Çorlu Mimar Sinan Anadolu Lisesi Resimli Edebiyat Dergisi Mayıs 2017 N 1
o
Edebiyat
öğretmez, ama
edebiyatın
öğrettiğini
de hiçbir şey
öğretemez.....
Çorlu Mimar Sinan Anadolu Lisesi Resimli Edebiyat Dergisi Mayıs 2017 N 1
o
ISSN:130B-996X Çorlu Mimar Sinan Anadolu Lisesi Edebiyat Dergisi / Mayıs 2017/ Sayı 1
Okul Adına Sahibi
Günay ŞAHİN (Okul Müdürü)
Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri
Deniz Gönüllü
Editörler
Buse Dağlı (12. Sınıf), Merve Tutar (10. Sınıf)
Yayın Kurulu
Asude Onbaşı (11. Sınıf), Aslı Kont (11. Sınıf), Ceyda Kahraman (11. Sınıf)
ve Ders Sonu Sanat Yazı Ekibi
Yayın İnceleme Kurulu
Zeynep Filiz Fidan, Kayhan Daştan, Işıl Altan
Halkla İlişkiler
Mine Çiçek Gönüllü
Kapak Resimleri
Ön Kapak: Hazal Konuk(10/B); Arka Kapak: Sibel Arslan(11/F)
Kapak Sözü: Adnan Binyazar
Düzelti
Funda Öztürk
Dizgi
Rahim Can Ayaz (12. Sınıf), Damla Tataroğlu (12. Sınıf)
Grafik Tasarım: Deniz Gönüllü / denizgonullu@ gmail.com
Yönetim ve Yazışma
Çorlu Mimar Sinan Anadolu Lisesi Zafer Mahallesi, 59850 Çorlu/Tekirdağ
Telefon ve Belgegeçer: 0282 692 29 02 / 0282 692 29 04 /e-posta:
972998 @ meb.k12.tr
web: www.corlumimarsinan.meb.k12.tr
>Gönderilen yazılar yayımlansın yayımlanmasın iade edilmez. >Yayımlanan yazıların sorumluluğu eser sahiplerine aittir.
>Gazetemiz, Şubat 2005 tarih ve 2569 sayılı Tebliğler Dergisinde yayımlanan “İlköğretim ve Ortaöğretim Sosyal Etkinlikler
Yönetmeliğine (Madde 24)” uygun hazırlanmıştır. 13.01.2005 tarih ve 25699 sayılı R.G.)
Konuşmaktan vazgeçmiş insanların dilidir, edebiyat.
Lise öğrencilerinin kalemlerini dillendirdiği parmaklarının arasından bir uzantı ile
kağıtla buluşup yüreklere dokunan o güzelim satırlar, mısralar...
Hepsi ayrı bir tutku, bir kaçış, bir şey edebiyata dair.
Güneş vurmayan bir köşede açan çiçeğin fark edilmesidir gördükleriniz.
İnce duygular, yüreklerin satırlarla buluşmasıdır.
Hiç kimsenin bilmediği yaşanmışlıkları, hayalleri, umutları, sırları gözler önününe
serdik.
Birbirinden kaçanlar, korkular ve keşkeler...
Hepsiyle yüzleştik.
Biliyoruz ki yüreğine bir satır bile değmeyen insanlardan olmayacağız.
Çünkü dünyayı yine edebiyat kurtaracak.
Şiir, öykü, deneme, resim, fotoğrafla bir adım attık bile.
İyi okumalar...
Ş İİR L E R
Buse Dağlı 10 / H. Burak Paklacı 11 / Ahmet Fındık 13 / Damla Tataroğlu 13 /
Feride B. Bektaş 14 / Büşra Gündem 14 / Elif Elbaşı 15 / Safiye Baş 15 / Mücahit
H. Yağsağan 15 / Safa Göktaş 17 / Fatma Kaplan 17 / Hasret Keser 18 /
Sinem Küçükkara 18 / Sümeyye Suna 19 / Fahriye Açar 19 / Nida Nur Tatlısu 19 /
Tuğçe Nur Atay 19
R ES İ M L ER
Buse Çapkın 12 / Aytuğ Koçak 16 / Büşra Doğru 20 / Elif Özdemir 24 / Gülse
Kara 27 / Edanur Açıl 28 / Şura Yıldız 35 / Atılay Sargın 36 / Başak Özülk 43 /
Merve Betül Temiz 53 / Damla İleri 55 / Sudenur Turgut 66 / Şule Çalışkan 72 /
Beste Yeliz Şahintaş 81 / Beste Eroğluer 85 / Feyza Kapkaç 86
F O T O Ğ R AF L AR
Minel Bahtiyar 47 / İbrahim Can Yurttaş 54 / İbrahim Can Yurttaş 63
K Ü ÇÜ R EK Ö YK Ü
Gökmen Çetin 22 / Aslı Kont 22 / Ceyda Kahraman 23 / Ece Acar 23 / Mehmet
Pek 23 / Ahmet Fındık 23 / Leyla Karadeniz 23 / Miray Güney 25 / Büşra Gündem
25 / Yasemin Keleş 25 / Elif Bircan 25 / Hasret Keser 25 / Emrah Baykın 25 /
Eray Furkan Aslan 25 / Ayşe Çiftlik 25 / Yudum Arslan 26 / Ayşe Süsoy 26 / İlayda
Buyural 26 / Doğukan Bayar 26 / Şule Yalçın 26 / Ali Ercan 26 / Buket Boran 26 /
Merve Tutar 26
H A Y A L SÖ ZL Ü Ğ Ü 30
DENE M EL ER
Ceyda Kahraman 38 / Aslı Kont 39 / Atakan Şeber 39 / Hilal İrem Şeker 40 /
Gökmen Çetin 40 / Ekin Aydın 41 / Gül Deniz Kök 42 / Yaren Bozbıyık 44 / Buket
Özkan 45 / Melek Özkan 46 / Aygün Aşık 47 / Buğra Deryal 47 / Hilmi Akan 48
Dİ VA N EDEB İ Y A T I
G A ZEL L ER
İrem Sena Keleş 50 / Edanur Demir 50 / Kardelen Ercan 51 / Merve Tutar 51 /
Özgen Sezen 52 / Serhat Orman 52 / Soner Atanoğlu 52 / Ayşe Süsoy 52 / Sude
Melis Ceylan 52 / Zülbiye Altun 52 / Hüsne Mazı 52 / Mert Can Ese 52 / Emircan
Özvatan 54 / Emre Şahin 54 / Ayşe Yıldırım 54 / Cansu Deniz 54 / Muharrem
Gerçek 54 / Ozan Akpınar 54 / Gülçin Koçoğlu 54 / Hilal Gökalp 54 / Ahmet
Batuhan Baygül 54 / Emrecan Dönmez 54 / Şevval Zor 54 / Perihan Altın 54 /
Burak Zeybek 54
RU B A İ L E R
Ceren Yaşar 56 / Serhat Orman 56 / Ayşen Çankaya 56 / Egemen Tunç 56 /
Hüsne Mazı 57 / Emre Şahin 57 / Serenay Akdoğan 57 / Hakan Şahin 57 / Ömer
Yılmaz 57 / Enes Durmaz 58 / Asya Uykay 58 / Edanur Demir 58 / Emrecan
Dönmez 58 / Harika Bilgi 58 / Miray Güney 59 / Zeynep Gökçe 59 / İrem Sena
Keleş 59 / Ozan Akpınar 59 / Şevval Zor 59
K A S İ DEL ER
Ceyda Nur Alperoğlu 60 / Şule Yalçın 61 / Zülbiye Altun 61 / Hüsne Mazı 61 /
Ayşe Süsoy 62 / Merve Tutar 62 / Büşra Beydoğan 62 / Edanur Demir 63 / İrem
Sena Keleş 63
M A Nİ L ER
Eray Furkan Aslan 64 / Serhat Şencan 64 / Muharrem Gerçek 64 / Zeynep Gökçe
Göktan 64 / Çisem Nur Tural 64 / Emrecan Dönmez 64 / Gülçin Koçoğlu 64 /
Perihan Altın 64 / Ömer Bozkurt 64 / Emircan Özvatan 64 / Emre Şahin 64 /
Egemen Filiz 65 / Melike Güneş 65 / Sezer Erdoğan 65 / Atahan Par 65 / Mert Can
Ese 65 / Serenay Akdoğan 65 / Şevval Zor 65 / Ceren Yaşar 65 / Ayşe Süsoy &
Merve Tutar 65
Ö YK Ü L ER
Buse Dağlı 68 / Ece Acar 69 / Kerem Erol 70 / Gamze Atasoy 71
M EK T U P L A R/G Ü NL Ü KL ER
Merve Tutar 74 / Hilal Gökalp 74 / Şeyma Ünsoy 75 / Mert Can Ese 76 / Dilara
Ülküseven 76 / Sümeyye Suna 77 / Çağla Doğan 78 / İrem İmren 79 / Merve Tutar
80 / Aslı Kont 82 / Gökmen Çetin 83 / İlayda Buyural 84 / Merve Keskin 84
ZEYNEP NUR GÜNEŞ
10. sınıf
şiir
BUSE DAĞLI
12. sınıf
KAZ
mavi gecelerin ardından
yorgun sabahlara uyandım
gözlerim bağlı uyudum
kör edici ışıklara
bir bebeğin emekleyemediği yoldan
koştum geldim
geldim de, sana mı geldim
saçlarım dolanmış koynuma
yükü omuzlarımı eskitti
timsahın kollarında yürüdüm
tırnak ucumda
tüy naifliği ile kör edici ışığa süzülerek
geldim de, sana mı geldim
ışık mı yaktı, kör mü oldum
yanık kaz kokusu nehirden mi
anakondaya sarıldım Ganj boyunca
geldim de, sana mı geldim
KIRMIZI
dağlı ovalardan koşuyorum
kayaların suratıma vurduğu ovalar
ellerimi cebime sokuyorum
soğuk soluğu davet eden
ipsiz deliğe
kırmızı kayayı arıyorum
suratımı kızartacak kayaya
bir cesaret ki koşuyorum
soğuk arsız bir köpek
kırbaçlıyor suratımı
kayayı değil
kırmızıyı arıyorum
10 SAYI 01
şiir anahtar
H. BURAK PAKLACI
9. sınıf kimde?
