BEN ANALİZİ ,. DCYARLI -t---� - -· 4,3 l EDİLGEN.___,ı---+--+�+--+-�+--+-+-1-+-�+---+----+��·�..,. ETKEN DUYARSIZ ŞEKİL-4 ŞEKİL-4 Duyarlılığı zarara uğratılmayan çocıık 4 yaşına geldiğinde etkenliği bir boyut daha ilerler. Böylece Duyarlılık: 4 seviyesinde kalırken, Etken lik: 3 seviyesine yükselmiştir.
kurum, çocu klara kendi alanı içinde özgürlük ta nımak Çocuğun üzere hal ı verir. denemeler Örneğin Montessori eğitiminde , çocuğun h eves ettiği yaptığı alana eğitim materyalini sınırsız ku llana bilmesi için l 20x70 eba - müdahale dında halının üzerinde eğitim gerçekleştirilir. O halının etmek onda sınırları, çocuğ u n özgü rlük sınırlarıdır. İzinsiz girilmez, içeri- savunma deki bir materyale dokunulmaz. Hal ının üstü ne basılmaz. davrantşı Böylece çocuk, içsel motivasyo n u ndan kaynaklanan oluşturur denemelerini özgü rce yapar. Çocuğun denemeler yaptığı alana mü dahale etmek onda savu nma davranışı olusturur. Bu, özg ürlüğün ve kişilik gelişiminin savunu lmasıdır . Bu dönemi kendisine saygın davranan ebeveyniy - · le birl ikte basarı içinde tamamlayan çocuğ un benl ik s kalasındaki yeri , iradenin bir ö nceki döneminden bir adım daha ilerler. 3. İSTEK VE UYUM (4-6 YAŞ) Etken -d uyarl ı çocuğun var olusu nda 4-6 yas dönemi oldukça önemlidir. Bundan önceki dönemde çocuk tümüyle sevk hislerinin kontrol ü ndeyken ve sanki bir uyurgezer gibi kendi iç yönetimiyle benl iğini gel istirirken, 4 yas döneminden itibaren artı k d ıs dü nyayı yorum yaparak algı la maya baslar. Çevresinde olan bitene karsı sevk hi s leriyle birli kte artı k a kıl da etken rol oynar. Bir önceki d ö nemde çocugun sevk hisleri a klı da yönettiği halde, bu dönemde yorumlayıcı akıl devreye girer. Akıl, çocugun duyarlılıgı nın karsısında iradesini güçlendirmek üzere ona destek olur. Cezasız Eğitim 201
Akıl, çocuğun duyarlılığı karşısında iradesini güçlendirmek üzere ona des tek olur Bazı e beveynler 4 yas öncesi çocukları ira desiyle bas basa bırakırlar ki iradelerini ku llanmayı öğrensinler. Örneğin, çocuklarına çok sevdikleri bir yiyecek verir ve " Bunu öğlene kadar yemeyeceksin " diye tembih ederler. Ebeveynin bu talebi aslında çocuğun çok sevdiği yiyeceği yeme hissine karsı lık iradesini kullanma talebidir. Ancak çocuk gerçeği bu talebi karsı laya bilecek d üzeyde değildir. Çünkü d uyarlılığı 4 birim hassasiyetindeyken iradesi henüz 2 birim gücündedir. Çocuktan böyle bir talepte bulunmak güçlü bir duyarlılıkla (yemek isteğiyle) cılız bir iradeyi savaştırmak gibidir. Çocuk, kendi iç motivasyonuyla bu savası kazanamaz. Savası kazanabilmesinin yegône yol u, dıs motivasyonun da devreye girmesidir. Örneğin, eğer ebeveyn çocuğuna bir dıs motivasyon olarak bu davranışı yaptığı takdirde çikolata vereceğini söylerse, çocuğun benliğindeki d uyarlılık ve etkenlik çatısması iradenin öne geçmesi ve benl iği yen m esi sekl inde değil, çocuğun d uyarlılığının bastırılması ve asağı çekilmesiyle mümkün olur. Bir baska deyisle, çocuk, duygularını bastırdıkça ve lezzeti hissetmemeyi basardıkça anne babasının talebini yerine getirecektir. Bu ise, basta n beri vurgulamaya ç alıstığımız "çocuğun duyarlılığının zarara uğratılmaması" prensibine terstir. Zira d uyarlılık, iradenin motivasyon kaynağıdır. Duyarlılığın bastırı lması, hislerin engellenmesi, çocuğu duyarlı ve etken bir vaziyette güçlendirmek yerine duyarsızlastırarak etken hale getirir. 4 yasındaki kızının a ksam yemeğini ba bası nın da Adem geldiği saat olan yediye ayarlamaya çalışa n bir anGüneş nenin anlattı kları , anne ba baların bu kon udaki yanlış 102
tutumuyla ilgili önemli bir örnekti . Kadın, çocuğunun durumunu söyle izah ediyordu: " Kızımın d üzen kazanması için oldukça hassas davran ıyorum ama galiba bir şeyleri ya nlış yapıyorum." "Mesela ?" diye sordum. "Örneğin yemek yemiyor. Zorla yedirmek de istemiyorum. Ama bıraksam iki-üç gün aç kalır." " Ne zamandan beri yemiyor? " "Aslında yemeği çok seven bir çocuktu . Ancak eve bir d üzen getirmek için babasının yemek saatini bekleyelim diye yemeğini biraz geciktirdim. Ona tepki olsu n diye mi yaptı bilmiyorum, o dönemde basladı ." "Nasıl al ıştırdınız? " diye sordum. " Normalde saat dört-bes civarı nda yemek yiyordu. Babası yedide geliyor. Babası geldiğinde karnı doymuş Cezasız Eğitim 203
Lezzet alma, çocuğu yemeğe karşı istekli kılan motivasyonlardan biridir Adem Güneş 20-! olduğu icin masaya oturmuyordu. Esim bu duruma üzülüyor, kızıyla birlikte yemek yemek için çabal ıyordu. Ben de saat dörtte-beste yediği yemeği biraz bekleterek babasının gelme saatine doğru öteledim . Önce inanılmaz nazlandı. 'Acıktı ıım ' diye bağırdı, ' Öl üyoruuum ' diye duygu sömürüsü yaptı . Ama iki saatle kimse ölmeyeceği için tüm bu nazlanmalara kararlılı kla direndim. Bir hafta sonra o da rahatladı, ben de. Babası geldiğinde ac kurt gibi yemeğe saldırdı önce birkaç gün. Sonra bir isteksizli k basladı. ' Yemeyeceğim' diye bir huy gelistirdi. Sevdiği yemekleri yaptım, olmadı. Katı gıdaları kestim, d a h a c o k yumusak ve kolay çiğnenecek yemekler denedim, olmadı. Acaba yanlıs mı yaptım d iyerek tekrar eski saatinde yedirmeye calıstım, o da olmadı. Simdi bu vaziyetteyiz. Ona yemek demeyin de ne derseniz deyin. Yemek konusu geçtiğinde hemen orayı terk ediyor ." Aslında bu a n nenin yaptığı sey, çocuğu iradenin henüz d uyarlılığı yenemeyeceği bir yas döneminde iradesini kullanmaya zorlamaktı . Çocuk, acı kma hissini iradesiyle yönetem ediği için bir sey yapmak zorunda kalmış; lezzet alma hissini aşağı çekmişti . Bu çatışmanın sonucu, çocugun yemekten aldığı tadın yok olmasıydı. Lezzet alma, çocuğu yemeğe karsı istekli kılan motivasyonlardan biridir. Bu motivasyon zarara uğrayınca, acıkma sırasında çocuğun ağzı nda şekerlenme, şerbetlenme, mayhoslasma, eksimeyi hissetme azalmaya baslamıstı . Lezzet almadaki his azalması, çocuğu yeme-
ğe ilgisiz hale getirmişti . Artık onun için yemek, çok da Anne babalezzet alınacak bir şey değil, yorucu bir eylemdi. /ar çocuklaÖrne kteki çocuğun duyarlılık-etkenlik skalasındaki yeri 4'e 3 iken, annenin çocuğu nda n beklediği davranış onun duyarlılık seviyesini 4 ' ten 3'e i ndirmiş (yani 3'e 3 olarak) , az bir d uyarlılıkla bas edebilecek irade seviyesine getirmiştir . Halbuki anne babalar çocuklarından ancak onları n yapa bileceği kadar bir eylem istemeli, çocuğun yapabildiği kadarın onun iradesini de gel iştireceğini unutmamalıdırlar. Çocuğun hislerini bastırarak elde ettiği basanlar, kisilik gelişimi açısı ndan bakıldığında gerçek bir basan değildir. Benlik skalasında üçüncü dönem olan bu " istek ve rmdan ancak onlarm yapabileceği kadar bir eylem istemeli, çocuğun yapabildiği kadarm onun iradesini de geliştireceuyum " döneminde, aklın da devreye girmesiyle irade ğini belli baslı hisleri minik adımlarla yönetmeyi başarabilir. unutmamalıd1rlar 4-6 yas döneminde a rtık a kıl, sevk hisleri ü zerinde adım adım söz sahibi olmaya baslar . iste bu nedenle bu dönemde iradenin gücü, çocuğu dinleme, onun a klı nda ürettiği bilgileri anlamaya ç alışma ve a klına saygı duyup uyum sağlama çabasıyla gerçekleşir. Aklın ürünü konuşmaktır. Çocuğun uyanmaya baslayan aklı, kendi düsüncelerini ortaya koym aya, sözel i letisim kurmaya başladığında çevresindeki yetişkinler onu sakin, gürültüsüz ve saygınca dinleyebilirlerse, çocuk aklını kullanmayı sürdürecek ... Kullandığı aklın ürünü olan sözel iletişim unsurlarını yan yana getirecek ... Kendisiyle uyum içinde olan yetişkinle o da uyum sağlamaya çalışarak, onun zih ninin ürettiği bilgileri a n lamak için bir mücadeleye girecek ... Giriştiği tüm bu mücadele- Cezasız Eğitim 205
BEN ANALİZİ '" ., D U .-\RLI 3,3 - ... EDİ LGE:\' - 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 ; ETKE>: - ... - - ... -- DL"YARSIZ ŞEKİL -5 .. ...ı ŞEKİL-5 Yukarıdaki örnekte gö riildıiğıi gibi, çocıığun duyarlılığı başlangıçta 4 seı ·iyesinde iken, yanlış tıı twnlar duya rlılığı gerileteb ilir, bir derece aşağı dereceye diişii rerek 3 e indirebilir. Bu normal bir durıım değildir. Zira çocıığun başlangıçtaki duya rlılığı 4 seviyesinde de va m etmeli, etkenlik yapısı gıiçlendirilmeliydi.
