The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by , 2016-03-16 05:23:12

siyasetcinin_el_kitabi

siyasetcinin_el_kitabi

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

DÜĞÜNE  GİTME ZAMANLAMASI
Siyasetçiler,   düğünlere,   toplantılara,   panellere,  

seminerlere,   dernek   gecelerine,   pikniklere,   şenliklere,  
akılınıza   gelebilecek   her   yere   davet   edilirler.   Böyle  
davetlere   katılmak   siyasi   geleceğiniz   için   son   derece  
yararlı   olur.   İnsanların   sizi   tanımasını,   benimsemesini  
sağlar.  Ne  yapıyoruz?  Bu  davetlere  mutlaka  katılıyoruz.  

Peki, düğüne   gitmenin,   toplantıya   katılmanın   bir  
zamanlaması   var   mı?   Davetiyede   yazılı   saatte   mi   gitmek  
gerekir,  davet  saatinden  önce  ya  da  sonra  mı?  İşte  size  bir  
püf noktası   daha:   Düğün,   (nikâh   değil)   dernek   gecesi,  
piknik,   festival,   şölen   gibi   davetlere,   davetiyede   yazılı  
saatten   bir   saat   daha   geç   gidin.   Böylece   herkes   gelmiş  
olur,   sizin   davet   yerine   varmanızla,   bir   hareket   meydana  
gelir  ve  orada  bulunanlar  tarafından fark edilirsiniz.

Yine   aynı   şekilde,   düğün,   dernek   gecesi,   festival,  
şenlik   gibi   toplantılardan,   toplantı   bitmeden,   insanlar
mekândan   ayrılmaya   başlamadan   önce   ayrılmalısınız.  
Gelişiniz   de,   gidişiniz   de,   orada   bulunanlar   tarafından  
fark edilmeli.

Konuşma   imkânı   bulabildiğiniz   yerlerde,   birkaç  
cümle   ile   insanları   selamlayın,   aralarında   olmaktan,  
onlarla   beraber   olmaktan   mutlu   olduğunuzu   belirtin.  
Düğün,   dernekte   siyaset   yapmayın.   Nutuk   atmayın.   Her  
mikrofona  konuşulmaz.  

150

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Seminer,   panel   gibi   toplantılara   ise,   zamanında,  
konuşmacılar   henüz   konuşmaya,   sunumlarını   yapmaya  
başlamadan   katılın.   Konuşmalar   başladıktan   sonra  
katılımınız,   konuşmacılara   saygısızlık   olarak   addedilir.  
Dahası,   konuşmacıların   arasında,   siyasetçileri  
sevmeyenler varsa -ki   mutlaka   vardır- konuşmalarını  
böldüğünüz   için   size   laf   sokuşturmaktan  
kaçınmayacaklardır.

151

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SÖYLEMEMENİZ  GEREKEN  10  CÜMLE
Birisine   söylememeniz   gereken   sözler   vardır.  

Söylediğinizde   çatışma   kaçınılmaz   olur.   Çatışma   ise,  
siyasetçi  olarak  bizim  hiç  ama  hiç  istemediğimiz  bir  şeydir.  
Kısaca   söylememiz   gereken   cümleleri   ve   yerine  
söylenmesi  gereken  cümleleri  alt alta yazacağım.
Gel buraya!
Seninle  konuşabilir  miyim?
Sen  anlamazsın!
Bak  açıklayayım,  ya  da  umarım  bunu  açıklayabilirim.
Seni ilgilendirmez!
Bu  bilgiyi  sizinle  şu  sebepten  ötürü  paylaşamıyorum.
Ben  ne  yapayım?
Size  nasıl  yardımcı  olacağımı  bilemiyorum.
Sakin ol!
Konuş  benimle,  sorun  ne,  her  şey  düzelecek.
Senin derdin ne?
Nasıl  yardım  edebilirim?
Sen  zaten  hep  böylesin!
Böyle  yaptığında  rahatsız  oluyorum.
Bir daha söylemeyeceğim!
Bunu   anlaman   önemli,   dolayısıyla   bir   daha   söyleyeceğim,  
lütfen  beni  dikkatle  dinle.
Bunu  senin  iyiliğin  için  yapıyorum.

152

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Böyle  davranırsak  ikimiz  de  kazançlı  çıkarız  veya  sen  daha  
az  zarar  görürsün.
Neden  Mantıklı  olmuyorsun?
Bakalım  durumu  anlamış  mıyım?
FISILTI PROPAGANDASI

En   iyi   propaganda,   fısıltı   propagandasıdır.  
İnsanların   sokakta, sizin   hakkınızda   konuşması,   50   bin  
afişten   daha   fazla   işe   yarar. Fısıltı   propagandası,   bir   çeşit  
dedikodu, siyasal magazindir. SOKAK,   HAKKINIZDA   İYİ  
KONUŞURSA KAZANIR, KÖTÜ   KONUŞURSA  
KAYBEDERSİNİZ.

Rakipleriniz,   mutlaka   hakkınızda   şayialar,  
söylentiler yayacaktır.   Hazırlıklı   olun.   Hakkınızda   şöyle  
şeyler söyleyebilirler:  “Gayrimeşru  çocuğu  varmış.”  “Esrar  
işi yapıyormuş.”   “Aday   olmak  için   dağıttığı  paranın   haddi
hesabı yokmuş.”   Sessiz   kalırsanız   kaybedersiniz.   Onların  
yaydığı söylentilerden   yararlanarak,   yalanlarını   derhal  
yüzlerine vurmak, sizin hanenize yazar.

Kendi   efsanenizi   oluşturmak   için,   insanların   ağzına  
sakız olacak   bir   söz,   bir   slogan   bulun.   Arkadaşlarınızdan  
yardım alarak,   bu   sözün,   sloganın   yayılmasını   sağlayın.  
Çok  faydasını göreceksiniz.

Örnek   mi   istiyorsunuz:   “İşinin   ehli   adammış,  
herkes ona danışıyormuş.”  “Çok  akıllı  adam,  leb  demeden  
leblebiyi anlıyor.”   “Bizi   kurtarsa kurtarsa bu adam

153

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

kurtarır.”   “Başbakan bir   dediğini   iki   etmiyormuş.”  
Vesaire…

154

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Gerçek   hümor,   diğerlerine   tepeden   bakmak,   onları   hor
görmek   değildir,   kafadan   değil kalpten   çıkar.   Hümorun  
özü   sevgidir;   gülme   değil,   çok   daha   derinlerde   yatan  
gülümsemeyi  doğurur.
Carlyle
NEJAT  MUALLİMOĞLU’NA  SAYGIYLA…

Hitabet   üzerine,   başkalarına   tavsiyeler   veren  
birisinin   Rahmetli   Nejat   Muallimoğlu’ndan   bahsetmesi  
şarttır.   Hatip   olmak   isteyen   birisinin   de,   Muallimoğlu’nun  
“Hitabet-Konuşma   Sanatı”   adlı   kitabını,   birkaç   defa,   hem  
de  sesli  olarak  okuması  şarttır.

Nejat   Muallimoğlu,   Türkçemize   müthiş   eserler  
kazandırmış   bir   mütefekkir-yazardır.   “Bütün   Yönleriyle  
Komünizm”   adlı,   komünizmi   yerden   yere   vuran   eseri  
nedeniyle   olsa   gerek,   medyamız   tarafından   sansürlenmiş,
bu  büyük  üstat,  ülkemizde  yeterince  tanınamamıştır.

Nejat   Muallimoğlu,   “Politikada   Nükte”   adlı   bir  
diğer   muhteşem   eserinde,   Türkçemizde   henüz   karşılığı  
bulunmayan   “hümor   hissi”ni,   Avrupa   ve   Amerika’dan  
binlerce  örnekle  anlatmaktadır.  

Hümor   hissi,   insanların   kendilerini   ve   başkalarını  
esprili   bir   dille   eleştirebilme,   mizah   yapabilme,  
hicvedebilme,  lafı  gediğine  koyabilme,  nükte  söyleyebilme  
yeteneğidir.   Tek   başına   mizah,   hiciv,   alay,   değildir,  
aşağılama,   hakaret   etme   değildir.   Hümor,   çuvaldızı  

155

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

kendine batırırken,   başkalarına   da   iğneyi   batırmaktır.  
Hümor,  gülebilmek  ve  güldürebilmek  demektir.  

Muallimoğlu,   Türk   siyasetçilerindeki   bir   numaralı  
eksiklik   olarak,   hümor   hissini   gösterir.   Türk   politikacıları  
hümor   hissine   sahip   olduklarında,   üstat   da   bahtiyar  
olacaktır.  

Bilirsiniz,  Trakya  bölgemizde,  konuşurken  “H”  harfi  
yutulur.   “Hayat”   kelimesi   “ayat”   olur,   “hayvan”   kelimesi  
“ayvan”,   “hakan”   “akan”,   diye   söylenir.   Meclis   kâtip  
üyelerinden   Edirne   milletvekili   Şadan   Bey,   Başkanlık  
Kürsüsünden   yine   kendi   partisinden bir milletvekilinin
ismini,   önergelerde   imzası   olsun   olmasın,   yerli   yersiz  
okurdu.   Şadan   Bey   tarafından   sürekli   ismi   okunan   kişi,  
Kastamonu   milletvekili,   Hadi   Bey   idi.   Hadi   Bey,   dünya  
tatlısı   bir   insandı   ve   bana   bu   anekdotu,   bizzat   kendisi  
gülerek   anlatmıştı.   Aynı   anekdotu,   yüzündeki   muzip  
ifadeyle   Şadan   Bey’den   de   dinlemiştim.   İşte,   hümor   hissi,  
bu iki milletvekilinde de mevcuttu.

156

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SEGUEELA’NIN  10  ALTIN  ÖĞÜDÜ
Fransız   siyasal   reklamcı   Jacques   Seguela,   1991  

yılında   ANAP’ın seçim   kampanyasını   hazırladı.  
Seguela’nın,   “Anneme   reklamcı olduğumu   söylemeyin,   o  
beni   genelevde   piyanist   sanıyor”   adlı kitabı   ve   ANAP’ın  
seçim   kampanyasını   hazırlaması   (büyük tartışmalara  
sebep   olmuştu),   ülkemizde,   siyasal   reklamcılığın
tanınmasını  sağladı.  Seguela’nın  ülkemize  gelmesi  ile  Türk
siyasal  reklamcılığı  büyük  bir  ivme  kazandı.  

