The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by FUFUU, 2023-09-21 16:20:03

Adem Güneş - Cezasız Eğitim

Adem Güneş - Cezasız Eğitim

• 3. EDILGEN-DUYARSIZ • BENLiK Edilgen-duyarsız benlik, keşfedilmesi, farkına varılması en zor benlik yapısıdır. Çocukluk döneminde genellikle uyumlu, sessiz, sakin görünümlü ya da sevecen davranışlarla sosyal ilişkiler kurabilen bazı çocukların kökende duygusal problemler tasıması bu benlik yapısının sinsice gelismesine yol açar. Çocuk bir yandan duyarsızlasamayacak kadar duygusal ve zayıftır, bir yandan da benliğinin yasadığı olumsuz hisler karsısında çaresizdir. .. Bir yandan çevresiyle her şey yolundaymış gibi problem çıkarmadan yasamaya gayret ederken, diğer yandan yukarıda etken-duyarsızlık aşamasında anlatılan olumsuz hisleri dipten dibe biriktirmektedir. .. Edilgen-duyarsız benlik, genellikle ebeveyn ihmaline uğrayan çocukların geliştirdikleri bir benlik yapısıdır. Ancak ihmale ugrayan her çocuk bir bakıma edilge nlik riski tasısa da duyarsızlaşma riski ayrıca ele alınmalıdır. Cezasız Edilgen-duyarsız benlik yapısı, güvensiz çevre, olumsuz Eğitim 251


Edilgen- yasam, hırs, öfke, kızgınlık d uygularının bir arada yaduyarsız sanmasıyla olusur. benlik, genellikle ebeveyn ihmaline uğrayan çocuklarm geliştirdikleri bir benlik yapısıdtr Adem Güneş 252 Çocuk, yasadığı bu duyguları d ısa vuramadığı için etkenl ik gelistiremez, dısa vurduğunda çözümsüz kalacağına, zayıf ve güçsüz olduğu için problemleri çözemeyeceğine inandığı için d uygu la rını gizli yasamaya yatkınlık kazan ır. Aile içinde dıs dünyadaki insanlara güvenilemeyeceğine dair konusmaların, örneklemelerin olması çocuğun baskalarıyla olan iliskilerinde güvensizlik gelistirmesine yol acar. Dünyanın zor ve mücadele gerektiren bir yer olduğu hususunda dinledikleri, onda dısa vura madığı fakat hayatla bas edebilmek için ihtiyaç d uyduğu güçlü bir hırsın olusmasına sebep olur. Gelistirdiği hırs, çocuğun duyarsız yapısını besleyecek fakat ürkek kisiliği onu etkenlesmede yetersiz bırakacaktır. Kisiliğini edilgen yanlarıyla dısa vurduğu için genell ikle çevresi tarafından a kıllı, uslu, uyumlu, saygılı bir kisilik olarak algılanır. Oysa alt yapıda çevreye karsı güven ­ sizlik hissi olduğu için çocuğun duygularının içsel karsılığı bu nun tam zıddıdır. Özgür kalacak olsa ne akıllı ne uslu ... Fırsat tanınacak ve incitilmeyecek olsa çevresindekilere karsı ne saygı l ı ne de sakin yapıya sahiptir . Gelistirdiği olumsuz benlik yapısı sadece insanlara karsı değil , yasama karsı da bir öfke, kızgınlık ve uyumsuzluk içerir. H ayatla bağı zayıftır. Çevresindeki gördüğü olayların olumsuz yanlarına dikkat çekerek süre kli duyarsızlığına haklı gerekçeler bulmaya çalısır. Edilgen-duyarsız kisi ler, his alısverisini d uyarsız yanlarıyla ka pattı kları için lezzet ve haz almaları n ormal seviyenin altındadır. Asırı uyaranlara ihtiyaç duyarlar.


Normal bir doku yapısına sahip el, kadife bir kumasa dokunduğunda kadifenin tüm yumuşaklığını hissedebilecek kabi liyete sahipke n , aynı el tahribata uğrayıp nasır bağladığında duyma ve hissetme yeteneğinde kayıp olacaktır. Artık o parmaklar dokunduğu kumasın yumusakl ığını yeterince hissedemeyecektir. Hep daha sert, daha fazla uyaran içeren dokunuşlar arayacaktır. Duyarsızlaşma da böyle bir şeydir. Duyarsız benliğe sahip edi lgen kişiler, normal his a l ısverislerinde d uygusal doyumsama yasayamaz , asın uyaran ararlar. Edilgenduyarsız kişiler, his allşverişini duyarsız yanlanyla kapattlklan için lezzet ve haz af malan normal Duyarlı bir kisinin keyif almak için yeterli bulduğu duy- seviyenin gular duyarsız birine yetersiz g elir. Böylesi kişi ler sevmeyi altmdad1r de p atoloji k bağa dönüştürü r, kendilerine gösterilen sevgiyi hep yetersiz bulurlar. Güvenli ortamlarında bulunsalar bile sürekli onaylanma ihtiyacı hissederler. Cinselliği uç noktada yasamaya, normal hazlarla yetinememeye baslarlar . Sevecen ve içten görünümleriyle kolaylıkla baskalarını yanılgıya d üşürebilen böylesi kisiler, gerçek iç dünyalarıyla karşı laşılması durumunda büyük bir şaşkınlık uyandırırlar . Genellikle güçlü bir iradeye sahip olmadıklarından dolayı sürekli yanlış yapmaya , pismanlık duymaya, duydukları pismanlıkla kendileriyle çelismeye yatkındırlar. Bundandır ki edilgen d uyarsız kisiler çoğunlukla kendilerini "iki yüzlü" görürler . Bir yandan çevreden aldıkları "ne kadar iyi" olduklarına dair mesajlar , d iğer yandan kendi iç dü nyalarındaki olumsuzluklar , onları sürekli bir iç çatısmasıyla karsı karsıya bırakır . 30 yaslarında bir kadın , kendi duygusal çatısmalarıyla ilgili yardım talep etmisti . Kendisinin esine layık biri olmadığını düşü nüyordu. Esi oldukça fedakôr , iyi bir aile Cezasız Eğitim 253


Adem Güneş 254 babasıydı . Hanımını incitmemek için hassas davranıyor , ailesi için her türlü özveride bulu nuyordu. Kadın, her ne kadar esine aynı duygularla karsılık veriyor görünse de d uyguları o derinlikte değildi. Derin bir güvensizlik ve aldatılma kaygısı taşıyordu. Bunun yersiz bir kaygı olduğunu bildiği halde esi uyuduktan sonra ceplerini karıştırıyor, maillerini didikliyor , cep telefonunu kurcal ıyor, mesajlarını okuyordu. Bugüne kadar şüphe uyandırıcı en ufak bir sey bulmadığı halde yı l lardır hissettiği bu derin güvensizl iği bir türlü üzerinden atamamıştı. Kendisi yokken esinin a nnesi ve kız kardeşiyle ne kon ustuğunu merak ediyor, onun aleyhinde bir konuşma yapı l ıp yapılmadığını bi lmek istiyordu . Esinin montu nu cebine ses kayıt cihazı bırakacak kadar ileri giden bu kadın, süphe duyduğu hiçbir seyin gerçek olmadığını far ettiğinde yaptı klarından utanıyor , büyük bir pismanlı içinde esine daha çok ilgi gösteriyor , ancak gösterdiğ.


