öbürlerinin hepsinden çok ilaha ince olduğu için Vin onu tanımıştı. Yani Terrisli-
nin geride bıraktığı bir şev de değildi
Vin merakla uzandı ve ince kitabı daha büyük olan kitabın altından çıkardı. Si
yah deri bir cildi vardı ve sırtında K u zey S a la h iyeti'n de H a v a Kalıplan yazıyordu.
Vin kaşlarını çatarak kitabı elinde çevirdi. N e başlık sayfası ne de yazarın adı vardı.
Doğrudan metin başlıyordu.
Son İmparatorluk’un bütününe bakılacak olursa, tek bir gerçek açıkça
görülmektedir. Kendisinin tanrısal olduğunu iddia eden bir lider tarafın
dan yönetilen bir devlet için, imparatorluk korkutucu bir sayıda devasa
liderlik hatalarına maruz kalmıştır. Bunların pek çoğu ise başarılı bir şe
kilde örtbas edilmiştir ve sadece Ferukemistlerin metalakıllarında ya da
yasaklanmış olan metinlerin sayfalarında bulunabilirler. Ancak kişinin
Devanex Katliamı, Zifir Oğretisi’ndeki revizyon ve Renates halklarının
tehciri gibi gafların farkına varmak için sadece yakın geçmişe bakması
yeterli olacaktır.
Lord Hükümdar yaşlanmıyor. En azından bu kadarı inkâr edilemez.
Ancak bu metin onun hiçbir şekilde yanılmaz olmadığını kanıtlama ama
cım taşımaktadır. Miraç’tan önceki günler sırasında insanoğlu sonsuz bir
krallar, imparatorlar ve diğer hükümdarlar döngüsünün sebebiyet verdi
ği kargaşa ve belirsizlikten muzdaripti. İnsan düşünüyor ki şimdi tek ve
ölümsüz bir yönetici ile toplumun en sonunda istikrar ve aydınlanma
yı bulabilmiş olması gerekirdi. Lord Hükümdarin en vahim hatası Son
İmparatorlukta bu iki özelliğin de dikkate değer ölçüde eksik olmasıdır.
Vin sayfaya bakakaldı. Kelm ıelerin bazıları onun becerisinin ötesindeydi ama
yazarın niyetini anlamayı başarabilmişti. D iyordu ki...
Vin kitabı sertçe kapattı ve hızla yerin e geri koydu. Eğer obligatörler
Elend’ın böyle bir m etne sahip olduğunu k eşfed e rse ne olurdu? Sağa sola
göz attı. Elbette ki oradaydılar, diğer baloda olduğu gibi kalabalığın arasına
karışmışlardı; gri cübbeleri ve dövm eli yüzleri ile dikkat çekiyorlardı. Pek
çoğu asillerle birlikte m asalarda o tu ru yo rd u . A rkadaş m ıydılar? Yoksa Lord
Hükümdar’ın casusları mı? K im se yakınlarında bir obligatör varken o kadarda
rahat görünmüyordu. ,
Elend böyle bir kitapla ne y a p ıy o r? O n u n g ib i giiçlü b ir asil neden
H üküm dar’ı kötüleyen metinleri okuyor?
Bir el omzuna dokundu ve V in de refleks olarak midesinde lehim ve a'
harlayarak hızla döndü.
“ Hop," dedi Elend geriye bir adım atarak elini kaldırırken. “ Hiç k i m s e sana
kadar gergin olduğunu söyledi mi V alette?" ^
Vin rahatlayarak sandalyesine geri oturdu ve m etallerini söndürdü. Elen
ağır ağır kendi yerine doğru yürüdü ve oturdu. "H eb eren ’i beğendin mi?
Vin kaşlarını çattı ve Elend da hâlâ onun önünde durmakta olan daha büyük ve
Icalın kitaba doğru başıyla işaret etti.
"Hayır,” dedi Vin. “ Sıkıcı. Sadece erkekler bir süre beni rahat bıraksınlar diye
okurmuş gibi yapıyordum .”
Elend kıs kıs güldü. “ Bak şimdi, kurnazlığın geri dönüp başına dert oluyor.’
Elend kitaplarını toplayarak masanın üstüne dizmeye başlarken Vin bir kaşım
kaldırdı. V in’in “hava durum u” kitabının yerini değiştirmiş olduğunu fark etme
miş gibi göründü ama yine de bunu dikkatli bir şekilde yığının ortasına yerleştirdi.
Vin gözlerini kitaptan ayırdı. Büyiik ihtimalle önce Sazed'le konuşana kadar ona
Shan dan bahsetmemem gerekir. "Ben kurnazlığımın iyi iş çıkarmış olduğunu dü
şünüyorum,” dedi bunun yerine. “N e de olsa, ben baloya dans etmek için geldim.’
“Ben dans etmenin fazla abartıldığını düşünüyorum.”
"Aristokrasiye karşı sonsuza kadar ilgisiz kalamazsınız Lord Venture; siz çok
önemli bir evin vârisisiniz. ”
Elend içini çekerek gerindi ve sandalyesinde arkasına yaslandı. ’ Sanırım haklı
sın,’’ dedi şaşırtıcı bir içtenlikle. “Am a ne kadar uzun süre inat edersem, babam da
o kadar sinirlenecek. Bu kendi başına değerli bir hedef.”
"Üzdüğün tek kişi o değil,” dedi Vin. “Ya sen kitaplarım kurcalamakla fazla
meşgul olduğun için hiç dansa kaldırılamayan kızlar ne olacak?”
“Hatırladığım kadarıyla, birileri az önce dans etmekten kaçınmak içm okuyor
muş gibi yapıyordu,” dedi Elend son kitabını da yığının tepesine koyarak. “Levdile-
rin benden daha dostane partnerler bulmakta zorluk yaşadığını düşünmüyorum. ’
Vin bir kaşını kaldırdı. “ Ben zorluk yaşamadım çünkü yeniyim ve mevkım
düşük. Senin m evkıne daha yab n olan leydilerin, dostane ya da değil, partner
ler bulmakta zorluk yaşayacağından şüphe ediyorum. Benim anladığım kadanyla
asiller kendi konumlarından yukarıda olan kadınlarla dans etmekten huzursuzluk
duyuyorlar.”
Elend durakladı, belli ki zekice hir cevap arıyordu.
Vin öne doğru eğildi. “ N e var Elend Venture? Neden güreşinden kaçınmakta
bu kadar ısrarcısın?”
Görev mi?” diye sordu Elend kendisi de ona doğru eğilerek, duruşu samimiy
di- Valette, bu görev değil. Bu balo... bunlar hep anlamsız ve oyalayıcı. Bir zaman
kaybı.”
Ya kadınlar? O nlar da mı zaman kaybı?” diye sordu Vin.
Kadınlar?" diye sordu Elend. “ Kadınlar... fırtınalara benzer. Onlara bakınası
güzeldir ve bazen dinlem esi de hoştur ama çoğu zaman onlar sadece zahmet ve
ricidir.”
Vin ağzının hafifçe açık kaldığını hissetti. Sonra onvın gözündeki pırıltıyı ve
dudaklarının kenarlarındaki gülümsemeyi fark etti ve kendisini de gülümserken
huldu. "Böyle şeyleri sırf beni kışkırtmak için söylüyorsun!”
Elend'ın gülümsemesi derinleşti. “Ben öyle sevimliyim işte. Ayağa kalkarak
0ria sevecen bir şekilde baktı. “ Ah, Valette. Onların seni kendim hızla ciddiye
almak için kandırmasına izin verm e. Uğraştığına değm ez. Ama sana iyi biralım
dilemeliyim. G elecekle katılacağın baloların arasında aylarının geçmesine izinver
memeye çalış."
Vın gülümsedi. “ Bir düşüneyim ."
“ Lütfen düşün," dedi Elend öne eğilip yüksek kitap yığınını masanın üstünden
kendisine doğru devirerek kollarına alırken. Bir an için sendeledi, sonra da denge
sini sağladı ve kitapların yanından V in ’e Bir göz attı. “ Kim bilir, belki bu günlerden
birinde beni dansa kaldırmayı bile başarırsın."
Elend dönüp uzaklaşırken, Vin gülüm seyerek başıyla veda etti. Balo salonunun
ikinci sırasının etrafından dolaşarak ilerledi. Kısa süre sonra iki diğer genç adam
tarafından karşılanmıştı. Vin adam lardan biri E len d ’ın omzuna dostça bir şekilde
vurur, sonra da kitapların yarısını alırken m erakla takip etti. Üçlü birlikte muhab
bet ederek yürümeye başladı.
Vin bu yeni gelenleri tanım am ıştı. O düşünceli bir şekilde otururken Sazeden
sonunda yan koridorda belirdi ve V in de hevesle ona yaklaşması için el salladı. 0
da hızlı adımlarla geldi.
“Lord Venture’nın yanında olan o adam lar kim ?” diye sordu Vin Elend’e doğru
işaret ederek.
Sazed gözlüğünün arkasındaki gözlerini kıstı. "Ee, bir tanesi Lord Jastes Lekal.
Öbürü bir Hasting ama adını bilm iyorum ."
“Şaşırmış gibisin.”
“Lekal ve Hasting Evleri’nin ikisi de V en tu re E vi’nin politik rakipleri Hanımım.
Asiller sık sık balolardan sonraki daha küçük partilerde birbirlerini ziyaret ederek
ittifaklar kurarlar...” Terrisli duraklayarak V in ’e doğru döndü. “ Üstat Kelsierbunu
duymak isteyecektir, diye düşünüyorum ben. Çekilm em izin zamanı geldi.”
“Katılıyorum,” dedi Vin ayağa kalkarak. “Ayaklarım da öyle. Hadi gidelim.
Sazed başıyla onayladı ve birlikte ön kapılara doğru ilerlediler. “Neden bu ka
dar geciktin?” diye sordu Vin bir hizm etkârın onun şalını getirmesi için beklerler
ken.
“ Birkaç sefer geri geldim H anım ım ,” dedi Sazed. “Am a siz her s e f e r i n d e dans
ediyordunuz. Ben de hizmetkârlarla konuşmanın sizin masanızın yanında bekle
mekden çok daha faydalı olacağını düşündüm .”
Vin şalını alırken başıyla onayladı, sonra da Sazed hemen arkasında
hâlde ön kapıdan çıktı ve halı kaplı basamaklardan aşağı indi. Adımları hızhydt
tün listeyi unutmadan önce geri dönüp K elsier’e ezberlediği bütün isimleri sa.
istiyordu. Bir hizmetkârın arabasını getirm esini bekleyerek sahanlıkta dura
Bunu yaparken ise garip bir şey dikkatini çekti. Sislerin içinde kısa bir lT'e‘
uzakta ufak bir gürültü vardı. Öne doğru bir adım attı ama Sazed bir elini onı
koyarak onu geride tuttu. Bir leydi sislerin içine dalmazdı. ^
Bakır ve kalay yakmak için içine uzandı ama bekledi, gürültü YaklaS,^ fl
Kaynağının ne olduğu, bir m uhafız küçük, debelenen bir şekli çekerek s>s
arasından belirirken ortaya çıktı; kirli giysiler içinde, yüzü kül lekeli bir skaa o
Asker Vin’in oldukça uzağından dolanarak bir muhafız yüzbaşısına doğru yaklaşır
ken ona özür diler gibi başıyla selam verdi. Vin ne denildiğini duymak için kalay
yaktı.
“Aşçı yam ağı,” dedi asker sessizce. "Kapıların açılması için beklerlerken bir
arabanın içindeki asillerin birinden dilenmeye çalıştı."
Yüzbaşı sadece başını salladı. Asker mahkûmunu çekerek tekrar sislerin içinde
kayboldu, uzak avluya doğru gidiyordu. Oğlan debelendi ve asker de onu sıkıca
tutmaya devam ederek sinirle homurdandı. Vin onun gitmesini izledi; Sazed'in
eli sanki onu geride tutm ak isterm iş gibi omzunun üstünde duruyordu. Tabii ki
oğlana yardım edem ezdi. Oğlanın da zaten böyle bir şey yapması...
Sislerin içinde, sıradan insanların görüş menzilinin ötesinde, asker bir bıçak
çekti ve oğlanın boğazını kesti. Vin şaşkınlık içinde sıçrarken oğlanın debelenme
sesleri azalarak kayboldu. M uhafız cesedi yere bıraktı, sonra da bir bacağından
tutarak sürükleyip götürm eye başladı.
Vin arabası yanaşırken afallam ış bir şekilde dikildi.
"Hanımım,” diye uyardı Sazed ama Vin sadece öylece dikiliyordu.
Onu öldürdü, diye düşündü. Hem en burada, asillerin arabedanm beklediği
yerin sadece b irka ç a d ın ı ilerisinde. Sanki... ölüm hiç de sıra dip olmayan bir
şeymiş gibi. A lt tarafı b ir d iğ er katledilen skaa. B ir hayi’an gibi.
Ya da bir hayvandan bile daha beter. Kimse domuzlan bir kalenin avlusunda
kesmezdi. Muhafızın cinayeti işlerkenki duruşu, debelenen oğlana fazlasıyla sinir
lenmiş olduğundan, onu sadece daha uygun bir yere götürene kadar bekleveme-
diğine işaret ediyordu. Eğer V in'in etrafındaki diğer asiller olayı fark etmişlerse
bile buna bir önem verm em iş, beklerken çene çalmaya devam etmişlerdi. Aslında,
şimdi çığlıklar kesilm iş olduğu için biraz daha konuşkan hâle gelmiş gibi görünü
yorlardı.
‘ Hanımım,” dedi Sazed tekrar onu öne doğru iterek.
Arabaya bindirilm esine izin verdi; aklı hâlâ başında değildi. Bu ona o kadar
olanaksız bir zıtlık gibi geliyordu ki. Hoş asiller, danslar, tuvaletler, hemen içeride
'Şıklarla parıldayan bir oda. Avluda ölüm. Umurlannda değil miydi? Bilmiyorlar
mıydı?
Burası Son İm paratorluk V in, dedi kendi kendisine at arabası uzaklaşmaya baş
larken. Biraz ipek gördün d iy e külleri unutma. Eğer o içerideki insanlar senin
de skaa olduğunu b iliy o r olsa, o zavallı oğlana yaptıkları kadar rahatça seni de
katlederler.
Bu ayıltıcı bir düşünceydi; Fellise’e geri dönerken bütün yol boyunca onu meş
gul etti.
K ın atın Ve ben rastlantı eseri k a rşıla ştık , gerçi s a n ıy o r u m o olsa “takdiri ilahi"
kelimesini kullanırdı.
O günden beri p e k Çok Terris filo z o fu y la ta n ıştım . O n la r, her bir tanesi, yüce
bir bilgelik Ve b iiy ü k bir z e k â y a sa h ip o la n a d a m la rd ı. N e re d e y se gözle görülür
bir öneme sahip adam lar.
K ıvaan değil. B ir açıdan, o n u n bir k â h in o lm a sı da b enim bir kahraman
olm am kadar olasılık dışı. O n u n asla re sm î bir b ilg elik h a v a sı olm am ıştı, hatta
dindar bile olm ayan bir âlim di, ilk karşıla ştığ ım ız za m a n , b ü y ü k K h lenni kütüp
hanesinde o acayip m eraklarından biri h a k h n d a araştırm a yap ıyo rd u ; inanıyo
rum fa ağaçların d ü şü n ü p düşü n em ed iğ in i belirlem eye çalışıyordu.
E n sonunda Terris k e h a n e tin in b ü y ü k K a h r a m a n ’m ı keşfeden kişinin o
çıkmış olması, eğer işler sadece biraz d a h a fa rk lı gelışm eseydi beni güldürürdü.
K E L S İ E R S İ S L E R İ N İ Ç İ N D E K İ başka b ir A llom anser’dan yayılan tit
reşimleri hissedebiliyordu. Titreşim ler durgun bir kıyıya vuran ritmik dalgalar gibi
üzerinden akıp geçiyordu. H a fif ama belirginlerdi.
Alçak bir bahçe duvarının üstüne çöm elm iş, titreşim leri dinliyordu. Kıvrılan
beyaz sis normal, sakin akışına devam ediyordu, normal Allomantik akımlarla kol
ve bacaklarının etrafında girdaplanan, vücuduna en yakın parçalan dışında onu
umursamıyordu.
Kelsier karanlığın içinde gözlerini kısıp kalayını harlayarak diğer Allomanscr
aradı. İlerideki bir duvann tepesinde çöm elm iş bir siluet gördüğünü düşündü ama
emin olamıyordu. Ancak Allom antik titreşim leri tanım ıştı.
Her metal yakıldığıda tunçla bol bol pratik yapm ışların tanıyabileceği belir?
bir sinyal çıkardı ortaya. İlerideki adam da tıpkı K elsier'in Tekiel Kalesi nin etra
fında saklandıklarını hissetmiş olduğu dört diğer adanı gibi kalay y a k ıy o r d u . B d
Kalaygöz bir hat oluşturmuş, davetsiz m isafirleri arayarak geceyi izliyorlardı
K e lsie r g ü lü m s e d i. b u y u k E v le r g ittik ç e daha da gerginleşiyordu. Tekiel gibi
bir ev için b e ş t a n e K a la y g ö z 'e n ö b e t tuttu rm ak o kadar da zor olmazdı ama asil
A llo m a n se rlc r s ır a d a n m u h a fız lık g ö rev i yapm aya zorlandıkları için içerleyecekti.
Ve eğer n ö b e t t u t a n K a la y g ö z le r varsa, bir grup Haydut, Sikkeci ve Yalpacı’nın
da hazır b e k le m e k t e o lm a o la s ılık la rı yüksekti. Luthadel sessizlik içinde bir alarm
duruma g e çm işti.
H a tta B ü y ü k E v l e r o k a d a r t e m k in li bir hále gelmekteydi ki Kelsier savunmala
rında a ç ık la r b u lm a k t a z o r la n ır o lm u ş tu O sadece tek bir adamdı ve Sissoylulann
bile sın ırla n v a r d ı. Ş u a n a k a d a r k i sald ırıları hep beklenmedik olduğu için başarılı
olm uştu. A n c a k n ö b e t t e b e ş t a n e K alaygöz varken ciddi bir fark edilme riskine
girm eden k a le y e fa z la c a y a k la şm a sı m üm kün olmazdı.
N e y s e ki K e l s i e r ’in b u g e c e T e k ie l'in savunmasını test etmesine gerek voktu.
Bunun y e r in e d u v a r b o y u n c a d ış b a h ç e le re doğru sessizce ilerledi. Bahçe kuyusu
nun y a k ın ın d a d u r a k la d ı v e y a k ın la r d a hiç Allom anser olmadığından emin olmak
için tu n ç y a k a r a k b ü y ü k b ir ç u v a lı alm ak üzere çalıdan bir duvarın içine uzan
dı. Ç u v a l, ç e k ip k u r t a r m a s ı v e o m z u n u n üstüne atabilmesi için lehim yakmasını
g e rek tirec ek k a d a r a ğ ır d ı. B ir an için karanlıkta dikildi ve sislenn içinden gelen
herhangi b ir s e s a r a y a r a k k u la k la r ın ı zorladı, sonra da çuvalı kaleye doğru taşıdı.
K ü ç ü k v e ış ılt ılı b ir h a v u z u n y a n ın d a durm akta olan büyük, badanalı bir bahçe
verandasının y a n ın d a d u r d u . S o n r a da çuvalı omzundan indirdi ve içeriğini vere
boşalttı; yen i ö ld ü r ü lm ü ş b ir c e se t.
L o rd C h a r r s E n t r o n e a d lı b ir k iş iy e ait olan ceset yuvarlandı ve sırtında
parlayan ik iz b ı ç a k y a r a l a r ı y l a y ü z ü s t ü b ir şekild e yerde kaldı. Kelsier van sar
hoş a d a m ı h e m e n b i r s k a a k e n a r m ah allesin in dışındaki bir sokakta pusuya
d ü şü re re k d ü n y a y ı b i r d i ğ e r a s ild e n d aha kurtarm ıştı. Lord Entrone eksikliği
özellik le ç e k i l e c e k o la n b ir is i d e ğ ild i. S ak a t zevk anlayışıyla meşhurdu; örne
ğin ö lü m ü n e s k a a d ö v ü ş l e r i o n u n fa v o r i eğlencelerinden biriydi. Bu akşamı da
orada g e ç irm işti.
E n tro n e t e s a d ü f o lm a y a n b ir şe k ild e Tekiel Evi nin büyük bir politik müttefi
kiydi. K e ls ie r c e s e d i k e n d i k a n ın ın için d e yatarken bıraktı. Bunu ilk önce bahçı
vanlar b u la c a k tı v e b ir k e r e h iz m e tk â r la r cinayeti öğrendiği zaman, asiller ne kadar
uğraşırsa u ğ r a ş s ın b u n u ö r t b a s e d e m e z le rd i. Cinavet ortalığın karışmasına neden
olacaktı v e b ü y ü k o la s ılık la s u ç la m a an ında Tekiel Evinin rakibi olan İzenry Evine
y ö n e ltile c e k ti. A n c a k E n t r o n e u n şü p h e çek ecek kadar beklenmedik olan ölümü
Tekiel E v i’ni d ik k a t li o lm a y a ite b ilir d i. E ğer biraz soruşturacak olurlarsa, bu geceki
ölüm d ö v ü ş le r in d e E n t r o n e ’a k a rşı bah is oynayan kişinin, evi bir süredir Tekıeller
'k daha g ü ç lü b ir i t t i f a k k u r m a k için ısrar etm ekte olan Crews Geffenrv olduğunu
bulurlardı. C r e v v s ’ in S is s o y lu o ld u ğ u biliniyordu ve son derece de becenkli bir
bıçak d ö v ü ş ç iisü y d ü .
V e b ö y le c e d o la p la r d ö n m e y e b aşlayacaktı. Cinayeti İzenry Evi mi işlemişti?
Toksa b u ö lü m G e f f c n r y E v i ta ra fın d a n Tekiel i daha da fazla alamu geçirerek,
(k h a d ü şü k s e v iy e li a s ille r a ra sın d a n m ü tte fik le r aramaya teşvik etmek için yapıl-
clakı re k a b e ti k ız ış t ır m a k ıs t c v c n b ir e v 1
Kelsier yüzündeki takma sakalı ç e k iştire re k b a h ç e d u v a rın d a n atlayıp indi. Te-
kiel Evi nin kimi suçlamaya karar v erece ğ in in aslın d a bir ö n e m i yo k tu ; Kelsier’in
gerçek amacı onları endişelendirm ek ve şa şırtm a k , g ü v e n s iz liğ e ve yanlış anlaşıl-
maya neden olmaktı. Bir ev savaşı ç ık a rtm a k o n u su n d a k a rg aşa onun en güçlü
müttefikiydi. O savaş en sonunda geldiği zam an , ö ld ü rü le n h e r asil, skaaların ayak-
lanmalan sırasında savaşmak zorunda k a lm a y a c a k la rı b ir kişi d a h a dem ekti.
Kelsier, Tekiel Kalesinden kısa bir m e sa fe u z a k la şır u z a k la şm a z bir sikke attı
ve çatılara çıktı. Arada bir altındaki e v le rd e y a şa y a n in san la rın yukarıdan gelen
ayak seslerini duydukları zaman ne d ü şü n d ü ğ ü n ü m e r a k e d e r d i. O nlar Sissov-
lulann çatılarını pratik bir anayol, m u h afızlar y a d a h ırs ız la r tarafın d an rahatsız
edilmeden hareket edebilecekleri bir y e r o lara k g ö rd ü ğ ü n ü b iliy o r m uydu? Ya da
insanlar tıkırtıları her daim suçlu olan sish o rtla k la rın a m ı y o ru y o rd u ?
