Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
“(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu
dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında
bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat,
inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük
günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri
zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler
ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ
(danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan
Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları
zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.”
Şûrâ Suresi 36,37,38,39. ayetler
SİYASİ ETİK DEDİKLERİ ŞEY
Gelelim siyasi etik, ya da siyasi ahlak meselesine.
Efendim, bu konu da, ısıtılıp ısıtılıp kamuoyunun dikkatine
sunulan, esas itibariyle, Meclisin, yani seçilmişlerin
itibarını zedelemek için kullanılan bir konudur.
Siyasi ahlak ibaresini duyanların aklına ilk gelen
şey, siyasetçilerin ahlaksız, hırsız falan olduklarıdır. Öyle
ya, siyasetçiler ahlaksız olacak ki, bir siyasi ahlak yasasına
ihtiyaç duyulsun. Tıpkı dokunulmazlıklar gibi. Siyasi ahlak
denilen şey de, belirsiz, muğlâk bir kavramdır. Bu güne
kadar net bir tarifi yapılamamıştır. İşte, siyasetle
bağdaşmayan işler, hediye kabul etmeye getirilen
sınırlamalar falan bu konu içinde tartışılır.
200
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
İş dünyasından gelen birçok vekil, işlerini
yakınlarına devrederek devam ettiriyorlar. Zaten kendileri
olmasa bile, işin devam etmesi gerekir ki, işin devam
etmesi, kapanmaması, ekonomimiz için de, ülkemiz için
de gayet doğrudur.
Şimdi, burada kritik konulardan birisine geliyoruz:
Siyasetçi işgal ettiği makamı kendi çıkarları için kullanabilir
mi? Yani, devletten ihale alabilir mi, teşvik alabilir mi,
belediyeden arazi kapatabilir mi vesaire…
Kamuoyunda şöyle bir kanaat vardır: Siyaset,
zenginliği artırmak için yapılır. İlçe teşkilatlarına girmek,
belediye meclis üyesi olmak, milletvekili olmak, hep kendi
kişisel zenginliğini artırmak içindir.
Bu kanaat nispeten doğrudur. Siyaseti
zenginleşmek için yapanlar vardır. Kendisine çıkar
sağlamak, firmasına çıkar sağlamak için yapanlar vardır.
Ama evdeki hesap genelde siyasete uymaz, bırakın
amaçlarına ulaşmayı, itibarları dâhil pek çok kayıpla
karşılaşırlar. Üzerlerinde öyle bir kamuoyu baskısı oluşur
ki, siyasete girmeden önce yaptıkları işlerin hiç birisini
yapamazlar, aldıkları ihalelerin yanından bile geçemezler.
Onları denetleyen vergi memuru, daha dikkatli
davranır, trafik polisleri bile, normalde ceza
kesmeyecekleri bir durumda ceza kesmeye yeltenirler.
Hem, siyasetçinin toplumda yerleşik kötü imajı, hem de
201
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
iktidar değiştiğinde siyasetçilerin yaptığı işlerin daha bir
dikkatle inceleneceği inancı, siyasilerin iyi giden işlerini
bile bozar.
Belirli bir siyasetçi ile ilgili olarak, kendisine çıkar
sağladığı kanaati oluşmaya başlamışsa, o siyasetçinin bir
sonraki seçimde hiç şansı yoktur. Ufak tefek işlerde böyle
bir kanaatin oluşması belki engellenebilir, ya da memurlar
o gün için, siyasetçiden çekinerek, işgüzarlık yapabilirler
ama bu durum devam etmez ve siyasetçiye, siyasi ve
ekonomik olarak zarar verir.
Bu yazdıklarımızı şöyle örnekleyelim. Başka birkaç
firmanızın yanında, bir de temizlik ve güvenlik firmanız
var. Devlet kurumlarının ihalelerine giriyor ve
kazanıyorsunuz. Sonra, yapılan kongrede iktidar partisinin
ilçe başkanı oluyorsunuz. Süresi dolup da, yenide açılan ve
bir yıl önce kazandığınız ihaleyi yine kazanırsanız, “ihaleyi
hak ettiğiniz” için değil, “ilçe başkanı olduğunuz” için
kazandığınız söylenecektir. Ne derseniz deyin,
anlatamazsınız. Aynı ihaleyi 10 senedir kazanmış
olmanızın, en uygun teklifi vermenizin, hatta ilçenizde
sizden başka o ihaleye girebilecek yeterlilikte başka firma
olmamasının hiçbir kıymeti olmaz.
