Ay'da ya§ayan birinin ektiği bir tohumdan büyümü§, diğerle
rinden farklı tekinsiz bir ağaçtan yapılmı§ bir ma§rapa mayalan
mı§ özsuyu sundular ve Carter merasimle içerken aralarında
çok tuhaf bir konu§ma ba§ladı. Zooglar, ne yazık ki, Kadath
doruğunun nerede olduğunu bilmiyorlardı, hatta soğuk çölün
bizim dü§ alemimizde mi, yoksa ba§ka bir dü§ aleminde mi
olduğunu bile söyleyemiyorlardı. Yüceler'le ilgili söylentiler
hemen hemen her taraftan duyuluyordu, sadeceYüceler'in vadi
lerden çok, yüksek dağların doruklarında olmasının daha kuv
vetli bir olasılık olduğu söylenebilirdi, çünkü, Ay tepelerinde,
bulutlar ayaklarının altında, böylesi zirvelerde dans ettiklerini
anımsayanlar vardı.
Sonra çok ya§lı bir Zoog, diğerlerinin duymadığı bir §ey
anımsadı ve unutulmu§ Kuzey Kutbu krallıklarından uyanık
insanlar tarafından yazılmı§ ve tüylü yamyam Gnophkehs çok
tapınaklı Olathoe'yu alt edip Lomar Ülkesinin bütün kahra
manlarını kestiğinde dü§ler alemine getirilmi§ olan inanılmaz
eskilikteki Pnakotic Elyazmalarının son nüshasının hala S kai
Nehrinin ötesindeki Ulthar'da bulunduğunu söyledi. Dediğine
göre, bu elyazmalarında tanrılar hakkında birçok bilgi bulunu
yormu§ ve Ulthar'da tanrıların i§aretlerini görmܧ olan birçok
insan ve hatta ay ı§ığında tanrıların dansını seyretmek için bü
yük bir dağa tırmanmı§ ya§lı bir rahip varını§. Arkada§ı tanrıları
görerektarifedilemez bir §ekilde yokolurken, bu rahip tanrıları
görmeyi ba§aramamı §.
Böylece Randolph Carter, titre§imlerle kendisiyle dostça
konu§an ve yanında götürmesi için bir ma§rapa daha Ay-ağacı
içkisi veren Zooglara te§ekkür etti ve hafifbir ı§ımayla aydınla
nan ormanın öte yanına doğru, Skai Nehrinin Lerian'un ya
maçlarından hızla aktığı ve Hatheg, Nir ve Ulthar'ın ovada bir
b�nek gibi göründüğü tarafa doğru yola koyuldu. Birçok merak
lı Zoog sinsice pe§ine dü§tü, çünkü ba§ına neler geleceğini
öğrenmekve öyküsünü halklarına anlatmak istiyorlardı . Köy
den uzakla§tıkça engin me§eler daha da sıkla§tı, Carter me§ele
rin bir miktar seyreldiği, olağandı§ı sık mantarlar, çürümü§,
küfbağlamı§ ve yıkılmı§ karde§lerinin pelteye dönü§mܧ kü
tükleri arasındaölmü§ya daölmeküzere durduğu bir yeri görmek
337
için dikkatle etrafina bakınıyordu. Buradan keskin bir dönü§le
sapacaktı, çünkü bu noktada ormanın zemininde kocaman ta§
bir kapak bulunuyordu ve yakla§ma cesaretini gösterenler kapa
ğın üzerinde üç ayak geni§liğinde demir bir halka bulunduğu
nu söylerler. Küfbağlamı§ arkaik kocaman ta§lardan yapılmı§
çemberi ve niçin yapılmı§ olduğunu amınsayan Zooglar, üze
rinde kocaman bir halka bulunan bu devasa kapağın yakınların
da pek oyalanmazlar; çünkü unutulmu§ olanın mutlaka ölü
olması gerekınediğinin pekala farkındadırlar ve kapağın yava§
yava§ kaldırıldığını görmekten hiç ho§lanmazlar.
Carter, sapması gereken yerden saptıve daha ürkekZoogla
rın korku dolu seslerini duydu ardında. Kendisini takip edecek
lerini biliyordu, bu yüzden bundan rahatsız olmadı; çünkü,
insan bu gözetlerneye meraklı yaratıkların anormalliklerine
alı§ıyordu. Ormanın kıyısına geldiğinde ortalık alacakaranlıktı
ve aydınlığın artmasından birazdan §afak sökeceğini anladı.
Skai Nehrinin döküldüğü yamaçların a§ağısındaki bitek ovalar
da kulübelerin bacalarını gördü; a§ağıda huzur dolu bir ülkenin
çitleri,sürülmü§ tarlalarıve saz damları uzanıyordu. Bir defasında
bir tas su almak için bir çiftlik evinin kuyusunda durdu ve bütün
köpekler, göze çarpmadan otların arasına sıvı§an Zooglara kor
kuyla havladılar. Carter, insanların kalkmı§ olduğu bir ba§ka
evde, tanrılar hakkında ve Lerion üzerinde sık sık dans edip
etmedikleri hakkında sorular sordu, ama çiftçiyle karısı sadece
Eski ݧareti yaptılar ve Nir ile Ulthar'a giden yolu gösterdiler.