Büyük ihtimalle fa rkın a bile v a r m ıy o r la r d ır . A k l ı b a ş ı n d a in s a n la r sisler gel
diği zaman uyuyor olur. Eğim li b ir çatın ın ü s tü n e in d i; za m an ı kontrol etmek
için köstekli saatini sakladığı bir girin tiden ç ık a rd ı, so n ra d a saati (ve saatin imal
edilmiş olduğu tehlikeli m etali) tekrar y e rin e sa k la d ı. A s ille r in p e k çoğu açık açık
üzerlerinde metal taşırdı, cesaret gösterisi y a p m a k için a p ta lc a b ir yol. Bu huy ise
onlara doğrudan Lord H ü kü m d ar’ın k en d isin d e n m ira s k a lm ıştı. A ncak Kelsier
zorunda kalmadığı sürece üzerinde m etal ta şım a y ı s e v m e z d i; n e saat, ne yüzük ne
de bilezik.
Kendisini tekrar havaya fırlatarak şehrin en k u z e y u c u n d a k i b ir skaa kenar ma
hallesi olan İsyuvası’na doğru ilerled i. L u th a d e l d e v a sa , g e n iş b ir şehirdi; her otuz
kırk yılda bir yeni bölümler ekleniyor, şeh ir d u v a rı sk aa iş ç ile rin teri ve emeğiyle
genişletiliyordu. Modern kanal çağının g e lişiy le b irlik te ta ş n ak liy atı da nispeten
daha ucuz ve kolay hâle gelmişti.
Duvarla uğraşmaya neden zahm et ettiğ in i m e r a k e d iy o r u m , d iy e düşündü Kel
sier devasa yapıya paralel bir şekilde ç atılar b o y u n c a ile r le r k e n . K im saldıracak1
Lord Hükümdar her şeyi kontrol e d iy o r. A r t ı k b a tı a d a l a r ı b ile d i r e n ç göstermiyor.
Son İmparatorlukla yüzyıllardır ge rçek b ir savaş o lm a m ış tı. A ra d a bir çıkan “is
yanlar" ise sadece tepelerde ya da m ağaralard a sak lan a n v e ara d a b ir de baskın dü
zenlemek için dışan çıkan birkaç bin ad am d an fazla b ir ş e y d e ğ ild i. Y ed en ’in isyanı
bile askeri kuvvete pek fazla bel b a ğlam ay aca k tı; o n la r L u th a d e l Garnizonunun
stratejik bir şekilde şehrin dışına gö n d erilm esi ile o rta y a ç ık a c a k olan bir ev savaşı
kargaşasının onlara sağlayacağı fırsata g ü v e n iy o rla rd ı. E ğ e r iş u z u n süreli bir hare
kata kalacak olursa, Kelsier kayb ed erd i. L o rd H ü k ü m d a r v e Ç e lik N ezaret eğef
ihtiyaç duyarlarsa tam anlamıyla m ilyon larca ask e r to p la y a b ilird i.
Elbette bir de Kelsier’in öbür planı v a rd ı. B u n d a n k im s e y e b a h s e t m i y o r d u ,
düşünmeye bile zar zor cesaret ed eb iliyo rd u . B ü y ü k o la sılık la u yg u lam aya kovmak
için bir fırsat da bulamazdı. A m a eğer b i r fırsa t o rta y a ç ık a c a k o lu rsa ...
Hemen İşyuvası nın dışında yere indi, son ra da s isp e le rin in i sık ıca ç e k e r e k ken
dine güvenli bir yürüyüşle sokak boyunca ilerledi. Hedefi kapalı bir dükkânın kapı
ağzında oturmuş, sessizce bir pipo tiıttürüyordu. Kelsier bir kaşını kaldırdı, tütün
pahalı bir zevkti. Hoid ya çok m üsrifti ya da üockson’ın ima etmiş olduğu kadar
başarılıydı.
Hoid sakince piposunu kaldırdı, sonra da ayaklarının üstünde doğruldu; gerçi
bu onun boyunu pek fazla uzatrnamıştı. Cılız ve kel adam sisli gecenin karanlığında
yerlere kadar eğildi. "Selam lar lordum .”
Kelsier kollan dikkatli bir şekilde sispelerininin içinde kavuşturulmuş olarak
adamın önünde durakladı. Bir sokak muhbirinin görüşmekte olduğu kimliği belir
siz "asilin” kollarında H athsin yara izleri olduğunu fark etmesi iyi olmazdı.
"Oldukça yüksek yerlerden tavsiye ediliyorsun," dedi Kelsier bir asilin kibirli
şivesini taklit ederek.
"Ben en iyilerden biriyim lordum ."
Senin k a d a r uzun b ir sü re boyunca sağ kalabilmiş birinin iyi olması gerekir,
diye düşündü Kelsier. Lordlar başka insanların da onlann sırlarını biliyor olması
fikrinden hoşlanm ıyordu. M uhbirler genellikle uzun yaşamazdı.
“Öğrenmem gereken bir şey var m uhbir,” dedi Kelsier. “Ama ilk önce asla bu
buluşmadan kim seye bahsetm eyeceğine dair yemin etmen gerek.”
“Elbette lordum ," dedi H oid. Büyük olasılıkla daha gece bitmeden bu sözünü
bozmuş olacaktı, m uhbirlerin uzun süre yaşamayı başaramamalarının sebeplerin
den bir diğeri de buydu. “A ncak öte yandan ödeme konusu da var...”
"Paranı alacaksın skaa," diye tersledi Kelsier.
“Elbette lordum ,” dedi H oid kafasını hızlıca aşağı yukan sallayarak. “İnanıyo
rum ki Renoux E v i’ni ilgilendiren bilgiler arzu ediyorsunuz..."
“Evet. Onlar hakkında ne biliniyor? Hangi evlerle anlaşmalan var!* Bu şeyleri
bilmem gerekiyor. ”
“Bilinecek çok bir şey yok lordum ,” dedi Hoid. “Lord Renoux bu bölgede çok
yeni ve o dikkatli bir adam . Şu anda ne dostlar ne de düşmanlar ediniyor; yüksek
miktarda silah ve zırh satın alıyor ama büyük olasılıkla sadece çok farklı tüccarlar
ve evler ile iş yaparak bu sayede hepsinin birden gözüne girmeye çalışıyordun
Akıllıca bir taktik. Belki elinde fazladan mal kalabilir ama avnca fazladan arkadaş
tan da olacak, ha?"
Kelsier hom urdandı. “ Bu bilgiler içinde sana ödeme yapmamı gerektirecek bir
Şey göremiyorum.”
“Onun çok fazla malı olacak lordum ,” dedi Hoid çabucak. “Renoux nun zaran
da nakliyat yaptığını bilirseniz çabucak bir kâr elde edebilirsiniz."
“Ben bir tüccar değilim , skaa," dedi Kelsier. “Ben kârla ya da nakliyatla ilgilen
iy o r u m !” B ira z d a buna ka fa yorsun bakalım. Şimdi benim bir Büyük Ev den
olduğumu düşünüyor. T a b ii eğer sispelerini yüzünden zaten bundan şüphe etme
mişse, o zaman ününü h ak etm iyor demektir.
“Elbette lordum ,” dedi H oid çabucak. “Elbette daha fazlası da var..."
Hah, işte şitndi göreceğiz. So k akla r Renoux Evi'nin isyan homurdanmalarıyla
bağlantılı olduğunu biliyor m u? Eğer herhangi birisi hu sırrı krşlederse, K« Jsier'
çetesi ciddi bir tehlike ıçiııe girerdi.
Hoid sessizce öksürerek elini öne uzattı.
"Aşağılık herif!" dive kızgınca söylendi K elsier, H in d 'in ayaklarının dibine bir
kese fırlatarak.
"Evet lordum," dedi Hoid dizlerinin üstüne çö k ü p eliyle etrafı araştırırken.
"Özür dilerim lordum. Benim gözlerim zayıf, anlarsınız. Elim i yüzümün öniine
kaldırsam kendi parmaklarımı zor görü yoru m ."
Akıllıca, diye düşündü Kelsier, H oid keseyi bularak ceb ine atarken. Gözleri
hakkında söylediği şev elbette ki hir yalandı, bö ylesin e bir engeli olan hiçbir adam
veraltında tazla ilerleyem ezdi. A ncak m uhbirinin yarı kör olduğunu düşünen bir
asil, kimliğinin belirlenmesi konusunda çok daha az paranoyak davranırdı. Kelsier
bu konuda endişeli değildi; üstünde D o c k so n ’ın en iyi kılıklarından biri vardı. Sa
kalın vanı sıra sahte ama gerçekçi bir burun ile ayakkabıların içinde boyunu uzatan
platformlar ve deri rengini açm ak için de m akyajı vardı.
“Daha fazlası olduğunu söyledin?” dedi K elsier. “Yem in ederim skaa, eğer iyi
bir şey çıkmazsa..."
“Hayır," dedi Hoid çabucak. “ Lord R en o u x yeğeni Leydi Valette ile Lord
Elend Venture arasında bir evlilik d ü şü n ü y o r.”
Kelsier durakladı. B ak bunu b ek lem iyo rd u m ... “ Bu saçm a. V enture, Renoux’nun
çok üstünde.”
“İki genç bir ay önceki V en tu re balosunda uzun uzun konuşurken görüldüler.”
Kelsier alay edercesine güldü. “ O nu herkes biliyor. Bunun bir anlamı yok."
“Öyle mi?” diye sordu Hoid. "H erk es Lord E len d V e n tu re ’nın kızdan Kırık
Tüv’deki o felsefe meraklısı asil genç grubundaki arkadaşlarına son derece övgüyle
bahsettiğini de biliyor m u?”
“Genç erkekler kızlardan bah sed erler,” dedi K elsier. “ Bunun bir anlamı yok. 0
sikkeleri geri vereceksin.”
“Bekleyin!” dedi Hoid ilk kez sesi endişeli gibi gelerek. “ Dahası da var. Lord
Renoux ile Lord Venturc-’mn gizli ilişkileri o lm u ş.”
Ne?
“Bu doğru," diye devam etti H oid. “ Bu taze bir bilgi, daha ben bile bunu bir
saat önce duydum. Renoux ile V en tu re arasında bir bağlantı var. V e her n e d e n se
Lord Renoux, Elend V en tu re’nın balolarda Leydi V a le tt e ’e göz kulak olması JÇın
görevlendirilmesini talep etm eyi b aşarab ilm iş.” Sesin i alçalttı. “ Lord R e n o u x n u n
Venture Evi üzerinde bir... baskısının olduğu hile fısıld an ıyor.”
Bu akşam o baloda ne oldu, diye düşündü K elsier. A n ca k sesli olarak, Bunlar^
hepsi kulağa çok zayıf geliyor skaa. Boş tahm in lerden başka hiçbir şevin yok mu
dedi.
“Renoux Evi hakkında yok lordum ," dedi H oid. “ Elim den geleni yaptım
bu ev hakkmdaki endişeleriniz anlamsız! Politik açıdan daha m erk e z i olan bir e
seçmelisiniz. Meselâ, diyelim ki Elariel E v i...”
Kelsier kaşların ı ç a t t ı. I io id , E la r ie l’ırı adını söyleyerek onlar hakkında
Kelsier'in ö ded iği p a ra y a d e ğ e c e k ö n e m li bir parça bilgisinin olduğunu ima etmek
teydi- G ö rü n ü şe g ö re R e n o u x E v i ’nırı sırları güvendeydi. Tartışmayı diğer evlere
doğru götürm enin /.anıanı g e lm iş ti ki H o id , Kelsier'in Renoux üzerindeki ilgisin
den şüphelenm esin.
"Pekâlâ,” d e d i K e ls ie r . ‘‘A m a e ğ e r bu da benim zamanımı harcadığıma değ
mezse..."
"Değecek lord u m . L e y d i Sh an Elariel bir Teskinci.”
“Kanıt?”
“Onun d u y g u la rım ü s t ü n d e k i d o k u n u şu n u hissettim lordum,” dedi Hoid. “Bir
hafta önce E la rie l K a le s i’n d e k i b ir yan gın sırasında oradaydı, hizmetkârlann duy-
gulannı y a tış tır ıy o r d u .”
O yangını K e ls ie r ç ık a r m ış t ı. N e yazık ki m uhafız kulübelerinden daha öteye
yayılmamıştı. “ B a şk a ? ”
"Elariel E vi y a k ın z a m a n la r d a on a gü çlerini aristokratik faaliyetlerde daha fazla
kullanma izni v e r d i,” d e d i H o id . “ B ir e v savaşı çıkmasından korkuyorlar ve onun
mümkün olan n e k a d a r it t if a k v arsa kurm asını istiyorlar. Her zaman sağ eldive
ninin içindeki in c e b ir z a r fta p irin ç talaşı taşıyor. Bir baloda onun yakınlanna bir
Arayıcı getirin v e siz d e g ö re c e k s in iz . L ord u m , ben yalan söylemem! Bir muhbir
olarak benim h a y a tım s a d e c e ü n ü m e bağlıdır. Shan Elariel kesinlikle bir Teskinci."
Kelsier d ü ş ü n c e liy m iş g ib i d u ra k la d ı. Bu bilgi onun için faydasızdı ama onun
gerçek amacı olan R e n o u x E v i h a k k ın d a bilgi edinm e kısmı zaten tamamlanmıştı.
Kendisi fark e ts e d e , e t m e s e d e , H o id sikkelerini hak etmişti.
Kelsier gü lü m sed i. Ş i m d i b ir a z d a h a kargaşa çıkaralım.
“Peki ya S h a n ’ın S a lm e n T e k ie l ile olan gizli ilişkisi?” dedi Kelsier olası bir asil
gencin ism ini s e ç e r e k . “ O n u n gö zü n e girm ek için de güçlerini kullanmış olduğunu
mu düşünüyorsun?"
“Evet, k e sin lik le e m in im lo r d u m ,” d ed i H oid hızla. Kelsier gözlerindeki heye
can parıltısını g ö r e b iliy o r d u . H o id , K e ls ie r’in ona ücretsiz olarak lezzetli bir lokma
Politik d ed ik o d u v e r m iş o ld u ğ u n u varsaym ıştı.
“Belki geçen h a fta E la r ie l’in H a stin g E v i’yle olan anlaşmasını da o sağlamıştır,’
dedi Kelsier d ü şü n c e li b ir ş e k ild e . B ö y le bir anlaşma yoktu.
Büyük olasılıkla lo rd u m .”
“Pekâlâ, s k a a ,” d e d i K e ls ie r . “ S ik k elerin i hak ettin. Belki başka bir zaman da
seni çağırtırım .”
Teşekkür e d e r im lo r d u m ,” d e d i H o id yerlere kadar eğilerek.
Kelsier y e re b ir s ik k e b ıra k tı ve kendisini havaya fırlattı. Bir çatının üstüne
derken göz u c u y la H o i d ’in y e r d e k i sik k eyi kapmak için hızla fırladığını fark etti.
Zayıf gö zlerin e” ra ğ m e n s ik k e y i b u lm ak ta herhangi bir sorun yaşamamıştı. Kelsier
^kim sedi, son ra d a y o lu n a d e v a m etti. H oid, Kelsier'in gecikmiş olmasının latırn
d e m i ş t i am a K e ls ie r ’in b ir so n rak i randevusu bu kadar hoşgörülü olmayacaktı.
Doğuya, A h ls tr o m M e v d a n ı’na doğru ilerledi. Giderken sıspelermim çekip çı-
kardı, sonra da volesini yutarak altımla gizli olan pnıalanm ış gömleği ortaya yıkar
dı. Bir ara sokağa inerek pelerin ve yelekten kıırtııklıı, sonra da köşeden iki avuç
dolusu kül kaptı. Sert, sıvalı taneciklerle kollarını ovalayarak yara izlerini gizledi
sonra da yüzüne ve takma sakalına iyice yedirdi.
Saniyeler sonra tökezleyerek ara sokaktan yıkan adaın 1 loid ile Buluşmuş olan
asilden çok farklı biriydi. Az önce düzgün olan sakal şim di yüzünden hırpani bir
çalı gibi çıkıyordu. Birkaç seçm e parçası çıkarılarak düzensiz ve hastalıklı bir gö
rüntüye büriindüriilmüştü. K elsier aksak bir bacağı varm ış gibi yaparak topalladı
ve meydanın sessiz fıskiyesinin yakınında ayakta duran gölgeli bir şekle doğru ses
lendi.
“Lordum?" diye seslendi Kelsier hırıltılı bir sesle."L o rd u m , bu siz misiniz?”
Venture Evi’nin lideri Lord S tra ff V en tu re bir asil için bile zorba sayılacak bir
adamdı. Kelsier yanında durm akta olan bir çift m uhafızı seçebiliyordu, lordun
kendisi ise sisler yüzünden biraz bile rahatsızm ış gibi görünmüyordu; onun bir
Kalaygöz olduğu açıkça bilinirdi. V en tu re sert adım larla öne çıktı, düello değneği
yanında yere vuruyordu.
“G eç kaldın skaa!” diye azarladı.
“Lordum, ben... ben... Ben ara sokakta bekliyord u m , lordum, anlaşmış oldu
ğumuz gibi!”
“Böyle bir şey için anlaşmadık!"
“ Üzgünüm lordum," dedi K elsier tekrar, eğilir ve sonra da “aksak” bacağı yü
zünden topallarken. “Üzgünüm. Üzgünüm . Ben hem en ara sokağın içindeydim.
Sizi bekletmek gibi bir amacım yo k tu .”
“Bizi göremedin mi be adam ?”
“Üzgünüm lordum," dedi Kelsier. “ Benim gözlerim ... pek iyi değil, anlarsınız.
Elimi yüzümün önüne kaldırsam kendi parm aklarım ı zor görüyorum .” Tüyo iç>»
sağ ol Hoid.
Venture öfkeyle homurdanarak değneğini bir m uhafıza verdi, sonra da
Kelsier'in yüzüne sertçe bir tokat attı.
Kelsier yanağım tutarak tökezleyip yere düştü. “ Ü zgünüm lordum,” diye mı
rıldandı tekrar.
“Bir daha beni bekletirsen, o seferki değnek o laca k ,” dedi Venture tersçe.
Eh, bir dahaki sefer b in lerin in bahçesine terk edecek b ir cesedim olduğu zam®1
nereye gideceğimi biliyorum, diye düşündü K elsier tökezleyerek ayağa kalkarken
“Şimdi,” dedi Venture. “Hadi işimize bakalım . G e tirm e k için söz vermiş oldu
ğun bu önemli haber ne?"
“Erikell Evi hakkında lordum ," dedi K elsier. "L o rd H azretleri’nin geçmişte011
larla anlaşmaları olduğunu biliyorum .”
“Ve?" ,
T" li'tN
“Ee, lordum, onlar sizi epey bir aldatıyorlar. Kılıçlarını ve değneklerini e
Evi'ne sizin ödemekte olduğunuz fiyatın yarısına satıyorlar!"
“ Kanıt?“
“Sadece Tekiel'in yeni silahlarına bir bakmanız yeter lordum," dedi Kelsier.
“Benim dediğim doğru. Benim ünüm den başka hiçbir şeyim yok! Eğer ünüm ol
mazsa, hayatını da o lm az .”
Ve yalan da söylem iyord u . Ya da en azından tamamen değil. Kelsier’in
Venture’nın kolaylıkla te y it ed ebileceği ya da boşa çıkarabileceği bilgiler yayması
faydasız olurdu. S ö yled iklerin in bir kısmı doğruydu, Erikell Tekiel’e hafif bir avan
taj veriyordu. K elsier elb ette ki bunu abartmaktaydı. Eğer oyunu iyi oynayabilirse
Venture'nın T ekiel’i kıskanm asına neden olurken, avnı zamanda Erikell ile Ven-
ture arasında bir u çurum da oluşturabilirdi. V e eğer Venture silahlar için Erikell
yerine Renoux’ya gelecek olursa... o da işin cabası olurdu.
Straff V en ture h om urd and ı. O nun evi güçlüydü, inanılmayacak kadar güçlüv-
dü ve zenginliğinin kaynağı olarak dayanm akta olduğu tek bir belli sanayi ya da
yatırım yoktu. Bu L ord H ü k ü m d a r’ın vergileri ve ativum masrafları da göz önüne
alındığı zaman, Son İm p ara to rlu k ’ta ulaşması çok zor olan bir konumdu. Bu avnca
Venture'yı K elsier için güçlü bir silah haline getiriyordu. Eğer o bu adama gerçek
ile düzmecenin doğru bir karışım ını verebilirse...
“Bunun bana p ek bir fayd ası y o k ,” dedi Venture bir anda. “Görelim bakalım
sen gerçekten ne kadar b ilgiliym işsin m uhbir. Bana Hathsin Firarisinden bahset."
Kelsier donakaldı. “A ffe d e rsin iz lordum ?”
“Para almak m ı istiy o rsu n ?” d iye sordu Venture. “Eh, bana Firari den bahset.
Söylentiler onun L u th a d el’e geri döndüğünden bahsediyor.”
“Sadece söylentiler lo rd u m ,” dedi K elsier çabucak. “Ben bu Firari yle hiç kar
şılaşmadım ama onun L u th a d e l’d e olduğundan şüphe ederim, eğer gerçekten ha
yattaysa tabii.”
“Ben onun bir skaa ayaklanm ası toplam akta olduğunu duydum."
“Her zaman skaaların kulağına isyan fısıldayan aptallar olmuştur lordum,” dedi
Kelsier. “V e her zam an F ira ri’nin adını kullanmaya çalışanlar da oluyor ama ben
hiçbir adamın Ç u k u rla r’dan sağ çıkabildiğine inanmıyorum. Eğer siz arzu ederse
niz bunun hakkında daha fazla bilgi araştırabilirim , ancak sizin benim bulacaklanm
karşısında hayal kırıklığına uğram anızdan endişe ediyorum. Firari öldü. Lord Hü
kümdar... o böylesi d ikk atsizlik lere izin verm ez."
“Doğru,” dedi V e n tu re düşün celi bir şekilde. “Ama skaalar 'On Birinci Me
tal hakkındaki bu söylen tid en em inm iş gibi görünüyorlar. Sen bunu duydun mu
muhbir?”
Ah, evet,” dedi K elsier şaşkınlığını gizleyerek. “Bir efsane lordum."
‘Benim daha önce hiç d uym adığım bir efsane," dedi Venture. “Ve ben böyle
Şeylere çok yakından ilgi gö steririm . ‘ E fsan e’ tilan yok. Çok kurnaz binleri skaalan
manipüle etm eye ç alışıyo r."
Çok... ilginç bir düşünce lordum ,” dedi Kelsier.
Evet, öyle ,” dedi V en tu re. “V e Firari'nin Çııkurlar'da ölıuüş olduğunu da var
la r s a k , eğer birileri onun cesedini... onun kemiklerini ele geçirebılmişse... bir ada-
m'n görüntüsünü taklit etm enin yollan vardır. Neden bahsettiğimi anlıyor musun?”
“Evet lordımı," dedi Kclsicı.
“ Bunun için gözünü açık tu t,“ dedi V eııtıııv. "Senin dedikoduların umuruında
değil; bana skaalara önderlik eden İm adamın ya ila her neyse onun hakkında bir
şevler getir. O zaman benden para alacaksın. "
Ventııre karanlıkta hızla dönerek adam larına el elti ve düşünceler içindeki
Kelsier'i arkasında bırakarak gitti.
Kısa bir süre sonra Kelsier Renoux M alikânesi’ne vardı; Fellise ile Luthadel ara
sındaki dikenyolu şehirler arasında hızda seyahat edebilm esini sağlıyordu. Kelsier
dikenleri kendisi yerleştirm em işti; kimin yaptığını da bilm iyordu. Sık sık eğer di-
kenyoluııda seyahat ederken ters yöne gitm ekte olan bir Sissoyluyla karşılaşırsa ne
yapacağını merak ederdi.
Herhalde birbirim izi görm ezden g e lird ik , d iye düşündü Kelsier, Renoux
Malıkânesı’nin bahçesine inerken. B iz bunu y a p m a k ta oldukça iyiyiz.
Geri almış olduğu sispelerini sakin rüzgârda h afifçe dalgalanırken sislerin ara
sından fenerlerle aydınlatılmış m alikâneye baktı. Boş at arabası Vin ile Sazed'in
Elariel Esi nden döndüklerine işaret ediyordu. K elsier onları içeride Lord Renoııx
ile sessizce konuşarak oturma odasında beklerken buldu.