Hayatlarında ihaleye girmemiş olanlar, yapılan
ihale hakkında hiçbir şey bilmeyenler, yapılacak iş
202
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
hakkında zerrece fikri olmayanlar, sizi yolsuzlukla, çıkar
sağlamakla, devletin parasını yemekle suçlayacaklardır.
İhaleyi kendi firmasının şartlarına göre
değiştirten siyasetçiler yok mudur? Elbette vardır.
Belediyeden arazi kapatan siyasetçiler yok mudur?
Elbette vardır. Haksız kazancı olan siyasetçiler yok
mudur? Elbette vardır. Rüşvet alan, milyon dolarlık
hediye alan, partisine yardım yaptıran, belediyenin
kaynaklarını oğlunun spor kulübüne aktaran, yakın
akrabalarına şirket kurdurup ihaleler veren siyasetçiler
yok mudur? Elbette vardır.
Bu söylediklerimizi sadece siyasetçiler mi
yapmaya çalışır, başka hiç kimse yapmaz mı? Elbette
yaparlar. Hatta basının gücünü kullanıp, bunu yapmaya
çalışan gazeteciler bile vardır.
İş büyük sermayeye gelince, olay çok daha
farklıdır. Büyük sermaye, büyük holding sahipleri kendileri
siyaset yapmazlar. Onların çıkarlarını koruyacak adamları,
medyada olduğu gibi, bürokraside olduğu gibi, siyasette
de vardır. Genelde, CEO’larını, yani müdürlerini siyasete
sokarlar, milletvekili yaparlar ve işlerini o adamları takip
eder. Geçmişte, kendileri için özel kanun çıkarılan büyük
holdingler bile olmuştur.
Hakan Şükür’ün yorumculuğu etik midir?
203
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Futbol şöhretlerinin, sinema sanatçılarının, hele
hele türkücülerin, milletvekili olmak gibi bir hevesleri
vardır. Siyasi partiler, bu kişilerin popülaritesinden
yararlanmak için, onları aday gösterirler. Bir nevi reklam
yıldızı, bir nevi marka yüzü gibi.
Ama bu tür reklam vekilleri, Meclis nasıl işler
bilmezler. Milletvekili nedir bilmezler, ne iş yapar
bilmezler. Milletvekili olup, Meclise adım attıklarında ise,
büyük bir hayal kırıklığı ve mutsuzluk yaşarlar. Çünkü
kendi mesleklerinde inanılmaz paralar kazanan bu
insanlar için vekil maaşı, ayakkabı parası bile değildir.
Hele hele Meclisin fiziki imkânları, odalar, yemek,
çay servisi falan, alışık oldukları şatafatın çok çok gerisinde
kalır. Futbolcu ya da sinema yıldızı iken her türlü lüks ve
konfor kendileri için bir hak olarak görülürken, siyasetçi
olunca, giydiği takım elbise bile yadırganır. İşsiz, işlevsiz
kalıverirler.
E hal böyle olunca da, ne yapsın Hakan Şükür, o da
yorumculuk yapar. Bu işten para alması falan çok önemli
değil. Telif hakkı diye bir şey var ve bir insanın milletvekili
olması telif hakkı almasını engellemez. Sonuçta, lig tv’de
de olsa, orijinal fikirlerini serdedecek ve bu fikri
çalışmasının bir karşılığının olması gerekir. Burada esas
mesele, televizyonda yapılan yorumculuk, Hakan Şükür’ün
yasama ve denetim görevlerini hakkıyla yerine getirmesini
204
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
engelleyecek mi? Yasama ve denetim görevlerinin
hakkıyla yerine getirilmesinin ise, hiçbir kıstası yoktur.
Tamamen, vicdani, tamamen ahlaki bir durumdur. Hakan
Şükür, bir milletvekili olarak yasama ve yürütme
görevlerini yerine getirdiğine vicdanen inanıyorsa, siyasi
etik kurallarına uymuş olur.
