlara izin vermiyordu. Bu... oldukça rahatsız edici
bir sahneydi Hanımım. Sizin Elend... o gördüğü şeylerden hoşlanmadı. O orada
skaalann önüne çıktığı zaman, ben onların basitçe onu da öldüreceklerini düşün­
müştüm.”

Sazed duraklayarak başını hafifçe yana yatırdı. “Ama... onun söylediği şeyler
Hanımım... yeni bir devlet hakkındaki hayalleri, kan ve kargaşayı kınaması... Eh,
Hanımım, ben korkarım ki bunu tekrar edemem. Keşke metalakıilanm yanımda
olsaydı da onun tam sözlerini ezberlevebilseydim.”

İçini çekerek başını salladı. “ H er neyse, inanıyorum ki Üstat Breeze o ayak­
lanmayı sakin leştirm ekte çok etkili oldu. Bir kere bir grup asker Üstat Elend’i
dinlemeye başlayınca, diğerleri de dinledi ve oradan da... Ee, sonunda kral
olarak bir asilin çıkm ış olm ası iyi bir şey, diye düşünüyorum ben. Üstat Elend
bizim kontrolü ele geçirm e hareketim ize biraz meşruluk getiriyor ve ben ba­
şımızda o varken asiller ve tüccarlardan daha fazla destek göreceğimizi düşü­
nüyorum."

Vin gülümsedi. "Keli olsa bize kızardı, biliyorsun. O bütün bu işleri yaptı ve biz
de hemen geri dönüp tahta bir asili koyduk."

Sazod kışım olumsuzca salladı. "A lı, am a güz 01111111’ .ılınm ası gereken dalın
önemli bir şey var, dıvc düşünüyorum ben. Biz talıla saıleı e bıı asıl koymadık; hiz
tahta iyi bir adam kovduk.'

"İyi bir adaııı..." dedi Vııı. "Evet. îjin u liye kadar oıılaı ıl.ııı b irk aç tane tanıdım.”

Vin, \'enture Kalesi nin tepesindeki sislerin iyinde di/, çö k m ü ştü . Sargılı bacağı
geceleri etrafta gezinmesini zorlaştırıyordu am a harcadığı yaban ın bü yü k bir kısmı
Allomantikti. Onun sadece inişlerinin özellikle yu m u şak olm asın a dikkat etmesi
gerekiyordu.

Gece gelmişti ve sisler onu yevreliyordu. O n u k o ru y o r, on u gizliyor, ona güç
veriyorlardı...

Elend Yenture hâlâ Vin oradan aşağı bir adam attığın d an b e ri tam ir edilmemiş
olan bir tavan penceresinin altındaki bir m asada o tu ru y o rd u . E len d onun yukan-
sında olduğunu hırk etm em işti. Kim ederdi ki? B ir S isso y lu y u ken di ortam ı içinde
kim görürdü1O da, bir açıdan, On Birinci M etal tarafın d an yaratılan gölge görün­
tülerden biri gibiydi. Hayali. G erçe k te n de sad e ce o la b ile c e k olan bir şeydi.

