The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by FUFUU, 2023-09-21 16:20:03

Adem Güneş - Cezasız Eğitim

Adem Güneş - Cezasız Eğitim

Birçok biraz baskı kursaydım böyle saygısızca konusamazdı ... çocuk Özgür bırakınca sonuç böyle oluyor iste. " duygu Adam tam bir hayal kırıklıgı içindeydi . O kadar çok dünyasmda duygusal yatırım yaptıgı esinin boşanmak istemesi karyaşadığı sısında asagılanmıs hissediyordu kendini. o/umsuz/uk- Hanımefendiyi davet ettim içeri, "Soru n nedir? " diye /ar nedeniyle sordum. 'davramş bozukluk/an' sergiler ' Adem Güneş 50 " Bıktım a rtı k d uyarsızl ıklarında n. Beton gibi adam, d uyarsız ... hissiz ... On dört yı ldır evliyiz, bir kere bile agladıgını görmedim." " Aglamak? Nasıl yani? " " Duygu larını yasayamıyor demek istedim ... Sevincini de üzüntüsü nü de d ısa vurmaz ... Biraz yanına yanaşıp şımarıklık yapsam, kadınız sonuçta, buna ihtiyacımız var . . . ' Sırası degil ' der, kenara çekilir ... Elini tutup gözüne baksam, dur isim var der . . . " " Daha somut bir örnek verebilir misiniz? " "Geçen yıl bir ara canıma tak demisti. Yan komsuda otururken arkadaşlar eslerinin kendilerine yaptıkları sürp ­ rizlerden bahsediyorlardı . Kimisinin dogum gününde esi kolye almıs, kimisi alyans . . . Esiyle en sorunlu zan nettigim a rkadaşım bile hem kendi dogum gününde hem ço ­ cukların d ogum gününde esinden kocaman çiçekler aldıgını söyleyince içim bir tuhaf oldu. Benim neyim e ksikti ki ? Bu kadar zamandır evliyiz , bir kere bile çiçek almamıstı bana ... Aksam eve geldiginde açtım agzımı yumdum gözümü, söylendim durdum. Beni dinliyordu ama anla mıyordu, ' Ne bagırıyorsun ya?! Bagıracagına ne istiyorsan onu söylesene! ' dedi, dondum kaldım.


Arkadaslarımın eslerinden gördü kleri ilgi leri a nlattım, ' Sevilmeye ihtiyacım var' dedim ... ' Daha nasıl seveceğim, sen kendine problem arıyorsu n!' dedi, gitti içeri oturd u ... O gün hiç konusmadık. Ertesi gün esimin anne babası misafir olarak gelmisti bize . . . İçeride oturuyorlardı ki kapı çaldı . Esimin gelme saatiydi , kalktım, açtım kapıyı. Sasırdım, elinde çiçek vardı. .. Dünkü konusma etkili olmustu anlasılan. O sırada kayınvalidem de geldi kapıya . Esim onu görünce birden neye uğradığını sasırdı, sanki elinde bir suç aleti varmıs da nereye koyacağını sasırmıs gibi ' Gelirken çiçekçiye uğradım ... Çiçek aldım ... Al da vazoya koy ' dedi. Sok geçirdim." " Neden ?" "Çiçek öyle mi verilir? Ben yıllarca iste bu adamla yasadım. Esine bir çiçek almayı bilmeyen ... Çiçek nasıl verilir becerem eyen bir adamla yasadım bunca zaman." Cezasız Eğitim 51


Çocuk, Beyefendi ile tekrar görüştüm. Esinin incindiği olayı duygu anlatırken sözümü kesti . dünyasmda bir iyilik hali yaşworsa yemesi düzenlidir, uykusu kalitelidir, fizyolojik gelişimi yerindedir , Adem Güneş 52 "Hocam, iste durum bu. Ben dışarıda el ôlemi sırtımda taşıyıp para kazanmak için kendimi harap edeyim, esimin anlattığı sey çiçek böcek ... Çiçek öyle tutulmazmıs, öyle verilmezmis ... Bırakın Allah askına, ben de bunaldım artık, bosanacaksa boşansın, o da kurtulsun ben de." Beyefendi esini duyabilecek , esinin hislerini anlayabilecek durumda değildi. Daha da ötesinde, esinin bir çiçeğe yüklediği anlam için " çiçek böcek derdinde" diyecek kadar bu d uyarl ılıktan uzaktı ... Bu aileyle yaptığımız bireysel görüşmelerde de gördük ki , beyefendi çocukluk yıllarında babasının baskıcı tutumu karsısı nda duyarsızlaşmıştı . .. An nesi ile güvenli bir bağ kuramamıştı ... Anne babası ile ihtiyaçlarını doyasıya gidermek yerine, televizyonla kendini oyalamıs ... Kendini sürekli o ya da bu şekilde oyalayarak çocukluğunu geçirmişti . Simdi ise yıllard ır kul la nmadığı d uygularına ihtiyaç d uyan bir esle karsı karsıya idi. Esi elini tutmak istiyor, göz göze gelmek için çaba harcıyordu ... Bütün bunlar çocu kluk yıllarında olusan yaralardı. Çocu kluk yı llarında ihtiyaçların "vaktinde, yeterince ve koşulsuzca" giderilmesi çocuğun içsel olarak rahatlamasını, kendini iyi hissetmesini, değerl ilik hissinin olusmasını sağlar . Kisinin kendiyle barışık olması, kendini değerli görebilmesi ve duygularını yönetebilmesi ancak bu iyi lik halinin sonucudur. Kendini iyi hissetmeyen kisinin d uygularını yönetmesi beklenemez, çevresiyle kuracağı ilişkileri uyum içinde götürmesi düşünülemez.


Birçok çocuk, duygu dü nyasında yasadığı olumsuzluklar nedeniyle "davranış bozuklukları" sergiler. Ya anne babasıyla çatışır ya kardeşiyle anlaşamaz ya da okulda öğrenme problemleri yasar. Bu çocuklardan kimisine hiperaktif davranış bozukluğu, kimisine dikkat dağınıklığı etiketi yapıştırılarak tedavi için çaba harcanır. Halbuki çocuk , kendini iyi hissetmediği sürece sosyal yasamda da sağlıklı ilişkiler geliştiremez ... anne babası ile uyum içinde olamaz ... kardeşi ile a nlaşamaz. Eğer çocuk, duygu dü nyasında bir iyilik hali yaşıyorsa yemesi düzenl idir, u yku su kalitelidir, fizyolojik gel işimi yerindedir. Bunun a ksine, çocuk iç d ü nyası nda huzursuzl uklar yasıyorsa, yeme bozukluğu g örülür, uyku düzeni ol uşturamaz, ebeveyniyle uyumlu davranışlar sergileyemez ... Eğer çocuk duygu dünyası nda bir iyi lik hali yaşıyorsa, sosyal gelişimi yerindedir. Sosyal ortamlara keyiflice girer çıkar, insan larla keyifl ice sohbet eder, kendi ile barışık olduğu için insanları değerli g örüp onlarla olmaktan mutlu olur. Di kkati dağınık değildir, içinde kaygılar barındırmadığı için öğre nmesi kolay olur. Eğer ç ocuğu n d uygu d ü nyasında bir huzursuzluk varsa, kendini iyi hissetmiyorsa, sosyal ortamlarda bulunmaktan keyif almaz, insanlarla iletisimi sağl ıklı yürümez. İç d ünyasındaki huzursuzluk dısına yansır. Yedi yaslarındaki kız çocukları için bir anne baba gelmişti yanıma. Onlara göre sorun çocuklarının okul başarısızlığı idi ... Çocuk sabahları vaktinde kalkmıyor, okula istekli gitmiyor, öğretmenin verdiği (çok da fazla olmayan) ödevleri yapmıyordu. İ kinci sınıfa gittiği halde Çocuk duygu dünyasmda bir'iyilik hali yaşworsa, sosyal gelişimi yerindedir Cezasız Eğitim 53


okuma yazması arkadaslarından oldukça geride idi. Ancak benim gözüme bir baska ayrıntı takı lmıstı . .. Çoc ugun boyu yasıtlarından daha kısa, ki losu da daha azdı. An nesine, "Yemesinde de sorun var mı? " diye sordugu md a, "O kon uyu hiç açmayın. Öyle inatçı ki ne ya parsak yapalım yem eği sevdiremedik" diye cevap verdi. Bu anne baba ve çocukla h aftalar boyu nca görüstüm. Sorun çok derinlerde gizliydi ; çocuk " ken - dini var edemiyordu . " Yanlıs anlası lmasın , çocuklarına baskı uyg ulaya n bir anne baba değildi ebeveynleri. Aksine, kızlarının g elişimi i ç i n h e r şeyi ya pıyorlardı . Bir şey hariç . .. İhtiyaçların " koşulsuzca" yerine getirilmesi ... Anneye, "Çocugu nuzdan istediğiniz d avranışları yerine g etirmesi için, baskı, zorlama veya c eza veriyor musunuz? ' diye sorduğumda " Hayır, biz çocuğun c ezayla eğitilmesine karşıyız, sevgiyle eğitmenin daha dogru oldugunu düşünüyoruz" dedi. Halbuki bu ai lede ihtiyaçlar bell i koşullara bağlı ola ­ rak gideril iyordu . Bu. kendi basına zaten ceza içerikli bir yetişkin tutumuydu . Fakat anne baba bunu bilmiyordu . Adem Örneğin, çocuğun anne babasından sevgi ala bil­ ---- Güneş mesi için, sorumluluklarını yerine getirmesi g erekiyordu . 54


