KAYNAKLAR
Adıvar, A.Adnan, La Science chez les Turcs Ottomans, Paris 1939.
Adıvar, A.Adnan, Bilgi Cumhuriyeti Haberleri, İstanbul 1945.
Adıvar, A.Adnan, Dur, Düşün, İstanbul 1950.
Adıvar, A.Adnan, Hakikat Peşinde Emeklemeler, İstanbul 1954.
Adıvar, A.Adnan, Bilim ve Din (İlim ve Din), Sadeleştiren: Esat Nermi Erendor,
Üçüncü Baskı, İstanbul 1980.
Adıvar, A.Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, Beşinci Baskı, İstanbul 1991.
Ahmed Cevdet Paşa, Takvîmü’l-Edvâr (Takvimler), Hazırlayanlar: Remzi Demir ve
Yavuz Unat, Ankara 1996.
Ahmed Rıza Bey, Batı’nın Doğu Politikasının Ahlâken İflası, Fransızca’dan Çeviren:
Ziyad Ebüzziya, Ankara 1988.
Akkaya, M.Şükrü, Tarih Metodu ve Felsefesi Notları, Ankara 1938.
Aktepe, M.Münir, “Taşköpri-zâde”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 12/I, İstanbul 1979,
s.42-45.
Akün, Ömer Faruk, “Bursalı Mehmed Tâhir”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 6,
İstanbul 1992, s.452-461.
Ali Rıza Bey, Beş Senelik Umûr-ı Baytarîyye Programı, Ankara 1924.
Arslan, Ahmet, İbni Haldun’un İlim ve Fikir Dünyası, Ankara 1987.
Aynî, Mehmed Ali, Muallim-i Sânî Fârâbî, İstanbul 1913/1914.
Aynî, Mehmed Ali, Dârü’l-Fünûn Tarihi, Hazırlayan: Metin Hasırcı, İstanbul 1995.
Bayezidof, Atâullah, İslâm ve Medeniyet, Yalınlaştıran: İbrahim Ural, Ankara 1993.
Brockelmann, C., “İbn Hallikân”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 5/2, İstanbul 1988, s.745-
746.
Bursalı Mehmed Tâhir Bey, Osmanlı Müellifleri, 4 Cilt, İstanbul 1915-1944.
Bursalı Mehmed Tâhir Bey, Osmanlılar Zamanında Yetişen Kırım Müellifleri,
Hazırlayan: Mehmet Sarı, Ankara 1990.
Bursalı Mehmed Tâhir Bey, Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri, Hazırlayanlar:
Remzi Demir ve Yavuz Unat, Ankara 1995.
Çabuk, Vahid, İslâm Ansiklopedisi Dizini, Ankara 1994.
Çelebi, Muharrem, “Corcî Zeydân”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 8, İstanbul 1993,
s.69-71.
51
Cündioğlu, Dücane, “Ernest Renan ve ‘Reddiyeler’ Bağlamında İslâm-Bilim
Tartışmalarına Bibliyografik Bir Katkı”, Dîvân-İlmî Araştırmalar, Yıl: 1996, Sayı: 2,
s.1-94.
Demir, Remzi ve Yavuz Unat, “Ahmed Cevdet Paşa’nın Önerdiği Yeni Bir Takvim”,
Belleten, Cilt LXI, Sayı 230, Ankara 1997, s.111-121.
Demir, Remzi, Osmanlılar’da Bilimsel Düşüncenin Yapısı, Ankara 2001.
Dizer, Muammer, “Gökmen, Mehmet Fatin”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 14,
İstanbul 1996, s.142.
Dölen, Emre, Osmanlılar’da Kimyasal Semboller ve Formüller (1834-1928), İstanbul
1996.
Dölen, Emre, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Bilim”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e
Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 1, s.154-196.
Durusoy, Ali, “İbn Sînâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 20, İstanbul 1999, s.322-331.
Ebüzziya, Ziyad, “Ahmed Rıza”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul 1989,
s.124-127.
Ebüzziya, Ziyad, “Ebüzziyâ Mehmed Tevfik”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 10,
İstanbul 1994, s.374-378.
Ergin, Osman, İstanbul Mektepleri ve İlim, Terbiye ve Sanat Müesseseleri Dolayısıyla
Türkiye Maarif Tarihi, 5 Cilt, İstanbul 1939-1943.
Erk, Nihal ve Ferruh Dinçer, Türkiye’de Veteriner Hekimlik Öğretimi ve Ankara
Üniversitesi Veteriner Fakültesi Tarihi, Ankara 1970.
Fârâbî, İhsâ’ü’l-‘Ulûm (İlimlerin Sayımı), Türkçe’ye Çeviren: Ahmet Ateş, 3. Baskı,
İstanbul 1990.
Fatma Aliyye Hanım, Terâcim-i Ahvâl-i Felâsife, 1. Cilt, İstanbul 1899/1900.
Fazlıoğlu, İhsan, “İbnü’l-Ekfânî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 21, İstanbul 2000,
s.22-24.
Fındıklılı İsmet Efendi, Tekmile el-Şakâ’ik fî Hakk Ehl el-Hakâ’ik, Yayına
Hazırlayan: Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989.
Gibb, H.A.R., “Tarih”, İslâm Ansiklopedisi, İkinci Baskı, Cilt 11, İstanbul 1979,
s.782-799.
Goldziher, Ignace, Klasik Arap Literatürü, Çevirenler: Azmi Yüksel ve Rahmi Er,
Ankara 1993.
Gökyay, Orhan Şaik, Kâtip Çelebi, Hayatı, Kişiliği ve Eserlerinden Seçmeler, 2.
Baskı, Tarihsiz.
52
Günaltay, Şemseddin, “İslâm Medeniyetinde Türklerin Mevkii”, Birinci Türk Tarihi
Kongresi (Konferanslar-Münakaşalar), Ankara 1932, s.289-306.
Hizmetli, Sabri, İslam Tarihçiliği Üzerine, Ankara 1991.
İbn Hallikân, Vefayâtü’l-A‘yân, Arapça’dan Türkçe’ye Çeviren: Mehmed ibn
Mehmed Rodosîzâde, Cilt 2, İstanbul 1280 (1864).
İbn-i Hişâm, Hz. Muhammed’in Hayatı, Çevirenler: Neşet Çağatay ve İzzet Hasan,
Ankara 1992.
İzgi, Cevat, “Ebcedü’l-‘Ulûm”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 10, İstanbul 1994, s.70-
71.
Kâhya, Esin, “Ord.Prof.Dr. Aydın Sayılı’nın Ardından”, Belleten, Cilt LVIII, Sayı
221, Nisan 1994, s.241-263.
Karakuş, Rahmi, Felsefe Serüvenimiz, İstanbul 1995.
Kâtib Çelebi, Keşf el-Zünûn ‘an Esâmî el-Kütüb ve el-Fünûn (Lexicon
Bibliographicum et Encyclopaedicum), Cilt 1, Latince Çevirisi İle Birlikte Yayıma
Hazırlayan: Gustavus Fluegel, Leipzig 1835.
Kaya, Mahmut, “İhsâ’ü’l-‘Ulûm”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 21, İstanbul 2000,
s.549-550.
Kazancıgil, Aykut ve Vural Solok, Türk Bilim Tarihi Bibliyografyası (1850-1981),
İstanbul 1981.
Köprülü, Orhan F., “Adıvar, Abdülhak Adnan”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 1,
İstanbul 1988, s.375.
Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı (Meâl), On Dördüncü Baskı, Ankara 1987.
Kurtuluş, Rıza, “Câmi‘u’l-‘Ulûm”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 7, İstanbul 1993,
s.134.
Mazıoğlu, Hasibe, “Sinan Paşa”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 10, İstanbul 1988, s.666-
670.
Mehmed Mansur, İskenderiye Kütüphanesini Müslümanlar mı Yaktı?, Sadeleştiren:
Fahri Unan, Ankara 1995.
Molla Lütfî’l-Maqtûl, La Dublication de l’Antel (Platon et le Probléme de Délos),
Arapça Metni Hazırlayan: Şerefettin Yaltkaya, Fransızca’ya Çeviren ve Giriş’i
Yazan: Abdülhak Adnan ve Henry Corbin, Paris 1940.
Nâmık Kemâl, Renan Müdâfaanâmesi, Hazırlayan: Abdurrahman Küçük, İstanbul
1988.
Nev‘î Efendi, İlimlerin Özü (Netayic el-Fünûn), Yayıma Hazırlayan: Ömer Tolgay,
İstanbul 1995.
53
Osman Şevki, Beşbuçuk Asırlık Türk Tabâbeti Tarihi, İnceleme ve Dipnotlarla
Birlikte Yalınlaştıran: İlter Uzel, Ankara 1991.
Plessner, M., “Tarih”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 11, İstanbul 1979, s.777-782.
Rıza Tevfîk, Mufassal Kâmûs-ı Felsefe, Cilt 2, İstanbul 1330.
Russell, Bertrand, Felsefe Meseleleri, Çeviren: A.Adnan Adıvar, İstanbul 1935.
Rosenthal, F., A History of Muslim Historiography, İkinci Baskı, Leiden 1968.
Saçaklızâde Eş-Şeyh Muhammed ibn Ebî Bekr el-Mar‘aşî, Tertîb el-‘Ulûm, Yayıma
Hazırlayan: Muhammed ibn İsmâ‘îl es-Seyyid Ahmed, Beyrut 1988.
Sâlih Zeki, Kâmûs-ı Riyâziyyât, Cilt 1, İstanbul 1892/1893.
Sâlih Zeki, Âsâr-ı Bâkıye, 2 Cilt, İstanbul 1911.
Sâlih Zeki, Dârü’l-Fünûn Konferansları, Cilt 1, İstanbul 1331 ve Cilt 2, İstanbul
1331.
Saraç, Celâl, Salih Zeki Bey, Hayatı ve Eserleri, Yayına Hazırlayan: Yeşim Işıl
Ülman, İstanbul 2001.
Sarton, George, Bilim Tarihinde Yöntem, Derleyen: Remzi Demir, Ankara 1997.
Sayar, Ahmed Güner, A.Süheyl Ünver, (Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri), 1898-1986,
İstanbul 1994.
Sayılı, Aydın ve R.N. Frye, “Selçuklular’dan Evvel Orta Şark’ta Türkler”, Belleten,
Cilt 10, Ankara 1946, s.97-131.
Sayılı, Aydın, Türkler ve Bilim, İstanbul 1976.
Sayılı, Aydın, “Turkish Contributions to Scientific Work in Islam”, Belleten, Cilt 43,
Ankara 1979, s.715-737.
Sayılı, Aydın, “Ortaçağ Bilim ve Tefekküründe Türklerin Yeri”, Türk Kültüründen
Görüntüler Dizisi, Sayı 1, Ankara 1985.
Sayılı, Aydın, “Bilim Tarihi Perspektifi İçinde Bilgi ve Bilim”, Bilim Kavramı
Sempozyumu Bildirileri (15 Mayıs 1984), Ankara 1985, s.5-24.
Sayılı, Aydın, “Profesör Aydın Sayılı’nın Kısa Biyografisi ve Bilimsel Faaliyetleri”,
Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi,
İngilizce’den Çeviren: Melek Dosay, Ankara 1994, s.576-595.
Subhi Edhem Bey, Nevsâl-i Baytarî, İstanbul 1334 (1915/1916).
Şemseddin Sâmî, Medeniyyet-i İslâmiyye, Hazırlayan: Remzi Demir, Ankara 1996.
Taeschner, Franz, “Osmanlılar’da Coğrafya”, Türkiyât Mecmuası, Çeviren: Hâmid
Sadi Bey, Cilt 2, 1928, s.271-314.
54
Taşköprülü-zâde, Mevzû‘atü’l-‘Ulûm, 2 Cilt, Türkçe’ye Çeviren: Kemâleddin
Mehmed Efendi, İstanbul 1313.
Taşköprülü-zâde, Eş-Şekâ’iku’n-Nu‘mânîye fî ‘Ulemâ’i’d-Devleti’l-‘Osmânîye,
İnceleme ve Notlarla Yayımlayan: Ahmed Subhi Furat, İstanbul 1985.
Tekeli, Sevim, “Hocamız Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’yı Uğurlarken”, Araştırma, Cilt
13, Ankara 1991, s.1-11.
Terzioğlu, Arslan, “Ord.Prof.Dr. Ahmet Süheyl Ünver’in İlim ve Tıp Tarihçiliği”,
Ord.Prof.Dr. Ahmet Süheyl Ünver (1898-1986), Düzenleyen ve Yayıma Hazırlayan:
Ekrem Kadri Unat, İstanbul 1986, s.19-27.
Uğur, Mücteba, Buhârî, Ankara 1989.
Ülken, Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Üçüncü Baskı, İstanbul 1992.
Ünver, Süheyl, Uygurlar’da Tababet, İstanbul 1936.
Ünver, Süheyl, Selçuk Tababeti, Ankara 1940.
Ünver, Süheyl, Türk Pozitif İlimler Tarihinde Bir Bahis, Ali Kuşçu, Hayatı ve
Eserleri, İstanbul 1948.
Ünver, Süheyl, Fâtih Devri İlim, Sanat ve İçtimâî Tekâmül Hamlelerine Umûmî
Nazar, İstanbul 1953.
Ünver, Süheyl, İstanbul Rasathanesi, Ankara 1969.
Ünver, Süheyl, Bursalı Kadızâde-i Rûmî ve Devrinin Diğer Bilimcileri, İzmir 1970.
Yazan, Ümit Meriç, Cevdet Paşa’nın Toplum ve Devlet Görüşü, Üçüncü Baskı,
İstanbul 1992.
Zeydân, Corcî, Medeniyyet-i İslâmiyye Tarihi, Arapça’dan Çeviren: Zeki Mugâmiz, 5
Cilt, İstanbul 1910-1912.
EKLER
Burada sunulan ekler, İbn Hallikân’ın, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi’nin,
Fatma Aliyye Hanım’ın ve Sâlih Zeki Bey’in eserlerinden seçilmiş ve tarafımızdan
yalınlaştırılmıştır; maksat, çağlar boyunca gerçekleştirilen ve bilim tarihini
ilgilendiren çalışmaların niteliği konusunda okuyucuyu, bir nebze de olsa
aydınlatmaktır.
Son ek ise, büyük üstat Adnan Adıvar’ın Vatan gazetesinde yayımlanan bir
makalesidir ve çoğu Aydın Sayılı tarafından yazılmış olan Fârâbî’yle ilgili
makalelerin eleştirel bir değerlendirmesini yapmayı amaçlamaktadır.
(EK - 1)
Mehmed ibn Mehmed Rodosîzâde tarafından Tercüme-i Vefayâtü'l- A'yân li-
İbn Hallikân (2 cilt, İstanbul 1864) adıyla Türkçe'ye tercüme edilen İbn Hallikân'ın
Vefayâtü'l-A'yân'ında Fârâbî şöyle tanıtılmıştır:
55
"Ebu Nasr Muhammed ibn Tarhan ibn Uzluk el-Fârâbî et-Türkî el-Hakîm el-
Meşhur: Fârâbî, İslâm Devleti’nin yetiştirmiş olduğu filozofların önde gelenlerinden
olup, İkinci Öğretmen’dir. Doğum yeri, Türkistan şehirlerinden Fârâb dedikleri
beldedir. Önceleri, seyahat ederek Bağdad'a geldiği sıralarda, Türk diline ve diğer
dillere vakıf olup, lâkin Arap dilini iyi bilmediğinden, Arapça öğrenmeye başlamış ve
kısa bir süre içinde bu dili de öğrenmiştir. Daha sonra felsefî ilimleri edinmek için
elinden geleni yapmıştı. Bu günlerde, Ebû Bişr Matâ ibn Yûnus adıyla tanınan meşhur
filozof da Bağdad'a gelmişti. Bu filozofun mantık biliminde büyük bir mahârete sahip
olduğu bilindiğinden talebeler onun meclisinde toplandılar. O da, bunlara
Aristoteles'in mantık eserlerini öğretip, yazdırma yoluyla söz konusu eseri şerh
ederdi. Fârâbî de, bu âlimden mantık ilmini iyice öğrenip, şerhini yazdı. Ondan sonra
Harran'a gidip, Yuhannâ ibn Haylân adlı Hıristiyan bir filozoftan da bir süre mantık
okuyup, yine Bağdad'a döndü ve felsefî ilimlerle uğraşmaya başlayarak, Aristoteles’in
eserlerinin tamamını inceledi; sorunların kavranmasında mâhir ve yazarın maksadına
vâkıf olup, meziyetlerini ve inceliklerini keşf ve izaha kâdir olmuştu.
Nakledilir ki Fârâbî, Aristoteles’in Nefisler Kitabı adıyla tanınan eserinin
arkasına, kendi hattıyla "Bu kitabı, üstaddan yüz defa okudum." diye yazmış ve
Fârâbî'ye sorup, "Bu ilmi siz mi yoksa Aristoteles mi daha iyi bilir?" dediklerinde,
"Eğer Aristoteles’in vaktine erişmiş olaydım, onun en büyük öğrencilerinden
olurdum." diye cevap vermiş.
Sonuçta, Fârâbî, filozofların ilimlerini büyük bir gayret sarf ederek öğrenmiş ve
bu fende seçkinleştikten sonra "İkinci Öretmen" lâkabına layık olmuştur. Sonra
Dımaşk'a ve oradan da Mısır'a gitti. Daha sonra yine Dımaşk'a dönerek Şam'da
yerleşti. O zamanlarda Şam, Seyfüddevle ibn Hamdân'ın idaresinde idi; nakledilir ki
Fârâbî ilk olarak Seyfüddevle'nin meclisine girdiğinde, onun meclisi her zaman
âlimlerin toplandıkları bir yer olduğu için, yine öyle ilim ve irfan sahipleriyle tıka
basa doluydu. Fârâbî, derviş yaradılışlı olduğundan, sırtında Türkler’e özgü yün elbise
ile meclise geldiğinde, ayakta durup bir yere oturmadı. Seyfüddevle, Fârâbî'ye
dönerek "Otur!" dediğinde ise, Fârâbî "Nereye oturayım?" dedi. Seyfüddevle'nin
"Lâyık olduğun ve hak ettiğin yere otur." demesi üzerine, Fârâbî, hemen, mecliste
bulunan âlimlerin omuzlarından atlayarak, gidip Seyfüddevle'nin tahtının kenarına
oturdu. Fârâbî'nin bu davranışı, Seyfüddevle'ye çok kaba geldi. Hizmetini gören
hademelerle, başkası anlamasın diye, özel bir dille konuşurdu. Gizli bir iş sipariş
vermek gerektiğinde, bu dille sipariş verirdi. Yine eski adeti üzere, bu dille
hademelere hitap edip, "Bu koca herif küstahlık yaptı. Şimdi buna birkaç soru
soracağım. Şayet cevap veremezse, yakasından tutup dışarı çıkarın ve haddini bildirin
ki bir daha bu türden bir küstahlığa cesaret edemesin." dedi. Fârâbî ise, bütün dilleri
bildiği için, Seyfüddevle'nin hademelerine ferman eylediği şeyleri anlayıp, yine o
dille Seyfüddevle'ye "Ey mutlu Sultan, biraz sabreyleyip, acele buyurmayın; zira her
şey sonunda anlaşılır." dediğinde, Seyfüddevle, Fârâbî'nin şifreli konuşmaları
anladığına şaşırmış ve "Yahu sen bu dili bilir misin?" dediğinde, o da "Evet; bundan
başka yetmiş dil daha bilirim." demiş ve bundan ötürü Fârâbî'nin Seyfüddevle'nin
nazarındaki yeri çok yükselmiştir.
Ondan sonra Fârâbî, mecliste bulunan âlimlerle konuşmaya başlayıp, her birini,
ustalıkla ve maharetle, bildiklerini iddia ettikleri konularda susturduktan sonra, türlü
türlü fenlerden birçok incelikleri ve hakikatleri aktarmaya başladığında, mecliste hazır
bulunanlar anlatılanları yazmaya koyuldular.