ler, iradesinin adım adım güçlenmesinin motivasyonu olaca ktır. Eltisinin çocuğuyla aynı yasta çocuğu olan bir hanımefendi, içinden çı kamadığı bir durumu söyle a nlatmıstı : " Oğlum 5 yasında. Eltimin oğlu da bizimkinden 2 ay büyü k. Ben ve babası şimdiye kadar çocuğun gelişimi için oldukça dikkatli davranmaya çalıştı k. Bunun karşılığını da su an keyifle görüyoruz . Oğlumuz hem duyarlı hem de güçlü bir etken yapının izlerini tasıyor. Kendisiyle konuşurken göz hizasına iniyor , yavas, sakin ve saygın bir sekilde iletişim kuruyoruz . O da bize kendi düsüncelerini ifade ederken gayet sakin. Duygu larını net ifade edebilir vaziyette iletisim içindeyiz . Bizim sorun umuz eltimin aynı yastaki oğlu ile . .. Onlar anne baba olarak biraz yoğunlar ve çocu klarını erken yasta krese bıra ktı lar. Birkaç bakıcı degistirdi ler. Yoğunlu klarından dolayı çocu klarıyla yeterince ilgilenemediler. Çocuk su anda çok hırçın, agresif, söz dinlemez bir halde. Oğlum konusurken onu sürekli ' He hee, he hee ' diye asağıl ıyor. Söyle bir bes dakika kimseyle iletisim kuramıyor. Bunu dile g etirmiyor belki a ma eltim kendi çocuğu nun d uru mu nu bizimkiyle kıyas edip geri liyor . Bazen oğluna karsı tepkisellesiyor . Oğlumun karsı karsıya kaldığı bu durumdan ben de etkile n iyorum . Acaba a raya m esafe koysak oğlu m bu durumdan olumsuz etki lenir mi?" diye sormu stu . Duyarlılık ve etkenlik inşası nda zarara uğratılmamış bir çocuktan bekle n en sey, duya rlılığını kaybetmeden Duyarlılık ve etkenlik inşasmda zarara uğratılmamış bir çocuktan beklenen şey, duyarlılığım kaybetmeden sağlıklı iletişim kurabilmesi, kendini ifade etmekten de keyif almasıdtr Cezasız Eğitim 107
Adem Güneş 208 sağlıklı iletişim kurabilmesi, kendini ifade etmekten de keyif almasıdır. Bu keyif hali onun yü kselen iradesini geliştirecek bir motivasyondur. Konuşmayı başardıkça, kendini ifade edebi ldi kçe ve karsı taraftaki yetişkinin, kendisinin ifade etti klerine saygı d uyduğunu gördükçe kisi liği gelisecektir . Çocuğun iletisim yeten eğinin iyi olması, bu döneme kadar sağlıklı bir benlik ya pısının insa edildiğine d air önemli bir ismettir, ancak mutlak bir gösterge değildir. Zira d uyarlılığı bastırılmıs, hisleri asağı çekilmis, baskın anne baba karsısında çocuksu hevesleri zarara uğratılmıs çocukların da iletisim yeteneği yü ksektir . Kisili k gelisiminde önemli olan faktör, bu kazanımların çocuğun d uyarlılığı zarara uğratı lmadan elde edilmesidir. Bir baska deyisle çocuk, yasına uygun çocuksu
davra nısları yitirmeden empatik iletisim yeteneğini ka zanmıs olmalıdır. 6 yasındaki oğul larının agresif davra nışları nedeniyle pedagoji k dan ışmanl ık isteyen bir anne a nlatıyor: "Aslında masal lah, hiçbir seyinden şikôyetçi d eğiliz. Çok a kıllı, kendini çok güzel ifade eden bir çocuk. Ancak çok sinirli. Anaokulunda çatısmadığı arkadası kalmadı. El inden biri kalemini a lsa birden bire yumruk atıyor, itiyor. Babası, ' Eşyasına değer versin, bunda bir sorun yok ' dese de annelik hassasiyeti iste. Bu çatışmacı yanını doğru bulmuyorum. Sadece arkadaşlarına karsı d eğil , sabah okul için kaldırırken bana karşı da tepki li. Bir türlü uyanamıyor. Okulu da sevemedi gitti zaten. Belki de onda nd ır." Bu çocuk aslında iyi bir okulda, sevecen bir öğretmenle keyifli bir eğitim alıyordu. Oku lu sevmeme ihtimali çok da kuvvetli d eğildi. Ancak arkadasları ile uyumu yoktu . Anne babayı çıkardı ktan sonra, çocuğu içeri davet ettim . Sanki büyümüş de küçülmüş gibiydi . Yüzü nde çocuksu hevesler yoktu . Görünen oydu ki ne benimle tanışmak, ne içine girdiği bu yeni ortamda olmak istiyordu. Kollarını kapatmış bir vaziyette sinirl ice duruyordu . Adımı söyledim, karsı l ık vermedi. Adını sordum. sertçe cevap verdi. Yeni tanıştığı birine böyle davra nması normal deği ldi . Kendisiyle yakınlaşabi lmek için oyu n materyallerini yere döktüm. Birlikte oynamayı teklif ettim. İçindeki çocuksu ses " Hadi oyna" diyordu ancak tanımadığı bir adam olarak bana bakıp içindeki çocuğu " Hayır, istemiyorum" diyerek reddediyordu. Cezasız Eğitim 209
6 yaş öncesi çocuklarda dış dünyaya karşı güvensizlik oluşturmak, duyarlıflğı zarara uğrat1r Dolaptaki resimli kita plardan birini alıp gösterdim . "Bu kitabı biliyor musun?" d iye sordum. " Hayır" dedi. " Ben resim yapabil iyorum, biliyor musun?" d iye yeni bir hamleyle yakınlasmak istedim . " Bana ne" dedi. Yine de masaya kôğıdı koyup resim çizmeye basladım. Sanırım içindeki çocuk uyandı, kalemin çıkardığı sese ve ren kli boyalara yenik düstü ve " Ben de yapacağım" d iyerek yanıma oturdu. Kôğıt istedi, verdim. Kalem istedi, verdim . Simdi çocuk olmustu . . . Resim yaparken konusmaya basladık. " Ben evi böyle yapıyorum" dedim. O da "Öyle yaparsan ız bacasını yapamazsınız. Bacasını da yapmak için böyle yapmak daha doğru olur" dedi. Sasırdım; 6 yasındaki bir çocuğun kuracağı cümlelerden çok daha güzel cümleler kuruyordu. Ben, yaptığım resim üzerinde ağaçları boyam aya basladığımda çocuk, "Ama ağaçların rengi öyle olmaz. Bazı yapraklar açık yesil, bazı ları koyu yesil olur. Siz hepsini aynı tona boyuyorsunuz. Bakın söyle yapılır" dedi ve kendi kôğıdının üzerindeki ağacın yapraklarını acık yeşil, koyu yeşil sekl inde sıkılmadan boyamaya basladı. Çocuğun iletişim kabi liyetinin gelişkin l iği , içinde bulunduğu yas dönemine ait iradesinin ürü nüydü. Ancak aynı yas dönemine ait çocuksu duyarlı lık kaybolmustu . Durumu daha iyi anlaya bilmek için a n ne baba nın Adem yardımına ihtiyacım vardı. Anne ba basına, cocukları ---- Güneş nın yası ndan daha olgun davra ndığını söylediğimde 210 ba bası keyif aldı.
" Ama bu, gelisimin gereği bir olgunluk d eğil . Sanki bir güvensizl ik hali seziyorum" d eyince a n nesi sordu: Nasıl yani? " " Bilemiyorum ... Bu yastaki bir çocuk yasama karsı coskuludur. Kendisiyle uyumlu olan bir kisiyle konusma h evesiyle doludur. Anlatacak çok seyi vardır. Acaba yorgun olabilir mi? " diye sordum. Annesi, " Yoo, hayır" diye karsılık verdi. " Buraya gelirken tatsız bir olay mı yasadı? " "Yoo, çok da keyifli geldi . Dışarıda gayet mutluydu. Bekleme salonu nda da mutluydu" d eyince aslında tablo aydınlanmaya baslamıştı . Cezasız Eğitim 211
Aile içinde Mu htemelen çocuk, yabancılara karsı bir güvensizl ik yaşanan yasıyordu . Direkt sordum, "Çoc uğunuz acaba dıs dünsorunlara yaya karsı bir güvensizl ik tasıyor ola bilir mi? " çocuğu Anne, babaya dönüp anlamlı bir sekilde baktı , sonra basttrarak sordu: " Nasıl yani? Biraz açabilir misiniz? " değil, eşler arasmdaki sorun/an çözerek çare bulunmalıdtr Adem Güneş 212 "Yani dıs dünyadaki insa n lara karsı bir güvensizl iği olabilir mi? Evde dısarıdaki insanların güvenilmez olduğu hakkı nda bir seyler söylenmis olabilir mi? " deyin c e , kadın " Evet hoca m " dedi. " Esimin dıs dünyaya ka rsı ciddi bir güvensizliği var . Kendisi polis olduğu için hep kötü olaylarla karsılasıyor . Dıs dü nyada çocu kların ka ç ırıldığı , orga nların kesi ldiği, ta cizlerin yaşandığı gerçeğiyle sürekli yüz yüze. Bu yüzden daha küçük yastan itibaren, babası oğlumuza d ışarıda kimseye güvenmemesini , kimseyle kon usmaması nı ısrarla tembih edip durdu. Gal iba biraz benim de hatam var. Esimle zaman zaman çatışıyoruz . Oğlum da bu durumu bazen babaannesine tasıyor . Ailedeki huzursuzluğumuz daha da a rtıyor. Ben de ona ' aile içerisindeki hiçbir şeyi dışarıdaki insanlarla kon uşmamasını ' söyledim hep. Bu nlar sebep olmuş olabilir mi? " diye sordu . 6 yas öncesi çocuklarda dıs d ünyaya karsı güvensizlik olusturmak, d uyarlılığı zarara uğratır . Çocuk, duyarl ılığının bir gereği olarak çevrede gördüğü insan larla iletisim kurmak, o insanların d ü nyalarını anlamak, tanımak, tanısmak, yasıtlarıyla aynı ortamlarda bulunmak ister . Çocuğun bu duyarl ılığı çevreye karsı güvensizlik, baskalarına karsı savu nmacılık öğretileriyle bastırılırsa bel ki yine iradesinin ve zihninin ürünü olan iletişim yeteneğini
görürüz . Fakat bastırı lmıs d uyguların sonucu olan çocuksu davra nıslar kaybolur . Çocuk, normalde evde yasadığı olayları anneannesine, babaannesine anlatmak için can atar. Bu bir bakıma çocuğun ihtiyacıdır. Evde yasanan ve anlam veremediği olayları anlamlandırmak için çevresindeki güvendiği yetis kin lerden yardım talep eder. Onlardan " Merak etme, her sey yolunda " sözü nü duymayı arzu eder. Çocuğun bu gelisimsel ihtiyacını " Evde olanları anneannene anlatma, babaannene anlatma " diye baskılamak çocuğun duyarl ı l ığını zarara uğratmaktan baska bir sey değildir . Aile içinde yasanan sorunlara ç ocuğu bastırara k değil, esler arasındaki soru nları çözerek çare bulunmalıdır. Çocuğa aileler a rasındaki problemlerde misyon yüklemek onu suistimal etmektir . Zarara uğratı lmam ıs duyarl ı l ı k ve desteklenmis iradenin 4-6 yas döneminde benl ik skalasındaki yeri su sekildedir: Cezasız Eğitim 213
BEN ANALİZİ DL"Y.-\ RLI 4,4 EDİLGE .._-1---+--+-+--+-+-+-+--+-+--+----i-+-_.. ETKE� DUYARSIZ ŞEKİL-6 ŞEKİL-6 4-6 yaş döneminde çocuğun yorum layıcı aklı devreye girer. Çocuk çevrede olan biteni anlamla n dı rmaya ve yorumlamaya çalışı r. Çocuğun aklının devreye girmesi iradesini bir adım daha yukarı çıkarır. Böylece duyarlılığı ve iradesi ne redeyse başa baş hale gelir. Duyarlı lık: 4, Etkenlik: 4.
