Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Lider harekete geçen kişi demektir. Bir şey yapar,
işe yaramazsa başka bir şey yapar, sonra başka bir şey.
Lider öğretmendir. Öğretmenlikten kazancı, gerçek
bir yeteneğin gelişimine katkıda bulunmaktır.
Liderlik öğrenilebilir. Her beceri gibi pratik yaptıkça
gelişir, alışkanlık halini alır.
Lider olumlu olur, zor zamanlarda ortaya çıkar,
herkesin ümitsizliğe kapıldığı anlarda “Başaracağız” der.
Her organizasyonda serbest bırakılmayı bekleyen
bir güç vardır. Yönetici bu gücü baskı altına alır, lider bu
gücü serbest bırakır.
BENİM OYUM ANKETLERDE BİRİNCİ ÇIKAN PARTİYE
Anketler, seçmen tercihlerini etkiler mi, anketler
doğru söyler mi, anketler seçmeni lehte ya da aleyhte
yönlendirmek için kullanılabilir mi?
Her seçim öncesi partiler, vatandaşın nabzını
tutmak, oy verme eğilimlerini belirlemek, ilgi ya da tepki
çeken konuları tespit etmek için anketler yaparlar. Amaç,
sadece ne kadar oy alınacağının tespiti değildir, anketler
ile esas olarak, üzerine seçim stratejisi kurulacak seçmen
yaklaşımları tespit edilmeye çalışılır. Bu noktada
ANKETLER, AYNI ZAMANDA, SİYASİ PARTİLERİN TEMSİL
YETENEKLERİNİ ARTIRAN, PARTİLER VE HALKI
YAKINLAŞTIRAN ÇALIŞMALARDIR.
Anketlerin seçmen üzerinde etkisi
100
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Anketler, seçmen tercihlerini üç şekilde
etkileyebilir.
A) Kazananın peşine takılma eğilimi(bandwagon effect)
B) Farklı kaybedeceği düşünülene destek olma
eğilimi(underdog effect)
ve
C) En istenmeyenin kazanacağı düşünüldüğünde, ikinci
tercihe yönelerek stratejik oy verme eğilimi.
Kazananın peşine takılma eğilimi, insanın doğal
olarak kazanan tarafta olmak istemesine bağlanmaktadır.
Yine kaybedeceği önceden ilan edilen parti taraftarlarının
“nasıl olsa kaybettik, ben oy versem ne olacak”
düşüncesiyle sandığa gitmekten vazgeçebileceği
söylenmektedir.
Farklı kaybedecek olana destek olma eğiliminin
net örneklerini ülkemizde görmek mümkündür. 1989
yerel seçimlerinde Dalan’ın İstanbul’u kazanması kesin
gibiydi. “Nasıl olsa Dalan kazanacak, ben bu sefer SHP’ye
vereceğim” sözü Dalan’ın seçimi kaybetmesine sebep
oldu.
Stratejik oy verme eğilimini de yine 1995 genel
seçimleriyle örneklendirelim. O seçimin favorisi Refah
Partisi’ydi. Partiler kampanyalarını “Refah Partisi’nin
önünü kesmek” üzerine kurdular. Bu eğilim, kazanana
destek olma eğilimi ile birlikte kullanıldı. Strateji, “ANAP,
101
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
DYP’nin 6-7 puan önünde, bu yüzden Refah’a karşı
ANAP’a destek olunmalı” şeklinde senaryolaştırıldı.
Anketler doğru söylüyor mu?
Kamuoyu araştırmalarının seçmen eğilimlerini
doğru olarak saptaması mümkündür. Dünyanın birçok
ülkesinde ve ülkemizde, araştırma kuruluşları, seçim
sonuçlarını çok az hata payıyla ortaya koyabilmektedirler.
Doğru ya da doğruya yakın sonuca ulaşabilmek için,
örneklemin çok çok iyi seçilmesi gerekir. Çankaya’da
yaptığınız bir ankette CHP’nin, Bağcılar’da yaptığınız bir
ankette Ak Parti’nin açık ara önde çıkması normaldir. Bir
anket çalışmasında, örneklem iyi seçilmiş, saha çalışması
örnekleme uygun olarak yapılmış ve “doğru sorular”
sorulmuşsa, gerçeğe yakın bir sonuç elde edilebilir.
Anketlerle seçmen yönlendirilebilir mi?
1994 yılına kadar seçim anketleri serbestçe
yayınlanabiliyordu. 1994’ten sonra, anket yayınlamak
tamamen yasaklandı. Hatta bazı polis müdürleri, anket
yayınlama yasağını, anket yapma yasağına kadar
götürerek, anketörlerin, bölgelerinde çalışmasına dahi izin
vermediler. Ancak yine de, anket yayınlama yasaklarına
uyan pek olmadı. 2010 yılında, seçim kanununda yapılan
bir değişiklikle “seçime 10 gün kalana kadar” anket
yayınlamak serbest bırakıldı. Son 10 gün, anket
yayınlamak halen yasaktır.
102
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bizim gibi anket sonuçlarına yayın yasağı koyan
ülkelerin sayısı sınırlıdır. Birçok ülkede seçim gününe
kadar, hatta seçim günü anket yayınlamak serbesttir.
Şirketler sandık başında, “kime oy verdiniz” anketi
yaparlar ve sonuçlarını da, seçim sürerken açıklarlar.
Amerika’da ise batısı ile doğusu arasındaki üç saatlik bir
zaman farkı nedeniyle, Batı’da seçim sürerken Doğu’da
oylar sayılır ve sonuçlar açıklanır.
Anket sonuçlarının yayın organları tarafından
açıklanması, seçmenin oy vereceği partinin gücü hakkında
bilgi sahibi olması, Batıda demokratik bir hak olarak
görülmektedir. Ancak Batıda dikkat edilen başka kriterler
de vardır. Araştırma şirketlerinin tahminleri, gerçek
sonuçlarla test edilmektedir. Bu test, şirketler için bir
referans kabul edilip, şirketlerin itibarı, gerçek sonuçlara
yaklaşmalarıyla ölçülmektedir.
Batıda, medya halkın haber alma özgürlüğünü her
şeyin üzerinde tutmaktadır. Bizde ise manşet gazeteciliği
yapılmakta, medya, halkı yönlendirmek için
kullanılmaktadır. Bu şartlar altında, anket sonuçlarının
doğruluğundan ya da doğru olarak yayınlandığından söz
etmek zorlaşmaktadır.
1995 örneği
103
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Anketlerin seçmeni yönlendirmek için nasıl
kullanıldığını görmek bakımından 1995 seçimleri çok
öğreticidir.
1995 genel seçimleri öncesi, araştırma
sonuçlarının yayınlanması yasaktı. Ancak bu yasağa kimse
uymadı. Milliyet, Hürriyet ve Posta gazeteleri,
yayınladıkları seçim anketleri nedeniyle, seçim yasaklarına
uymadıkları için mahkemeler tarafından toplatıldılar.
Gazeteler toplatılmasına toplatılmış ancak, toplumu
yönlendirme amacı da gerçekleşmiştir. Bu olay bize,
medya patronlarının, destekledikleri siyasi parti lehine
yönlendirme yapabilmek için, gazetelerinin
toplatılmasını dahi göze aldıklarını göstermektedir.
1995 seçimlerinde, seçmen ANAP lehine
yönlendirilmeye çalışıldı. Gazeteler yayınladıkları
anketlerle, Refah Partisi’ne karşı ANAP’a stratejik oy
verilmesini istediler. Hürriyet Gazetesi’nin 20 Aralık 1995
tarihli nüshasında yer alan haberin başlığı “ANAP-RP kıran
kırana” şeklindedir. Haberin spotunda ANAP’ın, DYP’nin 6-
7 puan önünde olduğu belirtilmektedir. Yine 20 Aralık
1995 tarihli Milliyet’in manşeti de benzer şekildedir:
“ANAP öne fırladı.”
1995 seçimlerinde, gazeteler yönlendirmeyi
sadece anket sonuçlarıyla yapmadılar. Yaptıkları haberler
ile de, seçmen yönlendirilmeye çalışıldı. Milliyet
104
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Gazetesi’nin 13 Aralık 1995 tarihli nüshasında yer alan
haberin başlığı şu şekildeydi:“Muğla’da ANAP rüzgârı”.
Milliyet’in ANAP rüzgârı estirdiği Muğla’da, DYP üç
milletvekili kazanırken ANAP bir milletvekilini zor çıkarttı.
Seçimden bir gün önce, 23 Aralık 1995 tarihli
Hürriyet Gazetesi, medyanın tutumunu hoyratça ortaya
koyarken, yönlendirme çalışmalarına da var gücüyle
devam ediyordu: “Gazetelerin favorisi ANAP” başlığı
kullanılan haberde, Hürriyet, Milliyet, Yeni Yüzyıl ve
Zaman gazetelerinin yaptığı
“nabız yoklamalarının” sonuçları aktarılmıştı. Bu sonuçlara
göre ANAP, DYP’yi ikiye katlıyordu.
1995 seçimleri öncesi gazeteler tarafından
yayınlanan anketlerin ortak özelliği ANAP’ın DYP’nin çok
önünde gösterilmesidir. Yönlendirme çabası o kadar
büyüktür ki, MGK bile işe karıştırılmıştır. MGK’nın
yaptırdığı iddia edilen ve 22 Aralık 1995 tarihli Hürriyet
Gazetesi’nde yayınlanan bir ankette,
DYP yüzde 15 oyla dördüncü sırada gösterilirken, ANAP’ın
yüzde 22 oy alacağı iddia edilmekteydi.
1995 seçiminin kesin sonuçlarını merak ettiniz
değil mi? Öyleyse söyleyelim. Refah Partisi yüzde 21,4 oy
oranı ve158 milletvekili çıkararak birinci olurken,
medyanın inanılmaz çabasına rağmen ANAP yüzde 19,6
oy alarak, 132 milletvekili çıkarabilmiştir. Seçimlerde
105
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
dördüncü parti olacağı öne sürülen DYP ise, yüzde 19,2 oy
alarak 135 -ANAP’tan daha fazla- milletvekili çıkarmıştı. 95
seçimlerinde, DSP yüzde 14,6 ile 79, CHP ise yüzde 10,7 ile
49 milletvekili çıkarmıştır.