Öğlen, daha önce bir kez ziyaret etmi§ olduğu ve bu yöndeki
eski seyahatlerinin en uzak noktasını olu§turan Nir kentinin
geni§ bir caddesinde yürüyordu; sonra çok geçmeden, bin üç
yüzyıl önce in§a edilirken ortasına ta§ ustalarının kurban olarak
canlı bir insan kapattıkları büyük ta§ köprüye geldi. Öte yakaya
geçince rastlanılan kedi bolluğu (hepsi de ardı sıra gelen Zooglar
yüzünden sırtını kamburla§tırdı) Ulthar'ın yakın olduğunu
gösteriyordu; çünkü, Ulthar'da çok eski ve anlamlı bir yasaya
göre, hiç kimse kedi öldüremezdi. Ulthar'ın varo§ları küçük
ye§il kulübeleri ve düzenli çitlerle çevrilmi§ çiftlikleriyle pek
ho§tu; alı§ılmadık derecede tuhafkent ise, eski üçgen çatıları,
çıkıntılı üst katları, sayısız baca külahları, nazik kedilerinden
338
yeterince yer kalmı§sa görülebilen eski ta§ dö§eli, dar yoku§la
rıyla daha da ho§tu. Yarı-görünmez Zooglar, kedileri bir derece
ye kadar dağıtml§ olduğundan, Carter doğrudan, rahiplerin ve
eski kayıtların Eskiler'in alçakgönüllü tapınağının bulunduğu
nu söyledikleri yere yöneldi ve Ulthar'ın en yüksek tepesini bir
taç gibi süsleyen, ta§larını sarma§ıklar bürümü§ saygın kulenin
içine bir kez girdikten sonra, ta§lık çöldeki yasak Hatheg-Kla
doruğuna tırmanıp oradan sağ salim dönmü§ olan ya§lı ve say
gın Atal'ı aramaya ba§ladı.
Tapınağın en üstünde, kavis §eklinde sarkan çiçeklerden
yapılm!§ kordonlu bir fildi§i kürsüde oturmakta olanAtal, tam
üç yüz ya§ındaydı ama aklı da belleği de sapasağlamdı. Carter
ondan tanrılarla ilgili çok §ey öğrendi; ama onlar Yeryüzünün
tanrılarıydı vebizimdü§ alemimizi pekyönetmedikleri gibi ba§ka
bir yerde güçleri ve ikametgahları da yoktu. Atal'ın söylediğine
göre, iyi taraflarına denk gelirse bir insanın yakarı§larına kar§ılık
verdikleri olurdu; ama insan onların soğuk çöldeki Kadath'ın
doruğunda bulunan damarlı akik §atolarına tırmanmayı aklın
dan bile geçirmemeliydi . Bereket versin, Kadath'ın gökyüzüne
doğru yükseldiği yeri kimse bilmiyordu, çünkü oraya tırman
manın sonuçian çok ciddi olurdu; Atal'ın yolda§! Bilge Barzai
sadece bilinen Hatheg-Kla'nın zirvesine tırmandığı için çığlık
çığlığa gökyüzüne çekilip alınmı§tı. Bilinmeyen Kadath da ise,
eğer bulunabilirse, her §ey daha kötü olurdu; çünkü, her ne
kadar bazen akıllı bir ölümlüYeryüzünün tanrılarını geçebilirse
de, onlar Dı§arıdan Ba§ka Tanrılarca korunmaktaydılar ki, bu
sonuncuları tartı§mamak en iyisiydi. Dünya tarihinde e n az
iki defa Ba§ka Tanrılar damgalarını vurmu§lardı; bir defa, oku
namayacak kadar eski olan Pnakotic Elyazmalarındaki çizim
den anla§ıldığı kadarıyla tufanöncesi dönemde, bir defa da Bilge
BarzaiYeryüzü tanrılarının ay ı§ığında dans edi§lerini görmek
istediğinde Hatheg-Kla üzerinde. Bu yüzden, dedi Atal, diplo
matça dualar dı§ında tanrıları rahatsız etmemek çok daha iyi
olacaktı.
Atal'ın cesaret kırıcı öğüdüyle Pnakotik Elyazmaları ve
Hsan'ın Gizemli Yedi Kitabını bulma konusunda pekyardımcı
olmaması yüzünden dü§ kırıklığına uğrayan Carter, yine de
339
tümden umudunu yitirmedi. ilkin, tanrıların yardımı olmadan
da bulabileceğini dü§ünerek, ya§lı rahibe parmakiıktı taraçadan
görülen olağanüstü günbatımı kenti hakkında sorular sordu;
ama Atal bu konuda hiçbir §ey diyemedi. Belki de, dedi Atal,
burası herkesin bildiği genel hayal alemine değil de Carter'ın
kendine has dü§ alemine ait bir yerdi ve ba§ka bir gezegende
olması pekala mümkündü. Bu durumda, Yeryüzü tanrıları iste
seler de ona yol gösteremezlerdi. Ama durum pek böyle görün
müyordu, çünkü dü§lerin engellenmesi, burasının Yüceler'in
ondan gizlemek istedikleri biryer olduğunu açıkça gösteriyordu.