Meselenin başka bir tarafı daha var: Lig tv, Hakan
Şükür’e o kadar parayı neden veriyor? Hakan Şükür’ün
üstün fikirleri, yorumculuk yeteneği, aldığı inanılmaz
reyting için veriyorsa mesele yok. Ama futbolun içine
düştüğü kaos ortamında, yarın bir gün naklen yayın
ihalesinin uzatılması falan gündeme gelince veya yeni bir
ihale sürecinde, hükümet nezdinde lobi yapacak birisine
ihtiyaç duyduğu için veriyorsa, işte o zaman sorun var
demektir?
205
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
İŞ TAKİBİ
Siyasetçi demek, yüzde yüz iş takibi demektir.
İnsanlar, Hacca gidebilmek için bile, siyasetçiden torpil
yapmasını isterler. Hiç iş takibi yapmayan siyasetçinin bile,
kıramayacağı arkadaşlarının talepleri olur.
İş takibinin özü şudur: İnsanlar, genel olarak bir
işin nasıl kotarılacağını, nerede yapılacağını, nasıl
başvurulacağını falan bilmezler. Bilmeleri de mümkün
değildir zaten. Esnaf, kredi çekecek ama nereye
başvuracak, nasıl başvuracak, hangi evrakları toparlayacak
bilmez. Sanayi Bakanlığının KOBİ kredisi verdiğini bir
yerlerden duymuştur ama ayrıntıları bilmez. Bu tip
durumlarda, iş takibi bir danışmanlık hizmetidir. Nereye,
nasıl, hangi evraklarla başvuracağını öğrenip o kişiyi
yönlendirmeniz gerekir. Kredinin sonucu ile ilgili olarak,
istediğiniz kadar rica edin, (Derviş yasalarından sonra)
kimseye kabul ettiremezsiniz.
Yani, siyasetçi banka müdürüne söyledi diye, hiçbir
banka müdürü, şartları taşımayan bir esnafa kredi
vermez. Boşuna kendinizi yormayın. Siz banka müdürünü
arar, bir esnafa kredi verilmesi konusunda yardımcı
olmasını istersiniz, banka müdürü de, “tamam durumuna
bakayım” der, ama olay gerçekte şöyle gelişir. Banka
müdürü, kredi talep edenin durumunu inceler, şartları
tutuyorsa, krediyi verir. Sonra siyasetçiyi arar, “Tamam
206
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
efendim, emrettiğiniz gibi söylediğiniz esnafa kredisini
verdik” der. Yok, şartlar tutmuyorsa, kredi talebini geri
çevirir, yine siyasetçiyi arar ve bu sefer “Efendim, bu
kişiye kredi vermemiz mümkün değil, sicili çok bozuk, ben
bu kişiye kredi verirsem işimden olurum” diyerek talebi
geri çevirir. Eğer kredi verilmişse, siyasetçi vatandaşı arar
ve “Müjde kredini çıkardım” diyerek, puan toplamaya
çalışır. Yok,eğer kredi çıkmamışsa, siyasetçi bu sefer
vatandaşa “O kadar uğraştım ama banka müdürü Nuh
diyor, peygamber demiyor, taa genel müdürlüğü aradım
ama kesinlikle olmaz diyorlar.” diyerek elinden gelen
gayreti gösterdiğini vurgular.
“Çocuğuma devlette iş bul”
Vatandaşın, siyasetçiden en fazla istediği şey,
“çocuğuna iş”tir. Hatta partilerin yerel teşkilatlarında
görev almak isteyenlerin, üye olanların çoğunluğunun bu
yönde bir beklentisi vardır. Çoluk çocuklarına iş bulmak
için, particilik yaparlar. Bu beklentinin, son derece
gerçekçi bir alt yapısı vardır. Devlet, yıllarca bir istihdam
alanı olarak görülmüş, özellikle KİT’ler, hiçbir sınava,
yarışmaya falan tabi olmadan, gereğinin 10-15 katı
personelle doldurulmuştur. Vatandaşlar, iş bulmak için
politikacılara başvurmuşlar, onlar da, kendilerine
başvuranları işe yerleştirmişlerdir.
207
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Siyasetçiler yıllarca, işe adam yerleştirmede etkin
olmuşlardır. Zaman ilerledikçe, devletteki işler dolmuş, iş
sayısı azalmış, işe girmek isteyenlerin sayısı artmıştır. Yani,
işe girmek isteyenler arasında rekabet oluşmuş,
siyasetçilerin işe adam yerleştirmesi zorlaşmış, aradan
yakınlarını seçmek zorunda kalmışlar, bu durum da büyük
rahatsızlık yaratmaya başlamıştır.