Özetle söyleyecek olursak, çocuk doğduğunda yüksek bir duyarlılığa ve zayıf bir iradeye sahiptir. Çocuğun yüksek duyarlılığı, iradesinin gelismesinde itici rol oynar. 0-6 yas döneminde d uyarlılığın gel istirdiği irade 3 asamada incelenir . 0-2 yas döneminde merak d uygusu ç ocuğun irad esini g elistirir. Mera kl ı davranıslar sırasında yasadığı kaygılar ve korkular sığınma ihtiyacına yol açar. Çocuk, sığınma ihtiyacını giderdikçe yeni meraklara doğru adım atar. Sığınma davranışı aynı zamanda çocuğa ru hsal bir yetenek kazandırır. Korku ve kaygı sırasında sığınılacak bir yer bulan çocuklar, yetiskin lik yıllarında eslerine ve çocuklarına sığınabilirler. Korku ve kaygının utanılacak bir d urum olmadığına dair bilinçaltı öğretileri gel isir. Sığınma ihtiyacını gideremeyen çocuklar ise kendini gizlemeleri, korku ve kaygı duygusundan utanmaları gerektiği inancını gel istirirler. Böylesi kisi ler aynı zamanda eslerine ve çocu klarına sığınmayı, böylelikle d uyarl ı l ıklarını sürdürmeyi bir zayıflık olarak görürler . 2-4 yas döneminde çocuklar duyarlıl ıklarını aynı şekilde devam ettirir. Bu duyarlı l ı k onlarda kendi isini kendi yapma hevesini olusturur. Çocuk, kendi isini kendi yaptıkça yapabildiğini görmekten kaynaklanan iradesini gel iştirir. Bu dönemde kendi yapacağı islere engel olan yetiskine karsı savu nmacıdır. 4-6 yas döneminde ise çocuğun yorumlayıcı aklı devreye girer. Ç evrede olan biteni anlamlandırmaya ve yoru mlamaya çal ısır. Çocuğun akl ının devreye girmesi iradesini bir adım daha yukarı çıkarır. Böylece çocuğun duyarlılığı ve iradesi neredeyse basa bas hale gelir . Artık duygularını bastırmaya gerek kalmadan aklıyla yönetebilecek düzeydedir. Çocuğun aklının ürünü olan iletişim, Çocukluk döneminde oluşan duyarfl benlik yapm, yetişkinlik döneminde kişinin kendiyle, çevresiyle ve evrenle bar1şık olmasmı sağlar Cezasız Eğitim 215
Adem Güneş 216 yanındaki yetiskin lerle "uyum" içinde g erçeklestikçe, iradesi daha da desteklenecek, kendi saygınlığını hissettikçe d uyarl ı yanını bastırmadan iradesiyle duyarlılığını yönetebilecek bir güce kavusacaktır. Yukarıdaki anlattıklarımız çocuğun iradesinin yetiskin tarafından kırı lmaması ve d uygularının zarara uğratılmamasının kazanımlarıdır. Çocuktan istenilen davran ıslar baskı, zorlama, c eza ve tehdit içerdiği nispette ya çocuğun irade gelisimini (etkenliğini) zarara uğratır, ya da duyarlı lığı ... Çocukluk döneminde olusan duyarlı benl ik yapısı, yetiskinlik döneminde kisinin kendiyle, çevresiyle ve evrenle barısık olmasını sağlar.
Duyarlılığını koruyan kisi es ve/ya ebeveyn olduğu iliskilerde de yapıcı rol üstlenir. Etken durusu nedeniyle de bunu gerçeklestirmekte zorluk yasamaz. Zaman zaman yasadığı olumsuzluklar karsısında olusan d uygusal dalgalanmaları iradesinin gücüyle dengeye koyabilir. Öfkeli anlarını, duygularını bastırmadan, geniş benliğiyle yönetebilir. Kaygılarını, korkularını, hüzü nlerini. sevinçlerini d uyarlı benlik yapısı sayesinde doyasıya ve engelsizce yasayabilir. Duyarlılığı esiyle bağlanmasını, çocu klarıyla aidiyet d uygusu yasamasını kolaylaştırır. Sadece insanlarla değil, d oğadaki canlılarla da keyifli bir bağ kurabilecek yetenektedir. Çiçekleri sever, doğayla iç içe olmaktan haz alır. Hayvanları sever. Bir hayvanın zarara uğratılması karsısında iç sızısı duyar. Duyarlılığı, insanlarla bağlanma düzeyini keyifli hale getirir. Ne asın ve yük olucu şekilde bağlanır, ne de kaygı ve korku içerisinde bağlanmaktan kaçınır. Bağ kurucu yanı inançla bağını da olumlu yönde destekler. inandığı değerler vardır, aynı zamanda başkalarının inandığı değerlere de sayg ı d uyar. Gözlerini kapayıp derin bir nefes aldığında kendini evrenin bir parçası, bütün evreni de kendi içine alabilecek kadar derin hisseder. Genislemis benliğinde birbirine zıt duyguları barındırabilecek kadar güçlüdür. Kendiyle bas basa kaldığında sıkılmaz, daralmaz ... Baskaları ile birlikte olduğunda sahte davranmaz, sahte ben kullanmaz, kendi gibi olmanın keyfini yasar. Duyarlı ve etken bir birey, iç karmasasını çözmek için oyalanma davra nıslarına girişmez. Cezasız Eğitim 217
Öfke ve gerginlik anında insana ve eşyaya saldırmak yerine, yasadığı duyguya odaklanır ve duygularını yönetmeye çal ışır. Duyarlılığı, ona yasama sevinci verir . Kus sesi , rüzgôr sesi, yağmur sesi içini kıpır kıpır eder, c oşkusu na katkı sağlar. Ne karamsar ne de gerçekleri göremeyecek kadar iyimserdir . Duyarlı beni, gerçekleri görebilecek ve kendi gerçeğiyle barışık yasayacak kadar etkenliğinden güç alır . Kendini beğenir . kendiyle barısık yasar, ancak başkalarını beğenmeyecek bir kibrin içine düşmez. Bireysel yaşayabilecek kadar özgürdür . Birlikte yaşayabilecek kadar bağ kurucu yanları vard ır. Zorda kaldığında yardım istemekten rahatsız olmaz . Duyarlılığını besleyen en güçlü iki duygusunu yasamaktan keyif alır; utanma ve mahcubiyet. . . Utanma duygusu , ona toplumsal il işkilerde ve sorumluluklarda belirli bir sınır çizer. Ancak bu sınır ne onun özgürlüğünü engelleyecek kadar dar, ne de başkalarının özgürlü k alanına girecek kadar geniştir . Mahcubiyet d uygusu tasır. Ne kendini göklere çıkaracak bir kibir ne de kendini ezecek bir mahcubiyet içindedir. Ne ise o olmanın keyfini yasar. Mahcubiyet duygusu , duygusal bir sensör gibi başkalarının mahcubiyet hissini fark etmeyi sağlar . Bir başkasının kendisinin karsısında mahcup olmaması için sosyal ilişkilerde doğal ve dengeleyici rol üstlenir. Kendisini mahcup edecek Ad,em birine karsı da iradesini uyandırır , güçlü durusuyla zarara ____ G__ne_ş uğra madan o il işkiyi sürd ürür. 218
Duygularını yönetmekte zorluk çektiginde, iradesi her an yanında olan bir zırh gibi koruyuculuk rolü üstlenir. Güçlü olmak için duygularını bastırmaya gerek duymaz. iradesinin gücünü en deri nlerde hisseder. Mücadele gücünü duyarsızl ık ve acımasızlıgından degil, iradesinden al ır. Gözlerini kapadıgı zaman , içindeki duyarl ılıkla bütün yeryüzü ne yetebilecek gücünün oldugunu hisseder . Gözlerini actıgında ise bir çocuk gibi tüm d uygu ları nı içinde var oldugu evrenle birli kte doyasıya yasar . Cocugun duyarlılıgının veya etkenliginin o veya bu sekilde zarara ugratı lması, kisilik yapısının asagıdaki seki llerde bozulmasına yol acar; etken - d uyarsız , edilgenduyarlı ve edilgen-duyarsız. Cezasız Eğitim 219
2. ETKEN-DUYARSIZ • BENLiK Duya rsızl ık, d uygusal ihtiyaçları karşılanmayan veya kişiliği incitilip zarara uğra tılan ç ocukların d uygularını bastırmasıyla olusan hissizl ik h alidir. Bir baska d eyisle, çocuğun kendini m izacı üzerine var edememesi nedeniyle d uygularını kapatması, ihtiyaçlarını duymazl ı ktan gelmesidir. Çocuğun, çocuksu coskusunun adım adım sönmesi, içindeki coskuyla kendini g erçeklestirememesidir. Bu durum bazen e beveynlerin çocuklarını eğitirken kullandıkları yöntemlerden kaynaklandığı gibi, bazen de ebeveynin kendi benliginin sorunlu yanlarının çocuga yansımasının karsı lıgıdır. Cocuga henüz küçük yasta hayata d air asırı sorumluluklar yüklemek ... Manevi, ahlaki ve kültürel kuralları bir baskı a racı olarak kullanmak ... Yasından büyü k beklentiler ve sorumluluklar yüklemek, kullanılan yanlıs eğitim metotlarından bazılarıdır. Cezasız Eğitim 2 2 1