Olabilecek olan...
Önceki günün olaylarını algılayabilm ek y ete ri kadar zordu; V in çok daha bü­
yük bir kargaşa içindeki duygularını ise anlam aya b ile ç alışm am ıştı. Daha Elend’e
gitmemişti. Yapamamıştı.
Aşağısındaki fener ışığında masasına oturm u ş, okuyan ve küçük kitabına ka­
ralayarak notlar alan Elend e baktı. G ö rü n ü şe göre erken saatlerd ek i görüşmeleri
iyi gitmişti, herkes onu kral olarak kabul etm e y e gönüllü gibi görünüyordu. An­
cak Marsh desteğin arkasında politik çıkarlar olduğunu fısıld ıyo rd u . Aristokrasi
Elend’i kontrol edebilecekleri bir kukla olarak gö rüyordu ve skaa liderlerinin ara­
sında hizipler şimdiden çıkmaya başlam ıştı.
Yine de, Elend’in en sonunda hayalini kurduğu kanunları oluşturm aya fırsatı
olacaktı. Mükemmel ulusu yaratm aya çalışabilir, o kadar uzun bir süredir incele­
miş olduğu felsefi konuları uygulam aya koym aya çalışabilirdi. Y o ld a tümsekler
olacaktı ve Vin onun en sonunda idealist rüyasından çok daha gerçekçi olan bir
şeylerle yetinmek zorunda kalacağından şüphe ed iyord u . Bunun aslında bir önemi
yoktu. O iyi bir kral olacaktı.
Elbette ki Lord E liikü m dar'la k ıya sla n d ığ ı za m a n b i r a v u ç k u ru m bile iyi kral
olurdu...
Elend'e gitmek istiyor, sıcak odanın içine atlam ak istiyordu am a... bir şeyler
onu geride tuttu. Yakın zamanlarda şansında çok fazla ani d ön ü şler olm uştu. Hem
Allomansi kaynaklı olan hem de olmayan çok fazla farklı duygusal gerilim yaşamış­
tı. Artık ne istediğinden emin değildi; V in mi, V a le tte mi olduğundan em in değildi
ya da hatta onlardan hangisi olmayı arzu ettiğinden bile em in değildi.
Sislerin içinde, sessiz karanlığın iyinde kendini soğuk hissediyordu. Sisler güç­
lendiriyor, koruyor ve saklıyordu... o bunların olm asını istem ediği zamanlarda bile-
Bunu yapamam. Onunla birlikte olacak olan kişi, o ben değilim . O b ir ilü~'

yundu, bir rüyaydı. Han gölgelerin içinde büyümüş olan çocuğum, yalnız olması
gereken kızını. Heıı bunu hak etmiyorum.

Heıı onu hak etm iyorum .
Bitmişti. Tahmin etm iş olduğu gibi, her şey değişmekteydi. Aslına bakılırsa o
hiçbir zaman pek de iyi bir leydi olamamıştı. Onun iyi olduğu şeye geri dönmesi­
nin zamanı gelmişti. Partilere ve balolara değil, gölgelere ait olan bir şeye.
Gitme zamanıydı.
Gözyaşlarını um ursam ayarak gitmek için döndü; kendisine kızgındı. Onu terk
edip metal çatı üzerinde topallayarak giderken ve sislerin içinde kaybolurken
omuzlan çökmüştü.
Ama sonra...
O bize senin y ılla r önce açlıkta n öldüğüne yemin ederek öldü.
Bütün karmaşanın içinde neredeyse Sorgucunun Reen hakkmdaki sözlerini
unutmuştu. Am a şimdi bunu hatırlayınca durakladı. Sisler onun yanından geçiyor,
girdaplanıyor, yalvarıyorlardı.
Reen onu terk etm em işti. O düşmanlarının kanun dışı çocuğu Vin'i aramakta
olan Sorgucular tarafından yakalanm ıştı. Ona işkence etmişlerdi.
Ve o da V in’i koruyarak ölmüştü.
Reen bana ihanet etm edi. B a n a hep edeceğini söylemişti ama en sonunda etme­
di. O kusursuz bir ağabey olm aktan çok uzaktı ama V in’i yine de sevmişti.
Zihninin arkalarından fısıltılı bir ses geldi, Reen’in sesiyle konuşuyordu. Geri

git-
Kararından tekrar vazgeçm eden önce topallayarak kırık tavan penceresine doğ­

ru geri koştu ve aşağıdaki zem ine bir sikke attı.
Elend merakla dönüp sikkeye bakarak başını bir yana eğdi. Bir an sonra Vin

aşağı düştü, düşüşünü yavaşlatm ak için kendisini yukarı İtmişti ve tek sağlam ba­
cağının üzerine indi.