1999 yılında, Ecevit’in Başbakanlığı sırasında, işe
adam alınması konusundaki rahatsızlıklar iyice artmış, bu
işe bir çözüm bulunması gerekmiş, nihayetinde, devlet
memurlarının, sınavla alınması kararlaştırılmıştır.
Rahmetli Ecevit, devlete personel alınmasını, tıpkı
üniversite sınavı gibi bir sınava bağlayarak, en büyük iyiliği
siyasetçilere yapmıştır. Siyasetçiler, artık çocuklarına iş
isteyenlere, “KPSS’yi kazanmaları gerektiğini, işe
alınmanın tamamen sınavla olduğunu, kimsenin bu
sınavlara müdahale edemediğini” söyleyebilmektedirler.
1999 yılından bugüne geçen süre içinde, insanlar da yavaş
yavaş eski alışkanlıklarını kaybetmekte, devlet memuru
olmak için neler yapmaları gerektiğini artık
öğrenmektedirler. 1999 yılından bugüne hep şu sözü
duyarım: “Benim çocuğumdan daha düşük puan alanı
torpille memur yaptılar, isteseniz siz de yapabilirsiniz.” Bu
tür belki 100 tane iddiayı Devlet Personel Başkanlığı’ndan
araştırdım. Hangi iktidar döneminde olursa olsun, hiç
208
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
birisi doğru çıkmadı. Bu iddia yalnızca bir şehir efsanesi
olarak kaldı. (Son yıllarda devleti ele geçirmeye çalışan bir
yapının sınav sorularını kendi cemaatine dağıttığına,
dolayısıyla sınavlarda haksızlık yapıldığına dair iddialar
ortaya çıkmaya başladı.)
Günümüzde, siyasetçiler, en fazla temizlik
firmalarına asgari ücretle işçi aldırabilirler. Temizlik
firmasında asgari ücretle işçi olabilmek için torpile ihtiyaç
duyanların ise, gerçekten yardıma ihtiyacı var demektir.
Bir iş için, siyasetçiden yardım istemek, genelde bir
ayrıcalık içermektedir. “Şube müdürü olmak istiyorum,
Kırşehir’de değil de, Ankara’da çalışmak istiyorum,
Şereflikoçhisar’ın köyünde değil de, Çankaya’daki bir
okulda öğretmenlik yapmak istiyorum, yeni yapılacak
parkı benim evimin yanına yapsınlar, ama benim evi
istimlâk etmesinler, benim emeklilik evrakımı daha önce
yapsınlar, benim ruhsatımı en önce versinler.” vesaire,
İş takibi talepleri hep ayrıcalık isteyen taleplerdir.
İş takibi yaparak, yerini korumuş hiçbir siyasetçiye
rastlamadım. Aksine, bir kişinin beş ayrı işini yaparsınız,
altıncısını yapamazsınız. “Bir işimi yapmadı.” diye, sokak
sokak dolaşır, herkese sizi “iş yapmaz” birisi olarak anlatır.
İnsanların işleri ile ilgilenmemezlik edemezsiniz,
çünkü kendileri becerip yapamazlar, sizin yardımınıza
ihtiyacı vardır. Ama çoğu zamanda başkasının aleyhine,
209
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kendileri lehine haksızlık isterler. Bu ikisini iyi ayırmanız
gerekir. Devlet, hizmet organizasyonunu yürütürken
“insani” düşünmez. Devletin vicdanı zayıftır. İstanbul’da
memursunuz, Büyükçekmece’de eviniz var, evinize yakın
bir yerde çalışmak istiyorsunuz, devlet sizi, Üsküdar’a
göndermekten çekinmez. İşte siyasetçi, burada devletin
vicdanı olur, böyle iş takiplerini yapmanız gerekir.
Malulen emeklilik bizim memlekette inanılmaz zor
bir iştir. Devlet, kendi hastanesinin verdiği raporlara
güvenmez, üniversite hastanesinden ayrıca rapor ister.
Adam zaten engelli hale gelmiş, gitmesi bir dert, alması
bir dert, yazışması ayrı bir dert. Üniversite hastanesinin
raporu, bu sefer de, SGK’nın Sağlık Kurulu tarafından
değerlendirilir, iş uzadıkça uzar. Çalışırken malul hale
gelmiş birisinin bu süreci takip etmesi neredeyse
imkânsızdır. İşte bu tür takipleri yapın, hayır dua alırsınız.