Odasını toplarsa, annesi ile iyi ilişki geliştirebi liyor, ödevini Çocuk yaparsa babası ile mutlu oluyordu . . . Çocuğun duygusal kendini iyi ' ihtiyaçları, a ncak ondan beklenen davranışlar yerine geldikçe gideriliyordu ... İyi bir d avra nış sergilediğinde uzu n süredir istediği oyu ncaklar alınıyor, övgüler yağ - dırılıyordu, olumsuz davranışlar karsısında a nne baba farkı na varmasa da m utsuz ve gergin oluyorlardı ... Çocuğun kısır döngüsü böylece baslam ıştı . Anne ba bası nın kendisinden istediği davranışları yerine getirmediğinde onları mutsuz buluyor ... Mutsuz olan anne babası nın yanında kendini mutsuz, değersiz hissediyordu ... Anne babası ancak kızları onların istediği davra nışları yerine getirdiğinde mutlu oluyor, çocuk da kendini mutlu hissediyordu ... Anne babanın terbiye aracı kendi duyguları idi ... Belki yanlış davranışları sırasında çocuklarını odaya kapatmıyor, fakat yansıttıkları kötü duygularla çocuğu kendi içinde daha derin bir yalnızlığa itiyorlardı . .. Çocuk, kendi duygularını yasamak yerine anne babasının duygularını yasamayı , onları mutlu ederek kendi duygusal ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenmişti . Bu durum anne babaya keyif veriyordu. Kendi lerini üzmemek için çabalayan bir çocukları olmuştu ancak bir sey yolunda gitmediği için her sey raydan çıkıyordu: çocu k anne ba basının bu tutumu karsısında "iç motivasyonunu" kaybediyor, dıs motivasyonlarla davranış geliştiriyordu. Halbuki gelişimin devamlı lığı iç motivasyona bağlıdır. Yani çocuğun damağı yemekten lezzet almalıydı ki yemek ona mutluluk versin. Çünkü damak tadı da bir iç motivasyon aracıdır. .. Bu çocuk, yemeği lezzet aldığı için değil, anne babası istediği için ve onlar üzü lmesin diye yiyordu ... Yemeğin hissetmiyorsa, sosyal ortamlarda bulunmaktan keyif almaz, insanlarla iletişimi sağlıklı yürümez Cezasız Eğitim 55


Gelişimin lezzetine odaklanmak yerine, anne babasını mutlu edip devamlllığı iç kendisine iyi davranmalarına odaklanıyordu ... Dıs momotivasyona tivasyona odaklı yemek yeme davranısı bir süre sonra bağlld1r çocuğu yormus, yemekten bıktırmıstı ... Yediklerinden tat almak bir tarafa, çiğneyip yutmak onun için bir zahmete dönüsmüstü ... 1 Adem Güneş 56 Ya da okulda yeni bir seyler öğrenmenin m utluluğunu yakalamak, bir sonra ki öğrenmeye merak d uymak yerine, anne babası üzülmesin diye ders yapmaya odaklanıyordu. Halbuki " öğrenme " heyecan verici bir iç motivasyonla gerçeklesir . .. Yeni bir bilgi, içte kıpır kıpır bir duyguya sebep olur ... Çocuk bu heyecan verici iç motivasyona odaklanmak yerine, anne babasının yüzü ndeki duygulara odaklanıyor ve iç motivasyonunu kaybediyordu ... Bir süre sonra okul, öğrenmek, ders, yazı , kitap hepsi kara bir d ev gibi üzerine çöküp kalmıstı ... Çocuklarını kendi d uyguları ile terbiye etmeye çalışan bu anne baba, ona kendini değerli hissettirmek yerine, (farkına bile varmadan) çocuğa kendi değerini başkalarının gözünde ara mayı öğretiyorlardı. .. Çocuk, kendine iyi davranıldığında değerli hissediyordu, kötü davranıldığında değersiz ... Ve " Kötü mü davranı lacak, iyi mi davranılacak" diye süre kli baş kalarının gözü ne ba kmayı öğreniyord u . . . Halbuki, çocuk hangi hatayı yaparsa yapsın, anne baba kendi duygu larını terbiye aracı olarak kullanmamalı , çocuğa değersizl ik hissettirmemelidir. En kötü eğitim, c eza ile eğitimdir. Ceza ile eğitimin en kötü biçimi de çocuğu duygularla cezalandırmaktır ... Mutsuz görünmek, sevgisiz bıra kmak, ilgilenmemek, küsmek, en kötü cezalandırma araçlarıdır. Bütün bunları paylaştığımda, anne bir hayli üzüldü, kendi çocukluğunu hatırladı ve "Aynı ben ... " dedi . " Ben


de annem üzülmesin diye onun etrafında pervane olur- "Öğrenme" dum . Bir dediğini iki etmezdim ki bana kızmas ın . Eğer heyecan onu üzersem annem hastalanıp ölür diye düşün üyor- verici bir iç dum ... Öyle söylüyordu annem; 'Senin yüzünden hasta motivasyonolacağım ' diyordu hep ... " la gerçekleşir Bu anne de kendi annesinden öğrenmişti, duygularını bir terbiye aracı olarak kullanmayı ... Annesinden maruz kaldığı sey, fiziksel olmasa da, psikolojik şiddetti ... Çocukluk yıllarında psikolojik siddet mağduru olan kisi ler, yetişkinlik yıllarında bir problemle karşılaştıklarında hemen bı kkı nlık yasarlar ... Yüzleri asılır . .. Mutsuz olurlar ... Bu d urum, hayatındaki problemlerin sanki ta çocukluk yıllarından bu yana hiç bitmezcesine devam ettiği yanılgısının sonucudur. Çocukken a nne babası ile yasadığı problemler, okulda öğretmeninin baskın tutumu, arkadaşları tarafı ndan dıslanmalar . . . Ve sonunda hôlô bitmeyen problemler , çocuğunun yemek yememesi, uyumaması, dersini yapmaması ... Normal sartlar altında insan, her bir problemi birbirinden bağımsız olarak düşünebi lecek yeteneğe sahiptir . Çocuğunun okul problemi ayrı, kredi kartı borcunun gecikmesi ayrı bir problemdir . . . Aracının lastiğinin patlaması ayrı , çok sevdiği arkadaşı ile yasadığı güvensizlik ayrıdır . Fakat problemlerle çocukluk yıllarında tanışmış bir kisinin bu problemleri birbirinden ayırt edecek yeteneği gelişmez. Yıllar sonra da olsa, bütün problemlerin hep kendisini bulduğunu , her şeyin üst üste geldiğini zanneder. Her problemi, birbiriyle bütünleştirdiği için yeni bir problem d uymak istemez, duyduğu küçük bir olumsuzluktan çok çabuk etkilenir. Bu durum kisiye kendini sürekli Cezasız Eğitim 57


, Adem Güneş 58 tükenmiş ve yetersiz hissettirir. Yasam enerjisini tüketir ... Sürekli yorgun ve depresif bir hayata mecbur kılar ... Böylesi bir kisi, örneğin esi ile tartıstığı sırada, " Ben zaten ne zaman mutlu oldum ki !" diye birdenbire her seyi yıkar geçer ... Buradaki "zaten" kelimesi problemin çocukluk yıllarında basladığını isaret eden bilinçaltı "frekans kelimesi"dir. " Yeter," " bıktım," "hep," "hiç," "zaten," " her zaman," "ne zaman," " hiçbir zaman" vb. frekans kelimeleridir. Bu kelimelerin kullanılma sıklığı çocukluk yıllarındaki zedelenmisliklerin bugüne yansımasının işaretidir ... "Ne zaman islerim rast gitti ki ... " " Beni ne zaman a nladın ki ... "


" Bir daha asla sana güvenmeyeceğim ... " " Yeter ya, bıktım bu h ayattan . .. " "Her zaman ben mi üzüleceğim ... Bu nasıl hayat. .. " Bu gibi ifadeler, çocukluk yıllarının acı dolu günlerinin bu güne yansımasıdır ... Çocukluk yıllarından bas layan v e b u günlere kadar dip bir akıntı gibi gelen olumsuz duygulardan kurtulmak ancak kisinin kendini " özgürleştirmesi" ve "iç seslerini" fark edip susturması ile mümkündür ... Bunu fark etmek çözüm için ö nemli bir adımdır. Ancak bazı durumlarda kisi kendini fark etse de problem oldukça derinlerde olabilir. Böyle d urumlarda Bağlanma Terapisi veya Onarım Terapisi ile çözüme ulaşılabilir. Çocukluk yıllarmda ' psikolojik şiddet gören kişiler, yetişkin olduklarmda bir problemle karşılaştıklarmda hemen bıkkmlık yaşarlar Cezasız Eğitim 59