ilginin duygusal temellerini kendi içinde hiçbir zaman Edilgen bulamıyordu. yan/art, Kendini tam bir iki yüzlü olarak tanımlayan bu gene çevredeki kadının sorunu çocukluk yıl larına dayan ıyordu. Baba- kişilerde sının annesini aldattığı , annesinin de bu konuyu sürekli onlardan gündemde tuttuğu bir aile ortamında büyümüştü . An- zarar nesinin en bildik cümlesi, " Erkek mi lleti değil mi ... Allah gelmeyeceği hepsinin belasını versin" idi. izlenimini Ortaokula giderken evli a blasının da kocası tara- uyandmr tından aldatılmış olması , bu gene kadının iç dü nyasında dışa vura madığı "erkeklere karsı güvensizligi" iyice perçinlemişti . Simdi kendi evlil iginde basına ne zaman böyle bir olay gelecek diye gün sayar gibiydi. Esine karsı oldukça seve cen, sıcak, ilgili. sevgi dolu g örü ndüğü halde, onun olmadığı zamanlarda dolunay cıkınca kurt adama dönüşür gibi ruhsal baskalasım geçiriyordu. Edilgen-duyarsız kişilerin çocukluk yıllarında duyarsızlaşmasına yol açan öfke, kızgınlık, nefret, hırs, güvensizl ik gibi duygular ile en temel duygusal ihtiyaçlarının zarara uğraması böylesi kişilerde yüksek düzeyde bir sezgi kabiliyeti oluşturur. Güvensiz kisilik yapıları, girdikleri her ortamda ilişkide bulundukları her d üzeyde kendilerini yeniden zarara uğra tmamak üzere kaygı ü retip bütün davran ışların ayrıntılarını sezebilecek yetenege eriştirir. Edilgen yanları, çevrede ki kişilerde onlardan zarar gelmeyeceği izlenimini uyan dırır . Sessizlikleri, içe kapanıklıkları, ya kınları tara fından " masumiyet " olarak algıla nır . Edilgen yanlarıyla oluşturdukları sempatik, sevecen, içten görünümlü tavırları, kendilerine g üven duyulmasını ve bu g üven ortamında yüksek sezinleyici Cezasız Eğitim 255


BEN ANALİZİ ,... DUYARLI ,� _ .... _ .... - EDİLGEN 1 ETKEN - 4,4 DUYARSIZ ŞEKİL-8 ..... ŞEKİL-8 Edilgen -Duyarsız Benlik yapısına sahip bireyler, edilgen yanları ile sürekli bir uyum çabası içindedirler. İnsan ilişkilerinde sempatik ve candan görünümlü olmalarına rağmen, davranışları içten değildir. Derin güvensizlik taşırlar. Fark edilmesi en zor benlik yapısı edilgen-duyarsız benlik yapısıdır.


yanlarıyla en ince ayrı ntı ları fark edebilmelerini sağlar. İnsanların sırlarını, iç d ü nyalarını , en mahrem, en gizl i yanlarını zorluk çekmeden öğrenirler. Oldukça dindar, çevresi tarafından "iyi insan" olarak tanınan, ahlak kurallarına sıkı bir uyum gösteren, tanımadığı kadınlarla konuşurken yüzü kızaran, mahcubiyetiyle dikkat çeken 30 yaslarında bir beyefendinin esi yasadıkları problemi söyle di llendiriyordu : " Ben hep esimle birlikte yatmayı isterken kocam sürekli olarak 'Su haberi de seyredeyim, bu haberi de seyredeyim ' diye televizyona dalar, geç saatlere kadar uyumazdı. Bir gün ise giderken evde unuttuğu cep telefonunu kurcaladığımda beynimden vurulmuşa döndüm. Esimden hiç beklemeyeceğim derecede uygunsuz içerikli sitelere girmis . Defalarca ahlak dışı videolar izlemiş. Bunları ilk gördüğümde ' Hayır, ola maz. Bu telefon esimin değildir herhalde' diye ina nmakta zorluk çektim. Kendi telefonumdan esimin telefonunu arayı p emin olmak istedim. Çocukça bir emniyet arayışıyla karşı laştığım gerçek , beni büyü k bir yıkıma uğrattı . Simdi esime karsı duygularım asla durulmuyor . Onu gördüğümde şeytan görm üş gibi hissediyorum. Bana d oku nmaya ç al ı şması , g ülmesi , kendini ifade etmesi midemi bulandırıyor. Bu d uyguları mı nasıl toparlarım bilemiyoru m ancak yasadığım tepkisel liğin şiddeti zannedersem ona duyduğum g üvenin çok olusu ndan . .. " Hanımefendinin tespiti d oğruydu. Esine karsı neredeyse sınırsız bir güven duygusu taşıması hayal kırıkl ığının bu derece büyük olmasına yol açmıştı. O masum, tatl ı görünümlü, utangaç adam gitmiş , birdenbire yerine kuzu postunun içinden çıkan bir kurt gelmişti . Edilgenduyarsız kişilerin en belirgin özelliği, birlikte hareket ettikleri insanlarla uyum içinde olmalar1d1r Cezasız Eğitim 257


Edilgen ve korkak yan/afi kendilerini emniyetsiz hissettireceğinden herkesle iyi geçinmeye çalıştrlar Adem Güneş 258 Edilgen-duyarsız kişilerin en belirgin özelliği, birlikte hareket ettikleri insanlarla uyum içinde olmalarıdır. Edilgen yan ları, çevreleriyle ilişkilerinde sürekli bir vericilik, fedakôrlık ve uyumu bera berinde getirir. İtiraz edememeleri, hayır diyememeleri, zayıf kisiliklerinin en belirgin özelliğidir. İ lgi göstererek, iltifat ederek, minnet duygusu oluşturarak, sürekli verici davranışlar sergileyerek çevredeki kişi leri kontrol a ltında tutmayı başarırlar. Böylece onlardan kendilerine zarar gelmeyeceğini düşünürler. Kimseyle kötü olmaya razı değildirler. Küs olmaktan, kavgalı ayrılmaktan h uzursuzluk d uyarlar . Edilgen ve korkak yanları böylesi durumlarda kendilerini emniyetsiz hissettireceğinden herkesle iyi geçinmeye çal ışırlar. Kayınvalidesiyle görüşmek istemeyen 30 yaslarında bir adam, bunun nedenini söyle izah ediyordu : " Bes yıl lı k evl iyim, kayınvalidem bugüne kadar beni hep el üstü nde tuttu . Ne zaman onlara gitsem yedirmeden içirmeden gönderm eye g ön lü razı olmazdı . Her gidişimde kendi şivesiyle ' Gurban olurum. Gadanı alırım. Gel hele gel gel ' diye içeri d avet eder, hazırda ne varsa yedirmek içirmek için önüme getirirdi. Yine böyle bir gün kayınvalideme uğrayıp eve geçecektim, beni içeri davet etti . Komşusuyla yaptığı börekten ikram etmek için zorladı . ' Evde yiyec eğim, aç değilim ' desem de ' Bir tane ye gurban oluru m ' diye önüme hazırda olan çayı ve dilimlediği peyniri koydu. Yiyip içtikten sonra izin istedim, kalktım. Eli hamurlu olduğu için beni uğurla maya kapıya gelemedi . Ben de çıkmadan önce tuvalete gireyim diye yolu değistirdim. Evin içinde diğer tarafa geçtim. Keşke geçmeseydim.


