The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by ahmet aygün yılmaz, 2021-03-28 11:56:18

BİLİM-SİZ 2. SAYI

BİLİM-SİZ 2. SAYI

2021 2.Sayı

Bugünün öğrencileri yarının bilim insanlarından Bilim-Siz’lere

BİLİM - SİZ ÖNSÖZ

KÜNYE Sevgili BİLİM-SİZ Okuyucuları,
İKÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü
YAYIN DANIŞMANI öğrencileri olarak BİLİM-SİZ dergisi 2. sayımızda
ARŞ. GÖR. DR. ÖZGE RENCÜZOĞULLARI hedefimiz, içinde bulunduğumuz pandemi
DERGİ SORUMLUSU koşullarını daha iyi anlamak ve siz değerli
SİBEL PINAR ODABAŞ okuyucularımıza en doğru biçimde aktarmaktır.
EDİTÖRLER İlk sene kurulan ufak ekibimize her geçen gün
ARŞ. GÖR. DR. ÖZGE RENCÜZOĞULLARI yeni arkadaşlarımızın dahil olmasıyla kocaman bir
SİBEL PINAR ODABAŞ aile olduk. İlk sayımızda olduğu gibi 2. sayımızda
EZGİ AKÇAY da sizlere bilimi en basit ve anlaşılır haliyle
ŞEVVAL ŞEN aktarabilmeyi ümit ediyoruz. Bu sayımızda ilk
SUDE TUNÇKOL sayımızdan farklı olarak yaşadığımız süreci en iyi
İREM ÇANKAYA biçimde anlatabilmek amacıyla COVID-19 sürecini
SUMRUNAZ İŞGÖREN her açıdan ele alan özel bir sayı çıkartmak istedik.
DAMLA IŞIL ÇELİK Bunun yanında oluşturduğumuz ‘SİZ’ kısmı ile
YAZARLAR de ilginizi çekebilecek bilim dışı konuları da ele
ALEYNA EKİNCİ aldık. Bilimin ışığında yazdığımız bu yazılar umarız
ALEYNA TAŞÇI ki sizlerde de bir ışık yakar ve bu yolda bizlere
AYŞE SİMAY METİN katılırsınız. Şu an ufak çaplı bir okul dergisi iken
BAŞAK KURT siz değerli okurlarla birlikte daha da büyüyüp
BENGİSU YILMAZ ilerlemek ve geniş kitlelere hitap etmek istiyoruz.
ÇAĞLA ORHAN Yeni bilgiler öğretecek, bilginizi pekiştirecek, farklı
DAMLA IŞIL ÇELİK bakış açıları kazandıracak yeni yazılarla sizlere
DERYA DENİZ ışık olmak istedik. Bu bilim ışığının devam etmesi
EBRAR KARAKAYA için çalışmalara devam edeceğiz. Bundan sonraki
ELİFNAZ KARABAY sayılarda da elimizden gelenin en iyisiyle sizlere
EZGİ AKÇAY ulaşmak istiyoruz. Umarız sizler de bu maceramızı
HATİCE ÇAĞLA BALTACI seversiniz. Siz değerli okuyucularımıza, BİLİM-SİZ
İLKYAZ ALTINTAŞ ekibine; bize desteklerinden ötürü T.C. İstanbul
İREM ÇANKAYA Kültür Üniversitesi’ne, ve bu süreçte yanımızda
KÜBRANUR BAYRAKTAROĞLU olan saygıdeğer tüm hocalarımıza minnetlerimizi
MELEK YILDIZ ve teşekkürlerimizi sunarız.
MERVENUR TİMİN Bugünün öğrencileri yarının bilim insanlarından
MERVE YILMAZ Bilim-Siz’lere…
MİNE KOYAK
NİDA CEREN USANMAZ BİLİM-SİZ Ekibi
SERRANUR AĞYILDIZ İstanbul, 2021
SENA SEDEF ÇEVİKLİ
SİBEL PINAR ODABAŞ
SUDE TUNÇKOL
SUMRUNAZ İŞGÖREN
ŞEVVAL ŞEN
ŞURA EDANUR SAĞLAM
ZELİHA NUR GÜNDÜZ

2

BİLİM - SİZ

İÇİNDEKİLER

4 Koronavirüs Şeceresi 19 CBKOaadğVıaIşDrıkE-l1tıkk9iSlSii?üstreemcini e Ne 40 BSSaeiyğsoilılkojÇikalBışialinmlalerrıninınve
6 Yaşlılıkta COVID-19 21 COVID-19 ve Beslenme 42 KAatlraatnmtiankayı Sağ “Salim”

8 COVID-19 ve Üreme 23 ÖDESAnnVfReeiStmka-sCmliioydioVinrn-i?2lNareıdneanKarşı 44 NCOoVrmIDa-l1le9şvmee Süreci
24 İİMClçiOişimkkVriiIsozDido-e1rgk9ai-Pnrizombiayloatri:k 45 COVID-19 ve Teknoloji
10 HCOamVIiDle-l1ik9 HSteryeescianıyla 26 BSUaaylğggıuışnlıakdnlaığmSıüaNlrıeüdZıra?man 47 ÜCEtOzkeVirlIeiDnri-d1e9k’iuOnlÇuemvlrue
11 Çocuklarda COVID-19 28 CveOVTeIDda-1v9i Güncel Teşhis
12 HCOasVtIaDlı-k1l9a’rulanİKlirşoknisiik 49 COVID-19 ve Neandertal
13 CHOasVtIaDla-1rı9nKı NanasseılrEtkiler 30 CYMaOükV?aIlDan-1m9’aakTMekürmarkün 50 Peki Ya Sonra?..
14 BEtekyiisniydleekCiOPaVtIoDl-o1j9ik 32 CÇOalVışImD-a1la9rvı e Aşı 53 MBiredŞaitnassıyHonak Eden
16 CAEtOlkeVirjEIiDdH-i1ya9ost,ra?AlastrıımnavNeasıl 35 Yeni Nesil Aşı Fobisi 54 Kesişim: Bilim ve Sanat
57 KDöizşieFsiilm Kitap Öneri

36 60KDoorğornuaBviilriünsenHaYaknkılnışdlaar Etkinlikler

17 Sigara Kullanımı ve 38 MHaülkcaındeClOeVsiID-19’la 64 Arkadaşlarımızın
COVID-19 Başarıları

3

BİLİM - SİZ

KORONAVİRÜS ŞECERESİ

Tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi, bizlere bu günlerde unuttuğumuz birçok gerçeği hatırlattı. İnsanların
sosyo-ekonomik farklarını gözetmeksizin herkesin aynı anda risk altında olabileceğini tekrar gösterdi. Bununla
birlikte birçok araştırma yapıldı ve herkes tüm dünyayı etkileyen bu virüsü daha yakından tanımak istedi. Sizler
de COVID-19 (SARS-CoV-2)’u daha yakından tanımak ve “bu virüs hangi aileden geliyor ve bizi nasıl enfekte
ediyor?” diye merak ediyorsanız mutlaka koronavirüs şeceresine göz atmalısınız.

Koronavirüsler (CoV), pozitif tek zincirli RNA virüsleri olmakla beraber genom büyüklükleri 26-32 kilobaz çifti
arasında değişkenlik göstermekte ve Coronavirinae alt familyasına ait viral nükleokapsid içeren zarflara sahip
virüslerdir. Aynı zamanda insanlarda soğuk algınlığından, SARS ve MERS gibi daha şiddetli solunum yolu has-
talıklarına kadar uzanabilen klinik hastalıklara sebep olabilmektedir. SARS-CoV-2 Çin’de ortaya çıkarak dünya
çapında bir pandemiye sebep olmuştur. Virüsün şiddetli akut solunum sendromu ile ilişkili koronavirüs katego-
risine ait olduğu Uluslararası Virüs Taksonomisi Komitesi (ICTV) tarafından belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü
(WHO) tarafından virüs SARS-CoV-2 (Şiddetli Akut Solunum Sendromu-Koronavirüs-2) olarak adlandırılmış-
tır. Koronavirüsler; develer, yarasalar ve insanlar arasında solunum yolları, gastrointestinal sistem, hepatik ve
nörolojik hastalıklara neden olabilmektedir. Bu virüslerin 4 farklı alt grubu bulunmaktadır bunlar; (i) alfa, (ii)
beta, (iii) gama ve (iv) delta. Alfakoronavirüs ve betakoronavirüs yarasalardan; gamakoronavirüs ve deltako-
ronavirüs ise kuş ve domuz gen havuzlarından gelişmiştir. Bu virüslerin bazılarının nadir de olsa hayvanlardan
insanlara bulaşabildiği ve enfekte edebildiği bilinmektedir [1-3].

Koronavirüsler; spike (S), membran (M), zarf (E) ve nükleokapsid (N) olmak üzere dört ana yapısal proteini
kodlamaktadır. Spike proteini çok işlevli bir sınıf I viral transmembran proteinidir. Spike proteini 1.600 ila 1.400
arasında değişen amino asitten oluşmaktadır. Kedilerde spike proteini 1.400 amino asitten oluşup kedi koro-
navirüsü (FCoV) olarak bilinmektedir. Kümes hayvanlarında ise bulaşıcı bronşit virüsü (IBV) olarak bilinmekle
birlikte 1.600 amino asitten oluşmuştur. Spike proteini virion yüzeyinde olmakla birlikte viriona korona yani taç
benzeri bir görünüm vermektedir. Fonksiyonel olarak ise enfeksiyöz virion partiküllerinin, çeşitli konakçı hücre-
sel etkileşim yoluyla, hücreye girmesi için gereklidir. Ayrıca doku tropizmi ve konakçı aralığının belirlenmesi için
kritik bir faktör görevi görmektedir. Spike glikoproteinlerinin iki alt birimi mevcuttur. Hücreye giriş için spike
proteininin yüzey ünitesi olan S1 proteininin, hedef hücrelerde yüzey reseptörüne bağlanması gerekmektedir.
S1, hücre yüzeyinde anjiyotensin dönüştürücü enzim 2’ye (ACE2) bağlanmaktadır ve alt birim S2 hücre zarı ile
birleşmektedir. Başka bir konak enzimi olan serin proteaz TMPRSS2, SARS-CoV-2’nin hücresel girişini destekle-
mektedir. Bu yüzden ACE-2 ve TMPRSS2 viral enfektivite için gereklidir [4-5].

Virüsün reseptöre bağlanması sonrasında oluşan konformasyonel değişiklikler ile virüsün hücre içine girişi
gerçekleşmektedir. ACE-2’nin bağlanma afinitesi hastalığın şiddeti için önemli bir faktör olarak rol oynamak-
tadır. ACE-2 reseptörüne bağlanarak hücre içine giren SARS-CoV-2, alt solunum yollarını enfekte etmektedir.
Bu sırada konağın bağışıklık tepkileri artsa bile yardımcı proteinler sayesinde virüs bu bağışıklık tepkilerinden
kaçmaktadır. Böylece RNA’sını sitoplazmaya bırakıp transkripsiyon ve translasyon ile sürecin devam etmesini

4

BİLİM - SİZ

sağlamaktadır. Böylece virüsün, yapısal olan ve olmayan proteinleri kodlanmaktadır. DNA’daki hasarla birlikte
apoptoz meydana gelmekte ve virüs çoğalarak komşu hücreleri de enfekte etmektedir [4,5].
Araştırmalarda viral evrimin kişiden kişiye bulaşma sırasında gerçekleştiği üzerinde durulmaktadır. Bu tür
adaptif evrim olayları virüslerde sık görülmekte ve virüs yeni konakçılar arasında yayıldıkça sürekli devam eden
bir süreç oluşmaktadır. Bu adaptif evrim virüste hiçbir işlevsel değişiklik meydana getirmese bile sonraki insan-
dan insana bulaşma sırasında meydana gelen mutasyonların yakından izlenmesi gerekmektedir.

SİBEL PINAR ODABAŞ

KAYNAKÇA
[1] K. Dhama et al., “Coronavirus Disease 2019–COVID-19,” 2020. [Online]. Available: http://cmr.asm.org/.
[2] Y.-R. Guo et al., “The origin, transmission and clinical therapies on coronavirus Disease 2019 (COVID-19) outbreak – an update on the
status,” Mil. Med. Res., vol. 7, p. 11, 2020, doi: 10.1186/s40779-020-00240-0.
[3] Z. Kozlakidis et al., “COVID-19: A Multidisciplinary Review,” Front. Public Heal. | www.frontiersin.org, vol. 1, p. 383, 2019, doi: 10.3389/
fpubh.2020.00383.
[4] G. Li et al., “Coronavirus infections and immune responses,” J. Med. Virol., vol. 92, no. 4, pp. 424–432, Apr. 2020, doi: 10.1002/
jmv.25685.
[5] S. Matsuyama et al., “Enhanced isolation of SARS-CoV-2 by TMPRSS2-expressing cells,” doi: 10.1073/pnas.2002589117.

5

BİLİM - SİZ

YAŞLILIKTA COVID-19

SARS-CoV-2 (COVID-19) ilk olarak Çin’in Wuhan şehrinde görülmüş olan ve bulaşıcı özelliği yüksek, öldürücü
bir hastalık türüdür. Bu virüsün, kronik hastalığı olan bireyleri daha çok etkilediği yapılan deneyler sonucu fark
edilmiştir. Diyabet başta olmak üzere, iskelet kas güçsüzlüğü, kardiyovasküler sistem hastalıkları, metabolik
sendrom, akciğer kanseri, anemi, hipertansiyon ve astım gibi çeşitli hastalıkların varlığı, diyaliz ihtiyacı olan
kronik böbrek hastalığı, obez bireyler ve bunlarla birlikte ileri yaş, COVID-19 için belirleyici unsur olmaktadır.
Günümüzde bu pandemi, tüm dünyayı etkisi altına alarak yaşam kalitemizi sınırlandırmıştır. Hastalık tüm yaş
gruplarını etkilemekle birlikte, en büyük kayıpların yaşandığı kesimin yaşlılar olduğu gözlemlenmiştir. Yaşlı ye-
tişkinlerin bu virüse karşı daha duyarlı olmasının sebepleri; hastalık semptomlarını ağır yaşamaları ve bağışıklık
sistemlerinin yeteri kadar güçlü olmaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağışıklık sistemi yaşlandıkça, enfeksi-
yonlar ve otoimmün rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Enfeksiyonlar 65 yaş ve üzeri bireylerin 1/3’inde birincil
ölüm nedeni olmakla beraber enfeksiyon belirtileri özgül olmayabilmektedir. Bu durum anoreksiya, deliryum
veya düşkünleşme şeklinde ortaya çıkabilmektedir [1].
Ülkemizde alınan tedbirler içerisinde en önemli olanlardan biri, 21 Mart 2020 tarihinde getirilen 65 yaş ve
üzeri kronik hastalığı olan bireyler için sokağa çıkma yasağıdır. Sürecin getirdiği zorluklar beraberinde, psiko-
lojik olarak sorunların yaşanması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu nedenle yaşlı kesime, özellikle alınması gereken
önlemlerle ilgili korku ve endişeye yer vermeden bilgilendirme yapılmalı, eğer imkan varsa ev ortamında yapa-
bilecekleri uğraş bulunmalıdır. Örnek olarak, sesli kitap veya radyo tiyatrosu dinlemek, kitap-dergi okumak, fo-
toğraf albümleri düzenlemek gibi aktiviteler verilebilir. Ayrıca, varsa eğer, sık sık yakınlarının telefonla araması,
yaşlıların moralini düzeltme etkisine sahip olarak daha iyi hissetmelerini sağlayacaktır [2].
Yaşlı yetişkinler arasında gözlenen yüksek hasta olma ve ölüm oranları, hem gazetelerde hem de sosyal med-
yada yaygın olarak gösterilmiştir. Dünya üzerinde birçok hükümet, ‘yaş’ konusuna vurgu yaparak yaşlı ayrımcı-
lığına zemin hazırlayan bir ortam oluşturmuştur. Hem devletlerin hem de medyanın dilindeki ‘yaşlılık’ vurgusu
toplumda 65 yaş üstünün tedbirli olmasından çok, tehlikeli oldukları algısı yaratarak insanların yanlış düşün-
mesine yol açmıştır. Salgının etkileri ve salgından korunmayla ilgili birçok uyarı yaşlılar üzerinden yapılmıştır.
Yerel yönetimlerin yaşlıların şehir merkezlerinde toplu vakit geçirdikleri alanlardan bankları kaldırması, zabıta-

6

BİLİM - SİZ

ların yaşlıları tartaklaması gibi söz konusu olan durumlar da ekranlara yan-
sımıştır. Televizyonlarda COVID-19 hakkında bilgi vermek amacıyla çıkan
hekimlerin en fazla vurgulayıp üstünde durduğu unsur yaş olmuştur. Ancak,
salgının yayılım durumunu ve ölüm oranını azaltmak için evde kalma süresi-
nin uzaması bu yaş grubundaki bireylerde ruh sağlığı, işlevsizlik ve beden sağlığının
olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir. Bunun nedeni, yaşlı bireylerin günlük yaşamlarındaki aktivitelerinin
azalmış ve rutinlerinin bozulmuş olmasıdır [2,3].
Son yapılan araştırmalarda dünya geneline bakıldığında 74 milyon üzerinde vaka olarak, bu vaka sayısı içe-
risinde 1 milyondan fazla bireyin vefat ettiği ve 46 milyonun üzerinde bireyin de iyileştiği tespit edilmiştir.
Avrupa’daki ölümlerin % 89’u 65 yaş ve üstü kişilerde görülmektedir. Tüm ölümlerin %95’inin altında en az bir
kronik hastalık durumu ve bu kronik hastalık durumların içinde de en fazla kardiyovasküler hastalıkla belirle-
nen bozukluğun % 76 olduğu bildirilmiştir. Türkiye’de yapılan araştırmalara göre ise, ilk pozitif vakanın görül-
düğü 11 Mart’tan günümüze kadar yapılan 6 milyondan fazla test sonucunda yaklaşık 900 bin kişiye COVID-19
teşhisi konulmuştur. Bu vaka sayısı içerisinde 14 binden fazla kişinin vefat ettiği ve yaklaşık 500 bin kişinin de
iyileştiği tespit edilmiştir [4,5].
Ülkemizde pandemi döneminde yalnız yaşayan ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yaşlılar için valilik/kay-
makamlık ve belediyeler sıcak yemek, su ve hijyen paketi getirme gibi uygulamalar gerçekleştirmişlerdir. Söz
konusu yaşlı bireylere 112, 155 ve 156 numaralı hatlar üzerinden destek olunmuştur. Özetle, yaşlı bireyleri
pandeminin olumsuz etkilerinden korurken, bu olağandışı durumda onlara elimizden geldiğince saygı duymak,
desteklemek ve yardım etmek gerekmektedir. Pandemi sağlık sistemi üzerinde yüksek baskı oluşturduğunda
ve kaynakların varlığı tüm gereksinimlerle başa çıkmak için yetmediğinde, yaşın olumsuz bir faktör olabile-
ceği yönündeki risk unutulmamalıdır. Yaşamın ilk 20 senesinin önemli olmadığını asla düşünemezken; son
20 senenin de aynı şekilde değerli olduğunu anlamalı ve tüm yaşlı bireylerin bu zamanlarda dikkatlice tedavi
edilmesini savunmalıyız.

DAMLA IŞIL ÇELİK

KAYNAKÇA
[1] Z. Altın, “Elderly People in Covid-19 Outbreak,” J. Tepecik Educ. Res. Hosp., 2020.
[2] A. Türk, Koronavirüs (Covid-19) Pandemisi Sürecinde Yaşlılara Yönelik Uygulamalar ve Yaşlıların Psiko-sosyal Durumu Üzerine Bir Değer-
lendirme, “Publication of Association of Social Workers’’, 2020
[3] N. Gencer, Kovid-19 Sürecinde Yaşlı Olmak: 65 Yaş ve Üstü Vatandaşlar İçin Uygulanan Sokağa Çıkma Yasağı Üzerine Değerlendirmeler ve
Manevi Sosyal Hizmet, Türkiye Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi 4(1), 35-42, 2020
[4] E. Ekici, Care Management of Elderly People During Covid-19 Pandemic, Halic University J. Health Sci, 2020;3(3) 145-152
[5] M. Tekindal, A. Ege, F. Erim, T. E. Gedik, Older Individuals During COVID-19 from the Social Work Perspective: Problems, Needs, and Recom-
mendations, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, 2020

7

BİLİM - SİZ

COVID-19 ve ÜREME

2019 koronavirüs hastalığına (COVID-19) sebep olan şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-
CoV-2), 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Bugüne kadar
geçen süre zarfı içinde COVID-19’un erkek ve dişi üreme sistemleri üzerindeki etkisi ile ilgili çeşitli çalışmalar
yapılmıştır [1].
SARS-CoV-2, yüzeyinde bulunan spike (S) proteini aracılığı ile konak hücre yüzeyinde bulunan ACE2 reseptörü-
ne bağlanarak enfeksiyon oluşturur. ACE2 proteini testislerde, böbreklerde, nörolojik dokularda, akciğerlerde,
kardiyovasküler ve gastrointestinal sistemde eksprese edilmektedir [2]. SARS-CoV-2’nin testis ve prostat üze-
rinde sebep olduğu etki nedeni ile cinsel gelişimi etkileyebileceği düşünülmektedir [3]. Erkek üreme sistemin-
de SARS-CoV-2’nin bulunması, erkek fertilitesini azaltabilir. Cinsel yolla bulaşma sonucunda oluşan embriyonik
enfeksiyonun, düşük yapmaya veya embriyonik hastalıklara sebep olabileceği düşünülmektedir [4]. Biyoinfor-
matik alanında yapılan analizler SARS-CoV-2’nin ACE2 yoluyla erkek ve dişi üreme sistemini enfekte ettiğini
göstermektedir [5].
Erkek üreme sisteminde bulunan sertoli hücreleri, spermatogonia ve leydig hücrelerinde dişi üreme sistemine
göre daha fazla ACE2 proteini eksprese edilir. Bu nedenle erkek bireyler dişi bireylere kıyasla SARS-CoV-2’ye
karşı daha duyarlıdır [6]. Oksidatif stres gibi faktörlere sahip bireyler SARS-CoV-2 ile indüklenen kısırlığa karşı

8

BİLİM - SİZ

daha fazla duyarlıdır [3]. SARS-CoV-2 enfeksiyonunu hafif ve orta dereceli geçiren erkek bireylerde yapılan
semen analizi sonucunda, enfeksiyonu orta dereceli geçiren hastalarda önemli ölçüde düşük sperm konsant-
rasyonu görülmüştür [7]. SARS-CoV-2 enfeksiyonunun erkek üreme hormonları üzerindeki etkisine bakıldığın-
da, SARS-CoV-2 ile enfekte olan bireylerin, enfekte olmamış bireylerle kıyaslanması sonucunda testosteron
seviyelerinde azalma gözlemlenmiştir [8].
SARS-CoV-2’nin dişi üreme sistemi üzerindeki etkisi hakkında kesin bir kanıt yoktur. Fakat oositlerin döllendiği
prosedürlerde, gametlerden embriyolara viral enfeksiyonun geçme riskinin az olduğu ve dişi üreme sisteminin
enfeksiyona dirençli olduğu düşünülmektedir [9]. SARS-CoV-2’nin kadın üreme sisteminde belirli bozukluklara
yol açarak bunun sonucunda kısırlık ve adet düzensizliğine neden olabileceği düşünülmektedir. Yapılan çalış-
malar sonucunda ACE2 proteininin yumurtalık, plasenta ve vajinada eksprese edildiği gösterilmiştir. Bu neden-
le SARS-CoV-2’nin, yumurtalık ve oositleri enfekte edebileceği düşünülmektedir [10]. Şu anda SARS-CoV-2’nin
erkek ve dişi üreme sistemine olan etkisi hakkında hala net bir kanıt bulunmamakta ve yeni araştırmalara
ihtiyaç duyulmaktadır [11].