O zaman Carter çok fena bir §ey yaptı; içinde hiç kötülük
olmayan ev sahibine Zoogların kendine vermi§ olduğu ay
§arabından o kadar cömert ikramlarda bulundu ki, ya§lı adamın
çenesi dü§tÜ. Sakınımı bir yana bırakan zavallı Atal yasak §eyler
konusunda gevezelik etti; gezginlerin anlattığı Güney Denizin
deki Oriab adasında bulunan Ngranek dağında kayalara oyul
mu§ büyük bir resimden söz etti ve bunun, ay ı§ığında dans
ettikleri günlerde yeryüzü tanrılarının bir keresinde kayalara
resmetmi§ oldukları kendi resimleri olabileceğini ima etti. Ve
hıçkırıklar arasında, bu resmin çok tuhafözellikleri olduğunu,
insanın onu kolayca tanıyabileceğini ve sahici tanrıların kesin
i§areti olduğunu anlattı.
Carter bu bilgilerle tanrıları bulabileceğini anladı. Yüceler'in
e n gençlerinin zaman zaman kılık deği§tirerek insanoğluyla
evlendiği bilinir, bu yüzden Kadath'ın yer aldığı soğuk çölün
sınırlarınayakınyerlerde ya§ayan bütün köylüler onların kanını
ta§ıyor olabilirdi. Durum böyle olunca, bu çölü bulma i§i
Ngranek'teki ta§yüzü bularak özelliklerini belleğine kazıdıktan
sonra, ya§ayan insanlar arasında bu resme benzeyenleri arayıp
bulmaya kalıyordu. Bu insanların en çok bulunduğu yer, tanrı
ların oturduğu yerin yakınlarında ve Kadath köylerin gerisinde
uzanan ta§lık çölde olabilirdi.
Böylesi bölgelerde Yüceler hakkında çok §ey bilinir, kanları
nı ta§ıyan insanların belleğinde ara§tırmacı için yararlı bazı
bilgiler kalmı§ olabilirdi. Onlar kimin soyundan geldiklerini
bilmiyor olabilirlerdi; tanrıların insanlar tarafından biliniyor
olmaktan ho§lanmamaları yüzünden, Carter'ın daha Kadath'a
340
tırrnanrnayı dü§ünürken kavradığı gibi, bilinçte yüzlerini gör
mܧ hiç kimse bulunarnayabilirdi. Ama tanrıların, aralarında
ya§adıkları insanlar tarafindan yanlı§ anla§ılan tuhaf, yüce fikir
leri olabilirdi; sıradan insanların onları aptallıkla nitelernelerine
yol açan, dü§ alemindekilere bile benzerneyen uzak yerlerden
ve bahçelerden söz etrnݧ olabilirlerdi. Tüm bunlardan, insan
belki de Kadath'ın sırlarını öğrenebilir, tanrıların gizli tuttukları
o olağanüstü günbatımı kentiyle ilgili ipuçları edinebilir ve
hatta bazı durumlarda bir tanrının sevgil i çocuklarından birini
rehine alabilir ve kimbilir belki de kılık değݧtİrerek güzel bir
köylü kızıyla evlenrnݧ ve insanlar arasında oturan bir tanrıyı
yakalayabilirdi.
Atal, Oriab adasındaki Ngranek'in nasıl bulunabileceğini
bilmiyordu, ama bugüne kadar hiçbir Ultharlının asla gitme
mݧ olduğu, sadece tüccarların kayıklarıyla ya da çok sayıda
katır ve iki tekerlekli arabadan olu§an kervanlarıyla geldikleri
Gi?ney Denizi'ne doğru köprüterin altından §akıyarak akan
Skai nehrini izlemesini salık verdi. Orada Dylath-Lean adında
bir kent vardı, ama adı açıkça söylenrneyen kıyılardan yakuttarla
dönen üç sıra kürekli kara kadırgaları yüzünden bu kent Ulthar'da
pek iyi tanınrnıyordu. Mücevherat satıcılarıyla ݧ yapmak üzere
bu kadırgalardan inen tüccarlar insandılar, ya d a neredeyse in
sandılar, ama kürekçiteri gören olrnarnı§tı ve kara gernilerle
bilinmeyen yerlerden gelen, kürekçiteri görünmeyen bu tüccar
lar hakkında Ulthar'da pek iyi §eyler dü§ünülrnüyordu.
Bu bilgileri verirken Atal'ın uykusu geldi ve Carter, onun
uzun sakalım uygun bir §ekilde göğsünün üstüne toplayarak
onu kakrnalı abanoz yatağına yatırdı. Gitrnek üzere döndüğün
de bastırıtmaya çalı§ılan hiçbir tela§lı sesin kendini izlemediğini
görerek Zoogların meraklı takiplerini neden bu kadar tavsattık
larını merak etti. Sonra büyük bir zevkleyalanrnakta olan kendi
lerinden ho§nut, besili Ulthar kedi yavrularını fark etti ve ya§lı
rahiple konu§rnaya daldıkları sırada tapınağın a§ağı katlarından
gelen belli belirsiz tıslarna ve rniyavlarnaları a nırnsadı. Ayrıca,
son derece küstah genç bir Zoog'un ta§ dö§eli sokakta kara bir
kedi yavrusuna nasıl kötü kötü baktığını daamınsadı. Ve Carter,
bu dünyada küçükkara yavru kedilerden çok hiçbir §eyi sevrne-
341
diği için, eğilip yalanmakta olan besili Ulthar kedilerini ok§adı
ve meraklı Zoogların artık ona e§lik etmeyecek olu§una hiç
üzülmedi.