- ··�ı·--.. Kayı nvalidemi hamur açtığı komşusuna beni ç ekiştirirken duydum . ' Yiye yiye domuz gibi oldu. Bizim kız da kurudu , çöpe döndü. Ne var suradan iki tane de börek istese, karısına götürse . Götürmez ki, görmemis ailede yetişen adam böyle olur . Ben söylemesem aklına bile gelmez zındığın ' dediğini duyduğu mda basımdan aşağı kaynar sular döküldü ." Bu kayınvalide, edilgen yan ıyla damadına i ltifatlarda bulunuyor , oldukça verici davranarak minnet d uygusu oluşturuyor, ancak duyarsız benliğiyle bu yakınlık ilişkisi kadar bağ kura mıyor, sevgi duyamıyor, bütün tutum ve davranışları göstermelik kal ıyordu . Edi lgen d uyarsız benliğin çocuklu k yıl larındaki temel duygusu değersizliktir . Çocuk, çevresindeki yetişkinlerin kendisine değer vermediğini hissetti kçe içe kapanır . Kendi içinde yasamaya ve hissettiği değersizliğin tetikleyici duygusu olan güvensizliği içinde büyütmeye baslar. Temelde d eğersizl i k duygusuyla seki llenen benlik, sürekli bir değer a rayısı içinde, kendini baskalarının aynasında görmeye çalısır. Değersizli k ve onu nla tetiklenmis güvensizl ik duygu ­ su, duyarsızlığa, gelistiremediği iradesi de edilgenliğe sebep olur. Edilgen duyarsız kisiler sadece çevrelerindeki insanlara karsı değil, aynı zamanda kendi duygu ve düşü ncelerine karsı da edilgendirler. Hayalini kurdukları düşünceleri takıntı hal ine getirirler . Sürekli olarak takıntı ha l ine getirdikleri bu olumsuz d üşü ncelerden beslenir , bunu d uyarsızl ıkları için bir gerekçe haline getirirler . Öd evini yapmadığı için öğretmeninden alacağı c ezadan korkan bir çocuk, öğretmenine " Ama öğEdilgen duyarsız benliğin çocukluk yıllarındaki temel duygusu değersizliktir Cezasız Eğitim 259


Adem Güneş 260 retmenim" diye yalvarabilir ... Fakat kendisine son bir sans veren öğretmenini arkadaşları arasında " İğrenç bir adam" diye anabilir ... Bu durum, onun edilgen ya nının korkakl ığının ve duyarsız yanın ın sevgisizl iğinin ürünüdür. Edilgen-duyarsız ya pıya bürünen bir çocuğu fark eden ebeveynlerin su üç asamalı tedavi edici unsuru kullanmaları önerilir; kosulsuz sevgi , mutlak emniyet ve ruhsal özgürlük. O NARICI UNSURLAR 1. Koşu lsuz Sevg i Çocuğun edilgen-duyarsız yapıya bürünmesine öfke, kızgınl ı k, nefret, hırs, öne geçme ç abası gibi negatif d uygular sebep olur. Çocuğun içinde g elistirdiği bu negatif duyguların yegône panzehri kosulsuz sevgidir. Yetiskinler, duyarsızlasan bir çocuğa karsı siddet, ceza ve baskı araç larını kullanmayı bıra kıp kosulsuz bir sevgiyle onun güvenini kazanırlarsa çocuk, sahip olduğu negatif d uyguların benliğini d uyarsızlastırmasına engel olabil ir. Çocuk kendisine öfkeyle yaklasan, baskı kuran anne babasına veya öğretmenine "Seni sevmiyorum" dese bile, yetiskin, çocuğa "Sen sevmesen de ben seni seviyorum" diyecek derecede kosulsuz bir sevgiyle yaklaşmalıdır. Bir çocuğun, alacağı c ezadan korkara k ödevini yap ması, öğretmenin g özün e gire bilmek için süre kli el kaldırması , bakıslarıyla öğretmenden ilgi beklemesi öğretmeni memnun etmemeli, aksine üzmelidir.


Kendisini öğretmenine karsı edilgenlestiren ve süre kli Bir çocuğun, bir takdir bekleyisi içinde onu seyreden çocuk, her ne alacağı kadar öğretmenin kendini iyi hissetmesine sebep olsa cezadan da, bu durum, gelistireceği edilgenlik duyguları nede- korkarak niyle çocuk açısından oldukça zarar vericidir. ödevini Öğrencilerinin kisi lik gelisimine katkı sağlamak isteyen yapması, bir öğretmenin kendini sunmaya çalısan öğrencisine kar- öğretmenin sı tutumu, onu bu edilgenlikten kurtarıcı tarzda olmalıdır . gözüne Belki onunla özel olarak konusmalı, " Derslerinde basa- girebilmek rılı olman çok güzel, ancak ben seni elde ettiğin basanlar sebebiyle değerli buluyor d eğil im. Sen benim için her zaman değerlisin. Ödevini ister yapmıs ister yapmamıs, sınavdan ister düsük ister yüksek not a lmıs ol, senin değerin hiçbir zaman değismeyecektir . Arkadaslarının da en az senin kadar değerli olduklarını biliyoru m " diyerek çocuğun edilgen davranıslarının önüne geçmelidir. Birçok yetiskin , çocuğun kendisinden çekinm esini , korkmasını ve ürkekçe davra nmasını " terbiyeli olmak " olarak değerlendirir . Halbuki kökeninde korku , kaygı ve ürküntü olan hiçbir duygu saygı değer bir duygu değildir. Bunlar, kendini ortaya koymakta zorluk çeken zayıf kisi likli bireylerin edilgence davranıslarıdır . Yetis ki nlere d üsen sey, korku, kaygı ve ürküntü sebebiyle kendisine saygı gösteren her yastaki çocuğa kosulsuz sevgi vererek ona kendisini emniyette hissettirmek, bu negatif d uygulardan yalancı bir saygınlık elde etmeye c alısmamaktır. 2. M utlak Emn iyet Edilgenliğe doğru yol alan çocukların en temel duygusu değersizlik ve güvensizliktir demistik . için sürekli el kaldtrması, bakışlartyla öğretmenden ilgi beklemesi öğretmeni memnun etmemeli, aksine üzmelidir Cezasız Eğitim 261


Çocuk sadece davramşlarmda değil duygularmda da mutlak özgürlüğü yaşamalıd1r Güvensizlik duygusu, ancak kisinin kendini mutlak emniyette hissetmesiyle kaybolur. Annesinin kızacağını, öğretmeninin cezalandıracağını, arkadaslarının içinde küçük düseceğini zanneden ve bu türden güvensiz hisler alan çocuğun ihtiyacı olan sey; korktuğu , çekindiği yetis kinden açık yürekli likle kendisine zarar vermeyeceğini , hiçbir zaman onu cezalandırarak asağılamayacağını duymaktır. Ç ocuk kendisini mutlak emniyet içinde hissedinceye kadar yetişkinin kendi duygularını ve davranışlarını düzene koyması gerekir. Tehdit, suçlama, islerin yolunda gitmeyeceği zaman basına gelecekleri hatırlatma, başkalarıyla kıyaslama, çocuğun kendin i değersiz hissedeceği ve güven duygusu nu kaybedeceği davranıslardır. Yetiskin ler böyle davra nışları terk etmeli ve önceki tutumlarından dolayı çocuktan özür dilemelidirler ki çocuk , içinde bu davranıslarla yeniden karsılasacağına d air kaygı taşımasın. 3. Ruhsal Özg ürlük Duyarsız edi lgenl iğe doğru yol alan bir çocuğu n en çok ihtiyaç duyacağı şey özgürlüktür. Kendisini kısıtlayan , zorlayan, muhtemel durumlara karsı dahi yasak gelistiren yetişkin ortamlarında bulunan çocuk, u ğratıldığı baskılardan kurtulabilmek için yalana, olmayan seyi varmıs gibi göstermeye aday hale gelir. Çocuğun geliştireceği bu sahte ben veya edilgen yapı, ona sunulacak özgür bir ortamla bertaraf edilebilir. Çocuk, edilgen yapıdan kurtulu ncaya kadar kendini kısıtlanmıs hissetmemeli, davranıslarının sorumluluğuAdem nun kendisine ait olduğunu bilmeli, d uygu , düsünce Güneş 262


ve davra nıslarının yetis kin tarafından denetim altı nda tutulmadığını hissetmelidir . Çocuk sadece davranıslarında deği l duygularında da mutlak özgürlüğü yasamalıdır. Doyasıya gülebileceği , yeri geldiğinde içtenl ikle a ğlayabi leceği özgür duygusal ortamlarda olduğu nu hissetmelidir. Yetiskinler, " Neden gülüyorsun? Komik bir sey mi var? Bunda ağlanacak ne var? Utandın mı? Ne var bunda utanacak? " gibi çocuğun duyguları nı yönetmeyi hedefleyen, çocuğun ortaya çıkarmak istemediği duyguları ulu orta ifade eden sorularla iyi bir sey yaptıklarını zan netmemelidirler. Çocuğun kendini emniyette hissedebilmesi için o güne kadar elestirel olarak yapı lanmıs ortamlar tamamen özgürlük ortamlarına dönüstürülmelidir. Cezasız Eğitim 263