Bu   satırların yazarı,   Seguela’nın   içinde   yer   aldığı  
tartışmalar   sayesinde   bu işlere   merak   salmış,   siyasal  
reklamcılık   alanını   daha   yakından takip etmeye
başlamıştır.

Büyük   Usta’nın   10   altın   öğüdünü   sizlerle  
paylaşmak   istedim. Bu   öğütler,   daha   çok   parti   liderlerini  
ilgilendirse de, siyaset yapan herkesin bilmesi gereken
öğütlerdir.
- Seçimleri  ideoloji  değil,  lider  kazanır.
- SEÇİMLERDE   GEÇMİŞ   İÇİN   DEĞİL,   GELECEK İÇİN   OY
VERİLİR.
- Oy umut  için  verilir,  program  için  değil.
- Seçim,  siyasal  değil,  psikolojik  bir  olaydır.
- Devlet   adamı   olmak   isteyen   her   siyasetçi   kendi
efsanesini geliştirmelidir.
- Lider,  bağımsız  kişiliğini  vurgulamalıdır.

157

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

- Devlet   adamı   ülkesinin   yapısını   yansıtmalı,   bugünden
yarını  temsil  etmelidir.
- Lider,   ülke   içi   imajı   kadar,   dış   imajına   da   önem   vermeli
ve  dış  imajını  geliştirmelidir.
- Seçimi   lider   kazanır   ama   yalnız   olmadığı
unutulmamalıdır.   Politika   dışı   ilişkilere   de   önem
vermelidir.
- Zamana zaman tanımak  gerekir,  lider  orta  ve  uzun vadeli
düşünmeli  ve  bunları  yansıtabilmelidir.

158

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

OYUNU   KURALINA   GÖRE   OYNAMALI MIYIZ?(SİYASETTE  
HİLE)

Siyasetin   bir   mücadele   olduğunu   daha   önce  
defalarca   söyledik.   Sadece   rakiplerinizle   değil,   kendi  
arkadaşlarınızla   da   mücadele   edersiniz.   Bu   mücadelede  
herkes   bir   adım   öne   geçmek   ister.   Görevler   için,  
makamlar  için  büyük  bir  rekabet  içerisine  girilir.

Mücadele  ederken,  kural  dışına  çıkılmalı,  bel  altına  
vurulmalı  mıdır?  Oyun  dışına  çıkan  da,  bel  altına  vuran  da  
çoktur.   Fısıltı   propagandası,   bel   altına   vurmanın   en   tipik  
örneklerinden   birisi,   en   kolay   yoludur.   Başka   pek   çok  
senaryo  yazılabilir,  pek  çok  tuzak  kurulabilir.

Hangi   partiden   olursa   olsun,   yasak   ilişki,   siyasetçi  
için,  her  zaman  kötü  sonuçlar  doğurur.

15 yıldır   siyaseti   içinden   gözleyen   birisi   olarak,
yalan  dolanla,  hile  hurdayla,  bel  altına  vurma  ile  yapılan  
kirli  siyasetin,  yapana  bir  hayır  getirdiğini  görmedim.  

Belki,   kısa   vadede   küçük   kazançlar   sağlayabiliyor  
ancak,   uzun   vadede,   mutlaka   yapana   dönen   bir silah
halini   alıyor.   Günümüzün   dijital   dünyasında,   pisliklerin  
ortaya   saçılması   öyle   kolay   ki.   Bir   anda   kendinizi   şantajcı,  
yalancı,  şikeci,  iftiracı  konumunda  bulabilirsiniz.

Abraham   Lincoln   bir   konuşmasında   şöyle   diyor:  
“Eğer   vatandaşlarımın   güvenlerini   kötüye   kullanacak  
olursam,   onların   sevgi   ve   itimatlarını   tekrar   kazanmama  

159

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

imkân   yoktur.   Evet,   herkesi   bir   zaman   için  
aldatabilirsiniz,   hatta   bazılarını   her   zaman   da  
aldatabilirsiniz. Fakat herkesi her zaman
aldatamazsınız.”

Siz,   siz   olun,   dürüst   oynayın.   İlahi   adalet   diye   bir  
şey   var   ve   gerçek.   Bugün   olmazsa   yarın,   yarın   olmazsa  
öbür   gün   mutlaka   tecelli   edecektir.   Kendi   tabutunuzun  
çivilerini  kendiniz  çakmayın.

160

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

KALPTEN  DOSTLAR,  DİLDEN  DOSTLAR
Siyaset,   düşman   kazandırır.   Siyasetteki dostlar,

kalpten dost   değil,   dilden   dost   olurlar.   10   dakika   içinde,  
10   ayrı   kişiye,   10   farklı   yalan   söyleyen   çok   siyasetçi  
gördüm.   40   yıllık   arkadaşlarını   satanları,   arkadan  
bıçaklayanları  gördüm.  İşin  içine  adaylık  yarışı  girdi  mi,  her  
şey  değişir,  dostluklar  biter,  nefis mücadelesi  başlar.  

İki   dönem   sonra,   kendisine   rakip   olacak   diye,  
insanların   önünün   kesilmeye   çalışıldığını   gördüm.   Yüzüne  
gülünüp,  arkasından  küfür  edilenleri  gördüm.  Oyun  içinde  
oyun   çevirenleri   gördüm.   Vatandaş   yanındayken   telefon  
edip   bürokrattan   vatandaşın   işinin   yapılmasını   isteyen,  
adam  gittikten  sonra  tekrar  telefon  edip  “sakın  ha  yapma”  
diyenini   gördüm.   40   yıllık   arkadaşı   hakkında   yalan   haber  
yayanını   gördüm.   Kendi   patisinden,   aynı   ilden   milletvekili  
arkadaşı   hakkında,   gazetelere   haber   uçuranını   gördüm.  
Adayları   belirleyen   5   kişilik   ekibin   içinde   yer   almasına  
rağmen,   bir   adaya,   “benim   hiçbir   etkim   yok”   diyebilen,  
tabii   yalan   söylediği   için   kafasını   yerden   kaldıramayanını  
gördüm.  Arkadaşı  aday  olunca,  hasedinden  “hayırlı  olsun”  
diyemeyenini,   hayırlı   olsun   yerine   ancak   yalan   ağızla  
“hayırlısı   olsun”   diyebilenini   gördüm.   Karı   koca   başka  
partilerden   aday   olanını,   kocasına   oy   vermeyen   kadınları  
gördüm.   Genel   başkanı   olduğu   partiye   oy   vermeyenini  
bile  gördüm.

161

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Kimisi  kısmen  başarılı  oldu  ancak  pek  çoğu,  tarihin
çöp   tenekesindeki   yerini   aldı.   Bir   şey   iyi   ise,   iyi,   kötü   ise,  
kötüdür.   Siyaseten   doğru,   siyaseten   yanlış   olmaz.   Doğru  
ya   da   yanlış   olur.   Siz   siz   olun,   doğru   olun.   Dürüst   siyaset  
yapın.   Bugün   değil   belki   ama   yarın   mutlaka  
kazanacaksınız.   Doğru   olanın,   dürüst   oynayanın,   kim   ne  
iftira   atarsa   atsın,   itibarını   hiçbir   zaman   kaybetmediğini  
gördüm.

162

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

STRATEJİ  OLUŞTURMA,  OYUN  KURMA,
Siyaset,   planlama   yapmayı,   strateji   geliştirmeyi,  

oyun   kurmayı   gerektirir.   Tekrar   ediyoruz,   siyasetçi,  
geleceği   düşünen,   geleceği   planlayan   kişidir.   Bir   konuda  
harekete   geçeceği   zaman,   önünü   ardını   iyi   düşünmeli,   ne  
getireceği   ve   götüreceğini   iyi   hesaplamalıdır.   Satranç  
oynar gibi, 3-4  hamle  sonrasını  planlamalı,  dahası,  değişen  
durumlara   göre,   oyun   planını   revize   edebilmeli, B, C, D
planlarına  geçebilmelidir.

Siyaset,   TUTUMLARI   YENİDEN   DEĞERLENDİRME  
üzerine   yapılır.   Siz   bir   hamle   yaparsınız,   rakibiniz   karşı  
hamle  yapar,  siz  ona  karşı  bir  hamle  daha  yaparsınız.  İlk  
hamleyi   yapmadan   önce,   rakibinizin   yapabileceği  
hamleleri   tahmin   edebilir,   hamlesine   karşı   hamlelerinizi  
hesaplayabilirseniz,   bir   oyun   kurmayı   başarabilmişsiniz  
demektir.

Oyunu her zaman kazanamayabilirsiniz, ama
üzerinde   düşünülmüş,   çalışılmış   bir   oyun   planı,  
kazanamadığınız   bir   mücadelede   bile,   size   bazı   faydalar
sağlar.  Şimdi  olmasa  bile,  gelecekte  işinize  yarar.

Somut   örnekler   mi   istiyorsunuz?   Güneyin   küçük  
bir   ilçesinde   belediye   başkanlığı   seçimleri   yapılacaktır.  
Milliyetçi  bir  partiden  adayının  seçimleri  kazanma  ihtimali  
pek   yoktur.   Bir   şeyler   yapması   gerekmektedir.   Düşünür,  
taşınır   ve   bir   çözüm   bulur.   Aday   olduğu   ilçe  

163

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Güneydoğu’dan   göç   almaya   başlamıştır.   Göçle   ilçesine  
gelenleri,   el   altından   örgütler   ve   seçime   2   gün   kala   ilçe  
merkezinde   terör   örgütü   lehine   sloganlar   attırarak  
yürüyüş  yaptırır.  Bu  yürüyüş,  ilçe  halkında  büyük  bir  korku  
oluşturur,   adayımız   da   terör   örgütüne   tepki   oylarını  
toplayarak  seçimi  kazanır.