Aradan 15 yıldan fazla bir süre geçti. Medyanın
anketleri yönlendirme amaçlı kullanmasının önüne
geçilemedi. Siz siz olun, hangi gazete kimi destekliyor
bilmeden, yayınladıkları anketlere itibar etmeyin. Ya
kazananın peşine takılma, ya da zayıf görünene destek
olma yönlendirmesi peşindedirler. Sağ ve sol seçmeni
güçlü olan partide birleştirme çabalarından ise, hiç mi hiç
vazgeçmezler.
Peki, medyanın bu çabaları başarılı olabilir mi?
Bazen olur. 1999 seçimlerinde olduğu gibi. Ama çoğu
zaman, milletten tokadı yiyip, otururlar.
Adaylar ve anketler
Anketler pahalı işlerdir. Tek başına bir adayın,
altından kalkacağı bir iş değildir. Profesyonel şirketler
tarafından yapılmalıdırlar. Örneklemin çok iyi tespit
edilmesi ilk yapılacak iştir. Örneklem tespitini, mutlaka
istatistikçiler yapmalıdır. Anket yapılacak haneler, sokak
sokak, ev ev tespit edilmelidir. Deneklerin cinsiyeti ve
eğitim durumları orantılı olmalıdır. Mesela deneklerin
yüzde 80’i kadın olmamalı veya hepsi ilkokul mezunu
106
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
olmamalıdır. Saha çalışmasını yapacak ekip, güvenilir
olmalı ve iyi eğitilmelidir.
Deneklerden, telefonunu gizlemeyenler aranarak,
anket formlarının sağlaması yapılmalıdır. Eğer küçük çaplı
bir belediyenin başkanlığına adaysanız, anket yaptırma işi
sizi aşar. Öyle telefon yoluyla yapılan anketler de, doğru
sonuçlar vermez. Çok merak ediyorsanız, paraya kıyın,
profesyonel bir şirkete anket çalışması yaptırın. Yoksa
paranızı sahtekârlara kaptırma ihtimaliniz yüksektir.
Üstelik bir de, SİZİN ARZULADIĞINIZ SONUÇLARIN
ÇIKTIĞINI SÖYLEYEREK, UMUDUNUZU ARTIRIR, SEÇİM
SONRASI YAŞAYACAĞINIZ HAYAL KIRIKLIĞINI
BÜYÜTÜRLER.
Kamuoyu anketleri, siyasi partiler tarafından,
sadece seçim sonuçlarını tahmin etmek için yapılmaz.
Hatta seçim sonuçlarının tahmini sadece bir detaydır.
Anketler, esas olarak vatandaşların belli konular
hakkındaki düşüncelerini ölçmek için yapılır. Vatandaşın
duymak istediği, ya da duymak istemediği şeyleri
belirlemek için yapılır. Bir konuda bir çıkış yaptınız,
çıkışınızın seçim bölgesinde nasıl değerlendirildiğini
kamuoyu yoklamaları ile ölçersiniz. Terörden bahsetmek
nasıl bir tepki alıyor, işsizlikten bahsetmek nasıl
değerlendiriliyor gibi. Söyledikleriniz beğeniliyorsa,
107
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
söylemeye devam edersiniz, olumsuz tepki alıyorsa, aks
değiştirip, başka şekilde ya da başka şeyler söylersiniz.
Anketler, siyasi partiler tarafından, aday
tespitinden politika tespitine, seçim sonuçları tahminine
kadar pek çok şekilde kullanılan, siyasetin vazgeçilmez
araçlarındandır.
Son zamanlarda, partilerin anketler ile aday
tespiti yaptığını bilen bazı uyanık aday adaylarının,
bölgelerine gelen anketörleri tespit edip bazı şekillerde
ikna ederek, kendi isimlerini öne çıkarma gayreti içinde
olduklarına dair söylentiler duydum. Esas kötü olan ise,
böyle ahlaksız yollara yeltenen aday adaylarının, sonuç
alabilme ihtimalleridir.
SİYASİ PARTİLER İÇİN NE KADAR VAZGEÇİLMEZ
OLURLARSA OLSUNLAR, ANKETLERİN, SİYASETEN
KARANLIK BİR TARAFI HER ZAMAN OLACAKTIR.
108
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Eğer önemli bir şey söyleyeceksen, nazik veya zeki
davranmaya çalışma. Eline bir sopa al ve derhal hedefine
vur, sonra yine vur, ve üçüncü defa da bütün gücünle
indir.
Winston Churchill
HİTABET
Bir konuşma yapacaksanız, önce yazmalısınız.
Nasıl, siz bir yazar değil misiniz? Evet değilsiniz. Hoş, çok
iyi bir yazar olsanız bile, konuşma yazmak, yazarlıktan
bambaşka, apayrı bir şeydir. Beden dili veya diksiyon ile
ilgili internetten bir sürü bilgiye ulaşabilirsiniz ama iş
konuşma yazmaya geldiğinde, size yardımcı olacak bilgiyi
zor bulursunuz. Yazarlık kursları vardır ama konuşma
yazarlığı kursları yoktur.
13-14 yıldır konuşma yazan birisi olarak, konuşma
yazmanın bazı püf noktalarını sizinle paylaşacağım.
Herkese hitap eden bir şeye dönüştüğünüzde, müşterinin
gözünde bir “hiç” olursunuz.
Anonim
Konuşmanızı çorbaya çevirmeyin
Her şeyden bahsetmek zorunda değilsiniz. Bizim
siyasetçiler, bir konuşma yapacakları vakit her şeyden
bahsetmek zorunda olduklarına inanırlar. Her şeyden
bahseden birisi, hiçbir şeyden bahsetmemiş demektir.
Hâlbuki sadece bir konu seçseler ve o konu hakkında
109
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
konuşsalar, çok daha anlaşılır, çok daha ikna edici
olacaklardır.
Hangi konuda ya da konularda konuşacaksınız?
Hangi konulara değineceksiniz? Bir ya da en fazla iki konu
olsun. Üzerinde duracağınız konunun ana fikri nedir?
Neyi savunacaksınız? Bu soruya cevap verin. Sonra,
fikrinizi destekleyecek malzemeyi toplayın. Malzemenizi
internetten toplayacaksanız dikkat edin, internet, çok
büyük bir yalancıdır. İnternette, insanların söylemediği
sözler, söylemişler gibi yer alır. Hayali rakamlar, hayali
olaylar, hayali durumlar söz konusudur. İnternet şehir
efsaneleri ile doludur. İnternetten topladığınız malzemeyi
iyi ayıklamalısınız. Tavsiyem, kurumların resmi
sitelerinden aldığınız malzemeleri kullanın. Yoksa öyle bir
faka basarsınız ki, başka şeye basmaya benzemez.
En iyi vaaz, iyi bir örnektir.
İngiliz Atasözü
İddianızı destekleyecek örnekler bulun. Örnekler
vermek, anlattığınız şeyin, dinleyicilerin zihninde
canlanmasını sağlar. Bir konuşmanın hiçbir kısmında,
hatip ve dinleyicileri örnekler kadar birbirine yaklaştıran
bir şey yoktur.
Konunun uzmanlarından iktibaslar yapın.
Havelock Ellis adında bir Amerikalı yazar diyor ki;
“Başkalarının sözlerine yer vermeyenler, büyük yazarlar
110
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
değil, küçüklerdir, onların küçük kalmalarının sebebi de
işte budur.” Bahsedeceğiniz konu hakkında mümkün
olduğunca çok şey öğrenmeye çalışın. Sadece kendi
tezinizi değil, karşıt tezleri de öğrenin ve karşıt tezleri nasıl
çürüteceğinizi de.
Yerine ve dinleyicilere göre konuşun
Bir dershane açılışına gitmiştik. Cemaatin
dershanelerinden birisiydi. Bizi güzel karşılamışlar,
ikramlarda bulunmuşlardı. Beldenin üst yöneticilerinden
bir tanesi, sohbet sırasında dershanelerin, “para
kazanmak için açılan yerler olduğundan, fırsat eşitliğini
bozduğundan” falan bahsetti. Tabii, böyle bir konuşma,
bizi açılışa davet edenleri hiç memnun etmedi. Hemen
sözü devralarak, “Bazı dershanelerin gerçekten para
kazanmak için kurulduğunu ancak, dershanecilik işini, bir
hizmet aşkıyla, yeni nesiller yetiştirmek aşkıyla yapan
dershanelerin ve gurupların da olduğunu, toplumumuzun
bu kişilere minnettar olması gerektiğini” söyledim.
Tahmin edeceğiniz gibi, o açılışın kahramanı, ben
olmuştum.
Askerlik yaptığım İstanbul’daki Tugay’da, daha çok
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizden gelmiş,
okuma-yazma bilmeyen askerler bulunuyordu. Tugay
komutanı, okuma-yazma bilmeyen bu askerlere, okuma-
yazma öğretme görevini kısa dönem çavuşlara vermişti.
111
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Her öğleden sonra, her kısa dönem çavuş, kendi batarya-
bölüğündeki okuma-yazma bilmeyen erleri topluyor,
sinema salonuna götürüyordu. Orada da, öğretmen
kökenli bir arkadaşımız, okuma-yazma kursu veriyordu.
Bildiğiniz sıkıcı bir okul. Öğretmen arkadaşımızın olmadığı
bir gün, öğretmenlik görevi bana düştü. Tahmin
edebileceğiniz gibi, okuma-yazma dersi vermedim.
Yaklaşık 500 askerle, kadınlarla ilişkiler hakkında
konuştuk, sohbet ettik. Başlarda ilgisiz ve utangaç
duranlar bile, dersin sonunda, “çavuşum, bundan sonra
dersleri hep sen anlat” diyorlardı. Yaptığım şey, herkesin
ilgisini çekecek bir konu seçmem ve orada bulunan
herkesi konuşmama ortak etmemdi.
