Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
DÜĞÜNE GİTME ZAMANLAMASI
Siyasetçiler, düğünlere, toplantılara, panellere,
seminerlere, dernek gecelerine, pikniklere, şenliklere,
akılınıza gelebilecek her yere davet edilirler. Böyle
davetlere katılmak siyasi geleceğiniz için son derece
yararlı olur. İnsanların sizi tanımasını, benimsemesini
sağlar. Ne yapıyoruz? Bu davetlere mutlaka katılıyoruz.
Peki, düğüne gitmenin, toplantıya katılmanın bir
zamanlaması var mı? Davetiyede yazılı saatte mi gitmek
gerekir, davet saatinden önce ya da sonra mı? İşte size bir
püf noktası daha: Düğün, (nikâh değil) dernek gecesi,
piknik, festival, şölen gibi davetlere, davetiyede yazılı
saatten bir saat daha geç gidin. Böylece herkes gelmiş
olur, sizin davet yerine varmanızla, bir hareket meydana
gelir ve orada bulunanlar tarafından fark edilirsiniz.
Yine aynı şekilde, düğün, dernek gecesi, festival,
şenlik gibi toplantılardan, toplantı bitmeden, insanlar
mekândan ayrılmaya başlamadan önce ayrılmalısınız.
Gelişiniz de, gidişiniz de, orada bulunanlar tarafından
fark edilmeli.
Konuşma imkânı bulabildiğiniz yerlerde, birkaç
cümle ile insanları selamlayın, aralarında olmaktan,
onlarla beraber olmaktan mutlu olduğunuzu belirtin.
Düğün, dernekte siyaset yapmayın. Nutuk atmayın. Her
mikrofona konuşulmaz.
150
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Seminer, panel gibi toplantılara ise, zamanında,
konuşmacılar henüz konuşmaya, sunumlarını yapmaya
başlamadan katılın. Konuşmalar başladıktan sonra
katılımınız, konuşmacılara saygısızlık olarak addedilir.
Dahası, konuşmacıların arasında, siyasetçileri
sevmeyenler varsa -ki mutlaka vardır- konuşmalarını
böldüğünüz için size laf sokuşturmaktan
kaçınmayacaklardır.
151
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SÖYLEMEMENİZ GEREKEN 10 CÜMLE
Birisine söylememeniz gereken sözler vardır.
Söylediğinizde çatışma kaçınılmaz olur. Çatışma ise,
siyasetçi olarak bizim hiç ama hiç istemediğimiz bir şeydir.
Kısaca söylememiz gereken cümleleri ve yerine
söylenmesi gereken cümleleri alt alta yazacağım.
Gel buraya!
Seninle konuşabilir miyim?
Sen anlamazsın!
Bak açıklayayım, ya da umarım bunu açıklayabilirim.
Seni ilgilendirmez!
Bu bilgiyi sizinle şu sebepten ötürü paylaşamıyorum.
Ben ne yapayım?
Size nasıl yardımcı olacağımı bilemiyorum.
Sakin ol!
Konuş benimle, sorun ne, her şey düzelecek.
Senin derdin ne?
Nasıl yardım edebilirim?
Sen zaten hep böylesin!
Böyle yaptığında rahatsız oluyorum.
Bir daha söylemeyeceğim!
Bunu anlaman önemli, dolayısıyla bir daha söyleyeceğim,
lütfen beni dikkatle dinle.
Bunu senin iyiliğin için yapıyorum.
152
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Böyle davranırsak ikimiz de kazançlı çıkarız veya sen daha
az zarar görürsün.
Neden Mantıklı olmuyorsun?
Bakalım durumu anlamış mıyım?
FISILTI PROPAGANDASI
En iyi propaganda, fısıltı propagandasıdır.
İnsanların sokakta, sizin hakkınızda konuşması, 50 bin
afişten daha fazla işe yarar. Fısıltı propagandası, bir çeşit
dedikodu, siyasal magazindir. SOKAK, HAKKINIZDA İYİ
KONUŞURSA KAZANIR, KÖTÜ KONUŞURSA
KAYBEDERSİNİZ.
Rakipleriniz, mutlaka hakkınızda şayialar,
söylentiler yayacaktır. Hazırlıklı olun. Hakkınızda şöyle
şeyler söyleyebilirler: “Gayrimeşru çocuğu varmış.” “Esrar
işi yapıyormuş.” “Aday olmak için dağıttığı paranın haddi
hesabı yokmuş.” Sessiz kalırsanız kaybedersiniz. Onların
yaydığı söylentilerden yararlanarak, yalanlarını derhal
yüzlerine vurmak, sizin hanenize yazar.
Kendi efsanenizi oluşturmak için, insanların ağzına
sakız olacak bir söz, bir slogan bulun. Arkadaşlarınızdan
yardım alarak, bu sözün, sloganın yayılmasını sağlayın.
Çok faydasını göreceksiniz.
Örnek mi istiyorsunuz: “İşinin ehli adammış,
herkes ona danışıyormuş.” “Çok akıllı adam, leb demeden
leblebiyi anlıyor.” “Bizi kurtarsa kurtarsa bu adam
153
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kurtarır.” “Başbakan bir dediğini iki etmiyormuş.”
Vesaire…
154
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Gerçek hümor, diğerlerine tepeden bakmak, onları hor
görmek değildir, kafadan değil kalpten çıkar. Hümorun
özü sevgidir; gülme değil, çok daha derinlerde yatan
gülümsemeyi doğurur.
Carlyle
NEJAT MUALLİMOĞLU’NA SAYGIYLA…
Hitabet üzerine, başkalarına tavsiyeler veren
birisinin Rahmetli Nejat Muallimoğlu’ndan bahsetmesi
şarttır. Hatip olmak isteyen birisinin de, Muallimoğlu’nun
“Hitabet-Konuşma Sanatı” adlı kitabını, birkaç defa, hem
de sesli olarak okuması şarttır.
Nejat Muallimoğlu, Türkçemize müthiş eserler
kazandırmış bir mütefekkir-yazardır. “Bütün Yönleriyle
Komünizm” adlı, komünizmi yerden yere vuran eseri
nedeniyle olsa gerek, medyamız tarafından sansürlenmiş,
bu büyük üstat, ülkemizde yeterince tanınamamıştır.
Nejat Muallimoğlu, “Politikada Nükte” adlı bir
diğer muhteşem eserinde, Türkçemizde henüz karşılığı
bulunmayan “hümor hissi”ni, Avrupa ve Amerika’dan
binlerce örnekle anlatmaktadır.
Hümor hissi, insanların kendilerini ve başkalarını
esprili bir dille eleştirebilme, mizah yapabilme,
hicvedebilme, lafı gediğine koyabilme, nükte söyleyebilme
yeteneğidir. Tek başına mizah, hiciv, alay, değildir,
aşağılama, hakaret etme değildir. Hümor, çuvaldızı
155
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kendine batırırken, başkalarına da iğneyi batırmaktır.
Hümor, gülebilmek ve güldürebilmek demektir.
Muallimoğlu, Türk siyasetçilerindeki bir numaralı
eksiklik olarak, hümor hissini gösterir. Türk politikacıları
hümor hissine sahip olduklarında, üstat da bahtiyar
olacaktır.
Bilirsiniz, Trakya bölgemizde, konuşurken “H” harfi
yutulur. “Hayat” kelimesi “ayat” olur, “hayvan” kelimesi
“ayvan”, “hakan” “akan”, diye söylenir. Meclis kâtip
üyelerinden Edirne milletvekili Şadan Bey, Başkanlık
Kürsüsünden yine kendi partisinden bir milletvekilinin
ismini, önergelerde imzası olsun olmasın, yerli yersiz
okurdu. Şadan Bey tarafından sürekli ismi okunan kişi,
Kastamonu milletvekili, Hadi Bey idi. Hadi Bey, dünya
tatlısı bir insandı ve bana bu anekdotu, bizzat kendisi
gülerek anlatmıştı. Aynı anekdotu, yüzündeki muzip
ifadeyle Şadan Bey’den de dinlemiştim. İşte, hümor hissi,
bu iki milletvekilinde de mevcuttu.
156
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SEGUEELA’NIN 10 ALTIN ÖĞÜDÜ
Fransız siyasal reklamcı Jacques Seguela, 1991
yılında ANAP’ın seçim kampanyasını hazırladı.