Seyfüddevle, Fârâbî'nin fazilet ve kemâlini gördüğünde, kendisine büyük bir
hürmet gösterip, özel olarak görüşmek için mecliste bulunanları başından savdı ve
Fârâbî ile yalnız kaldı. Daha sonra Fârâbî'ye aç olup olmadığı sorulduğunda, aç
olmadığını söyledi; halis şarap sohbetine katılıp katılmayacağı sorulduğunda affını
diledi. Ruhun gıdası olan saz ve evtar sedası ile ney ve flüt sesi dinleyip
dinlemeyeceği sorulduğunda ise, dinleyebileceğini söylediği için, sâzende câriyelerin
56
gelmesi emredildi. Her biri, vadisinde önde gelen ve seçkinleşen câriyeler, Sultan’ın
huzuruna çıkıp, tek tek sazlarını çalmaya başladıklarında, Fârâbî, bunlarla musiki
kanunu gereğince konuşup tartışmaktan geri kalmayınca, Seyfüddevle, ona hitap edip,
"Öyle görünüyor ki bu fende de büyük bir mahâretiniz var." dediğinde, "Evet." diye
tasdik ettikten sonra, derhal belinden bir kese alıp, içinden bir saz çıkardı. Düzen
verip çalmaya giriştiğinde, mecliste bulunanların hepsi gülümsemeye başladı. Ondan
sonra, saza başka bir düzen verip tellerini okşadığında, hepsi, hatta kapıda duranlar
bile uykuya vardığından, Fârâbî meclisten çıkıp gitti.
Kanun ismiyle tanınan sazı ilk defa Fârâbî'nin icat ettiği söylenmektedir.
Fârâbî, çoğu zaman yalnız yaşayıp, kalabalıktan uzak dururdu. Şam'da olduğu sırada
kitap yazmakla meşgul olup, geçimini Seyfüddevle'nin emriyle Beytü'l-Mâl'dan (yani
hazineden) her gün verilen dört dirhemle karşılıyordu. Bu miktar ile yetinip kanaat
eylemişti. Üç yüz otuz dokuz (339 Hicrî/950 Miladî) tarihinde Şam'da vefat ettiğinde,
Seyfüddevle, ileri gelenlerden dört kişiyle cenaze namazını kıldı ve Şam civarında bir
yere defnedildi. Yüce Allah rahmet etsin. İntikal eylediğinde, yaşı seksene
ulaşmıştı."136
(EK - 2)
Taşköprülüzâde Ahmed Efendi’nin Arapça olarak yazdığı Miftâhü’s-Sa‘âde ve
Misbâhü’s-Siyâde’si, oğlu Kemâleddin Mehmed Efendi tarafından Mevzû‘âtü’l-
‘Ulûm adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir; bu çeviride, meselâ ‘ilmü’n-nebât (botanik),
‘ilmü’l-hayavân (zooloji), ‘ilmü’l-ma‘âdin (mineraloji), ‘ilmü’l-cevâhir (değerli taşlar
bilimi), ‘ilmü’r-riyâka (su çıkarma bilimi), ‘ilmü’l-hendese (geometri), ‘ilmü’l-‘aded
(aritmetik), ‘ilmu keyfiyyeti’l-ersâd (gözlem yapma bilimi), ‘ilmü’l-âlâti’r-rasadiyye
(gözlem araçları bilimi), ‘ilmu suvari’l-kevâkib (takım yıldızları bilimi) şöyle
tanıtılmıştır137:
‘İlmü’n-Nebât
“Bu ilimde, bitki türlerinin özelliklerinden ve niteliklerinden ve biçimleri,
yararları ve zararlarından söz edilir. Ve faydası ve menfaati, bunlar ile tedâvidir. İbn
Baytâr’ın bu ilimde üstün bir tasnifi vardır. Ve dahi Kitâb mâ lâ Yüsi‘ el-Tabîb
hepsinden kapsamlıdır ve bundan daha yararlı bir kitap yoktur. Ve bazı bitki
özellikleri dahi tıp kitaplarının içinde bulunmaktadır.
‘İlmü’l-Hayavân
Bu ilim, hayvan türlerinin özelliklerinden ve niteliklerinden ve yararlarından ve
zararlarından söz eder. Ve bunun konusu, gerek karada ve gerekse denizde yaşasın,
yürüyen, sürünen, uçan ve bunların dışında kalan hayvanların cinsidir. Ve bundan
maksat hayvanlardan yararlanmak ve tedavide kullanmak ve zararlarından sakınmak
ve korunmak ve nihayet her birinin ilginç yönlerini ve durumlarını ve alışılmadık
özelliklerini ve davranışlarını anlamak ve kavramaktır. Meselâ Endülüs’ün Batı’sında
bir hayvan vardır ki insan, bunun en üst kısmını yese, ona özellikle ilm-i nücûm
verilir. Ortasını yese, ona ilm-i nebât verilir. Altını, yani kuyruğu tarafını yese, ona
Yer içinde saklı olan suların bilgisi verilir ve bu yüzden bir yere gelse ki su
bulunmaya, kaç zirâ‘dan su çıkar tayin eder. Ve bu ilimde, Kemâlüddîn el-Demîrî,
biri kısa biri uzun olmak üzere iki mükemmel eser yazmıştır. Asıl müellif
136 Mehmed ibn Mehmed Rodosîzâde, Tercüme-i Vefayâtü'l- A'yân li-İbn Hallikân, Cilt 2,
İstanbul 1864, s.195-199’dan yalınlaştırılarak alınmıştır.
137 Bu yalınlaştırmada baskı nüsha kullanılmıştır; bkz., Taşköprülüzâde Ahmed Efendi,
Mevzû‘atü’l-‘Ulûm, 2 Cilt, Türkçe’ye Çeviren: Kemâleddin Mehmed Efendi, İstanbul 1313.
57
(Taşköprülüzâde Ahmed Efendi), “Ben onu görmüşümdür.” derler. Ve dahi
“Havâssü’l-Hayavân olarak adlandırılan bir muhtasar gördüm. O bile bu konuda
kâfîdir. Lâkin yazarını bilemedim.” diye buyururlar”138.
‘İlmü’l-Ma‘âdin
“Bir ilimdir ki onunla filizlerin durumları malum olur ki tabîatları ve renkleri
nicedir, ve madenlerde oluşum keyfiyeti ne biçimdedir; ve ayrıca bunların çıkarılış
yolu ve topraksal parçalarından kurtarılmaları ve tabîatlarının ve ölçülerinin
farklılıkları bilinir. Madenlerin sayısına gelince, bütün madenler yedi yüzdür
demişlerdir. Ve bunun yararı, havas ve avamdan hiçbir kimseye gizli değildir. Ve bu
ilimde birçok eser vardır; ama Tûsî’nin telifinden daha yararlısı ve daha kapsamlısı
yoktur.
‘İlmü’l-Cevâhir
Bir ilimdir ki, gerek elmâs ve la‘l ve yakut ve fîrûze gibi karasal cevherler
olsun, gerek inci ve mercan ve bunların dışındakiler gibi denizsel cevherler olsun,
madenî cevherlerin keyfiyetinden söz eder. Ve konusu, her birinin iyisini ve güzelini,
böyle olmayandan ve çirkininden ayırmak ve her bir türe özgü olan alâmetler yoluyla
belirlemek ve saptamaktır. Ve her birinin yararlarını ve özelliklerini bilmektir. Ve bu
ilmin, gayesi ve maksadı, hiçbir kimseye gizli değildir. Ve bu alanda birçok eser
vardır ki tanınmıştır”139.
‘İlmü’r-Riyâka
“Yani suların çıkarılması ki bazı araziden su çıkarmaktır, bazı emâreler
vasıtasıyla ki varlığına delâlet eder ve yakın mıdır veyahut Yer’in dibinde uzak mıdır
malum olur. Bu dahi toprağının rayihasını koklamakla veyahut üstünde bazı bitkiler
görünmekle veyahut toprağında bazı özel hayvanlar özel hareket ile bulunmak ile
malum olur. Ve bu ilmin sâhibine elbette kâmil bir duyuş ve güçlü bir tahayyül
gerekir. Ve bunun yararı açık ve seçiktir; zira bütün arazide ulu dağlardan ve yüksek
mekanlardan aşağılara doğru, vadilerin içlerinde nehirlerin akması az gerçekleşir bir
hadisedir; ol takdirce nice yerlerde, anılan ilim aracılığıyla insan ve hayvan ve
bitkilerin gelişmesi ve büyümesi için su çıkarmaya tam bir ihtiyaç olduğunda kuşku
yoktur. Ve bu sanatın aslı, her yerin özelliklerini ve toprağının durumlarını ve
renklerini ve özelliklerini ki dağsal ve düzlük müdür ve çölsel ve kumluk mudur,
iyice kavramaktır. Ve bu ilim, suyun varlığının bilinmesi yönünden firâset ilminin
dallarındandır ve toprağı kazmak ve suyu Yer yüzüne çıkarmak yönünden hendese
ilminin dallarındandır; gaflet olunmaya”140.
‘İlmü’l-Hendese
“Bir ilimdir ki onunla miktarların ve eklerinin durumları ve bazılarının, bazıları
katında nisbeti ve özellikleri ve şekilleri bilinir. Bu ilmin konusu, mutlak miktarlardır,
yani çizgi, yüzey ve matematiksel cisimdir ve bunların ekleridir ki açı, nokta ve
şekildir. Yararı, varlıkların anılan durumlarını bilmektir ve zihne sonradan edinilen
bir keskinlik ve nüfûz kabiliyeti verir ki onunla mütefekkire kuvvetinin atı, güçlü bir
temrin ile alıştırılmış olur; ilimlerin gizli yönlerini, derin sorunları, bilinmeyen
alanları ve güç konuları incelemekte ve anlamakta çabuklaşır; akranını geçme
yollarını öğretir, âlimler meydanında parmakla gösterilmesini ve seçkinleşmesini
sağlar; zira ittifak eylemişlerdir ki ilimlerin burhan yönünden en güçlüsü hendesî
ilimlerdir.
138 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.356.
139 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.357.
140 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.381-382.
58
Ve dahi bütün ilimlerin ortak yararlarındandır ki onunla, “mürekkeb cehalet”
hastalığı iyileştirilir ve aklî yetenekler eğitilir ve güçlendirilir; zira bunlar yakînî
ilimlerdir ki burada vehmin etkisi yoktur; bu durumda zihin, vehmin üstünlük
kurmaya çalıştığını kavrayan ve vehim dahi, her vecihle zihin tarafından ele geçirilen
ve boyun eğdirilen olur. Mürekkeb cehaletin ana nedeni, elbette, vehmin akla
galebesidir. Vehim mağlup olunca, mürekkeb cehalet dahi yok edilir ve ortadan
kaldırılır. Bu konuda yazılan eserlerin en tanınmışı ve en açığı, Hoca Nasîr-i Tûsî’nin
Kitâb-ı Öklîdes’e yaptığı Tahrîr’idir; ve en kısası ve en güzeli ise Ebherî’nin Eşkâl-i
Te’sîs’i ve Kâdızâde-i Rûmî’nin buna Şerh’idir. İbn Sînâ dahi Kitâb-ı Şifâ’’da bu
ilimlerden yeterince söz etmiştir. ‘Allâme dahi, eserlerinde bu fennin hakikatlerinden
yeterli miktarda söz etmiştir”141.
‘İlmü’l-‘Aded
“Arismâtîkî diye de adlandırılır; bir ilimdir ki onunla türler, durumlar ve
bazılarının bazılarından oluşum biçimi bilinir142 ve konusu, özellikleri ve gerekleri
yönünden sayılardır.
Ve Sakat el-Zined fî ‘İlm el-‘Aded, bu ilimde olan muhtasar kitaplardandır;
Kitâbu Şifâ’’nın bölümlerinden Kitâbu Arismâtîkî mutavassıtadandır ve Kitâbu
Nikomahos ki Aristoteles’in babasıdır, mabsûtadandır. Ve yararı, maddeden
soyutlanmış olan nesnelere ve bununla ilgili şeylere bakarak, nefse riyazet vermektir.
Bu yüzdendir ki eskiler, diğer ilimlerden – hatta mantık ilminden – önce bu ilmi
öğretirlerdi ve bu öne alışın bir sebebi dahi budur ki sayı, âlemi temsil eder; zira âlem,
kendisinin dışında bir Vâcib-i Mücerred’ten sâdır olduğu gibi, sayı dahi Vâhid’den
doğar ki bu Vâhid, sayının dışındadır; çünkü Vâhid sayı değildir. Bu fennin dalları
dahi çoktur. Her birini İnşâallah-ı Ta‘âlâ yakında sunarız”143.
‘İlmu Keyfiyyeti’l-Ersâd
“Bir ilimdir ki onunla göksel hareketlerin miktarlarını öğrenmenin nasıl olacağı
bilinir. Ve yararı, astronomi ilmini olgunluğa erdirmek ve zîcleri anlamak ve bunların
düzenlenmesini sağlayan yolu kolaylaştırmaktır. İbn Heysem’in Kitâb el-Ersâd’ı bu
fennin kuramsal kısmını kapsar; Allahu A‘lem.
‘İlmü’l-Âlâti’r-Rasadiyye
Bir ilimdir ki onunla, gözleme başlamadan önce gözlem araçlarını tanımanın
nasıl olacağı bilinir. Zira gözlem elbette tamam olmaz, ancak nice araç ve gereç
türleri ile olur ki ahalisi ilginç bir biçimde tertip eylemişlerdir. Ve bu aletleri tanımak,
durumlarının bilgisine dayanır. Hâzinî’nin Kitâb el-Âlât el-‘Acîbe’si bunları
kapsar”144.
‘İlmu Suvari’l-Kevâkib
“Malum ola ki müneccimler, sabit yıldızlar feleğinde kırk sekiz sûret (takım
yıldızı) tasavvur eylemişlerdir. Bunlardan burçlar kuşağı (ekliptik) üstünde, burçları
belirlemek için on iki sûret ve Ay’ı belirlemek için yirmi sekiz menzil tasavvur
olunur. Ve anılan sûretlerin bazısı dahi bazısının içinde bulunur. Ve bu sûretler sebebi
ile sabit yıldızlardan bin iki yüz yirmi (1220) yıldız belirleyip, her birinin konumlarını
enlem ve boylamda bilip ve onlardan her bir bütünü yaklaşık olarak miktarda eşit
kılıp altı mertebe üzere tertip eylemişlerdir ki birinci mertebesi hepsinin büyüğü ola
ve bu kıyas üzere diğerleri de sıralana. Ve bu alanda ‘Abdurrahman Sûfî’nin Risâle
141 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.402.
142 Tanım yetersizdir; muhtemelen çeviride bir yanlış yapılmıştır.
143 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.404.
144 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.413.
59
Suvar el-Kevâkib’i gâyet yararlı bir risaledir. Ve Muhyiddîn el-Magribî’nin dahi bir
risalesi vardır”145.
(EK - 3)
Fatma Aliyye Hanım'ın Terâcim-i Ahvâl-i Felâsife'sinde İbn Sînâ şöyle
tanıtılmıştır:
"İbn Sînâ Ebû ‘Ali el-Hüseyin ibn ‘Abdullah, Hicrî 370 (Milâdî 980/981)
senesinde Buhârâ yakınlarındaki Efşene’de doğmuştur. 428'de (Milâdî 1037)
Hemedân'da vefat eylemiştir. Pederi, aslen Belhli olup, sonra Efşene’de ikâmet
etmişti. Hânesinde daima mezhepdaşlarıyla filozofâne ve dindarâne sohbetlerde
bulunurdu. Genç İbn Sînâ'nın ilk mektebi, evi idi. On yaşında iken Kur’ân-ı Kerîm'i
hıfz ve pek güzel tilâvet eylediği gibi, ilimlerde dahi epeyce ilerlemişti. Yüksek
ilimleri tahsilden sonra, İsâ ibn Yahyâ adlı bir Hıristiyan tabibten tıp tahsil etti ve
rivâyet olunduğuna göre, on altı veya on yedi yaşında iken meşhur bir tabib oldu.
Buhârâ Emîri Nûh ibn Mansûr pek tehlikeli surette hasta olmuş ve İbn Sînâ'yı
getirterek onun tedavisiyle şifa bulmuştur. İbn Sînâ’nın, bu Emîr'in yanında haysiyet
ve itibar kazanması, kendisini birçok kitabın yanında bulunmak şerefine
kavuşturmuştur. Yani, Emîr'in kütüphanesinden çok yararlanmış ve o sıralarda
felsefeye dair iki eser yazmıştır. Sâmânoğulları Hânedânı’nın düşmesi, kendisini bu
hazinelerden ayırmıştır. Yirmi iki yaşında Buhârâ'ya vedayla Hârezm'in başkenti olan
Cürcâniyye'ye gitmiş ise de, çok zaman durmamıştır. Cürcân'a gidip, orada en meşhur
öğrencilerinden olan Ebû ‘Ubeyd el-Cüzcânî ile ilişkiye geçmiş ve Muhammed Şîrâzî
ile tanışmıştır; Şirâzî'nin, o muktedir kimsenin ona vermiş olduğu hânede, İbn Sînâ
umumî dersler açmış ve orada tıp ilminden meşhur Kânûn'un telifine başlamıştır.
Cürcân'dan Rey'e çağrılmış ve otuz dört yaşında iken, Mecdüddevle'nin hizmetine
girmiştir. Sonra Mecdüddevle'nin biraderi Şemsüddevle, mide iltihâbından pek
muzdarip olunca, onun tedavisi için Hemedân'a gönderilmiştir. İbn Sînâ, onu iyi
ettiğinden, Şemsüddevle mükâfat olarak onu vezir yaptı. Devlet görevleri ve işleri,
yeni veziri ilmî araştırmalarından geri koymadı. Hemedân'da ikâmeti sırasında
Kânûn'un birinci kısmını tamamladı ve Şifâ adlı esere başlayıp, tıp ve felsefe tedrisine
de devam eyledi. Şemsüddevle'nin vefatıyla, yerine oğlu Tâcüddevle146 geçtiğinde,
yeni hükümdar onu vezâret makamında tutmak istediyse de, İbn Sînâ onun yanında
durmayıp, Şifâ adlı eserinin yazımına rahatça devam etmek için, dostlarından birinin
hânesine çekildi. Bu inziva dahi, onu korumak konusunda fayda edemedi. O zaman
Tâcüddevle'nin147 hasımlarından olan İsfahân Valisi ‘Alâüddevle ibn Kâkûyî ile
münâsebetleri bulunuyor diye şüphe edildiğinden, bir kaleye hapsedildi ve eğer
‘Alâüddevle, gelip Hemedân'ı ele geçirmiş olmasaydı, çok uzun zaman mahbus
kalacaktı. Filozofun yolu açıldı. Ancak yine Tâcüddevle'ye iade olunan Hemedân'da
oturmaya emniyet edemeyip, râhib kıyafetine girerek, sâdık bir öğrencisi ve birkaç
kölesi ile İsfahân'a firâr eyledi. Orada çok güzel bir biçimde karşılandı. Pek ziyade
hürmet gördü. Şeyh ‘Abdullah es-Seyyidî'nin hânesine yerleştirildi. Yeni hâmisi olan
‘Alâüddevle'ye, hep seferlerde refâkat etti. ‘Alâüddevle'nin askerleri her zaman
muvaffakiyet kazanamadı. İsfahân, Gazneli Mahmud'un oğlu ve halefi Sultan Mes‘ûd
tarafından ele geçirildiğinde, ‘Alâüddevle, Hemedân'a kaçtı ve bu kaçışta İbn Sînâ son
defa olmak üzere ona refâkat eyledi. O günlerde filozof hasta idi. ‘Alâüddevle ibn
Kâkûyî’nin hazineleri zabtolunduğu sırada, İbn Sînâ'nın da kitapları alınarak Gazne
Kütüphânesi’ne gönderilmişti. İbn Sînâ gibi bir filozofa göre, ömrünün mahsulü olan
kitaplarının alınması en büyük musibet idi. İçinde henüz neşr olunmamış eserleri de
145 Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, s.414.
146 Şemsüddevle’nin yerine geçen oğlu Semâüddevle’dir; burada yanlışlıkla Tâcüddevle
yazılmıştır.