“Bu senin için yeni bir görünüş,” dedi V in , K elsier odadan içeri girerken. Gü
zel, kırmızı bir tuvalet hâlâ üzerindeydi ancak levdilere yakışmayacak bir duruşla
bacaklarını altına toplamış olarak oturuyordu.
Kelsier kendi kendine gülüm sedi. B ir k a ç hafta önce olsa, geri döner dönme:
üzerini değiştirerek o tuvaletten ku rtu lm u ş olurdu . O n u d a b ir leydiye çevireceği:
sonunda. Oturacak bir yer bularak kül lekeli takm a sakalını çekiştirmeye başladı.
“Bunu mu diyorsun? Duydum ki yakında sakal geri dönecekm iş. Ben sadece mo
dayı herkesten önce takip etm eye çalışıyo ru m .”
Vin burun kıvırdı. “Dilenci modasını b e lk i.”
“Akşam nasıl geçti K elsier?” diye sordu Lord R enoux.
Kelsier omuz silkti. “Çoğu diğer akşam gibiydi. N eyse ki, görünüşe göre Reno-
ux Evi şüphelerden uzak kalm aya devam ed iyor. A n cak ben bizzat asillerin bazıları
için bir çeşit endişe kaynağı olm uşum g ib i.”
“Sen mi?” diye sordu Renoux.
Kelsier bir hizmetkâr ona yüzünü ve kollarını tem izlem esi için ılık, nemli bir kıı
maş getirirken başıyla onayladı; gerçi hizm etkârların onun rahatı için mi, yoksa mo
bilyalara bulaştırabileceği kül için mi endişe ettiklerinden emin değildi. K o lla n m sı
lerek solgun beyaz renkli yara izlerini ortaya çıkardı, sonra da sakalı sökmeye baş s >•
"Görünüşe göre skaa toplurnunun geneli O n Birinci M e ta l’in kokusunu almg'
diye devam etti. "Asillerin bazıları da b ü yü m ekte olan söylentileri duymuş ve 3
akıllı olanları endişelenm eye başlıyor.”
"Bu bizi nasıl etkiliyor?" diye sordu R en oux. ^
Kelsier omuz silkti. "Asillerin benim üzerim e daha az, birbirleri üzerine
daha çok odaklanmasını sağlamak için tersine söylen tiler yayacağız. Gerçi L
V e n tu re e ğ l e n d i r i c i b i r ş e k i l d e b e n i k e n d im h akk ın d a bilgi aramam için teşvik etti.
Bir a d a m ın b u t ü r d e n b i r rol y a p a r k e n e p e y b ir kafası karışabilir. Sen bunu nasıl
başarıyorsun b ilm iy o ru m K e n o u x ."
“Benim yapım b u ,” dedi kandra sadece.
Kelsier te k ra r o m u z silk e re k V in ve Sazed'e döndü. “Peki, sizin akşamınız nasıl
geçti?"
“Asap b o z u c u ,” d e d i V in h u ysu z bir ses tonuyla.
“Vin H an ım b ir p a rç a s ık k ın ,” d ed i Sazed. “ Luthadel'den geri dönerken bana
dans ettiği sırad a to p la m ış o ld u ğ u sırlardan bahsetti.”
Kelsier kıs kıs gü ld ü . “ P ek enteresan bir şev yok mu?”
“Sazed h e p sin i z a te n b iliy o r d u !” d iy e patladı Vin. “Ben o herifler için dönerek
ve kıkırdayarak s a a tle rim i h a rc a d ım ve hepsi de değersiz çıktı!”
“H iç de d e ğ e rs iz d e ğ il V i n ,” d ed i K elsier takma sakalın son parçasını da söküp
çıkarırken. “ B irk a ç k iş iy le tan ıştın , görüldün ve kıkırdama provası da yapmış ol
dun. B ilgiye g e lin c e ise , e h , k im se daha sana önemli olan herhangi bir şey söyle
meyecek. Biraz zam an ta n ı.”
“Ne kadar zam an?”
“A rtık sen k e n d in i d a h a iyi h issettiğ in e göre, seni balolara düzenli olarak gön
derebiliriz. B irk a ç a y d a n so n ra, bizim ihtiyacım ız olan türden bilgilen bulmaya
başlayabilecek k a d ar tan ıd ık ed in m iş olman gerekir.”
Vin içini ç e k e r e k b a şıy la o n a y la d ı. A n ca k balolara düzenli olarak gitme fikrine
bir zam anlar o ld u ğ u k a d a r k a rşı d eğ ilm iş gibi görünüyordu.
Sazed boğazın ı te m iz le d i. “ Ü s ta t K elsier, ben bir şeyden bahsetmem gerekti
ğini h issed iyo ru m . A k ş a m ın ço ğ u bo yu n ca Lord Elend Venture bize masamızda
eşlik etti, gerçi V in H a n ım o n u n ilgisini aristokrasi açısından daha az tehdit edici
göstermek için b ir yo l b u lm a yı b a şard ı.”
“Evet, ben d e ö y le d u y d u m ,” d e d i K elsier. “O insanlara ne söyledin Vin? Re-
noux ile V e n t u r e ’nın d o s t o ld u k la rın ı m ı?”
V in ’in h a fifç e ren g i so ld u . “ N e r e d e n biliyorsun?”
“Benim g iz e m li g ü ç le r im v a r ,’’ d ed i K elsier elini şöyle bir sallayarak. “Her ney
se, herkes R e n o u x E v i ile V e n tu r e E v in in gizli iş anlaşmalan yapmış olduğunu
düşünüyor. B ü y ü k ih tim a lle d e V e n t u r e ’nın silah stoku yapmakta olduğunu var-
sayıyorlardır.”
Vin yüzün ü astı. “ B e n o k a d a r ileri gitm esini istememiştim.
K elsier ç e n e s in d e k i y a p ış tır ıc ıy ı ovalarken başını sallayarak onayladı. Aristok
rasi böyle b ir ş e y d ir V in . İş le r hızla kontrolden çıkabilir. Ama hu pek büvük bir
sorun değil; g e rç i b u se n in V e n t u r e E vi ile uğraşırken çok dikkatli olmak zorunda
Alacağın an lam ın a g e liy o r L o rd R e n o u x . V in ’in yorumlarına onlann nasıl bir tepki
iteceklerini görm ek isteyeceğiz.”
ü)rd Renoux başıyla onayladı. “ Katılıyorum .”
Kelsier e sn e d i. “ Ş im d i e ğ e r d a h a başka bir şey yoksa bir akşam içinde hem asıl
de dilenci rolü y a p m a k beni fena hâlde yordu...
“ Bir diğer şey dalın var l Islat K elsier." dedi Sa/.rd. “Akşam ın sonundu Vjn ^
mm Lord Elend V eııture'nm baloyu l.ekal ve H asting E vleri’nden genç lord|a |
birlikte terk ettiğini gördü."
Kelsier duraklayarak kaşlarını çattı. "Bu garip bir birliktelik.”
"Ben de öyle düşünmüştüm," dedi Sazed.
"Toplum içinde düşmanla arkadaşlık ed erek büyük ihtim alle sadece babasını
kızdırmaya çalışıyordun.." dedi K elsier düşünceli bir şekilde.
“ Belki," dedi Sazed. “Am a üçü de iyi arkadaşm ış gibi görünüyorlardı."
Kelsier başıyla onaylayarak ayağa kalktı. "B u konuyu daha fazla incele Saze
Lord Venture ile oğlunun hepim izi birden aptal yerin e koyuyor olmaları ihtimali
var."
“Elbette Üstat K elsier,” dedi Sazed.
Kelsier odadan çıktı ve sispelerinini bir hizm etkâra vererek gerindi. Doğu mer
diveninden yukarı doğru çıkarken hızlı ayak sesleri duydu. Döndüğünde ise Vin’in
ışıldayan kırmızı tuvaletinin eteklerin i top lam ış olarak arkasından gelmekte oldu
ğunu gördü.
“ K elsier,” dedi sessizce. “ Başka bir şey daha var. Konuşm ak istediğim bir şey.’
Kelsier bir kaşını kaldırdı. S a z e d ’in b ile d u y m a sın ı istem ediği bir şey mi var?
“Benim odam ,” dedi ve V in de m erd iven lerd en yukarı doğru onu takip ederek
odasına girdi.
“N e hakkında bu?” diye sordu K elsier, V in kapıyı arkasından kapatırken.
“ Lord Elend," dedi V in gözlerini y ere çevirerek , biraz utanmış gibi görünüyor
du. “ Sazed onu zaten sevm iyor, o yüzden de bundan diğerlerinin önünde bahset
mek istemedim. Ama bu gece garip bir şey buldum .”
“Ne?" diye sordu Kelsier m erakla dolabına sırtını yaslayarak.
“Elend’ın yanında bir yığın kitap v a rd ı,” dedi V in .
İlk ism ini söyledi, diye düşündü K elsier hoşnutsuzluk içinde. Oğlana kapılıyor-
“Epey okuduğu biliniyor ama o kitapların b azıları...” diye devam etti Vin. “Ee,
o gitmişken ben de birkaç tanesine göz attım .”
A ferin sana. E n a zın d a n so k a k la r s a n a b ir k a ç d o ğru içgüdü kazandırmış-
“Bir tanesi dikkatim i ç e k ti,” dedi V in . “ Başlık olarak hava hakkında bir şevler
yazıyordu ama içindeki kelim eler Son İm p aratorlu k ve onun kusurlarından bah
sediyordu."
Kelsier bir kaşını kaldırdı. "Tam olarak ne diyordu?"
Vin omuz silkti. “ Lord H ü kü m dar ölüm sü z olduğuna göre, onun imparatorlu
ğunun nasıl daha gelişm iş ve barışçıl olm ası gerek tiğiyle ilgili bir şeylerdi.
Kelsier gülümsedi. “Sahte Ş a fağ ın K it a b ı; herhangi bir Sırdaş sana bunun b
tününü alıntılayabilir. Ben hiç fiziksel nüshasının kaldığını sanmıyordum- Y a ^
Deluse Couvre daha sonraları ondan bile fazla suçlayıcı olan kitaplar da yazdı
ne kadar Allom ansi’ye karşı bir günah işlem em iş olsa da, obligatörler onun 3
için bir istisna yaparak onu da kancayla astıla r.” .jt,
“ Elend’ın bir nüshası v a r,” dedi V in . “ San ırım d iğer leydilerden bir tam-51
^tabı bulmaya çalışıyordu. O nun hizmetkârlarından birini kitapları karıştırırken
gördüm.
"Hangi leydi?"
“Shan Elariel."
Kelsier başıyla onayladı. "Eski nişanlısı. Büyük ihtimalle Venture oğlanına şan
taj yapmak için bir şeyler arıyordur."
"Ben Shan'ın bir A llo m an ser olduğunu düşünüyorum Kelsier.”
Kelsier aldığı bilgiyi düşünürken dikkati dağınık olarak başıyla onayladı. “O bir
Teskinci. Büyük ihtim alle o kitaplar hakkındaki fikri de doğru; eğer Venture vârisi
Sahte Şafak gibi bir kitabı okuyor, hatta bunu yanında taşıyacak kadar da aptalca
davranıyorsa...”
"Bu tehlikeli m i?” d iye sordu Vin.
Kelsier omuz silkti. “ K ısm en. Bu eskice bir kitap ve gerçek anlamda isyana da
teşvik etmiyor, o yüzden görm ezden gelinebilir."
Vin kaşlarını çattı. "K ita p Lord Hüküm dar hakkında oldukça eleştirel gibi gö
rünüyordu. O, asillerin b ö yle şeyler okumasına izin veriyor mu?”
“Onların böyle şeyler yapm asına gerçekten de ‘izin veriyor’ değil,” dedi Kel
sier. “Daha ziyade bazen onların yaptıkları şeyleri görmezden geliyor. Kitap ya
saklamak karışık iştir V in ; N ezaret bir metin hakkında ne kadar çok gürültü ko
parırsa, kitap da o kadar çok ilgi çek er ve o kadar çok sayıda kişi okumaya hevesli
olur. Sahte Ş a fa k bu n altıcı b ir kitap ve Nezaret onu yasaklamayarak bilinmezliğe
mahkûm etti.”
Vin yavaşça başım salladı.
“Dahası, Lord H ü kü m d ar asillere karşı skaalara olduğundan çok daha hoşgö
rülüdür,” dedi K elsier. O asilleri uzun zaman önce ölmüş olan dostlannın ve müt
tefiklerinin, ona Z if ir ’i yen m esi için vardım etmiş olduğu söylenen kişilerin ço
cukları olarak görüyor. A rad a sırada şüpheli kitapları okumak ya da aile üyelerine
suikast düzenlem ek gibi şeylerin onların yanına kalmasına izin veriyor.''
“Yani... kitap endişe ed ilecek bir şey değil mi?” diye sordu Vin.
Kelsier om uz silkti. “ Ben olsam öyle de demezdim. Eğer genç Elend'm Sahte
Şafak'ı varsa, açıkça yasaklan m ış olan başka kitaplarının da olması mümkün. Eğer
°bligatörler bunun kanıtım bulacak olurlarsa, asil olsun ya da olmasın, genç Elend’ı
kurguculara teslim ed erler. Soru bizim bunun olmasını nasıl sağlayabileceğimiz.
Eğer Venture vârisi idam ed ilecek olursa, bu kesinlikle Luthadel’in politik karga
şasını artıracaktır.”
Vin’in gözle görülür şekild e benzi attı.
Evet, diye düşündü K e lsie r içinden iç çekerek. Kesinlikle oğlana kapılıyor,
hunu önceden tahm in etm iş olm am gerekirdi. Genç, güzel bir kızı asil sosyetesinin
'fuıe göndermek m i? Ş u y a d a bu a k b a b a illâ ki ona yapışacaktı.
bunları sana onu ö ld iirtesin d iye anlatmadım Kelsier!" dedi. “Ben düşünmüş
üm ki, belki... ş e y ... o yasaklanm ış kitapları okuyor ve iyi bir adam gibi göriinü-
Vür- belki onu da m ü tte fik filan gibi bir şey olarak kullanabiliriz.“
A h be çocuğum, diye diişim dü K elsier. L h n a n m seni b ir kenara attığı zunıatı
çok fazla incitımezsin. Senin bun,t k a n m a y a c a k k a d a r a k ılh olman ğerekirdi.
"Buna pek güvenm e," dedi K elsier. “ Lord Llen d yasaklanm ış bir kitabı okuy0r
olabilir ama bu onu bizim dostum uz yapm az. O nun gibi asiller her zaman olmuş,
tur; kendi fikirlerinin yeni olduğunu zanneden genç filozoflar ve hayalperestler.
Arkadaşlarıyla beraber içki içip Lord H ü kü m d ar hakkında söylenmeyi severler
ama kalplerinin içinde onlar hâlâ asildir. A sla kurulu düzene başkaldırmazlar.”
“.Ama..."
“ Havır, V in ," dedi Kelsier. “ Bana gü ven m en gerek. Elend Venture bizi yada
skaaları umursam ıyor. O cen tilm en bir anarşist çünkü bu popüler ve heyecan ve
rici."
“ Benimle skaaiar hakkında k o n u ştu ,” d ed i V in . “ O nların zeki olup olmadığını
ve gerçek insanlar gibi davranıp davranm adıklarım bilm ek istiyordu.”
"Peki, bu ilgisi duygusal m ıydı, en telektü el m i?”
Vin durakladı.
“İşte bak," dedi K elsier. "V in , o ad am bizim m ü tte fik im iz değil. Hatta sana
ondan uzak durm anı söylem iş old u ğu m u da net bir şekilde hatırlıyorum. Elend
Venture ile birlikte zaman geçird iğin d e, o p erasyon u m u zu ve çetenin diğer üyele
rini tehlikeye atm ış oluyorsun. A n lıy o r m u su n ?”
Vin gözlerini yere çevirerek başıyla onayladı.
Kelsier içini çekti. N e d e n o n d an u z a k d u r m a n ın V in 'in niyet ettiği son şey ol
duğundan şüpheleniyorum ? O f be. Ş u a n d a b u n u n la u ğ ra şm a ya vaktim yok.
“G it biraz u yu ,” dedi K elsier. “ Bu konuda daha sonra konuşuruz.”
Bu bir gölge değil.
Beni takip eden bu karanlık şey, sadece benim görebildiğim şey; bu gerçekten
de bir gölge değil. Siyahımsı ve şeffaf ama bir gölgeye benzeyen kah sınırlan yok
Hafif bir şey, ince ve şekilsiz. Sanki kpyu bir pustan oluşuyormuş gibi.
Ya da sisten belki de.
20
V I N , L U T H A D E L İ L E Fellise arasındaki manzaradan ıvice sıkılmaya
başlamıştı. Son birkaç h afta içinde en azından bir düzine kere aynı kahverengi
tepeleri, etrafa saçılm ış ağaçları ve yabani otlarla kaplı çalılardan oluşan örtüyü
izleyerek aynı yolcu lu ğu yap m ıştı. Sanki yolun üzerindeki her tümseği birer birer
tanıyabilecekmiş gibi h issetm ey e başlıyordu.
Çok sayıda baloya katılm ıştı am a onlar sadece başlangıçtı. Öğlen yemekleri,
oturma partileri ve d iğ er günlük eğlence çeşitleri de en az balolar kadar popülerdi.
Sık sık Vin şehirlerin arasında bir gün içinde iki, hatta üç kere gidip geliyordu.
Görünüşe göre, genç leyd ilerin h er gün altı saat boşunca bir at arabasının içinde
oturmak dışında yap acak daha iyi bir şeyleri yoktu.
Vin içini çekti. K ısa bir m esafe ilerideki kanal kenarında gemi çekenlere mahsus
yedekçi yolu d enilen yol b oyu nca bitkin hâlde yürüyerek bir tekneyi Luthadel’e
doğru çekm ekte olan bir gru p skaa gidiyordu. V in’in hayatı çok daha kötü de
olabilirdi.
Ama yine de hüsran d u yu yo rd u . Hâlâ gün ortasıydı ama akşama kadar herhangi
bir önemli olay g e rç e k le şm e y e c e k ti, o yüzden de Fellise e geri dönmek dışında ya
pabilecek bir şeyi y o k tu . E ğer dikenyolunu kullansa yolculuğu ne kadar daha hızlı
yapabileceğini d ü şü n ü p d u ru yo rd u . Tekrar sislerin arasında süzülmevi arzuluyordu
arTla Kelsier onun eğ itim in e d evam etm ekte gönülsüzdü. Yeteneklerini koruması
'Ç'n her gece V in ’in kısa bir süreliğine dışarı çıkmasına izin veriyordu ama her
e ğ i bir aşırı, h eyecan verici sıçrayış yapmasına izin yoktu. Sadece çoğunlukla
verdi* durm uş olarak kü çük rıi'sn c le ıı İ t ııır v e ( ,'r k ın e gib i bazı tem el hareketi,,
uyguluyordu.
G eçm ek hilın even /.uyıllıgı y ü z ü n d e n ile d ü ş k ıtık lıg ı h isse tm e y e haklıyordu
Sorgucuyla k a rıla şa lı üç ayılan ta/la o lm u ş tu ; k ışın eıı s e rt kısım ları tek bir kar
tanesi hile düşm eden geçm işti. İyileşm esi dah a ne k ad ar sıirecek ti?
En a zın d a n h âlâ b a lo la ra g ü le b iliy o r u m , d iy e d ü ş ü n d ü . S ü rek li seyahat et
m ekten duyduğu kızgınlığa rağ m en , V in g ö r e v le r in d e n h o şla n m a y a başlamıştı. Bir
leydi numarası yap m ak sıradan h ırsızlık iş le r in d e n ç o k d a h a az gerilim liydi. Evet
eğer sin i ortaya çıkacak o lu rsa b u n u h a y a tıy la ö d e r d i a m a şu an için aristokra
si onu kabul etm ey e, onu nla d an s e t m e y e , o n u n la a k şa m y e m e ğ in e çıkmaya ve
onunla m uhabbet e tm e y e g ö n ü llü y m ü ş gib i g ö r ü n ü y o r d u . B u iyi bir hayattı; biraz
heyecansızdı am a en in d e so n u n d a A llo m a n s i’y e g e ri d ö n e c e k olm ası bunu telafi
edecekti.
Bu da onu iki rahatsızlığıyla b aş b a şa b ır a k ıy o r d u . B irin c isi işe yarar bilgiler elde
etm ekteki başarısızlığıydı; so ru la rın d a n k a ç ın ılm a s ı y ü z ü n d e n g ittik çe daha da faz
la sinirleniyordu. E tra fta o lu p b ite n ç o k s a y ıd a e n trik a o ld u ğ u n u fark edebilecek
kadar tecrübeli hâle g e lm e k te y d i a m a a ris to k r a s i iç in d e hâlâ bunun bir parçası
olmasına izin verilem eyecek kadar y e n iy d i.
Yine de, her ne kad ar V i n ’in y a b a n c ı s ta tü s ü s in ir b o z u c u olsa da, Kelsier bu
nun eninde sonunda d e ğ işe c e ğ in d e n e m in d i. V i n ’in ik in ci b ü y ü k rahatsızlığıyla
başa çıkm ak ise o kadar k o lay d e ğ ild i. L o r d E le n d V e n t u r e ’nın son birkaç hafta
boyunca çeşitli balolardaki ek sik liğ i d ik k a t ç e k ic i o lm u ş t u v e hen ü z bütün akşamı
nı V in ’le birlikte geçirm e h a re k e tin i y in e le m iş d e ğ ild i. H e r ne kadar artık nadiren
yalnız başına oturm ak zorun da kalsa d a , V in h ız la f a r k e d iy o rd u ki diğer asillerin
hiçbirisinde E len d ’daki d erin lik y o k tu . O n la rın h iç b irisi E le n d ’ın acayip nükte
danlığına ya da dü rüst, sam im i g ö zlerin e sa h ip d e ğ ille r d i. Ö b ü rle ri gerçekmiş gibi
gelmiyorlardı. Elend gibi değillerdi.
Elend ondan k açın ıyorm u ş gibi g ö rü n m ü y o rd u . A m a a y rıc a onunla zaman ge
çirmek için fazla bir çaba h a rcıyo rm u ş gibi d e g ö rü n m ü y o rd u .
O nu y a n lış nıı o k u d u m , d iy e d ü şü n d ü V in a ra b a F e llis e ’e ulaşırken. Bazen
Elend’ı anlamak o kadar zo r o lu y o rd u ki. N e y a z ık ki o n u n gö rün üşteki kararsızlığı
eski nişanlısının m izacını d e ğ iş tirm e m iş ti. V in n e d e n K e ls ie r ’in onu fazla önemli
birilerinin dikkatini ç e k m e m e si için u y a rm ış o ld u ğ u n u a n la m a y a başlamıştı- Nevse
ki Shan Elariel'le sık sık k a rşıla şm ıy o rla rd ı. A n c a k k a rşıla ştık la rı zamanlarda ise
Shan, V in ’i aşağılam ak, h ak aret e tm e k v e o n u k ü ç ü k d ü şü rm e k için eline gesen
her fırsatı değerlend iriyord u. B u n u sak in , a r is to k r a tik b ir ta v ırla yapıyordu \e du
ruşu bile V in’e ondan ne kadar daha aşağı s e v iy e d e old u ğ u n u hatırlatıyordu.
Belki de V alette k a ra k te rim e f a z la s ı y la b a ğ la n m a y a b a ş la d ım , diye düşün
Vin. V alette sadece bir paravan d ı; on u n z a te n S h a n ’ ın sö y le d iğ i her şey ûln13
gerekiyordu. Am a hakaretler yin e de V in ’e b a tıy o rd u . ^
Vin başını sallayarak hem S h a n ’ı h em d e E le n d ’ı aklından uzaklaştı
Luthadel’e yaptığı ziyaret sırasın da kü l y a ğ m ış tı v e h e r ne k a d ar kül yağmuru Ş"
j i |)jtmiş o l s a d :ı sokakları boyunca rüzgârla savrulan küçük siyah akıntı ve
g ir d a p la r d a izi gö rülebiliyordu. Etrafta hareket eden skaa işçiler kurumlan süpüre
rek çop kovalarında top lu yo r ve şehrin dışına taşıyorlardı. Arada bir de hızla koş
turarak hiçbirisi işçiler için yavaşlam a zahmetine girmeden geçmekte olan asillerin
arabalarına yol verm ek zorunda kalıyorlardı.
