The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by jesparerke, 2021-04-08 20:24:41

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

Brandon Sanderson - Sissoylu -1 Son İmparatorluk

ve aylar sürmüştü. Bu göründüğü kadar kolay bir iş değil, kendini bir çatının üstü­
ne İtmek kadar basit bir şey bile ağırlık, denge ve hareket eğrileri konusunda bir
anlayışın olmasını gerektirir.

"Ama Vin... O bütün bu şeyleri içgüdüsel olarak biliyormuş gibi görünüyor.
Evet, sadece ilk dört metali herhangi bir beceriyle kullanabiliyor ama göstermiş
olduğu gelişim inanılmaz."

“O özel bir kız.”
Kelsier başıyla onayladı. “ O güçleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için za­
manı hak ediyor. Onu da planlarımızın içine çekmiş olduğum için kendimi biraz
suçlu hissediyorum. Büyük ihtim alle onun da sonu kalanlarımızla birlikte bir N e­
zaret idam töreni olacak.”
"Ama bu suçluluk sizin onu aristokrasinin arasında casusluk yapmak üzere kul­
lanmanıza engel olm ayacak.”
Kelsier başını iki yana salladı. “H ayır,” dedi sessizce. "Olmayacak. Bulabildi­
ğimiz her avantaja ihtiyacım ız olacak. Sadece... ona göz kulak ol Saze. Şimdiden
sonra sen gittiği etkinliklerde V in ’in vekilharcı ve koruyucusu olacaksın, onun ya­
nında Terrisli bir hizm etkâr getirm esi garip olmaz.”
“Kesinlikle ö y le ,” diye onayladı Sazed. “ Hatta onun yaşındaki bir kızın aristok­
ratik etkinliklere bir refakatçisi olmadan gönderilmesi garip olurdu.”
Kelsier başıyla onayladı. “ Onu koru Saze. Vin güçlü bir Allomanser olabilir
ama tecrübesiz. Eğer senin onun yanında olduğunu bilirsem, onu o aristokrat inle­
rine gönderirken kendim i çok daha az suçlu hissedeceğim .”
“Onu hayatım pahasına koruyacağım Üstat Kelsier. Size söz veriyorum.”
Kelsier gülüm sedi ve m üteşekkir bir şekilde Sazed’ın omzuna elini koydu. “ Se­
nin önünde durm ak isteyen adama acırım ben.”
Sazed tevazu ile başını eğdi. O zararsız görünüyor olabilirdi ama Kelsier,
Sazed’ın içinde gizli olan gücü biliyordu. Ç ok az adam -Allomanser olsun ya da
olmasın- öfkesi uyandırılm ış olan bir Sırdaş ile başa çıkabilirdi. Büyük ihtimalle
Nezaret’in onları neredeyse soylarını tüketene kadar avlamış olmasının sebebi de
buydu.
"Pekâlâ,” dedi Kelsier. "Eğitiminize geri dönün. Bu haftanın sonunda Lord
Venture bir balo veriyor ve hazır olsun ya da olmasın, Vin de orada olacak.”

Ü lkü m ü zü n arkasında kaç tane devletin birleşm iş old u ğ u n u görm ek beni hay­

şekilderete düşürüyor. H â lâ m uhalifler va r elbette v e b a zı krallıklar, ü zü c ü bir

benim durdurmayı başaramadığım savaşlarla düştüler.

B ir a z k ü ç ü k d ü şürücü olsa bile b u g e n el b irlikteliği d ü şü n m e s i harikulade,

in sanoğlunun devletlerinin b a n ş ve işbirliğinin d eğerini g ö rm ek için bu kadar

korkunç bir tehlikeye ihtiyaç d u y m u ş olm am alarını dilerdim .

10

V İ N K A P Ü Ş O N U N U Ç E K M İ Ş olarak Luthadel'deki pek çok skaa

kenar mahallesinden biri olan K ırıklar’daki bir sokak boyunca yürüyordu. Her ne­

dense, kapüşonun boğucu ısısını kızıl güneş ışığının baskısına tercih ediyordu.

Kamburunu çıkartmış, gözleri aşağıda, sokağın yan tarafına yakın kalarak yürü­

yordu. Yanından geçtiği skaaların da üzerinde benzer bir mutsuzluk h a v a s ı vardı

Kimse başını kaldırmıyordu, kimse dik bir sırtla ya da iyim ser bir gülümsemeyle

yürümüyordu. Kenar mahallelerde böyle şeyler kişiyi şüpheli gösterirdi.

Vin neredeyse Luthadel’in ne kadar bunaltıcı olabileceğini unutmuştu. Felli-

se’deki haftaları onu ağaçlara ve yıkanm ış taşlara alıştırm ıştı. Burada ise hiçbir şey

beyaz değildi; ne toz ağaçlarının kabukları, ne de beyaz badanalı granit vardı. Her

şey siyahtı.

Binalar sayısız, bitm ek bilm eyen kül yağm urlarıyla lekelenmişti- Ha'3

Luthadel’in meşhur demirhanelerinden ve bin tane farklı asilin mutfaklarında

gelen dumanla dalgalanıyordu. Kaldırım taşlan, kapı ağızları ve köşeler isle tıka*1

mıştı; kenar mahalleler nadiren süpürülerek tem izlenirdi. ,

B urada aslında sanki... ortalık geceleri gü n d ü z olduğundan daha aym ^

diye düşündü V in bir köşeyi dönerken yam alı skaa pelerinini sıkıca üstüne s

rek. Köşelerde bir araya toplanarak ellerini uzatm ış bir sadaka bekleyen dileri

rin yanından geçti, onların yalvarışları zaten kendileri aç olan insanların kula

boş yere dolduruyordu. Başları ve omuzları eğik, külü gözlerinden uzak tutI1

için şapkalarını ya da kapü şon larını indirm iş olan işçilerin yanlarından geçti. Arada
bir do göğüs zırhı, başlık v e siyah pelerinleri ile tam zırh kuşanmış olarak yürüm ek­
te olan G a rn iz o n ’tın şeh ir m uh afızı mangalarının yanından geçti, başarabildikleri
kadar tehditkâr gö rü n m eye çalışıyorlardı.

Bu son grup ken ar m ah alleler boyunca hareket ediyor, çoğu obligatörün ziyaret
etmeyi tatsız b u ld u kları bir bö lged e Lord H ü kü m d ar’ın elleri olarak görev yapı­
yorlardı. G arn izon cular gerçekten de sakat olduklarından emin olmak için dilenci­
leri tekm eliyor, gezin en işçileri çalışm ak yerin e sokakta olduklanndan taciz etmek
üzere durduruyor ve genel olarak herkes için bir baş belası olmaya çalışıyorlardı.
Vin grup yanından g e çe rk e n kapü şon un u iyice aşağı indirerek eğildi. Vin'in yaşı ya
çocuk sahibi olm asını ya da bir fabrikada çalışıyor olmasını gerektirecek kadar bü­
yüktü ama boyu çoğu zam an onun profilden daha genç görünmesine sebep olurdu.

Ya numarası işe yaradı ya da bu manga kaytaranları aramakla özel olarak ilgi­
lenmiyordu ve ona şö y le b ir bakış atarak geçm esine izin verdiler. Bir köşeyi hızla
döndü ve küllerin havada süzüldüğü bir ara sokak boyunca yürüyerek, küçük so­
kağın sonundaki aşevin e yaklaştı.

Türünün çoğu örneği gibi, bu aşevi de pis ve kötü durumdaydı, işçilere nadi­
ren doğrudan m aaş verilen , h atta hiç verilm eyen bir ekonom ide aşevlerinin asiller
tarafından d esteklen m esi gerekiyordu. Bazı yerel lordlar, büyük ihtimalle bu böl­
gedeki fabrikaların ve dem irh an elerin sahipleri, aşevinin sahibine yerel skaalara
yemek sağlaması için para veriyord u . İşçilere çalışmaları karşılığında yemek fişleri
verilirdi ve günün ortasında gidip yem ek yem eleri için kısa bir mola süreleri olur­
du. M erkezi aşevleri daha k ü çü k işyerlerin in çalışanlarına tesisleri içinde yem ek
sağlama m asrafın dan ku rtu lm aların ı sağlardı.

Elbette, aşevi sahibine ö d em e doğrudan yapılıyor olduğu için malzemelerden
ne tasarruf ed eb ilirse ceb in e atabilirdi. V in ’in tecrübelerine göre, aşevi yem ekleri
aşağı yukarı kül su yu k ad ar lezzetli olurdu.

N eyse ki, V in yem ek yem eğe gelm em işti. Kapıdaki sıraya girdi ve işçiler ye­
mek fişlerini gö sterirlerken sessizce bekledi. Kendi sırası geldiği zaman küçük bir
tahta disk çıkardı ve bunu kapıdaki skaa adam a verdi. Adam diski akıcı bir ha­
reketle kabul ed e rk e n n e re d e y se fark ed ilem eyecek şekilde başıyla sağ tarafına
doğru işaret etti.

Vin zeminin dışarıdan sü rü klen erek gelm iş küllerle kaplanmış pis yemek oda­
sının içinden geçerek g ö sterilen yön e doğru yürüdü. Odanın uzak ucundaki duvara
doğru yaklaşırken, k ö şed e duran k ıym ıklı bir tahta kapıyı görebilmişti. Odanın ya­
nında oturm uş olan b ir ad am onun gözlerine baktı, hafifçe başını salladı ve kapıyı
iterek açtı. V in hızla kapının arkasındaki küçük odaya geçti.

“Vin, yavru m 1.’’ d ed i odanın m erkezinin yakınındaki bir masaya yayılmış otur­
makta olan Breeze. “ H oş geldin! Fellise nasıldı?”

V in o m u z silk e re k m asad a y e rin i a ld ı.
A h," dedi Breeze. “ Senin ne kadar büyüleyici bir konuşmacı olduğunu nere­

deyse unutm uştum . Şarap?"

Vin başını olumsuzca salladı.
"Eh, ben kesinlikle bira/, istiyorum ." Breeze n ııısııf takım <Ibıst-lcrindenU

' * Oir;r.

giyiyordu, düello değneğini kucağına yatırm ıştı. O da sadet,.- u-k bir feneri,.aV(j
lanmaktaydı ama dışarıdaki odadan çok daha tem izdi. O dadaki diğer dürt
mın arasından Vin sadece hir tanesini tanım ıştı; C lu b s ’ın dükkânından bir (¡lr^
Kapının yanındaki ikisi belli ki m uhafızdı. Son adam ise kararm ış ceketi ve küllü
yüzüyle sıradan bir skaa işçisi gibi görünüyordu. A n ca k kendine güvenli hav*,-
onun veraltının bir üyesi olduğunu kanıtlıyordu. B ü yü k ihtim alle Yeden 'in i$yan.
cılarından biriydi.

Breeze kupasını kaldırarak yan tarafına tırnağıyla vurdu. İsyancı kupaya kötü

kötü baktı.
“ Şu anda sen, benim senin üzerinde A llom an si kullan ıyor olup olmadığımı me­

rak ediyorsun,” dedi Breeze. "Belki kullanıvorum dur, belki de kullanmıyorumdur.
Bunun bir önemi var mı? Ben senin liderinin d aveti üzerine buradayım ve o da
sana benim rahatımın yerinde olduğundan em in olm anı em retti. Ve seni temin
ediyorum ki, elimde bir kupa şarabın olm ası benim rahatım için mutlak bir şekilde
gerekli.”

Skaa adam bir an için bekledi, sonra da kupayı kaparak uzun adımlarla uzaklaş­
tı, kendi kendine sessizce aptalca m asraflar ve boşa harcanan kaynaklar hakkında
homurdanıyordu.

Breeze bir kaşını kaldırarak V in ’e doğru döndü. K endisinden son derece mem­
nun gibi görünüyordu.

“Peki, onu ittin mi?” diye sordu Vin.
Breeze başını olumsuzca salladı. “ Pirinç israfı. K elsier sana neden bugün buraya
gelmeni istediğini söyledi m i?”
“ Bana seni izlememi söyledi,” dedi V in, B re e z e ’e havale edilmiş olduğu için
biraz sinirlenmişti. “Beni bütün metal sanatlarında eğitm ek için zamanının olma­
dığını söyledi.”
“Eh, o zaman hadi başlayalım,” dedi Breeze. “ İlk önce anlaman g ere k iyo r ki
Teskin etmek sadece Allom ansi’den daha fazla bir şeydir. Z a r if ve asil manipüh-'
yon sanatıyla ilgilidir.”
“Gerçekten de asil,” dedi Vin.
“Ah, sen de onlar gibi konuşuyorsun,” dedi Breeze.
“Hangi onlar?”
“ Diğer herkes onlar,” dedi Breeze. “ O skaa beyefen din in bana nasıl davrandı
nı gördün mü? İnsanlar bizi sevmez, yavrum . Birilerinin onların duygularıyla o>nJ
yabilecek olması onlara bazı şeyleri ‘m istik’ bir şekild e yaptırabilecek olması
onları rahatsız ediyor. Onların farkında olm adıkları ve senin ise farkında olmak
runda olduğun şey, başkalarını manipüle etm enin bütün insanların yaptığı
olduğu. Dahası, manipülasyon sosyal etkileşim lerim izin çekirdeğini oluşturur-
Breeze arkasına yaslanarak düello değneğini kaldırdı ve konuşurken bunuflk
rCi'Ctçe i•baret etti. "Düşün. Bir adam genç bir banım ın yakınlığını elde etnıe> * s"*lllv

ken ne yapıyor? I abii ki de onu kendisine dalıa iyi bir gözle bakması için manipüle
etmeye çalışıyor. İki eski arkadaş Itır içki içmek için beraber oturdukları zaman
ne oluyor? H ikâyeler anlatarak birbirlerini etkilem eye çalışıyorlar. Bir insan olarak
hayat hava atmak ve tesir etm ekten oluşur. Bu da kötü bir şey değildir, hatta biz
buna bel bağlarız. Bu etkileşim ler bize başkalarına nasıl tepki vereceğimizi öğretir.”

Duraklayarak değneğini V in 'e doğru uzattı. “Teskincilerle sıradan insanlar ara­
sındaki fark bizim ne yapm akta olduğumuzun farkında oluşumuzdur. Bizim ayrıca
ufak bir... avantajım ız vardır. A m a bu karizmatik bir kişiliğe ya da güzel dişlere
sahip olmaktan gerçekten de o kadar daha ‘güçlü’ olan bir şey midir? Bence değil.”

Vin durakladı.
“Dahası, belirtm iş olduğum gibi, iyi bir Teskincinin Allomansi kullanma bece­
risinin çok çok ötesinde yeten ekli olması gerekir,” diye ekledi Breeze. “Allomansi
senin düşünceleri ya da hatta duyguları bile okumanı sağlayamaz; bir açıdan, sen
de diğer herkes kadar körsün. Sen tek bir kişiyi ya da bir bölgeyi hedef alan duygu
titreşimleri gönderirsin ve tercihen senin istediğin etkiyi yaratacak şekilde, hedef­
lerinin de duyguları değiştirilm iş olur. Ancak büyük Teskinciler, bir kişinin o Tes­
kin edilmeden önce nasıl hissettiğini gözlerini ve içgüdülerini kullanarak başarıyla
anlayabilen kişilerd ir.”
“Onların ne hissettiğinin ne önemi var?” dedi Vin sinirini gizlemeye çalışarak.
“Ne de olsa onları her hâlükârda Teskin edeceksin, değil mi? Sonuç olarak işin
bittiği zaman, onlar sen nasıl istiyorsan öyle hissediyor olacaklar.”
Breeze başını iki yana sallayarak içini çekti. "Eğer bizim konuşmamız sırasında
üç farklı sefer seni Teskin etm iş olduğum u biliyor olsan ne söylerdin?”
Vin durakladı. “N e zaman?” diye hesap sordu.
“Bir önemi var m ı?” diye sordu Breeze. “Öğrenmen gereken ders işte bu yav­
rum. Eğer birinin nasıl hissediyor olduğunu anlayamazsan, o zaman asla duygusal
Allomansi’de hassas bir dokunuş sahibi olamazsın. Bir kişiyi fazla sert İtersen, en
kör olan skaa bile bir şekilde m anipüle edilm ekte olduğunu fark edecektir. Fazla
hafifçe dokunduğunda ise fark edilebilir bir etki oluşturamazsın; başka, daha güçlü
duygular yine de hedefine hâkim olu r.”
Breeze başını olumsuzca salladı. “ H er şey insanları anlamakla ilgili,” diye de­
vam etti. “ Birisinin nasıl hissediyor olduğunu okumalısın, bu hisleri doğru yöne
doğru dürtükleyerek değiştirm eli, sonra da onların bu yeni duygusal durumlarını
kendi avantajın için odaklam alısın. Bu, yavrum , bizim yaptığımız işin zorluğudur!
Kolay bir şey değildir am a bunu iyi yapabilenler için...”
Kapı açıldı ve asık yüzlü skaa elinde bütün bir şarap şişesiyle geri döndü. Bunu
ve bir kupayı Breeze’in önünde masaya koydu, sonra da yemek odasına bakan göz­
cü deliklerinin yanında durm ak üzere giderek odanın öbür tarafında kaldı.
“ Muazzam ödüller vard ır,” dedi Breeze sessiz bir gülümsemeyle. Ona göz ktrp-
ü, sonra da biraz şarap doldurdu.
Vin ne düşüneceğinden emin değildi. Breeze'in görüşü zalimce gibi görünüyor­
du- Ama Reen onu iyi eğitm işti. Eğer V in bu şeyin üstünde güç sahibi olmazsa,

başkaları buıuı kullanarak onun üzerinde güç sahibi olacaktı. Kendisini Bret?,.'^
gelebilecek daha başka m anipülasyonlara karşı korum ak için K elsier’in onaöfrH
miş olduğu gibi bakır yakm aya başladı.

Kapı tekrar açıldı ve yelek giym iş olan tan ıdık biri ağır adımlarla içen ^
“ Hey V in ,” dedi Ham dost canlısı bir el sallam ayla. M asaya doğru gelerek şaraba
dik dik baktı. "Breeze, biliyorsun ki isyancıların bu tü r bir şey için parası yok.”

“ Kelsier onların masraflarını karşılayacak,” ded i B reeze um ursam az bir şekilde
elini sallayarak. “ Ben kesinlikle kuru bir boğaz ile çalışam am . Bölge nasıl?”

“G üven de," dedi Ham . “A m a her ihtim ale karşı k ö şe le rd e Kalaygözlerinı var.
Senin kaçış yolun da o köşedeki kapağın arkasında.”

Breeze başıyla onayladı ve Ham de dön erek C lu b s ’ın çırağına baktı. “Sen orada
dumanlıyor musun Cobble?"

Oğlan başıyla onayladı.
“Aferin sana,” dedi Ham . “ O zaman her şey tam am . Ş im d i bizim sadece Kell'in
konuşmasını beklememiz gerek."
Breeze köstekli saatini kontrol etti. “ Plana göre daha çıkm asına birkaç dakika
var. Birisine sana da kupa getirteyim m i?”
“ Kalsın," dedi Ham.
Breeze omuz silkerek şarabını yudum ladı.
Bir sessizlik anı oldu. En sonunda H am konuştu. “ P e k i...”
“H ayır,” diye lafını kesti Breeze.
“Am a...”
“Her ne ise, biz bunu duymak istem iyoruz.”
Ham Teskinciye bir bakış attı. “Beni İterek susturam azsın Breeze.”
Breeze gözlerini devirerek bir yudum aldı.
“N e?” diye sordu Vin. “Ne söyleyecektin?”
“Ona cesaret verme yavrum ,” dedi Breeze.
Vin kaşlarını çattı. H am ’e bir göz attı ve o da gülüm sedi.
Breeze içini çekti. “Am a beni işe karıştırm a. Ben H a m ’ın boş tartışmalarından
birisi için havamda değilim ."
“ Boş ver onu,” dedi Ham hevesli bir şekilde, san dalyesin i V in ’in b i r a z daha
yakınına çekerek. “ Şim di, ben düşünüyordum . Biz Son İm p arato rlu k ’u devirerek
iyi bir şey mi yapıyoruz, yoksa kötü bir şey mi yap ıyo ru z ?”
Vin durakladı. "Bir önemi var m ı?”
Ham afallamış gibi göründü ama Breeze kıs kıs güldü. “ G ü zel cevap,” ^
Teskinci.
Ham, Breeze’e ateş püsküren gözlerle baktı, sonra V in 'e geri döndü. “Elbette
bunun önemi var. ”
“ E e ,” dedi Vin. “Sanırım biz iyi bir şey yap ıyoruz. Son İ m p a r a t o r l u k skaal*»11
yüzyıllardır ezdi.”
“E ve t,” dedi Ham. “Am a bir sorun var. Lord H ü k ü m d ar Tan rı, değil mi?

Vin omuz silkti. "B ir önem i var m ı?"
Ham ona da ateş püsküren gözlerle baktı.
Vin gözlerini devirdi. “ Pekâlâ. N ezaret onun Tanrı olduğunu iddia ediyor."
“Aslında Lord H ü kü m d ar T a n rın ın sadece bir p a rça sı," diye belirtti Breeze.
“O Ebediyetin K ıym ığı; her şeyi bilen ve her yerde olan kendisi değil, ancak o öyle
olan bir bilincin b ağım sız b ir p a rç a sı.”
Ham içini çekti. “ Ben senin işe karışm ayı istem ediğini sanıyordum .”
“Sadece herkesin terim leri doğru anladığından emin oluyorum ,” dedi Breeze
kaygısızca.
“Her n eyse,” dedi H am . “Tanrı her şeyin yaratıcısı, değil mi? Evrenin kanun­
larını belirleyen k u v v e t o v e b u n e d en le d e ahlakın nihai kaynağı da o. O m utlak
ahlak.”
Vin gözlerini kırptı.
"İkilemi görüyor m usun?” diye sordu Ham .
“Ben bir salak gö rü yoru m ,” diye m ırıldandı Breeze.
“Benim kafam k arıştı,” dedi V in . “ Sorun ne?”
"Biz iyilik yaptığım ızı iddia ed iy o ru z,” dedi H am . “A m a neyin iyi olduğunu
tanımlayan Tanrı olarak Lord H ü kü m d ar. B öylece, ona karşı çıkarak bizler aslında
kötülük yapıyoruz. A m a yan lış şeyi yapan o olduğu için, kötülük aslında bu du­
rumda iyilik m i sa y ılıy o r?”
Vin kaşlarını çattı.
“Ee?” diye sordu H am .
“Sanırım sen benim başım ı ağrıttın ,” dedi V in.
“Seni uyarm ıştım ,” diye belirtti Breeze.
Ham içini çekti. “A m a sen bunun düşünm eye değer olduğunu düşünm üyor
musun?”
“Emin d eğilim .”
“Ben em inim ," dedi Breeze.
Ham başını iki yana salladı. “ Buralarda hiç kim se düzgün, zekice tartışm alar
yapmayı istem iyor.”
Köşedeki skaa isyancı bir anda başını kaldırdı. "K elsier geldi!”
Ham bir kaşını kaldırdı, sonra da ayağa kalktı. “ G id ip etrafı kolaçan etm eliyim .
Bu soru üzerine d ü şü n V i n .”
“Pekâlâ,” dedi V in , H am çıkarken.
“Bu tarafa V in ,” dedi B reeze ayağa kalkarak. “ D uvarda bizim için gözcü d e l i ­
leri var. G ü z e l b ir kız ol ve b e n im san d a ly em i getir, olu r m u ?”
Breeze, V in 'in istediği gibi yap ıp yapm adığını görm ek için arkasına dönüp bak­
madı. V in şüphe için d e d u raklad ı. Bakırı açıkken Breeze onu Teskin edem ezdi
ama... en sonunda içini ç e k e re k iki san dalyeyi de odanın yan tarafına taşıdı. Breeze
duvardaki ince, uzun bir çıtayı geri kaydırarak yem ek odasının başka bir bölümünü
°rtava çıkardı.

