Mühendisler Derneği Adınaİmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın YönetmeniYaşar YEKEBAĞCISorumlu Yazı İşleri MüdürüDr. Zekeriya Oral YAĞDIRANTasarımFatih TAHAYayın KuruluProf.Dr. Mustafa İLBAŞProf.Dr. İnan GÜLERProf.Dr. Ertuğrul KARAÇUHAProf.Dr. Mustafa ALKANProf.Dr. Şeref SAĞIROĞLUProf.Dr. Yüksel KAPLANProf.Dr. Hacı Mehmet ŞAHINDoç.Dr. Mustafa ULAŞElektronik Müh. Mustafa AKYÜZElektronik Müh. Ahmet Aşır GÜÇLÜ Elk.-Elektronik Müh. Cevat AKTEPEYük. Çevre Müh. Hasan Onur TEMEL Yük. İnşaat Müh. Yaşar AYDOĞDUHukuk DanışmanıAv. Mehmet BIYIKLISümer-1 Cadde Beyaz Apartmanı No: 12/6 06440 Kızılay Çankaya - AnkaraBasım Tarihi: 28.01.2026Basım YeriDinçler Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti.Bayındır 1 Sk. 6/12 Adilhan İş Mrkz.Kızılay / ANKARAe-mail: [email protected] dergideki yazılarda ifade edilen görüşler, Mühendis Medya dergisinin resmi görüşlerini yansıtmaz. Yazılarda yer alan bilgi, iddialar ve yorumların doğruluğundan tamamen yazar sorumludur. Mühendis Medya dergisi, yazılardaki herhangi bir içerikten ötürü sorumluluk kabul etmez. Dergimiz yerel süreli ve ücretsizdir. Üç ayda bir yayınlanır.Ocak 2026Sayı: 07TÜRKMÜHENDİSLER DERNEĞİTMDTÜRK MÜHENDİSLER DERNEĞİİçindekiler0204062939414451606573Mühendisliğin Onuru, Ülkenin GeleceğidirYaşar YEKEBAĞCIMesleki İtibar, Sosyal Güvence ve Adil Ücret MücadelesiTürk Mühendisler Derneği’ndenDünya Mühendisler Günü’nde Güçlü MesajlarDünden Bugüne Mühendis Odaları ve Sorunlar Umut YILMAZDinamik Mühendisler Platformu MMO Ankara Adaylarını AçıkladıSiber Güvenlik Başkanlığı: Dijital Çağda Analog Bir Kurum mu?Doç. Dr. Muharrem Tuncay GENÇOĞLUŞehirler Karbonu Nerede Üretiyor?Binaların Görünmeyen Ayak İzi ve Yapı Malzemelerinin İklimle İlişkisiÖğr. Gör. Bilge ARSLANAhşap Yapı SistemleriMehmet Ali ALIBEKIROĞLUBeşinci Nesil (5G) ile Özgül Soğurma Oranının (SAR) İncelenmesiMühendislik Dünyasından HaberlerHasan Onur TEMELExcel’de Metin Formülleri İle ÇalışmakYaşar AYDOĞDU
Yeni bir sayıda daha siz değerli meslektaşlarımızla birlikte olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu dergi, yalnızca bir yayın değil; mimar ve mühendislerin ortak sesi, ortak vicdanı ve ortak mücadelesidir. İlk sayımızdan bu yana değişmeyen bir ilkemiz var: Mühendisliğin itibarını, emeğini ve hakkını savunmak. Bugün de aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.Bizler biliyoruz ki bir ülkenin kalkınması; yalnızca söylemlerle, planlarla ya da kâğıt üzerindeki projelerle olmaz. Kalkınma; sahada, şantiyede, laboratuvarda, masa başında, gece gündüz demeden emek veren mühendislerin alın teriyle mümkündür. Yolları mühendisler yapar, barajları mühendisler inşa eder, savunma sanayisini mühendisler ayağa kaldırır, enerjiyi, iletişimi, üretimi mühendisler planlar. Buna rağmen bugün mühendislik mesleği, hak ettiği değeri ve karşılığı ne yazık ki görememektedir.Mühendislik Meslek Kanunu Kırmızı ÇizgimizdirMücadelemizin merkezinde Mühendislik Meslek Kanunu yer almaktadır. Bu konu bizim için bir tercih değil, zorunluluktur; açıkça ifade ediyoruz ki Mühendislik Meslek Kanunu kırmızı çizgimizdir. Mesleğimizin tanımının netleşmesi, yetki ve sorumluluk alanlarının güvence altına alınması, özlük haklarının yasal teminat altına alınması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.Yıllardır ülkemizin her alandaki gelişimine öncülük eden mühendislik mesleği, son dönemde bazı meslek gruplarına sağlanan özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler nedeniyle dengi mesleklerin gerisine itilmiştir. Bu tablo kabul edilemez. Kamu mühendisleri; büyük altyapı projelerinde, stratejik yatırımlarda ve hayati öneme saMühendisliğin Onuru, Ülkenin Geleceğidir2OCAK 2026
hip kamu hizmetlerinde en ağır sorumlulukları üstlenmesine rağmen, ücret ve özlük hakları bakımından dengi meslek gruplarının gerisinde bırakılmıştır.Kamu mühendislerinin ücretleri ve özlük hakları, dengi meslek gruplarıyla eşitlenmelidir. Bu, bir lütuf değil; emeğin, sorumluluğun ve kamusal katkının doğal sonucudur.Özel Sektör Mühendisleri Görmezden GelinemezMücadelemiz yalnızca kamu mühendisleriyle sınırlı değildir. Özel sektörde çalışan mühendislerimizin yaşadığı sorunlar da en az kamu tarafı kadar ciddidir. Uzun çalışma saatleri, güvencesiz istihdam, düşük ücretler ve mesleki itibarsızlaştırma özel sektördeki mühendislerin temel sorunları hâline gelmiştir.Özellikle yıllardır kararlılıkla dile getirdiğimiz yeşil pasaport talebi, artık yasal bir düzenleme ile hayata geçirilmelidir. Özel sektörde 15 yılını dolduran mühendislere yeşil pasaport verilmesi hem adil hem de gereklidir. Teknolojiyi üreten, geliştiren ve dünyaya ihraç eden mühendisler dururken; bu haktan mühendislerin yararlanamaması büyük bir çelişkidir. Biz inanıyoruz ki bu talep, gecikmiş ama haklı bir taleptir ve mutlaka karşılık bulacaktır.Meslek Odaları Mesleğin Gelişimine Hizmet EtmelidirBir diğer önemli başlık ise meslek odalarıdır. Oda seçim süreçlerinin hızlandığı bu dönemde, çok net bir uyarıyı yapmak zorundayız: Meslek odaları siyaset yapma alanı değildir. Meslek odaları, mühendislerin ve mimarların mesleki haklarını savunmak, mesleğin gelişimine katkı sunmak için vardır.Ne yazık ki yıllardır bazı odalar, mesleğe hizmet etmek yerine belli ideolojik yapıların ya da siyasi anlayışların arka bahçesi hâline getirilmiştir. Seçim dönemlerinde büyük vaatlerle ortaya çıkan, ancak seçildikten sonra mesleğin sorunlarına sırtını dönen anlayışlar, mühendisliğe zarar vermektedir. Buradan açıkça ifade ediyoruz:“Meslek odaları, mesleğine gerçekten hizmet edecek kadrolar tarafından yönetilmelidir” Siyaset yapılacak yer bellidir; odalar ise mesleğimize hizmet etmelidir.Dünya Mühendisler Günü ve Ortak MücadelemizBu sayımızda, Dünya Mühendisler Günü vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz etkinliklere geniş yer verdik. Bu etkinlikler yalnızca bir kutlama değil; aynı zamanda sorunlarımızı dile getirdiğimiz, taleplerimizi kamuoyuna güçlü şekilde duyurduğumuz önemli buluşmalardır. Mühendis haklarına ilişkin taleplerimizi bu sayımızda da ön sayfadan bir kez daha kararlılıkla ifade ettik.Bizim mücadelemiz günübirlik değildir. Biz bu yola, mühendislik mesleği hak ettiği saygınlığa kavuşana kadar yürümek için çıktık. Kimsenin kişisel hesabı, siyasi beklentisi ya da konjonktürel hesapları bu mücadelenin önüne geçemez. Her zaman altını çizdiğimiz gibi; Mühendis olmadan olmaz. Ülkelerin gelişiminin, kalkınmasının ve sürdürülebilir geleceğinin temelinde mühendisler vardır. Birlikte güçlüyüz, birlikte başaracağız.Yaşar YEKEBAĞCI Mühendisler Derneği Genel Başkanı3SAYI 7
Mühendisler, mimarlar ile şehir ve bölge plancıları; ülkemizin altyapısından sosyal yaşam alanlarına, afet yönetiminden kamu projelerine kadar uzanan çok geniş bir alanda kamu yararına hizmet sunmaktadır. Üstyapı ve altyapı projeleri, karayolları, barajlar, sanayi tesisleri, kimya, haberleşme, bilişim, otomotiv, enerji santralleri, havacılık, tarım ve savunma sanayii gibi stratejik sektörlerin tamamında bu meslek gruplarının emeği ve sorumluluğu bulunmaktadır.Ancak, kamuda bu unvanlarla görev yapan bizlerin mesleki itibarı, özlük hakları ve ekonomik güvenceleri uzun yıllardır sistemli biçimde görmezden gelinmektedir. Toplu sözleşme süreçleri, bu sorunların çözümü açısından önemli bir fırsat olarak görülmüş; 2025 yılı toplu sözleşmesi öncesinde taleplerimiz açık ve net biçimde ifade edilmiş olmasına rağmen ne yazık ki somut bir kazanım elde edilememiştir. Bu nedenle 2026 yılı Meclis çalışmalarından beklentimiz büyüktür.2025 yılı Temmuz ayında yayımlanan 5 sayılı dergimizde kamuoyuyla paylaştığımız taleplerimizin ısrarlı takipçisi olacağımızı bir kez daha vurgulamak isteriz. Mühendislerin, mimarların, şehir ve bölge plancılarının sesine kulak verilmesi yalnızca bir meslek grubunun değil; ülkemizin kalkınmasının, kamu yatırımlarının verimliliğinin ve gelecek nesillerin güvenliğinin de gereğidir.Devletimizin hizmetinde, altyapı ve üstyapı projelerinde gecesini gündüzüne katarak çalışan; şantiyelerde milyarlarca liralık kamu kaynağının sorumluluğunu üstlenen; geçici ve kesin kabul işlemlerini yürüten, üretmek, planlamak, denetlemek ve kamu yararını korumak dışında bir gayesi olmayan meslektaşlarımız, zorlayıcı saha koşulları ve ağır iş yükü altında görev yapmaktadır.Bu kapsamda daha önce kamuoyunda paylaştığımız taleplere aşağıda yere verilmiştir:• Alınan yüksek sorumluluk ve risklere karşılık olarak, mühendis, mimar ve şehir plancıları için “Risk ve Teknik Sorumluluk Tazminatı” adı altında yeni bir tazminat ihdas edilmelidir.• Bu tazminat; memur aylık katsayısının 40.000 ile çarpımı sonucunda bulunacak tutar kadar olmalı, torba yasa ile düzenlenmeli ve emekliliğe yansıtılmalıdır.• Mühendislik Hizmetleri Sınıfı ihdas edilmeli, mühendisler III sayılı cetvele alınmalıdır.• Emekli aylıklarına, 25.000 gösterge rakamının memur maaş katsayısı ile çarpımı kadar ilave yapılmalıdır.• Özel hizmet tazminatı %260’a çıkarılmalı, yansıtma oranları %200 olmalıdır.• Her 5 yıl için 1 yıl yıpranma payı verilmelidir.Mesleki İtibar, Sosyal Güvence veAdil Ücret Mücadelesi4OCAK 2026
• Tüm ek ödemeler emekliliğe yansıtılmalıdır.• Merkez ve taşra teşkilatlarında görev yapan mühendislerin amirleri; yine mühendis, mimar veya şehir/bölge plancıları arasından belirlenmelidir.Tüm taleplerimiz ve beklentilerimiz, toplu sözleşme süreçleri öncesinde yetkili sendikalara iletilmiş, Temmuz 2025 sayımızda yayınlanmış ve kamuoyuyla paylaşılmıştır.Bizler; kamunun yükünü omuzlayan, ülkemizin kalkınmasında stratejik rol üstlenen mühendis, mimar ve şehir plancılarının tüm bu haklarını güvence altına alacak kapsamlı bir Mühendislik Meslek Kanunu’nun bir an önce çıkarılmasını istiyoruz. Bu kanun; mesleki itibarı güçlendiren, sosyal güvenceyi sağlayan ve adil ücreti teminat altına alan bir düzenleme olmalıdır.Türk Mühendisler Derneği5SAYI 7
5 Aralık Dünya Mühendisler Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı, mühendislik mesleğinin sorunlarını ve çözüm önerilerini kapsamlı şekilde kamuoyuyla paylaştı.Türk Mühendisler Derneği (TMD) tarafından 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan TMD Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı, mühendislik mesleğinin Türkiye’nin kalkınma, üretim ve teknoloji hedefleri açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, sendika başkanları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve çok sayıda mühendisin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte, mühendislik mesleğinin mevcut durumu, sorunları ve geleceğe yönelik beklentileri kapsamlı biçimde ele alındı.Konuşmasına programa katılan protokol üyelerini, davetlileri ve mühendisleri selamlayarak başlayan Yekebağcı, 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü’nü kutladı. Bu anlamlı gün vesilesiyle düzenlenen organizasyonun, mühendislik mesleğinin toplumdaki yerinin ve öneminin bir kez daha vurgulanması açısından değerli olduğunu ifade etti.Mühendisliğin yalnızca teknik bir alan olmadığını, aynı zamanda değişimi, kalkınmayı, üretimi ve sürdürülebilir gelişimi temsil ettiğini belirten Yekebağcı, bir ülkenin ekonomik ve teknolojik olarak ilerleyebilmesinin temel şartının güçlü bir mühendislik altyapısına sahip olması olduğunu söyledi. Yekebağcı, Türkiye’nin ihracat hedeflerini büyütmek, katma değeri yüksek ürünler üretmek ve küresel rekabette söz sahibi olmak istiyorsa, mühendislik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.Savunma sanayiinde ve özellikle gemi ihracatında gelinen seviyeyi örnek gösteren Yekebağcı, Türkiye’nin artık yalnızca üretim yapan değil, tasarlayan ve ihraç eden bir ülke konumuna ilerlediğini ifade etti. Bu başarının arkasında mühendislerin bilgi birikimi ve emeğinin bulunduğunu belirten Yekebağcı, uluslararası pazarlarda rekabet edebilmek için ürünlerin daha kaliteli, daha verimli, daha ekonomik ve daha yenilikçi olması Türk Mühendi̇ sler Derneği̇ ’ndenDünya Mühendi̇ sler Günü’nde Güçlü Mesajlar6OCAK 2026
gerektiğini, bunun da ancak nitelikli mühendislerle mümkün olacağını kaydetti.Mühendislik eğitiminin ciddi bir kamu yatırımı gerektirdiğine dikkat çeken Yekebağcı, Türkiye’de çok sayıda mühendislik fakültesi bulunduğunu ancak mühendislerin meslek hayatında yeterince desteklenmemesi hâlinde bu yatırımın karşılığının alınamayacağını ifade etti. Gelişmiş ülkelerin dışarıdan mühendis istihdam ederek bu insan kaynağını üretim ve teknoloji geliştirme süreçlerinde kullandığını hatırlatan Yekebağcı, Türkiye’nin de kendi mühendislerine sahip çıkması gerektiğini söyledi.Özellikle özel sektörde çalışan mühendislerin düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve sınırlı sosyal haklarla karşı karşıya olduğunu belirten Yekebağcı, kamuda görev yapan mühendislerin de uzun süredir ciddi bir ücret dengesizliği yaşadığını ifade etti. Son yıllarda farklı meslek gruplarına yönelik yapılan tekil düzenlemelerle ücret iyileştirmeleri sağlandığını hatırlatan Yekebağcı, mühendislerin bu düzenlemelerin dışında kaldığını ve bu durumun meslek mensuplarında ciddi bir motivasyon kaybına yol açtığını dile getirdi.Kamuda yaşanan ücret dengesizliğinin mühendislerin sorumluluklarıyla bağdaşmadığını vurgulayan Yekebağcı, mühendislerin kamu yatırımlarının planlanmasından uygulanmasına, denetiminden sürdürülebilirliğine kadar birçok kritik alanda görev aldığını belirtti. Bu nedenle mühendislerin mali ve özlük haklarının adil ve kalıcı bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.Yekebağcı, mühendislik mesleğinin sorunlarının çözümü için Mühendislik Meslek Kanunu çıkarılmasının zorunlu olduğunu belirterek, bu kanunun hem mesleki yetki ve sorumlulukları hem de mali ve sosyal hakları kapsaması gerektiğini söyledi. Türk Mühendisler Derneği olarak bu talebi tüm platformlarda kararlılıkla dile getirdiklerini ifade etti.Meslek odalarının mevcut yapısına da değinen Yekebağcı, mühendislerin haklarını savunması gereken yapıların çoğu zaman meslekten uzak gündemlerle hareket ettiğini belirtti. Mühendislik mesleğinin hak ettiği noktaya taşınabilmesi için meslek odalarının asli görevlerine dönmesi gerektiğini vurguladı.Türk Mühendisler Derneği’nin kuruluş amacının mühendisleri ayrıştırmak değil, birleştirmek olduğunu ifade eden Yekebağcı, derneğin vizyonunun mühendislerin mesleki, mali ve sosyal haklarını geliştirmek olduğunu söyledi. Derneğin iki yıllık faaliyet sürecinde birçok çalıştay, panel ve yayınla mühendislerin sesi olmayı başardığını kaydetti.Türkiye genelinde 75 ilde aktif temsilciliğe ulaşıldığını belirten Yekebağcı, mühendislik mesleğinin sorunlarını yerelde de gündeme taşımaya devam ettiklerini ifade etti. Derneğin uluslararası faaliyetlerine de değinen Yekebağcı, Türk Dünyası Uluslararası Mühendislik Zirvesi’nin Ankara, Kazakistan ve Kuzey Kıbrıs’ta başarıyla gerçekleştirildiğini, dördüncü zirvenin ise Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenmesinin planlandığını açıkladı.Türk dünyasında mühendislik ve teknoloji alanında ortak bir vizyon oluşturmayı hedeflediklerini belirten Yekebağcı, ortak AR-GE çalışmaları, mühendislik platformları ve bilgi paylaşım ağları kurulmasının öncelikli hedefler arasında yer aldığını ifade etti.7SAYI 7