Zavallı şeyler, d iye düşündü Vin bir grup pejmürde çocuğun yanından geçerler
ken. Toz ağaçlarını sallayarak süpürülebilmesi için küllerini döküyorlardı; yoldan
geçmekte olan bir asilin üstüne beklenm edik bir zamanda ağaçlardan kül yığınları
dökülmesine yol açm ak olm azdı. H er ağaçta iki tane çocuk ağaçları sallıyor, öfkeli
siyah sağanakları başlarının üstüne döküyorlardı. Dikkatli, eli değnekli ustabaşılar
sokak boyunca ileri geri yü rü yerek işin devam ettiğinden emin oluyorlardı.
Elend ve d iğ erleri, d iye düşündü V in. O n la r hayatın skaalar ifiıı ne kadar kötü
olduğunu a n la y a m ıy o r o lm a lıla r. G ü z e l kalelerinde yaşayıp dans ediyorlar. Lord
Hükümdar’ın zulm ü n ü n gerçek boyutlarım ise asla anlamıyorlar.
Vin aristokrasideki güzelliği görebiliyordu; o Kelsier gibi değildi, onlardan bü
tün bütün n efret etm iyo rd u . Bazıları kendi çaplarında oldukça nazik gibi görünü
yordu ve V in de skaaların onların zalimlikleri hakkında anlattıklan hikâyelerin ba
zılarının abartılı olm ası gerektiğini düşünm eye başlıyordu. Ancak yine de o zavallı
oğlanın ölümü gibi olayları ya da bu skaa çocukların vaptıklan gibi işleri gördüğü
zaman merak etm ed en ed em iyord u . Asiller nasıl görmüyordu? Nasıl anlayamıyor
lardı?
İçini çekerek en sonunda araba Renoux Malikânesi ne yanaşırken bakışlarını
skaalardan başka yön e çevird i. Anında iç avludaki büyük kalabalığı fark etti ve taze
bir metal şişeciğini kaptı. L ord Hüküm dar'ın Lord Renoux'yu tutuklaması için
asker göndermiş olduğundan endişe etm işti. Ama çabucak kalabalığın askerlerden
değil de, sıradan işçi k ıy afetle ri içindeki skaalardan oluştuğunu fark etti.
At arabası kapılardan geçti ve V in ’in şaşkınlığı daha da arttı. Skaaların arasında
yığınlar hâlinde yatan ku tu ve çuvallar vardı; pek çoğu yakın zamandaki kül yağ
muru yüzünden kurum la lekelenm işti. İşçiler ise hareket halindeydiler; bir dizi
yük arabasını yü klü yorlard ı. V in 'in arabası köşkün önüne yanaşarak durdu ve o
Sazed’ın kapıyı açm ası için beklem eden kendi kendine aşağı atlayıp elbisesinin
eteklerini kaldırdı, sonra da çalışm aları incelemekte olan Kelsier ve Renou.v ya
doğru uzun adım larla ilerled i.
Mağaralara m alzem eleri b u ra d a n mı gönderiyorsunuz?” diye sordu Vin sessiz
b*r Şekilde iki adam ın yanına geldiğinde.
Bana reverans yap ço c u ğ u m ,” dedi Renoux. "Görülebileceğimiz yerlerde ro-
lünü sürdür.”
Min kızgınlığına hâkim olarak em redildiği gibi yaptı.
Elbette öyle y ap ıyo ru z V in ,” dedi Kelsier. “ Renoux nun toplamakta olduğu
ktitün o silahlar ve ikm al m alzem eleriyle bir şeyler yapması gerekiyor. Eğer onun
ânları bir yerlere gönderdiğini görm ezlerse insanlar şüphelenmeye başlar.
Renoux başıyla onayladı. ‘'G ö rü n ü ş itibariyle bütün bunlan kanal tekneleri}-
le batıdaki plantasvom ınıa gönderiyoruz. A n cak m avnalar malzemeleri V(, r
Kanal
işçilerinin büviik bir kısmım indirm ek ıçııı isy a ııu m adaralarında duracak So
mavnalar ve birkaç adanı görüntüyü korum ak için yola devam edecek."
"Askerlerimiz R en o u v ’nun planın içinde olduğunu bile bilm iyor,” dedi Ke|Sjç
gülümseyerek. "Onun, benim dolandırdığım bir asil olduğunu zannediyorlar [)a
hası bu bizim de gidip orduyu in celem em iz için çok iyi bir fırsat olacak. Mağara
larda geçireceğimiz bir hatta gibi bir sü red en sonra ise R e n o u x ’nun doğuya ge|en
mavnalarından birisiyle Lutlıadel’e geri dönebiliriz."
V'in durakladı. " B i : m i?” d iye sordu bir anda m avnada seyahat ederken aym
sıkıcı manzarayı günler ve günler ve gü n ler b o yu n ca izleyerek geçecek olan hafta-
lar gözünün önünde canlanarak. Bu L u th a d el ile F ellise arasında gidip gelmekten
bile daha beter olurdu.
Kelsier bir kaşını kaldırdı. “ E n dişeli gibi gö rü n ü yorsu n . G örünüşe göre birileri
balolar ve partilerden hoşlanm aya b a şlam ış.”
Vin kızardı. “ Ben sadece burada olm am gerektiğin i düşündüm . Yani, hasta ola
rak kaçırdığım o kadar zam andan sonra b e n ...”
Kelsier gülerek bir elini kald ırd ı. "S e n kalıyorsun . G id e n le r Yeden ve benim.
Benim askerleri in celem em gerek ve Y ed en de H am , Luthadel e geri gelebilsin
diye bir süre orduya göz kulak olacak. A y rıc a ağabeyim i de yanımıza alacak ve
onu Vennias’ta N ezaret çıraklarının arasına sızacağı noktaya kadar götüreceğiz.
Senin de geri dönm üş olm an iyi; biz gitm ed en ö n ce onunla biraz zaman geçirmeni
istiyorum."
Vin kaşlarını çattı. “ M arsh ’la m ı?”
Kelsier başıyla onayladı. “ O bir A ra y ıc ı Siskan . T u n ç nispeten az faydalı olan
metallerden biridir, özellikle de bir S isso ylu için am a M arsh sana bir iki numara
gösterebileceğini iddia ediyor. Bu b ü yü k olasılıkla onunla birlikte çalışmak için
bulacağın son fırsat olacak.”
Vin toplanmakta olan kervana doğru bir göz attı. “O nerede?”
K elsier’in yüzü asıldı. “ G e ç k a ld ı.”
A ile özelliği dem ek ki.
"Kısa bir şiire sonra burada olm ası g e rek ir ç o c u ğ u m ,” d ed i Lord Renoux. Belki
de içen girip serinletici bir şeyler alm ak istersin ?”
Ben son za m a n lard a y e te ri k a d a r s e rin le d im , d iy e d ü şü n d ü kızgınlığını kontrol
ederek V in. Köşkün içine gitm ek y e rin e avlu b o yu n ca dolaşarak mallan ve yer
kanal limanlarına taşınacak m alzem eleri y ü k arabaların a doldurm akta olan i§Ç^erl
inceledi. Bahçeler iyi bakım lı tu tu lu y o rd u v e h er ne kadar kül daha temi^e ^
memiş olsa da, kısa kesilm iş ç im en le r V i n ’in etek lerin i y ere sürtünmesine en?
olmak için çok fazla yukarı kaldırm ak zo ru n d a k alm ayacağı anlamına ge^ 'or<^
Ayrıca, elbiselerdeki külü tem izlem ek şaşırtıcı d e re c e d e kolaydı. Düzgün > ^
ma ve bazı pahalı sabunlar sayesin d e, beyaz b ir giysin in bile külden arındın
mümkündü. İşte bu yüzden asillerin h er zam an yen i gibi görünen giysileri e * ^
yordu. Bu skaalar ile asilleri birbirin den ayıran o k ad ar basit ve sıradan bir §e>
g e lsie r h ak lı, d iy e d ü şü n d ü V in . Hcn b ir leydi olmaktan hoşlanmaya başladım.
Ve yeni hava1 'arzın ın onun içinde yaratmakta olduğu değişiklikler hakkında da
e n d iş e ediyordu. Bir zam an lar sorunları açlık ve dayak gibi şeylerken, şimdi uzun
süreli araba yolculukları ile randevularına geç kalan eşlikçiler olmuştu. Böylesine
b i r değişiklik insanı ne hâle getirird i?
Kendi kendine içini ç e k e re k m alzem elerin arasında yürüdü. Kutuların bazıları
kılıçlar, savaş sopaları ve y ay la r gibi silahlarla dolu olacaktı ama mallann büyük bir
kısmı paketlenm iş gıda m ad d elerin d en oluşuyordu. Kelsier bir ordu oluşturmak
için çelikten çok daha fazla tahıl gerektiğini söylemişti.
Tepelerindeki k ü llere d okun m am aya özen göstererek, bir parmağım bir kutu
vığını boyunca gezdirdi. Bu gü n bir m avna gönderecek olduklannı biliyordu ama
Kelsier'in de onunla b irlik te gitm esin i beklemem işti. Elbette o da büyük ihtimalle
gitme kararını kısa bir sü re ön cesin e kadar vermemiş olmalıydı; venı ve sorumlu
luk sahibi K elsier bile hâlâ fevri bir adam dı. Belki bu da bir lider için iyi bir özel
likti. O nerede aklına g elm iş olursa olsun, yeni fikirleri uygulamaya koymaktan
çekinmiyordu.
Belki ben d e o n u n la g itm e k için izin istemeliyim, diye düşündü Vin öylesine.
Son zam anlarda çok fa z la le y d i rolü ya p tım . Önceki gün arabanın içinde tek başı
na olduğu gerçeğine rağm en ken disin i dik sırtlı ve resmi bir duruşla otururken ya
kalamıştı. içgü dü lerin i k a y b e tm e k te olduğundan korkuyordu; artık Valette olmak
onun için n ered eyse V in o lm aktan daha doğal gelmeye başlamıştı.
Ama elb e tte ki b ir y e r e g id e m e z d i. Leydi Flavine ile katılması gereken bir
öğlen yem eği ra n d e v u su v a rd ı, H astin g balosundan ise bahsetmeve bile ge
rek yoktu; bu ayın en b ü y ü k so sy al faaliyeti bu olacaktı. Eğer Valette orada
olmazsa, bunun y a ra ta c a ğ ı h asarı tam ir etm ek haftalar sürerdi. Dahası her za
man Elend da v a rd ı. E ğ e r y in e k ayb o lu rsa büyük olasılıkla Elend onu tamamen
unuturdu.
O seni zaten unuttu, d e d i k en d i kendine. Son üç parti sırasında seninle nere
deyse konuşm adı bile. A k l ı n ı b a şın a topla V in. BıınLırın hepsi sadece başka bir
dolap; bir oyun, tıpkı d a h a önce d e ya p tık la rın gibi. Sen ününü bilgi edinebilmek
lfin büyütüyorsun, d a n s e d ip flö rt ed esin d iy e değil.
Kendi kendine kararlı b ir şek ild e başıyla onavladı. Van tarafında birkaç skaa
adam yük arabalarından birin i dold u ruyord u . Vin büyük bir kutu yığınının yanında
durarak adam ların çalışm asın ı izledi. D ockson ’a göre ordunun 3sker toplama hızı
artıyordu.
Momentunı k a z a n ıy o r u z , d iy e düşündü Vin. Sanırım haberler yayılıyor. Bu da
'vi bir şeydi, eğer ç o k fa z la yavılm ad ık ları varsayılırsa.
Bir an için ham alları izlerk en ... garip bir şeyler hissetti. Dikkatleri işlerine yo-
la$mış gibi gö rü n m ü y o rlard ı. Birkaç saniye sonra Vin dikkatlennı dağıtan şeyin
'dduğunu fark e d e b ild i. K e ls ie r ’e bakışlar atıp duruyor, çalışırken birbirlerine
Sl diyorlardı. V in k u tu ların yan tarafında kalarak fark ettirmeden onlara yaklaştı
Ve kalay yaktı.
Hayır. İn. kesinlikli- o ." d ıv o lıs ıld a .l. a d a m la r d a n b iri. "Heri yara izlerini
¡’ örd ü m ."
“Onun boyu uzun,” dedi bir diğeri.
“Uzun tabii. Sen ne san m ıştın ?”
"Benim k a tıld ığ ın ı to p la n tıd a k o n u ş m u ş t u ," d e d i b ir d iğ e r i. “ H athsin Firarisi.”
Ses tonunda huşu vard ı.
Adamlar daha fazla kutu to p la m a k ü z e r e y ü r ü y e r e k u z a k la ştıla r. V in başım
vana yatırdı, sonra da işlile rin arasın d a d o la ş a r a k d in le m e y e b a şla d ı. H epsi birden
Kelsier hakkında konuşuyor d eğ ild i am a ş a ş ır tıc ı d e r e c e d e ç o ğ u n lu k öyleydi. Ayn-
ca "On Birinci M etal" hakkında da b ir d iz i k o n u ş m a d u y m u ş t u .
O ndan dem ek, d iye d ü şü n d ü . İ s y a n ın m o m e n t u m u a r t m ı y o r , K e lsie r'in k i artı
yor. Adamlar onun hakkında sessiz, n e r e d e y s e h ü r m e t k a r b ir to n d a konuşuyordu.
Her nedense bu V in ’i rah atsız e tm iş ti. K e n d is i h a k k ın d a b ö y le şey le rin söylendi
ğini duymaya asla katlanam azdı. A n c a k K e ls ie r b u n la r ı n o r m a l k arşılıyord u ; büyük
olasılıkla karizmatik egosu sa d e c e s ö y le n t ile r i d a h a d a fa z la alevlen d iriyo rd u .
Bunların hepsi bittiği z a m a n v a z g e ç m e y i b a ş a r a b i l e c e k m i m e ra k ediyorum.
Diğer çete üyelerinin lid erlik için h iç b ir h e v e s in in o lm a d ığ ı b e lliy d i ama Kelsier
bununla besleniyorm uş gibi g ö rü n ü y o rd u . G e r ç e k t e n d e sk a a isyanının iktidarı
almasına izin verecek m iyd i? H e rh a n g i b ir a d a m b ö y le s in e b ir gü cü başkalarının
eline bırakabilir m iydi?
Vin yüzünü astı. K elsier iyi b ir a d a m d ı; b ü y ü k o la s ılık la iy i b ir hükümdar da
olurdu. Ancak eğer ko ntrolü e le a lm a y a ç a lış a c a k o lu r s a b u b ir ih an et gibi durur,
Yedene vermiş olduğu sözlerd en d ö n d ü ğ ü a n la m ın a g e lir d i. V in bu n u Kelsier’den
görmek istemiyordu.
“V alette,” diye seslendi K e lsie r.
Vin kendisini biraz suçlu h is s e d e r e k h a fif ç e s ıç r a d ı. K e ls ie r m alikân e bahçele
rine yaklaşmakta olan bir arab aya d o ğ ru iş a r e t e t t i. M a r s h g e lm iş ti. Araba yanaşır
ken Vin de geri döndü ve K e ls ie r ’in y a n ın a M a r s h ile a y n ı a n d a ulaştı.
Kelsier gülüm seyerek b a şıyla V i n ’e d o ğ r u iş a r e t e t t i. “ D a h a b ir süre yola çık
mak için hazır olam ayacağız," d e d i M a r s h 'a . “ E ğ e r z a m a n ın v a rsa , çocuğa birkaç
şey gösterebilir misin?"
Marsh, V in ’e doğru dön dü. O da K e ls ie r ’in u z u n b o y lu y a p ıs ı v e sarı saçlanna sa
hipti ama onun kadar yakışıklı d e ğ ild i. B e lk i d e g ü lü m s e m e e k sik liğ i bu yü zü n d en d i
Yukarıdaki köşkün ön balkonuna d o ğ ru işa re t e tti. “ O ra d a ben i bekle."
Vin cevap verm ek için ağzını a ç tı a m a M a r s h ’ın y ü z ifa d e s in d e k i bir şeyler
yüzünden tekrar kapattı. O V in 'e e s k i z a m a n la r ı h a t ır la t m ış t ı; b irk aç av öncesi
ni, Vin'in üstlerini sorgulam adığı z a m a n la rı. D ö n e r e k ü ç lü n ü n yan ın d an ayrıldı
köşke doğru ilerledi.
Ön balkona çıkan b asam akları tır m a n m a k k ıs a b ir y o lc u lu k o lm u ştu . Yukan Ç^
tığı zaman bir sandalye çek ti ve b a d a n a lı t a h ta p a r m a k lığ ın y a n ın a yerleşti' Balh-
elbette ki çoktan fırçalan arak k ü ld e n a r ın d ır ılm ış tı. A ş a ğ ıd a M a rs h hâlâ K elsin '
Renoux ile konuşuyordu. O nların ö te sin d e , g e n iş k e rv a n ın b ile ötesin d e, Vin
dışındaki kızıl g ü n eş ışığı tarafın d an aydınlatılan çorak tepelen görebiliyordu.
l e y d i rolü y a p a r a k K eçen s a d e c e b irk a ç a y ve ben şimdiden işlenmemiş olan her
şeyi da h a d e ğ e rs iz K ü rü y o ru m . R een ile seyahat ettiği yıllar boyunca manzarayı hiç
“çorak” olarak d ü ş ü n m e m iş ti. V e K e ls ie r b ir zam anlar bütün dünyanın bir asilin
bahçesinden b ile d a h a v e rim li olduKunu söylüyor.
Böyle ş e y le ri g e ri k a z a n m a y ı rnı düşünüyordu? Sırdaşlar belki dilleri ve dinleri
ezberleyebilirdi, a n c a k uzun zam an önce soyu tükenmiş olan bitkilerin tohumla
rını yaratam azlard ı. K ü lle rin yağm asın ı durduramaz ya da sisleri ortadan kaldı
ramazlardı. E ğ e r S o n İm p a ra to rlu k yıkılacak olursa dünya gerçekten de o kadar
değişir m iyd i?
Dahası, L o rd H ü k ü m d a r y e rin i b ira z olsun hak etmemiş miydi? 0 Zifir'i yen
mişti ya da en az ın d an b u n u id d ia ed iyo rd u . Dünyayı o kurtarmıştı ve bu da, sakat
bir açıdan b a k ıld ığ ı z a m a n , o n u dü n yan ın sahibi yapıyordu. Onların dünyayı Lord
Hüküm dar’ın e lin d e n a lm a y a çalışm ay a ne hakkı vardı?
Vin b ö yle ş e y le r h a k k ın d a sık sık düşünüyordu ama endişelerinden diğerlerine
bahsetm em işti. O n la r ın h e p s i ken d ilerin i K elsier’in planına adamış gibi görünü
yordu, hatta b azıları o n u n v iz y o n u n u paylaşıyorm uş gibi bile görünüyordu. Ama
Vin daha t e r e d d ü tlü y d ü . O R e e n ’in öğretm iş olduğu gibi, iyimserliğe karşı şüpheci
olmayı alışkan lık e d in m iş ti.
V e eğer b u g ü n e k a d a r ş ü p h e d u yu la cak olan tek bir plan varsa, o da bu plandı.
Ancak k en d i k e n d is in i so rg u lad ığ ı noktanın da ötesine geçmeye başlamıştı. Vin
neden ç e te d e k a ld ığ ın ı b iliy o rd u . Plan için değildi; insanlar içindi. Kelsier'den hoş
lanıyordu. D o c k s o n ’d a n , B r e e z e ’d en v e H am 'dan hoşlanıyordu. Hatta garip küçük
Dikiz ve onun h u y s u z d a y ısın d a n b ile hoşlanıyordu. Bu onun daha önce birlikte
çalışmış old u ğu h iç b ir ç e t e y e b en zem iyo rd u .
Bu o n la rın s e n i ö ld ü r t m e s in e izin verm ek için yeteri kadar iyi bir sebep mi,
diye sordu R e e n ’in se si.
Vin d u rak lad ı. S o n z a m a n la rd a aklının içinde onun hsıltılannt daha az duy
maya başlam ıştı a m a h â lâ o ra d a y d ıla r. R e e n ’in hayatının on altı yılı boyunca içine
işlemiş olan d e r s le r i k o la y k o la y b ir kenara atılamazdı.
Birkaç san iy e so n ra M a r s h b alk o n a geldi. V in ’e o sert bakışlannı yöneltti, sonra
da konuştu. “ G ö r ü n ü ş e g ö re K e ls ie r benim akşamı seni Allomansi’de eğiterek ge
çirmemi b e k liy o r. H a d i b a şla y a lım ."
Vin başıyla o n aylad ı.
Marsh ona d ik d ik b a k tı; b e lli ki daha kapsamlı bir cevap beklivordu. Vin ise
sessizce o tu rd u . K e t u m o la b ile n tek k iş i sen değilsin arkadiişım.
Pekâlâ," d e d i M a rs h o n u n yan ın a oturarak, bir kolunu balkon parmaklığının üs*
ttine koydu. D e v a m e ttiğ i zam an sesi biraz daha az kızgın gibi geliyordu. Kelsier di
yor ki sen içsel zih in sel ö z e llik le rle çalışarak çok az zaman harcamışsın. Doğru mu.
Vin tekrar b aşıyla o n ay lad ı.
“Ben p ek ç o k S is s o y lu n u n b u g ü çle ri ihmal ettiğinden şüphe ediyorum.’ dedi
lVW sh. “V e bu b ir h a ta . T u n ç v e b ak ır diğer metaller kadar gösterişli olmayabilir
am a o n la r da ıy ı e ğ it ilm iş b i r i s i n i n e l i n d e ç o k g ü ç l ü o l n h i h i l < r . S o r g u c u la r i$lenni
tunç k u lla n ım la r ı s a y e s in d e y a p ıy o r la r vi* y e r a lt ım n S is k a n k e s im i d e bakıra
bağladığı iyin sağ k a lıy o r.
“İ k i g ü c iin iy in d e U ın ç k e s i n l i k l e y o k d a h a i n c e l i k l i o l a n ı . S a n a b u n u nasıl
d ü z g ü n b ir ş e k ild e k u l l a n a b i l e c e ğ i n i ö ğ r e t e b i l i r i m ; e ğ e r s a n a g ö s t e r d iğ im şey-
le r i y a lıt ır s a n , o z a m a n p e k y o k S i s s o y l u n u n g ö r m e z d e n g e l d i ğ i b ir avantajın
o lu r."
“Am a öbür Sisso ylu lar b akır y a k m a y ı b ilm iy o r m u ? ” d iy e so rd u Vin. “Eğer
savaşacak olduğun herkesin tu n cu n g ü ç le r in e k a rşı b a ğ ış ık lığ ı v a rsa bunlan öğren-
menin ne faydası var!’ "
"G örüyorum ki sen d e şim d id e n o n la r g ib i d ü ş ü n m e y e başlam ışsın," dedi
Marsh. “ H erkes S isso ylu d e ğ ild ir k ız ım , a s lın d a ç o k a m a ç o k az sayıdaki kişi Sis-
soyludur. V e sizin türü nü zü n d ü ş ü n m e y i s e v d iğ in in a k s in e , n o rm al Siskanlar da
insanlan öldürebilir. Sana s a ld ırm a k ta o la n a d a m ın b ir S ik k e c i değil de, bir Hay
dut olduğunu bilm ek ko laylıkla h ayatın ı k u r ta r a b ilir .”
“Pekâlâ,” dedi Vin.
“Tunç avnca senin S isso y lu la rı b e lir le m e n e d e y a r d ım c ı o lu r ,” dedi Marsh.