Bilirsiniz, İstanbul gibi göç alan büyük şehirlerde,
göç veren yerlerin dernekleri olur. Her köy, kendi
derneğini kurar, köy dernekleri birleşir, ilçe derneğini
oluşturur, ilçe dernekleri de, o ilin dernekler federasyonu
adı altında örgütlenirler. Sivas Dernekler Federasyonu
gibi. İşte böyle bir dernekler federasyonu toplantısında
konuşan bir milletvekili, “bundan böyle ilçelere fakülte
açılmayacağını” söyler. Hâlbuki yine o ilin başka bir
milletvekili de, her ilçeye fakülte kurma sözü vermektedir.
Tabii, ilçelere fakülte kurulmayacağını milletvekilinin
ağzından öğrenen ilçe dernekleri ayaklanır, partinin diğer
milletvekili, partinin ilçe başkanları, partinin belediye
112
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
başkanları güç duruma düşerler. İlçelerde fakülte
kurulmayacağını söyleyen milletvekilinin böyle bir yetkisi
ve böyle bir gücü de zaten yoktur.
Bu başlık altında ne demek istediğimi, herhalde bu üç
anıdan daha iyi anlatamaz, yazamazdım.
Ortak noktalar bulun
Bir konuşma yapacaksınız ve karşınızda, size
muhalif bir grup var. Amacınız, onları ikna etmek, kendi
tarafınıza çekmek olmalıdır. Yoksa konuşmanızın ne
anlamı var? Yapacağınız en büyük hata onlarla
tartışmak, iddialaşmaktır. Baştan kaybedersiniz, emin
olun, daha çok muhalifiniz olurlar.
Hitap ettiğiniz muhalif grupla ortak noktalar bulun
ve konuşmanıza bu noktalardan başlayın. “Ben de, asgari
ücretin azlığı konusunda sizinle aynı kanaati taşıyorum”
diye başlayıp, sizi dinleyenlere, basit bir evet dedirtmek
için, “siz de benim gibi bu ülkede yaşayan herkesin,
rahatça geçinebilmesini istiyorsunuz değil mi” diye bir
soru sorabilirsiniz. Bulacağınız ortak noktalar, tamamen
konu dışı da olabilir.
Konuşmanıza önce herkesin kabul ettiği şeylerden
başlayın.
“Hepimiz, Giresunluyuz, hepimizin amacı,
kentimizi daha yaşanabilir bir yer haline getirmektir.
Hepimiz, bu şehirde yaşayan insanların daha fazla
113
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kazanmasını, daha iyi şartlarda yaşamasını istiyoruz,
aranızda insanların çaresiz kalmasını, aç açıkta kalmasını
isteyen var mı? İşte, komşumuzun, hemşerimizin,
arkadaşımızın aç açıkta kalmaması için, daha iyi şartlarda
yaşaması için bizim yapmamız gerekenler şunlardır.” diye
başlayan bir konuşmanın başarıya ulaşma şansı vardır.
Dinleyicilerinize iltifat edin, onları övün, kararı onların
vereceğini söyleyin.
Konuşuyormuş gibi yazın
Unutmayın, yazarak anlatmıyorsunuz. Konuşarak
anlatıyorsunuz. O yüzden, konuştuğunuz gibi yazın.
Konuşma, hatip ile dinleyiciler arasındaki bir
etkileşimdir, “karşılıklı konuşma” (muhavere) haline
geldiği andan itibaren başarılı olur. Karşınızda hiç
dinleyici olmasa bile, -mesela radyodan konuşurken- sanki
birisiyle karşılıklı konuşuyormuş gibi hitap edin. Siz, edebi
bir metin yazmıyorsunuz, felsefi bir metin yazmıyorsunuz,
bilimsel bir konferans vermiyorsunuz. Siyasetçisiniz ve
insanların desteğini almaya ihtiyacınız var, amacınız
insanları kendi tarafınıza çekmek, onların anlayacağı
şekilde, onlar gibi konuşun.
Selamlama cümlesi ile başlayalım. Klasik bir giriş
vardır, makamlarına göre, orada bulunanları
selamlarsınız: Sayın bakanım, sayın milletvekilim, sayın
valim, sayın belediye başkanım, sayın bilmem ne müdürü,
114
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
sayın bilmem ne başkanı falan. Çok uzun oldu değil mi?
Evet, çok çok uzun oldu. Yapacağınız konuşma baştan
güme gitti bile. Çok resmi bir toplantıda iseniz, toplantı
başkanını ve varsa, özel konuğunuzun adını zikredin. Sayın
başkan, sayın ulaştırma bakanım, sevgili misafirler gibi…
Daha fazla uzatmayın. Sevgili misafirler, çok kıymetli
hemşerilerim, değerli arkadaşlar, muhterem gareysarlılar
gibi, bulunduğunuz ortama uygun kısa bir selamlama
cümlesi ile başlayın.
Selamlama cümlesi, asla “hepinizi saygıyla
selamlıyorum” cümlesi değildir. “Sizleri en kalbi
duygularımla selamlıyorum” cümlesi de değildir.-bu cümle
iyi bir bitiriş cümlesidir.- Açın bakın TBMM tutanaklarını,
her konuşma, “sizleri saygıyla selamlıyorum” cümlesi ile
başlar, “yüce heyetinizi saygıyla selamlarım” cümlesi ile
biter.
Gelenek olmuştur, hiç kimse buna itiraz etmez. Bu
satırların yazarı da, bu cümle ile başlayan ve bu cümle ile
biten yüzlerce konuşma yazmıştır. Bütün rahatsızlığına
rağmen, geleneği aşamamıştır. Nejat Muallimoğlu’na
göre, tamamen yanlış bir konuşma başlangıcı ve tamamen
yanlış bir bitiriştir. “Burada aranızda olmaktan, sizlerle
dertleşmekten büyük mutluluk, büyük şeref duyuyorum.”
uygun bir başlangıç cümlesi olabilir.
Konuşmaya giriş
115
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Konuşmadan önce dinlenmiş olun, karnınız çok tok
olmasın. Güzel giyinin, güzel giyinmek kendinize olan
güveninizi artırır.
Büyük bir dinleyici kitleniz yoksa kürsüye çıkmayın,
onların arasına girin, konuşmayı sohbet havasına çevirin.
Kürsü bol ışık altında olsun, herkes sizi rahatça
görebilsin. Işık arkanızdan ya da tepenizden değil,
karşınızdan gelsin. Mimik ve jestleriniz de rahatça
görünsün.
Arkanızda hiç kimse olmasın. Kürsüde yalnız olun.
Dinleyicilerin dikkati sadece sizin üzerinizde olsun.
Kürsüdeki dikkat çekecek diğer şeyleri de
kaldırmalısınız.
Konuşma sırasında elinizle bir şey göstereceğiniz,
bir yeri işaret edeceğiniz zaman kolunuzu dirsekten
kırmayın, bütün olarak ileri doğru uzatın.
Konuya doğrudan girerek konuşmanıza
başlayabilirsiniz.
Kendinizden bahsederek, dinleyicilerinizden
bahsederek, konuştuğunuz mekândan ve beldeden
bahsederek, bir soru sorarak, konuşmayı gerektiren
durumdan bahsederek konuya girebilirsiniz.
Ama en iyi giriş, dinleyicileri hafifçe gülümseten bir
“hümor” olacaktır. Küçük bir şaka, kendinizle ilgili bir
eksiklik, bir fıkra, temsili bir olay, gerçek bir olay, ne
116
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
olursa, sizi ve dinleyenleri gülümsetecek bir başlangıç,
dinleyicilerle aranızdaki buzları eritir, dikkatlerini toplar ve
size sempatiyle bakmaya başlarlar. Sempatik olmak, sizi
dürüst gösterir ve dürüst olan insan da güvenilirdir.
Kısa yazın, kısa konuşun
Bir cümle yazdınız. Şimdi durun ve o cümleyi nasıl
daha kısa yazabileceğinizi düşünün. Cümlelerinizi ikiye,
üçe, dörde bölün. Bir paragraflık cümle yazmışsınız değil
mi? Nereden başlayıp, nerede bittiği belli değil. Tekrar
edelim: Cümleleri kısaltın.
Konuşmayı kısaltmak için şunları yapın; Yazdığınız
bir kelimeyi çıkardığınızda anlam değişmiyorsa, o kelimeyi
çıkarın. Yazdığınız bir cümleyi çıkardığınızda anlam
değişmiyorsa, o cümleyi çıkartın. Yazdığınız bir paragrafı
çıkardığınızda anlam değişmiyorsa, o paragrafı çıkartın.
Tekrar, tekrar edin
Konuşmanızın ana fikrini tekrar edin. Aynı cümleyi
iki kere söyleyin. “Biz, yaşadığımız şu yeri, cennet haline
getirmeye ant içtik.” “Biz, yaşadığımız şu yeri, cennet
haline getirmeye ant içtik.” Cümle içinde aynı kelimeleri
tekrar edin. “Bu soruyu tekrar tekrar sormalıyız”
Şimdi de, sözcüklerinizin eş anlamlılarını bulup,
yazdığınız kısa cümleyi eş anlamlı sözcükle yeniden
yazın. Yine eş anlamlı ya da benzer anlamlı bir sözcükle,
yeniden yazın.
117
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Arka arkaya üç kısa cümlede, üç eşanlamlı sözcük,
ya da bir kısa cümle içinde, 2-3 eş anlamlı sözcük
kullanın. “Hadi, hep birlikte, el ele vererek, bu kötü düzeni
yıkalım.” “Hadi, hep birlikte ele ele vererek bu kokuşmuş
düzenin defterini dürelim.” “Hadi, hep birlikte, bu düzene
bir son verelim.”
Şimdi de, bir cümlede kullandığınız kelimelerin,
eşseslilerini bulup, bir sonraki cümlede kullanmaya
çalışın. Arka arkaya gelen cümlelerde eş sesli, benzer
sesli, sözcükleri kullanın. “Onlar zoru görünce savuştular,
biz zulme karşı savaştık.”
