The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by , 2016-03-16 05:23:12

siyasetcinin_el_kitabi

siyasetcinin_el_kitabi

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

“(Dünyalık   olarak)   size   her   ne   verilmişse,   bu  
dünya   hayatının geçimliğidir.   Allah’ın   yanında  
bulunanlar ise daha hayırlı   ve   kalıcıdır.   Bu   mükâfat,  
inananlar ve Rablerine tevekkül   edenler,   büyük  
günahlardan  ve  çirkin  işlerden kaçınanlar,  öfkelendikleri  
zaman  bağışlayanlar,  Rablerinin çağrısına  cevap  verenler  
ve   namazı   dosdoğru   kılanlar; işleri,   aralarında   şûrâ  
(danışma)   ile   olanlar,   kendilerine verdiğimiz   rızıktan  
Allah   yolunda   harcayanlar,   bir   saldırıya uğradıkları  
zaman,  aralarında  yardımlaşanlar  içindir.”
Şûrâ  Suresi  36,37,38,39.  ayetler
SİYASİ  ETİK  DEDİKLERİ  ŞEY

Gelelim siyasi etik, ya da siyasi ahlak meselesine.
Efendim, bu konu  da,  ısıtılıp  ısıtılıp  kamuoyunun  dikkatine  
sunulan, esas itibariyle,   Meclisin,   yani   seçilmişlerin  
itibarını  zedelemek  için kullanılan  bir  konudur.  

Siyasi   ahlak   ibaresini   duyanların   aklına ilk gelen
şey,   siyasetçilerin   ahlaksız,   hırsız   falan   olduklarıdır. Öyle  
ya,  siyasetçiler  ahlaksız  olacak  ki,  bir  siyasi  ahlak  yasasına
ihtiyaç   duyulsun.   Tıpkı   dokunulmazlıklar   gibi. Siyasi ahlak
denilen   şey de,   belirsiz,   muğlâk   bir   kavramdır. Bu   güne  
kadar   net   bir   tarifi   yapılamamıştır.   İşte,   siyasetle
bağdaşmayan   işler,   hediye   kabul   etmeye   getirilen  
sınırlamalar falan bu konu içinde  tartışılır.

200

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

İş   dünyasından   gelen   birçok   vekil,   işlerini  
yakınlarına devrederek devam ettiriyorlar. Zaten kendileri
olmasa bile, işin   devam   etmesi   gerekir   ki,   işin   devam  
etmesi,   kapanmaması, ekonomimiz   için   de,   ülkemiz   için  
de  gayet  doğrudur.

Şimdi, burada kritik konulardan birisine geliyoruz:
Siyasetçi  işgal  ettiği  makamı  kendi  çıkarları  için  kullanabilir  
mi? Yani,   devletten   ihale   alabilir   mi,   teşvik   alabilir   mi,  
belediyeden arazi  kapatabilir  mi  vesaire…

Kamuoyunda   şöyle   bir   kanaat   vardır:   Siyaset,
zenginliği artırmak   için   yapılır.   İlçe   teşkilatlarına   girmek,  
belediye meclis  üyesi  olmak,  milletvekili  olmak,  hep  kendi  
kişisel zenginliğini  artırmak  içindir.

Bu   kanaat   nispeten   doğrudur.   Siyaseti  
zenginleşmek   için yapanlar   vardır.   Kendisine   çıkar  
sağlamak, firmasına   çıkar sağlamak   için   yapanlar   vardır.  
Ama evdeki hesap genelde siyasete uymaz,   bırakın  
amaçlarına   ulaşmayı,   itibarları   dâhil   pek   çok kayıpla  
karşılaşırlar.   Üzerlerinde   öyle   bir   kamuoyu   baskısı oluşur  
ki,   siyasete   girmeden   önce   yaptıkları   işlerin   hiç   birisini
yapamazlar,  aldıkları  ihalelerin  yanından  bile  geçemezler.

Onları   denetleyen   vergi   memuru,   daha   dikkatli  
davranır,   trafik polisleri bile, normalde ceza
kesmeyecekleri bir durumda ceza kesmeye yeltenirler.
Hem,   siyasetçinin   toplumda   yerleşik   kötü imajı,   hem   de  

201

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

iktidar   değiştiğinde   siyasetçilerin   yaptığı   işlerin daha bir
dikkatle   inceleneceği   inancı,   siyasilerin   iyi   giden işlerini  
bile bozar.

