Felsefe Dergisi Mart 2022
PSİKOLOJİ Sayı:6
DENEYLERİ
FELSEFE DEMİR ÖKÇE
HABERLERİ RÖPORTAJI
MAVİ
ÇORAPLILAR
HAREKETİ
SABİNE BROECK YNDİ HALDA GRUBUNDAN
İLE RÖPORTAJ JAMES VELLA
İLE RÖPORTAJ
TEMALI FİLMLER
VE KİTAPLAR
SÜFRAJET
MART DÜNYA EMEKÇİ
KADINLAR GÜNÜ
YAYIN KURULU
Şişli Anadolu Lisesi adına imtiyaz sahibi Osman Nuri KUL
DERGİ EDİTÖRLERİ İÇİNDEKİLER
Berk TERZİ 11/ B 3 Öğrenci Çizimleri
Ceren CANDAN 11/C 4 Kültür-Sanat Haberleri
Ceyda ACAR 12/B 6 Felsefe Haberleri
Ömer Alp ŞİRİNGÖZ 11/A 12 Demir Ökçe Röportajı
Şevval ÇELEBİ 10/A 14 Bilim Köşesi
Medine DEMİR 10/C 16 Yndi Halda Röportajı
Deniz GENÇYUVA 10/A 18 Filozof Tanıtımları
22 ŞAL'da 8 Mart
YAZI KURULU 27 Sabine Broeck İle Röportaj
30 8 Mart Tarihçesi
Devrim SAVURAN - Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni 32 Psikoloji Deneyleri
Serap BAŞTÜRK ÖZMEN - Rehber Öğretmen 38 ŞAL'ın Filozofları
Serap KIRAL - Felsefe Grubu Öğretmeni 48 Kitap Tanıtımları
61 Film Tanıtımları
KOORDİNATÖR: Osman Taha AKGÜN 11/D 62 Film Ve Kitap Önerileri
63 Mavi Çoraplılar Hareketi
İÇERİK ÜRETİCİLERİ 64 Süfrajet
66 Felsefe Kutusu Yazıları
Beyzanur ÇALÇI 9/B Naz BULCA PGSL 70 Ayın Sorusu Cevapları
74 Ceren Candan
Emirhan KARABACAK 9/B Ali Samed ASLAN PGSL
Akademia'da yer alan içerik ve
Bengisu GELMEZ 9/B Dafne KÜRTÜN PGSL görseller yazı kurulu ve Okul
müdürü tarafından editlenmiş
Arya AKYÜZ 9/C Sudenaz BATAN ve kontrol edilmiştir. Dergide
yer alan öğrenci resimleri
Çınar VARLIK 9/D (Yunus Emre AİHL) KVKK kapsamında veli izin
belgeleri neticesinde
Elif CAN 9/C Gönül RECEPOĞLU paylaşılmıştır.
Ebrar AKSU 9/E Mayla KAYIKÇI
Derin YELTAN 10/A Sultan KARGIN
Deniz GENÇYUVA 10/A Derya AYDOĞDU
Işıl Sude SARI 10/A Yücel KAYIRAN
Eylül YETİŞ 10/B Ceren CANDAN 11/C
Gaye Nur ERKMEN 10/B Sena Hilal YÜCEL 11/C
Cem Ali MUTLU 10/B Başak COŞKUN 11/C
Efe ŞAHİN 10/D Elif AKYOL 11/C
Kübra GÜLMAK 11/A Erenay GÜNDOĞAN 11/C
Betül AKSAK 11/A Tuğba Nisan AKKOÇ 11/D
Ömer Alp ŞİRİNGÖZ 11/A Lara ÖZMEN 12/D
Ömer SALTIK 11/A Hanife Nazar ÇATMA 12/D
Ege ŞEKER 11/B Murat YÜCE 12/D
Berk TERZİ 11/B
Öykü SARAY 11/B
Halime AKYÜZ 11/B
Kayra Deniz KURTOĞLU 11/B
Efe BOSTANCIOĞLU 11/C
Hatice Duygu DÜZENLİ 10/B
Derin Sinem YAZICIOĞLU 10/C
Merve KARATEKELİOĞLU 10/C
2
ÖĞRENCİ ÇİZİMLERİ
Öğrenci
Çizimleri
''Tengen Uzui'' ''Platon'' ''Kızıl Veba''
Emirhan KARABACAK 9/B Başak COŞKUN 11/C Ali Samed ASLAN
Pera Güzel Sanatlar Lisesi
''Davut Heykeli'' ''Rene Descartes'' ''Spinoza''
Başak COŞKUN 11/C Başak COŞKUN 11/C Dafne KÜRTÜN
Pera Güzel Sanatlar Lisesi
3
KÜLTÜR-SANAT HABERLERİ
Kültür-Sanat Haberlerİ.
Dünyanın En Ünlü Opera Binası La Scala 240 Yaşında
La Scala, İtalya’nın Milano kentinde bulunan ve dünyanın en tanınan opera binalarından biri. 3 Ağustos
1778’de Nuovo Regio Ducal Teatro alla Scala adı altında Salieri’nin Europa riconosciuta operası ile
açılan tiyatro, 240 yıldır ayakta.
Yapılan 61 milyon Euro'luk restorasyon harcamasının karşılanmasına yönelik olarak ve La Scala’nın
yeniden halka açılması şerefine, biletler 2000 Euro’dan satışa çıkarılmış.
Bina 7 Aralık 2004’te 1778’deki ilk açılışa vurgu yapılarak Riccardo Muti yönetiminde, Salieri’nin Europa
riconosciuta operası ile açılmış.
İtalya’nın tarihini, sanatını ve kültürünün bir parçası olan bu mimariye gereken özenle yaklaşılması
mutluluk verici. Dünyamız çok daha fazla kültürel sanatsal birikimle dolu ve özellikle bizim ülkemiz
bunun için muazzam bir örnek. Restorasyonlar, var olanın yeniden yapılması veyahut bir taklit çalışması
değil özünü bozmadan o sanatın, o kültürel mirasın onarımını sağlamaktır. O mirası yaşatmak ve
korumaktır. Ülkemizin de restorasyonlara gereken ilgiyi ve hassasiyeti sağlamasını umut ediyorum
çünkü bu topraklarda uygarlığın ilk izlerine rastlıyoruz ve bu tarihi, bu ruhu yaşatmak da bize düşüyor.
4
KÜLTÜR-SANAT HABERLERİ
Betty White Anısına
Emmy Ödüllü aktris ve komedi efsanesi Betty White, yüzüncü doğum gününden sadece haftalar
önce 31 Aralık'ta 99 yaşında öldü. Milyonlarca kişi için "Altın Kızlar" ve "Mary Tyler Moore
Şovu"ndaki ikonik televizyon rolleriyle tanınan "Amerika'nın sevgilisi" idi. Genç nesiller onu, pop
kültürdeki yerini sağlamlaştıran şevkli kişiliği ve alaycı mizahıyla tanıyordu. Ancak White'ın sosyal
adalete kendini adamış bir başka yönü daha vardı.
1950'lerde ve 60'larda White, o zamanlar cesur ve tartışmalı bir eylem olan çeşitlilik ve katılım
konularını savundu. 1954'te, TV şovunda Siyahi bir oyuncunun olmasıyla ilgili şikâyetlere karşı
çıkınca, ırkçılığa karşı kamuoyu önünde bir duruş sergiledi. Yıllar boyunca insanların haklarını
savundu, "Altın Kızlar"da queer karakterlerle birlikte oynadı ve daha sonra 2014'te evlilik eşitliğinden
yana konuştu. 2018'de White, Guide Dogs for the Blind'a büyük bir bağışçı olarak engelli haklarını
destekledi, ayrıca yaşlı Amerikalıları destekleyen bir kuruluş olan AARP için birkaç kamu hizmeti
duyurusunda rol aldı. Oyuncu ve komedyen, platformunu eğlencenin ötesinde nasıl kullanacağını
anladı ve marjinal toplulukların görünürlüğünü artırdı.