Dijitalleşme ve yapay zekâ alanındaki hızlı dönüşüme de değinen Yekebağcı, bu sürecin mühendislik mesleğini köklü biçimde dönüştürdüğünü, ancak bu dönüşümün merkezinde yine mühendislerin bulunduğunu söyledi. Mühendislerin bu değişime ayak uydurmasının ve süreci yönlendirmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı.Konuşmasının sonunda birlik ve beraberlik mesajı veren Yekebağcı, mühendislik mesleğinin hak ettiği değere ulaşabilmesi için tüm paydaşlarla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceklerini ifade etti. Programa katkı sunan tüm konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür eden Yekebağcı, Türk Mühendisler Derneği’nin mühendislerin hak ve taleplerini savunma konusundaki kararlılığını yineledi.5 Aralık Dünya Mühendisler Günü kapsamında düzenlenen programda konuşan ASFAT Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa İlbaş, mühendislik mesleğinin toplumsal ve stratejik önemine dikkat çekerek, savunma sanayii ve enerji alanlarında Türkiye’nin geldiği noktayı değerlendirdi.5 Aralık Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla Türk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte konuşan ASFAT Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa İlbaş, programda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı ve yönetimine teşekkür etti. Konuşmasına, mühendislik mesleğinin 38. yılını geride bırakmanın gururunu yaşadığını ifade ederek başladı.Meslek hayatına Kayseri’de başladığını ve uzun yıllardır akademisyen olarak mühendis yetiştirdiğini belirten İlbaş, mühendisliğin insan hayatına doğrudan dokunan, yaşam standartlarını yükselten kutsal bir meslek olduğunu vurguladı. Mühendislerin üreten, düşünen ve çözüm odaklı bireyler olduğunu ifade eden İlbaş, mühendisliğin yalnızca teknik değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara da çözüm üreten bir meslek olduğunu dile getirdi.Akademik kariyerine makine mühendisi olarak başladığını, enerji alanında uzmanlaştığını ve bu alanda profesör unvanını aldığını belirten İlbaş, enerji politikaları konusunda uzun yıllardır çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Türkiye’nin milli enerji stratejisinin oluşturulmasına katkı sunduğunu ifade eden İlbaş, Türk Enerji Birliği Başkanlığı görevini de uzun süredir sürdürdüğünü aktardı.Yaklaşık 10 aydır Millî Savunma Bakanlığı’na bağlı ASFAT Genel Müdürü olarak görev yaptığını belirten İlbaş, savunma sanayii alanında Türkiye’nin tarihi bir başarıya imza attığını açıkladı. Türkiye’nin ilk kez bir Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkeye savaş gemisi ihraç ettiğini belirten İlbaş, Romanya’ya gerçekleştirilen bu ihracatın Türk savunma sanayii açısından bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. 8OCAK 2026
Söz konusu ihracatın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir kazanım olduğunu ifade etti.İhraç edilen savaş gemisinin yüzde 80’in üzerinde yerli ve millî imkânlarla üretildiğini belirten İlbaş, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve Makine ve Kimya Endüstrisi gibi savunma sanayii kuruluşlarının sistemlerinin de bu projeyle birlikte ihraç edildiğini söyledi. Bu başarının, Türkiye’nin savunma sanayiindeki mühendislik kapasitesini ve koordinasyon gücünü ortaya koyduğunu ifade etti.Konuşmasında genç nüfusun ve nitelikli mühendis insan kaynağının Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri olduğunu belirten İlbaş, savunma sanayiinde çalışan mühendislerin yüksek niteliğine dikkat çekti. Türkiye’de savunma sanayiinde yaklaşık 100 bin kişinin çalıştığını, ASFAT bünyesinde ise 32 bin personelin görev yaptığını aktardı.Uluslararası temaslarına da değinen İlbaş, İngiltere’de gerçekleştirilen bir toplantıda Avrupalı muhatapların genç nüfus ve mühendislik alanında yaşadıkları sıkıntıları dile getirdiğini, Türkiye’nin ise bu alanlarda önemli bir avantaja sahip olduğunu ifade etti. Türkiye’de başarılı öğrencilerin mühendislik alanını tercih ettiğini ve en nitelikli mühendislerin savunma sanayiinde görev aldığını vurguladı.Genç mühendis adaylarına da mesaj veren İlbaş, bireyin kendini tanımasının ve güçlü ideallere sahip olmasının meslek hayatında büyük önem taşıdığını ifade etti. Dünyaya açık, ancak milli değerlerine bağlı bireyler yetiştirmenin gerekliliğine dikkat çekti. Mühendislerin dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmesi gerektiğini, ancak elde edilen bilgi ve tecrübelerin Türkiye için kullanılmasının esas olduğunu vurguladı.Meslek odalarının da mühendislik mesleğinin gelişiminde önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten İlbaş, bu yapıların mesleki gelişimi önceleyen bir anlayışla hareket etmesinin önemine dikkat çekti. Kendi meslek hayatında oda çalışmalarında aktif rol aldığını ve meslek örgütlerinin daha etkin olması gerektiğini ifade etti.Konuşmasının sonunda Türkiye’nin genç nüfusu, mühendislik birikimi ve savunma sanayii kapasitesiyle “Türkiye Yüzyılı” hedeflerini gerçekleştirecek güce sahip olduğunu vurgulayan İlbaş, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek katılımcıları saygıyla selamladı.TEDAŞ Genel Müdürü Ömer Sami Yapıcı: Mühendisliğin tarihsel kökenlerinden geleceğin risk ve fırsatlarına uzanan kapsamlı bir değerlendirmede bulunarak, mühendisliğin yalnızca teknik değil, aynı zamanda etik, sürdürülebilir ve insan odaklı bir sorumluluk alanı olduğunu vurguladı.9SAYI 7
5 Aralık Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan TEDAŞ Genel Müdürü Ömer Sami Yapıcı, katılımcıları şahsı ve kurumu adına saygıyla selamladı. Konuşmasında mühendislik mesleği üzerine bir hasbihal yapmak istediğini belirten Yapıcı, mühendisliğin kökenlerinden başlayarak gelecekte karşılaşılması muhtemel riskler, fırsatlar ve stratejik yaklaşımlar hakkında değerlendirmelerde bulundu.Kendisinin de bir mühendis olduğunu hatırlatan Yapıcı, 1986 yılında Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduğunu ifade etti. Aynı fakülte ve bölümden mezun olan meslektaşlarının programda bulunmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek katılımlarından dolayı teşekkür etti.Mühendisliğin insanlığın hayatta kalma mücadelesiyle birlikte ortaya çıktığını belirten Yapıcı, ilk mühendislik faaliyetlerinin barınak inşası, su yolları ve köprülerle başladığını ifade etti. Antik çağlardan günümüze uzanan piramitler, yollar ve su kemerlerinin yalnızca fiziksel yapılar değil, insan aklının ve hayal gücünün somutlaşmış örnekleri olduğunu vurguladı. Günümüzde ise mühendisliğin hayatın her alanına nüfuz ettiğini ve modern yaşamın mühendislik emeğiyle şekillendiğini belirtti.Geleceğe yönelik değerlendirmelerinde mühendisliğin, iklim değişikliğiyle mücadele, yenilenebilir enerji, yapay zekâ, ileri üretim sistemleri ve uzay çalışmaları gibi insanlığın temel sorunlarına çözüm üretme potansiyeline sahip olduğunu ifade eden Yapıcı, geleceğin mühendisliğinin yalnızca teknik çözümlerle sınırlı kalmayacağını dile getirdi. Sürdürülebilirlik, etik değerler ve insan odaklı yaklaşımların mühendislik anlayışının merkezinde yer alacağını vurguladı.Mühendisliğin gelecekte karşı karşıya kalacağı risklere de değinen Yapıcı, teknolojik dönüşüm ve dijitalleşmenin mühendislik süreçlerini köklü biçimde değiştirdiğini belirtti. Yapay zekâ, otomasyon, büyük veri ve bulut sistemlerine uyum sağlayamayan mühendislerin rekabet gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceğini ifade etti. Ekonomik ve sosyal belirsizliklerin de mühendislik mesleği üzerinde baskı oluşturduğunu, bu durumun mesleki kaygıları ve beyin göçü riskini artırabildiğini dile getirdi.Çevresel ve sürdürülebilirlik sorunlarının da mühendisliğin temel gündem maddeleri arasında yer aldığını belirten Yapıcı, iklim değişikliği ve doğal kaynakların azalmasının sürdürülebilir çözümleri zorunlu kıldığını vurguladı. Çevreye duyarsız projelerin toplumsal tepki ve yasal yaptırımlarla karşılaşabileceğini ifade ederek, mühendisliğin yalnızca teknik değil aynı zamanda etik ve güvenlik boyutları olan bir meslek olduğunu söyledi. Yapay zekâ, biyoteknoloji ve genetik mühendisliği gibi alanlarda etik risklerin; dijital projelerde ise siber güvenlik tehditlerinin öne çıktığını aktardı.10OCAK 2026
Eğitim ve insan kaynağı konusuna da değinen Yapıcı, üniversitelerde verilen eğitimin hızla değişen teknolojiye uyum sağlayamaması durumunda mühendislerin yetersiz donanımla mezun olabileceğini belirtti. Bu riski azaltmak için mühendislerin sürekli öğrenme ve yeniden beceri kazanma anlayışını benimsemeleri gerektiğini vurguladı.Risklerin aynı zamanda önemli fırsatlar barındırdığını ifade eden Yapıcı, mühendislerin teknolojik dönüşümü stratejik bir avantaja çevirebileceğini belirtti. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme alanlarında güncel kalmanın, farklı disiplinlerden beslenmenin ve uluslararası projelerde yer almanın önemine dikkat çekti. İkinci yabancı dil edinmenin, girişimcilik kültürünü benimsemenin ve küresel fırsatlara açık olmanın mesleki gelişim açısından kritik olduğunu söyledi.Enerji verimliliği, geri dönüşüm ve çevre dostu tasarımların önemini vurgulayan Yapıcı, yeşil mühendislik anlayışıyla daha yaşanabilir bir dünya inşa edilmesi gerektiğini ifade etti. Etik değerlere bağlılığın, siber güvenliğin ve insan odaklı yaklaşımın mühendislik projelerinin temel unsurları olması gerektiğini belirtti. Teknik bilginin yanı sıra iletişim, liderlik, ekip çalışması ve problem çözme becerilerinin de geliştirilmesinin önemine dikkat çekti.Konuşmasının sonunda mühendisliğin geçmişte insanlığın hayatta kalma aracı, bugün yaşamı kolaylaştıran bir güç, gelecekte ise dünyayı daha yaşanabilir kılacak bir anahtar olduğunu vurgulayan Yapıcı, mühendislerin bu yolculukta yalnızca izleyici değil, aynı zamanda aktif birer aktör olması gerektiğini ifade etti. Katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Levent Ali Yıldız’dan Dünya Mühendisler Günü MesajıAK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Levent Ali Yıldız, Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla Türk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen programa katılarak bir konuşma gerçekleştirdi. Yıldız, mühendislerin Türkiye’nin son yıllarda özellikle savunma sanayii alanında elde ettiği stratejik başarılardaki belirleyici rolüne dikkat çekti.Konuşmasına programa davet edilmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan Yıldız, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı’ya teşekkür etti. Program kapsamında yapılan konuşmaların nitelik ve derinliğine vurgu yapan Yıldız, TEDAŞ Genel Müdürü Ömer Sami Yapıcı’nın ve Dernek Başkanı Yaşar Yekebağcı’nın mühendislik mesleğinin bugünü ve geleceğine dair önemli değerlendirmelerde bulunduğunu ifade etti.11SAYI 7
AK Parti’nin ilk yıllarında sağlık alanında gerçekleştirilen reformların Türkiye’de büyük bir dönüşüm sağladığını hatırlatan Yıldız, son yıllarda ise savunma sanayiinde yaşanan atılım ve devrim niteliğindeki gelişmelerin uluslararası alanda dikkat çektiğini belirtti. Bu başarının arkasında mühendislerin emeği ve bilgi birikiminin bulunduğunu vurgulayan Yıldız, “Bugün savunma sanayiinde geldiğimiz noktanın mimarları mühendislerdir” ifadelerini kullandı.Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı’nın konuşmasında dile getirdiği mühendislerin sorun ve taleplerine de değinen Yıldız, özellikle yeşil pasaport konusundaki talebi not aldığını ve bu konuyu ilk fırsatta Dışişleri Bakanı’na ileteceğini ifade etti. Mühendislerin yalnızca bu başlıkta değil, farklı alanlarda da çözüm bekleyen sorunları bulunduğunu belirten Yıldız, bu taleplerin takipçisi olacağını söyledi.Türk Mühendisler Derneği’nin son dönemde gerçekleştirdiği ulusal ve uluslararası faaliyetlere de değinen Yıldız, derneğin “Türk Mühendisler Derneği” unvanını resmi olarak almasını tebrik etti. Türk Dünyası Mühendislik Zirvelerinin önemine vurgu yapan Yıldız, mühendislik alanında Türk dünyasından başlayarak daha geniş bir coğrafyaya hitap eden çalışmaların devam etmesi gerektiğini ifade etti. İlerleyen süreçte İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde de mühendislik zirvelerinin düzenlenmesinin önemli bir vizyon olduğunu dile getirdi.Konuşmasının sonunda Dünya Mühendisler Günü’nün ve düzenlenen zirvenin hayırlara vesile olmasını temenni eden Yıldız, mühendislik mesleğine katkı sunan tüm kişi ve kurumları tebrik etti.ASELSAN Teknoloji ve Strateji Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Taha Yücel: “Mühendislik, Ülkeye Hizmet Etme Sorumluluğudur”Türk Mühendisler Derneği tarafından Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan ASELSAN Teknoloji ve Strateji Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Taha Yücel, mühendisliğin yalnızca teknik bilgi ve üretimden ibaret olmadığını, aynı zamanda ülkeye, millete ve insanlığa karşı önemli bir sorumluluk taşıdığını vurguladı.Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Yücel, meslek hayatı boyunca kamu ve özel sektörde üstlendiği görevlerin kendisine önemli bir perspektif kazandırdığını ifade etti. Farklı dönemlerde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Savunma Sanayii Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarda görev aldığını hatırlatan Yücel, 2022 yılından bu yana ASELSAN bünyesinde çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Hayata ve mesleğe geriye dönüp bakıldığında, esas değerin makamlar veya maddi kazanımlar değil, geride bırakılan fayda ve hizmet olduğunu ifade etti.12OCAK 2026