Dönem   içerisinde   son   derece   başarısız   bir  
başkanlık   sergileyen   bu   arkadaşımızın   sonraki   seçimi  
kazanma   ihtimali   de   kalmamıştır.   Ancak,   taktiksel bir
başarı   elde   edebilir.   Seçimden   önceki   gece,   seçim  
kazanma ihtimali olmayan bir partinin ilçe   başkanına  
benzinlik,   belediye   başkan   adayına   kooperatif   vererek,  
oyların   kendisine   yönlendirilmesini   sağlar.   Ve   yine   seçimi  
kazanmayı  başarır.    

164

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SEÇİM  KAMPANYALARI  SEÇIM  KAZANDIRIR  MI?
Bir   seçim   dönemi   başladığında,   seçmenlerin  

büyük   çoğunluğunun   kime   oy   vereceği   aşağı   yukarı  
bellidir.

Seçmenler,  seçimin  başında  bir  karar  verirler  ve  bu  
kararlarını   kolay   kolay   değiştirmezler.   İşte   bu   yüzden,  
SEÇİM,   SEÇİM   ZAMANLARINDA   KAZANILMAZ,   SEÇİM  
ÖNCESİ  ZAMANLARDA  KAZANILIR.

Peki,   madem   seçim,   seçim   öncesi   zamanlarda  
kazanılıyor,   neden   seçim   kampanyaları   düzenleniyor,  
adaya  ne  faydası  var,  partiye  ne  faydası  var?  Bu  soruya  bir  
kaç   açıdan   cevap   verilebilir.   Öncelikle, henüz,   kime   oy  
vereceğini  netleştirmemiş  kararsızlar  vardır.  Siyasi  partiler  
birbirinden  çok  büyük  farklarla  ayrılmıyorlarsa,  oy  oranları  
yakınsa,   kararsızların   oyları,   seçimin   galibini   belirlemekte  
etkin   olur.   Seçim   kampanyalarının   amacı,   kararsızların  
oylarını  almaktır.

Siyaset,   uzun   soluklu   bir   mücadeledir.   Bir   seçimle  
bitmez.  Her  seçim  kampanyası,  sizin  tanınırlığınıza  katkıda  
bulunur.   Siz,   seçimlere   katıldıkça,   insanlar   sizi   tanırlar.  
Yüzünüze   aşina   olurlar.   Bir   seçimde   kazanma   ihtimaliniz  
olmasa bile,   seçim   kampanyanızdaki   başarınız,   sonraki  
seçimler   için,   şansınızı   artırır.   Önceki   seçimde   başarılı   bir  
kampanya  yapmış,  ses  getirmişseniz,  sonraki  seçimler  için,  
izlemeye   alınırsınız,   parti   içindeki   ve   diğer   partilerdeki  

165

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

rakipleriniz,   parti   büyükleriniz,   diğer   partiler,   siyasi   hesap  
yaparken,   artık   sizi   de   denklemin   değişkenlerine   dâhil  
etmek   zorundadırlar.   Kazanma   ihtimali olmayan bir
partinin  adayı  olarak  seçime  katılıp,  başarı  elde  ederseniz,  
bir   sonraki   seçimde,   kazanma   ihtimali   olan   partilerden  
birinden  adaylık  teklifi  alabilirsiniz.

Yani, iyi   bir   seçim   kampanyası,   size   seçim  
kazandırmayabilir   ama   uzun   sürmesini   umduğumuz  
siyasi   hayatınızda,   mutlaka   büyük   faydasını   görürsünüz.  
Seçim   kampanyaları,   siyaset   merdiveninin   mutlaka  
çıkılması  gereken  basamaklarındandır.

Siyasi   iletişimi   ve   seçim   kampanyalarını  
küçümseyenler,   reklamcılığın   temel   kurallarından   biri  
olan,   “kötü   malın   iyi   reklamı,   o   malı   daha   çabuk   batırır”  
ilkesini  öne  sürerler.  Haklı  olmaya  haklıdırlar.  Kötü  adayın  
reklamını ne   kadar   iyi   yaparsanız   yapın,   başarılı  
olamazsınız   ama   bir   soruya   da   cevap   bulmak   gerekir:  
Hiçbir   işe   yaramadığı   bilimsel   olarak   kanıtlanmış   denge  
bileziğini,  bütün  dünyada  milyonlarca  adet  sattıran  şey  ne  
idi?

166

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SÖZLERİNİZİN   HİÇ   Mİ   ÖNEMİ   YOK?   (ŞEKİL   Mİ ÖNEMLİ,  
İÇERİK  Mİ?)

Nasıl   çekici   olabilirsiniz,   insanları   ikna   etme  
teknikleri  nelerdir,  fotojenik  olmak  için  neler  yapmalısınız,  
güzel   konuşma,   konuşma   yazma,   afişiniz   nasıl   olmalı   gibi  
konularla, hep,   siyasetin   teknik   taraflarıyla ilgilendik.
Aslına   bakarsanız,   bu   tekniklerin   hepsi   sizin   için   gerekli  
olan,   mutlaka   bilmeniz   gereken   şeylerdir.   Siyasetin   gerek  
şartlarıdır.   Siz,   ne   kadar   çekici   olursanız   olun,   ne   kadar  
güzel   konuşursanız   konuşun,   isterseniz   dünyanın   en   iyi  
reklamcıları   ile   en   iyi   halkla   ilişkiler   uzmanları   ile   çalışın,  
seçim  kazanamazsınız.

Nasıl   söylediğiniz   kadar,   ne   söylediğiniz   de   çok  
önemlidir.   Sözlerinizin,   söylediklerinizin,   ideolojinizin,  
felsefenizin,   vaatlerinizin   de,   toplumda   kabul   görmesi,  
onaylanması   gerekir.   Yakışıklı,   çekici, güzel,   güzel  
konuşan,  güzel  giyinen,  ünlü  artizlerimiz,  solcu  olduklarını  
söylerler  ve  her  seçimde  de,  istisnasız  CHP’yi  desteklerler.  
Ne   demek   istediğimi   anladınız   değil   mi,   sadece   zarf   değil,  
mazruf  da  önemli.

167

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SEÇİM  BÜTÇESİ  (PARASI  AZ  OLANLAR  İÇİN)
Parası  çok  olanlar  için  söyleyecek  bir  sözümüz  yok.  

Onlar,   bol   derin   harcasınlar.   Bu   başlık   altında   yazılanları  
okumalarına   gerek   yok.   Çok   parası   olup   da,   bastırdığı  
afişlerde   buldog   köpeğine   benzeyen   çok   aday   adayı  
gördüm.   İmaj   yapacağım   diye,   imajlarını   bir daha
düzeltilemeyecek  hale  sokan  çok  kişiyle  karşılaştım.  

Çok  para  harcamak,  seçim  kampanyanızın  başarılı  
olacağı   anlamına   gelmez.   Paranızı   bu   gerçeğin   farkında  
olarak   harcamalı,   mutlaka   bir   profesyonelden   yardım  
almalısınız.

Seçim   dönemleri,   adayların   yolunma  
dönemleridir.

Direnemezseniz,   tahminlerinizin   çok   çok   üzerinde  
bir   harcama   yapar,   seçim   sonunda   kredi   kartlarını  
ödeyemez  duruma  gelebilirsiniz.  

Seçim   bütçenizi   önceden   planlayın.   Aday   adaylığı  
ve  adaylık  dönemlerini  ayırın.

Giyinme   ile   işe başlayalım.   Sezon   sonu,   indirim  
dönemlerinde,   takım   elbise   sayınızı   artırın.   Fiyatı   bin   lira  
olan  pek  çok takım  elbiseyi,  sezon  sonlarında  200-300 lira
gibi rakamlara alabilirsiniz. Size yeter. Çok   pahalı   takım  
elbiseler,  evet  çok  güzeldirler  ama  sizi  zengin  gösterirler,  
halktan biri yapmazlar.

168

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Bir   fotoğrafçıya   gidip,   seçimler   için   fotoğraf  
çektireceğim  derseniz,  isteyeceği  rakam  bin  liradan  başlar.  
Düşünmeyin,  verin.  Verin  ama  mahallenizin  fotoğrafçısına  
değil,   profesyonel   bir   stüdyo   bulun,   fotoğraflarınızı   da  
profesyonel   bir   fotoğrafçıya   çektirin.   Bütün   kampanya  
materyallerinde   kullanacağınız   en   önemli   görsel  
malzemeniz olacak.

Halen   aday   adayısınız,   abartmayın,   ön   yüzünde  
resminiz,  arka  yüzünde  kısa  özgeçmişiniz  olan  bir  kartvizit
bastırmanız   yeterli   olabilir.   Belki,   az   miktarda   afiş   de  
bastırabilirsiniz.   Size   yaklaşık   maliyeti   yine   2-3 bin lira
civarında  olur.

Bu   dönemde,   etrafınızı   saran   yerel   medya  
çakallarına   mümkün   olduğunca   direnin.   Bırakın  
aleyhinizde  yazsınlar.  Çok  gerek duyarsanız,  2-3  bin  liralık  
haber  yaptırabilirsiniz.

İlçe  ve  il  örgütüne  bağış  yaptınız  mı?  Şimdilik  biner  
lira yeterli olur.

Listeler belirlendi ve siz aday oldunuz. Tebrikler.
Araç   giydirme   bin   lira,   araç   ses   sistemi   bin   lira,  
araçlar  seçim  süresince gezecekler,  yakıt  masrafları  için  5-
6   bin   lira.   Artık   aday   olduğunuza   göre,   afiş,   bayrak,  
broşür,   bastırmalısınız.   Bütün   bunlar   için   komple   4-5 bin
liralık  bir  paket  size  yeter.

169

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Büyük  bez  afişlere  için  de  yine  yaklaşık  2-3 bin lira
vereceksiniz. Kampanya materyallerini   yeterli   sayıda  
yaptırın.  Biterse,  yenilerinin  basılması  24  saati  bulmaz.  Ne
cimrilik  yapın,  ne  müflis  olun.  Az  yaptırsanız,  yeteri  kadar  
tanınamazsınız,   çok   yaptırsanız,   asacak,   verecek   yer  
bulamazsınız,  elinizde  kalır.