Şimdi gün batmak üzereydi, bu yüzden Carter kente bakan
dik bir yoku§un üzerindeki eski bir handa konakladı. Ve odası
nın balkonuna çıkıp da güne§in eğik t§ıkları altında büyülü ve
gayet ho§ görünen kırmızı kiremitli çatıların denizine, ta§ dö§eli
yollarave ötelerdeki nefis tarlalara baktığında, daha büyük gün
batımı kentinin durmadan rahatsız eden, dürten anısı olmasay
dı, Ulthar'ın sonsuza dek ya§anılacak bir yer olduğuna yemin
ederdi. Sonra alacakaranlık çöktü; alçı sıvalı üçgen çatı duvarla
rının rengi moranp gizemli bir görünüme büründü ve küçük,
sarı t§ıklar eski kafesli pencerelerden birer birer süzüldü. Tepede
ki tapınaktan gelen tatlı çan sesleri duyuldu ve Skai nehrinin
kar§ı yakasındaki çayırların üzerinde, gökyüzünde ilk yıldız
tatlı tatlı göz kırprnaya ba§ladı. Gece olunca §arkılar duyuldu
ve sesleri Ulthar'ın süslü balkonlarının gerisinden, mozaiklerle
donatılmı§ avlularından duyulan lavtacıların eski günlere dizdi
ği övgüleri Carter ba§ını saliayarak onayladı. Ulthar'ın çok sayı
daki kedisinin sesi de geceye bir güzellik katabilirdi, ama çektik
leri tuhaf ziyafet nedeniyle çoğuna ağırlık basını§, üzerlerine
sessizlik çökmü§tü. Bazı kediler de sadece kedilerin bildiği ve
köylülerin Ay'ın karanlık yüzünde olduğunu söyledikleri gi
zemli bir aleme SlVl§ffil§iardı; kediler oraya yüksek evierin tepe
lerinden sıçrıyorlardı. Ama küçük kara bir yavru yukarı çıkıp,
mınidanarak oynamak üzere Carter'ın kucağına sıçradı ve en
sonunda, yastıkları uyku getiren, ho§ kokulu otlarla doldurul
mu§ küçük yatağına uzandığında ayaklarının dibine kıvrıldı.
Sabahleyin Carter, Ulthar'ın eğri!mi§ yünüveverimli Ulthar
çiftliklerinin lahanalarıyla Dylath-Leen'e doğru yola koyulan
bir tüccar kervanına katıldı. Altı gün, Skai nehri boyunca uza
nan düzgün yolda çın çın öten çanların e§liğinde yol aldılar;
bazı geceler küçük, tuhafbalıkçı kasabalarının hanlarında ko
nakladılar, diğer geceler de sakin nehirden gelen kayıkçtiarın
§arkılarını dinleyerek yıldızların altında kamp kurdular. Ye§il
çitleri ve korularıyla, garip çatılı kulübeleri ve sekizgen yel d e
ğirmenleriyle kırlar çok güzeldi.
342
Yedinci gün, ufukta bir duman belirdi ve ardından da Dylath
Leen'in, çoğu bazalttan yapılmış yüksek, kara kuleleri göründü.
İnce, köşeli kuleleriyle Dylath-Leen uzaktan Devler Yolu'na1
benziyordu ve karanlık sokakları hiç de davetkar değildi. Çok
sayıda rıhtımın yakınlarında birçok kasvetli meyhane vardı ve
kent, bazılarının bu dünyaya ait olmadığı söylenen, dünyanın
her tarafından garip denizcilerle kaynıyordu. Carter, kentin
tuhaf giyimli insaniarına Oriab adasındaki Ngranek doruğu
hakkında sorular sordu ve orayı çok iyi bildiklerini gördü. Bu
adada bulunan Baharna'dan gemiler gelmişti; bunlardan biri
bir ay içer:sindegeri dönecekti ve Ngranek bu limandan zebra
yürüyüşüyle iki günlük yoldaydı. Ama içlerinden çok azı tanrı
nın taştan yüzünü görmüştü; çünkü bu yüz, Ngranek'in sarp
uçurumlara ve uğursuz bir lav ovasına bakan en güç tarafınday
dt Bir defasında tanrılar bu taraftaki insanlara kızmış ve bu
meseleden Başka Tannlara söz etmişlerdi.