Bir vilayetimizin, kuş uçmaz kervan geçmez orman
içi köyünden bir amca, gözleri parmak sayma derecesinde
bozuk, ölmüş babasının sigortası üzerinden, malulen
emekli olmaya çalışıyor. 2 senedir emekli olacağı günü
bekliyor. Konu bana aktarılınca, yaklaşık 6 ilden, babasının
SSK kayıtlarını takip ederek, en sonunda, yeniden göz
raporu alması için 2 sene önce Ankara’da bir üniversite
hastanesine sevk edildiğini öğrendim. Üniversite
hastanesinde kendisine olumlu rapor verilmiş fakat
210
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
raporlarla ilgilenen memur, o esnada doğum iznine
çıkmış. Yerine bakan memur ise, raporu SSK’ya
göndermeyi unutmuş. 2 sene sonra, raporu SGK’ya
ulaştırabildik ve yaşlı amcayı malulen emekli edebildik.
Karısıyla kavga eden, kızı evden kaçan, oğluna
rapor lazım olan, kredi kartını ödeyemeyen, arazi
kapatmak isteyen, büfesine iddaa bayiliği almak isteyen
sizi arar. Aklınıza gelebilecek her türlü işle uğraşırsınız.
İşte böyle zor bir iştir iş takibi yapmak, vatandaşın
taleplerine cevap vermek. Sizden bir şey isteyen herkes,
mutlaka size oy vermiştir, oy vermek ne demek, parti
üyesidir.
İnsanlar bir şey talep ederlerken, talep ettikleri
şeyin kendi hakları olduğundan yüzde yüz emindirler.
Ama bir araştırırsınız, ya komşusuna, ya arkadaşına bir
kazık atmaya çalışmakta, bu kazığı atarken de, sizi
kullanmak istemektedir. İş takibi yaparken çok çok
dikkatli olmanız gerekir, aksi takdirde ödeyemeyeceğiniz
vebal altına girersiniz.
İş takibi konusunda dikkat etmeniz gereken diğer
bir unsur da, yakınlarınız, arkadaşlarınız, iş ortaklarınız
falandır.
Sıcak bir yaz günü, -Meclis halkla ilişkiler
binalarında klima falan yoktur, hele odanız üst
katlardaysa, cayır cayır yanar- vekilin eski ortağı olduğunu
211
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
söyleyen birisi aradı. Adli sicilde bir sabıka kaydı
olduğunu, 5 yıllık süresi dolduğu için, silinmesi konusunda
yardımcı olmamı istedi. Ben de, ilgili yeri arayarak, bu
kişinin sabıkasını güncel kayıtlardan sildirdim. Sabıka, 5 yıl
geçtikten sonra, güncel kayıtlardan siliniyordu ama arşiv
kayıtlarından asla silinmiyordu. Adamı arayarak, “Güncel
kayıtlardan sildirdiğimi, ancak arşiv kayıtlarından asla
silinmediğini” söyledim. Birden bire bana bağırmaya
başladı: Avukatı, arşiv kayıtlarından da silindiğini
söylüyormuş da, ben işi bilmiyormuşum da, falan, nasıl
bağırıyor. “Gelsin avukatın sildirsin o zaman.” diyerek
telefonu suratına kapattım. Telefonu suratına kapattım
ama adam vekilin iş ortağıymış, bizim iş tehlikeye girdi.
Hemen adli sicil genel müdürünü arayarak, durumu izah
ettim. İşimin tehlikede olduğunu, adamın, sabıkasının
arşiv kayıtlarından da silinebileceğini iddia ettiğini
söyleyerek, durumunun bir kez daha incelenmesini
istedim. Genel müdür, hemen konuyla ilgilendi. –
normalde danışmanlarla pek muhatap olmazlar, vekillerin
aramasını isterler- 20 dakika sonra arayarak, bana bağırıp
çağıran vatandaşın, sabıkalı hale gelmesine neden olan
suçun, yüz kızartıcı suçlardan olduğunu, dolayısıyla güncel
kayıtlardan silinme süresinin 5 yıl değil, 10 yıl olduğunu,
tekrar güncel kayıtlara sabıkalı olarak işlettiğini söyledi.