Duyarsızlık, duygusal ihtiyaç/an karşılanmayan veya kişiliği incitilip zarara uğratılan çocuklarm duygular1n1 bast1rmasıyla oluşan hissizlik 14 yasındaki oğlunun agresif davranışları nedeniyle danışmanlık almaya gelen, 50 yaslarındaki bir han ımefendi ile görüşüyordum. Henüz çocuğu görmemiştim ancak an nesi çocukla ilgili si kôyetlerini dile getiriyordu. Görüşmemiz sırasında kadının hiç tebessüm etmeyen, tekdüze bir duygu durumu içinde konuştuğu dikkatimden kaçmamıştı . Anlatacakları bitti kten sonra sordum: " Neden böyle biraz g ergin ve asık suratlı duru yorsunuz? " $asırdı. " Bilmem " dedi. " Belki de gülmeye çok alışkın değilimdir, ondan" diye devam etti . " Hep mi böylesiniz? " diye sordum. " Hep böyle olmasam da gülmeyi çok sevmem" diye halidir cevap verdi. Nedenini konuşmaya başladığımızda kendi çocukluk yıl larında anne babasının eğitim tutumu üzerinde yoğunlaşmaya basladık. Babası , asın kültürel, baskıcı bir baba , anne ise oldukça kaygıl ı biriymiş. Evin içinde sıklıkla ahlak ve a hlaksızl ı k , saygı ve saygısızlık , iffet ve iffetsizlik üzerine konuşmalar yapılıp çevredeki insanların bu şablonlara göre değerlendiri ldiğini söyledi . Kadının dişlerini gösterec ek şekilde gülmesinin a hlaksızca bir davranış olduğu henüz da ha küçük yastan itibaren bu hanımefendinin i liklerine islenmisti . Çocukluk öyküsü ndeki su olay oldukça trajikti : " Orta birinci sınıfa gidiyord um. Kız arkadaşlarım bize gelmişti . Odada sohbet edip gülüşüyorduk . Kızların asırı gülmesi beni bir yandan da geriyordu. Dısarıda a nne Adem babamın bu gülme seslerini d uyd u kları zaman neler Güneş konuşacaklarını ve nasıl geri leceklerini hayal edebiliyor222
dum. Babam ' Bu cıvık kızları da nereden buldu bizimki' diyor d iye geçiriyordum içimden . Sa n ki birden kapı açılacak ve laf isitecektim . Arkadaslarımın coskusu na ortak olma k yerine anne babamın duyg ularını içimde hissediyordum, ne d üsündük lerini algılamaya çalısıyordum. Böyle geçti asağı yukarı çocukluğum ... O yı l ları hatırladığımda aklımda kalan tek sey ' güm güm ' diye atan ve bastırmak zoru n da kaldığım kalbimdi . Amcamlar da annem babam gibi düsünen insa nlardı. Sadece küçük teyzem cıvıl cıvıl bir kadındı. Onu da babam beğenmezdi . Onunla konusmam, bir yere gitmem, babamı g ererdi ." Bu hanımefendi , anne babasının asın g elenekçi ögelerle duygusal özgürlüğünü kısıtlamasının yetiskinlik yıl larına yans ıyan duya rs ızl ığını yaşıyordu. Kendi d eyimiyle içinde çocuksu bir yan vardı. Ancak onu ortaya çıkarmak yanlış gibi geliyord u . Çocuksu coskunluğ unu yasayamadığı, tebessüm yerine sürekli asık suratlı yasadığı için yüz kasları gergindi, esnek yapısını kaybetmisti . Simdi ne kadar istese de a nlık tebessümler edebi lirdi belki, ancak kas hafızası kısa sürede yüzünü yeniden mutsuz , gergin, kaygıl ı bir hale sokuyord u . Hanımefendinin bu yapısı oğlunu n çocu ksu hislerine esli k edememesine yol açıyordu. Annesiyle senkron ize olamayan oğlu ise gid eremediği ihtiyaçların hırçınl ığ ını Cezasız Eğitim 223
BEN ANALİZİ ,.. D FYARLI EDİLGEN��ı:---.ı.--:-.ı.--:-+--:-+--:-:1--�:1--.ı.--�:��:�-ı.-:--+�+-,-.ı.--,-+_ ETKEN ,,. DUYARSIZ ŞEKİL-7 ŞEKİL-7 Etken-Duyarsız Benlik sahibi kişiler güçlü bir görünüm içindedirler. Güçlerini ya hırs ve başa r: tutkusundan ya da öfke ve nefretlerinden alırlar. Kendilerini duyarlı zannetme/erine rağmen empati ve eşduyum yetenekleri oldukça zayıftı r. Lider görünümlerinin altında, derin bir duyarsızlık barındırdıkları için onlarla duygusal yakınlık kurmak oldukça güçtür.
yasıyordu. Bu kadın , kendi anne babasının yanlıs eğitiminin karsılığını hem kendi yasamında hem de kendi çocuğunun yasamında buluyord u . Sadece kullanılan eğitim metodunun yanlıslığı değil, aynı zamanda anne babanın duyarsızlığı da çocuğun d uyarsızlasmasında rol oynar . Duyarsızlığı n edeniyle çocuğunun ihtiyaçlarını sezinleyemeyen , ke ndini is , güç ve oyala nmalara kaptırmıs bir anne babanın çocuğunun duyarlılığını koruyabilmesi beklenemez . Böylesi çocuklar anne babalarından gi deremedikleri duygusal ihtiyaçlarını yok sayıp bastırmak zorunda kalırlar . 1. MİMİKSİZLİ K Duyarsızlığın en önemli bel irtisi mimiksizliktir . Çocuk, olumsuz olaylar karsısında mimiklerini kullanamadığı için duygularını özgürce yasamak yerine kısıtlayarak dısa vurur. Öyle olunca yüz kaslarında bir gerginlik, savu nucu bir agresifl i k göze batar. Gergin yüz kasları, sevindiğinde ve üzüldüğünde duygularına eslik edemez. Gülmesi doğal değildir , yüzüne yakısmaz . Çünkü d oğal tebessümlerde d uygu, önce yanak mimiğini harekete geçirip dudağı hafifçe yukarı çeker . Ancak d uyarsız kisi ler gülmelerini d uygularının esliğinde yasamadıkları, durumu idare eden ve ortama uygun a kılcıl tebessümlerle gülümsedikleri için önce dudakları hareket eder. Yüzlerindeki diğer mimikler dudak hareketine eslik edemez. Kisi ancak içten gelen ve bütün yüz kaslarına tesir eden duygulara sahipse senkronize olmus yüz Duyars1zflğın en önemli belirtisi mimiksizliktir Cezasız Eğitim 225
Adem Güneş 226 kaslarıyla tebessüm edebilir. Aksi takdirde yüz kaslarını birbiriyle uyumlu olmayan ve yüzü ne yakısmayan bir sekilde kullanır. il. TİZ SES Duyarsızl ıgın en belirgin ikinci d ısavurumu mekani k ses tonudur. Çocukluk yı llarında geliştirilen kaygılar ve savu nma ihtiyacı, kisinin ses tonunu inceltir. Duygularına eslik eden bir ton yerine, duygularını bastıran, gizleyen, ince, genel likle tiz, baskın bir ton kullanırlar. Bu, kendi mizacının ses tonunun kaybolup baska bir kisilik yapısının ses tonunu kullanmaktan baska bir
sey değildir. Çünkü o kisi kendi mizacını değil baska bir Çocukluk mizacı yasamaktad ır. yıllarmda Duyarlılıklarını çocuklukları nda adım adım kaybetmis geliştirilen kisi lerin, tera pi sürecinde yeniden duyarlılık kazansalar kaygılar ve bile mimiklerini ve ses ton larını doğal yapısına kavustu- savunma ramadı kları bir gerçektir. ihtiyacı Bundan dolayı , her ne kadar kisi yeniden eski doğal duyarl ı lığına erisse de bir alıskanlık hal ini alan yüz kaslarını yumusatmak , duyguları na eslik eden mimikleri kullandırmak üzere yüz kası a ktiflestirme egzersizleri yapılmalıdır . Ayrıca, kisinin kaybettiği gerçek ses ton unu yeniden bulabilmek için bir mayısın içine giri lmelidir. Bu genellikle kisiyle gerçek empati kurabilecek bir yakı n veya terapistle gerçeklesebi lir. Terapist, duyduğu sesin meka nik bir ses olduğunu fark edip daha içsel ve d uyguların esli k ettiği ses tonunun çıkarılmasına kadar denemeler halinde egzersiz yaptırmalıdır. Kisinin mekanik ses kullanıp kul lanmadığı, sesi kaydedilip kendisine dinletilerek a nlasılabilir. Kendi sesini oldukça ince ve rahatsız edici bulması kisinin kullandığı sesin doğal olmadığıyla ilgili bilgi verir. ( İnsanın kendi sesini kayıt cihazından dinlemesi normalde de kulağına yabancı gelir, çünkü kisi kendi sesini duyarken aynı anda iç d uyus, kemik ve yumusak doku aracılığıyla kulağa iletilen ses dalgalarını da d uyar. Sesini direkt bir kayıt cihazından dinlerken normalde duyduğundan biraz farklı bulması normaldir. Burada kastedilen sey, gerçekten rahatsız edici ve neredeyse kendi sesini tanımayacak derecede mekanik bir sesin fark edilmesidir . ) Esinin yoğun çabasıyla kendi duyarsızlığını sonunda fark etmis olan bir beyefendi uzu n gayretler son ucunda kişinin ses tonunu inceltir Cezasız Eğitim 227
Ses, kaygı yeniden d uyarlıl ığını kazanmış, elde ettiği bu yeni hali yaşayan " Yeniden doğmuş gibi hissediyorum" diyerek ta nımlabireyin en güçlü savunma aracı olduğu için duyarsızllk geliştirmeye başlayan çocuklarm kaybettiği ilk 'gerçek kendilik' parçasıdlf Adem Güneş 228 m ıstı . "Sanki kusları ilk defa görüyorum havada uçarken. Ağaçlara, insan lara, hiç görmem işim gibi tebessüm eden bir saskınlıkla bakıyorum. Çocuklarımı ve esimi duyuyor olmanın tuhaf lezzetini hissediyorum iç dü nyamda. Hayattan kopuk olduğumu ve her seyi ne kadar da yüzeysel yaşadığımı yeniden duymaya başladığımda fark ettim " demişti . Bu beyefendi , yoğun gayretleriyle duyarlı lığını yeniden kazanmış olsa da, ses tonu hôlô duyarsız bir mekaniklik barındırıyordu . Ses egzersizleri yaptığımız dönemde epeyce acemilik çekti ve çocukluktan itibaren neler yaşadığını, o zavallı, küçük çocuğun kendini sesine varacak kadar nasıl da değiştirdiğini acı acı fark etti . Görüşmelerin sonunda kendi doğal sesini bulduğunda terapinin bir başka boyutu na geçmiş gibi hıçkırıklarla ağlamaya baslamıs, sanki yıllar önce terk ettiği kendi çocukluğunu yeniden bulmusçasına karmaşık duygular yaşadığını ifade etmişti . Ses, kaygı yasayan bireyin en güçlü savun ma aracı olduğu için duyarsızlık gel iştirmeye baslayan çocukların kaybettiği ilk " gerçek kendilik" parçasıdır. Çocuğu ile bağlanmakta problem yasayan 25 yasındaki genç bir kadın yasadığı problemleri su cümlelerle anlatmıştı : "Sanki 2 yası ndaki oğlumla aramda bir engel var . Kendimi bir türlü ona veremiyorum. Ona çok yaklassam içimde bir acı olusacakmıs gibi hissediyoru m. Sebebini bilmediğim sekilde engel liyoru m kendimi. Ben böyle