Hangi yılda doğduğunun veya eski nesilden geliyor olmanın insanları ayrıştırmak için bir bahane
olamayacağının en büyük kanıtıydı o. Kadınlar ve televizyon tarihi için bir ikondu. Ayrıca bir hayvan
sever olan White, örnek alınası bir hayat yaşadı. Onu sevgi ve saygıyla anıyoruz, sanata ve
insanlığa katkısı için teşekkür ediyoruz.
Lara ÖZMEN
12/D
5
FELSEFE HABERLERİ
Felsefe Haberlerİ
Arkhé Projesi Idealism Project ve Königsberg
Arkhé Projesi 2014 yılında Nesin Matematik Radyosu
Köyü’nde doğdu; yıllar içinde büyüyerek etkinlik
yaptığı mekanlara sığamaz oldu ve Matematik Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim
Köyü’nün hemen yanındaki bir zeytinliğe Üyesi Doç. Dr. Lale Levin Basut, 2020 yılı Mart
taşındı. ayından beri YouTube kanalı Idealism Project
2021 Yazında Sanat Felsefesi, Sosyoloji, üzerinden Kant felsefesi dersleri yayınlıyor.
Psikanaliz, Çağdaş Felsefe, Heidegger, Antik Aynı zamanda derslerin metne dökülmüş hali
Çağ Felsefesi, Nietzsche gibi konularda de Königsberg Radyosu adlı internet sitesinde
multidisipliner kamplar düzenlendi. mevcut.
Gelecek programlar: Detaylı bilgi için:
* Sığınmacılar, Kent & Kırsal Arası Göç Youtube: Idealism Project
Dinamikleri (2022 Yaz Okulu Arkhe Kampüsü) Web: Königsberg Radyosu
Temmuz 2022 Twitter: @idealismproject
*Arkhe Innovate – Challenge the Future:
Climate (Arkhe Kampüsü Şirince Köyü)
Temmuz 2022
Detaylı bilgi için:
https://archeprojesi.com/
PLATO Seminerleri
PLATO seminerlerinin dördüncüsü, the Public Philosophy Network (PPN), the Kegley Institute of
Ethics işbirliğiyle 10 Şubat Perşembe günü gerçekleştirilmiştir. Seminerin konusu Kamu Felsefesi,
Eğitim ve Sosyal Adalet olarak açıklanmıştır. Seminer, Kegley Etik Enstitüsü’nden Dr. Michael D.
Burroughs tarafından yönetilmiştir.
Panelistler:
Asistan Profesör Adam Blazej
Dr. Sol Neely
Dr. Kyle Robertson
Dr. Briana Toole
PANGEA Düşünce Platformu 20. Yüzyıl Semineri
Pangea Düşünce Platformu Prof. Dr. Kurtul Gülenç ile “Frankfurt Okulunun Genel Karakteristikleri”
başlıklı 20. Yüzyıl Seminerlerinin ilkini geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdi. Platform, seminerlere
devam edeceğini ve farklı seminer başlıkları altında da etkinlikler gerçekleştireceğini iletti.
Pangea’nın önceki etkinliklerini kaçırmış olanlar için, platformun Youtube kanalında seminer
videoları yayınlanmaktadır.
20. Yüzyıl Seminerleri başlığı altındaki diğer etkinlik ise Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Felsefe
bölümünden Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan’ın katkısıyla “Bergson ve Metafizik” 10 Şubat 2022
Perşembe günü gerçekleştirildi.
6
FELSEFE HABERLERİ
ŞAL Felsefe Haftası
Şişli Anadolu Lisesi 9. sınıf öğrencileri, Dünya Felsefe Gününü
kutlamak için Felsefe Haftası etkinliğini yaptılar. Bir hafta içinde
okulun dört bir yanını Rosi Braidotti, Barbara Hermann, Bell
Hooks vb. birçok önemli filozofu açıklayan pankartlarla dolduran
öğrencilerin iş disiplini, konuya meraklı öğrencilerin ve
öğretmenlerin dikkatini çekti. Aşağıdaki kare kodu okutarak bu
etkinliğe dair videoya ulaşabilirsiniz.
Projede Görev Alanlar;
-Çağla Taşdemir 9/C
-Nida Aygün - 9/C
-Yağmur Hasret Elsek - 9/D
-Çınar Varlık – 9/D
-Kayra Gülnahar – 9/C
-Sema Torak – 10/C
-Arya Akyüz - 9/C
-Suzan Mira Tuncay – 9/C
Derleyen: Çınar VARLIK 9/D
*Felsefe Videosu
Her yıl Kasım ayının 3. Perşembe günü, Dünya Felsefe Günü
olarak kutlanmaktadır. Dünyada bu önemli günün kutlanması
önerisini Türkiye teklif etmiştir ve UNESCO* bu öneriyi kabul
etmiştir. Dünya Felsefe Günü ilk olarak 20 Kasım 2002’de
kutlanmıştır. Bu yıl ise Şişli Anadolu Lisesi olarak, Dünya
Felsefe Günü’nü, İbrahim Bozkır’ın seslendirdiği ve 10/D
sınıfından öğrencilerimiz Jiyan Yıldırım’ın metnini hazırladığı,
Oğuz Kaan Bayar’ın montajını yaptığı video ile kutladık. Bu
videoda felsefe tarihine ve düşünce dünyasına katkıda bulunan
kişiler kısaca tanıtılmaktadır. Aşağıdaki kare kodu okutarak
videoyu izleyebilirsiniz.
*UNESCO: Birleşmiş Milletler Eğitim,
Bilim ve Kültür Örgütü (United Nations
Educational, Scientific and Cultural
Organization)
7
FELSEFE HABERLERİ
Baykuş Tablosu
*Felsefe Köşesi - Felsefe Kutusu - Ayın Sorusu Etkinliği: 11/A Ömer Saltık
Okulumuzdaki felsefe etkinlikleri kapsamında bir felsefe köşesi Ayın Sorusu Sertifikaları:
oluşturulmaya karar verildi. Görsel Sanatlar öğretmenimiz Filiz Aslan’ın
koordinatörlüğünde 10/A sınıfından Melike Demirhindi, Hatice Eylül Katkılarından dolayı Görsel
Köse ve 10/E sınıfından Halil Gedikoğlu ve Elif Rana Şeker’in yapmış Sanatlar Öğretmenimiz Filiz
olduğu tablo, felsefe köşesinde yerini almıştır. Tablonun altına daha
önceki yıllarda da olduğu gibi bir posta kutusu konmuştur. Her ay Aslan’a teşekkürlerimizi
sorulacak felsefi sorulara cevap vermek isteyen öğrenciler, bu kutuya sunarız.
yazılarını atabileceklerdir. Belirlenen süre sonunda kutudan alınan
yazılar değerlendirilerek içlerinden bir birinci seçilecektir.
Bu etkinlik kapsamındaki ilk sorumuz “Bir davranışı iyi yapan o
davranışın ardındaki niyet midir; ortaya çıkan sonucu mudur?”
olmuştur. Belirlenen süre bittiğinde, Şişli Anadolu Lisesi Felsefe Grubu
Öğretmeni Serap Kıral ile Yunus Emre Anadolu İmam Hatip Lisesi
Felsefe Grubu Öğretmeni Serpil Şişman yazıları değerlendirmiş; Şişli
Anadolu Lisesi 10/C sınıfından Derin Sinem Yazıcıoğlu birinci
seçilmiştir.
Hem bu etkinlikte hem de dergimizin daha önceki sayılarında yer alan
felsefe sorularına yazdıkları cevaplarla birinci seçilen öğrencilere okul
töreninde sertifikaları verilmiştir. Sertifika alan öğrenciler: Lara Özmen
(12/D), Yağmur Ece Sargın (11/B), Erenay Gündoğan (11/C) ve
Beyzanur Çalçı (9/B) isimli öğrencilerimizdir.
Sevgili Beyzanur’un aramızdan ayrılmasının derin üzüntüsü içerisindeyiz. Ailesine sabırlar diliyoruz.
8
FELSEFE HABERLERİ
*Teoman Duralı Sempozyumu:
6 Aralık 2021 yılında kaybettiğimiz akademisyen Teoman
Duralı için İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü, 7 Şubat
2022 tarihinde bir sempozyum düzenlemiştir. Bu
sempozyuma Şişli Anadolu Lisesi olarak 10/C sınıfından
Derin Sinem Yazıcıoğlu ve Mehtap Dilem Özdemir ile
birlikte katılım sağladık. Sempozyumda Teoman Duralı ile
birlikte çalışmış olan akademisyenler sunumlarını
gerçekleştirdiler.
