Kögmenler
TÜRKÇÜ FİKİR, KÜLTÜR, FELSEFE, İLİM VE
EDEBİYAT DERGİSİ, MAYIS 2022, 5. SAYI
3 MAYIS
IRKÇILIK - TURANCILIK
DAVASI
"" 33 MM AA YY II SS TT ÜÜ RR KK ÇÇ ÜÜ LL ÜÜ ĞĞ ÜÜ NN TT AA RR İİ HH İİ NN DD EE BB İİ RR DD ÖÖ NN ÜÜ MM NN OO KK TT AA SS II OO LL DD UU .. OO ZZ AA MM AA NN AA KK AA DD AA RR YY AA LL NN II ZZ
DD UU YY GG UU VV EE DD ÜÜ ŞŞ ÜÜ NN CC EE OO LL AA NN ,, EE DD EE BB İİ VV EE İİ LL MM İÎ SS II NN II RR LL AA RR II PP EE KK DD EE AA ŞŞ MM AA YY AA NN TT ÜÜ RR KK ÇÇ ÜÜ LL ÜÜ KK ,, 11 99 44 44
YY II LL II NN II NN 33 MM AA YY II SS II NN DD AA BB İİ RR DD EE NN BB İİ RR EE HH AA RR EE KK EE TT OO LL UU VV EE RR DD İİ .. "" NN .. AA TT SS II ZZ
KÖGMENLER DERGİSİ
TÜRKÇÜ FİKİR, KÜLTÜR, FELSEFE, İLİM VE
EDEBİYAT DERGİSİ
Kögmenler Dergisi Yönetim Kadrosu
Batuhan ŞEN, Hasan Basri SAKAR, Berke TÜRK
Yazar Kadromuz Gönüllüdür, Her Sayının Sonunda Yazarlarımızın Adı Yazar.
Sosyal Medya
instagram.com/kogmenler
İnternet Sayfamız
www.kogmenler.com
Dergimizde Yayımlamamızı İstediğiniz İçerikleri İletebileceğiniz Mail Adresimiz
[email protected]
Yazar Ve Okuyucularımızın Verdiği Desteklerden Dolayı
Çok Teşekkürlerimizi Sunarız...
İÇİNDEKİLER
3 Mayıs 1944, Hüseyin Nihâl ATSIZ 1
Bir Mefkûre Davası; Irkçılık-Turancılık Davası, Hasan Basri SAKAR 2
Atsız'ın Savunması 19
3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi? M. Batuhan ŞEN 22
Atatürk, Liberalizm ve Komünizm, Berke TÜRK 37
Türk Milletinin Durumu, Yılmaz Berk ERİM 40
Kitap Önerileri 42
Hülagü Han İlim Düşmanı Mı İdi? Armağan ARDA 43
Tarihi Kaynaklarda Alp Er Tunga/Efrasiyap, Armağan ARDA 46
Bozkırın Son Büyük Hükümdarı: Timurlenk, İsmet YAKARER, Eren YİĞİT 49
Türk Adının Ortaya Çıkışı, Kadircan SÖYLEMEZ 53
Türklük Duası, Prof. Dr. Rıza NUR 55
3 MAYIS 1944
HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ
3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O zamana kadar yalnız duygu
ve düşünce olan, edebi ve ilmi sınırları pek de aşmıyan Türkçülük, 1944 yılının 3
Mayısında birdenbire hareket oluverdi.
Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız
duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını
Türkçü Ali Suavinin siyasi bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili
olduğu zaman gayri Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiili Türkçülük
yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul
Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususi bir şerefi vardır
Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemiyeceğiz. Çünkü
yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil
değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle
yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne
kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten
ayrılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost
sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına
düşmüştür. Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş
sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz.
Hoşlanmayanlar onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk’e
benzemeyenler onu yadırgamasın. Biz 3 Mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz.
Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift
olduğunu acı bir deneme ile öğrendi. Bu milli hareketin zaferinden korkan Türkçülük
düşmanları, Türkçüleri ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü
yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu
bağışlamayacak ve Türkçüler günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü olunca onlar
tarihin büyük mahkemesinde layık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
Türkçüler toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs’ı analım. Analım ve Kür Şad’ın hatırasını
yüceltelim…
Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-ı hürriyet,
Çalış, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten!
KÜR ŞAD, 1946, SAYI: 2
ORKUN, 1962, SAYI: 3-4
SAYFA 1
BİR MEFKÛRE DAVASI;
IRKÇILIK-TURANCILIK
DAVASI
Giriş HASAN BASRİ SAKAR
Cumhuriyet dönemi Türkçülerinin çektiği çileleri anlatmak, uzun uzadıya konuşmak
gerekir.
Lakin bu yazımızda en büyük çilelerden olan, 3 Mayıs Türkçüler Gününün de asıl
unsuru, 1944 Irkçılık – Turancılık Davasını ele alacağız. İlk başta Sabahattin Ali – Atsız
davası olarak görülse bile sonradan bir mefkûre davası olmuştur.
1. Şükrü Saraçoğlu’na Açık Mektup Sözlerini hatırlatarak bu sözlerin
Türkçülerde büyük bir sevinçle
Nihâl Atsız, Orhun Dergisinin, Mart karşılandığını lakin bu sözlerin ardından
sayısında Şükrü Saraçoğlu’na açık sadece 1.5 yıl geçmesine rağmen
mektup yazmış ve yayınlamıştır. Türkçülüğün sadece sözde kaldığını
Bu mektubu yazma nedenleri: söylemiştir. Türkçülük sözde kalırken
solcularda git gide devlet dairelerine
-Türkiye’de giderek artan komünistler girmeye başlamış, Türkiye’de
-Komünistlerin devletin içine girmesi komünizmin artmasının tehlikesinden
-Mecliste Türkçüyüz diye haykıranların söz etmiştir.
bunlara göz yumması gibi nedenlerdir. “Solculuk, gördüğü müsamaha ve
“Hem Türkçü hem de başvekil kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi
olduğunuz için size bu açık mektubu ilerliyor. Liselerde bu fikre saplanmış
yazıyorum” cümlesi ile yazıya başlayan hastalar görülüyor. Bunlar arkadaşlarına
Atsız, Şükrü Saraçoğlu’nun 5 Ağustos “Yakında hepiniz komünist zindanlarında
1942 günü Meclis’te yaptığı çürüyeceksiniz” demek cür’etini
konuşmasındaki gösterebiliyor. Yüksek öğretimde bu
“Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü hastalık daha çok artıyor. Arasına
kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan gayrimemnunları, gayri Türkleri de
meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar alarak büyüyor. Yalnız mahrem ve
bir vicdan ve kültür meselesidir.” samimî düşünce hâlinde kalmayarak
SAYFA 2
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
hareket hâline geçiyor. Boy boy dergiler anlayacağınız gibi o zaman ki başvekil,
şimdiki reisicumhur ve hepsinin üstünde
çıkıyor. Bu dergilerde aynı teranelerle İnönü zaferlerinin Başkomutanı İsmet
İnönü olduğu gibi, boynunun
ahlâka, vatan ve şeref duygusuna, millet vurulmasını istediği Kel Ali de, Ayvalık’ta
Yunana ilk kurşunu atan alayın
hakikatına saldırılıyor. Taassupla kumandanı Ali Çetinkaya’dır. Bu
hezeyanları yazan Sabahattin Ali, bugün
mücadele ediliyormuş gibi gözükerek kültür işlerinin mühim bir mevkiinde,
Maarif Vekili Hasan Ali’nin şahsî
mukaddesatla eğleniliyor. Bu sempatisi sayesinde, batırmak istediği
Türk milletinin parasıyla rahatça
dergilerden biri kapatılınca aynı yaşamaktadır” ²
imzalarla bir başkası çıkıyor. Bu işsiz Bu mektuptan sonra Sabahattin Ali,
Atsız’a hakaret davası açar ve ilk olay bu
güçsüz serseriler parayı nereden davada patlak verir.
buluyor? Satılmayan bedava dağıtılan
dergileri nasıl yaşıyor. Fakat en zorlusu
siz bunlara nasıl göz yumuyorsunuz?
Dergilerle ve hatta günlük gazetelerle
işlenen bu vatan düşmanı fikrin bazen
devletçi, bazen vatancı, bazen insancı,
bazen ilimci kılıklarla Türk milletini
zehirlemesine niçin müsaade
ediyorsunuz?” ¹
Bu mektubun çok fazla önem
görmesinden sonra 2. Bir mektup yazar.
O mektupta ise devletin içine sızan,
komünizmi yaymaya çalışan kişileri
açıklar. Pertev Nail, Sabahattin Ali gibi
komünistlerden de bahseder.
“Bugün Maarif Vekâletine bağlı Dil
Kurumu azasından ve Ankara’daki Devlet
Konservatuarı öğretmenlerinden bir
Sabahattin Ali vardır. Hemen hemen
bütün kendisini tanıyanların
komünistliğini bildiği Sabahattin Ali 1931
yıllarında Konya’da 14 ay hapse mahkûm
edilmişti. Sebebi de başta o zamanki
Reisicumhur Atatürk olduğu hâlde
bütün devlet erkanını ve rejimi tehzil
eden manzum bir hezeyanname
yazmasıydı. Bazı mısralarını bugünkü
bazı mebuslarında bildiği bu MALTEPE, 20 ŞUBAT 1944 PAZAR
ORKUN, 16 ŞUBAT 1951, SAYI: 20
hezeyannamenin tamamını Konya’daki
adliye arşivinden bulup çıkarmak Not: Orkun Dergisinde, 1944 - 1945 Irkçılık - Turancılık
kabildir. Davası konu olarak ele alınmıştır, Atsız'ın
Sayın Başvekil! Buraya bilmecburiye hastalanmasının üzerine Orkun Dergisi kapanmak
yazarken büyük ıstırap duyduğum iki zorunda kalmış ve 1944 - 1945 Irkçılık - Turancılık
mısraında (beni mazur görmenizi rica Davası konusu yarım kalmıştır. Bunun üzerine
ederim) bu vatan haini şöyle diyordu: Murat Yılmaz, dergideki bu yazıyı derlemiş ve kitap
İsmet girmedi mi daha kodese? haline getirmiştir. Şu anda basımı yok lakin
sahaflardan bulabilirsiniz.
Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur? (Adı Geçen Eser: Murat Yılmaz, 1944-1945 Irkçılık
Maarif Vekâletinin sevgili memuru Turancılık
bulunan bir komünistin hapse girmesini Davası Tefrikası)
temenni ettiği İsmet, pek kolaylıkla SAYFA 3
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
1.1 Sabahattin Ali – Atsız Davası bu hakaret yüzünden halkın ona
düşman olduğunu ve öğrencileri
Aslında korkak ve sinsi olan Sabahattin karşısında şeref ve onurunun kırıldığını
Ali kendi başına dava açacak bir kişi belirtmiştir.” ⁴
değildi. “Nihâl Atsız da buna cevaben Sabahattin
Zaten daha öncede hakaretlere Ali’nin şahsına değil belli bir zümreye
hazmetmişti (İçimizdeki Şeytanlar, Atsız), karşı o kelimeyi kullandığı cevabını
şimdi ne ola ki bunları hazmedemedi? vermiştir. Başbakan’a yazdığı ikinci
Bu dava işinin içinde Falih Rıfkı ve Hasan mektubunda adı geçen isimlerin
Ali vardı! birbirlerine destek olarak yüksek
“Sabahattin Ali o zaman bu teklifi kabul mevkilere geldikleri, aslında bu kişilerin
etmemiş, adetleri olduğu üzere ötede
beride müfteriyâne sözler söylemeğe Türkiye’yi sevenlere darbe vurmaya
başlamıştı. Şimdi ise birdenbire, efkârı
umumiyenin Atsız lehinde olduğu bir çalıştıklarını belirtmiştir. Bunun
önlenmesi için de Başbakan’a bu açık
mektubu yazmıştır.” ⁵
sırada dava açmaya kalkıyordu. Bu dava “söz alan Nihal Atsız’ın avukatlarından
açış Sabahattin Ali'yi yakından Hamit Şevket İnce’nin söyledikleri ise
tanıyanlara çok garip gelmişti. Mutlaka oldukça ilgi çekicidir. Bu yüzden Hamit
işin içinde iş vardı. Şevket İnce‘nin söylediklerini aynen
Evet! İşin içinde iş vardı. Çünkü nakletmek daha uygundur: “Bu dava iki
imanın çarpışması, davasıdır. Bu dava
Sabahattin Ali'yi dava açmaya Hasan Ali milliyetçilikle komünizmanın çarpışması
davasıdır. Bu davanın kökleri vicdanlarda
ile Falih Rıfkı kışkırtmışlardı. Sabahattin ve kafalardadır. Bunu müdafaamızda
arzedeceğiz. Davacının kafasında
Ali bunu hem bazı ahbaplarına, hem de komünizma ateşi vardır. Müvekkilim bu
dava dilekçesini verdiği savcı
yardımcısına söylemişti.
Acaba Hasan Âli ile Falih Rıfkı, komünist ateşi söndürmek için hamle
Sabahattin Ali'yi kışkırtırken kendi
teşebbüsleriyle mi hareket ediyorlar, yapmaktadır. Ceza kanunundaki
yoksa onlar da daha yukardan mı direktif
alıyorlardı? Daha yukardan direktif sarahete nazaran rica ediyorum.
aldıklarına dair bir bilgimiz ve delilimiz
yoktur. Ancak vukuatın gidişi, İsmet Sabahattin Ali’den sorulsun, hıyanetini
İnönü'nün Rusya'ya hulüs çakmaya
başlaması ve bir müddet sonra Ankara ispat edelim mi? Dava ilmi ve siyasi
stadyumunda söylediği nutuk bu
hareketin ondan gelmiş olması ihtimalini kanaat davasıdır. Ayrıca Konya’daki
hesaba kattıracak mahiyettedir.”³
mahkumiyet dosyasının getirilmesini
rica ediyorum.,,” Gerçekten de Hamit
Şevket İnce’nin mahkemedeki bu
söyledikleri oldukça ilginçtir. Zira o, bu
davada herhangi biri değil Nihal Atsız’ın
avukatı konumundadır. Onun bu
söyledikleri daha önce de belirttiğimiz
Sabahattin Ali – Atsız davasının ilk gibi bu davanın basit bir hakaret davası
duruşması 26 Nisan 1944, Çarşamba Saat
10’da idi. olmadığını göstermektedir. Nihal Atsız’ın
diğer avukatı dava dosyasının yeni eline
geçtiğini söyleyerek davanın
Fakat daha erkenden gençler Ankara ertelenmesini talep etmiştir. Bunun
Adliyesi önünde toplaşmışlardı. üzerine mahkeme 3 Mayıs tarihine
“Sabahattin Ali, Nihâl Atsız’ın kendisine ertelemiştir.” ⁶
“vatan haini” diyerek bir insana
yapılabilecek en ağır hakareti yaptığını,
SAYFA 4
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
1.2 Beklenen An, 3 Mayıs… Bu sırada polisler ile gençler arasında
münakaşa başlamış, Gençler İstiklal
O gün sabah, erken vakitlerde Ankara Marşı söylemişler
garı Türkçü gençlerle doluydu. ve yeniden adliye binasına ilerlemişlerdi.
İstanbul’dan gelen Atsız’ı karşılamak için Gençler arasında bulunan, Siyasal Bilgiler
erkenden gelmişlerdi. Atsız’ı sabırsızlıkla Okulu öğrencilerinden Ali Çankaya,
bekliyorlardı. Osman Gümrükçüoğlu, Gazi Terbiye
İstanbul treni gara girdiği zaman, kanı Enstitüsü talebesi olan Cemal Oğuz Öcal,
deli akan binlerce genç hep bir ağızdan; hem muhtemel nahoş hadiseleri
önlemeğe çalışıyor, hem de gençlerin
-Kahrolsun Komünistler! haklı heyecanlarına bir yön vermek
-Yaşa Atsız! istiyorlardı.
-Hainlere fırsat verilmeyecektir. Dışarıda gençler eyleme devam ederken,
-Yaşasın Türk Milliyetçileri! mahkeme ise 9 Mayıs 1944’e
Diye bağırmaya başlamışlardı. Trenden ertelenmişti. ⁷
inen Atsız’ı omuzlarında, taksi durağına
kadar getirmişlerdi. 1.3 9 Mayıs 1944 Duruşma Ve Karar
Atsız’ı küçük bir otele, sonra adliyeye
getirdiler. Duruşma salonu, koridorlar ve 9 Mayıs 1944 günü hükümet duruşmaya
adliyenin bulunduğu cadde çok herkesi sokmamaya karar verir.
dolmuştu. Duruşmaya ancak Emniyet
Emniyet müdürlüğüne bağlı resmi ve Müdürlüğünden kart alanlar girebilir. ⁸
sivil polisler adliyeye gönderilmişti,
gönderilmişti ki İftiradan suçlu bulunan Nihal Atsız 4 ay
kanı deli akan gençler sorun yaratmasın. hapis ve 66 lira para cezasına mahkûm
Özellikle Sabahattin Ali’nin tokatlanması edilmiş, ancak cezası ertelenmiştir. ⁹
üzerine adliye binası çok sıkı emniyete
alınmıştı.
Celse açılıp, Atsız konuşmaya
başladıktan bir zaman sonra yüzlerce
genç Atsız’ı alkışlamış.
-Kahrolsun Vatan Hainleri!
-Kahrolsun Nazımın Uşakları!
-Kahrolsun Komünistler!
diye bağırmaya başlamışlardı.
Adliye binasının önündeki topluluk
heyecan içinde;
-Kahrolsun komünistler!
diyerek ULUS meydanına doğru
ilerlediler.
Bu sırada yolda gördükleri Sabahattin Ali
kitaplarını ve solcu dergileri yırtmaya
başlamışlardı.
Ulus meydanına ulaştıklarında
komünistler aleyhinde konuşma
yapılmış, Gençlerden bir kısmı;
-Rus Elçiliğine Yürüyelim! 4 MAYIS 1944 TARİHLİ AKŞAM GAZETESİ,
Bir kısmı da; SAYFA 2
-Şükrü Saraçoğlu’nun evine gidelim,
kendisiyle konuşalım. Diyorlardı.
SAYFA 5
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
2. Irkçılık – Turancılık Davası İfade sırasında, şu soru dikkat çekiyor:
“Niçin Rus Türkistanı demediniz de
(Dalkavukların Tezgahı) Türkistan dediniz?”