• 4. EDILGEN-DUYARLI • BENLiK Duygusal mizaca sahip olan bazı çocu klara, baskı, sid det ve cezayla birta kım davranı slar kaza ndırılmaya çalısıl ırken farklı sonuçlarla karsılasıla bilir. Bu çocu kların bir yandan iradeleri kırı lır ve benlikleri edilgenleşir, diğer ya nd a n da oluş turulan bu b a skın orta m kars ısı nd a duyarlılıkları daha da artar. Olusmamıs bir iradeyle edi lgen , hassaslasmıs duygu larıyla da asın d uya rl ı bir benlik ya pısı ortaya çıkar. Edi lgen - duya rlı benlik yapısı nın edilge n-duyarsızdan farkı ; ç oc uğ u n u ğratıldığı zararl ar karsısı nda negatif d uygular g e l iştirmiyor olmasıd ır. H ırs , kin , öfke, n efret gibi duygular edilgen duyarlı benlik ya pı s ı n da gözlemlenmeyen duygulardır. Edilgen duyarlı ç oc u kların yetisme sürecinde e beveyn tavrı genell ikle kara rsızd ır. E beveyn bir ya n d an c eza i le tehdit eden, öfkesine yenik düsen tavırlar sergilerken, diğer y a nda n çocuğun uğradığı zara rla rı fark edip onda n özür diler. Cezasız Eğitim 265


H1rs, kin, öfke, nefret gibi duygular edilgen duyarlı benlik yapısmda gözlem/enmeyen duygulard1r Çocuk, uğradığı zararlarla asın duyarlı, ancak ebeveyninin pisman olup özür dileyen tavrı karsısı nda da kindarlığa bürünmeyecek sekilde edilgendir. Hırs gelistirmeyen , öfke biri ktirmeyen bir benlik yapısına doğru ilerler. Bazı ebeveynler terbiyede aracsallastırdı kları maneviyat, kültür ve a hlak öğretileriyle çocuğun kin , nefret ve öfke biriktirmemesini sağlarlar . Bir yandan yeterince ilgi göstermeyerek, ihmale uğratara k, cezalandırarak ya da baskı uygulayara k çocuğu asırı duyarlı hale getirir . . . Diğer yandan da çocuğun içinde öfke gelismemesi için örneğin "Allah öfkeli kisileri sevmez. Öfkelenmemek lazım" diyere k onu edilgenlestirirler ... "Anne babaya saygısızlık eden çocuklar ahlaksız çocu klardır" diyerek direnç noktalarını da kırarlar . . . Esinin anne babasına karsı edilgen tutumundan rahatsız olan 25 yasları ndaki bir hanımefendi, kocasının davra nıslarını söyle a nlatıyordu: " İki yı llık evliyiz, daha doğru düzgün esimle oturup bas basa aksam yemeği yediğimizi hatırlamam. Eve gel irken m utlaka anne babasına uğrar. Onlar da 'Acıkmıssındır' diyerek ya beni de d avet eder ya da kurulu sofrada ona yemek vererek açlığını giderirler. Kaç defa esimle tartıstım bundan dolayı . ' Artı k orası senin evin değil , evin burası ' dediğimde rahatsız oluyor, suratı düsüyor. ' Ben anne babama iha net edemem ' diye saçma sapan bir sey söylüyor. Ben esime anne babası na ihanet etsin demiyorum ki. Evlendik, gelsin evinde benimle yemek yesin istiyorum ." Adem Beyefendinin edilgenlik d üzeyini öğrenmek için su Güneş soruyu sordu m: 266


" Esiniz sadece anne babasına karsı mı böyle edilgen , Edilgenyoksa genel tutumu mu? " duyarll Kadın hiç tereddüt etmeden, " Valla bir sey söyleye- çocuklann yim mi hocam ... " dedi. " Esim herkese karsı böyle. Ben yetişme onun safl ığına ve temizl iğine güvenerek evlenmeyi ka- sürecinde bul etmistim. Esim gerçekten saf birisiymi s . Kalbinde hiç ebeveyn kötülük barınmaz. Hep vericidir . Biri ona kötü lük yapsa tavn bile 'Aman bosver' der . genellikle En nefret ettiğim insan tipi yağcılar ve yalakalık ya- kararsızdtr panlard ır. Esim de aynı öyle davra n ıyor çevresindeki kisilere. Sürekli bir gü lme, karsısında kiyle empati kurma, iyi iliskiler gelistirmek için özveride bulu nma çabasında ... " Kadının a nlattıkları edilgen benlik yapısı nın dısavurumu olsa da, duyarlılık d üzeyini öğrenmek için beyefendiyle de görüsmeye ihtiyaç vardı. Kendisini davet edip konuştuğumuzda duygu durumunu söyle ifade etmişti: " Üç g ü nlük dü nya hocam. Hiç kalp kırmaya değer mi? Anne babam yaslı insan lar. On ların yanlarına uğrayıp hal hatır sormam esimi rahatsız ediyor. Esim biraz katı . Çevresindeki insan lara soğu k davranabiliyor ama ben bunu beceremiyorum. Esim beni sürekl i hayır diyememekle elestirir. Yapabileceğim bir sey varsa niye hayır diyeyim ki diye düsünürüm" derken su soruyu sordum: "Sizin birincil derecede sorumluluğunuz eviniz ve bir yasındaki kızınız. Çevrenize karsı bu kadar verici olurken sizce ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz? " Adam bir a ra dura ksadı: "Hocam, evlilik fedakôrlık demek değil midir? Esim biraz feda kôr olsa hiçbir soru n kalmayacak. Ben kötü bir insan değilim ki . Bara, pavyona mı gidiyorum? GittiCezasız Eğitim 26i


BEN ANALİZİ ,... � DCYARLI � _,_ _,_ -!,-! .... . .... .... EDİLGE:\ - . .. 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 - ETH.'.\ ->- _,_ _,.. _ .... _,_ _ .... ·� DUYARSIZ ŞEKİL-9 .. ...ı ŞEKİL -9 Edilgen -Dııya rlı Benlik yapısına sahip bireyler aşırı hassas, duya rlı ve bir o kadar da zayıf bir kişiliğe sahiptirler. İradeleri zayıf, dııyarlılıkları yüksektir. Duygularını yönetm ekte zorluk çekerler. "El alem ne der" düşüncesi hakimdir. Sorıın çıkmasın diye sürekli verici davranırlar.


ğim yer ya annemler oluyor ya da arkadaşlarımla biraz vakit geçiriyorum. Onların gönlünü hoş tutmaya çalışıyorum." Beyefendinin insan ilişki lerine bakısı yü ksek bir sorumluluk d üzeyindeydi . Kendisini bir " iyi lik meleği " gibi görüyo r, h erkesin p robleminde yanında olmak istiyor , ancak öncelik sırasını ayarlamakta zorluk çekiyordu . Bu adamın birinci önceliği esi ve kızı olmalıydı. En çok yardıma ihtiyacı olan kisiler de onlardı. Önce onların duygusal ihtiyaçlarına cevap verm eliydi. Onları g örmezden g elip, öteleyip yine onlardan fedakôrlık beklemesi oldukça büyük bir haksızlıktı. Edilgen - duyarlı kisi ler yüksek duyarlılıkları ve gelişmemiş iradeleriyle çevrelerinde algıladıkları problemler karsısında kendini yönetici bir tavır sergileyemezler. H er yerde olmak, herkesle olmak , herkesin derdiyle dertlenmek ve fakat kendisine gerçekten ihtiyaç duyan kişi leri yabancı gibi değerlendirmek , edilgen-duyarlı kişilerin davra nış özelliğidir. Esinin akrabalarıyla ilişkisinden rahatsız olan 4 çocuk a n nesi 45 yasındaki bir kadın benzer bir d urumdan bıktığını ifade etmişti: " Esimin kardeşlerinden 1 O ta ne yeğeni var. Bir de onların evli olanlarından 4 tane çocuk daha var . Esim Cezasız Eğitim 269