“Eğer yakınlarda bir D u m an cı y o k k e n A llo m a n s i k u lla n a n b irin i gö rü yo r ama Allo-
mantik titreşim ler yayd ığın ı h is s e tm iy o r s a n , o z a m a n b u n u n b ir S isso ylu olduğunu
anlarsın. Y a öyledir ya d a S o rg u c u . İk i d u r u m d a d a k a ç m a n g e r e k ir."
Vin sessizce başıyla onayladı, yan ta ra fın d a k i y a ra h a fifç e sızlıyordu.
“ Sadece bakırın açık o lara k e t r a fta k o ş t u r m a k y e r in e , tu n ç yakm anın çok bü
yük avantajları vardır. E v e t, b a k ır k u lla n a r a k k e n d in i D u m a n la m ış oluyorsun ama
ayrıca bir açıdan da ken din i k ö r e tm iş o lu r s u n . B a k ır sa n a d u y g u la rın ın İtilmesi va
da Çekilm esine karşı b ağışık lık k a z a n d ır ır .”
“Ama bu iyi bir ş e y .”
Marsh başını hafifçe bir yan a eğ d i. " Y a ? P e k i y a h a n g isi d a h a bü yü k bir avantaj
olacak? Teskinci birinin dokun uşu na karşı b a ğ ışık lık sa h ib i a n c a k k ö r olm ak mı? Yoksa
tuncun sayesinde tam olarak hangi d u y g u la rı b a s tır m a y a ça lıştığ ım bilm ek mi?
Vin durakladı. "O kadar d etaylı b ir şey i h is se d e b ilir m isin ?”
Marsh başıyla on ayladı. “ D ik k a t v e a lış t ır m a y la , ra k ib in in A llo m an tik yakışla
nndaki çok m inik d eğ işim leri t a n ıy a b ilir s in . B ir T e s k in c i y a d a K ö rü k ç ü ’nün bir ki
şinin duygularının tam o larak hangi k ıs m ın ı e t k i l e m e y e ç a lış tığ ın ı belirleyebilirsin
Ayrıca birinin ne zam an m e ta lle rin i h a rla d ığ ın ı d a f a r k e d e b ilir s in . Eğer çokbec*“
rikli bir hâle gelirsen de, k a rşın d ak in in m e t a lle r in in n e z a m a n azalm aya b a ş la d ı
bile tahmin edebilm en m ü m k ü n .”
Vin düşünerek durakladı.
“Avantajı görm eye b aşlıyo rsu n ,” d ed i M a rsh . “ İy i. Ş im d i tu n ç yak.
Vin öyle yaptı. A n ın d a h a v ad a iki r it m ik g ü n d e m e h is s e t t i. S essiz titreş111’ ^
onun üzerinden sanki d avu lların v u r u ş la r ı y a d a o k y a n u s d a lg a la rı gibi akıp geV
du. Kanşık ve bulanıklardı.
Ne hissediyorsun?” diye sordu M arsh .
“Ben... sanırım yakıları iki farklı metal var. Bir tanesi aşağıdaki Kelsier'den,
öbürü de senden g e liy o ı."
"Güzel," dedi M arsh takdirle. "Pratik yapmışsın.”
“Pek değil," diye itiraf etti Vin.
Marsh bir kaşını kaldırdı. Pek değil mi? Şimdiden titreşim kaynaklarını belir
leyebiliyorsun. Bunun için pratik gerek.”
Vin omuz silkti. “ Bana doğal göründü.”
Marsh bir an için hareketsizce durdu. "Pekâlâ," dedi en sonunda. 'İki titreşim
birbirlerinden farklı m ı?”
Vin kaşlarını çatarak konsantre oldu.
“Gözlerini kapat,” dedi M arsh. “ Diğer dikkat dağıtıcı şeyleri bir kenara bırak.
Sadece Allomantik titreşim lere odaklan.”
Vin öyle yaptı. Bu hiç de ses duymak gibi değildi. Titreşimler hakkında özel
likle bir şeyi ayırt edebilm ek için konsantre olması gerekiyordu. Bir tanesi sanki...
ona vuruyormuş gibi geliyordu. Diğeri ise sanki aslında her vuruşuyla onu kayna
ğına doğru çekiyorm uş gibi garip bir his yaratıyordu.
“Bir tanesi Ç ek ici bir m etal değil m i?” diye sordu Vin gözlerim açarak. ‘ O
Kelsier’den geliyor. Sen İtiyo rsu n .”
“Çok güzel,” dedi M arsh. “ K elsier sen pratik vapabilesin diye ondan istemiş
olduğum gibi dem ir yakıyor. Ben ise elbette ki tunç yakıyorum.*
“Hepsi böyle yapıyor m u ?” diye sordu Vin. “Yani farklı hissettiriyor mu?"
Marsh başıyla onayladı. "B ir Ç ekici metal ile bir İtici metali birbirlerinden
Allomantik imzalarıyla ayırt edebilirsin. Aslında metallerin bazılan en başından bu
şekilde kategorilerine ayrılm ıştır. Örneğin lehim İterken kalayın Çekmesi sezgisel
olarak anlaşılacak bir şey değil. Sana gözlerini açmanı söylemedim.”
Vin gözünü kapattı.
“Titreşimlere odaklan," dedi Marsh. “ Uzunluklarını ayırt etmeye çalış. Arala
rındaki farkı hissedebiliyor m usun?”
Vin kaşlarını çattı. Yapabildiği kadar yoğun bir şekilde odaklandı ama onun
metal hisleri... karışık gibi görünüyordu. Bulanık. Birkaç dakikadan sonra ise avn
titreşimlerin uzunlukları ona hâlâ aynıymış gibi görünüyordu.
Hiçbir şey h issedem iyoru m ,” dedi hüzünlü bir şekilde,
iyi,” dedi M arsh duygusuz bir şekilde. “ Ben titreşim uzunluklarını birbirinden
ayırana kadar altı ay pratik yapm ak zorunda kalmıştım. Eğer sen ilk denemende
başarmış olsaydın, kendim i beceriksiz hissederdim."
Vin gözlerini açtı. “ O zaman neden benden yapmamı istedin?”
Çünkü senin pratik yapm an lazım. Eğer daha şimdiden İtici ve Çekici metal-
deri birbirlerinden ayırabiliyorsun... Eh, görünüşe göre senin yeteneğin var. Belki
e Kelsier in övünüp durduğu kadar çok veteneklisindir.”
ft-ki ne görm em gerekiyord u ?” diye sordu Vin.
Eninde sonunda, iki farklı titreşim uzunluğu hissetmeyi başarabileceksin.
Jn<* Ve bakır gibi içsel m etaller, dem ir ve çelik gibi dışsal metallerden daha uzun
"Titreşim uzunluğu, m etal grubu ve İtıne-C, e k m e z ıtlığ ı; bir kere bıı uç ^
bildiğin zaman, rakibinin hangi m etalleri y a k tığ ın d a n ta n ı o la ra k em in olabilirsin
Hızlı bir tempoyla sana çarpan uzun d alga b o y lu b ir titr e ş im leh im olacak; içSe]
fiziksel İtici metal."
“İsimler nereden geliyor?" d iye sord u V in . " D ış s a l v e iç s e l? ”
“Metaller dörtlü gruplar hâlinde olu r, en azın d an t e m e l sek izi öyledir. İki dışsal
metal, iki içsel metal; ikisinde de bir tan esi İte r, ö b ü rü d e Ç e k e r . D em irle kendinin
dışında olan bir şeyi Ç ek er, çelikle k en d in in d ışın d a o la n b ir şeyi İtersin. Kalayla
kendi içinde olan bir şeyi Ç ek er, leh im le d e k e n d i iç in d e olan b ir şeyi İtersin.”
“Ama ya tunç ve bakır?” d iye so rd u V in . “ K e ls ie r o n la ra iç se l m etaller demişti
ama hana dışsal şeyler üzerine etki e d iy o r m u ş gib i g ö r ü n ü y o rla r. Bakır Allomansi
kullandığın zaman başkalarının seni h is s e tm e s in i e n g e lliy o r .”
Marsh başını olum suzca salladı. “ B a k ır k a r ş ın d a k ile r i d e ğ iştirm e z , karşındaki
ler üzerinde etkisi olacak bir şek ild e sen in k e n d i iç in d e o lan b ir şeyi değiştirir.
0 yüzden içsel bir m etaldir. A n ca k p irin ç d o ğ ru d a n b a ş k a b ir kişinin duygulanın
değiştirir ve de dışsal bir m e ta ld ir.”
Vin düşünceli bir şekilde başını sallad ı. S o n r a d a d ö n e r e k K e ls ie r ’e doğru bir
göz attı. “ Bütün m etaller hakkında ç o k ş e y b iliy o r s u n a m a se n sad e ce bir Siskan-
sın, değil mi?"
Marsh başıyla onayladı. G e r ç i cev a p v e r m e y e n iy e ti v a r m ış gibi görünmüyordu.
O zaman bir şey d eneyelim b a k a lım , d iy e d ü ş ü n d ü V in tu n c u n u söndürerek.
Allomansi’sini m askelem ek için h a fifç e b a k ır y a k m a y a b a şla d ı. M arsh bir tepki
vermedi ve aşağıdaki K elsier ve k ervan a b a k m a y a d e v a m e t ti.
Onun beni h issedem iyor o lm a sı g e r e k ir , d iy e d ü ş ü n d ü d ik k a tlic e hem çinko
hem de pirinç yakarak. T ıp k ı B r e e z e ’in o n u y a p m a s ı için e ğ itm iş olduğu şekilde
uzandı ve hafifçe M arsh’ın d u yg u ların a d o k u n d u . Ş ü p h e le r in i v e t e r e d d ü t le r in i
bastırdı ve aynı anda özlem hissini d e g ü ç le n d ir d i. T e o rik o la ra k bu n un onu konuş
maya daha eğilimli yapm ası gerek ird i.
“ Bir yerlerden öğrenm iş o lm alısın ?” d iy e s o rd u V in d ik k a tli b ir şekilde. Mndn-
ka ne yaptığımı fa rk edecek. S in ir le n e c e k v e o n d a n s o n r a d a .. .
“Ben çok küçükken K o p tu m ,” d e d i M a r s h . “ P r a t ik y a p m a k için uzun bir za
manım oldu."
“Pek çok diğer kişi de ö y le ,” d ed i V in .
“Benim... sebeplerim vardı. Bun ları an latm ası z o r .”
Her zaman öyle olur," d ed i V in A llo m a n tik b a s k ıs ın ı h a fifç e artırarak.
“Kelsier’in asiller hakkında ne h isse ttiğ in i b iliy o r m u s u n ? " d iy e sordu M3rS
buz gibi gözlerle ona doğru d ö n ere k . ,
D em iriz, diye düşündü. T ıpkı sö y le d ik le ri g ib i. S o ru su n a başını salbV^
karşılık verdi.
“ Eh, b en d e o b lig a to rh -r h ak k ın d a aynı şekilde hissediyorum,’ dedi arkasını
dönerek. B e n o n la ra z a ra r v e rm e k için her şeyi yaparım. Onlar annemizi götürdü;
ben de işte o z a m a n K o p tu m v e on ları yok edeceğime yemin ettim. 0 yüzden de
isyana k a tıld ım v e A llo m a ıı.si h ak k ın d a öğrenebildiğim her şeyi öğrenmeye başla
dım. S o rg u c u la r A llo m a n s i y i k u llan ıy o r, o yüzden onu ben de anlamak zorunday
dım; y a p a b ild iğ im k a d a r ıy la h e r şeyi öğrenm ek, mümkün olduğu kadar iyi olmak
ve sen beni T esk in m i e d iy o rsu n ? "
V in irk ile r e k a n id e n m e ta lle r in i söndürdü. Marsh tekrar ona döndü, yüz ifadesi
soğuktu.
K a ç, d iy e d ü ş ü n d ü V in . N e r e d e y s e bunu yapacaktı da. Birazcık gömülü olsalar
bile eski iç g ü d ü le r in in h â lâ o ra d a olduklarını bilmek güzeldi.
"Evet,” dedi uysalca.
“ Sen g e r ç e k t e n d e i y iy m i ş s i n ," d e d i M arsh. “ Boş boş konuşmaya başlamamış
olsam asla fa rk ın a v a ra m a z d ım . K e s .”
“Kestim zaten .”
“ İy i,” d e d i M a r s h . “ B u ik in c i s e fe r benim duygularımı değiştirişin. Bunu bir
daha asla y a p m a .”
Vin başını salladı. "İk in ci m i?"
"Birincisi sekiz ay ö n ce benim dükkânım daydı.”
D oğru y a . N i y e o n u h a tırla m ıy o ru m ? "Üzgünüm .”
M arsh b a şın ı ik i y a n a s a lla y a ra k en sonunda sırtını döndü. “Sen Sissoylusun,
sizin d oğan ız b ö y le . O d a a y n ı ş e y i y a p ıy o r.” Aşağıdaki Kelsier’e bakmaktaydı.
Birkaç san iye b o y u n c a sessizlik içinde oturdular.
“ M arsh ? B e n im S is s o y lu o ld u ğ u m u nasıl anladın?” diye sordu. “Ben o zamanlar
sadece Teskin e tm e y i b iliy o rd u m .”
M arsh b a şın ı o lu m s u z c a sa lla d ı. “ D iğ er metalleri de içgüdüsel olarak biliyor
dun. O gün le h im v e k a la y d a y a k m ıştın ; sadece birazcık, zar zor belli oluyordu.
Büyük ih tim a lle m e t a lle r i s u d a n v e m u tfa k eşvalanndan almıştın. 0 kadar fazla
çocuk ö ld ü ğ ü h â ld e n e d e n k e n d in sağ kaldığını hiç merak etmiş miydin?“
V in d u r a k la d ı. B i r s ü r ü d a y a k t a n s a ğ çıkm ıştım . Yemeksiz geçen pek çok gün,
yağm ur y a d a k ü l y a ğ a r k e n a r a s o k a k la r d a geçirilen pek çok gece...
M arsh b a ş ıy la o n a y la d ı. " Ç o k az kişi, hatta Sissovlular bile, Allomansi'ye me
talleri iç g ü d ü se l o la r a k y a k a c a k k a d a r u yu m sağlayabilir. Benim de sende ilgimi çe
ken bu o lm u ş tu ; o y ü z d e n se n in izini sürdü m ve Dockson’a seni nerede bulacağını
söyledim. V e se n y in e m i b e n im duygularım ı İtiyorsun?
Vin başını iki yan a salladı. "Yem in ederim .”
M a r s h k a ş la r ın ı ç a t a r a k o ta ş g ib i b a k ış la rın d a n b iriy le V in i inceledi.
“N e kad ar k a tı,” d e d i V in sessizce. “Ağabeyim gibi.”
Siz çok yakın m ıy d ın ız ?”
Ondan n e fre t e d e r d im ,” d iye fısıldadı Vin.
M arsh d u ra k la d ı, so n ra d a arkasını döndü. “Anladım.
Sen de K e ls ie r'd e n n e fre t e d iy o r m u su n ?”
Maısh başıyla reddetti. "H avır, ben oııdaıı nelrel etm iyorum . O f lz|
kendini bir şey sanıyor ama o beıuın kardeşim ." ll(«anve
“Ve hu da yeterli ini?" dıve sonlu Viıı.
Marsh haşıvla onayladı.
“Ben... bunu anlamakta zorluk çek iyoru m ,” dedi V in dürüstçe skaalar kut |
ve çuvallarla dolu olan bahçeye doğrtı bakarak. r
“Ağabeyin sana ivi davranmıyordu sanırını?"
Vin başını salladı.
“Ya ebeveynlerin?" dedi Marsh. "Bir tanesi asildi. Ö bürü?”
“D eli,“ dedi Vin. “Annem sesler duyuyorm uş. O kadar kötü bir hâle gelmiş ki
ağabeyini bizi onunla yalnız bırakm aktan korkar olm uş. Am a elbette ki bir seçe
neği yoktu..."
Marsh sessizlik içinde konuşmadan oturu yordu. Konu nasıl bana geri döndü
diye düşündü Vin. O b ir Teskinci değ il am a y in e de o d a benden, benim ondan
aldığım kadar çok şeyi alıyor.
Yine de en sonunda bunun hakkında konuşabilm ek iyi gelmişti. Uzanarak öy
lesine parmağıyla küpesine dokundu. “ Bunu ben hatırlam ıyorum ,” dedi. “Ama
Reen dedi ki bir gün eve geldiğinde annem i kanla kaplanm ış olarak bulmuş. Bebek
kardeşimi öldürmüş. Rezil bir şekilde. A n cak bana dokunm am ış; bir küpe vermek
dışında. Reen dedi ki... dedi ki kardeşim in cesedi ayaklarının dibinde yatarken
beni kucağında tutuyor ve benim bir kraliçe olduğum u iddia ederek bir şeyler
gevelivormuş. Reen beni annemin elinden alm ış ve o da kaçmış. Büyük olasılık
la hayatımı kurtarmıştır. Onunla kalm ış olm am biraz da bu yüzdendir herhalde.
Kötü olduğu zamanlarda bile."
Vin başını sallayarak M arsh'a bir göz attı. "Y in e de, sen Kelsier gibi bir kardeşin
olduğu için ne kadar şanslı olduğunu b ilm iyorsun dur.”
“Sanırım öyle," dedi Marsh. “ Ben sadece... onun insanlara oyuncak gibi mua
mele etmemesini isterdim. Benim de obligatörleri öldürdüğüm o l m u ş t u r ama sırf
asil oldukları için insanları öld ü rm ek...” M arsh başını salladı. “ Sadece ondan da
değil. O, insanların ona yaltaklanm alarından h oşlan ıyor.”
Marsh bu konuda haklıydı. Am a V in onun sesinde başka bir şeyi daha sezinle
di. Kıskançlık mı? Büyük kardeş setisin M a rsh . Sorum luluk sahibi olan dasendiiü
sen hırsızlarla birlikte düşüp ka lk m a k y e r in e isy a n a katıldın. Herkesin sei’M
kişinin KeLsier olması sana dokunm uş olm alı.
“Yine de, iyiye doğru gidiyor," dedi M arsh. “ Ç u ku rlar onu değiştirdi- Onun
ölümü Kelsier’i değiştirdi.”
Bu da tıe, diye düşündü V in hafifçe kulakları dikilerek. Burada da kesi '^
bir şeyler vardı. Acı. Derin bir acı, bir adam ın yengesi için hissediyor olması g
kenden daha fazla acı. „ o,
... . özeıi1*
Demek buymuş. K elsier'i d a h a çok seven sa d e ce "h erk es" değilmiş,
belli birisiymiş. Senin sevdiğin biri.
“ Her neyse,” dedi Marsh sesi tekrar katılaşarak. “ G eçm işteki kibrim g1-
rakını*. O nun hu planı d e lic e ve em inim ki bunu kısmen sadece kendisini zengin
leştirmek için y a p ıy o rd u r am a ... Eh, isyana gitmek zorunda değildi. İyi bir şeyler
yapm aya çalışıyo r, gerçi bü yü k olasılıkla bu onu öldürtecek '
"Eğer başarısı/, o lacağın d an bu kadar eminsen neden onu takıp ediyorsun?”
“Ç ünkü o beni N e z a r e t ’in içine sokacak,” dedi Marsh. “Benim oradan elde
edeceğim bilgiler K e ls ie r v e b en öld ükten sonra yüzlerce yıl boyunca isyana favda
sağlayacak.”
Vin başıyla o n a y la y a ra k aşağıdaki avluya göz attı. Tereddütlü bir şekilde ko
nuştu. “ M arsh , b en b u n ların h epsini gend e bırakmış olduğunu düşünmüyorum.
Kendisini skaaların g ö z ü n d e y ü c e ltm e şekli... onlann Kelsier e bakış şekillen..."
“B iliy o ru m ,” d e d i M arsh . "B u onun o ‘On Birinci Metal’ planıyla başladı. Bi
zim endişe e tm e m iz g e re k tiğ in i zannetm iyorum . Bu sadece Kell’in her zamanki
oyunlarını o y n a y ışı.”
“Ben neden bu y o lc u lu ğ a ç ık ıy o r olduğunu merak ediyorum,” dedi Vin. “En
azından bir ay b o y u n c a h a re k e tte n uzak kalacak.”
Marsh başını iki y an a sallad ı. “ Ö nünde oynamak için bir ordu dolusu adamı
olacak. D ahası şeh rin d ışın a çıkm ası gerekiyor. Ünü fazla ağır bir hâle gelmeye
başladı ve asille r d e F ira ri ile fazlasıyla ilgilenmeye başlıyor. Eğer kollannda vara
izleri olan bir a d a m ın L o rd R e n o u x ’yla birlikte kaldığının söylentileri yaşılacak
olursa..."
V in an la y ışla b a şım sa lla d ı.
“Şu anda o R e n o u x ’n un u zak akrabalanndan birisi rolünü oynuyor," dedi
Marsh. “ O , ad am ın b iri on u n F ir a r iy le bağlantısını kurmadan gitmek zorunda.
Keli geri geld iği zam an d ik k a tle ri üzerine çekmem esi gerekecek, ön kapıdan içeri
yürümek y e rin e m a lik â n e y e gizli gizli sızmak, Luthadel'deyken de kapüşonunu
yukanda tu tm ak zo ru n d a olacak.
M arsh’m sesi k e s ild i, son ra da ayağa kalktı. “Her neyse, ben sana temelleri ver
dim. Şim di sen in s a d e c e p ra tik yap m an lazım. N e zaman Siskanlarla beraber olur
san, senin için y a k m a la rın ı iste v e onların Allomantik titreşimleri üzerine odaklan.
Eğer tekrar k a rşıla şa c a k o lu rsa k sana daha fazlasını da gösteririm ama sen deneyim
kazanana kadar y a p a b ile c e ğ im başka hiçbir şey ş-ok.”
Vin başıyla o n a y la d ı v e M a rsh da başka herhangi bir vedalaşma olmadan yürü
yerek kapıdan ç ık ıp g itti. B irk a ç san iye sonra V in onun tekrar Kelsier ve Renoux ya
yaklaşmakta old u ğu n u gö rd ü .
G erçekten d e b ir b ir le r in d e n nefret etm iyorlar, diye düşündü Vin kavuşturduğu
kollarını p arm ak lığ ın ü s tü n e yasla rk en . O nasıl b ir şey ¡icaba? Biraz düşündükten
sonra birbirini se v e n k a r d e ş le r kavram ının da tıpkı o anvor olması gereken Allo-
mantik titreşim u z u n lu k la rı gibi bir şey olduğuna karar verdi; ikisi deVinin şu
ânda anlam asının m ü m k ü n o lam ayacağı kadar ona yabancıydı.
“Çağların Kahramanı bir adam olmayacak, bir kuvvet olacak• Hiçbir ülke ona
sahip olamayacak, hiçbir kadın onu tutamayacak ve hiçbir kral da onu öldüre-
meyecek■ O hiç kimseye ait olmayacak, kendisine bile. ”
21
K E L S İ E R , T E K N E K A N A L b o y u n c a y a v a ş y a v a ş k u z e y e giderken otur
m u ş, se ssizce o k u y o r d u . B a zı z a m a n la r d a h erk esin olduğum u düşündüğü kahra
man olmadığımdan endişe ediyorum , d iy o rd u m e tin .
Elimizde ne kanıt var ki? Uzun zaman önce ölmüş olan adamların an
cak şimdi kehanet kabul edilm eye başlanm ış olan sözleri mi? Kehanet
leri kabul edecek olursak bile, onları bana bağlayan şey sadece müp
hem yorumlardan ibaret. Benim Y az Tepesi’ni savunmam gerçekten
de “Kahramana unvanını verecek olan y ü k ” mü? Eğer belli bir açıdan
bakacak olursak, çeşitli evliliklerim bana "dünyanın krallarına kansız bir
bağ” veriyor olabilir. Benim hayatım daki olaylara işaret ediyor olabile
cek düzinelerce benzer ifade var. Am a öte yandan, bunların hepsi sade
ce tesadüf olabilir.