Genel müdüre teşekkür ederek, vekile durumu aktardım.
212
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Ve ekledim, “arkadaşlarına söyle, bir daha bana bağırıp
çağırmasınlar, sicillerini bozarım.”
İş takibinin püf noktaları
Siyasetçinin iş takibi konusunda temel olarak
bilmesi gerekenleri alt alta yazmamız gerekirse, şöyle bir
liste elde ederiz.
Sizden bir şey talep edenlerin taleplerini, sonradan
unutmamak için mutlaka yazılı olarak alın, ya kendiniz
yazın, ya da yazılı olarak vermelerini sağlayın.
İstenilen şeyi iyice araştırarak, haklı olduğundan
emin olun. Sizden haksız bir şey isteniyorsa, o işi
yapmayın ve yapamayacağınızı da açıkça söyleyin.
Kıvırtmayın, yalan söylemeyin. Bir iş olmuyorsa,
olmuyor deyin. Yapamayacağınız işe,” yaparım” diye
atlamayın.
İşi yapmayacaksanız, ya da yapamayacaksanız,
insanlara boş yere umut vermeyin.
Talep eden haklı ise, işi kendisi beceremeyecek
durumda ise, mağdur durumda ise, ona yardımcı olmak
için elinizden geleni yapın.
Sizden bir şey talep edene, mutlaka geri dönüş
yaparak cevap verin. Bir işle ilgili aldığınız mesafe ve
yaptığınız girişimlerle ilgili olarak talep sahiplerini
bilgilendirin.
213
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bir makama iki kişi talip ve ikisinin de şartları
tutuyorsa, size yakın olanı desteklemek, kendi hemşerinizi
o makama getirmeye çalışmak, siyaseten doğrudur.
Unutmayın, siyasette başarılı olabilmek için mücadele
etmek gerekir. Bu mücadelede size destek verecek kişilere
ihtiyacınız var.
Paralı iş takibi
Dolandırıcılar da, satıcılar gibi insanların
beklentilerini kullanırlar. “Seni işe sokacağım”,
“Mahkemedeki dosyanı halledeceğim”, “Bu ihaleyi almanı
sağlayacağım” sözleri, dolandırıcıların sıkça kullandığı
sözlerdendir. Hele bir de, “Meclis’te çalışıyorum” diyorsa,
işi yapabileceğine iyice kanaat getirirsiniz.
Eğer birisi, bir işi yapmak karşılığında sizden para
istiyorsa, bilin ki, dolandırıcıdır. Meclis’te çalışan hiçbir
kimse sizden para istemez. İşi kime yaptıracağını sorun ve
o kişiyle mutlaka bağlantı kurun. Hiçbir vekil, hiçbir
danışman, iş takibi karşılığı para almaz, almak istese de
alamaz. Düşünsenize, “falanca vekilin danışmanı iş takibi
için para alıyormuş” sözü, nelere sebep olur. Vekilin siyasi
hayatı biter, danışmanın danışmanlığı, sekreterin
sekreterliği elden gider. Çünkü böyle bir ahlaksızlığın
duyulmaması, ortaya çıkmaması mümkün değildir. Her
halükarda, para talep edilenlerden biri, hele hele işi
olmamışsa, meseleyi vekille mutlaka paylaşacaktır.
214
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
“Sekreterin ya da danışmanın, şu iş için benden para aldı,
işimi de yapmadı” diyecektir. Şimdi siz söyleyin, böyle bir
riski göze alır mısınız? Ya vekile, miting meydanında
“Danışmanın benden para aldı” diye bağırırlarsa –olmuş
bir olaydır- ne olacak?
Bizzat kendi başımdan geçen bir olaydır. Yerden
bitme bir tip, çalıştığım vekilin ofisine gidip gelmeye,
vekille ve bizimle samimiyet kurmaya çalışıyordu. Nerede
çalıştığını sorduğumuzda, “Falanca komutanla
çalışıyorum, falanca vekille beraberim gibi kaçamak
cevaplar veriyor, söylediğine bakılırsa da, herkesi
tanıyordu. Bir süre sonra öğrendik ki, çalıştığım vekilin
adını kullanarak, “Falanca vekilin danışmanıyım” diyerek,
insanlardan işlerini yapmaları karşılığında para talep
ediyormuş. Para talep edilenlerden birisinin araması ile
meseleden haberimiz oldu da, başımızdan def edebildik.