"Elend V en tu re,” dedi ayağa kalkarak. "Sana bir süredir söylemeyi istediğim
bir şey vardı.” D uraklayıp yaşları uzaklaştırmak için gözlerini kırpıştırdı. "Sen çok
fazla okuyorsun. Ö zellikle de leydilerin huzurunda.”

Elend gülüm seyerek sandalyesini geriye savurdu ve ona sıkıca sarıldı. Vin göz­
lerini kapatarak sadece bu sarılmanın sıcaklığını hissetti.

Ve fark etti ki aslında her zaman istemiş olduğu tek şey buydu.

ARS ARCANUM

Yazarın bu kitabın her bölümü için dipnotlarını, dünyayla ilgili daha geniş bilgilerj
ve silinmiş sahneleri w-vvw.brandonsanderson.com adresinde bulabilirsiniz.

ALLOMANSİ HIZLI BAŞVURU KILAVUZU

METAL ETKİSİ SISKAN UNVANI

^ D em ir Y a kın d a ki m etalleri Ç e ke r Y a lp a c ı

Ç elik Yakındaki metalleri İter Sikkeci

($ ) K alay Duyuları güçlendirir Kalaygöz

L e h im Fiziksel becerileri güçlendirir L eh im k ol/H ayd u t

P irinç D u yg u la n T eskin eder T eskinci

fyû Ç inko Duygulan Körükler Körükçü

Q B akır Allomansi’yi gizler Dumancı

^ Tunç Allomansi’yi ortaya çıkarır Arayıcı

(Not: Dışsal metaller italik fontla yazılmıştır. İtici metaller kalın fontla yazılmıştır.)

ALFABETİK ALLOMANSİ LİSTESİ

ARAYICI Tunç yakabilen bir Siskan

BAKIR (İÇ S E L Z İH İN S E L Ç E K İC İ M E T A L ) Bakır yakan bir kişi, herkesi bir
Arayıcının duyularından koruyan görünmez bir bulut yayar. Bu "bakırbulutlann-
dan" birinin içinde olan bir Allomanser, tunç yakan birilerinin onun Allomantik
titreşimlerini hissedeceğinden endişe etm eksizin istediği her m etali yakabilir. Bir
yan etki olarak bakır yakan kişinin kendisi her türlü duygusal A llom ansi’ye karşı
(Teskin ve Körükleme) bağışıklık kazanır. Bakır yakabilen Siskanlar Dumancı ola­
rak bilinir.

Ç E L İ K ( D I Ş S A L F İ Z İ K S E L İ T İ C İ M E T A L ) Ç e lik yakan bir kişi yalanlardaki

m e t a l k a y n a k la r ın a d o ğ r u iş a r e t e d e n ş e f f a f m a v i ç iz g ile r görebilir. Çizginin kalın­
lığ ı v e p a r l a k l ı ğ ı i ş a r e t e t t i ğ i m e t a l i n b ü y ü k lü ğ ü n e v e u zaklığ ın a bağlıdır. Sadece
ç e lik d e ğ il, h e r t ü r l ü m e t a l k a y n a ğ ın ı g ö s t e r ir . A llo m a n s e r ondan sonra bu çizgi­
le r d e n b i r t a n e s i n e z i h i n s e l o l a r a k b a s t ır a r a k m e t a l k a y n a k la rın ı kendisinden uzağa
d o ğ ru İt e b ilir . Ç e l ik y a k a b ıle n S is k a n la r S ik k e c i olarak bilinir.

Ç İ N K O ( D I Ş S A L Z İ H İ N S E L İ T İ C İ M E T A L ) Ç in k o yakan b ir kişi başka bir
k i ş i n i n d u y g u l a r ı n ı a l e v l e n d i r e r e k v e b e l l i d u y g u la r ın ın daha güçlü hâle gelmesine
n e d e n o l a r a k K ö r ü k l e r . K i ş i n i n d ü ş ü n c e l e r i y a d a d u y g u la n n ı okuyabilm esini sağ­
lam a z. Ç in k o y a k a b ile n S is k a n la r K ö r ü k ç ü o larak b ilin ir.