Filozoflar doğru zamanın bu olduğuna ve tüm alametlerin görülmüş
olduğuna dair beni tem in ediyorlar. Am a hâlâ yanlış adamı bulmuş olup
olmadıklarını merak ediyorum . O kadar fazla insan bana güveniyor ki
Diyorlar ki bütün dünyanın geleceğini kollarım da taşıyacakmışım- Ya
eğer onlar şampiyonlarının, Çağların Kahram anı’nın, kurtarıcılarının
kendisinden şüphe ettiğini bilseler ne düşünürlerdi?
Belki de hiç şaşırmazlardı. Bir açıdan, beni en çok endişelendiren şey
de bu. Belki, kalplerinin içinde, onlar da m erak ediyorlardır, tıpkı benın
gibi. Bana baktıkları zaman bir yalancı mı görüyorlar?
Rashek öyle düşünüyormuş gibi görünüyor. Sıradan bir hamalın b
nim canımı sıkmasına izin vermem em gerektiğini biliyorum. Ama o bir
Terrı.sli, kehanetlerin ortaya çıktığı yerden. Eğer herhangi bir kişi bir
sahtekârı fark ed ebilecekse, bu o olmaz mı?
Yine de yolculuğum a devam ediyor, köhne kehanetlerin kaderimle
yüzleşeceğimi söylediği yere doğru gidiyorum. Yürüyor, Rashek'in göz
lerimi sırtım da hissediyorum . Kıskanç. Alaycı. Nefret dolu.
En sonunda, benim kendimi beğenmişliğimin hepimizi yok edece
ğinden endişe ediyorum .
Kelsier kitapçığı indirdi, kamarası dışarıdaki çekicilerin hareketleri yüzün
den hafifçe sallanıyordu. Kervan tekneleri yola çıkmadan önce Sazed ona Lord
Hükümdar'ın günlüğünün tercüm e edilmiş kısımlarının bir nüshasını vermiş oldu
ğu için m emnundu. Y olculuk sırasında yapacak başka hiçbir halt yoktu.
Neyse ki günlük büyüleyiciydi. Büyüleyici ve ürkütücü. Bir zamanlar Lord
Hükümdar’ın bizzat kendisi tarafından kaleme alınmış cümleleri okumak rahatsız
ediciydi. Kelsier için Lord H üküm dar bir adam değil, bir... yaratıktı. Yok edilmesi
gerekli olan kötücül bir güç.
Ancak günlükte ortaya çıkan kişi son derece insancıl görünüyordu. Bu adam
sorguluyor ve m erak ediyordu; derinliği olan ve hatta belki de erdem sahibiymiş
gibi görünen bir adam dı.
Gerçi onun y a z d ık la r ın a çok da fa zla güvenmemek en iyisi olur, diye düşündü
Kelsier parmaklarını sayfanın üstünde gezdirerek. İnsanlar nadiren kendi hareket
lerini haksız olarak görür.
Yine de Lord H ü k ü m d ar’ın hikâyesi Kelsier’e duymuş olduğu efsaneleri, ska-
alar tarafından fısıldanan, asiller tarafından tartışılan ve Sırdaşlar tarafından ez
berlenen hikâyeleri hatırlatm ıştı. Bunlar iddia ediyordu ki bir zamanlar, Miraç’tan
önce, Lord H üküm dar insanların en büyüğüydü. Sevgili bir lider, bütün insanlığın
kaderinin em anet edildiği bir adam.
Ne yazık ki, K elsier bu hikâyenin sonunu biliyordu. Günlüğün mirası Son
Imparatorluk’un kendisiydi. Lord Hükümdar insanlığı kurtarmamış, aksine esir
etmişti. Bunların birinci elden bir anlatısını okumak, Lord Hükümdar ın kendisine
dair şüphelerini ve iç çekişm elerin i görmek, bu hikâyeyi sadece daha da trajik hâle
getiriyordu.
Kelsier devam etm ek için kitapçığı kaldırdı, ancak teknesi yavaşlamaya baş
lamıştı. Kamarasının penceresinden dışarıya bir göz atarak kanala baktı. Kanalın
yanı sıra yedekçi yolu boyunca zorluk içinde ilerlemekte olan düzinelene adanı,
kervanlarını oluşturan dört m avna ve iki tekneyi çekiyordu. Bu emek yoğunluğu
yüksekolmakla birlikte etkili bir seyahat yöntemiydi; bir mavnayı kanalın içinden
Çekerek götüren bir grup adam ın hareket ettirebilecekleri yük, çuvallarla sırtlann-
yük taşımaya zorlanm ış olsalardı taşıyabilecekleri miktardan yüzlerce kat daha
fazlaydı.
A n c a k a d a m la r y a v a ş la y a r a k d u r m u ş t u . K e lsie r ilerid e arkasında kanalın iki
kesime ayrılmakta o ld u ğu hır k .lil m e k a n . / , . .a s ı n ı s e ç e b i l i y o r d u . B ir çeşit kanal
kavlağı. N ıluıyet, dive dü şü n d ü Kolsu-. I la fta l... s i m , , v o l c u l u ğ ,, .sona erm.şt,.
Kelsier bir habercinin gelm esin i b e k le m e d i. S a d e v e te k n e s in in güvertesine çık.
t. ve kesesinden birkaç s.k k evi elin e aldı. H ı r a : g ö s te r iş y a f m ıa z a m a n ı geldi, diye
düşünerek bir sikkevi tabla g ü v e rte y e attı v e iyelik y a k a r a k k en d isin i İtip havaya
fırlattı.
Belli bir abıyla yukarı doğru sav ru la ra k lıı/.la y a rısı te k n e le r i çek en , yarısı da
sıralarını bekleyerek y ü rü m ek te olan a d a m sıra sın ın t a m a m ın ın görebileceği kadar
yükseklik kazandı. K elsier bir y a y ç iz e re k u ç tu v e ik m a l m a lz e m e le riy le dolu bir
mavnanın üstünden geçerken bir d iğ e r s ik k e d a h a a t a r a k a lç a lm a y a başladığı za
man bunu da İtti. M üstakbel a sk e rle r b a şla rın ı k a ld ır a r a k K e ls ie r kanalın üstünde
süzülürken huşu içinde işaret e ttile r. K e ls ie r k e r v a n a ö n d e r lik e t m e k te olan tekne
nin güvertesine sertçe inerken v ü c u d u n u g ü ç le n d ir m e k iç in le h im yaktı.
Yeden şaşkın bir şekilde k a m arasın d an d ışa rı ç ık t ı. “ L o r d K e ls ie r! Biz, ee, kav
şağa ulaştık."
“ Bunu görebiliyorum ," d ed i K e ls ie r a rk a d a k i t e k n e le r d iz isin e bir göz atarak.
Yedekçi yolu üzerindeki ad am lar e lle r iy le iş a r e t e d e r e k h e y e c a n lı heyecanlı konu
şuyorlardı. Allom ansi’yi gün ışığın d a b u k a d a r a ç ık b ir ş e k ild e v e bu kadar da çok
sayıda insanın önünde ku llan m ak ga rip g e liy o r d u .
Başka çaresi yok, d iy e d ü şü n d ü . B u z i y a r e t a y l a r b o y u n c a b u a d am ların bem
görmek için bu la cak ları son şa n s. B i r iz le n im b ı r a k m a m g e r e k , e ğ e r bunların hepsi
işe yarayacaksa onlara tu tu n a c a k la rı b i r ş e y l e r v e r m e m g e r e k ...
“Mağaralardan gelen gru p bizi k a rşıla m a k için v a r m ış m ı d iy e gidip bakalım
mı?" diye sordu K elsier Y e d e n ’e geri d ö n e r e k .
“ Elbette," dedi Yeden bir h iz m etk âra te k n e s in i k a n a lın y an tarafın a vanaştınp
iskeleyi indirmesi için eliyle işaret e d e r e k . Y e d e n h e y e c a n lı görünüyordu; o ger
çekten de samimi bir adam dı v e h er n e k a d a r fa z la h a v a lı b iri olm asa da, Kelsier
bu kadarına saygı duyabilirdi.
H ayatım ın çoğu bo yu n ca b e n im s o r u n u m ta m te r s i o ld u , d iy e düşündü Kelsier
eğlenerek Y eden ’in yanın da te k n e d e n in e r k e n . G e r e ğ i n d e n ço k h a v a , gereğinde
az samimiyet.
İkili yürüyerek kanal işçileri sırasın a d o ğ ru y a k la ş t ı. İş ç ile rin ön tarafında dur
makta olan adam K e lsie r’in m u h a fız y ü z b a ş ıs ı r o lü n ü ü s t le n e n H a m 'ın Haydutla
rından biriydi. Selam duruşun a g e ç ti. “ K a v şa ğ a u la ş t ık L o r d K e ls ie r .”
"Bunu görebiliyorum ," d iy e te k r a r e t ti K e ls ie r . İle r id e h u ş ağaçlarından oluş
muş sık bir orman y etişm işti, h a fif b ir e ğ im le t e p e le r e d o ğ ru gid iyord u. Kanalla
ormanlardan uzakta gid erd i; S o n İm p a r a to r lu k 'u n b a ş k a k e sim le rin d e daha ıy
tahta kaynakları vardı. Ç o ğ u kişi ta ra fın d a n g ö r m e z d e n g e lin m iş olan orman uza
yıp gidiyordu.
Kelsier kalay yakarak bir anda kör e d ic i h âle g e le n g ü n e ş ışığı y ü z ü n d e n hahh
irkildi. Ama gözleri alıştı ve o rm a n d a k i d e t a y la r ı v e u fa k b ir h areketliliği farke^
Orada, dedi bir sikkeyi h avaya fır la ta r a k . S o n r a d a b u n u İtti ve sikke
havayı yararak ileri atılıp bir ağaca k.t'it diye vurdu. Önceden kararlaştırılmış olan
sinyal verilince, küçük bu grup kamuflajlı adam ağaç sırasından ayrıldı ve kül lekeli
toprakları geçerek kanala doğru geldiler.
“Lord K elsier,” dedi en öndeki adam selam durarak. “Benim adım Yüzbaşı
Demoux. Lütfen, acem ileri toplayın ve benimle birlikte gelin. General Hammond
sizinle görüşmek için sabırsızlanıyor."
“Yüzbaşı" D en ıou x bu kadar disiplinli olmak için fazla genç bir adamdı. Daha
yirmilerine ancak girm iş olan adam, küçük asker mangasına eğer daha azbecenkli
olsaydı kendini beğenm iş gibi görülecek bir düzeyde ciddiyetle önderlik ediyordu.
Ondan daha genç a d a m la r da askerlere savaşta önderlik etmiştir, diye dü
şündü Kelsier. S ır f ben o ya ştay k en züppenin biriydim diye herkes de öyle olacak
anlamına gelmez. Z a v a llı V in 'e b a k ; sadece on altı yaşında ama şimdiden ciddiyet
bakımından M a r s h ’a denk.
Ormanın içinde dolam baçlı bir rotada ilerlediler; Ham’m emnyle her asker
arkalarında bir grup izi bırakm am ak için farklı bir yoldan yürüyordu. Kelsier dö
nerek arkasından gelm ekte olan iki yüz kadar adama doğru bir göz atıp hafifçe
kaşlarını çattı. İzleri bü yü k olasılıkla yine de görülür olacaktı ama bu konuda ya
pabileceği pek bir şey yoktu. Bu kadar çok adamın hareketlerini maskelemek ne
redeyse olanaksız olurdu.
Demoux duraklayarak elini salladı ve mangasının birkaç üyesi öne doğru atıldı;
onlarda liderlerindeki askeri terbiyenin yarısı bile yoktu. Yine de Kelsier etkilen
mişti. Son kez ziyarete geldiği zaman, adamların çoğu dışlanmış skaa gibi tipik bir
şekilde koordinasyonsuz bir ayaktakımıvdı. Ham ve subayları işlerini iyi başarmış
tı.
Askerler bir parça sahte çalılığı çekerek açtılar ve yerdeki çatlak gözler önüne
serildi, içerisi karanlıktı, kenarlarında da kristale benzer granit çıkıntılar vardı.
Bu, sıradan bir tepe mağarası değil, aksine doğrudan aşağı doğru inen yerdeki bir
yarıktı.
Kelsier sessizce ayakta durarak siyah, taşla çevrili yarığa baktı. Hafifçe titredi.
“Kelsier?" diye sordu Yeden kaşlarını çatarak. “Ne oldu?'
“Bana Ç u ku rlar’ı hatırlatıyor. Onlar da böyle görünürdü. Yerdeki çatlaklar.’
Yeden’in hafifçe rengi attı. “ Hal Ş e y ... ben..."
Kelsier um ursam azca elini salladı. “ Bunun olacağını biliyordum. Bir vıl boyun
ca her gün o mağaraların içme indim ve her zaman dışarı geri çıktım. Ben onlan
yendim. Benim üzerim de bir etkileri yok."
Sözlerini kanıtlam ak için öne bir adım attı ve ince vanktan içeriye girdi. İn bir
adamın aradan geçm esine ancak yetecek kadar genişti. Kelsier aşağı inerken hem
^c*moux’nun m angasının hem de yeni acemi askerlerin sessizlik içinde onlan iz
beliğini gördü. Kasıtlı olarak onların duyabileceği kadar yüksek sesle konuşmuştu.
Zayıflığım ı görsü nler ve onu alt ettiğimi de görsünler.
Bunlar cesur düşüncelerdi. Ancak Kelsier bir kere yüzesin altına indiği zaman
sanki oraya geri dönmüş gibiydi. İki tas duvarın arasında kısılı kalmış, titreyç
parmaklarla aşağılara doğru aranıyordu. Soğuk, ııonılı, karanlık. Atiyıımu çıkaran
kırın köleler olması gerekivordıı. A llo m an serler dalıa otkili olabilirdi ama atiyum
kristallerinin yakınında Allom ansı kullanm ak onları kırıyordu. Bu yüzden de Lord
Hükümdar hüküm giym iş adam ları kullanır, onları zorla çukurlara gönderirdi. On
ları derinlere, daha da derinlere inm eye zorlardı...
Kelsier kendisini zorlayarak devam etti. Burası H athsin değildi. Bu çatlak sa
atler boyunca aşağı inm eyecekti ve parçalanm ış, kanayan kollarla içerisinde giz-
lennıiş olan atiyum jeotlarını arayarak uzanılm ası gereken kristallerle dolu delikler
olmayacaktı. Bir jeot; bu bir hafta daha fazla hayatı satın alırdı. Ustabaşıların kam
çıları altında hayat. Sadist bir tanrının iktidarı altında hayat. Kırmızıya dönmüş
güneşin altında hayat.
Ben işleri başkaları için d eğ iştireceğ im , d iy e düşü n d ü Kelsier. Ben dünyayı
daha iyi yapacağım 1
İniş onun için zor oldu; asla itira f etm e y e c e ğ i kadar zordu. N eyse ki yarık kısa
süre sonra aşağıdaki daha b ü yü k bir m ağaraya doğru açıldı ve Kelsier aşağıdan ge
len bir ışık zerresini yakaladı. K endisini yolun kalan kısm ında düşmeye bırakarak
engebeli taş zemine indi ve dikilm iş b ek lem ek te olan adam a gülümsedi.
“Ne zahmetli giriş kapın varm ış H a m ,” d ed i K elsier ellerinin tozunu silkele
yerek.
Ham gülümsedi. “ Sen bir de tuvaleti gö r.”
Kelsier gülerek diğerlerine de yol açm ak için kenara çekildi. Mağaraya açılan
birkaç doğal tünel vardı ve yarığın dibinde tek rar yukarı çıkılabilmesi için küçük
bir ip merdiven asılı duruyordu. Y eden ve D e m o u x da kısa bir süre sonra mer
divenden aşağı indiler, giysileri iniş yüzünden kirlenm iş ve yırtılmıştı. Bu içen
girmesi kolay olan bir yol değildi. A n cak am açlanan şey de buydu.
"Seni görm ek güzel K e li,” dedi H am . O nu kol yen leri eksik olmayan giysiler
içinde görmek garip gelm işti. H atta ön tarafı dü ğm eli ve kare kesimli hatları olan
askeri kıyafeti oldukça resmi görünüyordu. "Bana kaç tane getirdin?”
“İki yüz kırktan biraz fazla.”
Ham kaşlarını kaldırdı. “Toplam a hızlandı m ı o zam an?”
“N ihayet," dedi K elsier başıyla onaylayarak. A sk e rle r mağaraya inmeye başa
ve H am ’ın yardım cılarından birkaç tanesi de ileri çıkarak yeni gelenlere yardın
etmeye ve onları bir yan tünele doğru yön lendirm eye başladı. ^
Yeden, Kelsier ve H am ’a katılm ak için geldi. “ Bu mağara hayret verici
Kelsier! Ben daha önce hiç m ağaralarda bulu n m am ıştım . Lord H ü k ü m d a r ı11
adamları bulamamasına şaşmamak g e rek !”
“Burası iç içe geçmiş onlarca m ağaradan oluşan bir y e r ve tam olarak g11'
altında," dedi Ham gururlu bir şekilde. “ S ad e ce üç girişi var, hepsi de kunun^
yarıklar. Uygun ikmal m alzem eleriyle bu bölgeyi bir işgalci kuvvete karşı su
olar„ak savunabiliriz." . . “Lor0j
“Artı bu tepelerin altındaki tek m ağaralar bunlar d eğil,” dedi Kelsıe ■
H üküm d ar b izi y o k e t m e k iç in k ararlı olsaydı bile, ordusu bizi arayarak haftalar
harcayıp yin e d e b u la m a y a b ilird i."
“İnanılmaz,” dedi Yeden. D önerek Kelsier'e baktı. “Senin hakkında yanılmışım
Lord Kelsier. Bu op erasyon ... bu ordu... Eh, sen burada etkileyici bir şey yapmış
sın."
Kelsier gülüm sedi. “A slında sen benim hakkımda haklıydın. Sen başlangıçta
bana güvendin; bizler sadece senin sayende buradayız."
“Ben... sanırım ö yle, değil m i?” dedi Yeden gülümseyerek.
“Her n eyse,” dedi K elsier. "G üvenini takdir ediyorum. Bütün o adamları çat
laktan aşağı indirm ek bü yü k olasılıkla biraz zaman alacaktır, sen burada işleri idare
edebilir misin? Ben biraz H am m on d ’la konuşmak istiyorum."
“Elbette Lord K e lsie r.” Sesinde saygı, hatta biraz da artmakta olan övgü vardı.
Kelsier başıyla yan tarafa doğru işaret etti. Ham hafifçe kaşlannı çatarak bir
fener aldı, sonra da K e lsie r’i takip ederek birinci mağaradan çıktı. Bir yan tünele
girdiler ve bir kere d u ym a m esafesinden çıktıkları zaman Ham duraklayarak geri
ye doğru baktı.
Kelsier durarak bir kaşını kaldırdı.
Ham başıyla giriş m ağarasına doğru işaret etti. “Yeden kesinlikle değişmiş.”
“Benim insanlar üzerinde öyle bir etkim vardır.”
“Huşu uyandırıcı alçakgönüllülüğün yüzünden olsa gerek," dedi Ham. “Ben
ciddiyim Keli. Bunu nasıl yaptın? O adam resmen senden nefret ederdi; şimdi ise
sana ağabeyine tapan bir çocuk gibi bakıyor.”
Kelsier om uz silkti. “Yeden daha önce hiç etkili bir takımın parçası olmamış.
Sanırım gerçekten de bir şansım ız olduğunun farkına varmaya başlıyor. Bir yılın
yansından sadece biraz fazla bir sürede, onun hayatı boşunca hiç görmediği kadar
büyük bir isyancı grubu topladık. Bu türden sonuçlar en inatçılan bile yola geti
rebilir.”
Ham ikna olm uş gibi görünm üyordu. En sonunda ise sadece omuz silkerek
tekrar yürüm eye başladı. "Sen ne hakkında konuşmak istiyordun?"
“Aslında ben eğer yapabilirsek diğer iki girişi de ziyaret etmek istiyorum," dedi
Kelsier.
Ham başıyla onaylayarak bir yan tüneli işaret etti ve yolu gösterdi. Bu tünel
de diğerlerinin çoğu gibi insan elleriyle oyuimamıştı; nıağaralann doğal bir uzantı-
sıydı. Çoğunluğu bu kadar geniş olmamakla birlikte, Merkez Salahiyet’te yüzlerce
Benzer mağara sistem i vardı. V e atiyunı jeotlan sadece bir tanesinde yetişirdi:
Hathsin Ç u ku rları’nda.
“Her neyse, Yeden haklı," dedi Ham, tüneldeki dar bir yerden geçmek için
eğilip bükülürken. ‘‘Bu insanları saklamak için mükemmel bir yer bulmuşsun.“
Kelsier başıyla onayladı. “ Ç eşitli isyancı gruplan yüzyıllardır bu tepelerdeki
Mağaraları kullanıyor. L u th ad el’e korkutucu derecede yakınlar ama Lord Hüküm
dar asla buradaki herhangi birine karşı başarılı bir baskın yapamadı. Şimdi ise sade
ce burayı görm ezden geliyor; büyük ihtimalle çok fazla haşarısızlık vıizündendir.
''O n d an şü p h e m y o k ," d e d i I la m . "Mıı .ış.ığ ıd ak ı h iıtıin girin ti ve (]iir ^ .
yüzünden burası savaşmak iyin pis bir ver olur." G eçitte n yıkarak bir diğer k '**
mağaraya girdi. Bunun da tepesinde bir yarık varili ve hafif bir güneş ışığ, aşağı*^^
/.iyordu. On askerden oluşan bir manga odada nöbet tutuyordu ve Ham ireri
girmez h. azır ol.a geçtiler. v S'rer
Kelsier onaylayarak başını salladı. "1 fer zaman on adam mı?"
“ Üç girişin hepsinde bin len ," dedi H am .
“Güzel." dedi Kclsier. İleri çıkarak askerleri inceledi. Kollarını yukarı kınr
nuştı ve yara izleri görünüyordu, adam ların da onlara bakm akta olduğunu göre
biliyordu. N e inceleyeceği hakkında aslında bir fikri yoktu ama seçiciymiş gibi
görünmeye çalıştı. Silahlarını inceledi, adam ların sekizinde değnekler ve ikisinde
de kılıç vardı ve birkaç tanesinin om zunun tozunu silkti, gerçi adamların hiçbirisi
üniforma giymiyordu.
En sonunda omzunda bir işaret olan bir askere döndü. "Kim in mağaradan çık
masına izin veriyorsunuz, asker?”
"Sadece General H am m on d’m kendisi tarafından mühürlenmiş bir mektubu
olan adamların, efendim !"
"Hiç istisna yok m u?”
"Hayır efendim !”
“ Ben şu anda çıkmak istersem ?”
Adam durakladı. “ Şey..."
“Beni durduracaksın!” dedi K elsier. “ K im se ayrıcalıklı değil, asker. Ben de de
ğilim, oda arkadaşın da değil, subayların da değil; hiç kim se değil. Eğer elinde o
mühür yoksa çıkamaz!”
"Evet efendim!" dedi asker.
“Aferin sana,” dedi Kelsier. “ Eğer bütün askerlerin bu kadar sağlamsa, Gene
ral, o zaman Lord Hüküm dar korkm akta haklı."
Sözleriyle askerlerin biraz göğsü kabardı.
“ Devam edin ,” dedi K elsier m ağaradan çıkarken H a m ’a takip etmesi için işaret
ederek.
“İyi yaptın,” dedi Ham hafifçe. “ O n lar h aftalardır senin ziyaretini bekliyorlar.
Kelsier omuz silkti. “Ben sadece onların girişi düzgün bir şekilde koruduğun
dan emin olmak istedim . Şim di daha fazla adam ın olduğuna göre, bu çıkış ma8a
ralanna açılan tüm tünellere de m uhafız koym anı istiyoru m .”
Ham başıyla onayladı. “ Biraz aşırı gibi görünüyor gerçi.” ,
“ Sen beni dinle,” dedi K elsier. "Tek bir şikâyetçi ya da kaçak hepim*2* bit
Lord Hüküm dar’a satabilir. Bu yeri savunabilecek olduğunu hissetmen guzf
eğer sizi içeri sıkıştırarak kam p kurm uş bir ordu olursa, bu ordu bizim *Çın
olarak işe yaramaz hâle gelmiş olur."