• HiS VE DUYGU Birçok kişi ru hsal durumunu tarif ederken hislerinden bahseder. Ne " hissettiğini" söyleyerek iç dü nyası hakkında bi lgi verir. " Bugün kendimi iyi hissediyorum." "Ailemin yanında kendimi güvende hissediyorum." " İçimde anlamsız bir h uzursuzluk hissediyorum." " Kendimi gergin hissediyorum." " Kendimi değersiz hissediyorum." " İçimde sürekli bir telaş, bir kaygı hissediyorum." Psikolojik sorunların kökeni hislerdir. Kişinin yönetmekte zorluk çektiği olumsuz hislerin artmasıdır. Hislerin güçlenip d uyguya dönüşmesi ve artık yönetilemez hale gelmesidir. " Kendimi mutsuz hissediyorum" diyen kişiye , "E o zaman mutlu hisset" demek kôr etmez . " Hayat ne güzel, bak kuşlar, kelebekler, çiçekler var, neden kendini mutCezasız Eğitim 61


Pedagojide his; ötekinin bireyin üzerine btraktığı "ruhsal hal"dir 1 Adem Güneş 62 suz hissediyorsun ki? " diye nasihat vermek de çözüm deği ldir . Küçü kken a bisi tara fından tacize uğratılmıs bir çocuğun üzerindeki kötü hisleri atması " hayat ne güzel" nasihati ile olacak sey değildir. .. O kendi yalnızl ığı içinde ürettiği yeni yeni d üsü ncelerin esiridir artı k ... Onun n asihate deği l , d uygu larını onarmaya ihtiyacı vardır . Duygu ların o narılması da a kıl vermekle değil, bizzat d uygulara, hislerle erismek ve iyi edici hisleri d uygulara aktarma kla mü mkündür. Bireyin zihnini yönetmesi oldukça somut ve kolaydır. Masada duran cisim bir bardaksa bu bir bardaktır. Eğer biri onun bardak değil sürahi olduğunu kanıtlarsa, düsüncesi değisir , o cisme artık bardak değil sürahi demeye baslar ... Ancak hisleri yönetmek için fark etmek yeterli değildir. Birçok kisi , içindeki hislerin neden kaynaklandığını bilir, bu hisleri tasımaması gerektiğini de bilir ancak hislerin sarmaşık gibi bedenini sarmasına engel olamaz. Temizl iğe dönük bir O bsesif Kompülsif Bozukluğu (Takıntı) olan kisi ellerini sürekl i yıkamaması gerektiğini bilir ... yı kadıkça elinin tahris olduğunu görür ... ama yine de içindeki hislerden kurtulamaz , yeniden yeniden yıkar durur . . . insanın üzerine bulasmıs hislerden kurtul ması oldukça zordur. Esine güvenemeyen , çocuğunun basına bir sey geleceğini hisseden, insanların çı karcı olduğunu düsünen, kendini değersiz hisseden kisilerin üzerlerinde tasıdığı hisleri bir kenara koyması ç ok kolay olmayacaktır . Peki kisinin bütün yasamını böylesine altüst eden " his" nedir, nasıl bulasır insana? Çoc uğun kisilik gelisimini önemseyen her yetiskin, hissin ne olduğunu, insana nasıl bulastığını , duyguya na -


sıl dönüstüğünü, duyguya dönüsen hislerden kurtulmanın neden zor olduğunu da önemsemelidir . . . Hissin ne olduğunu bilmeyen kisi , kendisinin neden ta hammül süz olduğunu da bilm ez ... İçinde neden sürekli bir mutsuzluk tas ıdığını da . .. Hissin ne old uğunu bilemeyen kisi , çoc uk eğitimini de beceremez ... Çocuğa verdiği bir c ezanın onun hislerini nasıl bozduğu nu anlayamaz ... Pedagojide his: ötekinin bireyin üzerine bıraktığı "ruhsal hal"dir ... "Geri zekalı mısın oğlum sen ?" denilen bir öğrencinin, öğretmeninin öfkesini ince bir sezi olarak içinde duyması. .. bir ya bancının karsısında kendini ilk defa tuhaf hissetmesidir ... Aynı çocuğu arkadaşlarının "Git ... sen bizimle oynama" diyerek itelemesi ... sokakta itelenen çocuğun ders ç alıştırırken annesinden "Senin kadar salak çocuk görmedim" c ümlesini duymasıdır. .. His , d ı s d ü nyada yasan an d uyguları insanın içine aktaran sezi aracıdır ... Çocuğun içinde bulunduğu dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair gözlemlerini taşıyan, ruhun kı lcal damarlarıdır ... His, çocuğun kendi dışındakilerin duygularını kendi duyguları ile temasa geçiren bağdır. Cezasız Eğitim 63


Hisler yoğunlaştığmda duyguyu oluşturur; duygu, his yoğunlaşmasıdtr Adem I Güneş 64 Bazen bir söz, bazen bir mimik, bazen d uyarsız bir bakıs, bazen derin bir nefes alma veya gözlerin öfkeyle kapanmasıyla çocuğun duygularına dokunulur. Birçok kisi duygu ile hissin aynı sey olduğunu düsünür. Halbuki his, duyg u öncesi olu san ru hsal d urumu n adıdır. His ler yoğunlastığında duyguyu olusturur. Duygu, his yoğ unlasmasıdır. " Bugün seni çok mutlu gördüm." "Sen yanımda olduğunda kendimi iyi hissediyorum." " Seni seviyorum . " "Geri zekôlı mısın sen ?" "Saçmalama be!" "Cık dısarı, gözüm görmesin seni!" "Senin yüzünden hayattan bıktım" gibi mesajlar çocuğun içine önce bir his olarak d o ku n ur. Aynı hisler biriktiğinde, çoğaldığında, yogunlasmaya basladıgında duyguya dönüsür. Bir his d uyguya dönüstüğünde o hissin duygusunu olusturur. Örneğin, çocuk çevresinden süre kli "d eğersizl i k hissi" sezinliyorsa, bu hisler bir süre sonra "d eğersizlik duygusu " na dönüsür. Olusan bu duygu artık kendi ken ­ dine "değersizlik hissi" üretmeye baslar. Birey bir süre sonra dısarıda n değersizlik hissi almasa da d uygularının derinlerinde kendini değersiz hissetmesine engel olamayacaktır. His, çocuğun gündelik yasamını etkilemez gibi görü nür. Azarlanan, küçük düşürülen bir çocuk hemen


bozulmaz. Ancak içine a ktarı lan hisler bir anlam tasır ve küçük küçük izler bırakır. Çocuğun edindiği hisler d uyguya dönüşmeden onarılırsa yok olur gider . H iç bir çocuğun "Geri zekôlı mısı n sen ?" sözü ile birdenbire kişiliği bozu lmaz. Ancak o çok güvendiği yetiş kinin ken disini aşağılaması karsısında hissettiği tuhaf d uygu , başkaları tarafından da pekistirildikçe, hem kendi ile ilgili ve hem de yasam h a kkında a nlamlandırmaları oluşur. Kendisinin gerç ekten öyle olduğunu za n neder . Gerçekten zekôsında bir problem olduğunu fark eder (zanneder) . Bundandır ki çocu k kime ne kadar yakınsa yakınl ık ilişkisi kadar zarar görmeye yatkındır. Hiçbir kimse, çocuğa kendi anne babası kadar zarara veremez. Sokakta karsılaştığı bir kişiden şiddet görse hisleri bozulmaz belki ancak kendi anne babasından ilgisizlik görse değersizl ik hissi edinir . Çocuğun hislerini zarara u ğratan iki unsur vardır. 1 - Bağın kuvveti 2- Savu nmasızlık Çocuk kimle ne kadar bağ kurduysa bağ kurduğu kisinin kendisine yaşatacağı olumsuz hisler o kadar derin duygulara dönüşür. Çocuğun babasından duyacağı bir Cezasız Eğitim 65


Çocukluk çağmda aktlCI yorumlama devrede değildir sözle komsusu ndan d uyacağı sözü n içsel derinliği aynı değildir. Babasının hafif asağılar bir bakısı, çevresinden isiteceği olumsuz sözlerden çok daha tesirli iz bırakır. Çocuğu zarara uğratan ikinci u nsur, kendisine olumsuz his yasata n yetiskine karsı savunmasız kal masıdır. Kendini savu nmaya çal ıstıkça yetiskinin baskın tavrı ile karsılasıp çaresiz kalmasıdır. Olumsuz his yasadıkça değil, olumsuz hisleri yasadığı kisiye karsı çaresiz kaldıkça hisleri bozulur çocuğun . . . Bu a çıdan bakıldığında, kisi liğine tesir eden üç yetiskin, çocuğun yasamında oldukça önemlidir; anne, baba ve öğretmen . . . Çocuğun ceza aldığı bir öğretmeni karsısında hissettiği asağılanmayla deği l , bu asağılamaya rağmen ertesi gün aynı öğretmenle iyi iliski kurma k zorunda kalmasıyla kisiliği zarara uğrar. Çocuğun babasından isittiği tek c ümlelik " Defol odana !" sözünden çok, bu sözü isittikten sonra aynı yemek masasına oturd uğu sırada hissettikleridir kisiliğini zarara uğratan his ler ... His aktarımı , bazen çocukla yetiskin arasında " direkt" iliski sırasında olusur. Bazen de yetiskinlerin kendi arasındaki iliskinin çocuğa dolaylı yansımas ıyla . . . Esiyle tartısan bir anne; "Yeter, senden de bıktım, çocuğundan da" dese bu söz çocuğa dolaylı olarak "değersizlik" hissi edindirir. Veya aile içinde yetiskinlerin kendi aralarında "Hayatta hiç kimseye güvenmeyeceksin" diye kon usma ­ ları, çocuğu direkt mu hatap almasa da dolaylı olarak , Adem insanlara karsı "güvensizlik" hissi edinmesine neden olur. Güneş 66