Kahverengi iş tulumları ya da yırtık pırtık pelerinler giym iş olan 1">ir grup
skaa adam masaların etrafında oturuyorlardı. Bunlar kül lekeli derileri ve
duruşları olan kasvetli bir gruptu. Ancak onların bu toplantıda bulunmaları djn|p
meye gönüllü oldukları anlamına geliyordu. Yeden odanın ön taraflarına yakın b
masada oturmuş, her zamanki yamalı işçi ceketin i giyiyord u . Kıvırcık saçları V j n 'jn
yokluğunda kısa kesilmişti.

Vin, Kelsier'den bir çeşit büyük giriş beklem işti. A n cak bunun yerine o ba^
bir şekilde sessizce yürüyerek m utfaktan çıktı. Y ed en ’in masasının yanında du-
rakladı ve gülümseyerek bir an için adamla konuştu, sonra da ilerleyerek oturmuş
işçilerin karşısına geçti.

Vin daha önce onu hiç bu kadar sıradan giysiler içinde görm em işti. O da se­
yircilerin çoğu gibi kahverengi bir skaa ceketi ve tun ç renkli pantolon giymişti.
Ancak Kelsier’in kıyafeti tem izdi. Kum aşı kirleten hiç kül yoktu ve her ne kadar
skaalar tarafından sık olarak kullanılan aynı kaba m alzem eden yapılmış olsa da
hiçbir yırtığı ya da yaması yoktu. Farkın yeteri kadar olduğuna karar verdi Vin;
takım elbiseyle gelmiş olsa çok fazla olurdu.

Kelsier ellerini arkasında kavuşturdu ve yavaş yavaş işçi kalabalığı sessizleşti.
Vin gözcü aralığından izlerken K elsier’in sadece ön lerin de durarak bir oda dolusu
aç adamı susturabilme becerisine kaşlarını çattı. O da A llo m an si mi kullanıyordu1
Gerçi bakırı açık olduğu hâlde, V in ondan gelen b ir... m evcu d iyet hissediyordu.

Oda sessizleştiği zaman Kelsier konuşm aya başladı. "B ü yü k ihtimalle şimdiye
kadar hepiniz benim adımı duym uşsunuzdur,” d edi. "V e eğer benim davama en
azından biraz bile sempati duym asaydınız burada olm azd ın ız.”

Vin'in yanında Breeze içkisini yudum ladı. “Teskin etm e ve Körükleme diğer
Allomansi türlerine benzemez," dedi sessizce. “ Ç o ğu m etald e, İtmenin ve Çek­
menin zıt etkileri vardır. Ancak duygularda Teskin etsen de, Körüklesen de çoğu
zaman aynı sonucu elde edebilirsin.

“ Bu aşırı duygusal durumlar için, tam duygusuzluk ya da m utlak tutku durum­
larında, geçerli olmaz. Ancak çoğu durum da hangi gücü kullandığın fark etmez
İnsanlar katı metal külçeleri gibi değildir; herhangi bir anda, içlerinde çalkalanan
bir düzine farklı duygu olacaktır. Tecrübeli bir Teskinci baskın kalmasını istediği
duygu dışındakilerin hepsini köreltebilir.”

Breeze hafifçe döndü. “Rudd, mavi garsonu gönder lü tfen .”
Muhafızlardan bir tanesi başıyla onayladı ve kapıyı biraz aralayarak d ış a r ıd a k i
adama bir şeyler fısıldadı. Bir an sonra V in solgun m avi bir elbise giymiş °Hn
garson kızın içkileri doldurarak kalabalığın içinde h areket ettiğini gördü.
“Teskincilerim kalabalığın arasına karışm ış h â ld e le r,” dedi Breeze sesi ha'
lemeye başlayarak. "Garson kızlar bir işaret, adam larım a hangi duygulan
ederek azaltacaklarını söylüyor. O nlar da tıpkı benim yap tığım gibi çalışacaklar-
Sesi solarak kesildi ve kalabalığa doğru bakarak konsantre oldu.
‘Yorgunluk...’ diye fısıldadı. “ Bu şu an için gerekli olan bir duygu değil- A ç 1 ^
Dikkat dağıtıcı. Şüphe... Kesinlikle faydalı değil. E vet ve Teskinciler çaliŞır 1

Körükçüler d e bizim k ala b alığ ın d u y m a sın ı istediğim iz hisleri alevlendiriyorlar.
Merak... işte şim d i ih tiy a ç la rı olan ş e y bu . E ve t, K e lsie r’i dinleyin. Efsaneleri ve
hikâyeleri d u yd u n u z. A d a m ı k e n d i g ö zlerin izle görün ve etkilen in ."

"Sizlerin bugün n ed en geldiğinizi b iliyo ru m ," dedi K elsier sessizce. Vin'in
onunla ilişkilen dirdiği g ö ste rişliliğ in ço ğ u o lm ad an konuşuyordu, ses tonu alçak
ancak doğrudandı. “ B ir fa b rik a d a , m a d e n d e ya da d em irh an ede günde on iki saat.
Dayaklar, maaş yo k lu ğ u , k ö tü y e m e k . V e ne için? G ü nü n sonunda barakalarınıza
dönüp de yen i b ir tr a je d i b u la b ilm e k için m i? U m u rsam az bir ustabaşı tarafından
öldürülmüş bir d o st. A silin b irin in oyu n cağı olm ak için alıp götürülmüş bir evlat.
Sıkıcı bir gün g e ç irm e k te o lan ra stg e le b ir lordun eliyle ölm üş bir kardeş."

“E vet,” d iye fısıld a d ı B re e z e . “ G ü z e l. K ırm ızı, Rudd. A çık kırmızılı kızı gönder."
Başka bir garson kız o d aya girdi.
“Tutku ve ö fk e," d ed i B re eze , sesi neredeyse bir mırıldanmaya dönüşmüştü.
“Ama sadece b irazcık. S a d e c e b ir d ü rtü k le m e , bir h atırlatm a.”
Meraklanan V in b ir an için bakırını söndürüp bunun yerine tunç yakarak
Breeze’in A llo m an si k u lla n ım ın ı algılam aya çalıştı. A m a ondan herhangi bir titre­
şim gelm iyordu.
Tabii ya , diye d ü şü n dü. C lu b s'ın çırağın ı unutmuşum, o benim herhangi bir
Allonıantik titreşim i h issetm em i engeller. Bakırını tekrar yaktı.
Kelsier konuşm aya d evam ed iyo rd u . “ D ostlarım , trajediniz içinde yalnız de­
ğilsiniz. Tıp kı sizler gibi o lan m ily o n la r var. V e onların da size ihtiyacı var. Ben
dilenmeye gelm edim , h ayatım ızd a ondan yeteri kadar var. Ben sîzlerden sadece
düşünmenizi istiyoru m . E n erjin izin n ereye harcanm asını tercih ederdiniz? Lord
Hükümdarın silahlarını d ö v m ey e m i? Y o k sa daha değerli bir şeyler uğruna mı?"

A skerlerim izin la fın ı e tm iy o r, d iy e düşündü. H atta ona katılanlann ne y a ­
pacaklarının bile. İşçilerin d e ta y la rı bilm esin i istemiyor. Büyük ihtimalle bu iyi
fikir; ikna ettikleri o rd u y a g ö n d erileb ilir, kala n ların da binlerine kesin bir bilgi
vermeleri m ü m k ü n o lm a z.

“Siz benim neden burada olduğum u biliyorsunuz,” dedi Kelsier. “ Dostum
Yeden’i tanıyor ve onun te m sil ettiğ i şeyi biliyorsunuz. Şehirdeki her skaanın is­
yandan haberi var. B e lk i sizler d e buna katılm ayı düşünmüşsünüzdür. Büyük bir
kısmınız katılm ayacak; b ü y ü k b ir kısm ın ız kül lekeli fabrikalarınıza, yanan dem ir­
hanelerinize, ölen evlerin ize geri gideceksiniz. G ideceksiniz çünkü bu korkunç
hayat tanıdık. A m a bazıların ız... bazılarınız benim le gelecek. V e gelecek yıllarda
hatırlananlar da o ad am lar olacak. M u h teşem bir şey yapm ış oldukları için hatır-
lanacaklar."

işçilerin pek çoğu birb irlerin e baktılar, gerçi bazıları sadece yan boş çorba
kâselerine gözlerini d ik m işlerd i. En sonunda odanın arka taralına yakın birisi ko­
nuştu. “ Sen bir ap ta lsın ,” d ed i adam . “ Lord H üküm dar seni öldürecek. Tan rıya
karşı kendi şeh rin d e ay a k la n ılm a z .”

Oda sessizleşti. G ergin . Breeze kendi kendine fısıldarken Vin oturduğu yerde
dikleşti.

Odanın içindi' Kelsier bir an boyum a sessizi r durdu. En sonunda uzamj,..
ceketinin yenlerini geri çekerek kollarının üstündeki çizgi çizgi yara izlerini açı^,
kardı. “ Lord 1lükünular bizim tanrımız değil," dedi sessizce. “V e o beni oldüremç,
Bunu denedi, ancak başarısız oldu. Ç ünkü ben onun asla öldürerneyeceği şt-yım*

Bununla birlikte Kelsier döndü ve geldiği yoldan yü rü yere k odadan çıktı.
“Hım ," dedi Breeze. “ Eh, bu biraz dram atik oldu. R udd, kırmızıyı geri getirvç
kahverengiyi gönder.”
Kahverengili bir garson kadın kalabalığın içine girdi.
“Hayret," dedi Breeze. “V e evet, gurur. Ö fkeyi Teskin et, şimdilik...”
Kalabalık bir an boyunca sessiz kaldı, yem ek odası ürkütücü bir şekilde hare­
ketsizdi. En sonunda Yeden konuşmak ve biraz daha fazla teşvik verm ek ve bunun
yanı sıra eğer daha fazlasını duym ak istiyorlarsa işçilere ne yapm aları gerektiğini
anlatmak üzere ayağa kalktı. O konuşurken kalabalık yem eklerin e geri döndü.
"Yeşil Rudd,” dedi Breeze. “ Hım , evet. H adi, hepinizi biraz düşünceli yapalım
ve size bir parça da sadakat verelim . K im senin koşup ob ligatörlere gitmesini iste­
miyoruz, değil mi? Keli izlerini iyi gizledi am a o to ritele r ne kadar az şey duyarlar­
sa, o kadar iyi olur, hı? Oh, peki ya senden ne haber Y eden? Sen biraz fazla endişe­
lisin. Hadi, onu Teskin edelim , endişelerini alıp götü relim . Sad ece senin o tutkunu
geride bırakalım ve umalım ki bu sesindeki o aptal tonu ö rtm ek için yeterli olsun.
Vin izlemeye devam etti. Şim di K elsier gitm iş olduğuna göre, kalabalığın tep­
kileri ve Breeze’in işi üzerine odaklanm ak daha kolay geliyordu . Yeden konuştukça
dışarıdaki işçiler tam olarak Breeze’in m ırıldandığı em irler doğrultusunda tepki
veriyordu. Teskinin etkileri Yeden'de de görülüyordu: D aha rahat hâle geldi, ko­
nuştukça sesindeki özgüven arttı.
Merakla Vin bakırını tekrar söndürdü. B re eze’in d u ygulan üstündeki dokunu­
şunu hissedip hissedemeyeceğini görm ek için konsantre oldu, V in de Breeze in
yaydığı genel Allomantik etkinin içinde olm alıydı. B re e z e ’in, belki Yeden hariç,
kişileri ayrıca seçip ayırmaya vakti yoktu. H issetm esi çok am a çok zordu. Ancak
Breeze oturmuş kendi kendine m ırıldandıkça V in de tam olarak onun tarif ettiği
duygulan hissetmeye başladı.
Vin etkilenmeden edememişti. K elsier’in onun duyguları üzerinde A llo m an sı
kullanmış olduğu bir iki seferdeki dokunuşu sanki surata inen ani, küt birvunınık
gibi olmuştu. Onun gücü vardı ama inceliği çok azdı.
Breeze’in dokunuşu ise inanılmayacak kadar narindi. Belli duygulan Tt’sk>n
ediyor, bunları söndürürken diğerlerini etkilem ed en bırakıyordu. Vin onun adam
larının kendi duygularını Körüklemesini de hissedebiliyordu ama bu dokunup
hiç de Breeze’inki kadar incelikli değildi. Bakırını kapalı bırakıp Yeden konu$
maya devam ederken duyguları üzerindeki dokunuşları izledi. Yeden ona k3tıljn
adamların bir süre için ailelerini ve arkadaşlarını terk etm ek zorunda kalacakla001
açıklıyordu, bir yıl kadar uzun sürebilirdi ama bu süre boyunca iyi beslenecekle*^
Vin, Breeze'e duyduğu saygının artm aya devam ettiğini hissetti. B ird e n b lf
Kelsier'in onu Breeze'e havale etm iş olmasına o kadar da kızmadığını düşünlWf-

başladı- Breeze saden- tek bir şey yapabiliyor olabilirdi arna belli ki bu konuda çok
Iniviik miktarda tecrübesi vardı. K elsier bir Sissoylu olarak tüm Allomantik bece­
rileri öğrenmek zorunda kalm ıştı, herhangi bir gücün üstüne odaklanmış olmaması
mantıklıydı.

Beni öbürlerinden de öğrenm eye göndereceğinden emin olmam gerek, diye d ü ­
şündü Vin. O n la r da kendi güçlerinde usta olacaklar.

Vin, Yeden konuşm asını bitirirken dikkatini tekrar yem ek odasına çevirdi.
“Kelsier'i, Hathsin Firarisi'ni duydunuz," dedi. "Onun hakkındaki söylentiler doğ­
ru, suç hayatını bir kenara bıraktı ve bütün dikkatini skaa isyanı için çalışmaya
adadı! D ostlarını, bizler m u h teşem bir şey için hazırlanıyoruz. Son İm paratorluk’a
karşı, bittabi, en son m ü cad elem iz olab ilecek bir şey. Bize katılın. Kardeşlerinize
katılın. Firari’nin kendisine k a tılın !”

Yemek odası sessizleşti.
"Parlak kırm ızı,” dedi Breeze. "O adam ların buradan duydukları şeyler hakkın­
da tutkulu hissederek ayrılm aların ı istiy o ru m .”
"Duygular solacak, değil m i?” dedi Vin, kırmızı elbiseli bir garson kız kalabalı­
ğın içine girerken.
“Evet,” dedi Breeze arkasına yaslanıp çıtayı kaydırarak kapatırken. "Am a ha­
tıralar kalacak. Eğer insanlar bir olayı güçlü duygularıyla ilişkilendirirlerse bunu
daha iyi hatırlarlar.”
Birkaç saniye sonra H am arka kapıdan içeri girdi. "Bu iyi gitti. Adam lar can­
lanmış bir şekilde çık ıy o rlar v e b ir kısm ı da geride kalıyor. Mağaralara gönderm ek
için iyi bir gönüllü ekib im iz o la c a k .”
Breeze başını olum suzca salladı. “Yeterli değil. D ox bu toplantıların her birini
organize etm ek için b irkaç gün h a rcıyo r ve her birinden sadece yirm i kadar adam
alabiliyoruz. Bu hızla asla zam an ın da on bine ulaşam ayız.”
"Daha fazla toplantı mı yapm am ız gerektiğini düşünüyorsun?” diye sordu
Ham. “O zor olacak; bu şe y le rd e ço k dikkatli olm am ız gerekiyor, bu yüzden de
sadece makul d e re c e d e gü v en ilir olan ları d avet ed iy o ru z.”
Breeze bir an için oturdu. En sonunda şarabının kalanını bitirdi. “ Bilmiyorum
ama bir şeyler d ü şü n m em iz g e re k e c e k . A m a şim dilik dükkâna geri dönelim . İna­
nıyorum ki K elsier bu akşam bir d u ru m toplantısı yapm ak istiyor."

Kelsier batıya doğru baktı. İkindi güneşi zehirli bir kırm ızıydı, dumandan bir gö­
ğün içinden ö fk e y le p a rlıy o rd u . Bun un hem en altında, K elsier koyu bir zirve ucu­
nun siluetini gö reb iliyo rd u . T y ria n , küldağlarının en yakında olanı.

Clubs’m düz çatılı dükkânının tepesinde ayaktaydı, aşağıdaki sokaklardan ev­
lerine geri dönen işçile ri d in liy o rd u . D ü z bir çatı arada bir külü küreyerek atmanın
ğerekli olduğu anlam ın a g e lird i v e ço ğ u skaa binasının çatılarının eğim li olm asının
sebebi de bu yd u, am a K e ls ie r'in g ö rü şü n e göre m anzara çoğu zaman bu ufak zah­
mete değerdi.

Aşağısında skaa işçiler u m u tsu z sıralar hâlinde yorgun argın yürüyorlardı ve

geçişleri küçük bir kül bulutu kaldırıyordu. K elsier onlara sırtını dönerek ku^
ufkuna doğru baktı... 1lathsin Ç u k u rla rın a doğru.

N ereye gidiyor, d iy e d ü şü n d ü . A tiy u m şehre u la şıy o r a m a ondan sonra ortada,
kayboluyor. N ezaret'te değil, onları izled ik ve m etale h iç b ir skaanın eli de defa
vor. Biz hâzineye gittiğini varsa yıyo ru z. E n a z ın d a n ö yle olduğunu umut ediyorıc

Atiyum yakarken bir Sissoylu n ered eyse d u rd u ru lam azd ı; bu kadar değerli
olmasının nedeni biraz da buydu. A m a onun planı zengin likten çok daha faz)a;,
hakkındaydı. Ç ukurlarda ne kadar atiyum hasat ed ild iğin i o biliyordu ve Dock
son da Lord H ü kü m dar’ın fahiş fiyatlard an asillere azar azar verdiği miktarları
araştırm ıştı. Elde edilen atiyum un n ered eyse on da biri sonunda asillerin ellerine
ulaşıyordu.

Dünyada üretilen atiyum un yüzde doksanı d ep olan m ıştı, yıllar ve yıllar bo­
yunca, bin vıl süresince. M etalin o kadar çoğuyla K e ls ie r’in takımı en güçlü asil
evlerinin bile gözünü korkutabilirdi. Y ed en ’in sarayı tu tm a planı büyük olasılıkla
pek çok kişiye nafileym iş gibi görünüyordu; g erçek ten de, kendi başına başansız
olmaya mahkûmdu. Ancak K elsier’in öteki planları...

Kelsier başını eğerek elindeki küçük, beyazım sı çubuğa bir göz attı. On Birinci
Metal. Bunun hakkındaki söylentileri biliyordu; bunları kendisi başlatmıştı. Şimdi
ise sadece bunları boşa çıkarm am ası gerekecekti.

İçini çekerek gözlerini doğuya, K redik S h aw 'a, L ord H üküm darın sarayına
doğru çevirdi. İsim Terris dilindeydi; “ Bin K uleli T e p e’’ anlam ına geliyordu. Uy­
gundu çünkü imparatorluk sarayı yere saplanm ış devasa siyah mızraklardan oluşan
bir yığına benziyordu. Kulelerin bazıları çarpıktı, diğerleri düzdü. Bazıları kalın
kulelerdi, bazıları ise ince ve iğne gibiydi. Boyları d eğişken di ama her biri uzundu.
V e her biri sivri bir uçla son buluyordu.

Kredik Shaw. Ü ç yıl önce her şeyin bittiği y e r orasıydı. V e Kelsier geri gitmek
zorundaydı.

Kapak açıldı ve bir siluet çatının üstüne tırm an dı. S azed cübbesinin tozunu sil­
keler, sonra da kendisine özgü olan saygılı duruşuyla yaklaşırken Kelsier bir kaşı»
kaldırıp döndü. İsyancı bir Terrisli bile eğitim inden gelen karakteri koruyordu.

“Üstat Kelsier,” dedi Sazed eğilerek.
Kelsier başıyla selam verdi ve Sazed de ilerley ere k onun yanına geçip imp^
torluk sarayına doğru baktı. “A h ,” dedi kendi kendine sanki K elsier’in düşüncel
rini anlıyormuş gibi.
Kelsier gülümsedi. Sazed gerçekten de çok değerli bir k e şif olmuştu. Lord^11
kümdar onları hemen hemen M iraç G ü n ü ’nden beri avlıyor olduğu için S ırd ^
ister istemez gizliliğe meyilliydi. Bazı efsaneler H ü k ü m d a rın Terris halkına ve
harçlık ve üreme programlarını da içeren katı bir şekilde boyun eğdirmiş °*maS^
sebebinin sadece Sırdaşlara duyduğu nefretin bir uzantısı olduğunu iddia edi>’11
"Eğer Luthadel’de, saraydan sadece kısa bir yü rü yü ş m esafesi uzaklıkta bir
daş olduğunu bilseydi ne düşünürdü diye m erak e d iy o ru m ,” dedi Kelsier.
“ Um alım ki bunu hiç öğrenm eyelim Ü stat K e ls ie r,” dedi Sazed.

"Bu şehre gelm ek konusundaki istekliliğini takdir ediyorum Saze. Bunun bir
r i s k olduğunu biliyorum ."

"Bu doğru bir iş, dedi Sazed. "V e bu plan, işin içinde olan herkes için tehlikeli.
Gerçekten de, sadece yaşam ak bile benim için tehlikeli, diye düşünüyorum ben.
Lord H üküm dar’ın kendisinin korktuğu bir mezhebin üyesi olmak sağlıklı değil.”

"Korktuğu m u?” diye sordu K elsier dönüp Sazed’a bakmak için başını kaldırarak.
Kelsier’in ortalamanın üstünde olan boyuna rağmen, Terrisli hâlâ ondan en az bir
kafa daha uzundu. "Ben onun herhangi bir şeyden korktuğunu sanmıyorum Saze."

“O Sırdaşlardan korkuyor,” dedi Sazed. "Kesinlikle ve açıklanamaz bir şekilde.
Belki de bizim güçlerim iz yüzündendir. Bizler Allom anser değiliz ancak... başka
bir şeyiz. Onun için bilinm eyen bir şe y .”