engel koyu nca yavru m ne yapsın, bana karsı hırcınlasıyor. Ona yakınlasamadığından dolayı tepkisellesiyor." Bu anne, cocu k eğitiminde epeyce farkındalık sahibiydi. Ancak duygularını yönetmekte zorlu k çekiyordu . Kendini çocuğuna veremediğini fark etmis, bunun nedenini bulmaya çal ışıyord u . Çocukluk yıllarını masaya yatırdığında, ilgisiz bir annenin el inde büyüdüğünü , duygularında acı acı hissederek fark etmeye basladı. Annesiyle d oğru d üzg ü n hiç oyun oynamamıştı örneğin . Sürekli meşgul bir a nnesi vardı. Yedirilmek ve giyindirilmek dışında hemen hemen hiç görülmemişti an nesi tarafından. Kötü bir annesi yoktu aslı nda. Kendisine sorsam, "Ömrünü bizim iç in feda etmistir" diye tanımlardı. Annesi icin çocuğun eğitiminde öncelik , çevresiyle iyi geçinmek , okul icin derslerini yapmak , üstü bası düzgün olup sağda solda kendisini rezi l etmemek ve karnını iyice doyurmaktı. Bunlarda n biriyle ilgili sikôyet duymaya hiç tahammül edemiyordu. İ lgisizl ikle geçen çocukluk yılları anne ihtiyacını bastırmasına, coşkuyla oynayıp bu duyguyu içinde yaşayamamasına yol açmıştı . Halbuki çocuğun ihtiyacı bunların hiçbiriydi. Gözyaşları içerisinde su hatıralarını hatırladı: Öğretmeni bir g ü n o n u haksız yere cezalandırdığında bunu annesine anlatmaya çalısmıs, annesi ne anlatıldıgını dahi tam anlamadan " Hıı hıı, hıı hıı . . . Olsun bir şey olmaz" demisti . Veya bir gün o cok sevdigi kaleml iğini a rkadaşı çöpe attığında, " Bunun için mi ağlıyorsun ? " diye gü lmüstü. Henüz yeni gene kız olduğunda okulda kendisine sarkıntılık eden öğretmeni karsısında yasadığı korkuyu a nlatmaya ihtiyaç bile duymuyord u . Yalnız ve kimsesiz gecen çocukluk yıl ları vardı bir tek hatıralarında, Cezasız Eğitim 229
Adem Güneş 230 bir de "Sen hôlô d ersini yapmadın mı?" diyen anne baba sesleri ... Bütü n hatıraları nı tek tek yasayarak anlattıktan sonra öfkeyle döndü, bana baktı : " Siz olsaydınız bütün bunlara rağmen içinizde yum usacık bir kalp tasımaya devam edebi l ir miydin iz? Duyguları nızı bastırmaz mıydınız? İhtiyaçları nızı gideremeyeceğinizi anladığınızda yalvarıp durur muydunuz? 'Anne parka gidelim mi, anne parka gidelim mi? ' diye. Ben bir zamandan sonra a nneme hiç ' Parka gidelim mi? ' dememeyi basladıgımda annem babama dem isti ki, ' Bu kız beni hiç rahatsız etmedi bugün. Önceden olsa, parka gidelim, parka gidelim, diye kafamı sisirirdi. Bugün odasında kendi kendine oyuncaklarıyla oynadı durdu .' Babamın beni anlayacağını düsünerek gözünün içine baktım ve ne diyecek diye bekledim. ' Aferin kızım' diyerek kafamı aksayıp, televizyona dönüp bakmasını hôlô bugün gibi hatırlarım." Bu kadının çocukluk yıl la rında bastırdığı duygular çocugu ile birlikte yeniden uyanmaya başl ıyor, bu uyanmaya karsı acı dolu kalbi savu nucu bir direnç gösteriyordu. Çocuğu ile bağlanmakta zorluk yasayan bu genç hanımefendinin problemi aslında odasında kendi basına oyu n oynamayı öğrendiği zaman baslamıştı . Annesinin, " Artık beni hiç rahatsız etmiyor" diyen memnuniyet ifade edici sözleri, çocuğun a nne ihtiyacını bastırmayı öğre ndiği döneme denk geliyordu. Annesi kızını kendi basına içeride oynuyor zannettiği sırada çocuk içeride oyun aracılığıyla anne ihtiyacını bastırmaya çalışıyordu. Bu çocuğu gelip görseniz, oda
içinde kendi kendine konusurken, sakin sakin oynarken bulursunuz. Ancak bazı çocuklar için oyu n, bir g elisim aracı değil "oyalanma d avra nısı"dır. 111- OYALAN MA DAVRAN IŞLARI Duygusal ihtiyaçlarını karsı lamakta zorluk çeken çocuklar, oyalanma davran ışlarına yönelirler . Buldu kları oyalanma davranışları ile gideremedikleri ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenirler. Bir baska d eyişle, kendilerine " na rkoz verircesine" duygu dü nyalarını hissizleştirmeye başlarlar. Ameliyata girecek bir hastanın acılarını duymamak üzere narkoz aldığında g erçek yasamı bulanıkça terk edip hayal ôlemine girmesi gibi, çocuk da oyalanma araçları vasıtasıyla gerçek yaşamdaki ihtiyaçlarını duymayacağı şekilde bir hayal ô leminin içine girer. Böylesi bir çocu k , örneğin , anne babası evin içinde yüksek sesle tartışırken önceki gibi acı duymaz, elindeki ara bayı cam kenarında "vıın, vı ıın" diye sürmeye devam edebilir. Çıkardığı bu " vıın, vııın" sesi onu g erçek yaşamdan uzaklastırıp acı duymayacağı hayal ôlemine götüren bir büyü sesi tesirindedir. Ya da yetiskin lerin birbirlerini keyiflice ağırladığı bir misafir ortamında ihtiyaçları anne babası tarafından görülmeyen bir kız çocuğunun koltu k arkasında mırıldana mırıldana sarkı söylerken yavas yavas bebeğinin sacını tara ması, gerçek yaşamdan uzaklasıp hayal ôlemine girmek üzere kendini hipnotize etmekten baska bir sey d eğildir. Duygusal ihtiyaçlanm karşılamakta zorluk çeken çocuklar, oyalanma davramşlanna yönelirler Cezasız Eğitim 231
Adem Güneş 232 Birçok anne baba çocugunun oyun sırasında kendisini hissizlestirmeye çal ıstığını , oyu nu bir oyalanma aracı olarak kullandığını fark edemez. Çocukluk yıl larında oyalanma araçlarıyla duygularını bastırmayı öğrenen kisiler, edindikleri bu d avra nısı yetiski nlik yı llarınd a sürdürm eye devam ederler . Yasanan problemlerin büyüklüğüne göre oyalanma araçla - rı nın büyü klüğü de değisir. Kozmetik mağazasından parfüm çalarken yakalanan 15 yasında bir kız çocugunun anne babası yardım alabilmek için yanıma gelmisti . Anne, hem çok öfkeli hem de hakim olamadığı duygularıyla bir o kadar ağlamaklıydı. "Hani desen ki para vermiyoruz pul vermiyoruz, o zaman kendimi de suçlayayım ... Ama parasını pulunu hiçbir zaman e ksi k etmedik. iste esim de burada, o söylesin. Yakalandığında cebinde 50 lirası var. Çaldığı şeyin fiyatı ne kadar biliyor musun uz? 1 O lira! Evet, 1 O lira . Mağazanın güvenlik g örevlileri a radığında neye uğradığımı sasırd ım. Sandalyeye oturtmuslar. Orada kızımı bir suçlu gibi görmek çok a ğırıma gitti ." Babası döndü, "Ya bu kız yoldan çıktı , yoldan çıktı . Ben sana erkek arkadaslarının birini bırakıp diğerine geçerken bunun normal olmadığını söyleyip duruyordum. Sen ise ' Genç iste, a bartmaya gerek yok ' diyordun ." Anne babayı uzun uzu n dinledikten sonra genç kızı odaya davet ettim. Hiç de öyle anne babasının anlat-
tığı gibi görünmüyordu . Gayet kendinden emin, sanki anlatılan sucu kendisi islememiş gibi, alaycı bir tebessüm içerisindeydi. Anlatılan olayın doğru olup olmadığını sormak zorunda kaldım. Tek cümleyle " Abartıyorlar " diye cevap verdi. " Bir de sen anlatır mısın?" diye sorduğumda, "Anlatacak bir sey yok . Mağazaya girmiştim. Bir küçük parfüm alacaktım. Kokladım, hosuma gitti. Almak icin çantama koydum. Sonra diğer kozmeti klere yöneldim. Baska şeyler de alacaktım, ona baktım, buna baktım, biraz oyalandım . Parfü mü çantama koyduğumu un uttum, tam çı karken alarm çaldı. Çantam açıldığında orada yetkililerle birli kte almak için ayırdığım parfümü gördük, ben de sasırdım. U nuttuğumu söyledim ama inandıramadım." Kendisine, "Al ısveris sepeti var mıydı yanında?" diye sordum. Cezasız Eğitim 233