Mühendislik mesleğinin tanımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yücel, mühendisliğin özünde problem çözme becerisi ve analitik düşünme yeteneği bulunduğunu söyledi. Mühendisin her şeyi bilen değil, karşılaştığı sorunlara çözüm üretebilen, öğrenmeye açık ve kendini sürekli geliştiren bir birey olması gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşımın, hem mesleki hem de kişisel gelişimin temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.Savunma sanayiinde elde edilen başarıların arkasında güçlü bir mühendislik altyapısı bulunduğuna dikkat çeken Yücel, ASELSAN’ın bugün Türkiye’nin en değerli şirketleri arasında yer aldığını ve bunun mühendislerin özverili çalışmaları sayesinde mümkün olduğunu ifade etti. ASELSAN’ın 50 yıllık birikimini geleceğe taşıyacak yeni projeler üzerinde çalıştığını belirten Yücel, önümüzdeki dönemde çok daha büyük teknolojik atılımların hayata geçirileceğini söyledi.Konuşmasında, dünya savunma sanayiindeki örneklerden de bahseden Yücel, başarılı mühendislik organizasyonlarının ortak özelliklerine değindi. Hızlı hareket edebilme, disiplinli çalışma, zamanında sonuç üretme ve iş bitirme kültürünün başarıda belirleyici rol oynadığını ifade eden Yücel, “Hiçbir mazeretin başarının yerini tutamayacağı” anlayışının mühendislikte temel bir ilke olması gerektiğini vurguladı.Kamu hizmetine dair kişisel deneyimlerini de paylaşan Yücel, devlet görevlerinin fedakârlık gerektirdiğini ve bu süreçte bireysel beklentilerin geri planda bırakılması gerektiğini ifade etti. Gerçek dava adamlığının; ülkenin ve milletin menfaatini her şeyin önünde tutmak, kişisel çıkarları ikinci plana almak olduğunu belirten Yücel, bu anlayışın hem kamuda hem de özel sektörde yol gösterici olması gerektiğini söyledi.Bilim, etik ve kültürel miras arasındaki ilişkiye de değinen Yücel, Türk-İslam medeniyetinin tarih boyunca bilime, insana ve doğaya saygılı bir yaklaşım sergilediğini vurguladı. Yapay zekâ, ileri teknoloji ve dijital dönüşüm alanlarında yürütülen çalışmaların, etik değerler ve insan odaklı yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmasının önemine dikkat çekti. Batı’dan bilim ve teknoloji alanında faydalanırken, tarihsel ve kültürel köklerin unutulmaması gerektiğini ifade etti.ASELSAN’da yürütülen projelerin bu anlayış doğrultusunda şekillendiğini belirten Yücel, Türkiye’nin teknolojik alanda özgüvenli bir duruş sergilemesi gerektiğini, sahip olunan insan kaynağı ve mühendislik birikimiyle küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşılabileceğini söyledi.Konuşmasının sonunda Türk Mühendisler Derneği’ne, organizasyonda emeği geçen kurum ve paydaşlara teşekkür eden Yücel, mühendislerin Türkiye’nin geleceğinde stratejik bir rol üstlenmeye devam edeceğini ifade etti.13SAYI 7
Prof. Dr. Hüseyin Arslan: “Türkiye’nin Geleceği İçin Derinlikli ve Nitelikli Mühendislik Eğitimi Şart”Türk Mühendisler Derneği tarafından Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan Medipol Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, Türkiye’de mühendislik eğitiminin mevcut durumu, genç nüfusun dönüşen beklentileri ve geleceğin savunma ve teknoloji alanlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.Konuşmasına davetlerinden dolayı Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı’ya teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Arslan, programa yönelik ilk hazırlığını genç mühendis adaylarını motive etmeye yönelik yaptığını, ancak salondaki katılımcı profilinin ağırlıklı olarak aileler, mühendisler ve yöneticilerden oluştuğunu ifade etti. Bu nedenle konuşmasını, gençleri yetiştiren aileler ve eğitimciler üzerinden şekillendirdiğini belirtti.Türkiye’nin demografik yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Arslan, yaygın kanaatin aksine genç nüfus avantajının hızla azaldığını, Türkiye’nin nüfus yapısının Avrupa ülkelerine benzer şekilde yaşlanma sürecine girdiğini vurguladı. Yurt dışı gözlemlerinden örnekler paylaşan Arslan, özellikle Güney Asya ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye’nin nüfus piramidinde belirgin bir dönüşüm yaşandığını ifade etti. Bu sürecin yalnızca sayısal bir mesele olmadığını, nitelik kaybının da ciddi bir sorun olarak ortaya çıktığını dile getirdi.Konuşmasında mühendislik eğitimi ve istihdamına dair mevcut tabloya dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, savunma sanayii gibi alanlarda yüksek nitelikli mühendislerin önemli başarılara imza attığını, ancak bunun dışında çok sayıda işsiz mühendis bulunduğunu söyledi. Bu durumun nedenlerinin derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, sorunun yalnızca üniversitelerle sınırlı olmadığını; aileden başlayarak eğitim sisteminin bütününe yayılan yapısal bir mesele olduğunun altını çizdi.Gençlerin mesleğe ve eğitime bakış açısının değiştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, günümüzde diplomanın bir amaç hâline geldiğini, ilim öğrenmenin ve üretmenin ise geri planda kaldığını ifade etti. Öğrencilerin büyük bir bölümünün hızlı şekilde mezun olup kısa yoldan yüksek gelir elde etmeyi hedeflediğini belirten Arslan, bu yaklaşımın uzun vadede ülkenin bilimsel ve teknolojik kapasitesini zayıflattığını söyledi.Üniversite tercih süreçlerine ilişkin gözlemlerini de paylaşan Arslan, öğrencilerin ve ailelerin tercihlerini topluma, ülkeye veya insanlığa katkı üzerinden değil; gelir beklentisi üzerinden yaptığını vurguladı. Geçmişte mühendisliğin üniversite tercihlerinde ilk sıralarda yer aldığını hatırlatan Arslan, bugün mühendislik 14OCAK 2026
bölümlerinin çok daha düşük sıralamalardan öğrenci aldığını ve bunun ciddi bir kalite sorununa işaret ettiğini ifade etti.Mühendisliğin değişen doğasına da değinen Prof. Dr. Arslan, klasik mühendislik anlayışının yerini derin uzmanlık gerektiren alanlara bıraktığını belirtti. Yapay zekâ, büyük veri, siber güvenlik, haberleşme ve bilişim teknolojilerinin geleceğin belirleyici alanları olduğunu söyleyen Arslan, mühendislik eğitiminin yalnızca lisans düzeyinde bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası çalışmaların teşvik edilmesinin zorunlu hâle geldiğini ifade etti.Savunma anlayışının da köklü biçimde değiştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, geleceğin savaşlarının siber uzayda, veri ve iletişim altyapıları üzerinden yürütüleceğini belirtti. Türkiye’nin iletişim altyapılarında büyük ölçüde dışa bağımlı olduğuna işaret eden Arslan, veri güvenliğinin millî güvenliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini söyledi. Küresel teknoloji şirketlerinin veri üzerindeki etkisine dikkat çeken Arslan, bu alanda yerli ve millî çözümlerin geliştirilmesinin stratejik bir zorunluluk olduğunu vurguladı.Konuşmasında, mühendis sayısının niceliğinden çok niteliğinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Arslan, dünyadaki büyük teknoloji şirketlerinin on binlerce mühendisle çalıştığını hatırlattı. Türkiye’nin hem insan kaynağını koruması hem de bu kaynağı ileri teknoloji alanlarında derinleştirmesi gerektiğini belirtti.Konuşmasının sonunda sorumluluğun yalnızca gençlerde olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, eğitimciler, aileler, mühendisler ve kurumların bu dönüşümde ortak sorumluluk taşıdığını ifade etti. Gerçekçi bir tablo çizmenin önemine değinen Arslan, amaçlarının alkış almak değil, mevcut sorunlara dikkat çekmek olduğunu belirterek konuşmasını tamamladı.Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu: “Yapay Zekâ Çağında Mühendisliğin Geleceği, Birlikte Hareket Etmeyi Zorunlu Kılıyor”Türk Mühendisler Derneği tarafından 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, mühendislik mesleğinin dönüşüm sürecine, yapay zekâ ve 15SAYI 7
veri çağının getirdiği değişimlere ve bu süreçte mühendislik camiasına düşen sorumluluklara dikkat çekti.Konuşmasına Dünya Mühendisler Günü’nü kutlayarak başlayan Prof. Dr. Sağıroğlu, bu tür organizasyonların Türkiye’nin geleceği adına ortak akıl geliştirilmesi, strateji ve politika üretilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve üniversitelerin yaşanan sorunların çözümünde kritik rol üstlendiğini vurgulayan Sağıroğlu, mühendisliğin özünde problem çözme sanatı olduğunu hatırlattı.Yapay zekâ ve veri çağının mühendislik mesleğinde köklü bir dönüşüm yarattığını belirten Sağıroğlu, dünyada çok hızlı bir değişim sürecinin yaşandığını ve bu süreci doğru okuyamayan toplumların ve meslek gruplarının geride kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Geçmişte yaşanan teknolojik dönüşümlere örnekler veren Sağıroğlu, teknik çizimden CAD-CAM sistemlerine, oradan da sesli komutlarla tasarım yapılabilen günümüz teknolojilerine geçildiğini belirterek, mühendisliğe ve mesleklere bakış açısının köklü biçimde değiştiğini dile getirdi.Yapay zekânın bir araç olarak doğru anlaşılması gerektiğinin altını çizen Sağıroğlu, bu teknolojilerin ülke menfaatleri doğrultusunda, etik değerler ve toplumsal sorumluluk bilinciyle kullanılması gerektiğini vurguladı. Yapay zekâdan öğrenmenin, yapay zekâ ile öğrenmenin ve bu süreçte milli değerleri korumanın büyük önem taşıdığını ifade eden Sağıroğlu, bu dönüşümün bireysel değil, kolektif bir anlayışla yönetilmesi gerektiğini söyledi.Büyük dil modellerinin geldiği noktaya dikkat çeken Prof. Dr. Sağıroğlu, bugün milyonlarca teoriyi bilen, çok sayıda dili konuşabilen ve tasarım, kodlama gibi alanlarda ileri düzey çözümler sunabilen sistemlerin var olduğuna işaret etti. Bu gelişmeler karşısında mühendislerin rolünün daha da kritik hale geldiğini belirten Sağıroğlu, mühendislerin geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu dönüşümün öncüsü olacağını ifade etti.Meslek odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Sağıroğlu, mühendislik mesleğine sahip çıkılmasının, mesleğin geleceği açısından hayati önem taşıdığını belirtti. Mühendislik odalarının değişen dünyaya uyum sağlayarak daha etkin yapılar haline gelmesi gerektiğini dile getirdi.Konuşmasında üniversitelerin ve akademisyenlerin de bu değişimden bağımsız olmadığını ifade eden Prof. Dr. Sağıroğlu, bilgi aktarım yöntemlerinin değiştiğini, öğretim üyelerinin de kendilerini yenilemek zorunda olduğunu söyledi. Yapay zekâ destekli sistemlerin 16OCAK 2026
bilgiye erişimi dönüştürdüğünü belirten Sağıroğlu, bu çağın doğru anlaşılması ve eğitim süreçlerinin buna göre yeniden şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.Konuşmasının sonunda 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü’nü yeniden kutlayan Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, gelecek yıllarda daha umut verici, daha güçlü ve daha üretken bir mühendislik ortamı temennisinde bulunarak katılımcılara teşekkür etti.Prof. Dr. Adem Kalınlı: “Dijital Çağda Mühendislik, Geleceği İnşa Eden Bir Yaşam Biçimidir”Türk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen 5 Aralık Mühendisler Günü etkinliğinde konuşan Prof. Dr. Adem Kalınlı, dijital çağda mühendisliğin dönüşümüne, veri odaklı yaklaşımların önemine ve mühendislik eğitiminin geleceğine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.Konuşmasına etkinlikte bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan Prof. Dr. Kalınlı, mühendisliğin yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, aynı zamanda geleceğin inşasına yönelik bir meslek ve yaşam biçimi olduğunu ifade etti. Dünya Mühendisler Günü’nün UNESCO tarafından 2019 yılında “Sürdürülebilir Kalkınma için Dünya Mühendislik Günü” olarak ilan edildiğini hatırlatan Kalınlı, bu yılki temanın “Mühendisliğin gücünü sürdürülebilir kalkınma için serbest bırakmak” olduğunu belirtti.Dijitalleşme, Endüstri 4.0, otomasyon ve yapay zekâ gibi teknolojilerin üretim süreçlerinde köklü değişimler yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Kalınlı, Endüstri 5.0 ve Toplum 5.0 kavramlarıyla birlikte insanın yeniden üretimin merkezine alındığını söyledi. Yapay zekâ ve otomasyonun insanın yerine değil, insanın yanında konumlanması gerektiğini ifade eden Kalınlı, küresel dönüşümlerin mühendislik mesleğini, eğitimi ve mesleğe bakış açısını yeniden ele almayı zorunlu kıldığını dile getirdi.Dünya Ekonomik Forumu’nun gelecek 10 yıla ilişkin risk analizlerine de değinen Kalınlı, pandemi, küresel krizler ve jeopolitik gelişmelerin ülkelerin kendi kendine yetebilme kapasitesinin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Bu sürecin dünyaya kapanmak anlamına gelmediğini vurgulayan Kalınlı, bilginin ve teknolojinin küresel ölçekte takip edilmesi gerektiğini, ancak bu sürecin ülkeye karşı sorumluluk bilinciyle yürütülmesinin şart olduğunu ifade etti.Bilim sisteminde yaşanan dönüşüme dikkat çeken Prof. Dr. Kalınlı, önümüzdeki yüzyılın “veriyi yöneten ülkeler” tarafından şekillendirileceğini belirtti. Türkiye’de son yıllarda dijitalleşme, veri yönetimi ve verinin korunması alanlarında önemli ilerlemeler kaydedildiğini söyleyen Kalınlı, buna rağmen kat edilmesi gereken mesafenin hâlen bulunduğunu ifade etti. Avrupa araştırma politikalarında 17SAYI 7