147 Bu şahıs ise, Semâüddevle’nin kardeşi Tâcülmülk’tür.
60
vardı. Bu filozofun, sayısız uğraşları ve içine düştüğü diğer şeylerin yoğunluğu
üzerine, bir de kitaplarının alınması, kendine ârız olan mide iltihâbı hastalığını
arttırdı. Vefâtının yaklaştığını gördüğünde büyük bir nedâmet eseri gösterdi. Pek çok
sadaka dağıttı. İbâdet ve dindarlığa koyuldu. Elli sekiz yaşlarında olduğu halde,
Ramazan ayında vefat eyledi. Yetmiş kadar kitap ve risale bırakmıştır. Bir rivâyette
yüz parça deniliyor. Frenkler, ‘İbn Sînâ, Araplar’ın hem Hippokrates’i hem de
Aristoteles’idir. Onun Kânûn adlı eseri, yüzlerce sene Asya'dan ziyade Avrupa'da
eğitimin esası olmuştur.' diyorlar."148
(EK - 4)
Salih Zeki, Âsâr-ı Bâkıye'nin birinci cildinin başına koyduğu "İfâde-i
Meram"da bilim tarihine nasıl başladığını ve bu eseri nasıl yazdığını şöyle
anlatmaktadır:
“Bin üç yüz iki Mâlî senesinde (1886/1887 Milâdî), Paris'te eğitimimi
tamamladıktan sonra, vatana dönmüş ve elektrik mühendisi ünvânıyla Telgraf ve
Posta Nezâreti, Fen Kalemi'ne, o zamanın tabiri ile “çerağ buyurulmuş” (yani memur
olarak atanmış) idim. Burada iş namına yapılan şey, sabahları, telgraf hatlarının
durumuna dair taşra baş-müdürlüklerinden alınan telgrafnâmeler üzerine, hergün
Nezâret makâmına bir özet takdim etmek ve ayda bir iki defa da yeniden inşasına
karar verilmiş olan telgraf hatları için basmakalıp birer keşif pusulası düzenlemekten
ibaretti. Gerçi bu esnada Dârü'ş-Şafaka'da cebir veya adi mekanik okutmak gibi
haftada iki üç saatlik bir meşguliyetim var idiyse de, bu kadar cüzî bir meşguliyet,
bana kâfi gelmiyor idi. Memleketimizde, malumatımızı genişletmek için Batı
eserlerini içeren bir kütüphane de149 mevcut olmadığından, âdetâ ne yapacağımı
şaşırmış idim.
İşte böyle bir zamanda idi ki Crédit Lyonnais müdürü bulunan Mösyö Lemoine
namında bir kimse ile tanıştım. Bu zat astronomi meraklısı (amatörü) idi. Kendisinin
gösterdiği arzu üzerine, ara sıra Crédit Lyonnais'de yanına gider ve orada saatlerce
sohbet ile vakit geçirirdim. Fakat dostumun diğer bir merakı daha vardı ki o da eski
kitapçı dükkânlarında matematik ve astronomiye dair Avrupa meşhurlarının eserlerini
aramak ve bunları ucuzca satın almak idi.
Bir Perşembe günü yine kendisini ziyarete gitmiş idim. Odasına girer girmez,
yerde bulunan Montucla'nın150 dört büyük ciltlik matematik tarihini göstererek,
bunları öğlende Yüksek Kaldırım'daki eski kitap satan bir ihtiyar Musevî'nin
sergisinde bulduğunu ve hepsini birden üç Mecîdiyyeye satın aldığını söyledi.
Dostum, o gün adeta bir çocuk gibi sevinçliydi. Bir müddet kitabın ehemmiyet ve
mâhiyeti hakkında aramızda konuştuktan sonra birden bire bana hitaben :
"- Zeki Bey! Doğulular’ın matematik ve astronomi bilimlerine yapmış oldukları
hizmetlere dair bizde (Avrupalılar’da) pek az malumat var. İstanbul'da da birçok
kütüphane mevcut. Bu kütüphanelerin içinde elyazısıyla yazılmış pek kıymetli
kitapların bulunduğuna şüphe yok! Boş zamanlarınızda bunları gözden geçirseniz,
zannımca bilim tarihine cidden hizmet etmiş olursunuz."
dedi ve ondan sonra,
" - Ne dersiniz?"
148 Fatma Aliyye Hanım, Terâcim-i Ahvâl-i Felâsife, Cilt 1, İstanbul 1899/1900, s.62-68.
149 Ne yazık ki bu noksan hâlâ mevcuttur.
150 Montucla, Histoire des Mathématiques, AN. VII.
61
diye de beni cevaba zorladı; ben de ehemmiyetsizce,
" - İyi olur... Ama..."
diye karşılık verdim ve konuşmanın yönünü değiştirdim.
Fakat bir müddet sonra, Mösyö Lemoine'ın yanından ayrılınca, dostumun şu
teklifi fikrimi işgal etmeye başladı.
Bir hayli düşündüm ve bir aralık kendi kendime:
" - Acaba, birçok araştırmadan sonra hiçbir şeye ulaşamazsam, zamanımı zayi
etmiş olmaz mıyım ?"
dedim.
Nihayet bir arkadaşım ile bir Pazar günü öğlenden sonra, Ayasofya
Kütüphanesi'ne gittim ve kitapların kayıtlı olduğu defterleri inceleyerek, geometri,
astronomi, astroloji ve aritmetiğe dair mevcut nüshaların isimlerine bir göz gezdirdim.
İçlerinden bir ikisini de, hâfız-ı kütüb vasıtasıyla getirttim. Bu ilk inceleme
neticesinde, matematik kitaplarının ekserisi Arapça ve bazıları ise Farsça dilleriyle
yazılmış olduğu için, hakkıyla yararlanma hususunda güçlüklerle karşılaşacağıma dair
evvelce bende hasıl olan bir fikir tamamen yok oldu. Çünkü bu kitapların pek sade
ibâre ile yazılmış olduğunu ve zaten konuları da bilindiğinden anlamakta güçlük
çekmediğimi gördüm. Fakat birkaç hafta vakit vakit kütüphâneye giderek bu kitaplara
yalnız şöyle bir göz gezdirmekle yetindiğim sırada, diğer mühim ve hakikaten müşkil
bir mesele meydana çıktı. Doğulu matematikçilerin ne yapmış olduğunu takdir
edebilmek için, öncelikle eski Yunanlılar’ın bu bilimlerde hangi noktalara kadar
ilerlemiş olduklarını bilmek gerekiyordu.
Evet! Araplar ve genel olarak bütün Doğulular, Yunanlılar’dan ne aldılar?
Burasını bilmek gerekiyordu ki Batılılar’a ne verdiler sorusuna cevap vermek
mümkün olsun.
İşte bunun üzerine eski Yunanlılar arasında geçerli olan matematiğin tarihini
incelemeye başladım ve birkaç meşhur yazarın matematik tarihini muntazaman
okudum. Fakat bu eserlerin hiçbiri bana lazım olan ayrıntıları vermiyordu. Zira
bunların içeriği, bazı tarihler ile değerlendirmelerden ve bildirilerden özetlenmiş
bilgilerden ibaretti. Bu nedenle Paris'te tanıdığım bir iki kişiye başvurmaya mecbur
oldum. Bunlar bana Yunan matematiğine dair geniş bilgisiyle şöhret bulmuş bir zatı
tavsiye ettiler. Bu zat, Paul Tannery idi. Tannery, Yunan astronomisi ile Yunan
geometrisi üzerine derin incelemelerde bulunmuş ve bu iki bilime dair ayrı ayrı birer
cilt kitap yazmıştı. Gerek bizim Batlamyus dediğimiz Ptoleme'nin (Ptolémée)
Mecistî'sini, gerek Öklides (Euclide) geometrisini Yunanca metinlerden incelemişti.
Bir seneden fazla bir vaktimi bu eserlerin okunması ve incelenmesine ve bugün
tamamen terk edilmiş olan eski astronomide yatkınlık (alışkanlık) kazanmaya
ayırdım. Bundan başka, Doğu Medeniyeti’nde, biraz da eski Hint çeşnisi olduğu
rivâyet edildiğinden, Sanskrit diliyle yazılmış eski matematik kitaplarının da
tercümelerini incelemek gerekiyordu. Hamdolsun! Burada da Mister Kern ve Mösyö
Rodet ile diğer bazı kimselerin eserleri imdadıma yetişti.
Bu gibi başlangıç bilgilerini toplayıp hazırladıktan sonra, 1304 Mâlî senesi
sonlarına doğru (Miladî 1888/1889), kütüphâneleri yeniden ziyarete ve asıl arzum
olan incelemeleri yapmaya başladım. Bazı zarûrî fâsılalar bir yana bırakılacak olursa,
üç sene devam eden bu incelemelerimi muntazaman zabt ve kayd eylediğim gibi, bu
sırada benden evvelce matematiğe ait Doğu eserlerine dair Avrupalı bilginler
tarafından yazılmış olan değerlendirmeler ile bildiri ve makaleleri de birer birer
gözden geçirdim.
62
Şimdi dostlarımdan pek muhterem bir zatın151 ısrarı üzerine bu kayıtları
yayınlıyorum. Fakat, öyle konuları birbirleriyle bağlantılı bir matematik tarihi
yazacak değilim. Gerçi böyle bir tarih, insan zekasının, Doğu'da, matematik gibi
önemli bir bilim dalında takip eylediği gelişme yolunu göstereceği için pek önemli
olursa da, bu gelişmelere, medeniyete ilişkin diğer olayların da etkisi olacağından ve
o zamanlar bu yolda yazılmış bir medeniyet tarihi mevcut olmadığından yazılacak
eserin - vermiş olduğum örneklerin de göstermiş olduğu üzere - varsayımlardan ve bu
nedenle şahsî tasavvurlardan ve yargılardan kurtulamayacağı şüphesizdir! Bilakis,
matematiğin herbir dalına dair muhtelif zamanlarda yazılmış olan ana kitapları temele
alarak Doğu bilginlerinin, eski Yunan matematiği üzerine neler eklediklerini ve
bunları Batılılar’a hangi düzeyde teslim ettiklerini göstereceğim. Maksadım,
tumturaklı ibareler ile Doğu matematikçilerinin övünülecek şeylerini yazmak ve bu
vesileyle Doğulular’ın kendilerini beğenme duygularını okşamak değil, belki
asırlardan beri kütüphanelerde gömülü bulunan matematik kitaplarının içeriğini
meydana koyarak gençlerimizi uyarmaktır. İşte bu maksatla yazmış olduğum şu eseri,
basımının kolay olması için, dört cilde böldüm ve matematik bilgesi Ebû’r-Reyhân el-
Bîrûnî'ye ithâfen Âsâr-ı Bâkıye diye adlandırdım. Bugün yayımlamayı başardığım
cilt, düzlemsel ve küresel trigonometriden bahsettiği gibi, peyderpey yayımlanacak
olan diğer ciltler de aritmetik ve cebire, astronomi ve zîce, geometri ve koniklere ait
olacaktır. Bundan başka her cilde, o ciltte isimleri geçen ünlülerden herbirinin bilim
hayatı ve matematik ve astronomi eserlerine dair en güvenilir ve en kesin bilgiler de
eklenecektir.”
1 Teşrîn-i Sânî, Sene 1328 ve min Allahi’t-Tevfîk
(EK-5)
Abdülhak Adnan Adıvar, Vatan gazetesinin 29.8.1951 tarihli sayısının 2’inci
sayfasında bulunan “Günün Yazısı” köşesinde “Ankara’dan Gelen Bir Eser: Fârâbî”
başlığını taşıyan eleştirel makalesinde, çoğu Aydın Sayılı tarafından yazılmış olan
çalışmaları konu edinmiştir152:
“Geçenlerde bu sütunlarda “Okumaya, Yazmaya Dair” başlıklı bir makalede
(Vatan, 13 Ağustos 1951), telif ve tercümeden bahsetmiştim. İşte bu hafta Ankara
Üniversitesi’nin bir doçentinin bir ilmî telif eseri elime değdi. Bu eserden burada
bahsetmeği vazife sayıyorum; çünkü bu yazı, ne tercüme ne de toplamadır. Doğrudan
doğruya araştırıcı bir çalışmanın mahsulüdür.
Eser, geçen sene vefatının bininci senesini kutladığımız büyük Türk filozofu
Fârâbî’ye tahsis olunan Türk Tarih Kurumu Belleten’idir. Bu Belleten’de Fârâbî’nin
hayatı ve eserleri hakkında “Fârâbî ve Tefekkür Tarihindeki Yeri” unvanlı 59 sayfalık
bir makale vardır. Bu makalenin müellifi genç doçent Aydın Sayılı, Amerika’nın
Harvard Üniversitesi’nde İlim Tarihi tahsilini yapmış ve doktorasını orada vermiştir.
Şimdi Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde İlim Tarihi doçentidir. Aydın
Sayılı, memleketimizde ilk İlim Tarihi hocalığı şerefine de nâil olmuştur. Fârâbî’nin
ilimden ziyâde felsefeye münasebeti olduğu için İlim Tarihi mütehassısı olan genç
müellife bu makalesi hayli çalışmaya mâl olmuş olsa gerektir.
Şarklı ve Garplı bütün müelliflerin Fârâbî için yazdığı yazılar asla ihmal
edilmeden meydana getirilen bu toplamanın kıymeti hiç şüphesiz büyüktür. Ancak bu
sütunlarda o makaleyi hulâsa etmek asla münasip olmaz. İstanbul’da bu yıldönümü
151 Eski Maârif Nâzırı Saîd Bey Efendi.
152 Bu makaleden beni haberdar eden meslektaşım Melek Dosay Gökdoğan’a teşekkür ederim.
63
kutlandığı zaman Fârâbî’den bahseden yazılar yazılmış ve merasim günü nutuklar
söylenmişti. Hattâ İstanbul Edebiyat Fakültesi’nin tertip ettiği bu merasim
münasebetiyle bir de broşür neşrolunduğunu işittikti; fakat pek hususî surette tevzi
edilmiş olduğu için bizim elimize geçmedi.
Belleten’in ikinci makalesi, gene Aydın Sayılı’nın imzasıyle “Fârâbî’nin
Simyanın Lüzûmu Hakkındaki Risalesi” adını taşıyor. Evvelâ şunu söylemek isteriz
ki bu unvandaki simya kelimesi Türk müellefâtında nasılsa bugün Eski Kimya (=
Alchimie) dediğimiz ilim taslağına isim olarak verilmiştir. Halbuki simya büsbütün
başka bir şeydir; âdeta bugünkü hokkabazlık gibi vücudu olmıyan şeyleri göze
göstermektir; bunun Garp dillerinde tercümesi Fantasmagorie’dir. Simya kelimesi ise
Mevzû‘âtü’l-‘Ulûm’un da dediği gibi, İbranice’den değil, Yunanca “göstermek”
manasına gelen “semeion” kelimesinden alınarak Araplaştırılmıştır. Bu tercümenin
yanlış olduğunu birkaç defa yazmıştık; gene tekrar ediyoruz. Hattâ İslâm
Ansiklopedisi’ne Alchimie’yi modern kimyadan tefrik için “el-Kimya” demek
istedikse de, Arabî bir eda vermemek için arkadaşlar, “Eski Kimya” diye koymak
istediler. Esasen Mevzû‘âtü’l-‘Ulûm da simyayı büsbütün ayrı bir “ilim” (?) olarak
tavsif ediyor. Bundan başka Fârâbî’nin eski kimyaya dair bu makalesini, makale
sahibinin, muttasıl, Avrupalılar gibi Hacı Halife diye yâdettiği Kâtip Çelebi, bir
Endülüs filozofu olan İbni Bâcce’den naklen eserin en nihayetinden on kadar satırı
almak suretiyle zikretmiştir. Acaba bu küçük iktibası, bir üçüncü metin gibi telâkki
edebilir miyiz, bilmem?
Fârâbî’nin bu makalesinin metni, Belleten’de aynen neşrolunduğu gibi
tercümesi de verilmiştir. Buna memnun olmamak kabil değildir. Bu tercüme, Aydın
Sayılı’nın Amerika’dan Türkiye’ye avdetinden beri Arapça’yı öğrendiğini de
göstermekte olduğu için de ayrıca şayan-ı memnuniyettir. Zaten onun Harvard
Üniversitesi’ndeki hocası Profesör Sarton, kendisine bu dili öğrenmesini tavsiye
etmişti, hattâ Aydın Sayılı’dan takdirle bahsederken, onun eski dilleri öğrenmesi
lüzumunu bana da tekrar etmişti.
Bu makalede Fârâbî’nin eski kimyaya inanmış olduğundan dolayı düştüğü
hatanın sebebi, Aristo’ya atfolunan sahte bir eser gibi gösteriliyor. Bu radyoaktivite
devrinde madenlerin birbirine tahavvülü göz önünde iken, Fârâbî’ye hattâ bütün eski
kimyaya hata atfetmek isteyenlerin karşısına bazı kudemâ-perest çıkıp bugünkü atom
kimyasını eskilerin ve bu eskilerden Fârâbî’nin bildiğini ve desteklediğini, halbuki
İbni Sînâ’nın bunu anlamıyarak aleyhinde bulunduğunu söylemiyecekler mi dersiniz?
Bir diğer makale de Profesör Necati Lugal ile gene Aydın Sayılı’nın yazdığı
“Fârâbî’nin Tabiat İlminin Asıl Kökleri Hakkında Yüksek Makaleler Kitabı”na dairdi.
Maamafih bu eserde Fârâbî’nin daha meşhur eserleri ile farklı bir takım fikirler
serdedilmiş olduğu görülmekle beraber, kendisine aidiyetinden şüphe edilmiyor. Hem
metni, hem tercümesi bütün Avrupa orientalism dünyasına ilk defa verilen bu eserden
dolayı müelliflere teşekküre borçluyuz.
Gene diğer bir makalede Fârâbî’nin halâya (= boşluk) dair eseri üzerinde izahat
verilmiştir. Bu eserin Profesör Necati Lugal ile Aydın Sayılı tarafından, bu sene ayrı
bir makale halinde metni, Türkçe ve İngilizce tercümesi Belleten’de neşredilmişti.
Fârâbî’nin fizikî boşluğa dair yazmış olduğu bu eser felsefeden ziyâde ilmi alâkadar
etmek dolayısiyle değerli genç doçentin ihtisas dairesine dahildir. Burada makale
müellifi Aydın Sayılı, eserin Fârâbî’ye ait olup olmadığını münakaşa ediyor ve
“Muhtevası bakımından elimizdeki makalenin Fârâbî’ye ait olmadığını gösteren bir
delil yoktur” diyor. Bize kalırsa bu hususta yapılabilecek bir tetkik ihmal edilmiştir:
Fârâbî’ye ait olduğunda şüphe edilen eserlerin üslûbu ile Fârâbî’nin pek mevsuk olan
eserlerinin üslûbu hakkında dil bakımından bir mukayese yapılarak kavî bir delil
pekâlâ elde edilebilirdi. Çünkü hep biliriz ki “üslûb-ı beyan ayniyle insandır”.
Belleten’in son makalesi de, İstanbul Edebiyat Fakültesi Şarkiyat doçenti
Ahmet Ateş’in Fârâbî’nin eserlerinin bibloğrafyasına dair bir makalesidir. Bu
makalede Doçent Ahmet Ateş, kendinden evvel bu bibloğrafya üzerine yazılmış en
64
mutena eserlerden alarak uzun bir bibloğrafya tertip etmiştir. Bu bibloğrafyaya
nazaran bugün bizzat Fârâbî’ye ait veyahut ona atfolunan 160 kadar eser vardır.
Bunların hepsinin bulunduğu kütüphaneler ve bazılarının başlangıç ve sonları da
gösterilmiştir.
İşte Ankara Türk Tarih Kurumu bu güzel nüsha ile Fârâbî’nin bininci senesini,
Türkçe makaleleriyle bizlere, İngilizce tercümeleriyle de dünya ilim âlemine karşı
tes’it ederek güzel bir iş yapmıştır.
65
Ankara Üniversitesi,
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Bilim Tarihi
Araştırmalarının Başlaması ve Gelişmesi
(Kronolojik Bir Bakış)
Prof.Dr.Melek Dosay Gökdoğan Doç.Dr. Remzi Demir
“Herhangi bir meslek-i ‘ilmî hakkında zabtedilecek kuyûdât-ı
târîhiye, o mesleğin tahavvülâtı ve derece-i terakkîsi hakkında bir
fikr-i esâsî vermeye medâr olur.”