Kabataslak bir hesapla,   seçim   bölgenizin  
büyüklüğüne   göre   20   bin   lira   ile   50   bin   lirası   arası   bir  
rakama,   bir   seçimden   çıkabilirsiniz.   Çok   daha   fazla  
harcayanı   gördüm.   Ancak,   daha   azıyla   bir   seçimden  
çıkmanız   mümkün   değil.   Aday   adayı   olduğunuz   anda,  
cebinizden  20  bin  lira  çıkacak.  Aday  olduğunuz  anda  ise  en  
az 50 bin. Haberiniz olsun.

Buraya   kadar   yazdıklarım,   milletvekili   adaylarının  
yapacağı   harcamalar.   Belediye   başkan   adayları   için   de,  
seçim   bölgesinin   büyüklüğüne   göre   benzer   rakamlar  
ortaya   çıkacaktır.   İl   genel   meclisi,   ya da belediye meclisi
üyeliğine   adaysanız,   sadece   bir   kartvizit   bastırarak  
durumu idare edebilirsiniz.

Unutmamanız   gereken   şey   şu:   Her para isteyene
para   vermeyin.   Her   para   isteyenin,   istediği   rakamı   da  
vermeyin.

Gerçekten   faydalı   olacaksa,   yaptırın.   Araştırın.  
Daha   ucuza,   daha   kaliteli   yapacak   başka  yerler   mutlaka  
vardır.

170

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

171

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SEÇİM  KANUNLARI
Bir  siyasetçi  adayı  iseniz,  seçimlerle  ilgili  kanunları,  

kıyısından,  köşesinden  de  olsa,  bilmeniz  gerekir.
- 298   sayılı   Seçimlerin   Temel   Hükümleri   ve   Seçmen  
Kütükleri  Hakkında  Kanun,
- 2839  sayılı  Milletvekili  Seçimi  Kanunu,
- 2972   sayılı   Mahalli   İdareler   ile  Mahalle  Muhtarlıkları   ve  
İhtiyar  Heyetleri  Seçimi  Hakkında  Kanun  ve
- 2820  Sayılı  Siyasi  Partiler  Kanunu,
en  azından  1-2  kere  okumanız  gereken  kanunlardır.  Seçim  
takviminde   yapılacakları   ve   seçim   yasaklarını   özellikle,  
daha  bir  dikkat  ederek  okumalı,  öğrenmelisiniz.

172

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

SANDIĞA  SAHİP  ÇIKAN  SEÇİMİ  KAZANIR
Siz, siz olun, seçim   sandığını,   rakiplerinizin,   rakip  

partilerin  inisiyatifi  ne  bırakmayın.  Seçimi  kaybedersiniz.
Oy   verme   işlemi   başladığı   andan   başlayarak,  

sandıkta   mutlaka   bir   temsilciniz   bulunsun.   Bu   temsilcinin  
görevi,   oy   pusulaları   ve   seçim   tutanakları   ilçe   seçim  
kuruluna   teslim   edilmeden,   ilçe   seçim   kurulundan   ilgili  
tutanağın  bir  örneği  alınmadan  da  sona ermesin.

Tabii,  sandık  görevlisi,  ilçe  seçim  kurulundan  alınan  
tutanak   örneğini,   ilçe   başkanlığına   teslim   etmeden   evine,  
yatmaya   da   gitmeyecek.   Sandık   görevlilerinizi,  
müşahitlerinizi   iyi   bir   eğitimden   geçirin   ve   olabilecek  
olaylar   hakkında   bilgilendirin.   Görevlilerinizin   iaşesini  
karşılamayı   unutmayın,   zaman   zaman   sandıkları  
dolaşarak,  onları  motive  edin,  morallerini  yüksek  tutun.  

Oy   vermenin   bitmesi   ve   sayımın   başlamasından,  
sayım   tutanaklarının   ilçe   seçim   kurullarına   teslim  
edilmesine kadar olan süre,  seçimdeki  en  kritik  süredir.  

Ne   yapılacaksa,   bu   süre   içerisinde   yapılır.   Hava  
kararmıştır,  görevliler  yorulmuş,  acıkmıştır,  bir  an  evvel  iş  
bitsin,  eve  gidelim  havasındadırlar.  Manipülasyon  için  her  
türlü   ortam   mevcuttur.   Bu   yüzden   en   dikkat   edilmesi
gereken   zamandır.   Seçim   mevzuatını   bilen   iyi   bir   ekiple  
çalışılmalı,   itirazlar,   vakit   geçirilmeden   anında   yapılmalı,  
peşi  bırakılmamalı,  ısrarla  talip  edilmelidir.

173

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

174

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Bütün,   parçaların   toplamıdır   ve   bütün,   kendisini   teşkil
eden   parçalardan iyi olamaz. O halde, ben diyorum ki,
demokratik   bir   sistemin   nasıl   işlediğini   anlamak
istiyorsanız,  parçalarına  bakınız.
Adlai Stevenson
MECLİS  MİLLETİN  AYNASIDIR

Bu  bölüm,  Türkiye  Büyük  Millet  Meclisi’nin  işleyişi,  
milletvekillerinin   çalışma   biçimleri,   danışmanları,  
maaşları,   siyasi   etik   gibi   konularla   ilgilidir.   Anılarla  
bezenmiş  kişisel  görüşlerden  ibarettir.  

Aktarılmaya  çalışılan  şey;  saf  tecrübedir.  
Meclis   ve   milletvekilleri   hakkında   herkesin   biraz  
bilgisi, doğru   yanlış   bir   fikri   vardır. Ancak, fiili olarak
durum ne, milletvekilliği   nedir,   ne   değildir,   milletvekilleri  
ne  iş  yapar, kimse tam olarak bilmez.
Aslına   bakarsanız,   milletvekilleri   bile,  
milletvekilliğinin  ne olduğunu  tam  olarak  bilmezler.  Çünkü  
her milletvekilinin kendi  tarzı, kendi  çalışma  biçimi  vardır.  
Kimisi yasama faaliyetlerine   ağırlık   verirken,   kimisi  
vatandaşların  taleplerini yerine getirmekle ilgilenir. Kimisi
de   seçim   bölgesinin   okul hastane   gibi   işleriyle   meşgul  
olur.
Siyaseti   zayıflatarak   kendi   durumlarını  
güçlendirmek isteyen   kişi   ve   kurumların,   medyanın   da  
gönüllü   desteğiyle oluşturduğu   kötü   bir   Meclis   ve  

175

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

milletvekili   imajı   mevcuttur. Milletvekillerinin de, bu
imajın  oluşmasında,  kuşkusuz  katkıları vardır.

Bilgilisini,   bilgisizini,   şark   kurnazını,   kasaba  
politikacısını,   iyi niyetlisini,   kötü   niyetlisini,   işinin   ehli  
olanını,   4   sene   vekillik yaptığı   halde   işi   bir   türlü  
öğrenemeyenini,   namuslusunu, çapkınını,   doğrucusunu,  
yalancısını,   iktidarını,   muhalefetini, zenginini,   borç   içinde  
yüzenini,   milletvekili   olduktan   sonra servetini
kaybedenini,   kredi   kartını   ödeyemeyenini,   cimrisini,
bonkörünü  hepsini  gördüm.

Kanaatim   şudur:   Milletvekilleri   uzaydan  
gelmezler. Bizim içimizden   seçilirler,   bizden   birisidirler.  
Aday listelerini genel   başkanlar   belirlemiş   ya   da  
önseçimle   belirlenmiş, hiç   fark   etmez.   Toplum   neyse,  
milletvekili de odur. Aynen bizim   özelliklerimizi   taşır.  
Bizim   kadar   dürüst,   bizim   kadar çalışkan,   bizim   kadar  
yalancı.   Ancak   bizim   kadar,   daha fazla   değil.   Meclis   bir  
aynadır,  bizim  aynamız,  milletin aynasıdır.
Türkiye  Büyük  Millet  Meclisi’nin  görevleri  nelerdir?

Bir miktar teorik bilgi vermekte fayda var. Hani
hepimiz her şeyi  biliyoruz  ya,  aslında  pek  çoğumuz  hiçbir  
şey   bilmeden, fikir   sahibi   ve   hiçbir   şey   bilmeden   karar  
veriyor.   Meclisin   ne   iş yaptığını,   kanunların   nasıl  
yapıldığını   önce   teorik   olarak,   sonra da kendi
cümlelerimizle  anlatalım.

176

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Meclis  ne  iş  yapar? KPSS  sorusu  gibi  oldu  değil  mi?
O  zaman  cevap  da  KPSS  cevabı  gibi  olsun:  

Anayasa’nın   87. Maddesine   göre,   Türkiye   Büyük  
Millet  Meclisi’nin  görev ve yetkileri genel olarak;
- Kanun  koymak,  değiştirmek  ve  kaldırmak;
- Bakanlar  Kurulunu  ve  bakanları  denetlemek;
- Bakanlar   Kuruluna   belli   konularda   kanun   hükmünde
kararname  çıkarma  yetkisi  vermek;
- Bütçe   ve   Kesinhesap   kanun   tasarılarını   görüşmek   ve
kabul etmek;
- Para  basılmasına  ve  savaş  ilânına  karar  vermek;
- Milletlerarası   andlaşmaların   onaylanmasını   uygun
bulmak,
- Türkiye  Büyük  Millet  Meclisi  üye  tam  sayısının  beşte üç  
çoğunluğunun   kararı   ile   genel   ve   özel   af   ilânına karar
vermektir.

Yani   kısaca   ve   sadeleştirilmiş   olarak,   kanun
yapmak ve hükümeti   denetlemek   Meclisin   görevidir.  
Ancak pratikte denetim   yetkisinin   kullanılması   pek   de  
mümkün  olamamaktadır. Denetim meselesine daha sonra
geleceğiz.
Kanun  tasarı  ve  teklifleri  arasında  fark  var  mı?

Tasarı  ile  teklif  arasındaki  fark,  toplumda,  Meclisle  
ilgili en  fazla  karıştırılan,  en  fazla  yanlış  bilinen  konulardan  
bir tanesidir.   Üstelik   bu   karışıklık   sadece   toplumda  

177

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

değildir. Konu   ile   doğrudan   ilişkili   olan   pek   çok   kesim   ve  
kişi  de  tasarı ile teklif arasındaki  farkı  bilmez.  Parlamento  
muhabirliği   yapmamış   gazeteciler bilmez, Meclis
çalışanları  bilmez,  hatta milletvekillerinin  çoğu  bilmez.