Soru soruyor musunuz?
Konuşmanızda, sık sık sorular sorun. Dinleyenler,
siz soru sordukça, içlerinden ya da sesli olarak cevap
verecekler, böylelikle konuşmaya dâhil olacaklardır. Soru
sormak, hatip ile dinleyicileri etkileşime sokar.
Duraklamalar
Konuşmaya başlamadan önce, kürsüye
çıktığınızda, şöyle bir duraklayın ve gözlerinizi
dinleyicilerin üzerinde gezdirin. Bekleyin, uğultular
dursun, sessizlik sağlansın. Konuşmanıza ondan sonra
başlayın. Konuşmanızı bitirmeden önce de duraklayın.
Dinleyicileriniz, dikkat kesilsinler ve konuşmanızı öylece
bitirin. Bir konuşmayı belagatli yapan şeylerden birisi
duraklamalardır.
118
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Duraklama yapacağınız yerleri de önceden
planlayın. İyi anlaşılmasını istediğiniz yerlerde
duraklayın, soru sorduğunuzda, sanki cevap bekliyormuş
gibi duraklayın, dinleyicilerden bir şey yapmalarını
isterken duraklayın, alkışlanmak istediğiniz yerlerde
duraklayın. Bu duraklamalar, konuşmanın akıcılığı içinde
olsun. Öyle iki cümle söyleyip durmak yok, yerinde
duracaksınız, yerinde sesinizi alçaltıp, yerinde sesinizi
yükselteceksiniz. Yerinde sinirlenip kürsüyü
yumruklayacak, yerinde içlenecek, yerinde hislenecek,
yerinde ağlayacaksınız.
Aşağıda, İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar” adlı
romandan alınan bir parça bulacaksınız. Parçada, romanın
kötü kahramanlarından olan Cüce Efendi’nin Camii
kürsüsünden yaptığı bir konuşma anlatılmaktadır. Koyu
yazılmış yerleri ben işaretledim. Belagatli bir konuşma
yapmak istiyorsanız, Cüce Efendi’nin konuşurken
yaptıklarını yapın.
“Cüce Efendi coşmuştu. Bazen aslan gibi kükrüyor, bazen
de sadece fısıldıyordu. Ara sıra sözünü bir es ile kesip
duruyor ve cemaattekilerin o an söylediği cümleyi iyice
idrak etmesini bekledikten sonra, vaazına devam
ediyordu. Kimi vakit de sanki fısıldayarak konuşurken,
sesini aniden yükseltiyordu. Böyle durumlarda ise
dinleyenlerin yürekleri hop ediyor ve irkiliyorlardı. Ayrıca
119
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
zaman zaman cümlesini tamamladığında dudaklarını
sımsıkı kenetliyor ve dinleyicilere adeta meydan okur gibi
bakıp, “İşte! Gerçeği söyledim! Var mı içinizde bana karşı
çıkacak biri!” der gibi bir edayla susup, kollarını
kavuşturarak bekliyordu. Bazı defa “zinhar! Diye başlayan
bir cümle kurduğunda, sol elinin işaret parmağını
cemaatten birine yahut birilerine itham eder gibi
uzatırken, masum olmalarına rağmen sanki o günahı
işlemişler gibi, bu adamların suratları kızarıyor, cemaatin
diğer mensupları da o tarafa bakınca da bu kişiler
utançtan başlarını öne eğiyorlardı. Cüce bazen kalabalığa
bir soru soruyordu. Ama insanlar da, bu suali sanki Allah
hesap gününde sormuş da, bir cevap vermeleri
gerekiyormuş gibi, oturdukları yerde kıvranıyorlardı. Kimi
durumlarda cücenin vecde geldiğinden midir, boğazı
düğümlenip gözleri yaşarıyor, böyle durumlarda cemaat
de ağladığı için, mendiller çıkarılıp, gözlerin yaşı
siliniyordu. Bazı zamanlarda cüce, öfkelendiği için olsa
gerek, kürsüye yumruğunu indirmekte, ara sıra da
yakarır gibi ellerini göğe açıp, Allah Teâlâ’dan merhamet
dilemekteydi.”
Sözlük okuyun
Kelime haznenizi geliştirmek zorundasınız. Deyim
haznenizi, atasözleri haznenizi, fıkra haznenizi
artırmalısınız. Güzel konuşmanın bir alt yapısı olmalıdır.
120
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Zaman zaman sözlük karıştırmanın, kelime dağarcığınızın
gelişmesine yardımcı olacağını söylemeye gerek yok.
Yeni öğrendiğiniz sözcükleri cümle içinde
kullanmaya çalışın. Böylece aklınızda kalırlar. Yanınızda
atasözleri ve deyimler sözlüğü olsun.
Değindiğiniz konu ile ilgili atasözü ya da deyim
kullanmaya özen gösterin. Genel kabul gören, anlaşılabilir
deyimler olmalıdır. Anlamını, ne ifade ettiğini iyi
bilmediğiniz deyimleri asla kullanmayın. Yanlış yerde
yanlış deyim kullanmak, sizi zor durumda bırakabilir.
Konuşmalarınızda vecize kullanacaksanız, sizi
dinleyen topluluğun tümü tarafından kabul görecek
kişilerin sözlerini tercih edin. Özlü söz söyleyen bazı büyük
adamlar, bazı topluluklarda tepki çekebilirler.
Dinleyicilerin sevdiği, saygı duyduğu birisinin sözünü
kullanmanız, kitleyi kavramanıza ve kendinizi
dinletmenize yardımcı olabilir.
Beceremiyorsanız fıkra anlatmayın!
Fıkra anlatmak bazen bütün bir konuşmadan
daha iyidir. Fıkra anlatma, sözlerinize espri katma,
eğlenceli minik anekdotlar anlatma, bir konuşmayı
büyütür, unutulmaz yapar, etkisini kat be kat artırır.
Ama fıkra anlatabilmek bambaşka bir iştir, bambaşka bir
ustalık ister. Bir fıkra anlattığınızda arkadaşlarınız
121
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
gülmüyorsa, beceremiyorsunuz demektir, konuşma
yaparken de fıkra anlatmayın.
Rakamlar yalan söyler
Konuşmalarınızda çok fazla rakam, istatistikî bilgi
kullanmayın. Kullanmanız gerekiyorsa, dinleyenlerin
verdiğiniz rakamı kafalarında canlandırmasını sağlayın.
“Eski belediye başkanının bize bıraktığı borç 15 trilyon
liraydı” demek, bir şey ifade etmez. Ayda 500 lira geliri
olan birisinin 15 trilyonu anlamlandırması imkânsızdır.
“Eski belediye başkanının bize bıraktığı 15 triyon borcu
ödemek zorunda kalmasaydık, bu parayla şehrin
kanalizasyon ve su şebekesini baştan aşağı
yenileyebilirdik” demeniz, insanlara bırakılan borcun
büyüklüğü konusunda gerçek bir fikir verir. Rakamları
yaklaşık olarak verin. 20 milyon 384 bin 500 yerine, 20
milyondan fazla deyin. Bazen de, kesin olmak,
karşınızdakileri ikna etmek için iyi bir yol olabilir.
Çok iyi bildiğiniz bir konuysa, tek bir rakam
verecekseniz, detaylı rakam kullanabilirsiniz. “Yeni
köprümüze, tam olarak 3 milyon, 213 bin lira harcadık.”
Karşılaştırma yapacağınız zaman rakam kullanın.
“Ekmek bizim zamanımızda 20 kuruş idi, şimdi 65 kuruş
oldu” gibi. “Enflasyonu yüzde 30’dan yüzde 10’a
düşürdük” gibi.
122
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Unutmayın rakam kullanmak her zaman
tehlikelidir. Siz, bir rakam söylersiniz, birisi kalkar
“söylediğiniz rakamlar doğru değil, yalan söylüyorsunuz”
der. İspat etmeye çalışırken çuvallar, konuşmanın
bütünlüğünü kaybedersiniz.
Medyaya başlık verin
Konuşmanız, gazeteci ya da televizyoncular
tarafından takip ediliyorsa, onlara haberin başlığına
çekecek, televizyonda sizin sesinizle birlikte kullanacakları
bir cümle vermelisiniz. Bir benzetme olabilir, bir suçlama
olabilir, bir hedef olabilir. “Ülkeyi zindana çevirdiler”, “bu
şehri Paris yapacağım” gibi.
Coşkuya kapılıp saçmalamayın
Calvin Coolidge “Söylemediğim bir şey beni hiçbir
zaman rahatsız etmedi” diyor. Günümüzde medyaya
düşmeyecek, gizli kalacak konuşma yok. Siz, bir köy
kahvesinde konuşursunuz, konuşmanızın cep telefonu
ile çekilmiş görüntüsü, biraz sonra köy derneğinin
internet sitesinden bütün dünyaya ulaşır. Sizi
dinleyenlerin hepsi partiliniz de olsa, coşkuya kapılıp,
daha sonra sizi zora sokacak şeyler söylemeyin. Bir gün
gelir, mutlaka karşınıza çıkar. Köy kahvesinde, 10-15 kişilik
gruplarla yapılan toplantılarda coşan, ağzına geleni
söyleyen, asıp kesen çok siyasetçi gördüm. Öyle
123
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
konuşuyorlardı ki, sanırsın, eline silah alıp, savaşa gidecek.
Siz, böyle hatalar yapmayın.
İNANMADIĞINIZ HİÇBİR ŞEYİ, SÖYLEMEYİN.
İnanmadığınız şeyleri söylemeye başlarsanız, dinleyiciler
bunu hemen anlarlar. Nejat Muallimoğlu, “Dünyayı
Sarsan Konuşmalar” adlı eserinde, Aristo’nun şu sözüne
yer veriyor: “İyi bir hatip olmak için, aynı zamanda temiz
ve iyi ahlaklı bir insan olmak gerekir.”