İLKYAZ ASLANTAŞ

KAYNAKÇA
1- Sulagna Dutta, Pallav Sengupta. “SARS-CoV-2 and Male Infertility: Possible Multifaceted Pathology” 2020 Jul 10. doi: 10.1007/s43032-020-
00261-z
2- Yan-Rong Guo, Qing-Dong Cao, Zhong-Si Hong, Yuan-Yang Tan, Shou-Deng Chen, Hong-Jun Jin, Kai-Sen Tan, De-Yun Wang, Yan Yan. “The origin,
transmission and clinical therapies on coronavirus disease 2019 (COVID-19) outbreak – an update on the status” 2020 Mar 13. doi: 10.1186/
s40779-020-00240-0
3- Rahul Vishvkarma, Singh Rajender. “Could SARS‐CoV‐2 affect male fertility?” 2020 Jun 23. doi: 10.1111/and.13712
4- Dejucq N., Jégou B. Viruses in the mammalian male genital tract and their effects on the reproductive system. Microbiol Mol Biol Rev.
2001;65:208–231
5- James Segars, Quinton Katler, Dana B. McQueen, Alexander Kotlyar, Tanya Glenn, Zac Knight, Eve C. Feinberg, Hugh S. Taylor, James P. Toner,
Jennifer F. Kawwass, “Prior and novel coronaviruses, Coronavirus Disease 2019 (COVID-19), and human reproduction: what is known?” 2020 Apr
16. doi: 10.1016/j.fertnstert.2020.04.025
6- Shastri, A, Wheat, J. Agrawal, S. , Chaterjee, N. , Pradhan, K. , Goldfinger, M. , … Shastri, J. (2020). Delayed clearance of SARS‐CoV2 in
male compared to female patients: High ACE2 expression in testes suggests possible existence of gender‐specific viral reservoirs. MedRxiv.
10.1101/2020.04.16.20060566. Accessed April 17, 2020
7- Holtmann N, Edimiris P, Andrée M, Doehmen C, Baston-Buest D, Adams O, vd. İnsan semende SARS-CoV-2’nin değerlendirilmesi-bir kohort
çalışması. Fertil Steril. 2020 doi: 10.1016 / j.fertnstert.2020.05.028.
8- Ma L, Xie W, Li D, Shi L, Mao Y, Xiong Y, et al. Effect of SARS-CoV-2 infection upon male gonadal function: a single center-based study. medRxiv.
2020 doi: 10.1101/2020.03.21.20037267.
9- Kate E. Stanley, Elizabeth Thomas, Megan Leaver, Dagan Wells. “Coronavirus disease-19 and fertility: viral host entry protein expression in
male and female reproductive tissues” 2020 May 8. doi: 10.1016/j.fertnstert.2020.05.001
10- Yan Jing, Li Run-Qian, Wang Hao-Ran, Chen Hao-Ran, Liu Ya-Bin, Gao Yang, Chen Fei. “Potential influence of COVID-19/ACE2 on the female
reproductive system” 04 May 2020. https://doi.org/10.1093/molehr/gaaa030
11- Mohammad Ali Khalili, Kristian Leisegang, Ahmad Majzoub, Renata Finelli, Manesh Kumar Panner Selvam, Ralf Henkel, Moshrefi Mojgan,
Ashok Agarwal. “Male Fertility and the COVID-19 Pandemic: Systematic Review of the Literature” 2020 Aug 14. doi: 10.5534/wjmh.200134

BİLİM - SİZ

HAMİLELİK HEYECANIYLA COVID-19 STRESİ

Hepimizi etkisi altına alan COVID-19 pandemisi, hamile kadınlarda etkisini diğer birey-
lere nazaran daha fazla göstermektedir. Bu olayın örneklerine dünyada sık sık rast-
lanmaktadır. Hamileliğinin 33. haftasında olan bir kadın COVID-19 belirtileri ile
hastaneye gelmiştir ve önceki iki doğumu sezaryen olduğu için son doğumunu
da sezaryen ile yapmak zorunda kalan kadının bebeğinin, yapılan ilk testin do-
ğumdan 16 saat sonra açıklanması ile pozitif olduğu belirlenmiştir. Doğumdan
hemen sonra alınan önlemler doğrultusunda bebeğe COVID-19’un sezaryen
sırasında ya da doğumdan hemen sonra bulaşma riskinin çok az olduğu düşü-
nülmüştür. Bu tedbirler sonucunda da rahim içi geçişi olarak bebeğe COVID-19
virüsünün geçtiği konusunda şüpheler uyanmıştır. Yapılan önceki çalışmalarda
amniyotik sıvıda, göbek kordon kanında, anne sütü ve vajinal sürüntü testle-
rinde herhangi bir COVID-19 pozitifliğine denk gelinmemiştir. Bu vaka ile CO-
VID-19 testi pozitif çıkan 9 hamile kadının yeni doğan bebeklerinden de sade-
ce 2 bebekte 30 saat sonrasında testin pozitif olduğu gözlemlenmiştir. Fakat
bebeklerin nerede ve nasıl izolasyon altında tutulduklarına dair yeterli ve ke-
sin bilgilere sahip olunamadığı için COVID-19 virüsüne nasıl maruz kaldıkları
hakkında da net bir şey söylenememektedir. Yukarıda da bahsedildiği üzere,
bugüne kadar yapılan araştırmalar sonucunda emziren bir annenin sütünde
COVID-19 virüsüne rastlanmamıştır fakat emziren annelerin özellikle solunum
hijyenine ve diğer uyulması gereken hijyen kurallarına uymaları hassas bir konudur

ve büyük önem teşkil etmektedir. Wuhan üniversitesinde son yapılan çalışmalar sonucunda Renmin hastanesi
kadın hastalıkları ve doğum bölümünden Dr. Dong ve arkadaşlarının yanı sıra Zhongnan hastanesi laboratuvar
tıbbı bölümünden Dr. Zeng ve arkadaşları da COVID-19 pozitif olan ve yeni doğum yapmış olan annelerin yeni
doğan bebeklerinde virüse ait olan IgM antikorlarının olduğunu tespit etmiştir. Bulunan IgM antikoru yapı-
sından kaynaklı olarak virüs, plasentanın bariyerini geçemez; bunun sonucunda da virüsün bulaşmasından
kaynaklı olarak fetüste IgM antikorunun üretilmiş olması mümkün olan bir durumdur [1-3].
Sonuç olarak, her birey gibi hamile kadınların da risk grubu içerisinde yer aldığının farkına varılması yenido-
ğanlar ve anne adayları için büyük önem teşkil eder. Hamile kadınlar eğer ki COVID-19 enfeksiyonuna kolayca
yakalanabilecekleri işyerlerinde çalışıyorlarsa ücretli izine çıkartılmaları gerekmektedir. Bununla beraber yeni
doğum yapmış annelerin emzirme esnasında solunumlarının hijyenine ve diğer belirtilen hijyen kurallarına
uymaları yenidoğanlar için büyük önem teşkil eder. Hamilelerde strese bağlı olarak erken doğumun meydana
gelmesi, ani kilo kayıpları, hormonsal değişiklikler gibi birçok etken yenidoğanlarda bağışıklık sisteminin zarar
görmesine neden olacaktır.

ÇAĞLA ORHAN

KAYNAKÇA

[1] Alzamora M.C. Paredes T. Caceres D. Webb C.M. Valdez L.M. Rosa M.L. Am J Perinatol. 2020 Jun; Severe COVID-19 during Pregnancy and

Possible Vertical Transmission. 37(8): 861–865.

[2] Shrivastava S.R. Shrivastava P. Iran J Nurs Midwifery Res. 2020 Jul-Aug; Pregnant Women and Corona Virus Disease-2019 Outbreaks: What

They Need to Know. 25(4): 359.

[3] Nodoushan R.J. Alimoradi H. Nazari M. SN Compr Clin Med. 2020 Oct 16: Spiritual Health and Stress in Pregnant Women During the Covid-19

Pandemic, doi: 10.1007/s42399-020-00582-9

10

BİLİM - SİZ

ÇOCUKLARDA COVID-19

Ortaya çıktığı günden itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan ve insanlık tarihinde nadir olarak görebildiğimiz
pandemiye sebep olan SARS-CoV-2 (COVID-19) yaygın kullanılan diğer bir adı ile koronavirüs ilk olarak Aralık
2019 tarihinde Çin eyaletlerinden biri olan Wuhan’da kendini göstermiştir. Pandemi tüm dünyayı etkileyen
salgın olarak nitelendirilmektedir bu sebeple dünyanın çeşitli yerlerinden kısa sürede pek çok bilim insanının
araştırma konusu haline gelmiştir. COVID-19 moleküler mekanizması ve fonksiyonları gibi genel konular araş-
tırmacıların bir numaralı araştırma konusu haline gelmiş ve araştırmalar daha kapsamlı duruma geldiğinde ise
pek çok alt başlık altında etkileri araştırılmıştır. COVID-19 vakaları 18 milyondan fazla insanda etkisini göstermiş
fakat bu vakaların çok ufak bir bölümünü çocuklar oluşturmuştur. Çeşitli ülkelerden alınan ulusal istatistik ra-
porlarına göre COVID-19 vakalarının yalnızca % 2 ile % 8’lik alanını çocuk vakaları oluşturmuştur [1]. İlk enfekte
olan çocuk vakası Çin eyaletlerinden biri olan Shenzhen şehrinde 28 Ocak 2020 tarihinde kayıtlara geçmiştir.
Salgın sürecinde yetişkin insanlarda meydana gelen semptomlar çocuklarda daha hafif belirtiler şeklinde ken-
dini göstermiştir. Enfekte olmuş yetişkinler ile enfekte çocukların vaka analizleri kıyaslandığında çocuklarda
semptomların daha hızlı bir şekilde etkisini yitirdiği, vücuttan virüsün atılımının daha hızlı şekilde gerçekleştiği
ve iyileşme sürecinin daha hızlı olduğu belirtilmiştir. Bu hafif seyirli süreç mevsimsel viral enfeksiyonlar ile ben-
zer özellikler sebebi ile mevsimsel hastalıklar ile çok sık karıştırılmıştır. Genel duruma bakıldığında semptomlar
kendini ne kadar hafif seyirli kendini gösterse de yetersiz ve geç konulan teşhis, astım gibi rahatsızlıklarla solu-
num sisteminde ve çeşitli diğer hastalıklar ile bağışıklık sisteminde meydana gelen zayıflıklar çocuk hastaların
COVID-19 sebebi ile hastaneye yatmasına sebep olmuştur. 2143 çocukta yapılan araştırma sonucunda 112 ço-
cuk (% 5-6) hipoksi belirtileri gösterirken, 13 çocukta akut solunum sıkıntısı ve çoklu organ yetmezliği meydana
gelmiştir. Çocuklarda yetişkinlere oranla ölüm oranının oldukça düşük olduğu gözlemlenmiştir [2]. Yetişkinlerin
uygulaması gereken hijyen kuralları ve maske kullanımının zorunlu olarak uygulanması çocuklarla ilgili yapılan
araştırmalarda tartışma konusu haline gelmiştir. Çocukların yetişkinlere oranla enfeksiyonu hafif semptomlarla
geçirmesi ve ölüm oranının neredeyse hiç rastlanmaması, çocuklarda maske kullanımının zorunlu hale gelmesi
mi yoksa zararlı etki mi göstereceği konularında yapılan araştırmaları ilk sıralara yükselmiştir. Yapılan araştırma
sonucunda 3-12 yaş aralığında bulunan çocuklarda maske kullanımının yetişkinlerde olduğu gibi bir zorunluluk
olması gerektiği ve COVID-19’un bulaşmaması ve semptomların şiddetlenmemesi için hijyen kurallarının ve
maske kullanımının ailelerin inisiyatifine bırakılmaması gerektiği ve maske kullanımına çok dikkat edilmesi
gerektiğine karar verilmiştir. Klinik verilere dayanarak gündelik hayatlarına devam etmeleri gerektiği fakat dı-
şarıya çıkıldığı ve insanlarla temas gerektiren ortamlarda bulunulduğu takdirde, yüzlerine uyumlu ve koruyucu
maskeler takmaları gerektiği bildirilmiştir [3]. 3 yaş altı çocuklarda ise durum daha farklı gerçekleşmektedir.
Solunum yollarının daha yetersiz olması sebebiyle nefes almakta zorlandıkları fark edilmiş ve yardım almadan
maskelerin takılıp çıkarılması mümkün olmadığı için 2 yaş ve altı çocukların maske kullanmaması gerektiği
bilimsel yayınlarda belirtilmiştir.

EZGİ AKÇAY

KAYNAKÇA

[1] X. Lu et al., “SARS-CoV-2 Infection in Children,” N. Engl. J. Med., vol. 382, no. 17, pp. 1663–1665, 2020, doi: 10.1056/nejmc2005073.

[2] H. Tezer and T. Bedir Demirdağ, “Novel coronavirus disease (Covid-19) in children,” Turkish J. Med. Sci., vol. 50, no. SI-1, pp. 592–603, 2020,

doi: 10.3906/SAG-2004-174.

[3] S. Esposito and N. Principi, “To mask or not to mask children to overcome COVID-19,” Eur. J. Pediatr., vol. 179, no. 8, pp. 1267–1270, 2020,

doi: 10.1007/s00431-020-03674-9.

BİLİM - SİZ

COVID-19’UN KRONİK HASTALIKLARLA İLİŞKİSİ

SARS-Cov-2 (COVID-19) enfeksiyonu bireylerde hafif semptomlardan şiddetli semptomlara kadar geniş bir
yelpazede kendini gösterir. Bu durum, KOAH, hipertansiyon, diabetes mellitus ve kardiyovasküler hastalıklar
gibi kronik rahatsızlık taşıyan bireylerde COVID-19 enfeksiyonunun ölümcül sonuçlar doğurabileceği dikkate
alınmalıdır [1].
KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), kronik hastalıklarda yaygınlık olarak birinci sırada yer almaktadır.
Global etkisine bakıldığında ise önde gelen hastalıklardan biri olarak dördüncü sırada yer almaktadır. KOAH’ın
COVID-19’a etkisi, bilinen diğer kronik hastalıkların etkisine göre daha az belirgindir, ancak COVID-19 ve KOAH
ilişkisi incelendiğinde eldeki datalar enfeksiyon riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir [2].
COVID-19’un ciddiyetini artıran bir diğer hastalık ise Diabetes mellitustur. Son 20 yıla bakıldığında şiddeti git-
tikçe çoğalan kronik bir sağlık sorunu olmakla birlikte, en son kaydedilen verilere göre hastalıktan muzdarip
kişilerin sayısı 2019 da 463 milyon olarak belirlenmiştir. Bilim insanlarının yaptığı incelemelere göre ise bu sayı
25 yıl sonra 700 milyon olarak tahmin edilmekte ve hastanede yatan COVID-19’lu bireylerin büyük bir çoğunlu-
ğunu diyabet hastalarının oluşturduğu kaydedilmiştir. Bu varsayımlara dayanarak diyabet ve yüksek tansiyona
sahip olan kişilerin yüksek risk grubunda olduğu kabul edilmektedir. COVID-19 sonrası ölüm riskinin bu rahat-
sızlıklara sahip olan bireylerde daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Bu düşünceler neticesinde, bireylerdeki
ölüm riskini azaltmak için diyabetik hastalara yapılan bakımın daha da artırılması gerektiği düşünülmektedir;
ancak diyabet ve COVID-19 arasındaki ilişkiyi gösteren bilgilerin eksik olması sebebiyle arttırılması düşünülen
bakımın nasıl olması gerektiğiyle alakalı bir öneri de bulunmak oldukça zordur [3].

ŞURA EDANUR SAĞLAM

KAYNAKÇA
[1] D. Graziani et al., “Characteristics and Prognosis of COVID-19 in Patients with COPD,” J. Clin. Med., vol. 9, no. 10, p. 3259, Oct. 2020, doi:
10.3390/jcm9103259.
[2] G. Deslée et al., “Chronic obstructive pulmonary disease and the COVID-19 pandemic: Reciprocal challenges,” Respiratory Medicine and
Research, vol. 78. Elsevier Masson SAS, p. 100764, Nov. 01, 2020, doi: 10.1016/j.resmer.2020.100764.
[3] A. Abdi, M. Jalilian, P. A. Sarbarzeh, and Z. Vlaisavljevic, “Diabetes and COVID-19: A systematic review on the current evidences,” Diabetes
Research and Clinical Practice, vol. 166. Elsevier Ireland Ltd, p. 108347, Aug. 01, 2020, doi: 10.1016/j.diabres.2020.108347.

12

BİLİM - SİZ

COVID-19 KANSER HASTALARINI NASIL ETKİLER?

Solunum problemi oluşturan COVID-19 (SARS-CoV-2) hala devam etmekte olan pandemiye neden olmuş ve in-
sanlar üzerindeki etkisini sürdürmektedir. Pandemi süreci, belirli tıbbi rahatsızlıkları olan hastaların risk faktörü
bakımından sınıflandırılmasının önemli olduğu sonucunu gözler önüne sermiştir. Yüksek düzeyde risk grubun-
da yer alan kanser hastaları, COVID-19 enfeksiyon durumunda olumsuz sonuçlar ile karşılaşabilmektedir [1].

Kanser hastalarının COVID-19 ile enfekte olma olasılığının sağlıklı bir bireye göre daha yüksek olduğunu göste-
rilmiştir. Akciğer, hematolojik veya meme kanserli hastaların diğer kanser hastalarına kıyasla COVID-19’a karşı
daha savunmasız olduğu bildirilmiş ve enfekte olan kanser hastalarının enfeksiyon belirtilerini daha şiddetli
geçirme ihtimalinin oldukça yüksek olduğu görülmüştür. En önemli nedenlerinden biri ise, kemoterapi gibi
yöntemlerin kullanıldığı tedavilerde hastanın bağışıklık sistemini baskılanmasıdır [2]. Enfekte olan kanser has-
taları, kanserli olmayan bireylere kıyasla farklı semptomlar göstermemektedir. Genel olarak ateş, kas ağrısı,
solunum problemi, tat ve koku kaybı gibi semptomlar görülmektedir. Ancak semptomlar şiddetini kanser has-
talarında daha güçlü bir şekilde gösterir ve enfeksiyona bağlı ölüm oranlarının bu grupta daha yüksek olduğu
gözlenir [2][3].

Kanser hastalarında COVID-19 prevalansı pandemi devam ettiği sürece çeşitli dalgalanmalarla etkisini gös-
termeye devam etmektedir. Bu hastaların yüksek prevalans gösterme sebebi biyolojik ve immünolojik fak-
törlerden kaynaklanır ve bu faktörler hastaları COVID-19 riskine karşı daha elverişli duruma getirir. Ek olarak
biyolojik olmayan faktörler de prevalansa etki edebilir. Örneğin kanser tedavisi gören hastaların sağlık çalışan-
ları ile etkileşim içinde bulunması prevalans artışına neden olabilir. Bu sebeple, kanser hastalarının ve onlarla
ilgilenen sağlık çalışanlarının enfeksiyon bulaşını en aza indirmek için herkesten daha dikkatli olmaları gerek-
mektedir [4].

Rutin kanser taramalarını gerçekleştiren birçok kurum, pandemi süreci daha güvenli hale gelene kadar kanser
taramalarını gerçekleştirmeme kararı almıştır. Ancak kanser hastalığında erken teşhis konulmasının hastanın
yararına olacağı bilindiği için bazı genel kılavuz ilkeleri ortaya çıkarak tedavinin geciktirilmemesi gerektiği dü-
şünülmüştür. Pandemi devam ederken tedaviler açısından risk-yarar değerlendirmesi yapmak yeterli veriler
bulunmaması sebebiyle gerçekleştirilememektedir.

Pandemi sürecinde vaka sayısı her geçen gün artmaya devam ederken kanser hastalarının tedavilerini daha
iyi yönetmek ve bu tedavilerin kesilme durumunu en aza indirmek için kanser ile COVID-19 arasındaki ilişkinin
daha fazla incelenmesi gerekmektedir. Enfekte olmuş kanser hastalarının tedavilerine yardımcı olmak için öne
sürülen uzman görüşlerinin, COVID-19’lu hastalarda etkili tedavilere dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini
belirlemek için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

ZELİHA NUR GÜNDÜZ

KAYNAKÇA
[1] Z. Bakouny et al., “COVID-19 and Cancer: Current Challenges and Perspectives,” Cancer Cell, vol. 38, no. 5. Cell Press, pp. 629–646, 09-Nov-
2020.
[2] L. Derosa et al., “The immuno-oncological challenge of COVID-19,” Nat. Cancer, vol. 1, no. 10, pp. 946–964, Oct. 2020.
[3] B. Dariya and G. P. Nagaraju, “Understanding novel COVID-19: Its impact on organ failure and risk assessment for diabetic and cancer pa-
tients,” Cytokine and Growth Factor Reviews, vol. 53. Elsevier Ltd, pp. 43–52, 01-Jun-2020.
[4] L. Y. W. Lee et al., “COVID-19 mortality in patients with cancer on chemotherapy or other anticancer treatments: A prospective cohort study,”
Lancet, vol. 395, no. 10241, pp. 1919–1926, Jun. 2020.

13

BİLİM - SİZ

BEYİNDEKİ PATOLOJİK ETKİSİYLE COVID-19

Büyük pozitif sarmallı RNA virüsleri olan koronavirüsler (CoV), enterik ve solunum yolu hastalıklarının sebebi
olarak genellikle insanlarda ve hayvanlarda görülür. Son zamanlarda özellikle insan koronavirüslerinin bulaş hı-
zının artması ve potansiyel olarak ölümcül hale gelmeleri dikkat çekmektedir. Patojenitesi yüksek yeni bir virüs
olan SARS-CoV-2, Çin’in Wuhan kentinde Aralık 2019’da ortaya çıkarak dünya çapında hızla yayılan COVID-19
salgınına neden olmuştur. Yapılan çalışmalar ışığında artan veriler, koronavirüslerin çeşitli yollar aracılığıyla
merkezi sinir sitemine (MSS) girebildiğini ve nörotoksisiteyi indüklediğini göstermiştir. Dolayısıyla koronavirüs
ailesi içinde yer alan bu virüsün de bu özelliklere sahip olup olmadığının kesinleştirilmesi önemlidir [1].
COVID-19 enfeksiyonu geçiren kişiler genellikle solunum kaynaklı olarak sıkıntı çekmektedir. Fakat hastalığa
neden olan COVID-19 virüsü yalnızca solunum sistemini etkileyen bir virüs olmamakla birlikte enfeksiyonun
ilerlemesiyle bazı hastalarda felç, nöbet, tat veya koku kaybının yanı sıra konfüzyon, ajitasyon, oryantasyon bo-
zukluğu ve uyku halini içerisinde bulunduran sinir sistemi komplikasyonlarından biri olan ensefalopati gibi zi-
hinsel değişiklikler ve buna bağlı olarak psikoz gibi nörolojik durumların gelişmesine sebebiyet verir. COVID-19
insanlarda tanımlanan nöronları enfekte etmesi ve nöral bağlantılar boyunca ilerlemesiyle nörotropik olarak
tanımlanan sinir dokusuna karşı eğilim gösterme ve bu virüsün hücrelere girmek için kullandığı beyinde ifade
edilen özellikle beyin sapında ve kardiyovasküler fonksiyonun düzenlenmesini sağlayan bölgelerde bulunan bir
enzim olan anjiyotensin dönüştürücü enzim 2 (ACE2)’nin insan nöronlarında yüksek ifadesiyle meydana gelen
nöroinvaziv potansiyele de sahiptir. Viral enfeksiyon, COVID-19’un ilk olarak periferik sinir uçlarına saldırması
ve art arda gerçekleştirdiği sinaps bağlantılı yolla MSS’ye girmesini tetikleyerek nöronların etrafındaki miyelin
kılıfların hasar gördüğü demiyelinizasyon ve inflamasyona neden olur [1-7].