Kelsier başıyla onaylayarak şehre doğru geri döndü. O kadar fazla planı vardı,
o kadar çok yapacak işi vardı ki. V e hepsinin özünde de skaalar vardı. Zavallı,
mütevazı, yenik skaalar.

"Bana bir tanesini daha anlat S az e,” dedi Kelsier. “G ücü olan bir tane.”
“Güç mü?” diye sordu Sazed. “Bu dine uygulandığı zaman göreceli bir terim,
diye düşünüyorum ben. Belki de Ja iz m ’i duym ayı istersiniz. Bunun takipçileri ol­
dukça sadık ve d in d ard ı.”
“Bana onlardan bahset."
"Jaizm tek bir adam tarafından kurulm uştu,” dedi Sazed. “Onun gerçek adı
kayıp, gerçi takipçileri ona 'J a ’ diyordu. İhtilaf telkin ettiği için yerel bir kral ta­
rafından öldürüldü, görünüşe göre bu onun çok iyi olduğu bir konuydu ama bu
sadece onun takipçilerini artırdı.
“Jaistler mutluluğu inançlarının gözle görülürlüğüyle orantılı olarak kazandıkla­
rını düşünürdü ve sık ve ateşli iman beyanlarında bulunmalarıyla bilinirlerdi. Anla­
dığını kadarıyla, bir Ja is t ’le konuşm ak sinir bozucu olabiliyormuş çünkü neredeyse
her cümleyi ‘J a ’ya şükür’ diyerek bitirm eyi severlerm iş.”
“Bu güzel Saze,” dedi Kelsier. “Am a güç sadece sözlerden daha fazlası.”
“Ah, kesinlikle ö y le ,” diyerek ona katıldı Sazed. “Jaistler inançlarında gtiçlüy-
dü. Efsaneler diyor ki, tek bir Jaist bile Lord H üküm dar’ı Tanrı olarak kabul et­
mediği için N ezaret, Jaistleri en sonuncusuna kadar yok etmek zorunda kalmış.
Onlar M iraç’tan sonra fazla uzun dayanam adılar ama sadece göze çok battıkları ve
avlanmaları ve öldürülm eleri kolay olduğu için.”
Kelsier başını salladı, sonra da S azed ’a göz atarak gülümsedi. “ Bana dönmek
isteyip istemediğim i sorm adın.”
“Özür dilerim Ü stat Kelsier ama bu din size uymuyor, diye düşünüyorum
Ben, dedi Sazed. "Sizin çekici bulabileceğiniz bir küstahlıkları var ama siz onların
ilahiyatını basit bulurdunuz."
Beni fazlasıyla iyi tanım aya başlıyorsun,” dedi Kelsier şehre bakmaya devam
ederek. “ Krallıklar ve ordular yıkıldıktan sonra, dinler hâlâ savaşıyordu, değil mi?”
"Gerçekten de ö y le ,” dedi Sazed. “ Daha metanetli olan dinlerden bazıları ta
Beşinci yüzyıla kadar dayandılar.”

“ O n la rı hu k ad ar g ü çlü yap an y y n e y d i? " d e d i K e l s i n . “ ( )nlar bunu nasıl -
tıla r Saz«*? Bu d in le re insanların ü stü n d e b ö y le sin e güç veren y y neydi?”

“ Bu h erh an gi te k bir şey d e ğ ild i, d iy e d ü şü n ü y o ru m b e n ,” dedi Sazed “Wp.
ları d ü rü st in an çları s a y e sin d e g ü ç liiy d ü , b a şk a la rı va a t e ttik le ri umut yüzünde
D iğerleri ise zo rlayıcıyd ı.”

"A m a hepsinin tutkusu vard ı,” dedi K elsier.
“ E v e t, Ü s ta t K e ls ie r ,” d e d i S a z e d b a şıy la o n a y la y a ra k . “ Ru oldukça doğrubjj
tesp it.”
"B iz im k a y b e tm iş o ld u ğ u m u z şe y d e işte b u ,” d e d i K e lsie r, yüz binlerce nüfusu
o ld u ğ u h â ld e a n c a k b ir av u cu n u n m ü c a d e le e t m e y e c e s a r e t edebildiği şehri gözle­
riy le ta ra rk e n . “ O n la r L o r d H ü k ü m d a r ’a in a n m ıy o rla r, o n d an sadece korkuyorlar.
O nların ellerinde inanacak bir şeyleri kalm am ış.”
" Y a siz n e y e in a n ıy o rsu n u z Ü s ta t K e ls ie r, e ğ e r so rm a m ın sakıncası yoksa?"
K e ls ie r b ir k aşın ı k a ld ırd ı. "D a h a ta m o la ra k e m in d e ğ ilim ,” diye itiraf etti.
" A m a S o n İm p a r a to r lu k ’u d e v ir m e k iyi b ir b a şla n g ıç gib i görün üyor. Senin listen­
d e k u tsal b ir g ö re v o lara k asillerin k a tle d ilm e sin i iç e re n b ir din var mı?"
Saz ed k ın am ayla kaşların ı çattı. “ O ld u ğ u n u sa n m ıy o ru m Ü stat Kelsier.”
“ B e lk i d e b en b ir tan e k u r m a lıy ım ,” d e d i K e ls ie r ö y le sin e bir gülümsemeyle.
“ H er neyse, V in ve Breeze daha geri dönm edi m i?”
“O nlar ben buraya çıkm adan hem en önce geld iler.”
" İ y i ,” d e d i K e ls ie r b aşın ı salla y a ra k . “ O n la ra h e m e n , b irazd an aşağıda olacağımı
s ö v le .”

V in b a c a k la rın ı a ltın d a to p la m ış h â ld e k o n fe r a n s o d a sın d a k i içi fazla d oldu ru lm u ş
koltuğunda oturm uş, M arsh ’ı gözünün ucuyla in celem eye çalışıyordu.

K e ls ie r ’e n e k a d a r ç o k b e n z iy o rd u . S a d e c e o ... s e r t ti. N e kızgındı ne de C lu b
gib i h u y su z d u . O s a d e c e m u tlu d e ğ ild i. Y ü z ü n d e t a r a fs ız b ir ifad ey le koltuğunda
oturuyordu.

K e ls ie r d ışın d a d iğ e r h e rk e s g e lm iş ti v e k e n d i a ra la rın d a sessizce muhabbet
e d iy o r la r d ı. V in , Y o r la t e k ’in g ö z le rin i y a k a la d ı v e o n a g e lm e si için elini salladı
G e n ç oğlan yaklaştı ve V in 'in koltuğunun yanına çöktü .

“ M a r s h * ,” d iy e fısıld a d ı V in o d a n ın g e n e l u ğ u ltu su n d a duyu lamayacak bir
kilde. “Bu bir lakap m ı?”

"Iyord u yok bir isim bu ailesi değil ona v e r.”
V in d u ra k la y a ra k o ğ lan ın d o ğ u lu ş iv e sin i d e ş ifr e e t m e y e çalıştı. “ Bir lakap
mi o zam an?”
Y o rlatek başını olum suzca salladı. “ İyordu bir tane am a .”
“Neydi bu?”
“ D e m irg ö z . B aşk a d u rd u k u lla n m a k . İy o r g e r ç e k g ö z d e d em iri hatırlat bu
hı? S o rgu cu .”

M arsh, İngilizce’de bataklık anlamına gelir.(çn j

Vin tekrar M arslı’a göz. attı. Y iiz ifadesi katıydı, gözleri sanki dem irden yapıl-
mıi gibi sertti. V in neden insanların bu lakabı kullanm ayı bıraktığını anlayabili­
yordu; bir Ç elik Sorgu cu n u n adım bile anm ak onun titrem esine neden oluyordu.

“Sağ ol."
Yorlatek gülüm sedi. O sam im i bir oğlandı. G arip , ciddi, gergin ama samimi.
Kelsier en sonunda içeri girerk en o da tabu resin e geri döndü.
“Pekâlâ, m illet," d ed i. "E lim iz d e ne v a r?”
“Kötü haberlerin dışın da m ı? ” d iy e sord u Breeze.
“Duyalım b akalım .”
“On iki hafta oldu ve biz iki binin altında adam top layabildik,” dedi Ham. “ İs­
yancıların hâlihazırda sahip olduğu ad am sayısıyla bile, hedefi tutturam ayacağız.”
“Dox, daha fazla toplantı d ü zen leyebilir m iyiz?” diye sordu Kelsier.
“Büyük ihtim alle,” dedi D ockson d efterlerle kaplanm ış bir masanın yanındaki
koltuğundan.
“Bu riske girm ek isted iğin e em in m isin K elsie r?” diye sordu Yeden. Son birkaç
hafta içinde mizacı iy ileşm işti, ö z ellik le d e K elsier'in topladığı acem i askerler bö­
lük bölük gelm eye b aşlad ıktan sonra. R een 'in d e her zaman söylem iş olduğu gibi,
sonuçlar hızla arkadaş kazan d ırıyo rd u .
“Zaten tehlike için d eyiz,” d iye devam etti Yeden. “ Söylentiler yeraltının her
yerine yayılıyor. Eğer daha fazla çalkan tı yaratırsak, N ezaret büyük bir şeylerin
dönmekte olduğunu fa rk e d e c e k .”
"O büyük ihtim alle haklı K e li,” d ed i D ockson . “ Dahası, dinlem eye gönüllü
olan skaalann sayısı belli. L u th a d el b ü yü k am a buradaki hareketliliğim iz sınırlı.”
“Pekâlâ,” dedi K elsier. “ O zam an bölgedeki diğer şehirler üstünde de çalışma­
ya başlayacağız. B reeze, sen ç e te n i iki etk ili grup hâlinde bölebilir misin?”
“Sanırım evet," dedi B reeze tered d ü tlü bir şekilde.
“Birtakımı L u thad el’de ve öbürünü de etraftaki şehirlerde çalıştırabiliriz. Eğer
aynı anda olm ayacak şek ild e organize ettiğim izi varsayarsak, büyük ihtimalle ben
hepsine yetişeb ilirim .”
“O kadar fazla toplantı bizi daha da fazla açığa çıkarır,” dedi Yeden.
“Ve bu da, bu arada, başka bir sorunu akla g etiriyo r,” dedi Ham. “ Nezaret
saflarına sızma konusunda ç alışıyo r olm am ız gerekm iyor m uydu?”
“Ee?" diye sordu K elsier, M a rsh ’a dönerek.
Marsh başını olum suzca salladı. "N e z a re t su geçirm iyor, benim daha fazla za-
mana ihtiyacım v a r.”
Bu olm ayacak," d iy e h o m u rd an d ı C lu b s. “ İsyancılar bunu zaten denedi.
Yeden başını sallayarak on aylad ı. “ Biz N e z a re t’in m erkezi gruplarına casus sök­
e y i birçok defa denedik. Bu m üm kün d eğil.”
Oda sessizleşti.
Benim bir fikrim v a r ,” d ed i V in sessizce.
Kelsier bir kaşını kaldırdı.
“Camon," dedi V in . “ O sen beni ç e te y e almadan önce bir iş üzerinde çalışıyordu.

Hatta obligatörlerin hizi fark etmelerine neden olan iş de oydu. Ü planın ozühj^
kir hırsız tanıtından organize- edilmişti, Theron adlı lıir çetebaşı. ü Nezaret (X|,.n^
lerini Luthadel'e taşıyacak olan salıtc bir kanal konvoyu ayarlamaya çalışıyordu."

“Ee?" diye sordu Breeze.
"O aynı kanal tekneleri Luthadel’e eğitim lerinin son kısmı için yeni Nezar(1
çırakları da getirecekti. Theron’un yol üzerinde bir bağlantısı var, rüşvete açıkolan
düşük seviyeli bir obligatör. Belki onu gruba kendi yerel meclisinden bir 'ç iç ­
eklemesi için ikna edebiliriz."
Kelsier düşünceli bir şekilde başıyla onayladı. “ Bir kontrol etmekte fayda var.'
Dockson dolmakalemiyle bir kâğıt parçasının üstüne bir şeyler karaladı. “Ben
Theron’la temas kuracak ve adamının hâlâ kullanılabilir olup olmadığını öğrene­
ceğim."
“Kaynaklarımız ne durumda?" diye sordu Kelsier.
Dockson omuz silkti. “ Ham bize iki tane eski asker eğitici buldu. Ama silah­
lar... şey... Renoux ile çeşitli temaslar kuruyor ve anlaşm alar yapıyoruz ama pek
hızlı hareket etmemiz mümkün değil. N eyse ki, silahlar geldikleri zaman toptan
gelecekler."
Kelsier başıyla onayladı. "O zaman her şey tam am , değil mi?”
Breeze boğazını temizledi. “Ben... sokaklarda bir sürü söylenti duyuyorum Kel­
sier,” dedi. “ İnsanlar senin bu On Birinci M etal’in hakkında konuşuyor.”
“ İyi,” dedi Kelsier.
“ Lord Hükümdar’ın duyacağından endişe etm iyor musun? Eğer senin ne yapa­
cağın hakkında önceden haber alırsa, ona... karşı koym ak çok daha zor olacaktır.
"Ö ldü rm ek" dem edi, diye düşündü V in. O n la r K e ls ie r ’iti b u n u yapabileceğine
inanmıyor.
Kelsier ise sadece gülümsedi. "Lord H üküm dar hakkında endişe etmeyin,ben
işleri kontrol altında tutuyorum. Hatta önüm üzdeki birkaç gün içinde onu bizzat
bir ziyaret etmeye niyetim var."
“Ziyaret etmek mi?" diye sordu Yeden rahatsız bir şekilde. "Sen Lord
Hükümdar’ı ziyaret mi edeceksin? Sen kafayı m ı?..” Y ed en ’in sesi solarak kesildi,
sonra da odadaki diğerlerine bir göz attı. “Doğru. U nutm uşum .”
“İşi kapmaya başladı," diye belirtti Dockson.
Koridordan ağır ayak sesleri duyuldu ve bir an sonra da H am ’in muhafızların­
dan birisi içeri girdi. Ham 'in koltuğuna doğru gitti ve kısaca bir şeyler fısıldadı.
H am ’in yüzü asıldı.
“Ne?” diye sordu Kelsier.
“ Bir olay,” dedi Ham.
“Olay mı?” diye sordu Dockson. "N e çeşit bir olay?”
"Birkaç hafta önce buluştuğumuz o sığınağı hatırlıyor musunuz?" dedi Han
"K ell’in planını ilk anlattığı sığınak?"
C amon'un sığmağı, diye düşündü V in endişelenerek.
“ Ee, görünüşe göre Nezaret orayı bulm uş," dedi Ham.

Görünüşe göre R a s h e k , Terris kü ltü rü n d e b ü yüm ekle olan bir hizbi temsil edi­
yor. B ü y ü k bir sa y ıd a genç olağandışı güçlerinin sadece tarlalarda çalışm ak
çiftçilik ve taş işçiliğinden d a h a fa zla sı için kullanılm ası gerekliğini düşünüyor.
B u n la r g ü rü ltü c ü , h a tta k a b a d a y ıla r ; b e n im ta n ım ış olduğum sessiz Ve anlayışlı
Terrisli filo zo fla r ve k u tsa l ada m la rd a n çok farklılar.

O n la rın d ik k a tli b ir şe k ild e izle n m e s i gerek; Terrislilerin. E ğer fırsa t Ve sebep
bulurlarsa çok tehlikeli olabilirler.

11

K E L S İ E R K A P I A Ğ Z I N D A V in ’in görüşünü engelleyecek şekilde dur­
du. Vin ise öne eğilerek onun ötesindeki sığınağa göz atmaya çalıştı ama önünde
çok fazla kişi vardı. S ad ece kırılm ış ve üst m enteşesi yerinden sökülmüş olan ka­
pının yamuk bir açıyla asılı durduğunu seçebiliyordu.

Kelsier uzun bir süre orada durdu. En sonunda dönerek Dockson'ın arkasın­
daki V in'e doğru baktı. “ H am haklı V in ," dedi. “ Bunu görmek istemeyebilirsin.”

Vin ise olduğu y e rd e kalarak azim li bir şekilde ona baktı. En sonunda Kelsier
içini çekerek odanın içine girdi. D ockson da arkasından takip etti ve Vin nihayet
onların engellem ekte olduğu sahneyi gördü.

Cesetler zem ine saçılm ıştı, D o c k so n ’ın elindeki fenerin ışığında çarpılmış
uzuvları gölgeli ve rahatsız ed iciyd i. D aha çürüm eye başlamamışlardı, saldırı daha
o sabah gerçekleşm işti am a yin e de odanın üstünde bir ölüm kokusu vardı. Yavaş
yavaş kuruyan kanın kokusu , acının ve korkunun kokusu.

Vin kapının ağzında kaldı. D aha önce de ölüm görmüştü, sokaklarda sık sık
gördüğü bir şeydi. A ra sokaklarda bıçaklam alar. Sığınaklarda dayaklar. Açlıktan
ölen çocuklar. Bir k ere sin d e sinirli bir lordun elinin tersiyle vurarak yaşlı bir ka­
dının boynunu kırdığını da görm üştü. C e se t en sonunda bir skaa ceset ekibi onu
almaya gelene kadar üç gün sokakta yatm ıştı.

Ancak o olayların hiç birisin de C a m o n ’un sığınağında görmekte olduğu katliam

havası yoktu. Hu a d am lar ş a d c ı o ö l d ü r ü l m e m i ş , p a r ç a la n m ış la r d ı. Govde),.^
ayrılmış vatan kollar vardı. Kırık masa ve s a n d a ly e ler gö ğü slere saplaranıştı.
ııin yapışkan, koyu kanla kap lan m am ış olan sadet e birkaç noktası vardı.

Kelsier ona bir göz attı, belli ki bir çeşit tepk i b ek liyo rd u . Vin ise dikı]rrı|l
ölüme bakıyordu ve kendisini ise... u yu şm u ş h issed iyo rd u . Tepkisi ne o l^
lıydı? Bunlar ona kötü davranm ış, onu d övm ü ş, onun payına el koymuş ols-,
adamlardı. Am a öte yandan bunlar ona barınak sağlam ış, onu aralarına kabul
etmiş ve başkalarının onu kolayca p ezeven k lere v e re c e ğ i yerd e V in ’i beslemu
olan adamlardı.

Reen olsa büyük ihtimalle onu bu görüntü karşısında hissettiği hain üzüntüyü-
zünden azarlardı. Elbette, Vin bir çocukken bir şehirden başka birine gitmek i^
ayrıldıkları sırada, ne kadar zalim ya da um ursam az olsalar bile, tanımaya başlamış
olduğu kişilerden ayrılmayı istemediği için ağladığı zam anlarda Reen ona hepim-
mıştı. Görünüşe göre Vin daha tam olarak bu zayıflığının üstesinden gelememişti.
Adımını atarak odanın içine girdi; bu adam lar için gözyaşı dökecek değildi ama
yine de sonlarının böyle olmamış olmasını isterdi.

Dahası vahşetin kendisi de rahatsız ediciydi. V in diğerlerinin önünde yüzünü
ifadesiz tutabilmek için kendisini zorladı am a arada bir irkilerek parçalanmış ce­
setlerden başka yere baktığını fark ediyordu. S ald ırıyı yapm ış olanlar her kimse
oldukça... eksiksiz bir iş çıkarmıştı.

Bu aşırı görünüyor, Nezaret için bile, diye düşündü. N e tür bir insan böyle bir
şeyi yapar?

“Sorgucu,” dedi Dockson sessizce bir cesedin yanında diz çökmüş olarak.
Kelsier başını sallayarak onayladı. V in ’in arkasından Sazed de odaya girdi; cüb­
belerine kan bulaştırmamak için dikkat ediyordu . V in , özellikle korkunç dunun­
daki bir cesetten yüz çevirip dikkatini Terrisliye yön elterek onun hareketlerini
takip etm eye verdi. Kelsier bir Sissoyluydu ve D o c k so n ’ın da becerikli bir dövüşçü
olduğunu duymuştu. Ham ve adamları ise bölgeyi gü ven ce altına almaktaydı. An­
cak diğerleri; Breeze, Yeden ve Clubs geride kalm ışlardı. Bölge fazla tehlikeliydi
Kelsier, Vin bile gelmek istediği zaman direnm işti.
Ama görünüşe göre Sazed'ı hiç teredd ü t etm ed en getiriyordu. Her ne kadar
üstü kapalı olsa da, bu hareketi V in ’in vekilharca yen i bir m erakla bakmasına**
hep olmuştu. Neden burası Siskanlar için çok teh likeli oluyordu da, T ern sli bu
vekilharç için yeteri kadar güvenliydi? Sazed bir savaşçı m ıydı? O s a v a ş m a y ı na-
öğrenmiş olabilirdi? Terrislilerin doğum dan itib aren ço k d ikkatli e ğ i t i c i l e r tarah"
dan yetiştiriliyor olması gerekiyordu.
Sazed'ın rahat adımları ve sakin yüzü V i n ’ e ç o k az ipucu v e r i y o r d u . A'U-
Sazed katliam yüzünden şok olmuş gibi görünm üyordu.
İlginç, diye düşündü Vin parçalanm ış m obilyaların arasından geçip kan b,r1^
tilerinin uzağından dolanarak K elsier’in yanm a gid erken . K elsier bir çih ^
yanında eğilmişti. Vin büyük bir şaşkınlıkla bir tanesinin U le f olduğunu ^
Oğlanın yüzü acıyla çarpılm ıştı, göğsünün ön tarafı kırık kem ikler ve yırtıl«11'5

ten o lu şa n h ir y ığ ın d ı; s a n k i b il ile r i göğüs ka fe sin i e lle riyle zorlayarak açm ıştı. V ın
titre ye re k b a şın ı ç e v ird i.

B u iy i d e ğ il, d e d i K e ls ie r se ssiz c e . Ç e lik S o rg u cu lar genelde sıradan hırsız
ç e t e le riy le u ğ r a ş m a y a z a h m e t e t m e z le r . Ç o ğ u zam an sadece obligatörler askerle­
riy le g e lir v e h e r k e s i e s ir a lır , so n ra da o n la rı b ir id am gününde iy i bir gösteri sun­
m a k ü z e r e k u lla n ır la r . B ir S o r g u c u s a d e c e e ğ e r çete özel olarak onun ilgi alanına
giriyo rsa iş in iç in e g ir e r .”

" S e n c e ...” d e d i V in . “S e n b u n u n ö n c e k iy le ayn ı Sorgucu olduğunu m u düşü­
n ü y o rsu n ?”

K e ls ie r b a ş ım s a lla y a r a k o n a y la d ı. “S o n İm p a ra to rlu k ’un tam am ında an­
cak y ir m i ta n e fa la n Ç e l ik S o r g u c u v a r d ır ve o n ların ya rısı da herhangi bir anda
L u t h a d e l'in d ış ın d a d ır . S e n in b ir ta n e s in in ilg is in i çe k m e n , kaçm an ve sonra da
eski sığ ın a ğ ın ın s a ld ır ıy a u ğ ra m a s ı fa z la sıy la b ü yü k b ir tesadüf olurdu."