Konuşma hızınızı belirleyin
Konuşurken dakikada kaç kelime söylediğinizi
sayın. Hatırlar mısınız, Erdal İnönü vardı, SHP Genel
Başkanı(lideri değil). Rahmetli Özal (ANAP’ın lideri)
dakikada 75 kelime söylerken, Erdal İnönü 120 kelime
söylüyordu. Tabiatıyla, söylediğinden kimse bir şey
anlamıyordu. Siz de, dakikada 60-70 kelime söyleyecek
hızda konuşmalı ve konuşmanızı da bu sayıya göre
yazmalısınız. Konuşmanız 5 dakika, hadi bilemediniz 10
dakikayı asla geçmesin. Bu hesaba göre, 5 dakika için,
350-450 kelime, 10 dakika için 650 ile 850 arasında kelime
kullanmanız gerekir.
Bu rakamlar siyasetçiler içindir, bilimsel bir
toplantıda sunum yapacaksanız, dakikada 100- 110 kelime
124
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kullanabilirsiniz. Radyo veya televizyonda konuşuyorsanız,
en az 120 kelime söylemelisiniz.
Tekrar edelim. Konuşmamız kısa olacak. Uzadıkça
etkisi azalır. Konuşma dağılır, toparlayamazsınız, vermek
istediğiniz mesaj uçup gider. Uzun konuşanlar, her şeyi
bilenler değillerdir. Uzun konuşanlar bir şeyi bilseler bile,
bildiklerini ifade edemeyenlerdir. Kısa konuşun.
Ne dediniz? Başbakan bir saat mi konuşuyor? O
başbakan, siz de başbakan olduğunuzda bir saat
konuşursunuz.
Bir konferans sonrasında, bir milletvekili şöyle
demişti: “Başbakan’a bir saat süre veriyorsun,
milletvekiline de en azından 45 dakika verseydin, 10
dakika çok az değil mi?” O milletvekili yanımızdan
ayrıldıktan sonra, bir il yönetim kurulu üyesi de aynen
şunları söyledi: “10 dakikadan fazla konuşmayı
yasakladığın ne iyi oldu. Bu milletvekili kürsüye çıktığında
bir türlü susmuyor, milleti canından bezdiriyordu.”
İşte size bir konuşma yazma hilesi: Parti
sözcülerinizi takip edin. Zaten onların söylediğinden
başka, onlardan farklı ne söyleyeceksiniz ki? Yerel
sorunlar ve çözümleri, konuşmalar için iyi bir malzemedir.
Herkesin konu hakkında bir fikri vardır. Kendi
çözümünüzü ortaya koyun. Gelebilecek itirazlara
vereceğiniz cevapları da önceden hazırlayın.
125
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Yerel konularda zayıfsanız, sözü, genel konulara
getirin. Herkes genel konuları bilir. Katıldığınız seçimin
eksenini iyi takip edin. Hayat pahalılığı ve yoksulluk mu
daha önemli, yoksa askeri muhtıra mı? Konuşmalarınız,
seçimin yürüdüğü eksende olsun. Havanda boşa su
dövmeyin. Tabii, tersi de mümkündür.
İyi bildiğiniz yerel konulardan bahsetmek,
dinleyicilerin çok daha fazla ilgisini çeker.
Telaffuzunuzu düzeltin
Güzel konuşma, hitabet, siyasetin anahtarıdır.
Güzel konuşabilmek için, öncelikle çok okumak ve
konuşma alıştırmaları yapmak gerekir. Ne yapıyoruz, kitap
okumayı alışkanlık haline getiriyoruz ve tabii, özellikle şiir
okumayı. Bol bol şiir ve roman okuyun, hem sizi
dinlendirir, hem yazmanıza, hem de konuşmanıza büyük
faydası olur.
Bir şey okuduğunuz zaman, bulunduğunuz yer
uygunsa, sesli okuyun. Kitabınızı, gazetenizi, alış veriş
merkezinin fiyat broşürünü, ne olursa, sesli okuyun.
Yüksek sesle okumak aynı zamanda hatırlamanızı da
kolaylaştır.
Laf aramızda, bazı kelimeleri de dilinizden silmeniz
gerekir. Mesela “yani” kelimesi bunlardan birisidir.
Siyasetçi adayı iseniz, bundan sonra “yani” kelimesini
126
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kullanmak size yasak. Meramınızı bu yasak kelimeyi
kullanmadan anlatmanın başka yollarını bulun. İlle de
kullanmanız gerekiyorsa, bu kelimenin yerine “konuyu
başka bir şekilde anlatmak gerekirse”, “başka bir şekilde
ifade edersek”, “meseleyi biraz daha derinlemesine
araştırırsak veya irdelersek” gibi tabirleri kullanabilirsiniz.
Ve şu bütün toplumun diline yerleşmiş “pardon” kelimesi.
Sadece siyasetçilere değil, herkese yasak. “Pardon”
yerine, “affedersiniz” veya “özür dilerim” ibarelerini
kullanabilirsiniz.
Dudak tembelliği
Kelimeleri tam olarak telaffuz edemiyor musunuz?
Bilin ki, dudaklarınız tembelleşmiştir. Dudak kaslarınız ne
kadar çok çalışırsa, kelimeleri o kadar iyi telaffuz eder, o
kadar güzel konuşursunuz. Dudak kaslarınızı çalıştıracak
yöntemlerden en kolayı, yalnız kaldığınız anlarda, dilinizi
dudaklarınızın içinde gezdirerek, dudaklarınızı,
damaklarınızı dilinizle kuvvetlice itmektir.
Dikkat edin, alışkanlık haline gelmesin. Sonra,
başkalarının karşısında yaparsınız, hoş bir görüntü olmaz.
Dudak tembelliğini gidermenin başka bir yolu da,
bir kalemi dişlerinizle tutup, sesli olarak konuşmaya, bir
şeyler okumaya çalışmaktır. Eski Yunanlı Demosten,
çocukken bir kekemedir, ağzını çakıl taşları ile doldurarak,
sürekli pratik yapmış, sadece kekemelik sorununu
127
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
çözmekle kalmamış, tarihin en büyük hatiplerinden birisi
olmuştur. Kelimelerin doğru telaffuzu demişken, milletçe
yaptığımız en büyük telaffuz yanlışlarından bir tanesi
“yarın” kelimesini, “yâaarin” diye söylemektir. Türkçede
“yâaarin” diye bir kelime yoktur.
Doğru nefes alın
En doğru nefesi bebekler alır. Bir bebeği uyurken
izleyin, -dünyanın en güzel şeyidir- nefes alıp verirken
göğsü değil, karnı şişer. Doğru nefes alma, diyaframdan
nefes almadır.
Nefes aldığınızda, göğsünüz şişiyor, omuzlarınız
yukarı kalkıyorsa, yanlış nefes alıyorsunuz demektir.
Konuşurken birden nefesiniz biter, tıknefes olursunuz.
Şimdi, karnınızı şişirerek yeni bir nefes alın. Nefesinizi çok
daha uzun süre kullanabildiğinizi, konuşurken, nefesinizin
kesilmediğini göreceksiniz.
Tiyatrolarda, konservatuarlarda ilk öğretilen şey,
diyaframdan nefes almaktır. Diyaframdan nefes almayı
öğrendiğinizde, hem daha iyi bir konuşmacı olacaksınız,
hem de, merdiven çıkarken, yüzerken, koşarken nefesiniz
hemen kesilmeyecek. Yani, daha sağlıklı bir insan
olacaksınız. Beyninize daha fazla oksijen gittiği için kafanız
daha iyi çalışacak ve hücrelerinizin yaşlanması
yavaşlayacak. Bir bebek gibi nefes alın. Uyuyan bir bebek
gibi nefes alın.
128
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Tekerlemeleri tekerleyin
Kelimeler arasında düzgün geçiş yapmanın,
dilinizin dolaşmasını engellemenin en iyi yollarından birisi,
söylenmesi zor tekerlemeleri söylemeye çalışmaktır.
Aşağıdaki tekerlemeler, çalışmanız gerekenlerden birkaç
tanesidir.
- Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp.
- Şemsi paşa pasajında sesi büzüşesiceler.
- Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi.
- Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdanmısınız?
- Bir berber bir berbere, gel birader, birlikte bir berber
dükkânı açalım demiş,
- Kartal kalkar, dal sarkar, dal sarkar kartal kalkar.
- Kara kara kartallar, karlı tarla ararlar.
- Hakkı hakkıya gitmiş, Hakkı hakkının hakkını istemiş,
Hakkı hakkının hakkını vermeyince, Hakkı hakkının
hakkından gelmiş.
- Çatalca’da topal çoban, çatal yapıp çatal satar, niçin
yapar, niçin satar Çatalca’da topal çoban?
- Adem madene gitmiş, adem madende badem yemiş,
madem adem madende badem yemiş, niye bize
getirmemiş?
- Şu duvarı badanalamalı mı, badanalamamalı mı?
- Bir tarlaya kemeken ekmişler. İki kürkü yırtık kel kör kirli
körpe kirpi dadanmış. Biri erkek kürkü yırtık kel kör kirli
129
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
körpe kirpi, öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirli körpe kirpi.
Kürkü yırtık erkek kel kör kirli körpe kirpinin yırtık
kürkünü, kürkü yırtık dişi kel kör kirli körpe kirpinin yırtık
kürküne; kürkü yırtık dişi kel kör kirli körpe kirpinin yırtık
kürkünü, kürkü yırtık erkek kel kör kirli körpe kirpinin
yırtık kürküne eklemişler.
Aslan gibi avını kendin avla.
Anonim
Kürsüden herkes korkar
Kürsü korkusu ciddi bir korkudur. Oturduğunuz
yerde bülbül gibi şakırsınız da, kürsüye çıktığınızda diliniz
damağınıza yapışır. Kürsü korkusunu yenmek için pratik
yapmalısınız. Evde, bir sandalyenin üstüne çıkın ve öyle
prova yapın. Birkaç konuşma yaptıktan sonra, kürsü
korkunuz azalacaktır.