Aralıyorum kalbimin kapısını
Giren çıkan belli olmasın
Anahtarını saklıyorum ben
Anahtar kimsede kalmasın
Bir yabancı dil sorusu gibiyim
Okuyanım çok, anlayan yok
Deniz misaliyim hırçın
Biraz dinlerim, sonra sonsuz.
Barakuda gibiyim bir başıma
Kalmışım, sonbaharın son ayında
Denizin ortasında tek başıma
Ne bir avım var ne de bir avcım
Kelebek misali
Kozamdan yeni çıkmışım
Ne uçabiliyorum, ne de koşuyorum
Sadece bekliyorum, güçlenmeyi.
Yalnız kalmışım
Sen yokken, senle dolu bu şehirde
Odamda başka kokular, girmeye utanırım
Sensizken gülmeye korkarım...
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 11
12 SAYI 01
BUSE ÇAPKIN
9. sınıf
DEPREMLİ şiir
DEPRESAN AHMET FINDIK
12. sınıf
yorgunum ve sırtım bir dağı aralıyor,
kucağımda enkazı tabiatın,
temkinle eğiliyorum mevsime
ve tanrı,
öksürürken ikaz ediyor yaramı.
onlar görmüyorlar nelerin geldiğini,
bunca dağ yan yana neden duruyor?
‘’ben daha delirmedim,
fakat onlar bilmiyor.’’
PUSUDA şiir
ve DAMLA TATAROĞLU
12. sınıf
karanlık
Bir ay düştü içime vakt-i seher
Varlığı fecr-i sabaha benzer
Onu da pusuda bir karanlık bekler
Karanlık mıdır böylesine hüzn-ü cevher
Sabah çekilir sinesine mâh-ı mukedder
Gündüz olur bakarım semâya
Varlığın gökteki aya benzer
Yalnız kalmayanlar göremezler
Aydınlık mıdır böylesine hüzn-ü cevher
Karanlığımın güneşi batmadan gülümser
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 13
KARANLIK şiir
BÜSBÜTÜN FERİDE B. BEKTAŞ
12. sınıf
Sessizliğin tonlamalarıyla yürüyordum
Çehrem acı bir telaşla sarılmıştı
Sarsılmıştı bedenim, ansızın duyunca sesini
O gece tüm karanlıklar bize parlamıştı.
Büyük kahkahalarını dinliyordum
Öyle uzaktan, dokunmak imkansız.
Ay ışığı , çekti pılını pırtısını
Kırmızıya büründü gecem büsbütün.
Pervane, ateşten hiç sakınır mı kendini?
Her gün çoğalan bir yangınım
Heba olmanın eşiğinde iken
Yangınıma bir rüzgar da sen kattın.
Yaprak yaprak sökülüyorum sanki
Geçen zamandır, geçmiş geçmez asla
Her mevsim bir kez daha soluyorum
Gözlerinin düştüğü her yerdeyim aslında
Bir daha, daha bir dikkatli bak!
Kalem puslu, nefesim düğüm düğüm
Beni bilirsin, sevemedim keşkeleri, ama
Keşke öğrenmeseydim gerçekleri,
Siyaha büründü gecem büsbütün.
DELİCESİNE şiir
BÜŞRA GÜNDEM
12. sınıf
Sıcak öpücüklerle
ısınan kış gecesinde
Ellerin ellerimde
Literatüre aykırı bir
kalple
Sevmek seni
Öyle güzel
Öyle delicesine...
14 SAYI 01
öznesiz şiir
ELİF ELBAŞI
12. sınıf
Titreyen avuçlarımın arasına alıyorum kalemi
Kavuşmuyor dudaklarım
Öznesi yitik cümleler saçılıyor kağıda
Başım ellerimin arasında
Yeniden not düşüyorum yalnızlığımı
Boğuluyorum iki satır arasında.
KIYISIZ ŞİİR şiir
SAFİYE BAŞ
12. sınıf
Gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum
Mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim.
Kalbim kanatlanıp göğsünde can atmak istiyor,
Semalarında süzülemeyecek kadar yalnızım artık.
Kalbim sarıl diyor, aklımsa bırak,
Gönlüm hep seninle, ellerim uzak,
Sen yolun başında, ben ise son durak,
Sona gelemeyecek kadar sensizim artık.
SESSİZCE şiir
MÜCAHİT H. YAĞSAĞAN
12. sınıf
Karanlık bir gece,
Saçların ellerimde,
Gecenin güzelliği yansırken
Kirpiklerinden, yüzüne
Ve sokaklar,sokaklar
Yalnızlığa çıkar;
Üşüdüğünü sanırsın aniden,
Düştüğünü sanırsın birinin içinden,
Yeryüzüne.
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 15
AYTUĞ KOÇAK
11. sınıf
16 SAYI 01
hayat şiir
şarkısı SAFA GÖKTAŞ
12. sınıf
Süzülen ışıkla merhaba dersin hayata
Herkes sevinir gelince şu yorgun dünyaya
Uzanır bir yol, sabırlı olmalı
Düşe kalka aşarsın, bazen zoru, bazen rahatlığı
Her ışıkla başlar bir öykü daha
Ömür mü dayanır bu acı sona
Ağlar analar, evlatlar, var mıdır kaçarı
Devrilir bir bir ağaçlar, yoktur yılların hatrı
Su dökülür son kez serin toprağa,
Sanki sıcakmışçasına
Başında bir taş, beklemektedir gitmeyi
İki farklı katmana.
Bir kapı olsa
Alsa uzanan bir el beni serin çukurumdan
Ne acınasıdır dünya.
Ne gitmek.
Ne de kalmak.
şiir
KAYIP ÇOCUK FATMA KAPLAN
12. sınıf
Ufak bir çocuk olmak isterdim,
Yağmur yağınca pencereye koşan,
Akşam ezanından önce evde olan,
Ağlamalarım dakikalık,
Sevinçlerim ömürlük olsun isterdim.
Hayat değişiyor, korkular arttı,
Sevgileri salıverdik, mutluluk azaldı.
Çocukken karanlıktan korkarken,
Şimdi esiri olduk hayatın siyahının.
Hani nerede benim çocukluğum,
Tahta oyuncaklarım, demir bilyelerim,
Beş dakika küslük yaşadığım dostlarım,
Nerede benim hayallerim güzel umutlarım?
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 17
BAHÇEMDE şiir
SONBAHAR HASRET KESER
12. sınıf
Durdu mu şu hep sallanan salıncak?
Ben büyüdüm, babam artık kime kızacak?
Söyle anne, yine renkli ninniler
Acı gerçekler değil, masallar anlat.
Anlat, anlat ki uyuyabileyim!
Gece çöktü, kedim Boncuk öldü
Bahçedeki ağaç meyve vermez oldu.
Sonbahar geldi, gitmiyor
Anne, kahrım bitmek bilmez oldu.
Sobayı da mı kaldırdılar?
Yok mu artık odamda mandalina kokusu?
Yorgun bahçemde kalmadı yaprak.
Baba elimi bırakma, dizlerim kanayacak.
Korkmuyorum lakin,
Sonbahar çok uzun sürdü.
ZARİF ve ZAYIF şiir
YENİLGİLER SİNEM KÜÇÜKKARA
12. sınıf
Şu bomboş hayatımın içine bir tek seni aldım.