Subhi Edhem Bey
Bilimsel bilginin oluşumu ve dönüşümünü inceleyen bir tarihî etkinlik olan
bilim tarihi, Türkiye’de ilk defa, 1955 yılında, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde
akademik bir birim olarak kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır.
Felsefe Bölümü içindeki bu birim, uzun bir süre boyunca, bilim tarihi alanının
kurucusu George Sarton’un yanında doktorasını bitirerek yurda dönen Aydın Sayılı
tarafından yönetilmiş ve gerek vermiş olduğu bilim tarihi eğitimi ve gerekse yapmış
olduğu bilim tarihi araştırmaları ile, kısa bir süre içinde, saygın bir araştırma merkezi
haline gelmiştir.
Bilim tarihi, XVIII. yüzyıla değin bilim ile felsefenin birbirinden kesin olarak
ayrılmaması ve bu nedenle, sağlam bir bilim birikiminin yanı sıra, sağlam bir felsefe
birikimini de gerektirmesi nedeniyle, Tarih Bölümü içinde değil, Felsefe Bölümü
içinde yer almış ve bugüne değin, bölüm yöneticilerinin göstermiş oldukları özen
sonucunda, bu yapı içerisindeki yerini korumuştur; doğrusu da budur; çünkü bilim
tarihi alanlar-arası bir araştırma alanıdır ve tarihin – meselâ edebiyat tarihi veya
sanat tarihi gibi – başka alanlarından çok, felsefe tarihi alanı ile işbirliği yapmak
mecburiyetindedir.
Bu müşterek çalışmamızda, maksadımız, halen Dil ve Tarih Coğrafya
Fakültesi, Felsefe Bölümü içinde çalışmalarını sürdürmekte olan Bilim Tarihi
Anabilim Dalı’nın tarihini, kronolojik bir tarzda sergileyerek, bilim tarihi
çalışmalarının, yönetsel ve bilimsel bağlamda geçirmiş olduğu aşamaları göstermek
ve bundan sonra yapılması gerekenler konusunda, okuyucuların katkılarından da
yardım alarak, bir görüş oluşturabilmektir.
2005 yılında 50. Kuruluş Yılı’nı kutlayacağımız Bilim Tarihi Anabilim Dalı,
aradan geçen takriben yarım asırlık süre içinde, önemli olduğunu düşündüğümüz
bilimsel çalışmalara imza atmış ve ulusal ve uluslar-arası düzlemlerde, Türk bilim
tarihçiliğini başarıyla temsil etmiştir. Bu savın hayalî olmadığını görebilmek için,
sadece 2003 yılına kadar, toplam 7 araştırmacı tarafından yapılmış olan yayınların
sayısına bakmak yeterlidir: 50 kitap ve 267 makale!
Bu kronolojik serimlemenin hazırlanmasında, büyük ölçüde, Ankara
Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki personel dosyalarından
yararlanılmıştır. Bunların dışında kullanılan makaleler ise, Kaynaklar’da
gösterilmiştir.
1933 Aydın Sayılı’nın Ankara Erkek Lisesi son sınıf mezuniyet sınavına
Mustafa Kemâl Atatürk katıldı ve tarihî ve siyasî konularla ilgili bir
takım sorular sordu. Sayılı’nın vermiş olduğu cevapları beğenen
66
1933 Atatürk, Maarif Vekili Dr. Reşit Galip Bey’e “Bu öğrenci ile
ilgilenin.” talimatını verdi.
1934 Sayılı, Ankara Erkek Lisesi’ni “Pekiyi” derecesiyle ve birincilikle
bitirdi ve Maarif Vekâleti’nin yurtdışına öğrenci göndermek için
1936 açtığı sınavı kazandı. Harvard Üniversitesi’nde Bilim Tarihi
1937 Bölümü’nde yüksek öğrenimini yapmak üzere Amerika Birleşik
Devletleri’ne gönderildi.
1939 Sayılı, Harvard Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi’ne kaydını
1939 yaptırdı. Birinci sene, matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi temel
1940 bilimler ile ilgili, ikinci sene ise özellikle fizik ile ilgili dersler okudu;
üçüncü senenin ilk sömestri sonunda fizikten master derecesini aldı
1940 ve bilim tarihi eğitimine başladı. Bu eğitim sırasında, Genel Bilim
1940 Tarihi, Rönesans’ta Bilim, XVII. Yüzyıla Kadar Bilim, XVII.
1942 Yüzyıldan Sonra Bilim, XIX. Yüzyılda Fizik, Bilim Tarihi Semineri
ve Bilim Tarihinde Araştırma derslerini takip etti.
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Atatürk’ün de hazır bulunduğu bir
devlet töreniyle resmen açıldı ve eğitime başladı.
Sayılı’nın “Turkish Medicine” (Türk Tıbbı) adlı ilk çalışması,
Uluslararası Bilim Tarihi Kurumu’nun resmî yayın organı olan Isıs’de
yayımlandı. Bu makaleyi, yine öğrencilik yıllarında yazmış olduğu,
“The Aristotelian Explanation of the Rainbow” (Aristoteles’in
Gökkuşağı Açıklaması, Isis) ve “Was Ibn Sînâ an Iranian or a Turk?”
(İbn Sînâ Acem miydi yoksa Türk müydü?, Isis) adlı makaleleri
izledi.
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bünyesinde, Felsefe Zümresi kuruldu
ve buraya Paris-Sorbonne Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe
Bölümü öğretim üyelerinden Profesör Dr. Olivier Lacombe getirildi.
Necati Akder, Niyazi Berkes, Muzaffer Şerif Başoğlu, Hamdi Ragıp
Atademir, Behice Boran ve Mediha Berkes’in kadroya dahil
olmalarıyla birlikte Felsefe Zümresi’nin kuruluş çalışmaları
tamamlandı.
Lacombe’un başkanlığında, akademik bir birim olarak “Felsefe
Enstitüsü” kuruldu. Lacombe, Hint felsefesi ile ilgilenmiş ve klâsik
metin neşrine dayalı felsefe tarihi çalışmaları yapmıştı; meselâ,
yayınladığı eserlerden birisi, La Doctrine Morale et Métaphysique de
Râmânuja (Paris 1938) başlığını taşıyordu.
Felsefe Zümresi’nin lisans eğitimi başladı.
Sayılı, altı konu üzerinde yapılan genel doktora sınavlarına girdi ve
doktorluk adaylığına “Pekiyi” derece ile kabul edildi. Bu derece için
gerekli görülen Fransızca ve Almanca sınavlarını da başarıyla verdi.
Lacombe, Felsefe Zümresi’nin temel ilkelerini ve programını
açıkladığı “Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe
Öğretimi” (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
Dergisi, Türkçe’ye Çeviren: Necati Akder, Cilt 1, Sayı 1, Ankara
1942, s.7-12) adlı makalesinin bir yerinde (s.11), felsefe eğitimi gören
gençlerin, bilimin doğasını derinden kavrayabilmeleri için, bütün
bilimleri, yüzeysel olarak değil, bir bilimi derinsel olarak
öğrenmelerinin yararlı olacağını belirttikten sonra, aynı maksada
ulaşmak ve bilim öğretimi alanındaki eksikliği gidermek üzere,
Felsefe Enstitüsü’nde bir “Bilimler Tarihi” kursunun açılacağını ve
hattâ bilimler tarihinin, Felsefe Enstitüsü programının önemli bir
parçası olduğunu söyler (C’est même là une pièce importante de son
programme). Lacombe, daha sonra şöyle devam eder: Belki de
günümüz biliminin kendi geçmişine dönmesine ihtiyaç yoktur; hatta
67
1942 geriye dönmekle atılımını ağırlaştırmak ve tarihî süreçte aşılmış
1942 görüşlere gömülmek tehlikesine düşülecektir; ancak bir filozof için, iş
büsbütün başkadır. Çünkü bütün insanî bilgi yapısını
1942 saydamlaştırmak, felsefenin ödev ve imtiyazlarından biridir. Tarihî
değerlendirmeler, düşünce atılımlarının, aynı zamanda hem öznel,
hem de nesnel görünüşünü bize vermeye yarar. Şu halde bilim
felsefesi, değerli bir çözümleme ve açıklama aracını bilim tarihinde
bulacaktır. Bu bilgilerden anlaşılmaktadır ki Dil ve Tarih Coğrafya
Fakültesi’nin Felsefe Enstitüsü’nde, Bilim Tarihi disiplininin de yer
alması gerektiği fikri, enstitünün kurucusu olan Lacombe tarafından
öngörülmüştür.
Lyon Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü mezunu
Mehmet Karasan, İstanbul Üniversitesi, Felsefe Bölümü asistanı
Nusret Hızır ve Pedagoji doçenti Bedii Ziya Egemen, Felsefe
Enstitüsü kadrosuna katıldılar.
Felsefe Enstitüsü doçent namzeti, Nusret Hızır, “Bünye Tahlîline ve
Tahlîlin Condillac’ın Tarih Görüşüne Tatbîkine Dair” başlıklı
incelemesini, Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, Prof. Dr. Olivier
Lacombe, Prof. Dr. Walter Ruben ve Prof. Dr. Enver Ziya Karal’dan
oluşan bir jüri önünde savundu ve Buffon ve Lamarck üzerine vermiş
olduğu deneme dersi sonucunda, başarılı bulunarak doçentliğe atandı.
Deneme dersi için seçilen konu ve ayrıca, “Isaac Newton’un
300’üncü Doğum Yıldönümü Münasebetiyle” (Ankara Üniversitesi,
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 4, Ankara 1946,
s.507-510.), “Pascal’de Bilimsel Metot” (Araştırma, Cilt 1, Ankara
1964, s.251-254) ve “Kant ve Einstein” (Araştırma, Cilt 3, Ankara
1967, s.281-288) gibi makaleleri, Hızır’ın, bilim felsefesinin yanı sıra,
bilim tarihiyle de ilgilendiğini göstermektedir.
Sayılı, “İslâm Dünyası’nda Bilim Kurumları” başlığını taşıyan
teziyle, Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesini aldı. Bu
doktora, Harvard Üniversitesi’nde ve bilindiği kadarıyla, Dünya’da
yapılmış ilk bilim tarihi doktorasıdır. Diplomanın aslı ve Türkçe
çevirisi şöyledir:
Universitas Harvardiana Catabrigiae
In Republica Massachusettensium sita omnibus ad quos hae litterae
pervenerint salutem plurimam dicit.
Quoniam Aydın Mehmet Sayılı vir optimae spei qui per tempus
usitatum cum omnia praestitit quae more institutoque nostro Scientiae
et Eruditionis Historiae Studiosis imperantur tum singulari diligentia
Arabum Mahumicdarumque Scientiae studio specimine eruditionis
oblato se dedicavit idoneus est, ab Ordine Academico iudicatus qui
honores academicos adipiscatur Praeses et Socii Collegii Harvardiani
consentientibus honorandis ac reverendis Inspectoribus ad gradum
Philosophiae Doctoris eum admiserunt eique dederunt et
concesserunt omnia insignia et iura quae ad hunc gradum pertinent. In
cuius rei testimonium praeses et Decanus auctoritate rite commissa
die 11 Martii anno Salutis Humanae MDCCCCXXXXII Collegiique
Harvardiani CCCVI litteris hisce Universitatis sigillo munitis nomina
subscripserunt.
Jacobus Bryant Conant Arthurus Becket Lamb
68
(Praeses) (Decanus)
Cambirdge’deki Harvard Üniversitesi
Massachusettesliler’in yerleşik devletinde bu yazının ulaşacağı
herkese esenlikler diler.
Büyük umut vaat eden Mehmet Aydın Sayılı, öngörülen süre boyunca
bir yandan geleneğimiz ve kurumumuz uyarınca, Bilimler ve
Öğretiler Tarihi’nde istenen bütün çalışmaları yerine getirdiği, öte
yandan da gösterdiği eşsiz özeniyle “Arap-İslâm Bilimi” başlıklı,
bilimsellik örneği olarak sunulan çalışmasına kendisini adadığı için,
yeterli görülmesi nedeniyle, akademik görevlere sahip bir akademik
topluluk tarafından sınavla değerlendirildikten sonra, Başkan ve
Harvard Koleji’nin Mütevelli Heyeti, onurlu ve saygıdeğer jüri
üyelerinin onayıyla, ona Felsefe Doktoru unvanını vermişlerdir ve
kendisini bu unvana özgü her türlü nişan ve haklarla donatmışlardır.
Bu durumun kanıtı olarak Başkan ve Dekan, resmî yetkiyle belirlenen
İ.S. 11 Mart 1942 gününde, Harvard Üniversitesi’nin mührüyle
mühürlenmiş 306 sayılı bu yazının altına adlarını yazıp
imzalamışlardır153.
Jacobus Bryant Conant Arthurus Backet Lamb
(Başkan) (Dekan)
1943 Sayılı, Türkiye’ye döndü ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe
1943-46 Enstitisü’nde “ilim tarihi ilmî yardımcılığı”na atandı.
1944 Sayılı, Askerlik görevini yaptı.
1945 Prof. Lacombe, Felsefe Enstitüsü’nden ayrılarak Hindistan’a gitti.
1946 Prof. Dr. Muzaffer Şerif Başoğlu, ABD Princeton Üniversitesi’ne
geçti.
1946 Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan
1946 ayrılarak Ankara Üniversitesi’ne bağlı, kendi içinde tüzel kişiliğe ve
1946 özerkliğe sahip bir kurum haline getirildi.
Felsefe Enstitüsü profesörlüğüne ABD’den Rutgers Üniversitesi,
1946 Psikoloji Bölümü profesörü Carrol C. Pratt getirildi.
Sayılı, Askerlik görevinden döndü ve ilmî yardımcılık görevine
yeniden başladı.
Felsefe Enstitüsü Başkanı Ord. Prof. Dr. Carrol Pratt, Dekanlığa
yazdığı 17 Nisan tarihli bir yazıda, bilimin çağımız medeniyetindeki
muazzam rolü dolayısıyla, bilim tarihinin çok önemli bir kültür
konusu haline geldiğini belirtti ve Felsefe Enstitüsü’nde bir bilim
tarihi doçentliği kadrosunun açılmasının önemini ve gereğini
vurguladı.
Sayılı, “Fâtımî Halifesi El-Hâkim Zamanında Kâhire Rasathaneleri”
adlı teziyle, doçentlik sınavına girdi ve Ord. Prof. Dr. Carrol C. Pratt,
Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat ve Prof. Dr. Şinasi Altundağ’dan oluşan
jürinin kararıyla doçent unvanını aldı. Carrol C. Pratt, raporunda
şunları söylüyordu:
153 Latince metnin Türkçe tercümesini yapan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Latin Dili ve
Edebiyatı öğretim üyelerinden sayın Doç.Dr. Gül Özaktürk’e teşekkür ederiz.
69
1946 Pek Sayın Bay Enver Ziya Karal
1947 Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanı,
1948
1948 23.V.1946
1948
Aydın Sayılı’nın ilim tarihinde hazırlamış olduğu bir tezin bazı
1948 kısımlarını büyük bir alaka ve tatmin hissi ile okudum. Anladığıma
göre, bu okuduğum sayfalar, Aydın Sayılı’nın “Habilitasyon Tezi”nin
1951 önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Hususiyle İslâmiyet’te astronomi
1951 bilgisinin nesilden nesile intikali mekanizması hakkında yazılmış olan
kısımlar pek önemli ve yüksek ilmî kalitede olarak dikkatimi çekti.
Bunların genişletilerek kitap haline konması, dünya ilim âlemine iyi
bir kontribüsyon teşkil edecektir. Ben ilim tarihinde otorite değilim;
fakat Aydın Sayılı’nın ilmî ve tarihî araştırma tekniği bakımından
hakikî bir ilim adamının kritik zihniyetine, olgunluğuna ve üslûbuna
sahip olduğunu müşâhede etmek zor değildir.
Aydın Sayılı’nın, şimdi hayatta bulunan ilim tarihçilerinin
arasında en büyük otorite olduğu kabul edilen George Sarton ile
birçok yıl çalışmış olduğunu da bu münasebetle hatırlamak yerinde
olur. İlim tarihinin üniversite tahsilindeki önemi şüphesiz olarak
gittikçe artacaktır. Ankara Üniversitesi’nin bu konuda yetişmiş olan
Aydın Sayılı’yı, Fakülte’ye almak fırsatından faydalanacağını ümit
ederim. Aydın Sayılı’yı tanıyalı çok zaman geçmemiştir. Fakat bu
kısa zaman zarfında gerek şahsî meziyetleri bakımından, gerek bir
ilim adamı olarak kendisi hakkında edindiğim intiba çok yüksektir.
Carrol C. Pratt
Sayılı, Felsefe Enstitüsü’ne bilim tarihi doçenti olarak atandı.
Sayılı, Türk Tarih Kurumu’nun üyeliğine seçildi.
Bazı siyasi olaylar nedeniyle Felsefe Enstitüsü öğretim
elemanlarından Niyazi Berkes ve Behice Boran’ın kadroları
kaldırılarak üniversiteden uzaklaştırıldılar.
Prof. Necati Akder’in başkanlığı zamanında, Felsefe Enstitüsü
“Bölüm” olarak adlandırılmaya başlandı.
Sayılı “Higher Education in Medieval Islam” (Ankara Üniversitesi
Yıllığı) adlı makalesinde, medreselerin doğuşu ve kuruluşu sorununu
inceledi ve bir yüksek eğitim ve öğretim modeli olarak Medrese
Sistemi’nin Horasan ve Mâverâü’n-Nehr bölgelerinde ortaya çıktığı
hususunda kanıtlar gösterdi.
Sayılı, Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir adlı kitabını yayımladı ve
burada, uygarlığın gelişiminin teknolojiden büyük ölçüde
etkilendiğini, ancak teknik araştırmaların, insanların yaşamını
iyileştirmede tek başına yeterli gelmeyeceğini ve karşılaştıkları
sorunları çözmelerinin öncelikle bilimsel araştırmalarla mümkün
olacağını savundu.
Sevim Tekeli, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümünden
mezun oldu.
Sayılı, Türk Tarih Kurumu’nun çıkardığı Belleten dergisinin on
beşinci cildinde, “Fârâbî ve Tefekkür Tarihindeki Yeri”, “Fârâbî’nin
Simyanın Lüzumu Hakkındaki Risâlesi”, “Fârâbî’nin Tabiat İlminin
Kökleri Hakkında Yüksek Makaleler Kitabı”, “Fârâbî’nin Halâ
Hakkındaki Risâlesi” başlıklarını taşıyan dört makalesi ile, büyük
Türk bilgini ve filozofu Fârâbî üzerindeki tarihî araştırmalara yeni bir
70
1952 boyut getirdi. Özellikle, son üç makalesinde tenkitli metin neşrine
başlayarak, bundan sonraki bilim tarihi araştırmaları için bir model
1952 oluşturdu.
1952 Prof. Necati Akder başkanlığında, Prof. Dr. Şinasi Altundağ, Prof. Dr.
1952 Macit Gökberk, Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat ve Prof. Dr. Necati
1952 Lugal’den oluşan jürinin kararıyla, Sayılı “İlim Tarihi Dersi
1955 Profesörlüğü”ne atandı.
Sayılı, Fulbright Bursu’yla araştırmalar yapmak üzere, Amerika
1956 Birleşik Devletleri’ne gitti.
1957 Sayılı, Amerika Birleşik Devletleri’nden döndü ve bir Bilim Tarihi
1958 Kürsüsü kurmak için çalışmalarına başladı.
Felsefe Bölümü içinde, Sistematik Felsefe, Felsefe Tarihi, Sosyoloji
1959 ve Psikoloji-Pedagoji ders grupları birer kürsü haline geldiler.
1960 Sevim Tekeli, Felsefe Bölümü’ne asistan olarak atandı.
Sayılı tarafından, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde, Bilim Tarihi
1960 Kürsüsü kuruldu ve Prof.Dr. Aydın Sayılı, “Kürsü Profesörü” olarak
atandı. Bu tarihte, Dekanlığa sunmuş olduğu bir yazıda, bildiği
1960 yabancı dilleri, İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça ve Arapça
1961 olarak sıraladı.