açık bilim, veri paylaşımı ve yapılandırılmış verinin öncelikli başlıklar arasında yer aldığını hatırlatarak, akademi ve sanayi iş birliklerinin veri temelli olarak güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.Yüksek nitelikli insan kaynağının önemine değinen Prof. Dr. Kalınlı, dünya genelinde patentlenen ve lisanslanan buluşların büyük çoğunluğunun doktora derecesine sahip kişiler tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Bu durumun, mühendislik alanında doktora seviyesinde uzmanlaşmanın yalnızca akademi için değil, sanayi ve teknoloji ekosistemi için de kritik olduğunu gösterdiğini ifade etti.Dijitalleşmenin üretim maliyetlerini düşürerek küresel rekabet dengelerini değiştirdiğini belirten Kalınlı, mühendislik eğitiminin de bu dönüşüme uyumlu hâle getirilmesi gerektiğini söyledi. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre önümüzdeki 10 yıl içinde 1 milyardan fazla insanın becerilerinin yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulacağını aktaran Kalınlı, dijital okuryazarlık, veri okuryazarlığı ve yaşam boyu öğrenme becerilerinin erken yaşlardan itibaren kazandırılması gerektiğini ifade etti.Konuşmasında ODTÜ’de yürütülen veri yönetimi ve performans ölçümü çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Kalınlı, yükseköğretim kurumlarının karmaşık yapılarının ancak ölçülebilir ve veri temelli yaklaşımlarla etkin şekilde yönetilebileceğini belirtti. Akademik veri yönetim sistemleri sayesinde araştırma, eğitim ve kaynak kullanımının bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilebildiğini ifade eden Kalınlı, bu sistemlerin ulusal ve uluslararası düzeyde görünürlük ve iş birliği imkânlarını artırdığını söyledi.Bilimsel verinin büyük ölçüde birkaç ülkenin kontrolünde olmasının stratejik bir risk oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Kalınlı, bu alanda yerli ve milli çözümler geliştirilmesine yönelik yürüttükleri çalışmalara da değindi. Türk dünyasını kapsayan uluslararası bir araştırma ağı oluşturma hedefiyle yürütülen projenin, bilimsel iş birliklerini güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.Konuşmasının sonunda mühendislerin değişim ve dönüşüm sürecinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Adem Kalınlı, mühendislik mesleğinin disiplinler arası, veri temelli ve insan odaklı bir yaklaşımla geleceğe taşınması gerektiğini ifade etti. Etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Kalınlı, tüm katılımcıların 5 Aralık Mühendisler Günü’nü kutladı.Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Enerji Bir-Sen Genel Başkanı Hacı Bayram Tonbul’dan Kamuda Görev Yapan Mühendislerin Haklarına İlişkin DeğerlendirmeMemur-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Enerji Bir-Sen Genel Başkanı Hacı Bayram Tonbul, Dünya Mühendisler Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, mühendislerin özellikle kamuda karşılaştıkları çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.18OCAK 2026
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Tonbul, Dünya Mühendisler Günü’nü kutladı ve organizasyonun gerçekleştirilmesinde emeği geçen Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı ve ekibine teşekkür etti. Bu tür etkinliklerin, mühendislerin sorunlarının görünür kılınması açısından önemli olduğuna dikkat çekti.Sendikaların temel görevlerinden birinin, özellikle kamuda görev yapan mühendislerin sesi olmak olduğunu ifade eden Tonbul, toplu sözleşme süreçlerinde mühendislerin taleplerini masaya taşımaya devam ettiklerini belirtti. Ancak bu süreçlerde ciddi engellerle karşılaşıldığını vurgulayan Tonbul, mühendislerin taleplerinin çoğu zaman “zaten görev tanımı içinde” değerlendirilerek geri plana itildiğini dile getirdi.Toplu sözleşme görüşmelerinde, mühendislerin arazi çalışmaları ve sorumlulukları dikkate alınmadan taleplerinin reddedildiğini ifade eden Tonbul, buna karşın bazı kamu görevlerinde çalışan gruplara yüksek oranlı ek ödemelerin sağlandığını belirtti. Bu durumun adalet duygusunu zedelediğini söyleyen Tonbul, kamuda görev yapan yaklaşık 75 bin mühendis ve toplamda 125 bin teknik personelin özlük haklarının iyileştirilmesinin bütçeye sanıldığı kadar büyük bir yük getirmeyeceğini ifade etti.Kamu teknik personelinin yaptığı işin niteliği ve taşıdığı sorumlulukların göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Tonbul, sendika olarak bu konuda mücadelelerini sürdüreceklerini dile getirdi. Kendisinin de uzun yıllar kamuda mühendis olarak görev yaptığını hatırlatan Tonbul, mühendislerin mesleki itibarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yönündeki beklentisini paylaştı.Konuşmasını, geleceğe dair temennilerle tamamlayan Tonbul, mühendislerin yarınlarının bugünden daha iyi olması için çalışmaya devam edeceklerini belirterek katılımcılara teşekkür etti.Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Şuayip Denizdemir: “Kamuda Çalışan Mühendislerin Mali ve Özlük Hakları Yeniden Düzenlenmelidir”Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Şuayip Denizdemir, Dünya Mühendisler Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, kamuda görev yapan mühendislerin mali ve özlük haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Konuşmasına Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı, akademisyenler ve katılımcıları selamlayarak başlayan Denizdemir, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti ve Dünya Mühendisler Günü’nü kutladı. Türk Mühendisler Derneği’nin mühendislerin sorunlarını sürekli gündemde tutan, süreklilik arz eden ve 19SAYI 7
nitelikli etkinlikler düzenleyen bir yapı olduğuna dikkat çekerek, derneğin hem ulusal hem de Türk dünyasına yönelik çalışmalarının önemli bir boşluğu doldurduğunu ifade etti.Mesleki geçmişine de değinen Denizdemir, uzun yıllar kamuda inşaat mühendisi olarak sahada görev yaptığını, baraj ve gölet projelerinde aktif olarak çalıştığını, ardından sendikal mücadeleye yöneldiğini belirtti. Sendikacılık sürecinde mühendislerin haklarını gündemde tutmaya özel önem verdiklerini vurgulayan Denizdemir, özellikle kamuda çalışan mühendislerin yaşadığı ekonomik ve özlük sorunların çözümü için yoğun çaba sarf ettiklerini dile getirdi.Konuşmasında, sendikacılığın temel amacının çalışanların emeğinin karşılığını almasını sağlamak olduğunu vurgulayan Denizdemir, kamuda görev yapan mühendislerin uzun yıllardır maaş erimesi yaşadığını ve diğer meslek gruplarına sağlanan iyileştirmelerden yeterince faydalanamadığını ifade etti. Akademisyenler, sağlık çalışanları, eğitimciler ve yargı mensupları gibi birçok meslek grubuna yönelik düzenlemeler yapılırken, mühendislerin bu iyileştirmelerin dışında bırakıldığını söyledi.Türkiye Kamu-Sen’in, mühendislik meslek kanununun çıkarılması ve mali–özlük haklarının iyileştirilmesi konularını iki dönemdir toplu sözleşme masasına taşıdığını belirten Denizdemir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ek ödeme ve özel hizmet tazminatı artışını içeren kanun teklifinin ise çeşitli engeller nedeniyle sonuçsuz kaldığını hatırlattı. Mesleki sorumluluk sigortası gibi konuların da sendikanın temel talepleri arasında yer aldığını ifade etti.Meslek odalarına da değinen Denizdemir, mühendislerin meslek odalarına daha aktif şekilde sahip çıkması gerektiğini vurguladı. Kamuda çalışan mühendislerin de bu yapılar içinde yer almasının, mesleğin itibarı ve haklarının korunması açısından önemli olduğunu belirtti.Sendikal yapının bölünmemesi gerektiğine dikkat çeken Denizdemir, meslek ve kurum sendikacılığının kamu çalışma hayatında parçalanmaya yol açtığını ifade etti. Sendikacılığın temelinde dayanışma ve birlik anlayışının bulunduğunu vurgulayan Denizdemir, bu ilkeden uzaklaşıldığında hak mücadelesinin zayıfladığını dile getirdi.Konuşmasının sonunda, mühendislerin mali ve özlük haklarının yeniden ele alınmasının, mesleki sorumluluk sigortasının gerekli alanlarda hayata geçirilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade eden Denizdemir, sendika olarak bu konuların takipçisi olmaya devam edeceklerini belirtti. Denizdemir, konuşmasını katılımcılara saygılarını sunarak tamamladı.20OCAK 2026
Birleşmiş Milletler Orman Forumu Başkanı İsmail Belen: “Türk Mühendislerine Küresel Ölçekte Büyük Sorumluluk Düşüyor”Türk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte konuşan Orman Mühendisi İsmail Belen, mühendislik mesleğinin geleceğine ve küresel ölçekte artan sorumluluklarına dikkat çekti.Birleşmeler Orman Forumu Başkanı ve Orman Genel Müdürlüğü Başmüfettişi olarak görev yapan Belen, etkinlikte bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, farklı bir mühendislik disiplinini temsilen söz aldığını ifade etti. Mühendisliğin yalnızca ulusal değil, küresel ölçekte de kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Belen, yakın zamanda katıldığı İklim Değişikliği Konferansı kapsamında bulunduğu Brezilya’da edindiği gözlemleri paylaştı.Amazon bölgesinde yaşanan çevresel tahribatın çarpıcı boyutlara ulaştığını belirten Belen, Amazon Nehri’nin ciddi ölçüde kuruduğunu ve bölgede yaygın orman yangınlarının yaşandığını aktardı. Bu tablonun, iklim değişikliğiyle mücadelenin mühendislik disiplinleri açısından ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.Türk mühendislerinin bilgi birikimi ve yetkinliğiyle dünyanın farklı coğrafyalarında önemli görevler üstlendiğini belirten Belen, Türkiye’nin bu alanda güçlü ve nitelikli bir insan kaynağına sahip olduğunu söyledi. Tanrı Dağları’ndan Afrika çöllerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada çalışma fırsatı bulduklarını ifade eden Belen, Türk mühendislerinin uluslararası ölçekte önemli katkılar sunduğunu vurguladı.Konuşmasının sonunda, kendisine layık görülen ödülden duyduğu memnuniyeti dile getiren İsmail Belen, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek katılımcılara saygılarını sundu.İnşaat Mühendisler Birliği Başkanı Seyit Mertoğlu, Mühendislik Mesleğinin Geleceğinde Meslek Odalarının Rolünü Vurguladı21SAYI 7
Türk Mühendisler Derneği tarafından 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü kapsamında düzenlenen programda konuşan Seyit Mertoğlu, mühendislik mesleğinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunların çözümünde meslek odalarının kritik bir role sahip olduğunu ifade etti. Mertoğlu, gerek mesleki sorunların gerekse Türkiye’nin yaşadığı yapısal sıkıntıların merkezinde meslek odalarının bulunduğunu belirtti.Konuşmasında 6 Şubat depremlerine değinen Mertoğlu, yaşanan can kayıplarının, ekonomik ve zamansal kayıpların başka hiçbir meslek grubunun hatalarıyla kıyaslanamayacak ölçekte olduğunu vurguladı. Mühendislik alanında yapılan hataların yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkilediğine dikkat çeken Mertoğlu, bu nedenle mühendislik mesleğinin taşıdığı sorumluluğun hayati önem taşıdığını dile getirdi.Meslek odalarını, sistemin işleyişindeki “küçük ama kritik dişliler” olarak tanımlayan Mertoğlu, Türkiye’nin sahip olduğu genç nüfus, insan kaynağı ve sermaye potansiyeline rağmen bu gücün yeterince organize edilemediğini ifade etti. Küresel ölçekte yaşanan kırılmaların, yeni bir dünya düzeninin inşa sürecini başlattığını belirten Mertoğlu, bu süreçte Türkiye’nin stratejik bir konum elde ettiğini söyledi. Askeri ve siyasi alanda kazanılan bu konumun sahada mühendisler tarafından desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Mertoğlu, her mühendisin tek başına bir üretim gücü ve analiz kapasitesi taşıdığını ifade etti.İnşaat mühendisliği özelinde meslek odalarındaki katılım oranlarına da değinen Mertoğlu, Türkiye genelinde yüz binleri aşan mühendis sayısına rağmen oda seçimlerine katılımın oldukça düşük kaldığını belirtti. Bu durumun, meslek odalarının temsil gücünü zayıflattığını ve meslek dışı gündemlerin öne çıkmasına neden olduğunu ifade etti. Oysa meslek odalarının; sendikalar, dernekler ve kamu nezdinde mühendislerin resmi muhatabı olması gerektiğini vurguladı.Türkiye’nin yakın coğrafyasında yeniden yapılanma sürecine giren bölgelerde ciddi bir mühendislik ihtiyacı doğacağını belirten Mertoğlu, Türk mühendislerinin bu süreçte önemli roller üstlenebileceğini, ancak bunun planlama ve organizasyon gerektirdiğini söyledi. Bu organizasyonu sağlayacak yapının da yine meslek odaları olduğunu ifade etti.Konuşmasının sonunda yaklaşan İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerine dikkat çeken Seyit Mertoğlu, meslektaşların sürece daha fazla katılım göstermesinin mesleğin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Programa ev sahipliği yapan Türk Mühendisler Derneği’ne ve destek veren tüm paydaşlara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.22OCAK 2026
Doç. Dr. İbrahim Erdoğan: “Mühendislik Meslek Örgütlerinde Katılım ve Vizyon Yeniden Güçlendirilmelidir”Türk Mühendisler Derneği tarafından 5 Aralık Dünya Mühendisler Günü kapsamında düzenlenen programda konuşan Doç. Dr. İbrahim Erdoğan, mühendislik meslek örgütlerinde katılımın artırılmasının ve milli vizyonun yeniden güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Erdoğan, konuşmasında tüm mühendislerin Dünya Mühendisler Günü’nü kutlayarak, özellikle Türk dünyasındaki mühendislerle dayanışmanın önemini vurguladı.Dinamik Mühendisler Platformu adına değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, meslek odalarında seçimlere katılım oranlarının oldukça düşük seviyelerde kaldığını belirtti. Kayıtlı üye sayısının on binlerle ifade edilmesine rağmen seçimlerin çok sınırlı oy sayılarıyla sonuçlandığını ifade eden Erdoğan, bu durumun meslek örgütlerinin temsil gücünü zayıflattığını ve mühendislerin ortak sorunlarının yeterince güçlü şekilde savunulmasını engellediğini dile getirdi.Konuşmasında geçmiş dönemlere de değinen Erdoğan, mühendislik meslek örgütlerinin zaman içerisinde kuruluş amaçlarından uzaklaştığını, bazı yapıların mühendisliğin ve ülkenin öncelikleri yerine farklı gündemlere odaklandığını ifade etti. Bu anlayışın, mühendisliğin gelişimine ve yüksek teknoloji üretimine katkı sunmadığını belirten Erdoğan, meslek örgütlerinin yeniden bilim, teknoloji ve milli kalkınma hedefleri doğrultusunda konumlanması gerektiğini vurguladı.Kendi mesleki geçmişine de değinen Doç. Dr. İbrahim Erdoğan, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nda araştırma-geliştirme alanında görev aldığını, savunma sanayiine yönelik projelerde çalıştığını ve daha sonra akademik kariyerine devam ettiğini aktardı. Üniversitede öğretim üyeliği görevinde bulunduğunu, sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı’nda yöneticilik yaptığını ve geçtiğimiz yıl emekli olduğunu ifade etti. Ancak emekliliğin üretkenlikten uzaklaşmak anlamına gelmediğini belirten Erdoğan, bilimsel hayallerini ve projelerini sürdürmeye devam ettiğini söyledi.23SAYI 7