14

BİLİM - SİZ

COVID-19’dan kaynaklanan nörodejenerasyonun nedenleri olarak insan beyin örneklerinde bazı insan CoV’la-
rının RNA’sının saptanmasıyla insanlarda doğal olarak nöroinvaziv olan solunum patojenlerinin MSS’de kalıcı
bir enfeksiyon oluşturabilme potansiyeli bulunduğu için bu patojenlerin nörolojik rahatsızlıkların başlaması ve
şiddetlenmesi ile ilişkili olduğu öne sürülmüştür. Bunun yanı sıra COVID-19’un yüksek enflamatuar kapasitesi,
reaktif oksijen türlerinin (ROS) yüksek seviyelerde üretimini sağlayarak beyne zarar verebilir. Özellikle kan-be-
yin bariyerindeki enflamatuar hasar ile MSS enfeksiyonu ve nörolojik bozukluklar gelişebilir. Oksidatif stres de
solunum patojenleriyle birlikte nörodejeneratif hastalıkların etiyolojisinde önemlidir. Virus enfekte bireylerde
baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi nörolojik etkilerin yanında daha ileri seviyeli olarak beyni besleyen damarla-
rın tıkanması veya kanamasıyla karakterizasyon gösteren akut serebrovasküler hastalıklar ve bilinç bozukluğu
gelişebilir. Ayrıca Japonya, Yamanashi Üniversitesinde Moriguchi ve arkadaşları tarafından COVID-19 kaynaklı
ilk menenjit vakası da bildirilmiştir. Yine COVID-19 kaynaklı olarak görülen akut solunum sıkıntısının yetersiz
oksijen koşulları altında daha kötü bir hal alan vasküler endotel bozukluğu ve beyin nöroinflamasyonu, spesifik
olarak zayıf veya yaşlı hastalarda beyin viral enfeksiyonuna eşlik edebilir [5,6].

Virüs, akciğer dokusundaki hücrelerde çoğalabilir ve bu çoğalım ile alveolar gaz değişimi meydana gelerek
MSS’de insan koronavirüslerinin ortak bir özelliği olan hipoksi görülür. Beyinde kısmi oksijen yoksunluğu olan
bu durum serebral vazodilatasyon, hidrosefalik ödem, beyin hücrelerinde şişme, serebral kan akışının engel-
lenmesi, iskemi ve tıkanıklığa yol açar ve sonrasında da beyin fonksiyonunu giderek kötüleştirir. Hipoksi, sinir
sistemine de hasar verebilir. Özellikle akut serebrovasküler hastalık gelişiminde rol oynar [7,8]

COVID-19’un patolojik etkisiyle beyinde oluşan viral enfeksiyon, antiviral ajanların inhalasyonu ile erken saf-
hada bastırılabilir. Bu yöntem, solunum sistemi ve akciğerlerde COVID-19 replikasyonunu engelleyerek nöroin-
vazyonun gerçekleşmemesini sağlar [9]. Durumun ciddiyeti göz kan önüne alındığında antiviral ilaçlar son de-
rece önemlidir. Bu nedenle kan-beyin bariyerini geçebilen antiviral ilaçların acil olarak bulunması enfeksiyonun
kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.

MİNE KOYAK

KAYNAKÇA
1. Nuzzo D, Picone P. Potential neurological effects of severe COVID-19 infection. Neurosci Res. 2020;158:1-5. doi:10.1016/j.neures.2020.06.009
2. Xu J, Lazartigues E. Expression of ACE2 in Human Neurons Supports the Neuro-Invasive Potential of COVID-19 Virus. Cell Mol Neurobiol.
2020;(0123456789). doi:10.1007/s10571-020-00915-1
3. Rao X, Wang J. Neuronal Network Dissection with Neurotropic Virus Tracing. Neurosci Bull. 2020;36(3):199-201. doi:10.1007/s12264-020-
00472-z
4. KOÇ, BT; Oğuzoğlu TÇ. Nörotropik Virüsler ve Etki Mekanizmaları. Türk Vet Hekimleri Birliği Derg. Published online 2015.
5. Iadecola C, Anrather J, Kamel H. Effects of COVID-19 on the Nervous System. Cell. 2020;183(1):16-27.e1. doi:10.1016/j.cell.2020.08.028
6. Morgello S. Coronaviruses and the central nervous system. J Neurovirol. 2020;26(4):459-473. doi:10.1007/s13365-020-00868-7
7. Marshall M. Damage the Brain. Nature. 2020;585:342-343.
8. Cheng Q, Yang Y, Gao J. Infectivity of human coronavirus in the brain. EBioMedicine. 2020;56:102799. doi:10.1016/j.ebiom.2020.102799
9. Li YC, Bai WZ, Hashikawa T. The neuroinvasive potential of SARS-CoV2 may play a role in the respiratory failure of COVID-19 patients. J Med
Virol. 2020;92(6):552-555. doi:10.1002/jmv.25728

15

BİLİM - SİZ

COVID-19 ASTIM HASTALARINI NASIL ETKİLİYOR?

Astım, kronik hava yolu iltihabı, aşırı mukus üretimi ve aşırı duyarlılık ile karakterize yaygın bir solunum hasta-
lığıdır. Astımlı hastaları COVID-19 salgını sırasında daha karmaşık bir süreç geçirmektedir; çünkü astım hastala-
rının virüs enfeksiyonuna karşı verdiği bağışıklık tepkileri bozulmasından kaynaklı olarak, viral solunum enfek-
siyonlarında astım semptomlarının fazla artmasına ve daha kötüleşmesine sebep olabilir. Mevcut çalışmalarda
COVID-19 hastalarında yüksek bir astım prevalansı görülmemiştir. COVID-19 ile ilgili yayınlanmış olan az sayıda
çalışmada astım bir komorbidite olarak listelenmiş olup bu kesin sonuca varmak için yetersizdir [1].
Dünya çapında bakıldığında COVID-19’a karşı kanıtlanmamış tedavilere önemli ölçüde sosyal, kamusal ve po-
litik ilgi gösterilmektedir. Bu kanıtlanmamış tedavilerde klorokin, hidroksiklorokin, çinko ve azitromisin tak-
viyelerinin kullanımıdır. Şu ana kadar hiçbir kontrollü çalışmada etkinlikleri göstermemiştir ve Kanıta Dayalı
Tıp’a (EBM) bakıldığında önerileri bulunmamıştır. Alerjiyi ve astımı daha spesifik açıdan bakıp potansiyel risk
faktörleri olarak değerlendirmek için COVID-19’dan önce var olan astım veya alerjik hastalıkları araştırılmış
ve yapılan çalışma kapsamında hastanede yatan 140 yetişkin COVID-19 hastasından alınmış elektronik tıbbi
kayıtlara sonuçlarına göre; yetişkin popülasyonunda ilaca aşırı duyarlılık % 11,4 oranında bildiriliyor. Hastalık
Kontrol ve Koruma Merkezleri (CDC), orta ve şiddetli astım dahil olmak üzere kronik akciğer hastalığına sahip
olan her yaştan insanın yüksek risk grubu olarak listelendiğini belirtmektedir. Bunlara ek olarak Amerika Birle-
şik Devletleri’ndeki CDC astım hastalığı olan yetişkinlerde COVID-19 ile birlikte hastaneye yatırılma oranlarının
daha yüksek olduğunu gösteren bir morbidite ve mortalite haftalık raporu yayınlamıştır. Buna baktığımızda;
COVID-19 ile birlikte astımı olup hastaneye yatırılanların oranı % 17 olup, genel popülasyondaki orandan % 7,7
daha yüksektir [2,3].
Mevcut olan COVID-19 pandemisi zamanla ortadan kalkabilir ve araştırmalar sonucunda bir aşı bulunabilir an-
cak tekrar ortaya yeni solunum virüslerinin ortaya çıkmasıyla birlikte gelecekte benzer soruların ortaya çıkması
kaçınılmaz sondur.

EBRAR KARAKAYA

KAYNAKÇA
1. S. Liu, Y. Zhi, and S. Ying, “COVID-19 and Asthma: Reflection During the Pandemic,” Clin. Rev. Allergy Immunol., vol. 59, no. 1, pp. 78–88, 2020,
doi: 10.1007/s12016-020-08797-3.
2. M. Morais-Almeida et al., “COVID-19, asthma, and biological therapies: What we need to know,” World Allergy Organ. J., vol. 13, no. 5, p.
100126, 2020, doi: 10.1016/j.waojou.2020.100126.
3. H. A. Brough et al., “Managing childhood allergies and immunodeficiencies during respiratory virus epidemics – The 2020 COVID-19 pan-
demic: A statement from the EAACI-section on pediatrics,” Pediatr. Allergy Immunol., vol. 31, no. 5, pp. 442–448, 2020, doi: 10.1111/pai.13262.

16

BİLİM - SİZ

SİGARA KULLANIMI VE COVID-19

COVID-19 hastalarında olumsuz sonuçlara yol açabilecek hipertansiyon, yaşlılık, cinsiyet, diyabet, kardiyovas-
küler hastalıklar ve solunum hastalıkları gibi bazı risk faktörleri bulunmaktadır. Bunların yanında sigara kullanı-
mının COVID-19’la ilişkisi de sorgulanmaktadır [1].
Asemptomik enfekte kişilerin sigara kullanımı, özellikle kapalı ortamlarda, beraberinde bulunduğu diğer kişile-
ri de risk altına sokmaktadır. COVID-19, sigara içme esnasında karşı tarafa ikincil aerosol (SHA) ve ikincil duman
(SHS) yoluyla bulaşabilmektedir. COVID-19, 0,1 μm çapındadır ve aerodinamik çapları 0.2-0.5 μm olan SHA ve
SHS partiküllerine yapışmaktadır. Öksürme ve hapşırma ile viral yüklü aerosoller 7-8 m hızla gidebilmektedir
ve virüs aerosollerde saatlerce hayatta kalabilmektedir. Sigara ve elektronik sigara kullanımı da aerosol ve du-
man aracılığıyla virüsü taşımaktadır. Sigara içilen kapalı ortamlarda SHA ve SHS yoluyla bulaş söz konusudur.
Taşıyıcı kişinin ev içinde sigara içmesi günler geçse de bulaş riski taşımaktadır. Çünkü SHA ve SHS’nin dağılma-
sıyla üçüncül aerosol ve duman (THA ve THS) yoluyla ortamda kalabilmektedir. Viral yüklü aerosol ve duman,
üçüncü kez aktarılarak toz ve yüzeylere yerleşmektedir. Toz partiküllerinin çapı ortalama 0,3 μm olduğundan
COVID-19’u içerebilir. Cansız yüzeylerde COVID-19 yaklaşık 9 gün bulaşıcı kalabilmektedir. Bu durum özellikle
bebekler ve çocuklar açısından oldukça risklidir. THA ve THS ile enfekte partiküllere maruz kalabilir, hatta doku-
nabilir veya yutabilirler. Bu yüzden kendileri enfekte olmakla birlikte, çevresindeki daha yaşlı kişileri de enfekte
ederler. COVID-19, kapalı alanlarda sigara içilmesi durumunda kaçınılmaz olacaktır [2].
Sigara kullanan kişiler solunum yolu virüslerine karşı savunmasızdır. Sigara kullanımı akciğerlere hasar vererek,
bakteriyel ve viral enfeksiyonlara karşı vücudu daha duyarlı hale getirmektedir. ACE2 reseptörü, akciğer tip-2
pnömositlerin yüzeyinde eksprese edilir ve virüsteki S proteini için insan hücrelerinde bağlanma bölgesi sağ-
lar. S proteini, ACE2’ye yüksek afinite gösterir. Sigara içmek, COVID-19’la ilişkili reseptör olan ACE2’yi yukarı
regüle edebilir. Bununla birlikte sitokin hücumu aktive olabilir ve bu da COVID-19’lu hastaların durumunu
kötüleştirebilir. Yapılan bir çalışmada, KOAH’lı ve sigara kullanan kişilerden alınan akciğer dokularında, sigara
içmeyenlere kıyasla ACE2 gen ekspresyonunun daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu da sigara kullanan kişilerin
COVID-19 enfeksiyonuna daha duyarlı olabileceğini göstermektedir. Hatta sigara kullanmanın viral reseptöre
katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Bu durum sigaranın yanı sıra çeşitli tütünler ve elektronik sigaralar için de
söz konusu olabilir. Çin’de erkeklerin yaklaşık %50’si sigara kullanmaktadır ve bununla birlikte en yüksek ölüm
oranına da yaşlı erkekler sahiptir. Sigara, uzun süreçte birçok solunum rahatsızlığını beraberinde getirmektedir.
Bununla birlikte yaşlı erkeklerde, COVID-19’la ilişkili ölümlerin altında yatan sebeplerden biri olarak kronik
solunum rahatsızlıkları öne çıkmaktadır [3-5].

17

BİLİM - SİZ

Sigara bırakma kliniğinde yapılan bir araştırmada, COVID-19’un sigarayı bırakmaya etkisinin olup olmadığına
bakılmıştır. 2018 yılında sigarayı bırakmak için başvurmuş 2019 yılında ise sigarayı bırakmış kişiler ve COVID-19
pandemi döneminden itibaren sigarayı bırakan kişiler değerlendirilmiştir. Pandemi döneminden önce sigarayı
bırakmak için başvuran kişilerden %23,7’sinin sigarayı bıraktığı bilinmektedir. Pandemi döneminde ise sigara
bırakma oranının %33,1’e yükseldiği görülmüştür. Bu artışın sebebi olarak, sigara kullanıcılarının COVID-19’dan
daha fazla ve daha kötü etkileneceklerini düşünerek yaşadığı korku duygusuyla sigarayı bırakma kararı aldığı
düşünülmektedir. Pandemiyle birlikte sigara kullanımında azalmalar görülmüştür [7].
Sigara kullanımının COVID-19’un şiddetini artırdığı ve kişiyi daha kötü sonuçlara götürdüğü düşünülmekle bir-
likte gerçekleştirilen çalışmalar, sigara ve COVID-19 arasındaki bağlantı üzerine çelişkili sonuçları ortaya çıkar-
mıştır. Yapılan bir çalışmada, 4 farklı ülkenin hastanelerinde bulunan COVID-19 vakalarında sigara kullanımı
araştırılmıştır. Çıkan sonuca göre, COVID-19’lu hasta popülasyonuna bakıldığında sigara içme prevalansının
düşük olduğu görülmüştür. İncelemede, yüksek sigara içme prevalansına sahip Doğu Avrupa ülkelerinde düşük
COVID-19 yaygınlığı görülürken; düşük sigara içme prevalansına sahip Avrupa ülkelerinde ise yüksek COVID-19
yaygınlığı ile karşılaşılmıştır. Bu araştırma sonucunda sigara dumanında bulunan nikotin ya da diğer bileşiklerin,
COVID-19’a karşı bir koruma sağladığı takdirde, kontrollü insan deneylerinde ve laboratuvar deneylerinde ince-
lenmeye değer olabileceği düşünülmüştür. Fakat bu bir tedavi yöntemi olmamakla birlikte, sigara kullanımının
COVID-19’un etkisini azalttığı ya da iyileştirmek amacıyla kullanılabileceği gibi bir durum söz konusu değildir.
Ayrıca yapılan diğer çalışmalarda, sigara kullanan COVID-19 hastalarında yüksek hastalık şiddetinin ve ölüm
riskinin olduğu belirtilmektedir. Sonuç olarak sigara kullanımının COVID-19 ile ilişkisi tam olarak bilinmemekle
beraber bu konudaki güncel hakemli verilerin kendi aralarında da oldukça tartışmalı olduğu görülmekte ve
sigara kullanımının COVID-19 hastalığında etkisi olup olmadığını bildiren kesin yanıtlar beklenmektedir. Ancak
bilinen en önemli gerçek, sigarayı bırakmanın insan sağlığını olumlu etkisidir [1,5,7].

HATİCE ÇAĞLA BALTACI

KAYNAKÇA
[1] Rohin K. Reddy, Walton N. Charles, Alexandros Sklavounos, Atul Dutt, Paul T. Seed, Ankur Khajuria, The effect of smoking on COVID‐19 sever-
ity: A systematic review and meta‐analysis, Journal of Medical Virology, 2020
[2] E. Melinda Mahabee-Gittens, Ashley L. Merianos, and Georg E. Matt, Letter to the Editor Regarding: “An Imperative Need for Research on
the Role of Environmental Factors in Transmission of Novel Coronavirus (COVID-19)” —Secondhand and Thirdhand Smoke As Potential Sources
of COVID-19, Environmental Science & Technology 2020 54 (9), 5309-5310. DOI: 10.1021/acs.est.0c02041
[3] Samuel James Brake, Kathryn Barnsley ,Wenying Lu, Kielan Darcy McAlinden, Mathew Suji Eapen and Sukhwinder Singh Sohal, Smoking
Upregulates Angiotensin-Converting Enzyme-2 Receptor: A Potential Adhesion Site for Novel Coronavirus SARS-CoV-2 (Covid-19), J. Clin. Med.
2020, 9(3), 841; https://doi.org/10.3390/jcm9030841
[4] Ivan Berlin, MD, PhD, Daniel Thomas, MD, Anne-Laurence Le Faou, MD, PhD, Jacques Cornuz, COVID-19 and Smoking, Nicotine & Tobacco
Research, Volume 22, Issue 9, September 2020, Pages 1650–1652, https://doi.org/10.1093/ntr/ntaa059
[5] Vivek K. Kashyap, Anupam Dhasmana, Andrew Massey, Sudhir Kotnala, Nadeem Zafar, Meena Jaggi, Murali M. Yallapu and Subhash C. Chau-
han, Smoking and COVID-19: Adding Fuel to the Flame, Int. J. Mol. Sci. 2020, 21(18), 6581; https://doi.org/10.3390/ijms21186581
[6] Burcu Kayhan Tetik, Işılay Gedik Tekinemre and Servet Taş, The Effect of the COVID-19 Pandemic on Smoking Cessation Success, Journal of
Community Health (2020)
[7] Panagiotis Tsigaris, Jaime A Teixeira da Silva, Smoking Prevalence and COVID-19 in Europe, Nicotine & Tobacco Research, Volume 22, Issue 9,
September 2020, Pages 1646–1649, https://doi.org/10.1093/ntr/ntaa121

18

BİLİM - SİZ

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ COVID-19 SÜRECİNE NE KADAR ETKİLİ?

Bu küresel pandemi sürecinde salgının daha kolay bir şekilde atlatılması ya da salgının bulaşma riskini en aza
indirmek amacıyla temizlik, maske, mesafe kurallarının yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirmek büyük önem
taşımaktadır. Bu süreçte belirli kuralların yanında bağışıklık sisteminin nasıl çalıştığı ve bağışıklık sisteminin
güçlendirilmesi için neler yapılabileceği sorusu önem arz etmektedir.

Canlılar yaşamları boyunca birçok patojen mikroorganizmalar tarafından tehdit altında kalmıştır. Patojenler
canlının vücudunu istila ederek patolojik hasarlara sebep olmaktadır. Bu hasarlar bazı durumlarda hafif semp-
tomlar ile kendini gösterirken, bazı durumlarda ise şiddetli semptomlar ile kendilerini göstermektedirler. Ek
olarak, önemli hastalıklara ya da rahatsız edici semptomlara sebep olmadan da canlının yapısından atılabil-
mektedir. Bağışıklık bu anlamda canlının tüm bu patojenlere karşı oluşturduğu savunma mekanizmasına veri-
len genel bir isimdir.

Bağışıklık sistemimiz iki ana gruptan oluşmaktadır. İlk sistem doğuştan gelen (doğal bağışıklık) sistemini oluştu-
rurken diğer bir bağışıklık sistemi ise sonradan kazanılan (özgül/adaptif) sistem olarak kendini göstermektedir.
Doğal bağışıklık sistemi dentritik hücre, makrofaj, doğal katil hücreler, nötrofil, bazofil ve eozinofillerden oluş-
maktadır. Kazanılmış bağışıklık sistemi ise B ve T hücrelerinden oluşmaktadır. Vücudun korona virüslere karşı
oluşturduğu savunma mekanizması doğal bağışıklık sistemi tarafından oluşturulmaktadır. Yapılan bir araştır-
mada virüse yakalan 99 kişinin bağışıklık sisteminde meydana gelen değişiklikler incelenmiş ve bu incelemeler
sonucunda hasta gruplarının nötrofil sayısında % 38 artış, lenfosit sayısında % 35 azalma, serum IL6 proteinin-
de % 52 ve C-reaktif proteinin ise % 84 oranında arttığı bildirilmiştir [1].

Doğal bağışıklık sisteminin en önemli basamağı virüse karşı Tip1 interferon salgılanma aşamasıdır. Bu salgı-
lanma işlemi virüsler, mikroorganizmalar ve çift iplikli RNA’lar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu bağışıklık
sisteminin viral enfeksiyonlara karşı verdiği bir yanıt mekanizmasıdır. Kazanılmış (özgül) bağışıklık yanıt meka-
nizmasının düzenlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Tip 1 interferon salgılanması virüslerin çoğalma-
sını erken evrede baskılamaktadır. Peki, bu virüs her insanda nasıl farklı semptomlar gösterebilmektedir? Bu
sorunun cevabı bağışıklık sisteminden geçmektedir. COVID-19 salgını enfekte kişilerde genel olarak üç evrede
gözlenmektedir [1]:

1. Asemptomik evre: Bu evrede virüs hastaların vücudunda genellikle kuluçka döneminde bulunur. Semptom
gözlenmez.

2. Orta evre: Bu evrede virüs hasta kişilerin vücuduna yerleşmiştir, artık vücutta tespit edilmektedir. Çok hafif
semptomlar gözlenir.

3. Son evre: Bu evrede hasta kişiler ciddi semptomlar göstermektedir. Tedavi hastanede gerçekleşir, kişide viral
enfeksiyonlar oldukça fazladır.

Hastaların erken dönemde bağışıklık sistemi yardımı ile virüse karşı antikor geliştirmeleri hastalığın gelişme-
sinde yavaşlatıcı rol oynamaktadır. Bu evrede hastalara antikor ya da interferon tedavisi uygulanması oldukça
fayda sağlamaktadır. Bu tedavi yöntemlerinden farklı olarak dışarıdan yapılan takviyelerle de bağışıklık sistemi
güçlendirilebilmektedir. Bunun için uzun vadede sigara kullanımını bırakmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı
kiloyu korumak, alkol kullanımının azaltılması ve uyku periyotlarının düzenlenmesi gibi örnekler verilebilmek-
tedir. Kısa vadeli olarak bağışıklık sistemini güçlendirecek besinler tüketmek ve vitamin takviyeleri almak ba-
ğışıklık sistemini güçlendirecek takviyelere örnek verilmektedir. Vücudumuzda bulunan vitamin ve mineraller
bağışıklık sistemini güçlendiren en önemli maddelerdir. Korona virüs tedavisinde en çok ismini duyulan D vita-
mini, C vitamini ve Çinko mineralinin kullanımı tam anlamıyla bir tedavi sağlamamakta fakat bağışıklık sitemini
güçlendirme aşamasında oldukça önem arz etmektedir. D vitamini eksikliğinin çeşitli hastalıklara yakalanma
riskini arttırdığı yapılan araştırmalarda belirtilmiştir. Fakat normal düzeyde D vitamini seviyesi gözlenen bir has-

19

BİLİM - SİZ

tada fazladan takviye edilmesinin hastalığın önlenmesinde ya da tedavisinde rol oynadığına dair herhangi bir
kanıt bulunmamaktadır. C vitamini bağışıklık sistemini desteklemede önemli rol oynamaktadır. Soğuk algınlığı
ve grip vakalarının önlenmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Kadınlar için günlük 75 mg ve erkekler için
ise günlük 90 mg sağlıklı bir kişi için belirlenmiş günlük C vitamini tüketim miktarıdır. Çok fazla C vitamini takvi-
yesinin uzun vadede vücutta çeşitli yan etkiler ile sonuçlanacağı unutulmaması gereken önemli noktalardandır.
Çinko minerali insan vücudunda enfeksiyonu önleme ve tedavi aşamasında çok önemli rol oynayan bir mineral
olarak bilinmektedir. Bağışıklık sistemini destekleyici görev almaktadır. Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalara
bakıldığında salgınların tedavisinde çinko takviyesinin önemli rol oynadığı belirtilmektedir [2-5].
Tüm bu ek takviyeleri kullanmanın yanı sıra hastalığın tedavisi için yapılabilecek en doğru yöntem düzenli
beslenmedir. Her besinden yeterli miktarda tüketmek, düzenli aralıklarla hareket etmek ve düzenli ve verimli
uyku düzenine sahip olmak bağışıklığımızı güçlendirmek için yapılması gereken en önemli adımlardan bazıları-
dır. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise tüm bu takviye gıdaların kullanımı doktor kontrolünde olmalı,
yapılan testler sonucuna uygun olarak gerçekleştirilmeli ve tedavi kişiye özel gerçekleşmelidir.