V i n s e s s iz c e d i k i l d i v e k e n d is in i b a ş ın ı e ğ ip U le f ’in ce se d in e bakm aya ve üzün­
tü sü y le y ü z le ş m e y e z o r la d ı. S o n u n d a o da V in e ihan et etm işti ama bir süre için
neredeyse b ir a rka d aş da o lm u ştu .

“O z a m a n , S o r g u c u h â lâ b e n im iz im i m i s ü rü y o r?” d e d i sessizce.
K e lsie r b a şın ı sa lla y a ra k o n a y la d ı ve ka lk tı.
“O z a m a n b u b e n i m h a t a m , ” d e d i V i n . “U l e f v e ö b ü r le r i...”
“B u C a m o n ’u n h a t a s ı y d ı , ” d e d i K e ls ie r s e rt b ir ş e k ild e . “B ir obligatöre kazık
a tm a y a ç a lış a n o y d u . ” D u r a k l a d ı , s o n r a d a V i n ’e b ir göz a ttı. “S e n iy i o lacak m ısın ?"
V i n g ü ç lü k a lm a y a ç a lış a r a k b a k ış la r ın ı U l e f ’in p a rç a la n m ış cesedinden k a ld ır­
dı. O m u z s ilk t i. “H iç b ir is i b e n im a rk a d a şım d e ğ ild i."
“Bu b ira z k a lp siz c e V in . ”
“B iliy o r u m ,” d e d i s e s s iz c e b a ş ıy la o n aylayarak.
K e ls ie r b ir a n iç in o n a b a k t ı, s o n ra d a D o c k s o n 'la k o n u şm ak için odayı geçti.
V in te k ra r U le f ’in y a r a la r ın a b a k tı. T e k b ir in san ın değil de, ç ıld ırm ış bir hay­
vanın işi g ib i g ö rü n ü y o r d u .

Sorgucunun ya rd ım cıla n da olmalı, d e d i V in k e n d i k e n d isin e . Bunların hepsini
bir kişinin, bir Sorgucu bile olsa, yapmış olması mümkün değil. K a ç ış k a p ısın ın ya­

k ın ın d a b ir c e s e t y ığ ın ı v a r d ı a m a h ız lı b ir sa y ım la V in çeten in tam am ının değilse
b ile b ü y ü k b ir k ıs m ın ın b u ra d a o ld u ğ u n u g ö rd ü . Te k b ir adam hepsine birden bu
kadar h ız lı b ir ş e k ild e y e t iş m iş o la m a z d ı... değil m i?

Sorgucular hakkında bilmediğimiz çok fazla şey var, d e m iş ti K e lsie r ona. O n -
ta r tam olarak normal kurallara uyuyormuş gibi değiller.

V in te k ra r titre d i.
M e rd iv e n le rd e n a y a k s e s le ri g e ld i ve V in d e gerginleşerek çöktü ve kaçmaya

h azırlan d ı.
H a m ’in t a n ıd ık ş e k li m e r d iv e n b o şlu ğ u n d a b e lird i. Bölge g iise n li, dedi ikinci

b ir fe n e ri y u k a n k a ld ır a r a k . “O b lig a t ö r le r d e n ya da G a rn iz o n d a n h içb ir iz yo k .”
“O n l a r ı n t a r z , b ö y le , " d e d i K e ls ie r . " O n l a r k a t lia m ın k e ş fe d ilm e s in i istiy o rla r,

ö lü leri b ir işa re t o la ra k b ır a k t ıla r .”

Oda uzak sol kenarında ayakta d u rm akla olan S a z e d ’den gelen

mırıldanma dışında sessizleşti. Vin sesinin ritm ik tem po su n u tlinleyercrk onadr*^

ru gitti. En sonunda Sazed konuşm ayı bıraktı, sonra da başını eğerek gozl(.rv

kapattı. "O neydi?” diye sordu V in, Sazed başını tekrar kaldırırken.

"Bir dua,” dedi Sazed. "C azziler’in bir ölüm ilahisi. Ö lülerin ruhlarını UVi

dırması ve ruhlar dağına geri dönebilm eleri için vücu tların dan kurtulmaya te$yç
etmesi amaçlanmıştır.” Sazed ona bir göz attı. “ E ğer isterseniz dinlerini size ¿f.

öğretebilirim Hanımım. Cazziler ilginç bir halktı, ölü m onlar için çok tanıdıktı'

Vin başını salladı. “ Şim di değil. Sen onların duasını ettin; o zaman bu senin,

inandığın din mi?”

“Ben hepsine inanıyorum.”
Vin kaşlarını çattı. “ Hiçbirisi birbiriyle çelişm iyor m u ?”

Sazed gülümsedi. “Ah, sık sık ve çoğunlukla çelişiyo rlar. Am a ben hepsinin

içindeki gerçeklere saygı duyuyorum ve her bir tan esin in hatırlanmasının gerekli­

liğine inanıyorum.”

“O zaman, hangi dinin duasını kullanacağına nasıl karar verdin ?” diye sordu Vin.

“ Bu bana... uygun göründü,” dedi Sazed sessizce gölgeli ölüm sahnesine baka­

rak.

"Keli," diye seslendi Dockson odanın arka tarafın d an . “ G e l şuna bak.”

Kelsier ona katılmak için ilerledi ve V in d e onunla gitti. Dockson eskiden

V in ’in çetesinin yatakhanesi olan koridora benzer uzun odanın yanında duruyor­

du. Vin ortak odadakine benzer bir sahne bu lm ayı b e k le yere k başını içeri soktu.

Bunun yerine ise sadece bir sandalyeye bağlanm ış olan tek bir ceset gördü. Vin

zayıf ışıkta gözlerinin oyulmuş olduğunu zar zor seçebiliyordu.

Kelsier bir an için sessizce dikildi. “ Bu benim çeteb aşı yaptığım adam ”

“Milev," dedi Vin başıyla onaylayarak. “N e olm uş ona?”
“O yavaş yavaş öldürülm üş," dedi K elsier. “ Z e m in d e k i kanın miktanna, kol ve
bacaklarının nasıl çarpılmış olduğuna bak. O nun çığlık atm ak ve çırpınmak içın

zamanı olmuş."

“İşkence,” diye onayladı Dockson başını sallayarak.
Vin bir ürperti duydu. Kelsier’e bir göz attı.

“Üssümüzün yerini değiştirelim m i?” diye sordu Ham .
Kelsier yavaşça başını salladı. “ C lubs bu sığınağa geldiği zaman, toplantıya
ve çıkışı sırasında kılık değiştirm iş ve topallam asını gizlem iştir. Sadece sokak13

sağa sola sorarak kimsenin onu bulam ayacağından em in olm ak bir Dumancı o

onun işi. Bu çetedeki hiç kimsenin bizi ele verm iş olm ası m üm kün değil, hâlâ i11

vende olmamız gerek.” (

Kimse aşikâr olanı dile getirm em işti. Sorgu cu nu n bu sığm ağı da bula»

olması gerekirdi. ^

Kelsier ana odaya geri döndü ve D ockson ’ı bir kenara çekerek alçak ^ r.'

onunla konuşmaya başladı. V in de ne söylediklerini d u ym aya çalışarak hahl

yaklaştı ama Sazed omzuna elini koyarak onu engelledi.

"Vin H anım ,’ dedi onaylam ayan bir şekilde. “ Eğer Üstat Kelsier söylediği şey­
leri bizim de duym am ızı isteseydi daha yüksek bir sesle konuşmaz mıydı?"

Vin, Terrisliye kızgın bir bakış attı. Sonra da içine uzandı ve kalay yaktı.
Ani kan kokusu onun neredeyse tökezlem esine neden oluyordu. Sazed'ın nefes
alışını duyabiliyordu. O d a artık karanlık değildi, hatta iki fenerin parlak ışıkları
onun gözlerini sulandırıyordu. O rtam ın boğucu ve havalandırılmamış olduğunun
farkına vardı.
Ve oldukça belirgin bir şekilde, D ockson ’ın sesini duyabiliyordu.
"... kontrol etm ek için de birkaç kere gittim , senin istediğin gibi. Onu Dörtku-
yu Kavşağı’mn üç sokak batısında bulacaksın.”
Kelsier başını sallayarak onayladı. “ H a m ,” dedi yüksek bir sesle V in ’in sıçra­
masına neden olarak.
Sazed başını eğerek ona kınayan gözlerle baktı.
Allom ansi h a k k ın d a d a b ir şeyler biliyor, diye düşündü Vin adamın yüz ifade­
sini okuyarak. N e y a p tığ ım ı tahm in etti.
“Evet, K eli?” dedi H am kafasını arka odadan dışarı uzatarak.
"Herkesi dükkâna geri götür," dedi Kelsier. “Ve dikkatli ol.”
"Elbette,” diye karşılık verdi Ham.
Vin, K elsier’e dik d ik baktı, sonra da gücenm iş bir şekilde Sazed ve Dockson’la
birlikte sığınaktan çıkarılarak uzaklaştırıldı.

At arabasını ben a lm a lıyd ım , diye düşündü Kelsier yavaş yürüyüşü yüzünden
mutsuz bir şekilde. D iğ e r le ri C a m o n 'u n sığınağından yürüyerek geri dönebilirdi.

Çelik yakm ayı ve h ed efin e doğru zıplam aya başlamayı arzu ediyordu. Ne yazık
ki, günün ışığı altında şehrin içinde uçuşurken dikkat çekmem ek çok zordu.

Kelsier şapkasını d ü zeltti ve yürü m eye devam etti. Yaya bir asil dikkat çekici
bir görüntü değildi, özellikle d e daha şanslı skaalar ile daha şanssız asillerin so­
kaklarda birbirlerine karıştığı bir y er olan T icaret M ahallesi’nde; gerçi iki grup da
birbirlerini görm ezden gelm ek için ellerinden geleni yapıyordu.

Sabır. H ız ın b ir önem i yo k . E ğ e r ondan haberleri varsa şim diye k a d ar çoktun
ölmüştür.

Kelsier büyük bir kavşak m eydanına girdi. Meydanın köşelerinde duran dört
tane kuyu vardı ve m erkezin d e de yeşil yüzeyi pislikten kabuk bağlamış ve külle
kararmış olan devasa bir bakır fıskiye yer alıyordu. Heykel zırh ve pelerin içinde
dramatik bir şekild e ayakta durm akta olan Lord H üküm dar’ı betimliyordu, ayak­
larının altındaki suda ise ölü yatan Z if ir ’in şekilsiz bir temsili vardı.

Kelsier suları yakın zam andaki bir kül yağmuru yüzünden beneklenmiş olan
fıskiyenin yanından geçti. Skaa dilenciler sokakların kenarlarından seslenmeye
başladı; acınası sesleri, du vulabilirlik ile sinir bozuculuk arasındaki ince bir çizgi­
deydi. Lord H ü kü m d ar onların varlığına zar zor katlanıyordu; sadece aşırı sakat-
hkları olan skaaların d ilen m esin e izin veriliyordu. Ancak onların zavallı hayatları
Plantasyon skaalarının bile im ren eceği bir şey değildi.

Kelsier onlara birkaç küp fırlattı; bunu yapm anın göze batmasına nrdcrıol*..
umurunda değildi ve yürüm eye devam etti. Ü ç sokak sonra çok daha künU^
kavşağa ulaştı. Bunun da çevresi dilencilerle doluydu ancak bu meydanın ne ^
tasında şırıldayan bir fıskiye ne de köşelerinde trafiği çekm ek için kuyulan vardı

Buradaki dilenciler bile daha zavallıydı; bunlar önem li bir meydandaki birnok
tavı kendilerine tutabilmek için dövüşem eyecek kadar sefil bir hâlde olan garibar
kişilerdi. Aç kalmış çocuklar ve yaşla solm uş yetişkin ler endişeli seslerle dileniyor
du; iki ya da daha fazla uzuvlarını kaybetm iş olan adam lar köşelere toplanmışla^,
külle kaplanmış bedenleri neredeyse gölgelerin içinde görünmüyordu.

Kelsier refleks olarak sikke kesesine uzandı. Sen işine bak, dedi kendi ken­
disine. O nların hepsini kurtaram azsın, p a ra y la olm az. A r t ık Son İmparatorluk
olmadığı zaman bunun için de zaman olacak.

Dilencilerin onun kendilerini izlem ekte olduğunu fark ettikleri zaman dahada
yükselen acınası seslerini duymazdan gelen K elsier, h er yüzü birer birer inceledi.
Cam on’u sadece kısa bir süre için görm üştü am a adam ı tanıyacağını düşünüyordu.
Ama yüzlerin hiçbiri tanıdık gelm iyordu ve dilencilerin hiçbirisi haftalar boyunca
aç kalmış olsa da hâlâ belirgin olması gereken C a m o n ’un göbeğine sahip değildi.

Burada değil, diye düşündü K elsier hoşnutsuzlukla. K elsier’in yeni çetebaşı
M ilev’e vermiş olduğu C am on ’un bir dilenci yapılm ası em ri yerine getirilmişti.
Dockson emin olmak için C am on ’u kontrol etm işti.

Cam on’un meydanda olmaması sadece daha iyi bir y e r kazanmış olduğu anla­
mına geliyor olabilirdi. Ayrıca N ezaret’in onu bu lm u ş olduğu anlamına da geliyor
olabilirdi. Kelsier bir an için sessizce durarak dilen cilerin zavallı inlemelerini din­
ledi. Birkaç kül taneciği gökten aşağı süzülm eye başladı.

Bir şeyler tersti. Kavşağın kuzey köşesinin yakınında hiç dilenci yoktu. Kelsier
kalay yaktı ve havadaki kanın kokusunu aldı.

Ayakkabılarını tekm eleyerek çıkardı ve kem erini çek ip attı. Sonra kaliteli pele­
rinini kaldırım taşlarının üstüne bırakarak pelerin tokasını da üstüne bıraktı. Bunu
da yaptığı zaman üzerinde sadece sikke kesesinin için deki m etaller kalmıştı. Eline
birkaç sikke boşalttı, sonra da attığı giysileri d ilen cilere bırakarak dikkatlice iler­
ledi.

Ölüm kokusu daha da güçlendi ama arkasındaki dilencilerin patırtısı dişini
herhangi bir şey duym uyordu. Kuzey sokağı boyu nca h a fifçe ilerlediğinde hen't’n
sol tarafında dar bir ara sokağı fark etti. N e fe s alarak lehim harladı ve eğile^
köşeyi döndü.

Dar ve karanlık ara sokak çöp ve külle tıkan m ıştı. O nu bekleyen kimse yokN
Ya da en azından canlı biri yoktu.

Dilenciye dönüşmüş çetebaşı C am on, çok yukarılarda bir yere bağlanmış
bir ipin ucunda sessizce asılı duruyordu. H a fifç e etrafın dan kül tanecikleri d'Ü
mekte, cesedi esintiyle yavaş yavaş dön m ekteydi. Klasik yöntem lerle asılma011»
ip bir kancaya bağlanmış, sonra da ağzından içeri sokulm uştu. Kancanın
çenesinin altındaki deriyi yararak dışarı çıkm ıştı ve kafası da geriye yarinin^1

rak, >P ağzından yukarı çıkacak şekilde sallanıyordu. Elleri bağlanmıştı, hâlâ tom­
bul olan gövdesinde işkence izleri görünüyordu.

Hu iyi değil.
Arkasındaki kaldırım taşlarının üstünde bir ayak sürtüldü ve Kelsier hızla dö­
nerek çelik harladı ve bir avuç dolusu sikkeyi savurarak gönderdi.
Küçük bir siluet, bir kız sesiyle ciyaklayarak kendini yere attı ve o da çelik
yakarken sikkeler saptırıldı.
“ Vin?" dedi K elsier. K ü fred erek uzandı ve onu kaparak ara sokağın içine çekti.
Köşeden dışarı bir göz attı ve dilencilerin kaldırım taşlarına düşen sikkelerin sesini
duyarak kulaklarını diktiklerin i gördü.
“Ne yapıyorsun sen burada?" diye hesap sordu geri dönerek. Vin önceden de
giymekte olduğu aynı kahverengi tulum ve gri gömleği giyiyordu, gerçi en azından
kapüşonu çekilm iş olan sıradan bir pelerin takacak kadar sağduyulu davranmıştı.
“Senin ne yaptığını görm ek istedim ," dedi onun öfkesi karşısında hafifçe sine­
rek.
“Bu tehlikeli olabilirdi!” dedi Kelsier. “N e düşünüyordun?"
Vin daha da fazla büzüldü.
Kelsier sakinleşm eye çalıştı. O n u m eraklı olduğu için suçlayamazsın, diye dü­
şündü birkaç cesur dilenci sikkelerin peşinden sokağa doğru gelmeye başlarken.
0 sadece...
Kelsier donakaldı. O kadar hafifti ki, neredeyse fark etm eyecekti. Vin onun
duygularım Teskin ed iyord u .
Vin e bir göz attı. K ız duvarın köşesine sırtını dayamış, belli ki kendini görün­
mez yapmaya çalışıyordu. N e kadar da çekingen görünüyordu. Ancak Kelsier onun
gözlerinde gizli bir kararlılığın pırıltısını yakaladı. Bu çocuk kendisini zararsız gibi
göstermeyi bir sanat hâline getirm işti.
N e ka d ar incelikli, diye düşündü Kelsier. N a s ıl bu kadar hızla böyle becerikli
hâle geldi?
“Allomansi kullanm an gerekli değil V in ,” dedi Kelsier yumuşakça. “ Ben seni
incitmeyeceğim. Bunu biliyorsun .”
Vin’in yüzü kızardı. “ İsteye rek olm adı... bu sadece alışkanlık. Şimdi bile.”
“Önemli d eğ il,” dedi K elsier bir elini onun omzuna koyarak. “Ama unutma,
Breeze ne derse desin, arkadaşlarının duygularına dokunmak hoş değil. Ü ste­
lik, asiller resm i d u ru m lard a A llo m an si kullanım ını bir hakaret olarak kabul
ederler. Bu refle k sle rin , eğer onları kontrol etm eyi öğrenemezsen başını belaya
sokacak.”
Vin başım sallayarak onayladı ve C a n ıo n ’u incelem ek için doğruldu. Kelsier
°nıın tiksintiyle başını çevirm esin i bekliyordu ama o sadece yüzünde acımasız bir

tatmin ifadesiyle sessizce durdu.
H ayır, seni neye in a n d ırm a y a çalışırsa çalışsın, o za yıf jilan değil, diye dü­

kündü Kelsier.
"Ona burada mı işkence yaptılar?” dive sordu. "Ortalık yerde?

K e ls ie r çığlıkların yankılanarak rahatsız d ile n c ile re cloğrıı çınlayışını hayal ^
rek başıyla onayladı. N ez a re t cezalarında ep ey görünür olm ayı severdi.

“ N ed en kanca?" diye sordu V in .
“ B u en m e n fu r günahkârlar, yani A llo m a n s i’yi kö tü ye kullanan in sanlar iyn
uygulanan törensel bir idam .”
V i n kaşlarını çattı. “ C a m o n da m ı A llo m a n s c r’d i? ”
K e ls ie r başını olum suzca salladı. “ İşke n ce si sırasında korkunç bir şeyleri itiraf
e tm iş o lm a lı." K e lsier, V i n ’e b ir göz attı. “ O senin ne olduğunu biliyor olmalıydı
V in . Seni bile bile kullanıyordu.”
V i n ’in h afifçe rengi soldu. “ O zam an... nezaret b enim Sissoylu olduğumu bi­
liyor m u?"
“ B e lk i. B u C a m o n 'u n b ilip b ilm ed iğ in e bağlı. O senin sadece bir Siskan oldu­
ğunu sanmış olabilir.”
V in b ir an için sessizce durdu. “ O zam an bu b en im işteki rolüm konusunda ne
anlam a geliyor?”
“ P la n la m ış olduğum uz şekild e d evam ed eceğ iz,” dedi Kelsier. “ Seni Kanton
b inasında sadece b ir iki obligatör gördü ve b ir skaa h izm etçi ile iyi giyimli birley-
d in in aynı kişi olduğu bağlantısını kurabilecek çok az adam vardır.”
“ Peki ya Sorgucu?” diye sordu V in hafifçe.
K e ls ie r ’in buna b ir cevabı yok tu . “ G e l h a d i,” d ed i en sonunda. “ Şim didençok
fazla dikkat ç e k tik .”

.¿.kUr,,, v ,ah la n a rak .a h a ,m / d ile m d o ,,. d o ğ r u M n|avii?lm .

am iıdı Nrr.atot ı «‘/.»kınınla e p e y g ö r ü n ü r o lm a y ı severdi,
ksıu s ' dıve sonlu V in.

„»rnlur günahkârla,. yan. A llo m a n s i’ vi k o n ,y o kullanan insani,

an um I bir alan ı." f b!t>

omı sattı "( aınoıı da m ı A l l o n u n s e r 'd i '1’’

wşını olumsuzca salladı. " İş k e n c e s i ş u a s ın d a k o rk u n ç bir şeyleri itjjf

, ' Kı'lsıoı, V in ’o bir göz a ttı. “ O se n in no o k lu ğ u n u biliyor 0lmalw

1c lıılo kullanıyordu." '

af.lse rengi soldu. “ O /am an . , n e z a re t b e n im S isso y lu olduğumubj.

kıCamon’un bilip b ilm ed iğ in e b a ğ lı. O s e n in s a d e c e bir Siskanoldu
i olabilir."

n iyin sessizce durdu. "O / a m a n b u b e n im iş te k i ro lü m konusundan«
>or?”
ıi) olduğumuz şekilde d e v a m e d e c e ğ i z ,” d e d i K e ls ie r . "Seni Kanton
doce bir iki obligator gö rd ü v e b ir s k a a h iz m e t ç i ile iyi giyimli bir lev-
işi olduğu bağlantısını k u ra b ile c e k ç o k a z a d a m v a r d ır .”
Sorgucu!’ ” diye sordu V in h a fifç e .
a buna bir cevabı yoktu . " G e l h a d i,” d e d i e n s o n u n d a . “ Şimdidençok
yektik."

Y a her devlet, G ü n e y ’d e k i a d a la rd a n K u z e y 'd e k i Terris tepelerine kadar, tek bir
hüküm etin altında birleşmiş olsaydı nasıl olurdu? Eğer insanoğlu çekişmelerini
kalıcı olarak bir kenara bıraksa Ve bir araya gelse ne harikalar başarılır, ne
ilerlemeler kaydedilirdi?

B u çok fa zla ; sa nıyorum ki u m u t etm ek için bile. T ek bir tane birleşik insan
imparatorluğu m u? B u asla gerçek olam az.