Mezunumuz ve şu anda İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nde okuyan sevgili Başak Köroğlu’na, bu
etkinlikte bizi yalnız bırakmadığı için teşekkür ederiz.
*Baltık Denizi Ülkeleri Felsefi Deneme Yazma
Yarışması - BSPEE (Baltic Sea Philosophy
Essay Event):
15 Ekim 2021 tarihinde çevrimiçi olarak yapılan BSPEE’de,
11/B sınıfı öğrencilerinden Derin Hazel Sürücü ve Yağmur
Ece Sargın okulumuzu başarıyla temsil etmişlerdir.
Katılımlarından dolayı kendilerine sertifika verilmiştir.
9
FELSEFE HABERLERİ
Felsefe Tarihinin Haritası
Randall Collins ‘Dünya Felsefe Tarihinin Oluşumu’ adlı harikulade
kitabında felsefe tarihindeki bütün filozofların, kimlerle
karşılaştıklarının ya da kimlerle etkileşim içinde olduklarının haritasını
çıkarmış. Collins’in kitabı, bir felsefe tarihi değil, felsefe tarihinin
toplumbilimsel bakımdan oluşumunun tarihi.
Martin Heidegger ‘Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’ni neden yazmıştır ya da Hans-Georg Gadamer
‘Hegel’in Diyalektiği’ni veya Henri Bergson'a ‘Plotinos’u? Jung’a o devasa ‘Nietzsche’nin Zerdüşt’ü
Üzerine Seminerler’i yaptırtan nedir? Alain Badiou, ‘Platon’un Devleti’ni neden yazmış olabilir? Ve
Spinoza, ‘Descartes Felsefesinin İlkeleri ve Metafizik Düşünceler’i neden yazdı? (Şöyle de
sorabiliriz: İslam dünyasında, buna benzer bir entelektüel çaba neden yok? Ya da neden filozofların
açılımını ve birbiri üzerindeki etkisini gösteren bir İslam felsefesi tarihi yazılamıyor?) Geçmişe
yönelimi değil, geçmişin bugündeki devamlılığını dile getirir bu yapıtlar. Tarihçinin değil, filozofun
çalışmasıdır söz konusu olan. İlk keşfedip dile getirende tamamlanmamış olanın yersiz
yurtsuzlaşması da diyebiliriz buna: Her doğum, başkasında/gelecekte tamamlanır. Ama önemli olan,
bunun tarihsel temelinin ne olduğudur.
Bu girizgâhı Randall Collins’in ‘Dünya Felsefe
Tarihinin Oluşumu’ adlı harikulade kitabı için
yapıyorum. Collins’in kitabı, bir felsefe tarihi
değil, felsefe tarihinin toplumbilimsel bakımdan
Felsefe tarihinin haritası oluşumunun tarihi.
Felsefe, yaygın olarak filozofun kendi tinsel ve
zihinsel dünyasında olup biten tekil bir etkinlik
olarak bilinir. Çünkü yüksek düzeydeki
yaratıcılık tekildir ve deha olmaklıkla ıralanır.
Collins’in tezi, tam olarak bunun tersidir:
“Fikirler, düşünen ile karşısındaki arasındaki
iletişim sürecinde ortaya çıkar.” Felsefe tarihi,
fikir gruplarının tarihidir ve argümanların,
kavramların nasıl başka birine yol açtığının
araştırılmasıdır.
10
FELSEFE HABERLERİ
Collins’e göre, kavramlar ya da felsefi fikirler ‘prosesler ağı’ içinde, yani süreçler ağı içinde ortaya
çıkar. Yaratıcılık, rastlantısal değildir, kuşaklar arası zincirler içerisinde, öğretmen ve öğrenciler
zincirinde ortaya çıkar. Karşıt görüşler de destekçiler gibi bu proses ağının bir parçasıdır. Yaratıcı
bireylerin, dışadönük değil içedönük oluşları yanıltmamalıdır; grup onun bilincinde mevcuttur.
Felsefe, karşılaşmalar zinciri içinde, etkileşim ritüel zincirleri içinde gerçekleşir. Filozof, entelektüel
grupla zihninde diyalog halindedir. Collins, felsefe tarihindeki bütün filozofların, kimlerle
karşılaştıklarının ya da kimlerle etkileşim içinde olduklarının haritasını çıkarmış. Collins’e göre, felsefi
hareketin hızı yavaştır ama 35 yıllık bir süreçte tamamlanır. Kant, Fichte, Schelling, Hegel,
Romantikler, Schopenhauer, hepsi hepsi 35 yıl içinde vücuda gelmiştir. Ve entelektüel yaratıcılık,
söz konusu filozofun büyüklüğüne veya önemine göre, öğrencilerinde, kendisinden sonraki
kuşaklarda devam eder. Bir filozofun kendisinden önceki filozofun felsefesi hakkında yazmasının
nedeni budur. İkincil filozof, önemli filozofun önünü açar. Collins’e göre, felsefe tarihindeki en büyük
entelektüel devrim, Alman üniversitesinde yaşanmıştır. Burada, entelektüeller, kendi tabanlarının
kontrolünü ele geçirmişlerdir.
Collins’ten hareketle diğer soruyu şöyle yanıtlamak mümkün... Entelektüeller, İslami devletten ve
dinsel ortodoksiden bağımsız bir kültürel ağ oluşturamamış, kendi tabanlarının kontrolünü ele
geçirememişlerdir. Fikrin ortaya çıkışı, dinsel ortodoksluğa uyumlu olmaları veya karşıt olmaları
üzerinden etiketlenir. Batı ortaçağından farklı olarak dini ortodoksi burada devletten bağımsız
merkezi bir örgütlenme kuramadığı için felsefe, farklı siyasal bütünlüklere bağlı olarak ortaya çıkar.
Yani felsefi sorunsal tamamlanmadan mekân ve siyasal-kültürel ağ değişir. Gazzali’ye cevap ancak
bir yüzyıl sonra dünyanın öbür ucunda İspanya’da yaşayan İbn Rüşd’den gelir ve elbette ki etkili
olmaz. Sühreverdi’nin felsefesi kendisinden sonra gelişmez, çünkü öğrencisi de kendisiyle birlikte
idam edilir. Yaratıcılığının, filozoftan sonraki gelişiminin de önü kapatılır.
Yazı: Yücel KAYIRAN Derleyen: Hanife Nazar ÇATMA 12/D
11
RÖPORTAJ
DEMİR ÖKÇE
Röportajı
Okulumuzda 11.sınıf öğrencileriyle birlikte Demir Ökçe kitabına dair sorular sorduğumuz bir röportaj
yaptık. Hangi karakteri daha çok sevdiklerini ve nedenlerini sorduk.
Ama ilk önce Demir Ökçe kitabından biraz bahsedecek olursak;
Demir Ökçe, Amerikalı yazar Jack London tarafından yeni bir
distopya olarak ilk kez 1908'de yayınlandı. Birleşik Devletler'de
oligarşik tiranlığın kronik yükselişinin anlatıldığı, genellikle "Modern
negatif ütopyalardan en erken olanı” olarak düşünülür. Jack
London'ın sosyalist görüşlerinin en açık biçimde sergilendiği bir
romandır. Roman özellikle Faşist yapılanmanın dünyayı nasıl
vahşete sürükleyeceğini ve bunun karşısındaki devrimci duruşun
nasıl olması gerektiğini kurgu içerisinde muhteşem bir şekilde
anlatır. Kitabın özellikle II. Dünya Savaşı sırasındaki ırkçı ve faşist
hareketlerden önce yazılmış olması yazarın geleceği nasıl da
tahmin ettiğinin bir kanıtıdır.