Edilgen- yı llarca kendi çocuklarıyla yeğenlerini hiç ayırt etmedi. duyarll Hatta çoğu zaman yeğenlerini kendi çocu klarına terkişiler cih etti . Bir yere gidecek olsak o nlardan birini yanına yüksek almadan gitmek sanki onlara karsı haksızlık gibi geldi. duyarlılık/an Önceki hafta 13 yası ndaki kızım babasının yüzü ne ve ilk defa, ' Senin 4 çocuğun yok, 14 çocuğun var. Ama gelişmemiş benim 14 kardesim yok, 3 kardesim var' deyince babası iradeleriyle çevrelerinde algıladık/an problemler üzüldü. ' Ama onlar da senin kardesi n sayı lır kızım' diye c eva p verdi. Kızım bu sefer, ' Onlar benim kard esim değil. Olsa olsa ailemizin hakkına giren ü vey çocukların olur. öz çocu kları n sadece biziz, kabul etsen de etmesen de ... ' dedi. Esim çok rahatsız oldu. Bir haftadır karşmnda kendini yüzü ne bile bakmıyor kızının." yönetici Edilgen-d uyarlı kisi ler, kurdukları pembe d üsler, iyilik bir tavtr halleri, Polyannacılık oyunla rı sırasında gerçeği duymasergileye- ya karsı hazırlıksızdırlar. Birdenbire çöker, mutsuz olur, anmez/er lasılmadıklarını düsünür, hayal kırıklığı yasarlar. Küsmeler, içe kapanmalar, depresyonlar, bu benlik yapısı nın en belirgin dısavurumlarıdır. Bir problemle karsılastı kları nda sürekli iyilikle çözmeye çalısmaktan bahsederler. Halbuki ortaya koydukları tavır iyilik değil, sürekli bir fedakôrlık halidir. Kendilerini, eslerini, çocu klarını, onların d uygularını görmezden gelip "Ne var ki bunda" diyerek başkaları için fedakôrlık sergilerler. Genel likle çevreleri tarafından sevi len, takdir edilen, aranılan kisi lerdir. Verici yanları, yoğun empati kuran tavırları, iliskileri kırmadan yönetmeye çalısma tutumları, edilgen-duyarlı kisi lerin sevgiyle karsılık bulmasına sebep olur. Ancak yaptıkları bu duygusal yatırımların karsılığını Adem alamadıklarını fark ettiklerinde hayal kırıkl ıkları büyük olur. Güneş 270


45 yaslarında, edilgen - duyarlı benlik yapısına sahip öğretmen bir hanım girdiği bunalımdan bir türlü çıkama mış , hayata dair olumsuz hislerden bir türlü kurtulamamıstı . Esine ve çocu klarına ilgisi kesi lmisti. S ürekli uyumak, kimseyle görüsmemek istiyordu . Sorununu tarif ederken kızının çocuk yasta erkek arkadaş edindiğini , bir türlü laf din lemediğini, kontrolden çıktığını, iyi bir çoc uk yetistirmeyi hayal ederken ç oc uğu nun ahlaksızlığa doğru gittiğini an latıyordu . Defalarca ikaz ettiği halde kızının cep telefonunda erkeklerden gelen mesajları görmüs, bir kez daha hayal kırıklığı yasamıs ve bütü n iyi niyetlerinin altında kalmıstı . Çocuğuyla geçirdiği 14 seneyi tarif ederken su itirafta bulu nuyordu: " Hep herkesin iyiliğini istedim. Kimseye bir kötülüğüm olmadı. Biliyordum ki birine beslediğim kötülük mutlaka bir gün karsıma çıkardı. Çocuklarımı ihmal ettim, baskalarının çocuklarının derslerine yardım etmeye gittim. Herkesin yardımına kostum. Neredeyse her gün bir yerde birileriyle bulusmalarım oluyordu . Hatırl ıyorum, kızım daha 4-5 yaşlarındayken ağlamaklı vaziyette ' Anne eve gidelim, anne eve gidel im' diye yalvarırdı . Çoğu zaman koltuğun üzerinde öylece kıvrılır uyur, h alıların üzerinde yatıp kalırdı ama ben insan lara yardım etmekten hiç vazgeçmedim . Böyle olduğu halde simdi kendi çocuğumla yasadığım problemde yapayal nız kaldım." Asl ında kurduğ u cümle lerle hayatında önceliği hiçbir zaman ailes ine vermediğini , çoc uğu nun ihtiyaçları nı karsı lamak yerine edilgen benlik ya pısı içinde başkaları na yöneldiğini ve kendisinden ve ilgisinden mahrum Verici yanlan yoğun em pati kuran taV1rlar1, ilişkileri ktrmadan yönetmeye çalışma tutum/an, edilgenduyarlı kişilerin sevgiyle karşı ilk bulmasına sebep olur Cezasız Eğitim 271


Edilgen- bıraktıgı kızıyla kuramadıgı bagı ve bundan kayna kladuyarlı benlik yapıstndaki kişilerin yüksek derecede haz nan soru nları anlatıyordu. Kendi basına yetişen kızı simdi a nn esini tanımıyor, yıllarca biriken karşılıksız kalmış duygusal ihtiyaçlarını da başkasından gidermeye çalışıyordu. Anne kendince yaptıgı fedakôrlıklar karsısında yasadıgı hayal kırıkl ıgını vefasızl ık olarak tanımlıyordu. Halbuki bu vefasızlık d egil, ihmale ugratılmıs çocukl ugun ve önceligi dogru belirlenmemiş bir yasamın dogal sonucuydu . arayış/art, heyecan ve coşkuya karşı zaaflart Edilgen-duyarlı benlik yapısındaki kişilerin yüksek devardtr recede haz arayışları, heyecan ve coşkuya karsı zaafları Adem Güneş 272 vard ır. Asırı duyarlı yanları , onları her türlü heyecana, küçük dürtülerden büyü k d uygular yasamaya sevk eder. Edilgen iradeleriyle kendilerini yönetemedikleri için de sürekli hazlarına, heyecan larına yenik düşerler. Asırı cinsel merakları, gizlemeye çal ıştıkları heyecanları , tüm bunlarla birlikte yasadıkları iç çatışmaları, edilgenduyarsız benlik yapısına sahip kişi lere benzemektedir. Fakat bu benlik yapısına sahip ola n kişi lerde aynı zamanda yüksek bir sorumluluk d uygusu da di kkat çeker. Sorumluluk hissi genel likle asırı duyarlı oldugu alanlara yöneliktir . Manevi , ahlaki, kültürel ögeleri sıklıkla ku llanıp insanların da " bir iyilik hal i içerisind e " benzer ögeleri benimsemesini kendilerine misyon edinmişlerdir. Edindikleri bu misyon, bir farkı ndalıktan daha ziyade, kendi terbiyelerinde bu u nsurların baskı n bir şekilde kullanılmış olmasına ve emniyetlerini, güvenlik arayışlarını, diger insanların da bu öğretilere sadık olmasına bağlı bulmaları na dayanır.