Türk dünyasında bilim ve kültür temelli etkinlikler düzenlediklerini ifade eden Erdoğan, gençlerin bilime ve mühendisliğe yönlendirilmesinin öncelikli hedefleri arasında yer aldığını belirtti. Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek meslek odası seçimlerinde bu vizyonla hareket ettiklerini vurgulayan Erdoğan, meslektaşlardan sürece aktif katılım ve destek çağrısında bulundu.Konuşmasını, organizasyonda emeği geçen Türk Mühendisler Derneği yönetimine teşekkür ederek tamamlayan Doç. Dr. İbrahim Erdoğan, mühendisliğin geleceğinin ancak ortak akıl, güçlü katılım ve milli hedefler doğrultusunda şekillendirilebileceğini ifade etti.Aysun Aykan’dan Mühendislik Mesleğinde Nitelik, Bilim ve Birlik VurgusuTürk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte Jeolojide Birliğe Çağrı Platformu adına konuşan, mühendislik mesleğinin toplumların güvenliği, yaşam kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Aykan, mühendislik hizmetlerinin eksik veya hatalı yürütülmesinin can ve ciddi ekonomik kayıplara yol açabildiğini ifade ederek, bu durumun son yıllarda yaşanan doğal afetlerde açık şekilde görüldüğünü dile getirdi.Konuşmasında, mühendislik hizmetlerinin hem ulusal hem de uluslararası ölçekte büyük bir sorumluluk taşıdığına dikkat çeken Aykan, mesleğin bilimsel ve teknik gelişmeler doğrultusunda, nitelikli ve etik ilkeler çerçevesinde icra edilmesinin zorunluluk olduğunu vurguladı. Yaşanan afetlerin, mühendislik uygulamalarında yapılan hatalardan ders çıkarılması gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.Bilim ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmelere de değinen Aykan, mühendislerin bu süreci yakından takip edebilmesi için uluslararası hareketliliğin önünün açılması gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda mühendis, mimar ve şehir plancıları için vize süreçlerinin kolaylaştırılmasının önemine dikkat çeken Aykan, mevcut vize randevu süreçlerinde yaşanan uzun bekleme sürelerinin mesleki faaliyetleri olumsuz etkilediğini dile getirdi.Aysun Aykan ayrıca, Jeolojide Birliğe Çağrı Platformu adına Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetimine aday olduklarını kamuoyuyla paylaştı. 24OCAK 2026
Platformun temel hedefinin, jeoloji mühendislerinin mesleki hak ve kazanımlarını korumak, mesleğin gelişimini sağlamak ve meslektaşlar arasında birlik ve dayanışmayı güçlendirmek olduğunu ifade etti.Aykan, yönetim anlayışlarının eşitlik, şeffaflık ve her görüşe saygı temelinde şekilleneceğini belirterek, ortak akıl ile hareket eden, katılımcı ve kapsayıcı bir yapı oluşturmayı hedeflediklerini vurguladı. Konuşmasının sonunda, mühendislerin birlik içinde hareket ettiğinde daha güçlü olacağını ifade eden Aykan, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.Ülkütek Genel Başkanı Reha Dilek’ten Mühendisliğin Geleceğine İlişkin DeğerlendirmelerEtkinlik kapsamında söz alan Reha Dilek, konuşmasında Türkiye’de mühendislik mesleğinin gelişimi, mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaklaşık 53 yıllık köklü bir sivil toplum kuruluşunun başında bulunduğunu ifade eden Dilek, mühendislik alanında geçmişten bugüne önemli bir dönüşüm yaşandığını vurguladı.Dilek, yarım asır öncesinde Türkiye’de mühendis sayısının oldukça sınırlı olduğunu, günümüzde ise sayısal anlamda belirli bir seviyeye ulaşıldığını ancak mevcut ihtiyacın hâlâ tam olarak karşılanamadığını belirtti. Sayı artışına rağmen nitelik konusunda eksikliklerin devam ettiğini ifade eden Dilek, buna karşın mühendislik alanındaki yapısal eksiklerin önemli bir bölümünün zamanla giderildiğini dile getirdi.Türkiye’nin sanayi yolculuğuna da değinen Dilek, geçmişte montaj sanayisi ağırlıklı bir üretim yapısına sahip olan ülkenin, bugün savunma sanayii başta olmak üzere ileri teknoloji ürünlerini ihraç edebilecek seviyeye ulaştığını kaydetti. Bu gelişmenin, mühendislik mesleğinin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Dilek, Türkiye’nin üretim çağını geride bırakarak teknoloji üretme sürecine girdiğini ifade etti.Geleceğe yönelik umutlu bir tablo çizen Dilek, mühendislerin bu dönüşüm sürecine hazır olması ve daha fazla gayret göstermesi gerektiğini vurguladı. Önlerinde aşılması gereken birçok engel bulunduğunu ancak bu zorluklar karşısında kararlılıkla ilerlenmesi gerektiğini belirtti.Konuşmasında ekonomik koşullara da değinen Dilek, mevcut ekonomik şartların mühendisler açısından da ciddi zor25SAYI 7
luklar barındırdığını ifade etti. Mühendislerden yüksek nitelikli üretim ve tasarım beklendiğine dikkat çeken Dilek, bu beklentilerin karşılanabilmesi için mesleğin maddi ve manevi olarak desteklenmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi.Dilek, mühendislerin hak ve taleplerinin savunulması noktasında sendikaların ve Türk Mühendisler Derneği’nin önemli bir rol üstlendiğini belirterek, bu çalışmaların başarıyla sonuçlanacağına olan inancını paylaştı. Konuşmasını, katılımcılara teşekkür ederek tamamladı.Türk Ziraat Mühendisleri Birliği’nden Türk Mühendisler Derneği’ne Destek MesajıTürk Ziraat Mühendisleri Birliği adına konuşan Mehmet Ali Ünal, Dünya Mühendisler Günü ve Türk Mühendisler Derneği’nin kuruluşu dolayısıyla düzenlenen programda önemli mesajlar verdi.Konuşmasında mühendislik camiasının uzun süredir ihtiyaç duyduğu üst çatı yapılanmasının hayata geçirilmiş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Ünal, Türk Mühendisler Derneği’nin bu ihtiyaca cevap verdiğini vurguladı. Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği olarak söz konusu çatı altında yürütülen tüm çalışmaları desteklediklerini ifade eden Ünal, bu birlikteliğin mühendislik mesleğinin güçlenmesine önemli katkılar sunacağını belirtti.Ünal, hem Dünya Mühendisler Günü’nü hem de Türk Mühendisler Derneği’nin kuruluşunu kutlayarak, yapılan çalışmaların ülke ve mühendislik camiası adına hayırlara vesile olmasını temenni etti. Konuşmasını tüm katılımcılara saygılarını sunarak tamamladı.Türk Mühendisler Derneği’nden Üstün Hizmet ÖdülleriTürk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen etkinlik, teşekkür konuşması ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. Programın kapanışında yapılan açıklamada, organizasyonun başarıyla tamamlandığı ifade edildi.Türk Mühendisler Derneği tarafından düzenlenen programda; mühendislik mesleğine, bilime, teknolojiye, savunma sanayine, yükseköğretime, kamu hizmetlerine ve sivil toplum çalışmalarına sun26OCAK 2026
dukları değerli katkılar dolayısıyla birçok isim Üstün Hizmet Ödülüne layık görüldü.Yapay zekâ ve optimizasyon algoritmaları alanında geliştirdiği yenilikçi çalışmalarıyla yalnızca Türkiye’de değil dünya genelinde büyük etki uyandıran, arı algoritmasıyla bilim dünyasında önemli bir yere sahip olan ve Yükseköğretim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Derviş Karaboğa, üstün hizmet ödülüne layık görüldü. Prof. Dr. Karaboğa, rahatsızlığı nedeniyle programa katılamazken, ödülünün daha sonra kendisine takdim edileceği bildirildi.Savunma sanayi ve askerî alanda önemli projelere liderlik eden, mühendislik mesleğine sunduğu katkılarla öne çıkan ASFAT Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa İlbaş da üstün hizmet ödülüne layık görülen isimler arasında yer aldı.Enerji ve mühendislik sektörüne sunduğu değerli katkılar dolayısıyla TEDAŞ Genel Müdürü Ömer Sami Yapıcı üstün hizmet ödülüne layık görülürken, savunma sanayinde teknolojik gelişmelere öncülük eden çalışmalarıyla ASELSAN Teknoloji ve Strateji Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Taha Yücel de ödül alan isimler arasında yer aldı.Kablosuz haberleşme teknolojileri ekosisteminin gelişimine öncülük eden, üniversite-sanayi-kamu iş birliğini güçlendiren ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklenen 6G Haberleşme Kümelenmesinin oluşumuna liderlik eden Medipol Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan üstün hizmet ödülüne layık görüldü.Yapay zekâ, büyük veri ve siber güvenlik alanlarında ülke genelinde merkezler, programlar ve sivil toplum yapılarının kurulmasına öncülük eden; açık bilim ve açık kaynak felsefesine sunduğu katkılarla öne çıkan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, mühendislik mesleğine sağladığı çok yönlü katkılar nedeniyle kendisine üstün hizmet ödülü takdim edildi.Yükseköğretimde veri yönetimi ve performans ölçümü alanında geliştirdiği yerli ve millî çözümlerle üniversitelerin ölçülebilir gelişimine katkı sunan ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Kalınlı, üstün hizmet ödülüne layık görüldü.Kamuda görev yapan mühendislerin çalışma koşulları ve özlük haklarının iyileştirilmesi için yürüttüğü mücadeleyle öne çıkan Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Enerji Bir-Sen Genel Başkanı Hacı Bayram Tonbul ile Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Şuayip Denizdemir de ödül alan isimler arasında yer aldı.Elektrik, elektronik ve haberleşme mühendislerinin mesleki sorunları ve hakları konusunda önemli çalışmalar yürüten EMO Ankara Şube Başkanı Cevdet Aslan, programda bulunamamasına rağmen üstün hizmet ödülüne layık görüldü; ödülünün daha sonra kendisine teslim edileceği belirtildi.Ormancılık alanında ulusal ve uluslararası düzeyde başarılı çalışmalara imza atan Birleşmiş Milletler Orman Forumu Başkanı İsmail Belen, inşaat mühendisliği alanında sivil toplum faaliyetleriyle öne çıkan İnşaat Mühendisler Birliği Başkanı Seyit Mertoğlu, makine mühendisliği mesleğine yönelik çalışmalarıyla Dinamik Mühendisler Platformu adına Doç. Dr. İbrahim Erdoğan, jeoloji mühendisliği alanında yürüttüğü çalışmalarla Jeolojide Birliğe Çağrı Platformu adına Aysun 27SAYI 7
Aykan, mühendislik mesleğine katkılarıyla Ülkütek Genel Başkanı Reha Dilek ve Yüksek Ziraat Mühendisleri Genel Başkanı Mehmet Ali Ünal da üstün hizmet ödülüyle onurlandırıldı.Tüm ödüller, Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı tarafından takdim edildi. Programda yapılan konuşmalarda; mühendisliğin ülkenin kalkınmasındaki stratejik rolüne, bilim ve teknoloji üretiminin önemine, meslek örgütleri arasındaki birlik ve dayanışmanın gerekliliğine vurgu yapıldı.Türk Mühendisler Derneği, mühendislik mesleğine değer katan kişi ve kurumları onurlandırmaya ve mühendislerin ortak sesi olmaya devam edeceğini kamuoyuyla paylaştı.Kapanış konuşmasında; etkinliğin hayata geçirilmesinde emeği geçen Türk Mühendisler Derneği’ne, ev sahipliği yapan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na, katkı sunan tüm davetli konuşmacılara ve program süresince oturumları ilgiyle takip eden katılımcılara teşekkür edildi. Organizasyonun, mühendislik mesleğinin sorunlarının ve geleceğe yönelik hedeflerinin ele alınması açısından önemli bir buluşma olduğu vurgulandı.Açıklamada ayrıca, benzer etkinliklerde yeniden bir araya gelme temennisi dile getirilirken, program sonunda tüm katılımcılar sahneye davet edilerek toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.Etkinlik, iyi dilekler eşliğinde sona erdi.28OCAK 2026
Mühendis odaları, mühendislik mesleğinin kalite ve standartlarını korumak amacıyla kurulmuş, gönüllü meslek kuruluşlarıdır. Türkiye’de çevre mühendisleri odası, makine mühendisleri odası gibi birçok farklı branşa yönelik odalar bulunur. Bu odalar, mühendislerin mesleki yetkinliklerini geliştirmelerini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda meslek etiğini ve profesyonel sorumlulukları da gözetir.Bu odaların en önemli işlevlerinden biri, mühendislerin mesleki haklarını korumak ve onlara rehberlik etmektir. Ayrıca, mühendislik alanındaki yenilikleri, teknolojik gelişmeleri ve güncel bilimsel bilgileri takip ederek, mühendislerin bu bilgilere kolayca erişimini sağlar. Böylece mühendisler, hem bireysel olarak hem de toplumsal düzeyde daha kaliteli ve güvenilir projeler üretebilirler.Ayrıca, mühendis odaları, üyelerinin sürekli eğitim almasını teşvik eder, seminerler, çalıştaylar ve sertifikasyon programları düzenler. Bu da mühendislerin mesleklerinde güncel kalmasını ve rekabetçi bir ortamda yer almasını sağlar. Bu bağlamda, mühendis odaları, mühendislik mesleğinin gelişimine büyük katkı sunar ve toplumun refahına da olumlu etkiler yapar.TMMOB‘nin Kuruluşuna Kadar Teşkilatlanmalar Avrupa‘da ve ABD‘de 19. Yüzyılın ortalarında başlayan mühendis ve mimar teşkilatlanması, ülkemizde 2. Meşrutiyetle birlikte başlamıştır.1908‘de İstanbul‘da çok sayıda sivil teşkilatın kurulduğu bilinmektedir. Bunlardan birisi de Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyetidir. Cemiyet 1912 yılında etkinliklerini askıya almış ve 1919‘da yeniden çalışmalarına başlamış ve varlığını 1922 yılına kadar sürdürmüştür.Cumhuriyetten sonra ilk teşkilatlanmalar Mayıs 1926 yılında kurulan ve merkezleri Ankara‘da bulunan Türk Mühendisler Birliği ve Türk Yüksek Mühendisler Birliği adı altında gerçekleşmiştir.Birliklerin amaçları arasında “memleketin ilerlemesine ve milli iktisadın inkişafına ve kuvvetlenmesine hizmet emeli ile mesleğin yükselmesine çalışmak”, “meslek haklarını ve azanın ihtiyaç ve menfaatlerini temin ve himayeye, mühendisler arasında tanışma ve tesanütün artmasına Dünden Bugüne Mühendi̇ s Odaları ve SorunlarYüksek Elektrik-Elektronik Mühendisi Umut YILMAZ29SAYI 7
hizmet etmek”, “başka memleketlerden mühendis getirilmesine ihtiyaç kalmayacak derecede meslektaşların yetiştirilmesi için gençliğin mesleğe karşı rağbetini artırmaya; sermaye getirme mecburiyeti olmadıkça, memleketimizde yapılarak inşaatın Türk Mühendis Müteahhitlerine yaptırılmasını ve memlekette yerli ve ecnebi müesseselerde Türk Mühendislerinin çalıştırılmasını temine çalışmak” yer almaktadır.Bu teşkılatı Şubat 1927 tarihinde kurulan Türk Yüksek Mimarlar Birliği izlemiştir. Birliğin amacı “Türk Yüksek Mimarları arasında fikri ve mesleki dayanışmayı temine, memleket içinde ve dışında Türk mimarisini ve mimarlığını tanıtmaya, Türk mimarlık sanatının ve inşaat bilgisinin beynelmilel terakkilere göre inkişafına ve Türk yüksek mimarlarının mesleki, iktisadi ve hukuki menfaatlerini korumak” olarak belirtilmektedir.Daha sonraları bu teşkilatlara çeşitli tarihlerde uzmanlık dallarında teşkilatlar eklenmiştir. Bu teşkilatlar arasında, kurulduktan sonra başka teşkilatlarla birleşenler de bulunmaktadır.Bilinen teşkilatlar şunlardır: Türk Mühendisler Birliği, Türk Yüksek Mühendisler Birliği, Türk Gemi Mühendisleri Cemiyeti, Türk Maden Mühendisleri Birliği, Türk Yüksek Maden Mühendisleri Birliği, Karabük Ağır Sanayi Mühendisleri Derneği, Türkiye Jeoloji Kurumu, Türkiye Harita ve Kadastrocular Cemiyeti, Türk Yüksek Mimarlar Birliği, Orman Mühendisleri Cemiyeti, Türk Yüksek Ziraat Mühendisleri Birliği.TMMOB HakkındaTürk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 7303 sayılı Yasa, 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle, 6235 sayılı Yasayla 1954 yılında kurulmuştur. TMMOB tüzel kişiliğe sahip, Anayasanın 135. Maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. 6235 sayılı TMMOB Yasasının kabulünden sonra, 1. Genel Kurul 18-21 Ekim 1954 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu Genel Kurul, yukarıda belirtilen teşkilatlardan bazılarının delegelerinden oluşmuş, TMMOB Tüzüğü kabul edilmiş ve Elektrik Mühendisleri Odası, Gemi Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası, Maden Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası kurulması kararlaştırılmıştır. Bu Genel Kuruldan sonra, Gemi Makinaları İşletme Mühendisleri Odası Mühendisleri Odası 1960, Şehir Plancıları Odası 1968, Fizik Mühendisleri Odası 1970, Metalurji Mühendisleri Odası 1970, Meteoroloji Mühendisleri Odası 1970, Petrol Mühendisleri Odası 1970, Jeoloji Mühendisleri Odası 1974, İç Mimarlar Odası 1976, Jeofizik Mühendisleri Odası 1986, Çevre Mühendisleri Odası 1992, Tekstil M.O. 1992, Peyzaj Mimarları Odası 1994, Gıda Mühendisleri Odası 1996, Bilgisayar Mühendisleri Odası 2012 tarihlerinde kurulmuştur.30OCAK 2026