12

V I N ü z e r i n d e k i l e y d i giysisini çekiştirme dürtüsünü bastırdı.
Sazed’ın önerisiyle haftanın yarısı boyunca tuvalet giymeye zorlanmış olmasına
rağmen, Vin hantal elbiseyi rahatsız buluyordu. Göğsüne ve beline dar geliyor,
aşağısında ise birkaç kat fırfırlı kumaş yere dökülerek yürümesini zorlaştırıyordu.
Sürekli sanki ayağı takılıp düşecekm iş gibi hissediyordu ve tuvaletin hantallığına
rağmen, göğsünün etrafındaki darlık ve elbette ki alçak yakası yüzünden sanki bir
şekilde çıplakmış gibi hissediyordu. H er ne kadar sıradan, düğmeli gömlekler giy­
diği zamanlarda da derisinin aşağı yukarı bu kadarı açıkta kalıyor olsa bile, bu her
nedense farklı görünüyordu.

Yine de tuvaletin epey bir fark yarattığını itiraf etmesi gerekirdi. Karşısındaki
aynada duran kız garip, yabancı bir yaratıktı. Beyaz fırfırları ve dantelleri ile açık
mavi tuvalet, saçlarındaki safir tokalara uyuyordu. Sazed, Vin'in saçları en azından
omuz boyuna gelene kadar m utlu olmayacağını iddia etmişti ama yine de ona broşa
benzer tokalar satın almasını ve iki kulağının da hemen üstüne takmasını önermişti.

"Çoğu zaman aristokratlar eksikliklerini saklamazlar," diye açıklama yapmıştı.
“Bunun yerine onların altını çizerler. Dikkati kısa saçlarınızın üstüne çekin ve si­
zin demode olduğunuzu düşünm ek yerine, ortaya koymakta olduğunuz duruştan
etkilenebilirler.”

Ayrıca safir bir gerdanlık da takıyordu; asil standartlarına göre mütevazıydı
ama yine de iki yüz boxingden daha fazla ediyordu. Gerdanlığı vurgulamak için

ona eşlik eden tek bir yakut bilezik de vardı. ( iüriınü.se g ö re, şu anki m o d a ^
oluşturmak için tek bir farklı renk dam lası olm asın ı e m re tm e k te y d i.

Ve bunların hepsi de onundu, çetenin k ayn ak larıyla satın alınm ışlardı. Egern^
cevherleri ve üç bin boxingini alarak kaçacak olursa, o n larca yıl boyunca yaşay^
lirdi. Bu onun itiraf etm eyi istem ediği kadar c e z b e d ic iy d i. C a m o n ’un sessiz sığmak
tâki ölmüş adamlarının ve parçalanm ış c e setle rin g ö rü n tü le ri tekrar tekrar aklın,
gelip duruyordu. Büyük ihtim alle eğer kalırsa onu d a b e k le m e k te olan şey buydu

O zaman neden gitm iyordu?
Aynaya sırtını dönerek açık m avi ip ek ten b ir şal ta k tı; bu pelerinin asil leydi­
ler için olan türüydü. N eden gitm iyo rdu? B e lk i d e K e ls ie r ’e verm iş olduğu söz
vüzündendi. O V in ’e Allom ansi h ed iyesin i v e rm iş ti v e V i n ’e güveniyordu. Belki
de ötekilere karşı olan göreviydi. Ç e te le r sağ k a lm a k için h e r kişinin kendi işim
yapmasına gerek duyardı.
Reen’in eğitimi ona bu adam ların aptal o ld u k la rın ı sö y lü y o rd u ama Vin'i, Kel­
sier ve diğerlerinin önerm ekte olduğu olasılık c e z b e d iy o r, ayartıyo rd u . Sonuç ola­
rak, kalmasına sebep olan şey zenginlik ya da işin h e y e c a n ı d eğ ild i. N e olası nede
mantıklı olmakla birlikte ayartıcı olan seb e p , ü y e le rin in b irb irle rin e gerçekten de
güvendiği bir grubun şüpheli de olsa var olab ilm e ih tim a liy d i.
Vin kalmak zorundaydı. Bunun d evam m ı e d e c e ğ in i y o k sa R e e n ’in gittikçe ar­
tan fısıltılarının da söylediği gibi, hepsinin b ir y alan m ı ç ık a c a k olduğunu öğren­
mek zorundaydı.
Döndü ve odasını terk ed erek S a z e d ’ın b ir at a ra b a sıy la birlikte beklemekte
olduğu Renoux M alikânesi’nin ön tarafın a d o ğ ru y ü r ü d ü . K a lm a y a karar vermişti
ve bu da onun rolünü oynam ak zorunda old u ğ u an lam ın a g e liy o rd u .
V in’in bir leydi olarak ilk kez aristokrasinin k a rşısın a ç ık m a zam anı gelmişti.

Araba aniden sallandı ve V in de şaşkınlıkla sıçrad ı. A n c a k arab a norm al bir şekilde
ilerlemeye devam etti ve Sazed de sürü cü k o ltu ğ u n d a k i y e rin d e n kımıldamadı-

Yukandan bir ses geldi. V in m etallerin i h a rla y a ra k b ir silu e t arabanın üstün­
den aşağı düşüp, hemen onun kapısının ö n ü n d ek i u şa k b asam ağ ın a inerken gerildi
Kelsier pencereden içeri başını uzatarak gü lü m sedi.

Vin rahatlamış bir nefes vererek tek rar ark asın a y a sla n d ı. “ Bize seni de yoldun
almamızı söyleyebilirdin."

“G erek y o k ,” dedi K elsier arabanın kapısın ı a ç ıp iç e r iy e d alark en . Dışarısı?10
diden kararmıştı ve o da sispelerinini g iy iy o rd u . " S a z e d ’ı y o ld a giderken hır*11
uğrayacağım konusunda uyarm ıştım .”

“Ve bana da söylemedin?"
Kelsier ona göz kırparak kapıyı ç e k ip k a p a ttı. “ B e n im h esabım a göre,
hafta sen beni o ara sokakta şaşırttığın için sana b ir b o rc u m v a rd ı.”
“Ne kadar da olgunsun,” dedi Vin doğrudan.
"H içbir zaman toyluğum dan şüp he e tm e m işim d ir. P e k i, sen bu akşam >Ç~l0
zır mısın?”

Vin gerginliğini saklam aya çalışarak omu/, silkti. Aşağı bir göz attı. "N asıl... ee,
görünüyorum?”

"Fevkalâde,” dedi K elsier. “Tıpkı genç bir asil leydi gibi. Endişeli olma Vin,
kıyafet m ü k em m el.”

Her nedense bu V in ’e kendisinin duym ayı istediği cevap gibi gelm em işti. “ K el­
sier?"

“Evet?”
"Bir süredir sana bunu sorm aya niyetim vardı,” dedi pencereden dışarıya bir
göz atarak, gerçi görebildiği tek şey sisti. “ Senin bunun önem li olduğunu düşündü­
ğünü anlıyorum, asillerin arasında bir casus olm asının. A m a... şe v ... bunu gerçek­
ten de bu şekilde yap m ak zorunda m ıyız? Sokaktaki m uhbirler bize ev politikaları
hakkında bilm em iz gereken şeyleri söyleyem ez m i?”
"Belki,” dedi Kelsier. “A m a o adamlara m uhbir’ deniliyor olmasının bir sebebi
var Vin. Onlara sorduğun her soru senin gerçek hedeflerin hakkında bir ipucu ve­
rir, onlarla sadece görü şm ek b ile onlara başka birine satabilecekleri bir parça bilgi
sağlar. Onlara ne kadar az bel bağlarsak, o kadar iy i.”
Vin içini çekti.
“Seni tehlikenin içine pervasızca gönderm iyorum V in," dedi Kelsier öne eğile­
rek. “G erçekten de asillerin arasında bir casusa ihtiyacım ız var. M uhbirler bilgile­
rini genel olarak hizm etkârlardan alır am a asillerin büyük bir kısmı aptal değildir.
Önemli görüşm eler hiçbir hizm etkârın kulak m isafiri olam ayacağı yerlerde ger­
çekleşir.”
“Ve sen benim böyle gö rü şm elere girm eyi başarabileceğim i mi düşünüyorsun?"
“Belki,” dedi K elsier. “ Belki de değil. İki durum da da, ben asillerin arasına sız­
ması için birini gönd erm enin h er zam an faydalı olduğunu öğrendim . Sen ve Sazed,
sokak m uhbirlerinin önem li olduğunu düşünm eyeceği hayati şeyleri duyacaksınız.
Hatta sırf bu partilere gid erek, eğer hiçbir şey duym azsan bile, bize bilgi sağlamış
olacaksın.”
“Nasıl?” diye sordu V in kaşlarını çatarak.
“Seninle ilgileniyorm uş gibi görünen insanlara dikkat et," dedi Kelsier. “Onlar
Bizim izlemek istediğim iz evlerd en olacak. Eğer sana ilgi gösteriyorlarsa, büyük ih­
timalle Lord R en o u x’ya da ilgi gö steriyorlardır ve bunu neden yapıyor olduklarının
ise bir tane iyi sebebi v a r .”
“Silahlar," dedi Vin.
Kelsier başıyla onayladı. “ R en o u x’nun silah tüccarı olarak konumu, onu askeri
harekat planları yapanlar için değerli kılıyor. Benim dikkatim i üzerlerine odak­
layacağım evler onlar olacak. A ristokrasinin arasında şim diden bir gerilim hissi­
nin olması gerek. U m alım ki hangi evlerin diğerlerine karşı dönm ekte olduğunu
nıerak etm eye başlam ışlardır. B ü yü k E v le r’in arasında bir asırdan uzun zamandır
aÇik açık savaş çıkm adı am a en son savaşları yıkıcı olm uştu. Bizim de bunu tekrar

yaratm am ız gerek."
Bu pek çok asilin ölm esi anlam ına geleb ilir,” dedi Vin.

Kelsier gülümsedi. "Ben bununla yaşayabilirim . Y a sen?"
Y'in gerginliğine rağmen gülümsedi.
“Senin bunu yapıyor olmanın bir sebebi daha v a r,” dedi Kelsier. “Benim p)a
nımın fiyaskoya uğraması durumunda Lord H ü kü m dar ile yüzleşmek zorund
kalabiliriz. Benim içimde onun huzuruna ne kadar az sayıda kişiyi gizli gizli sokmak
zorunda kalırsak, o kadar iyi olur gibi bir his var. Eğer aristokrasinin arasında sak
lanmakta olan bir skaa Sissoylu olursa... bu büyük bir avantaj olabilir."
Vin hafif bir ürperti hissetti. “ Lord H üküm dar... o da bu gece orada olacak mı’ *
“Hayır. Katılan ohligatörler olacaktır ama bü yü k ihtim alle bir Sorgucu olmaz
ve kesinlikle Lord Hükümdar’ın kendisi de. Bunun gibi bir parti onun tenezzül
etmeyeceği kadar küçüktür.”
Vin başıyla onayladı. Daha önce Lord H ü k ü m d ar’ı hiç görm em iş, görmeyi de
istememişti.
“Bu kadar da endişe etm e,” dedi Kelsier. "E ğer onunla karşılaşacak olsaydın
bile güvende olurdun. O zihinleri okuyam az."
“Emin misin?”
Kelsier durakladı. “ Ee, hayır. Am a eğer zihinleri o k u ya b iliyo rsa bile, bunu kar­
şısına çıkan herkese yapmıyor. Onun huzurunda asil num arası yapmış birkaç skaa
tanımıştım. Bunu ben kendim de zamanında birkaç kere yap m ıştım ..." Sesi azala­
rak sustu ve yara izleriyle kaplı ellerine bir bakış attı.
“Ama sonunda seni yakaladı,” dedi V in sessizce.
“Ve büyük ihtimalle bunu tekrar yapacak,” dedi K elsier göz kırparak. “Ama
şu an için onun hakkında endişe etm e; bizim bu akşam ki am acım ız Leydi Valette
Renoux’yu sosyeteye takdim etmek. Olağanüstü ya da teh likeli olan herhangi bir
şey yapmak zorunda kalmayacaksın. Sadece bir görün ecek, sonra da Sazed sana
söylediği zaman ayrılacaksın. Ününü yaym a konusunda daha sonra endişe edece­
ğiz."
Vin başını sallayarak onayladı.
“Aferin sana," dedi Kelsier uzanıp kapıyı açarak. “ B en de kalenin yakınlarında
izleyerek ve dinleyerek saklanıyor olacağım .”
Vin müteşekkir bir şekilde başını salladı ve K elsier d e at arabasının kapısından
dışarı atlayarak karanlık sislerin içinde kayboldu.

Vin, Venture Kalesi’nin karanlığın içinde bu kadar parlak olm asını beklemiy°r(^u

Devasa bina sisli bir ışık halesiyle çevrelenm işti. A raba yaklaşırken V in dikdörtg

şeklindeki binanın dış cephesi boyunca pırıldayan sekiz tan e devasa ışığın

nu görebiliyordu. Bunlar büyük ateşler kadar parlak am a çok daha sabitti ve ış

nn doğrudan kalenin üzerine düşm eleri için arkalarına dizilm iş aynalar vardı. ^

bunların amacının ne olduğunu anlamakta güçlük çek iyord u . Balo içeride olaö>

neden binanın dışını aydınlatmışlardı ki? .

“ Kafa içeri lütfen, Vin Hanım ,” dedi Sazed yukarıdan. “Terbiyeli genç M 1

aval aval bakmazlar.”

Vin, S a m i ’a onun g ö rem ey eceğ i ateş püsküren bir bakış fırlattı ama başını tek­
rar iÇ^ri sokarak araba d evasa kalenin yanına yanaşırken sabırsız bir gerginlik içinde
bekledi. En sonunda araba d u rd u ve bir V en ture uşağı anında onun için kapıyı açtı.
İkinci bir uşak daha yaklaşarak onun inm esine yardım etmek için bir elini uzattı.

Vin tuvaletinin hantal ve fırfırlı etek kısmını arabanın içinden mümkün olduğu
kadar zarif bir şekild e çık a rm ay a çalışırken uşağın elini kabul etti. Takılıp düşme­
meye çalışarak dikk atli bir şek ild e inerken uşağın destekleyici eli için müteşekkir­
di ve en sonunda n ed en erk e k le rd en bir leydive arabasından inerken vardım et­
melerinin beklendiğini an lad ı. D e m e k ki bu ahmakça bir gelenek değildi; ahmakça
olan kısım elbiselerdi.

Sazed arabayı u şaklara te slim e tti ve V in ’in birkaç adım arkasında yerini aldı.
Her zaman giyd ik lerin d en b ile daha kaliteli bir cübbe giymişti; gerçi hâlâ aynı V
benzeri desenler olsa da, b e lin d e b ir kem eri ve geniş, sarmalayan kol yenleri vardı.

"İleri H an ım ım ,” d iy e y o l g ö sterd i Sazed sessizce arkasından. "Elbiseniz taşlara
sürtünmesin d iye halıdan y u k a rıy a ve ana kapılardan içeri.”

Vin başıyla on aylad ı, rahatsızlığın ı unutm aya çalışıyordu. İleri yriirüverek çeşitli
takım elbiseler ve tu v a le tle r giym iş olan asillerin ve levdilerin yanlanndan geçti.
Her ne kadar onlar k en d isin e b a k m ıyo r olsa da, kendisini savunmasız hissediyor­
du. Onun adım ları hiç d e k en d i tu valetleri içinde güzel ve rahat görünen o diğer
leydilerinkiler kadar z a r if d eğ ild i. E lleri ipeksi, mavi-beyaz eldivenlerinin içinde

terlemeye başladı.
Kendini d evam e tm e y e zo rlad ı. Sazed kapıda onu ilan ederek hizmetkârlara

davetiyesini sundu. H iz m e tk â rla ra özgü siyah ve kırmızı takım elbiseler giymiş
olan iki adam eğ ild iler v e ona içeri girm esi için elleriyle işaret ettiler. Fuayede ana
salona girmeyi b e k le y e re k b irik m e y e başlam ış olan bir aristokrat kalabalığı vardı.

Ne yapıyoru m ben, d iy e d ü şü n d ü . Sislerle ve Allomansi’yle yüzleşebilirdi, hır­
sızlarla ve soygunlarla, sish o rtla k larıy la ve dayaklarla. Ancak bu asiller ve onlann
leydileriyle y ü z leşm ek ... ay d ın lık ta , saklanm ak mümkün değilken onlann arasına
girmek... bu onu d e h ş e te d ü şü rü y o rd u .

“İleri H an ım ım ,” d e d i S a z e d tesk in edici bir sesle. “ Derslerinizi hatırlayın.”
Saklan! K a ç ! G ö lg eler, sisler, herhangi b ir şey]
Vin ellerini ön ü n d e sıkı sıkı k en etlem iş olarak ileri çürüyordu. Sazed de ya­
nında gelm ekteydi. G ö z ü n ü n u c u y la V in onun normalde sakin olan yüzündeki
endişeyi görebiliyordu.
Endişeli de o lm a sı la z ım za ten ! O n u n V in ’e öğretmiş olduğu her şey uçup gidi­
yormuş gibi geliyord u , san ki h e r şe y sisler gibi buğuluydu. İsimler, âdetler, hiçbir
§eyi hatırlam ıyordu.
fuayenin hem en için d e d u rak lad ı ve siyah takım elbise giymiş, otoriter görü-
nüşlü bir asil ona b a k m ak için d ön d ü . V in donakaldı.
Adam hor gören b ir b a k ışla on u süzdü, sonra da başka tarafa döndü. Vin ‘ Re-
)Ux kelim esinin fısıld an d ığ ın ı net bir şekilde duydu ve endişe içinde yan tarafı-
8% attı. Birkaç kadın ona bakıyordu.

Ama v.ne de, hiç d* »»«' gönıvoılam.ış gibi gclm iyı.ıdu. Onlar tuvaleti,

ve mücevherleri inceliyordu. Vin ilaha geni, bir grup adamın onu izlemekte old^

diğer taratma göz attı. Onlar da alçak vakayı, gü/-il tuvaleti ve makyajı görüy0r

ama o h u görmüyorlardı.
Hiçbirisi Viıı'i göıemiyordu, sadece üstüne yerleştirm iş olduğu sureti görebili

vorlardı; Vin'in onların görmesini istediği sureti. O nlar Leydi V alette’i görüyordu

Sanki Vin orada bile değildi.

Neredevse sanki... onların burunlarının dibinde saklanıyordu.

Ve bir anda endişesi azalmaya başladı. Uzun, sakinleştirici bir nefes verdi, ge-

rilimi akıp gidiyordu. Sazed’ın öğrettikleri geri döndü ve V in de ilk resmi balosu

tarafından şaşkınlığa düşürülmüş bir kızın görüntüsüne büründü. Yan tarafa bir

adım atarak şalını bir hizmetkâra verdi ve Sazed rahatladı. V in ona bir gülücük

fırlattı ve etekleri yerleri süpürerek ana salona girdi.

Vin bunu yapabilirdi. Hâlâ endişeliydi ama panik anı geçm işti. Onun gölgelere

ya da köşelere ihtiyacı yoktu; tek ihtiyacı olan safirlerden, makyajdan ve mavi

kumaşlardan oluşan bir maskeydi.

Venture ana salonu muhteşem ve heybetli görünüyordu. Genişliğinden bir­

kaç kat daha uzun olan salonun, dört ya da beş katlık göz korkutucu bir yük­

sekliği vardı. Devasa, dikdörtgen şekilli vitray p en cereler salon boyunca sırala­

nıyordu ve dışarıdaki garip, güçlü ışıklar da doğrudan bunların üstüne düşerek,

oda boyunca renklerden meydana gelmiş şelâleler oluşturuyordu. Pencerelerin

arasındaki duvarların içine gömülmüş kocam an, işlem eli taş sütunlar diziliydi.

Sütunların zemine ulaştıkları yerin biraz yukarısında duvarlar dışarı doğru çıkıntı

yaparak pencerelerin altında kalan tek katlı bir galeri yaratıyordu. Bu bölgede

duran düzinelerce beyaz örtülü masa vardı; çıkıntının içinde; ve sütunların arka­

sında kalıyorlardı. Vin ileride, salonun uzak ucundaki duvarın içine yerleştirilmiş

olan alçak bir balkonu seçebiliyordu ve burada da daha küçük bir grup masa

vardı.

“Lord Straff Venture'nın yemek m asası,” diye fısıldadı Sazed uzak balkona

doğru işaret ederek.

Vin başını salladı. "Ve o dışarıdaki ışıklar?"

“Kireç lambaları, Hanımım," diye açıklama yaptı Sazed. “ Kullanılan süreçle
den emin değilim ama bir şekilde kireç taşlarını eritm ed en akkor hâle gelecekle0

kadar ısıtmak mümkün.” ^

Vin’in sol tarafındaki bir platformun üstünde, salonun ortasında dans etnı ^

te olan çiftler için müzik çalan bir yaylı çalgılar orkestrası vardı. Sağ tara

üzerlerine dizilmiş tabaklar dolusu yemeğin bulunduğu ve koşuşturan beyaz#)

garsonlar tarafından çevrelenmiş servis masaları vardı. ^

Sazed bir garsona yaklaştı ve V in ’in davetiyesini uzattı. A dam başıyla ona)
j Vifl

sonra da daha genç bir hizmetkârın kulağına bir şeyler fısıldadı. G en ç adam

önünde eğildi, sonra da odanın içlerine doğnı ona yol gösterdi.

"Küçük, tek kişilik bir masa istedim ,” dedi Sazed. "Sizin bu ziyaret sırast

aristokrasinin arasın a k a rışm a n ız gerek li olm ayacak, diye düşünüyorum ben. Sa­
dece görülm eniz y e t e r .”