Belirli   bir   siyasetçi   ile   ilgili   olarak,   kendisine   çıkar  
sağladığı kanaati   oluşmaya   başlamışsa,   o   siyasetçinin   bir  
sonraki  seçimde hiç  şansı  yoktur.  Ufak  tefek  işlerde  böyle  
bir  kanaatin  oluşması belki engellenebilir, ya da memurlar
o   gün   için,   siyasetçiden çekinerek,   işgüzarlık   yapabilirler  
ama bu durum devam etmez ve   siyasetçiye,   siyasi ve
ekonomik olarak zarar verir.

Bu   yazdıklarımızı   şöyle   örnekleyelim. Başka   birkaç  
firmanızın   yanında,   bir   de   temizlik   ve   güvenlik firmanız  
var.   Devlet   kurumlarının   ihalelerine   giriyor   ve
kazanıyorsunuz.  Sonra,  yapılan  kongrede  iktidar  partisinin
ilçe  başkanı  oluyorsunuz.  Süresi  dolup  da,  yenide  açılan  ve  
bir yıl  önce  kazandığınız  ihaleyi  yine  kazanırsanız,  “ihaleyi  
hak ettiğiniz”   için   değil,   “ilçe   başkanı   olduğunuz”   için  
kazandığınız söylenecektir.   Ne   derseniz   deyin,  
anlatamazsınız.   Aynı   ihaleyi 10 senedir   kazanmış  
olmanızın,   en   uygun   teklifi   vermenizin, hatta   ilçenizde  
sizden  başka  o  ihaleye  girebilecek  yeterlilikte başka  firma
olmamasının  hiçbir  kıymeti  olmaz.  

Hayatlarında ihaleye   girmemiş   olanlar,   yapılan  
ihale   hakkında   hiçbir   şey bilmeyenler, yapılacak   iş  

202

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

hakkında   zerrece   fikri olmayanlar, sizi   yolsuzlukla,   çıkar  
sağlamakla,  devletin  parasını  yemekle suçlayacaklardır.  

İhaleyi   kendi   firmasının   şartlarına   göre  
değiştirten   siyasetçiler yok mudur? Elbette   vardır.  
Belediyeden   arazi   kapatan   siyasetçiler yok mudur?
Elbette   vardır.   Haksız   kazancı   olan   siyasetçiler   yok
mudur? Elbette   vardır. Rüşvet   alan,   milyon   dolarlık  
hediye   alan,   partisine   yardım   yaptıran,   belediyenin  
kaynaklarını   oğlunun   spor   kulübüne   aktaran,   yakın  
akrabalarına   şirket   kurdurup   ihaleler   veren   siyasetçiler  
yok  mudur?  Elbette  vardır.  

Bu   söylediklerimizi   sadece   siyasetçiler   mi  
yapmaya   çalışır, başka   hiç   kimse   yapmaz   mı? Elbette
yaparlar.   Hatta   basının gücünü   kullanıp,   bunu   yapmaya  
çalışan  gazeteciler  bile  vardır.

İş   büyük   sermayeye   gelince,   olay   çok   daha  
farklıdır.  Büyük sermaye,  büyük  holding  sahipleri  kendileri  
siyaset yapmazlar. Onların  çıkarlarını  koruyacak  adamları,  
medyada   olduğu gibi,   bürokraside   olduğu   gibi,   siyasette  
de   vardır.   Genelde, CEO’larını,   yani   müdürlerini   siyasete  
sokarlar, milletvekili yaparlar   ve   işlerini   o   adamları   takip  
eder.   Geçmişte,   kendileri için   özel   kanun   çıkarılan   büyük  
holdingler  bile  olmuştur.

Hakan  Şükür’ün  yorumculuğu  etik  midir?
203

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Futbol   şöhretlerinin,   sinema   sanatçılarının,   hele  
hele türkücülerin, milletvekili olmak gibi bir hevesleri
vardır.   Siyasi partiler,   bu   kişilerin   popülaritesinden  
yararlanmak   için,   onları aday   gösterirler.   Bir   nevi   reklam  
yıldızı,  bir  nevi  marka  yüzü gibi.

Ama   bu   tür   reklam   vekilleri,   Meclis   nasıl   işler  
bilmezler. Milletvekili   nedir   bilmezler,   ne   iş   yapar  
bilmezler. Milletvekili  olup,  Meclise  adım  attıklarında  ise,  
büyük   bir   hayal kırıklığı   ve   mutsuzluk   yaşarlar.   Çünkü  
kendi mesleklerinde inanılmaz   paralar   kazanan   bu  
insanlar  için  vekil  maaşı,  ayakkabı parası  bile  değildir.