Kısaca   ifade   etmek   gerekirse,   Bakanlar Kurulu
tarafından imzalanarak   Meclis   Başkanlığına   sunulan  
tekliflere   “Kanun Tasarısı”   denir. Milletvekilleri
tarafından   hazırlanarak   Meclis Başkanlığına   sunulan  
tekliflere ise “Kanun  Teklifi  .”

Tasarı   ve   teklifle   karıştırılan   diğer   bir   kavram  
kanun   taslağıdır. Kanun   taslağını   herkes   hazırlayabilir.  
Bakanlıklar,   sivil toplum kuruluşları,   tek   tek   vatandaşlar.  
Ama  taslaklar,  en  çok bakanlıklar  tarafından  hazırlanırlar.  
Bakanlık   bürokratları tarafından   hazırlanan   taslaklar,
Bakanlar   Kurulu   tarafından imzalanırsa,   tasarı   halini   alır.  
Sivil   toplum   kuruluşlarının hazırladıkları   taslaklar da,
dikkate   alınan,   kanun   yapma çalışmalarında   faydalanılan  
çalışmalardır. Ha, sizde herhangi bir konuda, bir taslak
hazırlayabilirsiniz. Kişisel   olarak   veya   bazı   ülkelerde  
olduğu  gibi  belli  sayıda  imza toplayarak  taslağınızı  Meclis  
Başkanlığına   sunma   imkânınız yoktur.   Yapmanız   gereken  
şey,   bir   milletvekili   bulup,   taslağınızı ona kabul ettirmek
ve   onun   imzasıyla   Meclis   Başkanlığına sunulmasını  
sağlamaktır.
Kanun  nasıl  yapılır?

178

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Tasarı   veya   teklif   Meclis   Başkanlığına   geldiğinde,  
Meclis Başkanlığınca   ilgili   ihtisas   komisyonuna   havale  
edilir. Meclisin   mutfağı,   esas   iş   üretilen,   işin   kotarıldığı  
yer, ihtisas komisyonlarıdır.   Milletvekilleri,   uzmanlık  
alanlarına  göre komisyonlarda  görev  alırlar.  

Meclisin   en   önemli   komisyonu Plan   ve   Bütçe
Komisyonudur.   Akçeli   işler,   Plan   ve   Bütçe Komisyonunda
görüşülür.  Adalet,  Anayasa,  Sağlık,  Sanayi  ve Ticaret,  diğer  
önemli   komisyonlardır.   İşi   en   ağır   olan   komisyon Plan ve
Bütçe   komisyonudur.   Özellikle   bütçe   yapım   sürecinde
geceli  gündüzlü  çalışır.

Partiler   komisyonlarda   milletvekili   sayılarına   göre  
temsil edilirler. Yani, komisyonlarda da, iktidar
partisinin/partilerinin hâkimiyeti  söz  konusudur.

Tasarı   veya   teklif   komisyona   geldiğinde,   gerekirse  
komisyon üyelerinden  oluşan  bir  alt  komisyon  kurulur.  Bu
komisyon bir rapor  hazırlar  ve  üst  komisyona  sunar.

Komisyonlar,   gelen   tasarı   veya   teklif   üzerinde   her  
türlü   tasarruf hakkına   sahiptir.   Aynen   kabul   edebileceği  
gibi, tamamen de değiştirebilir.   Komisyon   tarafından  
tasarı   ve   teklif   üzerinde bir rapor hazırlanır.   Tasarı   veya  
teklifin metni, komisyon tarafından  yeniden  yazılır.

Komisyon teklif ya da tasarı   ile   ilgili   görüşmeleri  
tamamlayınca, bir “sırasayısı”   oluşturulur.   Bu  
sırasayısında   hükümetten gelen   tasarı, milletvekillerinin

179

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

benzer teklifleri, komisyonda yapılan   görüşmeler,   alt  
komisyon   tarafından   hazırlanan rapor, komisyon
üyelerinin   varsa   itirazlarını   içeren   muhalefet şerhleri   ve  
nihayet komisyon  tarafından  kabul  edilen  metin bulunur.
Sırasayısı,   Meclis   matbaası   tarafından   basılarak   bütün
milletvekillerine  dağıtılır.

Tasarı   ve   teklifler   komisyonlar   tarafından  
görüşülüp   rapora bağlandıktan   sonra,   Genel   Kurul’da  
görüşülmeyi   beklemeye başlarlar. Genel Kurul
görüşmeleri   komisyon   tarafından   kabul   edilen metin
üzerinden  yapılır.

Meclis   gündemi,   Meclis   Başkanı   ve   Siyasi   Parti  
Grup Başkanvekillerinin   oluşturduğu   Danışma   Kurulu  
tarafından belirlenir.  Anlaşma  sağlanırsa  ne  âlâ,  belirlenen  
gündem hızlıca  görüşülür.  Ancak,  muhalefetin  karşı  çıktığı  
tasarı  ve teklifler  olursa,  içtüzükten  kaynaklanan  bir  takım
haklarını kullanarak   görüşülen   tasarı   ve   teklifin Meclis
Genel Kurulundan   geçerek   kanunlaşmasını   engellemeye  
çalışır.

Kanunu iktidar partisi yapar
Aklımızda   kalması   gereken   şey   şu:   iktidar patisi

istemeden Meclis’ten  kanun  çıkmaz.  Ve  çıkan  kanunların  
yüzde   90- 95’i   bürokrasi   yani   bakanlıklar   tarafından  
hazırlanır.  Bu  son derece normaldir. 300-500 maddelik bir

180

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

tasarı  ya  da  taslağın oluşması  için  geniş  bir  bilgi  birikimi  ve  
geniş   bir   ekip   gerekir. Böyle   ekipler   ancak   bürokraside  
bulunur. MECLİS,   YANİ MİLLETVEKİLLERİ,   BÜROKRASİ  
TARAFINDAN YAPILMIŞ   BU   ÇALIŞMALARA   SON   ŞEKLİNİ  
VERİR. SİYASETİN   BAKIŞ   AÇISINI   ORTAYA   KOYAR,   BİR
NEVİ  DAMGASINI  VURUR.  

Aslında   bürokrasi   tarafından hazırlanan   taslaklar  
da,   yine   siyasi   iktidarın   talimatıyla hazırlanmış,   siyasi  
iktidarın  görüşlerini  içeren  taslaklardır. Bütün  bu  süreç  bir  
sarmal   gibi,   sonuçta   seçim   kazanmış siyasi   partiye   çıkar.  
Seçimi   kim   kazanmışsa,   bürokraside   de, TBMM’de   de  
onun   dediği   olur.   Tabii,   tek   başına   kazanmış olması  
şartıyla.

Eğer   koalisyonlar   varsa,   işte   o   zaman   işin   içine   bir  
sürü   başka değişken   girer.   Bir   sürü   pazarlık   yapılır,  
karşılıklı   restleşmeler olur,   tavizler   verilir.   Peki,   doğruya  
ulaşılabilir   mi?   Hemen hemen   hiçbir   zaman   tam   olarak  
ulaşılamaz.   Verimsiz   bir çalışma   olur,   Meclis’ten   doğru  
dürüst  kanun  çıkmaz.

Tek   parti   iktidarının   –doğrusu   tek   başına   iktidar  
olmuş   siyasi partinin-kanun   yapmadaki   bu   ağırlıklı  
konumu,   sürekli eleştirilir.   Demokrasi   ile   bağdaşmadığı,  
diktatörlüğe   ya   da padişahlığa   yol   açtığı,   iktidar   partisine  
oy vermeyenlerin haklarının   hiçe   sayıldığı   falan   söylenir.  
Tüm   bu   söylenenler bile,   aslında   birer   demokratik  

181

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

denetim unsurdur ve iktidar partisini   anayasal   sınırların  
içinde  kalmaya  zorlar.

Tüm   bunlarla   birlikte,   Anayasa   Mahkemesi  
denetimi, Meclisin Anayasaya   aykırı   kanun   yapmasını  
engeller. Fren denge mekanizmalarının   iyi   kurulması,  
böyle  sıkıntıları  büyük  oranda ortadan  kaldırır.  

182

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

MUHAFAZAKÂRLIK  NE  DEMEKTİR?
Ak   Parti’nin   hükümet   olma,   gerçek   iktidar   olma  

yolunda yürüttüğü  strateji,  tam  olarak  “muhafazakâr”  bir  
partinin izleyeceği   stratejidir. Geçen   10   yıllık   süreç,  
muhafazakârlığı   dini   bir   kavram,   dini   bir referans ya da
gönderme   zannedenlere,   muhafazakâr   düşünce tarzının  
aslında   ne   olduğunu   çok   açıklayıcıdır.   Ak   Parti’den aday
adayı   olup,   mülakatlarda “muhafazakâr   demokrasi   ne
demektir?”   sorusuna   verecek   cevap   bulamayanlar   için,  
küçük bir  hizmette  bulunalım.

Muhafazakârlık,   bizi   biz   yapan   değerlere   saygılı  
olmanın yanında, toplumu ve devleti zamana yayarak,
bir  süreç içerisinde  dönüştürmeyi  hedefler. Ak Parti, 2002
yılında   iktidar   olunca,   başkaları   ne   söylediler, hatırlayın,  
“iktidar  oldular  ama  hükümet  olamayacaklar.” Bazıları,  Ak  
parti’nin   hemen   bir   çırpıda   bütün   iktidarı   ele geçirip,  
bütün   sorunları   çözmesini   bekledi.   Başörtüsü   sorunu,
asker sorunu,   yargı   sorunu,   YÖK   sorunu,   medya   sorunu,  
meslek liseleri   sorunu   hemen   bir   günde   çözülecek,   asker  
hükümetin emrinde olacak, meslek liselerine uygulanan
katsayı  kalkacak sanıldı.  

Eğer   AK   parti,   iktidara   geldiğinin   ertesi   günü
bunları yapmaya   kalksaydı,   “devrimci”   bir   parti   olurdu.
Muhtemelen  de,  bir  darbe  ile  alaşağı  edilirdi.