13 Mayıs’ta Orhan Şaik Gökyay tutuklanır.
Birbirinden bağımsız iki ayrı dava 13 Mayıs’ta o sırada yedek asteğmen olan
görülmesine rağmen Irkçılık – Turancılık Zeki Sofuoğlu’nun evi aranır.
davası, Sabahattin Ali – Atsız davası 13 Mayıs’ta Hüseyin Namık Orkun’un evi
etrafında gelişen olaylarla başlamıştır. aranır ve Atsız ile fotoğrafı olmasından
Normalde Atsız’ın cezası ertelenmiş olsa dolayı tutuklanır.
da 3 Mayıs olayları gerekçe gösterilerek 14 Mayıs’ta Nejdet Sançar tutuklanır.
başta Atsız olmak üzere Türkçü ve 14 Mayıs’ta Zeki Velidi’nin evi tekrar
Turancılara yönelik yeni bir dava süreci aranır.
başlamıştır. 14 Mayıs’ta Hamza Sadi Özbek’in işyeri ve
evi aranır.
2.1 Gözaltılar Ve Tutuklamalar 15 Mayıs’ta Balıkesir’de tutuklu bulunan
Nejdet Sançar, Ankara’ya gönderilir.
Nihâl Atsız’ın yanında diğer Türkçüleri de 15 Mayıs akşamı Zeki Velidi Togan
almak isteyen devrin hükümeti, Atsız’ın tutuklanır.
mektuplaştığı kişiler, Orhun Dergisinde 15 Mayıs akşamı Hasan Ferit Cansever
yazanlar, Atsız’ın safında olanlar, 3 Mayıs tutuklanır.
olayına katılanlarda öne çıkan kişiler vd. 16 Mayıs’ta İsmet Tümtürk tutuklanır.
Gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, evleri 16 Mayıs’ta Tıp öğrencisi olan Mehmet
aranıyor. 9 Mayıs Külahlıoğlu yurtta kalırken tutuklanır.
16 Mayıs’ta Hamza Sadi Özbek tutuklanır.
Sabahattin Ali – Atsız davasının 9 Mayıs 16 Mayıs’ta Teknik Üniversitesinde
günü duruşmasında karar verildikten öğrenci olan Cihat Savaş Fer tutuklanır.
sonra N. Atsız tutuklanır. Aynı gün Reha 17 Mayıs’ta Fethi Tevetoğlu’nun evi ve
Oğuz, trenle Ankara’ya geldiğinde tren askeri birlikteki muayene odası aranır.
garında tutuklanır. 17 Mayıs’ta köprücük kemiği kırılmış olan
Nejdet Sançar’ın Balıkesir’deki evinde ve tedavi gören Fazıl Hisarcıklı hasta
arama yapılır. Sançar’ın Türkçülükle ilgili yatağındayken tutuklanır.
kitapları ve Rıza Nur’a ait eserler alınır ve 17 Mayıs gecesi Atsız’ın eşi Bedriye
bir daha verilmez. hanım gözaltında tutulur ve Küçük
11 Mayıs’ta Orhan Şaik Gökyay, Yağmur evde kalır.
Konservatuar Müdürü iken, görevinden 18 Mayıs’ta Nurullah Barıman tutuklanır.
alınır ve Bakanlık emrine verilir. Orhan 19 Mayıs’ta Zonguldak Lisesi’nde
Şaik’in suçu, Atsız’ın arkadaşı olması ve öğretmenlik yapan Ziya Özkaynak
onu evinde iki gün ağırlamasıdır. tutuklanır.
11 Mayıs’ta Nejdet Sançar, Balıkesir 24 Mayıs’ta yedek asteğmen Zeki
Lisesi’nde öğretmenlik görevinden açığa Sofuoğlu tutuklanır.
geçirilir. Mayıs’ın son günlerinde Alparslan Türkeş
12 Mayıs’ta Zeki Velidi’nin evine arama tutuklanır. ¹⁰
yapılır.
13 Mayıs’ta Atsız tutuklu iken hastalanır, 19 MAYIS 1944
dermansız hale gelir ve hastaneye TARİHLİ SON
götürülmez. POSTA GAZETESİ,
13 Mayıs’ta Zeki Velidi, İstanbul İl SAYFA 1
Emniyet Müdürlüğüne ifadeye çağrılır.
Lakin şuna dikkat çekmek isterim;
SAYFA 6
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
2.2 Gazeteler
Irkçılık – Turancılık ve Sabahattin Ali – Atsız davasında gazetelerde hükümet
tarafındaydı. Zaten Falih Rıfkı denen dalkavuk gazeteciydi. Cumhuriyet, Tanin, Son
Posta, Ulus vd. Gazeteler Turancılık ve Turancılar aleyhinde yazılar paylaşmıştır.
Türkçülerin gizli cemiyet kurduğunu ve hükümeti devireceklerini yazmışlardır. Bununla
da kalmayıp Türkçüleri, Nazilikle suçlamışlardır.
Gazeteler, Irkçılık – Turancılık davasında büyük önem taşımıştır. Aşağıya birkaç
gazetenin görüntüsünü koydum.
19 MAYIS 1944 TARİHLİ CUMHURİYET
GAZETESİ, SAYFA 1
22 MAYIS 1944 TARİHLİ TANİN 11 HAZİRAN 1944 TARİHLİ TANİN
GAZETESİ, SAYFA 1 GAZETESİ, SAYFA 5
SAYFA 7
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
2.3 İnönü’nün 19 Mayıs 1944 Nutku aldatan fikirlerini millet karşısında
açıktan açığa münakaşa
Dalkavuk Şefimiz, 19 Mayıs 1944 Gençlik edemeyeceğimizi sanmışlardır.
ve Spor Bayramı günü Ankara 19 Mayıs Aldanmışlardır ve daha çok
Stadyumu’nda bir nutuk vermiştir. aldanacaklardır.
Nutukta kendilerinin Türk Milliyetçisi(!)
olduklarını söylüyor ve Turancıların Şimdi vatandaşlarımdan iki suale
tehlikeli olduklarını, bilinçsiz ve
vicdansız olduklarını söylüyor… zihinlerinde cevap bulmalarını
Nutkun Irkçılık – Turancılık ile ilgili kısmı
şöyledir: isteyeceğim:
Irkçılar ve Turancılar gizli tertipler ve
teşkillere başvurmuşlardır. Niçin?
Kandaşları arasında gizli fesat
tertipleriyle fikirleri memlekette yürür
"Türk milliyetçisiyiz, fakat mü? Hele doğudan, batıdan ülkeler gizli
memleketimizde ırkçılık prensibinin Turan cemiyeti ile zapt olunur mu?
düşmanıyız. Bunlar o şeylerdir ki, ancak devletin
Memleketimizde politika garezleri için kanunları ve esas teşkilatı ayakaltına
uydurulan ırkçılık önderlerinin çok acıklı alındıktan sonra başlanabilir. Şu halde
faciaları hatıralarımızda canlıdır… Köy yaldızlı fikir perdesi altında doğrudan
Enstitüleri’nde, her çeşit okullarımızda, doğruya cumhuriyetin, Büyük Millet
müesseselerimizde, ordumuzda Meclisi’nin mevcudiyeti aleyhinde
müşterek vatanın ülkülerini Türk teşebbüsler karşısındayız. Tertipçiler, on
çocuklarına, eşit adalet ve şefkat yaşında çocuklarımızdan bize kadar
hisleriyle vermeye çalışıyoruz. Onları derece derece, perde perde hepimizi
büyük Cumhuriyet potasında kaynatıp aldatmak iddiasındadırlar.
meydana Türk vatanseveri çıkarmaya Vatandaşlarıma ikinci sualimi
uğraşıyoruz. Vatandaşlarım emin soruyorum: Dünya olaylarının bugünkü
olabilirler ki, muvaffakiyetlerimiz esaslıdır durumunda
ve gelecek zamanda daha göz alıcı Türkiye’nin ırkçı ve Turancı olması lazım
olacaktır. Türk milliyetçiliği içinde vatan geldiğini iddia edenler, hangi millete
çocuklarının temiz ülkülü ve vatan fikirli faydalı, kimlerin maksadına yararlıdırlar?
olarak birbirine dayanan sağlam bir Türk milletine yalnız bela ve felaket
millet olması, erişilmez ve yanlış bir hayal getirecek olan bu fikirleri yürütmek
değildir. isteyenlerin Türk milletine hiçbir
Bunun doğru bir fikir ve erişilir bir hedef hizmetleri olmayacağı muhakkaktır. Bu
olduğunu, elle tutulur ve gözle görülür hareketlerden yalnız yabancılar
neticeleriyle tamamıyla anlıyoruz. Şimdi faydalanabilirler. Fesatçılar, yabancılara
insaf ediniz. Türk vatandaşı yetiştirmek bilerek mi hizmet ediyorlar? Yabancılar,
için bütün iyi şartları özünde toplamış fesatçıları idare edecek kadar yakında
olan bu feyizli yolu bırakır da, ırkçıların münasebette midirler? Bunları hüküm
milleti bin bir parçaya ayıracak fesatlı ve olarak kestirmek bugün mümkün
nifaklı zehirlerine cemiyeti kaptırır değildir. Ama yabancıya hizmet kastı ve
mıyız?.. Turancılar, Türk milletini bütün yabancının ilişiği hiçbir zaman meydana
komşularıyla onulmaz bir surette derhal çıkmasa dahi hareketlerin Türk milletine,
düşman yapmak için birebir tılsımı Türk vatanına zararlı olması ve
bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve bunlardan yalnız yabancıların
vicdansız fesatçıların tezvirlerine Türk faydalanmış olması söz götürmez bir
milletinin mukadderatını kaptırmamak hakikattir. Vatandaşlarım! Emin
için elbette cumhuriyetin bütün olabilirsiniz ki, vatanımızı bu yeni
tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar, genç fesatlara karşı da kudretle müdafaa
çocukları ve saf vatandaşları edeceğiz."
SAYFA 8
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
İnönü, Irkçı ve Turancıların niçin gizli küflenen, duvarlarından lağım borusu
tertip ve teşekküllere başvurduklarını ve sızan bir mezarda bir hafta tutan; ;
dünyanın bugünkü koşullarında ırkçılık masum zevcemi tevkif ettirerek
ve Turancılığın hangi millete ve kimlerin yavrusundan zorla ayırıp o zaman dört
amaçlarına uygun olacağını sormuş ve yaşında bulunan küçücük oğlumu anası
vatandaşların bu konularda babası sağken öksüz bırakan bu adam
düşünmelerini istemiştir.¹¹ (savcı Kazım Alöç-A-BE)... Emniyet
Müdürlüğü'nde bütün ifadeler bu şekilde
2.4 Türkçülere Yapılan İşkenceler işkencelerden sonra veya işkence
tehditleriyle alınmış, ifadeler alınırken de
Türkçüler sadece hapise atıldığıyla kanuni hak ve salahiyetleri olmadığı
halde Emniyet Umum Müdürlüğü Müdür
kalmamış işkencelere de uğramışlardır. Muavini Kamuran Çıkrık, İstanbul
Emniyet Umum Müdürü Ahmet Demir,
Bu işkencelere Türkçülerin kendi Birinci Şube Müdürü Said zaman zaman
hazır bulunmuşlar, maznunlara sualler
ağızlarından, kendi yazılarından
söyledikleriyle bakalım.
Atsız savunmasında işkenceleri şöyle surmuşlar, hakaret etmişlerdir.” ¹²
anlatır: Müdürlüğü'nde işkence Nejdet Sançar işkenceleri şöyle anlatır:
"Emniyet
odasındaki feryatlarını kendi hücremden “Dava karşısında Kazım Alöç, maalesef,
ıstırapla dinlediğim mahkemede ilk
tahkikattakine aykırı ifade verirse bu işin anlaşılmasına çalışan bir kimse
yeniden aynı işkenceye sokulmakla
tehdit edildiğini bildiğim Reha… durumunda değil, adeta önceden
İnsanların insan gibi hava ve güneş
görerek yaşayacağı kocaman askeri verilmiş bir karan isbat etmek isteyen ve
cezaevi varken maznunları sıkışık, pis, bir
karyolanın ancak sığdığı, hücrelerinde bunun için de her çareye başvuran bir
güneş bulunmayan, yaz günlerinde
musluklarından su akamayan Emniyet adam durumundadır. Bu rol, tahkikat
Müdürlüğü nezarethanesi...
Bize Pera Palas Otelini tahsis sırasında işkence ve eziyet ile başlamıştır.
edemeyeceğini ileri sürerek istihza
kabiliyetini ispata yeltenen; "elbette her Anayasanın, işkence ve eziyeti yasak
türlü işkenceyi göreceklerdir diye şecaat
arz eden; istediği şekilde ifade almak için eden 73. Maddesine rağmen, Gökyay’ın,
Anayasa'mızla yasak edilen işkence
yollarına sapacak Reha'yı, Hamza'yı, Tanyu'nun, Özbek'in ve Türkkan'ın
Hikmet’i, Osman Yüksel’i, Orhan Şaik’i
tabutluk denilen tepesinde beş yüzer emniyette, tabutluk denilen ve
mumluk üç ampul yanan, bir insanın
ancak ayakta durabileceği kadar dar bir hakikaten ayağa kaldırılmış bir tabuttan
hücreye sokan, amme şahidi diye
ifadesini okuttuğu Kulahlıoğlu Mehmet'e farkı olmayan, yahutta üzerinde yanan
falaka attıran; Nejdet Sançar'ı ne bir
penceresi ne de bir hava deliği olan bir binbeşyüz mumluk ampullerle müthiş
hücrede yirmi iki gün tutan; Zeki Velidi’yi
iki gün aç bırakan; beni toprağın beş bir farkı bulunan feci hücrede saatlerce,
metre altında, küflü ve rutubetli
havasında kibrit yanmayan ve eşyalar günlerce hapsedilişleri, Külahlıoğlu
Mehmet'e dayak attırılması ve Atsız'ın
yer altında bir hücrede bir hafta
bırakılmak suretiyle adeta çürümeye
mahkum edilişi birer hakikattır.
Sorgudan önce yapılan bu işkence ve
eziyetlerdeki maksadın, zanlılara
istenilen malumatı söyletmek olduğunu
anlamak için büyük bir zekaya ihtiyaç
yoktur. Fakat, Türk Ceza Kanununun 243.
maddesinin, maznun bulunan kimselere
suçlarını söyletmek için işkence eden
hükümet memurlarının beş yıla kadar
ağır hapse mahkûm olacağını yazmasına
rağmen, Kâzım'ın, bu işkenceleri
SAYFA 9
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
devam ettirmesindeki cesaretin Bunlardan biri, tutukluyu Sansaryan
kendisine nereden geldiğini düşünmek Hanı’nın bodrum katındaki mezarlık
bir zarurettir. Bizi, anayasaya aykırı hücresinde konuk etmekti.
hareket etmekle itham ettiği halde, Duvarlarından lağım suyu sızan,
bizzat anayasayı çiğneyen bu adam, tabanları vıcık vıcık çirkef olan, yatılacak
henüz kanuna göre layık olduğu cezayı yeri taş bir çıkıntıdan ibaret bulunan bu
görmüş değildir. Fakat o, işkencelere beş yerden birinde Atsız, bir hafta süreyle
başladığı günden beri, ıstırap çektirdiği çile doldurdu. Hücreye konulurken
insanlardaki vicdan hapishanelerinin yanında olan şapkası, bir haftada küf
mahkumudur.” ¹³ bağlamıştı. Başka bir etkili işkence
yöntemi, hoşa gitmeyen ifadeler veren
Necmeddin Sefercioğlu, gözaltına alınan veya hazır yazılı ifadeleri imzalamayan
Türkçülerden sivil olanların bu süreçte
içinde bulundukları şartları şu şekilde sanık adaylarını, tabutluk veya mutena
aktarmıştır:
hücre denilen, dik tutulan tabut biçim ve
oylumundaki oyuklara tıkmaktı.” ¹⁴
“Gözaltında bulundurulanların sivil Hikmet Tanyu’da işkence çeşitlerini
olanları, Sirkeci’deki ünlü Sansaryan sıralamış ve yayınlamıştır:
Hanı’nın çatı katındaki, bir yatağın zor
sığdığı, -varsa- penceresi tavandaki Daracık hücrelere kapatmak,
küçük bir delikten ibaret, 15 watt’lık güneşten, havadan mahrum etmek,
lamba ile aydınlatılan hücrelerde kitap ve gazete vermemek, (Bu
tutuluyorlardı. Tahta bir kerevet işkence nezarethaneye giren herkese
üzerindeki yataklar kir ve pislik yüklü idi. yapılmıştır)
İçlerinde bit, pire, tahtakurusu gibi Aç bırakmak, (Saat, gün farkıyla
haşare orduları dolaşıyordu. Bir de herkese yapılmıştır)
oralara bazen ikinci bir sanık adayı Susuz bırakmak, (Herkese
getiriliyor, onun içerideki ile birlikte yapılmıştır)
kalması isteniyordu. Sonradan gelenlerin Bitli, türlü haşaratı ihtiva eden
arasında yabancı, komünist olanlar vardı. odalarda yalnız bırakmak,
Tek kişilik dar yatağa iki kişinin sığması (Profesörlere, öğretmenlere ve
mümkün olmadığı için, biri yatarken, talebelere yapılmıştır)
öbürü ayakta, uyanık kalmak zorunda idi. Helâya göndermemek, bazen
O kattaki, suyu çoklukla akmayan tek lütfedilerek gönderildiğinde kapıyı
helâya gitmek, koridordaki, tek lavaboyu kapattırmamak ve karşıdan
kullanmak da başka işkencelerden idi. seyretmek, (Herkese yapılmıştır)
Kimi nöbetçi polisler o yöndeki isteklere Hamam ve temizlenmeden aylarca
çoklukla cevap vermezler, insanları mahrum etmek, (Herkese yapılmıştır)
saatlerce bekletirler, korkunç sıkıntılar Yer altındaki mezarlık adıyla maruf
içinde bırakırlardı. Sonradan bir de yere, lağımların sızdığı karanlık,
kattaki tek helânın kapısını, ihtiyaç kifayetsiz havalı, iğrenç kokulu
giderirken bile, sürekli açık tutturma hücrelere kapamak, (Nihal Atsız’a
işkencesi başlatılmıştı. Çoğu tutuklunun yedi gün müddetle yapılmıştır)
günlük yiyeceği üç yüz gramlık Tokat, dayak ve falakaya sevk etmek,
ekmekten ibaretti. Yemek, ancak parası (Doktor Mehmet Külahlı’ya, Hukukçu
olan için, dışarıdan getirilebilirdi; ama Reha Oğuz Türkkan’a dayak ve falaka
çoğunun parası yoktu. Bu manevi yapılmıştır; Avukat Sait Bilgiç’in
baskılarla yetinilmiyor, bazı tutuklulara karnına tekme atılmıştır)
başka maddi işkenceler de
uygulanıyordu.