Kitapta ayrıca bugün ezen ülkelerde görülen işçi sınıfının Oligarşik
düzenin içerisinde sınıfsal haklarla nasıl susturulabileceğini de
bulunduğu tarihten görebilmiştir. Kitap Jack London'un dediği gibi
Uçurum İnsanları'ndan Tröstleşmiş büyük burjuvaya kadar ezen-
ezilen ilişkilerini ele alıyor. Jack London ezilen sınıflara yani onun
tanımıyla Uçurum İnsanlarına, köylü sınıfına, işçi sınıfına, küçük
burjuvaziye; tröstleşmiş emperyalist burjuvaziye karşı birlikte
mücadele çağrısı yapıyor. Politik-Kurgu sayılabilecek bu roman
yazarın isabetli tahminleriyle bir kurgudan öteye geçip
doğrulanmış bir kehanet olmayı hak ediyor.
12
RÖPORTAJ
"Kitaptaki kahramanlardan en çok hangisinden etkilendiniz?" sorusuna verilen yanıtlar şöyle
olmuştur: En dikkat çeken ve sevilen karakterler: Ernest Everhard(61 kişi), Avis Everhard (23 kişi) ,
Piskopos Morehouse (19 kişi) ve az bir sayıyla Jackson (5 kişi) şeklindedir.
Ernest’i seçen kişilerin genelinin onu zeki,
liderlik vasıflı, savunması gerektiğini
düşündüğü şeyleri sonuna kadar savunan,
atılgan, iyi bir dünya için çabalayan, ileri
görüşlü bir karakter olarak tanımlamışlardır.
Ernest cesur ve herhangi bir zorlukta bile
çözüm odaklı davranıp çevresini ikna etme
kabiliyeti yüksek bir adamdır. Fiziksel olarak
çekiciliği de okurların dikkatini çekmiştir.
Fakat röportaj yaptığımız arkadaşlarımız,
Ernest’in atılgan olmasının kötü etkilerini de
yaşayıp eşini zor durumda bıraktığını da
söylediler. Jack London’un kişilik özelliklerini
de taşıdığını belirttiler.
Avis’i seçen kişilerin ilk dediği; aşkına sıkı sıkı
bağlı ve sadık olduğudur. Varlıklı bir ailede
büyümesine rağmen savunduğu şeyler için
her şeyden vazgeçebilecek kadar cesur ve
korkusuzdur. Geri plana atılabilecek ve
sineye çekecek bir kadın değil. Bir şeylerin
nedenini ve kendisine zararı dokunacak olsa
da gerçekleri öğrenmeyi pek şeyden daha
fazla isteyen ve Ernest ile kişilik bakımından
uyumlu olduğu gözlenen bir karakterdir.
Kübra GÜLMAK 11/A – Betül AKSAK 11/A
13
BİLİM KÖŞESİ
OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU VE
HAKKINDA BİLMEMİZ GEREKENLER
Otizm; genellikle sosyal ilişki kuramama, sözlü iletişim kullanamama, aşırı hareketlilik değişimleri
tolere edememe gibi belirtiler üzerinden anlaşılıyor. Ancak araştırmacılar anlaşılmasının giderek
zorlaştığı görüşünde birleşiyorlar. Çünkü bu çocuklar artık birçoğumuzdan daha zekiler ve bilişsel
kabiliyetleri de oldukça yüksek.
Otizm hastalık değildir ve tedavi edilemez. Keza otizm spektrum bozukluğu olarak tanımlanan
"spektrum" içerisinde keskin hatlar yoktur; adı üzerinde "spektrum. Bu bireyler "hasta" olarak
sınıflandırılmaz ve tanımlanması oldukça zor spektrumlardır. Otizm günümüzde “kategorik bir
hastalık” olarak görülmüyor; daha ziyade “spektrum hastalığı” olarak görülüyor. Yani “ya
otizmlisiniz, ya değilsiniz” gibi bir durum söz konusu değil.
Önceden çeşitli kategorilerde incelenen bu durum CDC'nin (Amerika Hastalık Kontrol Merkezi)
2012 yılındaki raporunda DSM-5 adı altında tek bir kategoriye indirilmişti. Asperger Sendromu
olarak bilinen, sosyal iletişimde zorluklar ve duygusuz semptonik yaklaşım olarak özetlenebilecek
olan bozukluk da bu kategoriye dahil edildi. Otizm Tanısı Neden Önemlidir?
Otizm spekturumunda bulunan Asperger Otizmin tanımı muğlaklaşıp, otizmli olarak
Sendromu2nun başlıca belirtileri: tanımlanan popülasyonun sayısı arttıkça,
otizm araştırmaları yapabilmek için gereken
• Entelektüel veya sanatsal ilgiler en küçük popülasyon sayısı da hızla
• Konuşma farklılıkları genişliyor. Bu durum, hem eski
• Gecikmiş motor gelişimi araştırmaların sonuçlarına gölge düşmesine
• Zayıf sosyal beceriler neden oluyor hem de yeni çalışmaların
• Zararlı psikolojik sorunların gelişimi daha fazla katılımcıya ihtiyaç duymasıyla
• Detay odaklı sonuçlanıyor.
• Israrcı
• Sosyal odaklı değil
• Rutin bağımlılığı
14
BİLİM KÖŞESİ
Her ne kadar otizmli bireylerin “anormal” olmadığı, daha ziyade “insan popülasyonu içi bir
çeşitlilik” oldukları düşüncesi genel olarak kabul görse de, otizmin getirdiği problemlerin
gereğinden fazla “sıradanlaştırılmasının” otizmlilere faydadan çok zarar getirmesi de mümkün.
Örneğin son dönemde bazı araştırmacılar, otizmin tıbbi bir durum olmadığını, dolayısıyla tıbbi
tedavinin gerekli olup olmadığını sorgulamaya başladılar. Bu durum, otizmin tedavi edilebilir bir
durum olduğunu düşünen diğer hekimler tarafından problemli ve kısıtlandırıcı bulunuyor.
Eğer tanımı fazla sıradanlaştırır, bir problem olarak görmekten çıkarırsak, otizm araştırmaları bu
kişilere yapılması gereken yardımları tespit etmekte zorluk çekebilir. Son 10 yılda otizm
araştırmalarında dikkate değer bir atılım yapılamamış olmasının sebeplerinden birisi de bu
olabilir.
GÜNCEL BİLİM HABERLERİ
JAMES WEBB TELESKOBU İLK GÖRÜNTÜLERİNİ DOMUZDAN KALP NAKLİ YAPILAN
GÖNDERDİ ADAM HAYATINI KAYBETTİ
10 milyar dolara mal olan ve 2021 yılının son günlerinde İki ay önce, tıp tarihinde ilk kez
fırlatılan James Webb Uzay Teleskobu, evrenin 13.6 milyar
yıl öncesine dair bilgiler sunacak. NASA; yeni bir blog gerçekleştirilen bir operasyon ile
gönderisinde, uzay teleskopunun 2 Şubat'tan itibaren domuzdan kalp nakli yapılan David
yakaladığı ilk görüntülerden oluşturulan bir yıldız mozaiği Bennett'in hayatını kaybettiği açıklandı.
paylaştı.
Ömer Alp ŞİRİNGÖZ 11/A
15
RÖPORTAJ
Yndi Halda Grubundan
James Vella ile Röportaj
Yndi Halda, İngiltere'nin Kent şehrinde kurulmuş bir post-rock grubudur. Kendilerine has
sinematik tarzları ile bilinen grup 2001 yılından beri aktif olarak müzik yapmaktadır. Grubun
kurucularından, baş gitaristi ve vokalisti James Vella ile yaptığımız röportajı ilginize sunarız.
Keyifli okumalar.
1) Genelde her sanatçının kendine özel bir ilham kaynağı vardır, bir kelime, bir yaşam
felsefesi ya da bir fikir; sizinki nedir? Sanat yapmak istemenize neden olan şey nedir?
Grubun geri kalanı için konuşamam, ama kendiminkini biliyorum: Anlam arayışı içinde müzik yapıyorum.
Hayatın amacı ve bizim amacımız karşısında hep şaşkınım. Kendi amacımda bile. Ama biliyorum ki müzikle
hayatı anlamlandırabilirim. Biliyorum ki yaratıcı sanatların bağlamı, duygusal ifade edişi eşsiz bir şekilde
açıklayabilir ve bu, hayatın karmaşıklıklarını ve zorluklarını bir şekilde sıraya koymamıza yardım eder.