Bu bilgileri Dylath-Leen'in deniz kıyısındaki meyhanelerde
bulunan tüccarlardan ve gemicilerden almak zordu, çünkü,
onlar daha çok kara kadırgalar hakkında söyle§meyi yeğliyorlar
dı. Bu kadırgalardan birinin, bilinmeyen kıyılardan yüklediği
yakuttarla bir hafta içinde gelmesi bekleniyordu ve kasabalılar
onu Jimanda görmekten korkuyorlardı. Ticaret yapmak üzere
bu gemilerden inen insanların ağızları kocamandı ve alınlarının
üzerinde iki noktada çıkıntıyapan sarıklarında hoş olmayan bir
şeyler vardı. Ve ayakkabıları Altı Krallık'ta bugüne kadargörül
müş en kısa ve en acayip ayakkabılardı. Ama en kötüsü görün
meyen kürekçilerdi. Bu üç sıra kürek insanı huzursuz edecek
kadar canlı, uyumlu ve kuvvetli bir şekilde çekiliyordu ve tüc
carlar haftalarca ticaretie uğraşırken Jimanda duran bir geminin
tayfasının ortaya çıkmaması biraz tuhaftı. Dylath-Leen'in mey
hanecileri açısından, manavlar ve kasaplar açısından adil değildi;
çünkü gemiye erzakın kırıntısı bile gönderilmiyordu. Tüccarlar
sadece altınla, nehrin öte yakasındaki Parg'dan güçlü kuvvetli
siyah köleler atıyorlardı. Bu çirkin tüccarlarla görünmeyen kü
rekçilerin aldıkları bunlardan ibaretti; İngiliz Lirasıyla ödedikleri
1 ) DevlerYolu içinDelilik Dag1an 'nda adlı öykünün 63. dipnotuna bakınız.
343
Parglı §i§man kara adamlarla altın dı§ında kasaplardan ve ına
naviardan hiçbir §ey almıyorlardı. Ve güney rüzgarının bu ka
dırgalardan rıhtıma ta§ıdığı kokular tarif edilir gibi değildi. An
cak meyhanelerin pis kokulara alı§ık en yürekli sakinleri bu
kokuya dayanabilirlerdi. Böylesi yakutlar ba§ka bir yerden elde
ediliyor olsaydı Dylath-Leen asla kara kadırgalara ho§görü gös
termezdi; ama yeryüzünün bütün dü§ alemlerinde böylesi ya
kutların çıkarılabileceği ba§ka maden bilinmiyordu.
Carter kendisini, üzerine tann resmi kazılı Ngranek'in mağrur
ve çıplak götürecekgeminin Bahama'dan gelmesini sabırsızlıkla
beklerken, Dylath-Leen'in kozmopolit halkı bunları konU§U
yordu. Carter, bu arada gezginlerin pe§ine dü§erek, onların so
ğuk çöldeki Kadath ya da günbatımında bir taraçanın altında
uzanan duvarları mermer, çe§meleri gümü§ bir kent hakkında
bir §eyler bilip bilmediklerini ara§tırmaktan da geri durmadı.
Her ne kadar bu konuda bir §ey öğrenemediyse de, bir seferinde,
§a§ı bakan ya§lı bir tüccarın, soğuk çölden söz edildiğinde tuhaf
bir §ekilde gözlerinin parladığını dü§ündü. Bu adam, hiçbir
sağlıklı insanın ziyaret etmediği ve kötülük kokan ate§leri gece
leri uzaktan görülen Leng'in buzlu çöl yayiasındaki korkunç
ta§ köylerle yaptığı ticaretle ünlüydü. Hatta, yüzünde ipekten
sarı bir maske olan ve tari höncesi bir ta§ manastırda tek ba§ına
oturan ba§rahiple bile görü§tüğü söylenirdi. Böylebirinin, soğuk
çölde oturması muhtemel böylesi varlıklarla bir alı§ veri§inin
olmasından ku§kulanılması doğaldı, ama Carter, çok geçmeden
ona sorular sormanın bir yararı olmadığını anladı.
Sonra kara kadırga, bazaltsırtıve yüksekdeniz fenerini geçe
rek, güneyden esen rüzgarların kente ta§ıdığı tuhaf pis bir ko
kuyla, sessizeeve ayrıksı , limana süzüldü. Kıyıdaki meyhaneleri
bir huzursuzluk kapladı ve bir süre sonra çıkıntılı sarıkiarı ve
kısaayaklarıyla karanlık koca ağızlı tüccarlar, mücevherat pazar
larını aramak üzere ağır adımlarla karaya çıktılar. Carter onları
dikkatle gözetlerken onlardan nefret etti. Sonra Parglı iri yarı
kara adamları hornur hornur homurdanarak, tere batmı§ bir halde
sürüp o benzersiz kadırgaya götürdüklerini gördü ve i çler acısı
bu §i§man adamların, hangi ülkede -herhangi bir ülke söz ko
nusuysa, eğer- n asıl bir hizmete ko§ulacaklarını merak etti.