Vin m ü teşekk ir b ir şe k ild e başını salladı.
"Tek kişilik m asa sizin y a ln ız olduğunuza işaret edecek," diye uyardı Sazed.
“Yemeğinizi y a v a ş y a v a ş y iy in . Y em eğin iz bittiği zaman erkekler sizi dansa kaldır­
mak için g e le c e k le r .”
“Sen bana d a n s e t m e y i ö ğ r e tm e d in !” dedi Vin telaşlı bir fısıltıyla.
“Zam an y o k tu H a n ım ım ,” d e d i Sazed . “ Endişe etmeyin, bu adamlan saygılı
olmak k ayd ıyla r e d d e tm e n iz e hak verilecek tir. Sizin sadece ilk balonuz nedeniyle
heyecanlı o ld u ğ u n u zu v a rs a y a c a k la r ve herhangi bir zararı olmayacak.”
Vin başını sa lla d ı v e ga rso n on ları salonun merkezine yakın küçük bir masaya
getirdi. Sazed o n u n y e m e ğ in i ısm arlark en V in de masadaki tek sandalyeye yerleş­
ti. Ardından S a z e d ile r le y e r e k san d alyesin in arkasında ayakta durdu.
Vin resm i b ir ta v ır la o tu ra ra k b ek led i. Masaların çoğu galerinin çıkıntısının
hemen altın da, d a n s e d e n le r in o ld u k ç a yakınında yer alıyordu ve bu da arkalannda
duvar bo yu n ca g id e n k o r id o ra b e n z e r bir yürüm e yolu bırakıyordu. Buradan ses­
sizce konuşan ç if t le r v e g ru p la r ge çiyo rd u . Arada bir, birileri Vin’e doğru eliyle ya
da başıyla işaret e d iy o r d u .
Eh, K e ls ie r 'in p la n ın ın b u k ıs n ıı işe y a rıy o r. Vin fark ediliyordu. Ancak bir
yüksek p relan a rk a s ın d a k i y o ld a n geçerk en Vin'in kendisini büzülmemek ya da
sandalyesinde aşağı ç ö k m e m e k için zorlam ası gerekmişti. Neyse ki, her ne kadar
üstünde aynı gri c ü b b e v e g ö zlerin in etrafın d a aynı koyu renkli dövmeleri olsa da,
bu onun daha ö n c e k a rşıla ş m ış old u ğ u adam değildi.
Aslında p a r tid e o ld u k ç a fazla sayıd a obligatör vardı. Etrafta geziniyor ve parti­
ye katılanların a ra la rın a k a rışıy o rla rd ı. A m a öte yandan, onlann üstünde bir... bir
başınalık vard ı. B ir a y rım . A s ille rin etraflarında sanki neredeyse şaperonlar' gibi
dönüyorlardı.
G a rn izo n s k a a la r ı iz liy o r , d iy e dü şü ndü Vin. Görünüşe göre obligatörler de
aristokrasi için b e n z e r b i r iş le v i y e r in e getiriyor. Bu garip bir görüntüydü; Vin her
zaman asillerin ö z g ü r o ld u ğ u n u d ü şü n m ü ştü . V e işin doğrusu, onlar kendilerinden
skaalann o ld u ğ u n d a n ç o k d a h a fazla em inlerdi. Pek çoğu iyi zaman geçiriyormuş
gibi görün üyord u v e o b lig a tö rle r d e hiç güvenliği sağlarmış gibi davranmıyorlar,
batta özellikle c a su sa da b e n z e m iy o rla rd ı. Am a yine de oradaydılar. Etrafta diki­
liyor, konu şm alara k a tılıy o rla rd ı. L o rd H üküm dar'ın ve onun imparatorluğunun
daimi bir h a tırla tıc ısıy d ıla r.
Vin d ikkatini o b lig a tö r le r d e n uzaklaştırdı. Onlann varlığı hâlâ Vin i biraz rahat­
sa ediyordu ve b u n u n y e r in e b aşk a bir şeye odakladı; güzel vitraylara. Bulunduğu
noktadan baktığı z a m an , o tu rd u ğ u yerin tam karşısında ve vukansında olan birkaç
^nesini görebiliyordu.
A risto k rasi t a r a f ın d a n t e r c ih e d ile n p e k çok sahne gibi bunlar da dinsel içerik-

Şaperon: Gözetim amacıyla genç kızlara eşlik eden yaşç3 büyük kadın, (çn)

livdi. Belki bir başlılık göstergesi belki de zorunluluklu. Vin tam olarak hi]miy()r{}ü
ama büyük olasılıkla bu Valette'in de bilmeyeceği bir şeydi, bu yüzden de bir
sorun değildi.

Neyse ki büyük ölçüde Sazed’ın dersleri sayesinde sahnelerin bir kısmını tam-
yabilmişti. Sazed, Lord Hükümdar'ın mitolojisi hakkında da diğer dinler hakkında
olduğu kadar çok şey biliyormuş gibi görünüyordu; gerçi onun bizzat bu kadar
baskıcı bulduğu bir dinin üzerine de çalışmış olması V in ’e garip geliyordu.

Pencerelerin pek çoğunda merkezi tema olarak Z ifir vardı. Koyu siyah (veva
pencere terimleriyle mor) ve şekilsizdi; kinci, dokunaca benzer uzantıları birkaç
pencere boyunca sinsi sinsi ilerliyordu. Vin başını kaldırarak Lord Hükümdar'ın
parlak bir şekilde renklendirilmiş olan betim lem elerinin yanındaki siyahlığa baktı
ve kendisini dışarıdan aydınlatılmış sahnelerin karşısında hafifçe mıhlanıp kalmış
olarak buldu.

N eydi bu Zifir, diye sordu kendi kendine Vin. N e d e n bu k a d a r şekilsiz olarak
betimleniyor, neden gerçekten ne olduğu gösterilm iyor?

Daha önce hiç Zifir hakkında düşünmezdi ama Sazed'ın dersleri onun kafa yor­
maya başlamasına neden olmuştu. İçgüdüleri bir dolap olduğunu fısıldıyordu. Lord
Hükümdar geçmişte kendisinin yok etm eyi başarabildiği dehşetli bir tehdit icat
etmiş, böylece de bir imparator olarak konumunu "hak etm işti” . Ancak öte yandan
Vin gözlerini dikmiş bu korkunç, şekilsiz şeye bakarken, neredeyse inanabilirdi.

Ya böyle bir şeyler gerçekten var olmuşsa? V e eğer var olduysa, Lord Hüküm­
dar bunu yenmeyi nasıl başarabilmişti?

İçini çekerek bu düşüncelerine başını salladı. Daha şim diden çok fazla bir leydi
gibi düşünmeye başlamıştı. Onları yaratmış olan zenginliğe üstünkörü bir düşün­
ceden fazlasını harcamazken, dekorasyonun güzelliğini takdir ediyor, anlamlan
üzerinde düşünüyordu. Ama buradaki her şey o kadar m uhteşem ve süslüydü ki...

Salondaki sütunlar sadece sıradan kolonlar değildi; işlem eli sanat eserleriydi.
Pencerelerin hemen yukarısında, tavanda asılmış geniş sancaklar vardı ve kemerli,
yüksek tavan birbirleri üzerine çaprazlama gelen yapısal desteklerle doluydu ve
kaplama taşlarıyla süslenmişti. Aşağıdan görülm ek için fazlasıyla uzakta olmalanna
rağmen, Vin bir şekilde o kaplama taşlarının her birinin incelikli bir şekilde işlen­
miş olduğunu biliyordu.

Ve dansçılar ise seçkin ortama uyuyor, hatta belki de burayı gölgede bıra­
kıyorlardı. Çiftler hiç zahmetsiz gibi görünen h areketleriyle yumuşak müzıgc
uyarak adımlarını atıyor, zarifçe dans ediyorlardı. H atta pek çoğu dans ederken
birbirleriyle muhabbet ediyordu. Leydiler tuvaletlerinin içinde özgürce hareket
ediyorlardı ve Vin fark etmişti ki, pek çoğu onun fırfırlı elbisesiyle kıyaslandı
ğında sıradan görünüyordu. Sazed haklıydı; m oda olan kesinlikle uzun saçtı ama
uzun saçlarını özgür bırakmış olanların sayısı kadar, saçlarım yukarıdan to p la t
olanlar da vardı.

Görkemli salonun ortasında, kaliteli takım larını giym iş asiller de bir şeJki^’
farklı görünüyorlardı. Seçkin. Onun arkadaşlarını döven ve skaaları esir ecu-

yaratıklar bunlar m ıydı? Böylesine korkunç eylemler için çok... kusursuz, çok ter­
biyeli görünüyorlardı.

D ı ş a r ıd a k i d ü n y a n ı n f a r k ı n a v a r a b i l i y o r l a r mı a c a b a , diye düşündü dans

edenleri izlerken kollarını m asanın üstüne dayayıp kavuşturarak. B elki de kaleleri­

nin ve b a lo la r ın ın ö t e s in i g ö r e m i y o r l a r d ır ; tıp k ı b e n im d e elb isem in ve m a kya jım ın

ötesini g ö r e m e d ik le r i g ib i.

Sazed omzunu d ü rttü ve V in de içini çekerek daha hanım hanımcık bir duru­

şa geçti. Birkaç dakika sonra yem ek de geldi. O kadar garip tatlardan oluşan bir

ziyafetti ki, eğer V in son birkaç aydır sık sık benzer yemekleri yememiş olsa gözü

korkardı. Sazed’ın eğitim i dans etm eyi atlamış olabilirdi ama yemek adabı konu­

sunda oldukça bol zam an bu lm u ştu ki V in de bunun için müteşekkirdi. Kelsier’in

de söylemiş olduğu gibi, onun bu akşam ki ana amacı görülmekti ve bu yüzden de

doğru izlenimi yaratm ası ön em liyd i.

Ona öğretildiği gibi zarifçe y em ek yedi. Bu sayede yavaş ve dikkatli davranma

fırsatını bulmuş oluyord u . D an s tek lifi yapılması fikrinden hoşlanmamıştı; eğer

herhangi birisi onunla g erçek ten konuşacak olursa yine paniğe kapılacağından kor­

kuyordu. Fakat bir y e m e k ancak bir yere kadar uzatılabilirdi, özellikle de bir ley-

dinin küçük porsiyonlarından oluşuyorsa. Kısa süre sonra yemek bitmişti ve Vin

bitirmiş olduğuna işaret e d e c e k şekilde çatalını tabağın üstüne yerleştirdi.

İlk talip daha iki dakika d olm adan yaklaştı. “ Leydi Valette Renoux?" diye sor­

du genç adam sadece h a fifçe eğilerek. Uzun, koyu takım ceketinin altına yeşil bir

yelek giymişti. “ Ben L ord Rian Stro b e. Dans etmek ister miydiniz?"

“Lordum,” dedi V in m ah cu p bir şekilde gözlerini aşağı çevirerek. “Çok naziksi­

niz ancak bu benim ilk balo m ve buradaki her şey o kadar muhteşem ki! Korkanm

ki dans pistinde h eyecan d an tökezleyeceğim . Belki gelecek sefere...?"

“Elbette, le y d im ,” d ed i asil nazikçe başını eğerek, sonra da çekildi.

“Çok iyi bir iş başardınız, H an ım ım ," dedi Sazed sessizce. “Şiveniz kusursuzdu.

Siz, elbette ki gelecek baloda onunla dans etm ek zorunda kalacaksınız. O zamana

kadar sizi m utlaka eğitm iş oluruz, d iye düşünüyorum ben."

Vin’in yüzü h a fifçe kızard ı. “ B elki de gelm ez."

Belki,” dedi Sazed. “ A m a p ek olası değil. G enç aristokratlar gece eğlencelen-

ne oldukça d ü şkün d ü r."

Bunu her gece m i y a p ıy o rla r?”

N eredeyse,” ded i Sazed . “ Balolar, ne de olsa insanların Luthadel'e gelmesinin

ana sebeplerinden biri. E ğer kişi şehirdeyse ve bir balo da varsa ve neredeyse her

^man vardır, kişi gen ellikle buna katılır; özellikle de eğer genç ve evlenmemiş ise.

Sizin bu kadar sık olarak katılm an ız beklenm eyecektir ama büyük olasılıkla sızı

haftada iki ya da ü ç k ere p artilere gönderm em iz gerekir.”

iki va da üç... bana daha fazla elbise lazım !” dedi Vin.

Sazed g ü lü m sed i. “ A h , ş im d id e n b ir ley d i gibi düşünmeye başlamışsınız hile.

lrn“dİi H a n ım ım , eğer bana izin v e rirse n iz ...”

.

z>n nıi verey im ?” d iy e sord u V in dönerek.

“Vekilharçların yemeği için, tit'tli S.ızcd. Betilin ı n t b e m d e k i lıiı b i z n u . ^
genelde efendisinin yemeği bittiği /.aman gönderilir. Sızı yalnız bırakma konj
sunda tereddüt içindeyim aneak o oda y ü k s e k a r ıs t o k ıa s in in kendini beğenmu
hızmetkârlaııvla dolıı olacak Ü stat K elsier in b e n im k u la k m is a firi olnıann isteye
ceği konuşmalar olacaktır.”

'Beni tek başıma mı bırakacaksın?
“Şimdiye kadar iyi gittiniz Hanımım," dedi Sazcd. "H erhangi bir büyük hata­
nız olmadı ya da en azından sosyeteye yeni olan bir leydiden beklenmeyecek bir
hata.”
“Ne gibi?” diye sordu Vin endişe içinde.
“Bunları daha sonra tartışırız. Sadece masanızda kalın, fazla sık olarak tekrar

doldurtmamay3çalışarak şarabınızı yudumlayın ve benim geri dönmemi bekleyin
Eğer başka genç asiller yaklaşacak olursa, onları da ilkine yaptığınız gibi nazik bir
şekilde geri çevirin."

Vin tereddüt içinde başıyla onayladı.
“Yaklaşık bir saat içinde geri döneceğim ,” diye söz verdi Sazed. Ama sanki bir
şeyi beklivormuş gibi durmaya devam etti.
“ Ee, gidebilirsin.”
“Teşekkür ederim Hanımım,” dedi Sazed eğilerek çekilirken. Onu yalnız bı­
rakmıştı.
Yalnız değil, diye düşündü. K elsier de o ralarda b ir yerlerd e, karanlığın içinde
izliyor. Bu düşünce onu rahatlatmıştı ama yine de sandalyesinin yanındaki boşluğu
bu kadar keskin bir şekilde hissediyor olm am ayı dilerdi.
Uç genç adam daha dans için ona yaklaştı ama her biri onun kibar reddini kabul
etmişti. Onlardan sonra ise kimse gelmedi, büyük ihtim alle V a le tte ’in dans etmek
istemediğinin haberi yayılmıştı. Onun yanına gelm iş olan dört adamın isimlerini
ezberledi; Kelsier bunu bilmek isteyecekti ve beklem eye başladı.
G arip bir şekilde, kısa süre sonra sıkılm aya başladığını fark etti. Oda iyi ha­
valandırılmıştı ama yine de V in ’e kat kat kum aşların altında sıcak geliyordu. Ba­
cakları özellikle kötü hâldeydi çünkü onlar bir de b ileklere kadar inen iç çama­
şırlarla uğraşmak zorundaydı. Her ne kadar ipeksi m alzem eleri derisinin üstünde
yumuşak bir his bıraksa da, uzun kol yenleri ona iyi gelm iyordu . Danslar devanı
ediyordu; bir süre ilgiyle onları izledi. Am a kısa süre sonra dikkati obligatörlere
kaymıştı.
İlginç bir şekilde, partide aslında bir işlevi yerin e getiriyorm uş gibi görünüyor
lardı. Her ne kadar çoğu zaman çene çalan asil gruplarından uzakta duruyor olsabr
da, arada bir onlara katılıyorlardı. V e bazen de bir grup duraklayarak bir oblig3tof
arıyor ve saygılı bir hareketle yaklaşması için işaret ediyorlardı.
Vin kaşlarını çatarak neyi kaçırmış olduğunu anlam aya çalıştı. En sonunda >3
kınlardaki bir masada olan bir grup yanlarından geçen bir obligatöre el sa 3
Masa onun kendi başına duyabilmesi için fazlasıyla uzaktı am a kalayla...
Metal yakmak üzere içine doğru uzandı ama sonra durdu. Ö nce bakır, dl

düşünerek metali yaktı. Kendisini ele vermemek için bunu neredeyse her zaman
sürekli açık bırakmaya alışmak zorunda kalacaktı.

Allonıansi'sı gizlenm iş olarak, kalayını yaktı. Anında odanın ışıkları kör edici
hâle geldi ve gözlerini kapatm ak zorunda kaldı. Orkestranın müziği daha yükseldi
ve etrafındaki bir düzine konuşm a da uğultulardan anlaşılır seslere dönüştü. Duy-
jnavı istediği konuşm aya odaklanm ak için kendisini zorlaması gerekmişti ama o
masa kendininkine en yakın olandı ve bu yüzden de sonunda doğru sesleri ayırt

edebildi.
"... yemin ediyorum ki nişanım hakkındaki haberleri başka herkesten önce

onunla paylaşacağım,” diyord u gruptan bir kişi. Vin gözlerini birazcık açtı, bu ma­
sadaki asillerden biriydi.

"Pekâlâ,” dedi obligatör. “ Ben buna şahit oluyor ve kayıt ediyorum.'
Asil bir elini uzattı ve sikkeler tınladı. Vin kalayım söndürerek gözlerini ta­
mamen açtığı zaman obligatörün cübbelerinin cebine bir şeyler, büyük ihtimalle
sikkeleri, sokarak m asadan uzaklaşm akta olduğunu gördü.
İlginç, diye düşündü V in .
Ne yazık ki, kısa süre sonra o m asadaki insanlar kalktılar ve kendi yollarına git­
tiler ve V in’in kulak m isafiri olabileceği kadar yakında kimse kalmadı. Obligatörün
oda boyunca yavaş yavaş ilerley ere k ahbaplarından birine doğru gitmesini izlerken
sıkıntısı geri döndü. İki obligatörü öylesine izlerken eliyle masasına hafifçe vurarak
tempo tutmaya başlam ıştı ki, bir şeyi fark etti.
Bir tanesini tanıyordu. A z önce parayı almış olanı değil ama onun yanındaki,
daha yaşlı olan adam ı. K ısa boylu ve katı yüzlü adam otoriter bir havayla dikiliyor­
du. Diğer obligatörler b ile ona hürm et ediyorm uş gibi görünüyordu.
İlk önce Vin tan ıd ıklık hissinin C am on ile Maliye Kantonuna yaptığı ziyaret­
ten kaynaklanıyor olduğunu dü şü n erek bir panik dalgası hissetti. Ancak daha sonra
bunun o adam olm adığına em in oldu. V in onu daha önce görmüştü ama orada
değil. Bu adam...
Babam, diye düşündü sersem leyerek.
Bir yıl önce L u th a d el’e ilk geld ikleri zaman, Reen bir defasında yakınlardaki bir
demirhanede işçileri in celerken onu V in 'e göstermişti. Reen, Vin'i almış ve onu
gizlice içeri sokarak en azından bir kez olsun babasını görmesinde ısrar etmişti;
gerçi Vin hâlâ neden olduğunu anlam ıyordu. Yine de onun yüzünü ezberlemişti.
Sandalyesinde iyice b ü zü lm e dürtüsünü bastırdı. Adamın onu tanıyabilmesinin
hiçbir yolu yoktu, o V in 'in varlığından bile haberdar değildi. Vin dikkatini zorla
babasından ayırarak başını kald ırıp vitraylara baktı. Ancak sütunlar ve çıkıntı onun
8°riiş alanını kısıtladığı için pen cereleri iyi göremivordu.
Otururken daha önce görm ediği bir şeyi fark etti. Karşı duvann üst kısmı bo-
•Unca uzanacak şekilde eklenm iş olan vüksek bir balkon vardı. Duvann tepesinde.
v>traylı pencerelerle tavanın arasında olması dışında pencerelerin altındaki girintinin
b>r benzeriymiş gibi görünüyord u. V in burada hareketlilik görebiliyordu; insanlar tek
' eya Sr’ft olarak balkon boyunca yürüyor, aşağıdaki partiye yukandan bakıyorlardı.

İçgüdüleri on» kemlisi görülmeden partiyi izleyebileceği bir ver olan halk
doğru çekiyordu. Bu ona ayrıca masasının doğrudan üzerinde olan sancakların
vitrayların da muhteşem bir görüntüsünü sağlayacaktı; aval aval bakıyormuş ^
görünmeden taş işçiliğini incelemesine izin vereceği ise aşikardı.

Sazed ona beklemesini söylemişti ama ne kadar çok oturursa, gözlerinin de
o kadar çok gizli balkona çekildiğini fark ediyordu. Ayağa kalkmaya ve hareket
etmeye, bacaklarını esnetmeye ve belki biraz, da hava alm aya can atıyordu. Babası-
nın varlığı ise, o kendisinin farkında olsa da olm asa da, sadece Vin'in ana salondan
ayrılması için başka bir nedendi.

Btişka kimsenin beni dansa ka ld ırm a k isteyeceği y o k zaten, diye düşündü. Ve
ben Kebier'iıı istediğini de yaptım , a sillere görü n dü m .

Durakladı, sonra da bir garson oğlana elini salladı.
Garson hızla yaklaştı. “Buyurun Leydi R en o u x?”
“Yukarıya nasıl çıkarım?" diye sordu V in balkona doğru işaret ederek.
“Hemen orkestranın yanında m erdivenler var le y d im ,” dedi oğlan. “Oradan en
üst sahanlığa çıkabilirsiniz.”
Vin başını sallayarak teşekkür etti. Sonra da kararlı bir şekilde ayağa kalktı ve
odanın ön tarafına doğru gitti. Kim se ona şöyle bir bakm aktan fazlasını yapmadı ve
o da merdivenlere doğru giden yolu aşarken kendine güveni gittikçe artarak yürüdü.
Taştan koridor kendi üzerine kıvrılarak yü kseliyordu , basamakları kısa ama
dikti. Duvarın dışı boyunca sıralanmış küçük, bir elinden daha geniş olmayan vit­
raylı cam pencereler vardı ama bunlar dışarıdan aydınlatm aları olmadığı için ka­
ranlıktı. Vin hevesli bir şekilde basam akları tırm andı, üzerindeki gergin enerjiyi
atıyordu ama kısa süre sonra tuvaletinin ağırlığı ve ayağı takılm asın diye eteklerini
yukarıda tutmanın zorluğu yüzünden nefes n efese kalm aya başlamıştı. Ancak ya­
nan bir lehim kıvılcımı, terleyerek m akyajını harap etm esin e engel olacak kadar
zahmetsiz hâle getirmişti işini.
Tırmanış zahmetine değm işti. Sadece duvarlardaki birkaç küçük mavi camlı
fenerle aydınlatılan üst balkon karanlıktı ve vitraylı pencerelerin hayranlık uyan­
dırıcı bir görüntüsünü sunuyordu. E tra f sessizdi ve V in iki sütun arasındaki demir
parmaklığa yaklaşarak aşağı bakarken kendisini n eredeyse yalnız hissetmişti- Aşa
ğıdaki zeminin taş karoları beyaz üstüne gri eğriler şeklinde, V in ’in fark etmemiş
olduğu bir tür deseni oluşturuyordu.
Sis mi, diye meraklandı öylesine parm aklığa yaslanırken. Parmaklık da Vim
arkasındaki fener desteği gibi süslü ve d etaylıyd ı; ikisi de kalın, birbirine dolanm Ş
sarmaşıklar şeklinde işlenmişti. Yanlarındaki sütunların tepeleri, balkondan aşag
atlayacakken donup kalmış gibi görünen taştan hayvanlar biçim inde övülmüştü
“Bak şimdi, şarap kupanı doldurm ak için gittiğin zam an işte böyle oluyor-
Ani ses V in ’in sıçramasına neden oldu ve hızla döndü. A rkasında genç bir a
duruyordu. Ne takım elbisesi V in ’in gördüklerinin en kalitelisiydi ne de yeleği p1-
çoğu kadar parlaktı. Hem ceket hem de göm lek biraz fazla gevşek duruvorn^
gibi görünüyordu ve adamın saçları da birazcık p ejm ü rd eyd i. Elinde bir kupa Ş

vardı ve takını ceketinin dış cebi de hacmi için biraz fazla büyük olan bir kitabın
şekliyle kabarmıştı.