ELİFNAZ KARABAY

KAYNAKÇA
[1] J. Charles A Janeway, P. Travers, M. Walport, and M. J. Shlomchik, “The Immune System in Health and Disease,” 2001.
[2] P. C. Ilie, S. Stefanescu, and L. Smith, “The role of vitamin D in the prevention of coronavirus disease 2019 infection and mortality,” Aging Clin.
Exp. Res., vol. 32, no. 7, pp. 1195–1198, Jul. 2020.
[3] A. C. Carr, “A new clinical trial to test high-dose vitamin C in patients with COVID-19,” Crit. Care, vol. 24, no. 1, p. 133, Dec. 2020.
[4] A. Skalny et al., “Zinc and respiratory tract infections: Perspectives for COVID‑19 (Review),” Int. J. Mol. Med., vol. 46, no. 1, pp. 17–26, Apr.
2020.
[5] Acar N, Koçak T, Korona virüsle mücadelede beslenmenin bağışıklık sisteminin desteklenmesindeki rolü, Gazi Sağlık Bilimleri Dergisi 2020:
Özel Sayı: 18-45

20

BİLİM - SİZ

COVID-19 VE BESLENME

Beslenme, insanların ve diğer canlıların hayatta kalması ve yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirmesi için bir
zorunluluktur. Beslenme ayrıca, hemen hemen tüm hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde önemli bir
faktör olup şu an dünyada pandemi haline dönüşen COVID-19 salgınını da daha önce yaşanan diğer salgınlar
gibi önemli ölçüde etkilemektedir. Vücuda çeşitli patojenlerin girmesiyle, vücuttaki savunma mekanizması yani
bağışıklık sistemi devreye girmektedir. Bu durumda enfeksiyonlara karşı uygun ve elverişli bir bağışıklık sistemi
için dengeli ve düzenli beslenme sisteminin olması gerekmektedir. Dengeli ve yeterli düzeyde besin alınama-
ma durumu iltihaplanma ve oksidatif stres ile bağlantılı olduğundan bağışıklık sistemini de etkilemektedir, bu
durumda COVID-19 gibi viral enfeksiyonlar önlenememektedir. Bununla birlikte dengesiz beslenme ve gerekli
besin moleküllerinin alınmaması kişilerin COVID-19 enfeksiyonuna yakalanma risklerini artırmakta ayrıca en-
fekte olan hastalarda ise tedavi sürecini yavaşlatmaktadır. Özellikle bu kötü beslenme alışkanlıkları yaşlı kişileri
daha fazla etkileyerek onların zatürreye (pnömoni) daha fazla yakalanmalarına neden olmakla birlikte başka
hastalıklarla birlikte olduğunda ölüm oranını da arttırmaktadır [1-3].

COVID-19’un risk faktörleri arasında yer alan hastalıklardan obezite, dengesiz beslenmeye bağlı vücutta aşırı
ve anormal derecede yağ birikmesidir. Buna bağlı olarak obezite ve COVID-19 hastalığı arasında ilişki oldu-
ğu söylenebilir. Bu durumda SARS-CoV 2’nin (Severe Acute Respiratory Syndrome-coronavirus-2) angioten-
sin-converting enzim 2(ACE2) protein reseptörüne bağlandığı ve bu reseptörün akciğerdeki tip 2 pnömosit ve
yağ dokusunda adipositte yer aldığı bilinerek obezite ve COVID-19 arasındaki ilişkiyi yani dolaylı olarak da bes-
lenmenin COVID-19 enfeksiyonunu etkilediği düşünülebilir. COVID-19’un ilerleyişini engellemek veya azaltmak
için mikrobesin öğeleri içeren besinlerin tüketimi çok önemlidir. COVID-19 enfeksiyonuna sahip olan kişiler
için özellikle selenyum ve çinko gibi bazı minerallerin beslenme aracılığıyla tüketilmesi bu hastalığın olumlu
seyri için çok önemlidir. Selenyum minerali COVID-19 gibi viral enfeksiyonlarda oksidatif stresi azaltması ve
çinko ise viral enfeksiyonun replikasyonunu engellemesi dolayısıyla bu enfeksiyonların tedavisinde hızlı bir şe-
kilde ilerleme kaydedilmesini sağlayabilmektedir. COVID-19’a karşı beslenmede çeşitli makrobesinlerin ve bazı
fitokimyasalların alımı bu enfeksiyonu birçok yönden etkiler. Makrobesin öğesi olan proteinlerin alımı vücutta
bağışıklık sistemi için elverişli ve yeterli miktarda antikor üretiminde görev almaktadır ve farelerde yapılan bir
çalışmada düşük miktarda protein alımı COVID-19’un etkilediği en önemli organlardan biri olan akciğerlerde
virüsün kalma süresini uzatmıştır. Vitaminlerden A vitamininin ise enfeksiyon riskini düşürebileceğine dair bul-
gular vardır. Başka bir vitamin olan D vitamini, genelde insanlar tarafından çok az alınmasına karşın bu vitami-
nin çeşitli balıklarda ve yumurtada olduğu bilinmektedir. COVID-19’a karşı ise olumlu yönde çok etkili olduğu
ve D vitamini tüketimi ile ACE2 reseptörünün AGTR1 (anjiyotensin reseptör II tip 1) reseptörüne bağlanmasını
sağlayarak, aynı zamanda daha az virüsün ACE2 reseptörüne bağlanması sağlanmaktadır. Yapılan araştırmalar-
da C ve E vitamini gibi antioksidan özelliklere sahip besinlerin viral enfeksiyonu azalttığı düşünülmektedir. As-
lında sadece şu an gündemimizde olan COVID-19 enfeksiyonuna karşı değil, diğer hastalıklara yakalanmamak
adına ve bağışıklığın güçlü tutularak vücudun direncini arttırma konusunda da dengeli ve düzenli beslenmek
insanlar için gereklidir. Bu durumda mümkün olduğunca daha az karbonhidrat, şekerli yiyecek ve içecekler ve
doymuş yağ asidi tüketmeleri gerekirken, vücudun bağışıklığını güçlendirmek, dolayısıyla enfeksiyonlara veya
hastalıklara karşı korunmak için yeterli miktarda tahıl ve lif içeren ürünler, doymamış yağlar, protein, mine-
raller ve çeşitli antioksidan tüketilmesi gerekmektedir. Bu gibi ögeleri içeren meyve ve sebzelerin tüketimi de
özellikle lif kaynağı ve fitokimyasallardan polifenoller açısından önemli bir yere sahiptir. Yukarıda bahsedilen
daha az tüketilmesi gereken besinlerin içerdiği Batı diyeti olarak adlandırılan beslenme tipi, birçok hastalığı
beraberinde getirerek COVID-19’a yakalanma riskini de arttırmaktadır. Genel diyet türlerine bakıldığında solu-
num ile ilgili hastalıklar ve inflamatuar durumlarda Akdeniz diyetinin büyük bir etkiye sahip olduğu ve böylece
COVID-19’da da etkili olduğu belirtilmektedir [4-8].

21

BİLİM - SİZ

Özetle, COVID-19 gibi enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı, enfekte olmayı önleyici ve tedavide yardımcı olarak
dengeli ve düzenli beslenme karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda yeterli düzeyde makrobesin (protein, karbon-
hidrat, lif, lipidler), mikrobesin (vitaminler, mineraller) ögeleri ve fitokimyasalların (polifenoller, karotenoidler
gibi) alınımı önem taşımaktadır.

MERVE NUR TİMİN

KAYNAKÇA
[1] Butler, M. J., & Barrientos, R. M. (2020). The impact of nutrition on COVID-19 susceptibility and long-term consequences. In Brain, Behavior,
and Immunity (Vol. 87, pp. 53–54). Academic Press Inc. https://doi.org/10.1016/j.bbi.2020.04.040
[2] Cena, H., & Chieppa, M. (2020). Coronavirus Disease (COVID-19–SARS-CoV-2) and Nutrition: Is Infection in Italy Suggesting a Connection? In
Frontiers in Immunology (Vol. 11, p. 944). Frontiers Media S.A. https://doi.org/10.3389/fimmu.2020.00944
[3] Iddir, M., Brito, A., Dingeo, G., Del Campo, S. S. F., Samouda, H., La Frano, M. R., & Bohn, T. (2020). Strengthening the immune system and
reducing inflammation and oxidative stress through diet and nutrition: Considerations during the covid-19 crisis. In Nutrients (Vol. 12, Issue 6).
MDPI AG. https://doi.org/10.3390/nu12061562
[4] Alexander, J., Tinkov, A., Strand, T. A., Alehagen, U., Skalny, A., & Aaseth, J. (2020). Early nutritional interventions with zinc, selenium and vita-
min D for raising anti-viral resistance against progressive COVID-19. In Nutrients (Vol. 12, Issue 8, pp. 1–12). MDPI AG. https://doi.org/10.3390/
nu12082358
[5] Laviano, A., Koverech, A., & Zanetti, M. (2020). Nutrition support in the time of SARS-CoV-2 (COVID-19). In Nutrition (Vol. 74, p. 110834).
Elsevier Inc. https://doi.org/10.1016/j.nut.2020.110834
[6] Patel, J. J., Martindale, R. G., & McClave, S. A. (2020). Relevant Nutrition Therapy in COVID-19 and the Constraints on Its Delivery by a Unique
Disease Process. In Nutrition in Clinical Practice (Vol. 35, Issue 5, pp. 792–799). John Wiley and Sons Inc. https://doi.org/10.1002/ncp.10566
[7] Stachowska, E., Folwarski, M., Jamioł-Milc, D., Maciejewska, D., & Skonieczna-żydecka, K. (2020). Nutritional support in coronavirus 2019
disease. Medicina (Lithuania), 56(6), 1–14. https://doi.org/10.3390/medicina56060289
[8] Zabetakis, I., Lordan, R., Norton, C., & Tsoupras, A. (2020). Covid-19: The inflammation link and the role of nutrition in potential mitigation.
In Nutrients (Vol. 12, Issue 5). MDPI AG. https://doi.org/10.3390/nu12051466

22

BİLİM - SİZ

SARS-CoV-2 ENFEKSİYONLARINA KARŞI D VİTAMİNİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Küresel bir sağlık problemi olarak nitelendirilen D vitamini eksikliği, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmek
adına en çok çabaladığımız pandemi döneminde oldukça büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Güneşin mucizesi
olarak da adlandırılan D vitamininin başlıca kaynağı, güneşten gelen ultraviyole ışınların deride fotokimyasal
reaksiyonlar ile “kolekalsiferol” oluşturmasıyla endojen olarak elde edilir. Ancak bitkisel ve hayvansal bazı kay-
naklar da çeşitli D vitamini tipleri içermektedirler. Deri veya besinler üzerinden alınan D vitamini karaciğerde
çeşitli enzimler ve hormonlar yardımıyla biyolojik yollardan geçerek aktif hale getirilmektedir. Eksikliği henüz
aktive olmamış formu olan 25(OH)D seviyesiyle ölçülmektedir ve özellikle kalsiyum-fosfor metabolizmasında
bozukluklara yol açmakta, yaygın kanser türlerine, kardiyovasküler hastalıklara, metabolik sendromlara, en-
feksiyöz ve otoimmün hastalıklara neden olmaktadır. Yetersizliği akut ve kronik hastalıklara neden olan D vita-
mini metabolitleri, doğuştan ve adaptif antiviral savunma mekanizmalarının önemli bir bileşenidir. Bu nedenle
eksikliğinin SARS-CoV-2 (COVID-19) ile enfekte olmuş kişilerde erken viremik ve hiperinflamatuar aşamaların
daha şiddetli geçmesine neden olduğu düşünülmektedir [1]. D vitamininin diğer solunum yolu enfeksiyon-
larında da immünopatolojik inflamatuar tepkileri düzenlediği belirtilmiştir. Bu etkilerin model organizmalar
üzerinde yapılan çalışmalar ile D vitaminin vücutta kan basıncının düzenlenmesinde görev alan renin-anjiyo-
tensin metabolizması (RAS) ile yakından ilişkili olduğu ve SARS-CoV-2 salgınında RAS’ın aşırı aktive edilmesinin
enfeksiyonun kötü seyretmesine neden olduğu gösterilmiştir [1].

Vücudumuzda doğuştan gelen bağışıklık patojenler için ilk savunma hattıdır. Bu sistemde görev alan reseptör
tipleri D vitaminin aktif formu ile etkileşerek antimikrobiyal peptitlerin indüklenmesini sağlar ve savunmayı
arttırarak nötrofillerin, monositlerin/makrofajların ve dendritik hücrelerin savunma sistemine dahil olmasını
sağlar ve bu şekilde adaptif bağışıklık tepkisi başlatılır [2,3].

Dolaşımda 25(OH)D düzeyinin düşük olması COVID-19 enfeksiyonunun şiddeti ile yakından ilişkilidir. Bu ne-
denle D vitamini seviyelerini özellikle koyu ten rengine sahip, güneşten yeterince yararlanamayan, iskelet-kas
sistemi hastalığı olan, anti-konvülzan veya glikokortikoid ilaç kullanan, yaşlı ve hamile bireylerin kontrol altında
tutması önemlidir. SARS-CoV-2 ile enfekte olmuş ve tedavisi yoğun bakım ünitelerinde devam eden hastalarla
yapılan çalışmalarda D vitamini takviyesinin bir grupta hastalığın seyrini hafiflettiği ancak diğer bir grupta et-
kisiz kaldığı tespit edilmiştir. Vitaminin etkisiz kalmasının sebebi tedavide deksametazon gibi ilaçların kullanıl-
ması olarak tahmin edilmektedir. Ayrıca hastaların hiperinflamatuar aşamada yani virüs ile enfekte olduktan
sonra vitamin takviyesi almasının antiviral etkiden yararlanamama nedeni olarak gösterilmiştir [4,5].

Bu bilgiler doğrultusunda enfeksiyondan korunmak için evlerimizde kaldığımız pandemi döneminde güneş
ışığından olabildiğince fazla yararlanmak ve gerekliyse D vitamini takviyesi kullanmak bağışıklık sistemimizi
güçlendirip koronavirüse karşı doğal bir immün bariyer oluşturabilir.

AYŞE SİMAY METİN

KAYNAKÇA
1. Bilezikian, J.P, Bikle, D., Hewison, M., Lazaretti-Castro, M., Formenti, A.M., Gupta, A., Madhavan, M.V., Nair, N., Babalyan, V., Hutchings, N.,
Napoli, N., Accili, D., Binkley, N., Landry, D.W., Giustina, A., “Mechanism in Endocrinology: Vitamin D and COVID-19”, European Journal of Endo-
crinology, 2020, 183(5):133-147. DOI: https://doi.org/10.1530/EJE-20-0665
2. Fidan, F., Alkan, B.M., Tosun, A. “Çağın Pandemisi: D Vitamini Eksikliği ve Yetersizliği”, Turk J Osteoporos 2014; 20:71-74. DOI: 10.4274/
tod.94830
3. Özbey, G., Bakırcı, E., Dalaklıoğlu, S., “Vitamin D Eksikliği: Esansiyel Hipertansiyonda Epigenetik Bir Risk Faktörü”, MN Kardiyoloji, 2016;
23(4):207-212.
4. Martineau, A.R., Forouhi, N.G., “Vitamin D for COVID-19: a case to answer?”, The Lancet Diabetes & Endocrinology, 2020; 18(2):735-736. DOI:
https://doi.org/10.1016/S2213-8587(20)30268-0
5. Trovas, G., Tournis, S., “Vitamin D and COVID-19”, Hormones International Journal of Endocrinology and Metabolism, 2020..

23

BİLİM - SİZ

İÇİMİZDEKİ MİKROORGANİZMALAR: COVID-19- PROBİYOTİK İLİŞKİSİ

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre probiyotikler, uygun dozda tüketil-
diğinde tüketen organizmaya fayda sağlayan canlı mikroorganizmalardır [1]. Probiyotikler günümüzde en çok
kullanılan gıda takviyeleri arasında yer almaktadır. Probiyotikler, gıda takviyeleri arasında tek başına küresel
olarak yıllık %7’lik bir pazar büyümesine sahiptir [2]. Bağırsaklarımızda en çok bulunan cinsler Lactobacillus ve
Bifidobacterium olsa da Leuconostoc, Pediococcus ve Enterococcus gibi cinsler de bulunur. Çoğunlukla yoğurt,
kefir gibi diğer süt ürünlerinde de bulunurlar [3].
COVID-19 hücreye giriş için hücredeki ACE-2 reseptörlerine bağlanır. ACE-2 reseptörleri akciğer dokuları dı-
şında böbrek, mide ve bağırsak dokularında da bulunur. COVID-19 ile enfekte olmuş bazı hastaların dışkısında
COVID-19 virüsü bulunmuştur. Bu hastaların aynı zamanda ishal belirtisi göstermesi ile COVID-19’un bağırsak
mikrobiyotasında bir etkiye sahip olup olmadığı yeni bir araştırma konusu olmuştur [4].
Bağırsak ve akciğer dokularında COVID-19 enfeksiyonuna vücudumuzdaki ilk tepki immün sistemin inflamas-
yon yanıtını aktive etmesi ile olur. Akciğer hücrelerinde bu yanıt ile IFN-γ, TNF-α gibi proinflamatuar sitokinle-
rinin artmasıyla akciğer dokularında sitokin oranı yüksek seviyelere ulaşır. Bağırsak dokularında ise COVID-19
enfeksiyonu ilk olarak Th1 ve Th2 oranlarında dengesizliğe neden olur ve daha sonra akciğer dokularındaki
gibi öncelikli olarak proinflamatuar sitokinlerinin artışına ve dolayısıyla bağırsak dokularında sitokin oranının
yüksek seviyelere ulaşmasına neden olur. Enfeksiyon durumunda Bifidobacteria ve Lactobacillus gibi “faydalı
bakteriler” Th1/ Th2 hücreleri arasındaki dengeyi değiştirerek sitokin artışını azaltır ve bu sayede hastalığın
şiddetli belirtilerini azalır. Probiyotik tüketimi, enfeksiyonla savaşmamız için vücudumuza gerekli olan tip I
interferonların, antijen sunan hücrelerin (APC), Doğal Katil hücrelerin (NK hücreleri) ve akciğerlerdeki B ve T
hücrelerinin seviyelerini arttırır ve böylece immün sistemimiz güçlü hale gelir [5-10].
Probiyotik kullanımı soğuk algınlığı tehlikesini azaltır ve COVID-19’un da neden olduğu üst solunum yolu en-
feksiyonlarının belirtilerini kısa sürede azaltır . Yapılan son araştırmalarda Bifidobacteria ve Lactobacillus pro-
biyotikleri içeren ilaçların COVID-19 enfeksiyonuna yakalanan hastaların iyileşmesinde yardımcı etki sağladığı
bulunmuştur [11-15].

BENGİSU YILMAZ

24

BİLİM - SİZ

KAYNAKÇA
1. Emerging Trends in “Smart Probiotics”: Functional Consideration for the Development of Novel Health and Industrial Applications. El Hage R,
Hernandez-Sanabria E, Van de Wiele T Front Microbiol. 2017; 8:1889.
2. Global Market Insights. 2017. Los Ageles (USA): Globe-Newswire; [cited 2018 March 14]. Available from: globenewswire.com/news-re-
lease/2017/10/10/1143574/0/en/Probiotics-Market-to-exceed-65bn-by-2024-Global-Market-Insights-Inc.html
3. Report FAO/WHO. 2001. Report of a Joint FAO/WHO Expert Consultation on Evaluation of Health and Nutritional Properties of Probiotics in
Food including Powder Milk with Live Lactic Acid Bacteria [Internet]. p. 1–29; [cited 2017 November 15]. Available from: http://www.fao.org/
tempref/docrep/fao/meeting/009/y6398e.pdf
4. Wu Y. Prolonged presence of SARS-CoV-2 viral RNA in faecal samples. Lancet Gastroenterol. Hepatol. 2020;1253(20):20–21. doi: 10.1016/
S2468-1253(20)30083-2.
5. Probiotics for prevention and treatment of respiratory tract infections in children: A systematic review and meta-analysis of randomized con-
trolled trials. Wang Y, Li X, Ge T, Xiao Y, Liao Y, Cui Y, Zhang Y, Ho W, Yu G, Zhang T Medicine (Baltimore). 2016 Aug; 95(31):e4509.
6. Chan J.F.W. A familial cluster of pneumonia associated with the 2019 novel coronavirus indicating person-to-person transmission: a study of a
family cluster. Lancet. 2020;395(10223):514–523. doi: 10.1016/S0140-6736(20)30154-9.
7. Dhar D, Mohanty A. Gut microbiota and Covid-19- possible link and implications. Virus Res. 2020;285:198018. doi:10.1016/j.virus-
res.2020.198018
8. Harmer D. Quantitative mRNA expression profiling of ACE 2, a novel homologue of angiotensin converting enzyme. FEBS Lett. 2002;532(1–
2):107–110. doi: 10.1016/S0014-5793(02)03640-2. John Wiley & Sons, Ltd.
9. The C-Terminal Effector Domain of Non-Structural Protein 1 of Influenza A Virus Blocks IFN-β Production by Targeting TNF Receptor-Associated
Factor 3. Qian W, Wei X, Guo K, Li Y, Lin X, Zou Z, Zhou H, Jin M Front Immunol. 2017; 8:779.
10. The C-Terminal Effector Domain of Non-Structural Protein 1 of Influenza A Virus Blocks IFN-β Production by Targeting TNF Receptor-Associ-
ated Factor 3. Qian W, Wei X, Guo K, Li Y, Lin X, Zou Z, Zhou H, Jin M Front Immunol. 2017; 8:779.
11. Leung W.K. Enteric involvement of severe acute respiratory syndrome - Associated coronavirus infection. Gastroenterology. 2003;125(4):1011–
1017. doi: 10.1016/j.gastro.2003.08.001.
12. Probiotics in respiratory virus infections. Lehtoranta L, Pitkäranta A, Korpela R Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 2014 Aug; 33(8):1289-302.
13. Fanos V, Pintus MC, Pintus R, Marcialis MA. Lung microbiota in the acute respiratory disease: from coronavirus to metabolomics. J Pediatr
Neonatal Individ Med. 2020;9:90139.
14. Respiratory Antiviral Immunity and Immunobiotics: Beneficial Effects on Inflammation-Coagulation Interaction during Influenza Virus Infec-
tion. Zelaya H, Alvarez S, Kitazawa H, Villena J Front Immunol. 2016; 7:633.
15. Gut microbiota and Covid-19- possible link and implications. Dhar D, Mohanty A Virus Res. 2020 Aug; 285():198018. Using Probiotics to
Flatten the Curve of Coronavirus Disease

25

BİLİM - SİZ

SALGINDA SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI NE ZAMAN UYGULANMALIDIR?