2) Grup neden Yndi Halda adını aldı?
Bu ad Odin's Raven Magic (Odin'in Kuzgun
Büyüsü) adlı antik bir kutsal İskandinav şiirinin
bir satırından geliyor. Gençken İzlandalı
müzisyen olan Hilmar Orn Hilmarsson'un şiirinin
orkestra uyarlamasına katıldık, bize metnin bir
kopyası verildi. Satırlardan biri - yndi halda -
“mutluluğun tadını çıkar” olarak çevriliyor,
üzerine bir saniye bile düşünmeden bunun
grubumuz için mükemmel olduğunu biliyorduk.
Bu ad o zamandan beri bizimle.
3) Grubun kuruluş hikâyesi nedir?
Hepimiz aynı okula gittik. 11 yaşında, üniformalı
çocuklar olarak tanıştık. Enstrümanlarımızı
birlikte öğrendik, kayıtlar paylaştık, prova yaptık
ve evlerimizde şarkı yazdık. Futbol ve Nintendo
64 oynadık, birbirimize şakalar yaptık,
birbirimizin kız kardeşleriyle çıktık, dersleri astık
ve diğer her şey. Yirmi yılı aşkın bir süredir
hayatlarımızı paylaşıyoruz ve kardeş kadar
yakınız.
16
RÖPORTAJ
4) Size ilham veren müzisyenler kimler?
Bu zor bir soru! Ben çok doyumsuz bir dinleyiciyim. Şu sıralar benim için önemli olan kayıtlar
şunlar:
- Paul McCartney - Ram
- Joan Baez - Diamonds and Rust
- Beck - Morning Phase
- Helado Negro - This Is How You Smile
- Sam Gendel - Fresh Bread
- KMRU - Peel
- Nina Simone - Pastel Blues
- Karen Dalton - In My Own Time
- Erika de Cassier - Essentials
- Digable Planets - Blow Out Comb
- Pantera - Vulgar Display of Power
- Lamin Fofana - Black Metamorphosis
5) Bir müzisyen olarak felsefeye bakış açınız nedir? Müziğinizde felsefeye
dokunduğunuzu düşünüyor musunuz?
Ben felsefe okudum (iki kere!) ve eminim ki bu benim müzikal çalışmalarımla bağlantılı, ama benim
yaratıcı süreçlerimi nasıl açık bir şekilde etkilediğini söylemek zor. Bazen müziğin “felsefe karşıtı”
olduğunu düşünüyorum - bu düşünülmüş ve tasarlanmışın dışında sezgisel ve hesaplanmamış bir
şey. Bazen de müziğin saf felsefe olduğunu düşünüyorum. Bu bizim hayatın anlamı ya da
yaşadığımız evren hakkındaki asıl gerçeği kazıyarak ortaya çıkarmamıza ve böylece hayatı biraz
daha iyi anlamamıza yardım ediyor.
6) İlham aldığınız filozoflar ve felsefi 7) Günümüzde felsefenin dünyadaki yeri
yaklaşımlar nelerdir? hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben kişisel olarak, çoğunlukla çağdaş ve Herkesin felsefeye erişimi olması gerektiğine
20.yüzyıl düşünürleriyle ilgileniyorum. Quine, inanıyorum ve bence felsefi yöntem eğitim
Putnam, Nussbaum, Popper, Barthes, Kuhn’u müfredatını aydınlatmalı. Çocuklara eleştirel ve
seviyorum. Ama üniversiteyi on yıl önce düşünsel akıl yürütme araçları sunan bir
bıraktım ve buna o zamanlar olduğu kadar fazla programdan dünyanın fayda sağlayacağını
zaman ayırmıyorum. Şimdi çoğunlukla kurgu düşünüyorum. Bence dünya eleştirel muhakeme
okuyorum, sadece konusu ilgimi çekerse yoksunluğundan muzdarip. Yanlış bilginin ve
nadiren felsefe çalışmaları okuyorum. Eğer manipüle edilmiş sosyal mesajların bu kadar
ilginizi çekerse, en son okuduğum saf felsefe yaygın olması, mesela, ele alınması gereken bir
yazısı (2021 yazında) Colin McGinn’in konu ve felsefi yöntemin okul öncesi eğitime
Mindsight’ıydı. kazandırılması bu konularda yardımcı olabilir.
8) Gençlere tavsiyeniz nedir? Çeviri: Derin YELTAN 10/A
Yap. Mükemmel zaman için durup bekleme. Destekleri için İngilizce öğretmenimiz Burcu Batmaz
hocamıza teşekkürlerimizi sunarız.
17
FİLOZOF TANITIMI
bell hooks
bell hooks; siyahi filozof, feminist ve insan
hakları savunucusudur. Amerika'daki ırkçılık,
cinsiyetçilik ve sınıf ayrımcılığı üzerine
çalışmıştır. Bu çalışmalardan biri bell hooks'un
en önemli çalışması olan feminist teorisidir. bell
hooks, teorisinde; cinsiyet ve ırk gibi sosyal
sınıflandırmaların iç içe olduğunu ve kesişimlerini
görmezden gelmenin çeşitli gruplara baskı ve
ayrımcılığa sebep olduğunu savunur.
Ayrımcılığın engellenmesi için bu konseptlerin iç
içe olduğu anlaşılmalı ve bunlar teker teker değil,
ancak hepsi beraber ortadan kaldırılabilir.
Felsefi görüş olarak kesişimci feminizmi
benimseyen bell hooks, ırkçılık ve
cinsiyetçiliğe karşı duruşu şekillendiren
isimlerden biridir. Irk eşitliği çalışmalarına
örnek olarak en önemli çalışmalarından
biri olan karşıt bakış verilebilir. Karşıt bakış
siyahi insanların beyaz insanlara
bakmasının cezalandırıldığı bir dönemde
bu eşitsizliği protesto eden bir isyan ve
başkaldırı niteliğindeki bakışma eylemidir.
Aynı zamanda bell hooks'un en temel
dertlerinden biri de o dönem çok yaygın bir
düşünce olan, "feminizmin erkek düşmanlığı
olduğu" düşüncesini yıkmaktı. Bu amaç uğruna
çalışmalarına, daha önce duyulmamış olan,
feminizm görüşü örnek verilebilir. Feminizmi
sadece kadınları korumak için değil, cinsiyetçiliği
bitirmek için bir çaba olarak adlandıran bell
hooks, feminizme yeni bir anlam katmıştır.
Yalnızca cinsiyet eşitsizliği de değil; din, dil, ırk
gibi ayrımcılıkların hiçbirini kabul etmez. Bu
düşüncesine dayanarak; milliyetçilik, militarizm,
homofobi ve transfobiyle mücadele edilmediği
sürece kadınlar arasında dayanışma
sağlanamayacağını savunmuştur.
18
FİLOZOF TANITIMI
bell hooks, eşitliğin her daim bir
savunucusuydu, bu sebeptendir ki gerçek adı
olan Gloria Jean Watkins'i değil büyük büyük
annesi Bell Blair Hooks'un adından ödünç aldığı
bell hooks ismini kullanmıştır. Aynı sebepten
dolayı kapitalizme de şiddetli bir karşı bir duruş
sergilemiştir, öyledir ki İngilizce'de büyük harfler
kapitalize (capitalized) harfler olarak
adlandırıldığı için bell hooks isminin baş
harflerini de küçük yazmıştır.
Savunduğu sayısız düşünce olan bell hooks bu
düşünceleri uğruna sayısız kitap ve makale
yazıp çalışmalar yapmıştır. Bunların hepsindeki
temel amacı eşitliği sağlamak ve özellikle
kadınlar olmak üzere herkese iyi bir yaşam
sağlanmasına katkıda bulunmaktır.
(15 Aralık 2021’de kaybettiğimiz bell hooks’u saygıyla anıyoruz.)
Çınar VARLIK 9/D
19
FİLOZOF TANITIMI
Teoman Duralı
1947 yılında, Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde dünyaya
gelen Teoman Duralı; ilköğrenimini Zonguldak’ta,
ortaöğrenimini ise TED Ankara Koleji’nde
tamamladı.