Sonu kötü bitecek bir hikayeyi bir umutla yaşadım.
Gece karanlıktı, umuduma sarılıp sana inandım..
Gelip geçici baharlarda zarif yenilgiler kokladım.
Ellerimi uzattığımda dokunabilecekken sana
Her gün ayacak gecenin inceliğinde sevdim.
Ellerimle itip mutluluğu, karanlığa koştum.
Gelip geçici baharlarda zarif yenilgiler kokladım.
Önümdeki şansları yok saydım, hem güldüm hem ağladım
Üzüldüm seninle mutluluğa da vardım.
Her seferinde gece oldu, ben karanlığa ve sana inandım.
Gelip geçici baharlarda zayıf yenilgiler kokladım.
18 SAYI 01
BOŞLUK şiir
SÜMEYYE SUNA
12. sınıf
Bir perde inmiş gözlerine
Suskun bakıyorsun yollara
Solmuş çiçekler avucunda
Ne var baktığın o yollarda
Sanki boşlukta gözlerin
Sallanıp duruyor uçurumlar kirpiklerinde
şiir
gece duruşu FAHRİYE AÇAR
12. sınıf
Gecenin sessizliğinin yankısı
Doluyor içime hüzünler geçidi
Kelimelerle savaşıyorum
Ben böylece anlıyorum varlığımı
şiir
mavi NİDA NUR TATLISU
12. sınıf
Küçüğüm, maviyim
Sonsuzluğun mavisiyim
Yürüyorum ve yürüyorum
Yolumun üstü karanfil
Yürüyorum
Yolumun sonu şiir.
şiir
YALNIZ TUĞÇENUR ATAY
12. sınıf
YALNIZLIK
Her baktığım göz suskun
Her girdiğim yol tenha
Bir uçurum kıyısında gece oluyor
Bir başıma açmış bir çiçeğim.
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 19
BÜŞRA DOĞRU
10. sınıf
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 21
Küçürek Öykü (Minimal Öykü)
Çok kısa öykü, minimal öykü olarak da anılan küçürek öykü çok kısa ama bir o kadar
yoğun bir öykü türüdür. Günümüzde birçok alanda sadeleştirmenin yanı sıra o alanın
içinin boşaltılması, kolay tüketilir hale gelmesine sık rastlar olduk. Ama küçürek öykü
öyle değil. Birkaç sözcükle sizi derinliklere sürükleyecek bir kuvvete sahip.
İlk bakışta “ben de yazarım ne var ki” demeyin çünkü bu öyküler yazarın dile hakimiyetini,
sözcük dağarcığını, kurgu kabiliyetini, duygu ve düşünce dünyasının derinliğini gösterir.
Ünlü bir örnek verelim:
“Satılık: bebek ayakkabıları, hiç giyilmemiş.” (For Sale: baby shoes, never worn.)
Ernest Hemingway
Dünyada
Dünyada küçürek öykülerin birçok örneği mevcut. Yukarıda Ernest Heminway’den
örnek vermiştik. Ama küçürek öykünün tarihi fabllarından tanıdığımız Ezop’a kadar
uzanır. Asıl adı H. H. Munro olan Saki, duygusal öyküleriyle yürek parçalayan O. Henry,
Fahrenheit 451 ile tanınan ama müthiş öykülere sahip Ray Bradbury’yi de usta kısa
öykü yazarları arasında sayabiliriz.
Türkiye’de
Türkiye’de incelikli küçürek öykü örnekleri elbette bulunuyor. En başta Ferit Edgü ve
Hulki Aktunç bu alanda eser vermiş usta yazarlarımızdan. Gün geçtikçe küçürek öykü
dalında yepyeni eserler veren yazarlarımızın sayısı artıyor.
Kurallar?
Küçürek öykülerin kuralları var mı? Kesin bir tanımı olmasa gerek. New York Times
yayın editörü 55 kelime sınırı koyarken başka bir kaynak başlık dahil yedi kelimeden
fazla olmamalı diyor. Bu kurallar elbette dilden dile değişir. Kelime uzunlukları ve
imla kuralları dillerde farklılık göstereceği için dünya çapında bir kural belirlemek pek
mümkün görünmüyor. Bu arada küçürek öyküler yabancı dergilerde kelime sayısına
göre değişik isimler almaya, küçürek öykü kendi içinde türlere ayrılmaya başladı bile.
Sağır Kuş
Gökmen Çetin Aslı Kont
Küçüktüm daha duyduklarımı, duymamış Avuçlarım terlerdi hep, sesim de biraz titrek.
gibi yapmayı öğrendiğimde. Tesadüf değildi. Karanlığın içinde beyaz bir
*11. sınıf ışık yandı ve beyaz bir kuş göçtü yüreğinden
yüreğime.
*11. sınıf
22 SAYI 01
Çocukluk Yoksul Kokulu
Ceyda Kahraman Kar Tanesi
Ece Acar
Her haftasonu parka götürürdü annesi. O
gün babasıyla gitmek zorundaydı. Annesi Elleri eski paltosunun delik cebinde evine
hastaydı. Babasının telefonu çaldı. Adam doğru yürüdü adam.
yutkunarak çocuğa yaklaştı. Babasına baktı. Eski evinin, araları açılmış kırık tahtalardan
Anladı. Elma şekeriyle beraber çocukluğunu oluşan kapısını açıp girdi içeri. Sobaya
da yavaşça bıraktı. doğru uzattı ellerini, ısınamadı. Eğilip
*11. sınıf karısına seslendi:
-Soba niçin yanmıyor? Çayı da
koymamışsın...
Travma -Kömür de bitti, çay da! diye çıkıştı kadın.
Daha az önce çıkartmasına rağmen, bir
Mehmet Pek umutla delik cebine soktu elini adam.
Eğildi başı, doldu gözleri. Dışarı çıkıp eski
Kardeşimle, babamı bekliyoruz. Kapı iskemlesine oturdu. Derin derin içine çekti,
çalıyor, içeri hiç tanımadığım bir adam yoksulluk kokan kar havasını...
giriyor. Kardeşim, “Hoş geldin baba!” diyor. *12. sınıf
Adam bana bakıyor, “Merhaba oğlum!”
diyor.
*11. sınıf Yalnızlığa Doğru
Leyla
Ayrılık Gözlerimi kapadığımda etrafımda
Ahmet Fındık koşuşturan insanların kaybolmasını diledim.
Her kafadan başka bir ses çıkıyor, herkes
farklı farklı kelimeler sarf ediyordu. Etrafıma
Bir yaşlı ağaç kökünden baltalanmıştı. ördüğüm kelimeden oluşan kalkanlar
Devrilmiş yatıyordu. Yan balta dikey olarak dayanamayacak dereceye gelmişti. Dayanma
saplanmıştı kökle kalan kısma. Akıyordu öz sınırıma yavaş yavaş yaklaşırken seslerin
suyu için için. Toprak çatlak, kurak, her yer yükselmesi gerilen sinirlerimi kopardı.
sarı. Sarı sonbahar... Hızlıca ayağa kalkıp ilerlemeye başladım,
Bir kız vardı yalın ayak ağacın dibinde. boş koridorda ayak seslerim yankılanırken
Uzun saçları uçuşuyordu rüzgârla. beyaz duvarlar üzerime üzerime geliyordu.
Oturuyordu. Dizlerine koymuş başını, Satırları yırtarcasına kamçılanmış dar
bağlamıştı avuç içleri kıpkırmızı ellerini. harfler kurtulmak istercesine koşmaya
Bacaklardan ağlıyordu, gözyaşları çalışıyordu, gözlerim dolu gözyaşlarımı
damlıyordu için için toprağa. geriye iterken olduğum yere çöktüm.
* 12. Sınıf * 12. Sınıf
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 23
24 SAYI 01
Hiç SESSİZLİĞİN FISILTISI
Miray Güney Büşra Gündem
Martı ve dalgaların çığlıkları Sessiz bir sokakta yürüyordum.
kadar anlamsızdı. Farklı duygular Her yer sessizdi. Kafamın içi hariç.
barındırıyordu. Ölüm neydi ki bu Aklımdaki düşünceler susmuyordu.
duyguların yanında? Bir hiç ya da Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım.
saçmalık. Hangisi? İşte bunu şimdi Kuşların uçuşunu kıskandım.
öğrenecekti.. *12. sınıf
*10. sınıf
İz
Pencereli Elif Bircan
Yasemin Keleş
Kurşun kalem ile yazılmış hikaye gibisin,
Yine bulutlu bir güne uyandım bu dedi kadın. Hikaye silinse bile sayfalarda
sabah. Kuşlar ötmüyordu. Sahi o kalmış izler gibisin. Yeni hikayeler yazılsa
gitmişti değil mi? Gitmem demişti bile altlarda hep görünüyorsun.
oysaki. Zaten hep gitmem diyenler *12. sınıf
gitmez mi? Peki onsuzluk soğuk mu
olacak bu kadar? Nasıl ısınacağım, Dut Ağacı
yüreğimdeki küller tekrar yanar mı?