Annenin evde yasadığı gerginl ik ... Babanın can sıkıntısı içindeki tavır ve davranısları . .. Öğretmenin gergin ve agresif tavrı, direkt çocuğu muhatap almasa da onu n duygularına ulasan hislerini etkiler . . . Çocukluk çağı nda a kılcı yorumlama devrede d eği ldir . Bundandır ki çocukla birl i kte yasayan yetiskinler sadece sözel ifadelerin değil, aynı zamanda yasadı kları ruhsal halin de çocuğa his olarak aktarıldığın ı bilmelidir. Örneğin , çocuğa bir gergin l i k anında, " Beni deli etme" dense, bu söz çocuğun zihinsel filtrelerinde yorumlanmadan direkt duygularına iner ... Kendisinin anne babası na zarar verdiğini d üs ünür. 7 yası nda okuma yazmayı yeni öğrenmis bir kız çocuğunun a nnesi yasadığı bir anıyı su üzü ntülü ifadelerle paylasmıstı : " İ nternet kul lanırken esimin hangi sayfaları ziyaret ettiğini takip etmek gibi kaygılı bir yanım var. O gün internette ' Mal nasıl ... ', ' Mal mal ... ', ' Mal yüzü ... ' gibi kel imelerin arandığını görü nce beynimden vurulmuşa döndüm. Çünkü ö nceki gün kızımın beni çileden çıkardığı bir anda öfkeme hakim olamamış, birden ağzımdan , ' Kızım sen mal mısın ?' ifadesi çıkmıstı ... O an, yanlıs yaptığımı kızımın bana bakısından anladım ama ağzımdan çıkmıstı bir kere . . . Özür diledim gerçi sonra, ama is isten gecmisti ... Ertesi gün gizlice internette ' mal ' kelimesini araması canımı çok yaktı ... " Çocuğun filtresizce etraftan özümsediği tüm seziler yasama ve kendine dair bir algı olusturur. Çocuğun ken disiyle ilgil i bu algısına " Ben Algısı", kendinin dısarıdan nasıl göründüğü ile ilgili algıya da "Sosyal Ben Algısı " denir. Çocuğun kendisiyle ilgHi algmna "Ben Algm'; kendinin dışandan nasıl göründüğü ile ilgili alg'Ya da "Sosyal Ben Algm" denir Cezasız Eğitim 67


Adem J Güneş 68 Çocuk bu iki algı aracılığıyla ken disinin sevilen, saygın, değerli olup olmadığına dönük olarak "temel duygusu " nu oluşturur. Kendisine saygın davranılmıs, çocu kluğu olumlu hislerle geçmis kisi lerde " Değerli Ben - Güvenli Yasam" temel duygusu olusur. Olumsuz hislerle geçmis çocukluk yı lları ise kiside " Değersiz Ben - Güvensiz Yasam" temel d uygusunu olusturur . Ç ocukluk yıllarında edini len temel duygula - rın değistirilmesi oldukça zordur. Bu duygular sürekl i kendi hislerini üretir . Temel duygusu değersizlik olan kisi, değer gördüğü bir ortamda bulunsa bile, içinde bir yerlerde yine de kendini değersiz hisseder . Sanki birinin gelip kendisini azarlayacağına ve gerçek yüzünün ortaya çıkacağına dair tuhaf bir kaygı hisseder. Çocukluk yılları değersizlik hissi içinde geçmis, simdi iyi bir evliliği olan bir kadın; " Esimin beni sevdiğine bir türlü inanasım gelmiyor ... Neyimi seviyor olabilir ki . .. Kendi kendime ' ihtiyacı olmasa sevmez ' diye düsünüyorum ... " diye kendi temel değersizlik d uygusunu dile getirmisti . Çocuğun kisi lik gelisimini önemseyen yetiskinler öncelikle kendi duygularını onarmaları gerektiğini bilirler.


Çü nkü çocukla sağlıklı his alısverisinde bulunmanın far- Çocuğun kındalığına sahiptirler . kişilik Farkındalığı düşü k yetiş kinler ise, çocuğun işittiği ağır sözlerin onu kuvvetlendireceği, yasama hazırlayacağı yanılgısı içindedirler. Buraya kadar olan kısımda, çocuğun yetiş kinlerden edindiği "olumsuz" hislerden bahsettik. Ancak çocuk yetişkinin sadece negatif hislerinden d eğil, aynı zamanda "doğal olmayan" olumlu hislerinden de " his bozu kluğu"na düşebilir ... Örneğin, bir annenin sürekli çocuğunun pesinden koşması, "Acıktın mı. .. Susadın mı ... Üzgün müsün ... Beni seviyor musun ... " diye sorgulaması ilgili bir ebeveyn tutumu gibi görülse de, "abartılı ve doğal olmayan bir yaklaşım" olarak his bozukluğuna yol acar. gelişimini önemseyen yetişkinler öncelikle kendi duygular1m onarma/ar1 gerektiğini bilirler Cezasız Eğitim 69


• • • • EDiLGENLiK HiSLERi İhtiyaçların koşu lsuzca giderilmesi, kisi lik gelişimi için oldu kça önemlidir. Özellikle duygusal ihtiyaçlar bir koşula bağlanmamalıdır. Çocuk hangi davranışı sergi lerse sergilesin ona yönelik sevgi azaltı lmamalı, sevgi ilişkisi bir eğitim aracına dön üştürülmemelidir. Sevginin eğitim aracı olarak kullanı lması " edilgenlik hisleri" nin olusmasına sebep olur. Edilgenlik hisleri çocuğu ebeveyn bağımlısı yapar. Erken dönemde baslayan ebeveyn bağımlılığı ilerleyen yıllarda çocuğun çevresiyle de bağımlılık duyguları içinde iliski kurmasına neden olur. Çocuğunun yanlıs davranışları sırasında " Artık seni sevmeyeceğim" diyen bir anne ... " Kardesine oyu ncağını vermezsen seni kucağıma almayacağım" diyen bir baba, edilgenlik hisleri gelistiren anne babadır. Cezasız Eğitim 71


Adem Güneş 72 Sevgi alısveri sinin çocuk eğitiminde araç haline getirilmesi gibi, doğal olmayan veya abartı lı sevgi gösterileri de edi lgenlik hislerine yol acar. "Sen dünya nın en güzel kızısın ... Sensiz yasaya mam ... Seni her seyden ç ok seviyorum ... " sözleri veya sürekli "Seni seviyorum ... seni çok seviyorum ... " ifadeleri çocuğun sevgiyle edilgen hale gelmesine yol acar. Böylesi tutum içinde olan e beveynler çocuklarını kendilerine bağımlı hale getirdikleri gibi , kendileri de çocuklarına bağımlı olurlar . Kızı nın kendisine asın bağımlı ol d uğundan şikôyet eden bir anne bu d urumu ç özmek için danışmanlık almaya gelmisti . Görüsme sırasında aslında sadece çocuğun anneye değil , annenin de kızına bağıml ı olduğu ortaya cı kmıstı . Hatta a nnenin bağımlılığı kızın bağımlıl ı ­ ğından daha fazlaydı . Bu d urum hiç de saşırtıcı değildi aslında, zira bir bağımlılık ilişkisinde bağımlı olandan çok bağımlı olunan bağımlıdır. 7 yasındaki bu kız çocuğu a n nesini üzmemek için onun her dediğini yapıyor, a nnesi de kızına fazlasıyla ilgi ve sevgi dolu davranıyordu. Çocuk annesinden aldığı yoğun sevginin bağımlısı olmuş, başka kimseye ihtiyaç duymuyordu. Adeta kendi duygularını değil, annesinin duygularını yaşıyordu . Bu bir yandan annenin hoşuna


gidiyor, diğer yandan kızının sürekli kendine ihtiyaç duymasından yoruluyordu. Birbiri içine geçmis bağ ımlılı k iliskisinin ç özümü oldukça zordur. Zira böylesi durumlarda çocuğun anne bağımlı lığından kurtulmaya baslaması anneyi içten içe huzursuz eder. Kendisine bağıml ı olan birinin bağımlıl ı k davranısını bırakması, bağımlı olunan kiside değersizlik hissi uyandırı r. Yetiskinlerde bağımlılık, çocukluk yıllarında giderilmemis ihtiyaçların giderilme çabasıdır. Çocuğuna bağımlı olan bu kadın, aslında çocukluk yıllarında eksi k kalan duyguları simdi çocuğu ile gidermeye çal ısıyordu. Kendi anne babasından değer görmemisti hiç . . . ama simdi kızının gözünde çok değerli olduğu nu hissediyordu . .. Kendisini hiç kimse kızı kadar karşı lıksız sevmemişti ... Karşılı ksız sevilmenin tadına doyamıyordu bu anne .. . Cezasız Eğitim 73