Hele hele Meclisin fiziki   imkânları,   odalar, yemek,
çay  servisi  falan,  alışık  oldukları  şatafatın  çok  çok gerisinde
kalır.   Futbolcu   ya   da   sinema   yıldızı   iken   her   türlü lüks   ve  
konfor   kendileri   için   bir   hak   olarak   görülürken,   siyasetçi
olunca, giydiği   takım   elbise   bile   yadırganır. İşsiz,   işlevsiz  
kalıverirler.

E  hal  böyle  olunca  da,  ne  yapsın  Hakan  Şükür,  o  da  
yorumculuk yapar.  Bu  işten  para  alması  falan  çok  önemli  
değil.  Telif hakkı  diye  bir  şey  var  ve  bir  insanın  milletvekili  
olması   telif hakkı   almasını   engellemez.   Sonuçta,   lig   tv’de  
de olsa, orijinal fikirlerini serdedecek ve bu fikri
çalışmasının   bir   karşılığının olması   gerekir.   Burada   esas  
mesele,  televizyonda  yapılan yorumculuk,  Hakan  Şükür’ün  
yasama  ve  denetim  görevlerini hakkıyla  yerine  getirmesini

204

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

engelleyecek mi? Yasama ve denetim   görevlerinin  
hakkıyla   yerine   getirilmesinin   ise, hiçbir   kıstası   yoktur.  
Tamamen, vicdani, tamamen ahlaki bir durumdur. Hakan
Şükür,   bir   milletvekili   olarak   yasama   ve yürütme  
görevlerini   yerine   getirdiğine   vicdanen inanıyorsa, siyasi
etik  kurallarına  uymuş  olur.

Meselenin   başka   bir   tarafı   daha   var:   Lig   tv,   Hakan  
Şükür’e o   kadar   parayı   neden   veriyor?   Hakan   Şükür’ün  
üstün fikirleri,   yorumculuk   yeteneği,   aldığı   inanılmaz  
reyting   için veriyorsa   mesele   yok.   Ama   futbolun   içine  
düştüğü   kaos ortamında,   yarın   bir   gün   naklen   yayın  
ihalesinin  uzatılması falan  gündeme  gelince  veya  yeni  bir  
ihale   sürecinde, hükümet   nezdinde   lobi   yapacak   birisine  
ihtiyaç   duyduğu için   veriyorsa,   işte   o   zaman   sorun var
demektir?

205

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

İŞ  TAKİBİ
Siyasetçi   demek,   yüzde   yüz   iş   takibi   demektir.  

İnsanlar,   Hacca gidebilmek   için   bile,   siyasetçiden   torpil  
yapmasını  isterler. Hiç  iş  takibi  yapmayan  siyasetçinin  bile,  
kıramayacağı arkadaşlarının  talepleri  olur.  

İş   takibinin   özü   şudur:   İnsanlar, genel olarak bir
işin   nasıl   kotarılacağını,   nerede   yapılacağını, nasıl  
başvurulacağını   falan   bilmezler.   Bilmeleri   de   mümkün
değildir   zaten.   Esnaf,   kredi   çekecek   ama   nereye  
başvuracak, nasıl  başvuracak,  hangi  evrakları  toparlayacak  
bilmez. Sanayi   Bakanlığının   KOBİ   kredisi   verdiğini   bir  
yerlerden duymuştur   ama   ayrıntıları   bilmez.   Bu   tip  
durumlarda,   iş   takibi bir   danışmanlık   hizmetidir.   Nereye,  
nasıl,   hangi   evraklarla başvuracağını   öğrenip   o   kişiyi  
yönlendirmeniz   gerekir. Kredinin sonucu ile ilgili olarak,
istediğiniz   kadar   rica   edin, (Derviş   yasalarından   sonra)  
kimseye kabul ettiremezsiniz.

Yani, siyasetçi  banka  müdürüne  söyledi  diye,  hiçbir  
banka   müdürü, şartları   taşımayan   bir   esnafa   kredi  
vermez.  Boşuna  kendinizi yormayın.  Siz  banka  müdürünü  
arar, bir esnafa kredi verilmesi konusunda   yardımcı  
olmasını  istersiniz,  banka  müdürü  de, “tamam  durumuna  
bakayım”   der,   ama   olay   gerçekte   şöyle gelişir.   Banka  
müdürü,   kredi   talep   edenin   durumunu   inceler, şartları  
tutuyorsa, krediyi verir. Sonra siyasetçiyi   arar,   “Tamam