Konuşmaya başlamadan önce, derin bir nefes alın
ve 5 kademede geri verin. Bu hareketi 5 kere yaptığınızda,
korkunuz azalacak, heyecanınız kaybolacaktır.
Konuşacağınız kürsüde mutlaka bir bardak su bulunsun ve
konuşmaya başlamadan önce bir yudum su için.
Kürsüye çıkmadan önce kimseye çaktırmadan
birkaç kere esneyin. Elleriniz titriyor, ya da kalbiniz hızla
çarpıyorsa, merak etmeyin, dinleyiciler sizin ellerinize ya
da kalbinize dikkat etmezler.
130
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Terliyorsanız, mendilinizle kurulanmaktan
çekinmeyin. Kâğıt mendil olmasın, parçalanır ve yüzünüze
yapışır. Burnunuz akıyorsa, “affedersiniz” deyin ve
burnunuzu mendilinize silin.
Kürsüde, ağırlığınızı iki ayağınıza dağıtacak şekilde
durun, size hareket serbestliği sağlar. Hafifçe öne
eğileceğiniz zaman, sağ ya da sol ayağınızı diğer ayağınızın
önüne getirin ve ağırlığınızı öndeki ayağınıza verin, hiçbir
zaman ağırlığınızı arka ayağınıza vermeyin. Elleriniz
serbestçe aşağı doğru sarksın. Bir dirseğinizle hafifçe
kürsüye dayanmak da iyi bir duruş şeklidir. Sağa ya da sola
doğru atılacak bir adım, sadece karşınızdakileri değil, sağ
ve sol tarafta oturanları da dikkate aldığınız anlamına
gelir.
Kürsüye çıktıktan sonra, artık saçınızla,
kravatınızla, ceketinizin düğmesiyle falan oynamayın.
Kürsüde yapmanız gereken hareketleri de,
konuşmanızla birlikte prova etmelisiniz.
Konuşurken, sabit bir noktaya değil, dinleyicilerin
gözlerine bakın. Dinleyenlerle karşılıklı konuşurmuş gibi
gözlerinizi dinleyicilerinizin gözleri üzerinde gezdirin.
Dikkat! Kulağınıza küpe yapacağınız bir nasihat:
BİR SİYASETÇİ İÇİN, KONUŞURKEN GÖZLERİNİ
DİNLEYİCİLERİN GÖZLERİNDEN KAÇIRMAK, EN BÜYÜK
HATADIR. Dinleyenler, sizin yalan söylediğinizi düşünür.
131
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Yalan da söyleseniz -ki dinleyicilere asla yalan
söylemeyin, gerçek dışı bir bilgiyi asla vermeyin-
karşınızdakinin gözünün içine bakın. Bu, kulağınızdan hiç
çıkarmayacağınız bir küpe, bir çeşit yaşam şifresidir.
Şimdi, bir an durun, kitabı kapatın, küpeyi
kulağınıza takın, ondan sonra kaldığınız yerden devam
edin.
Bu konuşmaya çok iyi hazırlandınız ve
dinleyicileriniz de, sizi dinlemek için gönüllü olarak
geldiler. Kontrol sizde, korkacak bir şey yok, anlatacağınız
konuyu, hazırlandığınız, üzerinde araştırma yaptığınız için,
pek muhtemeldir ki, dinleyenlerden daha iyi biliyorsunuz.
Yani, artık heyecanınızı yenin.
Bu arada, kürsüde yanınızda kimse olmasın.
Dinleyicilerin dikkatinin, sizden başkasına çevrilmesini hiç
mi hiç istemeyiz değil mi?
Jest yapın!
Konuşmanıza anlam kazandıran, akılda kalmasını
sağlayan şey, yaptığınız jest ve mimiklerdir. Birisiyle
karşılıklı nasıl konuşuyorsanız, kürsüde de aynı rahatlıkta
konuşmaya çalışın. Bırakın, jest ve mimikleriniz
kendiliğinden gelsin.
Eğer konuşma yapacağınız konuya iyi çalışmışsanız,
söylediklerinizi özümsemişseniz, ağzınızdan çıkan sözlere
inanıyorsanız, jest ve mimikleriniz, kendiliğinden gelecek,
132
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
dinleyicilerle aranızda güçlü bir bağ kuracaktır. Her
konuda olduğu gibi jest ve mimiklerde de aşırıya kaçmak
iyi değildir. Dikkat edin, günlük hayatta normal görünen
jest ve mimikler, bazen kürsüde patlayabilir.
Konuşmanızı önceden hazırlayın
Ne kadar kuvvetli bir hatip olursanız olun, irticalen
konuşmak her zaman tehlikelidir. Söylediklerinizi tam
olarak ifade edemezsiniz, unutursunuz, konuyu
dağıtırsınız, zamanı verimli kullanamazsınız. En iyisi
önceden yazın, prova edin ve konuşmanızı öylece yapın.
Bir konuşma, okunmak için değil, işitilmek için
yapılmalıdır. Hazırladığınız konuşmayı, topluluğun
karşısındaymışsınız gibi, yüksek sesle okuyarak prova
edin.
Doğal konuşma tonu, karşılıklı sohbet eder gibi
konuşmaktır. Dinleyiciler size değil, anlattıklarınıza
yönelmelidir.
Konuşma provaları yaparken, elinizde bir saat
olsun. Dakikada kaç kelime söylediğinizi sayın.
Konuşmanızın mesela 5. sayfasına ne kadar zamanda
ulaşıyorsunuz, son sayfaya geldiğinizde, ne kadar süreniz
kaldı? Sayfaların üzerine not edin.
Konuşma sırasında bir şey mi göstereceksiniz,
nerede göstereceğinizi konuşma metniniz üzerine
133
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
işaretleyin. Bir konuşma sırasında yapacağınız şeyleri,
provalarda da yapın.
Konuşurken birisi laf atar, aklınızdaki her şey uçup
gider. Dağılırsınız. Tekrar toplamanız zaman alır, Dinleyici
dikkatini kaybeder, sizin hakkınızda olumsuz kanaatler
oluşur. Elinizde yazılı bir konuşma olması, bütün bu
tehlikelerin önüne geçer. Birisi size laf atıyorsa, ses
tonunuzu biraz daha yükseltebilirsiniz.
Hazırcevap değilseniz, münakaşa etmeyin
Hazırcevap bir yapınız varsa, taşı gediğine
koyabiliyorsanız, laf atana cevap vermek, hele hele esprili
bir cevap vermek, size puan kazandırır. Dinleyicilerin
dikkatini toplamasını sağlar. Zekânıza hayranlık duyarlar.
Konuşmanıza gelebilecek tepkileri önceden
tahmin etmek ve verilebilecek cevapları hazırlamak, sizi
hazırcevap -zeki- gösterebilir. Taşı gediğine koyarken bile,
size laf atanı üzecek, küçük düşürecek bir söz söylemeyin.
Velev ki, uslanmaz bir muhalifiniz olduğunu biliyorsanız,
ya da iş sizin konuşmanızı sabote edecek noktaya
gelmişse, terbiyesizleşmişse, o zaman atış serbest.
Hazırcevap bir yapınız yoksa asla ama asla laf
atanı dikkate almayın. Konuşmanıza devam edin.
Sesinizin tonunu biraz yükselterek, dinleyicilerin ilgisinin
laf atandan, size yönelmesini sağlayın. Münakaşaya,
tartışmaya girmeyin.
134
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Unutmayın, yüzde yüz kazandığınız bir tartışmada
bile, sizin gibi düşünmeyenler olacaktır. Boş yere
insanların tepkisini çekmeyin. İlla cevap vermeniz
gerekiyorsa, konuşmanızın sonunda, gündeme gelen
konuya birkaç cümle ile cevap verin.
Dikkat! İşte size bir de elmas küpe: sözü
uzatmayın, tadında bırakın. Futbol bile konuşsanız, 5
dakikadan sonra dinleyicilerin dikkati dağılmıştır ve sizi
dinlemezler. Ne söyleyecekseniz, beş dakikada söyleyin
ve bitirin.
Unutmadan, konuşma yapmadan önce cep
telefonunuzu kapatın ya da sessize alın.
Başka, bir küçük tavsiye daha, konuşmanızı
mutlaka ayakta yapın. Konuşma yaparken, sözlüye
kalkmış ilkokul çocukları gibi, ileri geri ya da sağa sola
sallanmayın. Bir elinizle kürsüden ya da önünüzdeki
masadan tutarak, sallanmanın önüne geçebilirsiniz. Tabii,
sıkıca yapışmamak şartıyla. Amerikan Başkanı Roosvelt,
tekerlekli sandalyeye mahkûm bir kötürüm olduğu halde,
koltuk değneklerine tutunarak, konuşmalarını ayakta
yapıyordu.
Sürekli “konuşmanızı yazın, elinizde yazılı bir metin
olsun” diyoruz. Ancak, bu sözler, konuşmanızın yazılı
metinden okunacağı anlamına gelmemelidir. Evet,
konuşma önceden hazırlanmalı, üzerinde defalarca
135
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
çalışılmalıdır. Evet, konuşurken elinizde yazılı metin
olması şarttır. Ama konuşma kâğıttan okunmadan
yapılmalıdır. Karıştırdığınız yerde, unuttuğunuz yerde,
yazılı metne bakabilirsiniz. Ancak, hepsi bu kadar, konuya
dönüp, yeniden irticalen konuşmaya başlayın. İlla
okuyacaksanız, başınızı kâğıda eğerek okumayın,
gözlerinizle okuyun. Başınızı öne eğerseniz, sesiniz çıkmaz.
Bu arada, elindeki yazılı kâğıttan okumayı beceremeyen
politikacılar için ne demeli, onu da size bırakıyorum.
Açık alanda, rüzgârlı bir havada konuşacaksanız,
dikkat edin de, konuşma metniniz, siz konuşurken uçup
gitmesin.
Başbakan Erdoğan, prompter cihazı kullanıyor.
Yani, konuşması, kürsünün sağ ve sol yanına yerleştirilen
camdan iki ekrana yansıtılıyor. Erdoğan’ın bu şekilde
konuşması, muhalefet tarafından eleştiri konusu yapıldı.