Böylece gitmek insanlığa sığar mı? Emrah Baykın
Kalktım ve bütün pencereleri ardına İçimden bir dilek tuttum.
kadar açtım. Dallarına son kez bağladım.
*12. sınıf Ardından rüzgar şarkı çalıyordu ıslıkla.
Gerçekleşmesi en büyük umudum.
GİDECEĞİM *10. sınıf
Hasret Keser
Gideceğim, dedi. “Gidip annemin öcünü Hayali Sevgili
alacağım onlardan.” Gitme dedik, ayaklarına Eray Furkan Aslan
kapandık. Dinlemedi. Gitti. Bekledik,
bekledik, geri gelmedi. Vakti zamanında birbirine çok aşık olan
*12. sınıf bir çift vardı. Zamanla kavgalarla ayrıldılar.
Kız çok mutsuzdu. Onu bu bunalım
İĞNE İPLİK bataklığından bir genç çıkardı. Eli yüzü
Ayşe Çiftlik düzgün, yakışıklı bir genç. Ama aralarında
bir sorun vardı. Bu genci sadece kız
Evinden yemek kokuları eksildi adamın. görüyordu. Fakat dünya?
Çocuklarının yastıkları ıslaktı. *10. sınıf *10. sınıf
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 25
Küçük Kız Çocuğu Ayşe Süsoy
Yudum Arslan
Köyün en güzel kızı, aşık olmuştu.
“Yalnızlık’’ dedi kız. “Yalnızlık insanı Sevdalanmıştı. Ama babası engel oldu bu işe.
büyütür.’’ Sağ taraftan cevap gelince Düğün günü gelmiş çatmıştı. İşte ağlamaya
oraya baktı oysaki o içinden söylediğini başlamıştı. Ha gökyüzü, ha gözleri.
düşünüyordu. Tekrardan dinledi sağdan *10. sınıf
gelen sesi, içinden tekrar etti ve sordu ‘“Ben
gerçekten yalnızlığı büyümeyle karıştıracak YARAMAZ
kadar küçük müyüm?’’ Aldığı cevap koca bir Doğukan Bayar
sessizlikten ibaretti. Kız başını yastığa koydu
ve mırıldandı: “Küçük bir kız çocuğu.” Küçüklüğünden beri yaramazdı, büyüyor
*11. sınıf muydu ki? Attı yine bir şeyleri yerlere,
kızdı ona, onu büyüten. Ama akıllandı mı
Aşkın Sonu ki çocuk? Devam etti yine her zaman ki
İlayda Buyural gibi. Ağlıyor, “Babam duymasın.” diyordu.
“Korkma en fazla yine ağlarsın, yaramazlığa
Bu bir veda değil aslında, ben seni nereye devam. Sabredeceksin. Seni büyütenler
götürsem sen oradasın. Aslında hep ancak avucunu yalayacak.”
kalbimdesin. Buraya çok uzaklardan geldin *10. sınıf
sen. Şimdi yine gitmeye çalışıyorsun. Bu
cennet mi? Yoksa cehennem mi oluyor? SENİ BULMAK
*11. sınıf Şule Yalçın
Senin için hep burada olacağımı sandın, ama
Korku meşguldüm... Seni başkasında bulmakla
Ali Ercan meşguldüm.
*10. sınıf
Yorganın altına saklanmıştı. Gözlerini
sımsıkı kapatmıştı. Yan odada savaş
vardı sanki. Ama o, yorganın kendini LEKE
koruyacağını sanıyordu. Merve Tutar
*11. sınıf
Ellerine baktı. Kalbi hızla çarpıyordu. Sildi
gelişigüzel üstüne başına. Tekrar baktı
SESSİZLİK avuçlarına. Geçmiyordu, yıkasa da silse de
Buket Boran geçmiyordu lekeler. Onu çıldırtan lekelere
gün geçtikçe istemeye istemeye alışmıştı.
Sahil kenarında kirlenmiş bir banka oturdu Bakmayınca unutuyordu, hissetmiyordu
adı kadar güzel kız Hevin. Hayat devam bile, ama avucunu her açtığında sızlıyordu
ediyordu ama o sessizliğinde çoktan elleri.
boğulmuştu. Acıları avucunda mı biriktirir insan?
*10. sınıf *10. sınıf
AĞLAMA GÖKYÜZÜ
26 SAYI 01
MAYIS 2017 27
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ GÜLSE KARA
9. sınıf
EDANUR AÇIL
10. sınıf
28 SAYI 01
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 29
hayal sözlüğü
“Kelimeler, kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar
Duvar: Hayallerimin önünü kesen nesne. (Halil İbrahim Kurnaz)
Duvar: Eldeki resimlerin boydan boya çerçevelettirilmesi. Duman: Sisli bir günde el
eleydik. (Ceyda Nur Alperoğlu)
Sessizlik: İçimdeki çığlık. Yüz: Kişiye özel, eşsiz hediye. (Serenay Akdoğan)
Gökkuşağı: Gökyüzünün neşesi. Kış: Soğuk bir kış günü, ben yine ellerini arıyorum.
Sessizlik: Duyabilene en güzel ses. (Ayşen Çankaya)
Uçurum: Seninle aramda bulunan şey.(Emircan Özyatan)
Kış: Baharımı kışa çevirmiştin, seni bir daha nasıl sevebilirim ki? (Mert Can Ese)
Duman: Eski bir haberleşme yolu, ateşin öfkesi. (Alper Meral)
Duman: Senden daha güzel. (Ayşegül Olgun)
Siyah: Ben ki o sayfada küçücük beyaz bir noktaydım. (Ayşe Süsoy)
Mürekkep: Mürekkebimin bittiği yerde kal. (Özgen Sezen)
Mürekkep: Sonu olmayan damla. (Elif Puluçna)
Alev: İçimde söndüremediğim. (Hüsnü Mazı)
İstanbul: Bir yalancı bahar. (Melike Bahar)
İstanbul: Tek gerçek şehir. (Ayşe Yıldırım)
İstanbul: Yalan cennet. (Soner Atanoğlu)
Gözlük: Büyüdükçe yalanları öğrenmek. (Halil Eren Ünal)
Rüya: İmkansızların yaşandığı dünya. (İrem Sena Keleş)
Yol: Sahi yolun hiç düşmüyor mu buraya? (Cansu Deniz)
Bulut: Gökyüzü perdesi. (Emrah Baykın)
Nefes: Vergisiz tek şey. (Muharrem Gerçek)
Pencere: Düşünce camı. (Ozan Akpınar)
Dünya: Kuyu üzerine kurulmuş yaşam yeri. (Ece Develi)
Cep telefonu: Eklenmiş organ. (Yıldırım Can)
Para: Hayattaki ikinci planım. Gece: Örtü. (Musa Başal)
Gece: Karanlık havada aydınlık düşünce.(Meral Beytullah Altan)
Müzik: Hayale giden yoldur. Matematik: İmkansız aşktır. (Aycan Hatipoğlu)
Hayal: Düşünce özgürlüğü.(Mücahit Öztürk)
Yağmur: Gökyüzünün sesi.(Neslihan Sarıgül)
Silgi: Yanlışı sildiği düşünülen ancak arkasında iz bırakan. Kapı: Seçenek.
(Oğulcan Aydın)
30 SAYI 01
Aslı Kont
İlayda Ahretlikoğlu Ayna: Kırdıklarını ve kıydıklarını
Yaprak: Ağacın her sıkıldığında döktüğü. gördüğün tek yer.
Aşk: İlkokulda montunu hoşlandığın Dağ: Umutsuzluğun biriktiği tek yer.
çocuğun montunun üzerine koymak. Karanlık: Kalabalıklaştıkça yalnızlaşmak.
Koridor: Gerçekleri arasında sıkışmış
Edanur Demir yalanların buluştuğu yer.
Kapı: Çalanı da çarpanı da çok olan. Yaprak: Yavaş bir ölüm.
Kış: İnsanın aklına yorgandır. Kadın: Bir eylül akşamının susuzluğudur.
Duman: İç yangının dili. Siyah: Gökyaşının yastıkla buluşması.
Şevval Zor Ceyda Kahraman
Okul: Sıkıcı dersler, eğlenceli arkadaşlar. Ayna: Benliğin süslü kapağı.
Yüz: Matematik. Kapı: Somut ayrım.
Aşk: Kalbin akla ayaklanmasıdır.
Harika Bilgi Kalp: Limon ağacı.
Okyanus: Gökyüzünün gölgesi.
İstanbul: Ölüler kenti. Asude Onbaşı
Kirpik: Koruyamama korkusu. Aşk: Körü körüne sevmek, uçan balon
İnsan: Nesli tükenen canlı. olmak.