206

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

efendim,   emrettiğiniz   gibi   söylediğiniz   esnafa   kredisini  
verdik” der.   Yok,   şartlar   tutmuyorsa,   kredi   talebini   geri  
çevirir,   yine siyasetçiyi   arar   ve   bu   sefer   “Efendim, bu
kişiye  kredi  vermemiz mümkün  değil,  sicili  çok  bozuk,  ben  
bu   kişiye kredi verirsem işimden   olurum”   diyerek   talebi  
geri  çevirir. Eğer  kredi  verilmişse,  siyasetçi  vatandaşı  arar  
ve   “Müjde kredini   çıkardım”   diyerek,   puan   toplamaya  
çalışır.   Yok,eğer kredi   çıkmamışsa,   siyasetçi   bu   sefer  
vatandaşa   “O kadar uğraştım   ama   banka   müdürü   Nuh  
diyor, peygamber demiyor, taa   genel   müdürlüğü   aradım  
ama kesinlikle olmaz diyorlar.” diyerek elinden gelen
gayreti  gösterdiğini  vurgular.
“Çocuğuma  devlette  iş  bul”

Vatandaşın,   siyasetçiden   en   fazla   istediği   şey,  
“çocuğuna   iş”tir. Hatta   partilerin   yerel   teşkilatlarında  
görev   almak   isteyenlerin, üye   olanların   çoğunluğunun   bu  
yönde   bir   beklentisi   vardır. Çoluk   çocuklarına   iş   bulmak  
için,   particilik   yaparlar.   Bu beklentinin, son derece
gerçekçi   bir   alt   yapısı   vardır.   Devlet, yıllarca   bir istihdam
alanı   olarak   görülmüş,   özellikle   KİT’ler, hiçbir   sınava,  
yarışmaya   falan   tabi   olmadan,   gereğinin   10-15 katı  
personelle   doldurulmuştur.   Vatandaşlar,   iş   bulmak   için
politikacılara   başvurmuşlar,   onlar   da,   kendilerine  
başvuranları işe  yerleştirmişlerdir.

207

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Siyasetçiler   yıllarca,   işe   adam   yerleştirmede   etkin  
olmuşlardır. Zaman   ilerledikçe,   devletteki   işler  dolmuş,   iş  
sayısı  azalmış,  işe girmek  isteyenlerin  sayısı  artmıştır.  Yani,  
işe   girmek   isteyenler arasında   rekabet   oluşmuş,  
siyasetçilerin   işe   adam   yerleştirmesi zorlaşmış,   aradan  
yakınlarını  seçmek  zorunda  kalmışlar,  bu durum  da  büyük  
rahatsızlık  yaratmaya  başlamıştır.

1999   yılında,   Ecevit’in   Başbakanlığı   sırasında,   işe  
adam  alınması konusundaki  rahatsızlıklar  iyice  artmış,  bu  
işe   bir   çözüm bulunması   gerekmiş,   nihayetinde,   devlet  
memurlarının,   sınavla alınması   kararlaştırılmıştır.  
Rahmetli Ecevit, devlete personel alınmasını,   tıpkı  
üniversite  sınavı  gibi  bir  sınava  bağlayarak, en  büyük  iyiliği  
siyasetçilere   yapmıştır.   Siyasetçiler,   artık çocuklarına   iş  
isteyenlere,   “KPSS’yi   kazanmaları   gerektiğini, işe  
alınmanın   tamamen   sınavla   olduğunu,   kimsenin   bu
sınavlara   müdahale   edemediğini”   söyleyebilmektedirler.  
1999 yılından  bugüne  geçen  süre  içinde,  insanlar  da  yavaş  
yavaş   eski alışkanlıklarını   kaybetmekte,   devlet memuru
olmak   için   neler yapmaları   gerektiğini   artık  
öğrenmektedirler.   1999   yılından bugüne   hep   şu   sözü  
duyarım:   “Benim   çocuğumdan   daha düşük   puan   alanı  
torpille  memur  yaptılar,  isteseniz  siz  de yapabilirsiniz.”  Bu  
tür  belki  100  tane  iddiayı  Devlet  Personel Başkanlığı’ndan  
araştırdım.   Hangi   iktidar   döneminde   olursa olsun,   hiç  

208

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

birisi   doğru   çıkmadı.   Bu   iddia   yalnızca   bir   şehir efsanesi
olarak  kaldı. (Son  yıllarda  devleti  ele  geçirmeye  çalışan  bir  
yapının   sınav   sorularını   kendi   cemaatine   dağıttığına,  
dolayısıyla   sınavlarda   haksızlık   yapıldığına   dair   iddialar  
ortaya  çıkmaya  başladı.)