Edi lgen-duyarl ı kisiler ezberci bir değerler sistemi be ­ nimseyip sorgulayıcılıktan kaçmak isterler. Problem çıkarmamayı , aykırı düsünmemeyi, sorgulamamayı hem kendilerinin hem de baskalarının emniyeti için gerekli görürler . Edilgen-duyarsız benlik yapısına sahip olanlardan farklı olarak edilgen yapıları, iç dü nyalarında farklı bir kisilik olusturmamıstır. Aksine dısa ya ns ıttı kla rı her seyi ( kendileri becere mese de) inandıkları için söylemektedirler. Sahteci bir yanla değil, o nla rı edilgen eden u nsurları benimsedikleri için edilgendirler. Edilgen-duyarl ı kisiler, obsesyona yatkındırlar . icsellestirerek anlamlandırmak yerine, kuralcılık içinde bir kisilik insa ederler. Kuralcı l ı kları ; zayıf kisiliklerinin güven arayışı, kurallar içinde netlik bulmaları ve böylelikle kendilerini emniyette hissetme ihtiyaçlarının sonucudur. 16 yasındaki bir kız çocuğunun günde bin defa olmak üzere rutine bağladığı bir duayı etmezse, basına mutlaka bir felaket geleceğine ina nması , bu kurala uyduğu takdirde ise kendini güvende hissetmesi, edilgen-duyarlı benlik ya pıs ının emniyet arayışından baska bir sey değildir . Bu kız çocuğu, farkındalık düzeyinde bir inancın değil, kendisine korku ve kayg ıyla aktarılan bir inancın güvencesi altına girmeye çalışır . Böylesi kisiler n eye inandığı ve neden dolayı inandığından çok, kendisine aktarılanlara sıkı sı kıya tutunara k g üven arayısına yanıt a ra rlar. Çarpık inanışlarını fark etseler bile değistirmekte zorluk çekerler. 35 yaslarında asın duyarlı bir beyefendi, çocukluk yıllarında a nnesinden öğrendiği , bir ambulans sesi duyduğunda gözlerini kapatması gerektiğine, eğer kapatmazKuralcıllklan; zayıf kişiliklerinin güven arayışı, kurallar içinde netlik bu/malan ve böylelikle kendilerini emniyette hissetme ihtiyaçlarmm sonucudur Cezasız Eğitim 273


Kendisine sa ailesinden birinin o ambulansın içinde olabileceğine verilen dayalı çarpık inancından vazgeçmekte zorlanıyordu. sorumluluk- Bunun yanlış bir inanış olduğunu artık fark etmesine lan yerine rağ men söylediği su sözler oldukça manidardı: getirmediğinde zarara uğrayacağma dair hat1ralar, bu kişileri farkmdalığı düşük bir sorumluluk duygusuna iter " Eger bir ambulans gördüğümde gözlerimi kapatmazsam ve ai lemden birine bir sey olursa bu sorumlulugu taşımak istemiyorum. Beni yorsa da bu inancı sürd ürmek bana kendimi iyi hissettiriyor." Çocuklu k yıllarında biriktirdiği, kendisine verilen sorumlulukları yerine getirmediğinde zarara uğrayacağına dair hatıralar, bu kisi leri farkındalığı düsük bir sorumluluk d uygusuna iter. Örneğin, komşuluk ilişkisine önem verirler. Ancak bu önem bir birey olarak komşusuna d uydugu saygıdan kaynaklanmaz, komşusuyla kötü olmanın kendisine zarar vereceği endişesiyle kaygılı bir iyi geçinme halini seçer. Bir gün komşusuna muhtaç olabileceğini düşünerek sürekli bir iyi lik hali taşımaya çal ısır. Çocukluk yı llarında ne zaman a rkadaşıyla kavga etse haksız görülen bir kız çocuğunun yetiskinlik yıllarında tartışmama ve çatışmama gayreti kendini ifade etmekten daha çok, problem çıkması n gayreti içindir. Yeniden, bir kere daha, haklılığını ispat edemeyecek olmanın ağırlığını ve yorgunluğu nu yaşamamak için " Aman bu seferlik de böyle olsu n" boş vermisligini tercih eder. Bu kisiler, evliliğin sürekli bir fedakôrlık ve özveri gerektirdiğini düsündükleri için duygularını yasamak yerine Adem eslerini memnun etmeye odaklan ırlar. Bundan dolayı Güne·ş ---- da sıkl ı kla tükenmislige düser, psi kosom atik hastalık274


lor yasarlar. Psikolojik kökenli fizyolojik hastalıklar, deri ve saç dökülmeleri, erken saç a ğarmaları , sürekli bir yorgunlu k , eklem ve kas ağrı ları , sıklıkla sikôyet ettikleri rahatsızlıklardır. 8 yaslarında bir kız çocuğu 3 yaslarındaki kardeşini p arkta oynatmaya çalışıyordu. Bu kız çocuğu, n eredeyse kucağına sığmayan kardesini zorlandığı çok belli olur bir halde o oyu ncaktan bu oyu ncağa tasıyordu. Salıncağa bindirdiği kardeşi düşecek diye sürekli eliyle düzeltmeye çal ısıyor, çevresindeki hiçbir şeyi göremeyecek derecede kardeşine oda klanıyordu . Kardesi kaydırak m erdivenlerini çıka bilecek kadar kontrollü yürüyebildiği halde, kollarından tutu p merdivenleri tek tek çıkartıyor, sonra aşağı inip kucağını kardeşine doğru açarak kaygıyla onun aşağı doğru kaymasını bekliyordu . Kaydıraktan kayan kardeşi sağa sola koşarken bu sefer de parktan çıkmaması için kolCezasız Eğitim 275


Adem Güneş 276 !arını açıp sürekli önüne geçmeye ve kardesini parkın içine dogru yönlendirmeye çal ısıyord u . Cocugun kardesiyle ilgi lenmek için ortaya koydugu tüm bu gayretlere ragmen anne baba, parkın kenarında bir banka oturmus, onları izliyordu. Gergin bir halleri vardı. Çocukların oynadığı süre boyu nca neredeyse hiç birbirlerine dö nüp doğru d üzgün sohbet etmediler. Baba, sürekli elindeki telefonla meşguldü, anne ise bir naylon poşetten çıkardığı çekirdekleri çitliyordu . Bir süre sonra, bu kız çocuğu yorgun bir halde annesinin yanına geldiginde, "An ne yoruldum" demeye kalma ­ dı, a n nesi anında çocuga çıkıstı : "Ne yani, bu halimle ben mi oynatayım kardesini bu kadar insanın içinde? !" diye seslendi ve "Yürü hadi kard esinin yanına" diyerek çocugu tekrar kardesinin yanına gönderdi. Halbuki bir annenin çocuğuyla parkta oynamasından daha doğal ne olabilirdi? " Bu halimle ben mi oynayayım" ifadesinin altında, " Etraf ne der, beni çocukla oynarken gören ler ne anlar" kaygısı yatıyordu . Bir baska deyisle , yü ksek ahlak öğreti leri kadının kendi çocuğuyla oynamasına muhtemelen engel oluyordu . Bu sorumluluk ise 8 yasındaki kızına kalıyordu . Bir süre sonra , parktan gitmek üzere kal ktılar. Kız, kardeşini kucağına alıp sürükler vaziyette annesinin yanına getirdi . Babası kızının saçını ilgisizce okşadı, yanagını sıktı, sırtını gelişigüzel sıvazladı, "Aferin benim kızıma" diyerek kısıtlı zaman içinde minik bir parça sevgi gösterdi . Bu kız çocuğunun annesinden topluma karsı iyi olma çabasını edinmemesi mümkün değildi . M uhte melen büyüyüp yetişkin oldugunda el ôlem ne der diye edilgen bir yapıya bürünecek fakat babasının kendisine