SAYFA 10
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
Tabutluk denilen sureti mahsusada İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir
inşa edilmiş 40-50 cm uzunluk ve tarafından devamlı tazyik edilmiştir.
genişliğinde, iki buçuk metre kadar Külahlıoğlu bütün tazyiklere metanetle
yükseklikte, penceresiz, elektrikli göğüs gerip, istenilen yalan ifadeyi
işkence mahalline sevk edilmek, son vermeyince, bir çok defalar feci şekilde
derece az havalı, çabuk dolan dövülmüştür. Bir defasında ağzından
karbondioksitli ve belki de 50 burnundan kan gelinceye kadar dövülen
dereceyi aşan ateşli tabutluklar, Külahlıoğlu, bir başka gün de falakaya
(Konservatuar Müdürü ve Galatasaray yatırılmış ve o gün bizzat Ahmet Demir,
Lisesi Edebiyat Öğretmeni Orhan Şaik eline aldığı tutma yeri bükük kalın bir
Gökyay, Hukukçu Reha Oğuz sopa ile
Türkkan, Maliye Kontrolörü Hamza Külahlıoğlu'nu dövmekten
Sadi Özbek, Hikmet Tanyu ve utanmamıştır! Bugün kıymetli bir
Muharrir Osman Yüksel Serdengeçti Dahiliye Mütehassısı olan Mehmed
bu işkenceye bir kısmı saatlerce bir Külahlıoğlu, Emniyet Müdürlüğünde
kısmı günlerce maruz bırakılmıştır) öylesine dayak yemiştir ki, körpe vücudu
Tabutluk unvanlı mutena işkence bu zulüm ve işkenceye dayanamayarak
mahallinin korkutucu tesirine maruz tüberküloz olmuş ve uzun yıllar tedavi
bırakmak, (Bu hareket birçoklarına görmüştür !..
yapılmış ve kapısı açılıp, elektrikleri Bu dayakla işkenceye Said Bilgiç de
yakılarak, çok dar, havası kifayetsiz, maruz kalmış ve Emniyet Müdürü
penceresiz, mutena mahal Ahmet Demir tarafından tekme ile
gösterilmiştir) dövülmüştür.” ¹⁶
İdam edileceklerini veya kurşuna
dizileceklerini sık sık tekrarlamak, İnönü hükümeti yaptığı işkencelerle
anayasaya aykırı davranmıştır. Türkçüler
Yanlarına veya yakınlarına, başka ise yılmamış direnmiştir.
sebeplerle getirilen sanıkların
ağızlarından, burunlarından kan
gelinceye kadar onları dövmek ve
diğerlerine izlettirmek,
Masa, sandalye üzerinde günlerce
yatırmak,
Tabancalı ölüm tehditleri yapmak,
(Hikmet Tanyu’ya yapıldı)
“İmza muayenesi yapıyoruz” sözü ile
boş kâğıda imza attırmak ve bilahare
“İstediğimiz şeyi buraya yazar, sizi
mahvederiz” gibi tehditler. (Prof. Dr.
Zeki Velidi Togan’a yapılmıştır) ¹⁵
Mustafa Müftüoğlu, konuyla ilgili İNTERNETTE BULDUĞUM BİR TABUTLUK
FOTOĞRAFI.
araştırmasında, tutuklananlar arasında
(TWİTTER ADLI SOSYAL MEDYA
yer alan Mehmet Külahlıoğlu'nun Ahmet PLATFORMUNDA PAYLAŞILMIŞTIR.
Demir tarafından nasıl dövüldüğünü PAYLAŞAN KİŞİ TÜRKÇÜ BİR
ARKADAŞIMIZDIR.)
şöyle anlatmakta:
“Nejdet Sançar'ın talebesi olan Mehmet
Külahlıoğlu, hocası ve Atsız aleyhine
ifade vermesi için
SAYFA 11
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
2.5 Türkeş’in Af Mektubu kahramanlar olduğunu hiç bir zaman
unutmadım. Hatta unuttuklarımı
Irkçılık – Turancılık davasında hatırlamak lütfunda bulunursanız orada
bu duygularımın ifadelerini görürsünüz.
yargılananlardan birisi olan Alparslan Bugüne kadar hiç vazifemi ihmal
etmedim. Vatanıma, devletime hizmet
Türkeş işkencelere, eziyetlere etmek için kendi meslek alanında bütün
kudretimle çalıştım.
dayanamayıp Kazım Alöç’e özel mektup
göndermişti. O mektupta şunlar
yazıyordu:
“Türkeş'in mektubu Altı aydan beri beni kıtada tanımış olan
bütün amirlerimin takdir ve
İşte o günlerdeydi. Bir ara, nöbetçi polis teveccühlerini kazandım. Arkadaşlarım
memuru, elinde kapalı bir zarfla odaya
girdi ve bana, içinde daima temayüz ettim. Şimdi
- “Efendim. Alparslan Türkeş
gönderdi" diye bu zarfı, uzattı. Açtım. sizlerin beni affetmenizi bir an evvel
Bu, 21 Temmuz 1944 tarihini taşıyan,
bana yazılmış, özel bir mektuptu. Şöyle tahliye etmenizi istirham ediyorum.
başlıyordu:
Bundan sonra kendi vazifemle meşgul
olacağıma söz veririm.
Otuzsekiz günden beri maddi ve manevi
büyük ızdırap ve elemler içindeyim. Bu
Çok sayın Yüzbaşım.. kadarı artık bana kâfi görmenizi istirham
Herşeyden önce annemle ederim. Cezadan maksat, insanları ıslah
görüşmekliğime müsaade etmek olduğuna göre, bu
buyurduğunuzdan dolayı şükran ve mevkufiyetimin bana büyük bir ibret
minnetlerimi sunarım. Hususi şekilde teşkil edeceğine inanmanızı da istirham
mektup yazarak sizi rahatsız etmek ederim. Beni bir an evvel tahliye
cüretinde bulunduğum için affınızı etmenizi arzeyleyerek saygılarımı
istirham ederim. sunarım.
Taşıdığım milli duyguların verdiği Mektubun altındaki imza "Üsteğmen
heyecanlarla, hiç düşünmediğim ve Alparslan Türkeş" idi.” ¹⁷
hatırımdan geçirmediğim mânâları da
ifade edebilecek olan şeyleri yazdığımı Burada Türkeş’i aşağılamayacağım,
sorguya çekildikten sonra anlamış olabilecek bir şeydir. O zamanlarda nasıl
bulunuyorum. bir ruh halinde olduğunu bilemem. Lakin
dava arkadaşlarından yıllarca gizleyip,
Fakat lütfen emin olmanızı isterim ki, onlara ihanet etmesi tartışılmaz. Zaten
ben bunları kat'iyyen bir maksatla doğal bir şeydir. Bu dava; kutlu dava, her
yazmış değilim. Edebi ve parlak cümleler baş, her omuz, her yürek kaldıramaz.
yazmış olmak için ve millete şamil
umumi bir mana kastederek yazdım.
Otuzsekiz günden beri anlatılamaz bir
elem ve ızdırap içindeyim. Vatanımı,
milletimi, cumhuriyetimi çok severim.
Daima İstiklal Harbini yapanları, zaferi
yaratanları derin bir sevgi ve saygı ile
sevdim. Saydım. Bugün ve bugüne kadar
devleti idare edenlerin o büyük
SAYFA 12
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
3. Mahkemenin Seyri Yusuf Kadıgil – Boğaziçi Lisesi’nde
Öğrenci,
Türkçüler, çetin günlerden ve ağır
işkencelerden üç ay boyunca mahkeme Fehiman Altay – Yüksek Mühendis
yüzü görmeden mücadele etmişlerdi. Okulu Dördüncü Sınıf Öğrencisi,
Irkçılık-Turancılık Davası’na 7 Eylül Cemal Oğuz Öcal – Gazi Terbiye
1944’te başlanmıştır. Sanık sayısı 23’tür. Enstitüsü Öğrencisi ve
Bunlar:
Saim Bayrak – Yargıtay Evrak
Zeki Velidi Togan – İstanbul Memuru.
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk
Tarihi Profesörü, Savcı, bu sanıkların;
Hasan Ferit Cansever – Yedek Doktor -Almanya’nın yanında savaşa katılmayan
Yüzbaşı ve Türk Yurdu Dergisi Sahibi, hükümeti devirmek için gizli cemiyet
Hüseyin Nihal Atsız – Özel Boğaziçi kurmak,
Lisesi Edebiyat Öğretmeni, -Anayasanın 88. maddesine aykırı olarak
Irkçılık ve Turancılık propagandası
Alparslan Türkeş – Erdek’te Piyade yapmak,
Üstteğmeni, -Suçlarını orduya karşı işlemek,
-Gösteriler düzenleyerek devletin iç ve
Nejdet Sançar – Balıkesir Lisesi dış güvenliğini bozucu davranışlarda
Edebiyat Öğretmeni (Nihal Atsız’ın öz bulunmak suretiyle ulusal çıkarlara zarar
kardeşi), vermek,
Fethi Tevetoğlu – Samsun’da Doktor -Cumhurbaşkanına gıyabında hücum
Üsteğmeni, etmek,
-Devletin güvenlik kuvvetlerini tahkir
Orhan Şaik Gökyay – Devlet etmek suçlarından değişik cezalara
Konservatuarı Müdürü, çarptırılmalarını istedi. ¹⁸
Reha Oğuz Türkkan – İstanbul 3.1 İlk Duruşma: 7 Eylül 1944 Ve Son
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora Tahkikat Raporu
Öğrencisi ve Gökbörü Dergisinin
Sahibi, Davanın yargılanmasına 7 Eylül 1944
Hüseyin Namık Orkun – Gazi Terbiye günü başlanır. Bu duruşmada Son
Enstitüsü Tarih Öğretmeni, Tahkikat Raporu (iddianame) okunur. Ve
Sait Bilgiç – Ankara Yargıç Adayı, bir resmi tebliğ açıklaması basına verilir.
Böylece daha yeni başlayan davada
Zeki Özgür Sofuoğlu – Yedek sanıkların aleyhine kamuoyu yaratılmaya
Asteğmen, başlanır.
İsmet Tümtürk – İstanbul Belediyesi
Müfettişi, Söz konusu resmi tebliğ şudur:
Hikmet Tanyu – İç İşleri Bakanlığı’nda
Memur, "Irkçılık-Turancılık amaçlarıyla gizli
Hamza Sadi Özbek – Muğla cemiyet kurarak, millete ve vatana karşı
Defterdarlığı Tahsilat Şefi,
hıyanet hareketine teşebbüs
Muzaffer Eriş – Yüksek Mühendis
Okulu Dördüncü Sınıf Öğrencisi, ettiklerinden dolayı, soruşturmaları
Cebbar Şenel – Adana Yargıç Adayı,
tutuklu olarak yapılan kişiler hakkında,
Nurullah Barıman – Yedek
Asteğmen, alınan son tahkikat karan kamuoyuna
Cihat Savaş Fer – Yüksek Mühendis
Okulu Dördüncü Sınıf Öğrencisi, aynıyla arz olunur."
Fazıl Hisarcıklı – Yedek Asteğmen,
SAYFA 13
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
faaliyet ve memlekette zararlı
ideolojilerini gerçekleştirmek yolunda
çeşitli gruplar halinde çalıştıkları
anlaşılmıştır. Memleketin emniyeti
aleyhine bu gizli cemiyetleri kendi
maksatlarına göre yönlendirmek isteyen
yabancı kuruluşlar da hareketsiz
kalmamış ve bu suretle içten beliren
fesat ve hıyanet hareketlerinde dış
unsurların etki ve müdahalesi de
görünmüştür….” ¹⁹
İddianamenin sonunda sanıklar için
istediği cezaları bildirirken şu ifadelere
yer vermiştir:
08 EYLÜL 1944 TARİHLİ TANİN “Irkçılık ve Turancılık gayeleriyle açtıkları
GAZETESİ, SAYFA 1 müfrit milliyetperverlik bayrağı etrafına
görgüsüz, tecrübesiz, heyecanlı gençleri
toplamak ve gitgide genişleyen
telkinleriyle taraftarlarını arttırmak,
nihayet hükümeti devirerek iktidarı
ellerine almak istemişlerdir.” ²⁰
Son Tahkikat Raporu Bir Kısmı (Çok uzun Savcı Kazım Alöç’ün iddianameyi
olduğundan dolayı okurları sıkmak okumasından sonra, 12 Eylül 1944 günü
istemedim.): devam edilmek üzere, duruşmaya son
Anayasanın ana vasıflarını ihlale yönelik verilir.
ırkçılık, Turancılık amacıyla gizli cemiyet 3.2 İkinci Duruşma: 12 Eylül 1944
kurarak faaliyet ve harekete geçtikleri
anlaşılan kişiler hakkında Sıkıyönetim 12 Eylül 1944 günü Irkçılık – Turancılık
Komutanlığınca yapılan soruşturmada:
davasının ikinci duruşması
“Bugünkü rejimimize ve gerçekleştirilir. İfadeler alınmaya başlanır
ve daha sonra hakim, söylenilenleri
vatandaşlarımızın gerçek milliyetçilik tutanağa geçirmez ve kendi istediklerini,
kendi dediği şekilde geçirir. Buna tepki
duygularına aykırı umdeleri ve bu gösterenlere dışarı atmakla tepki
gösterir. İsmet Rasin’de dışar atılır.
umdelere varmak için gizli cemiyetleri,
faaliyet programları, teşkilat ve
propaganda organları, hatta
muhaberelerini gizli tutmaya yönelik Duruşmada işkence iddiaları sırasında
şifre ve parolaları olduğu; memleketin Savcı Kazım Alöç “Bunlar hükümeti
çeşitli bölgelerinde ve özellikle her çeşit devirmeyi istemek suçuyla tutuklanmış
eğitim kurumlarında masum gençlerin canilerdir. Tabi buna göre muamele
milliyetçilik, vatanseverlik duygularını görmüşlerdir.” diyerek pot kırar. Sanıklar
istismar ederek genç nesil arasında bu cümlelerin tutanağa geçmesini
kendilerine taraftar toplamak ve bu isteseler de hakim onları azalar.
suretle hükümeti devirerek hedeflerine
ulaşmak için devamlı ve sistemli bir Böylece iki duruşmada, mahkemenin
amacı belli olur.
SAYFA 14
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
30 MART 1945 TARİHLİ CUMHURİYET
GAZETESİ, SAYFA 1
3.4 Askeri Yargıtay’ın Bozma Kararı
İstanbul 1 No.lu Sıkıyönetim
Mahkemesi’nin kararı, sanıklar
tarafından temyiz edilir. Askeri
Yargıtay’da dosya ayrıntılı bir şekilde
incelenir. 23 Ekim 1945 tarih ve 2090
Esas, 5149 Karar sayılı ilamı ile
14 EYLÜL 1944 TARİHLİ AKŞAM sıkıyönetim mahkemesinin kararının
GAZETESİ, SAYFA 4
bozulmasına karar verilir. Kararda
3.3 1 No.lu Mahkemenin Kararı
tutuklu sanıkların derhal tahliyelerine,
1 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesi, 29 Mart
1945 günü vermiş olduğu hükmüyle 10 tahliye keyfiyetinin derhal telgrafla
kişiyi şu cezalara çarptırmıştır:
bildirilmesine, davanın 2 No.lu
Zeki Velidi Togan: 10 yıl ağır hapis, 4
yıl sürgün, bütün kamu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde
hizmetlerinden yasaklandı.
Hüseyin Nihal Atsız: 6 yıl 6 ay 15 gün görünülmesine karar verilir.
ağır hapis, 3 yıl sürgün, bütün kamu
hizmetlerinden yasaklandı. 3.5 2 No.lu Mahkemede Yargılama
Reha Oğuz Türkkan: 5 yıl 5 ay ağır
hapis, 2 yıl sürgün, bütün kamu Askeri Yargıtay’ın bozma kararı vermesi
hizmetlerinden yasaklandı. üzerine, dava, İstanbul 2 No.lu Sıkı
Cihat Savaş Fer: 4 yıl ağır hapis. Yönetim Mahkemesi’nde görülmeye
Nurullah Barıman: 4 yıl ağır hapis. başlanır.
Nejdet Sançar: 1 yıl 2 ay hapis.
Alparslan Türkeş: 9 ay 10 gün hapis. İlk duruşma 26 Ağustos 1945 Perşembe
Fethi Tevetoğlu: 11 ay 20 gün hapis. günü yapılır. Sanıklar bozma kararı
Cebbar Şenel: 11 ay hapis. üzerine tahliye edildikleri için dava
Cemal Oğuz Öcal: 11 ay hapis. tutuksuz görülür. Davada sanıklar ve
En çok ceza Zeki Velidi’ye, ondan sonra tanıklar dinlenir. Daha sonra duruşma 24
ise Atsız’a verilir. Aralık 1946 tarihine ertelenir.
24 Aralık 1946 günü yapılan duruşmada
tanık olarak; İstanbul Valisi Lütfi Kırdar,
Sançar’ın Öğrencisi Mehmet Külahlıoğlu,
Sançar’ın Öğrencisi İhsan Koloğlu,
Muharrem Ergim, Mehmet Taylan vd.
dinlenir.
SAYFA 15
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
Yargılama sonunda, 3 Mart 1947 Bu sayede Beraat Kesinleşir.
Dolayısıyla davada yargılanan hiçbir
tarihinde mahkeme sanıkların Türkçü resmi olarak da suçlu değildir.
İsmet İnönü 10 Mayıs 1944’deki nutkunda
beraatlerine karar verir. Türkçülere yönelik hakaretlerinin,
iftiralarının hiçbir dayanağı kalmamıştır.
Mahkemenin beraat kararı şudur: Sadece İsmet İnönü değil, yanındaki
dalkavukların da(Hasan Ali Yücel, Falih
"...Tespit edilen bu olaya göre, gösterinin Rıfkı Atay, Kazım Alöç vd.)