Günümüzde,   siyasetçiler,   en   fazla   temizlik  
firmalarına   asgari ücretle   işçi   aldırabilirler.   Temizlik  
firmasında  asgari  ücretle işçi  olabilmek  için  torpile  ihtiyaç  
duyanların  ise,  gerçekten yardıma  ihtiyacı  var  demektir.

Bir  iş  için,  siyasetçiden  yardım  istemek,  genelde  bir  
ayrıcalık içermektedir.   “Şube   müdürü   olmak   istiyorum,  
Kırşehir’de   değil de,   Ankara’da   çalışmak   istiyorum,  
Şereflikoçhisar’ın   köyünde değil   de,   Çankaya’daki bir
okulda   öğretmenlik   yapmak istiyorum,   yeni   yapılacak  
parkı   benim   evimin   yanına   yapsınlar, ama benim evi
istimlâk   etmesinler,   benim   emeklilik   evrakımı daha   önce  
yapsınlar,  benim  ruhsatımı  en  önce  versinler.” vesaire,

İş   takibi   talepleri   hep   ayrıcalık isteyen taleplerdir.
İş   takibi   yaparak,   yerini   korumuş   hiçbir   siyasetçiye
rastlamadım.   Aksine,   bir   kişinin   beş ayrı   işini   yaparsınız,  
altıncısını yapamazsınız.   “Bir   işimi   yapmadı.”   diye,   sokak  
sokak  dolaşır, herkese  sizi  “iş  yapmaz”  birisi  olarak  anlatır.

İnsanların   işleri   ile   ilgilenmemezlik   edemezsiniz,  
çünkü kendileri   becerip   yapamazlar,   sizin   yardımınıza  
ihtiyacı   vardır. Ama   çoğu   zamanda   başkasının   aleyhine,  

209

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

kendileri lehine haksızlık   isterler.   Bu   ikisini   iyi   ayırmanız  
gerekir. Devlet, hizmet organizasyonunu   yürütürken  
“insani” düşünmez.   Devletin   vicdanı   zayıftır.   İstanbul’da  
memursunuz, Büyükçekmece’de   eviniz   var,   evinize   yakın  
bir   yerde   çalışmak istiyorsunuz,   devlet   sizi,   Üsküdar’a  
göndermekten   çekinmez. İşte   siyasetçi,   burada   devletin  
vicdanı olur,  böyle  iş takiplerini  yapmanız  gerekir.

Malulen  emeklilik  bizim  memlekette  inanılmaz  zor  
bir   iştir. Devlet,   kendi   hastanesinin   verdiği   raporlara  
güvenmez, üniversite   hastanesinden   ayrıca   rapor   ister.  
Adam zaten engelli hale   gelmiş,   gitmesi   bir   dert,   alması  
bir   dert,   yazışması   ayrı bir   dert.   Üniversite   hastanesinin  
raporu,   bu   sefer   de,   SGK’nın Sağlık   Kurulu   tarafından  
değerlendirilir,   iş   uzadıkça   uzar. Çalışırken   malul   hale  
gelmiş   birisinin   bu   süreci   takip   etmesi neredeyse
imkânsızdır.  İşte  bu  tür  takipleri  yapın,  hayır  dua alırsınız.

Bir  vilayetimizin,  kuş  uçmaz  kervan  geçmez  orman
içi köyünden  bir  amca,  gözleri  parmak  sayma  derecesinde  
bozuk, ölmüş   babasının   sigortası   üzerinden,   malulen  
emekli olmaya çalışıyor.   2   senedir   emekli   olacağı   günü  
bekliyor. Konu bana aktarılınca,  yaklaşık  6  ilden,  babasının  
SSK   kayıtlarını   takip ederek,   en   sonunda,   yeniden   göz  
raporu   alması   için   2   sene   önce Ankara’da   bir   üniversite  
hastanesine   sevk   edildiğini   öğrendim. Üniversite  
hastanesinde kendisine olumlu   rapor   verilmiş   fakat

210

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

raporlarla   ilgilenen   memur,   o   esnada   doğum   iznine  
çıkmış. Yerine   bakan   memur   ise,   raporu   SSK’ya  
göndermeyi   unutmuş. 2   sene   sonra,   raporu   SGK’ya  
ulaştırabildik  ve  yaşlı  amcayı malulen emekli edebildik.

Karısıyla   kavga   eden,   kızı   evden   kaçan,   oğluna  
rapor   lazım   olan, kredi   kartını   ödeyemeyen,   arazi  
kapatmak   isteyen,   büfesine iddaa   bayiliği   almak   isteyen  
sizi  arar.  Aklınıza  gelebilecek  her türlü  işle  uğraşırsınız.