Seguela’nın, “Anneme reklamcı olduğumu söylemeyin, o
beni genelevde piyanist sanıyor” adlı kitabı ve ANAP’ın
seçim kampanyasını hazırlaması (büyük tartışmalara
sebep olmuştu), ülkemizde, siyasal reklamcılığın
tanınmasını sağladı. Seguela’nın ülkemize gelmesi ile Türk
siyasal reklamcılığı büyük bir ivme kazandı.
Bu satırların yazarı, Seguela’nın içinde yer aldığı
tartışmalar sayesinde bu işlere merak salmış, siyasal
reklamcılık alanını daha yakından takip etmeye
başlamıştır.
Büyük Usta’nın 10 altın öğüdünü sizlerle
paylaşmak istedim. Bu öğütler, daha çok parti liderlerini
ilgilendirse de, siyaset yapan herkesin bilmesi gereken
öğütlerdir.
- Seçimleri ideoloji değil, lider kazanır.
- SEÇİMLERDE GEÇMİŞ İÇİN DEĞİL, GELECEK İÇİN OY
VERİLİR.
- Oy umut için verilir, program için değil.
- Seçim, siyasal değil, psikolojik bir olaydır.
- Devlet adamı olmak isteyen her siyasetçi kendi
efsanesini geliştirmelidir.
- Lider, bağımsız kişiliğini vurgulamalıdır.
157
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
- Devlet adamı ülkesinin yapısını yansıtmalı, bugünden
yarını temsil etmelidir.
- Lider, ülke içi imajı kadar, dış imajına da önem vermeli
ve dış imajını geliştirmelidir.
- Seçimi lider kazanır ama yalnız olmadığı
unutulmamalıdır. Politika dışı ilişkilere de önem
vermelidir.
- Zamana zaman tanımak gerekir, lider orta ve uzun vadeli
düşünmeli ve bunları yansıtabilmelidir.
158
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
OYUNU KURALINA GÖRE OYNAMALI MIYIZ?(SİYASETTE
HİLE)
Siyasetin bir mücadele olduğunu daha önce
defalarca söyledik. Sadece rakiplerinizle değil, kendi
arkadaşlarınızla da mücadele edersiniz. Bu mücadelede
herkes bir adım öne geçmek ister. Görevler için,
makamlar için büyük bir rekabet içerisine girilir.
Mücadele ederken, kural dışına çıkılmalı, bel altına
vurulmalı mıdır? Oyun dışına çıkan da, bel altına vuran da
çoktur. Fısıltı propagandası, bel altına vurmanın en tipik
örneklerinden birisi, en kolay yoludur. Başka pek çok
senaryo yazılabilir, pek çok tuzak kurulabilir.
Hangi partiden olursa olsun, yasak ilişki, siyasetçi
için, her zaman kötü sonuçlar doğurur.
15 yıldır siyaseti içinden gözleyen birisi olarak,
yalan dolanla, hile hurdayla, bel altına vurma ile yapılan
kirli siyasetin, yapana bir hayır getirdiğini görmedim.
Belki, kısa vadede küçük kazançlar sağlayabiliyor
ancak, uzun vadede, mutlaka yapana dönen bir silah
halini alıyor. Günümüzün dijital dünyasında, pisliklerin
ortaya saçılması öyle kolay ki. Bir anda kendinizi şantajcı,
yalancı, şikeci, iftiracı konumunda bulabilirsiniz.
Abraham Lincoln bir konuşmasında şöyle diyor:
“Eğer vatandaşlarımın güvenlerini kötüye kullanacak
olursam, onların sevgi ve itimatlarını tekrar kazanmama
159
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
imkân yoktur. Evet, herkesi bir zaman için
aldatabilirsiniz, hatta bazılarını her zaman da
aldatabilirsiniz. Fakat herkesi her zaman
aldatamazsınız.”
Siz, siz olun, dürüst oynayın. İlahi adalet diye bir
şey var ve gerçek. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa
öbür gün mutlaka tecelli edecektir. Kendi tabutunuzun
çivilerini kendiniz çakmayın.
160
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
KALPTEN DOSTLAR, DİLDEN DOSTLAR
Siyaset, düşman kazandırır. Siyasetteki dostlar,
kalpten dost değil, dilden dost olurlar. 10 dakika içinde,
10 ayrı kişiye, 10 farklı yalan söyleyen çok siyasetçi
gördüm. 40 yıllık arkadaşlarını satanları, arkadan
bıçaklayanları gördüm. İşin içine adaylık yarışı girdi mi, her
şey değişir, dostluklar biter, nefis mücadelesi başlar.
İki dönem sonra, kendisine rakip olacak diye,
insanların önünün kesilmeye çalışıldığını gördüm. Yüzüne
gülünüp, arkasından küfür edilenleri gördüm. Oyun içinde
oyun çevirenleri gördüm. Vatandaş yanındayken telefon
edip bürokrattan vatandaşın işinin yapılmasını isteyen,
adam gittikten sonra tekrar telefon edip “sakın ha yapma”
diyenini gördüm. 40 yıllık arkadaşı hakkında yalan haber
yayanını gördüm. Kendi patisinden, aynı ilden milletvekili
arkadaşı hakkında, gazetelere haber uçuranını gördüm.
Adayları belirleyen 5 kişilik ekibin içinde yer almasına
rağmen, bir adaya, “benim hiçbir etkim yok” diyebilen,
tabii yalan söylediği için kafasını yerden kaldıramayanını
gördüm. Arkadaşı aday olunca, hasedinden “hayırlı olsun”
diyemeyenini, hayırlı olsun yerine ancak yalan ağızla
“hayırlısı olsun” diyebilenini gördüm. Karı koca başka
partilerden aday olanını, kocasına oy vermeyen kadınları
gördüm. Genel başkanı olduğu partiye oy vermeyenini
bile gördüm.
161
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Kimisi kısmen başarılı oldu ancak pek çoğu, tarihin
çöp tenekesindeki yerini aldı. Bir şey iyi ise, iyi, kötü ise,
kötüdür. Siyaseten doğru, siyaseten yanlış olmaz. Doğru
ya da yanlış olur. Siz siz olun, doğru olun. Dürüst siyaset
yapın. Bugün değil belki ama yarın mutlaka
kazanacaksınız. Doğru olanın, dürüst oynayanın, kim ne
iftira atarsa atsın, itibarını hiçbir zaman kaybetmediğini
gördüm.
162
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
STRATEJİ OLUŞTURMA, OYUN KURMA,
Siyaset, planlama yapmayı, strateji geliştirmeyi,
oyun kurmayı gerektirir. Tekrar ediyoruz, siyasetçi,
geleceği düşünen, geleceği planlayan kişidir. Bir konuda
harekete geçeceği zaman, önünü ardını iyi düşünmeli, ne
getireceği ve götüreceğini iyi hesaplamalıdır. Satranç
oynar gibi, 3-4 hamle sonrasını planlamalı, dahası, değişen
durumlara göre, oyun planını revize edebilmeli, B, C, D
planlarına geçebilmelidir.
Siyaset, TUTUMLARI YENİDEN DEĞERLENDİRME
üzerine yapılır. Siz bir hamle yaparsınız, rakibiniz karşı
hamle yapar, siz ona karşı bir hamle daha yaparsınız. İlk
hamleyi yapmadan önce, rakibinizin yapabileceği
hamleleri tahmin edebilir, hamlesine karşı hamlelerinizi
hesaplayabilirseniz, bir oyun kurmayı başarabilmişsiniz
demektir.
Oyunu her zaman kazanamayabilirsiniz, ama
üzerinde düşünülmüş, çalışılmış bir oyun planı,
kazanamadığınız bir mücadelede bile, size bazı faydalar
sağlar. Şimdi olmasa bile, gelecekte işinize yarar.
Somut örnekler mi istiyorsunuz? Güneyin küçük
bir ilçesinde belediye başkanlığı seçimleri yapılacaktır.
Milliyetçi bir partiden adayının seçimleri kazanma ihtimali
pek yoktur. Bir şeyler yapması gerekmektedir. Düşünür,
taşınır ve bir çözüm bulur. Aday olduğu ilçe
163
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Güneydoğu’dan göç almaya başlamıştır. Göçle ilçesine
gelenleri, el altından örgütler ve seçime 2 gün kala ilçe
merkezinde terör örgütü lehine sloganlar attırarak
yürüyüş yaptırır. Bu yürüyüş, ilçe halkında büyük bir korku
oluşturur, adayımız da terör örgütüne tepki oylarını
toplayarak seçimi kazanır.