gösterdi�} ::: = = : .3-= - ;;-siz sevgiyle de kendini duyar- Çocuğun bir sızla stıra r- ::. =: =·- yandan Bir ya r- ::=- • -=- - :: �-�e gösteri len sevgiyi alabilmek ailesi" için duya' � - • :·-_ . ::cak, sevme ve sevilme ihtiyacını tarafmdan ka rsı layc c :::. : -=- . :: '"' :::lan da aileden aldığı mesajla sevildiğini çevresine .... = -:: =-= �-=.., olma hal ini sürdürecekti. Böyl el ikle fc'< - :: . ::� :::ıan edilgen-du ya rlı bir benliğe kavusrr ::: s - - _ - -=-�e :::::; ;, Yukc' :: ::· : -- =-...-e olduğu gibi çocuğu n bir yandan ailesi tm::" - = = - s =- . · ::·ğini hissetmesi, diğer yanda nsa o sevildiç} ::· =-: - :: - :: " - ::ıan asa ğılanma sı , küçük düsürülmesi, ce::: :: - = - � :ı s ı . edi lgen-duya rl ı benlik yapısının olusmas ,... :: - -=- = =- .... oiur. Yine c·· :: �-=--�e--:in kendisinden korkan bir çocuğun onu sev::: · � - :: = s: .... -nesi, edilgen-duyarlı benlik yapısının olusmas .... :: - =- ::e--ı olur. Cocu< :: �-e-........ eni tarafından sevi ldiğini hissetmesinin etkis iyle ·=- .... ::e öfke ve tepkisel lik olusturmayacak, bir baska d e . ·s e tepkisel bir etkenliğe dahi geçemeyecekti (Öğ'e-.-.--en sevgisini kaybetmemek için ) . Diğer yandans::: <endisine baskı n d avranan öğretmeninin karsı sınd ::: :; _ yar1ılığı sürekl i artacaktı . Zira tepkisellesmedikten sor r:; her türlü baskı çocuğu asın duyarl ı l ığa iter. İki kardese aynı baskın tavrı takınan anne babanın çocuklanndan birinin güçlü ve etken, diğerinin asın duygusal, zayıf iradeli ve ne söylenirse alınır olması sasırtıcı değildir. Çocuklardan biri üzerinde olusan baskı ve zorla malar karsısında iyilik duygularını kaybedip tepkisellikle d uya rsızlasa bilirken ( duyarsız-edilgen bir benlik edinirken) , diğ er çocuk mizac ının gereği olarak içinde kötülük hissi hissetmesi, diğer yandansa o sevildiği ailesi tarafmdan aşağılanması edilgenduyarlı benlik yapmnm oluşmasma neden olur Cezasız Eğitim 277


Adem Güneş 278 oluşturamadan, kendini tepkisellikle duyarsızlastıramadan öylece boşlu kta kala bil ir, hem edilgen hem de duyarl ı bir benliğe bürünebilir. Aynı anne babanın birlikte yetişen çocuklarında farklı benlik yapılarının gelişmesi, çocukların mizaç farkından kayna klanabileceği gibi, yanlıs ebeveyn tutumu karsısında çocukların sevk hisleriyle yöneldikleri savunma davra nışlarının farklı lığından da olabilir. Bir çocuk onu inciten, ezen, cezalandıran yetişkine karsı kendini öfke, kızgınlık ve nefret d uygularıyla savunursa d uyarsızl ığa doğru (duyarsız-etken veya duyarsız-edilgen ) ; iyilik halini koruyup bu olumsuz d uyguları içine almazsa . asın duyarlılığa ve edilgenliğe doğru kisilik gelistirir. Terbiyeli, sessiz, sakin, uyumlu olduğu zan nedilen çocu kların birçoğunun zarara uğramamak için edilgenliği tercih eden ve kendi içlerinde bir farkındalıkla bu değerleri barındırmayan çocuklardan oluştuğu unutulmamalıd ır. Çocuğun zara ra uğramamak için erdemli davranışlar benimsemesi yerine, h angi erdeml i davranışın neden erdemli olduğu nu kendisine tek tek izah eden bir anne babanın eğitiminden geçmiş olması cok daha öneml idir.


•• OZETLE


Kitabın buraya kadar olan kısmında, çocuk eğitiminde cezanın nelere sebep olduğunu anlatmaya çalıstım. Bunun "Aslında egitimde ceza olmasa ne g üzel olur ... " lüksü degil, "çocuğun kendine ait bir kisilik gelistirebilmesi için zoru nluluk" olduğunu onlarca örnekle paylastım. Cezasızl ık, "Çocukları sevmek ... Onlara iyi davranmak lazım ... Çiçekler, kuslar, böcekler varken kalp kırmaya ne gerek var" gibi duygusal bir söylem d eğildir . . . Çocuk eğitiminin baskı, zorlama, siddet ve ceza içermeden güven içinde gerçeklesmesi çocuğun en kutsal hakkıdır. .. Bu, çocuğun bütün hayatını ilgilendiren bir tercihtir . . . Ve bu tercih onun ya kendine güvenen, " etken-duyarlı" bir kisilige erismesiyle ... Ya da "edilgen-duyarsız" bir birey olarak yasamın içine sal ıverilmesiyle sonuçlanır ... Yetiskinlerin bu tercihi, sadece çocuğun yasamını değil, onun evlenip çoluk çocuk sahibi olmasıyla hayatına Cezasız Eğitim 28 1


katılacak diğer kisileri, esini ve çocuklarını da ilgilendiren sonuçlara yol açan yüksek bir soru mluluktur ... Çocuk eğitiminde neden ceza olmaması gerektiğini kısaca özetlersek: 1 . Çocuk dünyaya geldiğinde bos değildir . duyguları ve hisleri vardır. 2. Bu hislerin içinde en önemlisi "sevk hisleri"dir. 3. Sevk hisleri, çocuğu n mizacına ait kişiliği yapılandıran hislerdir. 4. Duygularında özgür çocukların sevk hisleri o çocuğun gerçek kisiliğini olusturur. 5. Baskı, zorlama, şiddet ve c eza içeren davranıslarla ... Ya da sevecenlik yoluyla çocuğu edilgen hale getiren davranıslar sevk hislerinin doğal islevini bozar . 6. Doğal islevi bozulan sevk hisleri çocuğu " kendi gibi " olmak yerine, " beklendiği gibi" olmaya yönlendirir. 7. Buna " kendilik bozukluğu" denir. 8. Kendilik bozukluğu tasıyan çocuklar ya " edilgen " ya da " d uyarsız" olurlar. 9. Böylesi kisiler d uygularını yönetmekte zorluk çeker, öfke ve gerginlik tasırlar. 1 O. Kendilik bozu kluğu olan kisiler. (kendi lerini onarmadıkça) esleri ile bağlanamaz, çocukları ile kaliteli vakit geçiremezler. Yukarıda 1 O madde halinde sıralanan kisil ik bozukluğu sürecinin kırılma noktasının besinci madde olduğuna Adem lütfen dikkat ediniz. Güneş 282


v• • CEZASIZ EGITIM NASIL OLUR? Çocuklarıyla çatışmadan, o n ları incitmeden ve kendisi de bunalıma girmeden çocugunu saglıklı bir biçimde egitmek isteyen e beveynler s ıra s ıyla su adımlara dikkat etmelidirler. 1. Çocu k Eğitimi, Ebeveynin Onarımıyla Başla r Cocug unu baskı kurmadan saygınca yetiştirmek isteyen ebeveynlerin ilk ya pacagı sey, çocuk egitimi kita pları okumak degi l , kendini nasıl onaracagına odaklanmaktır. Duyg u la rını yönetmekte zorluk çeken, öfkesine hakim olamayan, esiyle baglanma p roblem i yasaya n kisinin bu sorunları çözmeden çocuk egitimine başlaması d ogru olmaz. Öncelik ç ocuk egitimi degil, ebeveyn onarımıdır. Cezasız Eğitim 283