İftiraları dayanaksız kalır.
yapılmasına etken olan sebeplerin; Bir Kaç Gazete Küpürü
vatan, millet, bağımsızlık sevgisi ve aşkı 09 EYLÜL 1944 TARİHLİ ULUS GAZETESİ
ile yaşa yan milliyetçi ve Türkçü
gençliğin, bu yüksek duygulara aykırı
duygular taşıyan ve faaliyette bulunan
komünistlere karşı içlerin den gelen kin
ve nefret duygularının açık gösterisinden
başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır... Bir
kısım gençliğin yaptığı bu gösteriler,
milli bir ideolojinin, milli olmayan diğer
bir ideolojiye karşı duyulan nefret ve
heyecanın tezahüründen başka bir şey
olmadığından, 'milli menfaatlere zarar
vermek' unsuruna da uygun değildir... Bu
tün bu kanuni hükümler, Anayasa
Kanunu'nun 88. maddesinde yazılı Türk
denir' deyiminin, yalnız vatandaşlık
bakımından olduğunu göstermektedir...
Devlet olabilmenin esaslarından biri olan
ve millet adı verilen topluluğu ancak bu
anlamda anlamak gerekir. Bu millet
adının ırk ve soy bakımından ifade
olunan millet ile ilgisi yoktur. Nitekim
dünyada mevcut bütün ırklar, tabi
bulundukları devlet vatandaşı olması
bakımından, o devlet çoğunluğunu
oluşturan ırkın millet adını alırlar.
Sanıkların dergiler ve kitaplarla
yayınladıkları ve konuşmalarında
söyledikleri ve yine soruşturmada ve
duruşmada açıkladıkları ve kabul
ettikleri Türkçülük ve ırkçılık hakkındaki
fikir anlamları bu bakımdan Anayasa'nın
hükümlerine aykırı değildir." ²¹
3.6 Askeri Yargıtay Onama Kararı 3 ŞUBAT 1945 TARİHLİ CUMHURİYET
GAZETESİ, SAYFA 4
2 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde tüm
sanıkların beraatlerine dair verilen kararı
sanıklar temyiz etmezler. Sıkıyönetim
Komutanlığı ve Askeri Savcılık temyiz
eder. Ancak süresinde temyiz
edilmediğinden dolayı temyiz talebinin
reddine karar verilir.
SAYFA 16
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
Sonuç
Atatürk’ün ölümünden sonra çevresindeki dalkavukların başa geçmesi ve yanlış veya
bilerek yapılan politikalar sonucu ortaya çıkan birçok oyun vardır. Bunlardan biriside
Türkçülerin başından geçen Irkçılık-Turancılık Davası’dır.
Olayın başlangıcında Atsız’ın, Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektuplar vardır.
Mektuplarda adı geçen Sabahattin Ali, Atsız Beğ’e kışkırtmalar sonucu hakaret davası
açmıştır. Dava sürecinde önemli bir olay olan 3 Mayıs Çarşamba günü ortaya çıkmıştır.
3 Mayıs günü, Türkçü gençler, Atsız’a destek için mahkemenin yapılacağı yerde
toplanmışlar ve yürüyüş yapmışlardır.
Sabahattin Ali – Atsız davasında Atsız’a ceza verilmiş lakin verilen ceza ertelenmiştir.
Normalde Atsız’ın cezası ertelenmiş olsa bile 3 Mayıs olayları gerekçe gösterilerek
Türkçülere yeni bir dava süreci başlatılmıştır. Bu dava süreci Irkçılık-Turancılık davası
olarak geçer. 11 Mayıs günü gözaltılar ve aramalar başlanmış, devrin hükümetinin
hazırlamış olduğu Türkçüler Listesindekilerden herkes alınmıştır. Bu sırada gazetelerde
hükümet yanlısı yazılar ve haberler paylaşarak basında bir Irkçılık-Turancılık Davası
hazırlamıştırlar. Ardından 19 Mayıs 1944 günü İsmet İnönü bir nutuk yapmış ve
kendilerinin milliyetçi olduklarını, Türkçüleri ise Nazi yanlısı olmak, darbe planı yapmak
ve gizli cemiyet kurmak gibi ithamlarla suçlamıştır. Bu sırada gözaltına alınan
Türkçülere türlü işkenceler yapılmış, birçoğuna yalan ifadeleri imzalatmak istemiştirler.
Birçoğu buna karşı çıkmış ve işkenceleri devam etmiştir. Aralarından Alparslan Türkeş
ise Savcı Kazım Alöç’e özel mektup göndermiştir. Mektubun içerisinde ise kendisinin
hatasını anladığını, özür dilediğini ve af istediğini dile getirmiştir.
Bu uzun süreç içerisinde davanın ilk duruşması 7 Eylül 1944 günü görülmüş,
sonucunda ise 12 Eylül 1944 tarihine ertelenmiştir.
12 Eylül günü ifadeler alınmış, her şey tutanaklara işlenmiş lakin Hakim kendi
istediklerini, istenilen şekilde düzenlemiş ve tutanağa geçirmiştir. Daha sonra 29 Mart
1945 tarihinde 1 No.lu Mahkeme vermiş olduğu hüküm ile 10 kişiye ceza vermiştir lakin
istenilen cezalar görülmemiştir.
Ardından Askeri Yargıtay mahkeme kararının bozulmasına karar verir, işte bu yüzden
cezalar görülmez. Askeri Yargıtay’ın kararı üzerine 2 No.lu Mahkeme başlamıştır.
İlk duruşma 26 Ağustos 1946 günü görülmüştür, sanıklar ve tanıklar dinlenmiş ve
bunun üzerine duruşma 24 Aralık 1946 tarihine ertelenmiştir.
24 Aralık 1946 günü Sançar’ın öğrencileri, dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar,
Muharrem Ergin vd. Dinlenmiştir. Daha sonradan yargılama sonunda, 3 Mart 1947
tarihinde mahkeme sanıkların beraatlerine karar vermiş. Ardından Sıkıyönetim
Komutanlığı ve Askeri Savcılık temyiz etmiş ama süresinde temyiz edilmediğinden
dolayı reddedilmiştir. Bundan dolayı Türkçülerin beraat kararı kesinleşmiştir.
Bu dava sonunda Türkçüler beraat etmiştir bu yüzden resmi olarak Irkçılık-Turancılık
suç değildir.
İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel, Falih Rıfkı Atay ve Nevzat Tandoğan yenilmişlerdir.
Kendilerinin başlattıkları oyunu kendileri kaybetmişlerdir.
Bu dava, Türkçülüğü ve Türkçüleri Türk devletinden tasfiye etme oyunudur.
Unutmayın bu dava oyunun sorumluları Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Ulus
Başyazarı Falih Rıfkı Atay, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve son olarak Cumhurbaşkanı
İsmet İnönü’dür.
SAYFA 17
Hasan Basri Sakar - Bir Mefkûre Davası, Irkçılık-Turancılık Davası
Unutulmamalıdır ki Irkçılık-Turancılık davası resmiyette bitmiştir lakin günümüzde
yaşanan olaylardan, çektiklerimizden bu davanın sadece resmiyette bittiği anlaşılır.
Türk Genci, unutma! Senin ırkının milliyetçilerine tek parti hükümeti oyun kurmuştur
lakin Atsız ve Sançar gibi Türkçüler hiçbir zaman yılmamışlardır! Türkçüler; çelik gibi
olun, kırılın ama bükülmeyin!
Yazıyı şu sözle sonlandırıyorum;
Çalış, didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,
Bir tanrıya ve birde, Türklüğe tapacaksın!
Sağlıcakla kalın kandaşlarım…
Kaynaklar:
1- Nihâl Atsız, “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup”, Orhun, Mart 1944, Sayı: 15
2- Nihâl Atsız, “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup”, Orhun, Nisan 1944, Sayı:
16
3- Murat Yılmaz, 1944-1945, Irkçılık-Turancılık Davası Tefrikası, Umay Kitap, İstanbul, 2016,
s. 88-89
4- İpek, G. (2016). BASINDA SABAHATTİN ALİ-NİHAL ATSIZ DAVASI . Akademik Bakış
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi , (55) , 272-287
5- İpek, G. (2016). BASINDA SABAHATTİN ALİ-NİHAL ATSIZ DAVASI . Akademik Bakış
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi , (55) , 272-287
6- İpek, G. (2016). BASINDA SABAHATTİN ALİ-NİHAL ATSIZ DAVASI . Akademik Bakış
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi , (55) , 272-287
7- İlhan E. Darendelioğlu, Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga, Oymak Yayınları, 2.
Baskı, İstanbul – 1976
8- Hayri Yıldırım, Son Türkçü, Atsız, Togan Yayınları, Kasım 2015
9-Öztekin, H. (2018). 1944 Irkçılık - Turancılık Davası ve Basındaki Tartışmalar . Selçuk
İletişim , 11 (1) , 212-236 . DOI: 10.18094/josc.345500
10- Hayri Yıldırım, 3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası, Togan Yayıncılık, Mart 2015
11- ÇOLAK, Ç.D. (2014). TÜRKİYE’DE TÜRKÇÜ−TURANCI DÜŞÜNCENİN KÖKLERİ VE
IRKÇILIK−TURANCILIK DAVASI. YÖK TEZ. (363309) s. 141-142
12- A. Bican Ercilasun, Atsız – Türkçülüğün Mistik Önderi, Panama Yayınları, Ocak 2019, s.
83
13- F. Savaş Konar, 3 Mayıs Türkçüler Günü Antolojisi, Aygan Yayıncılık, 3. Baskı, s. 93
14- ÇOLAK, Ç.D. (2014). TÜRKİYE’DE TÜRKÇÜ−TURANCI DÜŞÜNCENİN KÖKLERİ VE
IRKÇILIK−TURANCILIK DAVASI. YÖK TEZ. (363309) s. 160
15- ÇOLAK, Ç.D. (2014). TÜRKİYE’DE TÜRKÇÜ−TURANCI DÜŞÜNCENİN KÖKLERİ VE
IRKÇILIK−TURANCILIK DAVASI. YÖK TEZ. (363309) s. 161
16- Rıfat N. Bali, Tabutluklar, Sansaryan Han ve İki Emniyet Müdürü, LİBRA KİTAPÇILIK VE
YAYINCILIK, 1. Baskı, 2011, s. 70-72
17- İFŞA EDİYORUM TÜRKİYE'DE KOMÜNİZM VE IRKÇILIK - KAZIM ALÖÇ / SAVCI
KONUŞTU SÖZ SANIĞINDIR - MİHRİ BELLİ / Kırklı Yıllar, Tüstav, 1. Basım
18- ÇOLAK, Ç.D. (2014). TÜRKİYE’DE TÜRKÇÜ−TURANCI DÜŞÜNCENİN KÖKLERİ VE
IRKÇILIK−TURANCILIK DAVASI. YÖK TEZ. (363309) s. 175
19- Hayri Yıldırım, 3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası, Togan Yayıncılık, Mart 2015, s.
249-250
20- Darendelioğlu, Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga, Oymak Yayınları, 2. Baskı, s.
126
21- Nejdet Sançar, İsmet İnönü İle Hesaplaşma, Afşın Yayınları, s. 94-96
SAYFA 18
ATSIZ'IN SAVUNMASI
Dâvânın Mahiyeti : «Ölmüş devlet reisi»nden bahsediyorum.
Bu dâvâ, savcının iddiaya uğraştığı gibi «Ölmüş reisicumhur» haline getiriyor.
yeni bir rejim ve yeni bir nizam kurmak Ne ben acemi bir lise talebesiyim; ne de
dâvâsı değil, Türkçülük düşmanlarının o benim tahrir vazifelerimi düzelten bir
yaygarasına aldanarak kuruntuya edebiyat öğretmenidir. Taşıdığı soyadı
kapılanların hiç yoktan ortaya attıkları bir bile yanlış olan öğretmenler benim
«açık kapıları zorlama» dâvâsıdır. Bu yazılarımı düzeltemez.
dâvâ; gizli cemiyet, şifre, parola, telsiz, Kâzım Alöç yalnız metin tahrifiyle
hükümet darbesi, vatan ihaneti gibi kalmamıştır: Almanlar ve İtalyanlar
efsanelerle dünyayı velveleye veren şahsi aleyhindeki manzum ve mensur
düşmanlarının, boş ve hayali iddialarını yazılarım kendisince malumken ve
zorla isbat etmek için masum insanlara, Almanların Balkanlara inerek Türkiye’ye
gerçek yurtseverlere savurdukları
iftiraların dâvâsıdır. saldırmalarına muhakkak diye bakıldığı
Kazım Alöç'ün, Turancılar davasını
anlaşılmaz bir taassupla ne kadar yanlış bir zamanda yazılmış olan
bir zaviyeden gördüğünü, iddialarının ne
kadar çürük olduğunu belirtmek, bunun vasiyetnamem gözünün önünde iken,
sonunda da müdafaa hakkımı gereğince
kullanmak için iddiasının mahiyetini hele bu vasiyetnamenin oğluma ait
açığa vurup mahkemenin ve bütün
dünyanın önüne sermek icap ediyor. bölümünde Almanlar ve İtalyanlar da
Savcı yerinde duran bu adam her şeyden
önce yazılı vesikaları tahrif etmiştir: milli düşmanlarımız arasında sayılmışken
Ben «bedava broşür verelim» diyorum. O
bunu «gizli broşür» şekline okuyor. bana faşist taklitçisi (Son Tahkikat, s. 31)
Ben «Türkellerinin dünkü, bugünkü
sınırları diyorum. O bunu «yarınki diyerek metin tahrifinden daha kötü bir
sınırlar» diye tahrif ediyor.
hakikat tahrifine tenezzül etmiştir.
Dâvâ dosyasındaki mektupları
görebilseydim daha birçok tahrif
örnekleri verebilirdim.
Fakat bu kadarı da isbat ediyor ki Savcı
Kazım, suç teşkil etmeyen yazılarımızı
beğenmediği için bunlarda küçücük
değişiklikler yapmakta mahzur
görmüyor. Esasen Savcı Kazım hiçbir şeyi
beğenmiyor. Ona göre bizim her
Ben «milli ülkülerin üçüncü merhalesi hareketimiz bir suç teşkil ediyor: Doktor
cihanı kaplamaktır» diyorum. Cihanı Hasan Ferit suçludur; çünkü dargınları
istilaya kalktığımızı ilân ediyor. barıştırmıştır.
SAYFA 19
Atsız'ın Savunması birkaç yüz Kazım Alöç'ün
Orhan Şaik, o da suçludur; çünkü alçaltamayacağı kadar yüksektir. Beşinci
dargınları barıştırmamıştır. Zevcemin
«sıhhatini bildir» diye çektiği telgraf sınıf askeri adli hâkim Bay Kâzım Alöç bu
suçtur. Onun için bu telgraf suç delili
olarak dosyaya konmuştur. Orhan Şaik'le dünyadan şöylece bir gelip geçecektir.
birlikte Malatya ve Edirne’de bulunuşum
da suçtur ve Orhan'ın «Malatya’da Fakat ben muhteşem anamızın
beraberdik» deyişi bir itiraftır. Bu zihniyet
ve mantığa göre hakka yakın olmak için bağrında, yani vatan topraklarından
Kazım Alöç'ten ırak olmaktan başka çıkar
yol kalmıyor demektir ki o da bizim yatarken yarınki nesiller benim ektiğim
ihtiyarımız dâhilinde değildir.
tohumun yemişlerini devşireceklerdir.
«Ölmüş olan devlet reislerine hakaret
kanuni bir suç değildir» derken ben
kanuna uygun bir söz söyledim. Kanun
adamı olması gereken ve hukuki bir
cevap vermesi icap eden Kazım buna
Bu kadar büyük, adeta cihanşümul bir «haya etmiyen, vicdansız» kelimeleriyle
dâvânın sorgusunun üzerine alan Kazım karşılık verdi. Bu iki çirkin sıfat tarih
Alöç, dâvânın azameti ile uygun şahsi bir denilen yıkılmaz ve aşınmaz kayanın
ikbal temini hevesiyle işe başlamış. duvarlarına çarptı. Fakat henüz bir yankı
müzelerdeki heybetli mankenlerin halinde dönmüş ve bize erişmiş değildir.
altından iki değnek parçası çıktığı gibi O yankı bize eriştiği zaman bu dava
bu hailevi tahkikatın altından da bir iki yeniden görülecek, fakat bu sefer
manyakla masum vatanperverler çıkınca yanılmaz tarihin temyizsiz hüküm
inanamamış, muhakkak resmi sözlere verdiği bu mahkemede maznun ve
uygun ifadeler almak için maznunlara mahkum mevkiinde Kazım Alöç
emniyet müdürlüğündeki yardımcılarıyla oturacaktır.
birlikte her türlü işkenceler yapmaktan Mahkemede Fehiman'ın sorgusunun
çekinmemiştir. İnsanların insan gibi hava yapıldığı 29 Eylül 1944 tarihli celsede
ve güneş görerek yaşıyacağı kocaman hepsimize birden «katiller, caniler» diye
bir askeri cezaevi varken maznunları bağıran;
sıkışık, pis, bir karyolanın ancak sığdığı Bize Perapalas Otelini tahsis
hücrelerinde güneş bulunmayan, yaz edemiyeceğini ileri sürerek istihza
günlerinde musluklarından su akmayan kabiliyetini isbata yeltenen;
Emniyet Müdürlüğü nezarethanesine «Elbette her türlü işkenceyi
niçin götürdüğü elbette mahkemenizce göreceklerdir» diye şecaat arzeden;
takdir olunmuştur. Bütün bunlardan İstediği şekilde ifade almak için
sonra iddianamesinin ikinci sayfasında Anayasamız'la yasak edilen işkence
benim için «... mūvazenesizliği ile maruf yollarına saparak Reha'yı, Hamza'yı,
olan Nihal Atsız şecaat arzetme Hikmet'i, Osman Yüksel'i, Orhan Şaik'i
kabilinden huzurunuzda ölmüş bir «tabutluk» denilen, tepesinde beş yüzer
reisicumhura karşı hakaretimi mumluk üç ampul yanan, bir insanın
kanunlarımız suç saymaz» demek ancak ayakta durabileceği kadar dar bir
suretiyle kendi şahsi kin ve ihtirası hücreye sokan: Âmme şahidi diye
uğrunda milli mukaddesata bile dil ifadesini okuttuğu Külahlıoğlu Mehmet'e
uzatmaktan haya etmiyen, vicdansız falaka attıran;
olduğunu ortaya koymuştur» diyerek Nejdet Sancar'ı ne bir penceresi, ne de
bana hakaret etmekten çekinmiyor. hava deliği olmayan bir hücrede 22 gün
Gerçi savcı Kazım'ın haykırarak tutan;
savurduğu bu küfürlerle benim şerefimin Zeki Velidi'yi iki gün aç bırakan;
safiyeti bulanmaz. Çünkü benim şerefim
bir değil,
SAYFA 20
Atsız'ın Savunması
Beni toprağın beş metre altında, küflü ve 2 - Yalnız gönderilenlere malum
rutubetli havasında kibrit yanmayan ve mektuplara ve herkese meçhul
eşyalar küflenen, duvarından lâğım vasiyetnameme bakılarak hükümeti
borusu sızan bir mezarda bir hafta tutan; alenen tahkir ettiğim iddia olunamaz.