Kitap: Fısıltılı bağırış. İstanbul: Bütün karşıt duyguların arkadaş
olduğu bir şehir.
Fahriye Acar Fotoğraf: Hayat şarkısı.
Gece: Gökyüzünün siyah kazağını giymesi.
Hayal: Düşünce bulutları. Yaren Seven
Rüya: Uykunun meyvesi. Kalp: Kilitli kapı.
Kalp: Yaramaz, şımarık çocuk.
Elif Elbaşı Bahçe: Çocuk seslerine karışan yaprak
Hüzün: Kırık kanatlı kuş. hışırtısı.
Cep telefonu: Yalnızın umudu. Pamuk şeker: Yapış yapış aşk.
Rüya: İçime sakladığım sinema kutusu. Kardan adam: Her mutluluğun eninde
Dünya: Yorulmak bilmeyen atlı karınca. sonunda eriyip gitmesi.
Kuru üzüm: Yaşlanmak ve her zaman tatlı
olmak.
Safiye Baş
Bahçe: Çocukluğun en güzel günleri. Gökmen Çetin
Kuyu: İçimizdeki karanlık. Duvar: Grafiti duvarı.
Cep Telefonu: Ruh emici. Kuş: Özgürlüğün can bulmuş hali.
Rüya: Yüreğe giden bilet.
Defter: Sözlerin kilidi.
Yaprak: Ağaç örtüsü.
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 31
Talha Bahçıvan
Kedi: Yürüyen pamuk.
Dağ: Koltuktaki yastık.
Koridor: Ev vadisi.
Sınav: Canlı ayıklama.
Çağla Doğan
Koridor: İki gerçek arasındaki koca yalan.
Yastık: Güvenilir sırdaş.
Mehmet Pek
Dağ: Sonsuzluğun şekil almış hali.
Kalp: Ön yargının şekli.
Gece: Duyguların “somut” hali.
Aleyna Yavuz
Ayna: Baktığımızda kendimizi, parçalara
ayrıldığında ruhumuza batan acıları
görebiliriz. Duvar: Terapist.
Koridor: Bir duvardan, diğerine
çaptığımız, içinin düşünceler ile dolu
olduğu soğuk, ıssız yer.
Fotoğraf: Hatıralar mezarlığı.
Şarkı: Sığınılan bir liman.
Kulaklık: Dış dünya ile bağlantıyı kesme
kablosu. Dil: En keskin bıçak.
Koridor: Bekleyiş gibidir, sessiz ve uzun.
Sude Melis Ceylan
Kapı: Bir gün çalacak diye her gün
beklemek.
Nefes: Adım adım ölmek.
Kendim: Ona az kendine fazla olmak.
Ülke: Onun olduğu her yer.
Merve Tutar
Duvar: Beni görmemek için yüzüne
indirdiğin perde.
Kış: Tuttuğun elin sana hiçbir şey
hissettirmemesidir.
Zülbiye Altun
Balık: Koca bir denizde yalnızlığım.
Siyah: Sen yokkenki karanlığım.
32 SAYI 01
Emre Şahin kafesinde ıslık öttüren boşluk.
Balık: Denizler balıkların gözyaşıdır.
Gökkuşağı: Sekizinci rengi gördüm. Merve Tutar
Koku: Kokun hangi rengi mutluluğun? Kuş: Sevdanın gökyüzüne kanatlanmış
Pencere: Kalbindeki cam saydam değildi. hali.
Rüya: Bilinçdışına açılan kral kapısı.
Kardelen Kahveci Pencere: Sana bakıp seni görememek.
İstanbul: Türkiyenin gelişmiş ülkesi Kapı: Aşkımı sızdıran yol.
Koku: Gittiği halde bırakılan iz.
Miray Güney
Ayşe Çiftlik Ayrılık: Suyun altında nefes almak.
Mürekkep: Dilindeki zehrin hayat bulmuş Alev: “Saçlarım tutuştu önce gözlerim
hali. yandı kavruldu.”
Kendim: Çözülmeyi bekleyen defolu bir Mürekkep: Kuruduğu yerde kan akıyor.
bulmaca. Kapı: Korku filminde gıcırdayan tek şey.
Ayrılık: İki dolu bakışın med ceziri. Aşk: Bir muma ateş olmak ya da yanan
Rüya: Bilinçaltının karanlık çukurlarında ateşe dokunmak.
yürüyorsun ve bir kutu takılıyor ayağına.
Kilitli bir kutu ama parlayan yerinde Gökçen Sağlam
yüreğinde anahtar. Rüzgar: Kötü şeylerin süpürgesi.
Sayfa: Sözcüklerin cinayet alanı. Ayrılık: Bir hikaye sonu.
Yüz: Aynalarla kaplı bir oda. Kirpik: Sana çıkan bütün yollar.
Çığlık: Acının yeşerdiği bir sarmaşık ses
tellerimi tehdit ediyor. Melis Meder
Gökkuşağı: Eşit olmak.
Melis Aslan Mektup: Akıl sanatı.
Kuş: Tüyleri arasında nice şairlerin
cesetlerini taşıyan kanadı buram buram Nilsu Kesman
özgürlük kokan mezarlık.
İstanbul: Her zaman bir parçanın ona ait İstanbul: Bir sürü hayat bir sürü hikaye.
olduğu bir şehir. Balık: Ağlasa kimsenin haberi olmaz.
Gökkuşağı: Sadece bir yansıma tıpkı Ülke: Karışık.
insanlar gibi. Yüz: Çok seversen ezberlenir.
Nefes: Hayatta beni en çok zorlayan şey. Kirpik: Kimi zaman kalbe saplanan
Balık: Bir balık korkabilir mi sudan? mızrak ucudur.
Sudan korktuğu halde sevebilir mi
okyanusu? Hilal Gökalp
Kendim: İçimdeki dağınıklığın arasında Kuş: İpi olmayan bir uçurtma.
kaybettiğim. Balık: Denizin büyüklüğüne ve kendi
Kirpik: Hapsolduğum yerden, tükenişimi küçüklüğüne bakmadan cesurca yüzmesi,
seyrettiğim pencerenin perdelerinin kesinlikle özgüven.
ucundaki defolu çıkık ip. Duman: Tedirginliğin verdiği karın ağrısı.
Duman: Zihnimdeki kaosa eşlik eden sis.
Eksik: Zamanın iz bıraktığı göğüs
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 33
Kardelen Ercan Okyanus: Gökyüzüne benzemeye çalışan
Ev: Kalbin attığı yer. bir yalancı.
Gece: Sessizliğin ışığı kovalaması. Siyah: Gökkuşağının sevilmeyen dışlanmış
üyesi.
Fatma Çalışkan Yüz: Her gün üşenmeden değiştirilen
Sayfa: Yazdıkça çoğalan. kıyafet.
Sessizlik: Kırık bir kalpten artakalan
Balık: O büyük okyanusta güçlü kalmaya Çisem Nur
çalışan ben. Pencere: Boğulu hayaller çerçevesi.
Rüzgar: Anıların bir bir yüzüne çarpıp
Gülçin Koçoğlu yokluğunun üşütmesi.
Ağaç: Yaşken eğrilen bir şeymiş haberiniz Sayfa: Hisler birikintisi.
olsun. Siyah: Gökkuşağımdaki tek renk.
Toprak: Böyle şiir gibi ama düz yazı gibi Ağaç: Kırılan dalları aynı hayalim.
de... Baba: Dünyanın en yüksek dağıdır kalbi ve
Mürekkep: Ruhun ve düşüncenin kanı. benim yükseklik korkum var.
Büşra Beydoğan Safa Göktaş
Kuş: Ruhum içine sıkışmış kanadı kırık bir Kapı: Dünya işi güvenlik sistemi
kuş misali. Hüzün: Zayıf noktaya vurulan hançer.
Balık: Balık asmış kendini oltaya, intiharın Duman: Ateşin yok ettiklerinin ruhu.
böylesi. Anne: Karnımızdaki imzanın sahibi.
Cep Telefonu: En başarılı hırsız.
Perihan Altın
Kuş: Bir bebeğin kahkahası gibi özgür.
34 SAYI 01
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 35
ŞURA YILDIZ
9. sınıf
ATILAY SARGIN
36 SAYI 01 10. sınıf
KÜBRA ARSLAN
9. sınıf
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 37
KUŞLAR GÖÇTÜ deneme
İÇİMDEN CEYDA KAHRAMAN
11. sınıf
ice kuşlar besler insan içinde. Çırptıkları her bir kanattır umut. Evet, umuttan söz edeceğim,
Ninsanoğlunun tükenmeyen arsız umutlarından, sonsuzluğun nasıl içimizde bir yerlere kuyu
kazdığından.