Sevginin eğitim aracı olarak kullamlması "edilgenlik hisleri"nin oluşmasma sebep olur Adem Güneş 74 Böyle bir duru mda psikoterapinin ilk zorluğu, çocuğun annesine bağımlılığını bıraktığında an nenin hissedeceği yal nızlık ve değersizl ik hissidir. Bu d uygu ları yasamak istemeyen kisi, terapiye de karsı çıkar. İ kinci zorluk ise çocuğ un içinde kalan " edilge nlik hisleri"nin çıkartılmasına dönüktür. Uzunca yıl lar kendi hisleri yerine annesine ait duygularla yasa mayı ögrenmis çocuk, anne bağımlılığından kurtulduğunda tuhaf bir huzursuzluk hisseder ... Kaygılanır ... Kendini boslukta hisseder. .. Bu his, yı llarca baskalarının duygularına ortak olmanın verdiği al ıskanlığın terki sırasında olusan " bosluk hissi"dir ... Edilgenliğin terki sürecinde yasanan bu bosluk hissi, çocukta bazen " terk edilmislik duygusu " bazen "değ ersizl ik duygusu " uyandırır ... Bağımlı l ığın terki ve kendi olma sürecinde yasanan bu huzursuz edici duygular aslı nda kisinin edi lgen lesme-


sine neden olan hislerdir . Annesinin kendisini severken "Seni öylesine seviyorum ki, yokluğuna dayanamam" deyisi ... Ya da "Sen benim bir tanemsin ... Senin yerini kimse alamaz ... Yokluğuna dayanamam ... " gibi sözlerle edilgen hale getirilen kisi ler, edilgenlikten kurtulurken iç sesleri çoğalır ... Hangi sözlerle edilgen hale getirildilerse o seslerin yoğunluğuyla bas basa kalırlar ... Yetişkinlerde ba�ımlılık, çocuk yıllarmda giderilmemiş ihtiyaçlarm giderilme çabasıdtr Cezasız Eğitim 75


•• • • DUYGULARIN VONETIMI 40 yasla rın da, çocuguna karsı öfkeli d avranıslarından si kôyet eden bir anne yardı m a lmaya gelmisti . Bu annenin üç çocugu i le ayrı a yrı problemleri vardı . 14 yasındaki kızı artık kendisini dinlemiyordu, iliskileri epeyce zarara ugramıs haldeydi . 9 yası ndaki oglu oku lla ilgi l i sorumluluklarını yerine getirmiyor, ödevlerini yap mıyor, derslerine ça l ışmıyordu ... Zorladıklarında da tep ki ve hırçınlıkla cevap veriyordu. Büyük çocu klarla yasanan bu çatısmacı durum 4 yasındaki en küçük kız çocuguna yansıyor, anne yenemedigi öfkesiyle ona da kötü davran ıyor, sonra pisman ol uyordu. Aksam kızı yattıgında on u n masum yüzü nü seyredip g ü n içindeki olumsuz davra nışlarının ne kadar da yersiz oldugu n u düşünüyordu. Kadın, bu kısır döngüden çıkmak istiyor , ancak kendi deyimiyle ö fkesini yönetemiyordu. Çocukluk yı llarını uzu n uzu n kon ustugumuz bu hanımefendi aslında çok da kötü bir çocukluk geçirmedigini söyl üyordu: Cezasız Eğitim 77


Çocukluk ytllarmda zarara uğratılmış duygulartn " Herkes gibi geçti yani çocukluğum ... Normal iste, babam klasik çalışan bir adam, annem ise is güç derdindeydi. .. " "Annem is güç derdindeydi" derken, annesiyle yakın olmadığını söyl üyordu aslında . Bir başka d eyişle, onanlması d uygusal ihtiyaçları a nnesinin isi gücü "arasında" yok mümkündür olup gidiyordu. Adem Güneş 78 Babası çok da kızgın bir adam değildi ancak "tepesi attığında" ortalığı birbirine katabi liyordu. İ lkokul yıllarını çok net anımsamasa da üzerindeki eğitim bas kılarını, " Normal iste ... Ödevimi yapmadığım zaman larda annemin bağırmalarını, öğretmenimin sınıf içinde ' Yine mi ?!' deyisini unutamam" diye tarif ediyordu. Asl ında, önemsemiyor gibi anlattığı çocukluk yıllarında yasadığı duygusal yoksu nlukları gizlemeye çalışıyordu. Çocukluğunda yasadığı hisler konusulmaya başladığında ise gözyaşlarını tutamamıştı . O küçük bedenle nasıl da çırpınmıştı annesinin karsısında ... Babasının bağırışları sırasında nasıl da kalbi atıyordu ... Benliği saygınlık üzerine gelişmemiş, h ırpalanmış ve sıradanlastırılmıs ... " İste öyle herkes gibi" diye sıradanlaştırdığı çocukluğunda his bozu kluğu yasamıs, yetiskinlik yıl larına böyle varmıstı . .. Kendini gerçeklestiremeden, mevcut duygularının gücüyle kisi liğini olustura madan anne olmus, d urulmamıs duygularla a n nelik yapmaya çalışıyordu. "Öfkenizi neden yönetemiyorsun uz? " d iye sorduğumda verdiği cevap suydu: " İçimde kabaran bir seyler oluyor o anda, dara l ıyorum. Kızmamam gerektiğini bazen fark ediyorum ancak yine de birden patlayıveriyorum. O an sanki içimden bir canavar çı kıyor, sonra kendimden utanıyorum. Hele


ki ortanca oğlumun mızmız tavırları, kalemi eline al ıp bir o yana bir bu yana eğilip bükülmesi, öd evini ya pa rken ikide bir masadan kal kıp tuvalete gitmek istemesi d uygu larımın kabarmasına sebep oluyor." " Peki ben size nasıl yardımcı olabilirim? " Ceva bı netti : "Daha sakin ve d uyg u larını yönetebilen bir anne olmak istiyorum . " Bu hanımefendi duygularının zarara uğratılmış yanlarıyla annelik yapmaya çal ışıyor, zarara uğramış d uygularını ise yönetemiyordu ... Peki çocukluk yıllarında zarara uğratılmış d uyguların onarılması mümkün müydü? Evet, duyguların onarılması mümkündür. Bu, yol ve yönetimi öğrenildiğinde kisinin kendi kendini onarması olabileceği gibi, psikolojik desteğin gerektiği durumlar da olabilir. Cezasız Eğitim 79


. .., HiS BOZUKLUGU Çocuk gelişimi dört ana basl ık a ltında incelenir: fiziksel gelişim, sosyal gelişim, zihinsel gelişim ve duygusal gelişim. Bu dört gelişim basamağının temelini " duygusal gelişim" oluşturur. Örneğin , duygusal gelişim sosyal gelişimin temel itici gücüdür. Duygusal gelişimi sağl ı kl ı olan çocuğun, sosyal gelişimi de sağl ı kl ıdır . Duygusal gelişimi sağl ıksız ilerleyen çocuğun sosyal gelişiminin olumlu olacağını düşünmek hatadır. Çocuk anne babasının yanında kendini ne kadar değerli hissederse, çevresi ile ilişkileri o denli kaliteli olur. Duygularında olumsuz izler taşıyan çocuklar iletişim kurmaktan kaçı nır, sosyal ortamlarda kendini var edemez. Duygusal gelişim, zihinsel gelişimin de temel gücüdür. Çocuk kendini ne kadar iyi hissediyorsa zih ni o kadar durudur. Dikkati o kadar güçlüdür . Aile içinde tartışmalar Cezasız Eğitim 81


Çocuk anne yasayan, eleştirel bir ortamda sürekli kendini savunmak babasmm zorunda kalan bir çocuğun kendini derslerine verebilmeyanmda si, sınıfta yüksek bir dikkatle dersini takip etmesi zordur . kendini ne kadar değerli hissederse, çevresi ile ilişkileri o denli kaliteli olur Adem Güneş 82 Duygusal gelişimin motivasyonu " değerl ilik hissi" dir. Çocuk, değerlilik hissini hiçbir koşula bağlı olmadan al ırsa, "değerl ilik duygusu" oluşur. Birçok anne baba çocuklarına değerlilik hissini koşulsuzca vermek yerine, bu hissi bir terbiye aracına dönüştürmüştür. Çocuğa koşulsuzca ve her şart altında değer vermenin onu yoldan çıkaracağını (hatta bazı durumlarda çocuğun kibirli olacağını) zannederler. Halbuki, değerl ilik hissini kendinde tanıyan bir birey, başkasının da kendini değerli hissetmesinin önemini bilir. Başkasının kendini nasıl iyi hissedeceğinin farkındal ığına erişir . Üstelik kibir , kendini değerli hisseden kişi lerin değil , başkasını d eğersiz hisseden kişi lerin bozukluğudur. Bu bozukluk, ebeveynlerin kendi çocuklarına değerli lik hissini " abartılı" verirken, başkalarına değersizce davranmasıyla oluşur . Ayrıca çocuk değerli lik hissi ile yoldan çıkmaz, a ksine kendisine değer veren a nne babasına güvenle bağla nır. Değer, çocuğun kendine ait öz malıdır. Bir yetişkinin çocuğun kendisine ait olan bu öz malı, terbiye aracı haline getirip belirli koşullara bağlı olarak vermesi çoc uğa yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Çocuk, ancak kendini "gerçek değerlilik" içinde hissettikçe kendi gibi olur, "gerçek kendiliği"ni yapılandırır . Değerlilik hissini araç olarak kullanıp onu bir başkası-


na m uhtaç hale getirerek terbiye etmeye çalışmak, kita bı n i lerleyen kısımlarında bahsedi lecek olan " ke ndilik bozu klugu"nun temel sebebidir . Egitim ci lerin çocugun muhtaç oldugu degerlilik hissini egitimin bir parçası haline g etirmesi çocugun kişi ligini oluşturan duyguları bozar. Birçok ögretmen ögrencisini motive etmek için başarı lı ögrencilerine gülen yüzler , yıldızlar, puanlar verir. Kendini öğretmenin verdiği ödülle değerli gören çocuklar, bu değeri kaybetmemek için daha çok göze girmeye, ögretmenin her dedigini yapmaya başlarlar. Öğretmen açısından böylesi bir ögrenci oldukça keyif verici olsa da, çocugun geliştirecegi benlik açısından durum oldukça trajiktir . Hiç kimsenin hiçbir çocuğa, ceza ile kendini degersiz hissettirmeye hakkı olmadıgı gibi, yine hiç kimsenin hiçbir çocuğu ödülle edilgenleştirmeye de hakkı yoktur . Çocuğun değeri öğretmeninin sözünü dinlediği için değil, insan olduğu ndan dolayıdır. Çocuğun kişiliği ödül ve ceza ile değil yetişkinin "doğal davranışları" ile gelişir. Doğal davranışın üç özel liği vardır: Gerçeklik, ken di lik ve dürtüsüzlük ... Cezasız Eğitim 83