İşte  böyle  zor  bir  iştir  iş  takibi  yapmak,  vatandaşın  
taleplerine cevap   vermek.   Sizden   bir   şey   isteyen   herkes,  
mutlaka size oy vermiştir,   oy   vermek   ne   demek,   parti  
üyesidir.

İnsanlar   bir   şey   talep   ederlerken,   talep ettikleri
şeyin   kendi hakları   olduğundan   yüzde   yüz   emindirler.  
Ama   bir   araştırırsınız, ya   komşusuna,   ya   arkadaşına   bir  
kazık   atmaya   çalışmakta, bu   kazığı   atarken   de,   sizi  
kullanmak istemektedir. İş   takibi yaparken   çok   çok  
dikkatli   olmanız   gerekir,   aksi   takdirde ödeyemeyeceğiniz  
vebal  altına  girersiniz.

İş   takibi   konusunda   dikkat   etmeniz   gereken   diğer  
bir unsur da, yakınlarınız,   arkadaşlarınız,   iş   ortaklarınız  
falandır.

Sıcak   bir   yaz   günü,   -Meclis   halkla   ilişkiler  
binalarında   klima falan   yoktur,   hele   odanız   üst  
katlardaysa,  cayır  cayır  yanar- vekilin  eski  ortağı  olduğunu  

211

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

söyleyen   birisi   aradı.   Adli sicilde bir   sabıka   kaydı
olduğunu,  5  yıllık  süresi  dolduğu  için,  silinmesi konusunda
yardımcı   olmamı   istedi.   Ben   de,   ilgili   yeri   arayarak, bu
kişinin  sabıkasını  güncel  kayıtlardan  sildirdim.  Sabıka,  5 yıl  
geçtikten   sonra,   güncel   kayıtlardan   siliniyordu   ama   arşiv
kayıtlarından   asla   silinmiyordu.   Adamı   arayarak,   “Güncel
kayıtlardan   sildirdiğimi,   ancak   arşiv   kayıtlarından   asla
silinmediğini”   söyledim.   Birden   bire   bana   bağırmaya  
başladı: Avukatı,   arşiv   kayıtlarından   da   silindiğini  
söylüyormuş   da,   ben işi   bilmiyormuşum   da,   falan,   nasıl  
bağırıyor.   “Gelsin   avukatın sildirsin o zaman.”   diyerek
telefonu   suratına   kapattım.   Telefonu suratına   kapattım  
ama   adam   vekilin   iş   ortağıymış,   bizim   iş tehlikeye girdi.
Hemen   adli   sicil   genel   müdürünü   arayarak, durumu izah
ettim. İşimin   tehlikede   olduğunu,   adamın, sabıkasının  
arşiv   kayıtlarından   da   silinebileceğini   iddia   ettiğini
söyleyerek,   durumunun   bir   kez   daha   incelenmesini  
istedim. Genel   müdür,   hemen   konuyla   ilgilendi.   –
normalde  danışmanlarla pek muhatap olmazlar, vekillerin
aramasını  isterler- 20 dakika sonra  arayarak,  bana  bağırıp  
çağıran   vatandaşın,   sabıkalı   hale gelmesine neden olan
suçun,  yüz  kızartıcı  suçlardan  olduğunu, dolayısıyla  güncel  
kayıtlardan   silinme   süresinin   5   yıl   değil,   10 yıl   olduğunu,  
tekrar   güncel   kayıtlara sabıkalı   olarak   işlettiğini söyledi.  
Genel  müdüre  teşekkür  ederek,  vekile  durumu aktardım.  

212

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Ve   ekledim,   “arkadaşlarına   söyle,   bir   daha   bana bağırıp  
çağırmasınlar,  sicillerini  bozarım.”

İş  takibinin  püf  noktaları
Siyasetçinin   iş takibi konusunda temel olarak

bilmesi gerekenleri   alt   alta   yazmamız   gerekirse,  şöyle   bir  
liste elde ederiz.

Sizden  bir  şey  talep  edenlerin  taleplerini,  sonradan  
unutmamak için   mutlaka   yazılı   olarak   alın,   ya   kendiniz  
yazın,  ya  da  yazılı olarak vermelerini sağlayın.

İstenilen   şeyi   iyice   araştırarak,   haklı   olduğundan  
emin olun.   Sizden   haksız   bir   şey   isteniyorsa,   o   işi  
yapmayın  ve yapamayacağınızı  da  açıkça  söyleyin.

Kıvırtmayın,   yalan   söylemeyin.   Bir   iş   olmuyorsa,  
olmuyor deyin. Yapamayacağınız   işe,”   yaparım”   diye  
atlamayın.