Masum zevcemi tevkif ettirerek Bunlar polisin başka bir mesele için
yavrusundan zorla ayırıp o zaman dört yaptığı arama dolayısıyla elde edilmiştir.
yaşında bulunan küçücük oğlumu anası, Hükümeti tahkir ettiğim hakkında bir
babası sağken öksüz bırakan bu adamın şikâyet veya ihbar yapılmış değildir. Şu
vicdansız diyerek beni tahkire cüret dakikada böyle mektuplar yazmış veya
etmesi vicdana karşı bir iftira ve işgal vasiyetname hazırlamış kaç bin kişinin
ettiği makama hakarettir. bulunduğunu Tanrı bilir. Anayasaya göre
Emniyet Müdürlüğünde bütün ifadeler istediğim gibi düşünmekte serbestim.
bu şekilde işkencelerden sonra veya Çünkü eşit adaletin hüküm sürdüğü hür
işkence tehdidiyle alınmış, ifadeler vatandaşlar diyarının vatandaşıyım. (*)
alınırken de kanuni hak ve selâhiyetleri
olmadığı halde Emniyet Umum 3 - Ankara nümayişini hazırlamadım. Bu
Müdürlüğü müdür muavini Kamuran nümayiş mebusların teşvik ve Sabahattin
Çıkrık, İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Ali'nin tahrik ettiği milliyetçi gençliğin
Demir, Birinci Şube Müdürü Sait Köçek kalbinden kopmuş maşeri ve milli bir
zaman zaman hazır bulunmuşlar, harekettir. Bunu hükümet aleyhinde bir
maznunlara sualler sormuşlar, hakaret hareket diye gösteren benim şahsi ve
etmişlerdir. barışmaz düşmanlarım olan Hasan Ali ile
20 milyonun selâmeti için çırpındığını, Falih Rıfkı olmuştur.
nedense sesi titreyerek söyleyen Kazım Sözlerimi bitirirken tarihi bir misal
Alöç'u bu vatanperverliğinden dolayı zikretmekten kendimi alamıyorum: Taşa
tebrik ederim. Fakat o 20 milyonun tutularak öldürülecek bir maznun
arasında Yahudilerden, Arnavutlardan, hakkında İsa Peygambere fikrini
Boşnaklardan önce Türk arkından sordukları zaman ilk önce hiçbir söz
gelenlerin bulunduğunu kendisine söylememiş. Israr olununca «içinizde hiç
hatırlatırım. Anayasada yalnız 88 inci günahsız olan kimse ilk taşı o atsın» diye
maddeye saplanmamasını, mânâsını cevap vermiş.
yanlış anladığı o maddeden önce 73
üncü maddeyi ezberlemesini tavsiye Siz de, eğer bir parça olsun benim gibi
ederim. düşünmüyorsanız, iyi veya kötü daima
Sonuç: Netice olarak şunları söylüyorum: doğruyu söylediğime kani değilseniz,
istediğiniz şekilde karar verin. Siz
1 -- Türkçüyüm. Türkçülük milliyetçiliktir. hâkimler de insan olduğunuz için belki
Irkçılık ve Turancılık da bunun şümulüne insanlık icabı zühullerde bulunabilirsiniz.
dâhildir. Memleket ya bu iki temel Fakat yanılmaz hâkim olan zaman, yani
üzerinde yükselecek veya yıkılacaktır. tarih, hepimiz hakkında en adil kararı
Irkçılık ve Turancılık Anayasaya aykırı verecek, ırkçı ve Turancı olduğum için
değildir. Ceza Kanunun'da serahatle suç mahk0m olursam bu mahkûmluk
olduğu yazılmayan bir hareketten dolayı hayatımın en büyük şerefini teşkil
kimse suçlandırılamaz. Devlet de edecektir.
icraatıyla açıkça ırkçı, Hatay'ı ilhak
etmekle de Turancıdır. (*) İSMET İNÖNÜ'NÜN, TÜRKİYE'Yİ «EŞİT
ADALETİN HAKİM OLDUĞU HÜR
VATANDAŞLAR DİYARI!!» ŞEKLİNDEKİ
TARİFİNE TELMİH..
NOT: SAVUNMA IRKÇILIK-TURANCILIK
DAVASINA AİTTİR
SAYFA 21
3 MAYIS'TAKİ TÜRKÇÜ
GENÇLİĞİ KİM YETİŞTİRDİ?
M. BATUHAN ŞEN
Girim
Yıllardır Türkçüler 3 Mayıs Türkçüler Gününü anar o dönem çile çeken Türkçü
büyüklere rahmet okurlar. Bu nesli yetiştiren ve onların gelişiminde en çok fayda
gösteren Türkçü kimdir bilen var mı? İnönü'ün kini ve Türkçülük düşmanlığı nereye
dayanıyordu? Neden CHP denilen inkılâp yobazları Türk ırkçılığına karşı cephe almıştı?
İşte bu tür sorulara bu yazıda cevap vereceğiz.
KİNDAR İSMET uğradığımız zaman gene "politika icâbı"
diyerek yeni bir fesat pirensibi
İsmet İnönü, konuşmasının bir yerinde, yaratmaktan geri kalmayacaklardır."¹
iğrenç bir şekilde Türk ırkçılığına düş- İsmet, Türk ırkçılığına saldırırken, adını
man olduğunu ilân ederken şun-larıs korkudan dile getiremediği bir kişi var:
öylemektedir: "Türk milliyetçisiyiz. Fakat Hayatta bulunmayan ve büyük
memleketimizde ırkçılık pirensibinin Türkçülerden biri olan Prof. Dr. Rıza Nur
düşmanıyız. Memleketimizde, 'politika Bey. Rıza Nur Bey yaşarken yüzüne
garazları için uydurulan ırkçılık iftiralar atamayan İsmet, öldükten sonra
önderlerinin çok acıklı faciaları Rıza Nur gibi Türkçülerden bayrağı
hâtıralarımızda canlıdır. 1912 senelerinde devralan gençlere karşı bu tarz saçma
Rumeli’de tutunmak için tırnaklarıyla nutuklar atmıştır.
kayalara yapışarak son gayretlerini sarf
eden Türk askerlerine, Arnavut Piriştineli Şimdi kemalist diyecek ki: "İsmet
Haşan ve Derviş Hima ile beraber Paşama laf etme." Öncelikle biz fikrimizi
arkadan hücum edenlerin Türk ırkçısı ne İsmet ne de Mustafa Kemal sayesinde
politikacısı olduğu Büyük Millet öğrendik. Bunu diyorum çünkü lafı nasıl
Meclisinde isbat olunmuştur. "Politika oluyorsa oraya getiriyorlar; İsmet'i ve
icâbı” diye tefsir etmekten en ufak bir Gazi'yi gereğinden fazla yücelten
güçlük çekmeyen bu adamlar, sözlerine şuursuzlar kemalizm denilen safsataları
inanın daha büyük bir felâkete uğruna bir yandan Türk ırkçılığına
SAYFA 22
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
hücum ediyor bir yandan da atalar Hakikaten bir ideale hizmet lâzımdır.
mirasımız bildiğimiz Turan'a çirkince Fevkalâde bir feragat-i nefs hissi ile
hayâl diyorlar. Merhum Türkçü yekdiğerine eklenmek ve yekdiğerine
büyüklerimizden Dr. Hasan Ferit samimi muzaheret göstermek lâzımdır.
Cansever bu tür yaratıklara pek güzel bir Bilhassa Rıza Nur Bey'den bunları
laf söylemiştir: "Bir piç olmaksızın hiç bir gördüm. Doktor Rıza Nur Bey, Türk
vakit aslımızı, neslimizi red ve inkâr heyet-i murahhasası içinde başlıca
edemeyiz." medar-ı muvaffakiyet olmuştur (Alkışlar)
Millete bunu söylemek vazifemdir."
Biz aslımızın ve neslimizin tarihî değeri (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: 2, Sene: 1,
olan ırkçılık ve Turancılığa karşı olan İçtima: 9.)
herkese karşıyız.
Lozan'a giden İsmet daha doğru düzgün
İsmet pek kurnaz, pek sinsi yapılı bir Fransızca bilmemektedir. Ancak onun
sonradan kıskandığı ve kin duyduğu Rıza
heriftir. Türkçülere "Nazi" yakıştırması Nur Bey'in Fransızcası Avrupa'da
neşriyatlar çıkaracak kadar, yabancı
yapan kemalist ucubeler İsmet makale ve kitaplar çevirebilecek düzeyde
gelişmiş ve anadili kadar hakim olduğu
sayesinde cepleri dolan herifler hâline bir dildir.
gelmişlerdir. Gazi'nin de hatalarından biri Son birkaç yıldır Rıza Nur'un şahsına
yapılan küfür ve hakaretlerin haddi
bu keyif ve makam peşinde bulunan hesabı yoktur. Rıza Nur'a alçakça hücum
edenlerin çoğu Türkçülük maskesine
heriflere iş vermesidir. Her ne kadar bürünmüş kemalistlerdir. Tıpkı pek
sevdikleri İsmet gibi kendileri de ırkçılığa
kemalist inkâr etse de gerçekler bazen ve Turancılığa karşı gelirler. Çünkü
bunlar tıpkı Millî(!) şefleri gibi tarih
acıdır. Gazi'nin vefatından sonra daha da bilmez, tarihi düşmanlarını tanımaz
iğrenç mahlûklardır.
azan meşhur kemalistler Gazi varken
KÖGMENLER
daha vatanperver tutamlarsergilerken
onun yokluğunda Moskofçu vatan
hainlerini devlet kadrolarına
doldurmuştur. İşte bu rezilliğin başında
İsmet İnönü bulunmaktadır. Ona sinsi ve
kurnaz dememin sebebi budur; çünkü
İsmet şaşırtıcı bir şekilde Türkçülüğe
cephe alarak Türk milliyetçisi(!) olduğu
halde Türkçülerin işkence çekmesine
göz yummuştur. İsmet'in kini baştaki
nutkundan yola çıkarsak aslen Rıza Nur
ve Rıza Nur'un yetiştirdiği Türkçü
gençleredir. Rıza Nur'un başarılarını
istemeye istemeye kabul etmek zorunda
kalan İsmet, Lozan'daki başarının kimin
sayesinde olduğunu herkesten daha iyi
bilmektedir ve kendi ağzıyla bu durumu
mecliste söylemektedir. Hatta İsmet, bu
durumu Büyük Millet Meclisi'nde dile
getirmekten kendisini alamaz: "Bilhassa
murahhas olarak beraber çalıştığım Dr.
Rıza Nur Bey'i kemal-i tevkir ile yâd
etmek isterim (Alkışlar). Gûnagûn tesirat
altında yalnız ilim, vukuf ve tecrübe kâfi
değildir. Fevkalâde bir metanet-i âsab
lâzımdır.
SAYFA 23
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
İnönü yazımızın başındaki nutkunda
gizliden gizliye Rıza Nur'a laf ederken
aynı zamanda Nutuk'ta atılan çirkin
iftiranın aynısını Rıza Nur'a tekrar
atmıştır. Ne çirkin bir iştir. Aynı iftirayı
atanlara Rıza Nur yaşarken Hücumlara
Cevaplar adlı kitapçıkta, bu ayaklanmayı
Türklüğe karşı yaptığını iddia eden
iftiracılara cevap vermiştir. Hem de bu
cevabını ta Gazi yaşarken vermiştir.
İsmet neşriyat okumaktan aciz olacak
ki(!), Rıza Nur'a aynı iftirayı atmaya
kalkışmıştır.
Rıza Nur Bey: "Arnavutluk isyanı RIZA NUR'UN MEŞHUR
hakkında tà 1914'de Paris'de yazıb da HÜCUMLARA CEVAPLAR ADLI
1919'da İstanbul'da bastırdığım "Hürriyet
ve İtilâf nasıl Doğdu ilh…" adındaki KİTAPÇIĞI
eserimde S. 38 ve diğer bazı fırkalarda
Türk Bilik Revüsü No: 7, 1937, S. 1682- Bunlar tamamen iftiradır. Ne İsmet'e ne de
1689'da mâlûmat vardır. Kopuz Mustafa Kemal'e burada güvenmek doğru
mecmuası da izahat vermişdir.
olmaz. 1908 yılı sonrasının iki partisi olan
İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilâf,
Larus un bu cevabı, hem de müskit bir birbirleriyle siyasî ve birebir büyük
cevabı on sene evvelinden beri vardı mücadeleler içerisinde bulunmuştu.
amma bunlar onu bilecek halde Hürriyet ve İtilâf partisinde bulunan Rıza
değillerdir. Biraz aşağıda bu cevabı Nur, İttihat ve Terakki’yi devirmek için
göstereceğim. Efkâr-ı umumiye girişilen bir harekete girişmiş ve büyük rol
hükmedecekdir. oynamıştır. Bunun sonucunda Rıza Nur,
İttihat ve Terakki'yi düşürmeyi başarmıştır.
Birkaç kişi var; zannediyorlar ki kalemleri
birer tonluk yüksek infilâklı tayyare Nejdet Sançar'ın konu hakkında şöyle bir
bombasıdır! Bir kalem darbesiyle insanı açıklama yapmaktadır:
yere seriverecekleri, hattâ mezara
sokuverecekleri zehabındalar! Hem de "(...)İşte, bu parti mücadelesi devam
böyle kalemlerle! Zehi gaflet…"² diyerek ederken, zâten İttihatçıların kötü idaresi
bu isyan hakkında kendisine atılan yüzünden kaynayan bir kazan halinde
iftiralara aşırı kızmıştır.
bulunan Arnavutluk’taki Arnavutların bir
kısmı Hürriyet ve İtilâf tarafından
İsmet bunları vaktinde mecliste bulunan kazanılmış ve ayaklanmaya katılmaları
hatta soyadı bile Türkçe olmayan sağlanmıştı.
Abdülhalik Renda'dan duymadır. Aynı
şekilde Mustafa Kemal, Rıza Nur'a attığı bu
iftirayı Abdülhalik Renda'ya dayanarak
Nutuk eserine yazdırmıştır. İsmet'te
Nutuk'ta yazdığına güvenmiş olacak ki,
konuşmaya başlamıştır.
SAYFA 24
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
Hâdise işte bundan ibarettir. Bunun ne İSMET İNÖNÜ
Türklük ile bir ilgisi vardır, ne de Türkçülük ile..
Mesele
tamamen iki partinin iktidar mücadelesinden
ibârettir. Tıpkı 1950 - 1960 arasındaki D.P. -
C.H.P. çekişmesi ve tepişmesi gibi.. Millî irâde
ile saltanatını kaybettikten sonra ve bilhassa
1957 -1960 arasında, D.P.’yi alaşağı edebilmek
için her türlü siyâsî oyunlara ve akla hayâle
gelmedik hiylelere başvuran ve hattâ orduyu
dahi siyâset çamuruna bulaştırmaya
çalışmaktan çekinmeyen İsmet İnönü’nün,
Hürriyet ve İtilâf partisinin İttihat ve Terakki’yi
devirmek için giriştiği bu siyâsî hareketin
mânâsını anlamamasına, elbette ki, imkân
yoktur. Ama mesele bunu anlamak ve ya
anlamamak değil, Türkçülüğe bir hançer
daha saplayabilmektir.
İnönü, Dr. Rıza Nur’u kötülemeye çalışan bu
uydurma iddiası ile, işte bu küçüklüğe
tenezzül etmiştir. Arnavutluk meselesinin
sadece bir parti mücadelesi olduğunun,
delillerinden birisi de, İttihatçıların
devrilmesinden sonra, Dr. Rıza Nur’un, Hoca
Said, Piriştineli Haşan ve Yakovalı Rıza gibi,
hareketin belli başlı reislerine, netice alınmış
olduğu için, artık dağılmalarım bildiren teller
çekmesidir. Ve bu telkinler neticesinde
ayaklanma hareketi de son bulmuştur.
Burada, Arnavutluk hareketinin başlarından
birisi bulunan Hoca Said’in, Üsküp’lü bir Türk
olduğunu belirtmek de faydalı olacaktır.
Çünkü İsmet İnönü, konuşmasında sadece
Türk olmayan Piriştineli Haşan ile Derviş
Hima’dan söz edip bu elebaşı Türk’ten
bahsetmemiştir ki bu da, memeseley ele
alışındaki niyetini ve maksadını ortaya
koymaktadır. Bu iftira ve yalan, İnönü’den
önce, 1937 yılında çıkan bir yazısında Hüseyin
Cahit Yalçın tarafından ortaya atılmıştı. İşin
garibi de, Dr. Rıza Nur’u Arnavutlar ile işbirliği
yapmakla suçlayan Hüseyin Cahit’in aslen
Arnavut oluşudur. Rahmetli Rıza Nur, Hüseyin
Cahit Yalçın’a hak ettiği cevabı zamanında
çok sert bir şekilde vermişti(...)"³
SAYFA 25
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
HÜSEYİN CAHİD YALÇIN Deyor ki: "Eski muhâliflerden ve Hürriyet
ve İtilâfcılardan birinin bana ilh…, Evvelki
makalelerinde bu kalem madrabazı bana
arnavud yâni kendi cinsinin kelimesile
hücuma yeltenmişdi. Ben, bunun üzerine,
kendisinin arnavud olduğunu söyleyince
artık bu kelimeyi ağzına alamamış, bu
habisane oyundan vazgeçmiş. Şimdi
muhâlif ve İtilâfcı kelimesile oyun oynayor.
İlla mugâlata yapacak, habislik edecek. O
fırkayı ben yabdım; içinde bir çok nâmuslu,
değerli kimseler vardı. O vakit kellemiz
koltuğumuzda vatan için bu fırkayı yapıb
bir çok çalışdık; üstümüze düşen vazīfeyi
yapdık; vatanı batırmasınlar deye
vurunduk, vuruşduk. Bizi perişan ve
mahvetdiler; ve bu Câhidler uğursuz
işlerine devam edib bin şan içinde hemen
hemen bin yıl yaşamış olan koca Türkiyeyi
1918 de mahvetdiler.