Söz konusu halk sağlığı olduğunda ileriyi planlamak satranç oynamaktan farksızdır. İyileştirici tedaviler ve aşılar
uzun sürebilir, karantinalar sadece ekonomiye değil, halkın fiziksel ve mental sağlığına da zarar verebilir. Dünya
sağlık örgütü, 11 Mart 2020 tarihinde COVID-19’u küresel bir pandemi olarak ilan etti.

Sürü bağışıklığı, popülasyonun büyük bir yüzdesinin söz konusu olan spesifik enfeksiyona karşı bağışıklık sağ-
laması ve topluluğun yüksek risk grubunda olan üyeleri için bir koruma ölçüsü sağlanmasıyla meydana gelen
bulaşıcı hastalıklardan koruma biçimini ifade etmektedir. Yani duyarlı birey ve enfekte bir konakçı arasında
etkili bir temasın ihtimalini en aza indirerek duyarlı bireylere dolaylı bir koruma sağlanmış olur. Bu kavram ilk
olarak Topley ve Wilson’ın (1923) bakteriyel enfeksiyonun yayılması: ‘sürü bağışıklığı sorunu’ adlı yayınlarında
önerilmiştir [1,2].
En basit modelde, sürü bağışıklığı eşiği R0 olarak bilinen bir parametreye veya temel üreme sayısına bağlıdır.
R0, tamamen duyarlı olan bir popülasyona giren tek bir bulaşıcı bireyin neden olduğu ortalama ikincil enfeksi-
yon sayısını ifade etmektedir. 4’lük R0 değerine sahip varsayımsal bir patojen düşündüğümüzde, bu ortalama
olarak enfekte olmuş bir konakçının, popülasyonda bağışıklık olmadığını da varsaydığımızda, salgın boyunca
dört kişiyi enfekte edeceği anlamına gelmektedir. Matematiksel olarak, sürü bağışıklık eşiği 1-1 /R0 ile tanım-
lanmaktadır. (Eğer R0’ı 4 alırsak, sürü bağışıklığı eşiği 0.75’e karşılık gelmektedir.) Bu nedenle, bir patojenin
bulaşıcılığı ne kadar olursa, ilişkili R0 o kadar büyük olur ve sürekli bulaşıyı engellemek için bağışık olması
gereken popülasyonun oranı da o kadar büyük olmaktadır. Popülasyon seviyesinde bağışıklığı anlamak adına
önemli olan bir diğer parametre etkili üreme sayısıdır. (Re veya Rt). Re, kısmen immün bir popülasyonda bula-
şıcı bir dönemde tek bir endeks vakası tarafından üretilen ortalama ikincil vaka sayısı olarak tanımlanmaktadır.
R0’dan farklı olarak, Re tamamen duyarlı bir popülasyon varsaymaz ve sonuç olarak, bir salgın olayı veya aşıla-
ma geliştikçe, popülasyonun mevcut bağışıklık durumuna bağlı olarak değişmektedir. Aşılama programlarının
amacı ise Re değerini 1’in altına düşürmektir. Bağışıklığı olan nüfusun oranı sürü bağışıklığı eşiğini aştığında

26

BİLİM - SİZ

gerçekleşir. Bu noktada patojen yayılımı korunamaz, bu nedenle popülasyondaki enfekte bireylerin sayısında
düşüş meydana gelir [3,4].
Sürü bağışıklığı genelde aşılama veya bulaşıcı hastalık ile enfekte olan insanlar tarafından sağlanmaktadır. Nü-
fus yapısı, popülasyonlar arasındaki geçişin farklılıkları, azalan bağışıklık gibi epidemiyolojik ve immünolojik
faktörler, sürü bağışıklığının dolaylı yoldan sağlayacağı korumanın derecesinde değişikliklere yol açmaktadır.
Tarihi 1979’a çevirdiğimizde, yoğun aşılama programları ile elde edilen sürü bağışıklığına dayanarak çiçek has-
talığı resmi olarak ortadan kaldırılmıştı. Benzer şekilde, oldukça bulaşıcı bir hastalık olan sığır vebası da 2011
yılında hayvanlarda sürü bağışıklığı sayesinde ortadan kaldırılmıştı [5].
Popülasyonlar için sürü bağışıklığının uygulanması tartışılırken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır.
COVID-19 bağışıklığının yaygınlaştırılması için iki olası yaklaşım söz konusudur. 1) Toplu aşılama yapılması için,
etkili ve güvenli bir aşının geliştirilmesi. 2) Küresel popülasyonların zaman içinde virüsle doğal yoldan aşı-
lanması. 2. maddeye göre, insan nüfusunun büyük bir parçasının bu virüs ile enfekte olması gerekecektir ve
milyonlarca insanın buna yenik düşecek olması göz önüne alındığında bu durumun sonuçları geniş kapsamlı ve
ciddi olacaktır. Bu yüzden henüz aşılama programı oluşmamışken, sürü bağışıklığının ilk seçenek olmasından
kaçınılmalıdır. Aksine savunmasız olan risk gruplarını koruyan bir politika izlenmelidir.

NİDA CEREN USANMAZ

KAYNAKÇA
1. Bhopal, Raj S. 2020. “COVID-19 zugzwang: Potential Public Health Moves towards Population (Herd) Immunity.” Public Health in Practice
1(May):100031. doi: 10.1016/j.puhip.2020.100031
2. Fontanet, Arnaud, and Simon Cauchemez. 2020. “COVID-19 Herd Immunity: Where Are We?” Nature Reviews Immunology 20(10):583–84.
doi: 10.1038/s41577-020-00451-5
3. Randolph, Haley E., and Luis B. Barreiro. 2020. “Herd Immunity: Understanding COVID-19.” Immunity 52(5):737–41. doi: 10.1016/j.immu-
ni.2020.04.012.
4. Williams, David R., and Lisa A. Cooper. 2020. “COVID-19 and Health Equity - A New Kind of ‘Herd Immunity.’” JAMA - Journal of the American
Medical Association 323(24):2478–80. doi: 10.1001/jama.2020.8051
5. Xia, Yuanqing, Lumin Zhong, Jingcong Tan, Zhiruo Zhang, Jiajun Lyu, Yiting Chen, Anda Zhao, Lili Huang, Zichong Long, Ning Ning Liu, Hui Wang,
and Shenghui Li. 2020. “How to Understand ‘Herd Immunity’ in COVID-19 Pandemic.” Frontiers in Cell and Developmental Biology 8(Septem-
ber):1–7. doi: 10.3389/fcell.2020.547314

27

BİLİM - SİZ

COVID-19 GÜNCEL TEŞHİS VE TEDAVİ

Hayatımızı derinden etkileyen, düzenimizi değiştiren ve psikolojimize etkisiyle şuan gündemde olan COVID-19
hakkında düzinelerce bilgiyle karşılaşmışsınızdır. Peki, bu bilgiler ışığında şuanda teşhis ve tedavide kullanılan
yöntemler ve çalışmalar hakkında her şeyi bildiğinize emin misiniz? Eğer cevabınız hayır ise bu yazının devamı-
nı okumanızı tavsiye ederim.

TEŞHİS

COVID-19 enfeksiyonu tüm dünyayı etkisi altına aldığından beri teşhis ve tedavi için çeşitli yöntemler bulun-
muştur. Pandeminin başından itibaren PCR testleri ve bilgisayarlı tomografi (CT) yöntemi ile teşhis gerçekleş-
tirilmektedir. Özellikle PCR çeşitlerinden RT-PCR (gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu) tanı için yaygın
şekilde kullanılan moleküler bir tekniktir. Alt solunum yolundan ve özellikle bronkoalveolar lavaj sıvısından alı-
nan sürüntü örnekleri ile test yapılmaktadır. Alt solunum yolundan örnek alınmasının sebebi, yüksek viral yüke
sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bir çalışmada, COVID-19 hastalarından toplanan 1070 bronkoalveolar
lavaj sıvısı örnekleri % 93, balgam % 72, burun sürüntüleri % 63 ve faringeal bezler % 32 oranında PCR testinde
başarılı olmuştur. RT-PCR örneklerinde, testin zamanlamasından, örnek toplama tekniğinin yetersizliğinden
ve örnek kaynağından dolayı PCR testinin yeterli gelmediği zamanlar olmaktadır. Tanı için kullanılan bir baş-
ka yöntem ise bilgisayarlı tomografi (CT)’dir. COVID-19 hastalarında görüntülenen göğüs CT taramaları geniş
spektrumludur. Hastalığın erken döneminde kişilerin % 15’inde CT görüntülerindeki bulgular ve % 40’ında ak-
ciğer grafisi bulguları normal görülmektedir. Ancak her ne kadar tanı için kullanılsa da bilgisayarlı tomografi de
sınırlı bir yöntemdir. Bu nedenle PCR testi ve bilgisayarlı tomografi sonuçları birlikte değerlendirilmektedir [1].

PCR ve CT yöntemleri dışında pandeminin seyrinin de ilerlemesiyle COVID-19 için antikor testleri kullanılmaya
başlanmıştır. Antikor testleri, hızlı tanı testleri olarak da tanımlanmaktadır. İmmün sistemimizde yer alan IgG
ve IgM antikorlarını baz alan kromatografik immünolojik bir yöntemdir. IgM antikorları, COVID-19 enfeksiyo-
nunun erken aşamalarında üretilmektedir ve semptomlar geliştikten 4-7 gün sonrasında tespit edilebilmekte-
dir. IgG antikorları, aylar ve yıllar geçse de tespit edilebilmektedir. Özellikle semptomlar başladıktan 7-14 gün
sonrasında üretilmektedir. Antikor testinde, IgG ve IgM açısından pozitif sonuç elde edilmesi, 2 haftadan uzun
bir zamandan beri COVID-19 enfeksiyonuna karşı aktif şekilde antikor üretildiği anlamına gelmektedir. Yalnızca
IgM antikorunun pozitif sonuçlanması, COVID-19 enfeksiyonunun 5-10. günler arasında akut fazında anlamına
gelmektedir ve yalnızca IgG antikorunun pozitif sonuçlanması ise enfeksiyonun daha önce geçirilmiş olduğunu
göstermektedir. İki antikorun da pozitif çıkmaması durumunda virüse karşı antikor üretilmediğini göstermekte-
dir. Yapılan çalışmalarda, antikor testinin güvenilirliğinin sınırlı olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle sadece antikor
testine bakılarak tanı konulamamaktadır [2,3].

Son zamanlarda birçok ülkede vaka sayısının artışı ile virüsün kontrol altına alınmada başarısızlığa uğradığı
görülmektedir. Buna sebep olan en önemli faktörlerin testlerin yetersizliği, izleme sistemlerinin ve güvenlik
önlemlerinin yetersiz olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu nedenle bilim insanları hızlı bir şekilde
ve güvenilirliği arttırılmış testler yapmayı amaçlamışlardır. Son zamanlarda CRISPR tekniği ile COVID-19 testi
çalışmaları yapılmaktadır. Bu bulunan yeni test, bazı şirketlerde Cas13 tabanlı ve bazı şirketlerde Cas12 tabanlı
olarak çalışılmaktadır [1].

TEDAVİ

COVID-19 için; antiviraller (remdesivir, favipiravir), antikorlar (hiperimmün immünoglobulinler), antiinflama-
tuar ajanlar (statinler), immünomodülatör tedaviler (sarilumab, ruxolitinab) ve antifibrotikler (tirozin kinaz
inhibitörleri) tedavi yöntemleri olarak çalışılmaktadır. Antiviral tedavi şekli olarak klorokin/hidroksiklorokin
(sıtma ilacı); influenza, mevsimsel CoV ve SARS virüslerine karşı antiviral etkiye sahip olduğu bilindiğinden üze-
rinde çalışmalar yapılmıştır. Yapılan klinik çalışmalarda COVID-19’a karşı etkinliği ve güvenilirliğinin tatmin edici
olmadığı ancak klinik çalışmalardan daha güçlü araştırmalar yapılması gerektiği belirtilmiştir. Güncel olarak bu
tedavi şekli kullanılmaktadır.

28

BİLİM - SİZ

Ribavirin, favipiravir ve remdesivir vb. COVID-19 replikasyonunu durduran RNA bağımlı RNA polimeraz inhi-
bitörleri arasında favipiravirin diğerlerine kıyasla umut verici olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Favi-
piravir, Japonya’da mevsimsel grip için geliştirilmiş bir ilaçtır ve güncel olarak kullanılmaktadır. Favipiravir ile
ilgili yapılan çalışmalarda, akciğer enfeksiyonlarında iyileştirici etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Antivirallere
alternatif olarak inflamatuar yanıtı düzenlemek amacıyla terapötik stratejiler geliştirilmiştir. İnterferon gama,
interlökin 1, interlökin 6 ve tamamlayıcı faktör 5a gibi inflamatuar aracılara karşı yönelen monoklonal anti-
korlar, COVID-19’un sebep olduğu organ hasarını hedeflemektedir. İnterlökin 6 inhibitörlerinden tocilizumab
ve sarilumab üzerinde klinik çalışmalar yapılmıştır. Bir çalışmada, kortikosteroidlerin, COVID-19 pnömonisi ve
ARDS (akut solunum sıkıntısı)’ye etkisi incelenmiştir. Karışık sonuçlar alınsa da COVID-19 hastalarında 6 mg
deksametazon alınmasının ve metilprednizolon ile yapılan tedavinin ölüm oranını azalttığı bildirilmiştir [4,6].

SUDE TUNÇKOL

KAYNAKÇA
1. Wiersinga, W. J., Rhodes, A., Cheng, A. C., Peacock, S. J., & Prescott, H. C. (2020). Pathophysiology, Transmission, Diagnosis, and Treatment of
Coronavirus Disease 2019 (COVID-19). JAMA. doi:10.1001/jama.2020.12839
2. Xie, J., Ding, C., Li, J., Wang, Y., Guo, H., Lu, Z., He, H. (2020). Characteristics of Patients with Coronavirus Disease (COVID‐19) Confirmed using
an IgM‐IgG Antibody Test. Journal of Medical Virology. doi:10.1002/jmv.25930
3. Xie, J., Ding, C., Li, J., Wang, Y., Guo, H., Lu, Z., He, H. (2020). Characteristics of Patients with Coronavirus Disease (COVID‐19) Confirmed using
an IgM‐IgG Antibody Test. Journal of Medical Virology. doi:10.1002/jmv.25930
4. Das, S., Bhowmick, S., Tiwari, S., & Sen, S. (2020). An Updated Systematic Review of the Therapeutic Role of Hydroxychloroquine in Coronavi-
rus Disease-19 (COVID-19). Clinical Drug Investigation. doi:10.1007/s40261-020-00927-1
5. NaserGhandi, A., Allameh, S. F., & Saffarpour, R. (2020). All about COVID-19 in brief. New Microbes and New Infections, 100678. doi:10.1016/j.
nmni.2020.100678
6. Gandhi, R. T., Lynch, J. B., & del Rio, C. (2020). Mild or Moderate Covid-19. New England Journal of Medicine. doi:10.1056/nejmcp2009249

29

BİLİM - SİZ

COVID-19’A TEKRAR YAKALANMAK MÜMKÜN MÜ?

Koronavirüs, bilimsel adıyla SARS-CoV-2 (COVID-19), ilk vakanın Çin’in Wuhan kentinde Aralık 2019’da görül-
mesinin ardından yalnızca bir sene içinde dünya çapında 1,5 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olan,
TIME dergisinin Aralık/2020 sayısında da belirtildiği üzere gelmiş geçmiş en kötü yıl olan 2020 yılında hala et-
kisi aktif bir şekilde devam eden yaşadığımız en büyük felaketlerden biri [1]. Dünyaca aylar süren bir karantina
dönemi atlattık; kimilerine evden çıkmak tamamen yasaktı, kimileri de bizler için virüsle burun burunaydı. Peki
ne oldu bu süreçten sonra? Maalesef ki hepimizin de bildiği gibi değişen pek de bir şey olamadı, pandemi hala
etkisini aynı şekilde ve belki de daha bile fazla olarak gösteriyor, hatta biz bu sürede öğrendik ki koronavirüse
tekrar yakalanmak bile mümkün…

COVID-19 reenfeksiyon-yeniden enfekte olma-vakalarının ilk olarak Hong Kong’daki hastada asemptomik ola-
rak, ikinci olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Nevada eyaletindeki bir hastada semptomik olarak ve
devamında Hollanda, Belçika, Ekvador, İsrail ve Avustralya’da görüldüğü bildirilmiştir. Tüm genom dizi analizine
göre, reenfeksiyona sebep olan virüsün, aynı soydan gelen bir virüs olduğu kesinleşmiştir. COVID-19’a karşı
immün sistem tarafından üretilen IgG antikorunun serokonversiyonuna yalnızca ikinci kez enfeksiyon olan va-
kalarda karşılaşılmıştır. ABD’li reenfeksiyon gösteren hastanın ikinci enfeksiyon durumunda gösterdiği semp-
tomların, hastalığa ilk yakalandığı zamandakinden çok daha şiddetli olduğu görülmüştür. İlk enfeksiyonu hafif
şiddette veya asemptomik olarak atlatan kişilerin reenfeksiyona yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğu
saptanmıştır. Bu durum, COVID-19’un ilk enfeksiyonunda olduğu gibi, reenfeksiyon vakalarında da semptom-
ların kişiden kişiye enfeksiyona ve enfekte eden virüsün varyasyonlarına verdiği yanıttan kaynaklanır. Londra
Francis Crick Enstitüsü’nden virolog Jonathan Stoye, COVID-19’un şiddetinin kişiden kişiye çok ciddi değişiklik
göstermesiyle birlikte, aynı kişide enfeksiyondan enfeksiyona da değişiklik gösterebileceğini belirtmiştir. Vi-
rüsün başlangıçtaki dozu, COVID-19 varyasyonları arasındaki muhtemel değişiklikler ve ayrıca kişilerin sağlık
durumundaki değişiklikler de reenfeksiyonun şiddetini etkileyen faktörlerdir [2-4].

COVID-19 reenfeksiyonunun kanıtlanması için gerekli olan koşulları sıralayacak olursak; (1) ilk enfeksiyona ya-
kalanış, bireyin viral yüklenmesi açısından kesin bir şekilde teşhis edilmiş olmalı (Eşik döngüsü (Ct), Ct değeri >
35 gerçek enfeksiyondan ziyade olası kontaminasyonu gösterebilir), (2) 2 adet pozitif COVID-19 RT-PCR testi Ct
< 35 değeri ile reenfeksiyon kanıtlanmalı, (3) enfeksiyon, lokal epidemiyolojiye karşılık gelecek şekilde 2 farklı
filogenetik dizinin yüksek çıktılı dizileme metoduyla (HTS) doğrulanmalı ve (4) bunlara ek olarak da en az bir
fakat ideal olarak iki adet olmak üzere, birinci ve ikinci enfeksiyondaki ilgili türlerle alakalı negatif RT-PCR testi
gereklidir.

Endemik koronavirüsleri için immünite, deneysel ve doğal enfeksiyondan sonra birkaç ay ila birkaç yıl arası
olacak şekilde değişkenlik gösteren geçici bir bağışıklık yanıtı oluşturur. Doğal viral enfeksiyon yoluyla meydana
gelen immün yanıtın yetersiz olduğu ve devamında reenfeksiyona sebep olduğu düşünülmektedir. Reenfeksi-
yon görülen hastada eğer semptomlar azalmışsa, immün sistem gerektiği gibi yanıt veriyor demektir. Ayrıca
bazı ciddi COVID-19 vakaları, sağlıklı dokuya zarar veren rogue immün tepkileri nedeniyle daha da kötüleşir.
İlk enfeksiyon sırasında bunu yaşayan kişilerin ikinci seferde orantısız bir şekilde tepki vermeye hazır bağışıklık
hücrelerine sahip olabileceği öngörülmektedir. Diğer bir olasılık, COVID-19’a yanıt olarak üretilen IgG antikor-
larının, ikinci bir enfeksiyon sırasında virüse karşı savaşmak yerine, virüse yardımcı olmasıdır. “Antikora bağım-
lı güçlendirme” adı verilen bu durum nadir olduğu halde araştırmacılar, SARS-CoV-2 ve Orta Doğu solunum
sendromundan (MERS-CoV) sorumlu olan koronavirüslere karşı aşılar geliştirmeye çalışırken bunun endişe
verici belirtilerini bulduklarını ifade etmişlerdir [5].

COVID-19’a tekrar yakalanmanın mümkün olmasının yanı sıra burada asıl değinilmesi gereken nokta, ilk ko-
rona enfeksiyonun sebep olduğu immün yanıtın hayat boyu koruyucu etki gösteremeyecek olmasıdır. Doğal,
monoklonal antikor-kaynaklı veya aşı kaynaklı immünitenin ne kadar sürebilecek veya tek bir aşı uygulaması
var olan tüm COVID-19 varyantları üzerinde etkili olacak mı gibi sorular hala yanıtlanamamıştır. COVID-19

30

BİLİM - SİZ

enfeksiyonlarının önlenmesi ve terapötik çalışmaların başarılı bir şekilde sonuçlanması için reenfeksiyon me-
kanizmasının immün yanıt bağlamında çok iyi anlaşılması gerekir [6].
COVID-19 geçiren kişilerde enfeksiyonun doğurduğu çeşitli rahatsızlıkların vücutta kalıcı hasarlar bıraktığını
ve daha da kötüsü, tekrar aynı enfeksiyonu yaşayıp daha da kötü bir süreç geçirmemizin olası olduğunu ne
yazık ki artık hepimiz biliyoruz. Bu sebeple, etkin bir tedavi metodu bulunana kadar hiçbirimiz tedbiri elden
bırakmamalıyız.

İREM ÇANKAYA

KAYNAKÇA
1. Stephanıe, Z. y.y. “2020 Tested Us Beyond Measure. Where Do We Go From Here?”. TIME. https://time.com/5917394/2020
2. Alizargar, J. 2020. “Risk of reactivation or reinfection of novel coronavirus (COVID-19)”. Journal of the Formosan Medical Association, 119(6),
1123.
3. Li, Y., Zhang, Y., Zhao, P., Hu, Z., Gu, Y., Ye, J., Hao, X. “Recurrent Sars-Cov-2 Infectıon Resultıng in Acute Respıratory stress Syndrome and De-
velopment Of Pulmonary Hypertensıon: A Case Report”, Fitoterapia (2020). European Society of Clinical Microbiology and Infectious Diseases.
4. Madan, M., Kunal, S. 2020. “COVID-19 reinfection or relapse: an intriguing dilemma”. Clinical Rheumatology, 39(11), 3189.
5. To, K. K.-W., Hung, I. F.-N., Ip, J. D., Chu, A. W.-H., Chan, W.-M., Tam, A. R., Yuen, K.-Y. 2020. “Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) Re-infection
by a Phylogenetically Distinct Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus 2 Strain Confirmed by Whole Genome Sequencing”. Clinical
Infectious Diseases, (December), 24–26.
6. Worldometer. y.y. “Coronavirus Update (Live): Cases and Deaths from COVID-19 Virus Pandemic”. Worldometers. https://www.worldometers.
info/coronavirus/?