" Evet" dedi. "Asl ında parfümü al ışveriş sepetine koysaydın daha iyi olmaz mıydı? Böylece zorda kalmazdın . " " Doğru söylüyorsunuz, ama dalgınlık iste" d iye cevap verdi. Aslında bu çocuğun söylediği şey doğruydu. Parfümü aldıktan sonra çantasına koyması ve raflara yönel ip oyalanma davranışına girmesi , bilinçaltının bu çocuğu adım adım heyecanlı çıkışlara yelken açmaya doğru iten bir iç dürtüsüydü. Çocuk, kendisini tarif ederken zaten dikkatinin dağınık olduğundan bahsediyordu . Bu da doğruydu . Çalma davra nışları nı olusturan bilinçaltı yönlendirm esi , kisiyi baslangıçta bilinçdısı bir ortamda hayal meyal ve fakat heyecan dolu bir eylemi gerçeklestirmeye iter. Çocuk, aslında parfümü alıp sepete koyacağı sırada baska islere yönelip sepete koymak yerine açık duran çantasının içine koymustu . Bu gerçekten dikkat dağınıklığı sonucunda oluşan bir davranıştı, ancak bilinçaltı yönlendirmesi vardı. Birçoğumuz anahtarımızı masaya koyarken dağ ını k ru h haliyle bırakır, sonra koyduğumuz yeri bulamayız . Ya da dalgınlıkla koyduğumuz yeri u nutup kaybettiğimiz eşya çoktur. Bu iki u nutkanlık arasındaki tek fark, birinde bilinçaltı yönlendirmesi , diğerinde ise gerçek bir dalgınlık halinin bulu nmasıdır . Çocuğun parfümü sepet yerine c ontaya koyması farklı bir bilinç halinde gerceklestiği icin heyecan dolu Adem bir davran ıstır. Uyurg ezer gibidir yani çocuk o anda. Güneş 234
Ancak bu uyurgezerlik ona tuhaf bir heyecan da yasatmaktadır . Gene kızın daha sonra raflarda oyalanması ise yasadığı bu baskın d uyguları yönetebi lmesi için yine bilinçaltının zaman kazanma ca basıdır. Çocuk, bütün ayrıntılarıyla birli kte yasadığı bu olayı a nlatırken bir taraftan da haftalar sürecek görüsmeler içinde kendini tanımaya baslamıstı . S ürekli erkek arkadas arayısı, hatta erkek arkadasının yanındaki bir baska erkek çocuğuna yönelisi ... H er iki çocukla da arkadaslık kurup bu karmasık d urumu yönetebi lmek için sürekli kendine kaygılar yasatması. .. Kendine çok yakıstıramadığı halde internette cinsel içerikli sayfalarda gezinmesi . .. Tüm bunları anne babasına sezdirmemek için normalmis gibi d avra nması aslında derinlerde d uymak istemediği bir hissi bastırmak için trajik oyalanma davranısları ndan baska bir sey değildi . Küçük yasta a bisinin tacizine uğramış olmanın utanç verici hissini bastıra bilmek için giriştiği oyalanma davranışlarıyla her türlü uç noktada heyecan arıyor . .. Bulduğu her heyecanla içindeki yalnızlığını bastırmaya çal ışıyor ve gerçek benliğiyle baş başa kalmaktan kaçınıyord u . Çocukluk yıllarında oyalanma davran ışlarını öğrenen kisiler , yasadıkları duygusal zorlukların büyüklüğüne göre daha güçlü heyecan veren ve böylelikle acılarını bastıran bir ruhsal korunma aracı olarak oyalanma davranışına başvururlar . Esinin sürekli telefonla oynamasından rahatsız olan bir kadın baş edemediği bu problem için esiyle birlikte yardım almaya gelmisti . Beyefendi karısının böylesi küçük Cezasız Eğitim 235
Çocukluk bir konuyu uzmana tasımasından oldukça rahatsızdı. yıllarmda Görüsmede gergince otu ruyordu. duygulanm "Abartıyor esim" diye kendini savundu. " Bir kere telekullanmayı fonla oynamıyorum. isterseniz bakın telefonuma . İ ki tane öğrenmemiş oyun vardır sadece. is yapıyorum . Maillerime ba kıyorum. birçok Sosyal medyayı takip ediyorum . H a berlere bakıyorum. yetişkin, Duya n da zanneder ki elime telefonu al ıyorum, çocuk evliliğinde gibi oyun oynuyorum. Yok böyle bir sey" demisti . sürekli bir Kendisine " Peki evdeyken is yapmasanız, aksam vakti oyalanma telefonu kenara koysanız olmaz mı?" diye sorduğumaracma da, " Ya olur, neden olmasın. Ama esim sürekli baskı ihtiyaç duyar yapınca galiba bende de inada mı dön üstü ne. Gurur yapıyorum sanki" demişti . Adem Güneş 236 Aslında sonra ki görüsmelerimizde anladık ki bu ne inat ne de gururdu. Sadece çocukluk yıllarında kendini duyarsızlaştırmak üzere öğrendiği oyalanma davranıslarının devam ıydı. Çocukken kavga eden anne babasını duymamak için eline aldığı küçük ara basının yerini bugün telefonu a lmıstı . Telefonla uğrasmayı bıraktığında d uygularıyla bas basa kal ıyor, öfkesi artıyor, can sı kı ntısıyla ne yapacağını sasırıyordu. Bir oyalanma aracı ararken bu sefer de televizyona kaptırıyordu kendini. Esi bir sonra ki g örüsmede, "Televizyona karsı ilgisiz olan adam telefonu bıraktıktan sonra televizyona dadandı. O haber senin bu haber benim, o dizi senin bu dizi benim ... Kumandayla o kanaldan bu kanala gezinip duruyor" dedi. Aslında bu adam, çocukluk yıllarında ku llan mayı öğrenmediği duygularını bastırmak için o oyalanma aracından bu oyalanma aracına giden bir çocuk gibiydi.
Çocukluk yı llarında duyg ularını kullan mayı öğrenmemis birçok yetiskin , evliliğinde sürekli bir oyalanma aracına ihtiyaç duyar ve bunu fark etmez bi le. Dısarıdan bakıldığında keyifl i, mutlu gibi görünen birçok çiftin birbirleriyle bağ kurup duygusal doyumsamalardan lezzet almak yerine ... Esleriyle bas basa kalıp karsılıklı bir kahve içmenin hazzını d uymak yerine ... El ele tutusup sakince sokaklarda gezinmek yerine ... Evde kalıp hiçbir sey yapmadan sadece birbirleriyle sohbet etmek yerine ... Sürekli bir arkadas ortamı araması, bugün ne yapalım diye birbirlerine sorması, can sıkıntısıyla sağa sola telefon edip birileriyle kon usma ihtiyacı duyması çocukluk yıllarında d uygularını bastırmak için kullandıkları oyalanma araçlarının yetiskinlik yıl larında da devam etmesinden baska bir sey deği ldir. Çocuğuna oldukça sefkatli ve saygın davranan bir annenin 14 yasındaki oğluyla ilgili üzü ntüsü söyleydi: " Nerede yanlıs yaptık bilemiyorum. Oğlum hiç ders çal ısmıyor. Komsumuzun aynı yastaki çocuğuna bakıyorum, gece gündüz ders yapıyor. Okulun en iyi öğrencisi . Onun anne babasına bakıyorum, çocuğa bizim kadar di kkatli de davranmıyorlar. Çocuğun yanlıs davranısları ndan dolayı evden çıkmama cezası aldığını, bilgisayar oyu nlarını yasak ettiklerini, a rkadaslarıyla bir alısveris merkezine gitmesini bile engellediklerini biliyorum. Çalısan anne baba ikisi de. isten eve geldiklerinde çocuklarıyla ilgilenmek yerine sürekli bir baskı yaptıklarını da görüyorum. Ancak onların çocukları bizimkinden çok daha başarılı. Biz baskı yapmıyoruz diye mi böyle oluyor, bilemiyorum" demişti . Bu kadının bahsettiği diğer çocuğu ve ailesini de tanıyordum. Çocuk, oldukça derin duygusal yoksu nluklar Başanfl birçok kişi başanyı, duygulanm bast1rmak için bir araç olarak kullandığmı fark etmez Cezasız Eğitim 237
Sağlıkli yaşıyor , karsısı nda sert, güçlü d uran anne ba basıyla kişilik bağ kuramıyor , duyg usal ihtiyaçlarını karşılayamıyordu . yap/Sina sahip olan bireyler iş hayatmda olduğu kadar duygusal ilişkilerinde de başartlıdtrlar Bir oyalanma a racı olarak ders çalışmayı bulmuştu . Bu, anne babasını da memnun eden davra nışı sürekli tekrarladıkça da başarılı bir ögrenci olmuştu . Elde ettiği başarı, onu egitime sıkı sıkıya bağlamış; ders çalısmaktan haz alır vaziyete gelmişti . Ancak bu çocuğun eğitimden aldığı haz, esasında duygusal ihtiyaçlarını bastırmak için ku llandıgı bir oya la nma davranışıydı . Basarılı birçok kisi basarıyı, duygularını bastırmak için bir a raç olarak ku llan d ığını fark etmez. Birçok başarı öyküsünün arkasında olumsuz geçen çocukluk yıllarının var olması bundandır , Sağlıklı kisilik ya pısına sahip olan bireyler is hayatında olduğu kadar duygusal ilişkilerinde de başarılıdırlar. Böylesi kisiler için çalışmak bir oyalanma davranışı değil, günlük yasamın sadece bir parçasıdır. Geri kalan parçası sağlı klı yürütülebilen insan il iskileridir. Çocuklarda görü len duyarsızlaşma, başlangıçta iki davranış biçimiyle dışa vurur: 1. H ırslanarak duyarsızlaşma, 2. Hissizleserek duyars ızlaşma , 1. HIRS LANARAK DUYARSIZLAŞMA Çocuk, yetişkin tarafından kendisine yöneltilen davranışları kabullenmekte zorluk çeker, gururuna ters düserse hırslanarak duyarsızlaşma yolunu tercih edebilir. AsağıAdem lanmalar yasaya n birçok çocuğun hırs edinip başarıya Güneş ---- bel bağlaması , kendini ispata çalışması, asağılayan 238
kişilerden nefret duyup intikam alma çabası, hırslanarak duyarsızlaşma örneği olarak karsımıza çıkar. Birçok anne baba, farkı nda olmadan, çocuklarını başarılı kı labilmek için onları hırslandırmayı bir çözüm yolu olarak görür. Arkadaşlarıyla kıyas edilen çocukların ... " Bu gidişle sen bir sey başaramayacaksın" denilen çocukların ... " Bir sey basarsan da sen adam olmazsın" deni len çocukların ... Hırslanarak basan kazansalar da kaybettikleri sey d uyarlılıklarıdır. Böylesi çocuklar yasadı kları olumsuz duygularla bir yandan gergin ve öfkelidirler, diğer yandan da hırslandırıldıkları konuda basan elde etme çabası içindedirler. Bazı durumlarda e beveynler çocuklarını hırslandırmasalar da okul, arkadaş ve çocuğun hayata bakıs tarzını Cezasız Eğitim 239