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden 1973'te
mezun oldu, 1975 tarihinde de mezun olduğu
bölümde asistan olarak göreve başladı. 1978'de
NATO bursuyla Paris'te biyoteknoloji seminerlerine
katıldı ve biyoloji felsefesi üzerine yazdığı çeşitli
tezlerle 1988'de profesör oldu.
Kuala Lumpur Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi ve Viyana Üniversitesi'nde misafir
öğretim üyesi sıfatıyla dersler vermeye başladı, 1996'da İstanbul Üniversitesi Araştırma
Fonu'nun mali desteğiyle Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan'a
araştırma gezilerinde bulundu. Tarih 1999’u gösterdiğinde Duralı, İstanbul Üniversitesi
Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Başkanı oldu.
2009-2015 yılları arasında Kırklareli Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi’nde dekanlık yapmaya
başladı. Ayrıca üniversitenin felsefe bölümünü
kendisi kurmuştur. Kutadgu Bilig dergisinin genel
yönetmenliğini üstlendi.
Teoman Duralı, son olarak TRT 2 ekranlarında
"Felsefe Söyleşileri" programını yapıyordu.
Ayrıca Türkçe, İngilizce ve çeviri makaleleri,
Felsefe Arkivi, Yazı, Bilim Dergisi, Türk Kültürü,
Forum, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Dergisi, İlim ve Sanat, Felsefe Konuşmaları, Milli
Kültür, Bilim-Felsefe-Tarih, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Yıllığı,
Yeni Toplum, Turkish Daily News, Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı Bülteni,İlahiyat
Fakültesi Dergisi, NQP Türkiye, Gerçek Hayat, İstanbul'daki Anadolu, Eğitimbilim, Altınoluk,
Umran, Kutadgubilig dergi, gazete ve yıllıklarında yayımladı.
20
FİLOZOF TANITIMI
Prof. Dr. Teoman Duralı, Çağdaş Küresel Medeniyet adlı çalışmasıyla 2000 yılında
Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülüne de değer görüldü.
Prof. Dr. Teoman Duralı İngilizce, Fransızca, Almanca, Latince, Yunanca, İtalyanca,
Felemenkçe, İspanyolca, Rusça, Malayca dillerini biliyordu.
Çatalağzı’nda okula başlamadan önceki
günlerinden “mutluluğun zirvesine vardığım
günlerdi” diyerek bahseden Prof. Dr. Teoman
Duralı, coğrafyanın etkisiyle hayatında gördüğü
ilk manzaranın orman ve deniz olduğunu, en
sevdiği renkler olan mavi ve yeşilin
Çatalağzı’nda iç içe geçtiğini söylemiştir.
Teoman Duralı, felsefenin her zaman bilim ile
iç içe olduğunu söyler, öğrencilerini hep bir
doğa bilimi, matematik derslerine yönlendirmek
isterdi. Ayrıca kendisi felsefenin yanında
biyoloji eğitimi de almıştır.
(6 Aralık 2021'de kaybettiğimiz Teoman Duralı'yı saygıyla anıyoruz.)
Derin SinemYAZICIOĞLU 10/C
21
ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ'NDE 8 MART
ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ'NDE
8 MART DÜNYA EMEKÇİ
KADINLAR GÜNÜ
Merhaba ben Elif, bugün size 8 Mart’ta gerçekleştirdiğimiz programın hazırlık sürecinden
bahsetmek istiyorum. İşin aslına bakacak olursak 8 Mart’ta sahneye çıktığımızda hepimiz
yaptığımız işin en iyisi olması için büyük bir çaba harcadık ama bu çabamızın karşılıksız
kalmaması kolay olmadı. Haftalar öncesinden ne yapacağımızı planlamaya başlamıştık ama
bu planlama birçoğumuz açısından daha farklı gelişiyordu. Hocalarımız bizden kadınların
günlük hayatta çektiği zorluklara değinmemizi isterken bizse insanların yapacağımız
programı nasıl ciddiye alacağının ya da diğer bir deyişle nasıl dalga geçmeyeceğinin yolunu
arıyorduk.
22
ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ'NDE 8 MART
Şimdi size bu düşünceyle başladığımız programın
gerçekleşme sürecini biraz daha anlatayım. 10.
sınıflardan drama konusunda başarılı birkaç kız
arkadaşımız hayatın içinden pek çok kadının yaşadığı
zorlukları dile getirdi. Her konuşma arasında kalabalık
bir ortamda yürüyorlardı ama yürüyüşleri esnasında
düşündükleri tek şey gitmek istedikleri yere varmak
değildi. Kimi arkasından birinin onu takip ettiğini
düşünerek korkuyla yürürken, kimi iş yerinde uğradığı
mobbing yüzünden sıkıntı içerisindeydi. Bu drama
esnasında aslında kadınların sıklıkla karşılaştığı ama
göz ardı edilen sorunlardan bahsedildi. Ama sadece
bahsetmenin yeterli olmayacağını biliyorduk. Bu
yüzden sınıf arkadaşlarımın da yardımıyla bir slayt
gösterisi hazırladım. Slaytta hem başardığımız şeyleri
hem de başarmak için uğraşırken yolumuza koyulan
taşları göstermeyi tercih ettim.
Başak Coşkun 11/C
23
ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ'NDE 8 MART
Çünkü birçok kadının önüne koyulan zorlukları aşabilmiş olması her kadının aştığı anlamına
gelmiyordu. Birçok kadının hedeflerine giden yolda yalnızca engellenmiş değil aynı zamanda
öldürülmüş olduğu gerçeğini de değiştirmiyordu. Bunun da yeterli olmayacağını bilerek bu
sefer mikrofonu kendimiz elimize aldık. Betül ve Seray bu direnişimizin nasıl başladığını ve
aslında ne kadar da geçerli bir sebebi olduğunu anlattı. Biz o fabrikada hayatına son verilen
yüzlerce kadının hakkını ararken Azra ve İdil sadece geçtiğimiz iki ay içerisinde gerçekleşen
kadın cinayetlerini sizlere aktardı. 8 Mart’ı her yıl anma sebebimiz fabrikada yanarak ölen o
kadınların yaşadıklarını diğer kadınların yaşamamasını sağlamakken her gün başka bir
kadının hayatına son verilmesi aslında bu direnişte ne kadar haklı olduğumuzu gözler önüne
seriyordu. Beraberinde Başak, bizzat kendisinin yazdığı şiiri okurken Peri, Irmak ve Karya
sesleriyle düşüncelerimize tercüman oldu. Kapanışta sahne önünde ve arkasında çalışmış
bütün kız arkadaşlarım ve öğretmenlerimiz sahnede birlikteydi. Çünkü bu yolda biz her
zaman, her yerde yan yana olacaktık. Umarım sizlere kendimizi anlatmayı biraz olsun
başarabilmişizdir. Unutmayın hepimiz eşit olana kadar hiçbirimiz eşit değiliz.
Elif AKYOL 11/C
24
ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ'NDE 8 MART
BİR KADININ
GÖZLERİNDEYİM BUGÜN
Bir kadının gözlerindeyim bugün
Ekilmiş üstüme matem kokulu çiçekler
Giydirmişler nilüferden kefen
Kanayan yaram var benim
Kabuklaşmaya zaman bulamadan
Sineye çekilmiş dört bir yandan
Bir kadının gözlerindeyim bugün
Tek davam var benim şu fani dünyayla
Savun beni ey halk, savun
Al gardını yılmadan
Öyle bir tufan yarat ki
Konuşsun tüm halk
Kadının itibarı hakkında
Bir kadının gözlerindeyim bugün
Ciğerlerime doldu duman
Yutkunamadım buhranlı havadan
Yaktı beni bu humma
Dilhun oldum bu yamandan
Bir kadının gözlerindeyim bugün
Yar oldum bir yabana
Yardan gayrı oldum ben tasa
Ah eyledim şu cihana
Haykırsam da ne yazar
Kâinat sağır olunca
Bir kadının gözlerindeydim bugün
Çilekeş analar, dermansız başlar
Yürüyorlar bu yolda aynı amaç uğruna
Kazanılacak elbet bu dava
Özgürce yaşayacaktır kadınlar, eninde sonunda
Başak Coşkun 11/C
25
ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ'NDE 8 MART
Bu dünyaya geldiğimizde hepimiz eşitizdir. Bizi birbirimizden
ayıran hiçbir şey yoktur. Ama birazcık büyüdükten sonra işler
değişir. Artık yalnızca bir çocuk olmaktan çıkıp kız veya erkek
olarak sınıflandırılırız. Bugün maruz kaldığımız çoğu ayrımcılığın
temeli işte o noktada atılır çünkü insanlar sizi bir kişi değil bir
cinsiyet olarak görmeye başlar. Bu yazıyı yazmadan önce
çevremdeki pek çok erkek arkadaşımla konuştum çünkü bir
kadın olarak haksızlığa uğradığımın farkındaydım ama bir de
toplum tarafından ayrıştırıldığım diğer cinsiyetin düşüncelerini
bilmem gerekiyordu.