Kuruluşunda 10 Odası ve yaklaşık olarak 8.000 üyesi bulunan TMMOB‘nin, 2025 yılı sonu itibari ile oda sayısı 24, üye sayısı ise 729 bin 401 olmuştur. Buna göre 2025 yılında bir önceki yıla göre odalarımızın üye sayısı 23 bin 609 kişi artmıştır.TMMOB çalışmalarını 24 Oda, bu Odalara bağlı 213 şube ve 50 İl/İlçe Koordinasyon Kurulu ile sürdürmektedir. TMMOB‘ye bağlı odalara 108 farklı mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı disiplininden mezun olan mühendis, mimar ve şehir plancıları üyedir.TMMOB, Odalarının kendi eşdeğeri kuruluşlarla kurdukları ilişkilerine paralel olarak Dünya Mühendislik Birlikleri Federasyonu (WFEO) ve Avrupa Ulusal Mühendislik Birlikleri Federasyonu (FEANI) üyesidir.TMMOB, mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkemizdeki mühendisleri ve mimarları temsil etmek, onların hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak ve geliştirmek, mesleki, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlamak ve mesleki birikimlerini toplum yararına kullanmalarının zeminini yaratmak; bu amaçla mesleki alanlarıyla ilgili gelişmelerin ve politikaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak, yorumlamak ve toplumu bilgilendirmek; bu politikaların toplum yararına düzenlenmesi için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek ve bunların gereği olarak en genel anlamda bağımsız ve demokratik bir Türkiye‘nin oluşturulması yönündeki çalışmalarını bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürmek kararlılığındadır.31SAYI 7
TMMOB Yasası’nda Birliğin amaçları şöyle sıralanmıştır.• Günün gerek ve koşullarına ve mevcut olanaklara göre, yasa ve tüzük hükümleri içinde kalmak üzere, mühendis ve mimarları meslek kollarına ayırmak, meslek ve çalışma konuları aynı ya da birbirine yakın bulunan mühendis ve mimarlık grubu için Odalar kurmak.• Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinmelerini karşılamak, mesleki etkinlikleri kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere, meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak.Meslek ve çıkarları ile ilgili işlerde, resmi makamlar ve öteki kuruluşlar ile işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve önerilerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı, normları, bilimsel şartnameler, tip sözleşmeler ve bunlar gibi bütün bilimsel evrakı incelemek ve bunların değiştirilmesi, geliştirilmesi, ya da yeniden konulması yolunda önerilerde bulunmak.MÜHENDİSLERİN BAKIŞIYLA MEVCUT DURUMBilgisayar Mühendisleri Derneği Genel Başkanı ve BMO Birliğe Çağrı Grubu Koordinatörü Mücahit AKPINAR: Mühendislik, çoğu zaman sonuçlarıyla konuşulan, ancak emeğiyle nadiren anılan bir meslektir. Günlük hayatımızda bir uygulama saniyeler içinde açıldığında, bir ödeme sistemi sorunsuz çalıştığında ya da kamuya ait bir dijital hizmete tek tıkla erişebildiğimizde bunu sıradan kabul ederiz. Ancak sistemin çalışmadığı anlarda ilk refleksimiz “Nasıl olur?” sorusunu sormak olur. Oysa çoğu zaman kimse “Bu sistem neden bugüne kadar sorunsuz çalıştı?” diye sormaz. İşte mühendislik, özellikle de bilgisayar mühendisliği, tam olarak bu görünmez başarı alanında var olur.32OCAK 2026
Medeniyet tarihi, aslında insanın karmaşık sorunlara verdiği sistematik cevapların tarihidir. Barajlar, yollar, fabrikalar ve bugün dijital altyapılar; hepsi mühendislik aklının ürünüdür. Mühendis, doğası gereği sahnenin önünde değil, arkasında yer alır. Alkış alan konuşmaları yapanlar değil; o konuşmaların yapılabildiği salonları, ses sistemlerini, yayın altyapılarını kuranlardır. Bu nedenle mühendislik, çoğu zaman ancak yokluğunda fark edilen bir değerdir.Geçmişte bu değer daha görünürdü. Sanayi devrimleri boyunca mühendisler yalnızca üretimin değil, kamusal aklın da merkezindeydi. Devletler kalkınma planlarını mühendislik raporlarıyla şekillendirir, büyük projelerde teknik görüşler belirleyici olurdu. Mühendis olmak, yalnızca bir meslek değil; aynı zamanda toplumsal bir statüydü. Bugün ise bu algının giderek aşındığını, mühendisliğin stratejik bir akıl üretim alanı olmaktan çıkarılıp bir “uygulayıcı iş gücü” olarak görülmeye başlandığını üzülerek gözlemliyoruz.Bu dönüşümün merkezinde bilgisayar mühendisliği yer alıyor. Dijitalleşme artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bankalar yazılımla ayakta durur, hastaneler veriyle çalışır, belediyeler algoritmalarla planlama yapar. Ulusal güvenlikten bireysel mahremiyete kadar uzanan geniş bir alan, bilgisayar mühendislerinin yazdığı kodlara emanet edilmiştir. Bir sistemin saniyelerce durması bile milyonlarca insanı etkileyebilmektedir. Buna rağmen bilgisayar mühendisliği hâlâ birçok kurumda “bilgisayardan anlayan personel” düzeyinde algılanabilmektedir.Sahadaki gerçeklik ile mesleğin taşıdığı sorumluluk arasındaki bu kopukluk, ciddi yapısal sorunlar doğurmaktadır. Kamuda çalışan bilgisayar mühendisleri, kritik ulusal sistemleri yönettikleri hâlde, aldıkları ücretler ve sahip oldukları özlük hakları bakımından mesleklerinin gerisinde bırakılmaktadır. Özel sektörde ise tablo farklı değildir; genç mühendisler büyük bir motivasyonla başladıkları iş hayatında, kısa sürede tükenmişlik sendromuyla tanışmaktadır. Akşam saatlerinde gelen “acil” talepler, hafta sonu çözülen “küçük” problemler ve sürekli performans baskısı, mesleğin zihinsel yükünü her geçen gün artırmaktadır.Burada asıl sorun yalnızca maaşlar değildir. Sorun, mühendisliğin karar süreçlerinden dışlanmasıdır. Birçok kurumda teknik kararlar, teknik yeterliliği olmayan kişiler tarafından alınmakta; mühendislerden yalnızca bu kararları hayata geçirmeleri beklenmektedir. Oysa mühendislik, verilen talimatı sorgusuz sualsiz uygulamak değil; en doğru, en güvenli ve en sürdürülebilir çözümü üretmektir. Teknik aklın dışlandığı her yapı, uzun vadede verimsizlik ve kriz üretmeye mahkûmdur.Bu durum, mühendislerin mesleki itibarını zedelediği gibi, ülkenin nitelikli insan kaynağını da erozyona uğratmaktadır. Bugün yurt dışına giden birçok bilgisayar mühendisinin temel motivasyonu yalnızca daha yüksek maaş değildir. Daha öngörülebilir çalışma koşulları, daha saygın bir mesleki duruş ve teknik görüşlerin ciddiye alındığı bir ortam arayışı, beyin göçünün temel nedenleri arasındadır. Bu, bireysel bir tercih olmanın ötesinde, toplumsal bir kayıptır.Tam da bu noktada meslek odalarının ve örgütlü yapının önemi ortaya çıkmaktadır. Mühendislik bireysel başarılarla değil, kolektif akılla güçlenen bir meslektir. Meslek odaları, yalnızca aidat ödenen ya da belge alınan yapılar değildir. Odalar; mühendisliğin kamusal temsilcisi, mes33SAYI 7
leki etik ve standartların koruyucusu ve mühendislerin ortak hafızasıdır. Mühendislik mesleğinin saygınlığı, büyük ölçüde bu yapıların ne kadar güçlü ve ne kadar temsil kabiliyeti yüksek olduğuyla ilgilidir.Ne yazık ki bugün birçok mühendis, odaya üyeliği yalnızca yasal bir zorunluluk ya da bürokratik bir formalite olarak görmektedir. Oysa odaya üye olmak, mesleğin geleceği üzerinde söz söyleme hakkının ilk adımıdır. Oda yönetimleri; mühendislerin çalışma koşullarından ücret politikalarına, mesleki tanımlardan kamusal düzenlemelere kadar geniş bir alanda doğrudan ya da dolaylı etkiye sahiptir. Bu nedenle oda seçimleri, sanıldığından çok daha kritiktir.Oda seçimleri, mesleğin hangi anlayışla temsil edileceğini belirler. Teknik aklı önceleyen mi, yoksa mühendisliği pasif bir konuma hapseden bir yaklaşım mı hâkim olacaktır? Genç mühendislerin sorunlarını gören, dijital dönüşümü anlayan kadrolar mı yönetime gelecektir, yoksa mesleğin gerçekliğinden kopuk yapılar mı? Bu soruların cevabı, sandığa gidip gitmemekle doğrudan ilgilidir.Katılımın düşük olduğu her seçim, temsiliyet sorununu derinleştirir. Sandığa gitmediğimizde, aslında mesleğimiz adına karar verme yetkimizi başkalarına devretmiş oluruz. Oysa oda seçimlerine katılmak, hatta bu süreçlerde aktif rol almak; bireysel bir kariyer hamlesi değil, kolektif bir mesleki sorumluluktur. Bugün eleştirdiğimiz pek çok yapısal sorunun temelinde, bu kolektif sorumluluktan uzaklaşma yatmaktadır.Bilgisayar mühendisliği gibi hızla dönüşen bir alanda, odaların günceli takip eden, sahayı bilen ve dijital çağın gerekliliklerini anlayan kadrolarla yönetilmesi hayati önem taşır. Yapay zekâ, veri güvenliği, kişisel verilerin korunması, siber tehditler ve dijital kamu hizmetleri gibi alanlarda söz söylemesi gerekenler, bu alanlarda çalışan mühendislerin kendileridir. Bu sözün etkili olabilmesi ise ancak güçlü, meşru ve örgütlü bir temsil yapısıyla mümkündür.Gelecek, çoğu zaman kendiliğinden oluşuyormuş gibi algılanır. Oysa gerçek şudur: Gelecek, bugün kimlerin konuştuğu, kimlerin sustuğu ve kimlerin karar masasında yer aldığıyla şekillenir. Bilgisayar mühendisleri olarak bizler, yalnızca sistemleri değil; mesleğimizin toplumsal konumunu da inşa ediyoruz. Daha adil ücretler, daha güçlü özlük hakları ve daha saygın çalışma koşulları; bireysel çabalarla değil, örgütlü bir mesleki duruşla mümkün olabilir.Eleştirmek bir zorunluluktur, ancak asıl sorumluluk çözümün parçası olmaktır. Odaya üye olmak, seçimlere katılmak ve mesleki yapılarda aktif rol almak; mühendisliğin onurunu korumanın en somut yollarından biridir. Çünkü mühendislik yalnızca teknik bir uzmanlık alanı değildir. Mühendislik, topluma karşı sorumluluğu olan bir akıl biçimidir. Bilgisayar mühendisliği ise bu aklın dijital çağdaki en güçlü temsilcisidir. Geleceği kodlarken, mesleğimizin söz hakkını da birlikte yazmak zorundayız.Yüksek Çevre Mühendisi Hasan Onur TEMEL:TMMOB, mühendis ve mimarların mesleki haklarını korumak ve onların mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla kurulmuş bir çatı örgüttür. Ancak TMMOB’nin siyasallaşması ve asıl amacından ziyade farklı konularda ön plana çıkması mesleki sorunlara yeterince odaklanılmamasına sebep olmaktadır.34OCAK 2026
Özellikle, mühendislerin sahada karşılaştığı pratik problemlere yeterince çözüm üretilmemesi, mühendislerin sesinin duyurulamaması ve TMMOB’un bazı kararlarının daha çok politik etkenlere dayanması, mühendisler arasında memnuniyetsizliğe sebep oluyor ve mühendislerin TMMOB’a olan güvenini sarsıyor.Ayrıca, mühendisler olarak bizlerin mesleki hakları konusunda daha aktif ve etkili bir savunma beklentimizin karşılıksız kalması da bu memnuniyetsizlik sebeplerimizin başında geliyor. Genel olarak, mühendisler olarak bizler, TMMOB’nin daha şeffaf, daha katılımcı ve mesleki sorunlara odaklanmış bir yapı olmasını talep ediyoruz. Yüksek Gıda Mühendisi Çiğdem ÇAĞLAROĞLU: Meslek odaları, yalnızca tabelası olan kurumlar değil; üyelerinin sesi, kamunun vicdanı ve bilimin savunucusu olmak zorundadır. Ne var ki bugün Gıda Mühendisleri Odası’nın mevcut yönetim anlayışı, bu temel misyonun giderek gerisinde kalmaktadır. Odanın varlık nedeni olan mesleki mücadele, yerini sessizliğe, edilgenliğe ve görünmezliğe bırakmış durumdadır. Krizler Karşısında Sessizlik Gıda güvenliği alanında yaşanan sorunlar her geçen gün artarken; taklit ve tağşiş ürünler, denetimsizlik, kayıt dışı üretim ve halk sağlığını tehdit eden uygulamalar gündemden düşmezken, odanın kamuoyunda güçlü ve süreklilik gösteren bir duruş sergileyememesi ciddi bir eksikliktir. Yapılan açıklamalar çoğu zaman geç kalmakta, etkisi sınırlı kalmakta ya da yalnızca rutin metinler olmanın ötesine geçememektedir. Oysa meslek odaları, kriz anlarında görünür olur; susarak değil, konuşarak sorumluluk alır. Üyeden Kopuk Bir Yönetim Anlayışı Mevcut yönetimin en çok eleştirilen yönlerinden biri, tabanla olan bağının zayıflığıdır. Genç gıda mühendislerinin işsizlik, düşük ücret, meslek dışı çalışmaya zorlanma gibi yakıcı sorunları yıllardır biliniyor. Ancak bu sorunlara karşı etkili, kapsayıcı ve sürdürülebilir politikalar üretildiğini söylemek güçtür. Üyelerin önemli bir bölümü, odanın kendilerini temsil etmediğini, karar süreçlerine dahil edilmediğini ve yalnızca aidat ödeyen “seyirci” konumuna itildiğini düşünmektedir. Katılımcılıktan uzak bu yapı, meslek odası kültürüyle bağdaşmamaktadır. Mücadele Yerine Yönetme Konforu Bir diğer temel sorun ise, mevcut yönetimin mücadeleci bir çizgi yerine “kurumu idare etme” konforunu tercih etmesidir. Meslek odalarının görevi yalnızca toplantı yapmak, bülten yayımlamak ya da rutin etkinlikler düzenlemek değildir. Gerektiğinde itiraz etmek, karşı durmak, risk almak ve bedel ödemeyi göze almaktır. Bugün gıda alanında alınan pek çok karar, gıda mühendislerini süreçlerin dışına iterken; odanın bu politikalara karşı güçlü bir karşı duruş sergileyememesi, yönetim zafiyeti olarak değerlendirilmektedir. Bilimsellikten Uzaklaşan Temsil Gıda mühendisliği, doğası gereği bilime dayanır. Ancak oda yönetiminin, bilimsel bilgi ile toplumsal sorunlar arasında köprü kurmakta yetersiz kaldığı 35SAYI 7