Adem Güneş 284 2. Mesafe Koym a k Yeri ne Bağlanmak Geleneksel yöntemlerle çocuk egiten kisi ler, çocuga mesafe koymayı , ona erken yasta kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmeyi bir marifet zannederler. Bunun için çocuklarının odasını erkenden ayırır, onları her istediklerinde kucaklarına almaz, yakın durmak yerine uzak ve emredici olmayı onu n iyil igi için yaptı klarını düşünürler. Halbuki, çocuk egitiminin özü, yakınlı k iliş kisi ve baglanmadır. Güvenli baglanma olmadan çocuk egitimi olmaz. 3. B askı Yerine Kararlılı k Birçok ebeveyn çocukları yanlış yola gitmesin diye onlar üzerinde bas kı kurar, baskı da çare olmadıgında çocuğu ceza landırır, şidd et uygular ... Halbuki, çocuğa baskı kurmak yerine, ondan istenen davranışlarda kararlı olmak, cezaya başvurmaya gerek bıra kmayan bir yöntemdir . Ebeveynler " mutlak" olmaması gereken davranışlarda kesin kararlılık sergilemeli , yapı lmaması gereken davranıştan asla taviz vermemel idir. Bunun için ses yükseltmeye, öfke ve gerginlikle çocuğu korkutmaya gerek yoktur. Bir davranış yanlış kabul edilecekse, o gerçekten olmaması gereken bir davranıştır. Ve çocuk ne kadar ısrar ederse etsin taviz verilmeyecektir. Ama çocuğun çocuksu istekleri için, " belki olabilir" diye düşü nülen şeyler için kararlılık sergilemeye gerek yoktur. 4. Sabır Yerine Genişlik Çocuk egitiminde sabır, " pasif şiddettir" . Çocuğa dis sıkmak ... Derin n efes alarak gözleri kapatmak ... " La


havle" çekip ortamdan uzaklaşmak ... Yumruk sıkmak ... Ses tonu gergin olduğu halde sevecen davranm aya çalışmak "pasif şiddet" davranışlarıdır. Ebeveynler daha sabırlı olmak yerine, " geniş olmaya " yönelmeli ... Geniş olmak için kendi geçmişlerini onarmaya girişmelidirler. Kendi ge ç mişinin acı yan ların ı içlerinde tasıyan kisiler genisleyemezler. 5. Yö netmek Yerine Eşlik Etmek Kaygıl ı anne babalar çocu kları yoldan çıkacak endisesiyle sürekli bir gerginlik ve hata kabul edememezlik içindedirler. Böylesi anne babalar, çoc ukl arını süre kli d enetlemek ve yön etmek isterler. Böylece onların daha az hata yapacağına inan ırlar. Halbuki başkalarının tecrübesiyle az hata yapanlar, bir gün gelip kendi baslarına kaldıklarında geçmis hatalarının hepsini bir kez daha ve san ki hiç tecrü beleri yokmus gibi yeniden yapmaya başlaya caklardır. Oysa, çocu kları yönetip onları yeteneksizleştirmek yerine, onlara kendi olmalarını sağlayacak düzeyde eslik etmek, d uygu, düsünce ve davranışları da onlarla birlikte yasamak hem çocuğa hem de ebeveyne iyi gelecektir. 6. Mükemmeliyetçilik Yerine Doğallık Birçok anne baba çocu klarını erkenden eğitmek üzere mükemmeliyetçi bir tavır içinde olduklarını fark etmezler bile . . . Çocukların yanlıs yapmasına izin vermemek, eğitimde başarısızlığa tahammül edememek, kardeş tartısmalarının yaşanmasına tepkisellik, saygısızl ığa gerginlik, düzensizliğe kızgınlı k mükemmeliyetçi anne Cezasız Eğitim 285


babaların belirgin özel likleridir . Böylesi anne babalar. ç ocukları hata yaptıgında o n ların çocuk oldugunu unutur, canları sıkılır, içleri daralır, san ki her sey berbat olmus gibi bir kara msarl ıga düserler ... Kara msarlıkları onları tedbir almaya, çocukları bir daha hata yapmasın diye ceza vermeye iter. Halbuki. dogal e beveynlik çocugun sa gl ıklı kisilik gel isimi için mutlak şart olan bir e beveyn l ik yetis idir . Çocugun eksik yanlarını tebessümle karşılamak. onun da insan oldugunu, hata yapa yapa öğreneceğini hesaba katmak, hata yaptığında affedici olup bir kez daha, bir kez daha onu desteklemek çocuğun kişiliğine daha çok katkı sağlar. 7. El Alem Yerine Kend ilik Çocukların en cok zarara uğradığı d urumların basında, anne babaların çocuklarını el ô lem için yetistirmeye çalışmaları gelir. "Seni böyle gören olursa ne der ... Konu komşuya rezil oluruz ... Anne babası hiç terbiye edememis derler . .. " İç sesleri sürekli başkalarının ne söyleye ­ ceğini fısı ldayan anne babalar çocu klarının canlarını yakmaya, onlarla gerginlik yasamaya, çocuğu terbiye etmek için baskı kurup öfke dolu konusmalar yapmaya adaydırlar. Unutmamak gere kir ki ç ocuk el ôlem için yetistirilmez ... Çocuk a ncak kendi gibi olursa sağlıklı bir kisi liğe sahip olur ... Saygın olur ... Çevresine karsı duyarlı olur ... E l ô l e m n e der diye bıktırılan çocukların el ô leme karsı Adem saygısız. erdeml i davranışlara kars ı duyarsız olduğunu Güneş unutmamak gerek. 286


8. Öğrenme Yerine Edinme Eskiler " C::x::uklar kal ile değil , hal ile eğitilir" derlerdi. Yani. C OC;,.< sözle değil, ebeveynlerinin örnek davranışlarıyla ker c·�,i gelistirir ... Bu, pecc;;;ojinin temel ilkelerindendir. Çocu klara ne kadar a z s e z söylenir, ne kadar az yönlendirme yapıl ır, bunun ye�ne ne kadar örnek davranışlar sergilenirse çocuk o denli doğru davranışları edinir. Sözel :fade, çocuğa bir seyleri öğretir fakat örnek davronısıar çocuğun edinmesini sağlar. Öğrenme geçicidir, edinilen davranış ise kişi l iğin en temel parçalarından biri haline gelir. Birçok ebeveyn çocuklarına doğru davranışları öğretti klerini d üsünür ama çocuk o davranısı yerine getirmediği için onu cezalandırmak zorunda kalır. Halbuki ebeveynler ç ocuklarından istedikleri davranışları kendileri bir yasam tarzı olarak onlarla birlikte yaşasalar, ne ceza vermek zorunda kal ırlar ne de çocuklarını yönetmek ... 9. İ kaz Etmek Yerine Görmezden Gelmek Birçok ebeveyn çocuklarının en küçük hatalarını bile görmeyi, gördüğü hatayı çocuğa göstermeyi marifet zanneder. H albuki çocuğa hatası ne kadar çok gösterilirse çocuk o kadar arsız, yüzsüz ve utanmaz olur. .. Çocuğun hataları yüzü ne vurulmaz, çocuk hatalarından dolayı direkt ikaz edilmez ... Belki yanlış davranış bir hikaye içinde anlatılır y a d a genele hitap edilerek yani endirekt olara k çocuğa tanıtılır. Cezasız Eğitim 287


· Adem Güneş 288 Çocuğun hatalarını görmezden gelmek, olgun davranmak, tebessüm edip göz kapatmak, çocuğun daha çok hata yapmasını değil, olgunlu kla karşılanan hataların adım adım terk edilmesini kolaylaştırır. Çocuk bu sayede affetmeyi öğrenir. Unutmayın, hatası yüzü ne vurulan, ikaz edilen, hatalarından dolayı cezalandırılan çocuklar utanma ve mahcubiyet duygularını kaybederler. 1 O. Olgunlaştırmak Yerine Çocuklaşmak Bazı ebeveynler çocukları olgunlastı kça, daha az hata yapar hale geldikçe mutlu olurlar. Halbuki çocuklu k çağı olgu nluk çağı deği ldir. Çocuk çocuklastıkça, deli dolu oldukça ve ebeveyni de onun bu haline eslik ettikçe duygularında özgür olur. Çocukluk yıllarını özgürce yasamamıs kisiler, yetiskinlik yıllarında duygularını yönetmekte zorluk çekerler. Erken olgu nlaşan çocukların, sahte benlik tasıdı kları ve günü geldiğinde ebeveynlerini çok sasırtıp hayal kırıklığı yasattıkları u nutulmamalıdır.


Click to View FlipBook Version