344
Ve kadırganın limana geli§inin üçüncü gecesinde rahatsızlık
verici bir görünü§ü olan tüccarlardan biri, meyhanelerde yaptığı
soru§turmayı ima ederek, suratmda pis bir s ırıtı§la Carter'la
konu§tU. Görünü§e göre uluorta konu§ulamayacak sırlaravakıftı
ve sesinin dayanılamayacak kadar iğrenç olmasına kar§ın, Carter
bu kadar uzaklara seyahatlar yapmı§ birinin bilgisinin göz ardı
edilemeyeceğini hissetti. Buyüzden tüccarayukardaki odalardan
birine çekilmeyi önerdi ve dilini çözmek için konuğuna Zoogla
nn Ay-§arabından kalan son yudumlanilcram etti. Yabancı tüccar
epeyce içtiyse de yüzündeki sırıtı§ hiç deği§medi. Sonra o da
kendi tuhaf§arap §i§esini çıkardı ve Carter, üzerine inanılmaz
desenlerkazılmı§ §i§enin içi oyulmu§ tekbir parçayakut olduğu
nu gördü. O da kendisini davet eden ki§iye kendi §arabından
sundu ve Carter çok küçük bir yudum almasına kar§ın bo§luk
taymı§ gibi ba§ının döndüğünü ve hayal edilemez ormanların
hararetini duydu. Bu arada konuğunun yüzündeki gülümseme
gittikçe yayılıyordu ve karanlıklara yuvarlanırken Carter'ın gör
düğü son §ey kötücül bir gülü§le kasılan karanlık iğrenç bir yüz
ve turuncu sarığın alnındaki iki çıkıntıclan birinin tutaraklı bir
ne§eyle sarsılarak çözülmesiyle ortaya çıkan dile gelmez bir §eydi.
Carter, GüneyDenizi'nin hayranlık uyandırıcı sahilleribo
yunca olağanüstü hızla uçan bir geminin güvertesine gerilmi§
bir tente altında, iğrenç, kokulariçerisindekendine geldi. Zincire
vurulmamı§tı, ama karanlık yüzlü, alaycı görünü§lü üç tüccar
sı rıtarak yanında duruyordu ve uğursuz ambar kapaklarından
süzülen pis koku kadar sankiarındaki tümsekierin görüntüsüy
le de yeniden bayılayazdı. Yeryüzü dü§ arkada§larından birinin
-eski Kingsport'taki bir deniz feneri bekçisinin- sık sık sözünü
ettiği görkemli ülkeve kentlerin önünden kayar gibi geçtiklerini
gördü ve unutulmu§ dü§lerin meskeni Zak'ın tapınaklı taraça
larını; hayalet Lathi'nin hüküm sürdüğü bin harikalı iblis kenti
kepaze Thalarion'un ince uzun kulelerini; ula§ılmaz hazların
ülkesi ve kutsal hayal kenti Sona-Nyl limanını koruyan §a§aalı
bir kemerin üzerinde kavu§an kristal ikiz burunu, Zura'nın
ölü kemikleriyle dolu bahçelerini tanıdı.
A§ağıdaki görünmez kürekçilerin anormal kürek vuru§la
rıyla kanatlanmı§ fena kokulu gemi tüm bu harikulade ülkeleri
345
sağlıksız bir §ekilde uçarak geçti. Ve gün sona ermeden, Carter
dümencilerin hedefinin, sıradan insanların ötesinde muhte§em
Cathuria'nın uzandığını söylediği, ama usta dü§çülerin yeryü
zü dü§ alemi okyanuslarının toptan hiçliğin derin uçurumuna
yuvarlandığı ve ba§ka dünyalar ve ba§ka yıldızlar arasındaki
bo§luğa, davul ve flüt sesleri arasında kör, dilsiz, karanlık ve
bilinçsiz Ba§ka Tanrıların bir cehennem dansı yaptıkları kaosta,
ruhu ve habercisi Nyarlathotep olan iblis sultan Azathoth'un
aç kurt gibi kemiripdurduğuyer olan, bilinen evrenin dı§ındaki
korkunç bo§luğa savrulduğu muazzam bir §elalenin kapıları
olduğunu çok iyi bildiği Batının Bazalt Sütunlarından ba§ka
bir yer olamayacağını anladı.
Bu aradaüç alaycı tüccar niyetlerinden tekkelime söz etmedi
ler, ama Carter, oniann kendini konuğundan almak isteyenlerle
ittifak içinde olduğunu çok iyi biliyordu. Dü§ aleminde, Ba§ka
Tannların insanlar arasındabirçok casusu olduğu anla§ılmaktaydı
ve ister insan, ister insandan daha a§ağı varlıklar olsun, bu casuslar,
tanrıların ruhu ve habercisi sürünen kaos Nyarlathotep'in lütfu
kar§ılığında, onların isteklerini yerine getirmeye can atıyorlardı.
Bu yüzden, Carter, Kadath'daki §atosunda oturanYüceler'le ilgili
cüretkar ara§tırmasını duyan tümsek sarıklı tüccarların kendini
kaçırarakkimbilir hangi ödül kar§ılığında Nyarlathotep'e teslim
etmeye kararverdikleri sonucuna vardı. Bu tüccarların memle
ketlerinin bizim evrenimizde mi, yoksa bu evrenin dı§ında tekin
siz bir uzarnda mı olduğunu Carter kestiremiyor, kendisini sürü
nen kaosa teslim etmek üzere nasıl cehennemi bir yerde bulu§a
rak, ödüllerini isteyeceklerini tahmin edemiyordu. Ama Carter,
bunlar gibi neredeyse insan olan yaratıkların iblis Azathoth'un
§ekilsiz merkezi bo§luktaki zifiri karanlık tahtına yakla§maya
cüret edemeyeceklerini biliyordu.