183

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Dönüşümü  10  yıl  içinde  yaptığı  için  “muhafazakâr”  
olarak nitelendiriliyor   ve   kendisini   de   öyle   tanımlıyor. Bu
dönüşümü,  devrimle,  bir  günde,  6  ayda,  bir  yılda,  yani  kısa
bir   süre   içerisinde,   kan   dökmeden   yapmak   mümkün  
değildir. Bir   günde   yapıldığı   zaman,   Fransız   ihtilâlında
olduğu  gibi, Ekim  devriminde  olduğu  gibi,  27  Mayıs  ve  12  
Eylülcülerin yaptığı   gibi,   demokrasiye   değil,   diktatörlüğe  
ulaşılır.   Yani, devrimci   düşünce   tarzıyla   demokrasiye  
ulaşmak   mümkün değil.   Ancak   ve   ancak,   kan   ve   ölüm,  
baskı  ve  şiddet,  işkence  ve zulüm  getiriyor  devrim.

184

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

VEKİL  TİPLERİ
Taşra  siyasetçisi

Ya   da   kasaba   politikacısı.   Genelde   olumsuz  
anlamda   kullanılır. Kasaba   politikacısı  deyimi,   “siyasi   rant  
uğruna  her  türlü numarayı  çeken”  kişileri  tarif  eder.  Ama  
esas itibariyle, çekirdekten   yetişmiş,   vatandaşla   çok   iyi  
iletişim   kurabilen, yeri   geldiğinde   nabza   göre   şerbet  
verebilen,   teşkilatların her   kademesinde   çalışmış,   kıvrak  
zekâlı,   etik   değerleri   çok önemsemeyen   politikacı   tipini  
ifade   eder.   Pek   makbul   değildir, ama   politikacı   esnafının  
çoğunda   bu   özellik  vardır.   Bu   tür adamlar, Hacca gitseler
bile,   söyledikleri   ufak   tefek   yalanlara “siyaseten   yalan”  
ibaresi  ile  meşruiyet  kazandırmaya  çalışırlar.

-Aç   parantez- İşin   doğrusu,   bazı   konularda  
seçmene   doğru söylediğiniz   zaman   büyük   bir   halkla  
ilişkiler   yanlışına   imza atmış   olursunuz.   Vatandaş   sizden  
doğruları   söylemenizi   değil, duymak istediklerinizi
söylemenizi   beklemektedir.   –kapa parantez. Birisine
“Artık   devlet   dairesine   torpille   adam   almıyorlar,   KPSS
sınavından   aldığınız   puana   göre,   hakkaniyete   göre  
yerleştirme yapılıyor”   derseniz,   size   inanmayacak,   karşı  
tavır   alacaktır.   Ama “Çok   zor   ama   ben   araştıracağım,   bir  
yer   bulmaya   çalışacağım, gücüm   nispetinde   senin   işini  
çözmeye  çalışacağım”  derseniz, sizden iyisi olmaz.

185

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Bir   gün   yaşlı   bir   amca   gelmişti.   KPSS’den   70   puan  
alan   oğlunun işe   yerleştirilmesini   istiyor,   işe   girmenin  
kendi  oğlunun  hakkı olduğunu,  çünkü  çok  fakir  olduklarını  
söylüyordu.   Adamcağıza, şöyle   bir   soru   sordum.   “Peki,
amca, senden daha fakir olan ve 95   puan   alan   çocuğa  
haksızlık   etmiş   olmaz   mıyız?”   Bu   soruya verecek cevap
bulamamıştı.

Vatandaş   sizden   doğruluk,   dürüstlük,   hakkaniyet
beklememektedir.   Vatandaş   sizden,   kendisi lehine
haksızlık yapılmasını,   puanı   az   olmasına   rağmen,   yüksek  
puanlıların önüne   geçirmesini   beklemektedir.   Yani,   bir  
yerde kasaba politikacısı   olmak   zorundasınız,   seçmenin  
istediği  gibi  konuşmak zorundasınız.  Aksi  halde  politikacı,  
siyasetçi  olamazsınız. Olsanız  da,  tutunamazsınız.

Bütün   bu   olumsuz   nitelendirmelere   karşılık,   siyasi  
partilerin yükünü,   kasaba   siyasetçileri   çekerler.   Onlar  
siyaset   esnafı olarak,   vatandaşla   ilişkilerde   en   ön  
sıradadırlar.   Çünkü   ayakta kalabilmeleri,   vatandaş  
desteğine   bağlıdır   ve   vatandaşın her   işine   koştururlar.  
Gelene   yemek   ısmarlarlar,   devlet dairelerindeki   işlerini  
hallederler,   düğünlere,   cenazelere giderler, her hafta
sonu   seçim   bölgelerine   giderek   çarşı-pazar, esnaf
gezerler. Siyasetin  yereldeki  yükünü  bu adamlar çekerler.
İlçe   binasının   kirası   da,   telefon   faturası   da,   çay-kahve
giderleri   de   bunların   üzerindedir.   Evet,   belki,   kanun  

186

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

yapma sürecinde   çok   etkin   değillerdir   ama   siyasetin
halkla   ilişkiler kanadı   onların   sırtına   yıkılmıştır   ve  
onlardan sorulur. Onlar siyasetin   hamallarıdır.   Üstüne  
üstlük   bir   de   “taşra   politikacısı, siyaset   esnafı”   falan   diye  
aşağılanırlar.
Bürokrat  milletvekili

Her  partinin  belli  konularda  uzman  kişilere  ihtiyacı  
vardır. Bu   tür   uzman   ihtiyacı,   genelde   bürokrasiden  
devşirilir.  Eski büyükelçiler  milletvekili  yapılır,  partinin  dış  
politika  anlayışı üzerinde  bunlara  söz  verilir,  dış  politikaları  
bunlar  şekillendirir. Eski  maliyeciler  vergi  politikaları,  eski  
hazineciler ekonomi politikaları   üzerinde   fikir beyan
ederler.

Bürokrat   milletvekillerini   vatandaş   pek   tanımaz.  
Onlar da vatandaşı   tanımazlar.   Vatandaşla   ilişkileri  
zayıftır.   Bir   yere, bir   toplantıya   gittikleri   zaman   sıkılırlar.  
Mecbur  olmadıkça teşkilat  faaliyetlerine  katılmazlar.  Reel  
piyasayı,   piyasanın işleyişini   bilmezler.   Özel   sektörün  
zorluklarından   haberleri bile yoktur. Ama onlara
sorarsanız,   her   şeyi   kendileri   bilirler ve kendileri ne
diyorsa  öyle  olmalı,  öyle  yapılmalıdır.  Bütün bu bildiklerini
devlette   öğrenmişler,   var   olduğunu   iddia ettikleri
melekelerini devlet sayesinde kazanmışlardır   ama
nedense kendilerini devletten de, siyasetten de,
vatandaştan   da üstün   görürler.   Hele   hele   yıllarını  

187

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

teşkilatlara   vermiş   kasaba politikacıları,   onların   ancak  
ayağının  tozu  olabilir.

Siyaset   için   faydalı   mıdırlar,   evet,   dozunda  
oldukça, tadında bıraktıkça   siyaset   ve   siyasi   partiler   için  
faydalıdırlar.   Sonuçta, devletin   işleyişini   bilen   insanlara  
ihtiyaç   vardır. Bu   tür   adamların,   hele   emeklilerinin   bir  
handikapları   vardır   ki, mesela   CHP’ye   büyük   zarar  
vermektedir. 70-80   yaşına   gelmiş, birkaç   kuşak   eskide  
kalmış   adamlar,   tekrar   ve   tekrar   milletvekili yapılmakta,  
haliyle  parti  politikaları  da  birkaç  kuşak  eskinin politikaları  
olarak devam etmektedir.
Eski fikirler geçmişte  işe  yarıyordu.
Anonim

Siyasetin   sihri   değişimdedir.   Vatandaş   değişim
istemekte, değişim   vaat   eden   siyasi   partiler   başarılı  
olmaktadırlar.   Var olanın   değişmesi,   mevcudun  
yenilenmesi,   daha   iyi,   daha   büyük, daha   müreffeh,   daha  
özgür   bir   ülke,   iyi   bir   gelecek   vaadi.   Kötü olanın  
değiştirileceği,   yerine   iyi   olan   yeninin   getirileceği   vaadi.
Siz,   eski   adamlarla   yeni   adına   bir   şey   söyleyemeyeceğiniz
için,  değişim  de  vaat  edemezsiniz.  Hani,”CHP  neden  seçim
kazanamıyor”   sorusunun   cevaplarından   birisi   de   işte  
budur. CHP, eski adamlarla, 70-80   yaşında   adamlarla,   ne  
vaat ederse etsin, inandırıcı  olamaz,  kimseyi  değişime  ikna  
edemez, tabii, seçim  de  kazanamaz.

188

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Polemikçiler-laf  atıcılar
Bir  kısım  vekiller, ağızları  laf  yaptığı   için  listelerde  

yer   alırlar. Görevleri   diğer   parti   sözcülerinin   ileri   sürdüğü  
iddialara cevap vermek,  karşı  iddialarla  onları  alt  etmektir.  
Bunlar daha ziyade televizyon   programlarında   boy  
gösterirler.   Siyasi   rakipleri   ile polemik   (söz   dalaşı)  
yaparlar.   Birinin   ak   dediğine   diğerinin kara demesi son
derece normaldir.

Polemikçi   vekiller,   parti   politikalarının, parti
görüşlerinin topluma   kabul  ettirilmesi,   bir   konu  hakkında  
kamuoyu oluşturulması,   oluşmuş   algıların   değiştirilmesi  
gibi  önemli görevleri  ifa  ederler.  

Rakibin   söylediği   sözü   ya   da   davranışı yeniden
tanımlarlar.   Bir   iddiayı   alır,   başka   bir   bakış   açısıyla
yeniden   yorumlar   ve   yepyeni   bir   anlam   kazandırırlar.
Amaç,   kendi   partilerinin   savunduğu   görüşlerin   doğru  
olduğunu, daha  iyi  olduğunu  kanıtlamaktır.