İşi   yapmayacaksanız,   ya   da   yapamayacaksanız,  
insanlara  boş yere umut vermeyin.

Talep   eden   haklı   ise,   işi   kendisi   beceremeyecek  
durumda ise, mağdur   durumda   ise,   ona   yardımcı   olmak  
için  elinizden  geleni yapın.

Sizden   bir   şey   talep   edene,   mutlaka   geri   dönüş  
yaparak cevap   verin.   Bir   işle   ilgili   aldığınız   mesafe   ve  
yaptığınız girişimlerle   ilgili   olarak   talep   sahiplerini  
bilgilendirin.

213

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Bir   makama   iki   kişi   talip   ve   ikisinin   de   şartları  
tutuyorsa, size  yakın  olanı  desteklemek,  kendi  hemşerinizi  
o makama getirmeye   çalışmak,   siyaseten   doğrudur.  
Unutmayın, siyasette   başarılı   olabilmek   için   mücadele  
etmek gerekir. Bu mücadelede  size  destek  verecek  kişilere  
ihtiyacınız  var.
Paralı  iş  takibi

Dolandırıcılar   da,   satıcılar   gibi   insanların  
beklentilerini kullanırlar.   “Seni   işe   sokacağım”,  
“Mahkemedeki  dosyanı halledeceğim”,  “Bu  ihaleyi  almanı  
sağlayacağım”   sözleri, dolandırıcıların   sıkça   kullandığı  
sözlerdendir.  Hele  bir  de, “Meclis’te  çalışıyorum”  diyorsa,  
işi  yapabileceğine  iyice  kanaat getirirsiniz.

Eğer   birisi,   bir   işi   yapmak   karşılığında   sizden para
istiyorsa,   bilin   ki,   dolandırıcıdır.   Meclis’te   çalışan hiçbir  
kimse  sizden  para  istemez.  İşi  kime  yaptıracağını sorun ve
o   kişiyle   mutlaka   bağlantı   kurun.   Hiçbir   vekil,   hiçbir
danışman,   iş   takibi   karşılığı   para   almaz,   almak   istese   de
alamaz.   Düşünsenize,   “falanca   vekilin   danışmanı   iş   takibi  
için para  alıyormuş”  sözü,  nelere  sebep  olur.  Vekilin  siyasi  
hayatı biter,   danışmanın   danışmanlığı,   sekreterin  
sekreterliği   elden gider.   Çünkü   böyle   bir   ahlaksızlığın  
duyulmaması,   ortaya çıkmaması   mümkün   değildir.   Her  
halükarda,   para   talep edilenlerden   biri,   hele   hele   işi  
olmamışsa,   meseleyi   vekille mutlaka   paylaşacaktır.  

214

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

“Sekreterin  ya  da  danışmanın,  şu  iş için  benden  para  aldı,  
işimi  de  yapmadı”  diyecektir.  Şimdi  siz söyleyin,  böyle  bir  
riski   göze   alır   mısınız?   Ya   vekile,   miting meydanında  
“Danışmanın   benden   para   aldı”   diye   bağırırlarsa –olmuş  
bir  olaydır- ne olacak?

Bizzat   kendi   başımdan   geçen   bir   olaydır.   Yerden  
bitme bir   tip,   çalıştığım   vekilin ofisine gidip gelmeye,
vekille ve bizimle  samimiyet  kurmaya  çalışıyordu.  Nerede  
çalıştığını sorduğumuzda,   “Falanca komutanla
çalışıyorum,   falanca   vekille beraberim   gibi   kaçamak  
cevaplar   veriyor,   söylediğine   bakılırsa da, herkesi
tanıyordu.   Bir   süre   sonra öğrendik   ki,   çalıştığım vekilin
adını   kullanarak,   “Falanca   vekilin   danışmanıyım” diyerek,
insanlardan   işlerini   yapmaları   karşılığında   para talep
ediyormuş.   Para   talep   edilenlerden   birisinin   araması   ile
meseleden  haberimiz  oldu  da,  başımızdan  def  edebildik.

Bu   tür   kişiler,   bir   iş   karşılığında   sizden   para   alırlar,  
işinizi   de oluruna   bırakırlar.   Zaten   yapacakları   bir   şey  
yoktur.   Her   şey kendi   akışında   devam   eder.   Eğer   işiniz  
olursa,   işi   kendileri yapmış   gibi   davranırlar.   Eğer   işiniz  
olmazsa,  çok  uğraştıklarını, işi  yapamadıklarını  söyleyerek,  
aldıkları   paranın   bir   kısmını da   geri   iade   ederler.   İade  
etmedikleri  kısmı  ise,  söylediklerine
göre,  mutlaka  birilerine  rüşvet  vermişlerdir.