Biliyor musunuz hiçbir erkek yaşadığımız hiçbir sorunun farkında değil. O kadar farkında
değiller ki ettikleri her hakarette kullandıkları sözcüklerle kadınları biraz daha eziyorlar. O
kadar farkında değiller ki yaptıkları birçok şeyin taciz olduğunu bile bilmiyorlar. Ve o kadar
farkında değiller ki birçokları için kadınların öldürülmesi sadece bir haberden ibaret.
Son olarak hatırlatmak isterim ki biz gördüklerinizden daha fazlasıyız. Biz bir cinsiyetten, bir
objeden, bir bedenden daha fazlasıyız. Ve bizim amacımız ataerkil sistemin aksini kendimizi
üstün kılıp geri kalanları ezmek değil. Bizim amacımız tüm insanların adil bir dünyada
yaşaması.
Ve unutmayın ki bir kadın isterse her şeyi başarır.
Elif AKYOL 11/C
26
RÖPORTAJ
Sabine
Broeck
İle Yapılan Röportajımız
Aşağıda yer alan röportaj, Sabine Broeck’e
yönelttiğimiz şu soruların yanıtlarıdır:
1)Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
2)Eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?
3)Boş zamanlarınızda ne yapmaktan hoşlanırsınız?
4)Felsefenin dünyadaki konumu hakkında ne
düşünüyorsunuz?
5)Kadınlar ve onların felsefedeki yerleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
6)Etkilendiğiniz filozoflar ve/veya felsefi akımlar hangileridir?
7)Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Size "gerçek" bir filozof olmadığımı söylemem gerekiyor. Hayatım boyunca Amerikan
araştırmaları profesörü ve eleştirel ırk araştırmaları teorisyeni olarak çalıştım ve artık
üniversitede bir görevim yok. Kitabım “Cinsiyet ve Siyahiliğin Küçük Düşürücülüğü”
benim feminizm ve cinsiyet çalışmalarına olan hayat boyu, kişisel ve profesyonel
bağlılığımdan gelse de sizin de fark ettiğiniz gibi ben cinsiyet teorisinin beyaz bilişsel
çıkarımlarının açık ve radikal bir eleştirisini yapmaktayım.
Kitabımda da tartıştığım üzere siyah karşıtı ırkçılığın sadece bireylerin, kurumların ve
örgütlü faillerin açık ırkçılığına (elbette bu da büyük bir sorun olsa da) değil, beyaz
feminizmin aynı zamanda toplumsal cinsiyet teorisinin öncüllerine yerleştiğini
görüyorum. 18. Yüzyılın başlangıcında , Olympe de Gouge, Wollstonecraft ve diğer-
leriyle birlikte feminizm ve toplumsal cinsiyet çalışmalarının teorik yapısı, insanlık adına yapılabilecek ilk
adım olarak kadınları (beyaz kadınlar anlamına gelir) kölelikten uzaklaştırmaya dayanıyordu. Bu çerçeve
özellikle “kölenin varlığını” (ve, köleliğin sonrasındaki yaşamında hâlâ tutsaklığa mahkûm olan Siyahilerin
yaşamının) köleleştirmenin ve siyahlık karşıtlığının tamamen ortadan kaldırılması için mücadele etmek
yerine, kadın özgürlüğü için baskılarının kaçınılmaz temeli olarak varsayar. Bu, elbette, kitabın argümanının
oldukça sıkı bir özetidir. Bu yüzden ilgilenen okuyucuların kendileri için okuyacaklarına güveniyorum.
27
RÖPORTAJ
Bu yaklaşımın epistemik temelleri Siyah feminist teoriye ve felsefeye
dayanmaktadır. Onlarca yıllık çalışmam ve Siyahi bilgi birikimim (Siyah
feminist bilim insanı Christina Sharpe'dan alıntılanan) olmadan, bu kitap
yazılamazdı. Özellikle Barbara Christian, Toni Cade Bambara, bell hooks,
June Jordan, Toni Morrison, Syvia Wynter, Hortense Spillers, Saidiya
Hartman, Christina Sharpe, Dionne Brand, Jaye Austin Williams, Patrice
Douglass, Selamawit Terrefe ve akademik filozof Kathryn Sophia Belle’e (eski
adıyla Kathryn Gines) teşekkür etmek istiyorum. Bu akademisyen-aktivist-
şair-yazarlar sadece burada bahsi geçemeyecek kadar çok sayıda muhatap
grubunu temsil ediyor.
Fark ettiğiniz gibi, çoğu profesyonel filozoflar değiller - Barbara Christian’ın
"Teori İçin Bir Irk" makalesindeki erken kavrayışına uygun olarak inanıyorum ki,
bununla birlikte, Siyah feminist bir bakış açısının kesişimsel olarak bileşik
modların kavşağından geldiğine inanıyorum. Irkçı-kapitalist insanlıktan çıkarma
ve baskı yapıları - bildiğimiz gibi dünyamızı ele almak için acil ve hayati olarak
gerekli olan tek bakış açısıdır. Bu, özellikle beyaz bir Avrupalı bilim insanı
olarak benim için ve benim gibi dünya bilgisi üzerindeki tekelimizi, kölecilikte,
sömürgecilik ve soykırımsal yağmada olduğu gibi elde edilmiş ve şiddetle
evrenselleştirilmiş olarak teslim etmeyi öğrenmesi gereken insanlar için
aydınlanma hümanizminin felsefesi önemlidir.
Aimé Cesaire'nin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dediği gibi: Avrupa özüne kadar çürümüştür. Dolayısıyla
felsefi sorularım, isterseniz, feminist ve toplumsal cinsiyet çalışmalarının de Beauvoir ve Butler gibi
kahramanları da dahil olmak üzere, yerleşik felsefenin beyaz mitolojilerini "parçalamaya" yöneliktir. Bu
aynı zamanda kendi öncüm olarak herhangi bir felsefi yörünge iddiasında bulunmama sebebimdir -
Locke, Hegel ya da Nietzsche gibi beyaz filozofların felsefe disiplini üzerindeki ve daha geniş anlamda
sahip oldukları tutuma karşı, Beyaz Avrupa siyasi, sosyal ve kültürel tahayyülleri üzerine yazdım.
Felsefenin gelecekte akademik araç gereçler izin verdiğince üniversitelerin içinden gelen anti-ırkçı,
anti-kapitalist ve anti-kapitalist baskılara (bu baskılar felsefe disiplininden de, dışından da geliyor
olabilir) cevap vermesi tavsiye olunur. Yine de dekolonizasyonun, akademik güç merkezlerinin dışında
yaratılan, seferber edilen ve sürdürülen bir mücadele olmadan mümkün olacağına inanmıyorum.
Kendime gelince, ben 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'sında 50’ler ve 60’ların başına göre liberal
sayılan ve kendini apolitik olarak adlandıran ama aynı zamanda Almanya’nın faşist geçmişini
reddederek geçiştirmeye çalışan bir evde doğdum. Bir öğrenci olarak kendimi solcu-antifaşist bilgi
inşasına ve mücadelesine adadım ve sonrasında feminist aktivistlerin saflarına katıldım, Frankfurt’un
feminist bir kitapçısında yıllarca çalıştım.