1961 Tekeli, “Nasîrüddîn, Takiyüddîn ve Tycho Brahe’nin Rasat
1962 Âletlerinin Mukayesesi” başlığını taşıyan araştırması ile Doktor oldu.
1962 Sayılı, Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi’nin muhabir üyeliğine
seçildi.
Sayılı, Ord. Prof. Dr. Muzaffer Şenyürek tarafından ordinaryüs
profesörlüğe aday gösterildi ve Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu,
Ord. Prof. Dr. Suut Kemâl Yetkin, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal,
Ord. Prof. Dr. Sedat Alp ve Ord. Prof. Dr. Muzaffer Şenyürek’ten
oluşan beş kişilik bir komisyon tarafından, “üstün değerde bilimsel
araştırmalar ve yayınlar yapmış bulunmak ve meslekteki üstün
başarılarıyla tanınmış olmak” nedeniyle ordinaryüs profesörlüğe
yükseltildi.
Tekeli, bilim tarihi araştırmaları yapmak üzere bir yıllığına Londra’ya
gitti.
Tekeli’nin, “Takiyüddîn’in Sidretü’l-Müntehâ Adlı Zîci ve XVI.
Yüzyılda Batı’da Astronomi Alanındaki Çalışmalar” başlıklı
doçentlik tezi, Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Prof. Dr. Vehbi Eralp, Prof.
Dr. Halil İnalcık, Prof. Nusret Hızır ve Ord.Prof. Dr. Aydın
Sayılı’dan oluşan jüri tarafından değerlendirildi ve kendisine oybirliği
ile “Üniversite Doçenti” ünvanı verildi.
Sayılı, The Observatory in Islam adlı kitabını yayımladı ve astronomi
tarihinde bir çığır açan bu araştırmasında, İslâm Dünyası’nda kurulan
rasathaneleri ve bu rasathanelerde yapılan bilimsel çalışmaları
ayrıntılı bir biçimde tanıttı.
Sayılı, Uluğ Bey ve Semerkand’daki İlim Faaliyeti Hakkında
Gıyâsüddîn-i Kâşî’nin Mektubu adlı eserini yayımladı ve Semerkand
Rasathanesi’ndeki bilimsel çalışmalara ışık tuttu.
Sayılı, Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi’nin aslî üyeliğine seçildi.
Felsefe Araştırmaları Enstitüsü kuruldu ve konferanslar düzenlemeye
başladı. Sayılı, 1964 yılına kadar, bu enstitünün müdürlüğünü yaptı.
Sayılı, Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi’nin üç yıllık bir süre için
başkanlığına getirildi.
Sayılı, Abdülhamid ibn Türk’ün Katışık Denklemlerde Mantıkî
Zarûretler Adlı Yazısı ve Zamanın Cebri adlı eserini yayımladı ve el-
71
1963 Hârizmî’nin ikinci derece denklemlerinin çözümünde kullanılan
1963 geometrik yöntemlerin kurucusu olmadığını kanıtladı.
Tekeli, incelemeler yapmak üzere, üç aylığına Fransa’ya gitti.
1963 Felsefe Araştırmaları Enstitüsü, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
1963 Dergisi’nden ayrı olarak sadece felsefe, sosyoloji, psikoloji ve
pedagoji alanlarında yazılmış makaleleri yayımlamak için Araştırma
1964 dergisini çıkarmaya başladı. Yayın Kurulu’nda Sayılı’nın dışında,
1966 Prof.Dr. Tahir Çağatay, Prof. Nusret Hızır, Doç.Dr. Sevim Tekeli,
1967 Doç.Dr. Mübahat Türker Küyel ve Asistan Dr. Kemal Aytaç
1971 bulunuyordu.
Tekeli, “Meçhul Bir Yazarın İstanbul Rasathanesi Aletlerinin
1972 Tasvirini Veren Âlât-ı Rasadiyye li-Zîci Şehinşâhiyye Adlı Makalesi”
1973 (Araştırma) başlığını taşıyan çalışmasını yayımladı.
1973-74 “Ortaçağ İslâm Dünyasında İlmî Çalışma Temposundaki
1974 Ağırlaşmanın Bazı Temel Sebepleri (Avrupa ile Mukayese)”
1974 (Araştırma) adlı makalesinde, Sayılı, İslâm Âlemi’nde bilimsel
1975 çalışmanın durmasının veya azalmasının sebeplerini inceledi ve bu
sorunun, özellikle felsefe ile din arasındaki uzlaşma girişimlerinin
başarı ile sonuçlanmamasından kaynaklandığını belirtti.
Esin Kâhya, İlim Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak alındı ve Sayılı
tarafından biyoloji tarihine yönlendirildi.
Sayılı, Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve
Tıp adlı eserini yayımladı ve bilimin bir mucize eseri olarak
Yunanlılar arasında ortaya çıkmadığını ve geçmişinin çok daha
önceki uygarlıklara kadar uzandığını gösterdi.
Tekeli’nin, “XVI. Yüzyılda Osmanlılar’da Saat ve Takiyüddîn’in
Mekanik Saat Konstrüksiyonuna Dair En Parlak Yıldızlar Adlı Eseri”
başlıklı profesörlük tezi, Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, Prof. Dr.
Feridun Nafiz Uzluk, Prof. Necati Akder, Prof. Dr. Halil İnalcık ve
Prof. Nusret Hızır’dan oluşan bir jüri tarafından değerlendirildi ve
kendisinin üniversite profesörlüğüne yükseltilmesine oybirliği ile
karar verildi.
Kâhya, “Şemseddîn İtâkî’nin Resimli Anatomi Kitabı” adlı tezini,
Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, Prof. Dr. Sevim Tekeli, Prof. Dr. Feridun
Nafiz Uzluk, Prof. Dr. Nihal Erk ve Prof. Dr. Mübahat Türker
Küyel’den oluşan bir jüri önünde savundu ve doktor oldu. Böyle bir
konunun seçilmiş olmasının nedeni, Avrupa tıbbının, Osmanlı tıbbı
üzerindeki erken tarihli etkilerini aydınlatmaktı.
Kâhya, “Çin ve Hint’te Düşünce Tarihi” ve “Biyoloji Tarihi”
derslerini vermeye başladı; bunlardan “Çin ve Hint’te Düşünce
Tarihi” Türkiye’de ilk defa Kâhya tarafından okutuldu.
Sayılı, Kopernik üzerine yapmış olduğu çalışması nedeniyle, Polonya
Büyükelçiliği tarafından “Kopernik Madalyası” ile ödüllendirildi.
Kâhya, Londra’ya gitti ve bir sene kadar Devlet Bursu ile bir sene
kadar da British Council bursuyla Cambridge Üniversitesi’nde bilim
tarihi ve bilim felsefesi derslerine devam etti; ayrıca University
College’da Tıp Tarihi Seminerleri’ne katıldı.
Sayılı, Felsefe Bölümü Başkanlığı’na seçildi.
Kâhya, Paris’e gitti ve 6 ay kadar Biblioteque Nationale’de
araştırmalar yaptı.
Tekeli, Modern Bilimin Doğuşunda Bizans’ın Etkisi adlı eserinde,
Bizanslılar Dönemi’ndeki bilimsel çalışmaların, Osmanlı bilginlerinin
çalışmalarını ne ölçüde etkilediği sorununu inceledi.
72
1975 Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Direktörlüğü, Sivil Savunma
Amirliği’nde görev yapan Şahabettin Demirel, Bilim Tarihi
1976 Kürsüsü’ne doktora öğrencisi olarak atandı; jüri, Ord. Prof. Dr. Aydın
1977 Sayılı, Prof. Dr. Sevim Tekeli ve Prof. Dr. Mübahat Küyel’den
1977 oluşuyordu.
1977 Demirel, Bilim Tarihi Kürsüsü asistanlığına getirildi.
Tekeli, araştırmalar yapmak maksadıyla üç aylığına İngiltere’ye gitti.
1978 Sayılı, TÜBİTAK Hizmet Ödülü’nü aldı.
1979 Kâhya, “Mustafa Behçet Efendi’nin “Fizyoloji Tercümesi” Adlı
1980 Kitabı, Çağında Avrupa’da ve Bizde Fizyoloji Çalışmaları ve
1980 Aralarındaki Bağlar” adlı doçentlik tezini, Ord. Prof. Dr. Aydın
1981 Sayılı, Prof. Dr. Sevim Tekeli, Prof. Dr. Mübahat Türker Küyel, Prof.
1981 Dr. Vehbi Eralp ve Prof. Dr. Cemal Yıldırım’dan oluşan bir jüri
1981 önünde savundu ve doçent oldu.
1982 Sayılı’nın editörlüğünü yaptığı Bilim ve Öğretim Dili Olarak Türkçe
yayımlandı.
1982 Demirel, “İbrâhîm Müteferrika’nın Füyûzât-ı Mıknatısiye (Mıknatısın
1982-85 Yararları) Adlı Kitabı” başlığını taşıyan tezini tamamlayarak yüksek
1982 lisans derecesini aldı ve doktora çalışmalarına başladı.
Sayılı, UNESCO’nun Paris merkezinde Orta Asya Uygarlıkları’nın
1982 Tarihi üzerine altı ciltlik bir eser hazırlanması için oluşturulan
Uluslararası Editörler Komitesi’ne üye olarak seçildi.
Kâhya, On Sekizinci Yüzyılda Tabii Bilimler adlı eserini yayımladı.
Demirel, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Beşerî İlimler Bölümü’ne
naklen tayin olarak Ankara Üniversitesi’nden ayrıldı.
Sayılı, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Liyakat Ödülüne layık
bulundu.
Melek Dosay, Bilim Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi.
Kâhyâ, Üroloji Tarihi adlı kitabıyla Profesör oldu; profesörlük jürisi,
Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, Prof. Dr. Sevim Tekeli, Prof. Dr.
Mübahat Türker Küyel, Prof. Dr. İhsan Günalp ve Prof. Dr. Nihat
Keklik’ten oluşuyordu.
Tekeli, Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ile birlikte, Abdülhak Adnan
Adıvar’ın Osmanlı Türklerinde İlim adlı eserinin Dördüncü
Baskı’sına ekler yaptı.
Tekeli, Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi’nde Astronomi Tarihi
dersleri verdi.
Türkiye üniversitelerinde yeni düzenlemelerin yapıldığı bu dönemde,
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü’nde de çok önemli
değişiklikler gerçekleştirildi. Bölüm, daha önce Bilim Tarihi, Felsefe
Tarihi, Sistematik Felsefe ve Mantık, Psikoloji, Pedagoji ve Sosyoloji
olmak üzere altı kürsüden oluşuyordu; söz konusu tarihte, Pedagoji
Kürsüsü, Eğitim Fakültesi’ne gönderildi ve Sosyoloji ile Psikoloji
Kürsüleri ise bölüm haline getirilerek, Felsefe Bölümü’nden ayrıldı.
Yeni Felsefe Bölümü, geriye kalan üç kürsüyle teşkil edildi ve adları
da anabilim dalına çevrildi. Ders programlarının yeniden belirlenmesi
için, YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) tarafından bir komisyon
kuruldu; bu komisyon, Prof. Dr. Bedia Akarsu, Prof. Dr. İonna
Kuçuradi ve Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’dan oluşuyordu; yapılan
görüşmeler sonucunda, lisans dersleri, üç anabilim dalına eşit olarak
dağıtıldı ve bu yapı aşağı yukarı günümüze değin çok önemli bir
değişiklik olmadan korundu.
Dönemin Devlet Bakanlığı tarafından, Atatürk’ün din ve laiklik
konusundaki görüşlerinin yurt içinde ve yurt dışında etkin bir biçimde
73
1983 tanıtılmasını sağlamak maksadıyla, Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Prof.
1983 Dr. Bülent Daver, Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu, Doç. Dr. Ruhi Fığlalı,
Doç. Dr. Beyza Bilgin, Prof. Dr. Ercüment Kuran, Ord. Prof. Dr.
1984 Enver Ziya Karal ve Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’dan oluşan bir
1985
komisyon kuruldu.
1985 Sayılı, yaş haddinden emekli oldu.
Sayılı emekli olunca, Felsefe Bölümü başkanlığına ve Bilim Tarihi
1985 Anabilim Dalı başkanlığına Prof. Dr. Sevim Tekeli getirildi; ancak
1986 Tekeli, aynı yıl içinde anabilim dalı başkanlığını Kâhya’ya bıraktı.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kuruldu ve Sayılı, bu
1987 kuruluşa bağlı olan Atatürk Kültür Merkezi’nin başkanlığına getirildi.
Türk kültürü üzerine yapılmış bilimsel araştırmaları yayımlamak
1987 maksadıyla, Aydın Sayılı’nın başkanlığında, Atatürk Kültür
1988 Merkezi’nin yayın organı olarak Erdem dergisinin birinci sayısı
1988 yayımlandı. Bu dergi, bilim tarihi araştırmalarının yayımlanması için
1990 yeni bir ortam sağladı.
Tekeli ve Kâhya, Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye
1993 Kurulu’nun felsefe dersi öğretim programını incelemek, geliştirmek
1993 ve yenilemek maksadıyla kurmuş olduğu özel ihtisas komisyonuna
1995 üye olarak atandı.
1995 Remzi Demir, Bilim Tarihi Anabilim Dalı’na asistan olarak girdi.
1996 Tekeli, “XVI. Yüzyıl Trigonometri Çalışmaları Üzerine Bir
Araştırma, Copernicus ve Takiyüddîn” (Erdem) adlı makalesini
1998 yayımladı.
1998 Kâhya, “On Sekiz ve On Dokuzuncu Yüzyılda Genel Çizgileriyle
2000 Osmanlılarda Bilim” (Erdem), adlı kapsamlı makalesinde, çağdaş
bilimin ve eğitimin Türkiye’ye girişini konu edindi ve bilim
tarihimizin, Osmanlı Dönemi’nden Cumhuriyet Dönemi’ne uzanan
temel sorunlarına dikkat çekti.
Hüseyin Gazi Topdemir, Bilim Tarihi Anabilim Dalı’na asistan olarak
girdi.
Kâhya, “Türkiye’de İlk Demiryolları” (Belleten) adlı makalesinde,
çağdaş teknolojinin Türkiye’ye girişinin bir yönünü aydınlattı.
Yavuz Unat, Bilim Tarihi Anabilim Dalı’na asistan olarak girdi.
Kâhya, “Anadolu Selçuklularında Bilim” (Erdem) adlı makalesinde,
ilk defa olarak Selçuklu Dönemi’ndeki bilimsel çalışmaları ana
çizgileriyle tanıttı.
Tekeli emekli oldu ve onun yerine Prof. Dr. Mübahat Türker Küyel
Felsefe Bölümü başkanlığına getirildi.
Sayılı, vefat etti.
Küyel, emekli oldu ve aynı yıl Prof. Dr. Esin Kâhya bölüm
başkanlığına atandı.
Kâhya, Modern Kimyanın Kurucusu, Cabir b. Hayyan adlı eserini
yayımladı.
Kâhya, uzun süreden beri üzerinde çalışmakta olduğu büyük Türk
hekimi İbn Sînâ’nın el-Kânûn fî’t-Tıb adlı eserinin birinci cildini
Türkçe’ye çevirdi ve yayımladı.
Kâhya, Hint’te Bilim adlı eserini yayımladı ve Türkiye’de ilk olarak,
bu dönemdeki bilimsel çalışmaları tanıttı.
Kâhya, Medicine in the Ottoman Empire adlı eserini yayımladı ve
Osmanlı Dönemi’ndeki tıbbî çalışmaları ana çizgileriyle gösterdi.
Kâhya, Ayşegül Demirhan Erdemir’le birlikte yazdığı Bilimin
Işığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Tıp ve Sağlık Kurumları adlı
kapsamlı eserini yayımladı.
74
Kaynaklar
Acır, Benal, A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergilerindeki Makalelerin
Dizini, Ankara Tarihsiz.
“Hocamız Prof.Dr. Sevim Tekeli’nin Ardından”, Araştırma, Cilt 14, Ankara
1992, s.7-11.
Kafadar, Osman, Türkiye’de Kültürel Dönüşümler ve Felsefe Eğitimi, İstanbul
2000.
Kâhya, Esin, “Ord.Prof.Dr. Aydın Sayılı’nın Ardından”, Ankara Üniversitesi,
Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi (OTAM), Sayı 6,
Ankara 1995, s. 427-450.
Küyel, Mubahat Türker, “Aydın Sayılı’nın Hayat Hikayesi, Eserlerinin
Değerlendirilmesi ve Listesi”, Erdem, Cilt 9, Sayı 25, Ankara 1996, s.3-29.
Uğurlu, Mehmet Cemil, “Büyük Bir Bilim Tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı
(1913-1993)”, Erdem, Cilt 9, Sayı 26, Ankara 1996, s.453-481.
Sayılı, Aydın, “Profesör Aydın Sayılı’nın Kısa Biyografisi ve Bilimsel
Faaliyetleri”, Ankara Üniversitesi, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama
Merkezi Dergisi (OTAM), Çeviren: Melek Dosay, Ankara 1994, s.575-595.
Süslü, Azmi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin 50 Yıllık Tarihi, Ankara
1986.
Yeşiloğlu, Adnan, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Yayımları Bibliyografyası 1935-1956, Cilt 1, Ankara 1958.
75
BİLİM TARİHİ
ve
CUMHURİYET DÖNEMİ’NDEKİ BİLİMSEL ÇALIŞMALAR
Bir sahife açsam ağlarsın kitâb-ı sîneden,
Lâl olursun söylesem bir fıkra tâb-ı sîneden.
Doç.Dr. Remzi DEMİR
Bilindiği üzere, bugüne değin yapılan bilim tarihi araştırmaları, Cumhuriyet
Dönemi’ndeki bilimsel çalışmaları konu edinmemiştir ve bunun çeşitli nedenleri
bulunmaktadır:
1. İçinde yaşamakta olduğumuz bir dönemin, bilim tarihçilerinin ilgisini
çekebilmesi için, öncelikle tarih olması, yani başından sonuna değin geçen sürece hiç
değilse üç beş kuşağın sığması gerekir; aksi taktirde değişim veya gelişim bakımından
tarihî değerlendirmeler yapmak olanaksızlaşacaktır. Bu açıdan bakıldığında
Cumhuriyet Dönemi’nin yeni yeni “Tarih” olmaya başladığını söyleyebiliriz.
2. Bugüne değin yapılan çalışmalar sonucunda bilim tarihinin yararları
konusunda yeterli bir toplumsal bilinç oluşturulamamıştır. Bir siyaset tarihi, bir
edebiyat tarihi veya bir sanat tarihi, hâlâ bilim tarihinden çok daha gerekli görülmekte
ve bunun bir sonucu olarak, çağdaş Türk üniversitelerinde bu bölümlerin açılmasına
öncelik verilmektedir. Bilim tarihi ise, bugün birkaç üniversitemizin Felsefe
Bölümleri içinde eritilmiştir, ancak yarın büyük bir olasılıkla tamamen ortadan
kaldırılacak ve böylece Türk Bilim Dünyası’nda bilim tarihi etkinliğine gereksinim
duyulmadığı resmen tescil edilmiş olacaktır.
3. Üniversitelerimizin muhtelif bölümlerinde çalışmakta olan bilginlerimizin
kendi alanlarının tarihi ile ilgilenmemeleri ve ilgilenenlerin ise tarihî araştırmaların
gerektirdiği donanımlardan yoksun olmaları, Türkiye’de bilim tarihi araştırmalarının
güçlenmesini ve kökleşmesini engellemiştir. Türkler’de tarih bilincinin bulunmadığı
söylenmektedir; matematikçilerimizin, astronomlarımızın, fizikçilerimizin,
kimyacılarımızın, biyologlarımızın, sosyologlarımızın, psikologlarımızın ve
antropologlarımızın tarihle olan yakınlıklarına veya ilişkilerine bakılınca, bu hükmün
doğru olduğuna inanmamak neredeyse imkânsız gibidir.
4. Sayıları 10’u geçmeyen meslekten bilim tarihçileri ise, bilimsel
araştırmalarını, Cumhuriyet öncesi dönemlerdeki İslâm veya Türk bilginlerinin
çalışmalarına yönlendirmişlerdir. Burada sıralanan nedenler bir yana bırakılır ve
Türkiye’deki bilim tarihi çalışmalarının geçmişine bakılırsa, bu seçimin nedeni açıkça
ortaya çıkacaktır; Türkler’in veya Müslümanlar’ın öteden beri uygarlık yaratamayan
bir topluluk olduklarının savunulduğu ve kanıtlanılmaya çalışıldığı bir düşünce
ortamında, öncelikle bu savın doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu araştırmaktan
başka bir yol yoktur.