D E M İ R ( D I Ş S A L F İ Z İ K S E L Ç E K İ C İ M E T A L ) D e m ir yakan bir kişi yakınlar­
d a k i m e t a l k a y n a k la r ın a d o ğ r u iş a r e t e d e n ş e ffa f m a v i çizgiler görebilir. Çizginin
k a lın lığ ı v e p a r l a k l ığ ı iş a r e t e t t iğ i m e t a lin b ü y ü k lü ğ ü n e ve uzaklığına bağlıdır. Sa­
d e c e d e m i r d e ğ il , h e r t ü r l ü m e t a l k a y n a ğ ın ı g ö s te rir. A llo m a n se r bu çizgilerden
b ir t a n e s in e z ih in s e l o l a r a k a s ıla r a k m e t a l k a y n a k la r ın ı ken disine doğru Çekebilir.
D e m ir y a k a b ile n S is k a n la r Y a lp a c ı o la ra k b ilin ir.

D U M A N C I B a k ır y a k a b ile n b ir S isk a n

H A Y D U T L e h im y a k a b ile n b ir S isk a n

K A L A Y ( İ Ç S E L F İ Z İ K S E L Ç E K İ C İ M E T A L ) K a la y yakan bir kişinin duyulan
g ü ç l e n ir . D a h a u z a ğ ı g ö r e b i l i r , d a h a i y i k o k u a la b ilir ve d okun m a hislen de çok
d a h a k e s k i n b i r h â l e g e l i r . B u n u n o n l a r ı n s is le r in iç in d e g ö re bilm esin i sağlayan bir
y a n e t k i s i d e v a r d ı r v e b u n e d e n le d e g e c e le r i, g ü ç le n m iş d u yu la n n ın izin verece­
ğ in d e n ç o k d a h a u z a k l a n g ö r e b i l i r l e r . K a l a y y a k a b ile n S isk a n la r Kalavgöz olarak
b ilin ir.

K A L A Y G Ö Z K a la y y a k a b ile n b ir S isk a n

K Ö R Ü K Ç Ü Ç in k o y a k a b ile n b ir S isk a n

L E H İ M ( İ Ç S E L F İ Z İ K S E L İ T İ C İ M E T A L ) L e h im yakan bir kişi vücudunun
f i z i k s e l ö z e l l i k l e r i n i g ü ç l e n d i r i r . D a h a g ü ç lü , d a h a d a y a n ık lı ve daha becerikli hâle
g e lir . L e h im a y n c a v ü c u d u n d e n g e h is s in i a r t ır ır ve y a ra la rı iyileştirebilir. Lehim
y a k a b ile n S is k a n la r L e h im k o l y a d a H a y d u t o la ra k b ilin ir.

L E H İ M K O L L e h im y a k a b ile n b ir S isk a n

P İ R İ N Ç ( D I Ş S A L Z İ H İ N S E L Ç E K İ C İ M E T A L ) P ir in ç v a k a n b ir kişi başka bir
kişin in d u y g u la rın ı k ö r e lte r e k v e b e lli d u y g u la r ın ın z a y ıf la m a s ın a n e d e n olarak
T e sk in e d e b ilir . A n c a k p ir in ç b u A ll u m a n s e r i n d ü .ş iiıu e l e r i y a d a d u y g u la n o k Uy a.
b ilm esini sağlam az. P irin ç ya k ab ile n S is k a ııla r 'le s k in c i o la ra k b ilin ir.