Biraz da, “prompter olmadan konuşamıyor” havası
verilmeye çalışıldı. Ancak Erdoğan neredeyse 7/24
konuşan bir lider. Bu kadar çok konuşmaya hazırlanması
için vakit bulması mümkün değil. Üstelik prompter
cihazını da son derece iyi kullanıyor.
Diğer liderler de bu cihazı kullanarak kalabalıklara
daha iyi hitap edebilirler.
Bu kitap, siyasi parti liderleri için değil, siyasetçi
adayları için, yolun henüz başındakiler için hazırlandı. Siz,
136
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
prompter kullanacak imkânlara sahip olamayabilirsiniz.
Siyasette yeni olduğunuz için, yeterli konuşma tecrübeniz
yoktur. Öyleyse, konuşmalarınızı yazacak, üstünde
defalarca pratik yapacak, konuşma metninizi yanınızdan
ayırmayacaksınız. Zamanla, siz de iyi bir hatip olacak ve
irticalen konuşmaya başlayacaksınız.
Henüz, yapamıyorsunuz ama tavsiyelerime uyun
ve hemen çalışmaya başlayın.
Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal
konuşur, zira bir şey söylemek mecburiyetinde olduğunu
zanneder.
Platon
Rakibinizin ak dediğine kara demeyin
Rakiplerinizi eleştirmeniz, en doğal hakkınızdır.
Rakiplerinizi eleştirme işini ne kadar iyi yaparsanız, o
kadar başarılı olursunuz.
Ancak rakip partinin yaptığı her icraat kötü, ya da
söylediği her söz yanlış değildir. Rakiplerinizin kafası da,
en az sizin kafanız kadar çalışır, başka partinin adayları
diye “vatan haini” olmazlar. Rakipleriniz de şehirlerinin ya
da ülkemizin geleceğini düşünürler. Onların da yeni
fikirleri vardır, yeni projeler üretebilirler. Sizin rakibiniz
olması, onların aşağılık, vatan haini, yobaz, geri zekâlı
olmaları anlamına gelmez. Gözünüze öyle gözükseler bile,
çirkin değillerdir. Onlar da sizler gibi insandırlar ve en az
137
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
sizin kadar saygı duyulmayı hak ederler. Rakiplerinizin de
sevenleri vardır. Unutmayın, hiç kimse kendisine kötü
söz söylenmesini istemez. Hiç kimse, eksiğinin, olumsuz
tarafının, kötü yanının ortaya konulmasından
hoşlanmaz.
Rakiplerinizi eleştirirken, yukarda yazdıklarımı
aklınızdan çıkarmayın. Sözünüze, onlara iltifat ederek
başlayın. Sadece, görüşlerini, fikirlerini, projelerini
eleştirin. Beğendiğiniz bir icraatları varsa, teşekkür edin.
Örnek mi istiyorsunuz: “Bölünmüş yolların yapılması çok
iyi oldu, hükümeti kutluyorum. Bugüne kadar bölünmüş
yolları yaptılar, eminim ki, bundan sonra, inşaat kalitesine
de dikkat edeceklerdir. Zira yapılan yollar, uluslar arası
standartlarda inşa edilmiyor. Dalgalanmalar mevcut ve
üzerinden bir kış geçmeden her taraf çukur doldu.
Herhalde hükümet, daha fazla yol yapabilmek için, yol
kalitesine yeterli özeni göstermedi. Bir iş yaptı ama eksik
ve oldu” gibi...
Veya muhalefet sözcüsüne cevap verirken; “….
Konudaki olumsuzluğu gündeme getirdiğiniz için teşekkür
ederim. Muhalefet olarak tabii ki eleştireceksiniz, ama
kanımca yanlış ya da eksik bilgilendirilmişsiniz, işin aslı şu
şekildedir” gibi...
Oyun bitti mi, şah da, piyon da aynı kutuya girer.
İtalyan Atasözü
138
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Kimsenin saçıyla, başıyla, giyim kuşamıyla, zekâsıyla
uğraşmayın.
İkinci aşama, başkalarının düşüncelerini eleştirmek
yerine kendi düşüncelerinizi anlatın. “Ben
hanımefendiden farklı olarak şöyle düşünüyorum” diye bir
giriş yaparak konuyu değiştirebilirsiniz, ya da, “mutlaka
beyefendi de, bu konu üzerinde kafa yormuştur ancak bir
de şu açıdan bakarsak” gibi cümlelerle, bir tartışmadan
usulca sıyrılın.
Tartışmaların kazananı olmaz
Bilmediğiniz bir konuyu hiç ama hiç tartışmayın.
Lafı, bildiğiniz, iyi olduğunuz, uzmanlığınız olan başka bir
konuya getirin.
Israrla bilmediğiniz konuda konuşmanız
isteniyorsa, meselenin detaylarını bilmediğinizi açıkça
ifade edin. İyice araştırıp, öğreneceğinize söz verin. “Ben
her şeyi bildiğini sanan cahil insanlardan değilim” sözü,
hiç bilmediğiniz bir mesele hakkındaki tartışmayı bile size
kazandırabilir.
İlla ki, tartışmanız gerekiyorsa, sakin kalın,
öfkelenmeyin, öfkenize hâkim olun, futbolcu Emre’nin
her maçta yaptığı gibi hırçın bir görüntü verirseniz, bilin ki
bittiğiniz andır.
Tane tane konuşun, söylediklerinizi herkesin
anlamasını sağlayacak, basit örneklerle detaylandırın.
139
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Tartışma yeteneğinizi geliştirmek için kendi
tartışma topluluğunuzu kurun, belirli aralıklarla toplanın
ve belirlediğiniz konu üzerinde tartışın. Göreceksiniz ki,
hem tartışma kültürünüz gelişecek, hem de daha iyi bir
tartışmacı olacaksınız.
Sözünüzün kesilmesine izin vermeyin
Başkalarının da sözünü kesmeyin. Velev ki,
rakipleriniz, hep kendileri konuşmak istiyorsa, belirlenen
süreyi aşıyorlarsa, buna itiraz edin. Rakibinizin sözü
bıraktığı yerden alın ve kendi bulunduğunuz noktaya
getirin.
Yakaladığınız açıkları ve yanlışları, hele yalan varsa,
üzerine basa basa tekrarlayın. Yanlışından dolayı
rakibinizin özür dilemesini sağlayın.
Eğer yanlışı siz yaptıysanız, korkmayın, özür
dileyin. Ağzınızdan kötü bir laf çıktıysa, ahlaka mugayir
bir söz söylediyseniz, kazara küfür ettiyseniz, derhal
muhatabınızdan ve dinleyicilerden özür dileyin. Özür
dilemek erdemdir, hem hatanızı affettirir, hem de
siyaseten puan kazandırır.
Size hakaret edilmesine asla müsaade etmeyin.
Hemen sesinizi yükselterek, karşınızdakileri edep ve
ahlâka davet edin. Devam ediyorlarsa, o tartışmayı terk
edin. Kulağa bir küpe daha; tartışmanın galibi olmaz.
Ne söyleyeceğimi unuttum!
140
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Ne söyleyeceğinizi unuttunuz mu? Telaşa gerek
yok. Durun, ağır ağır yarım bardak su için. Bu arada
notlarınıza bakabilir, daha önce söylediklerinizi gözden
geçirebilir, hatta kısa bir özetini yapabilirsiniz. Bu süre
içinde hafızanız yerine gelecektir. Söylediğiniz son sözcüğü
hatırlayın ve o sözcükten devam edin.
Siz konuşurken birisi pencereyi mi açmaya
çalışıyor? Açana kadar bekleyin ve “gerçekten de içerisi
çok havasız kalmıştı, iyi oldu” deyin. Siz konuşurken
içeriye birileri mi girdi; ne güzel, dinleyici sayınız arttı.
Oturmaları için yer gösterin, “hoş geldiniz” deyin.
Konuşma yapacağınız mekâna, sizi dinleyenleri
harekete geçirecek sayıda arkadaşınızı veya taraftarınızı
yerleştirip, kendinizi alkışlatabilir, dinleyici grubunu
kontrol edebilirsiniz.
Konuşmanın bitirilmesi
Ben, bir konuşmanın, sonunda söylenecek bir tek
cümle için yapıldığına inananlardanım. O bir tek cümle,
son vuruş, altın vuruştur. Rakibinizi, 10 raunt boyunca
dövdünüz ve şimdi de nakavt etmenizin zamanı geldi.
Korkmayın, en sert yumruğu vurun.
Konuşmanızı canlı bir şekilde bitirin. Sesiniz,
yükselsin, hareketleriniz canlansın.
141
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bitirdiyseniz, “şunu da ilave edeyim, hatırıma geldi
bunu da söyleyeyim” diyerek, yeniden konuşmaya
başlamayın.
Siz siyasetçisiniz, siyaset, hedef göstermek, ortaya
vizyon koymak demektir. İnsanların gözünde geleceği
canlandırarak konuşmanızı tamamlayın. İster iktidar, ister
muhalefet, hangi tarafta olursanız olun, mutlu bir
gelecek, güzel bir belde, refah içinde bir hayat vaat
etmiyorsanız, siyasetçi olamazsınız.
Ve son olarak, insanları, vaat ettiğiniz güzel
geleceği kurmak için birlikte hareket etmeye çağırın.
“Öyleyse, hep birlikte, 3 gün sonra önümüze gelecek
sandıkta, milletimizin geleceği, şehrimizin geleceği,
ailelerimizin geleceği, çocuklarımızın geleceği için oy
kullanalım. Haydi, vurun mührü kırata!”
142
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
AFİŞ, CD, BAYRAK, YAĞMURLUK, ŞEMSİYE VESAİRE…
Biz bütün bunlara, seçim materyalleri diyoruz.