• 1. GERÇEKLiK Çocukla yetiskin a rasında gerçeklesen iletisim ne Kadar gerçek d uygular barındırırsa çocuğu n yetiskinden '' his alısı" o denli pozitif olur. Gerçekçi d uygular pozitif olmasa da, duygunun gerçekliğinin verdiği güven, çocuğa pozitif yansır. Babasının herhangi bir d urum karsısındaki kararlılığını görmesi çocuğun üzü lmesine sebep olsa da benl iğine zarar vermez. Örneğin henüz yası uygun olmadığı halde cep telefonu isteyen çocuğa kararlı bir tutum sergilemek ve bu isi n gerçekten olamayacağını net bir sekilde ifade etmek (çocuk üzülüp tepki gösterse bile) benl iğe zarar vermez. Ama telefonu olması gereken bir yastaki çocuğa kızgı nlık, öfke veya kırg ınlık nedeniyle telefon almamak g erçekçi liğin dışındadır ve bu tutum çocuğun kişiliğine zarar verir. O halde, "Gerçeklik nedir? " sorusu na cevap verecek olursak " gerçeklik" bir yetişkin d avra nışı nın kökeninin objektif değerler barındırmasıdır. Cezasız Eğitim 85


Yetişkinin, Gerçeklik, yetis kinin zarara uğramıs benliğiyle ortaya yaşadığı çıkan d avranısları değil, h osu na gitmeyen bir sonuç hisleri dahi olsa samimi davranmasıdır. objektifliğini Örneğin, oğlu nun saç modeli hosuna gitmeyen bir bozmadan, baba, çocuğun "Saçlarım nasıl olmus? " sorusuna " Bersunileştir- bat" diye cevap verse, gerçeklik d ısı davra nmıs olur. meden Halbuki aynı soruya , " Be nim çok da beğendiğim bir (üzerinde model olmasa da güzel görünüyor" diye cevap vermesi herhangi bir gerçeklik üzere yapılan bir konusmadır. akı/Ct işlem Bu baba çocuğunun saçının gerçekten onun kafa yapmadan) yapısına yakısmadığını düsünüyorsa, konusma su sekilde çocukla olabilir: paylaşması gerçekliktir ' Adem Güneş 86 " Biliyorsu n bu pek de benim beğendiğim bir model değil . .. Objektif olarak değerlendirecek olursam saçlarının üstü uzu n kaldığı için yüzüne uygun durmamıs , yanlar ise gayet güzel olmus." Bu cevap gerçekçilik içerir. Çocuğun ihtiyacı olan sey de gerçekçi bakıslardır . Birçok ç ocuk, anne babasıyla gideremediği bu ihtiyacından d olayı a kranlarıyla ilis kisini a rtırır, onların düsüncelerini anne babasının düsüncelerinden daha önemli bulur. Gerçeklik , bireyin ortaya koyduğu davranısların samimi olmasını sağlar. Yetiskinin , duygularında yasadığı hisleri objektifliğini bozmadan , suni lestirmeden (üzerinde herhangi bir akılcı islem yapmadan ) çocukla paylasması gerçekliktir . İçten gelen hafif bir tebessüm, hissedilen hafif bir hüzün veya mutluluk, bazen g özlere yansıyan bir ısıltı, bazen de kisinin yerinde duramayıp heyecanla sıçra-


ması içten geldiği gibi g erçeklesiyorsa, çocuk, anne babasının bu tutumdan oldukça memnun olur. Kendini güvende hisseder. Birçok anne baba, çocu klarının yanında " itibarlarının " kaybolacağı kaygısı ile gerçek duygularını sergile ­ mek yerine duygu larını gizler. Alınan müjdeli bir haberi sevinçle karsı lamamak, h eyecana ortak olmadan sakince beklemek yanlıs ebeveyn tutumlarıdır. Düğünde, dernekte, sevinçte veya hüzünde duyguları d oyasıya yaşamamak, bir süre sonra çocukla ebeveyn arasındaki his alısverisinin tıkanmasına neden olur. Çoc uk ancak kendi duygularına eslik eden ebeveyn le bağını devam ettirir. Ağır d urma k, olgun davranmak, heyecansız kalmak bir süre sonra çocuğu yorar. Bundandır ki birçok çocuk, anne babası oturma odasında otururken baska odaya geçmeyi tercih eder. 1 6 yas ındaki kızlarının sürekli kendi odasına kapanmasını " asosyallik " olarak değerlendiren bir anne baba yardım almaya gelmişti. Halbuki kızları oldukça sosyal, cıvıl cıvıl ve cana yakındı . Genç kız, aile içindeki durumu su çarpıcı cümlelerle özetlemişti : " İçeride otursam ne olacak ki . . . Ne konuşabilirim ki onlarla ... Yarım saatte bir a ncak iki kelime çıkar anne babamın ağzından ... O da ya ' niye öyle oturuyorsun . . . ödevini yaptın mı. .. yine tırnaklarını yemişsin ... · gibi eleştirilerdir ya da, ' ben senin yaşındayken ' diye bas laya n vaazlar . . . Ne yapayım, ben de odama çekiliyoru m WhatsApp ' tan arkadaşlarımla sohbet ediyorum ... " Bu anne babaya çocu klarının düsüncesini aktardığımda baba oldukça sinirlendi : Cezasız Eğitim 87


" Ne yapacakmısız, çıkıp oynayacak mıymısız ... Tabii, onun arkadasları gibi vurdumduymaz olsak bizi de beğenir!" diye karsılık verdi. Bu baba, kızlarının en cıvıl c ıvıl olduğu çağda, ona yakın olmak, duygularına eslik etmek yerine, baskın bir durusla kızını yönetmeyi tercih ediyordu. Baskınlığının kökeni ise kendi beninin d uyarsız yanlarıyla ilgiliydi. Gerçek duygularla ortaya çıkan davranıslar çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Yu karıdaki örnekte de olduğu gibi, birçok yetiskin, çocuklarını terbiye edebilmek için kendi duygularını bastırmayı, gergin ve öfkeli görünmeyi marifet zan nediyor. Böylece çocuklarını kontrol altında tutabileceklerine inanıyorlar ... Halbuki hiçbir çocuk kendi d uygularına eslik etmeyen bir anne baba ile ( kisi liğini zarara ugratmadan) erdemli davranıslar kazanamaz. Çocuğun ebeveyn korkusuyla edindiği bütün erdemli davranıslar bir " hiç"ten ibarettir. Ebeveyn baskısı artık kendisini çok da etkilemeyen çocukların, kazandıkları erdemli davranısları tek tek bıraktı kları bir gerçektir. Tam da bu noktada, küçük bir ayrıntıdan bahsedelim. Bazı durumlarda, çocuk baskı ve zorlamalarla elde ettigi olumlu davranısları bütün bir ömrü boyunca sürdürebilir. Birçok ebeveyn, anne babasından ceza alarak, belki de dayak yiyerek elde ettigi erdemli davranısları yetiskinlik yıllarına tasımıstır. Böylesi anne babalar, " Biz de dayak yedik ama hiç de kötü insan olmadık" yanılgısı içindedirler. Böyle yetistirilmis kisiler elde ettikleri olumlu davranıslara rağmen, gerçek benliklerinin yapısını kayAdem bettiklerini bilmezler. Baskı ve zorlamayla olumlu davranıs Güneş ---- kazanmıs kisiler, g ergin, agresif ve tahammülsüzdürler. 88