"Sorun geri döndüğün zam an en sevdiğin noktanın güzel bir kız tarafından
çalınmış olduğunu g ö rm e k ,” dedi genç adam. “ Şimdi, bir centilmen olsa yoluna
devam edip başka bir y e r bularak leydiyi düşünceleriyle baş başa bırakırdı. Ancak
bu balkondaki en iyi nokta burası; okum ak için iyi bir ışık bulabileceğin fenere en
vakın olan tek yer b u ."

Vin’in yüzü kızardı. “ Ö zü r dilerim lordum ."
“Ah, bak şimdi ben ken dim i suçlu hissettim. Hep bir kupa şarap yüzünden.
Bak, burada iki kişi için fazlasıyla y e te c e k kadar yer var. Şöyle biraz kenara çekil.”
Vin durakladı. N azik bir şekild e reddebilir miydi? Adam belli kı Vin'in yakı­
nında kalmasını istiyord u , onun kim olduğunu biliyor muydu? Kelsier'e söyleye­
bilmek için adamın adını ö ğ ren m eye mi çalışmalıydı?
Vin biraz yan tarafa doğru h areket etti ve adam da onun yanına geçti. Yandaki
sütuna sırtını yasladı ve şaşırtıcı bir şekilde, kitabını çıkardı ve okumaya başladı.
Adam haklıydı; fen erin ışığı doğrudan kitabın sayfalarının üstüne düşüyordu. Vin
bir an için dikilerek onu izledi am a o tam am en kendini kaptırmış gibi görünüyor­
du. Vin'e bir bakış atm ak için başım kaldırm adı bile.
Bana hiç mi a ld ır ış etm eyecek, d iy e düşündü kendi sıkıntısına şaşırarak. Belki

de daha süslü b ir tu valet g iy m e liy d im .
Adam şarabından b ir y u d u m aldı, kitabına odaklanmıştı.
“Her zaman balolard a kitap m ı okursunuz?" diye sordu.
Genç adam başını kaldırdı. “ N e kadar fırsat bulabilirsem."
“Bu biraz gelm enin am acın a ters düşm üyor mu?” diye sordu Vin. “Eğer sosyal­

leşmekten kaçınacaksanız n ed en geliyorsunuz ki?"
“Sen de buraya ç ık m ışsın ,” d iy e cevap verdi adam.
Vin kızardı. “ Ben sad e ce salonu yukarıdan bir görmek istemiştim.’
“Ya? Peki, neden sana dans e tm e y i te k lif eden üç adamı da geri çevirdin?”
Vin durakladı. A d am gü lü m sed i, sonra da kitabına geri döndü.
“Dört tane v a rd ı,” d ed i V in alıngan bir şekilde. “V e onlan reddettim çünkü iyi

dans etmeyi b ilm iy o ru m .”
Adam kitabını h a fifç e in d irerek ona dik dik baktı. “ Biliyor musun, sen görün­

düğünden çok daha az ü rk e k sin ."
Ürkek m i?” d iye so rd u V in . “Y an ın d a duran genç bir leydi olmasına rağmen,

daha kendini düzgün b ir şek ild e tan ıtm adan gözlerini kitabına dikmiş olan kişi ben
değilim.”

Adam şüpheci b ir şek ild e bir kaşım kaldırdı. “Bak şimdi, tıpkı babam gibi ko-
nuŞtun. Ç ok ,-[aha güzel gö rü n ü şlü am a tıpkı onun kadar huysuz.”

Vin ateş püsküren g ö zlerle ona baktı. En sonunda genç adam gözlerini devirdi.
Pekâlâ, o zaman ben d e cen tilm en lik ed eyim ." Görgülü ve resmi bir şekilde öne
■tadım atarak V in ’e başını eğd i. "B en Lord Elend. Leydi Valette Renoux, okudu-
^Uln Slrada bu balkonu sizin le p aylaşm a zevkine erişebilir miyim?"

Vin kollarını kavuşturdu, lilend? Kemli adı nıt, a ilesin in a d ı m û Umurumda
olması gerekir mı? O sadece yerim geri istiyordu. A m a ... benim d an s etmek iSte.
yenleri reddettiğimi nereden biliyor'' H e r n e d e n s e iç in d e K e l s i e r ’ ın ö z ellik le bu
konuşmayı öğrenmek isteyeceği gibi bir his va rd ı.

G a rip b ir şekilde, V in d iğ e rle rin e y a p m ış o ld u ğ u g ib i b u a d a m ı d a başından
d e fe tm e k yönünde b ir arzu h is s e tm iy o rd u . B u n u n y e r in e E le n d t e k r a r kitabını
kaldınrken b ir diğer k ız g ın lık d a lg ası d a h a h is s e t t i.

"H âlâ bana neden p a rtiy e k a tılm a k y e r in e k it a p o k u m a y ı t e r c ih e t t iğ in i söyle­
m e d in ,” dedi.

A danı için i çekerek kita b ın ı te k ra r in d ir d i. " E e , b a k ş im d i, b e n d e d a n sçıla n n
en iyisi d eğ ilim .”

"A h,” dedi V in .
“A m a bu iş in s a d e c e b ir p a r ç a s ı," d e d i b i r p a r m a ğ ı n ı k a l d ı r a r a k . " S e n daha
bunu fark etm em iş o la b ilirsin am a ç o k fa z la p a r t i d iy e b ir ş e y d e v a r . B ir kere bu
balolann beş ya da a ltı y ü z ta n e sin e k a t ıld ık t a n s o n r a , a r t ık b ir a z s ık ıc ı gelm eye
b a ş lıy o rla r.”
V in om uz s ilk ti. “E ğ e r p r a t ik y a p s a y d ın b ü y ü k i h t im a l l e d a h a i y i d a n s etm eyi
ö ğ re n ird in ."
Elend b ir kaşını k a ld ırd ı. “B e n im k it a b ım a g e r i d ö n m e m e iz in v e rm e y e c e k s in ,
değil m i?"
“O v le b ir n iy e t im y o k t u . ”
Elen d iç in i çek e re k k ita b ı, k ita p ş e k lin d e b ir a ş ın m a iz in in b e lir m e y e b aşlam ış
olduğu ceketin in ce b in e geri so k tu . “P e k i, o z a m a n . O n u n y e r in e g id ip d a n s etm ek
ister m is in ?”
V in donakaldı. E le n d k a y ıts ız c a g ü lü m s e d i.

Hükümdar adınaJ Bu ya inanılmayacak k a d a r u y a n ık y a d a sosyal açıdan
beceriksiz. H a n g is i o ld u ğ u n u b e l i r l e y e m i y o r o l m a s ı r a h a t s ı z e d i c i y d i .

"Bu bir h a y ır o lu yo r, d iy e v a r s a y ıy o r u m ? ” d e d i E le n d . “İ y i. Ö n e r m e m g e re kti­
ğini d ü şün m ü ştü m ç ü n k ü b e n im b ir c e n t ilm e n o ld u ğ u m u o r t a y a k o y d u k . Ancak
ben aşağıdaki ç iftle rin o n la rın a y a k la r ın ı e z m e m iz i t a k d i r e d e c e k le r in d e n şü p h e ­
liy im .”

“K a tılıy o ru m . N e o k u y o r d u n ? ”

“D ilis t e n i,” d e d i E le n d . “Abide D uruşm aları. H i ç d u y d u n m u ? ”

V in başını o lu m su zca s a lla d ı.
“A h , n e yse . P e k k im s e d u y m a m ı ş t ı r . ” P a r m a k l ı ğ ı n ü s t ü n d e n e ğ i l e r e k aşağ»ya
hakti. Ee, sosyete iç in d e k i ilk te c rü b e n h a k k ın d a n e d ü ş ü n ü y o r s u n ? ”
“B u ç o k ... e t k i le y ic i . ”
E le n d k ıs k ıs g ü ld ü . “V e n t u r e E v i h a k k ı n d a n e d e r s e n d e , n a s ı l p a r t i v e r i l e c i
ğini b iliy o rla r.”

V in başını sa llayarak o n a y la d ı. “O z a m a n s e n V e n t u r e E v i ’n d e n h o ş la n m ^ ° r
m u su n ?” B e lk i b u K e ls ie r ’in ilg ile n d iğ i o ç e k iş m e le r d e n b i r i s i y d i.

“Ö z e l o la r a k d e ğ il, h a y ır , ” d e d i E l e n d . “ O n l a r y ü k s e k a s i l l e r i ç i n b i l e f a z la gb5'

lerjş seven bu güruh. S a d e c e hır parti veremezler, en iyi partiyi vermek zorun­
dalar. Bunu hazırlatırken hizm etkârlarının canını çıkarmalarını, sonra da hemen
ertesi sabah salon m ü k em m el bir şekilde tem iz değil diye zavallı şeylen döverek
cezalandırmalarından ise bahsetm eye bile gerek yok."

Vin başını yana eğdi. H ır a sild e n d u ym a yı beklediğim sözler değil.
Elend durakladı, biraz u tan m ış gibi görünüyordu. “Ama sen onu boş ver. Sanı­
rım Terrislin seni a rıy o r.”
Vin irkilerek balkonun yan tarafından aşağı baktı. Gerçekten de, Sazed'ın uzun
boylu şekli şimdi boş olan m asasının yanında durmuş, bir garson oğlanla konuşu­

yordu.
Vin sessizce ciyakladı. “ G itm e m lazım ,” dedi merdivenlere doğru dönerek.
“Eh, peki o zam an ,” d ed i E lend. "O kum aya geri döneyim ben de.’ Vin’e yanm

bir el sallamayla veda e tti am a o daha ilk adımını atamadan önce kitabını açmıştı

bile.
Vin nefes n efese aşağı ulaştı. Sazed onu anında gördü.
“Affedersin,” dedi yaklaşırken üzgünce.
“Benden özür d ilem eyin H a n ım ım ,” dedi Sazed sessizce. “Bu hem uygunsuz,

hem de gereksiz. Biraz h arek et etm ek iyi bir fikirdi, diye düşünüyorum ben. Eğer
siz o kadar gergin görü n ü yor olm asaydınız bunu ben önerecektim."

Vin başıyla onayladı. “ P eki, gitm e zamanımız geldi mi?”
“Bu çekilm ek için uygun bir zam an, eğer siz isterseniz,” dedi Sazed yukandaki
balkona doğru göz atarak. “ O rad a ne yapıyor olduğunuzu sorabilir miyim Hanı­
mım?”
“Pencerelere daha yakın d an bir bakm ak istemiştim,” dedi Vin. ’ .Ama sonunda
birisiyle konuşmak zorunda kaldım . İlk başta sanki benimle ilgileniyormuş gibi gö­
rünüyordu ama şim di onun en başından beri hiç de bana pek dikkat etmeye niyetli
olmadığını düşünüyorum . Ö n em li değil, K elsier’i adıyla rahatsız etmeye değecek
kadar önemli gibi g ö rü n m ü y o rd u .”
Sazed durakladı. “ K on uştuğun uz kişi kim di?”
"Şu köşedeki adam , balkonda,” dedi Vin.
'Lord V en tu re’nın arkadaşlarından biri m iydi?"
Vin dondu. “ O nların arasında adı Elend olan bir tane var mı?”
Sazed’ın gözle gö rülür şekild e rengi attı. “ Siz Lord Elend Venfure'yla mı konu­
şuyordunuz?”
“Şey... evet?”

Size dans etm eyi t e k lif etti m i?"
Vin başını sallayarak onayladı. “ Am a buna gerçekten niyetli olduğunu sanmı­
yorum .”

“Ah, eyvah,” dedi Sazed . "K o n trollü bilinmezlik de buraya kadarmış.’
Venture m ı?” d iye sordu V in . “V en tu re Kalesi ndeki gibi mi?"
Ev unvanının v ârisi,” d ed i Sazed.
Ha, ’ dedi V in , b ü yü k ihtim alle şu anda hissediyor olduğundan biraz daha faz-

la gözünün korkmuş olması gerektiğini fark ederek. “ Biraz sinir bozucu bir 0ğ|a
ama sevimli gibiydi."

“Bunu burada tartışmamamız gerekir,” dedi Sazed. “ Siz onun mevkisinin ç0k
ama çok altındasınız. Gelin, hadi çekilelim . Yem ek için gitm em eliydim ..."

Vin’e çıkışa doğru yol gösterirken kendi kendine m ırıldanarak sesi kesildi. Vin
şalını geri alırken son bir kere daha ana salonun içine doğru göz attı ve kalay yaka­
rak gözlerini kısıp yukarıdaki balkona baktı.

Elend'in kitabı kapalı olarak bir elindeydi ve V in onun kendi durduğu yöne
doğru baktığına yemin edebilirdi. G ülüm sedi ve S az ed ’ın onu arabaya doğru gö­
türmesine izin verdi.

S ıra d a n b ir h a m a lın b e n im c a n ım ı s ık m a s ın a izin (.’erm em em gerektiğini biliyo­
rum. A m a o bir T e rrisli, k e h a n e tle r in o rta y a çıktığı yerden. Eğer herhangi bir kqi
bir sahtekârı fa r k e d eb ilec ek se , bu o o lm a z m ı?

Y in e de y o lc u lu ğ u m a d e v a m e d iy o r, kö h n e kehanetlerin kaderimle yüzleşe­
ceğimi sö y le d iğ i y e r e d o ğ ru g id iy o r u m . Y ü r ü y o r , R a s h e k 'in gözlerimi sırtımda
hissediyorum. K ısk a n ç . A la y c ı. N efret dolu.

13

V İ N B A C A K L A R I N I A L T I N D A toplamış, Lord Renoux’nun kaliteli
ve rahat koltuklarından b irin d e o tu ru yo rd u . Hantal tuvaletten kurtularak tekrar
tanıdık göm lek ve p an to lo n a geri dön m üş olduğu için iyi hissediyordu.

Ancak S azed ’ın sakin m em n u n iyetsizliği onu kıvrandınyordu. O odanın öbür
ucunda ayakta d u rm u ştu v e V in belirgin bir biçim de başının dertte olduğu izleni­
mini edinmişti. S az ed on u uzun uzun sorgulam ış, Lord Elend’la olan konuşmasının
her detayını didik d id ik e tm işti. S a z e d ’ın som ları, elbette ki saygılıydı ama aynca
zorlayıcıydılar da.

Vin’in görüşüne gö re, T errisli onun genç asille olan konuşması hakkında ge­
reksiz yere endişe e d iy o rd u . G e r ç e k te n de önemli olan herhangi bir şey hakkında
konuşmamışlardı v e E le n d ’ın k en d isi ise bir Büyük Ev lordu için dikkate değer
Şekilde etk ileyicilikten u zak tı.

Ama onun h akkın d a ga rip olan b ir şey vardv, V in ’in Sazed’a itiraf etmediği bir
Şey. Vin onun y a n ın d a y k e n ... rah at hissetm işti. Yaşadığı tecrübeye dönüp baktığı
zaman, o birkaç d ak ik a b o yu n c a g erçek ten de Leydi Valette olmamış olduğunun
farkına vardı. N e d e V in o lm u ştu , ürk ek çete üyesi olan o parçası da neredeyse
Valette kadar sah tey d i.

Hayır, o sad e ce... h e r kim ise o olm uştu. Bu garip bir tecrübeydi. Kelsıer ve
diğerleriyle b e ra b erk en d e arad a bir aynı şekilde hissetmişti ama daha sınırlı bir

şekilde. Elend onun gerçek kişiliğini n.ısıl İmi k.ıdar hızla v e hu kadar c-ksiksiz b
şekilde açığa çıkarahilıııişti?

B elki d e ü z e r im d e A llo m a n s ı k u l l a n m ı ş t ı r , diye düşündü irkilerek. Elend b'
yüksek asildi, hirTeskinci olabilirdi. Belki de o konuşmada V i n 'in düşündüğünden
daha fazlası vardı.

Nün sandalvesinde arkasına yaslanarak kendi kendine yüzünü astı. Bakırı açığt,
ve hu ise onun Vin üzerinde duygusal Allomansi kullanmış olamayacağı anlamına
gelirdi. Elend sadece lıer nasılsa onun savunmalarını indirmesine neden olmuştu
Vin kendisini ne kadar garip bir şekilde rahat hissettiğini düşünerek konuşmalannı
tekrar hatırladı. Geriye dönüp bakıldığı zaman ise yeteri kadar dikkatli olmadığı
açıkça görünüyordu.

Bir diihıiki sefere daha dikkatli olacağım. Tekrar karşılaşacaklarını varsayıyor­
du. Karşılaşsalar iyi olurdu.

Bir hizmetkâr içeri girdi ve sessizce Sazed'a bir şeyler fısıldadı. Hızla yakılan
biraz kalay Vin’in konuşmayı duyabilmesini sağladı; Kelsier sonunda geri dönmüş­
tü.

“Lütfen Lord Renoux'ya haber gönderin,” dedi Sazed. Beyaz giysili hizmetkâr
başını sallayarak onayladı ve hızlı adımlarla odayı terk etti.

“Geri kalanlarınız da gidebilirler," dedi Sazed sakin bir şekilde ve odadaki
hizmetkârlar aceleyle dağıldılar. Sazed’ın sessiz nöbeti onları da gergin odada ko­
nuşmadan ya da hareket etmeden bekleyerek ayakta kalmaya zorlamıştı.

Kelsier ve Lord Renoux sessizce konuşarak birlikte geldiler. Her zaman olduğu
gibi, Renoux tanıdık olmayan Batı tarzı kesimli, zengin bir takım elbise giyiyordu.
Yaşlı adam gri bıyığını ince ve düzgün tıraşlı tutuyordu ve kendine güvenen bir
havayla yürüyordu. Bütün bir akşamı asillerin arasında geçirdikten sonra bile, Vin
bir kez daha onun aristokratik duruşundan etkilenmişti.

Kelsier hâlâ sispelerinıni takıyordu. “ Saze?” dedi içeri girerken. “Haberlerin
mi var?"

“Korkarım ki öyle, Üstat Kelsier,” dedi Sazed. “G örünüşe göre Vin Hanım bu
geceki baloda Lord Elend Venture’nın dikkatini çekm iş.”

“Elend mı?” diye sordu Kelsier kollarını kavuşturarak. “O ev vârisi değil mi-
“Gerçekten de öyle," dedi Renoux. “Ben oğlanı belki dört yıl önce babası
Batı yı ziyaret ettiği zaman görmüştüm. Bana onun mevkisindeki bir kişi için biraz
vakarsız gibi gelmişti ”
Dört yıl mı, diye düşündü Vin. Onun L o rd R en o u x’y u o k a d a r uzun zamanı
taklit ediyor olmasının imkânı yok. K elsier çu kurlardan daha iki y ıl önce kaÇtl
Taklitçiye dik dik baktı ama her zaman olduğu gibi, duruşunda herhangi bir kusur
görmeyi başaramadı.
“Oğlan ne kadar ilgilendi?”
“Ona dans etmeyi önermiş," dedi Sazed. “Aııcak V in Hanım kabul etnıeyece
kadar akıllıca davranmış. Görünüşe göre, karşılaşmaları sadece şans eseriymiş a'113
ben onun gözüne takılmış olabileceğinden korkuyorum .”

Kelsier kıs kıs giiidü. “Onu fazla iyi eğitmişsin Saze. Gelecekte, Vin, belki de
biraz daha az alımlı olm ayı denemelisin.'*

"Neden?" d iye sordu Vin kızgınlığını gizlemeye çalışarak. “Benim genel olarak
sevilen biri olm am ı istediğim izi sanıyordum.”

“Elend V en tu re kadar önem li bir adam tarafından değil çocuğum,’ dedi Lord
Renoux. "Biz seni sosyetenin içine ittifaklar kurasın diye gönderdik, skandal yara­
tasın diye d eğ il.”

Kelsier başıyla onayladı. “V en ture genç, bekâr ve güçlü bir evin vârisi. Senin
onunla bir ilişkin olm ası bizim için ciddi sorunlara neden olabilir. Aristokrasinin
kadınları seni kıskanır ve yaşı daha ileri olan asiller de mevki farklılığını uygun gör­
mez. Sosyetenin büyük kısm ını kendinden soğutmuş olursun. Bizim ihtiyacımız
olan bilgiyi elde ed ebilm ek için aristokrasinin seni kararsız, önemsiz ve en önemlisi
de tehlikesiz olarak görm esine ihtiyacım ız var.”

“Dahası çocu ğu m ,” dedi Lord Renoux. "Elend Venture nın seninle gerçekten de
ilgileniyor olması pek olası değil. Asiller arasında onun eksantrik bir karakter olduğu
bilinir, büyük olasılıkla o sadece beklenmeyeni yaparak ününü artırmaya çalışıyor.’

Vin yüzünün kızardığım hissetti. Büyük ihtimalle o haklıdır, dedi kendi ken­
dine sertçe. Y in e de üçüne birden, özellikle de uçarı, umursamaz tavn yüzünden
Kelsier’e kızgın hissetm ekten kendini alamıyordu.

"E vet,” dedi K elsier. “V e n tu re ’dan tamamen kaçınman büyük olasılıkla en iyi­
si. Onu gü cen dirm eye filan çalış. Ona şu senin bakışlarından bir iki tane at."

Vin, K elsier'e doğru boş boş baktı.
“Hah, işte o n d a n !” d ed i K elsier kahkaha atarak.
Vin dişlerini sıktı, sonra da kendisini rahatlatmaya çalıştı. “Bu geceki baloda
babamı gördüm ,” d ed i K elsier ve diğerlerinin dikkatim Lord Venture'dan uzak­
laştırmayı um arak.
“Oyle m i?” diye sordu K elsier ilgiyle.
Vin başıyla on aylad ı. "A ğab eyim bir seferinde onu bana göstermişti, oradan
tanıdım.”

“Bu ne?” d iye sordu R en ou x.
"V in ’in babası bir o b lig a tö r,” dedi Kelsier. “Ve görünüşe göre de, eğer bunun
gibi bir baloya g id e b ile c e k kadar nüfuzu varsa önemli biri. Adım biliyor musun?’
Vin başını olum suzca salladı.
“Tarifi?"

“ Ee... Kel, gözleri d övm eli..."
Kelsier güldü. “ Bana bir ara onu gösterirsin, olur mu?”
Vin başıyla on ayladı v e K elsier de Sazed'a döndü. “Peki, bana Vin i dansa kal­

dırmak için gelen asillerin isim lerin i getirdin mi?’
Sazed başını salladı. “V in H am ın bana bir liste verdi Üstat Kelsier. Avnca ve­

kilharçların y em eğin d en d e paylaşm ak istediğim birkaç ilginç detay var.
İyi,” dedi K e lsie r k ö şed ek i ayaklı saate bakarak. “Gerçi onlan yann sabaha

Saklaman ge rek ece k . B en im gitm em lazım .”