Materyal hazırlamak, bütün siyasi kampanyalarda büyük
sorundur. Kısa bir süre içinde üretilmesi gereken
milyonlarca materyal vardır ve herkes, en iyisini en kısa
zamanda ister. Bilgisayar başında çalışan operatörler
yorgundur, matbaa çalışanları yorgundur, her şey
birbirine karışmıştır, telefonlar susmaz. Bir süre sonra
kampanyaya bir karmaşa hâkim olur. Hiç bir şey istediğiniz
gibi olmaz.
Ne yapıyorduk? Her şeyi uzmanına yaptırıyorduk.
Ne yazık ki, ülkemizde bu konuda yeterli uzman yok. Yine
iş başa düştü, kendi kampanyamızı kendimiz yapmak,
yönetmek zorundayız.
En önemli püf noktası, erken harekete geçin.
Erken kalkan yol alır. Materyallerinizi hazırlayacak ekipte
fikirler henüz bitmemişken, bilgisayar operatörleri
yorulmamışken, matbaalar dolmamışken yapılan işler
daha güzel, daha kaliteli, daha özenli olur.
Fotoğrafınızı, iyi bir fotoğrafçıya çektirin.
Fotoğrafları, eşinizle, arkadaşlarınızla değerlendirin ve en
iyisine birlikte karar verin. BÜTÜN MATERYALLERİNİZDE
AYNI FOTOĞRAFI KULLANIN.
Ak Parti, bütün seçimlerde, seçim kampanyaları
için belli bir format belirler ve hiçbir birimin ya da adayın
143
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
bu formatın dışına çıkmasına izin vermez. Adayların işleri
nispeten kolaydır. Aynı renkler, aynı sloganlar, aynı
ölçüler kullanılır. Sadece isim ve fotoğraflar değişir.
Unutmadan, kurumsal kimlik, adaylar kesinleştikten sonra
devreye girer. Henüz daha aday adayı iken bile, kendinizi
tanıtmanız, en azından temayül yoklamalarına
katılacaklara dağıtmanız için materyal üretmeniz gerekir.
Ürettiğiniz bu materyallerin, yeni kampanya kurumsal
kimliği belirlenmişse belirlenen kimliğe, yok henüz
belirlenmemişse, önceki seçimlerin kampanya kurumsal
kimliğine uygun olmasına özen gösterin.
Kampanyalarda kurumsal kimlik kullanılsa bile,
materyalleri üreten kişilerin tecrübe ve yeteneği önemli
rol oynar. Tekrar ediyoruz, uzmanına başvurun.
Seçim kampanyaları için kurumsal kimlik
belirlemeyen partilerden aday olanların işleri ise daha
zordur. Binlerce materyal arasında, sizi öne çıkaracak afişi
ya da broşürü hazırlamalısınız.
Afiş, broşür, kartvizit vesaire hazırlarken dikkat
edeceğiniz nokta, kullanacağınız slogandır. Lütfen altını
çizerek okuyun. ORİJİNAL BİR ŞEY BULAMIYORSANIZ,
SADECE İSMİNİZİ KULLANIN. İlla slogan kullanacağım
diye, kendinizi kasmayın. Komik duruma düşmeyin
144
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Seçim materyallerinizi kaliteli matbaalarda
bastırın. Arkadaş diye, partili diye, ucuz diye, kendinizi
rezil etmeyin.
Ön tarafta isminiz, varsa sloganınız ve çekici bir
resminiz, arkasında ise kısa bir özgeçmiş bulunan, gömlek
yaka cebine sığacak büyüklükte bir kartvizit bastırın.
Daha küçük ebattaki kartvizitte kendinizi yeterince
tanıtamazsınız. Daha büyük ebatlar ise, CEBE SIĞMADIĞI
İÇİN eve değil, ÇÖPE GİDER.
İki ayrı ebatta afiş hazırlayın. Hangi sayıda
bastıracağınızı kendiniz belirleyin. Astırabileceğiniz kadar
afiş hazırlayın. Afişler, gerçekten etkili kampanya
materyalleridir. Afiş, anlık propagandadır. İyi bir afiş,
bakmayanlara bile kendisini gösterir, kendisini okutur.
Afişe 8 sözcükten fazla yazılmaz. Afiş, vurucu ve çarpıcı
olmalıdır. Bazen yazısız bir resim, bazen resimsiz bir
sözcük kullanılır. Afişe bakan kişi, baktığı anda verilen
mesajı alamıyorsa, o afiş başarısız demektir. Öyle bir afiş
hazırlayın ki, insanlar dikkat etmese bile, sizi görsün, sizi
diğer adaylardan ayırabilsinler.
Seçim bölgenizdeki iş yeri ve hane sayısı kadar
broşür bastırın. Broşürde kısa bir özgeçmişiniz ve
vaatleriniz yer alsın. Altını çiziyoruz, kısa olsun. İnsanlar
okurken bıkmasınlar. En iyisi, görsel malzeme
kullanmaktır. Mesela, belediye ile ilgili bir seçime
145
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
giriyorsanız, çizdirdiğiniz bir proje, broşürünüz için iyi bir
malzeme olabilir. Unutmayın, biz geleceği daha güzel
yapmaya talibiz.
Cd vesaire dağıtmayın. Boşa masraftır. Bunun
yerine internet sitesi hazırlayın ve sürekli güncelleyin.
İnternet sitesinde, insanların görüş ve önerilerini
iletebilecekleri bir kısım olsun. En azından internet
kullanan seçmenlerinizin nabzını tutmak için çok iyi bir
yöntemdir. Ürettiğiniz bütün kampanya materyallerinde,
internet sitenizin adresi mutlaka yer alsın. Siz, teknolojiyi
bilen ve kullanan, çağı yakalamış bir adaysınız değil mi?
Büyük reklam materyalleri hazırlamaktan
kaçınmayın. Bir binanın tüm duvarını kaplayacak devasa
boyutlarda bir bez (branda) afiş, dükkân camlarına
yapıştıracağız 10 bin küçük afişten daha iyidir.
Seçimlerde eşantiyon dağıtmak yasaktır. Yasak
falan dinlemeyip yine de yapacaksanız, insanların
ceplerine ya da evlerine sokabileceğiniz ürünleri tercih
edin. Çakmak, insanların kullandığı bir üründür. Benden
size bir tavsiye, çakmaktan daha iyisi, mutfaklarda
kullanılan ocak çakmağıdır. Anahtarlığı insanlar elinde
taşımak istemeyebilir ama buzdolabına yapıştırılacak
mıknatıslı bir derece (termometre) faydalı olabilir.
Pazarlamacıların meşhur taktiğidir. Ürünü, müşterinin
evine sokun. Bizim de taktiğimiz bu olmalı.
146
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Seçim mevsimi ilkbaharsa, yağmurluk ve şemsiye,
yaz ise şapka, kışsa bere yaptırılabilir.
Araç giydirme, seçimlerin olmazsa olmazıdır. Siz de
mutlaka yaptırın. Gelişen teknoloji, bu alandaki fiyatları
iyice aşağıya çekti.
Giydirdiğiniz araçlarda kaliteli ses sistemleri
olmalıdır. İşte size kazık yiyeceğiniz bir alan daha.
Araçların ses düzeni ile ilgili iyi bir fiyat araştırması yapın.
Ankara’da Konya Sokak, İstanbul’da Karaköy, bu işi en
ucuza yaptırabileceğiniz yerlerdir. Ucuza, ama kaliteli.
Mikrofonlarınızdan birisi kablolu, birisi telsiz mikrofon
olsun. Elinizde telsiz mikrofon, kahvede konuşurken,
kahvenin yanına çektiğiniz aracınızın hoparlörlerinden
çevreye yayın yapabilirsiniz. Siz, telsiz mikrofonla bu
yayını yaparken, haylaz rakipleriniz, telsiz frekansınıza
girip, yayınınızı bozabilirler. İşte kablolu mikrofon,
rakiplerinizin bu hamlesine, anında karşılık verebilmeniz
için gereklidir. Psikolojik üstünlük sağlamış olursunuz.
Tabii, konuştuğunuz yerden, ses yayını yaptığınız aracınıza
kadar uzanabilecek ara kablonuz da olmalıdır. Mikrofonun
kablosu kısa kalırsa, rezil olur, karizmayı çizdirirsiniz.
Evet, haklısınız, rakiplerinizin bu tür hamlelerde
bulunması seçim kanununa göre yasaktır. Yasaktır ama
elinizden bir şey gelmez. Karizmanızın çizildiğiyle
kalırsınız, haberiniz olsun.
147
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
148
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SİZİ KÜÇÜK RAKAMLAR YIPRATIR
Rakamlar konusunda bir püf noktasından
bahsedeyim. Rakamlar büyüdükçe, insanların kafalarında
anlamları muğlâklaşır. BÜYÜK RAKAMLAR HAKKINDA,
İNSANLARIN HİÇBİR FİKRİ YOKTUR.
“Bu okulu 1 milyon 500 bin liraya mal ettik”
dediğinizde, söylediğiniz şey doğru olarak kabul edilir.
Çünkü sizi dinleyenler içinde, bir milyon 500 bin ile bir
milyon 300 bin arasındaki farkı ortaya koyabilecek kimse
yoktur. Dolayısıyla aradaki 200 bin lira insanlar için
önemsizdir.
Şimdi de, yeni yapılan okula alınacak bilgisayarlar
ile ilgili konuştuğumuzu düşünelim. 30 sınıf için 30
bilgisayar, yazıcı vesaire alınacak. Her biri bin liradan 30
bin lira tutar. İnsanlar şöyle diyeceklerdir; bilgisayar için
bin lira çok değil mi, bizim amcaoğlu, 800 liraya hepsini
yapabileceğini söylüyor. Tartıştığımız rakam ne? 30 sınıf
için 200 liradan toplam 6 bin lira. 6 bin lira için siz,
devletin malını peşkeş çeken, har vurup harman savuran
adam konumuna düşersiniz. Yukarıdaki paragrafta
anlattığım gibi, 200 bin liralık farkı ise kimse sorgulamaz.
Buradan çıkaracağımız altın ders şudur:
Siyasetçiler küçük rakamlar üzerinden tartışılırlar. Küçük
rakamlar üzerinden tartışılmaya mahal vermeyin.
149