Kazandı kları olumlu d avranıslara ragmen, kisi liklerinin dogal yapısını kaybettiklerinin farkında d egildirler . Duygularını bastırmayı becerebilen bu kisi ler çevreleri tarafından da otoriter olarak görülürler. Çocuklar onlarla bag kurmaktan çekinir. Bu kisi, çocugun kendi anne babası da olsa böyledir. Zira çocuklar duygularını okuyamadıkları kisilerden ürker, kendilerini sakı nırlar. Duygularını bastırmış, gergin g örü nen bir babaya, "Neden böyle duruyorsu nuz, azıcık tebessüm etseniz " dedigimde, " Ben azcık tebessüm etsem herkes cıvıtır ... " diye karsılık vermisti . Bu babanın "cıvıtır" derken kastettigi sey, duyguların yasanır vaziyete gelmesidir. Birçok ebeveyn, çocugunun özgür duygularıyla yasamasından kaygı d uyar. Farkında olmadan kendilerini katı tutarlar ki çocuk duygularını özgürce yasamasın ... Böyle bir bakısa sahip anne babalar duyguların yönetilmesinin onların bastırılması ile mümkün olduguna inanmıslardır. Halbuki, bastırılan hisler kisinin yönetemeyecegi duygu lara dönüsür. Duyguların yönetilebilmesi ancak gerçekçi d uyguların özgürce yasanabileceği ortamlarda mümkündür. Bir mağazanın kasasında anne baba ödeme yapıyordu, ben de onların hemen arkasındaydım. 4 çocukları olan geleneksel bir aileye benziyordu . Çocu klar özgür d eğillerd i . Anne babanın bakısları altında h apistiler. Baba iki de bir dönüp çocuklarına baktıgının ve g ergin bakısıyla onları hizaya getirdiğinin farkında değildi. Çocuklar bu göz hapsinden sıkılmıs olacaklar ki birbirlerine vura ra k sakalasıyorlardı ... Yaklasık 1 3- 1 4 yasla rında ki büyü k kızları ise kenarda bir yerde daha sakince birbirlerine yanasmıs , ellerindeki telefona bakıp gülüsüyorlardı. Belli ki anne de bu tutumdan rahatsız olduğu icin Gerçek duygularla I ortaya çıkan davramşlar çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar Cezasız Eğitim 89


ıAdem Güneş 90 a nneden de uzak duruyorlardı. İ ki kız kardesten küçük olan, a blasının elindeki telefona bakarak " Kız, kapat su mesajı, oğlan iyice manyaklastı, annem bir görürse benim de basımı yakacaksın ... " diye gülerek a blasını sakayla kenara itti . Muhtemelen bu anne baba, kızlarının erkeklerle yazısmalarını görselerdi büyük hayal kırıklığı yaşayaca klardı. Evliliklerinde yasad ı kları huzursuzluk nedeniyle d anısmanlık almaya gelen bir çiftle tan ısmıstım. Misafir ağırlama konusunda bir hayli istekli olan 30 yaslarındaki kadın, misafir öncesinde ve sonra sında evde sürekli huzursuzluk çıkarmakta, çocu kların en küçük davranışlarına dahi tahammülsüzlük göstermekteydi. Misafirin ağırlandığının ertesi günü neredeyse bir ruhsal çöküntü yaşayıp tükenmiş bir vaziyette yatağa düşmekteydi. Bu kadın, misafir ağırlayacağı günlerde ortaya çıkan gerginliği haricinde oldukça sakin görünümlüydü ... Sürekli çevresindeki insanlara iyilik yapmak, onlara "iyi görü nmek" için caba sarf ediyordu. Görün üşte çevresi tarafından çok takdir edilen bu kadın, çok yoruluyor , günü bitirmekte zorlanıyordu. Dolayısıyla çevresindeki lere ya nsıttığı pozitif d uygularını esi ve çocu klarına gösteremiyordu. Dikka tli bir gözlem yapı ldığında, kadının çevresine yansıttığı pozitif tutumun " bilineli bir farkındalığın" değil, kökeni çocuklu k yıllarına uzanan " kaygıların" ürünü olduğu anlaşı lıyordu ... Bu anne, kendi annesinden iyilik yaparak başkalarını minnet a ltında bırakmayı ve böylece iyi ilişkiler geliştirmeyi öğren misti . Sürekli bir vericil ik içinde olmayı, herkes memnun olsun, kimse kırı lmasın , gücenmesin diye caba harcamayı , "el ôlem"e mahcup olmamak için var gü-


cüyle çaba harcamayı annesinin çevresiyle kurduğu ilişkilerden öğrenmişti. Eve gelen misafirlere annesinin aşırı ilgi gösterip onlarla ilişkisini doğallığın ötesine taşıması, çocuğun doğasına islemisti ... Yıllar sonra evlenip kendi evi olduğu nda çevresi ile kuracağı ilişkileri doğal d uygularla değil askın duygularla gerçekleştirmenin " normalliğine" inanmıştı . Misafirlerine mahcup olmamak için sergilediği büyük çaba, onu geriyor, çocuklarına karsı tahammülsüzlestiriyordu. Misafirlere hazırlık yaparken gerginlikler yasıyor, ancak misafirler geldiğinde gerginlik kayboluyor, tam zıddı bir pozitiflikte onlarla ilgilenmeye koyuluyordu. Bu iki zıt duygu aynı gün, aynı saatler içinde yaşanıyordu ... Bu kadının d uygularını kontrol edememesinin nedeni, iki Cezasız Eğitim 91


Suni zıt duyguyu birbirine yakın zamanlar içinde yaşamak davramşlar- zoru nda kalması idi. Birbirine oldukça uzak bu iki duygu da süreklilik yoruyordu onu ... olmaz Duyguları dengeli değildi, iki uç arasında gidip geAdem , Güneş 92 l iyordu . Yönetilmesi çok zor bir durumdu bu . . . Çözüm, gerçekçi duygularla yaşamayı öğren mek idi. .. Karşılaştığım 12 yaşlarında ki bir çocu k, okulda arkadaşlarının kendisini sevmediğini , sürekli dışlandığını söylüyordu. Bundan dolayı hiçbir arkadaşıyla konuşmak istemiyor, başka çocukların kendisinden daha çok tercih edi ldiğini düşünüyordu. Bu çocuğun arkadaşlarıyla yaşadığı sorun anal iz edi ldiğinde, ailesinde edindiği bir davranış dikkat çekiyordu. Çocuk, anne babasından sürekli vericilikle iyi ilişkiler kurmayı öğrenmişti . Ancak bu yöntem arkadaşlarında işlemiyordu . Arkadaşlarına yarana bilmek için sürekli sevecen d avranıyor, kendi eşyalarını kullandırıyor fakat yine de beklediği i lgiyi göremiyord u . Çocuk, ailesinden öğre ndiği aşırı yakı nlı k kurma davranışını arkadaşlarıyla da gerçekleştirmeye çalışıyor, fakat onlar bu yakınlıktan rahatsız oluyorlardı . .. Zira bu yas grubundaki çocuklar asırı ilgiden ra hatsız olur, bu tavrı sımarı kça bulurlar ... Suni d avran ışlarda süreklilik olmaz. Zira g erçekli k içermeyen davranıslar kişiye çok enerji kaybettirir, kisi kaybolan enerjisiyle sürekli iyilik hali üzere bulunamaz. Bundandır ki, çevresine karsı sürekli pozitif olmaya çalışan kişiler aile içinde negatiftirler. Al ıngan ve sinirlidirler ... Halbuki kişi, gerçekçi duygularıyla davranıslar oluştursa, böyle sık tüken mişliğe d üşmez. Bundan d olayı doğal davran ışlarda bir duygusal süreklilik vardır. Gerçekçi olmayan davranışlarda " normallik seviyesi " kaybolduğundan, uç noktalarda mutluluk ve dibe vur-


mus m utsuzluklar yasanır. Bu hızlı d uygusal değişikl ikler kisiyi tü ketir, kendiyle çel işkiye düşürür ... Duygularını yönetememenin kara msarlığına kaptırıp iç h uzursuzluğu yasatır ... Birçok kisi anlam veremediği bu kara msarlığın sebebini çevresindekilerde arar. Esi ile psikolojik problemler yasadığı halde danışmanlık almak istemeyen bir hanımefendiyle sohbet ediyorduk. ·' Ben psikolojik danışmanl ığa falan çok inanan biri değilim " demisti . "Çocuklar böyle oldukça, esim bana kendimi değerli hissettirmedikçe, ailemde ve çevremde bir sürü huzursuzluk varken psikolojik danışman buna ne çözüm üretebilir ki ?" diye düşünüyordu . . . Aslında bu hanımefendinin söyledikleri yabana atılacak sözler değildi. Fakat bilmediği bir şey vardı; insanın iyi olusu içinde bulu nduğu duru mun ona kendini iyi hissettirmesiyle ilgili deği l , kendi içindeki iyilik halini sürdürebilme gücünü elde etmesiyle ilgiliydi. İyi olmak için çevresine m u htaç hale gelmis kisiler sürekli bir hayal kırıklığı yasayacaklarını bilmelidirler . Kisinin iyilik hali kendi içinde gizliydi, bunu kesfetmek iyi olmanın baslangıcı idi . Cezasız Eğitim 93


• • 2. KENDILIK Yetiskinin çocukla iliskisinde " kendilik hali" tasıması, çocugun kisilik gelisiminin temel faktörlerindendir. Kendilik, kisinin duygularında baskalarının tesirini degil , kendi hislerini barındırıyor olması hal idir . 40 yaslarında bir beyefendi evl i liginin ilk yılları nda esiyle yasadıgı rahatsızlıkları söyle anlatıyordu : " Evleneli henüz bir yıl bile olmamıstı . Esimle sürekli tartısıyorduk. Kendisi çalısmıyordu , ev hanımıydı. Gündüzleri sürekli yatıyor, hep yorgun oldugunu bahane ederek ev islerini aksatıyordu. Bütün gün evde olmasına ragmen aksamları sıklıkla dısarıdan yemek siparis ediyorduk . Eve gelip giden pizzacılar, yemek servisleri aynı sokakta oturd uğumuz a nnemin de di kkatini çekmisti . Bir gün benimle bu konuyu konustu . ' Oğlum, böyle aile hayatı olmaz, kazandığın parayı sokağa saçıyorsun . Haftanın üç -dört günü dısarıdan yemek tasınıyor evinize' deyince ben , ' Ne yapalım anne ... Aç mı kalalım ' dedim ... Annem, ' Oglum, eğer karına Cezasız Eğitim 95