215

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Siyasetçilerin  ve  siyasetçi  adaylarının  en  çok  dikkat  
etmesi gereken  kişiler,  işte  bu  tür  dolandırıcılardır.
“Boğaz  benim  babamın  malı”

Yine   bir   seferinde,   İstanbul   Boğazı’ndaki  
gecekondulaşma   ile ilgili   bir   araştırma   önergesi  
hazırlayarak   Meclis   Başkanlığı’na sunmuştuk.   En   büyük  
tepki,   partinin   İstanbul   teşkilatlarından gelmişti.   Çünkü  
Boğaz’a   kaçak   yapı   yapanlar,   daha   doğrusu Boğaz’a,  
Sarıyer   sırtlarına   gecekondu   yapanlar   çalıştığım partinin
ilçe  teşkilatlarına  baskı  yapmıştı.

Hatta   yaşlı   bir   amca,   muhtemelen   Karadeniz  
kökenli   idi, telefon   edip,   40   yıldır   Sarıyer’de   Boğaz’a  
bakan gecekondusu olduğunu   söyleyerek,   “Burası   benim  
babamın   malı”   demişti. “Babasının   malı”   olanlara   bir   şey  
demediğimizi,  Hazine  arazisi üzerine  gecekondu  yapanlara  
karşı   olduğumuzu   söylediğimizde ise,   “Burası   benim  
babamın   malı,   çünkü   benim   babam devlet”   diyerek,  
gecekondusunun   kaçak   ve   hazine   arazisi üzerine   yapılı  
olduğunu   itiraf   etmişti.   Ben   de   ona,   kendi   diliyle cevap
vermiştim.  “Sen  40  sene  oturmuşsun,  artık  çık.  40  sene de
ben   oturacağım,   çünkü   devlet   sadece   senin   değil,   benim  
de babam.”   Bu   arada,   İstanbul   Boğazı’ndaki   kaçak  
yapılaşmanın araştırılması   için   önerge   hazırlamamı  
isteyen   vekilim,   İstanbul milletvekillerinden   ve   ilçe  
teşkilatlarından,   daha   doğrusu   kaçak gecekonduculardan

216

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

gelen   tepki   üzerine,   yanlış   yaptığımızı ifade ederek
faturayı  bana  kesmişti.

Yani,   doğru   olan   bir   şeyi,   siyaseten   yaptığınızda  
tepki alıyordunuz.   Ve   kemiksizseniz,   Sivaslılar   “dırnaksız”  
derler, dırnaksızsanız,   geri   adım   atıyordunuz.   Hâlbuki  
İstanbul Boğazı’ndaki   kaçak   yapılaşma   bilemediniz   10-20
bin   kişiyi doğrudan   ilgilendiriyordu.   “15   milyonluk  
İstanbul’da  10-20 bin  kişiyi  karşımıza  almayalım”  diye,  geri  
adım   atmak,   işte siyaseten   yapılacak   en   büyük   yanlış  
buydu.  Zaten  verdiğimiz çok  da  önemli  olmayan,  herhangi  
yasal  yaptırımı  olmayan bir  Meclis  Araştırma  önergesiydi.
Eğer   parti   arkasında durabilseydi,   çok   daha   olumlu  
tepkiler  alacaktı.

Bir   milletvekili   anlatmıştı:   Recep   Tayyip   Erdoğan  
Belediye başkanı  olduğu  zaman,  İstanbul’un  hava  kirliliğini  
önlemek için   Kemerburgaz’dan   kalitesiz   kömür   getirip  
satanlara savaş açmıştı.  Kömürcüler,  o  zaman  ilçe  başkanı  
olan vekile gelip, bu   işin   siyaseten   kendisine,   yani  
Erdoğan’a  ve  partisine zarar  vereceğini  söylemişler,  o  da,  
bu   yakınmaları   Başkan’a aktarmıştı.   Recep   Tayyip  
Erdoğan,   kesinlikle   kararından   geri adım   atmamış,
İstanbul’a   kaçak   kömür   girişini   engellemiş,   hava kirliliğini  
ortadan  kaldırmıştı.  İşte  Recep  Tayyip  Erdoğan’ı Başbakan  
yapan   özelliklerden   birisi   budur:   bir   şey   doğruysa,
siyaseten  de,  ahlaken  de,  doğrudur.  

217


























































Click to View FlipBook Version