Laf   atıcılar   ise,   Genel   Kurulda   oturur,   rakip  
partiden   kürsüye çıkanların   konsantrasyonunu   bozmak  
için   sürekli   laf   atarlar. Bazıları   zekice,   bazıları   kabaca,  
bazıları   terbiyesizce konuşmacıya   müdahale   ederler.  
Amaç,  konuşmacının sözlerine  karşı  çıkma  değildir.  Amaç,  
kürsüdeki   konuşmacıyı, konuşamayacak,   söyleyeceklerini  

189

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

bir   bütünlük   içerisinde   ifade edemeyecek noktaya
getirmektir.
Kaldır-indirciler

Genel   Kurulda   oturur   ve   kaldır   indir   yaparlar.  
Kabul edenler etmeyenler… Görüşülen   konu   ile   ilgili   bir  
bilgileri yoktur. Deseniz   ki,   “Kalk,   şu   görüşülen   kanun  
hakkında  2  dakika konuş”,  çoğu  zaman  kanunun  adını  bile  
bilmezler. Grup başkanvekili   elini   kaldırır,   ellerini  
kaldırırlar.  Ya  da  elektronik oylamada  ön  sıradan  fısıldanır,  
kabul  mü,  ret  mi  verilecek,  öyle oy verirler.

Genelde,   lafçı   milletvekillerinden   oluşurlar.  
Sadıktırlar,   genel başkanlar,   parti   gruplarını  
oluştururken,   büyük   bir   kısmını bu   tür   adamlardan  
seçerler.   İtiraz   etmezler,   söylenileni yaparlar, parti ve
lideri  ölümüne  savunurlar.

Yanlarına   birisi   geldiğinde,   ya   da   seçim  
bölgelerinde,   afra tafra yapmaktan da geri kalmazlar.
Genel   başkanın,   grup başkanvekillerinin   olmadığı  
yerlerde, -haşa- alçak   dağları bunlar   yaratmışlardır.  
Çeneleri   45   derece   yukarı   kalkık   olur, tokalaştıkları  
insanların  yüzlerine  bakmayı  zül  sayarlar.

Şimdi,   bu   kitabı   okuyanlardan,   bu   kitapta  
bahsedilenlerden  hiç biri  böyle  milletvekili  değildir.  Bu  tür  
milletvekilleri   geçmişte belki   olmuştur,   günümüzde   asla  
yoktur.   Günümüzdeki,   mevcut milletvekillerinin   tamamı  

190

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

kişisel   yetenekleri   ve   uzmanlıkları göz   önünde  
bulundurularak   seçilmiş,   feraset   sahibi   adamlardır.
Eksiklikleri ile   içinde   bulundukları   parti   büyük   güç  
kaybedecek, seçim  bölgelerinde  bir  daha  seçim  kazanması  
mümkün olmayacaktır.
Meclisi  çalıştıranlar

Meclis’in   bütün   işleyişi,   sayıları   çok   fazla   olmayan  
çalışkan, bilgili   milletvekilleri   üzerinden   olur.   İktidar  
olsun, muhalefet olsun,  Komisyonları  ve  Genel  Kurulu  bu  
milletvekilleri çalıştırırlar.   Genelde   ya   bürokrat  
kökenlidirler,  ya  da avukattırlar.  Kasaba  politikacıları  nasıl  
siyasetin   hamalları   ise, bunlar   da   Meclisin   hamallarıdır.  
Tasarı   ve   teklifleri incelerler, görüş   oluştururlar,  
eksiklikleri  giderir,  fazlalıkları  atarlar.

Hatta   o   kadar   çalışırlar   ki,   böyle   milletvekilinin  ne
seçim   bölgesi   ile   iyi   bir   ilişkisi   olabilir,   ne   gelen  
ziyaretçilerle ilgilenebilirler,   ne   de   iş   takibi   yapabilirler.
Varsa yoksa Komisyon,   Genel   Kurul,   kanun   tasarısı,  
konuşma… Başbakan  veya  grup  başkanvekili  talimat  verir;  
“bu   konuyu   sen takip   edeceksin”.   300-500 maddelik
kanundur,  görüşmeleri 1-2  ay  sürer.  Adamın  iflahını  keser.  
Böyle milletvekilleri ile ilgili isim   versem,   yalakalık  
sayılacak.   Açın   Meclis   televizyonunu, konuşan  
milletvekillerini   dinleyin.   Kim   görüşülen   kanun hakkında  
konuşuyorsa,“Burasını   şöyle   yapalım,   böyle   yapalım.”

191

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

diyorsa,  o  çalışkan  milletvekilidir,  kim  ki  çamdan  kavaktan
konuşuyor,   başkan   tarafından,   “Madde   üzerinde
konuşun!”   diye uyarılıyorsa,   onun   görüşülen   konu  
hakkında  en  ufak  bir  bilgisi yoktur.

Meclis’te  çok  başarılı  çalışmalara  imza  atan  bu  tür
milletvekillerinin   genelde   yaptıkları   hata,   seçmenlerle
yeterli   ilişki   kuramamalarıdır.   Hâlbuki   insanlarla   daha iyi
ilişkiler   kurabilseler,   onlarla   konuşurken   kafalarını
kaldırabilseler,   bu   kitapta   yazılanlarının   küçük   bir   kısmını
uygulayabilseler,   çok   daha   fazla   sevileceklerdir.   Evet,  
onların listeye   girme,   aday   gösterilme   gibi   bir   sorunları  
yoktur. Hatta listenin  yapılmasında  etkin  bile  olurlar  ama  
seçim   bölgelerinde o kadar da sevilmezler. Bahaneleri
genelde, “işlerinin   çok yoğun   olduğu”   şeklindedir.   Çok  
yoğundurlar,  vatandaşın telefonuna  cevap  vermezler,  çok  
yoğundurlar,   vatandaşın   işini takip   etmezler,   çok  
yoğundurlar,   seçim   bölgelerine   ayda   yılda ancak
gidebilirler,   çok   yoğundurlar,   vesaire   vesaire.   Onlar,   çok
yoğun   oldukları   için   bu   kitabı   okumaya   vakit  
bulamayacaklardır belki,   ama   ben   yine   de   yazayım.  
Sonradan   “çok   yoğun   olacak”, bugünün   siyasetçi  
adaylarına tavsiye olsun.

Milletvekillerini   kendimce   sınıflandırmak,   bana  
bulunduğum bir   aday   tanıtım   toplantısını   hatırlattı.   Bir  
partinin   adayları belirlenmiş,   dördü   birden   medya  

192

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

karşısına   çıkarılmıştı.   İkinci, üçüncü   ve   dördüncü   sıradaki  
adaylar bir masada oturuyorlar, birinci   sıradaki   aday   ise,  
diğer   adayları   tanıtıyordu.   İkici   sıra adayından  
bahsederken,   “kendisi   eski   bir   güreşçidir,   Meclis Genel
Kurulu’ndaki   ‘hararetli’   tartışmalarda   partimize   büyük
faydası   olacak”   ifadesini   kullandı.   Yani,   ikinci.   sıra adayı
güreşçi   olduğu için,   kavga   gürültüde   işe   yarayacaktı.  
Üçüncü   sıra   adayından bahsederken   ise,   bu   adayın  
futbolculuğu   gündeme   getirildi. “Meclis   futbol   takımının  
önemli   oyuncularından   olacak.” Birinci   sıra   adayı,   diğer  
adayları   tanıtırken,   “şöyle   kanun çalışması   yapacaklar,  
böyle   bilgilidirler,   partimiz   ve   ülkemiz için   çok   faydalı  
olacaklar”  gibi  ifadeleri  hiç  kullanmadı  ya  da kullanamadı.  
Birinci   sıra   adayı   böyle   konuşurken   diğer   adaylar ne mi
yapıyorlardı?  İkinci  sıra  adayının,  dünya  umurunda değildi  
ve hiç  ummadığı  halde  adaylığı  kaptığı  için  olsa  gerek, 32
dişi   görünür   vaziyette,   ağzı   kulaklarına   varıyordu.   Üçüncü
sıra  adayı  ise,  durumun  garipliğinin  farkında,  müstehzi  bir
ifade  ile  gülümsüyordu.  Birinci  sıra  adayı,  Meclisin  yükünü
çeken   milletvekillerindendi.   İkinci   ve   üçüncü   sıra   adayları  
ise tabiatıyla,   kaldır   indircilerden   oldular.   Onları,   sadece  
meclis kavgalarında  başrolde  gördük.

193

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

VEKİL  MAAŞLARI
Bu   konu,   ülkemizde   asla   salim   kafayla  

tartışılamayacak   bir konudur.   Bizim   ülkemizde, insanlar
siyasetten   en   az   başbakan kadar, hatta zaman zaman
başbakanlardan  bile  daha  fazla anladığı  için,  siyasetçilerle  
kendisini  bir  tutar,  eş  görür.  Hatta siyasetçiler,  vatandaşın  
gözünde,  böyle  bit  gibi,  puşt  gibi  falan bir  şeydir.  Ya  vatan  
haini,   ya   hırsızdır.   Milletvekili   olmayan   bir yerde kime
sorarsanız   sorun,   bir   tane   lehte   söz   duyamazsınız. Vekil
hep  kötüdür,  varlığı  bile  memlekete  zarar  vermektedir.

Bu   durum,   bir   milletvekili   ile   yüz   yüze   gelince  
hemen  değişir. Birden  saygı  ve  sevgi  artar, hemen ceketin
önü   düğmelenir, yüze   gülümseyen   bir   ifade   yerleştirilir.  
Çünkü  vatandaşın  ya vekille  bir  işi  vardır,  ya  da  bir  işi  olma  
ihtimalini her zaman aklında  tutar.

Milletvekili   maaşları,   siyaset   kurumunu  
etkisizleştirme üzerine   yapılmış   en   acımazsız  
kampanyadır.   Bugüne   kadar en   iyi   sonuç   vermiş   toplum  
mühendisliği   çalışmalarından   birisi, belki de birincisidir.
Bürokrasi,   medya   ve   iş   dünyasının, siyaset   üzerinde  
baskı   tesis   etmesinin   en   iyi   yolu,   vekil maaşlarını,   vekil  
harcamalarını  gündeme  getirmektir.