5. TÜBA ve TÜBİTAK gibi bilimsel araştırma kurumları, bilim tarihçilerine ve
bilim tarihi araştırmalarına, bugüne değin yeterli ilgiyi göstermemişlerdir ve gerekçesi
ne olursa olsun, bu durumu anlayışla karşılamak mümkün değildir. Bilim tarihi, şu
anda birkaç üniversitenin ufacık anabilim dallarına veya Felsefe Bölümleri’ne
sığınmış durumdadır ve gelişerek Türk bilimsel yaşamındaki saygın yerini almak için
resmî ve gayri resmî kurumların desteklerini beklemektedir.
76
Bütün bu nedenler yüzünden, 80 yıllık Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan ve
uluslar-arası bilimsel çalışmaların gelişimine katkıda bulunan bilginlerin ve bilimsel
çalışmaların, basit bir dökümü dahi yapılamamıştır; oysa böyle bir döküm, birçok
bakımdan yararlı olacaktır:
(a) Türkiye’deki bilimsel çalışmaların genel durumu ve gelişim yönü
konusunda yöneticileri uyaracak ve Türkiye’deki bilimsel çalışmaların, Çağdaş
Dünya’nın gereksinimleri ve beklentileri doğrultusunda yeniden örgütlenmesi
olanağını sağlayacaktır.
(b) Bu dönemde, üniversitelerde ve diğer kurumlarda uygulanan eğitim ve
araştırma programlarının başarısı nesnel bir biçimde belirlenecek ve buna bağlı olarak
yapılması gereken çalışmalar rasyonel bir biçimde tasarlanacaktır; meselâ geçmişteki
uygulamalar ve sonuçları, bilim tarihçileri tarafından araştırılmış ve ortaya konulmuş
olsaydı, Türkiye’deki üniversite reformları, daha gerçekçi temellere oturtulabilirdi.
(c) Bir ülkenin mevcut bilimsel araştırma kaynaklarını ve olanaklarını, bütün
bilimsel alanlara eşit biçimde yayması olanaksızdır; ülkenin öncelikle gereksinim
duyduğu “bilgi+beceri” ile bunların üretim yöntemlerinin kısa bir süre içinde
edinilebilmesi için bir seçim yapması gerekir. İşte Türkiye’nin bilimsel önceliklerinin
belirlenmesi ve bunlara yapılacak yatırımların realist bir bakışla yeniden
düzenlenmesi için de böyle bir çalışmanın yapılması gerekir.
(d) Gerçekçi bir bilim politikasının yapılması ve uygulanması için gerekli olan
bilgi ve bulguların sağlanmasında da bilim tarihi çalışmalarının yararlı olacağı açıktır;
nitekim geçmişte böyle bir girişim olmuş ve “Türk Bilim Politikası-1983”
belirlenirken Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’dan görüş alınmıştır.
Bu serimlemeden şu anlaşılmalıdır ki Cumhuriyet Dönemi’ndeki bilimsel
çalışmalar, özel ve genel bir bilim tarihi yaklaşımı içinde incelenmeden, bugün
sıkıntısı duyulan birçok alanda başarılı girişimlerde bulunulamaz veya başarı, bilinçli
bir ön-bilgiye değil, talihin karşımıza çıkaracağı güzel tesadüflere terkedilmiş olur.
Şu halde ne yapmak ve nereden başlamak gerekir? Kanımca, bu konuda
yapılması gerekenleri iki başlık altında toplamak mümkündür:
A. Bilimsel Durumun Belirlenmesi İçin Yapılması Gerekenler
B. Bilimsel Durumun Yorumlanması İçin Yapılması Gerekenler
A. Bilimsel Durumun Belirlenmesi
Cumhuriyet Dönemi’ndeki bilimsel durumun nesnel bir biçimde
belirlenebilmesi için öncelikle şunların yapılması gerekmektedir:
1. 80 yıllık Cumhuriyet Dönemi’nde Türkiye’de yerleşmiş ve kökleşmiş olan
bilimlerde yapılan önemli çalışmaları tespit ve tahlil eden matematik tarihi, astronomi
tarihi, fizik tarihi, kimya tarihi, biyoloji tarihi, sosyoloji tarihi, psikoloji tarihi ve
antropoloji tarihi gibi tek tek bilimlerin tarihleri yazılmalıdır; böylece bilim tarihi
çalışmalarının hangi birikim üzerinde yürütüleceği açıkça ortaya çıkarılabilecektir.
2. Sonra bu tarihleri bir araya toplayan ve bu dönemdeki bilimsel çalışmaları
genel bir bakışla serimleyen genel bilim tarihleri kaleme alınmalıdır; bunların farklı
77
bakış açılarına ve farklı tarih yazma geleneklerine yaslanmış olmaları, dönemin daha
doğru ve daha derinden kavranmasına katkıda bulunacaktır.
Oldukça büyük bir emek ve destek isteyen bu işlerin altından sadece meslekten
bilim tarihçilerinin kalkabilmesi, hem yapılması gerekenlerin çokluğu, hem de çağdaş
bilimlerin son derece gelişkin ve karmaşık yapısına nüfuz etmenin güçlüğü nedeniyle
olanaksızdır ve bu nedenle bilim tarihine ilgi duyan bilginlerin etkin bir biçimde
yardımlarına ihtiyaç olacaktır; bu ise yukarıda da belirttiğimiz gibi, bilim tarihi
bilincinin, sadece toplumun diğer kesimlerinde değil, özellikle ve öncelikle bilginler
arasında yayılması sonucunda gerçekleşebilecektir; artık Türk bilim adamlarının şu
gerçeği idrak etmelerinin zamanı gelmiştir:
“Yaşamlarını adamış oldukları bilimsel alanın bir tarihi vardır ve bu tarihi
araştırmak, en azından kendi uğraşları kadar saygın ve gereklidir.”
Bilimsel durumun belirlenmesi aşamasında, öncelikle çözüme kavuşturulması
veya hiç değilse aydınlatılması gereken en büyük güçlük, Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucusu olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncelerinin ve
uygulamalarının Türk bilim tarihi açısından önemini ve değerini belirlemektir; Ord.
Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın bu konuya tahsis edilmiş makaleleri ile son günlerde,
Güneş Kazdağlı tarafından yazılan ve TÜBİTAK tarafından yayımlanan Atatürk ve
Bilim başlıklı kitap, bu yolda atılmış bir ilk adım olarak görülmelidir.
Siyasî tutum ve desteğin, bilimin gelişimi üzerinde olumlu etkilerde bulunduğu
çoktan kanıtlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Atatürk Dönemi ile sonraki dönemleri
karşılaştırmak çok ilginç olacak, yöneticilerin bilime yaklaşımlarının, nasıl bir gelişim
çizgisi izlediği ve bunun sonuçları konusunda bizlere ışık tutacaktır.
Hem özel hem de genel yönelimli bilim tarihlerinin sağlıklı bir biçimde
yazılabilmesi ve böylelikle Cumhuriyet Dönemi’ndeki bilimsel çalışmaların gerçek
değerinin gösterilebilmesi için, öncelikle yapılması gereken işler ise şunlardır:
(a) Yurt-içi ve yurt-dışında, Türk araştırmacıları tarafından yazılmış bilimsel
makaleler ve kitaplar ile yüksek lisans ve doktora tezleri taranarak bunlardan,
bilimlere katkıda bulunmuş olanlar belirlenmeli ve bu katkılar, tarihî
değerlendirmelerde kullanılmak üzere dosyalanmalıdır.
Bu arada, istatistiksel değerlendirmeler çok yararlıdır; bu nedenle Cumhuriyet
Dönemi’nde GSMH’dan bilimsel çalışmalara ayrılan payın miktarına, açılan
üniversite sayısına, bir bilimsel alanda eğitim veren ve araştırma yapan bilginlerin
sayısına, yurt-içinde ve yurt-dışında yapılan doktora sayısına, yurt dışındaki saygın
yayın organlarında yayımlanmış olan makale sayısına dayanan istatistiksel
değerlendirmeler için de malzeme toplanmalı veya toplanmış malzeme
kullanılmalıdır; ancak bu arada, nicelik kadar niteliğin de önemli olduğu
unutulmamalı ve sayılar tarafından aldatılmamaya özen gösterilmelidir. Bilim
tarihçilerinin temel ölçütü, açık ve kesindir ve şöyle formüle edilebilir: “Bir bilimsel
çalışma, bilime herhangi bir katkıda bulunmuş mudur?”
(b) Son dönem Türk bilginlerinin bilimsel çalışmalarını konu edinen yazılı veya
sözlü hatırâtlara dayanarak, Cumhuriyet Dönemi bilimsel çalışmalarına ve
başarılarına ilişkin bir araştırma-çerçevesi çizilmeli ve tarihi incelerken kullanılacak
bir varsayımdan başka bir işlevi olmayacak bu araştırma-çerçevesinden yararlanarak,
bilimsel gelişimin temel dönemleri veya aşamaları belirlenmeye çalışılmalıdır; elbette
78
tarihsel çalışmalar ilerledikçe, bu çerçevede bazı değişikliklerin yapılması
kaçınılmazdır.
Bütün bu çalışmalar bitirildiğinde, artık, hem matematik, fizik gibi tek tek
bilimler açısından bakıldığında özel başarıya, hem de bütün bilimler açısından
bakıldığında genel başarıya ilişkin gerçeğe uygun bir manzara yakalamak için gerek
duyulan bilgiler ve bulgular derlenmiş olacaktır. Bu aşamadan sonra, artık bilinenleri
bilimsel bir biçimde yazmaya geçilebilir.
Yalnız bu serimlemeden de anlaşılacağı üzere, bu kadar geniş kapsamlı bir
etkinliğin, bir kurumlaşma olmadan veya kurumlaşmış bir destek olmadan
gerçekleştirilebilmesi olanaksızdır. Sonuçta bireysel güç, araştırmaları, tek başına bir
yere kadar götürebilir, ama yine de bu yer, kurumlaşmış güçün götürebildiği yerin çok
gerisinde kalacaktır. Bu yüzden, şayet şu veya bu dönemde (burada Cumhuriyet
Dönemi’nde), Türk bilginlerinin gerçekleştirmiş oldukları bilimsel çalışmaların
nesnel bir dökümü yapılmak isteniyorsa, bu alandaki başarılarının ve
başarısızlıklarının nedenleri belirlenmek ve buna dayanarak önlemler alınmak
isteniyorsa, üniversiteler, bilimsel eğitim-öğretim veren ve bilimsel araştırmalar
yapan çağdaş kurumlar haline getirilmek isteniyorsa, gerçekçi bilim politikaları
yapılmak ve uygulanmak isteniyorsa,
(a) Üniversitelerimizde bilim tarihi bölümleri açılmalı,
(b) Bilim tarihi enstitüleri kurulmalı ve
(c) Bilimsel araştırma kurumlarında, bilim tarihçilerine yer ayrılmalıdır.
Aksi taktirde, Türkiye’deki bilimsel yaşam ile birlikte bu yaşamın sağlıklı bir
dökümünü çıkaran ve yorumlarıyla denetimini sağlayan bilim tarihi de ülkemizden
göç edecektir.
B. Bilimsel Durumun Yorumlanması
Bilimsel durumun gerçeğe uygun bir biçimde belirlenmesi yeterli değildir ve
Cumhuriyet Dönemi’ndeki bilimsel çalışmaların daha iyi anlaşılabilmesi ve
kavranabilmesi için, elbette bu durumun yorumlanması da gerekmektedir.
Öyleyse bu yorumlama nasıl yapılacaktır? Bizi başarılı bilimsel yorumlara
götürecek en sağlam başlangıç yöntemi, “Karşılaştırma Yöntemi”dir ve iki temel
karşılaştırmayı yapmaksızın, 80 yılın yekun çizgisini çekemeyiz:
(1) Osmanlı Dönemi ile Cumhuriyet Dönemi’ni, bilimsel çalışmaların başarısı
açısından karşılaştırmak gerekecektir; çünkü her şeyde olduğu gibi, bilimsel
çalışmalarda da tarihî bir süreklilik mevcuttur ve Türk ulusunun, bir dönemden diğer
döneme ulaşan süreçte, bilimsel beceri ve başarı açısından nereden nereye geldiğini
tespit ve bunun nedenlerini tahkik kaçınılmaz bir tarihsel görevdir.
Anımsatmak gerekir ki Osmanlı Dönemi’ndeki yüksek eğitim ve araştırma
kurumları ile buralarda çalışan öğretim üyeleri ve araştırmacılar, Cumhuriyet
Dönemi’nde de büyük ölçüde etkinliklerini sürdürmüşlerdir; siyasî maksatlar, bir
dönemi kötülemeyi veya unutturmayı makul gösterebilir, ama bilimsel maksatlar
gösteremez. Bilim tarihçilerinin görevi, her döneme eşit uzaklıkta durmak ve her
dönemi bilimsel yöntemlerine uygun bir biçimde araştırmaktır; aksi taktirde, bilimsel
bilgi üretiminden değil, yalnızca ideolojik savunmadan söz edilebilir.
79
Bu karşılaştırma için Osmanlı Dönemi’ne bakarken, geriye doğru çok fazla
gitmeye gerek yoktur; 1923’ten 80 yıl kadar geriye gitmek veya daha uygun bir
yaklaşımla, Tanzimat Dönemi’nin başlangıcı olan 1839 senesine kadar geriye gitmek,
amaç için sanırım yeterli olacaktır; böylece aşağı yukarı aynı süreler içinde,
Cumhuriyet öncesi ile sonrası, bilimsel çalışmaların düzeyi ve başarısı açısından
karşılaştırılabilecek ve bilimin, Türkiye’de nereden nereye geldiği ve bunun nedenleri
daha iyi kavranabilecektir.
Elbette bu karşılaştırmanın sağlıklı bir biçimde yapılabilmesi için, öncelikle,
Osmanlı Dönemi’ndeki bilimsel çalışmaların (ve burada hiç değilse son 80 yılın) özel
ve genel tarihlerinin yazılması gerekir. Atatürk Kültür Merkezi, bu yönde çok olumlu
bir adım atmış ve yaklaşık 2 sene evvel “Osmanlılar Dönemi’nde Bilim ve Teknoloji”
başlığını taşıyan ve Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Bilim
Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyeleri tarafından yürütülen kapsamlı bir projeyi
başlatmıştır. Bu proje bitirildiğinde, bu döneme ilişkin yerleşmiş birçok hükmün
yıkılacağını ve Türk bilim tarihine ve bunun doğal bir sonucu olarak Türk düşünce ve
kültür tarihlerine başka bir gözle bakmak gerekeceğini şimdiden bildirmem sanırım
yararlı olacaktır.
(2) Cumhuriyet Dönemi’ne, aşağı yukarı denk gelecek süre içinde,
(a) Özel bir bakışla, çevremizde bulunan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya,
Rusya, İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerde ve ayrıca,
(b) Genel bir bakışla, çağdaş bilimde öncülüğü elinde tutan ABD, İngiltere,
Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde bilimsel çalışmaların ne ölçüde geliştiğini
ve yine yurt-içindeki bilimsel araştırmalar ile yurt-dışındaki bilimsel araştırmalar
arasındaki bağlantıların neler olduğunu belirlemek de, söz konusu yorumun başarısı
açısından çok yararlı bulgular sağlayacaktır.
Böylece Cumhuriyet Dönemi bilimsel çalışmaları daha iyi kavranacak ve ister
eğitim ve isterse araştırma ile ilgili olsun, gereken bütün düzenlemeler daha gerçekçi
ve daha bilimsel bir biçimde yapılabilecektir.
80
Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
Felsefe Bölümü
Bilim Tarihi Anabilim Dalı’nda Yetişen
Araştırmacılar
(Özgeçmişleri ve Yayınları)
Prof. Dr. Esin Kâhya
Prof. Dr. Melek Dosay Gökdoğan
Doç. Dr. Remzi Demir
Doç. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir
Yrd. Doç. Dr. Yavuz Unat
Sunuş
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Bilim Tarihi Anabilim
Dalı’nda görev yapmış olan ve hâlâ yapmakta olan araştırmacıların yayın etkinlikleri,
Anabilim Dalı’mızın kurucusu olan Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın 1937 yılında,
Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanmakta olan uluslararası bilim tarihi dergisi
Isis’de çıkarmış olduğu “Turkish Medicine” adlı makale ile başlamıştır ve o yıldan, içinde
bulunduğumuz 2003 yılına gelinceye değin, çeşitlenerek ve genişleyerek artmıştır.
Bu çalışmada, Bilim Tarihi Anabilim Dalı’nda, kuruluşundan başlayarak bugüne
değin görev yapmış olan Aydın Sayılı, Sevim Tekeli, Esin Kâhya, Şahabettin Demirel,
Melek Dosay Gökdoğan, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir ve Yavuz Unat’ın kısa
bir özgeçmişleri ile yayın listeleri takdim edilecektir.
Bilim Tarihi Anabilim Dalı, 1955 senesinde kurulmuş ve aradan geçen 48 sene
zarfında, bu kurumda çalışan araştırmacılar tarafından, 50 tanesi müşterek veya müstakil
telif kitap ve 267 tanesi ise yine müşterek veya müstakil telif makale olmak üzere toplam
317 tane bilimsel yayın yapılmıştır (TABLO I). Alana ilişkin tercümeler ise, toplam 22
adettir ve bunların 5 tanesi kitap, geriye kalan 17 tanesi ise makaledir. Tercümelerin,
teliflere nispetle çok daha az olmasının sebebi, özgün araştırmalar yapma gayreti ve
akademik yönetimin, tercüme etkinliğini teşvik etmemesidir.
Toplam 317 yayından, Eski Türkçe ve Arapça başta olmak üzere klâsik dillerden
biriyle yazılmış olan bilimsel metinlere dayalı olanların sayısı 120, olmayanların sayısı ise
197’dir (TABLO II). Bu durumda, özgün kaynaklara inen çalışmaların oranı %37,85
civarındadır ki yeterli olduğu söylenebilir. Bilindiği üzere, bilim tarihi alanında metin
neşrinin artması, bilimsel yönden çok kıymeti olmayan spekülasyonların azalmasını
sağlaması açısından çok yararlıdır.
Yabancı dille yapılan yayınların ise, olması gerekenin oldukça altında kaldığı
görülmektedir154. Toplam yayınların sadece %14,51’i yabancı dillerden biriyle yapılmıştır
154 Burada Türkiye’de Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanmış olan makaleler değerlendirmenin
dışında tutulmuştur. Bunlar da dahil edilecek olursa yabancı dilde yayımlanmış olan yayınların
listesi büyük oranda artacaktır.
81
(TABLO III). Oysa Anabilim Dalı’mızda gerçekleştirilen bilimsel çalışmaların
sonuçlarını, tüm Dünya’da daha iyi bir biçimde duyurabilmek ve Fakültemiz’deki bilim
tarihi etkinliğini ulusal düzeyden uluslararası düzeye çıkarabilmek için, yabancı dillerden
biriyle ve özellikle de İngilizce ile yayın yapma çalışmalarına daha fazla ağırlık vermek
gerecektir.
Elli yıla yaklaşan tarihî süreç içinde, bilim tarihçilerinin sayısının - buraya, sadece
bir çalışması ile giren Demirel değerlendirme dışı tutulacak olursa - toplam 7 araştırmacı
ile sınırlı kalması, bilim tarihi yayınlarının, bazı alanlarda yoğunlaşması sonucunu
doğurmuştur. Bütün yayınların, %40,47’si genel bilim tarihi olarak adlandırdığımız gruba
girmektedir (TABLO IV). Şayet bu grubu müstesna tutar ve yazarların uzmanlık
alanlarına göre yayınlarına bakarsak, bu taktirde, en çok astronomi tarihi (%17,99)
alanında yayın yapıldığı ve bu alanı sırasıyla %14,74 ile matematik tarihinin, %12,97 ile
biyoloji ve tıp tarihinin ve %9,14 ile fizik tarihinin izlediği görülmektedir. Coğrafya
tarihinin %1,17 ile sınırlı kalması düşündürücüdür; çünkü özellikle Osmanlı Dönemi
üzerinde çalışan araştırmacıların en sık karşılaştıkları bilimsel metinler, tıp ve coğrafyayla
ilgilidir. Doğa bilimleri ise yok denebilecek kadar azdır; meselâ, mineraloji ve jeoloji
tarihi, botanik tarihi, zooloji tarihi gibi alanlarda hemen hemen hiçbir yayın yapılmamıştır.