Dönem içerisinde son derece başarısız bir
başkanlık sergileyen bu arkadaşımızın sonraki seçimi
kazanma ihtimali de kalmamıştır. Ancak, taktiksel bir
başarı elde edebilir. Seçimden önceki gece, seçim
kazanma ihtimali olmayan bir partinin ilçe başkanına
benzinlik, belediye başkan adayına kooperatif vererek,
oyların kendisine yönlendirilmesini sağlar. Ve yine seçimi
kazanmayı başarır.
164
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SEÇİM KAMPANYALARI SEÇIM KAZANDIRIR MI?
Bir seçim dönemi başladığında, seçmenlerin
büyük çoğunluğunun kime oy vereceği aşağı yukarı
bellidir.
Seçmenler, seçimin başında bir karar verirler ve bu
kararlarını kolay kolay değiştirmezler. İşte bu yüzden,
SEÇİM, SEÇİM ZAMANLARINDA KAZANILMAZ, SEÇİM
ÖNCESİ ZAMANLARDA KAZANILIR.
Peki, madem seçim, seçim öncesi zamanlarda
kazanılıyor, neden seçim kampanyaları düzenleniyor,
adaya ne faydası var, partiye ne faydası var? Bu soruya bir
kaç açıdan cevap verilebilir. Öncelikle, henüz, kime oy
vereceğini netleştirmemiş kararsızlar vardır. Siyasi partiler
birbirinden çok büyük farklarla ayrılmıyorlarsa, oy oranları
yakınsa, kararsızların oyları, seçimin galibini belirlemekte
etkin olur. Seçim kampanyalarının amacı, kararsızların
oylarını almaktır.
Siyaset, uzun soluklu bir mücadeledir. Bir seçimle
bitmez. Her seçim kampanyası, sizin tanınırlığınıza katkıda
bulunur. Siz, seçimlere katıldıkça, insanlar sizi tanırlar.
Yüzünüze aşina olurlar. Bir seçimde kazanma ihtimaliniz
olmasa bile, seçim kampanyanızdaki başarınız, sonraki
seçimler için, şansınızı artırır. Önceki seçimde başarılı bir
kampanya yapmış, ses getirmişseniz, sonraki seçimler için,
izlemeye alınırsınız, parti içindeki ve diğer partilerdeki
165
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
rakipleriniz, parti büyükleriniz, diğer partiler, siyasi hesap
yaparken, artık sizi de denklemin değişkenlerine dâhil
etmek zorundadırlar. Kazanma ihtimali olmayan bir
partinin adayı olarak seçime katılıp, başarı elde ederseniz,
bir sonraki seçimde, kazanma ihtimali olan partilerden
birinden adaylık teklifi alabilirsiniz.
Yani, iyi bir seçim kampanyası, size seçim
kazandırmayabilir ama uzun sürmesini umduğumuz
siyasi hayatınızda, mutlaka büyük faydasını görürsünüz.
Seçim kampanyaları, siyaset merdiveninin mutlaka
çıkılması gereken basamaklarındandır.
Siyasi iletişimi ve seçim kampanyalarını
küçümseyenler, reklamcılığın temel kurallarından biri
olan, “kötü malın iyi reklamı, o malı daha çabuk batırır”
ilkesini öne sürerler. Haklı olmaya haklıdırlar. Kötü adayın
reklamını ne kadar iyi yaparsanız yapın, başarılı
olamazsınız ama bir soruya da cevap bulmak gerekir:
Hiçbir işe yaramadığı bilimsel olarak kanıtlanmış denge
bileziğini, bütün dünyada milyonlarca adet sattıran şey ne
idi?
166
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SÖZLERİNİZİN HİÇ Mİ ÖNEMİ YOK? (ŞEKİL Mİ ÖNEMLİ,
İÇERİK Mİ?)
Nasıl çekici olabilirsiniz, insanları ikna etme
teknikleri nelerdir, fotojenik olmak için neler yapmalısınız,
güzel konuşma, konuşma yazma, afişiniz nasıl olmalı gibi
konularla, hep, siyasetin teknik taraflarıyla ilgilendik.
Aslına bakarsanız, bu tekniklerin hepsi sizin için gerekli
olan, mutlaka bilmeniz gereken şeylerdir. Siyasetin gerek
şartlarıdır. Siz, ne kadar çekici olursanız olun, ne kadar
güzel konuşursanız konuşun, isterseniz dünyanın en iyi
reklamcıları ile en iyi halkla ilişkiler uzmanları ile çalışın,
seçim kazanamazsınız.
Nasıl söylediğiniz kadar, ne söylediğiniz de çok
önemlidir. Sözlerinizin, söylediklerinizin, ideolojinizin,
felsefenizin, vaatlerinizin de, toplumda kabul görmesi,
onaylanması gerekir. Yakışıklı, çekici, güzel, güzel
konuşan, güzel giyinen, ünlü artizlerimiz, solcu olduklarını
söylerler ve her seçimde de, istisnasız CHP’yi desteklerler.
Ne demek istediğimi anladınız değil mi, sadece zarf değil,
mazruf da önemli.
167
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SEÇİM BÜTÇESİ (PARASI AZ OLANLAR İÇİN)
Parası çok olanlar için söyleyecek bir sözümüz yok.
Onlar, bol derin harcasınlar. Bu başlık altında yazılanları
okumalarına gerek yok. Çok parası olup da, bastırdığı
afişlerde buldog köpeğine benzeyen çok aday adayı
gördüm. İmaj yapacağım diye, imajlarını bir daha
düzeltilemeyecek hale sokan çok kişiyle karşılaştım.
Çok para harcamak, seçim kampanyanızın başarılı
olacağı anlamına gelmez. Paranızı bu gerçeğin farkında
olarak harcamalı, mutlaka bir profesyonelden yardım
almalısınız.
Seçim dönemleri, adayların yolunma
dönemleridir.
Direnemezseniz, tahminlerinizin çok çok üzerinde
bir harcama yapar, seçim sonunda kredi kartlarını
ödeyemez duruma gelebilirsiniz.
Seçim bütçenizi önceden planlayın. Aday adaylığı
ve adaylık dönemlerini ayırın.
Giyinme ile işe başlayalım. Sezon sonu, indirim
dönemlerinde, takım elbise sayınızı artırın. Fiyatı bin lira
olan pek çok takım elbiseyi, sezon sonlarında 200-300 lira
gibi rakamlara alabilirsiniz. Size yeter. Çok pahalı takım
elbiseler, evet çok güzeldirler ama sizi zengin gösterirler,
halktan biri yapmazlar.
168
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bir fotoğrafçıya gidip, seçimler için fotoğraf
çektireceğim derseniz, isteyeceği rakam bin liradan başlar.
Düşünmeyin, verin. Verin ama mahallenizin fotoğrafçısına
değil, profesyonel bir stüdyo bulun, fotoğraflarınızı da
profesyonel bir fotoğrafçıya çektirin. Bütün kampanya
materyallerinde kullanacağınız en önemli görsel
malzemeniz olacak.
Halen aday adayısınız, abartmayın, ön yüzünde
resminiz, arka yüzünde kısa özgeçmişiniz olan bir kartvizit
bastırmanız yeterli olabilir. Belki, az miktarda afiş de
bastırabilirsiniz. Size yaklaşık maliyeti yine 2-3 bin lira
civarında olur.
Bu dönemde, etrafınızı saran yerel medya
çakallarına mümkün olduğunca direnin. Bırakın
aleyhinizde yazsınlar. Çok gerek duyarsanız, 2-3 bin liralık
haber yaptırabilirsiniz.
İlçe ve il örgütüne bağış yaptınız mı? Şimdilik biner
lira yeterli olur.
Listeler belirlendi ve siz aday oldunuz. Tebrikler.
Araç giydirme bin lira, araç ses sistemi bin lira,
araçlar seçim süresince gezecekler, yakıt masrafları için 5-
6 bin lira. Artık aday olduğunuza göre, afiş, bayrak,
broşür, bastırmalısınız. Bütün bunlar için komple 4-5 bin
liralık bir paket size yeter.
169
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Büyük bez afişlere için de yine yaklaşık 2-3 bin lira
vereceksiniz. Kampanya materyallerini yeterli sayıda
yaptırın. Biterse, yenilerinin basılması 24 saati bulmaz. Ne
cimrilik yapın, ne müflis olun. Az yaptırsanız, yeteri kadar
tanınamazsınız, çok yaptırsanız, asacak, verecek yer
bulamazsınız, elinizde kalır.