31

BİLİM - SİZ

COVID-19 VE AŞI ÇALIŞMALARI

Dünyamızda COVID-19 nedeni ile insan yaşamı büyük tehdit altındadır. Bu durumun önüne geçebilmek için
bilim insanları birçok aşı ve ilaç çalışmaları gerçekleştirmektedir. Aşı Nedir ve Neden Bizim İçin Önemlidir? Aşı,
insan ve hayvanlarda aktif bağışıklığı uyararak enfeksiyonlara karşı koruyan biyolojik maddedir. Bunun yanı sıra
aşı her bireyin sağlık hakkı olup, ulaşılması da kolay olması gereken tedavi yöntemleri arasındadır. Aşılama uy-
gulamaları sayesinde her yıl 2-3 milyon ölümün önüne geçilmektedir. Aşıları; klasik (konvansiyonel) aşılar, bun-
lar da kendi içinde aktif ve inaktif olmak üzere ikiye ayrılır ve biyoteknolojik aşılar olarak ikiye ayırabiliriz. Kısaca
açıklayacak olursak; konvansiyonel aşılar, canlının viral enfeksiyon sebebiyle hasta olmasını önleme amacıyla
etkinlik sağlayan aşılardır. Aktif aşılara örnek olarak; çiçek aşısı, kabakulak aşısı, kızamık aşısı ve inaktif aşılara
ise; influenza A ve B, kuduz, hepatit B aşıları verilmektedir. Biyoteknolojik aşılar ise klasik aşıların avantajlarının
son bulduğu ve artık dezavantaja döndüğü durumlarda kullanılır. Biyoteknolojik aşılar, pahalı ve üretimlerinin
daha zor olmasına rağmen aşının içinde mikroorganizma genomunun küçük bir sekansını bulundurduğundan
enfeksiyon oluşturma ihtimali sıfırlanmış olur [1].

PEKİ FAZ AŞAMALARI NELERDİR?

Tüm klinik çalışmalarda “Good Clinical Practice (GCP)” yani İyi Klinik Uygulamaları kurallarına uyulması zorun-
ludur.

Pre-klinik test: Klinik faz çalışmalarına geçilmeden önce laboratuvarda, in-vitro teknikler kullanılarak ya da
gerekli durumlarda deney hayvanları ile in-vivo teknikler kullanılarak, elde edilen veriler kayıt altına alınır. İn-
sanlarda uygulabilirlik onayına bu aşamada karar verilir ve rapor haline getirilir. Rapor da, genel hatlarıyla bir
aşının geliştirilmesi ve üretilebilmesi için gerekli olan ayrıntıları içerir.

Faz I: Üzerinde çalışılan ürünün sağlıklı gönüllüler (20-80) ile belirlenen tek doz uygulaması yapılır. Bu fazda
olan ürünün güvenilirliği test edilir. Toplanan veriler, doz aralığının saptanması, tolerans ve farmakokinetik
özelliklerin incelenmesine yardımcı olmaktadır.

Faz II: Çalışmalar bu fazda hasta gönüllüler ile (100-300) yapılmaktadır. Hastalarda üretilen aşının etkinliği
belirlenmektedir. Yani aşının hastalarda doz-cevap yanıtını verileri ve yan etki verilerinin toplanmasını içeren
fazdır.

Faz III: Faz I ve II’nin daha geniş hasta popülasyonunda incelenmesine dayanan faz aşamasıdır. Hedef hastalığı
olan 1000-3000 hasta gönüllü bu çalışmalarda yer alır. Fazın genel amacı ise aşının işe yararlılığının test edil-
mesidir. Bu aşamadaki çalışmalar yeterli veri elde edildikten sonra onay aşamasına geçmektedir. Onay için
Amerika Birleşik Devletleri’nde Amerikan Gıda ve İlaç Devlet Dairesi (U.S. Food and Drug Administration, FDA)
ve Yeni İlaç Başvurusu (New Drug Application, NDA) onay başvurusu yapılmalıdır. FDA onayının alınması ise
yaklaşık 1,5 yıl sürmektedir.

Her ülke, kendi yasal sorumlusu olan kurumlarından onay belgesi almalıdır. Onay sağlanan aşı kullanılmaya
başlanmaktadır. Türkiye’de onay belgesi için, T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na ilaç
başvurusu yapılmaktadır.

Faz IV: Yapılan aşı uygulamaya geçtikten sonraki aşamadır. Bu fazda bir süre söz konusu değildir çünkü aşının
uzun süreli etkisi ve güvenilirliği incelenmektedir. Genellikle adı “pazarlama sonrası izleme” (postmarketing
surveillance) olarak geçmektedir [2].

AŞI ONAYI İÇİN GEREKLİ ADIMLAR

Öncelikle şirketler üretilen aşının, Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılması için dağıtımına başlanabilmesi
ve pazarlanması amacıyla FDA’ya bir biyolojik lisans başvurusu (BLA) göndererek izin istemelidirler. FDA’nın
bilimsel ekipleri, BLA’da yer alan her veriyi belirli denetimler ile inceler, bazı durumlarda ise, Aşılar ve İlgili
Biyolojik Ürünler Danışma Komitesi (VRBPAC) girdileri baz alınır ve sonuç olarak aşıya onay verilip verilmeye-

32

BİLİM - SİZ

ceğine karar verir. Aşı onaylanırsa, şirket, ABD’de hedef popülasyona pazarlama izni alır. İzin alındıktan sonra
da gerekli gözlemler FDA tarafından incelenmektedir [3].

GELİŞTİRİLEN COVID-19 AŞILARI BAŞARI ORANLARI

Pfizer/BioNtech, denemelerin son aşamasıyla ilgili bilgi yayınlayan ilk ilaç şirketi olmakla beraber, aşının 43
bin kişiye yapıldığı ve güvenlik kaygısı taşımadan, insanlarda COVID-19’a yakalanmanın %90 üzeri bir oranla
önlediği de gösterilmiştir.
Moderna’nın aşı denemesine ise şirket, aşı için yayınladığı bilgilerde ABD’de 30 bin kişi ile yapılan deneyde,
deneklerin yarısına plasebo verdildiğini, diğer yarısına ise üretilen ilacın verildiğini belirterek %94 oranında
virüse karşı koruma sağladığını açıklamıştır.
Rus üretimi olan Sputnik V için ise, üretici firma tarafından, FazIII aşaması sonuçlarına göre %92 oran ile başarı
elde edildiği açıklanmıştır.
Diğer firmalar ise, kısaca hala klinik aşamaları devam eden aşıları için bazı bilgiler yayımlamaktadır.
Örneğin; Jannsen, İngiltere genelinde, iki doz uygulanarak, 6 bin kişiyle bir deney gerçekleştirilmiş ve firma,
diğer ülkelerde de yapılacak denemelerle sayının toplam 30 bine ulaşmasını beklediklerini açıklamıştır. Çin’de
bulunan Wuhan Biyolojik Ürünler Enstitüsü ve Sinopharm ile Rusya’daki Gamaleya Araştırma Enstitüsü’nün
üretime geçirmeye çalıştığı aşılar ise son klinik aşamaya ulaşmıştır. Çin’de yapılan bir diğer ilaç denemesi ise,
Sinovac şirketi tarafından Brezilya’da gerçekleştirilmiş ve deneye gönüllü katılan birinin ölümüne sebep olduğu
düşünüldüğünden, çalışmalar askıya alınmıştır [4],[5].

AŞI İÇERİKLERİ VE FARKLILIKLARI

BioNtech ve Moderna aşıları RNA tabanlı, Sputnik V ve Oxford/Astrazeneca aşıları da viral vektör tabanlı aşı-
lardır.
RNA tabanlı aşılarda virüsün tamamı yerine, genetik bilgisini taşıyan RNA zincirinden kritik bir kısım vücuda
enjekte edilir.
Viral vektör aşılarında da yine gen teknolojisi kullanılarak, virüsün taşıdığı genetik materyalin bir kısmı, başka
bir virüs içine yerleştirilerek vücuda enjekte edilir.

33

BİLİM - SİZ

Bu dört aşı arasındaki temel farklılıklar;
1. Üretim aşamaları
1.1 Viral vektör aşıları üretimi canlı hücreyle yapılır.
1.2 RNA aşıları üretimi genetik bilgiyi taşıyan RNA zincirinden önemli bir kısım alınarak yapılır.
2. Saklanma koşulları
2.1 RNA değişken bir yapıda olduğu için, Moderna ve Pfizer aşılarının daha düşük sıcaklıklarda muhafa-

za edilmesi gerekir. Moderna -20°C, Pfizer -70°C 6 ay saklanabilmektedir.
2.2 Viral vektör aşıları normal saklama sıcaklarında saklanabilmektedir. Sputnik V 4°C, AstraZeneca 4°C

6 ay saklanabilmektedir [4],[5],[6],[7],[8],[9].
SUMRUNAZ İŞGÖREN
SERRA NUR AĞYILDIZ

KISALTMALAR
FDA: U.S. Food and Drug Administration, Amerikan Gıda ve İlaç Devlet Dairesi
VRBPAC: Aşılar ve İlgili Biyolojik Ürünler Danışma Komitesi
NDA: New Drug Application, Yeni İlaç Başvurusu
REFERANSLAR
[1] N. R. Council, Opportunities in Biotechnology for Future Army Applications. National Academies Press,
2001.
[2] “Annex 1 Guidelines on clinical evaluation of vaccines: regulatory expectations.”
[3] “Vaccine Development – 101 | FDA.” https://www.fda.gov/vaccines-blood-biologics/development-appro-
val-process-cber/vaccine-development-101 (accessed Feb. 02, 2021).
[4] A. Dance, “Coronavirus vaccines get a biotech boost,” Nat. 2020 5837817, Jul. 2020, Accessed: Feb. 02,
2021. [Online]. Available: https://www.nature.com/articles/d41586-020-02154-2.
[5] A. Dance, “Coronavirus vaccines get a biotech boost,” Nature, vol. 583, no. 7817, pp. 647–649, Jul. 2020,
doi: 10.1038/d41586-020-02154-2.
[6] L. A. Jackson et al., “An mRNA Vaccine against SARS-CoV-2 — Preliminary Report,” N. Engl. J. Med., vol. 383,
no. 20, pp. 1920–1931, Nov. 2020, doi: 10.1056/nejmoa2022483.
[7] P. Tebas et al., “Safety and Immunogenicity of an Anti–Zika Virus DNA Vaccine — Preliminary Report,” N.
Engl. J. Med., Oct. 2017, doi: 10.1056/nejmoa1708120.
[8] R. Henderson et al., “Controlling the SARS-CoV-2 Spike Glycoprotein Conformation,” bioRxiv. bioRxiv, May
18, 2020, doi: 10.1101/2020.05.18.102087.
[9] C. L. Hsieh et al., “Structure-based design of prefusion-stabilized SARS-CoV-2 Spikes,” bioRxiv. bioRxiv, May
30, 2020, doi: 10.1101/2020.05.30.125484.

34

BİLİM - SİZ

YENİ NESİL AŞI FOBİSİ

COVID-19 için yapılan aşı çalışmaları öncelikli olmak üzere, ribonükleik asit (RNA) ve deoksiribonükleik asit
(DNA) tabanlı aşılar söz konusu olduğunda halk arasında gözlenen en yaygın tepki; “DNA ve RNA ile ilgili olan
her tedavi genlerimizi değiştirecek” yargısıyla gelişen korku kültürüdür. Sanılanın aksine mesajcı ribonükleik
asit (mRNA) DNA tarafından üretilen ve genomda değişiklik yaratması mümkün olmayan bir transkripsiyon
faktörüdür, gen parçası değildir. Genoma ulaşamadan hücre içerisinde parçalanır ve herhangi bir kalıcı deği-
şiklik yapma fonksiyonuna sahip değildir. mRNA sadece hücre sitoplazmasına girebilir, orada antijen üretimini
sağlar ve sonrasında parçalanır. mRNA aşısının, DNA aşılarına karşı sağladığı avantaj; nukleus içine girmeye
gerek duymaması ve aslında moleküler bakımından dezavantaj olan ancak aşı söz konusu olduğunda avantaja
dönüşen, molekül olarak stabilitesi düşük olmasıdır [1].

COVID-19 AŞISI NASIL BU KADAR HIZLI GELİŞTİRİLDİ? NE KADAR
GÜVENİLİR?

COVID-19 salgını başladığı zaman, koronavirüs ailesi hakkında bilim dünyası birçok bilgiye ulaşmıştı. 2019 yı-
lından öncesinde de insanları her yıl enfekte eden dört çeşit koronavirüs bulunmaktaydı. 2002 yılında SARS,
2012 yılında ise gerçekleşen MERS salgınlarından sonra bu virüs ailesi üzerine ciddi araştırmalar başlamıştır.
Bu araştırmalar sonucunda korona virüslerin S kılıf proteini ile hücreye bağlandığı, hücrede bulunan ACE2
reseptörünü kullandığı kanıtlanmış ve üzerine aşı çalışmaları yapılmıştır [2]. Pandemi başladığında ise bu bilgi-
ler doğrultusunda COVID-19 virüsünün mekanizmasının keşif aşamaları daha hızlı ve kolay olmuştur. Salgının
başlamasıyla beraber modern teknoloji sayesinde Çin, 2019 yılında ortaya çıkan virüsün genomunu 10 gün
içerisinde sekanslamıştır. Modern teknolojinin aşı çalışmalarında önemini kanıtlayan bu hızlı gelişme, diğer
virüs aileleri ve eski zaman teknolojisi ile bir karşılaştırma yapıldığında; semptomları ilk olarak 1981 yılında
gözlemlenen HIV’in, sekanslama işlemi 2009 yılında tamamlanmıştır [3]. Bilim tarihinde ilk defa bu hızda ama
güvenilirlikten ödün vermeden bir aşının geliştirilmesine tanık olmaktayız. Bunun sebebi ise, diğer zamanlar-
dan günümüze kadar birikimi sağlanan bilim alanındaki gelişmeler, hükümetlerin birlikteliği, yapılan destek ve
yatırımlar, aynı zamanda bilim insanlarının özverili çalışmalarıdır.
Hala devam eden pandemi sürecinde, gecesini gündüzüne katıp; özveri ile çalışan herkese teşekkür ederiz.

SUMRUNAZ İŞGÖREN & SERRA NUR AĞYILDIZ

KAYNAKÇA
[1] A. Dance, “Coronavirus vaccines get a biotech boost,” Nature, vol. 583, no. 7817, pp. 647–649, Jul. 2020.
[2] “Vaccine Development – 101 | FDA.” [Online]. Available: https://www.fda.gov/vaccines-blood-biologics/development-approval-pro-
cess-cber/vaccine-development-101. [Accessed: 31-Jan-2021].
[3] World Health Organization, “Annex 1 Guidelines on clinical evaluation of vaccines: regulatory expectations,” WHO Tech. Rep., vol. 924, p. 91,
2016.

35

BİLİM - SİZ

KORONAVİRÜS HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
KORONAVİRÜS YENİ BİR VİRÜS MÜ?

Koronavirüs 1960’lı yıllarda keşfedilmiştir. İlerleyen zamanlarda 2003’de SARS-CoV2 keşfedilmiştir ve daha sonraki
zamanlarda da pek çok koronavirüs keşfedilmiştir. Yani hayır, yeni bir virüs değildir [1].

KORANAVİRÜS YÜKSEK SICAKLIKTA DAHA MI AZ BULAŞIYOR?

Koronavirüs ilk ortaya çıktığı zamanlarda çözüm bulmak adına bölgesel araştırma yapılmıştır. Bölgesel olarak daha
sıcak yerlere kıyasla, soğuk bölgelerin daha fazla etkilendiği görülmüştür. Şubat ayında Wuhan’da sıfırın altında mi-
numum sıcaklık varken, ölüm sayısında ve enfekte insan sayısında ciddi bir hıza ulaştığı gözlemlenilmiştir. Aynı za-
manda (İtalya’da Roma, İran’da Tahran, Güney Kore’de Seul) tümü sıfırın altında minimum sıcaklık yaşarken enfekte
sayısı fazlasıyla artış göstermiştir. O dönemde bu şehirler salgının merkez üsleri olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple
‘Soğuk olan yerlerde koronavirüs daha hızlı yayılıyor.’ gibi söylentiler ortaya çıkmıştır.
Benzer mevsimsel hava yoluyla bulaşan koronavirüs bulaşma durumunu incelemek için kobaylar kullanılarak bir
deney yapılmıştır. Sıcaklığın havadan iletimi ve temas iletimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sıcaklığın arttırılması ha-
vadan iletimi engellemiştir. Fakat temas iletimini durdurmakta başarılı olamamıştır. Gine domuzları 30 derecelik bir
sıcaklıkta bir hafta boyunca ayrı kafeslerde tutulduğunda, alıcı kobaylar arasında enfeksiyon meydana gelmemiştir
fakat temas iletimini simüle etmek için aynı kafeste tutulduklarında %75 ile %100’lük kısmın enfekte olduğu görül-
müştür. Yani nemin hiçbir rolü bulunamamıştır [2].
Türkiye’deki duruma baktığımızda ise yazın sıcaklığına ve güneş ışınlarına rağmen vaka sayılarında bir azalma olma-
dığı görülmüştür.

KORONAVİRÜS TESTİ POZİTİF ÇIKAN BİR BİREYİN HASTALIĞI ATLATTIKTAN SONRA TESTİ TEK-
RAR POZİTİF ÇIKAR MI?

Evet, çıkabilmektedir, koronavirüsü geçiren bir birey atlatmış olsa bile virüs kalıntıları taşıyabilmektedir. Birey enfek-
te veya taşıyıcı olabilmektedir. Koronovirüs sürekli mutasyon geçiren bir virus olduğundan dolayı hastalığı geçirmiş
bireyler için tehlike hala geçmiş değildir.

KORONAVİRÜS TESTİ POZİTİF ÇIKAN BİR BİREYLE TEMASTA BULUNDUM, HEMEN TESTİM PO-
ZİTİF ÇIKAR MI?

2 ile 14 gün arasında ortaya çıkabilmektedir. Koronavirüsün kuluçka süresi vardır. Bu kişiden kişiye farklılık göstere-
bilmektedir. Birey hastalık belirtisi göstermeyebilir fakat taşıyıcı olabilmektedir.

ÇOCUKLARDA KORONAVİRÜSE YAKALANABİLİR Mİ?

Her yaş grubundaki birey koronavirüse yakalanabilmektedir. Çocuklar ve gençlerin çoğunluğu hastalığı ağır semp-
tomlarla yaşamamalarına rağmen taşıyıcı olabilmektedirler. Koronovirüse kimsenin bağışıklığı yoktur. Bundan dolayı
kimse güvende değildir.

İKİ KİŞİDEN BİRİNİN MASKE TAKMASI YETERLİ MİDİR?

Hayır değildir. Eğer karşınızdaki birey taşıyıcıysa ve maske takmıyorsa, siz maske kuralına ve hijyen kurallarına uymuş
olsanız bile bulaşma riski %70 dir. İki tarafta hijyen kuralına ve maske kuralına uyduğunda ise bu oran %1.5’a kadar
düşmektedir. Bu kurallara mesafe de eklendiğinde oran sıfıra düşmektedir. Bu nedenle kendimizi korumak istiyorsak
maske kullanımına, hijyen kurallarına ve mesafe şartlarına uymamız gerekmektedir [3].

36

BİLİM - SİZ

ANTİBİYOTİKLER KORONOVİRÜS TEDAVİSİNDE ETKİLİ MİDİR? SAĞLIKLI BESLENİRSEM BANA
BULAŞIR MI?

Anti-grip veya antibiyotiklerin hiçbiri koronovirüs için etkili değildir. Antibiyotikler bakteri tedavisinde kullanılmakta-
dır. Virüsler üzerinde öldürücü bir etkeni olmadığından dolayı viral hastalıklarda kullanılmamaktadır.
Sağlıklı beslenerek yaşamak, yaşantınızı dinamik ve enerjik geçirmek için elbette gerekli olacaktır. Fakat ev yapımı
hiçbir şey sizi koronavirüsten koruyamayacaktır. Çünkü her birimizin bu hastalığa karşı bağışıklığı yoktur. Sağlıklı bes-
lenmek sadece enfekte olduysanız daha rahat bir şekilde atlatmanızı sağlayacaktır. Sağlıklı olduğunu düşünen bir
birey ne olursa olsun tedbiri elden bırakmamalıdır [4].

HAYVANLARDA OLAN KORONAVİRÜS İNSANLARA BULAŞIR MI?

Koronavirüs insanları ve diğer omurgalı hayvanları birlikte enfekte eden bir virüs grubudur. Kedilerde, köpeklerde,
kaplanlarda, aslanlarda ve vizonlarda antroponotik bulaşma gözlemlenmiştir. Şu an itibari ile koronavirüsün hay-
vanlardan insana bulaştığına dair bir kanıt yoktur. Hayvanlar koronavirüs rezervuar, hayvan konakçı ve deneysel
modeller olarak dahil edilmiştir. Virüs, daha henüz tanımlanamamış bir hayvansal konakçıdan kaynaklanmıştır [1].

ALEYNA EKİNCİ

KAYNAKÇA:
[1] A. S. Abdel-Moneim and E. M. Abdelwhab, “Evidence for SARS-COV-2 infection of animal hosts,” Pathogens, vol. 9, no. 7. MDPI AG, pp. 1–27,
01-Jul-2020.
[2] I. Roy, “The role of temperature on the global spread of COVID-19 and urgent solutions,” Int. J. Environ. Sci. Technol., pp. 1–20, Nov. 2020.
[3] T. Dbouk and D. Drikakis, “On respiratory droplets and face masks,” Phys. Fluids, vol. 32, no. 6, p. 063303, Jun. 2020.
[4] R. Silverio, D. C. Gonçalves, M. F. Andrade, and M. Seelaender, “Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) and Nutritional Status: The Missing
Link?,” Adv. Nutr., Sep. 2020.

37

BİLİM - SİZ

HALKIN COVID-19 İLE MÜCADELESİ

Dünya’da ilk olarak 2019 yılının aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkmış olan COVID-19 pandemisine
karşı, ilk vakadan itibaren Dünya Sağlık Örgütünün önerileriyle halk tarafından önlem alınmaya başlanılmıştır
[1]. Birçok önlem şekli vardır ancak bu önlemlerin her birini doğru biçimde uygulamasıyla birey korunaklı hale
gelmektedir.
İlk önlemlerden biri olan, “karantina”, tanısı konmuş veya belirti gösteren kişilerin, enfeksiyonun diğer insan-
lara bulaşıp, yayılımını önleyen izolasyon halidir. Diğer bir önlem ise; kendimizi ve diğer insanları hapşururken,
konuşurken veya öksürürken ağızdan çıkan damlacıklardan korumaktır. Burada devreye koruyucu gözlükler,
önlükler ve maskeler gibi yüksek filtrasyonlu ürünler girer. Peki doğru maske seçimi nasıl olmalıdır? Doğru
maske, tek kullanımlık ağız ve burnu iyi kapatan maskedir. Araştırmalar N95 yüz maskelerinin diğer maskelere
% 95 oranla daha korunaklı olduğunu göstermiştir. Çünkü N95 yüz maskesi filtreli bir maske olup filtresi kapak
kısmı sayesinde kolaylıkla değişmektedir. Üç boyutlu baskı ile 50 mm/sn baskı hızında 0.2 mm kalınlığında %
50 hafifletme işlemi uygulanarak imal edilmiştir. Bu özellikler de korumanın daha fazla olmasını sağlamaktadır.
Ayrıca bir maske uzun süre kullanıldığında bakteri biriktirir, korumayı azaltır bu sebeple maksimum 4 saatte bir
maskeler değiştirilmelidir [2].