"Gitmek mi1 ” dive sordu Viıı kulaklımın dikerek. ' A m a dulıa yeni geldin!"
"Bir yerlere gelmenin komik yaııı da luıdur V iıı," dedi gir/, kırparak. "Bir kere
orava vardığın /amaıı, gerdekten yapabileceğin tek .y y tekrar oradan ayrılmaktır
G it biraz uyu, perişan görünüyorsun.”
Kelsier gruba veda ederek el salladı, sonra da kendi kendine samimi bir şekilde
ıslık çalarak odadan tırlavıp gitti.
Fazla rahat, diye düşündü Vin. V e fa zla ağzı sıkı. Ç o ğ u zam an bize hangi ai­
leleri ı-utmayı planladığım söyler.
"Sanırını ben de yatacağım,” dedi V in esneyerek.
Sazed ona şüpheyle dik dik baktı ama R enoux sessizce onunla konuşmaya baş­
layınca Vin'in gitmesine izin verdi. V in m erdivenleri hızla tırm anarak odasına çık­
tı. sispelerinini sırtına attı ve balkonunun kapılarını iterek açtı.
Sisler odanın içine doldu. Vin dem ir harladı ve ödülü de uzaklara doğnı giden
solgun mavi bir çizginin görüntüsü oldu.
Görelim bakalım nereye gidiyorsunuz Ü stat K elsier.
Vin çelik yakarak kendisini soğuk ve nem li sonbahar gecesine doğru İtti. Kalay
gözlerini güçlendiriyor ve ıslak havanın nefes aldıkça boğazını gıdıklamasına neden
oluyordu. Arkasına doğru sertçe İtti, sonra da hafifçe aşağıdaki kapıları Çekti. Bu
manevra onun çelik kapıların üzerinden yükselen bir yay çizm esini sağladı, sonra
da kendisini daha da yükseğe fırlatm ak için kapılara doğru İtti.
Bir gözünü Kelsier’e doğru işaret eden mavi izin üstünde tutuyor ve onu gö­
rülmeyeceği bir mesafeden takip ediyordu. Hiç m etal taşım ıyordu, üzerinde sikke
bile yoktu ve Allomansi kullandığını gizlemek için de bakırını yanar hâlde tutuyor­
du. Teorik olarak, Kelsier’i onun varlığından haberdar ed ebilecek olan tek şey sesti
ve bu yüzden de olabildiğince sessizlik içinde hareket ediyordu.
Şaşırtıcı bir şekilde Kelsier şehrin içine doğru ilerlem edi. Malikânenin kapıları­
nı geçtikten sonra kuzeye dönerek şehrin dışına yöneldi. V in de onu takip ederek
yere indi ve sessizce sert zeminde koştu.
Nereye gidiyor, diye düşündü Vin kafası karışarak. F e llise 'in etrafını mı dola­
nıyor? Ö bür taraftaki malikânelerden birine doğru mu g id iyo r?
Kelsier kısa bir süre boyunca kuzeye doğru devam etti, sonra metal çizgisi bir
anda solmaya başladı. Vin duraklayarak bir grup bodur ağacın yanında bekledi.
Çizgi büyük bir hızla solmaktaydı, Kelsier bir anda hızlanm ıştı. V in kendi kendine'
küfrederek hızla koştu.
İleride Kelsier’in çizgisi karanlığın içinde kayboldu. V in içini çekerek yavaşladı.
Demirini harladı ama bu sadece bir an için onun tek rar uzaklarda k a y b o lu şu m 1
görmesine yetmişti. Asla ona yetişem ezdi.
Ancak harladığı dem ir ona başka bir şeyi gösterm işti. Kaşlarını çatarak sabi
bir metal kaynağının yanına gelene kadar ileri doğru d evam etti, iki küçük tunı»
çubuk birbirlerinden bir iki ayak uzakta kalacak şekild e y e re çakılmıştı- Bir
nesini Çekerek eline getirdi, sonra da kuzeydeki girdaplanan sislerin içine doğ11
baktı.

Zıphyon d iye d ü şü n d ü. A m a neden? Evet, zıplamak yürümekten daha hızlıydı
a m a boş tarlalarda bunun pek bir anlamı yok gibiydi.

Tabii eğer...
Vin ileri doğru yü rü d ü ve kısa bir süre sonra toprağın içine gömülmüş olan
iki tunç çubuk daha buldu. G e r iy e doğru bir göz attı. Gecenin karanlığında emin
olması zordu am a dört çu b u k doğrudan Luthadel’e doğru işaret eden bir çizgi
oluşturuyormuş gibi görünüyordu.
Dernek böyle y a p ıy o r m u ş , d iy e düşündü. Kelsier’in Luthadel ve Fellise arasında
dikkate değer bir hızla gid ip gelm e gibi esrarengiz bir becerisi vardı. Vin onun ata
bindiğini sanm ıştı am a görün üşe göre daha iyi bir yöntem vardı. Kelsıer, ya da
belki de ondan önce başka birileri, iki şehrin arasına Allomantık bir yol döşemişti.
Birinci çubuğu avcu n da sıkıca kavradı, eğer yanılmışsa inişini yumuşatmak için
ona ihtiyacı olacaktı, sonra da ikinci çubuk çiftinin önüne geçti ve kendisini havaya
doğru fırlattı.
Çeliğini harlayıp ken disin i göğe doğru yapabildiği kadar yükseğe fırlatırken
kuvvetle çubukları İtti. U çark en başka m etal kaynaklan arayarak demirini harladı.
Kısa süre sonra b e lird iler; iki tanesi doğrudan kuzeyde ve iki yanında uzakta duran
da birer tane daha.
Yanda o la n la r rotam d ü zeltm ek için, diye düşündü. Eğer tunç yolun üzerinde
kalmak istiyorsa d oğrud an ku zeye doğru gitmesi gerekiyordu. Ana yolun üzerin­
deki yan yana duran iki çubuğun tam arasından geçecek şekilde hareket etmek
için kendisini h a fifçe sola doğru ittirdi, sonra da yükselen bir yay hâlinde kendisini
tekrar ileri fırlattı.
İşi hızla kapm ıştı; çu b u k tan çubuğa zıplıyor, hiçbir zaman yerin yakınma bile
yaklaşmıyordu. S a d e c e b irkaç dakika içinde tempoyu o kadar iyi tutturmuştu ki,
neredeyse hiç yan lardan d ü zeltm e yapm asına gerek kalmıyordu.
Değişen m anzara bo yu n ca ilerleyişi inanılmayacak kadar hızlıydı. Sisler yanın­
dan savrulup gid iyor, sispelerin i arkasında dalgalanıyor ve uçuşuyordu. \ine de
kendisini daha da hızlanm aya zorladı. Tunç çubukları inceleyerek çok fazla zaman
harcamıştı. K elsier’e y e tişm e k zorundaydı, yoksa Luthadel'e ulaşacak ani3 sonra
nereye gideceğini b ile m e y e c e k ti.
Kendisini çu buktan çubuğa neredeyse pervasız bir hızla fırlatmaya başladı; Al-
lomantik bir h areket izi arayarak çaresizce bakınıyordu. Yaklaşık on dakika boyun­
ca zıpladıktan sonra en sonunda ilerisinde mavi bir çizgi belirdi, yerdeki çubuklara
doğru değil de havaya doğru işaret ediyordu. Vin rahatlayarak nefesini verdi.
Sonra ikinci bir çizgi belirdi ve bir üçüncü.
Vin kaşlarım çatarak kendisini boğuk bir sesle yere düşmeye bıraktı. Kalay
harladı ve önündeki karanlığın içinde tepesi ışıktan toplarla pınldayan devasa bir
«olge belirdi.
Şehir d u v a rı, d iy e d ü şü n d ü hayret içinde. Bu kadar çabuk mu1 Yolculuğu at
Slrtındaki b ir a d a m d a n ik i k a t d a h a hızlı bitirdim !
Ancak bu K e lsie r’in izini kayb etm iş olduğu anlamına geliyordu. Yüzü asıldı ve

taşımakta olduğu çubuğu kullanarak kendisini siperliğin üstiın e fırlattı. Nerrıli taş
ların üstüne indiği zaman da arkasına u/.anaıak çubuğu (, ek ip elıııe getirdi. Sonra
duvarın öbür taralına yaklaştı ve şehri gözleriyle tararken sıçrayarak taş parmaklı-
ğın üstünde çönıeldi

Şim di ne olacak, dıve düşündü kızgınlıkla. T e lise 'e geri m i döneyim? Oraya
gidip gitm ediğini görmek için C lu b s ’ın d ü k k ân ın a mı u ğ ra ya yım ?

Bir an için kararsız bir şekilde durdu, sonra da kendisini duvardan aşağı atarak
çatılar boyunca ilerlemeye başladı.

Pencere kolları ve metal parçalarına İttirerek rasgele bir şekilde dolandı, uzun
sıçramaların gerekli olduğu zamanlarda tunç çubuğu kullan ıyor, sonra da Çekerek
yine eline getiriyordu. Farkında olm adan belli bir y e re gitm ek te olduğunu, oraya
varana kadar anlamamıştı.

Venture Kalesi karşısında, sislerin içinden yü k seliyo rd u . K ireç lambalan sön­
dürülmüştü ve sadece m uhafızların nöbet y erle rin d e birkaç hayalet gibi meşale
yanıyordu.

Vin onu devasa kaleye neyin geri getirm iş olduğuna karar verm eye çalışarak bir
çatının kenannda çöktü. Serin rüzgâr saçlarını ve pelerinin i dalgalandırıyordu ve
yanaklarının üstündeki birkaç m inik yağm ur dam lasını hissetti. Ayak parmaklan
üşümeye başlayana kadar uzun bir süre boyunca oturdu.

Sonra sağ tarafında bir hareket fark etti. Anında büzülerek kalayını harladı.
Ortamın ışığında neredeyse görünm ez olan K elsier, üç ev ötedeki bir çatının
üstünde oturmuştu. V in ’i fark etm iş gibi görünm üyordu. O da kaleyi izliyordu,
V in ’in yüz ifadesini okuyabilm esi için fazlasıyla uzaktaydı.
Vin onu kuşkucu gözlerle izledi. O nun E len d ’la olan karşılaşmasını geçiştir­
mişti ama belki de bu onu itiraf ettiğinden daha fazla endişelendiriyordu. Ani bir
korku dalgası hissederek gerginleşti.
B u raya E len d 'ı öldürm ek için gelm iş o la b ilir m i? Bir yük sek asil vârisine suikast
düzenlenmesi kesinlikle aristokrasi arasında gerginlik yaratırdı.
Vin kaygı içinde bekledi. Ancak en sonunda K elsier ayağa kalktı ve arkasını
dönüp yürüyerek uzaklaştı, sonra da çatıyı İtip kendini havaya fırlattı.
Vin tunç çubuğu attı; çubuk onu ele verirdi. K elsier’in arkasından koştu. De­
miri ona ileride hareket eden mavi çizgileri gösteriyordu ve o da aceleyle çatıdan
sokağın karşısına atladı ve aşağıdaki bir lağım kapağını İtti, K elsier’in izini tekrar
kaybetmemeye kararlıydı.
Şehrin merkezine doğru ilerledi. Vin hedefini tahm in etm eye çalışarak kaşla
nnı çattı. Erikeller Kalesi o yöndeydi ve onlar bü yü k bir silah tüccarıydı. Belki e
Kelsier onların kaynaklarına bir şeyler yaparak R en oux Evi'ni yerel asiller için daha
önemli hâle getirmeyi planlıyordu.
Vin bir çatının üstüne indi ve K elsier’in hızla gecenin içine doğru fırlayış10
izleyerek durakladı. Yine hızlı hareket etmeye başladı. Ben...
Bir el omzunun üstüne indi.
Vin ciyaklayarak geriye sıçradı ve lehim harladı.

K e ls ie r onu bir k a v kalkm ış ş e k i l d e inceliyordu. “Senin şu anda yatakta olman
^rckiyor, gen«, b an ım ."

Vin yan tarafındaki m etal çizgisine doğru bir göz attı. “Ama..."
“Sikke k ese si,” dedi K elsier gülüm seyerek. “ İyi bir hırsız kurnaz numaralan
da boxingleri çaldığı kadar kolayca çalar. Sen geçen hafta beni takip ettiğinden
beri daha dikkatli d avran ıyo ru m . İlk başta senin bir Venture Sissoylusu olduğunu
varsayınıştım.”
“Onlann Sissoylusu var m ı?”
“Eminim ki v a rd ır,” d ed i K elsier. “ Büyük Evlerin çoğunun olur ama senin arka­
daşın Elend onlardan biri değil. O bir Siskan bile değil.*
"Nereden biliyorsun? Saklıyor olabilir.”
Kelsier başını olum su zca salladı. “ Bir iki yıl önceki bir baskında neredeyse öle­
cekti. Eğer güçlerini g ö sterm ek için uygun bir zaman varsa, o da oydu.*
Vin başıyla onayladı, hâlâ başı eğikti, Kelsier'in gözlerine bakamıyordu.
İçini çekerek eğimli çatının üstüne oturan Kelsier bir bacağını aşağı sarkıttı. ‘ Otur.’
Vin de onun karşısında çatın ın kirem itlerine oturdu. Yukanda senn sisler çal­
kalanmaya devam ed iy o rd u ve yağm u r h a fif hafif çiselemeve başlamıştı. Ama bu
sıradan gece n em inden p ek farklı değildi.
“Sen beni böyle tak ip ed ip durursan olm az V in ,” dedi Kelsier. “Güven hakkın-
daki konuşmamızı h atırlıyo r m usun?"
“Eğer bana güven sen n erey e gittiğini söylerdin."
“Aslında h ayır,” d ed i K elsier. “ B elki de ben sadece sen ve diğerlerinin benim
için endişe etm enizi iste m iy o ru m d u r.”
“Senin yaptığın h er şey te h lik e li,” dedi Vin. “ Neden bize avnntılannı anlatır­
san daha fazla endişe e d e lim k i?”
“Bazı şeyler d iğ erlerin d en daha bile tehlikelidir," dedi Kelsier sessizce.
Vin durakladı, sonra da K e ls ie r’in gitm ekte olduğu yöne doğru bir göz attı.
Şehrin m erkezine doğru.
Kredik Shavv’a, Bin K u leli T e p e ’y e doğru. Lord Hükümdar'ın sarayı.
“Lord H ü kü m d ar’la yü z leşm ey e gidiyorsun1.” dedi Vin sessizce. “Geçen hafta
ona bir ziyaret yapacağını sö y le m iştin .”
Ziyaret belki biraz fazla zorlam a bir kelim e,” dedi Kelsier. “Saraya gidiyorum
ama Lord H ü kü m d ar’ın k en d isiyle gerçekten de karşılaşmamayı umuyorum. Daha
°nun için hazır değilim . Ö te yan dan sen doğrudan Clubs’ın dükkânına gidiyorsun."
Vin başını sallayarak on ayladı.
Kelsier'in yüzü asıldı. “ S a d e c e yine beni takip etmeye çalışacaksın, değil mi?'
Vin durakladı, sonra da yin e başıyla onayladı.
“Neden?”

Çünkü yardım e tm e k istiy o ru m ,” dedi V in sessizce. “Şuanakadar, benim bü-
|ün bunlardaki rolüm aşağı yukarı bir partiye gitmekten ibaret oldu. Ama ben de

lr Sissovluyum, beni sen kendin eğittin. Ben oturup yemek yer ve insanlann dans
^meşini izlerken, d iğer h erkesin tehlikeli işleri yapmasına izin verecek değilim."

“Senin o balolarda yaptığın şey de önemli, dedi Kelsier.
Vin onaylayarak başını eğdi. Önce onun gitm esine i/iıı verecek, sonra da 0nu
takip edecekti. Yürüttüğü mantığın bir paryası dem in söylem iş olduğu şeydi; bu
çete için bir dostluk hissi edinmeye başlamıştı ve bu onun asla karşılaşmadığı bir
şeydi. Çetenin yaptığı işin bir parçası olmayı istiyordu, vardım etmek istiyordu.
Ancak diğer bir parçası ise Kelsier'in ona her şeyi söylem ediğini fısıldıyordu
V in’e güveniyor olabilirdi, güvenmiyor da olabilirdi. A m a kesinlikle onun da sırları
vardı. On Birinci Metal ve dolayısıyla da Lord H üküm dar bu sırlarla ilgiliydi.
Kelsier gözlerinin içine baktı. Vin'in onu takip etm eye niyetli olduğunu görmüş
olmalıydı. İçini çekerek arkasına yaslandı. "Ben ciddiyim V in! Benimle gelemezsin."
“Niyeymiş o?’’ diye sordu V in bütün num arayı bir kenara bırakarak. “Eğer se­
nin yaptığın şeyler bu kadar tehlikelivse, arkanı kollayan diğer bir Sissoylunun
olması daha güvenli olmaz m ı?”
“Sen hâlâ metallerin hepsini bilm iyorsun,” dedi K elsier.
“ Sadece sen bana öğretmemiş olduğun için .”
“Daha fazla pratik yapman gerek.”
“En iyi pratik uygulamadır,” dedi V in. "A ğabeyim beni soygunlara yanında gö­
türerek hırsızlık yapmayı öğretm işti.”
Kelsier başını iki yana salladı. “ Bu çok teh likeli."
“Kelsier,” dedi Vin ciddi bir ses tonuyla. "B iz Sotı İm paratorluk'u devirmeyi
planlıyoruz. Zaten bu yılın sonuna kadar sağ kalm ayı bekliyor değilim.
"Diğerlerine ekipte iki tane Sissoylu olm asının nasıl bir avantaj olduğunu söy­
leyip duruyorsun. Eh, eğer sen benim gerçekten de bir Sissoylu olmama izin ver­
mezsen bu pek bir avantaj olmayacak. Daha ne kadar bekleyeceksin? Ben 'hazır'
olana kadar mı? Böyle bir şeyin asla olacağını san m ıyorum .”
Kelsier bir an için ona dik dik baktı, sonra güldü. “ İlk karşılaştığımız zaman,
ağzından kerpetenle zor laf alıyorduk. Şim di ise bana nutuk atıyorsun.”
Vin kızardı. En sonunda Kelsier içini çekerek pelerininin içine uzanıp bir şey
çıkardı. “Bunu düşünüyor olmam bile inanılm az,” diye m ırıldandı ona bir parça
metal vererek.
Vin minik, gümüşsü metal topunu inceledi. O kadar parlaktı ki neredeyse bir
damla sıvı gibi görünüyordu. Yine de elinde katıydı.
" A t iy u m ,” dedi Kelsier. "Bilinen A llom an tik m etallerin onuncu ve en güçlü
olanı. O boncuk önceden sana verdiğim boxingle dolu torbanın tamamından daha
değerli.”
“Bu kadarcık şey mi?” diye sordu Vin şaşkınlıkla.
Kelsier başıyla onayladı. “A tiyum sadece tek bir yerden gelir, Hathsın
Çukurları’ndan. V e Lord Hüküm dar da onun üretim in i ve dağıtımını kon
eder. Büyük Evler’in aylık belli bir m iktarda atiyum satın alm aya izni vardır, L°r^
Hükümdar’ın onları kontrol altında tutm asının ana yollarından biri bu. Yut onu-
Vin metal parçasına göz attı, bu kadar değerli olan bir şeyi boşa h a r c a m a k btc
yip istemediğinden emin değildi.

" A t i y u r m ı s a t a m a z s ı n , " d e d i K elsier. “ Hırsız ç e t e le r i d e n iy o r ama iz le ri b u lu ­
nup id a m e d i l i y o r l a r . b ı r d H ü k ü m d ar a t i y u m s t o k la r ı konusunda ç o k t it iz .”

Vin başıyla onayladı ve m etali yuttu. Anında içinde yakılmayı bekleyen yeni bir
gjiç stokunun belirdiğini hissetti.

“ P e k â lâ ," dedi K elsier a y a ğ a k a lk a r a k . "Ben yürümeye başlar başlamaz yak."
Vin başıyla onayladı. O ileri yürüm eye başladığı zaman Vin yeni güç stokuna
uzandı ve atiyum u yaktı.
Gözlerine K elsier h a fifçe bulanıklaşm ış gibi göründü; sonra da onun önündeki
sislerin içine şeffaf, hortlağa benzer bir görüntü fırladı. Görüntü tıpkı Kelsier’e
benziyordu ve onun hem en birkaç adım önünden yürüyordu. Çok hafif, kuyruk
gibi bir ardıl görüntü kopyadan K elsier'in kendisine doğru gidiyordu.
Bu sanki... bir gölgenin tersiym iş gibiydi. Kopyası Kelsier’in yaptığı her şeyi
yapıyordu ama görün tü d a h a önce hareket ediyordu. Görüntü döndü ve Kelsier
de aynı yoldan onu tak ip etti.
Görüntünün ağzı h areket etm ey e başladı. Bir an sonra Kelsier konuştu. “Ati­
yum birazcık geleceği görm eni sağlar. Y a da en azından, hemen yakın gelecekte
insanların ne yap acak olduklarını görm eni sağlar. Dahası aklını da güçlendirerek,
yeni bilgileri h azm edebilm eni ve daha hızlı ve daha sakin bir şekilde tepki vere­
bilmeni sağlar.”
Gölge durdu, sonra K elsier de yürüyerek onun üstüne gelip durdu. Aniden
gölge uzanıp ona bir to k at attı ve V in de refleksle harekete geçerek tam Kelsier’in
gerçek eli hareket e tm e y e başlarken elini yukarı kaldırdı. Kelsier’in kolunu savru-
lurken yakalam ıştı.
“Atiyum yaktığın zam an hiçbir şey seni şaşırtamaz,” dedi. “Düşmanlanmn doğ­
rudan onun üstüne d ü şecek lerin i kesin bir şekilde bilerek bıçağı savurabilirsin.
Her darbenin n ereye ineceğini görebileceğin için saldırılardan kolaylıkla kaçına­
bilirsin. A tiyum seni n ered e yse ölüm süz yapar. Aklını da güçlendirerek bütün bu
yeni bilgilerden fayd alan ab ilm en i sağlar.”
Bir anda dü zin elerce başka görüntü K elsier’in vücudundan etrafa fışkırdı. Her
biri farklı bir yöne atılıyor; kim isi çatı boyunca yürüyor, kimisi de havaya sıçnvor-
du-Vin, K elsier’in kolunu bırakarak ayağa kalktı ve şaşkınlıkla geriledi.

Şimdi ben de atiyu m y a k tım ,” dedi Kelsier. “Ben tie senin ne yapacağını görü­
yorum ve bu ise b en im yap acak olduğum şeyi değiştiriyor ki o da senin yapacağın
Şeyleri değiştiriyor. G ö rü n tü le r ikim izin de yapmamızın olası olduğu bütün hare­
ketleri yansıtıyorlar.”

Bu kafa k a rıştırıcı,” d ed i V in çılgın görüntüler kargaşasını izleyerek; eski olan­
ı n sürekli olarak kayb o lu rk en , yeni olanları da sürekli olarak beliriyordu.

Kelsier başıyla on ayladı. “ A tiyu m yakmakta olan birisini yenmenin tek yolu
senın de atiyum yakm an d ır. B ö ylece ikinizin de bir avantajı olmaz.”

Görüntüler kayboldu.
Şimdi ne yap tın?” d iye sordu V in irkilerek.
Hiçbir şe v ,” ded i K elsier. “ Bü yük ihtimalle senin atiyunıun bitmiştir."


Click to View FlipBook Version