S İK K E C İ Ç e lik yakabilen b ir Siskan

T E S K İN C İ P irin ç yakab ilen b ir Siskan

TU N Ç (İÇSEL Z İH İN SE L İTİCİ M ETAL) Tunç yakan bir kişi yakınlardaki
insanların ne zaman Allomansi kullandığını hissedebilir. M etal yakan Allomanser-
ler etraflanna “Allomantik titreşimler” yayarlar ve tunç yakmakta olan bir kişi de
bunları sadece kendisinin duyabildiği bir davul sesine benzer bir şekilde algılar.
Tunç yakabilen Siskanlar Arayıcı olarak bilinir.

\ ALPACI Demir yakabilen bir Siskan

FANTEZİ EDEBİYATININ YENİ PRENSİ
BRANDON SANDERSON’dan

■BRA N D O N SA N D £R §O N

Mk

arkada»

ELA N TR IS devasa, güzel, kelim enin tam anlamıyla parlak, güçlü büvüliı ye­
teneklerini Arelon'un tüm insanlarının iyiliği için kullanan hayırsever varlıklarla
doluydu. V e bu tanrısal varlıkların her biri, Shaod’un gizemli dönüştürücü gücü
onlara dokunmadan önce sıradan birer insandı. Ancak on yıl önce, hiçbir uyan
olmaksızın, büyü çöktü. Elantrianlar buruşuk, cılız, cüzzamlıya benzer yaratık­
lara dönüştü. E L A N T R İS ’in kendisi de karanlık, pislikle dolu ve döküntü haline
geldi. Shaod artık bir lanetti. A relon'un yeni başkenti Kae, halkının unutmak için
elinden gelenin en iyisini yapm aya çalıştıkları ELAN TRİS’in gölgesinde kalıyor.
Teod Prensesi Sarcne, V eliah t Prens Raoden ile bir devlet evliliği yapmak için
geldi. Karşılıklı m ektuplaşm alarına dayanarak mutluluk bulacağını umuyordu.
Ancak mutluluğun yerin e prensin ölü, kendisinin ise onun dulu kabııl edilmiş
olduğunu gördü., A cım asız Fjordell bağnaz fanatiklerinin imparatorluk hırsı kar­
şısında son direnen ülkeler oldukları için hem Teod, hem de Arelon tehdit altın-
dalar.

Son Issızlık'tan önceki günlerin özlemini çekiyorum.

Elçiler’in bizi terk etmesinden ve Parlayan Ş övalyelerin bize karşı dönmesin
den önceki çağın. Dünyada hâlâ büyünün ve insanoğlunun kalbinde de onuru
olduğu zamanın...

Dünyayı ele geçirdik ve sonra da onu kaybettik. Görünüşe göre insan ruhu
için hiçbir şey zaferin kendisinden daha zorlu değil.

Yoksa o zafer, en başından beri bir aldatmacadan başka bir şey değil
Onlar ne kadar zorlu savaşırsa, direnişimizin de o kadar güçlendiğim mı
düşmanlarımız? Belki de ısı ve çekicin sadece daha kaliteli kılıçları mum
dığını gördüler. Am a çeliği yeteri kadar uzun bir süre boyunca bırakırsan,
sonunda paslanıp gider.

İzlediğimiz dört kişi var. Birincisi hekim, tıbbı bir kenara bırakıp ’^ Ij y nCisi
Umduğumuz dönemin en vahşi savaşında bir asker olm aya zo/ >! . ¿ n kalb>
öldürürken ağlayan bir katil, bir suikastçı. Ü çüncüsü yalancı; b:ir ^ - ceprens,
üstüne bir âlimin cübbesini giymiş genç bir kadın. Sonuncusu ise b ir ,
yani savaş açlığı tükenirken gözleri geçm işe açılm ış olan bir savaş be\ı-

k.
Dünya değişebilir. Dalgabağlama ve Kınkkullanm a geri dönebilir» aIV ,.j \>izi
ların büyüleri tekrar bizim olabilir. Bu dört kişi bunun anahtarı. Bir
kurtarabilir. V e bir tanesi de bizi yok edecek.


Click to View FlipBook Version