38

BİLİM - SİZ

Kalabalık ve kapalı ortamlarda bulunmamak, bulunduğumuz ortamı sık sık havalandırarak, sosyal ortamlarda
fiziksel mesafe kuralına uyum sağlayıp diğer insanlarla aramıza birer metre mesafe koymak damlacıkların bi-
reylere ulaşmasını ve teması engellediği için bulaşım riskini azaltmaktadır. Temizlik ise diğer bir önlem türü-
dür. Çamaşır suları, deterjanlar ile yaşam alanımızı temizlemek araştırmalara göre COVID-19 virüsünü inaktive
etmektedir. Sık sık temas halinde bulunduğumuz, ortak kullandığımız yüzeyleri örneğin; kapı kolları, telefon
ekranı, musluklar vb. % 70 etil alkol solüsyonu içeren dezenfektanlar ile dezenfekte etmek COVID-19’a karşı
halkın aldığı önlemlerdir. Peki, neden çamaşır suları ve % 70 etil alkol solüsyonu içeren dezenfektanlar kulla-
nılmalıdır? Çünkü hücre zarı yarı geçirgen ve lipoprotein yapısındadır, % 70 etil alkol içeren dezenfektanlar ve
çamaşır suları bu yapıyı bozarak hücrenin aktif transport sistemlerini ve metabolizmalarına girerek bakteriyi,
virüsü inaktive etmektedir [3][4]. Tabii ki bunların yanında, halkın COVID-19’u önlemek ya da tedavi edebilmek
için bitkisel çaylar, uçucu yağlar gibi alternatif çözümlere de başvurduğu medya tarafından bildirmiştir. Fakat
araştırmalar alternatif tedavilerin COVID-19’u iyileştirdiğine veya önlediğine dair bilimsel bir kanıt olmadığını
göstermektedir.

Halk, COVID-19’la önlemler alarak mücadele etmektedirler fakat alınan önlemlerin hiçbiri bulaşma riskini sıfıra
indirmemekle beraber kesin çözüm de değildir.

MERVE YILMAZ

KAYNAKÇA

[1] Y. Shi et al., “An overview of COVID-19,” Journal of Zhejiang University: Science B, vol. 21, no. 5. Zhejiang University Press, pp. 343–360, 01-

May-2020.

[2] J. J. Bartoszko, M. A. M. Farooqi, W. Alhazzani, and M. Loeb, “Medical masks vs N95 respirators for preventing COVID-19 in healthcare work-

ers: A systematic review and meta-analysis of randomized trials,” Influenza Other Respi. Viruses, vol. 14, no. 4, pp. 365–373, Jul. 2020.

[3] P. M. S. Shimabukuro et al., “Environmental cleaning to prevent COVID-19 infection. A rapid systematic review,” Sao Paulo Med. J., vol. 138,

no. 6, pp. 505–514, Nov. 2020.

[4] R. Gharpure et al., “Knowledge and Practices Regarding Safe Household Cleaning and Disinfection for COVID-19 Prevention — United States,

May 2020,” MMWR. Morb. Mortal. Wkly. Rep., vol. 69, no. 23, pp. 705–709, Jun. 2020.

[10] Türk Doğa ve Fen Dergisi cilt 9 basım yılı 2020, Ekim 23 syf 152-159 Doi: 10.46810/tdfd.754863 Erişim Linki: https://dergipark.org.tr/

tr/pub/tdfd/issue/57482/754863

[11] Mikroorganizmaların dezenfektanlara karşı oluşturduğu direnç. İstanbul Üniversitesi Hasta enfeksiyonları dergisi 10.04.2003 Erişim Linki:

http://www.hastaneinfeksiyonlaridergisi.org/managete/fu_folder/2003-03/html/2003-7-3-137-140.html

39

BİLİM - SİZ

BİYOLOJİK BİLİMLERİN VE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SESİ

Pandemi sürecine ne kadar hazırdık? Bu süreçte bizim için emek veren sektörlere ne kadar duyarlıydık ve onlar
için neler yaptık? Pandemi biyolojik bilimlere olan bakış açımızı ne derece değiştirdi? Bu yazımda, ilgili konula-
ra değineceğiz ve kafamızdaki soru işaretlerini bir nebze gidereceğiz.

2020 Nisan’ının ilk haftalarında Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca, “Bir milyon sağlık çalışanımız içinde 7 bin
428 kişi enfekte, ortalama vakalarımız içindeki oranı yüzde 6,5’e yakın” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Daha
sonraları COVID-19 ile enfekte olan sağlık çalışanı sayısı Eylül 2020’de 29.865 olarak bildirilmiştir. 12 Eylül 2020
tarihi itibariyle de COVID-19 sebebiyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının sayısı 85’e ulaşmıştır [1,2].

Pandemi sürecinde büyük fedakârlıklarla çalışmalarına karşın bir yandan virüsün diğer yandan şiddet olayları-
nın hedefi olmaktan kurtulamayan sağlık çalışanları, ağırlaşan pandemi koşullarıyla birlikte hala çok zor günler
geçirmekte. Bunun yanında hemen hemen her gün onlarca sağlık çalışanının ‘enfekte’ haberini almaktayız.
Bununla birlikte pandemi sürecinde canlarını hiçe sayıp bizler için mücadele veren doktorlar, hemşireler, biyo-
loglar, moleküler biyologlar ve daha nicelerine olan minnetimiz onların haklarına karşı daha hassas bir tutum
sergilememize sebep oldu. Artık önemlerini daha çok kavramış ve son nefesimizi verirken onlardan yardım
dilediğimizi görmüş olduk. Aslında uzun süredir farklı konularla meşgul olduğumuzdan sadece zor durumda
kaldığımızda sağlık çalışanlarını ve biyolojik bilimleri hatırlamıştık. İşsizlik ve bilimsel araştırmalarda desteklen-
mek gibi çeşitli konularda onlar mücadele ederken biz sadece televizyondan onları izleyip kanalı değiştirmiş-
tik. Böylesine bir zaruri ihtiyaçla karşı karşıya kalacağımızı o kanalı değiştirirken hiç düşünmemiştik ve şimdi
o kanalları umarsızca değiştirmemizin pişmanlığını yaşıyor ve kendilerinin değerlerini bir kez daha anlıyoruz.

COVID-19 haberi ülkemizde yayılmaya başladığında ve ilk hasta görüldüğünde, halkımız büyük bir panikle bu
hastalıkla daha yakından ilgilenmeye başladı. COVID-19’un etkilerinin bu kadar ağır olması ve ne şekilde mü-
cadele edilirse edilsin durdurulamayan bir felakete yol açması halk arasında bazı komplo teorilerine de neden
oldu. Bunlardan biri aşina olduğumuz ‘biyolojik savaş’tı. Esasında halk arasında yayılan bu komplo teorileri,
biyolojik bilimleri yakından tanımamıza ve sorgulamamıza sebep oldu. Bir tanım yapmak gerekirse; biyolojik
savaş: “İnsanlarda, hayvanlarda ya da bitkilerde hastalık, yaşamı sonlandırma ya da zarar oluşturmak amacıyla
patojen mikroorganizmaların, toksinlerin ya da biyoaktif maddelerin kullanılmasıdır” diyebiliriz. Günümüzde
bu tür zararlar oluşturabilmek için bahsi geçen ajanlar daha çok terör amaçlı kullanılmakta olduğu için bu nok-
tada “biyoterörizm”den de bahsedilebilir. Burada amaç bu tür ajanlarla kitlesel sağlık problemlerine yol açarak
savaş gücünü azaltmak, panik ya da kaos ortamı yaratarak karşı kuvvetlere üstünlük sağlamaktır. İnsanlık tari-
hinde de çok eski çağlarda bu tür savaşlar görülmüştür.

Brawn (1995)’a göre biyoloji eğitimi diğer bilim dalları arasında denge sağlayıcı, tamamlayıcı önemli bir bilim-
dir. İşte tam da bu sebeple Brawn, her bireyin temel biyolojik prensipler konusunda görüş sahibi olmasının zo-
runlu olduğunu öne sürer. Temel bir bilim olan biyolojiye dayalı tıp, biyoteknoloji, ekoloji, çevre, tarım, genetik
mühendisliği gibi bilim dallarında gözlenen gelişmelerin birey ve toplumu etkilememesinin mümkün olmadığı,
biyolojik gelişmelerin insan ve içerisinde yaşadığı çevre ve biyosferi doğrudan etkilediği herkes tarafından bi-
linen bir gerçektir.

Koronavirüs gibi bir felaketle karşı karşıya kaldığımızda ve diğer hiçbir şeyin bir önemi kalmadığını fark edince
elimizde kalan tek husus biyolojik bilimler oldu. Daha önceleri ‘bilim insanı’ kavramının tıbbiye alanındaki
eğitimlerden ibaret olduğunu düşünen bizler, aşı çalışmalarında ve PCR testlerinin hızlanmasında farklı bir sek-
törün daha rolü olduğunun farkına vardık. Zamanla çeşitli haber kanallarında ve internet sitelerinde Moleküler
Biyologların yer aldığı aşı çalışmalarını, COVID-19’un mekanizmasını açıklayan ve bu konuda araştırmalar yürü-
ten moleküler biyologları ve yayımlanan çeşitli makaleleri gördükçe bu sektörün aslında ne kadar hayati önem
taşıdığını da anlamış olduk. Biyolojik bilimler; yeni bulaşıcı hastalık salgınlarının giderek arttığı dünyamızda bu
hastalıklardan korunmaya yönelik aşıların, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, can kayıp-
larının azalması için kritik öneme sahiptir. Bu sebeplerden dolayı yeni çağın büyük gereksinimlerinden biri olan

40

BİLİM - SİZ

biyolojik bilimler konusunda daha fazla imkana sahip olmamız gerektiği, biyolojik araştırmaların da ön planda
tutulması ve desteklenmesi gerektiği çok daha net bir şekilde gözler önüne serildi.
‘Gelecek yıllar biyolojik bilimlerin çağı olacaktır.’ Yaşıtlarımız ne kadar çok duymuşlardır bu lafı değil mi? Aslın-
da çok da uzak olmayan bir zamanda Influenza Virüsü ile mücadele verirken de çağın merkezinde hep biyolojik
bilimlerin olduğunu gördük, fakat virüsün etkileri hafiflediğinde ya da genel-geçer bir çözüm üretildiğinde bu
bilim dalının adını yine unuttuk. Yapmamız gerektiği gibi hatalarımızdan ders almayıp, canlı bilimine olan des-
teğimizi hiç sorgulamadık. Ve şimdilerde yine duyuyoruz ‘gelecek yıllar biyolojik bilimlerin çağı olacaktır’, sizce
de bunun için harekete geçmenin vakti gelmedi mi? O çağa ne kadar hazırız? Pandemiye ne kadar hazırdık? Bu
soruların cevaplarını çok iyi biliyoruz…
‘Bu dinamizm içinde biyoloji biliminin ilk, orta ve yükseköğretim gibi genel bilgilerin kazandırıldığı kurumlarda,
öğrencilerin kişisel yetenekleri çerçevesinde, onlara insanın doğumundan ölümüne kadar cereyan eden gerek
biyolojik gerekse kültürel konuların öğretilmesi gerekmektedir [3]. Bu genel perspektif içinde biyoloji canlı
bilimi olarak, kültürümüzün kaçınılmaz bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu nedenle insanın yaşadığı ortamdaki
konumunun belirlenmesinde ona yardımcı olmalıdır. Bununla ilgili doğaya karşı bilinçli, yardımsever ve kendi
varoluşunun gereği yapıcı olmasını sağlayan bir sistem yaratmalıdır.

MELEK YILDIZ

KAYNAKÇA
1. T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, COVID-19 (SARS-Cov-2 Enfeksiyonu) Genel Bilgiler, Epidemiyoloji Ve Tanı, 29 Haziran 2020
Ankara.
2. WHO Coronavirus Disease (COVID-19) Dashboard Https://Covid19.Who.İnt.
3. Nurcan ÖZKAN, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Günümüzde Biyoloji Eğitiminin Önemi, Haziran 2011 Cilt 13 Sayı 1 (222-230)

41

BİLİM - SİZ

KARANTİNAYI SAĞ ‘SALİM’ ATLATMAK

Kısa bir süre içinde tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsün hayatımıza birçok yönden etkisi olmuştur.
Eğitimde, ekonomide hatta hayatımızın her alanında olumsuz etki yaratmasıyla birlikte psikolojimiz de doğal
olarak bu durumdan kendine pay çıkarmıştır [1].

Ülkemizde alınan önlemlere ocak ayında koronavirüs Bilim Kurulu oluşturulmasıyla başlanmıştır. Alınan ilk
büyük önlem ise vaka sayılarının artması sebebiyle 16 Mart’tan itibaren üniversitelerin eğitime 3 hafta ara
vermesi kararı olmuştur. 21 Mart’ta alınan 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan bireylere sokağa çıkma yasağı
kararıyla birlikte karantina süreci başlamıştır.

Karantina başlangıcında evde olmak ilk günlerde bize gündelik hayatın trafiğinden uzaklaşmış olduğumuz için
iyi gelse de süreç uzadıkça, insanlar pandeminin biteceğine dair umudunu kaybetmeye ve devamında da çeşitli
psikolojik sorunlar yaşamaya başlamıştır.

Koronavirüsle mücadele etmek için alınması zorunlu olan önlemler sokağa çıkma kısıtlaması ile sınırlı değildir.
Alışveriş merkezlerinin kapatılması, kafe ve restoranların hizmete ara vermesi, toplu alanlarda maske takma
zorunluluğu, sosyal mesafe kuralları gibi birçok önlem alınmıştır. Bu önlemlerin alışık olduğumuz hayattan bir
hayli uzak olması sebebiyle zaman geçtikçe insanların üzerinde kaygı ve stresi arttırdığı araştırmalarla belirtil-
miştir. İnsanların evde kalmaları gerekmesi sebebiyle fizyolojik hareketlerinde de azalma meydana gelmiştir.
Bu durum, doğal olarak insanların psikolojisi üzerinde kötü bir etki yaratmıştır. Evlerinde vakit geçiren insan-
ların yeme alışkanlıklarında da değişiklik meydana geldiği görülmüştür. Birçok insanda kilo alımı ve buna bağlı
olarak çeşitli sağlık sorunları yaşadığı gözlenmiştir [2].

İnsanlar arasında psikososyal stres faktörlerine verilen tepkiler arasında farklar vardır. Pandemi ile tetiklene-
bilen ve şiddetlenebilen rahatsızlıklar arasında ruhsal yakınmalar, duygu durum bozuklukları, anksiyete bo-
zuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu görülmüştür. Karantina döneminin insanların ruh sağlığa etkisi-
ni araştırmak üzere uluslararası bilimsel bir yayın kuruluşu olan The Lancet 2020’de bir araştırma yapmıştır.
Araştırmaya göre, temaslı birey olduğundan dolayı karantinaya alınan kişilerde; korku, sinirlilik, suçluluk ve
üzüntü duygularına rastlanmıştır. Eski dünya salgınlarından sonra yapılan araştırmalarda travma sonrası stres
bozukluğu yaşayan bireylerin sayısında artış görülmesi sebebiyle Koronavirüs salgını sonrasında da aynı etki
beklenmektedir [2].

Temaslı olmalarından dolayı karantinaya alınan sağlık çalışanlarında, karantinaya girmemiş sağlık çalışanlarına
göre şiddetli kaygı hali, tükenmişlik hissi, dikkat eksiklikleri, çalışma performansında düşüş görülmüştür.

Karantina sürecinde aile üyelerinin birbiri üzerine etkisi de normal hayata göre artış göstermiştir. Ocak ve şubat
aylarında Çin’de yapılan bir araştırmada katılımcıların % 54’ü pandeminin psikolojik etkilerini orta ve yüksek
şiddette nitelendirdiği belirlenmiştir. %29’luk bir kesim orta ve yüksek şiddette anksiyete belirtisi gösterdiğini
bildirirken %17’lik kesim orta ile şiddetli depresif belirtiler gösterdiğini bildirmiştir. Pandemi süreciyle birlikte
insanların alkol ve madde kullanımının da arttığı gözlemlenmiştir [3].

Pandemi sürecinden dolayı ekonomik sıkıntılar yaşayan ailelerin sayısı artış göstermiştir. Bu durumun aile içi
sıkıntıları arttırması dolayısıyla psikolojik sıkıntı yaşayan bireylerin sayısında artış gözlenmiştir. Süreçle birlikte
boşanma sayılarında da artış görülmüştür.

Hasta olan insanların psikolojik durumuna bakıldığında çoğu kez inkar duygusu içinde olan kişilerle karşıla-
şılmıştır. Bunun yanında heyecan, öfke ve şok durumu gözlenmiştir. Solunum sıkıntısı çeken kişilerde kendini
ifade etme güçlüğü dolayısıyla umutsuzluk ve panik halinin yaygın olduğu tespit edilmiştir. Kritik durumlu has-

42

BİLİM - SİZ

talarda, ölüme yakın olma korkusu sebebiyle panik duygusu yaşadıkları gözlemlenmiştir [4].
Uzmanlar, dünya genelinde psikolojik sorunların artması sebebi ile bu duruma karşı alınabilecek önlemler ara-
sında kişisel bakımımıza ara vermeme, hayatımıza yeni düzene alışarak devam etme, günlük rutinlerimizden
vazgeçmeme, hobi edinme, spor yapma gibi önerilerde bulunmaktadırlar [5].

ŞEVVAL ŞEN

KAYNAKÇA
[1] I. Roy, “The role of temperature on the global spread of COVID-19 and urgent solutions,” Int. J. Environ. Sci. Technol., pp. 1–20, Nov. 2020.
[2] Q. LIU et al., “Analysis of the influence of the psychology changes of fear induced by the COVID-19 epidemic on the body,” World J. Acupunct.
- Moxibustion, vol. 17, Jul. 2020.
[3] W. Cullen, G. Gulati, and B. D. Kelly, “Mental health in the COVID-19 pandemic,” QJM An Int. J. Med., vol. 113, no. 5, pp. 311–312, May 2020.
[4] “COVID-19 PANDEMİ SÜRECİNDE AİLEDE RUH SAĞLIĞI * Zeliha KOÇAK ** Hatice HARMANCI ***.”
[5] F. BOZDAĞ-, “Pandemi Sürecinde Psikolojik Sağlamlık,” J. Turkish Stud., vol. Volume 15 Issue 6, no. Volume 15 Issue 6, pp. 247–257, 2020.

43

BİLİM - SİZ

COVID-19 VE NORMALLEŞME SÜRECİ

Çin’in Wuhan kentinde 2019 yılının sonuna doğru bir salgın olarak ilk defa ortaya çıkan COVID-19, şiddetli bir
akut solunum problemine yol açmaktadır. COVID-19 salgını bütün dünyada etkisini tüm hızıyla göstermekte
ve şimdiye kadar Çin’in 31 şehrinde 74.000’den fazla vaka tespit edilmiştir. Ayrıca Amerika, Fransa, Tayland,
Japonya ve diğer 20 ülkede vakalar tespit ve rapor edilip dünya genelinde gözetime tabi tutulmuştur. 27 Ocak
2020’de Dünya Sağlık Örgütü, Çin’den bulaştığı tespit edilen enfeksiyonun önüne geçilmesi ve kontrolün sağ-
lanması için bir kılavuz yayınlamıştır. Bu hastalıkla ilgili olarak laboratuvar çalışmaları ilerleme göstermiştir.
Tedavi ile semptom arasında geçen zaman ortalama 5 gün olarak belirlenmiştir [1,2].
Bu salgın dünyadaki pek çok insanın hayatında psikolojik olarak çok fazla olumsuz etki bırakmıştır. İnsanlar
hayatlarında zorunlu birçok yenilik yaşamış ve her zamanki hayatlarından vazgeçmişlerdir. Yani insanlar artık
eski özgürlüklerine son verip yeni bir hayatlarına odaklanmaya çalışmaktalar; ancak eski günlerine dönmeyi
heyecan ve sabırsızlık içerisinde beklemekte ama bu salgın bittiğinde her şey eskisi gibi olacak mı gibi soruları
da hala merak etmektedirler. Aslında birçok şeyin değişeceği kesin. Örneğin çalışma şekli; artık insanlar ofise
gitmek yerine evden çalışmayı tercih edebilmekte ve birçok toplantı, konferans vb. etkinliklere evden çeşitli
platformlarla, video konferans gibi yöntemler ile katılabilmektedirler. Bu salgın birçok insanın yaşam şartlarını
kökünden değişime uğratarak yaşamları boyunca her şeyi tekrar gözden geçirip, hayatta önem verdiğimiz şey-
lerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu bize hatırlatmıştır. Bu süreç, sağlık çalışanları, esnaf, temizlik işçileri,
toplu taşıma çalışanları ve kuryelerin önemini anlamamızı sağlamıştır. Bu zorlu zamanlarda bütün insanlığın,
yaşadığımız hayatın değerini bilmesi gerektiğini hatta saniyelerin bile önemli olduğu şu günlerde sevdiklerimi-
zin değerini ortaya çıkarmıştır.

ALEYNA TAŞÇI

KAYNAKÇA
1. Liu F, Xu A, Zhang Y, Xuan W, Yan T, Pan K, Yu W, Zhang J. Patients of COVID-19 may benefit from sustained Lopinavir-combined regimen and the
increase of Eosinophil may predict the outcome of COVID-19 progression. Int J Infect Dis. 2020 Jun;95:183-191. doi: 10.1016/j.ijid.2020.03.013.
2. Wu C, Liu Y, Yang Y, Zhang P, Zhong W, Wang Y, Wang Q, Xu Y, Li M, Li X, Zheng M, Chen L, Li H. Analysis of therapeutic targets for SARS-CoV-2
and discovery of potential drugs by computational methods. Acta Pharm Sin B. 2020 May;10(5):766-788. doi: 10.1016/j.apsb.2020.02.008.

44

BİLİM - SİZ

COVID-19 VE TEKNOLOJİ

COVID-19 hayatımızın pek çok alanında olduğu gibi teknoloji alanında da farklılıkların ve yeniliklerin olmasını
sağlamıştır. Pandemi süresince öğrenmek, gündelik yaşantımıza devam etmek ve hatta sosyalleşmek için tek-
noloji kullanımı ve teknolojiye güven artmıştır. Bu süreçte, tedbir alıp sosyal mesafemizi korumak için çoğu kez
teknolojiyle yakınlaştık; internet üzerinden yapılan alışverişler ve uzaktan eğitim bu durumun en belirgin ör-
neklerindendir. Teknolojinin pandemi sürecindeki etkisi herkeste aynı olmasa da, dünya çapında gözle görülür
bir önem artışı yaşadığı yadsınamaz bir gerçektir.

Uzaktan Eğitim

Uzaktan eğitimin etkileri çoğu kişi tarafından tartışma konusu olsa bile bu durumun artık yeni normalin bir
parçası haline geldiğini kabul etmemiz gerekmektedir. Dünya genelinde birçok okul ve üniversite mevcut eği-
timini online bir platform üzerinden yürütmektedir [1,2]. Online eğitim ve yüz yüze eğitim birbirlerinden ol-
dukça farklı sistemler olup farklı pek çok gereksinimleri bulunmaktadır. Online eğitim başlıca aktif bir internet
erişimi, derse katılım sağlanması amacıyla teknolojik bir cihaz ve uygun bir çalışma ortamı ihtiyaçlarını ortaya
çıkarmaktadır. Ne yazık ki online eğitim için önemli olanakları sağlamak herkese göre kolay bir durum olma-
maktadır. Bu zorunlu ihtiyaçlardan en fazla etkilenen ülkeler düşük ve orta gelirli ülkelerdir [3]. Uluslarara-
sı Telekomünikasyon Birliğinin yayınladığı sayısal verilere göre dünya üzerinde güney bölgesinde 360 milyon
genç insanın internet erişimi ne yazık ki bulunmamaktadır. Online eğitimlerini çoğu zaman televizyon ve radyo
kanalları aracılığı ile devam ettirmektedirler.