görülmektedir. Medyada sıkça yer alan bilim dışı beslenme söylemleri, yanlış yönlendirmeler ve popülist gıda tartışmaları karşısında odanın etkili bir referans merkezi haline gelemediği açıktır. Bu durum, yalnızca kurumsal itibar kaybı değil; aynı zamanda mesleğin kamusal saygınlığının da aşınması anlamına gelmektedir. Değişim Bir Zorunluluktur Gıda Mühendisleri Odası’nın bugün ihtiyacı olan şey, yeni metinler ya da süslü söylemler değil; yeniden mücadeleci, şeffaf, katılımcı ve üyeden yana bir yönetim anlayışıdır. Eleştiriler, yıkmak için değil; oda kültürünü ve mesleki dayanışmayı yeniden inşa etmek için yapılmaktadır. Sessiz kalan değil, söz alan; yönetilen değil, yön veren; üyeden kopuk değil, üyeyle birlikte hareket eden bir oda mümkündür. Ancak bunun için mevcut anlayışın ciddi biçimde sorgulanması ve değişime açık olunması gerekmektedir.İnşaat Mühendisi Göksu KILIÇARSLAN:İnşaat mühendisi olarak ilk imzamı attığım günü hâlâ hatırlıyorum. O gün bir mesleğin, bir geleneğin ve bir sorumluluğun içine adım atmıştım. Mesleğime olan hayranlığım benim için çok daha önce, çocukluğumda başlamıştı. Sene 2000’lerin başı, Yozgat’tayız, babamın amcasının oğlu inşaat mühendisiydi. Soyadımızı taşıyan bir aile apartmanı yapmıştı ve biz yıllarca maaile o binada yaşadık. Çocukluğumun neredeyse bütün hatıraları o evin merdivenlerinde, balkonlarında, koridorlarında saklıdır. Avluda geçen bayram sabahları, kalabalık sofralar, mahallede oynarken herhangi bir evden uzatılan bir tabak kurabiye, akşamüstü oyun sesleri… Hepsi bir yapının etrafında şekillendi işte o zamanlarda karar verdim ben de inşaat mühendisi olacağım ve birbirinden farklı hayatların bir araya toplanacağı yapılar yapacağım dedim. Belki de bu yüzden ben bir binaya hiçbir zaman sadece beton, kolon ve kiriş olarak bakmadım... Çizimini yaptığım evler benim için her zaman hayatların geçtiği, hikâyelerin biriktiği evler oldu. Meslekte vakit geçirdikçe anladım ki bizim mesleğimiz topluma karşı sorumluluğu olan mesleklerdendi ve bizi “mühendis” yapan şey sadece diploma değil; meslek etiği, kültürü ve hayatlara dokunmasıydı. Peki ya meslek odaları? Mesleğimize olan bu özveriyi ve meslek aidiyetini korumak; Anayasa ile tanımlanmış, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olan meslek odalarımızın temel görevidir. Meslek odaları; bizi yalnız bugünün değil, yarının mühendisleriyle de buluşturur, mesleğin kendi kendini yenilemesini sağlayan kolektif bir akıldır. Türk Mühendisler Mimarlar Odası (TMMOB) bünyesindeki İnşaat Mühendisleri 36OCAK 2026
Odası(İMO) bugün Türkiye’nin en güçlü meslek örgütlerinden biridir. Fakat şantiyede imza atan mühendis, her gün hukuki ve cezai risk altında çalışırken; proje ofisinde çalışan mühendis asgari ücretin biraz üzerinde maaşlarla sömürülürken; kamu mühendisleri ağır sorumluluklarla boğuşurken, odaların gündemi çoğu zaman bu gerçeklerden uzaktır. Son yıllarda şunu daha net görüyoruz ki meslek odamız bir “mesleki temsil kurumu” olmaktan çıkarıp, fiilen dar bir ideolojik ve politik alanın uzantısı gibi yönetilmektedir. Bu durum, binlerce farklı dünya görüşüne, çalışma biçimine ve beklentiye sahip mühendislerin kendilerini dışlanmış hissetmesine yol açmaktadır. Oysa bir meslek odası, mühendisleri ayrıştıran değil, birleştiren bir çatı olmak zorundadır. Bir inşaat mühendisi olarak şantiyede, ofiste, belediyede ya da kamuda çalışan binlerce meslektaşımdan aynı soruyu gün geçtikçe daha sık duyuyorum: “Bu oda gerçekten bizi mi temsil ediyor?” Ne yazık ki oda yönetimlerinin yaptığı basın açıklamaları ve faaliyetleri mühendislerin gerçek sorunlarından kopmuş, kendi iç gündemine ve dar bir çevrenin tartışmalarına sıkışmış bir yapı olduğunu göstermektedir. Bu durum meslektaşlarımızın odayla kurduğu ilişkinin kopuşuna sebep olmuştur bilhassa memur meslektaşlarımız ve genç meslektaşlarımızın... Üyeliklerdeki yaş aralığı ve sektör dağılımı bunun göstergesidir. Yeni mezunlar için İMO; kariyer desteği, mentorluk, istihdam köprüsü veya mesleki gelişim merkezi olmaktan çok, yalnızca aidat ödenen ve imza işlemleri için kapısı çalınan bir bürokratik kurum haline gelmiştir. Meslek odalarımızın yeniden mühendislerin güvenini kazanabilmesi için; ideolojik pozisyonlardan sıyrılmış, sahayı merkeze alan, gençleri ciddiye alan, kamu–özel–akademi ayrımı yapmadan tüm meslektaşlarını kapsayan bir anlayışa dönmesi şarttır. Aksi halde oda, gerçek hayatta etkisiz bir kuruma dönüşmeye devam edecektir. Soruyorum; bugün, TMMOB bünyesindeki İnşaat Mühendisleri Odası, mevcut on binlerce üyesinden kaç üyesini toplayabiliyor? Kaç üyesi odasının sorumluluklarını bilip odasına ulaşabiliyor? Kaç üyesi Şubat ayındaki seçimden haberdar? Değişim şart diyor ve buradan herkesi meslek odası seçimlerinde oy kullanmaya davet ediyorum. Köklerimizden ve kültürümüzden güç alan, gösterişten ve siyasi yaklaşımlardan uzak duran, vakur duruş ile bilimi rehber edinen bir meslek anlayışının bizleri temsil etmesini istiyoruz. Hiçbir ideolojik kutuplaşmanın gölgesine girmeyen, genç-kıdemli, kamu-özel, akademi-saha tüm meslektaşlarını aynı çatı altında buluşturan, kapsayıcı bir Meslek Odası Yönetimi anlayışını savunuyoruz. Değişim şart diyen herkesi sorumluluk almaya, söz sahibi olmaya davet ediyorum. Son olarak; Biz kökleri güçlü, vicdanı sağlam, aklı berrak mühendisleriz. Biz gösterişin değil emeğin peşindeyiz. Biz ayrışmanın değil Meslekte Birliğin temsilcisiyiz. Bizim gücümüz, toprağımızdan ve insanımızdan gelir. İnşaat Mühendisleri olarak mesleğimizi güçlendirmek, gençlerimize umut olmak, bilimi ve liyakati merkeze almak, adaleti ve birliği yeniden tesis etmek için; BİZ GELECEĞİZ, BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ! 37SAYI 7
TMMOB ODALAR ÜYE SAYILARI (31 Aralık 2025 itibariyle)ODALAR KADIN ERKEK TOPLAMBilgisayar Mühendisleri Odası 2.011 5.725 7.736Çevre Mühendisleri Odası 6.108 6.466 12.574Elektrik Mühendisleri Odası 10.908 72.654 83.562Fizik Mühendisleri Odası 567 1.407 1.974Gemi Mühendisleri Odası 261 4.105 4.366Gemi Makineleri İşletme Mühendisleri Odası 64 1.645 1.709Gıda Mühendisleri Odası 17.876 8.744 26.620Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 4.592 17.351 21.943İçmimarlar Odası 6.766 4.445 11.211İnşaat Mühendisleri Odası 21.918 142.316 164.234Jeofizik Mühendisleri Odası 1.447 3.912 5.359Jeoloji Mühendisleri Odası 4.861 14.256 19.117Kimya Mühendisleri Odası 6.701 8.819 15.520Maden Mühendisleri Odası 2.673 17.246 19.919Makina Mühendisleri Odası 15.190 130.538 145.728Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası 831 4.737 5.568Meteoroloji Mühendisleri Odası 279 492 771Mimarlar Odası 46.443 52.429 98.872Orman Mühendisleri Odası 4.618 15.133 19.751Petrol Mühendisleri Odası 184 1.340 1.524Peyzaj Mimarları Odası 4.770 2.374 7.144Şehir Plancıları Odası 4.474 3.145 7.619Tekstil Mühendisleri Odası 1.025 1.463 2.488Ziraat Mühendisleri Odası 12.671 31.421 44.092TOPLAM 177.238 552.163 729.40138OCAK 2026
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nin 2026 Şubat ayında yapılması planlanan 30. Dönem Genel Kurulu öncesinde Dinamik Mühendisler Grubu, dikkat çeken mesajlar ve güçlü kadrosu ile sahneye çıktı.MMO Ankara Şubesi seçimlerinde yer alacak Asil ve Yedek Yönetim Kurulu adaylarını açıklayan Dinamik Mühendisler Platformu, meslek odalarının uzun süredir teknik sorunlardan uzaklaşıp ideolojik ve siyasi tartışmaların merkezine Dinamik Mühendisler Platformu MMO Ankara Adaylarını Açıkladı39SAYI 7
sürüklendiğini belirterek, bu durumun mühendislik mesleğinin saygınlığına zarar verdiğini vurguladı. Dinamik Mühendisler’e göre çözüm; bilimi, etik değerleri ve liyakati yeniden merkeze almak, meslektaşlarının itibar ve saygınlığını arttıracak, sosyal ve ekonomik imkanlarını geliştirecek adımlara odaklanmak. Dinamik Mühendisler Grubu, mühendis mesleğinin yalnızca meslek odası sınırlarında değil; Türkiye’nin milli kalkınma hedeflerinin merkezinde yer aldığına ve büyük önem taşıdığına vurgu yaptı. Grup, başta Milli Teknoloji Hamlesi olmak üzere, savunma sanayiinden ileri üretim teknolojilerine kadar uzanan tüm stratejik alanlarda yerli ve milli üretimi mühendislik bakış açısıyla desteklemeyi temel sorumluluklarından biri olarak görüyor.Dinamik Mühendisler; savunma sanayii, enerji, otomasyon, yapay zekâ, otonom sistemler ve yüksek katma değerli sanayi yatırımlarının yerli mühendislik gücü olmadan sürdürülebilir olamayacağını vurguladı. Dinamik Mühendisler, Makina Mühendisleri Odası’nın bu süreçte teknik aklın, bilimsel rehberliğin ve mesleki yetkinliğin temsilcisi olması gerektiğini ifade etti.Dinamik Mühendisler, milli ve yerli teknoloji üretimini yalnızca bir sanayi politikası değil, aynı zamanda vatanını, milletini, devletini, bayrağını seven, ailesine ve gelecek nesillere müreffeh bir ülke bırakma niyetinde olan tüm mühendislerin sorumluluğu olarak tanımladı. Siyaset Üstü, Bilim Temelli Oda VurgusuDinamik Mühendisler, Makina Mühendisleri Odası’nın herhangi bir siyasi görüşün değil, tüm mühendislerin ortak meslek örgütü olması gerektiğini savunuyor. “Mühendislerin ortak paydası ideoloji değil, bilimdir” anlayışıyla hareket eden grup, odanın karar alma süreçlerini tamamen teknik ve mesleki esaslara dayandırmayı hedefliyor.Büyük bir heyecan ve kararlılıkla çalışmalarını sürdüren Dinamik Mühendisler Grubu, 30. Dönem Genel Kurulu için oluşturduğu aday listesini de duyurdu.Yönetim Kurulu Asil Üye Adayları:• Doç. Dr. İbrahim Erdoğan • Doç. Dr. Murat Şahin • Tahir Uras • Yavuz Karaman • Sami Öztürk • Akif Tok • Ali Osman Karademir Yönetim Kurulu Yedek Üye Adayları:• İdris Öztürk • Suat Durmuş • Ahmet Hikmet Yalçın• Halil Mete Albora • Mehmet Serdar Orhan • Berna Seval Doğan • Sibel Deniz Dinamik Mühendisler, “Uzlaşmacı, kapsayıcı ve liyakatli bir oda mümkündür” mesajıyla MMO üyesi tüm mühendisleri bu süreçte Dinamik Mühendisler Platformu ile birlikte hareket etmeye ve hem seçim çalışmalarında hem de genel kurulda destek olmaya çağırdı.40OCAK 2026
Siber Güvenlik Başkanlığı’nın kurulması, geç kalınmış ama doğru bir adımdı. Dijital altyapıların, veri akışlarının ve siber uzayın artık devletlerin egemenlik alanının ayrılmaz bir parçası hâline geldiği bir dünyada, böyle bir kurumsal yapının yokluğu zaten ciddi bir boşluktu. Ancak Türkiye’de sıkça olduğu gibi mesele, “ne için kurulduğu”ndan çok “nasıl kurulduğu” noktasında düğümleniyor.Açıklanan kadro yapısı ve örgütlenme modeli, siber güvenliğin bir teknoloji ve uzmanlık alanı olarak değil; büyük ölçüde klasik bir idari düzenleme ve hiyerarşi meselesi olarak ele alındığını gösteriyor. Dijital çağda kurulmuş, fakat zihniyeti analog kalan bir yapı ile karşı karşıyayız.Siber Güvenlik Başkanlığı: Dijital Çağda AnalogBir Kurum mu?Doç. Dr. Muharrem Tuncay GENÇOĞLU41SAYI 7
Dijital Alana Analog Refleks204 kişilik bir kurumda personelin yaklaşık dörtte birinin yönetici, beşte üçünün destek ve hizmet personeli, beşte birinden azının ise teknik ve uzman kadrodan oluşması, tek başına güçlü bir fotoğraf sunuyor. Bu fotoğraf şunu söylüyor: Kurum, siber tehditleri analiz etmeye değil; onları yönetmeliklere tercüme etmeye hazırlanıyor. Güvenliği üretmekten çok, güvenlik adına uyum denetimi yapacak bir yapı kurgulanmış durumda. Altı mühendisle siber güvenlik regülasyonu yapmak mümkündür; fakat bu regülasyonun çıktısı “teknik standart” değil, “belge” olur. Riskleri azaltan değil, dosyaları tamamlayan bir bürokrasi ortaya çıkar.Sorun Sadece Kadro Değil, ZihniyetAsıl mesele sayıdan çok yaklaşımda yatıyor. Siber güvenlik; emir komuta zinciriyle değil, bilgi, hız, sezgi ve uzmanlıkla yürür. Çok kademeli hiyerarşi, bu alan için avantaj değil, doğrudan risk üretir. Daha da önemlisi, Türkiye’nin siber güvenlik anlayışı hâlâ neredeyse bütünüyle defansif bir çerçeveye sıkışmış durumda. Oysa günümüzde siber güvenlik, yalnızca saldırılara karşı korunmak değildir.Savunma Yetmez: Ofansif Siber Yetkinlik ŞarttırGelişmiş ülkelerde siber güvenlik; savunma ve ofansif kapasitenin birlikte ele alındığı bir caydırıcılık mimarisidir. ABD, Birleşik Krallık, İsrail ve Fransa gibi ülkeler, siber alandaki ofansif kabiliyetlerini gizlemeye çalışmaz; aksine bunu stratejik bir mesaj olarak kullanır.Ofansif siber kapasite, saldırganlık değildir. Bu kapasite; ilk olarak caydırıcılık sağlar, ikincisi tehdit aktörlerinin davranışlarını şekillendirir ve kriz anlarında müzakere gücünü artırır.Sadece savunma yapan bir ülke, oyunu hep başkalarının hamlelerine göre oynar. Caydırıcılığı olmayan bir siber güvenlik yaklaşımı ise eninde sonunda test edilir. Bu nedenle Siber Güvenlik Başkanlığı; hukuki ve siyasi çerçevesi net çizilmiş, denetlenebilir ve kurumsal akla dayalı bir ofansif siber kapasiteyi düşünmek ve tartışmak zorundadır. Bu alanın tamamen başka yapılara havale edilmesi, stratejik körlük üretir.Siber Güvenlik Artık Dış Politikanın Bir ParçasıBir diğer kritik eksik alan siber diplomasidir.Bugün devletler; siber saldırı iddialarını, veri egemenliği tartışmalarını ve küresel teknoloji şirketleriyle ilişkilerini klasik diplomatik kanalların ötesinde ele almaktadır. Estonya, Hollanda ve Singapur gibi ülkeler siber güvenliği açık biçimde dış politika belgelerine dahil etmiştir. Danimarka ise bir adım daha ileri giderek “teknoloji büyükelçisi” atamıştır. Çünkü artık karşılarında sadece devletler yoktur. Google, Amazon, Microsoft gibi küresel aktörler, siber uzayın fiilî güç merkezleridir.Türkiye’nin siber güvenlik yaklaşımı ise hâlâ büyük ölçüde devlet–devlet eksenine sıkışmış durumdadır. Oysa siber uzayın gerçek güç merkezleri; platformlar, altyapı sağlayıcılar ve veri akışlarını kontrol eden şirketlerdir.Siber Büyükelçilik: Fantezi Değil, ZorunlulukBu noktada “siber büyükelçilik” kavramı bir fantezi değil, stratejik bir zorunluluktur.Çünkü; siber büyükelçilik öncelikle küresel teknoloji firmalarıyla sürekli temas, ardından uluslararası siber krizlerde hızlı diplomatik refleks ve internet 42OCAK 2026
yönetişimi platformlarında etkin temsil sağlayan yeni bir diplomasi aracıdır.Siber Güvenlik Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile birlikte çalışabilecek; teknik aklı diplomasiye, diplomatik gücü teknik müzakereye dönüştürebilecek bir kapasite inşa etmelidir. Aksi hâlde Türkiye, siber alanda kural koyan değil, kuralları başkalarından öğrenen bir aktör olarak kalır.Kurum Ne Olmalı Ne Olmamalı?Bu kurum; yazılım geliştiren, sistem işleten, günlük operasyon yürüten bir yapı olmamalıdır.Gelişmiş ülkelerde siber güvenlik kurumları; strateji üretir, risk analizi yapar, standart belirler ve kurumlar arası koordinasyon sağlar. Uygulamayı özel sektöre veya ayrı teknik ajanslara bırakır. Çünkü beyin olmak ile kol olmak aynı anda mümkün değildir.İnsan Kaynağı: Bu Yapının Asıl MeselesiSiber güvenlik alanında asıl rekabet; bina, unvan veya bütçe üzerinden değil, nitelikli insan kaynağı üzerinden yürür.Bu nedenle; mühendis ve teknik uzman sayısı artırılmalı, esnek istihdam modelleri uygulanmalı, özel sektör ve akademiyle geçişkenlik sağlanmalı, kariyer ilerlemesi hiyerarşiye değil, uzmanlığa dayanmalıdır. Aksi hâlde kurum, yetenekli insanları çekemez; çekse bile tutamaz.Sonuç: Bugün 204, Yarın Kaç?Bugünkü yapı, sadece bugünü değil, yarını da anlatıyor. Hiyerarşi ve destek personeli ağırlıklı kurumlar büyür; fakat kapasite değil, ağırlık kazanır. Bugün 204 olan kadro, yarın binleri bulur. Ancak bu büyüme siber gücü artırmaz; sadece daha fazla imza ve daha yavaş karar üretir.Siber Güvenlik Başkanlığı, eğer gerçekten bir dijital güç merkezi olacaksa; uzmanlığı merkeze alan, az kademeli, ofansif ve defansif kapasiteyi birlikte düşünen ve siber diplomasiyi ciddiye alan bir yapıya dönüşmek zorundadır. Aksi hâlde ortaya çıkacak olan şey; siber güvenliği yöneten bir kurum değil, siber güvenlik adına yönetilen bir bürokrasi olur. Ve dijital çağda, en pahalı hata tam da budur.Uzmanlık ve caydırıcılık üreten bir siber kapasite inşa etmek yerine hiyerarşik genişlemeyi esas alan her kurumsal yapı, ulusal güvenliğin dijital boyutunda sürdürülebilirliği zayıflatan ve kriz dönemlerinde telafisi güç stratejik bir kırılganlık alanı yaratır.43SAYI 743OCAK 2026