Bu tür kişiler, bir iş karşılığında sizden para alırlar,
işinizi de oluruna bırakırlar. Zaten yapacakları bir şey
yoktur. Her şey kendi akışında devam eder. Eğer işiniz
olursa, işi kendileri yapmış gibi davranırlar. Eğer işiniz
olmazsa, çok uğraştıklarını, işi yapamadıklarını söyleyerek,
aldıkları paranın bir kısmını da geri iade ederler. İade
etmedikleri kısmı ise, söylediklerine
göre, mutlaka birilerine rüşvet vermişlerdir.
215
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Siyasetçilerin ve siyasetçi adaylarının en çok dikkat
etmesi gereken kişiler, işte bu tür dolandırıcılardır.
“Boğaz benim babamın malı”
Yine bir seferinde, İstanbul Boğazı’ndaki
gecekondulaşma ile ilgili bir araştırma önergesi
hazırlayarak Meclis Başkanlığı’na sunmuştuk. En büyük
tepki, partinin İstanbul teşkilatlarından gelmişti. Çünkü
Boğaz’a kaçak yapı yapanlar, daha doğrusu Boğaz’a,
Sarıyer sırtlarına gecekondu yapanlar çalıştığım partinin
ilçe teşkilatlarına baskı yapmıştı.
Hatta yaşlı bir amca, muhtemelen Karadeniz
kökenli idi, telefon edip, 40 yıldır Sarıyer’de Boğaz’a
bakan gecekondusu olduğunu söyleyerek, “Burası benim
babamın malı” demişti. “Babasının malı” olanlara bir şey
demediğimizi, Hazine arazisi üzerine gecekondu yapanlara
karşı olduğumuzu söylediğimizde ise, “Burası benim
babamın malı, çünkü benim babam devlet” diyerek,
gecekondusunun kaçak ve hazine arazisi üzerine yapılı
olduğunu itiraf etmişti. Ben de ona, kendi diliyle cevap
vermiştim. “Sen 40 sene oturmuşsun, artık çık. 40 sene de
ben oturacağım, çünkü devlet sadece senin değil, benim
de babam.” Bu arada, İstanbul Boğazı’ndaki kaçak
yapılaşmanın araştırılması için önerge hazırlamamı
isteyen vekilim, İstanbul milletvekillerinden ve ilçe
teşkilatlarından, daha doğrusu kaçak gecekonduculardan
216
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
gelen tepki üzerine, yanlış yaptığımızı ifade ederek
faturayı bana kesmişti.
Yani, doğru olan bir şeyi, siyaseten yaptığınızda
tepki alıyordunuz. Ve kemiksizseniz, Sivaslılar “dırnaksız”
derler, dırnaksızsanız, geri adım atıyordunuz. Hâlbuki
İstanbul Boğazı’ndaki kaçak yapılaşma bilemediniz 10-20
bin kişiyi doğrudan ilgilendiriyordu. “15 milyonluk
İstanbul’da 10-20 bin kişiyi karşımıza almayalım” diye, geri
adım atmak, işte siyaseten yapılacak en büyük yanlış
buydu. Zaten verdiğimiz çok da önemli olmayan, herhangi
yasal yaptırımı olmayan bir Meclis Araştırma önergesiydi.
Eğer parti arkasında durabilseydi, çok daha olumlu
tepkiler alacaktı.
Bir milletvekili anlatmıştı: Recep Tayyip Erdoğan
Belediye başkanı olduğu zaman, İstanbul’un hava kirliliğini
önlemek için Kemerburgaz’dan kalitesiz kömür getirip
satanlara savaş açmıştı. Kömürcüler, o zaman ilçe başkanı
olan vekile gelip, bu işin siyaseten kendisine, yani
Erdoğan’a ve partisine zarar vereceğini söylemişler, o da,
bu yakınmaları Başkan’a aktarmıştı. Recep Tayyip
Erdoğan, kesinlikle kararından geri adım atmamış,
İstanbul’a kaçak kömür girişini engellemiş, hava kirliliğini
ortadan kaldırmıştı. İşte Recep Tayyip Erdoğan’ı Başbakan
yapan özelliklerden birisi budur: bir şey doğruysa,
siyaseten de, ahlaken de, doğrudur.
217