Rıza Nur, Cahid Yalçın'a da şöyle cevap Vatan için türlü çileler çeken, İttihadcıların
vermektedir:
Bekir Ağa bölüğünde, polis
müdürlüğünde müdhiş işkencelerle avuç
"Fikir hareketleri, adında fakat tezvir, garez, avuç kan kusan, İttihadcılar tarafından
hased, fitne, habisâne mugalata, öğünme, salhâneye sürülen koyun sürüleri gibi
çirkef hareketleri olan paçavrasının 224 sürülen, darağacına bir çok insan kurbanı
üncü sayısında, 246 s. da Câhid bana yine veren bu fırkayı vatan hizmetine hiç bir
saldırmış. Fakat, önceki makalelerinde ulu imkân kakalmayınca resmen kapatdık. Bu
orta etrafına olduğu gibi bana da çirkef sûretle bu ömrü az fırka öldü, şerefle
püsküren, bütün hayâtı hırlama, hır ve târihin dolmaz, doymaz mezarına girdi
provokasyonculukdan ibâret olan bu (1912). Yedi yıl sôra, dâmad Ferid gibi
mahlûk bu sefer iki üç satırcık yazabilmiş adamlar bir fırka teşkil edib fırkalarına
ve adımı söylemeğe de cesâret edememiş. Hürriyet ve İtilâf adını verdilerse bundan ilk
Cevab da vermeyeceğini söyleyor. Bu ona fırkaya ne töhmet gelebilir? Bu Feridler
Türkbilik Revüsünün 7 nci sayısında cevab hırsız ve gâsıbdır. Damad Ferid ilk fırkadan
olarak indirdiğim sillenin onu yıldırım ( H. İ. ) çıkmış bir adamdı hatta. O fırkayı
vurur gibi vurmuş olduğunu gösteriyor. yeniden ve eski adîla yapmak için merhum
Artık adımı ağzına almağa bile korkmuş. Lutfi Fikri, müşir Deli Fuab paşa ve benim
Yere serilmiş, önümden kaçma telâşında… gibi bir çok müessis ve merkezi umûmî
Bu son yazısı boğazlanıb yere atılan bir âzasının rêyi alınmak, daha doğrusu
tavuğun çırpınarak ölmesi gibi; o kongıra toplamak, ondan karar almak
manzara…Artık kendini müdâfaa lâzımdı. Her kesin her gün parasını, mâlini,
gaygusuna düşmüş; onu da yapamamış. ilh… Çalıb duruyorlar. Bir hırsız bir adamın
çekedini çalıb giyerse onun bu hırsızlığı,
alçaklığı ve ilerde yapacağı pislikler çekede
ve çekedin
SAYFA 26
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
sâhibine mi âid olur?! Böyle bir mantık Yine bu Rıza Nurdur ki mütâreke
görülmemişdir. Ancak mugâlatacı Câhide ibtidâsında ve Dâmad Ferid mevkide iken
mahsusdur. Buna habislik derler. Bilerek bu sahte ve fâsid teşekkül ile alenen ve
yapar. celâdetle uğraşmış, "Hürriyet ve İtilâf Nasıl
Şu mugâlata ne kadar âşikâr. İşte bu Doğdu Nasıl Öldü" adındaki eserini
adamın işleri hep böyle mugalatadır. Ben neşretmiş, bu güruhun belini kırmışdır.
idim ki dâmad Feridi ilk fırkaya reis Bunlara karşı benim kadarını kim yapdı?
yapmamak için reis intihabı günü muessis Câhid bunların aleyhine niye bir şey
ve emsâli ikiyüz kişinin huzurunda yarım yapmayıb İtalyada oturdu ? Nasıl ki
saat Feridin aleyhinde söz söylemişdim; İttihadcılar kuvvetde ve azılı iken onlarla
Ferid de orda idi. Fakat muvaffak merdce çarpışmış isem, bu güruh ile de
olamamışdım. Benim böyle bir adamla, ne mevkideler iken öyle vuruşdum. Şu Câhid
de yârânı ile ne münâsebetim olabilir?!
ne mugâlatacı, ne habîsâne mugâlatacıdır,
ne alçak adamdır?! Beni şu ithamı bunun
O dâmad Feridle başlayan sahte Hürriyet 'ne vâzıh, ne maddî delilidir okuyucular
ve İtilâf çok fenâ şeyler yapdı. Bundan bize görsün, bu adamın mâhiyetini anlasın.
ne? Câhid baksın ve söylesin: ilk fırkayı Benim muhâliflik ve Hürriyet ve ltilâfcılık
kapatdığımız 1912 den îtibaren İkincilerin devri kahramanlık devrimdir. Millet yoluna
bitdikleri 1923 è kadar Rıza Nur onların kelle koltukda çalışdım; Câhid ne içinden
içinde var mı? Varsam alçağım. Yoksam pazarlıklı adamdır.
tezvirci ve mugâlatacı Câhid alçakdır.
Benim gibi asla vâzıh olamamışdır. İşte
yine köpekce ve habisce mugâlata oyunu
oynamışdır.Cibilliyet bu. Hiç kimse
domuzun koyun sürüsü ile berâber
yaşâmasına rağmen kırk yıl sonra koyun
olduğunu iddia etmemişdir. Düşünülsün
ne alçaklıkdır ki yirmi yıl sôra H. Câhid gibi
bir köpek çıkıyor, İtilâfcılar tarafından
Mısırda İngiliz divânı harbine verilen,
İstanbulda da, sonra, onlar tarafından
mahkemeden îdam hükmü gidirilen Rıza
Nuru İtilâfcı olmakla itham ediyor.
RIZA NUR'UN ARNAVUT CAHİD Deyor ki, ilk meslekinden hiç şaşmadığını
YALÇIN'A CEVAP VERDİĞİ ona benim düşmanlıgım isbat edermiş.
TÜRKBİLİK REVÜSÜ NO:8 Bunu isbâta hâcet mi var? Huy canın
altındadır; can çıkmalı ki huy çıksın. Elbet,
O yine eski odur. Bu sözü güzel bir îtiraf:
yine o eski dalavereci, mugâlatacı, fesadcı,
vurguncu, habis Câhiddir. Kimse ona artık
vazgeçdi, iyi adam oldu dememişdir ki
bunu yazmağa ne ihtiyacı vardı?! Hem bu
ne çıfıt salatası?! Bu herife ben
düşmanlıkda, tecâvuzda bulumadım ki!…
Bana düşmanlık eden, tecâvuzda bulunan
bu kadar yıllardan sonra yine kendisidir.
SAYFA 27
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
Ben cevab verdim. Elbâdî azlam. Türk olmayanlardır. Ben de zâten onların
Mugâlatasına bakın: Bana çirkef dolu düşmanıyım. Her kim ki Rıza Nura
ağzīle dil uzatıyor, ben cevab verince düşmandır o nâmussuzdur. Bunu büyük
"Bana düşmanlık etdi, deye yaygarayı bir cesâretle bütün âleme karşı
basıyor. söylüyorum. Bu bir miyardır. Çünki ben
tertemiz, alnı açık, yüreği açık, firan
Şirete, şerire bakın! Edebsiz işte böylelere biriyim. Nâmus bahsinde bütün cihanla
derler. On, onbeş yıldır bu adamın adını imtihana girerim. Nâmuslulara
bile ağzıma aldığımı biri gösterirse Câhidin nâmussuzlar: bunlara da nâmuslular
bu ithamnı derhal kabul ederim.Mademki düşman olur.(...)"⁴
adını anmamışımdır ona bu satırlarda
verdiğim sıfatların temâmîle haklı İşte Rıza Nur'a İsmet'in attığı iftira budur.
olduğunu okuyucular kabul eder. Eğer Ne aciz, ne alçak bir iftiradır. Rıza Nur'un
insanlıkdan bir incir çekirdeği Türkçülük hakkındaki sağlam fikirlerini
kakadanasībi varsa kendisi de kabul çürütemeyen İsmet ve kemalist güruhu,
etmelidir. aklı sıra onun Arnavut işbirlikçisi bir Türk
ırkçısı olduğunu iddia ediyor. Yazık. Bu
İşte, bu adam budur. Allah bunu mugâlata adamlar ne tarih biliyor, ne de şuurlu bir
ile dalavere çamurlarından bunların ustası düşünce yapısına sahip. Rıza Nur'a
olarak ve bütün Allahlık kuvvetini duyduğu kinden ötürü iftira atarken
kullanarak yaratmışdır. Fakat babasının aslında tabutluktaki Türkçülere saldırma
memleketine yollayacakken Türklerin nedenlerinden birini kendisi böyle ifşa
başına muzal'at etmişdir. Bu böyle bir etmişti.
belâdır, püsküllü soyu…
Merhum Türkç ü Cemal Oğuz Öcal, 19
Deyor ki, benim düşmanlığimla iftihar MAYIS NUTKU adlı şiirinde tam da bizim
edermiş. Et! Et! Çünki bana iftihar konumuzu Özetlemiştir:
veriyorsun. Sen, eğer, Rıza Nur dostumdur
deseydin, işte o vakıt benim felâketimdi. "Elimiz tutuktu, dilimiz tutuk,
Çünki nâmussuzsun. Bana düşmanlık Başımıza taşlar attı Paşamız!…
edenler istisnâsız namussuzlar, alçaklar, Bayram günümüzde çekip bir nutuk,
Halkı birbirine kattı Paşamız!…
SAYFA 28
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
Dinlerken bu nutku titredi târih, RIZA NUR'A TÜRKÇÜLER NEDEN HAYRANDI?
Titredi Atatürk, Yıldırım, Fâtih,
Nasıl sevinmesin Yücel'le Fâlih? Rıza Nur'a Türkçülerin hayran olmasının
Rıza Nur'a bol bol çattı Paşamız! sebebi yazdığı kıymetli eserler ve savaş
«Tezvir» den göklere kurup bir direk, kahramanlarından biri olması idi. O, özellikle
Sızlattı bir anda sayısız yürek, yazdığı Türk Tarihi adlı eseri ile Türkçü
Türkçülere «FESATÇILAR!» diyerek, gençlerin saygısını kazanmıştı. Bu Türkçü
«İsnat» çamuruna battı Paşamız!… gençlerden bazıları H. Nihâl Atsız, A. Nejdet
Boşanmasın nasıl gözlerden yaşlar? Sançar, C. Oğuz Öcal, İsmet Tümtürk, Fethi
Bahârın yerini alıyor kıslar, Tevetoğlu gibi isimlerdir.
Bürünsün mâteme genç ülküdaşlar:
«İftira» zevkini tattı Paşamız!… Özellikle Atsız ve Sançar, Türkçülüğü erken
ÖCAL der: «Bu ne iş, bu nasıl hâlet? yaşlarda Rıza Nur'un Türk Tarihi sayesinde
Oluyor Millî Şef kimlere âlet? öğrenmeye başlamışlardır. Merhum Rıza Nur
Görülmemiş böyle gaflet, dalâlet, İstanbul'a gelince Atsız onu karşılamaya
Bizi birkaç pula sattı Paşamız!…"⁵ gitmiş ve ilk kez orada yüz yüze
karşılaşmışlardır.
KÖGMENLER
Atsız'a göre çağdaş Türkçülüğün dört büyük
19 MAYIS NUTKU ŞİİRİNİN ŞAİRİ şahsiyetinden birisi Rıza Nur'dur.⁶ Rıza Nur,
CEMAL OĞUZ BEY Nihâl Atsız'ın manevî babasıdır. Merhum Rıza
Nur, Atsız'ı çok sever ve onu kendi öz evlâdı
gibi benimser. İsmet'in Rıza Nur'a olan kini ve
nefreti Rıza Nur'un vefatı sonrası onun
mirasçısı ve manevi evlâdı olan Nihâl Atsız'ın
üzerine gelmiştir. Çünkü İsmet ve kemalist
güruhun 1944'te acımasızca işkence ettiği
gençliğin başında Rıza Nur kadar heybetli bir
Nihâl Atsız vardı.
Rıza Nur, ırkçılık hususunda Nihâl Atsız'ı ve
diğer Türkçü gençleri çok etkilemiştir.
Gençler Rıza Nur'un evinde toplanmakta,
ülkenin ve Türkçülüğün hakkında sohbetler
etmekteydiler. Rıza Nur sayesinde 1944'teki
gençlik yetişmiş ve Türk ırkının hakkına
ırkçılık davası ile sahip çıkmaya çalışmışlardır.
RIZA NUR'UN YETİŞTİRDİĞİ GENÇLİĞE
ALMAN AJANI DİYEN DENGESİZ
KEMALİSTLER
1944'teki gençliğe sırf Rıza Nur gibi bir Türkçü
oldukları için Alman(Nazi) ajanı yakıştırması
yaptılar.Ama attıkları bu rezil iftiraları yalnız
kendileri gibi dengesiz kişilerden başkası
savunmadı.
SAYFA 29
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
Bugün bile bu böyledir. Rıza Nur'un evlâdı Kaynaklar:
olan Nihâl Atsız ve Türkçü gençlere hâlâ
okumadan Alman(Nazi) ajanı diyen 1- Nejdet SANÇAR, İsmet İnönü İle
alçaklar ve namussuzlar mevcuttur.
Hesaplaşma, sayfa 208
Türk ırkçılarına Alman(Nazi) ajanı diyenler 2- Prof. Dr. Rıza NUR, Siyasî
Risaleler/Hücumlara Cevaplar, sayfa 214
söyleyin: İsmet İnönü kanlımız olması
3-Nejdet SANÇAR, İsmet İnönü İle
gereken Yunan Venezilos ile poz verirken Hesaplaşma, sayfa 209-210
çok mu vatanseverdi? Venesilos'un katil 4-Prof. Dr. Rıza NUR, Türkbilik Revûsü, no:8
Yunan ordusu Türk kadınına tecavüz 5-Cemal Oğuz ÖCAL, Olan Oldu Bizlere,
sayfa 36-37
etmedi mi? Hitler ile karşılıklı tebrikler,
6-Hüseyin Nihâl ATSIZ, En Sinsi Tehlike,
güzel sözler söylenirken İsmet ne sayfa 3
yapıyordu? Elinde Türk bayrağı ile beraber
Amerikan bayrağı sallarken sizin İsmet
bizim Atsız ve Türkçü gençlerden daha mı
dik durmuştu? Boraltan Köprüsü üzerinde
1945 yılında bize sığınan Azerbaycanlı
soydaşlarımızı Sovyet askerlerine
katlettiren İsmet değil miydi? İşte kemalist
güruhun gerçek yüzü budur. O çok
beğendikleri hatta Millî(!) Şef dedikleri
İsmet bu tür yamuk duruşları sergilerken
kemalist güruhun Atsız ve Türkçü
gençlere Alman(Nazi) iftirası atması ne
alçakça ve acizcedir!..
SONUÇ:
Türkçü gençlerin yetişmesinde büyük
katkısı bulunan büyük Türkçülerden Rıza
Nur'un gerçekte Türkçülüğe faydası
çoktur. Ancak İsmet ve İsmet gibi
davranan ırkçılık karşıtları yüzünden hem
Rıza Nur yüzünden hem de miras bıraktığı
Türkçülük sancağı yüzünden 1944'teki
gençlik üzerine kemalist güruhu kemik
görmüş köpek gibi hücum etmiştir. Bu
hücumlar yapılırken gazetelerde Türkçüler
üzerine bir sürü iftiralar atıldı. İsmet ve
kemalist güruhu Türkçülük düşmanlığı
ederken, devlet kadrolarına komünist
vatansızları alırken Türk ırkçılığını silmek
istemişlerdi. Ancak gelin görün ki Türk
ırkçılığı ve Türk ırkçısı gençler hâlâ burada.
SAYFA 30
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
EKLER-1
TÜRK KATİLİ, KADINLARIMIZA
TECAVÜZ EDEN NAMUSSUZ
YUNANLARIN BAŞLARINDAN
VENEZİLOS İLE İSMET:
SAYFA 31
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
EKLER-2
GAZİ VEFAT ETTİKTEN SONRA
PARALARDAKİ İSMET:
SAYFA 32
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
EKLER-3
HEM TÜRK HEM AMERİKAN
BAYRAĞI SALLAYAN İSMET:
SAYFA 33
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
EKLER-4
İSMET'İN SİNSİCE İFTİRA ATTIĞI
RIZA İLE FOTOĞRAFLARI:
KÖGMENLER
KÖGMENLER
KÖGMENLER KÖGMENLER
KÖGMENLER
SAYFA 34
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
EKLER-5
BORALTAN FACİASİ (TBMM
ZABIT CERİDESİ, DÖNEM 9,
CİLD 9, IÇTİMA):
SAYFA 35
M. Batuhan Şen - 3 Mayıs'taki Türkçü Gençliği Kim Yetiştirdi?
EKLER-6
SİNEMAYA BORALTAN FACİASI'NIN
YANSIMASI:
SAYFA 36
ATATÜRK, LİBERALİZM VE
KOMÜNİZM
BERKE TÜRK
Mustafa Kemâl Atatürk’ün devletçilik ve halkçılık anlayışı hem liberalizme hem de
komünizme terstir. Ekonomik ve sosyal yaşamı her şeyden önce Türk’ün refahını
sağlamak için belirlemiştir. Bu yönden pragmatist ve rasyonalist kişiliği sebebiyle,
ekonomik alanda anti-sosyalist ve anti-liberal olmuş; karma ekonomiyi desteklemiştir.
Devletçilik modelini açıklarken kullandığı sözleri topladım. Beraber okuyalım:
Türkiye'nin tatbik ettiği devletçilik sistemi ...O halde, demokrasi temeline dayalı bir
19. Asırdan beri sosyalizm devlet, sosyal yardım sistemi veya bir
nazariyatçılarının ileri sürdükleri ekonomik örgüt sistemi değildir. Bunun
fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir için bu alanlara ait işlere, devletin
sistem değildir. Bu Türkiye'nin karışmaması, bütün bu nitelikteki işleri
ihtiyaçlarından doğmuş Türkiye'ye has bir bireylere veya bireylerden oluşan
sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şirketlere bırakması mümkündür. Bu
şudur: Fertlerin özel teşebbüslerini ve olanağın derecesini anlamak için,
şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat devletin, millete ve ülkeye karşı yerine
büyük bir milletin ve geniş memleketin getirmeye zorunlu olduğu esaslı
bütün ihtiyaçlarını, birçok şeylerin görevlerinin ikinci derecede görülen
yapılmadığını göz önünde tutarak görevlerle ilişki ve bağlantılarını
memleket ekonomisini devletin eline düşünmek gerekir. Devlet, düzeni
alması. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sağlamak için, ülkeyi savunmak için
Türkiye vatanında asırlardan beri ferdi ve sağlığı yerinde, sağlam ve anlayışları,
hususi teşebbüslerle yapılamamış olan milli duyguları, vatan sevgileri yüksek
şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve kısa vatandaşlar ister.[2]
bir zamanda yapmaya muvaffak oldu.