Kabataslak bir hesapla, seçim bölgenizin
büyüklüğüne göre 20 bin lira ile 50 bin lirası arası bir
rakama, bir seçimden çıkabilirsiniz. Çok daha fazla
harcayanı gördüm. Ancak, daha azıyla bir seçimden
çıkmanız mümkün değil. Aday adayı olduğunuz anda,
cebinizden 20 bin lira çıkacak. Aday olduğunuz anda ise en
az 50 bin. Haberiniz olsun.
Buraya kadar yazdıklarım, milletvekili adaylarının
yapacağı harcamalar. Belediye başkan adayları için de,
seçim bölgesinin büyüklüğüne göre benzer rakamlar
ortaya çıkacaktır. İl genel meclisi, ya da belediye meclisi
üyeliğine adaysanız, sadece bir kartvizit bastırarak
durumu idare edebilirsiniz.
Unutmamanız gereken şey şu: Her para isteyene
para vermeyin. Her para isteyenin, istediği rakamı da
vermeyin.
Gerçekten faydalı olacaksa, yaptırın. Araştırın.
Daha ucuza, daha kaliteli yapacak başka yerler mutlaka
vardır.
170
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
171
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SEÇİM KANUNLARI
Bir siyasetçi adayı iseniz, seçimlerle ilgili kanunları,
kıyısından, köşesinden de olsa, bilmeniz gerekir.
- 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen
Kütükleri Hakkında Kanun,
- 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu,
- 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve
İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ve
- 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu,
en azından 1-2 kere okumanız gereken kanunlardır. Seçim
takviminde yapılacakları ve seçim yasaklarını özellikle,
daha bir dikkat ederek okumalı, öğrenmelisiniz.
172
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
SANDIĞA SAHİP ÇIKAN SEÇİMİ KAZANIR
Siz, siz olun, seçim sandığını, rakiplerinizin, rakip
partilerin inisiyatifi ne bırakmayın. Seçimi kaybedersiniz.
Oy verme işlemi başladığı andan başlayarak,
sandıkta mutlaka bir temsilciniz bulunsun. Bu temsilcinin
görevi, oy pusulaları ve seçim tutanakları ilçe seçim
kuruluna teslim edilmeden, ilçe seçim kurulundan ilgili
tutanağın bir örneği alınmadan da sona ermesin.
Tabii, sandık görevlisi, ilçe seçim kurulundan alınan
tutanak örneğini, ilçe başkanlığına teslim etmeden evine,
yatmaya da gitmeyecek. Sandık görevlilerinizi,
müşahitlerinizi iyi bir eğitimden geçirin ve olabilecek
olaylar hakkında bilgilendirin. Görevlilerinizin iaşesini
karşılamayı unutmayın, zaman zaman sandıkları
dolaşarak, onları motive edin, morallerini yüksek tutun.
Oy vermenin bitmesi ve sayımın başlamasından,
sayım tutanaklarının ilçe seçim kurullarına teslim
edilmesine kadar olan süre, seçimdeki en kritik süredir.
Ne yapılacaksa, bu süre içerisinde yapılır. Hava
kararmıştır, görevliler yorulmuş, acıkmıştır, bir an evvel iş
bitsin, eve gidelim havasındadırlar. Manipülasyon için her
türlü ortam mevcuttur. Bu yüzden en dikkat edilmesi
gereken zamandır. Seçim mevzuatını bilen iyi bir ekiple
çalışılmalı, itirazlar, vakit geçirilmeden anında yapılmalı,
peşi bırakılmamalı, ısrarla talip edilmelidir.
173
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
174
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bütün, parçaların toplamıdır ve bütün, kendisini teşkil
eden parçalardan iyi olamaz. O halde, ben diyorum ki,
demokratik bir sistemin nasıl işlediğini anlamak
istiyorsanız, parçalarına bakınız.
Adlai Stevenson
MECLİS MİLLETİN AYNASIDIR
Bu bölüm, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin işleyişi,
milletvekillerinin çalışma biçimleri, danışmanları,
maaşları, siyasi etik gibi konularla ilgilidir. Anılarla
bezenmiş kişisel görüşlerden ibarettir.
Aktarılmaya çalışılan şey; saf tecrübedir.
Meclis ve milletvekilleri hakkında herkesin biraz
bilgisi, doğru yanlış bir fikri vardır. Ancak, fiili olarak
durum ne, milletvekilliği nedir, ne değildir, milletvekilleri
ne iş yapar, kimse tam olarak bilmez.
Aslına bakarsanız, milletvekilleri bile,
milletvekilliğinin ne olduğunu tam olarak bilmezler. Çünkü
her milletvekilinin kendi tarzı, kendi çalışma biçimi vardır.
Kimisi yasama faaliyetlerine ağırlık verirken, kimisi
vatandaşların taleplerini yerine getirmekle ilgilenir. Kimisi
de seçim bölgesinin okul hastane gibi işleriyle meşgul
olur.
Siyaseti zayıflatarak kendi durumlarını
güçlendirmek isteyen kişi ve kurumların, medyanın da
gönüllü desteğiyle oluşturduğu kötü bir Meclis ve
175
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
milletvekili imajı mevcuttur. Milletvekillerinin de, bu
imajın oluşmasında, kuşkusuz katkıları vardır.
Bilgilisini, bilgisizini, şark kurnazını, kasaba
politikacısını, iyi niyetlisini, kötü niyetlisini, işinin ehli
olanını, 4 sene vekillik yaptığı halde işi bir türlü
öğrenemeyenini, namuslusunu, çapkınını, doğrucusunu,
yalancısını, iktidarını, muhalefetini, zenginini, borç içinde
yüzenini, milletvekili olduktan sonra servetini
kaybedenini, kredi kartını ödeyemeyenini, cimrisini,
bonkörünü hepsini gördüm.
Kanaatim şudur: Milletvekilleri uzaydan
gelmezler. Bizim içimizden seçilirler, bizden birisidirler.
Aday listelerini genel başkanlar belirlemiş ya da
önseçimle belirlenmiş, hiç fark etmez. Toplum neyse,
milletvekili de odur. Aynen bizim özelliklerimizi taşır.
Bizim kadar dürüst, bizim kadar çalışkan, bizim kadar
yalancı. Ancak bizim kadar, daha fazla değil. Meclis bir
aynadır, bizim aynamız, milletin aynasıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevleri nelerdir?
Bir miktar teorik bilgi vermekte fayda var. Hani
hepimiz her şeyi biliyoruz ya, aslında pek çoğumuz hiçbir
şey bilmeden, fikir sahibi ve hiçbir şey bilmeden karar
veriyor. Meclisin ne iş yaptığını, kanunların nasıl
yapıldığını önce teorik olarak, sonra da kendi
cümlelerimizle anlatalım.
176
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Meclis ne iş yapar? KPSS sorusu gibi oldu değil mi?
O zaman cevap da KPSS cevabı gibi olsun:
Anayasa’nın 87. Maddesine göre, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin görev ve yetkileri genel olarak;
- Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak;
- Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek;
- Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi vermek;
- Bütçe ve Kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve
kabul etmek;
- Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek;
- Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun
bulmak,
- Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç
çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar
vermektir.
Yani kısaca ve sadeleştirilmiş olarak, kanun
yapmak ve hükümeti denetlemek Meclisin görevidir.
Ancak pratikte denetim yetkisinin kullanılması pek de
mümkün olamamaktadır. Denetim meselesine daha sonra
geleceğiz.
Kanun tasarı ve teklifleri arasında fark var mı?
Tasarı ile teklif arasındaki fark, toplumda, Meclisle
ilgili en fazla karıştırılan, en fazla yanlış bilinen konulardan
bir tanesidir. Üstelik bu karışıklık sadece toplumda
177
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
değildir. Konu ile doğrudan ilişkili olan pek çok kesim ve
kişi de tasarı ile teklif arasındaki farkı bilmez. Parlamento
muhabirliği yapmamış gazeteciler bilmez, Meclis
çalışanları bilmez, hatta milletvekillerinin çoğu bilmez.
Kısaca ifade etmek gerekirse, Bakanlar Kurulu
tarafından imzalanarak Meclis Başkanlığına sunulan
tekliflere “Kanun Tasarısı” denir. Milletvekilleri
tarafından hazırlanarak Meclis Başkanlığına sunulan
tekliflere ise “Kanun Teklifi .”
Tasarı ve teklifle karıştırılan diğer bir kavram
kanun taslağıdır. Kanun taslağını herkes hazırlayabilir.
Bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları, tek tek vatandaşlar.
Ama taslaklar, en çok bakanlıklar tarafından hazırlanırlar.