Yetişkinin çocukla ilişkisinde 'kendilik hali' taşıması, çocuğun kişilik gelişiminin temel faktörlerindendir Adem Güneş 96 sözü nü geçiremiyorsan, aksamları ben getireyim yemeğini, paranın kıymetini bil azıcık' deyince çok ağırıma gitti . .. Birden ne diyeceğimi sasırdım. Annem haklıydı ... Aksama kadar ne yapıyordu ki esim evde ... O an esime karsı tuhaf bir rahatsızlık hissettim içimde . . . Bu his artı k onun her hare ketinin gözüme batması na kadar ilerledi. Evi biraz dağınık görsem, içimde bir huzursuzluk duymaya basladım . .. Hastayım dese, d uygu sömürüsü yaptığını düşündüm ... Aradan 5 yıl geçti . Bir de kızımız oldu. Evde ki huzursuzluklar had safhaya çı kmıstı . Esim o gün çocuğu okula bıraktı ktan sonra eve gelmis ... Mutfakta fenalasmıs, yere yığılmıs kalmıs ... Çocuğun okuldan çıkma saati geldiğinde esime ulasamamıslar. Öğretmen beni aradı. Ben anneme söyledim. Annem söylene söylene telefonu kapattı . Çocuğu alıp eve gittiğinde, esimi mutfakta yere yığılm ıs halde görünce kötü olmus. Daha sonradan öğrendik, meğerse esim bulası kları yerleştirirken fenalasmıs, eli kolu uyusmus, yere yığılıp kal ­ mıs. Felç geçirmis ... Apar topar eve geldiğimde, yatağa yatırmıslardı, ağzı fi lan eğilmiş , gözleri kocaman açılmış bir haldeydi. Hiçbir yerini kımıldatamıyor, sessizce ağlıyordu sadece ... Esimde narkolepsi diye bir hastalık varmıs, bilemedik . . . Bir tür yorgunluk hastalığı imis bu ... Uykusu bozuk oluyormuş böyle kisilerin. Geceleri uyurken nefes almakta zorluk çektiği oluyordu, sıklıkla uyanıyord u ... Bazen kara basan görüyord u ... Bazen de gecenin bir yarısında nefes nefese uyanıyordu ... Nefesi tıkanıyordu .. . Doğru düzgün uyuduğunu hiç hatırlamam evlendiğimizden beri. .. Gece uyuyamayınca, gündüz yoruluyormus , uzandığı koltukta öyle uyuyup kalıyormus ...


Esim uzu nca bir süre felçli yasadı. Anneme çok öfke duydum o dönemde, beni esime karşı g ereksiz yere dolduruşa getirdiğini düşündüm." Düşünce ve duygularında başkalarının tesirini taşıyan kişi gerçek kendiliğe erişemez ... Böylesi kişi ler, olayları kendi hisleriyle değil, başkalarının etkisiyle değerlendirir. Gerek çevresinin gerekse de çocukluğunun olumsuz hislerini d uygularında taşıyan böyle kisi ler olaylara objektif bakamaz, sakinliklerini koruyamazlar. Kendilik bozukluğu olan kişilerin kişilik yapıları aceleci, tahammülsüz, kaygılı ve huzursuzdur. Objektifl ik ve sakinlik ise "gerçek kendiliğin" en belirgin iki özelliğidir. Gerçek kendilik, kisinin "duygularında" başkalarının tesirini barı ndırmaması, kendi mizacına ait hisler taşımasıdır. Burada ince bir ayrıntının altının çizilmesi gerekir. Bir önceki bölümde "gerçeklikten" bahsedilmişti. Gerçekliğin, kisinin " davranışlarında" içtenlik taşıması olduğu söylenmişti. Bir davranışın içten l iğinin o "davranışın" kökenini d uygulardan a lmasına bağlı olduğunun altı çizilmişti . Duygusal kökeni olmayan davranışların sahte, yapmacık olduğu bel irtilmişti. Kendilik ise , kisinin davranışlarına köken teşkil eden d uygularındaki hislerin kendisine ait olması hal idir. Duygularından başkalarına ait hisler barındıran kisi gerçek kendilik içinde değildir. 16 yaşındaki oğlu ve eşi arasındaki dinmek bilmez çatışmadan şikôyetçi olan bir anne şunları anlatmıştı: " Eşim aylardır oğlumuza öyle acımasız davranıyor ki çocuk neredeyse evin içinde nasıl yürüyeceğini şaşırdı. Yemeğe oturuyoruz. ' Ağzını şapırdatm a !' Kard eşiyle Kendilik, kişinin duygularmda başkalarmm tesirini değil, kendi hislerini barmdmyor olması halidir Cezasız Eğitim 97


Düşünce ve duygularmda başkalartnm tesirini taşwan kişi gerçek kendiliğe erişemez 1 Adem Güneş 98 sakalasıyor, ' Ne biçim gülüyorsun!' Koltuğa uzanıyor, ' Saygısız! O ne biçim yatış öyle!' Çocuk da artık tepki vermeye basladı. $imdiye kadar çekindiği babasına karsı lık veriyor. Önceki gün kardeşiyle odada tartışırlarken babası sinirle odaya girdi, 'Öküz gibi ne bagırıyorsun ! ' deyince oğlum çok sinirlendi. Babasını iterek odadan çıktı . Çı karken de 'Sensin ' dedi ... Babası duydu bu lafı ... Kolunu tutmak istedi, tutturmadı, savurdu babasının elini ... Kendini odaya kapattı . İçeride bas bas bağırmaya, ' Yeter ya ! Yeter ya ! Yeter! ' diye duvarı yumruklamaya basladı. Dışarıda babası da ben de şaşakaldık. Sessiz sakin çocuk deliye döndü birden ... Aradan iki gün geçti, hôlô kızgınlığı geçmedi . . . Küs gibiler, konuşmuyor babasıyla ... " Anne çıktı ktan sonra çocukla konuştum. Kendini dış dünyaya kapatmış olduğu her halinden belliydi. Yardım eli uzatan bir uzmanla dahi görüsmeye isteksizdi. "Nasılsın ?" diye sordum, cevap vermedi. "Sana yardımcı olmak için buradayım, evde neler oluyor, a nlatmak ister misin ?" dedim, yine sesini ç ı karmadı. " Ba banla mı problemleriniz var? " dedim. " Benim yok, onun var ... " dedi. " Nasıl yani? " "Ne bileyim ... Benim her şeyim gözü ne takılıyor artık babamın ... Mesela yürüyüşüme takılabilir, ' Ne biçim yürüyorsun ' diyebilir ... Su içmem gözüne batabilir . .. Gülmem hoşuna gitmeyebilir ... Ben de ne yapacağımı şaşırdım. H er an bir laf sokuşturacak diye aynı odada bile olmak istemiyorum."


" Hep böyle miydi aranız? " "Hayır. .. Önceden babam sürekli benimle oynamaya calısır, birlikte olmak icin hep bir çaba içinde olurdu. Ortaokuldan sonra koptu, liseye başladığımda iyice tuhaflaştı adam ... " dedi ve kendi kendine güldü. Daha sonra baba ile konuştum. "Oğlun uzla süre kli bir çatışma içinde olduğunuzu düşünüyor musunuz?" " Evet, ona karsı içimde inanılmaz bir tepkisellik oluşmaya basladı. Kendimi durdura mıyorum san ki." " Duygularınızı tarif eder misiniz? " " Bilemiyoru m ... Her seyi artık gözüme batıyor ... Örneğin bir su içişi var, kaba saba, lokur lokur içiyor ... Bu rahatsız edici bir sey ... Yemeğe bir oturuşu var, sanki masaya abanıyor gibi ... Yemek yiyişini tarif etmeyeyim bile ... Koca koca lokmaları ağzını açarak almasını mı söyleyeyim, çorba kôsesini tepesine dikişini mi söyleyeyim, sofradan kal ktıktan sonra yağlı elleriyle kumandayı alıp televizyon karsısına g eçişini mi söyleyeyim ... Her sey a bartılı, her sey laubal i ... Saygısız iste ... Babası mı var evde, a nnesi mi, hiç u murunda değil . Galiba artık kaldıra mıyorum." "Ne zamandan beri her şey gözü nüze batıyor? " " Ben önceden oğlumla çok coskuluydum ... Doğdugu ilk zamandan beri ona sürprizler yapmayı, taklitçilik oyna mayı, keyifli vakit geçirmeyi çok seviyordum ... Ki biz, anne baba olara k, çocukluğunda sevgi ile yetisen kisi ler de değiliz yani. Ben babamdan görmediğim seyi göstermeye çalısıyordum ... Ben zor şartlar altında büyüdüm. Babam sürekli çalısan biri idi ... Annem ise, Objektiflik ve sakinlik 'gerçek kendiliğin' en belirgin iki özelliğidir Cezasız Eğitim 99


Click to View FlipBook Version