Gün batarken tüccarlar a§ırı kocaman dudaklarını yalayarak
aç gözlerle etrafa dik dik baktılar ve içlerinden biri a§ağı giderek
gizli ve pis kokulu bir kamaradan aldığı bir kap ve bir sepet
tabakla geri döndü. Sonra tentenin altına çömelerek dumanı
tüten yemeklerini yediler. Carter'a da bir tabakverdiklerinde
yemeğin boyut ve biçiminde iğrenç bir §eyler olduğunu dü§ü
nerekbeti benzi attı ve kimsenin kendisine bakmadığı bir sırada
346
tabağını denize bo§alttı. Ve yeniden, a§ağıdaki görünmeyen kü
rekçilerle, fazlasıyla mekanik güçlerini aldıklan niteliği ku§kulu
besini dü§ündü.
Kadırga, Batı'nın Bazalt Sütunlan arasından geçerken karan
lık çökmü§tÜ ve §elalerin en yükseğinin sesi ilerden uğursuzca
yükseldi. Bu §el alenin serpintisi yıldızları karartıyor, güverteyi
ısiatıyor ve uçurumdan dökülen suların yarattığı akıntıda gemi
yalpalayıp duruyordu. Sonra gemi acayip bir ıslık sesiyle dalı§a
geçti ve dünya uzakla§ır, koca gemi bir kuyruklu yıldız gibi
sessizce yıldızlar arası bo§luğa yuvarlanırken Carter karabasan
ların deh§etini hissetti. Carter, esir2 içerisinde nasıl §ekilsiz ka
ranlık §eylerin, yolcular yanlarından geçerken yan yan bakıp
sırıtarak ve bazen meraklarını çeken bazı hareketli nesnelere
kaygan pençeleriyle dokunarak pusuya yatıp beklediğini, hop
layıp zıpladığını, ağır ağır hareket ettiğini daha önce hiç bilmi
yordu. Bunlar Ba§kaTannlar'ın adsız larvalarıydıve tıpkı onlar
gibi körve bilinçsizdiler, görülmedik derecede aç ve susuzdular.
Ama pis kokulu kadırga Carter'ın korktuğu kadar uzaklan
hedeflemiyordu, çünkü dümencinin doğrudan Aya doğru bir
rota tutturduğunu görmü§tü. Parlakbir hilal olan Ayyakla§tıkça
büyüyor, benzersiz krater ve doruklan rahatsızlıkvererek gözler
önüne seriliyordu. Gemi yana§maya ba§ladı ve çok geçmeden
hedefi nin her zaman Dünya'ya dönük olan ve belki de dü§ÇÜ
Snireth-Ko dı§ında tamamen insan hiç kimse tarafından görül
memi§ gizli ve esrarlı yüzü olduğu anla§ıldı. Geminin iyice
yakla§masıyla Ay'ın yakından görünü§ü Carter'a çok rahatsız
edici geldi, sağda solda görülen harabelerin boyut ve §ekillerin
den hiç ho§lanmadı. Dağ ba§lanndaki ölü tapınaklar arazi üze
rine öyle serpi§tirilmi§ti ki, hiçbir uygun ya da sağlıklı tanrıyı
ululuyor olamazdı ve parçalanmı§ sütunların simetrisinde çö
zümlenebilecek gibi gözükmeyen karanlık ve derin bir anlam
var gibiydi. Ve Carter çoktan yok olmu§ tapınanlannın boyut
ve yapılarını tahmin etme cesaretini bulamadı kendinde.
Gemi Ay'ın görünmeyen yüzüne dolandığında, tuhafman
zarada bazı ya§am belirtilerigöründü ve Carter acayip beyazımsı
2) Esir terimi için 56. dipnota bakınız.
347
mantar tarlaları arasında birçok alçak, kocaman ve yuvarlak
kulübe gördü. Bu kulübeterin pencereleri olmadığını fark etti
ve §ekillerinin Eskima kulübelerini andırdığını dü§ündü. Son
ra gözüne yağlı dalgaları yava§ yava§ çalkalanan bir deniz ili§ti
ve yolculuğun bir kez daha suda -ya da bir sıvıda- yapılacağını
anladı. Kadırga sıvının yüzeyine tuhafbir sesle çarptı ve dalgala
rın gemiyi kar§ılamada gösterdiği esneklik Carter'ı oldukça §a
§ırttı. Şimdi dalgaların üzerine büyük bir hızla kayarak ilerliyor
lardı ve bir seferine benzer biçimde b ir gemiyi selamiayarak
geçtiler, ama genellikle bu ilginç denizden ve kavurucu bir
sıcaklıkla parıldayan güne§e kaqın karanlık ve yıldıztarla dolu
gökyüzünden ba§ka bir §ey görünmüyordu.