Bakanlık bürokratları tarafından hazırlanan taslaklar,
Bakanlar Kurulu tarafından imzalanırsa, tasarı halini alır.
Sivil toplum kuruluşlarının hazırladıkları taslaklar da,
dikkate alınan, kanun yapma çalışmalarında faydalanılan
çalışmalardır. Ha, sizde herhangi bir konuda, bir taslak
hazırlayabilirsiniz. Kişisel olarak veya bazı ülkelerde
olduğu gibi belli sayıda imza toplayarak taslağınızı Meclis
Başkanlığına sunma imkânınız yoktur. Yapmanız gereken
şey, bir milletvekili bulup, taslağınızı ona kabul ettirmek
ve onun imzasıyla Meclis Başkanlığına sunulmasını
sağlamaktır.
Kanun nasıl yapılır?
178
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Tasarı veya teklif Meclis Başkanlığına geldiğinde,
Meclis Başkanlığınca ilgili ihtisas komisyonuna havale
edilir. Meclisin mutfağı, esas iş üretilen, işin kotarıldığı
yer, ihtisas komisyonlarıdır. Milletvekilleri, uzmanlık
alanlarına göre komisyonlarda görev alırlar.
Meclisin en önemli komisyonu Plan ve Bütçe
Komisyonudur. Akçeli işler, Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşülür. Adalet, Anayasa, Sağlık, Sanayi ve Ticaret, diğer
önemli komisyonlardır. İşi en ağır olan komisyon Plan ve
Bütçe komisyonudur. Özellikle bütçe yapım sürecinde
geceli gündüzlü çalışır.
Partiler komisyonlarda milletvekili sayılarına göre
temsil edilirler. Yani, komisyonlarda da, iktidar
partisinin/partilerinin hâkimiyeti söz konusudur.
Tasarı veya teklif komisyona geldiğinde, gerekirse
komisyon üyelerinden oluşan bir alt komisyon kurulur. Bu
komisyon bir rapor hazırlar ve üst komisyona sunar.
Komisyonlar, gelen tasarı veya teklif üzerinde her
türlü tasarruf hakkına sahiptir. Aynen kabul edebileceği
gibi, tamamen de değiştirebilir. Komisyon tarafından
tasarı ve teklif üzerinde bir rapor hazırlanır. Tasarı veya
teklifin metni, komisyon tarafından yeniden yazılır.
Komisyon teklif ya da tasarı ile ilgili görüşmeleri
tamamlayınca, bir “sırasayısı” oluşturulur. Bu
sırasayısında hükümetten gelen tasarı, milletvekillerinin
179
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
benzer teklifleri, komisyonda yapılan görüşmeler, alt
komisyon tarafından hazırlanan rapor, komisyon
üyelerinin varsa itirazlarını içeren muhalefet şerhleri ve
nihayet komisyon tarafından kabul edilen metin bulunur.
Sırasayısı, Meclis matbaası tarafından basılarak bütün
milletvekillerine dağıtılır.
Tasarı ve teklifler komisyonlar tarafından
görüşülüp rapora bağlandıktan sonra, Genel Kurul’da
görüşülmeyi beklemeye başlarlar. Genel Kurul
görüşmeleri komisyon tarafından kabul edilen metin
üzerinden yapılır.
Meclis gündemi, Meclis Başkanı ve Siyasi Parti
Grup Başkanvekillerinin oluşturduğu Danışma Kurulu
tarafından belirlenir. Anlaşma sağlanırsa ne âlâ, belirlenen
gündem hızlıca görüşülür. Ancak, muhalefetin karşı çıktığı
tasarı ve teklifler olursa, içtüzükten kaynaklanan bir takım
haklarını kullanarak görüşülen tasarı ve teklifin Meclis
Genel Kurulundan geçerek kanunlaşmasını engellemeye
çalışır.
Kanunu iktidar partisi yapar
Aklımızda kalması gereken şey şu: iktidar patisi
istemeden Meclis’ten kanun çıkmaz. Ve çıkan kanunların
yüzde 90- 95’i bürokrasi yani bakanlıklar tarafından
hazırlanır. Bu son derece normaldir. 300-500 maddelik bir
180
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
tasarı ya da taslağın oluşması için geniş bir bilgi birikimi ve
geniş bir ekip gerekir. Böyle ekipler ancak bürokraside
bulunur. MECLİS, YANİ MİLLETVEKİLLERİ, BÜROKRASİ
TARAFINDAN YAPILMIŞ BU ÇALIŞMALARA SON ŞEKLİNİ
VERİR. SİYASETİN BAKIŞ AÇISINI ORTAYA KOYAR, BİR
NEVİ DAMGASINI VURUR.
Aslında bürokrasi tarafından hazırlanan taslaklar
da, yine siyasi iktidarın talimatıyla hazırlanmış, siyasi
iktidarın görüşlerini içeren taslaklardır. Bütün bu süreç bir
sarmal gibi, sonuçta seçim kazanmış siyasi partiye çıkar.
Seçimi kim kazanmışsa, bürokraside de, TBMM’de de
onun dediği olur. Tabii, tek başına kazanmış olması
şartıyla.
Eğer koalisyonlar varsa, işte o zaman işin içine bir
sürü başka değişken girer. Bir sürü pazarlık yapılır,
karşılıklı restleşmeler olur, tavizler verilir. Peki, doğruya
ulaşılabilir mi? Hemen hemen hiçbir zaman tam olarak
ulaşılamaz. Verimsiz bir çalışma olur, Meclis’ten doğru
dürüst kanun çıkmaz.
Tek parti iktidarının –doğrusu tek başına iktidar
olmuş siyasi partinin-kanun yapmadaki bu ağırlıklı
konumu, sürekli eleştirilir. Demokrasi ile bağdaşmadığı,
diktatörlüğe ya da padişahlığa yol açtığı, iktidar partisine
oy vermeyenlerin haklarının hiçe sayıldığı falan söylenir.
Tüm bu söylenenler bile, aslında birer demokratik
181
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
denetim unsurdur ve iktidar partisini anayasal sınırların
içinde kalmaya zorlar.
Tüm bunlarla birlikte, Anayasa Mahkemesi
denetimi, Meclisin Anayasaya aykırı kanun yapmasını
engeller. Fren denge mekanizmalarının iyi kurulması,
böyle sıkıntıları büyük oranda ortadan kaldırır.
182
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
MUHAFAZAKÂRLIK NE DEMEKTİR?
Ak Parti’nin hükümet olma, gerçek iktidar olma
yolunda yürüttüğü strateji, tam olarak “muhafazakâr” bir
partinin izleyeceği stratejidir. Geçen 10 yıllık süreç,
muhafazakârlığı dini bir kavram, dini bir referans ya da
gönderme zannedenlere, muhafazakâr düşünce tarzının
aslında ne olduğunu çok açıklayıcıdır. Ak Parti’den aday
adayı olup, mülakatlarda “muhafazakâr demokrasi ne
demektir?” sorusuna verecek cevap bulamayanlar için,
küçük bir hizmette bulunalım.
Muhafazakârlık, bizi biz yapan değerlere saygılı
olmanın yanında, toplumu ve devleti zamana yayarak,
bir süreç içerisinde dönüştürmeyi hedefler. Ak Parti, 2002
yılında iktidar olunca, başkaları ne söylediler, hatırlayın,
“iktidar oldular ama hükümet olamayacaklar.” Bazıları, Ak
parti’nin hemen bir çırpıda bütün iktidarı ele geçirip,
bütün sorunları çözmesini bekledi. Başörtüsü sorunu,
asker sorunu, yargı sorunu, YÖK sorunu, medya sorunu,
meslek liseleri sorunu hemen bir günde çözülecek, asker
hükümetin emrinde olacak, meslek liselerine uygulanan
katsayı kalkacak sanıldı.
Eğer AK parti, iktidara geldiğinin ertesi günü
bunları yapmaya kalksaydı, “devrimci” bir parti olurdu.
Muhtemelen de, bir darbe ile alaşağı edilirdi.
183
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Dönüşümü 10 yıl içinde yaptığı için “muhafazakâr”
olarak nitelendiriliyor ve kendisini de öyle tanımlıyor. Bu
dönüşümü, devrimle, bir günde, 6 ayda, bir yılda, yani kısa
bir süre içerisinde, kan dökmeden yapmak mümkün
değildir. Bir günde yapıldığı zaman, Fransız ihtilâlında
olduğu gibi, Ekim devriminde olduğu gibi, 27 Mayıs ve 12
Eylülcülerin yaptığı gibi, demokrasiye değil, diktatörlüğe
ulaşılır. Yani, devrimci düşünce tarzıyla demokrasiye
ulaşmak mümkün değil. Ancak ve ancak, kan ve ölüm,
baskı ve şiddet, işkence ve zulüm getiriyor devrim.