Online Alışverişler

Online alışverişler COVID-19 salgınından önce de çok sık kullanılan alışveriş yöntemlerinden biri olup pandemi
süreci boyunca önemi en çok artan alışveriş yöntemlerinden biri olmuştur. Öneminin bu kadar artmasının
nedenlerinden bazıları vaka sayılarının ciddi boyutlara ulaşması ile dışarıda alışveriş yapmanın riskli bir boyuta
ulaşması ve sokağa çıkma kısıtlamaları sonucunda insanların evlerinde daha fazla vakit geçirmeleri ile teknolo-
jik araçlarla daha fazla zaman geçirmelerine neden olmaktadır. Bu konuda online alışveriş siteleri bir kurtarıcı
durumuna geçmiş bulunmaktadır. COVID-19 sürecinde alışverişi etkileyen faktörler üzerine yapılan bir araştır-
ma sonucuna göre salgının süresi, boyutu ve psikolojik etkileri alışveriş yapma istediğini tetiklediği ve etkilediği
sonuçları ortaya konulmuştur [4]. COVID-19 salgın sürecinde önemi daha çok artan bir diğer alışveriş unsuru
ise online market alışverişleri olmaktadır [5]. Yapılan bir araştırmada online market alışveriş imkanının bulun-
madığı ülkelerde COVID-19 salgınının daha hızlı yayıldığı ortaya konulmuştur [6]. Bu sonuçlar online market
alışverişlerinde seçeneklerin artmasında önemli rol oynamaktadır.

Sosyal Medya

Sosyal medya platformlarının ortaya çıkması ve aktif şekilde kullanılmasından itibaren sosyal medya pek çok
insanın hayatının bir parçası haline gelmiştir. Sevdiklerimiz ile aramıza mesafe girmiş olan salgın sürecinde
aramızdaki iletişimi koparmamak ve özlem gidermek amacı ile sosyal medya etkin bir iletişim aracı olarak kul-
lanılmaya başlanmıştır. Bu kadar sosyal medya kullanımının ardından sosyal medya ve etkileri üzerine yapılan
araştırmalar sonucunda bu çeşitli platformlarda kaliteli ve pozitif yönde etkileşimler, sosyal destek ve birlik
olmanın depresyon ve anksiyete semptomlarını azalttığı kanıtlanmıştır [7]. Online platformlar bireylerin salgın
sürecinde hayatlarına daha verimli bir şekilde devam etmelerine olanak sağlamakta ve çeşitli spor salonları,

45

BİLİM - SİZ

eğlence merkezleri ve dizi film sektörleri sosyal medyanın etkinliğini arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaya
devam etmektedir [8].
Sanal Sağlık Hizmetleri
Sanal sağlık hizmetleri pandemi sürecinde hastanelerde artan vaka sayıları ve enfeksiyon riskinin bulaşabilme
ihtimaline bağlı olarak neredeyse bir zorunluluk haline gelmiştir. Sanal sağlık hizmetleri, geleneksel sağlık hiz-
metlerinin sınırlarının ötesinde bilgi ve telekomünikasyon teknolojisini kullanarak çok çeşitli sağlık hizmetleri-
nin ortaya çıkmasına olanak tanımıştır [9]. Türkiye’de sanal sağlık üzerine yapılan uygulamalarda en bilenen ve
sıkça kullanılan uygulama HayatEveSığar sanal sağlık uygulamasıdır. Bu uygulama sayesinde COVID-19 hastala-
rının tespiti, hastalık sürecinin takibi, hastaların karantina kurallarına uyumu ve riskli bölgeler tespit edilmekte-
dir. Bu tespitler sayesinde salgın sürecinin kontrol altına alınmasının daha kolay hale gelmesi hedeflenen özel-
liklerden bazılarıdır. Sanal sağlık uygulamaları sadece COVID-19 salgını ile alakalı değil aynı zamanda mental ve
fiziksel sağlık alanlarını da kapsamaktadır. Çeşitli kurum ve üniversitelerin online platformlar aracılığıyla sun-
duğu sağlık hizmetleri ile salgın sürecinde öğrencilerin mental ve fiziksel sağlığını korumayı amaçlamaktadır.

KÜBRANUR BAYRAKTAROĞLU

KAYNAKÇA
1. Goldschmidt K. 2020. The COVID-19 Pandemic: Technology use to Support the Wellbeing of Children, Journal of Pediatric Nursing, 59, 88-90
DOI: 10.1016/j.pedn.2020.04.013
2. Moadel RM, Zamora E, Burns JG, Valdivia AY, Love C, Song N, Zuckier LS. 2020. Remaining Academically Connected While Socially Distant:
Leveraging Technology to Support Dispersed Radiology and Nuclear Medicine Training Programs in the Era of COVID-19, Academic Radiology,
27(6) , 898-899
3. Online learning cannot just be for those who can afford its technology, 2020. Nature, 585(7826), 482. DOI: 10.1038/d41586-020-02709-3
4. Kaynak İ. 2020. Koronavirüs (COVID-19) Algısının Online Alışverişe Etkisi, Electronic Turkish Studies, 15(4), 633-645. DOI: 10.7827/TurkishStu-
dies.44391.
5. Hobbs JE. 2020. Food supply chains during the COVID-19 pandemic, Canadian Journal of Agricultural Economics, 68(2) DOI: 10.1111/
cjag.12237
6. Grashuis J, Skevas T, Segovia MS. 2020. Grocery Shopping Preference during the COVID-19 Pandemic, Sustainability, 12(13), 5369 DOI:
10.3390/su12135369
7. Seabrook EM, Kern ML, Rickard NS. 2016. Social Networking Sites, Depression, and Anxiety: A Systematic Review, JMIR Meant Health, 3(4),
50 DOI:10.2196/mental.5842
8. Garfin DR. 2020. Technology as a coping tool during the coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic: Implications and recommendations,
Stress and health, 36(4) DOI: 10.1002/smi.2975
9. Mahoney MF. 2020. Telehealth, Telemedicine and Related Technologic Platforms: Current Practice and Response to the COVID-19 Pandemic,
Journal of Wound, Ostomy and Continence Nursing, 47(5), 439-444. DOI: 10.1097/WON.0000000000000694

46

BİLİM - SİZ

COVID-19’UN ÇEVRE ÜZERİNDEKİ OLUMLU ETKİLERİ

2019 Aralık ayının sonlarına doğru Çin’in Wuhan şehrinde, daha sonraları COVID-19 olarak aşina olduğumuz
bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkmıştır [1]. Ocak 2020’de Dünya Sağlık Örgütünün açıklamasıyla beraber CO-
VID-19’un insandan insana solunum yoluyla geçtiği doğrulanmış olup ocak ayının sonlarına doğru da bu has-
talığın Wuhan şehri ile sınırlı kalmayıp çok hızlı bir şekilde ülke hatta dünyaya yayılan salgın bir hastalık olduğu
belirtilmiştir [2]. Mart’ın sonlarına doğru dünya nüfusunun yarısını karantinaya sürükleyen ve dört bir yanda
acil durum çağrıları verilen bir pandemi sürecine girilmiştir [3].
Ülkelerin teker teker karantina sürecine girmeleriyle endüstriyel faaliyetler de son bulmuştur. Çoğu sektö-
re nazaran, ulaşım sektörü özellikle kara ve hava ulaşımı bu durumdan en çok darbe alan sektörler arasına
girmiştir. Elde edilen raporlara göre son 75 yılda hava ulaşımı, COVID-19 sebebiyle %96 oranında bir düşüş
göstermiş ve bu en düşük değer olarak kayıtlara geçmiştir [4]. Bunun yanında endüstriyel ve imalat sektörleri
de pandemi sürecinden dolayı ağır derecede etkilenmiş olup, sanayi ve ulaşımın durdurulmasıyla da petrole
olan talep azalmış ve fiyatların da önemli boyutlarda düşmesine sebebiyet vermiştir. COVID-19’un insan sağlığı
ve ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi önemli boyutlardadır fakat buna karşılık kısıtlanan sosyal ve ekonomik
aktivitelerle birlikte çevre kirliliğinde düşüş ortaya çıkmıştır [2].
Yüksek derecede çevre kirliliğine sebep olan ve özellikle fosil yakıtların yanması ile yayılan nitrojen dioksit
salınımının ana kaynağı olarak trafik kirliliği gösterilmektedir. Bronşial aşırı duyarlılık, hücresel inflamasyon
ve solunum problemlerine yol açan nitrojen dioksit insan sağlığı için yüksek derecede zararlı olup ölüme bile
sebebiyet vermektedir [5,6].Her yıl dünya çapında 4.6 milyon insanın kötü hava kalitesi dolayısıyla öldüğü
kayıtlara geçmiştir [3]. COVID-19 ile karantina sürecine geçişle bunu takiben ulaşım yollarının kullanımında da
düşüş yaşanmış ve yakıta olan talep de azalmıştır. Ulaşım ile ilgili faaliyetlerdeki ve yakıta olan talep üzerindeki
değişikler çevre kalitesini inanılmaz ölçüde etkilemiştir. NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) ve ESA’nın
(Avrupa Uzay Ajansı) yayınlamış olduğu verilerde çevre kalitesi olarak düzelen bir durum ve nitrojen dioksit
salınımının da % 30 oranında düştüğü saptanmıştır. Google buna ek olarak 23 Şubat ve 5 Nisan arasındaki ha-
reketlilik verilerini ortaya çıkarmıştır. Google tabanında bulunan takip sisteminin verileriyle ulaşım, iş yerleri,
parklar, eczane, perakende satış mağazaları ve eğlence merkezlerinde yaşanan düşüşler saptanmış olup karan-
tina süreciyle beraber konut içerisinde kalan insan sayısının arttığı verilerle kanıtlanmıştır. Hareketlilikte % 90
oranında bir düşüş gerçekleşmiştir [4]. İnsanların eve kapanması ile bunu takiben sanayi ve ulaşımdaki düşüşle
insan psikolojisini ciddi derecede etkileyen gürültü kirliliğinin de azaldığı saptanmıştır [7].
İnsan sağlığı ve ekonomiyi ciddi derecede sarsan küresel pandemi COVID-19, aslında bir yandan da çeşitli yön-
lerden kirliliğin azalmasına ve doğanın kendi kendini kazanmasını sağlayan bir nimet olabilir mi? COVID-19’un
çevre üzerindeki bu olumlu etkileri şu an için geçici bir süreç olabilir fakat bireylerin bu olumlu sonuçların aslın-
da bizler için ne kadar önemli olduğunu kavramasıyla, bu hastalığı yenme ihtimalimizin bulunması ile beraber
daha da bilinçli insanlar olarak evlerimizden çıkabiliriz.

BAŞAK KURT

47

BİLİM - SİZ

KAYNAKÇA
1. Chen, H., Guo, J., Wang, C., Luo, F., Yu, X., Zhang, W., Zhang, Y. (2020). Clinical characteristics and intrauterine vertical transmission poten-
tial of COVID-19 infection in nine pregnant women: a retrospective review of medical records. The Lancet. https://doi.org/10.1016/S0140-
6736(20)30360-3
2. Dutheil, F., Baker, J. S., & Navel, V. (2020). COVID-19 as a factor influencing air pollution? Environmental Pollution. https://doi.org/10.1016/j.
envpol.2020.114466
3. Cohen, A. J., Brauer, M., Burnett, R., Anderson, H. R., Frostad, J., Estep, K., … Forouzanfar, M. H. (2017). Estimates and 25-year trends of the
global burden of disease attributable to ambient air pollution: an analysis of data from the Global Burden of Diseases Study 2015. The Lancet.
https://doi.org/10.1016/S0140-6736(17)30505-6
4. Dutheil, F., Baker, J. S., & Navel, V. (2020). COVID-19 as a factor influencing air pollution? Environmental Pollution. https://doi.org/10.1016/j.
envpol.2020.114466
5. Tosepu, R., Gunawan, J., Effendy, D. S., Ahmad, L. O. A. I., Lestari, H., Bahar, H., & Asfian, P. (2020). Correlation between weather and COVID-19
pandemic in Jakarta, Indonesia. Science of the Total Environment. https://doi.org/10.1016/j.scitotenv.2020.138436
6. Muhammad, S., Long, X., & Salman, M. (2020). COVID-19 pandemic and environmental pollution: A blessing in disguise? Science of the Total
Environment, 728, 138820. https://doi.org/10.1016/j.scitotenv.2020.138820
7. He, L., Zhang, S., Hu, J., Li, Z., Zheng, X., Cao, Y., … Wu, Y. (2020). On-road emission measurements of reactive nitrogen compounds from heav-
y-duty diesel trucks in China. Environmental Pollution. https://doi.org/10.1016/j.envpol.2020.114280
8. He, M. Z., Kinney, P. L., Li, T., Chen, C., Sun, Q., Ban, J., … Kioumourtzoglou, M. A. (2020). Short- and intermediate-term exposure to NO2 and
mortality: A multi-county analysis in China. Environmental Pollution. https://doi.org/10.1016/j.envpol.2020.114165
9. Rume, T., & Islam, S. M. D. U. (2020). Environmental effects of COVID-19 pandemic and potential strategies of sustainability. Heliyon, 6(9),
e04965. https://doi.org/10.1016/j.heliyon.2020.e04965

48

BİLİM - SİZ

COVID-19 VE NEANDERTAL

Dünya çapında pandemi yaratan ve SARS-CoV-2 (COVID-19) olarak ad-
landırılan yeni tip koronavirüsün neden olduğu hastalığının risk faktör-
leri, salgının başlarında, ileri yaş, cinsiyet ve kronik rahatsızlıklar ola-
rak belirlendi. Pandemi sürecinde kronik rahatsızlığı bulunmayan genç
hastalarda semptomlar nispeten daha hafif ilerledi ya da bu hastalar,
hastalığı asemptomatik olarak atlattılar. Fakat bu süre zarfında risk
faktörlerinin dışında kalan genç hastalar arasında da ağır semptomla-
rın ve ölümlerin olduğu bildirildi. Bu sebepten, bilinen risk faktörleri
klinik aşamadaki varyasyonları yeterli düzeyde açıklayamadı. Bu var-
yasyonların daha iyi açıklanabilmesi için bilim insanları, genetik risk
faktörlerini incelediler.
Yapılan bir çalışmada şiddetli COVID-19 semptomlarıyla ilişkili kro-
mozom 3’te ve kromozom 6’da olmak üzere iki farklı bölge belirlendi.
İlerleyen süreçte COVID-19 Host Genetics Initiavite tarafından yayınlanan verilere göre, kromozom 3’teki böl-
genin COVID-19 semptomlarının şiddetiyle bağlantılı olan tek bölge olduğu belirlenmiş oldu. Kromozom 3’te
yer alan ve COVID-19 semptomlarının şiddetiyle yakın ilişkisi bulunan genetik varyantlarda aynı kromozom
üzerinde bulunan birden fazla lokusu tanımlayan bağlantı dengesizliği belirtildi. Chr3 geni incelendiğinde, CO-
VID-19 semptomlarının şiddeti, 60.000 yıl kadar önce Neandertaller’den ve Denisovanlar’dan insanlara gen
akışı yoluyla geçen risk varyantları ile ilişkilendirildi ve genetik yatkınlık değerlendirildi. Bu çalışmada, lokustaki
risk haplotipinin hangi türden gen akışıyla insanlara geçtiği araştırıldı. Çalışmada kullanılan iki varyantın risk
alellerinin Vindija 33.19 Neandertal genomunda homozigot halde bulunduğu tespit edildi. Çalışmanın ikinci
aşamasında, ilk aşamada incelenen çekirdek haplotipin Neandertal genomundan insanlara miras olarak geç-
me ihtimali araştırıldı. Bir denklem yoluyla Neandertal genomundan gen akışı vasıtasıyla insanlara geçen risk
haplotipleri kanıtlandı. Ardından bir analiz yapıldı. İnsan genomunda bulunan ve Neandartel genomundan gen
akışıyla aktarılmış olan haplotiplerin benzerlikleri üzerinden gerçekleştirilen bu analizde 1000 Genom Proje-
sinde yer alan 5,008 haplotip üzerinden elemeler yapıldı ve 253 haplotip belirlendi. Sonuç olarak, COVID-19
şiddetiyle ilişkili olan haplotiplerin diğer iki Neandertal genomlarına kıyasla Vindija 33.19 Neandertal geno-
mundaki haplotiplere daha çok benzediği kanıtlandı [1].
Çalışmada ele alınan haplotip bölgelere göre frekanslandığında, alel frekansının Afrika’da neredeyse bulun-
madığı tespit edildi. Güney Asya popülasyonu % 30’luk, Avrupa popülasyonu % 8’lik, Amerika popülasyonu %
4’lük alel frekansına sahipti. Alel frekansı yüksek olan Güney Asya popülasyonundaki insanların yarısının, risk
haplotipinin en az bir kopyasını taşıdığı belirlendi. Bu yüksek risk haplotipi oranı, yapılan çalışmaların sonuçla-
rına göre değerlendirildiğinde Güney Asya popülasyonundaki insanların COVID-19’u daha şiddetli geçirdikleri
tahmin edildi. Güney Asya popülasyonun içerisinde, Bangladeşliler’in % 63’nün haplotipin en az bir kopyasını
bulundurduğu göz önüne alındığında Birleşik Krallık’ta yaşayan Bangladeş kökenli insanlarda COVID-19’a bağlı
ölüm riskinin diğer insanlara kıyasla iki kat fazla olması elde edilen bilgilerle eşleşti. Güney Asya’da alel fre-
kansının yüksekliğine karşıt Doğu Asya’da oldukça düşük olması ise çelişkileri beraberinde getirdi. Çalışmaların
sonucu olarak COVID-19 hastalığının risk faktörleri arasına Neandertal genomundan gen akışıyla insanlara
miras kalan risk haplotipi de, yapılan çalışmalar sonucunda, eklendi [2].
Bu faktörün hastalığın seyrinin şiddetlenmesinde kesin bir role sahip olduğunu söylemek için daha fazla çalış-
manın yapılması gerektiği aşikardır.

DERYA DENİZ

KAYNAKÇA
1. Pääbo S., 2020, The major genetic risk factor for severe COVID-19 is inherited from Neanderthals, Nature, 587(7835):610-612.
2. Mineta K., Goto K., Gojobori T., Alkuraya F.S., 2020, Indigenous Arabs have an intermediate frequency of a Neanderthal-derived COVID-19 risk
haplotype compared with other world populations, Clin Genet.

49

BİLİM - SİZ

PEKİ YA SONRA?

İnsanoğlunun var oluşundan bugüne binlerce hastalık görüldü, salgınlar atlatıldı, salgınlar atlatılıyor. Zaman
kavramı sabit değil ya, o ilerledikçe Dünya ve tüm canlılık değişiyor. Yaşam değişimin bir parçası, mutasyonlar
da yaşamın. Hayvanlarda görülen ve insana zararı olmayan bir virüsün, uğradığı mutasyonlarla insanı enfekte
etmeye başlaması ile insanoğlunu bekleyen zor günler başladı. 2020 yılının ilk günleriydi, Çin’den gelen has-
talık haberleri hepimizin ilgisini çekmişti ki çok geçmeden mart ayında bizler de bu hastalıkla tanıştık. Korona-
virüs, bilimsel adıyla SARS-CoV-2 (COVID-19), tüm dünya halkının hayatına o kadar hızlı girdi ki hiçbirimiz ne
olduğunu anlamadan evlerimize kapandık. Ancak bilim dünyası koronavirüslere o kadar da yabancı değildi ki,
kısa süre içinde COVID-19’un genom analizi yapıldı, hastalık için çeşitli tedavi yöntemleri geliştirildi ve aşı ile
ilaç çalışmaları başlatıldı. Tüm dünya genelinde milyonlarca kişi COVID-19 pozitif çıktı, kayıplar oldu ancak yine
de milyonlarcası çeşitli tedavilerle sağlığına geri kavuştu. Bir kere vücuda giren koronavirüs o vücutta iz bıra-
kacak mı sorusunun cevabını henüz bilmiyoruz. Belki hepimiz bir gün COVID-19 tarafından enfekte olacağız,
hayatta kalacağız, peki ya sonra?

Hayatımıza yeni giren her şeyin uzun dönem etkilerini görmek için bir süre onunla yaşamamız gerektiği gibi,
COVID-19’u ve etkilerini tam olarak anlamak için de onunla bir süre daha yaşamamız gerekecek. Bu süre ge-
çedursun, bizler elimizdeki verileri inceleyelim. 2003 yılında yine bir tip koronavirüsün sebep olduğu SARS
hastalığından sağ kalanlarla yapılan çalışmalar bu kişilerde iki yıl süreye kadar hayat kalitesinin azaldığını, %
40’ının üç buçuk yıla kadar kronik yorgunluk belirtileri taşıdığını gösteriyor. Bu çalışmalar ve benzer ölçekler
doğrultusunda Dünya Sağlık Örgütü COVID-19’un çeşitli organ ve sistemlerde sağlık problemlerine neden ola-
bilecek riskleri arttıracağını öngörmekte. COVID-19 sonrası; kalp kasının zarar görmesi, kalp yetmezliği, akciğer
dokusunun zarar görmesi ve akciğer yetmezliği, koku kaybı, pulmoner emboli, kalp krizi, depresyon, stres bo-
zukluğu, kas ve eklem ağrısı, yorgunluk gibi uzun dönem sağlık problemleri Dünya Sağlık Örgütü’nün belirttiği
öngörülen riskler arasında yer almakta. Yaklaşık olarak 7,8 milyar insanın yaşadığı dünyamızda birbirinden
farklı insanların birbirinden farklı yaşam tarzları, hastalıkları, beslenmeleri, kiloları gibi etkenler göz önüne
alındığında, Dünya Sağlık Örgütü COVID-19 sonrası uzun dönem sağlık sorunlarının belirlenmesi için daha fazla
zamana ve daha fazla çalışmaya ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Ateş, kuru öksürük ve yorgunluk, en yaygın semptomları olarak gösteriliyor COVID-19’un. Kalp ve akciğerlere
etkisi oldukça yüksek olduğundan, bu organlar uzun dönemde risk altında. Organlar ve sistemlerle ilgili bozuk-
lukların uzun dönem risklerinin, hastanede yatma süresi, hastalık sırasındaki semptomlar ile ilişkilendirilmesi
mümkün. Önceki SARS epidemisinde uzun vadede görülen avasküler nekroz, pulmoner fibrozis ve dislipide-
mi hastalıkları özellikle akciğer ve kalp ile ilgili hastalıkların yine COVID-19 pandemisinde görülme ihtimali-
ni destekliyor. Vakalarda zatürre oranının yüksek olması, uzun veya kısa vadede kardiyovasküler hastalıklarla
ilişkili olduğu gibi, hastane yatışı sürecinde görülen kardiyak komplikasyonlar da bu riski etkileyebilmektedir.
Ancak seyrek gözüken semptomlar arasında bulunan baş ağrısı, tat ve koku kaybı hastalığın nörolojik etkileri
olduğunu gösteriyor. COVID-19 sinir sisteminde gecikmiş etkileri ortaya çıkaracak bir immün yanıt oluşturarak
merkezi ve periferal sinir sistemini etkileyebilecek çeşitli bozukluklara sebep olabiliyor. Akut dissemine en-
sefalomiyelit (ADEM), akut nekrotizan ensefalpati ve Guillain-Barre sendromu bu bozukluklara örnek olarak
bireylerde COVID-19 sonrası ortaya çıkabilmekte. Yine nörolojik bir bozukluk olan transvers miyelit hastalığı,
omurilikte meydana gelen enflamasyondan kaynaklanıyor. COVID-19 ve hastalık sırasında görülen yüksek ate-
şin, hastalarda akut miyelite neden olabildiği çeşitli çalışmalarda gösterilmiş durumda. Omurilik nöronlarının
membranında da bulunan ACE2 reseptörlerinin, COVID-19 virüsünün hücre içine girmekte kullandığı spesifik
reseptörler olması, bu virüsün hastalarda akut miyelite sebep olma ihtimalini destekler nitelikte.

50


Click to View FlipBook Version