H1rslanarak kendini duyarsızlaşt1ran kişilerin ortak özellikleri h1Zlanmak ve ellerini sürekli meşgul etmek üzere bir arayışa girişmektir Adem Güneş 240 etkileyen olaylar (ta kip edilen filmler, dizi ler, okunan kitaplar, görseller, yanlış motive araçları) çocuğu hırslandırabilir ... Anne babanın erken kaybı, ailenin yakınları tarafından zarara u ğratılması çocuğun hırslanmasında rol oynayabilir ... Bunun yanı sıra, anne baba başarısızlığı, maddi imkôn ların yoksunluğu, çocuğun fark ettiği adaletsizlikler hırslanarak duyarsızlaşmasına yol açabilir. H ukuk fakültesini birincilikle kazanmış olan bir üniversite öğrencisi vardı. Arkadaşları tarafı ndan dışlanan, sosyal ilişkilerde yetersiz o l a n b u delikanlının ortaokul ve lise yı lları göz kamaştırıcı başarılarla doluydu. Ortaokulda okul birincisi, lisede bölge birincisi olarak üniversiteye burslu girmişti . Kendisinden övgüyle söz ediliyordu. Ancak üniversite hayatı ona zor gelmişti . İçine kapanıklığı arkadaşları arasında dalga konusu oluyordu. Otururken sürekli bacağını salladığından dolayı "Titrek Rıza" lakabı takılmıştı . Bir türlü engel olamadığı bu durum sıradan bir davra nış değildi aslında ... Fakir bir ailenin çocuğu olarak başarıya bel bağladığı sırada matematik öğretmeninin kendisine söylediği, "Senden bir şey olmaz. Vaktini okullarda harcama. Bari anne babana yardımcı olmak için git bir markette kasiyerl ik öğrenmeye çalış" sözü çok ağırına gitmiş, günlerce bu sözü n intikamını almak için diş, yumruk sı kmış, geceleri dakikalarca ağlamıştı. Kendi kendine söz vermişti, matematik öğretmenini bunu söylediğine pişman edecekti . Bu hırs, onu gece gündüz çalışarak hukuk fakültesini burslu kazanmaya kadar götürmüş ama duyarsızlaştırdığı benliğiyle üniversitede sosyal i l işkiler kuramaz hale gelmişti. Hırslanarak kendini duyarsızlaştıran kişilerin ortak özellikleri hızlanmak ve ellerini sürekli meşgul etmek üzere bir
arayışa girişmektir . "Titrek Bacak Sendromu" denilen bu Sağlıklı d avranış bozu kluğunun kökeninde tepkiselleşerek du- benlik yarsızlasmıs benlik yapısının izlerini g örmek mümkündür. yap1S1nm Sağlıklı benlik yapısının en belirgin özelliği , bireyin biyolojik ritminin düzenli olması, sakin bir fizik yapısına sahip olmasıdır . Birçok anne, evlilik çağına gelmiş kızlarının hamaraten belirgin özelliği, bireyin biyolojik lığıyla övü nürken " Bizim kızın maşallahı var , hiç yerinde ritminin duramaz. Bes dakikada her yanı siler süpürür" der. Hal- düzenli buki basanda acelecilik , hırsla duyarsızlaşan bir benliğin olması, dısa vura n d avranışıdır. Bu anneler kızlarıyla övünürken sakin bir aslında onlarla ilgili üzerinde d urulması gereken bir du- fizik yap1S1na rumu ifade etmiş olurlar. sahip O kul çağındaki birçok çocuğun hipera ktif d avra - olmasıdtr nısları , ona yaşatılan duygusal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Aşağılanmalar, küçük düsürülmeler, cezalandırılmalar sırasında yasanan huzursuzluk halleri, çocuğu hareketle oyalanmaya iter. Bazı çocuklar hareketlenme aracı olarak hızl ı müziğe yoğunlaşırlar. Ritmi hızlı, baş döndürücü, düşünme aralığı barındırmayan, "i-doser" türü müzikler bulurlar. Bazı çocuklar ise rap, metal. rock dinlerken ritmi bir neural gibi kullanarak d uyarsızlasırlar. Çocuk, d urduk yere zıplayara k, sürekli koşarak, dil çıkarıp iterek, karmakarışık ve anlamsız hareketler yaparak aslında d uygularını bastırmayı dener. Birçok çocuk hipera ktif davra nışlarla duygularını bastıra bilmeyi öğrendiğinden dolayı islerini aceleci , ilis kilerini yüzeysel olarak yürütür . Cezasız Eğitim 241
2. H İSSİZLEŞEREK DUYARSIZLAŞMA Bazı çoc uklar ise yasadı kları olumsuz duyguları içlerine kapanarak, sessizliğe bürünerek önlemeye çalışırlar. Böylesi çocuklar sanki kendi benli klerine narkoz vururcasına hislerinden kurtulmayı başarırlar. Hislerini duymamayı, içlerine dönük oyalanmalarla gerçekleştirirler . Bu çocukların birçoğunu mırı ldanırken, kendi kendine konuşurken, "vıı ınnn"lama sesi çıkarırken gözlemlemek müm kü ndür. Hissizleserek duyarsızlasmayı basarmı ş kisiler, bu hal lerini sürdürebilmek için yetişkinlik yıllarında yeni oyalanma araçlarına ihtiyaç d uyarlar . Böylesi kişilerin buldu kları oyalanma araçları genel likle romantiktir. Cinsell ik, karsı cinsle platonik ask yasamak, yoğun duygu barındıran müzikler dinlemek, hissizleserek duyarsızlaşma yolunu tercih eden çocukların yetişkinlikte kullandıkları araçlardır. Hissizleserek duyarsızlaşmış çocukların birçoğu , mizaç yapıları gereği d uygusal çocuklard ır. Yasadıkları olumsuzluklara tepki verecek d erecede g üç lü deği ldirler , nazik ve duyarlıdırlar. Dısa dönük bir mücadele vermek ve hırslanmak yerine, içe dönük bir acı durdurma çabasına girerler. Buldukları yöntem, kendilerini duygusal yönden uyuştu rarak hissizleş meyi başarma ktır . İster hırslanarak duyarsızlaşmayı isterse de hissizleşerek d uyarsızlaşmayı başarmış olsu n, böylesi kişiler derin bir güvensizl ik duygusu içindedirler. Olumsuz hatıraları on lan insan ilişkilerine konusu nda güvensizleştirmistir. Her ne kadar kendilerini g üvenilir ve d ürüst o larak Ad�m tanımlasalar da, çevrelerindeki insanları sürekli güven Güneş ---- testinden geçirir ve buldukları güvensizl ik içeren küçük 242
davranısları kendi d uyarsızlasmalarına motivasyon ola- Hissiz/eşerek rak kullanırlar . " Zaten kimseye güvenilmez ki ... Babana duyarsızlaşbile güvenmeyeceksin ... " sözleri duyarsızların sıkça kul- mayı landığı motivasyon a raçlarıd ır. başarmış Güvensizl iğini duyarsızl ığına besleyici d uygu olarak kişilerin ku llanan kisiler, hayata kara msar baka rak sürekli du- bulduk/art yarsızlıklarını haklı gerekçelere daya ndırmak zoru nda oyalanma hissederler . Her olayın olumsuz yanını görmek , problem araç/art çıkarmak için farkında olmadan ortam hazırlamak, bu genellikle kisilerin vazgeçemediği davranıslardır. romantiktir Bu sayede d uyarsızlıklarını sürekli besledikleri gibi, insanlara karsı edilgen olmanın da önüne geçemezler . Aslında sürekli diğerlerini yönetmek ve kontrol a ltında tutmak isterler. Düzen ve tertibe karsı asırı duyarl ıdırlar . Kontrol etmekte zorluk çı ka rdığı için düzensizl ikten rahatsızlık duyarlar. Etken-duyarsız kisiler esleriyle em pati kurmakta zorluk çekerler. D uygusal yakın l ı klardan sakınırlar. Yüzeysel iliskileri tercih ederler. Acıya karsı yabancıdırlar . Ai le içi yasanılan çatısmalarda sürekl i kendilerini mesgul edebilecek bir oyalanma aracı bulabilirler. Esinin d uyarsızlığından rahatsız olan bir hanımefendi bu durumu söyle iza h ediyordu : " Esimle ne zaman tartıssak ya televizyonu açar, sanki hiçbir sey yokmuş gibi televizyon seyreder ya da gider yata r ." Aslında bu h a n ım efendin in esinden d uyduğu rahatsızl ık, esinin çocukluk yılla rından beri kendini hissizCezasız Eğitim 243
Adem Güneş 244 !estirmek için bulduğu oyalanma a raçlarının evliliğe tasınmasından baska bir sey değildi. Çocukken a nne babası sürekli kavga eden ve bu kavgaları d uymamak için koltuğun üzerinde uyuyakalan çocuğun evlil iğinde problem yasadığı sırada gidip yatması, hislerine narkoz verir gibi kendini kapatması, çocukluktan beri öğrendiği hissizleserek duyarsızlasma davranısıydı . DUYARSIZLI KTA ÇÖZÜM ÖN ERİSİ Çocuğunun d uyarsızlastığını fark eden anne babalar öncelikli olarak bu d uyarsızl ığın yukarıda anlatılan sebeplerden hangisine dayandığını tespit etmelidir. A. Hırs O veya bu sebeple hırs edinmis çocuğun geçici olarak elde edeceği basanlara bel bağlamak, hırsı kay-