184
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
VEKİL TİPLERİ
Taşra siyasetçisi
Ya da kasaba politikacısı. Genelde olumsuz
anlamda kullanılır. Kasaba politikacısı deyimi, “siyasi rant
uğruna her türlü numarayı çeken” kişileri tarif eder. Ama
esas itibariyle, çekirdekten yetişmiş, vatandaşla çok iyi
iletişim kurabilen, yeri geldiğinde nabza göre şerbet
verebilen, teşkilatların her kademesinde çalışmış, kıvrak
zekâlı, etik değerleri çok önemsemeyen politikacı tipini
ifade eder. Pek makbul değildir, ama politikacı esnafının
çoğunda bu özellik vardır. Bu tür adamlar, Hacca gitseler
bile, söyledikleri ufak tefek yalanlara “siyaseten yalan”
ibaresi ile meşruiyet kazandırmaya çalışırlar.
-Aç parantez- İşin doğrusu, bazı konularda
seçmene doğru söylediğiniz zaman büyük bir halkla
ilişkiler yanlışına imza atmış olursunuz. Vatandaş sizden
doğruları söylemenizi değil, duymak istediklerinizi
söylemenizi beklemektedir. –kapa parantez. Birisine
“Artık devlet dairesine torpille adam almıyorlar, KPSS
sınavından aldığınız puana göre, hakkaniyete göre
yerleştirme yapılıyor” derseniz, size inanmayacak, karşı
tavır alacaktır. Ama “Çok zor ama ben araştıracağım, bir
yer bulmaya çalışacağım, gücüm nispetinde senin işini
çözmeye çalışacağım” derseniz, sizden iyisi olmaz.
185
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bir gün yaşlı bir amca gelmişti. KPSS’den 70 puan
alan oğlunun işe yerleştirilmesini istiyor, işe girmenin
kendi oğlunun hakkı olduğunu, çünkü çok fakir olduklarını
söylüyordu. Adamcağıza, şöyle bir soru sordum. “Peki,
amca, senden daha fakir olan ve 95 puan alan çocuğa
haksızlık etmiş olmaz mıyız?” Bu soruya verecek cevap
bulamamıştı.
Vatandaş sizden doğruluk, dürüstlük, hakkaniyet
beklememektedir. Vatandaş sizden, kendisi lehine
haksızlık yapılmasını, puanı az olmasına rağmen, yüksek
puanlıların önüne geçirmesini beklemektedir. Yani, bir
yerde kasaba politikacısı olmak zorundasınız, seçmenin
istediği gibi konuşmak zorundasınız. Aksi halde politikacı,
siyasetçi olamazsınız. Olsanız da, tutunamazsınız.
Bütün bu olumsuz nitelendirmelere karşılık, siyasi
partilerin yükünü, kasaba siyasetçileri çekerler. Onlar
siyaset esnafı olarak, vatandaşla ilişkilerde en ön
sıradadırlar. Çünkü ayakta kalabilmeleri, vatandaş
desteğine bağlıdır ve vatandaşın her işine koştururlar.
Gelene yemek ısmarlarlar, devlet dairelerindeki işlerini
hallederler, düğünlere, cenazelere giderler, her hafta
sonu seçim bölgelerine giderek çarşı-pazar, esnaf
gezerler. Siyasetin yereldeki yükünü bu adamlar çekerler.
İlçe binasının kirası da, telefon faturası da, çay-kahve
giderleri de bunların üzerindedir. Evet, belki, kanun
186
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
yapma sürecinde çok etkin değillerdir ama siyasetin
halkla ilişkiler kanadı onların sırtına yıkılmıştır ve
onlardan sorulur. Onlar siyasetin hamallarıdır. Üstüne
üstlük bir de “taşra politikacısı, siyaset esnafı” falan diye
aşağılanırlar.
Bürokrat milletvekili
Her partinin belli konularda uzman kişilere ihtiyacı
vardır. Bu tür uzman ihtiyacı, genelde bürokrasiden
devşirilir. Eski büyükelçiler milletvekili yapılır, partinin dış
politika anlayışı üzerinde bunlara söz verilir, dış politikaları
bunlar şekillendirir. Eski maliyeciler vergi politikaları, eski
hazineciler ekonomi politikaları üzerinde fikir beyan
ederler.
Bürokrat milletvekillerini vatandaş pek tanımaz.
Onlar da vatandaşı tanımazlar. Vatandaşla ilişkileri
zayıftır. Bir yere, bir toplantıya gittikleri zaman sıkılırlar.
Mecbur olmadıkça teşkilat faaliyetlerine katılmazlar. Reel
piyasayı, piyasanın işleyişini bilmezler. Özel sektörün
zorluklarından haberleri bile yoktur. Ama onlara
sorarsanız, her şeyi kendileri bilirler ve kendileri ne
diyorsa öyle olmalı, öyle yapılmalıdır. Bütün bu bildiklerini
devlette öğrenmişler, var olduğunu iddia ettikleri
melekelerini devlet sayesinde kazanmışlardır ama
nedense kendilerini devletten de, siyasetten de,
vatandaştan da üstün görürler. Hele hele yıllarını
187
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
teşkilatlara vermiş kasaba politikacıları, onların ancak
ayağının tozu olabilir.
Siyaset için faydalı mıdırlar, evet, dozunda
oldukça, tadında bıraktıkça siyaset ve siyasi partiler için
faydalıdırlar. Sonuçta, devletin işleyişini bilen insanlara
ihtiyaç vardır. Bu tür adamların, hele emeklilerinin bir
handikapları vardır ki, mesela CHP’ye büyük zarar
vermektedir. 70-80 yaşına gelmiş, birkaç kuşak eskide
kalmış adamlar, tekrar ve tekrar milletvekili yapılmakta,
haliyle parti politikaları da birkaç kuşak eskinin politikaları
olarak devam etmektedir.
Eski fikirler geçmişte işe yarıyordu.
Anonim
Siyasetin sihri değişimdedir. Vatandaş değişim
istemekte, değişim vaat eden siyasi partiler başarılı
olmaktadırlar. Var olanın değişmesi, mevcudun
yenilenmesi, daha iyi, daha büyük, daha müreffeh, daha
özgür bir ülke, iyi bir gelecek vaadi. Kötü olanın
değiştirileceği, yerine iyi olan yeninin getirileceği vaadi.
Siz, eski adamlarla yeni adına bir şey söyleyemeyeceğiniz
için, değişim de vaat edemezsiniz. Hani,”CHP neden seçim
kazanamıyor” sorusunun cevaplarından birisi de işte
budur. CHP, eski adamlarla, 70-80 yaşında adamlarla, ne
vaat ederse etsin, inandırıcı olamaz, kimseyi değişime ikna
edemez, tabii, seçim de kazanamaz.
188
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Polemikçiler-laf atıcılar
Bir kısım vekiller, ağızları laf yaptığı için listelerde
yer alırlar. Görevleri diğer parti sözcülerinin ileri sürdüğü
iddialara cevap vermek, karşı iddialarla onları alt etmektir.
Bunlar daha ziyade televizyon programlarında boy
gösterirler. Siyasi rakipleri ile polemik (söz dalaşı)
yaparlar. Birinin ak dediğine diğerinin kara demesi son
derece normaldir.
Polemikçi vekiller, parti politikalarının, parti
görüşlerinin topluma kabul ettirilmesi, bir konu hakkında
kamuoyu oluşturulması, oluşmuş algıların değiştirilmesi
gibi önemli görevleri ifa ederler.
Rakibin söylediği sözü ya da davranışı yeniden
tanımlarlar. Bir iddiayı alır, başka bir bakış açısıyla
yeniden yorumlar ve yepyeni bir anlam kazandırırlar.
Amaç, kendi partilerinin savunduğu görüşlerin doğru
olduğunu, daha iyi olduğunu kanıtlamaktır.
Laf atıcılar ise, Genel Kurulda oturur, rakip
partiden kürsüye çıkanların konsantrasyonunu bozmak
için sürekli laf atarlar. Bazıları zekice, bazıları kabaca,
bazıları terbiyesizce konuşmacıya müdahale ederler.