Bizim, takip ettiğimiz bu yol görüldüğü ...Görülüyor ki, ekonomik ve bazı sosyal
gibi liberalizmden başka bir sistemdir.[1] işler, bir taraftan bireylerin menfaatleri
ile ilgilidir. Bunun içindir ki bireyselciler,
bu işlere devletin kanşmasını bireysel
hürriyete tecavüz gibi görürler.
SAYFA 37
Berke Türk - Atatürk, Liberalizm ve Komünizm
Ancak bu işler içinde, dolayısıyla bütün Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara
milletin ortak menfaatine dokunan ve karışılmaz; bununla beraber, hiçbir
ilgisi bulunan noktalarda vardır. Bu piyasa da başıboş değildir.[5]
sebeple, devletçilerin haklı oldukları
noktaları kabul etmek uygun olur. Özel Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel
menfaat, çoğunlukla, genel menfaatle, çalışmayı ve gayreti esas tutmakla
çelişir halde bulunur. Bir de, özel beraber, mümkün olduğu kadar az
menfaatler, son derece rekabete zaman içinde milleti refaha ve
dayanır. Oysa yalnız bununla ekonomik memleketi bayındırlaştırabilmek için,
düzen kurulamaz. Bu düşüncede milletin genel ve yüksek çıkarlarının
bulunanlar, kendilerini, bir serap gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik
karşısında, aldatılmaya bırakanlardır. sahada devleti fiilen ilgili kılmak
Bireyler, şirketler, devlet örgütüne göre mümkün esaslarımızdandır. (...) Bizim
zayıftırlar, serbest rekabetin, sosyal izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik
sakıncaları da vardır; zayıflarla prensibi bütün üretim ve dağıtım
kuvvetlileri yarışmada karşı karşıya araçlarını fertlerden alarak milleti
bırakmak gibi... Ve sonunda bireyler bazı büsbütün başka esaslar içinde
büyük, ortak menfaatleri düzenlemek amacını güden, özel ve
gerçekleştirmeyi sağlayamazlar. Bu gibi kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete
işlerde, bireylerin kurma olanağı meydan bırakmayan sosyalizm
bulamayacakları geniş ve kuvvetli örgüt prensibine dayalı kolektivizm,
gerekebilir veya bu gibi işlerde, bireyler komünizm gibi bir sistem değildir. Özet
yeterli fayda elde edemeyecekleri için o olarak bizim güttüğümüz "devletçilik"
işlerden vazgeçerler. Oysa o işler, ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla
milletçe yaşamsal bir öneme sahiptir ve beraber, mümkün olduğu kadar az
devlet onu yapmak zorundadır. Her zaman içinde milleti refaha, memleketi
durumda milletlerde, hürriyet ve bayındırlığa eriştirmek için, milletin
uygarlık geliştiği oranda devletin genel ve yüksek menfaatlerinin
görevleri ve sorumlulukları çoğalır. gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik
Hayat çoğaldığı oranda araç da çoğalır, alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir. (...)
çok araç, çok ve büyük kuvvetle yönetilir, Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda
kuvvet çoğaldıkça kurallar da çoğalır. olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de
Bir toplumun aracı ve kuralı ise devlettir. düzenleyici rolü prensip olarak kabul
[3] edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile
ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını
Ülkede her tür üretimin artırılması için, ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını
bireysel girişimin devletçe çok gerekli çizmek ve dayanacağı kuralları tespit
olduğunu önemini kaydettikten sonra, etmek, diğer yandan da vatandaşın
bildirmeliyiz ki, “devlet ve birey birbirine ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü
karşı değil, birbirinin tamamlayanıdır” kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili
Devlet ve birey dediğimiz zaman bu kılınanların düşünüp tayin etmesi
kelimelerin soyut anlamını değil, tek gereken bir meseledir. Prensip olarak
gerçek olan "sosyal insan", yani toplum devlet, ferdin yerine geçmemelidir.
içinde yaşayan bireyleri amaçlıyoruz. Fakat, ferdin gelişmesi için genel
İşte bu sosyal insanın, iki türlü menfaati şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir
vardır. Bu menfaatlerden bir kısmı de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik
kişiseldir, diğer kısmı ortaktır. Toplumun gelişmenin esas kaynağı olarak
hayatını koruyan, bu ortak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel
menfaatlerdir.[4] olmamak, onların her bakımdan olduğu
gibi özellikle ekonomik alandaki
SAYFA 38
Berke Türk - Atatürk, Liberalizm ve Komünizm
özgürlük ve teşebbüsleri önünde, mutluluğuna engel olan unsurları
devletin kendi faaliyeti ile bir engel ortadan kaldırmak; diğer taraftan,
vücuda getirmemesi, demokrasi eskimiş, yaşam gücü sönmüş temellere
prensibinin önemli esasıdır. O halde dayanan Doğu milletleri sınıfından
diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin çıkarak, hayatını çağdaş esaslar üzerine
bir engel karşısında kalmaya başladığı kuran, medeni bir Batı milleti olmanın
nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil gereklerini yerine getirmektir.[10]
eder. Bu bakımdan genellikle belli
zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik Eski hukukumuzun kaynağı Arap İslam
gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine hukuku idi.
alabilir.[6] Dini bakış açısı bu hukukun ölçüsü idi.
Dini görüş sadece medeni hukukta
Ekonomiden ziyade, toplumun sosyal değil, anayasalarda bile hükmünü
yaşantısını ilgilendiren komünizm yürütüyordu.
hakkındaki görüşlerini de şu şekilde Yeni hukukumuzun esin kaynağı, bir
toplayabiliriz: taraftan Türkçülük diğer taraftan
Batıcılıktır.[11]
Komünizm toplumsal bir meseledir.
Memleketimizin hali, memleketimizin Gazi Mustafa Kemâl Atatürk, bizlere bu
toplumsal koşulları, dini ve milli konuda ışık tutmuş; Türk devrimini ve
geleneklerinin kuvvetli, Rusya'daki amacını anlatmıştır. Onu anlamak ve
komünizmin bizce tatbikine müsait anlatmak da bize düşen milli ve vicdanî
olmadığı kanaatini teyit eder bir bir görevdir.
mahiyettedir.[7]
Şurası unutulmamalı ki, bu tarz-ı idare, KAYNAKLAR:
bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü, biz 1: Atatürk'ün Milli Dış Politikası, Cilt 2,
ne bolşeviğiz ne de komünist; ne biri ne sayfa 60-61, Amerikan gazeteci Mrs.
de diğeri olabiliriz. Çünkü biz Baker'in “Türkiye'de tatbik edilen
milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. devletçiliğin manası nedir?" sorusuna
Hülasa, bizim şekl-i hükümetimiz tam bir verdiği cevaptır.
demokrat hükümetidir ve lisanımızda bu 2: Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm
hükümet halk hükümeti diye yad edilir. Yayınları, 2. baskı, sayfa 74
[8] 3: Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm
Yayınları, 2. baskı, sayfa 75
4: Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm
Türkiye'de bolşeviklik olmayacaktır. Yayınları, 2. baskı, sayfa 77
Çünkü, Türk Hükümeti'nin ilk gayesi 5: TBMM 5. Devre 3. Toplanma yılını açık
halka hürriyet ve saadet verme, konuşmasındandır. Atatürk'ün Bütün
askerlerimize olduğu kadar, sivil Eserleri, 30. Cilt, sayfa 75
halkımıza da iyi bakmaktır.[9] 6: Afet İnan, Mustafa Kemal Atatürk'ten
yazdıklarım, sayfa 66-67
7: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 3. Cilt ,
Atatürk’ün Komünizme ve Liberalizme 2. Baskı, sayfa 20
bakış açısını öğrendikten sonra 8: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 3. Cilt ,
anlamamız gereken şey, yeni Türkiye’nin 2. Baskı, sayfa 20
amacıdır. Onu da yine Atatürk’ten 9: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 3. Cilt ,
öğrenelim: Bizim inkılabımız, bir ihtilal 2. Baskı, sayfa 99
olmaktan öte, bir milli yenilenmedir. 10: Atatürk'ün Not Defterleri, ATASE, 12.
Türk inkılabının amacı, bir taraftan Türk Cilt, sayfa 17
ırkının hayat ve bekasını tehlikeye atan 11: Atatürk'ün Not Defterleri, ATASE, 12.
sebepleri ve Türk'ün refah ve Cilt, sayfa 18
SAYFA 39
TÜRK MİLLETİNİN DURUMU
YILMAZ BERK ERİM
Türk Milletinin Durumu:
Mülteci meselesi, ekonomi, terör vs. Türkiye Cumhuriyeti’nin sorunları say say bitmez.
Ancak bunlardan daha büyük bir sorunumuz var. Nedir o? Türk milletinin kendisi.
Bu saydığım sorunlar yine belirli politikalarla, stratejilerle, atılımlarla çözüme kavuşur.
Ancak bu çözümlere engel olacak sorun Türk Milletinin zihniyetidir. Çünkü bir şeylerin
değişmesini istiyorsak önce zihniyet değişmeli. Mülteci meselesinden örnek vereyim.
Günümüzde mülteci meselesi kontrolden çıkmış durumdadır. Sınırlarımızda yeterince
önlem olmadığı için mülteciler elini kolunu sallayarak giriyorlar. Bu durum
yetmiyormuş gibi giren mülteciler, kadınlarımızın ve çocuklarımızın videolarını çekip
sosyal medya hesaplarında yüklüyorlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bize yani Türk
milletine ahkam kesiyorlar. Bu olaylar artık her gün olmaya başladı. Her gün
haberlerde en az bir tane mülteci haberi görüyoruz. Ancak buna rağmen “Hepsi aynı
değil, onlar da insan.” gibi söylemler hala devam etmektedir. Ancak bu sorun tek bizde
olmuyor. Yunanistan’da 25 yaşında 3 aylık hamile bir kadın bir Afgan tarafından
kaçırılıp t*c*v*ze uğruyor. Kadın zanlıdan kurtuluyor ve Pakistanlı 3 kişiden yardım
istiyor. Yardım bahanesiyle taksi çağıran 3 Pakistanlı kadına topluca t*c*v*z ediyor. Olay
Türkiye’de bile olmuyor. Yunanistan’da oluyor. Üstelik Yunanistan’da Türkiye’de olduğu
kadar fazla mülteci yok. Bu zihniyetteki mültecilerin en az %85’i Türkiye’de. Buna
rağmen ne önlem alınıyor ne de zihniyette bir değişiklik var. Hala tozpembe hayallerle
“Onlar da insan, onlar bizim kardeşimiz.” diyenler karşımıza çıkıyor. Ne demek
istediğimi anladınız değil mi? Öncelik zihniyettir. Bugün Türk milletine bakın. Zihniyet
olarak o kadar karmaşık bir zihniyete sahip ki… Kurtarıcı olmak yerine kurtarıcı bekliyor,
ülke kötü diyor ama kötü gidişata dur demek için hiçbir şey yapmıyor, cahil
olduğumuzu söylüyor ancak kendisinin tek vasfı TikTok’ta saçma sapan dans ederek
2000 beğeniye ulaşma.
Başka bir zihniyet daha var. Bence bu zihniyet diğer bütün zihniyetler içinde en
tehlikeli zihniyettir.
SAYFA 40
Yılmaz Berk Erim - Türk Milletinin Durumu
Ülkede durum kötü olduğu halde sanki iyimiş gibi davranan, herkesi aşağılamayı seven
ama kendisine eleştiri geldiği zaman trol, hain, çomar damgalarını vuran zihniyet.
Bunlar öyle bir algı oluşturur ki kötüyü iyi, iyiyi kötü olarak gösterirler. Ülkede yapılan
işlerin doğrusuna doğru, yanlışına yanlış diyen insanlar onların gözünde terörist, hain,
bölücü, çomar ve troldür. Bu algıyı en çok muhalif kesim yapar. Eğer tarafsız bir
vatandaş muhaliflerin seveceği bir iş yaparsa muhalifler onu baştacı yapar. Ancak aynı
vatandaş muhaliflerin tersine düşecek bir iş yaparsa muhalifler hemen algı
pozisyonunu oluşturur o vatandaş için “Trol, Atatürk düşmanı, hain…” aklınıza hangi
damgalar gelirse onu yapıştırır. İktidar kesim de aynı algıyı yapar ancak onların algısı
muhaliflerinki kadar etkili değil. Yani onlar size aynı şekilde damgalar vurup gündem
oluşturabilir, ancak o gündem muhaliflerin oluşturduğu gündem kadar ayakta durmaz.
Bu zihniyet bana göre Türk Milletinin zihniyet çeşitleri arasında en tehlikeli zihniyettir.
Zihniyetleri anlattık. Genel durumda toparlayacak olursak günümüzde Türk Milletinin
durumu şöyledir:
- Tozpembe hayallerle yaşar.
- Kurtarıcı olmak istemez kurtarıcı bekler. (Eğer bulursa 2. Atatürk falan der.)
- Ülkenin durumunun kötü olduğunu bilir ancak düzeltmek için kılını bile kıpırdatmaz.
- Savaşmak yerine kaçmayı tercih eder.
- “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” felsefesi ile hareket eder.
- Kendi görüşüne ters biri eleştirilince mutlu olur, ancak kendisi eleştiriye tahammül
edemez, her şeyi bildiğini iddia eder.
- Kraldan çok kralcıdır.
- Zamanını boşa harcamaktadır.
Çözüm önerileri:
Bir şeylerin değişmesini istiyorsak önce zihniyet değişmeli demiştik. Peki bu zihniyeti
nasıl değiştirebiliriz? Mesela sosyal medyada propagandalar yapabiliriz. Bugün
insanların mülteci meselesine bu kadar odaklı olmasının sebebi sosyal medyadır.
Sosyal medya ile bir tarafın lehine iyi bir propaganda yapılabilir, bir tarafın aleyhine ise
kötü bir propaganda yapılabilir. Günümüzde artık savaşların kaderini sosyal medya
belirliyor. Ukrayna-Rusya savaşından örnek verelim. Tarafsız düşünecek olursak
Ukrayna’da Rusya’da tam manasında dost denilecek devletler değildir. Bunun
bilinmesine rağmen Türk Milleti Ukrayna’yı çok seviyor. Bunun iki sebebi Ukrayna’nın
saldırıya uğrayan taraf olması ve sosyal medyada Rusya aleyhine yapılan
propagandalardır.
İkinci olarak televizyonda propaganda yapılması. Günümüzde dizi, haber aracılığıyla
televizyon üzerinden propaganda yapılmaktadır. Düşünelim. İki tane vatandaşımız var.
Biri iktidar yanlısı kanalı izliyor, diğeri muhalefet yanlısı kanalı izliyor. Nasıl bir etki
olacaktır? İktidar yanlısı “Bir sorun yok her şey çok iyi.” diyecekken muhalefet yanlısı ise
“Hiçbir şey yolunda değil her şey çok kötü.” diyecektir. Peki bunun sebebi insanın
kendisi mi? Hayır. İzlediği kanal. Eğer bir insan bir kanala takılıkalır, sürekli aynı şeyi
izlerse bir yerden sonra beyin bu propagandaya yeniliyor ve kendini o kanalın
aktarımlarına şartlıyor.
Değişim elbette önemli. Ancak önemli olan değişimin gerçekleşeceği ortamın hazır
olup olmadığıdır. Eğer ortamı hazırlayamamışsanız zihniyeti değiştiremezsiniz.
SAYFA 41
Yılmaz Berk Erim - Türk Milletinin Durumu
Hani mucize olarak deveye hendek atlatırsınız, ancak zihniyeti değiştiremezsiniz. Önce
ortam hazır olmalı, sonra hedef kitle ile propaganda yapılacak konu belirlenmeli ve en
sonunda da propaganda başlatılıp başarılı oluncaya kadar sürdürülmeli. Türk milletinin
mevcut durumunu ancak böyle değiştirebiliriz.
Son olarak şunu söylemekte fayda var: Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsanız önce
kendinizden başlamanız gerekir.
Kitap Önerileri
Bozkırların İlk İmparatorluğu Hunlar, Atatürk İhtilali,
Prof. Dr. Ahmet Taşağıl Mahmut Esat Bozkurt
Osmanlıcılık ve İslamcılık Karşısında Türkçülük - Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,
Türkçülük, Mehmet Kaan Çelen Yusuf Akçura
SAYFA 42
HÜLAGÜ HAN İLİM DÜŞMANI
MI İDİ?
ARMAĞAN ARDA
Hülagü Han'a Bağdat kütüphanesini sözde yaktığı için "İlim düşmanı" damgası
vurulmaktadır. Lakin Hülagü, bu duruma çoktan cevap vermiştir.
XV. yüzyıl Osmanlı şairlerinden Ahmedi Hülagü bu dediğine uymuştur. Zira
(vefat 1412)'ye göre Hülegü, "kafir idi lâkin
kârdan-Bezmde âyin nedir bilürdü- Meraga Rasathanesini o inşa ettirmiştir.
Bezmde hile nedir kilurdu". Yine aynı şair,
Hülegü'nün Önasya'da fethettiği bazı Yaklaşık 450 yılından beri eski Abbasi
şehirlerin tahrip edilmesine itiraz ederek,
"bu şehirler artık senindir, bunları neden Rasathanesi'nin bulunduğu Bagdatın, m.
yıkıyorsun?" diye soran birisine:
1258 yılındaki fethinden sonra Hükümdar
"Ayruğun yapduğunu yakmak gerek-
Bikhu bend'in koparıp yıkmak gerek-Bes Hülagu, bilgin Nasiteddin et-Tüsi
dönüp yapmak gerekdir geri hem-ki
urmiya kimse benimdür deyü dem"; (ö.672/1274)'ye Batı Moğol
"Mülkü tutmak kahr ile olur hemin-Mihr ile
yek mülkü saklamak yakin." Yani: "Ülkesi imparatorluğu'nun başkenti Merága'da
tarafından fethedilmiş olan düşmanın
kendinden önce yapmış olduklarını yeni bir rasathane kurma görevi vermişti.
yakmak temelinden koparıp yıkmak, sonra
dönerek gelip onu yeniden yapmak Bir rivayete göre, Meraga'da rasathane
icabeder, taki o düşmanlar, bir zaman
gelip de bunlar öncele benin ülküm kurma fikri Hulagunun kardeşi bayak
diyemesin. Devlet kahr ve şiddetle alınır,
fakat şefkat ile muhafaza edilir" diye cevap Kaan Möngke'ye dayanmaktadır. Bu
verdiğine dair bir rivayet nakletmiştir.(1/1)
önerinin bizzat Nasireddin'den çıkmış
olması ihtimali ise daha kuvvetli
görünmektedir. Rasathanenin inşasına
1250 yılında başlanmış olup, ne zaman
bitirildiği ise bilinmemektedir.