Şimdiden yılmışken bunca umuttan, yanılmalardan, içimde kalmış güzel kırıntıları da silip
süpüren pişkin insanlardan, daha ne kadar umut ederim? Yüklenebilir miyim? Omuzlar korkak.
İnsanoğlu hatalı.
Direniştir bazen umut. Tüm olmazlara, ümitsizliklere, asla gelmeyeceklere, hiç olmayacaklara,
acı ve solgun bakanlara. Vasat hayatların, vasat kahramanlarının bile umutları vardır. Umutlar,
avuntular bedava. Böyle böyle ayaktadırlar. Dünyanın derdi bitmez yoksa.
Kırıldığım yerden söküp atıyorum umudu. İçimde farklı yere tohum atar gibi atıyorum. İstemeden
yeni umutları yeşertiyorum. Acı acı gülümsüyorum, olduğum yerde sayıklıyorum. Sonsuzluğun
sonuna vardığımda atlayacağım kuyuya. Son kanat çırpışlarını dinleyeceğim, özgürleşeceğim.
Mutsuz ve dalgın geçerken zaman, çürüyeceğim. Yıkılan dünüme, bugünüme ait değilim. Kuşlar
göçtü içimden...
BANA DAİR
endime defalarca sorduğum soruyu öğretmenim soruyor şimdi bana. Öncelikle benliğimin
Kadlandıramadığım parçalarından başlayayım o zaman.
İyi biri miyim dersiniz dostlar? Eh... Şöyle böyle diyebilirim herhalde. Şimdi diyeceğim ki ben
fedakâr, anlayışlı biriyim fakat nasıl derim? Utanıyorum dostlarım. İnsan kendini nasıl övebilir?
Ben yapamadım hiç. Aslında ben fena biri değilimdir. Kendi halimde dertlerim, sevinçlerim var.
İçinde koca bir delik olan on altısında bir kızım ben. Bir nefes daha versem tadına bakacak gibi
o derinliğin. Bakın ben mütevazı istekleri olan bir kızım. Anlaşılmak gibi. Dürüstlük, gerçeklik
gibi... Ne yazık ki ya hayat ya da içindekiler, birileri pek mühim görmüyor beni ve mütevazılığımı.
Olsun, kimseye değil kırgınlığım. Beş kişilik bir ailenin üç kızından ortancasıyım ben. Babamın
beyazı, annemin papatyasıyım. Düş sokağı sakinlerindenim. Hayallerle dolu, gerçeklerle
yaşayanlardanım. Her duygunun sonuna kadar tadına varan bir kızım ben. Coşkulu olsam ne
çıkar dostlar? Demiştim ya kendi halimde benim sevinçlerim. Böyle kirletilmiyorlar. Benimle
güvendeler. İnsanlara karşı tek bir bakış açısına sahibim ki o da sevdiğim bir şarkıdan geliyor.
“İnsan denen varlığa vicdan koyan Allah’a bir sözüm yok ama tek sözüm insana.” Hoyratlığım
bundandır.
Alınmıyorlar dostlarım. Öyle patavatsızlar ki şaşakalıyorum. Ben insanların yerine utanan bir
kızım. Patavatsızlık ve vefasızlık “aslalarımdandır.” Bunları boş verin dostlarım. Ben talihsiz bir
kızım. Varoluşunun nedenini yakalamaya çalışan, her şeye rağmen nefes alan bir kızım. Hem,
hayatın güzelliklerine kafa yoruyorum bu aralar. Yağmur sonrası toprak kokusu gibi, fırından
yeni çıkmış ekmek gibi, müzik, kitap, resim,zambak gibi. Gökyüzü ve limon gibi. Aslında ben
“Kalbin limon hali.”
38 SAYI 01
deneme
ASLI KONT “göğe bakma durağı”
11. sınıf
“Sessiz bir geceden kalma gündüze
dökelim içimizi.”
Kendimden kaçarken yakalandığım tek yerdir gökyüzü. Göğe baktıkça hatırladığım,
ellerimle gömdüğüm, kazımaktan asla yorulmadığım gecelerin açığa kavuşturduğu
duygularım.
Şimdi sessiz bir gecede göğe bakalım. Tüm insanların kendileriyle büyük kavgaları vardır.
Ağır sözleri ve keşkeleri, pişmanlıkları ve nefretleri. Hep nedenlerinde takılı kaldığımız
sorularımız. Neden böyle yaptı, niye söylendi. Peki biz niye kaçtık, gerçeklerden. Unutmaya
çalıştık. Kendimizi karanlıklara esir bıraktık. Kimimiz insanlığı unuttu. Kimimiz insan
olmayı ve insanca davranmayı. Sakladık ya da saklandık. Gerçekleri önümüze dağ yapıp
koyduk. Sonra da o koskoca dağı geçmeye çalıştık. Eee, haliyle yorulduk. Birileri hep çelme
taktı ve düştük, düştüm.
İnsanlık işte. Tuttuğumuz kinlerden kirlenmeden kaçalım. Sanırım nasıl yıldızları yalnız
gece görüyorsak, insanları da gece tanıyoruz. Şimdi sessiz bir geceden kalma gündüze
dökelim içimizi. Ve göğe bakalım...
deneme
ATAKAN ŞEBER BEHÇEMDE BİRİ VAR
11. sınıf
Her insanın gönlü bir bahçedir. Benim de içimde bir bahçe var.
Bahçeme ansızın, habersiz, sessiz sedasız biri girdi. Çiceklerimi koparıyor, “koparma”
diyemiyorum. Ağaçlarımın dallarını kırıyor, kırma diyemiyorum. Bahçemi yakıp yıkarken
ben sadece evin penceresinden izliyorum. Kapıyı açıp çıkıp yanına gitmek istiyorum,
gidemiyorum.
Bahçeme çok insan girdi, hepsi de çıkıp gitti. Şimdi onun gitmemesini, canımı
yakmasından zevk alırcasına istiyorum. Durmuşum bir umutla bekliyorum; kapının
açılmasını ve onun içeri girmesini...
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 39
AKŞAMI SONSUZ deneme
ETMEK HİLAL İREM ŞEKER
11. sınıf
Şu aşka bakın! İnsan sevdikçe iyileşiyor...
Hep yeniden, ilk günkü gibi olmalı aşk.
evgi, ne kadar küçülmüş bir duygu olmuş böyle. Ne kadar da hafife alınmış. Benliğini
Skaybetmiş şiirlerle, kısa ömürlü ilişkiler sürdürülüyor. Bir insanın bir insana duyduğu aşk
böyle mi olmalıydı? Kolay mı bu kadar? Aşık olmayanların dilinde “Göğe Bakalım” şiirini
duymak zorunda mıyız(!)
Oysaki Turgut Uyar’ın Tomris Uyar’a olan aşkı, günümüzde gönül eğlendirmek için,
duygularla oynanmak için yazılmamıştı! Paylaşılamayan kadın Tomris... Şu aşka bakın! İnsan
sevdikçe iyileşiyor... Hep yeniden, ilk günkü gibi olmalı aşk.
Küçük bir engelde vazgeçmemeliyiz. Edip, Cemal, Turgut gibi olmalı. Şiir yazdırtan bir
taraf var: İşte bu aşktır. “Sevgililik zamanla biter, bitmeyen tek şey sevginin, aşkın gerçek bir
dostluk olduğudur.” demiş pek sevgili Tomris.
Hadi o halde, hep beraber göğe bakalım!
erik ağacına deneme
asılmak GÖKMEN ÇETİN
11. sınıf
oğu insanın çocukluğu öldü aslında. Yaşatabildiğimiz kadar yaşatmalıyız. İnsanın
Çmerhametidir çocukluğu. İnsanlığımızı yitirmek de engeldir.
Bazen haykırıyor içimden. Oyun oynamak istiyor. Şen kahkahalar atıyor. Tüm kötü niyetli
insanlar bile umutla bakarken ben de acı acı gülümsüyorum. Yitirmek istemiyorum onu.
Asfaltta çıkan bir çicektir çocukluk, yağmurdan sonra çıkan gökkuşağıdır. Renkleriyle sarar
insanı. Geçmişte kalmaz asla, gelecektir aynı zamanda. Temizliğine, saflığına sığınıyorum
ara sıra.
Hüznüm de sevincim de sürekli benimle. Değerli taş mirasımdır. Hâlâ terli terli soğuk su
içerim. Ve hâlâ gördüğüm erik ağaçlarına asılırım. Bahçemde biri var, asla kaybetmeyeceğim.