bolursa çocuğun performansının düseceğini düsünmek onu bile bile atese atmak demektir. Hırs genel likle 6 yasından büyük çocu kların tutu nabildiği bir d uygudu r. Eğer 6 yasından küçük bir çocuk hırslandırı lmıs ise bunun düzeltilmesi oldukça kolay ve pratiktir. Zira 6 yasından küçük çocuklar hırs duygusunu kendi lerinden besleyemezler. İçsel bir kısır döngüyle kendi baslarına hırsa tutunamazlar. 6 yas öncesi çocuğun hırsının kaynağı dış motivasyonlardır, yetişkin tutumlarıdır. Eğer çocuğu hırslandıran yetişkinler bu tutumlarından vazgeçecek olurlarsa, çocuk kısa sürede d uyarsızlaşmaya doğru giden benliğini d uyarlı hale getirebi lir. Kalabalık bir ailede qmca, dayı, dede ile birli kte büyüyen 5 yasındaki bir erkek çocuğu nun kardeşine uyguladığı siddetten dolayı anne babası danısmanlık almaya gelmişti. Çocuk, 3 yasındaki kardesine a cımasızca vuruyor, onun elindeki oyu ncakları anlamsızca a l ıyor, zarar vermek için çabal ıyordu. Yapı olarak erkek egemen bir a i leydiler. Çocuğun bekôr amcaları, evli dayısı, ne zaman çocukla karşılaşsalar, e nsesine vurarak " Koçum, aslanım, erkek yeğenim benim" türü nden kendilerince motive edici sözler söylüyorlardı. Bir seferinde çocuk anaokulunda arkadaşıyla kavga ettiğinde dedesi evde misafirdi. Durumu öğrendiğinde "Oğlum, senin elin armut mu topluyordu? İ ki yumruk da sen atsana" demisti . Aynı ailenin baskın tutumuyla yetisen baba da ezilmemesi için çocukla sürekli olarak güçlülük, acımasızlık, erkeklik vurg usuyla konusuyor, çocuğun a rkadaslarıyla kavga ederken "gözü pek" olması için elinden geleni yapıyordu. Cezasız Eğitim 245
Adem Güneş 246 Bu çocuğun edindiği hırs, sadece arkadaşlarına yönelik şiddete değil, agresifliğe de sebep oluyordu. Çocuk, iç karmaşas ının yol açtığı huzursuzlu kla kardeşine karsı yıkıcı davranışlar sergiliyor, evde kendisiyle ilgili isler yolunda gitmediği zaman bağırıyor, çağırıyor, tepki sel lesiyordu . Anne babaya hem kendilerinin hem de çevredeki kişilerin çocuğu hırslandırmayı bıra kmalarını tavsiye ettikten yaklaşık 4 hafta sonra çocuk sakinleşti . Annenin kucak açıcı tavrı karsısında tekrar çocuksu yumuşaklığa döndü . . . 6 yas sonrasında okul çağı çocu klarının genell ikle oku l, eğitim ve öğretim konusunda hırslandırıldıkları da bir gerçektir. Çocuklara ebeveynleri veya öğretmenleri tarafından geride kalma korkusu, dışlanma kaygısı, küçük düşürülme endişesi gibi negatif motivasyon araçlarıyla başarı kazandırılmaya çalışılmaktadır. Çocuk okul çağındaysa hırslandırma görevini üstlenmiş kişi lerin sadece hırs a ktaran sözler sarf etmeyi bıra kmaları yetmez, aynı zamanda onların bozulmus olan zihinsel semalarını veya farkındalık eksikl iklerini de düzeltmek gerekir . Eğitimin illa başkalarını geçmek, en başarılı olmak olmadığını, insanların günlük yaşamının da, aile içi ilişki lerinin de, arkadaş edinmenin de önemli olduğu vurgulanmalı ... Yardımlaşmanın önemi çocuğa a ktarılmalı ... Kolektif başarının tek basına başarmaktan çok dahc önemli olduğu paylaşılmalıdır . Çocuğun bireyselleşmesine engel olmayacak derecede birlikte olmanın üstünlüğü, yeni bir zihinsel sema olarak çocukla paylaşı lmalıdır .
Öne geçme çabasıyla hırslandırılmıs çocu klara sadece okul basarısı değil , arkadas iliskilerindeki basarının da öneml i olduğu vurgulanmal ıdır. Mütevazı olmak, baskalarına fırsat vermek, üstün basanlar yakalansa bile bunu bir övüne vesilesi haline getirmemek, çocukla iletisimde kaliteli davranıs olarak anlatılmalıdır. Okul çağı çocu klarının eğitim haricinde olusan hırsları söz konusuysa, ekonomik durum yetersizliği , anne baba eğitimsizl iği, anne baba meslekleriyle ilgili çocuğun " kendini yetersiz hissetmesi" gibi hırs edinilebilecek durumlar çocukla acık yüreklilikle konusulmalı ... H er seyin basan ve kariyer odaklı olmadığı , maddi imkônların yetersizliğinin veya çokluğunun insan olma erdeminden daha üstün olamayacağını örneklerle birlikte anlatılmalıdır . Aile içinde zavallıca duruslar, baskalarının yanında ezik tavırlar , çocuğun endirekt hırs edinmesine ve edindiği hırsla kendini duyarsızlastırmasına sebep olacağı için yetiskin böyle tutum ve davranıslardan uza klasmalıdır . Kandırı lmalar , dolandırılmalar , yakın çevre tarafından yasatılan güvensizl ikler gibi hayatta h er zaman karşılaşılacak olaylar çocu ktan ayrı tutulmalıdır . E beveynin kindarlığını , nefretini, diğerleri hakkındaki olumsuz düşüncelerini, çocuğun bulunduğu ortamda direkt veya e ndirekt olarak paylaşması oldukça sakıncalıdır. Ebeveynler çocuklarını duyarsızl ık aşamasından kurtarmak istiyorlarsa aile içinde konuşulan dil ve tasınılan ru hsal olumsuz duygular temizlenmelidir. Ergenlik cağı tamamlanmadan çocuklarda mutlak bir duyarsızl ık olustuğunu söylemek oldukça zordur. CoCezasız Eğitim 247
Ceza devam cukluğun her asamasında, benliğin yasadığı duyarsızettikçe, lıkların, yetis kin tavır ve tutumlarının değismesiyle birlikte şiddet kısa sürede toparlanacağı bi linmelidir . çocuğu tehdit eden bir unsur olarak kaldıkça, çocuğun duyar/Jlaşmasmı beklemek imkansızd1r Adem Güneş 248 B. Ceza-Şiddet Yanl ış eğitim araçları ku llanılarak çocuğun d uyars ızlaştığını fark eden ebeveynler hiç vakit kaybetmeden ceza ile çocuk eğitimine veya aktif/pasif siddet kullanımına son vermel idirler . Ceza devam ettikçe, siddet çocuğu tehdit eden bir unsur olarak kaldıkça, çocuğun d uyarlılasmasını beklemek imkônsızdır . Okul öncesi çağdaki çocuklar, ebeveyn tutumlarının d eğismesiyle, çocuksu bir masumiyet içinde birdenbire rahatlar ve kendilerini kasmaktan, duygularını bastırmaktan kurtularak h ızl ıca duyarlı bir benlik insasına geçebi l irler . Çocuk okul çağına gelmis i se, ebeveynin sadece iyi iliski kurması yetmez, aynı zamanda geçmis dönemde yaptığı pedagojik hataları itiraf ederek, ya nlışları için çocuğu ndan özür dileyerek yeni bir başlangıç yapması gere kir. Zira okul çağı çocuklarının a lgısı, kendilerine uygulanan baskı araçlarının ve ebeveyn tutumlarının yanl ıslığını fark edebilecek d üzeydedir. Hiçbir şey olmamış gibi sadece çocuğa birden iyi davra nmaya başlamak onun duyarlılasması için yeterli değildir . Çocuğun fark ettiği yanlış ebeveyn tutumlarını anne babanın da itiraf etmesi gerekir ki çocuk bundan sonrasınd a güvenl i bir ortam içine gireceğini his sede bilsin . Uzun süreli ceza ve şiddete maruz ka lmış çocu kların anne babalarıyla olan bağları da zayıfladığından do-
layı, bu ebeveynlerin çocu klarıyla yeniden bağlan ma Çocuğun sürecine girmesi tavsiye edilir. baskm Bunun için özür dileyen ebeveyn, yaklasık 4 haftalık bir süre boyu nca gece çocu kla birlikte yatmalı ... Ona küçük bir çocuk gibi sefkatle d avra nmalı. .. Tensel teması artırmalı . .. Çocuğun agresif davranışlarını, sınır ihlal eden hareketlerini görmezden gelmeli ... Çocuğa sürekli kucak acıcı bir rahatlı k yasatmalıdır . Her ne kadar çocuğun baskın ortamdan kurtulduktan sonra se rgi leyeceği a normal davranıslar artsa da bir süre sonra bunların normal düzeye geleceği bilinmelidir . Okul cağı çocuğunun hayatında ai lesi dısı nda duyarsızl ığa sebep olacak dıssal faktörler varsa çocuğun bunla rdan da uzak tutulması gerekir . Örnegin bu çocuklar korku , siddet filmlerine eğilimlid ir. Duyarsız yanlarını farkında olmadan bu dıs destekle daha da genisletme gayretindedirler. Veya dinlediği müzikler isyankôrlık, nefret, bıkkınlık, kızgınlık, öfke barı nd ırıyorsa çocuğun bu türlü müziklerden de zarar gördüğü kendisiyle paylaşılmalıdır. Çocukla uyuşturucu tesiri yapan, bu ritmi hızlı müzikler hakkında konusulara k, toparla nma döneminde bunlardan uzak kalınmalıdır. Siddet içerikli oyunların çocuğun duyarsızlaşmasında rol oynadığı bilinerek, toparlanma sürecinde çocuğu bu türlü oyu nlardan uzaklaştırmak üzere değişik alternatifler denenmelidir. Ceza ve şidd etle duyarsızlaşan çocuklarda kin, nefret ve öfke d uygularının ve ötekine karsı olumsuz hislerin olusmus olabileceği ihtimali de dikkate alınarak çocukla insanlara bakısla ilgili g üven ve sevgi iliskisi düzeyini gel istirici konusmalar yapılmalıdır. ortamdan kurtulduktan sonra sergileyeceği anormal davramşlar artsa da bir süre sonra bunlarm normal düzeye geleceği bilinmelidir Cezasız Eğitim 249