Amaç, konuşmacının sözlerine karşı çıkma değildir. Amaç,
kürsüdeki konuşmacıyı, konuşamayacak, söyleyeceklerini
189
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
bir bütünlük içerisinde ifade edemeyecek noktaya
getirmektir.
Kaldır-indirciler
Genel Kurulda oturur ve kaldır indir yaparlar.
Kabul edenler etmeyenler… Görüşülen konu ile ilgili bir
bilgileri yoktur. Deseniz ki, “Kalk, şu görüşülen kanun
hakkında 2 dakika konuş”, çoğu zaman kanunun adını bile
bilmezler. Grup başkanvekili elini kaldırır, ellerini
kaldırırlar. Ya da elektronik oylamada ön sıradan fısıldanır,
kabul mü, ret mi verilecek, öyle oy verirler.
Genelde, lafçı milletvekillerinden oluşurlar.
Sadıktırlar, genel başkanlar, parti gruplarını
oluştururken, büyük bir kısmını bu tür adamlardan
seçerler. İtiraz etmezler, söylenileni yaparlar, parti ve
lideri ölümüne savunurlar.
Yanlarına birisi geldiğinde, ya da seçim
bölgelerinde, afra tafra yapmaktan da geri kalmazlar.
Genel başkanın, grup başkanvekillerinin olmadığı
yerlerde, -haşa- alçak dağları bunlar yaratmışlardır.
Çeneleri 45 derece yukarı kalkık olur, tokalaştıkları
insanların yüzlerine bakmayı zül sayarlar.
Şimdi, bu kitabı okuyanlardan, bu kitapta
bahsedilenlerden hiç biri böyle milletvekili değildir. Bu tür
milletvekilleri geçmişte belki olmuştur, günümüzde asla
yoktur. Günümüzdeki, mevcut milletvekillerinin tamamı
190
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kişisel yetenekleri ve uzmanlıkları göz önünde
bulundurularak seçilmiş, feraset sahibi adamlardır.
Eksiklikleri ile içinde bulundukları parti büyük güç
kaybedecek, seçim bölgelerinde bir daha seçim kazanması
mümkün olmayacaktır.
Meclisi çalıştıranlar
Meclis’in bütün işleyişi, sayıları çok fazla olmayan
çalışkan, bilgili milletvekilleri üzerinden olur. İktidar
olsun, muhalefet olsun, Komisyonları ve Genel Kurulu bu
milletvekilleri çalıştırırlar. Genelde ya bürokrat
kökenlidirler, ya da avukattırlar. Kasaba politikacıları nasıl
siyasetin hamalları ise, bunlar da Meclisin hamallarıdır.
Tasarı ve teklifleri incelerler, görüş oluştururlar,
eksiklikleri giderir, fazlalıkları atarlar.
Hatta o kadar çalışırlar ki, böyle milletvekilinin ne
seçim bölgesi ile iyi bir ilişkisi olabilir, ne gelen
ziyaretçilerle ilgilenebilirler, ne de iş takibi yapabilirler.
Varsa yoksa Komisyon, Genel Kurul, kanun tasarısı,
konuşma… Başbakan veya grup başkanvekili talimat verir;
“bu konuyu sen takip edeceksin”. 300-500 maddelik
kanundur, görüşmeleri 1-2 ay sürer. Adamın iflahını keser.
Böyle milletvekilleri ile ilgili isim versem, yalakalık
sayılacak. Açın Meclis televizyonunu, konuşan
milletvekillerini dinleyin. Kim görüşülen kanun hakkında
konuşuyorsa,“Burasını şöyle yapalım, böyle yapalım.”
191
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
diyorsa, o çalışkan milletvekilidir, kim ki çamdan kavaktan
konuşuyor, başkan tarafından, “Madde üzerinde
konuşun!” diye uyarılıyorsa, onun görüşülen konu
hakkında en ufak bir bilgisi yoktur.
Meclis’te çok başarılı çalışmalara imza atan bu tür
milletvekillerinin genelde yaptıkları hata, seçmenlerle
yeterli ilişki kuramamalarıdır. Hâlbuki insanlarla daha iyi
ilişkiler kurabilseler, onlarla konuşurken kafalarını
kaldırabilseler, bu kitapta yazılanlarının küçük bir kısmını
uygulayabilseler, çok daha fazla sevileceklerdir. Evet,
onların listeye girme, aday gösterilme gibi bir sorunları
yoktur. Hatta listenin yapılmasında etkin bile olurlar ama
seçim bölgelerinde o kadar da sevilmezler. Bahaneleri
genelde, “işlerinin çok yoğun olduğu” şeklindedir. Çok
yoğundurlar, vatandaşın telefonuna cevap vermezler, çok
yoğundurlar, vatandaşın işini takip etmezler, çok
yoğundurlar, seçim bölgelerine ayda yılda ancak
gidebilirler, çok yoğundurlar, vesaire vesaire. Onlar, çok
yoğun oldukları için bu kitabı okumaya vakit
bulamayacaklardır belki, ama ben yine de yazayım.
Sonradan “çok yoğun olacak”, bugünün siyasetçi
adaylarına tavsiye olsun.
Milletvekillerini kendimce sınıflandırmak, bana
bulunduğum bir aday tanıtım toplantısını hatırlattı. Bir
partinin adayları belirlenmiş, dördü birden medya
192
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
karşısına çıkarılmıştı. İkinci, üçüncü ve dördüncü sıradaki
adaylar bir masada oturuyorlar, birinci sıradaki aday ise,
diğer adayları tanıtıyordu. İkici sıra adayından
bahsederken, “kendisi eski bir güreşçidir, Meclis Genel
Kurulu’ndaki ‘hararetli’ tartışmalarda partimize büyük
faydası olacak” ifadesini kullandı. Yani, ikinci. sıra adayı
güreşçi olduğu için, kavga gürültüde işe yarayacaktı.
Üçüncü sıra adayından bahsederken ise, bu adayın
futbolculuğu gündeme getirildi. “Meclis futbol takımının
önemli oyuncularından olacak.” Birinci sıra adayı, diğer
adayları tanıtırken, “şöyle kanun çalışması yapacaklar,
böyle bilgilidirler, partimiz ve ülkemiz için çok faydalı
olacaklar” gibi ifadeleri hiç kullanmadı ya da kullanamadı.
Birinci sıra adayı böyle konuşurken diğer adaylar ne mi
yapıyorlardı? İkinci sıra adayının, dünya umurunda değildi
ve hiç ummadığı halde adaylığı kaptığı için olsa gerek, 32
dişi görünür vaziyette, ağzı kulaklarına varıyordu. Üçüncü
sıra adayı ise, durumun garipliğinin farkında, müstehzi bir
ifade ile gülümsüyordu. Birinci sıra adayı, Meclisin yükünü
çeken milletvekillerindendi. İkinci ve üçüncü sıra adayları
ise tabiatıyla, kaldır indircilerden oldular. Onları, sadece
meclis kavgalarında başrolde gördük.
193
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
VEKİL MAAŞLARI
Bu konu, ülkemizde asla salim kafayla
tartışılamayacak bir konudur. Bizim ülkemizde, insanlar
siyasetten en az başbakan kadar, hatta zaman zaman
başbakanlardan bile daha fazla anladığı için, siyasetçilerle
kendisini bir tutar, eş görür. Hatta siyasetçiler, vatandaşın
gözünde, böyle bit gibi, puşt gibi falan bir şeydir. Ya vatan
haini, ya hırsızdır. Milletvekili olmayan bir yerde kime
sorarsanız sorun, bir tane lehte söz duyamazsınız. Vekil
hep kötüdür, varlığı bile memlekete zarar vermektedir.
Bu durum, bir milletvekili ile yüz yüze gelince
hemen değişir. Birden saygı ve sevgi artar, hemen ceketin
önü düğmelenir, yüze gülümseyen bir ifade yerleştirilir.
Çünkü vatandaşın ya vekille bir işi vardır, ya da bir işi olma
ihtimalini her zaman aklında tutar.
Milletvekili maaşları, siyaset kurumunu
etkisizleştirme üzerine yapılmış en acımazsız
kampanyadır. Bugüne kadar en iyi sonuç vermiş toplum
mühendisliği çalışmalarından birisi, belki de birincisidir.
Bürokrasi, medya ve iş dünyasının, siyaset üzerinde
baskı tesis etmesinin en iyi yolu, vekil maaşlarını, vekil
harcamalarını gündeme getirmektir.