40 SAYI 01
anı BİR FOTOĞRAFIN
EKİN AYDIN
11. sınıf HİKAYESİ
İlk defa bulunduğum şehirden
uzaklaşıyordum, taşımış olduğum minicik
kalbim heyecanla dolmuştu, hatta kalbimden
taşıp mideme kadar akmıştı. Oradan da
kelebek olup uçmuştu. Yaşımın küçük
olmasından çıkamadığım uzun yolculukların
acısını çıkartacaktım. Şehrimden bu kadar
uzaklaşmamın elbette bir sebebi vardı: Teyzem
üniversiteden mezun oluyordu. Üniversite,
mezun gibi terimler bana çok uzak ve yabancı
gelmişti ilk duyduğumda. Neyse ki beni sadece
işin eğlenceli kısmı ilgilendiriyordu. O sabah
annem beni hazırladı, anneannem ile Samsun’a ağlıyorsun?” diye sorunca beni kaçıracağını
teyzemin yanına gitmek üzere yola koyulduk. düşünerek ona vurmaya başladım. Yumruk
Mezuniyetten bir gün önce Samsun’da yapınca yerdeki küçük taşlara benzeyen
olacaktık. Havanın şansımıza güzel olduğunu elimi ve kendime göre çok güçlü olduğunu
öğrendim ve denize de girebilecektim bu hissettiğim vuruşlarımı kullanıyordum. “Git
sayede. burdan!” diye bağırıyordum sadece. O ise
telefonunu çıkarmış biriyle konuşuyordu.
Samsun’a vardığımızda ne kadar büyük ve “Evet evet burda... Merdivenlerin oradayız...
güzel olduğunu fark ettim. Bu koca şehrin Tamam bekliyorum... Merak etme ayırmam
içinde küçücük kaldığımı düşündüm durdum. yanımdan.” Eyvah! Diye geçirdim içimden.
Yemekler yenildi ve herkes yorgun olduğu İkinci bir adam gelecekti ve beni kesin
için uyumak üzere odalarına çekildi. Adeta kaçıracaklardı. Oradan uzaklaşmak çok iyi
hayal kırıklığı yaşıyordum. Hayal ettiğim gibi bir fikirdi fakat beni kolumdan tutmuştu.
olmamıştı. Pencereden izlediğim deniz bana Daha çok ağlamaya başladım. Birkaç dakika
çok uzak görünüyordu. Anlaşılan bugün bana sonra teyzem ve anneannem beni kucakladı.
deniz yoktu ve sanırım tek çarem uyumaktı. Öyle mutlu oldum ki tarif edemem. İkisine
Sabah uyandığımızda teyzem hazırlanmak için de kocaman sarıldım. Daha sonra beni
tüm işlerini halletti. Okuluna vardığımızda bırakmayan adamı şikayet ettim: “Bu adam
ağzımın “O” şekli alışını asla unutamam. beni kaçıracaktı. Az önce de bir adamla konuştu
Kocamandı. Uzunca bir süre kendimi büyüyüp telefonda, o da gelir birazdan hadi kaçalım
bu okulda okuduğumu düşündüm. Alan çok teyze.” dediğimde sadece bana güldüklerini
kalabalıktı. Ben ise kendimi üniversitenin gördüm. Meğer o adam teyzemin arkadaşıymış
akıbetinde kaybetmiştim. Anneannem ve ve telefonda konuştuğu kişi teyzemmiş, beni
teyzemin içinde oldukları heyecan ve telaş teyzemin yanında görmüş ve öyle tanımış,
üzerine beni bir hayli unuttuklarını fark ettim ağlayınca da kaybolduğumu anlamış. Çok
çünkü yanımda yoklardı. Kalbim hızla çarpıyor, utanmıştım ama adını bilmediğim adam bunu
göz pınarlarımın yaşarmasından dolayı her hiç sorun etmemişti. Hatta törenden sonra
yeri bulanık görüyor, anneannem ve teyzemi bana cübbesini ve şapkasını bile vermişti.
asla seçemiyordum. Bir adam yaklaştı yanıma. Fotoğrafın en sağında duran kişi yani beni
Kaşlarımı çatarak onu izledim. “Noldu, neden kurtaran kişiyi görmektesiniz.
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 41
şiire sığmak deneme
şiire sığınmak GÜL DENİZ KÖK
10. sınıf
“Ağlasam sesimi duyar mısınız
mısralarımda/Dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma ellerinizle? Göğe
bakalım. Sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da sevmesi şart mı? Bütün
iş Tahir’le Zühre olabilmekte yani
yürekte. Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı söylemek gibi bir
şey. Her mihnet kabulümdür yeter
ki gün eksilmesin penceremden. Bir
yere gidiyorum delice aklımda sen.
Yanındaki adam mutlaka kardeşindir.
İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir.
Bir gün gelirde unuturmuş insan en
sevdiği hatıraları bile. Sen olunca
zaman yetmiyor sen olmayınca da
geçmiyor. Sana bir şiirler olmuş sevgili, yüzün gözün söz içinde hangi imla kılavuzuna
baksam benden ayrı yazılıyorsun. Yeniden başlamak yorar insanı ama sonunda kavuşmak
mutlu olmak var. Seni düşünürken kucağımdan çiçek kokusu yükselir. Sen kara gözlü
gözümden uzak olunca ben hasta olurum. Azı karar, olmadı hiç sevmelerim. Hep çoğu
zarar dedikleri kadar sevdim. Şimdi bir tren penceresinden başka dünyalara bakar
gibiyim. ’’
Yukarıdaki okuduğunuz metnin cümleleri arasında bir anlam kurmaya çalışmayın. Farklı
şiirlerin insanlarından topladığım sadece birkaç dize ile oluşmuş bir metin bu.
İşte şiir öyle derin bir denizdir ki, içinde binlerce duygu, içinde binlerce anı, içinde binlerce
insan taşır… Kimisi mutlu, kimisi mutsuz… Kimi özlüyor, kimisi özleniyor… Hepsinin bir
hayali olduğu kadar hepsinin bir derdi var. Söz gelimi hepsi farklı dünyaların insanları,
hepsinin acısı en büyük, oysa hepsi şiire sığınıyor.
42 SAYI 01
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 43
BAŞAK ÖZÜLK
10. sınıf
Kendi kendine deneme
çiçek YAREN BOZBIYIK
11. sınıf
endimi çok seviyorum. Narsist bir bakış açısıyla değil. İnsan olduğum için seviyorum.
KHatalarımla, eksikliklerimle, başardıklarım ve başaramadıklarımla seviyorum. Zaman
zaman kızıyorum da, anlaşamadığımız noktalar var ama birlikte daha çok yolumuz var,
ulaşacağız. Genellikle olur öyle şeyler, deyip geçiyorum.
Kendime karşı gösterdiğim ciddi de bir anlayışım var yani. Harcamıyorum hemen kendimi.
Önemsiyorum, hediyeler alıyorum, gönlümü alıyorum, bazen kendi elimi tutuyorum,
sarılıyorum. Destekliyorum kendimi, kendi kendime “Aferin diyorum, aferin bana’’. Bazen
küsüyorum kendime, sonra hemen barışıyorum, insan önce kendisiyle barışacak, önce
kendini sevecek ki sonra başkalarına dağıtabilsin sevgisini...
Ama biz genel olarak buna pek meyilli değiliz. Kendimizde bitmek bilmeyen bir mücadelemiz
var. Sevmiyoruz, sevsek de gerekli önemi ve hassasiyeti göstermiyoruz. Sevginin dıştan içe
gelen bir şey olduğunu düşünüyor, hep birilerinin bizi sevmesini bekliyoruz. Oysa sevgi,
önce içten içe olacak. Kalbinde kendine de geniş bir yer ayıracaksın. Sonra içten dışa
yayılacak. Biz bunu fark edip yerine başkalarının bizim için bir şeyler yapmasını bekliyoruz.
Başkaları sevsin bizi. Başkaları bizi düşünsün, başkaları hatırlasın hep, başkaları desteklesin,
kutlasın, önemsesin. Bekliyorum gelsinler ve beklentilerimizi yerine getirsinler diye ömür
boyu bekliyoruz.
Eğer sen de bekliyorsan, hadi kalk artık. Kimse sana çiçek almıyor, hediye almıyor, güzel
bir şey söylemiyor diye bekleme. Git kendine çiçek al, hafif bir şarkı mırıldanarak bir kahve
yap kendine. Sadece kendin için bir demlik çay demle. Geç aynanın karşısına “gözlerim
güzelmiş’’ de. Uzun zamandır almak istediğin hediyeyi al. Ne çıkar?
Önce sen mutlu et kendini. Göreceksin, bunu başardığında beklediklerin de gelecek...
Fotoğraf: İbrahim Can Yurttaş
44 SAYI 01
deneme SENİ
BUKET ÖZKAN
11. sınıf GÖREMİYORUM
Yazdıkça, yazdıkça doğruyu buluyorum.
Artık senin değil, mavinin bana hüzün verdiğini farkediyorum.
azen deniz kenarına oturup bomboş baktığımı,
Bucu gözükmeyen bu sokakta kaybolduğumu
hissediyorum. Yalnızlığıma çare bulacakmış gibi
uğuldayan rüzgarın sesi, bana arkadaş olan onca
martının arasında gözüme ilişen sadece mavi...