Sonra ilerde, cüzamlı bir görüntüye sahip sahildeki engebeli
tepeler belirdi ve Carter bir kentin sık, çirkin, kül rengi kuleleri
ni gördü. Kuleterin yana yatma, eğilme ve bir araya toplanma
tarzlarıyla hiç pencerelerinin olmaması, tutukluyu çok rahatsız
etti ve kendisine çıkıntılı sarıktı tüccarın acayip §arabından bir
firt çektiren deliliğe fena halde hayıtlandı. Kıyıya yakla§tıkça
kentin pis kokusu kuvvetlendi ve engebeli tepeterin üzerinde
ormanlar bulunduğunu görüp ağaçlardan bazılarının küçük
kahverengi Zoogların özsuyundan acayip §araplarını mayala
dıkları, dünyadaki büyülü ormanda tek ba§ına bulunan Ay
ağacına benzediklerini fark etti.
Carter §imdi, ilerideki gürültÜlü rıhtımlarda hareket eden
§ekilieri seçebiliyordu ve onları seçebildiğioranda korkusu artıp
onlardan nefret etmeye ba§ladı. Çünkü bunlar insan değildi,
hatta insan olmakla uzaktan yakından ilgileri yoktu, keyiflerin
ce büyüyüp küçülen grimtırak beyaz kocaman §eylerdi ve -sık
sık deği§seler de- esas olarak gözsüz ama varla yok arası basık
burunlarının ucunda tuhafbir §ekilde titre§en kısa, pembe bir
kütle halinde dokunaçlar bulunan kurbağalar §eklindeydiler.
Bu §eyler rıhtımlar üzerinde paytak paytak sağa sola seğirtiyor,
balya, ağaç kafes ve sandıkları doğaüstü bir güçle hareket ettiriyor
zaman zaman ön pençelerindeki uzun küreklerle demir atmı§
kadırgalara sıçrayıp biniyar ya da onlardan sıçrayıp iniyorlardı.
Zaman zaman da birinin, Dylath-Leen'de ticaretyapan tüccar
Iara benzeyen koca ağızlı yarı insanımsı varlıklardan ağır ağır
348
yürüyen bir köle sürüsünü önüne katıp götürmekte olduğtl
görülüyordu, ancak sarıkları, ayakkabıları ve giysileri bulun
mayan bu yaratıkların pek o kadar da insana benzer tarafları
yoktu. Kölelerden bazıları -bir tür nezaretçinin tecrübeyle seçti
ği §i§manca olanlar- gemilerden indiriliyar ve ağaç kafeslere
tıkılıp çivilenerek kapatılıyor ve i§çiler bu kafesleri alçak depola
ra iteliyor ya da hantal yük arabalarına yüklüyorlardı.
Yük arabasının yükünü tutmasından sonra arabayı çeken ina
nılmaz acayip §eyi gördüğünde, bu iğrenç yerdeki diğer cana
varları görmü§ olmasına kar§ın Carter'ın soluğu kesildi. Bazen
karanlık görünü§lü tüccarlar gibi giydirilip sarıklar sarınmı§
küçük bir köle sürüsü bir kadırgaya götürülüyor, onları subay,
tayfa ve kürekçi olarak kaygan kurbağaya benzer yaratıklardan
bir kalabalık takip ediyordu. Ve Carter, insana en fazla benzeyen
yaratık!ara düm en kullanmak, yemek pi§irmek, getir götür i§leri
yapmak, dünyada ya da ticaret yaptıkları diğer gezegenlerde in
sanlarla pazarlığı yürütmek gibi fazlaca kuvvet kullanılmasını
gerektirmeyen daha a§ağılık i§lerin ayrılmı§ olduğunu gördü.
Bu yaratıklar dünyada kullanılmaya elveri§li olmalıydılar, çünkü
giydirilip ayaklarına ayakkabı geçirilip kafaları da sarıkla sarıldı
ğında hiç de insana benzemedikleri söylenemezdi ve tuhafaçık
lamalar yapmak zorunda kalmadan dükkaniarda insanlarla ra
hatça çeki§e çeki§e pazarlık edebilirlerdi. Ama, fazlasıyla çelimsiz
ve çirkin olmadıkça, çoğunluğu çıplaktı ve ağaç kafeslere doldu
rularak, hantal arabalarda inanılmaz acayip §eyler tarafından çeki
lip götürülüyorlardı. Zaman zaman da, bazıları yarı insan, bazı
ları insana pek benzemeyen, bazılarının insanla uzaktan yakın
dan ili§kisi o lmayan daha ba§ka yaratıklar gemilerden indirilip
kafeslere kapatılıyordu. Ve Carter, Parglı güçlü kuvvetli kara
adamlardan g emiden indirilmeyen, sandıklara tıkılarak iç böl
gelere gönderilmeyen kimsenin kalıp kalmadığını merak etti.
Kadırga, süngerimsi ta§lardan yapılmı§ yağlı görünü§lü rıh
tıma yana§tığında, karabasanı andırır bir kurbağamsı yaratık
sürüsü ambar kapaklarından fırladı ve içlerinden ikisi Carter'ı
yakalayarak kıyıya sürükledi. Bu kentin kokusu ve görünü§ü
anlatılabilir gibi değildi ve Carter, ta§ dö§eli sokaklar, karanlık
kapı giri§leri ve penceresiz, kül rengi, yüksek dik duvarlarla ilgili
349