Kimya tarihi alanındaki çalışmaların ise, doktorasını henüz tamamlamış olan bir üyemizin
yapacağı araştırmalarla, kısa bir süre içinde155 gelişeceği umulmaktadır.
Önümüzdeki yıllarda uzmanlık alanlarının çeşitlendirilmesi ve yeni alınacak
araştırmacıların özellikle doğa bilimlerine yönlendirilmesi yararlı olacaktır. Böylece
çeşitli uzmanlık alanlarından derlenen güvenilir bilgilerden yararlanarak, hem Osmanlı
Öncesi Dönem, hem de Osmanlı Dönemi Genel Türk Bilim Tarihi manzarasının gerçeğe
uygun bir biçimde çıkarılması mümkün olabilecektir.
Yapılan araştırmaların %30,97’si, Osmanlı Öncesi Türk Dönemi’ni, %29,49’u ise,
Osmanlı Dönemi’ni konu edinmektedir. Bu değerlere, Cumhuriyet Dönemi’ni konu
edinen araştırmalar da dahil edilecek olursa (%7,37), toplam yayınların, en azından
%67,83’ünün Türkler’le ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır ki bu değer, Dil ve Tarih-
Coğrafya Fakültesi kurulurken, Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’in,
“Öz kaynaklarına inmek suretiyle mazimizin aydınlatılması, bizimle münasebette
bulunmuş milletlerin tarihine gene kendi gözümüz ve kendi anlayışımızla bakılması, Türk
dilini yabancı kaidelerin esirliğinden kurtararak, kendi kudretleri ve kendi imkânları
içerisinde geliştirme yollarının aranması ve … ülkemizin coğrafî tabiatının ilmî usullerle
ve olduğu gibi tetkik edilmesi, nihayet şuradan buradan alınmış fikirlerle değil, millî
hayatımızın şuuruna dayanan bir görüşle elde edilmiş evrensel görüşe sahip
mütefekkirlerimizin yetişmesidir.”
biçiminde beyan ettiği hedef doğrultusunda, bilim tarihçileri tarafından, önemli bir mesafe
alındığını kanıtlamak için yeterlidir.
Diğer taraftan hemen anımsatmakta yarar vardır ki Cumhuriyet Dönemi’ne yönelik
olan yayınların, toplam yayınların sadece %7,37 kadarını kapsaması, bir eksiklik olarak
görülmemeli ve değerlendirilmemelidir; çünkü 80 yıllık geçmişi olan Türkiye
Cumhuriyeti, daha yeni yeni bilim tarih araştırmalarının konusu haline gelmeye
155 Hasan Âli Yücel, Maarif Vekâleti, Millî Şef ve Cumhurreisimizin Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi’ni Ziyaretleri ve Fakülte’nin Yeni Binasında Tedrisata Başlaması, İstanbul 1941, s.13.
82
başlamıştır. Bilimsel olaylar, mesela siyasî olaylar kadar hızlı bir biçimde dönüşmedikleri
ve değişmedikleri için, birkaç kuşak geçmeden bilim tarihinin ilgi alanına girmeleri
olanaksızdır.
Fakat şurasını da belirtmeden geçmek yanlış olacaktır ki karşılaştırmalı bilim tarihi
araştırmalarını geliştirebilmek ve Türk Bilim Tarihi’ni (veya İslâm Bilim Tarihi’ni), genel
bilim tarihi perspektifine doğru bir biçimde oturtabilmek için, Batı Bilim Tarihi’ne ilişkin
çalışmaların, hiç değilse %9,7’lerden, %30’lara çekilmesinde büyük bir yarar olacağı
âşikârdır; aksi taktirde, yerel bilim ile evrensel bilim arasındaki bağlantıları, gözden
kaçırma tehlikesi ile karşı karşıya gelinecektir.
Gerçi, Anabilim Dalı’mız araştırmacıları tarafından yapılan ve meselâ metin neşrine
dayanan çalışmalarda, “Karşılaştırma Yöntemi”ne, yani Doğu’daki bir metni, Batı’daki
metinlerle karşılaştırarak anlama yöntemine, sıkı sıkıya sadık kalındığı için, mümkün
mertebe nesnellikten ödün verilmemeye gayret edilmiştir. Bununla birlikte, özellikle
XVII. yüzyıl sonrasında Avrupa’da gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar üstünde
uzmanlaşmış birkaç araştırmacının Anabilim Dalı’mızda istihdam edilmesinin, bilimsel
yönden gücümüzü daha da arttıracağından kuşku duyulamaz. Ancak bu tür
araştırmacıların, Türkiye’de yetişmesi veya çalışması, oldukça güçmüş gibi
görünmektedir; çünkü bilim, bir yerde imkân demektir ve bilimsel imkânların temini ise,
sürekli olarak, iktisadî gerekçelerle ertelenmektedir.
Bilim tarihçilerinin yayınları, yayımlanma tarihlerine göre dizilir ve 1930
senesinden başlayarak, 10 yıllık dönemlere ayrılırsa, İkinci Kuşak’ta bulunan Gökdoğan,
Demir, Topdemir ve Unat’ın yetişmesi ve yayın etkinliklerine başlaması sonrasında, bilim
tarihi yayınlarında tam anlamıyla bir patlama yaşandığı ortaya çıkmaktadır (TABLO VI).
Nitekim, Birinci Kuşak’ın 1971-1980 Dönemi’nde 36 yayına çektiği yayın etkinliği,
1981-1990 Dönemi’nde Birinci ve İkinci Kuşak’ın müşterek gayretleri sonucunda, ikiye
katlanarak 78’e ve ardından 1991-2000 Dönemi’nde ise 121’e yükselmiştir. 2001-2003
yılların arasındaki 3 sene içinde yapılan yayınlar ise, daha şimdiden 45’e ulaşmıştır ve bu
sayı, onar yıllık geçmiş beş dönemin her birinde yapılan yayın sayısından daha fazladır.
Bu tabloda dikkatimizi çeken diğer bir husus ise, sadece 1961-1970 Dönemi’nde yayın
sayısı bakımından bir düşüşün yaşanmış olmasıdır; bunun nedeni muhtemelen, 1968’den
sonra siyasî ve buna bağlı olarak akademik ortamda yaşanan dalgalanmalar olabilir.
Bu tabloların incelenmesinden ortaya çıkan genel sonuç sanırız şu şekilde
özetlenebilir: 48 sene içinde, Anabilim Dalı’mızda görev yapan 7 araştırmacı, çoğu
Türkçe olan makaleleri ve kitapları aracılığıyla, Türk ve Osmanlı bilginlerinin
çalışmalarını, genel ve özel bilim tarihi perspektifleri altında incelemişler ve son 20
senedeki gayretleri sonucunda, büyük bir bilgi birikimi oluşturmayı başarmışlardır.
Burada takdim edilen istatistikî değerlendirmede, yalnızca Bilim Tarihi Anabilim
Dalı’nda görev yapan araştırmacıların yazmış oldukları kitaplar ve makaleler kullanılmış,
bildiriler, kitap tanıtımları ve diğerleri hesaba katılmamıştır; bilimsel etkinlik olmaları
sebebiyle, şayet bunlar da öncekilere eklenmiş olsaydı, şu anda sergilenenden farklı bir
manzara ortaya çıkacaktı.
Bu arada, bütün bu yayınlara bakarak, birkaç noktaya dikkat çekmek gerekecektir:
83
(1) Bu kurumda yürütülen çalışmalar sırasında, genellikle Ortaçağ İslâm -Türk bilim
tarihine ilişkin veriler toplanmış ve bu veriler, genel bilim tarihi perspektifine oturtularak
değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu da doğaldır, çünkü Aydın Sayılı bu alana ilişkin
çalışmalara başlamadan önce, bu alan çok bâkirdi ve mümkün olduğunca kısa bir süre
içinde mümkün olduğunca çok ve güvenilir tarihî bilgilere gereksinim vardı. Aslında bu
süreç bugün de tamamlanmış sayılamaz; yukarıdaki değerlendirmelerden de hatırlanacağı
üzere, bilim tarihinin, uzmanlık gerektiren birçok alanında, henüz ya çok az bilgi
üretilmiştir ya da hiç bilgi üretilememiştir; dolayısıyla, şu dönemde mükemmel
genellemeler yapmak için çok erkendir.
(2) Buna karşın, bilimsel bilginin gelişebilmesi için, mükemmel olmaması tehlikesini
göze alarak, yine de genellemeler yapmaktan kaçınmamak ve bilgide, özel yargılardan
genel yargılara doğru yükselmeye çalışmak gerekir; bu aşamada yanlış yapılabilir; ama
böyle bile olsa, ileriye yönelik hedefler koyması açısından, bu tür genellemelerden
çekinmemek gerekir.
Ayrıca bu tür genellemelerin başka ve daha önemli bir yararı daha vardır ki bu da,
alana ilişkin bilginin kuramsallaştırılması imkânını sağlamasıdır. Böylece bilim tarihi
araştırmaları, veri toplamaya dayalı kılgısal aşamadan, bu verileri yorumlamaya dayalı
kuramsal aşamaya taşınabilir. Doğaldır ki bu noktada işe, bilim tarihinin yanı sıra,
(kardeşleri olan) bilim felsefesi, bilim sosyolojisi ve bilim psikolojisi gibi diğer disiplinler
de karışacaktır.
(3) Henüz, bizim derlediğimiz verilere ve bulduğumuz bilgilere dayanan kuramsal
yapılar, istenilen nitelik ve nicelikte kurulamamıştır; ayrıca bu birikime, bilim felsefesi,
bilim sosyolojisi ve bilim psikolojisi açısından bakılarak, geleneksel bilgiyi anlamaya
yönelik modeller de oluşturulamamıştır. Bütün bunları bizlerin yalnız başımıza yapmamız
mümkün değildir. Bu alanlarda yetişen başka araştırmacıların da, bu ekibe katılmaları, bu
yöndeki girişimleri canlandıracağı için, kanımızca son derece önemlidir.
Konuya sorumluluk açısından bakıldığında ise, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
çatısı altında görev yapmakta olan bilim tarihçilerinin iki bakımdan “sorumlu” olduklarını
görmeleri gerekmektedir:
(1) Bilim tarihçileri, öncelikle mesleklerine karşı sorumludurlar ve bu
sorumlulukları, bugüne değin yapageldikleri bilimsel araştırmaları yoğunlaştırarak
sürdürmelerini gerektirmektedir.
(2) Bilim tarihçileri, bir “bilgin” olmaya çalıştıkları kadar, bir “aydın” olmaya da
çalışmalıdırlar; dolayısıyla, toplumlarına ve sonuçta insanlığa karşı da sorumludurlar ve bu
sorumlulukları ise, kendilerini alâkadar eden toplumsal sorunların çözümünde ve
bunalımların aşılmasında, kendi özgül birikimlerinin sağlayacağı olanaklardan yararlanarak
etkin bir düşünme faaliyeti içinde olmalarını gerektirmektedir.
Bu iki kimliği, yani bilgin ve aydın kimliklerini uygun bir biçimde birleştirebilen
bilim tarihçileri, Türk düşünce tarihine katkıda bulunabilecek ve yeni tür düşünce
adamlarının yetişmesinde etkili olabileceklerdir.
Son olarak söz konusu edilen araştırmacılar tarafından müşterek olarak yürütülmekte
olan iki temel projeye de burada değinmekte yarar vardır:
84
(1) Bunlardan birincisi, Atatürk Kültür Merkezi için hazırlanmaktadır ve
“Osmanlılar Dönemi’nde Bilim ve Teknoloji” başlığını taşımaktadır; maksadı, bugüne
kadar bu konuda yazılmış bütün eserleri ve muhtelif kütüphanelerde bulunan birçok
yazmayı incelemek suretiyle, Türkler’in Osmanlılar Dönemi’ndeki bilimsel çalışmalarını
bütün boyutlarıyla sergilemektir.
(2) İkincisi ise, Forsnet AŞ. için hazırlanmakta olan “Bilim Tarihi Web Sitesi”dir.
(http://www.bilimtarihi.gen.tr/) adresinde deneme yayınına başlayan bu sitenin maksadı,
İnternet ağı vasıtasıyla, Türkiye’de bilim sevgisini yaymak ve bilim tarihi hakkında ihtiyaç
duyulan temel bilgilere ulaşımı kolaylaştırmaktır.
(TABLO I)
Bilim Tarihi Anabilim Dalında Yapılan Toplam Yayınlar
Telif
Kitap Makale Toplam
50 267 317
15,77% 84,23% 100%
Tercüme
Kitap Makale Toplam
5 17 22
22,72% 77,28% 100%
300 267
250 84,23%
Makale
200
150
100
50
50
15,77%
0
Kitap
85
(TABLO II)
Bilim Tarihi Anabilim Dalında Yapılan Araştırmalardan Metine Dayalı
Olanlar ve Olmayanlar
Metine Dayalı Çalışmalar Metine Dayalı Olmayan Çalışmalar
120 197
Metine Dayalı Çalışmalar (%) Metine Dayalı Olmayan Çalışmalar (%)
37,85 62,15
70 62,15
60 Metine Dayalı Olmayan
Çalışmalar (%)
50
40 37,85
30
20
10
0
Metine Dayalı Çalışmalar
(%)
86
(TABLO III)
Bilim Tarihi Anabilim Dalında Yapılan Araştırmalardan Yabancı Dilde Yayımlananlar ile
Türkçe Yayımlananlar
Yabancı Dilde Yayımlananlar Türkçe Yayımlananlar
46 271
Yabancı Dilde Yayımlananlar (%) Türkçe Yayımlananlar (%)
14,51 85,49
90 85,49
80
70
60
50
40
30
20 14,51
10
0
Yabancı Dilde Yayımlananlar Türkçe Yayımlananlar (%)
(%)
87
(TABLO IV)
Bilim Tarihi Anabilim Dalında Yapılan Çalışmalardan Çeşitli Bilimlerin Tarihine Yönelik
Olanlar İle Genel Bilim Tarihine Yönelik Olanlar
Astronomi Coğrafya Fizik Biyoloji ve Kimya Teknoloji Genel Bilim
Matematik Tarihi Tarihi Tarihi Tıp Tarihi Tarihi
Tarihi Tarihi
Tarihi
50 61 4 31 44 2 10 137
Coğrafya Fizik Kimya
Matematik Astronomi Tarihi Biyoloji ve Tarihi Teknoloji Genel Bilim
Tarihi Tıp Tarihi
Tarihi Tarihi Tarihi Tarihi
(%) (%) (%) (%) (%) (%) (%) (%)
14,74 17,99 1,17 9,14 12,97 0,58 2,94 40,47
45 40,47
40
35
30
25
20 14,74 17,99
15
10 12,97
9,14
5 1,17 0,58 2,94
0
Matematik Astronomi Coğrafya Fizik Tarihi Biyoloji ve Kimya Teknoloji Genel Bilim
Tarihi (%) Tarihi (%) Tarihi (%) (%) Tıp Tarihi Tarihi (%) Tarihi (%) Tarihi (%)
(%)
88
(TABLO V)
Bilim Tarihi Anabilim Dalında Yapılan Çalışmaların Ait Olduğu Tarihî Dönemler
İslâm Osmanlı Öncesi Osmanlı Cumhuriyet Batı Bilim Diğerleri
Dönemi Türk Dönemi Dönemi Dönemi Tarihi
45 105 100 25 33 31
İslâm Osmanlı Öncesi Osmanlı Cumhuriyet Batı Bilim Diğerleri
Dönemi Türk Dönemi Dönemi Dönemi Tarihi
(%) (%) (%) (%) (%) (%)
13,27 30,97 29,49 7,37 9,7 9,14
35 30,97 29,49 7,37 9,7 9,14
Diğerleri (%)
30 Osmanlı Osmanlı Cumhuriyet Batı Bilim
Öncesi Türk Dönemi (%) Dönemi (%) Tarihi (%)
25 Dönemi (%)
20
15 13,27
10
5
0
İslâm Dönemi
(%)
89
(TABLO VI)
Bilim Tarihi Anabilim Dalı'nda Yapılan Çalışmaların Yıllara Göre Dağılımı
1930-1940 1941-1950 1951-1960 1961-1970 1971-1980 1981-1990 1991-2000 2001-2003
3 15 21 20 36 78 121 45
1930-1940 1941-1950 1951-1960 1961-1970 1971-1980 1981-1990 1991-2000 2001-2003
0,88 4,42 6,19 5,89 10,61 23 35,69 13,62
40
35,69
35
30
25 23
20
15
10,61
10 4,42 6,19 5,89
5 0,88
0
1930-1940 1941-1950 1951-1960 1961-1970 1971-1980 1981-1990 1991-2000
90
40 1941- 1951- 1961- 1971- 1981- 1991-
35 1950 1960 1970 1980 1990 2000
30
25
20
15
10
5
0
1930-
1940
91
AYDIN SAYILI
1913 yılında İstanbul’da doğan Aydın Sayılı, ilk ve orta öğreniminin bir kısmını
İstanbul’da, bir kısmını da Ankara’da tamamladıktan sonra, Milli Eğitim Bakanlığı’nın
açtığı sınava katılmış ve başarılı olunca, yüksek öğrenim görmek üzere Amerika Birleşik
Devletleri’ne gönderilmiştir. Üniversite eğitimi, dünyanın seçkin bilim kurumlarından
birisi olan Harvard Üniversitesi’nde, bilim tarihini bağımsız bir akademik disiplin haline
getiren ünlü bilim tarihçisi George Sarton’un danışmanlığında planlanmış ve
gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, Sayılı yatay ihtisas alanı olarak İslâm Dünyası ve düşey
ihtisas alanı olarak da fizik tarihi konularında çalışmış ve 1942 yılında doktorasını
tamamlamıştır. Bu anlaşıldığı kadarıyla Dünya’da ilk bilim tarihi doktora derecesidir.
Sayılı, 1943’te Türkiye’ye dönmüş ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ilmî yardımcı
olarak akademik kariyerine başlamıştır. Yaklaşık üç yıl sonra, Fakülte, Ankara
Üniversitesi’ne bağlanmış ve Sayılı, 1946’da bu fakültede doçent, 1952’de profesör ve
1958’de ordinaryüs profesör olmuştur.
1955 yılında, Dil ve Tarih Coğrafya-Fakültesi’nde, resmen bağımsız bir bilim tarihi
kürsüsü kurulmuştur. Bu kürsü, Dünya’da kurulan ilk bilim tarihi kürsülerinden biridir.
Kuruluşundan, emekliye ayrıldığı 1983 yılına kadar bu kürsünün başkanlığını yürütmüş
olan Sayılı, aynı zamanda 1974’ten itibaren idarî bir birim olarak kurulmuş olan Felsefe
Bölümü’nün de başkanlığını üstlenmiştir.
1983 yılında emekliye ayrılan Sayılı, aynı yılın Ekim ayından itibaren Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı olan Atatürk Kültür Merkezi’nin başkanlığına
getirilmiş ve bu görevini, 1993 yılının Eylül ayına kadar aralıksız sürdürmüştür. Bu görevi
sırasında, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Bilim Tarihi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans
ve doktora derslerini vermeyi sürdüren Sayılı 15.10.1993 tarihinde vefat etmiştir.
Sayılı İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça ve Arapça biliyordu.
Bilimsel Çalışmaları
Kitaplar
Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir, Ankara 1948.
Ebû Nasri’l-Fârâbî’nin Halâ Üzerine Makalesi, Fârâbî’s Article on Vacuum, (Necati
Lugal ile birlikte), Ankara 1951.
The Observatory in Islam, Ankara 1960.
Uluğ Bey ve Semerkand’daki İlim Faaliyeti Hakkında Gıyâsüddin-i Kâşî’nin Mektubu,
Ankara 1960.