GİRİŞİklim değişikliği, günümüzde artık yalnızca çevresel bir sorun değil; kentlerin planlanmasını, altyapılarını ve yapı üretim süreçlerini doğrudan etkileyen, mühendislik temelli bir gerçekliktir. Artan sıcaklıklar, yükselen enerji talebi, hızlı kentleşme ve yoğun yapılaşma, şehirleri iklim krizinin hem başlıca kaynaklarından biri hem de çözümün uygulanacağı temel mekânlar hâline getirmektedir. Bu bağlamda, binalar ve altyapı sistemleri küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumludur.İklimle mücadeleye yönelik tartışmalarda çoğunlukla enerji verimliliği, yenilenebilir enerji sistemleri ve ulaşım çözümleri ön plana çıkmaktadır. Ancak bu yaklaşımlar, yapıların hangi malzemelerle inşa edildiği sorusunu çoğu zaman ikincil planda bırakmaktadır. Oysa bir binanın çevresel etkisi yalnızca kullanım süresince tükettiği enerjiyle sınırlı değildir. Yapı malzemelerinin hammaddeden nihai ürüne dönüşüm sürecinde ortaya çıkan enerji tüketimi ve karbon salımları, bina henüz hizmete girmeden önce önemli bir çevresel yük oluşturmaktadır.Şehirler Karbonu Nerede Üretiyor?Binaların Görünmeyen Ayak İzi ve YapıMalzemelerinin İklimle İlişkisiÖğr. Gör. Bilge ARSLANSinop üniversitesi44OCAK 2026
Bu erken aşamada ortaya çıkan ve sonradan telafi edilmesi son derece güç olan emisyonlar, kentlerin karbon bütçesinde “kilitlenmiş” bir etki yaratmaktadır. Dolayısıyla sürdürülebilir ve iklim dirençli şehirlerin inşasında temel soru yalnızca “binaları nasıl daha verimli kullanırız?” değil; aynı zamanda “bu binaları hangi malzemelerle inşa ederiz?” sorusudur.1. Gömülü Karbon: Binanın Açılışından Önce Salınan KarbonBina sektöründe karbon emisyonları literatürde genel olarak iki temel kategori altında incelenmektedir: operasyonel karbon ve gömülü karbon. Operasyonel karbon, binanın kullanım süresi boyunca ısıtma, soğutma, havalandırma, aydınlatma ve elektrikli sistemler gibi enerji tüketimine bağlı olarak ortaya çıkan sera gazı emisyonlarını ifade eder. Bu emisyonlar, enerji verimliliği iyileştirmeleri, yenilenebilir enerji sistemlerinin entegrasyonu ve kullanıcı davranışları yoluyla zaman içinde azaltılabilmektedir.Buna karşılık gömülü karbon (embodied carbon), bir binanın veya altyapı yapısının tüm yaşam döngüsü boyunca, malzeme ve inşaat süreçleriyle ilişkili karbondioksit (CO₂) emisyonlarını kapsamaktadır. Bu emisyonlar; yapı malzemelerinin hammaddeden elde edilmesi, üretimi, üreticiye ve şantiyeye nakliyesi, inşaat uygulamaları sırasında kullanılan enerji ve ekipmanlar ile bakım, onarım, yıkım, atıkların taşınması ve geri kazanım süreçlerinde ortaya çıkan CO₂ salımlarını içermektedir [1].Bu yönüyle gömülü karbon, yalnızca bir yapının kullanım öncesi aşamalarında oluşan emisyonlarla sınırlı değildir; aynı zamanda yapının ömrü sonunda gerçekleştirilen tüm işlemleri de kapsayan bütüncül bir yaşam döngüsü göstergesidir. Ancak pratikte gömülü karbonun en kritik özelliği, büyük ölçüde tasarım ve malzeme seçimi aşamasında belirlenmesi ve yapı kullanıma alındıktan sonra geri döndürülmesinin son derece zor olmasıdır. Bu nedenle gömülü karbon, literatürde sıklıkla “başlangıçta kilitlenen karbon ayak izi” olarak tanımlanmaktadır.Şekil 1’de gösterildiği üzere bina yaşam döngüsü; üretim, inşaat, kullanım ve yaşam sonu aşamalarından oluşmaktadır. Bu aşamalarda ortaya çıkan başlıca emisyon kaynakları şu şekilde özetlenebilir:Şekil 1: Bina yaşam döngüsü boyunca üretim, inşaat, kullanım ve yaşam sonu aşamalarında oluşan gömülü ve operasyonel karbon emisyonlarının şematik gösterimi [2].45SAYI 7
Üretim: Hammaddenin çıkarılması ve yapı malzemelerinin üretimi sırasında oluşan emisyonlar,İnşaat: Malzemelerin şantiyeye taşınması ve montaj süreçlerine bağlı karbon salımları,Kullanım: İşletme, bakım ve onarım faaliyetleri sırasında ortaya çıkan enerji tüketimi,Yaşam Sonu: Söküm, yıkım, atık işleme ve bertaraf süreçlerinden kaynaklanan emisyonlar.Yaşam döngüsü analizlerine (LCA) dayalı çok sayıda çalışma, özellikle yeni inşa edilen binalarda toplam karbon ayak izinin yaklaşık %40–60’ının, yapı henüz kullanılmaya başlanmadan önce yalnızca malzeme üretimi ve inşaat aşamalarında oluştuğunu göstermektedir [3;4]. Bu bulgu, bina sektöründe uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak operasyonel enerji verimliliğine odaklanan sürdürülebilirlik yaklaşımlarının tek başına yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.Türkiye özelinde değerlendirildiğinde; hızlı kentleşme, kentsel dönüşüm uygulamaları ve yoğun altyapı yatırımları, yapı üretimine bağlı gömülü karbonun kent ölçeğinde belirleyici bir faktör hâline gelmesine neden olmaktadır. Beton ve çimento ağırlıklı yapılaşmanın yaygın olduğu şehirlerde, bina ölçeğinde verilen her malzeme kararı; bağlayıcı türü, katkı oranı, tedarik mesafesi ve üretim yöntemi gibi unsurlar üzerinden birikimli etkiler yaratarak kentsel karbon ayak izini doğrudan etkilemektedir. Bu durum, gömülü karbonun yalnızca teknik bir parametre olarak değil; şehirleşme dinamikleri ve iklim politikalarıyla birlikte ele alınması gereken stratejik bir karar alanı olduğunu göstermektedir.Gömülü karbonun büyük ölçüde tasarım ve malzeme seçimi aşamasında belirlenmesi, bu kavramı yalnızca bina ölçeğinde değil, şehirlerin nasıl ve hangi hızla büyüdüğü sorusuyla birlikte ele almayı gerekli kılmaktadır. Çünkü şehirleşme süreci, tekil yapıların ötesinde; beton, çimento, çelik ve altyapı malzemelerine yönelik yüksek hacimli ve sürekli bir talep üretmektedir. Bu talep, yapı üretimine bağlı gömülü karbonun kent ölçeğinde birikerek artmasına ve şehirlerin karbon karakterinin şekillenmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla gömülü karbonun etkilerini anlamak, yalnızca bir binanın yaşam döngüsünü incelemekle sınırlı değildir; aynı zamanda şehirleşme dinamikleri, malzeme tüketim kalıpları ve kentsel büyüme biçimlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.2. Şehirleşme, Malzeme Talebi ve İklim Baskısı:Şehirleşme, çoğu zaman nüfus artışı ve mekânsal büyüme üzerinden tanımlansa da mühendislik bakış açısıyla değerlendirildiğinde asıl etkisini yapı üretimi ve altyapı yatırımları üzerinden göstermektedir. Kentlerin büyümesi; yalnızca daha fazla bina anlamına gelmemekte, aynı zamanda beton, çelik, asfalt ve cam gibi yüksek hacimli ve karbon yoğun yapı malzemelerine yönelik sürekli artan bir talebi de beraberinde getirmektedir. Bu talep, şehirleri küresel karbon döngüsünün en kritik düğüm noktaları hâline getirmektedir [5].Kentsel alanlarda enerji üretimi, bina inşaatı, sanayi faaliyetleri ve ulaşım sistemleri aynı mekânsal yoğunluk içinde bir araya gelmekte; bu durum hem kullanım aşamasındaki operasyonel enerji tüketimini hem de yapılaşmaya bağlı gömülü karbonu eş zamanlı olarak artırmaktadır. 46OCAK 2026
Özellikle betonarme yapı sistemlerinin baskın olduğu kentlerde, yapı üretimi kaynaklı emisyonlar zaman içinde birikerek kentsel karbon ayak izinin belirleyici bileşenlerinden biri hâline gelmektedir.Küresel ölçekte yapılan çalışmalar, şehirlerin fosil yakıt kaynaklı CO₂ emisyonlarının yaklaşık %70’inden sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu oran, kentleri yalnızca iklim değişikliğinin etkilerine maruz kalan alanlar değil; aynı zamanda çözümün şekillendiği ana müdahale sahaları olarak da konumlandırmaktadır. Başka bir ifadeyle, şehirler iklim krizinin hem nedeni hem de çözüm potansiyelini barındıran merkezlerdir.İklim değişikliği bu kentsel emisyon yapısını daha da karmaşık hâle getirmektedir. Artan sıcaklıklar, özellikle yoğun yapılaşmanın hâkim olduğu şehirlerde soğutma amaçlı enerji talebini hızla yükseltirken; aşırı hava olayları mevcut yapı stokunun yenilenmesini, güçlendirilmesini ve dönüştürülmesini zorunlu kılmaktadır. Bu süreç, şehirlerde hem kullanım aşamasındaki operasyonel karbonun hem de yeni inşa ve yenileme faaliyetlerine bağlı gömülü karbonun aynı anda artmasına neden olabilmektedir.Bu nedenle şehir ölçeğinde etkili bir iklim stratejisi, yalnızca daha az enerji tüketen binalar üretmekle sınırlı kalamaz. Aynı zamanda, hangi yapıların hangi malzemelerle inşa edildiği sorusunu merkeze alan, gömülü karbonu azaltmaya yönelik bütüncül bir yaklaşımı da zorunlu kılar.Şekil 2, şehirlerde enerji üretimi, yapılaşma, sanayi ve ulaşım faaliyetlerinin Şekil 2. Şehirlerde enerji üretimi, yapılaşma, sanayi ve ulaşım faaliyetlerinin bir arada yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan CO₂ emisyon kaynaklarının şematik dağılımı.47SAYI 7
aynı mekânsal yapı içinde yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan CO₂ emisyon kaynaklarını şematik olarak göstermekte; kentsel karbon yükünün çoklu ve birbirini besleyen dinamiklerden oluştuğunu açıkça ortaya koymaktadır.Bu çok katmanlı kentsel emisyon yapısı içinde, yapılaşmaya bağlı gömülü karbonun hangi malzemeler üzerinden oluştuğu sorusu kaçınılmaz olarak öne çıkmaktadır. Kentlerde kullanılan yapı malzemeleri arasında özellikle betonarme sistemlerin yaygınlığı, karbon ayak izinin önemli bir bölümünü tek bir malzeme grubunda yoğunlaştırmaktadır. Bu nedenle şehirlerin karbon yükünü anlamak ve azaltmak, doğrudan betonun temel bileşeni olan çimentonun üretim süreçlerine odaklanmayı gerektirmektedir.3. Betonun Kalbindeki Karbon: Çimento Neden Merkezde?Kentsel yapılaşmaya bağlı gömülü karbon tartışmalarında, beton ve onu bağlayıcı unsur olarak ayakta tutan çimento kaçınılmaz biçimde merkezde yer almaktadır. Bunun temel nedeni, çimentonun modern yapı üretiminde neredeyse evrensel bir malzeme olması ve üretim sürecinin doğası gereği yüksek karbon salımlarına yol açmasıdır. Kent ölçeğinde değerlendirildiğinde, yapı üretimine bağlı karbon ayak izinin önemli bir bölümü, tek başına bu malzeme grubunda yoğunlaşmaktadır.Çimento üretiminde ortaya çıkan emisyonların yaklaşık %60’ı, klinker üretimi sırasında kireç taşının (CaCO₂) kalsinasyonu sonucu gerçekleşen kimyasal reaksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Kalan bölüm ise klinkerin yaklaşık 1450 °C sıcaklıklarda pişirilmesini gerektiren fırın süreçlerinde kullanılan fosil yakıtlara bağlıdır [6]. Bu ikili yapı, çimento sektörünü diğer birçok endüstriyel faaliyetten ayıran kritik bir özelliğe işaret etmektedir: toplam emisyonların önemli bir kısmı, enerji verimliliği önlemleriyle tamamen ortadan kaldırılamamakta, doğrudan üretim sürecinin kimyasal karakterinden kaynaklanmaktadır.Bu nedenle çimentonun karbonsuzlaşması, yalnızca daha temiz enerji kaynaklarına geçişle çözülebilecek bir mesele değildir. Asıl dönüşüm alanı, malzemenin bileşimi, klinker oranı ve üretim reçetelerinin yeniden ele alınmasında yatmaktadır. Başka bir ifadeyle, çimentonun karbon ayak izini azaltmak, enerji sistemlerinin yanı sıra doğrudan bağlayıcının kendisini yeniden düşünmeyi gerektirmektedir.Küresel ölçekte çimento üretiminin toplam CO₂ emisyonları içindeki payının yaklaşık %7–8 düzeyinde olduğu dikkate alındığında [7;8], bu sektörde sağlanacak görece sınırlı iyileştirmelerin dahi şehirler, ülkeler ve küresel karbon bütçesi üzerinde anlamlı etkiler yaratabileceği açıktır. Bu bağlamda çimentonun karbonsuzlaşması, yalnızca malzeme mühendisliğinin teknik bir konusu değil; kentleşme dinamikleri, altyapı yatırımları ve iklim politikalarıyla doğrudan ilişkili, stratejik bir dönüşüm alanı olarak değerlendirilmelidir.4- Türkiye İçin Önemli Bir Avantaj: Tras, Puzolan ve Yerel MalzemelerGömülü karbonun azaltılmasında kısa vadede en etkili ve uygulanabilir yaklaşımlardan biri, çimentodaki klinker oranının düşürülmesidir. Klinker yerine puzolanik ve mineral katkıların kullanılması hem kalsinasyon kaynaklı proses emisyonlarını hem de yüksek sıcaklık gerektiren üretim aşamalarına bağlı enerji tüketimini önemli ölçüde azaltmaktadır. Yapılan çalışmalar, klinker oranındaki her 48OCAK 2026
%10’luk azalmanın çimentonun toplam karbon ayak izinde yaklaşık %7–9 oranında bir düşüş sağlayabildiğini ortaya koymaktadır [9].Bu noktada Türkiye, sahip olduğu doğal tras ve puzolan kaynakları sayesinde önemli bir yapısal avantaja sahiptir. Yerel ve doğal katkıların çimento üretiminde daha yaygın biçimde değerlendirilmesi; gömülü karbonun azaltılmasına, ithal hammadde ve fosil yakıt bağımlılığının düşürülmesine, üretim maliyetlerinin ve uzun mesafeli taşımaya bağlı emisyonların sınırlandırılmasına eş zamanlı katkı sunmaktadır.Bu yönüyle tras ve benzeri doğal puzolanlar, yalnızca çevresel bir iyileştirme aracı olarak değil; iklim politikaları, sanayi rekabetçiliği ve mühendislik performansını birlikte ele alan stratejik bir dönüşüm unsuru olarak değerlendirilmelidir. Yerel kaynaklara dayalı bu yaklaşım, Türkiye’nin bina sektörü karbonsuzlaşma hedefleriyle doğrudan uyumlu olup, düşük karbonlu yapı malzemelerinin yaygınlaştırılmasında güçlü ve sürdürülebilir bir zemin oluşturmaktadır.Sonuç: İklim Dirençli Şehirler Malzemeyle Başlarİklim değişikliğiyle mücadelede bina sektörü, küresel ölçekte hem yüksek sorumluluğa sahip hem de dönüşüm potansiyeli en güçlü alanlardan biridir. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji uygulamaları, bina kullanım sürecindeki operasyonel karbonun azaltılmasında vazgeçilmez araçlar sunmaktadır. Ancak şehirlerin uzun vadeli karbon performansı, büyük ölçüde binalar henüz tasarım aşamasındayken verilen malzeme kararlarıyla, başka bir ifadeyle gömülü karbon tercihleriyle şekillenmektedir.Bu bağlamda düşük klinkerli çimentoların yaygınlaştırılması, yerel tras ve puzolanların etkin kullanımı ve yaşam döngüsü temelli malzeme değerlendirme yaklaşımları; iklim dirençli, ekonomik ve sürdürülebilir kentlerin inşasında güçlü ve uygulanabilir araçlar olarak öne çıkmaktadır. Yapı malzemeleri, yalnızca teknik performansın değil; karbon bütçelerinin, kaynak verimliliğinin ve uzun vadeli kentsel dayanıklılığın da belirleyicisi hâline gelmiştir.49SAYI 7