Tonlarca insan arasında bu kadar yalnız hissetmek
doğru olmasa gerek. Peki ben ne yapıyorum? Her
nokta dediğimin sonuna devam edecekmiş gibi
neden iki nokta daha ekliyorum. Doğru mu? Değil.
Fakat karşı koyamıyorum. Bu amansız duyguya engel
olamıyorum. Bana neden gökyüzünü sevdiğimi
soruyorlar. Onlara seni orada gördüğümü söylemeli
miyim? Bir daha asla göremeyeceğim maviliklerini, sinirlendiğinde ağlayan, intikamını
gözyaşlarıyla boşaltan gökyüzünü, benden uzaklaştığın o anki halin olduğunu anlatmalı
mıyım? Yoksa bir daha bakamayacağım, maviden arkamı dönüp kaçmalı mıyım? Deniz Hoca
konuları sırasıyla yazmaya başladığında “maviyi” görmeyi hiç beklemiyordum. Gördüm ya o
an, yalnızca bunlar geldi aklıma, yalnız sana ait olan mavi...
Neyi fark ediyorum biliyor musun? Elime her kalem kağıt aldığımda bir seni bir de maviyi
anlatıyorum. Peki sonuç ne biliyor musun? Koca bir hiç. Yazdıkça, yazdıkça doğruyu
buluyorum. Artık senin değil, mavinin bana hüzün verdiğini farkediyorum. Geçen her sihrin
son bulacağını bir türlü anlamıyorum. Sonunda en çok acıyı yine ben hissediyorum. Edip
Cansever’in dizelerini şimdi kalbine ve aklına sarıyorum:
“Maviyi soruyordun,gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
Bir renk değildir mavi huydur bende
Ve benim yetinmezliğimdir
Ve herkesin yetinmezliğidir belki
Denecektir ki bir süre
Ve denecektir
Bir akşam üstünü düşünmek bir akşam üstünü düşünmekten
Başka nedir ki”
Şimdi ise tek bir cümle kaldı artık dilimde, nasıl olsa devam edecek olan benim küçük
dünyam. Şimdi senin için anlam bulan mavi, yıllar sonra ne kağıtların en sevdiği, ne de güzel
sözlerin tahtası olacak. Bilemiyorum...
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 45
46 SAYI 01
MELEK ÖZKAN
11. sınıf
deneme KUYUDAKİ
AYGÜN AŞIK
11. sınıf BALIK
ahallenin kuyusunda balık varmış, dediler. Canlı fakat ölü bir balık. Kuyunun
Mduvarındaki taşlara çarpan küçük bedeni sanki daha çok kaçıyor insan sesinden.
İnsanlık kirli sularda, karanlık yollarda, yer altında öldü. Biri onu salındığı yerden geri alsa
da, ölümün çaresi yok. Küçük bir kız çocuğu, saçını saldığında belki çırpınanları kurtarabilir
ancak minik kalpleri kaç saat dayanabilir beraberliğe? Bir yudum sevgi koskoca bir okyanusa
bedeldir. Balıkların gözyaşları akmaz ama dolaştığı okyanusun her köşesinde gözyaşı yuvaları
vardır.
Bir şeyi çok sevdiğinizde, o şeye körü körüne bağlanırsınız. Bir balığa bağlanmıştım ben de.
Onu ne kadar üzsem de her zaman kuyuların denize dökülen soğuk sularında boğulurcasınca
koştum peşinden. Benim boğulmam, yüreğimdeki insanlığı çekip koparan insanlık balığının
beni bulmasıdır. Beni bulduğu yerde insana dair çığlıklar atabilir. Ancak balık yaşadığı
kuyudaki hüzün sularına bir daha geri dönemez.
Fotoğraf: Minel Bahtiyar
deneme
BUĞRA DERYAL kırık kapı
11. sınıf
Bizim kapımız kırıktı hayata, içinde kuş seslerinin çalmadığı bir sessizliği andırıyordu
adeta. Umutla başlayan bir günde küçük bir çocuğun gözyaşları ile boyandığı fakat sabah
güneşinin ışıklarını yansıtan aydığınlığı taşıyordu. Tüm olumsuzluklara rağmen heybetli
görüntüsünde bir güveni, bir umudu, aydınlık yarınları simgeliyordu adeta. Evden dışarı
çıktığımda, huzurun dünyaya açılan en güzel kahkalarını duyuyordum. Sevgiyle bakıyordum
yarınlara. Gezdiğim yerler, yaşadığım anılar, hissettiğim mutluluk, gözlerimden çıkan
kahkahalarımdan, umutsuzluklarım hayal kırıklıklarımın limanıydı. Her tarafı kırık da olsa,
dayandığım heybetiyle yarınlarımı simgeleyen benim dünyamdı.
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 47
FARKLILIK İÇİN deneme
DÜŞÜN HİLMİ AKAN
12. sınıf
Kurduğum hayaller benim hayallerim mi yoksa
izlediğim dizideki karakterin hayalleri mi, tam olarak
kestiremiyorum.
nceden herkesin çektiği acının aynı olduğunu düşünürdüm. İnsanların farklı
Öolabileceğini hiç düşünmezdim. İnsanların tuttuğu takım bile aynı değilken, bunu
düşünmem aptallıkmış. Renkleri bile aynı olmayan insanlar aynı acıyı nasıl çekebilirler ki?
Aynı hayatı yaşamasak da aynı gökyüzünü paylaşıyoruz. Aynı sona yaklaşıyoruz. Peki
bunları neden fark edemiyoruz? Çünkü düşünmeyi, karar vermeyi bıraktık, kendi yerimize
düşünecek insanları seçtik, yönetmek yerine yönetilmeyi tercih ettik.
İnsanlar artık düşünmekten yoruldu. Bir şey yapacağı zaman “Acaba bunu yaparsam insanlar
ne der?’’ Yahut “Etik kurallarına uygun mu?’’ gibi sorulara yöneldiler. İnsan kendi vicdanına
“Ben bunu yapacak insan mıyım?” diye sorsa bütün mesele hallolacak oysaki.
Biz nasıl bir insanız? Doğruyu doğru olduğu için mi yoksa gösteriş için mi yapıyoruz? Biraz
da iğneyi kendime batırayım. Kurduğum hayaller benim hayallerim mi yoksa izlediğim
dizideki karakterin hayalleri mi, tam olarak kestiremiyorum.
Ya da hayattaki
gerçeklikten zevk
almayı mı bıraktık?
O zaman hayat
sosyal ağlardan
ibaret. Galiba az
önce hepimizin
ortak sorununa
değindim. Peki
neden böyle? Artık
beraber iki kelime
konuşmak, fikir
ayrılıklarına düştüğümüz konuları tartışmak bize zevk vermez hale geldi. Birçoğumuz klavye
delikanlısı olduk. En ufak tartışmayı kavgaya dönüştürecek hale geldik.
Peki insanlık nereye gidiyor? “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” diyen
peygamberin, kardeşlerinden dahi haberi olmayan ümmeti... Neden bu hale getirildik ya
da getirmelerine izin verdik? Neden buna destek olmayı seçtik. ‘’Hiç akıl etmez misiniz?’’
ayetini insanoğlu ilk yıllardan beri az düşünmese Rabbimiz bunu bize söyler miydi? Düşün.
Düşünmek farklılıktır. Farklılık kendi cevherimizi ortaya çıkartmaktır.
48 SAYI 01
ÇORLU MİMAR SİNAN ANADOLU LİSESİ MAYIS 2017 49
ÇİÇEKLİ GAZEL
Bir tek yaprağını koparmaya kıyamadığım
Sen güldüğünde açılırdı papatyalar
O umutla bakan gözler kayboldu
Koklamaya korktuğumu çekip aldın yâr
Göz göze geldiğinde canın yanar
Derdimi anlatsam çiçek solar
Siyaha çaldı kalbim beyazdan
Bir çaresiz bekleyiş içinde rüzgâr
Beklerim ben seni belki gelirsin diye
Kıyamadığım papatyayı soldurma, ağlar.
İREM SENA KELEŞ, 10. sınıf
***
SENİN İÇİN gazel
Benim ah edişim senin güzel yüzün içindir.
Kapından her gelip geçişim, sana varmak içindir.
Ey güzel, hiç sormaz mısın halin nicedir diye
Benim hallere bürünüşüm senin görmen içindir.
Sevgili, gelir güzel yüzün rüyama
Benim uyumak isteyişim sana varmak içindir.
Bu aşk pek acı, yakıyor içimi
Doktor randevum ayrılığa merhem bulmak içindir.
Nedir sevgili bu kavuran sıcak ya bu çorak toprak.
Benim çöllere düşüşüm Leyla olmak içindir.
Edanur DEMİR, 10. sınıf
50 SAYI 01