Abdülhamîd ibn-i Türk’ün Katışık Denklemlerde Mantıki Zarûretler Adlı Yazısı ve
Zamanın Cebri, Ankara 1962.
Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp, Ankara 1966.
92
Copernicus and His Monumental Work, Ankara 1973.
Beyrûnî’ye Armağan, Ankara 1974.
Türkler ve Bilim, İstanbul 1976.
Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe, Ankara 1978.
İbn-i Sînâ Doğumunun Bininci Yılı Armağanı, Ankara 1984.
Makaleler
“Turkish Medicine”, Isis, Cilt 26, 1937, s. 403-414.
“The Aristotelian Explanation of the Rainbow”, Isis, Cilt 30, 1939, s. 65-83.
“Was Ibn Sînâ an Iranian or a Turk?”, Isis, Cilt 31, 1939, s. 8-24.
“Turks in the Middle East Before the Seljuqs”, Journal of the American Oriental Society,
(R. N. Frye ile birlikte), Cilt 63, 1943, s. 194-207
“Turks in Khûrasan and Transoxania at the Time of the Arab Conquest”, Muslim World,
Cilt 35, 1945, s. 308-315.
“İş Hareketlerinin İncelenmesi”, Çalışma, Yıl 1, Sayı 7, 1946, s. 12-13.
“Selçuklular’dan Evvel Orta Şark’ta Türkler”, Belleten, (N. R. Frye ile birlikte), Cilt 10,
1946, s. 97-131
“Gâzan Han Rasathanesi”, Belleten, Cilt 10, 1946, s. 625-640.
“Al-Qarafi and His Explanation of the Rainbow”, Isis, Cilt 32, 1947, s. 16-26.
“Türk Tarih Kurumu Adına Kırşehir’de Cacabey Medresesinde Yapılan Araştırmanın İlk
Kısa Raporu,” Belleten, (W. Ruben ile birlikte), Cilt 11, 1947, s. 673-691
“Higher Education in Medieval Islam”, Ankara Üniversitesi Yıllığı, Cilt 1, 1948, s. 30-71.
“Vâcidiye Medresesi, Kütahya’da Bir Ortaçağ Rasathanesi,” Belleten, Cilt 12, 1948, s.
655-657.
“Bir Kütahya Hastahanesi”, Belleten, Cilt 12, 1948, s. 679-682.
“Rasathane Konusu İle İlgili Olarak Tire’de Kısa Bir Araştırma”, Belleten, Cilt 12, 1948,
s.683-689.
93
“Bîrûnî”, Belleten, Cilt 13, 1948, s. 53-89.
“Goethe’nin İlim Cephesi”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi,
Cilt 7, 1949, s. 55-67.
“Fârâbî ve İlim”, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 8, 1950, s. 437-440.
“Fârâbî ve Tefekkür Tarihindeki Yeri”, Belleten, Cilt 15, 1951, s. 1-64.
“Fârâbî’nin Simyânın Lüzumu Hakkındaki Risâlesi”, Belleten, Cilt 15, 1951, s. 61-80.
“Fârâbî’nin Tabiat İlminin Kökleri Hakkında Yüksek Makaleler Kitabı”, Belleten, (Necati
Lugal ile birlikte), Cilt 15, 1951, s. 81-122.
“Fârâbî’nin Halâ Hakkındaki Risâlesi”, Belleten, Cilt 15, 1951, s. 123-174.
“The Observation Well”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi,
Cilt 11, 1953, s. 146-159.
“Reviş-i İlmî-i Ebû Alî Sînâ”, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 12, 1954, s.
145-152.
“Habeş el-Hâsib’in “El-Dimişkî” Adıyla Mârûf Zîc’inin Mukaddemesi”, Dil ve Tarih
Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 13, 1955, s. 133-151.
“Khâce Nasîr-i Tûsî ve Rasathane-i Merâgha, Yâdnâme-i Khâce Nasîr-i Tûsî”, Dil ve
Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 14, 1956, s. 1-13.
“Hâzinî’nin Rasat Âletleri Üzerine Risâlesi”, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi,
Cilt 14, 1956, s. 15-19.
“Alâuddin Mansûr’un İstanbul Rasathanesi Hakkındaki Şiirleri, Belleten, Cilt 20, 1956, s.
411-484.
“Kûhî’nin Sınırlı Zamanda Sonsuz Hareket Hakkındaki Yazısı”, Belleten, Cilt 21, 1957,
s. 489-495.
“Islam and the Rise of Seventeenth Century Science”, Belleten, Cilt 22, 1958, s. 353-368.
“Tycho Brahe Sistemi Hakkında XVII. Asır Başlarına Ait Farsça Bir Yazma”, Anatolia,
Cilt 3, 1958, s. 79-87.
“Sâbit İbn Kurra’nın Pitagor Teoremini Tamîmi”, Belleten, Cilt 22, 1958, s. 527-549.
“Thâbit İbn Qurra’s Generalization of the Pythagorian Theorem”, Isis, Cilt 51, 1960, s.
35-37.
94
“Kâsiyun Rasathanesi Hakkında Bazı Bilgiler”, Beşinci Türk Tarih Kongresi Tebliğleri,
Ankara 1960, s. 252-257.
“Üçüncü Murad’ın İstanbul Rasathanesindeki Mücessem Yer Küresi ve Avrupa ile
Kültürel Temaslar”, Belleten, Cilt 25, 1961, s. 397-445.
“Ordinaryüs Profesör Muzaffer Şenyürek (1915-1961)”, Belleten, Cilt 26, 1962, s. 181-
200.
“Ebû Sehl el-Kûhî’nin Bir Açıyı Üç Eşit Kısma Bölme Problemi İçin Bulduğu Çözüm”,
Belleten, Cilt 26, 1962, s. 693-700.
“Rasadhane”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 9, 1963, s. 627-632.
“Ortaçağ İslâm Dünyası’nda İlmî Çalışma Temposunun Ağırlaşmasının Bazı Temel
Sebepleri (Avrupa ile Mukayese)”, Araştırma, Cilt 1, 1963, s. 5-71.
“Abdülhamîd ibn Vâsi ibn Türk’ün Cebir Konusundaki Bir Yazısı”, Altıncı Türk Tarih
Kongresi Tebliğleri, 1965, s. 95-100.
“Gondeshapur”, Encyclopaedia of Islam, İkinci Baskı, Cilt 2, Leiden 1965, s. 1119-1120.
“Bir Cacabey Medresesi Kitâbesi”, Belleten, Cilt 29, 1965, s. 71.
“Gülşehri’nin “Leylek ile Bülbül Hikayesi” Adlı Manzumesi”, Necati Lûgal Armağanı,
Ankara 1968, s. 537-554.
“İslâm Dünyası’nda Rasathane”, Ordinaryüs Profesör Dr. A.Süheyl Ünver’in İstanbul
Rasathanesi Adlı Kitabına Giriş, Ankara 1969, s. 11-15.
“Bizde Tıp Öğretimi Üzerine”, Belleten, Cilt 35, Ankara 1971, s. 229-234.
“Gâzan Han Türbesi Hakkında Bir Manzûme”, İran Şehinşahlığının 2500’üncü Kuruluş
Yıldönümü Armağanı, İstanbul 1971, s. 383-398.
“Selimiye Camii Hakkında Bir Manzûme”, İran Şehinşahlığının 2500’üncü Kuruluş
Yıldönümü Armağanı, İstanbul 1971, s. 399-412.
“Turkish Contributions to and Reform in Higher Education and Hüseyin Rıfkı and His
Work in Geometry”, Ankara Üniversitesi Yıllığı, Cilt 12, 1972, s. 89-98.
“Bilimsel Çalışmada Türk-İslâm İşbirliği”, İran 2500 Yaşında, Ankara 1972, s. 59-63.
“Bir İlim Adamımızın Adı Hakkında”, Yedinci Türk Tarih Kongresi Tebliğleri, Ankara
1973, s. 547-553.
“Kopernik ve Anıtsal Yapıtı”, Nikola Kopernik, 1473-1973, Ankara 1973, s. 27-131.
95
“Doğumunun 1000’inci Yılında Beyrûnî”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara 1974, s. 1-40.
“Beyrûnî ve Bilim Tarihi”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara 1974, s. 67-81.
“Ebû Nasr Mansûr’un Sinüs Kanununun Tanıtı Üzerine Beyrûnî’nin Mektubu”,
Beyrûnî’ye Armağan, Ankara 1974, s. 169-207.
“A Short Tract of Al-Fârâbî on Poetry and Rythm”, Proceedings of the Fourteenth
International Congress of the History of Science, Tokyo ve Kyoto 1974, Cilt 3, s. 347-
350.
“Ulugh Bey”, Encyclopédie Biographique des Savants et des Inventeures, Milano 1976.
“Hümanist Düşünce ve Bilim”, Klâsik Düşünce ve Türkiye Sempozyumu II, Ankara 1977,
s. 20-40.
“Önsöz”, Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe, Ankara 1978, s. VII-XVI.
“Bilim ve Öğretim Dili Olarak Türkçe”, Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe,
Ankara 1978, s. 325-599.
“Beyrûnî and the History of Science”, Proceedings of the International Congress on Al-
Berûnî, Karachi 1979, s. 706-712.
“Atatürk ve Bilim”, Araştırma, Cilt 11, 1979, s. 13-17.
“Turkish Contributions to Scientific Work in Islam”, Belleten, Cilt 43, 1979, s. 715-737.
“Astronomy Yesterday and Today”, Araştırma, Cilt 11, 1979, s. 5-11.
“The Importance of the Turkish-Islamic World in the History of the Observatory”,
Araştırma, Cilt 11, 1979, s. 19-28.
“The Emergence of the Prototype of the Modern Hospital in Medieval Islam”, Belleten,
Cilt 44, 1980, s. 279-286.
“Atatürk, Bilim ve Üniversite”, Belleten, Cilt 45, 1981, s. 27-42.
“Certain Aspects of Medical Instruction in Medieval Islam and its Influence on Europe”,
Belleten, Cilt 45, 1981, s. 9-21.
“Science and Technology in the Turkish Movement of Westernization”, Türk-İslâm Bilim
ve Teknoloji Birinci Uluslararası Kongresi Tebliğleri, Cilt 5, s. 57-69.
“The Nationality of the Ephtalites”, Belleten, Cilt 46, 1982, s. 17-23.
96
“James Chadwick ve Nötronun Keşfi”, Fizik Mühendisliği, Cilt 3, Sayı 25-26, 1982, s. 5-
29.
“Atatürk ve Bilim”, Bilim ve Teknik, Cilt 15, Sayı 180, 1982, s. 1-3.
“Eski Uygarlıkları Uzaylılara Bağlamak Saçma”, Bilim Dergisi, Yıl 2, Sayı 1, 1983, s. 50-
70.
“Uzun Yılların Ardından İbn Sînâ”, Uluslararası İbn-i Sînâ Sempozyumu Bildirileri, 17-
20 Ağustos 1983, s. 19-26.
“Atatürk ve Bilim”, Atatürk’ün Prensiplerinin Işığı Altında Türk Eğitim Sistemi Bilimsel
Konferansı, Ankara 1983, s. 1-10.
“Dinamik Alanında İbn-i Sînâ’nın Buridan’a Etkisi”, Uluslar Arası İbn-i Sînâ
Sempozyumu Bildirileri, 1983, s. 273-277.
“Bilim, Kültür ve Uygarlık Açısından Tarihimiz”, Türk Bilim Politikası, Ankara 1983, s.
7-24.
“Sarton ve Bilim Tarihi”, Belleten, Cilt 47, 1983, s. 499-525.
“A Possible Influence, in the Field of Physiological Optics, of Ibn Sînâ of Ibn al
Haytham”, Belleten, Cilt 47, 1983, s. 665-675.
“İbn-i Sînâ ve Bin Yıllık Yaşantının Dile Getirdikleri”, İbn-i Sînâ Doğumunun Bininci Yılı
Armağanı, 1984, s. 1-11.
“İbn-i Sînâ’da Astronomi ve Astroloji”, İbn-i Sînâ Doğumunun Bininci Yılı Armağanı,
1984, s. 161-201.
“İbn-i Sînâ’da Işık, Görme ve Gökkuşağı”, İbn-i Sînâ Doğumunun Bininci Yılı Armağanı,
1984, s. 203-241.
“İbn-i Sînâ ve Buridan’ın Mermi Yolu Hareketi’nin Dinamiği Üzerine”, İbn-i Sînâ
Doğumunun Bininci Yılı Armağanı, 1984, s. 141-160.
“Bilim Tarihi Perspektivi İçinde Bilgi ve Bilim”, Bilim Kavramı Sempozyumu Bildirileri,
Ankara 1984, s. 5-24.
“Batılılaşma Hareketimizde Bilimin Yeri ve Atatürk”, Erdem, Cilt 1, Sayı 1, 1985, s. 11-
24.
“Ortaçağ Bilim ve Tefekküründe Türklerin Yeri”, Erdem, Cilt 1, Sayı 1, 1985, s. 169-186.
“Önsöz, Giriş”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, (Açış Konuşması), Ankara
1985, s. V-VIII.
97
“Batılılaşma Hareketimizde Bilimin Yeri ve Atatürk”, Erdem, Cilt 1, Sayı 2, 1986, s. 309-
408.
“Review of Atatürk and the Modernization of Turkey”, Erdem, Cilt 1, Sayı 3, 1986, s.
825-827.
“Review of Gotthard Strohmaier”, Erdem, Cilt 2, Sayı 4, 1986, s. 299-300.
“Atatürk’e Bir İthaf”, Erdem, Cilt 2, Sayı 6, 1986, s. 713-715.
“Turkish Contribution to Scientific Work in Islam”, Türk Kültüründen Görüntüler, 1986,
s. 1+1-23.
“Ortaçağ Bilim ve Tefekküründe Bilimin Yeri”, Türk Kültürü, Sayı 276, Yıl 24, Nisan
1986, s. 207-223.
“Türk Dili ve Edebiyatı Derslerini Nasıl Daha Verimli Hale Getirebilirsiniz?”, Orta
Eğitim Kurumlarında Türk Dili ve Edebiyatı Öğretimi ve Sorunları, (Türk Öğretim
Derneği IV. Öğretim Toplantısı), 1986, s. 277-282, 315-318.
“Central Asian Contributions to the Earlier Phases of Hospital Building Activity in
Islam”, Erdem, Cilt 3, Sayı 7, 1987, s. 135-161.
“Ibn Sînâ and Buridan on the Motion of the Projectile”, From Deferent to Equant: A
Volume of Studies in the History of Science in the Ancient and Medieval Near East in
Honor of E. S. Kennedy, New York 1987, s. 477-481.
“Atatürk ve Milli Kültürümüzün Temel Unsurlarından Bilim ile Entelektüel Kültür ve
Teknoloji”, Erdem, Cilt 3, Sayı …, 1987, s.609-672.
“Turkish Contribution to Scientific Work in Islam”, Turkish Review,Quarterly Digest,
Spring 1988, s. 39-60.
“Turkish Contributions to Scientific Work in Islam”, Studies on Turkish-Arab Relations
Annual, 3, İstanbul 1988, s. 111-130.
“Atatürk ve Temel Bilimler”, Erdem, Cilt 4, Sayı 12, 1988, s. 933-961.
“Atatürk İdeolojisi”, Erdem, Cilt 4, Sayı 12, 1988, s. 963-993.
“A Critical Introduction to Al-Khwarazmî’s Algebra”, Islamabad 1989, s. 3-54.
“Ortaçağ İlim ve Tefekküründe Türklerin Yeri”, Birinci Felsefe ve Sosyal Bilimler
Kongresi Bildirileri (7-10 Mayıs 1984), Erzurum 1989, s. 402-423.
“Önsöz: Yahya Kemâl Beyatlı”, Doğumunun 100. Yılında Yahya Kemâl Beyatlı, Ankara
1990, s. 1-4.
98
“Giriş: Atatürk ve Milli Kültür”, Millî Kültürümüzün Unsurları, Ankara 1990, s. 1-9.
“Atatürkçü Düşünce”, Millî Kültürümüzün Unsurları, Ankara 1990, s. 10-41.
“Giriş”, Atatürk’ün Kültür ve Medeniyet Hakkındaki Sözleri, Ankara 1990.
“Atatürk ve Millî Kültürümüz”, Erdem, Cilt 6, Sayı 17, 1990, s. 325-349.
“Hârezmî ile Abdülhamîd ibn Türk ve Orta Asya’nın Bilim ve Kültür Tarihindeki Yeri”,
Erdem, Cilt 7, Sayı 19, 1991, s. 101-214.
“Hoca Ahmet Yesevî”, Erdem, Cilt 7, Sayı 21, 1991, s. 783-796.
“Sarton and History of Science”, Erdem, Cilt 9, Sayı 25, 1996, s. 73-115.
99
SEVİM TEKELİ
1924 yılında Sürmene’de doğan Sevim Tekeli, ilk eğitimini Osmaniye İlkokulu’nda, orta
ve lise eğitimini de İzmir Kız Lisesi’nde tamamlamıştır. Tekeli, 1951 yılında, Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe Bölümü’nü bitirmiş ve 1952 yılında aynı bölümün
Bilim Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak atanmıştır.
Çalışmalarını daha çok astronomi tarihi konusunda yoğunlaştırmış olan Tekeli,
“Nasîrüddîn, Takiyüddin ve Tycho Brahe’nin Rasat Aletleri’nin Mukayesesi” başlığını
taşıyan çalışmasıyla, 1956 yılında doktor, “Takiyüddîn’in Sidretü’l-Müntehâ Adlı Zîci ve
XVI. Yüzyılda Batı’da Astronomi Alanındaki Çalışmalar” adını taşıyan çalışmasıyla,
1960 yılında doçent ve 1967 yılında sunduğu “XVI. Yüzyılda Osmanlılar’da Saat ve
Takiyüddin’in Mekanik Saat Konstrüksiyonuna Dair En Parlak Yıldızlar Adlı Eseri”
başlığını taşıyan takdim kitabıyla da profesör olmuştur.
Asistan olarak atandığı 1952 yılından itibaren, aralıksız olarak araştırmalarını sürdüren
Tekeli’nin çeşitli dergilerde yayımlanmış birçok makalesi bulunmaktadır. Ayrıca konusu
ile ilgili yurtiçi ve yurtdışında çeşitli toplantılara katılmış ve çeşitli bilimsel kurumlara üye
olmuştur.
Bilim adamı olarak alanında dünyaca tanınmış bir kimse olan Sevim Tekeli, Dil ve Tarih-
Coğrafya Fakültesi’nde 1982-1993 yılları asasında Felsefe Bölümü Başkanlığı’nı
yürütmüştür. Ayrıca Fakülte Yönetim Kurulu üyeliği ve dekan vekilliği gibi çeşitli idarî
kademelerde görev yapmış ve Fakülte’yi temsilen Ankara Üniversitesi Senatosu’nda
çalışmıştır.
Bilimsel Çalışmaları
Kitaplar
On Altıncı Asırda Osmanlılar’da Saat ve Takîyüddîn’in “Mekanik Saat Konstrüksüyonuna
Dair En Parlak Yıldızlar” Adlı Eseri, Ankara 1966.
Modern Bilimin Doğuşunda Bizans’ın Etkisi, Ankara 1975.
Felsefeye Giriş, (Liseler İçin Ders Kitabı, Mübahat Türker Küyel, Esin Kâhya, Kenan
Gürsoy, Alev Öner ve Nurten Baykurt ile birlikte), Ankara 1985.
Bilim Tarihi, (Liseler İçin Ders Kitabı, Esin Kâhya, Melek Dosay, Remzi Demir, Hüseyin
Gazi Topdemir ile birlikte), Ankara 1993.
Bilim Tarihi, (Esin Kâhya, Melek Dosay, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir ve
Yavuz Unat ile birlikte), Ankara 1997.
Bilim Tarihine Giriş, (Esin Kâhya, Melek Dosay, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir,
Yavuz Unat ve Ayten Koç Aydın ile birlikte), Geliştirilmiş İkinci Baskı, Ankara 1999.
Bilim Tarihine Giriş, (Esin Kâhya, Melek Dosay, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir,
Yavuz Unat ve Ayten Koç Aydın ile birlikte), Geliştirilmiş Üçüncü Baskı, Ankara 2001.
100