“Pekâlâ," dedi Ham. "Ü çüncü girişi dc görm ek istiyor musun?
“Lütfen," dedi Kelsier.
Ham başıyla onaylayarak başka bir tünele doğru ona yol gösterdi.
"l ia, bir diğer v y d ah a,” dedi K ıisier bir süre daha yürüdükten sonra. “Yüz
a d a n d ı k bir grup toparla, hepsi güvendiğin adamlar olsun ve onları yukarıdaki or
manda gezinmeleri için gönder. Eğer bızı arayacak binleri gelecek olursa, bu böl
geden çok sayıda insanın geçm iş olduğu gerçeğim gizleyemeyiz. Ama ayak izlerinin
hiçbirisinin herhangi bir yere varmayacağı kadar karışık hále gelmesini sağlayabi
liriz."
"İyi fikir.”
“Ben onlarla doluyu m ," dedi Kelsier, bir diğer mağara odasına girerlerken Bu
önceki ikisinden çok daha büyüktü ve içinde bir giriş yarığı değil, bir antrenman
odası vardı. Kılıçları ya da değnekleri olan asker gruplan üniformalı eğıticilenn
dikkati altında talim yapıyorlardı. Subaylar için üniforma Dockson’ın fikriydi.
Adamların hepsine birden üniform a givdiremezlerdi; bu hem çok pahalıya mal
olurdu hem de o kadar fazla üniform a almak şüphe çekerdi. Ancak belki lider
lerini üniforma içinde görm ek adamlarda bir birlik hissi uyandırmak için faydalı
olabilirdi.
Ham yoluna devam etm ek yerine odanın kıyısında durakladı. Askerlere göz
atarak hafifçe konuştu. “ Bir ara bunun hakkında konuşmamız gerek Keli. Adamlar
kendilerini asker gibi hissetm eye başlıyorlar ama... En, onlar skaa. Hayatlarını fab
rikalarda ya da tarlalarda çalışarak geçirdiler. Onları gerçekten de savaş meydanına
çıkardığımız zaman ne kadar iyi iş çıkaracaklar bilmiyorum."
“Eğer biz her şeyi doğru yapabilirsek, çok fazla savaşmaları gerekmeyecek,"
dedi Kelsier. “ H ath sin ’i koruyan sadece birkaç yüz asker var, Lord Hükümdar
önemli olduğunu belli etm em ek için orayı korumak tizere çok fazla adam bıraka
maz. Bizim bin adam ım ız H ath sin ’i kolaylıkla alabilir, sonra da Garnizon gelir gel
mez geri çekilebilirler. D iğer dokuz binin birkaç Büyük Ev'in muhafız mangalan
ve saray askerleriyle yüzleşm ek zorunda kalması mümkün ama orada da adamian-
mızm sayı üstünlüğüne sahip olm aları gerek."
Ham başıyla onayladı, gerçi bakışları hâlâ kararsız gibiydi.
“Ne?” diye sordu K elsier mağara kavşağının pürüzsüz, kristal gibi ağzına yasla
narak.
“Peki ya bizim onlarla işim iz bittiği zaman Keli?" diye sordu Ham. “Bir kere
biz atiyumumuzu aldığım ız zaman, şehri ve de orduyu Yeden'e teslim edeceğiz.
Ondan sonra ne olacak?”
“Orası Yeden'e k alm ış,” dedi Kelsier.
“Onlar katled ilecek,” dedi Ham çok hafif bir sesle. “On bin adam Luthadel’i
bütün Son İm paratorluk’a karşı elde tutam az.”
Benim onlara senin düşündüğünden daha iyi bir şans vermeye niyetini var
Ham, dedi Kelsier. “ Eğer asilleri birbirlerine karşı çevirebilir ve hükümeti de alt
üst edebilirsek..."
Belki," dedi H am hâlâ ikna olmamış bir şekilde.
Sen planı kabul etm iştin H am ," dedi Kelsier. “En başından ben bizim niyeti
miz buydu. Bir ordu topla, bunu Y ed en e teslim et."
"Biliyorum ," dedi Mam içini çekerek mağara duvarına yaslanıp. "Sanırını j'),
şimdi onlara liderlik etm iş olduğum it,m ışleı ilenişti. Belki de Ben İniyle konine
sahihi olacak adam değilimdir. Ben hiı korum ayım , general değil.”
N a s ıl hissettiğini biliyorum ılostum , d iye düşündü Kelsıer. Ben de bir hırsızım
ermiş değil. Bazı zam anlarda su ,¡ece iş neyi g erek tiriyo rsa onu olmak zorunda
kalırız.
Kelsier Bir elini I lam ’in omzuna koydu. “ Burada iyi bir iş çıkarıyordun."
Ham durakladı. "Çıkarıyordu»! m u?”
“Yeden'i senin verini alması için getirdim . D o x ve ben ordunun komutanı ola
rak ona da sıra vermenin daha iyi olacağına karar verdik; bu şekilde askerler lider
leri olarak ona da alışabilirler. Dahası sana L u th a d e l’d e ihtiyacım ız var. Bililerinin
Garnizon'u ziyaret etm esi ve bilgi toplam ası gerek ve sen de orduda tanıdıklan
olan tek kişisin."
“O zaman ben seninle geri mi döneceğim ?” diye sordu Ham.
Kelsier başıyla onayladı.
Ham sadece bir an için üzgün göründü, sonra da rahatlayarak gülümsedi. “En
sonunda bu üniformanın içinden çıkabileceğim ! A m a sen Yeden’in bununla baş
edebileceğini düşünüyor m usun?”
“ Sen kendin de söyledin, son birkaç ay içinde o çok değişti. Ve o gerçekten
de mükemmel bir idareci; ağabeyim bıraktığından beri isyanda iyi bir iş çıkardı."
“ Sanırım öyle..."
Kelsier kederli bir şekilde başını salladı. “ Biz fazlaca dağılm ış hâldeyiz H a m . Sen
ve Breeze güvenebileceğimi tam olarak bildiğim iki adam sınız ve sana L u t h a d e l’de
ihtiyacım var. Yeden buradaki iş için kusursuz değil ama eninde s o n u n d a ordu
onun olacak. Bir süre için önderlik etm esin e izin versek de olur. D a h a s ı bu ona
da yapacak bir şeyler verecek, çetedeki yeri konusunda biraz h u zu rsu z la n m a y a
başlıyor.” Kelsier durakladı, sonra da eğleniyorm uş gibi gülümsedi. “ S a n ın m di
ğerlerine gösterdiğim dikkati kıskanıyor.”
Ham gülümsedi. “Bu da bir değişiklik.”
Tekrar yürüm eye başlayarak antrenm an odasını geride bıraktılar. Bir diğer do
lambaçlı taş tünele girdiler. Bu h afifçe aşağı doğru eğim liydi; görebildikleri tek ışık
Ham’ın fenerinden geliyordu.
“ Biliyor musun, bu yerle ilgili hoş bir şey daha v a r,” dedi Ham birkaç dakika
daha yürüdükten sonra. "B ü yü k ihtim alle bunu sen de daha önce fark e tm işsin d i
bazen bu aşağısı gerçekten de güzel o lu y o r.”
Kelsier fark etm em işti. Yürü d ükleri sırada yan tarafa bir göz attı. Bu
bir kenarı tavandan damlayan m inerallerden oluşm u ştu, kirli buz saçaklarına
zeyen ince sarkıt ve dikitler birleşerek bir tür parm aklık oluşturuyorlardı. Min
damarları H am ’in ışığıyla yanıp sönüyordu ve önlerinde uzanan yol ise Ça
bir lav nehrinin donmuş hâli gibi görünüyordu. ^
H ayır, diye düşündü Kelsier. H a y ır , ben gü zelliğin i görmüyorum Hum- ^
bir adanı renk ve erimiş kaya katm anlarındaki sanatı görebilirdi. Kelsier ise sa
Hatlısın ’i görüyordu. Büyük çoğunluğu aşağı inen sonsuz mağaralar. Çatlaklann
arasından sürünerek geçm eye, karanlığın içinde derinlere inmeye zorlanmış, yolu
nu aydınlatmak için bir ı.şık bile verilmemişti.
Sık sık yukarı geri tırm anm am ayı düşünmüştü. Ama ondan sonra mağaralarda
bir ceset bulurdu; diğer bir mahkumun vücudu, kaybolmuş olan ya da belki de
sadece vazgeçmiş olan bir adam . Kelsier kemiklere dokunur ve kendisine daha da
fazla söz verirdi. H er hafta bir atiyum jeodu bulurdu. Her hafta vahşice dövülerek
idam edilm ekten kaçınırdı.
O en son sefer hariç. K elsier hayatta olmayı hak etmiyordu; öldürülmüş olanın
kendisi olması gerekirdi. A m a M are ona o hafta iki tane bulmuş olduğunu söyle
yerek bir atiyum jeodu verm işti. Kelsier ise onun yalanını jeodu teslim etmeden
önce fark edem em işti.
Sonraki gün onu döverek öldürdüler. Kelsier'in gözünün önünde.
O gece K elsier K opm uş ve bir Sissoylu olarak güçleri ortaya çıkmıştı. Ertesi
gece ise insanlar öldü.
Pek çok insan.
Hathsitı F ira risi. H a y a tta olm am ası gereken bir adam. Onun ölmesini ıdedık-
ten sonra bile ban a ihanet ed ip etmemiş olduğuna karar veremedim. O jeodu bana
sevdiğinden m i v e rd i? Yoksa suçluluktan mı?
Hayır, o m ağaralardaki güzelliği göremivordu. Çukurlar başka adamlan delirt
miş, küçük, dar alanlarda dehşete düşer hâle getirmişti. Bu Kelsier e olmamıştı.
Ama o biliyordu ki labirentler ne harikalar saklıyor olursa olsun, görüntüler ne
kadar hayret verici ya da güzellikler ne kadar göz alıcı olursa olsun, o bunlardan
asla hoşlanmayacaktı. M are ölm üşken yapamazdı.
Artık bunları düşünem em , diye kendi kendine karar verdi Kelsier, mağara etra
fında daha da kararırm ış gibi görünürken. Yan tarafına bir göz attı. “Pekâlâ Ham.
Hadi bakalım. Bana ne düşündüğünü söyle."
“Gerçekten m i?” diye sordu Ham hevesle.
'Evet," dedi K elsier bir teslim iyet duygusu içinde.
'Pekâlâ," dedi H am . “ Şim di, ben son zamanlarda şu konuda endişe ediyorum:
Skaalar asillerden farklı m ı?”
Elbette farklılar,” dedi Kelsier. "Aristokrasi paraya ve toprağa sahip, skaaların
ise hiçbir şeyi y o k .”
Ben ekonom ik olarak dem ek istemiyorum. Ben fiziksel farklılıklardan bahse
diyorum. O bligatörlerin ne dediğini biliyorsun, değil mi?"
Kelsier başıyla onayladı.
Ee, o doğru m u? Yan i, skaaların gerçekten de bir sürü çocuğu oluyor ve ben
dillerin ürem ekte sorun yaşadığını duydum."
Buna Denge deniliyordu. Bunun Lord Hükümdar ın asıl sayısının skaalann kal
dıramayacağı kadar çok olm am ası ve de dayaklara ve rasgele cinayetlere rağmen,
zanıan yiyecek yetiştirm ek ve fabrikalarda çalışmak için yeteri kadar skaa ol-
rnasını garanti altına alm asının yolu olduğu iddia edilirdi.
“Ben her zaman onun Nezaret palavrası olduğunu v.usavım ştuıv,' dedi Kelsitr
dünist bu şekilde.
"Bir düzine kaılar çok s.ıvula çocuğu olan skaa kadınlar biliyorum ," dedi Ham
“Ama üçten tazla çocuğu ol.uı tek bir önem li asil ailenin adını verem em .”
“Bu sadece kültürel bir durum ."
"Ve boy farkı1 Diyorlar ki hır /umanlar bir skaa ile asili sadece bakarak ayırt
edebilirmişsin. Bu değişti, bvivük ihtim alle m elezler yüzünden ama skaaların çoğu
hâlâ biraz kısa boylu."
“O beslenmeden. Skaalar yeteri kadar yem ek yiyem iyor."
Peki ya Allomansi?”
Kelsier'in yüzü asıldı.
“Orada fiziksel bir fark olduğunu kabul etm e k zorundasın," dedi Ham. “Ska
alar asla önceki beş nesillerinde bir yerlerd e asil kanı yoksa Siskan olmuyorlar.”
En azından bu kadarı doğruydu.
"Skaalar asillerden farklı düşünüyor K e li,” d ed i H am . “ Bu askerler bile biraz
ürkek ve onlar cesur olanları! Yeden genel skaa nüfusu hakkında haklı, asla ayak
lanmayacaklar. Ya eğer... ya eğer bizlerde fiziksel olarak farklı bir şey varsa? Ya
asillerin bizi yönetmeye hakkı varsa?”
Kelsier koridorda donakaldı. “ G e rç e k te n de b ö yle mi düşünüyorsun?"
Ham da durdu. “ Sanırım ... H ayır, öyle d ü şü n m ü yoru m . Am a bazen merak
ediyorum. Asillerin Allom ansi’si var, değil m i? Belki d e iktidarda onların olması
amaçlanmıştır?”
“ Kim tarafından amaçlanmış? Lord H ü kü m d ar m ı?”
Ham omuz silkti.
“Hayır, Ham ,” dedi Kelsier. “ Bu doğru değil. B u doğru değil. Bunu görmenin
zor olduğunu biliyorum; işler çok uzun zam andır bu şek ild e yürüyor ama sk a a la n n
yaşama şeklinde çok ciddi bir şekilde yanlış olan bir şe y le r var. Buna in an m ak
horundasın.''
Ham durakladı, sonra da başını sallayarak onayladı. “ H adi gidelim ,” dedi Kel
sier. “Ben o diğer girişi de ziyaret etm ek istiy o ru m .”
Hafta yavaş geçti. Kelsier askerleri, eğitim i, y iy e c e k le ri, silahlan, ikmal mal#
melerini, gözcüleri, muhafızları ve aşağı yukarı aklına gelen diğer her şeyi teft'S
etti. Daha da önemlisi, adamları ziyaret e tti. O n lara iltifa t etti ve cesaret v e rd i ve
önlerinde sık sık Allomansi kullanm ayı da ihm al etm ed i.
Skaalann çoğu “Allomansi” adını du ym u ş olsa da, ço k azı tam olarak neler vapa
bileceğini biliyordu. Asil Siskanlar güçlerini nadiren diğer insanların önünde
mrdı ve melezlerin ise daha bile dikkatli olm ası gerekiyordu . Sıradan skaaların, hatt'
şehir skaalannın bile, Ç d ik itm c ya da L eh im yakm a gibi şeylerden haberleri yokt
Onlar Kelsier’in uçarak havada süzülm esini ya da doğaüstü bir kuvvetle dövü şü5
gördüklen zaman, bunlann hepsini m üphem “A llom an si B tiyüleri’ne” yoruyı>râr
Kelsier in ise bu yanlış anlaşılmayı d ü zeltm eye hiç niyeti yoktu.
Ancak haftanın butun etkinliklerini* rağmen, Ham’le olan konuşmasını hiç
unutmadı.
Asillerin sk a a la rd a n üstün olabileceğim akima nasıl getirebilir, diye düşündü
Kelsier merkezi toplantı mağarasındaki yüksek masada oturmuş yemeğini didik
lerken. Devasa "oda" yedi bin adamdan oluşan ordunun tamamını alacak kadar
büyüktü; gerçi pek çoğu yan bölmelerde ya da yarı yarıya tünellere taşmış olarak
oturmaktaydı. Y üksek masa odanın uzak ucundaki yüksek bir kaya oluşumunun
üstüne kurulmuştu.
Büyük ihtim alle ben fa zla endişeleniyorumdur. Ham aklı başında olan hiçbir
insanın düşünm eyeceği şeyleri kafasına takmaya meyilliydi; bu da sadece onun o
felsefi ikilemlerinden bir diğeriydi. Hatta şimdiden daha önceki endişelennı unut
muş gibi görünüyordu. Y eden ’le gülerek yemeğin tadını çıkanyordu.
Yedene gelince, zayıf isyancı lideri general üniformasının içinde kendinden
oldukça memnun görünüyordu ve haftayı Ham'dan ordunun işleyişiyle ilgili çok
ciddi notlar alarak geçirm işti. Görevlerini oldukça doğal bir şekilde uygulamaya
başlıyormuş gibi görünüyordu.
Aslında ziyafetin tadını çıkarmayan tek kişi Kelsier'nıiş gibi görünüyordu. Bu
akşamın özellikle bu vesile için mavnalarda getirilmiş olan vemeklen. aristokratik
standartlara göre m ütevazıydı ama askerlerin alışkın olduğundan çok daha kalite
liydi. Adamlar neşe dolu bir şamatacılıkla yemeğin tadını çıkanyorlar, ufak bira
paylarını içerek ânı kutluyorlardı.
Ve yine de K elsier endişeliydi. Bu adamlar ne için savaştıklarım düşünüyorlar
dı? Eğitimleri konusunda hevesliym iş gibi görünüyorlardı ama bu sadece düzenli
yemekler yüzünden de olabilirdi. Gerçekten de Son İmparatorlukü devirmeyi
hak ettiklerini düşünüyorlar m ıydı? Onlar asillerin skaalardan üstün olduğunu dü
şünüyor muydu?
Kelsier onların tereddütlerini hissedebiliyordu. Adamların pek çoğu yaklaş
makta olan tehlikenin farkındaydı ve sadece katı çıkış kurallan onlann kaçmasına
engel oluyordu. H er ne kadar eğitimleri hakkında konuşmaya hevesli olsalar da,
sarayı ve şehir duvarlarını ele geçirip sonra da Luthadel Garnizonu na karşı tutmak
olan son görevleri hakkında konuşmaktan kaçınıyorlardı.
Başarılı olabileceklerini düşünmüyorlar, diye düşündü Kelsier. Keıulılennegü
venmeleri gerek. B enim h ak kım d a ki söylentiler bir biişLmgıç ama..
Ham'i dürtükleyerek onun dikkatini çekti.
“Sana disiplin sorunu çıkaran adamlar var mı?" diye sordu Kelsier sessizce.
Ham garip soruya kaşlarını çattı. "Bir iki tane var elbette. Bence bu kadar bü
yük olan bir gaıp ta her zaman karşıt göriişlüler olacaktır."
"Özellikle biri var m ı?” dive sordu Kelsier "Gitmek isteyen adamlar, kapmak
ta olduğumuz şeye karşıtlığı konusunda açık sözlü olan birine ihtiyacım var.
”Tam şu anda koğuş hapsinde olan iki tane var, dedi Ham
' Burada kim se var m ı?” dive sordu Kelsier. “Tercihen bizim görebileceğimiz bir
hasada oturan biri."
Ham bir an kalabalığı gözleriyle tarayarak d ü şü n d ü . "İk in ci masada «turan kır
miz i pelerinli adam. İki batta önce kakm aya çalışırken yakalanm ıştı."
Sözü geçen adam cılız ve huzursuz bir tip ti; m asasında kamburunu çıkarmış
terk edilmiş bir duruşla oturuyordu.
Kelsier başıyla reddetti, "b en im biraz d aha karizm atik birilerine ihtiyacım var ’
Ham düşünerek penesini ovu ştu rd u. Son ra d u rak lay ara k başka bir masaya doğ
ru başıyla işaret etti. "Bilg. Sağ taraftan d ö rd ü n cü m asada oturan iri adam.”
“G örd ü m ,” dedi K elsier. Bilg kaslı b ir ad am d ı, kalın bir sakalı ve bir yeleği
vardı.
“O emirlere itaatsizlik etm e y ip bu konu da ze k ic e d avran ıyo r ama sessiz sedasız
sorun çıkarıyor," dedi H am . "B izim S on Im p a ra to rlu k ’a karşı bir şansımız olma
dığını düşünüyor. Bana kalsa onu da içeri atard ım am a bir adamı sadece korku
sunu ifade ettiği için cezalandıram am ya da en azından eğer onu cezalandınrsam,
aynısını ordunun yarısına da y ap m ak zo ru n d a kalırım . D ahası o kolayca gözden
çıkarmak için fazlasıyla iyi bir d övü şçü."
“ M ükem m el o ,” dedi K elsier. Ç in k o y a k tı, sonra da B ilg'e doğru baktı. Her ne
kadar çinko K elsier’in adam ın d u yguların ı o k u m asın ı sağlam asa da, tıpkı metal ya
karken vüzlercesinin arasından İtm ek için te k b ir m etal parçasını ayırt edebiliyor
olduğun gibi, tek bir kişiyi Teskin ya da K ö rü k le m e için seçm en de mümkündü.
Yine de bu kadar büyük bir kalabalığın içinden B ilg’i ayırt etm esi zordu, bu yüz
den de Kelsier bütün m asadaki adam ların üzerine odaklanarak daha sonra kullanmak
üzere duygularını “eline aldı” . Sonra ayağa kalktı. Y avaş yavaş mağara sessizleşti.
“Askerlerim, ayrılmadan önce son bir kere daha bu ziyaretim sırasında ne ka
dar etkilenmiş olduğumu ifade etm ek is tiy o ru m .” M ağaranın doğal akustiği saye
sinde güçlenen sözleri oda boyunca yankılandı.
“ Sizler iyi bir ordu hâline g e lm ek tesin iz,” d ed i K elsier. “ G eneral Hammondı
sizden çaldığım için özür diliyorum ancak onun y erin d e son derece becerikli bir
adam bırakıyorum. Pek çoğunuz G e n e ra l Y c d en 'i tanıyorsunuz; onun isyanın lideri
olarak yıllarca hizmet ettiğini biliyorsunuz. Ben im onun sizleri askeri alanda daha
da iyi bir şekilde eğitm e becerisine sahip olduğuna dair güvenim tam .”
Onların zaten hoşnutsuzluk h issed iyo r olacakları gerçeğine g ü v e n e rek Bilg ve
arkadaşlarının duygularını alevlen d irerek K ö rü k le m e y e başladı.
“ Sîzlerden istediğim şey bü yü k bir g ö re v ,” d ed i K elsier Bilg e bakmadan
“ Luthadel'in dışındaki skaaların, hatta h er y e rd e k i skaaların büyük kısmının s ® n
onlar için ne yapmak üzere olduğunuzdan h aberi yok. O nların sizin katlandığı^
eğitimlerden ya da katılm ak için hazırlandığınız savaşlardan haberi yok- Anc
bunun ödüllerini onlar toplayacak. Bir gün sizlere kahram an diyecekler.
Bilg’in duygularını daha da sertçe K örü k led i.
“ Luthadel Garnizonu güçlü am a biz onları yen eb iliriz, özellikle de ş e h ir dm3
lannı hızlıca ele geçirebilirsek,” dedi K elsier. “ B u raya neden gelmiş olduğv,nuZl1
unutmayın. Bu sadece bir kılıç savurm ayı ya da bir m iğfer takm ayı öğrenmedi
değildi. Bu, bu dünyanın hiçbir zam an gö rm em iş olduğu bir devrim içindi; i*11
kendi elimize almak, i>ord I lükümdar’ı yerinden etmek içindi. Hedefinizi aklınız
dan hiç çıkarmayın.”
Kelsier durakladı. Gözünün ucuyla Biig'in masasındaki adamların karanlık yüz
ifadelerini görebiliyordu. En sonunda, sessizliğin içinde Kelsier masadan gelen bir
mırıldanma duydu; mağaranın akustiği bunu pek çok kulağa taşımıştı.
Kelsier kaşlarını çatarak Bilg’e doğru döndü. Bütün mağara daha da sessizleş
miş gibi görünüyordu. "Bir şey mi söyledin?” diye sordu Kelsier. /şfe karar anı.
Direnecek mi, yoksa sinecek mi?
Bilg bakışına karşılık verdi. Kelsier adama harlanmış bir Körükleme daha gön
derdi. Ödülü ise Biig’in kırmızı bir yüzle masasında ayağa kalkması oldu.