Rasathanenin 1270 yılı civarında, yani
Hülagu'nun ölümünden (1265) birkaç yıl
sonra çalışmaya basladığı tahmin
olunmaktadır.(2)
Kalenin zabtı esnasında (Alamut)
Hülagu'nun yanında bulunan Târîh-i
Cihân Güşa yazarı Cüveynî (öl.681/1282),
Sultan Hülagu'ya kalede çok değerli bir
SAYFA 43
Armağan Arda - Hülagü Han İlim Düşmanı Mı İdi?
kütüphanenin varlığından bahsederek azımsanamayacak külliyatta kitabın
şöyle demiştir: "Orada çok güzel kitaplar mevcudiyeti göz ardı edilemez. Kısa
vardır, onları tahrip etmemek gerekir." sürede bu kadar sayıdaki kitabın Merâğa
Daha sonra şöyle devam etmiştir: "Bu Kütüphanesinde toplanması akla, acaba
teklifim Hülagu'nun çok hoşuna gitti. bu kitaplar başka kütüphanelerden mi
Onun emretmesi üzerine kültüphaneye buraya nakledildi? sorusunu
gittim, Kur'an-ı Kerimlerden ve faydalı getirmektedir. Tarihi veriler bunu teyit
kitaplardan elde edebildiklerimi aldım. etmektedir(3/3). Makrîzî (öl.845/1441),
Ayrıca astronomi sahasında kullanılan buradaki kitapların tümüne yakınının
cihazları da aldım. Akli ve naklî ilimlerle Bağdat Kütüphanesinden getirildiğini
alâkası olmayan, İsmailiyye'nin sapık iddia etmektedir(3/4).
mezhepleri için kullandıkları propaganda
kitaplarını yaktım. Kütüphanede Merâğa'da bu derece ihtişamlı
inceleme yaparken Cil ve Deylem kütüphanenin ve araştırma merkezinin
Tarihini buldum. Zira o kitap Fahrü'd- en kısa zaman da kurulmasını emreden
Devle adına kaleme alınmıştı."(3/1) Hülagu ve ilmî araştırmalarla ilgili tüm
yetkileri üzerinde toplayan değerli ilim
Batınî İsmailiyye'nin itikadından ve adamı Tüsî'nin, Bağdat Kütüphanesi gibi
yapmış olduğu intihar saldırılarıyla başta bir çok beşerî ve dinî ilimlere dair
İslâm toplumu olmak üzere tüm kitapların toplandıği kütüphaneyi
milletlere vermiş olduğu zararlardan yaktırmaları veya daha özel çabayla Dicle
bahsetmeye gerek duymuyoruz. Bu nehrine attırmalarını mantıkî bulmak
durumun çok iyi idrakinde olan mümkün müdür? O halde Tüsî neden
Hülagu'nun özellikle dini kitapların Küfe ve Hille halkının çarşı pazarda
muhafazası hususunda Civeynî'yi sattığı kitaplara talip olmaktaydı? Neden
görevlendirmesi(3/2), onun dinî Hülagu, Merâğa Medresesinde beşerî
kaynaklara, genel anlamda tüm ilmi ilimlerin yanında İslâmî ilimlerin de tahsil
eserlere duyduğu ilginin açık edildiğini bile bile -ki İbnü'lFuvatî burada
göstergesinden başka ne olabilir? Şayet tecvid ve hat dersleri vermiş, öğretim
Hülagu'nun aşırı bir İslâm düşmanı üyelerinin çoğunluğu Müslümanlardan
olduğunu düşünmüş olsak, Cüveynî'nin teşekkül etmişti- vezirine böyle bir
ilk olarak Kur'ân-ı Kerimleri koruma merkezin kurulmasını emretmiş olabilir?
altına almasına göz yumar mıydı? Şayet İslâm dini ve kültürüne karşı aşırı
düşmanlık beslemiş olsaydı böyle bir
Bağdat Kütüphanesi Tahrip Edildi Mi? girişimde bulunulmasına izin vermemesi
gerekmez miydi? Şu halde Hülagu ve
Pek çok kaynak Bağdat kütüphanesinin Tûsî'nin kitapları yok etmeyip, Bağdat
yakıldığını nakleder. Lakin aynı zamanda dönüşünde ve daha sonrasında Merağa
Kütüphanedeki kitapların yok Kütüphanesine nakletmesi kuvvetle
edilmediğine dairde kaynaklar muhtemeldir.
bulunmaktadır.
Kitapların Moğollarca yok edilmediğine
Gözlem evi ile birlikte (Meraga dair delil olabilecek yine önemli bir
Rasathanesi) inşa edilen kütüphanede rivayet İbnü'l-Fuvati'den gelmektedir. O.
400.000 kitabın bulunduğu rivayet Basra'dan bir kısım insanların Bağdat'a
edilmektedir. . Bu sayının abartı gıda maddeleri getirip karşılığında paha
olabileceği düşünülse dahi, geniş çaplı biçilmez kitaplar satın aldıklarını
ilmî çalışmaların sürdürüldüğü, , bildirmektedir(3/5). Şayet, kitaplar ve
içerisinde bugünkü anlamda kütüphaneler yakılmış veya kitaplar
üniversitenin yer aldığı kampüste nehre atılmış olsaydı Bağfat halkı kıymet
SAYFA 44
Armağan Arda - Hülagü Han İlim Düşmanı Mı İdi?
biçilemez bu kitapları nereden "Yanımdaki edebi kitapları taşımam için
bulacaktı? Kitapların el yazma eserler
olduğu düşünüldüğünde halk arasında 60 deveye ihtiyacım var"(3/6). Söz konusu
pazara çıkaracak kadar yaygın ve bol
olmasının tek geçerli sebebi olabilir. O da kitapların kütüphaneden taşınıp
geçici otorite boşluğundan istifade
ederek, halkın kitapları kütüphanelerden taşınmadığına dair net bir bilgiye sahip
almaları veya çalmalarıdır. Kitap
meraklılarının savaşın etkisinden dolayı değiliz.
halkın gıda sıkıntısı çekmesini fırsat
bilerek uygun fiyatlara bu kitapları satın (Bağdat'ın fethi sonrasında) Hülagu altı
aldığı anlaşılmaktadır. ayrı ferman yazdırarak kadınların, ilim
ehlinin, yaşlıların, kadıların, tüccarların
Süyüti, bazı hükümdarların İbn Abbâd'in canlarının güvende olduğunu belirtmiş
gelmesi yönündeki talepleri üzerine, ve fermanları şehrin değişik bölgelerine
cevaben şu haberi gönderdiğini astırmıştır. Ayrıca Bevvâbetü'l-Halbe
aktarmıştır: "Yanımdaki edebi kitapları kapısından çıkan herkesin emanda
taşımam için 60 deveye ihtiyacım var" olduğunu ilân etmiştir.(3/7)
(3/6).
Kısacası kaynaklara baktığımızda Hülagü
ne ilme düşmandır ne de ilim
adamlarına. İlime katkı için rasathane
kurdurmuş, aldığı şehirlerde de ilim ile
meşkul olanlara dokunmamıştır.
KAYNAKLAR
1-(İlhanlılar Tarihi -|- Kuruluş Devri-Doç. Dr. Abdulkadir Yuvalı, s. 172)
1/1-(Ahmedi, İskendernâme, Üniversite Kütüphanesi Türkçe yazmalar, 778, vr. 252 (ondan naklen Z.
V. Togan, s. 213); Abû'l-Farac, s. 585.)
2-(İslam'da Bilim ve Teknik-Fuat Sezgin, Cilt: 2, s. 28)
3-(Göreceli Tarih Anlayışına Bir Örnekleme: Bağdat Kütüphanesi Gerçekten Tahrip Edilfi Mi?-Metin
YILMAZ/Ekev Akademi Dergisi Yıl: 8 Sayı: 18 (Kış 2004), s. 330, 331, 332, 333, 335)
3/1-(el-Cüveyni, Alaaddin Ata Melik, Târih-i Cihan Güşa'dan naklen: Cemâleddin, Muhammed Said,
Devletü'l-Ismailiyye fi Iran, Bahs fi Tetavvüri'd-Da'veti'l-Ismâiliyye ila Kıyâmi'd-Devle ma'a Ter ceme
li'n-Nassi'l-Fárist ellezi vücide 'anhã fi Kitâbi (Târih-i Cihan Güşa), Kahire, 1999, s.121 122; Kitapçı,
Moğollar Arasında Islâmiyet, s. 102, el-Arînî, el-Moğol, s.216.)
3/2-(Özaydın, Abdülkerim, "Alamut", DIA, İstanbul, 1989,1, 336-337.)
3/3-(es-Safedi, Selähaddin Halil b. Aybek, el-Vâfi bi'l-Vefeyât, nşt. H. Ritter, Wiesbaden, 1962, I, 179;
es-Safedi, A'yanü'l-'Asr ve A'vânü'n-Nasr, Beyrut, 1998, III, 63; el-Ayni, Bedreddin Mahmûd,
'Ikdü'lCümân fi Tarihi Ehli'z-Zamân, nşr.Muhammed Emin, Mısır, 1989, II, 125.)
3/4-(el-Makrizi, Takiyyüddin Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Ali b. Abdülkadir, Sülük, nşr. Muhammed
Abdülkadir Atâ, Beyrut, 1997, 1, 510.)
3/5-(Ibnu'l-Fuvati, el-Havadisü'l-Câmi'a, s.331; el-Kazzâz, el-Hayâtü's-Siyasiyye, s. 100-101)
3/6-(es-Süyüti, el-Mlizhir fi "Ulami'l-Luğa ve Envà'iha, nşr. Muhammed Ahmed Câde'l-Mevla, Dårü İh
yai'l-Kütübi'l-Arabiyye, ty., s.97; Zeydân, Corci, Täriku Adabi'l-Lugati'l-'Arabiyye, Beyrut, 1967, III, 200.)
3/7-(Reşididdin, Câmi'u't-Tevârih,II, 289; el-Yûnînî, Kutbuddin Ebu'l-Feth Müsâ b. Muhammed b.
Muhammed b. Kutbüddin, Zeylü Mir'ati 'z-Zaman, Haydarâbâd, 1954, I, 89.)
SAYFA 45
TARİHİ KAYNAKLARDA ALP
ER TUNGA/EFRASİYAP
ARMAĞAN ARDA
Asur Kaynaklarında Alp Er Asur kaynaklarında ismi geçen Bartatua
Tunga/Efrasiyap oğlu Maduva'nın da Herodot'ta Madyas
Asur kaynakları yani çiviyazılı belgeleri Alp olarak geçen Alp Er Tunga olduğu kabul
Er Tunga/Efrasiyap hakkında çok değerli
bilgiler içermektedir. Asur kitabelerinde edilmektedir.(2) Fakat Bartatua
yer alan bilgilere göre İskitler, Gogu veya
Gog diye yazılan hükümdarları idaresinde sözcüğünün Alp Er Tunga isminin
kuzey Kafkasya'ya gelirler. Gog'un Sarati
ve Parati ya da Bartatua adlı iki oğlunun bozulmuş biçimi olduğu dikkate
Asur ülkesine taarruzundan söz edilir.
Bahsedilen Parati, Herodot'un Prothyes alındığında burada bir karışıklık olduğu
ismiyle andığı kişidir. Onun oğlu ise
Maduva'dır (Herodot'ta Madtyas). O, anlaşılmaktadır.
bütün Anadolu, Suriye ve Filistin'i
fetheder.(1) Aslında kaynaklarda bir çelişki göze
çarpmaktadır. Asur kaynaklarında geçen
Parati ya da Bartatua'dan kasıt Alp Er
Tunga olmalıdır. Zira her iki sözcük de
Alp Er Tunga adının bozulmuş veya
başka dile çevrilmiş biçimi gibi
görünmektedir.
İskitler hakkında Asur kralı Asarhaddon Hint Kaynaklarında Alp Er
devri (MÖ 681-669) vesikalarında da
bilgiler bulunmaktadır. Klasik Yunan Tunga/Efrasiyap
yazarı olan Herodot da İskitler hakkında
verilen bilgileri desteklemektedir... Alp Er Tonga ile ilgili ilk yazılı belge
Avesta'da geçmekte olup, sözkonusu
Herodot'ta Prototeus şeklinde adı geçen eserde Alp Er Tonga hilekar ve kötü
İskit hükümdarının Asur vesikalarında adı insan tipini temsil ettiği gibi İran ırkının
geçen ve Asur kralı Asarhaddon (MÖ 681- da baş düşmanı olarak gösterilir. Biz
669) ile anlaşan Bartatua olduğu, bunu Avesta'daki şu cümlelerden açıkça
görebiliyoruz: "Akıl ferasetli Goştasıp Fars
denilen yerde nehir kıyısına geldi ve
burada yüz at, bin inek ve onbin koyunu
SAYFA 46
Armağan Arda - Tarihi Kaynaklarda Alp Er Tunga/Efrasiyap
Su Tanrısına kurban ederken, şu De Groor'un Kiu T'ang su ve Sin T'ang su
dileklerde bulundu: Ey yüce ve kaynaklarına dayanarak verdiği bilgilere
merhametli Su Tanrısı!... kötülükte göre Çinliler, MÖ 623'te Si ki tsing (Si ki)
doruğuna çıkan büyük düşman Peşeng yani İskit yurduna karşı kapsamlı işgal
ile Arjasp'ı yenmeme yardım et!... " harekâtına girişmişler, onların on iki
Bundan başka yine Avesta'nın diğer bir beyliğini kendi sınırlarına katmışlardır.
bölümünde İranlıların milli kahramanı Öyle anlaşılmaktadır ki Çinliler büyük bir
Zav'ın (Zerir) de aynı şekilde Su Tanrısına fırsat yakalamışlar ve bunu
hitap ettiği ve Alp Er Tonga için "Yalancı değerlendirmişlerdir. Bu durumda Si ki
Arjasp" dediği anlaşılıyor. Avesta'da tsing (Si ki) yani İskit tarafında bir
"Arjasp" şeklinde geçen karakterin Alp Er dağılma ve çöküntü ortaya çıkmış, onlar
Tonga olduğunu Ali Şir Nevaî'nın Tarih-i yurtlarını savunamayacak duruma
Müluk-i Acem (İran Padişahlarının Tarihi) gelmişlerdir. Bu dağılma ve çöküntünün
adlı eserindeki şu ifadelerden açıkça nedenini diğer bir kaynaktan aldığımız
görebiliyoruz: "Arjasp Binni Efrasiyabkim, bilgi açıklamaktadır. De Groot'un
Türk Padişahı erdi".(3), (3/1) ifadesine göre bu kaynaklar Türkistan ile
ilgili ilk bilgileri vermektedir.(1)
Avestanın başka bir bölümünde Alp Er
Tunga şu şekilde geçer: "O zaman Zeki Velidi Togan, kaynak belirtmeden
çarçabuk Haoma'nın paymı, kahraman Çinlilerin, Orta Asyalı bir cihangirin MÖ
Haoma'nın et armağınını kesip ayır! 625'te öldüğünden bahsettiğini not
Dikkat et ki Haoma seni zincire etmiş, Yunan kaynaklarının da hemen
vurmasın, tıpkı günahkâr Turanlı aynı tarihi verdiğini işaret etmiştir. Öyle
Frangrasyan'ı (katil haydutu) bu görünmektedir ki Çinlilerin bu
yeryüzünün üçüncüsünün ortasında sıkı genişleme ve işgal harekatı MÖ 625'te
sıkıya demirle bağladığı gibi!"(4) Alp Er Tunga'nın ölümünden sonra
gerçekleşmiştir. Alp Er Tunga öldükten
Çin Kaynaklarında Alp Er hemen sonra Saka Devleti yönetimi
Tunga/Efrasiyap zafiyete düşmüş, Çinliler de bundan
yararlanmıştır.(6), (1)
"Kap tarafından Ši ki'den 5'i, Juu'nun,
Džong arasında yaşayan ve 626'da onlar Eski Yunan Kaynaklarında Alp Er
tarafından Prens Mu'ya elçi olarak Tunga/Efrasiyap
gönderildiğinde, ona yol ve yöntemler
öğreten Tsin kökenli bir Çinli olduğunu Histories adlı eserini MÖ. 430'da kaleme
öğreniyoruz (37. yüzyılda 623).) Džong'a alan Herodot, dünya tarihi konusunda
saldıran, topraklarını on iki krallığa bölen, önemli isimlerdendir. Herodot, eserinde
binlerce li'lik bir toprak açan ve böylece MO 680-669 yılları arasında Medler ile
Batı'nın Džong'unu egemenliği altına İskitlerin mücadelelerinden bahseder.
alan krallara. Bunun Türkistan hakkında Medler, Halys'a (Kızılırmak) kadar
var olan en eski belgesel rapor ilerleyip bütün halkaları kendilerine
olduğundan şüphe yoktur. Ne yazık ki o bağlarlar. Sonra Asurlarla karşılaşırlar,
çok suskun! Türkistan'ın bu erken onları yenerler. Musul yakınlarındaki
dönemde bile olduğunu duymak Ninive'yi kuşatırlar. Protothyas oğlu Kral
kesinlikle ilginç, ikinci bölümde Madyas'ın komutası altında ilerleyen
gösterileceği gibi, tıpkı Han büyük bir Skyht ordusu onların üzerine
Hanedanlığı'nda olduğu gibi bir dizi yürür. Adı geçen Skyhtler, Kimmerleri
krallıktan oluşuyordu."(5) Avrupa'dan çıkarıp sonra peşine
düşmüşler, Asya'ya girmişlerdi. Şimdi de
Medlerin toprağına yürümüşlerdi.(7)
SAYFA 47