Vekil  maaşı  lafı  bir  yerde  geçti  mi,  bütün  gerçekler  
uçup   gider, savunulacak   hiçbir   şey   kalmaz. Vekiller, bu
saldırıya   karşı,   bu   güne   kadar   etkili   bir   savunma

194

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

geliştirememişlerdir.   Etkili   bir   savunma  
geliştirememelerinin sebebi,   bazı   basiretsiz   siyasetçilerin,  
bu   işten   ekmek   yemeye çalışmalarıdır.   Onlar,   iktidara  
yüklenmek   için,   siyaset kurumunun   itibarını   yerle   bir  
edecek   her   türlü   komplonun içinde   bulunmayı   marifet  
sayarlar.   Bilmezler   ki,   attıkları   taş, sadece   iktidarın   değil,  
herkesin  başını  yarmaktadır.

Öncelikle   bilinmelidir   ki,   milletvekilleri,   milletvekili  
olmadan önce  işlerinde  başarılı  olmuş  insanlardır.  Lider  de  
seçse, önseçimle   de   gelse,   dolgu   malzemesi   de   olsa,  
istisnasız  hepsi toplumun  başarılı  olmuş  fertleridir.  Haliyle  
ekonomik olarak kimseye  muhtaç  değillerdir,  ortalamanın  
üstünde  gelirleri vardır.

Gelin   konu   üzerinde   biraz   düşünelim,   bir   fikir
jimnastiği yapalım. Bir parti lideri, milletvekili listesi
yaparken nelere dikkat eder? Siz,   aday   olsanız,   hangi  
özelliklerinizle   listeye girebilirsiniz? Bu   soruların   birkaç  
cevabı  olabilir.
- Yıllarca   parti   teşkilatlarında   çalışmış,   partinin   her
toplantısına   katılmış,   gecesini   gündüzüne   katmış, çoluk  
çocuğuyla   geçireceği   zamanı,   o   ilçe   senin,   bu köy   benim  
gezmiş  bir  kişisiniz.  Vatandaş sizi  tanıyor  ve seviyor.  Çünkü  
cenazesi,   düğünü   olduğunda   yanında yer   almış,   tayin,  
atama,   hastane,   elektrik   işi   olduğunda koşturmuş,  
halletmeye  çalışmışsız.

195

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

- Ya   da,   yıllarca   bürokrasinin   çeşitli   kademelerinde
çalışmış,   müdür,   daire   başkanı,   genel   müdür,   müsteşar
olmuşsunuz.  Devlete,  millete  hizmet  etmiş,  ilinize hizmet
etmişsiziniz.   Bu   hizmetleriniz   sırasında kamuoyu sizi
tanımış  ve  sevmiş.
- Ya   da,   yıllardır   üniversitelerde   hocalık   yapmış,   binlerce
öğrenci  yetiştirmişsiniz.
- Ülkemizi   ve   dünyayı   değiştirecek   fikirler   ileri   sürmüş,
kitaplar  yazmışsınız.
- Veya   mensubu   bulunduğunuz   meslek   grubunun   hakları
için   yıllarca   mücadele   vermiş,   sendika   liderliği,   meslek
örgütü  liderliği  yapmışsınız.
- Büyük  iş  adamısınız,  milyonlarca  liralık  yatırımlar yapmış,
binlerce  işçi  çalıştırmışsınız.
- Yıllarca   siyasetin   içinde   bulunmuş,   bütün   aktörlerini
tanımış,  bütün  söylemlerini  öğrenmiş,  bütün yöntemlerini  
bilen   birisiniz.(Bunu   kendim   için   yazdım, başkası   üstüne  
alınmasın.)

Ancak   böyle   birisi   iseniz,   o   listelere   girebilirsiniz.
Lafın   kısası,   milletvekili   olmak   için   nitelikli   olmak,   öne
çıkmak,  gerekir. Üstelik  nitelikli  olmak  yetmez  de.  Sadece  
siz   değil,   bu niteliklere   sahip   daha   pek   çok   kişi   vardır.  
Aradan   sıyrılıp   aday olabilmeniz   için,   fazladan bir de
kısmetli, talihli olmalısınız.

196

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

Bir   de   şöyle   düşünün:   televizyonların   canlı   yayın  
araçları   her gün   sizin   işyerinizin,   dükkânınızın,   kâğıt  
oynadığınız   kahvenin önünde   yayın   yapmak   için   bekliyor  
mu? Beklemiyor  değil  mi?  İşte  bu  yüzden  milletvekillerinin
yaptıkları   iş,   sizin   yaptığınız   işten   kat   be   kat   önemli   ve   bu
önemli  işi  yapanların  da,  maaşlarının  iyi  olması  gerekiyor.
Milletvekilleri nerelere para harcarlar?

Haklısınız,   bazıları   o   kadar   cimridir   ki,  
maaşlarından   otomatik kesilmese,   parti   aidatlarını   bile  
ödemezler. Ama genelde, milletvekillerinin   çoğu,  
Meclis’ten  aldıkları  maaşın  büyük kısmını,  seçmenleri  için  
harcarlar.

Bir   kere,   neredeyse   her   gün,   cumartesi pazar da
dâhil   olmak üzere,   takım   elbise   giymek   zorundadırlar.  
Öyle,   bacağına   kot pantolonu   çekip,   gezmek   yok.   Sürekli  
canlı   yayın   araçlarının, fotoğrafçıların,   televizyoncuların,  
kameraların   karşısında bulunmak   için iyi giyinmeleri
gerekir.  İyi  giyinmek  için  de iyi para harcamak.

Bakmayın  siz  milletin  bol  keseden  attığına, herkes
düğününe   bir   milletvekilinin,   bir   siyasetçinin   gelmesini
ister,   gelmeyince   küser,   sitem   eder. Düğün   demek,   en  
azından küçük   altın   demektir.   Gitmeseniz   bile, telgraf,
çiçek   göndermek   zorundasınızdır.   E   vekil   çiçeği,   demet
olacak  değil,  ya,  mecburen çelenk  olacak,  nerden  baksanız  
50 lira eder.  Getirin  gözünüzün  önüne  bakalım,  siz  senede  

197

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

kaç   düğün daveti   alıyorsunuz,   şimdi   de,   kendi   aldığınız  
davet  sayısını  en az  yüz  ile  çarpın.

Milletvekilinin   makam   aracı   zaten   yoktur,   benzin  
parasını   da, aracının   bakım   ücretlerini   de   Meclis  
karşılamaz.   Kim   karşılar? Hepsi cebinden. Herhangi bir il
müdürlüğünde   bir   şube   müdürü, makam   arabası   olarak  
Toyota cipe binerken, milletvekili kendi aldığı,   benzinini  
kendi   karşıladığı,   kendi   kullandığı   arabasına biner. Tabii,
normal  bir  Türk  vatandaşı gibi senede 10-15 bin kilometre
yol yapmaz. Senede en az 100-150 bin kilometre yol
yapar.   Yakıt   parasını   hesaplamaya   kalkarsak,   aslında
maaşlarının  ne  kadar  yetersiz  olduğunu  anlarız.

Sizce   uçak   biletlerinin   parasını   kim   karşılıyor?  
Meclis mi, parti mi? Yine   bilemediniz,   uçak   biletlerini   de  
vekil kendi cebinden karşılar.

Birçok   kişiden,   milletvekilinin   elektrik   ve   su  
faturası   dahi ödemediğini,   hepsini   devletin   ödediğini  
duydum.   Tabii,   öyle bir   şey   yok.   Sadece   iki   maaş   tutarı  
kadar   telefon   faturası   Meclis tarafından   karşılanır.   Hepsi  
o.   Unutmayın   ki,   birçok   bürokratın telefon   faturaları   da  
devlet  tarafından  karşılanmaktadır.  Hem  de hiçbir  kotaya,  
sınırlamaya   tâbi   olmadan.   Üstelik   milletvekilinin telefon
numarası  her  vatandaşın  cebinde  mevcuttur.  Çaldırıp, geri
aramanız   için   kapatırlar.   Arayın   bakalım   bir   genel  
müdürün telefonuna   ulaşabilecek   misiniz?   Hele   hele   cep  

198

Siyasetçinin  El  kitabı   Yüksel  Bölük

telefonuna ulaşmak   mı,   neredeyse   imkânsız   gibi   bir  
şeydir.   Devletin   işini yapsın   diye   Genel   Müdüre   verilen  
cep telefonuna, milletin vekili bile ulaşamaz.

Yeni   seçilen   bir   vekil,   milletvekili   maaşları   ile   ilgili  
sorulan bir   soruya,   “Ülkemizde   asgari   ücretle   geçinenler  
var.”   cevabını verecek   kadar   acemiydi.   Bulunduğu  
kurumun   ve   makamın itibarına   verdiği   zarardan   habersiz  
başka   bir   vekil   de,   “Siyaset yapıyorum,   seçmene   şirin  
gözüküyorum.”  zannederek,
“Maaş  da  neymiş,  siyasetçiysen  cebinden  harcayacaksın”
diyerek, siyaseti   sadece   cebinde   para   olanların  
yapabileceği bir   düzeye   çıkarıyordu.   Kendisine   sorsanız,  
yüksek   siyaset yapıyordu   ama   siyaset kurumunu halka,
parası  olmayanlara kapattığının,  zenginlerin  bir  ayrıcalığı  
haline  getirdiğinin farkında  değildi.  

Maaş   almadan   bir   milletvekilinin   cebinden
harcayarak  siyaset  yaptığını  düşünelim.  Ayda  en  az  10  bin
liradan,   yılda   120   bin   lira,   4   yılda 480 bin lira para
harcaması gerekirdi. Bu solcu milletvekilinin  söylediği  gibi,  
siyasetçiler, harcamalarını   cebinden   yapmak   zorunda  
olsalar,  hiçbir  memur, hiçbir  işçi,  hiçbir  çiftçi,  hiçbir  esnaf  
siyaset  yapamazdı. Cebinden 480 bin lira harcayabilecek
adam  nasıl  solcu  ise, onu  da  siz  düşünün.

199


Click to View FlipBook Version