"Evet, efendim ," diye tersçe cevapladı kaslı adam. “Bir şey söyledim. Ben dedim
ki bazılarımız ‘hedefim izi’ aklından çıkarmış değil. Bunu her gün düşünüyoruz.’
"Peki, neden?" diye sordu Kelsier. Askerler konuşulanları duyurmak için fazla
uzakta olanlara da aktarırken mağaranın arka tarafından gürültülü fısıldaşmalar
gelmeye başladı.
Bilg derin bir nefes aldı. “ Çünkü efendim, biz düşünüyoruz ki sizin bizi gönder
diğiniz şey intihar. Son İm paratorluk’un orduları sadece tek bir garnizondan daha
büyük. Duvarları ele geçirmemizin bir önemi yok, her halükarda eninde sonunda
katledileceğiz. Bir im paratorluk birkaç bin askerle devrilmez."
Harika, diye düşündü Kelsier. Üzgünüm Bilg ama binlerinin bunu söylemesi
gerekiyordu ve bu kesinlikle ben olamazdım.
"Görüyorum ki bir anlaşmazlığımız var," dedi Kelsier yüksek sesle. "Ben bu
adamlara ve onların amacına inanıyorum.”
“Ben de senin kafayı yem iş bir salak olduğuna inanıyorum," diye kükredi Bilg.
“Ve ben de bu soktuğumun mağaralarına gelerek daha bile büyük salaklık ettim.
Eğer bizim şansımız konusunda bu kadar eminsen neden hiç kimse dışan çıkamı
yor? Sen bizi ölm eye gönderene kadar burada kapalı kalacağız!”
“Bana hakaret ediyorsun,” diye öfkeyle konuştu Kelsier. “Sen de neden kimse
nin gitmesine izin verilmediğini gayet iyi biliyorsun. Sen neden gitmek istiyorsun
asker? Arkadaşlarını Lord Hüküm dar’a satmak için o kadar hevesli misin? Dört bin
hayata karşılık bir avuç boxing için mi?"
Biig’in yüzü daha da kızardı. “ Ben asla böyle bir şey yapmam ama kesinlikle
senin beni ölüme göndermene izin verecek de değilim! Bu ordu bir zaman kaybı."
“İhanetten bahsediyorsun," dedi Kelsier. Dönerek kalabalığı gözleriyle taradı.
“Bir generalin kendi komutası altında olan bir adamla dövüşmesi uygun değildir.
Burada bu isyanın onurunu savunmaya gönüllü olacak bir asker var nu1"
Anında birkaç düzine adam ayağa kalktı. Bir tanesi Kelsier in özellikle dikkatini
Çekmişti. Diğerlerinden daha ufaktı ama Kelsier in daha önceden de fark etmiş
°lduğu sade bir sam im iyeti vardı. “ Yüzbaşı Demoux."
Anında genç yüzbaşı öne fırladı.
Kelsier uzanarak kendi kılıcını kavradı ve bunu aşağıdaki adama attı. Sen kılıç
Kullanabiliyor musun evlat?”
"Evet etendim !”
“ Birisi Bili; iv,in Bir silah ile Bir <ilt deri velek getirsin .” Kelsier, Bi|g'c -
üöndu. ' Asillerin Bir âdeti vardır. İki adaııun Bu anlaşmazlığı olduğu zaman k
Bir düelloyla gözerler. Benim şam piyonum u venerson gitm ekte özgürsün."
“Ya o Beni yener.se? ” dıve sordu Bilg.
“O zaman ölnniş olacaksın,” dedi Kelsier.
“ Kalırsam da ölmüş olurum ," dedi Bilg yakınlardaki bir askerden gelen bir kılıCl
kabul ederken. "Koşulları kabul e d iy o ru m .”
Kelsier başıyla onaylayarak Birkaç adam a m asaları kenara çekerek yüksek ma
sanın önünde boş Bir alan yaratm aları için elini salladı. A skerler ayaklanarak yarış,
mayı izlemek üzere etrafa toplanm aya başladılar.
“ Keli, ne yapıyorsun sen ?” d iye tısladı H am yan tarafından.
"Yapılması gerekli olan bir şeyi.”
“G erekli olan Bir... K elsier, o oğlan B ilg ’e rakip olamaz! Ben Denıoux'va gü
veniyorum, onu bu yüzden terfi ettird im am a o bü yü k bir savaşçı değil. Bilg ise
ordudaki en iyi kılıç kullanan adam lardan biri!"
“Askerler de bunu biliyor m u?” diye sordu Kelsier.
“ Elbette,” dedi Ham . “ Şunu iptal et. D em o u x , B ilg’in neredeyse yarısı kadar;
uzanım, güç ve beceride dezavantajlı! K atled ilecek !"
Kelsier, H am ’in talebini um ursam adı. Sessizce oturarak iki asker deri zırhlarım
bağlarken silahlarını kaldırm ış olan Bilg ve D e m o u x ’ya baktı. İşleri bittiği zaman
Kelsier bir elini sallayarak dövüşün başlam ası için işaret verdi.
Ham inledi.
Kısa bir dövüş olacaktı. İki adam ın da kılıçları ve çok az zırhları vardı. Bilg
kendine güvenerek öne doğru bir adım atıp D e m o u x 'v a doğru bir iki deneme sal
dırısı yaptı. Oğlan en azından becerikliyd i, darbeleri engelledi ama bunu yaparken
becerileri hakkında epey bir şey açık etti.
Kelsier derin bir nefes alarak çelik ve dem ir yaktı.
Bilg saldırdı ama K elsier kılıcını h afifçe yana İterek D em o u x’ya k a ç m a sı için
yer sağladı. Oğlan bir saplam a hareketi d en ed i am a Bilg bunu kolaylıkla karşıladı
Sonra iri kıyım savaşçı seri bir saldırıya geçerek darbeleriyle Demoux’yu gertŞe
doğru tökezletti. D em oux son saldırının önünden sıçrayarak çekilmeye ç alıştı ama
çok yavaştı. Kılıç önüne geçilem ez d ere c ed e korkunç bir şekilde indi.
Kelsier kendini d esteklem ek için arkasın daki b ir fen er desteğini Ç e k e r e k de
mirini harladı, sonra da D e m o u x ’nun yeleğin d eki d em ir çivileri kavradı. Demm
ux sıçrarken Kelsier Ç ek ti, oğlanı küçük bir yay çizdirip geriye doğru uçum
Bilg’den uzaklaştırdı. ^
Bilg’in kılıcı taş zem ine çarparken D e ın o u x sakarca bir tö k ez le m e y le yefc
Bilg şaşkınlık içinde başını kaldırarak baktı ve kalabalığın içinde bir şaşkınlık fe
rültüsü dolaştı. •
Bilg hırlayarak silahını yukarı kaldırıp ileriye koştu. D em oux güçlü 3
karşıladı ama Bilg um ursam az bir savuruşla oğlanın silahını kenara itti Bi g
ia,rdı ve I> m o tıx da refleks olarak kendini savunmak için boş elini kaidırdı
' jÇelsicr İterek Bilg'in kılıcını darbemin ortasında dondurdu. Demoux eli dne
d o ğ r u uzatılmış olarak sanki saldırganın silahını düşüncesiyle durdurmuş gibi ayak
ta kalmıştı- İkili bir an için bu şekilde kalakaldı; B.lg kılıcı ilerletmek için'zorluyor,
Demoux da huşu içinde eline bakıyordu. Demoux sırtı biraz daha dikleşerek de
neme niteliğinde elini ileri doğru hareket ettirdi.
Kelsier de İterek B ilg’i geriye doğru fırlattı. İri savaşçı şaşkınlık içinde haykıra
rak yere yuvarlandı. Bir an sonra ayağa kalktığında Kelsier in onu sinirlendirmek
için duygularını K örüklem esine gerek kalmamıştı. Hiddet içinde kükreyerek kılı
cını iki eliyle kavradı ve D e m o u x ’nun üstüne doğru atıldı.
Bazı insanlar ne zam an pes edeceklerini bilmiyor, diye düşündü Kelsier, Bılg
kılıcını savururken.
Demoux kaçınm aya çalıştı. Kelsier oğlanı yan tarafa doğru savurarak kılıcın
önünden uzaklaştırdı. Sonra D em oux döndü ve kendi kılıcını iki eliyle kavrayarak
Bilg’e doğru savurdu. K elsier D em o u x’nun kılıcını hareketinin ortasındayken güç
lü bir demir harlam asıyla kavrayıp şiddetle Çekerek Bilg’m üstüne indirdi.
Kılıçlar birbirlerine bindirdi ve Demoux'nun Kelsier destekli darbesi Bilg’m
silahını ellerinden uçurdu. Y üksek sesli bir çatırtı geldi ve iri asker yere düştü,
Demoux'nun darbesinin kuvveti yüzünden tamamen dengesini kaybetmişti.
Bilg’in silahı kısa bir m esafe ilerideki taş zeminde takırtıyla sekti.
Demoux öne çıkarak silahını afallamış Bilg'in tepesinde kaldırdı. Ve sonra da
durdu. Kelsier d em ir yakarak silahı kavramak ve aşağı Çekmek, öldürücü darbeyi
indirtmek için uzandı am a D em o u x direndi.
Kelsier durakladı. Ru a d a m ın ölmesi gerek, diye düşündü kızgın bir şekilde.
Yerde Bilg sessizce inledi. K elsier onun kıvrılmış kolunu zar zor görebiliyordu;
güçlü darbe ile kem ikleri param parça olmuştu. Kanı akıyordu.
Hayır, diye düşündü Kelsier. Bu da yeterli.
Denıoux nun silahını bıraktı. D em oux gözleri Bilg'in üstünde kılıcını indirdi.
Sonra D em oux ellerini kaldırarak havret içinde onlan inceledi; kollan hafifçe tit
riyordu.
Kelsier ayağa kalktı ve kalabalık tekrar sessizliğe gömüldü.
Sizi Lord H ü k ü m d a ra karşı hazırlıksız olarak mı göndereceğimi düşundü-
nuz?" diye hesap sordu K elsier yüksek hır sesle. "Sizi sadece ölmeniz için gönde-
mi ^ Ş d n d ü n ü z ? Sizler doğru olan şey için savaşıyorsunuz, askerlerim!
z er benim için savaşıyorsunuz, Sizler Son İmparatorluk ün askerlerine karşı dur-
do8ğunnuuzz zaman sizleri yalnız bırakmayacağım."
siz i ^ Sİer Cİ' nİ havaVa kaldırarak minik bir metal çubuğu yukarıda tuttu. "Bunu
ben o ydunuz>d e 8'l m i’ On Birinci Metal ile ilgili s ö y l e n t i l e r i biliyorsunuz.
A°dna sahib>im ve onu kullanacağım . Lord Hükümdar ölecek!”
mlar tezahürat vapm ava başladı. . .. .
O * tek aracım ız bu da değil!" diye kükredi Kelsier "Siz askerlerin içinde
P « N e m « bir güç var! Lord Hüküm dar’.n kullandığı esrarlı buvulcn dus-
dunuz nıu? Ulı, bizim elim izde ılı- onlardan biraz, var! Z iy afet çekin askerlerin,
gelecek olan savaştan korkm ayın. Savaşı iple çekin !" Vt
Oda tezahüratla çalkalandı ve K elsier daha fazla bira verilmesi için elini sai|a
yarak işaret etti. Bir çift hizm etkâr B ilg in dışarı çıkm asına yardım etmek içjn¿ne
atıldılar.
Kelsier geri oturduğu zaman H a m ’in kaşları derin ce çatılmıştı. “Bu işten hiç
hoşlanmadım Keli," dedi.
“Biliyorum," dedi Kelsier sessiz.ee.
Ham daha da tazla konuşm ak üzereyd i am a Yeden onun önünden uzandı. “Bu
inanılmazdı! Ben... Kelsier, ben bilm iyo rd u m ! Bana güçlerini başkalarına da akta
rabileceğini söylem iş olm an gerekird i. Y ah u b ö yle yeteneklerim iz varken kaybet
memiz mümkün değil!"
Ham bir elini Y ed en ’in om zuna ko yarak adam ı tekrar sandalyesine itti. “Ye,‘
diye emir verdi. Sonra da K e lsie r’e d ön erek sandalyesini daha yakına çekti ve al
çak bir sesle konuştu. “ D em in b en im bütün ordum a yalan söyledin Keli."
“ Hayır, H am ,” dedi K elsier alçak sesle. “ Ben benim orduma yalan söyledim.”
Ham durakladı. Sonra yüzü karardı.
Kelsier içini çekti. "B u sadece kısm en bir yalan. O nların savaşçı olmaları gerek
li değil, sadece bizim atiyum u kapm am ıza y e te c e k kadar uzun süre öyleymiş gibi
görünmeleri yeter. O nunla biz G a rn iz o n ’a rüşvet verebiliriz ve adamlarımız sa
vaşmak zorunda bile kalm az. Bu resm en onlara söz verm iş olduğum şeyin aynısı.”
Ham cevap vermedi.
“Biz ayrılmadan önce en güvenilir ve sadık olan askerlerimizden birkaç düzine
sini seçmeni istiyorum ,” dedi K elsier. "O n ları ordunun nerede olduğunu açıkla
mayacaklarına yemin ettirerek L u th a d el’e geri göndereceğiz; böylece bu akşamın
haberi skaalann arasında yayılacak.”
“O zaman bunlar senin egon için m i?” diye tersledi Ham.
Kelsier başım sallayarak red d etti. “ Bazı zam anlar tatsız bulduğumuz şeyleri
yapmamız gerekir Ham . Benim egom oldukça d ikkate değer olsa da, bu tam am en
başka bir şeyler için.”
Ham bir an için oturdu, sonra da yem eğin e geri döndü. Ancak yemiyo^11'
sadece oturmuş, yüksek masanın önünde, yerd ek i kana gözlerini dikmişti. ^
A h H am , diye düşündü K elsier. K eşk e sa n a h er şey i anlatmam mümkün o
saydı.
Dolapların arkasında dolaplar, planların ötesinde planlar.
Her zaman bir sır daha vardı.
İlk başta Z ifir’in, en azından kendilerine karşı gerçekten ciddi bir tehdit olmadı
ğını düşünenler Dardı. Ancak yanında neredeyse dünyanın her kesimine yayıl
dığını gördüğüm bir afet gelirdi. Onun karşısında ordularfaydasız. Gücü büyük
şehirleri dize getiriyor. Ürünler bozuluyor ve topraklar ölüyor.
işte savaştığım şey bu. Yenmek zorunda olduğum canavar işte bu. Fazla
zaman harcamış olduğumdan korkuyorum. Şimdiden o kadar çok yıhm gerçek
leşti ki< insanoğlunun kurtulamayacağından korkuyorum.
B u gerçekten de filozoflann pek çoğunun öngörmüş olduğu dünyanın sonu
mu?
22
Terris’e bu hafta içinde ulaştık ve söylemem gerekir ki ülkeyi güzel bulu
yorum, diye okudu V in. Kuzeydeki ulu dağlar, karlarla kaplı kel tepeleri
ve ormandan pelerinleriyle, bu yeşil verimlilik diyarının üstünde nöbetçi
tannlar gibi yükseliyor. Güneydeki kendi topraklanm çoğunlukla düz,
sanıyorum eğer manzarayı çeşitlendirecek birkaç dağ olsa daha az kas
vetli görünebilirdi.
Burada insanlar çoğunlukla çoban, gerçi oduncular ve çiftçiler de az
değil. Bu pastoral bir ülke, kesinlikle. Şimdi bütün dünyanın bel bağla
dığı kehanetlerin ve ilahi kavramların, bu kadar dikkate değer şekilde
kırsal bir yerden çıkabilmiş olması garip görünüyor.
Bize zorlu dağ geçitlerinde kılavuzluk etmeleri için bir grup Terrisli
hamal kiraladık. Ancak bunlar sıradan adamlar değiller. Hikâyeler görü
nüşe göre doğru; bazı Terrislilerin son derece merak uyandıncı, dikkate
değer becerileri var.
Bir şekilde, sonraki gün kullanmak için güçlerini depolayabiliyorlar.
Gece uyumadan önce bir saatlerini aniden son derece zayıf bir hâle gel-
miş gibi görünerek yataklarının içinde yatarak geçiriyor, sanki elli yıl
birden yaşlanmış gibi oluyorlar. Aın ak ertesi sabah uyandıkları /aınan
oldukça kaslı, güçlü hâle geliyorlar. ( io n ıııü se göre güllerinin sürekli
taktıkları nıetal bilezikler ve küpelerle bıı ilgisi var.
Hamalların liderinin adı Kaslıek ve o oldukça sessiz biri. Buna rağ
men her zamanki gibi m eraklı olan Buu bos, bu harikulade güç depolama
beşerisinin tam olarak nasıl yaptıklarım keşfetm ek için onu sorgulaya
cağına söz verdi.
Yarın yolculuğumuzun Terris’in U zak D ağları’ndaki son aşamasına
başlıyoruz. Orada, um uyorum ki huzuru bulacağım ; hem kendim için
hem de zavallı dünyamız için.
G Ü N L Ü Ğ Ü N K E N D İ N E V E R İ L E N nüshasını okurken, Vin hız
la birkaç karara varm aktayd ı. B irin cisi o k u m a k ta n h o şla n m a d ığ ı yönündeki kesin
inancıydı. Sazed onun şik âyetlerin i d in le m iy o rd u ; sa d e ce onun yeteri kadar pratik
yapm am ış olduğunu iddia ed iy o rd u . O k u m a n ın h iç de bıçak dövüşü öğrenmek
ya da Allom ansi kullanm ak k ad ar p ratik b ir b e c e ri olm adığını göremiyor muydu?
Yine de em irleri d oğrultu sun da o k u m a y a d ev a m ediyordu , sadece inatçı bir
şekilde bunu yapabileceğini kan ıtlam ak için olsa bile. G ü n lü k tek i kelimelerin pek
çoğu ona zor geliyordu ve L o rd H ü k ü m d a r’ın garip yazım tarzını deşifre etme
ye çalışırken kelim eleri ken d i k en d in e se sle n d ire b ilm e k için Lord Renoux'nun
malikânesinin kuytu bir köşesinde okum ak zorundaydı.
Sürekli okum ak V in ’in ikinci kararına varm asın a da neden olmuştu: Lord Hü
küm dar hiçbir tanrının olm ayı hak e tm e y e c e ğ i k ad ar fazla mızmızdı. Günlüğün
sayfaları Lord H ü k ü m d ar’ın seyah atleri h akkın d a sıkıcı notlarla dolup taşmadığı
zamanlarda, içsel d ü şü n celer ve uzun uzun boş ahlaki zırvalam alarla tıklım tıklım-
dı. Vin en başında kitabı hiç bulm am ış olm ayı d ilem eye başlıyordu.
İçini çekerek hasır sandalyesin d e g e riy e yaslan d ı. A lt bahçelerin içinde esen
serin bir bahar rüzgârı sol tarafın daki m in ik fısk iy e li havuzun üstünden geçiyordu.
Hava rahatlatıcı bir şekild e n em liyd i ve yu k a rıd ak i ağaçlar da onu ikindi güneşin
den koruyordu. Asil olm anın, sah te b ile olsa, k esin lik le faydalı tarafları vardı.
Arkasından h a fif bir ayak sesi geld i. U z a k ta y d ı am a V in sürekli olarak biraz
kalay yakm a alışkanlığını kazanm ıştı. D ö n e re k om zun un üstünden geriye gid'^
bir bakış attı.
G en ç Y o rlatek ’i bahçe yolundan aşağı d oğru in erk en görünce, "Dikiz. <■
rada ne arıyorsun?”dedi şaşkınlıkla. .,
D ikiz donakalarak kızardı. “ İyord u b irlik te D o x ’la gel ben ve acak degı
kal biz.”
“ Dockson m ı?” dedi Vin. “ O da mı bu rad a?” B elk i d e Kelsier'deıt habtft
^ getir
Dikiz başıyla onaylayarak yaklaştı. “ İy o rd u silahlar burada sakla iç'n ır
biz.”
Vin durdu. “ İşte bunu anlam adım .”
"Biraz daha silah g etirm em iz lazım dı,” dedi Dikiz şivesiz bir şekilde konuşabil
mek için kendini zorlayarak. "B ir süre için onları burada depolayacağız.”
“H ah,” dedi V in ayağa kalkıp elbisesinin tozunu silkerek. "Gidip onu görsem
iyi olacak.
Dikiz bir anda tek rar kızararak endişeli göründü ve Vin de başını yana yatırdı.
“Başka bir şey daha mı var?”
Ani bir h areketle D ikiz, yeleğinin içine uzanarak bir şey tutup çıkardı. Vin
karşılık olarak lehim harladı am a cisim sadece pembeli beyazlı bir mendildi. Dikiz
bunu ona doğru uzattı.
Vin tered dü tlü bir şek ild e m endili aldı. “ Bu ne için?”
Dikiz bir kere daha kızardı, sonra da dönüp fırlayarak uzaklaştı.
Vin afallam ış bir şek ild e onun gitmesini izledi. Elindeki mendile baktı. Yumu
şak dantelden yap ılm ıştı am a sıra dışı herhangi bir şey varmış gibi görünmüyordu.
Bu da a m m a a c a y ip oğlan y a , diye düşündü mendili kol yeninin içine sokarken.
Günlüğün kendi nüshasını aldı, sonra da bahçe yolundan yukan doğru yürümeye
başladı. Elbise g iy m ey e o kadar alışm aya başlamıştı ki eteklerinin alt katmanlarının
otlara ya da taşlara sürtü n m esin e engel olmak için dikkat etmesine neredeyse hiç
gerek kalm ıyordu.
Sanırım bu d a k e n d i iç in d e fa y d a lı b ir beceridir, diye düşündü Vin malikânenin
bahçe girişine elbisesi te k bir dala bile takılmamış şekilde ulaşırken. Cam paneller
den oluşan kapıyı ite re k açtı ve gördüğü ilk hizmetçiyi durdurdu.
“Üstat D elto n geldi m i?” d iye sordu Dockson’un sahte ismini kullanarak. O
Renoux’nun L u th a d e l’in içindeki bağlantılarından birisi rolünü oynuyordu.
"Evet, le y d im ," d ed i hizm etçi. “ Lord Renoux ile görüşmedeler."
Vin hizm etçinin gitm esin e izin verdi. Büyük ihtimalle zorlarsa toplantıya gire
bilirdi ama bu iyi olm azd ı. Leyd i V alette'in Renoux ile Delton arasındaki ticari bir
görüşmeye katılm ası için hiçbir sebebi yoktu.
Vin düşünceli b ir şek ild e alt dudağını kemirdi. Sazed ona her zaman görü
nüşünü korum asının gerekli olduğunu söylüyordu. Peki, diye düşündü. Ben de
beklerim. B e lk i S a z e d b a n a o d eli oğlanın bu mendille ne yapmamı beklediğini
söyleyebilir.
Üst kattaki k ü tü p h an eye doğru yöneldi, yüzünde hoş ve leydilere yakışır bir
gülümseme ile içten içte R en oux ile Dockson’ın ne hakkında konuştuklannı tah-
nnn etm eye çalışıyordu. Silahları getirm ek bir bahaneydi, Dockson bu kadar sı-
radan bir şey için bizzat gelm ezdi. Belki de Kelsier geç kalmıştı. Ya da belki de
üockson en sonunda M a rsh ’tan bir haber alabilmişti; Kelsier'in ağabeyinin de kısa
Sure içinde diğer yen i ob ligatör çıraklarıyla birlikte Luthadel'e geri dönüyor olması
Azimdi.
Dockson ve R e n o u x b a n a h a b er gönderebilirdi, diye düşündü kızgınlıkla. Y'alet-
te sık sık am casıyla b irlikte m isafirleri ağırlardı.
Başını salladı. H er ne kadar K elsier onu çetenin tam biı (ivesi olarak adlandır*
salsa da, d iğerleri belli ki onu halâ bir çocuk gibi görüyorlardı. Onu aralarına