Vekil maaşı lafı bir yerde geçti mi, bütün gerçekler
uçup gider, savunulacak hiçbir şey kalmaz. Vekiller, bu
saldırıya karşı, bu güne kadar etkili bir savunma
194
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
geliştirememişlerdir. Etkili bir savunma
geliştirememelerinin sebebi, bazı basiretsiz siyasetçilerin,
bu işten ekmek yemeye çalışmalarıdır. Onlar, iktidara
yüklenmek için, siyaset kurumunun itibarını yerle bir
edecek her türlü komplonun içinde bulunmayı marifet
sayarlar. Bilmezler ki, attıkları taş, sadece iktidarın değil,
herkesin başını yarmaktadır.
Öncelikle bilinmelidir ki, milletvekilleri, milletvekili
olmadan önce işlerinde başarılı olmuş insanlardır. Lider de
seçse, önseçimle de gelse, dolgu malzemesi de olsa,
istisnasız hepsi toplumun başarılı olmuş fertleridir. Haliyle
ekonomik olarak kimseye muhtaç değillerdir, ortalamanın
üstünde gelirleri vardır.
Gelin konu üzerinde biraz düşünelim, bir fikir
jimnastiği yapalım. Bir parti lideri, milletvekili listesi
yaparken nelere dikkat eder? Siz, aday olsanız, hangi
özelliklerinizle listeye girebilirsiniz? Bu soruların birkaç
cevabı olabilir.
- Yıllarca parti teşkilatlarında çalışmış, partinin her
toplantısına katılmış, gecesini gündüzüne katmış, çoluk
çocuğuyla geçireceği zamanı, o ilçe senin, bu köy benim
gezmiş bir kişisiniz. Vatandaş sizi tanıyor ve seviyor. Çünkü
cenazesi, düğünü olduğunda yanında yer almış, tayin,
atama, hastane, elektrik işi olduğunda koşturmuş,
halletmeye çalışmışsız.
195
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
- Ya da, yıllarca bürokrasinin çeşitli kademelerinde
çalışmış, müdür, daire başkanı, genel müdür, müsteşar
olmuşsunuz. Devlete, millete hizmet etmiş, ilinize hizmet
etmişsiziniz. Bu hizmetleriniz sırasında kamuoyu sizi
tanımış ve sevmiş.
- Ya da, yıllardır üniversitelerde hocalık yapmış, binlerce
öğrenci yetiştirmişsiniz.
- Ülkemizi ve dünyayı değiştirecek fikirler ileri sürmüş,
kitaplar yazmışsınız.
- Veya mensubu bulunduğunuz meslek grubunun hakları
için yıllarca mücadele vermiş, sendika liderliği, meslek
örgütü liderliği yapmışsınız.
- Büyük iş adamısınız, milyonlarca liralık yatırımlar yapmış,
binlerce işçi çalıştırmışsınız.
- Yıllarca siyasetin içinde bulunmuş, bütün aktörlerini
tanımış, bütün söylemlerini öğrenmiş, bütün yöntemlerini
bilen birisiniz.(Bunu kendim için yazdım, başkası üstüne
alınmasın.)
Ancak böyle birisi iseniz, o listelere girebilirsiniz.
Lafın kısası, milletvekili olmak için nitelikli olmak, öne
çıkmak, gerekir. Üstelik nitelikli olmak yetmez de. Sadece
siz değil, bu niteliklere sahip daha pek çok kişi vardır.
Aradan sıyrılıp aday olabilmeniz için, fazladan bir de
kısmetli, talihli olmalısınız.
196
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
Bir de şöyle düşünün: televizyonların canlı yayın
araçları her gün sizin işyerinizin, dükkânınızın, kâğıt
oynadığınız kahvenin önünde yayın yapmak için bekliyor
mu? Beklemiyor değil mi? İşte bu yüzden milletvekillerinin
yaptıkları iş, sizin yaptığınız işten kat be kat önemli ve bu
önemli işi yapanların da, maaşlarının iyi olması gerekiyor.
Milletvekilleri nerelere para harcarlar?
Haklısınız, bazıları o kadar cimridir ki,
maaşlarından otomatik kesilmese, parti aidatlarını bile
ödemezler. Ama genelde, milletvekillerinin çoğu,
Meclis’ten aldıkları maaşın büyük kısmını, seçmenleri için
harcarlar.
Bir kere, neredeyse her gün, cumartesi pazar da
dâhil olmak üzere, takım elbise giymek zorundadırlar.
Öyle, bacağına kot pantolonu çekip, gezmek yok. Sürekli
canlı yayın araçlarının, fotoğrafçıların, televizyoncuların,
kameraların karşısında bulunmak için iyi giyinmeleri
gerekir. İyi giyinmek için de iyi para harcamak.
Bakmayın siz milletin bol keseden attığına, herkes
düğününe bir milletvekilinin, bir siyasetçinin gelmesini
ister, gelmeyince küser, sitem eder. Düğün demek, en
azından küçük altın demektir. Gitmeseniz bile, telgraf,
çiçek göndermek zorundasınızdır. E vekil çiçeği, demet
olacak değil, ya, mecburen çelenk olacak, nerden baksanız
50 lira eder. Getirin gözünüzün önüne bakalım, siz senede
197
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
kaç düğün daveti alıyorsunuz, şimdi de, kendi aldığınız
davet sayısını en az yüz ile çarpın.
Milletvekilinin makam aracı zaten yoktur, benzin
parasını da, aracının bakım ücretlerini de Meclis
karşılamaz. Kim karşılar? Hepsi cebinden. Herhangi bir il
müdürlüğünde bir şube müdürü, makam arabası olarak
Toyota cipe binerken, milletvekili kendi aldığı, benzinini
kendi karşıladığı, kendi kullandığı arabasına biner. Tabii,
normal bir Türk vatandaşı gibi senede 10-15 bin kilometre
yol yapmaz. Senede en az 100-150 bin kilometre yol
yapar. Yakıt parasını hesaplamaya kalkarsak, aslında
maaşlarının ne kadar yetersiz olduğunu anlarız.
Sizce uçak biletlerinin parasını kim karşılıyor?
Meclis mi, parti mi? Yine bilemediniz, uçak biletlerini de
vekil kendi cebinden karşılar.
Birçok kişiden, milletvekilinin elektrik ve su
faturası dahi ödemediğini, hepsini devletin ödediğini
duydum. Tabii, öyle bir şey yok. Sadece iki maaş tutarı
kadar telefon faturası Meclis tarafından karşılanır. Hepsi
o. Unutmayın ki, birçok bürokratın telefon faturaları da
devlet tarafından karşılanmaktadır. Hem de hiçbir kotaya,
sınırlamaya tâbi olmadan. Üstelik milletvekilinin telefon
numarası her vatandaşın cebinde mevcuttur. Çaldırıp, geri
aramanız için kapatırlar. Arayın bakalım bir genel
müdürün telefonuna ulaşabilecek misiniz? Hele hele cep
198
Siyasetçinin El kitabı Yüksel Bölük
telefonuna ulaşmak mı, neredeyse imkânsız gibi bir
şeydir. Devletin işini yapsın diye Genel Müdüre verilen
cep telefonuna, milletin vekili bile ulaşamaz.
Yeni seçilen bir vekil, milletvekili maaşları ile ilgili
sorulan bir soruya, “Ülkemizde asgari ücretle geçinenler
var.” cevabını verecek kadar acemiydi. Bulunduğu
kurumun ve makamın itibarına verdiği zarardan habersiz
başka bir vekil de, “Siyaset yapıyorum, seçmene şirin
gözüküyorum.” zannederek,
“Maaş da neymiş, siyasetçiysen cebinden harcayacaksın”
diyerek, siyaseti sadece cebinde para olanların
yapabileceği bir düzeye çıkarıyordu. Kendisine sorsanız,
yüksek siyaset yapıyordu ama siyaset kurumunu halka,
parası olmayanlara kapattığının, zenginlerin bir ayrıcalığı
haline getirdiğinin farkında değildi.
Maaş almadan bir milletvekilinin cebinden
harcayarak siyaset yaptığını düşünelim. Ayda en az 10 bin
liradan, yılda 120 bin lira, 4 yılda 480 bin lira para
harcaması gerekirdi. Bu solcu milletvekilinin söylediği gibi,
siyasetçiler, harcamalarını cebinden yapmak zorunda
olsalar, hiçbir memur, hiçbir işçi, hiçbir çiftçi, hiçbir esnaf
siyaset yapamazdı. Cebinden 480 bin lira harcayabilecek
adam nasıl solcu ise, onu da siz düşünün.
199