28
RÖPORTAJ
ABD'ye yaptığım bir dizi ziyarette ve ABD'de ders verdiğim sürelerde,
Siyahların sivil hak mücadelelerine ve ABD üniversitelerinde gelişmekte olan
Siyah Çalışmaları girişimlerine tanık oldum ve bunun benim düşüncem
üzerinde kalıcı bir etkisi oldu. Bremen'in Postkolonyal ve Kültürlerarası
Çalışmalar Enstitüsü'nü kurdum ve (2015'e kadar) yönettim ve 2015'e kadar
Afro-Amerikan Araştırmaları Koleji'nin (CAAR) eski başkanıydım.
Daha detaylı bilgi isterseniz diye Akademi kaydım:
üniversiteye giriş CV’mi yolluyorum:
Çalışma hayatım dışında ‘’Diğer hayatım’’ hakkında bilgiye ihtiyacınız
varsa; okuyorum, yürüyorum, yemek yapıyorum, film izliyorum ve
yazları bahçeyle ilgileniyorum.
Gençlere tavsiyelerim: Bu zor işte. Kısaca, önde gelen solcu
aktivist/teorisyen olan İtalyan Antonio Gramsci ile birlikte, "aklın
karamsarlığına ve iradenin iyimserliğine" bağlı kalmaya çalışın derim.
Demek istediğim, gençlerin üzerimize düşen tüm gerici yalan haberleri,
kapitalist tüketimciliği ve yeni sömürgeci propagandayı görüp
reddetmek ve Avrupa’ya karşı kale haline gelen ve genişleyecek bir
Avrupa’ya karşı mücadele etmek için ciddi bir emek harcaması
gerekecek. Üçüncü Dünya halkları, Avrupa’ya kıyasla pandemik
felaketler, iklim değişikliği, ayrımcılık ve aşırı yoksullaşmadan çok
güçlü bir şekilde etkileniyor. Ama aynı zamanda dayanışmaya, özene
ve kolektif mücadeleyle yeniden yapılabilir ve değiştirilebilir bir yaşam
bilincine tutunmaya çalışın. Bu kulağa acınası gelebilir ama bence bu
bizim savaşımız olacak.
Aşağıda Broeck'in röportajlarından örnekler bulunmaktadır: Ve de çok yakın zamandan bir makale:
Umarım bu, bütün sorularınızı cevaplamıştır.
En iyi dileklerimle ve biz Almanlar’ın dediği gibi, und bleibt gesund (sağlıcakla kalın).
Sabine Broeck
Değerli katkılarından dolayı İngilizce öğretmenlerimiz Çiğdem Mutlu Peremeci
ve Burcu Batmaz hocalarımıza çok teşekkür ediyoruz.
Çeviri: Bengisu GELMEZ 9/B Çeviri Kontrolü: Kayra Deniz KURTOĞLU 11/B
29
8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ TARİHÇE
8 MART DÜNYA
EMEKÇİ
KADINLAR
GÜNÜ
Dünya Emekçi Kadınlar Günü, her yıl 8 Mart’ta dünyanın dört bir yanından eşitlik taleplerinin
yükseldiği, kadınların aslında her gün süren direnişlerinin eş zamanlı haykırıldığı ve Birleşmiş
Milletler tarafından da tanımlanmış uluslararası bir gün. 8 Mart, kadınların insan hakları
çerçevesinde; siyasi ve sosyal bilincinin toplum nezdinde artırılmasına, siyasi ve ekonomik alanda
kazanılmış başarıların kutlanması için bir simge haline geldi. Peki, kadınlar taleplerini neden 8
Mart’ta daha yüksek haykırıyorlar?
8 Mart 1857… Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında yükselen
alevler ve haklarını aradıkları için alevlerin arasında mahsur bırakılan kadınların acı dolu çığlığı,
aslında bugünün direniş meşalesini de yaktı.
ABD’nin New York kentinde, bir tekstil fabrikasında
yaklaşık 40 bin kadın işçi, daha iyi koşullarda çalışmak
için greve başladılar. Polisin işçilere saldırması ardından
da kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi 8 Mart’ı anma
gününe dönüştüren olayların zeminini hazırladı.
Söz konusu fabrikada, kadınlar içeriye kilitlenmiş
vaziyetteyken çıkan yangın tam bir katliam
yaşanmasına sebep oldu. İşçiler fabrikanın önünde
kurulan barikatlar sebebiyle yangından kaçamadılar.
Tüm bu olaylar silsilesi ardından haklarını arayan 120
kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10 bini
aşkın kişi katıldı.
Dünyada ses getiren bu katliamın ardından yıllar sonra
takvimler 26-27 Ağustos 1910’u gösterdiğinde,
Danimarka’nın Kopenhang kentinde, 2’nci
Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası
Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat
Partisi önderlerinden Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg bir
öneri sundu. 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası
yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya
Kadınlar Günü olarak anılması önerisi bu toplantıda
oybirliğiyle kabul edildi. İlk başlarda tarihi kesinleşmediği
için ilkbaharda yapılan anma, ardından 8 Mart bilinciyle
dalga dalga tüm dünyaya hızla yayılmaya başladı.
30
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TARİHÇE
Tarihin 8 Mart olarak saptanışı ise 1917 Ekim Devrimi’nin önderi ve Sovyetler Birliği’nin kurucusu
Lenin’in dönemine uzanıyor. 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar
Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. 8 Mart Dünya Kadınlar
Günü’nün Türkiye’de ilk kez kutlanması da bu tarihlerde gerçekleşti. Moskova’da gerçekleşen 3.
Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın tarihi kesinleşirken adı da, “Dünya Emekçi
Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında sosyalizmin
yayılmasından çekinen bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların
sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla
batı ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık
1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.
Öykü SARAY 11/B
31
PSİKOLOJİ DENEYLERİ
PSİKOLOJİ
DENEYLERİ
Burçlara ve Fallara Neden İnanıyoruz? Forer Barnum Etkisi
Barnum etkisi bireylerin, özellikle kendileri
için hazırlanmış gibi görünen ama aslında
büyük çoğunluktaki insanlara uyacak kadar
genel ve belirsiz kişilik betimlemelerine
yüksek puan verme eğilimlerini anlatan bir
gözlemdir. Bu etki, tarot, grafoloji, falcılık ve
kişilik testlerinin bazı türleri gibi yaygın olarak
kabul görmüş inanış ve uygulamalar için
kısmen açıklama
getirmektedir.
Barnum etkisi adını PT Barnum isimli bir
şovmen, sirk ve illüzyon ustasından alıyor. PT
Barnum gösterilerinde herkesin ağzını açık
bırakan showlar yapıyor ve her kesimden
insanın ilgisini çekebiliyordu. Özellikle her
gösterisinde “Herkese uygun bir gösterimiz
var” gibi bir söylem kullanması nedeniyle bu
etkiye kendisinin adı verilmiştir.
Bu etkinin psikoloji sahnesinde ilk araştırması ise 1947 yılında psikolog Ross Stagner’ın yaptığı
çalışma olmuştur. Farklı şirketlerden çalışanlara yazılı bir test yapılıyor. Bu kişiler bu soruları
cevaplandırdıktan sonra Stagner her birine kendilerini anlatan bir kişilik tanımı ortaya çıkardığını
söylüyor ve bu tanımları çalışanlara veriyor. Fakat sadece bir tane tanım yazıyor ve her çalışana
aynı tanımı dağıtıyor. Çalışanların yarısından fazlası ise bu tanımları “çok doğru, tam olarak beni
anlatıyor” şeklinde ifade ediyor ve neredeyse hiç kimse “tamamen yanlış” cevabını vermiyor.
32
PSİKOLOJİ DENEYLERİ
Başka bir çalışmada da psikolog Bertram Forer bu
etkiyi çalışmış ve çalışması çok popüler olduğu için
bu etkiye ayrıca Forer Etkisi de denmiştir. Forer 1948
yılında benzer bir şekilde bu sefer 39 psikoloji
öğrencisinden oluşan bir gruba yazılı bir test yapıyor.
Bu test sonucunda kendilerine özel kişilik tanımı
ortaya çıkaracağını söylüyor. Bir hafta sonra her bir
öğrenciye sonuçlar iletiliyor. Tüm öğrenciler elbette
bu tanımların kendilerine özel olduğunu düşünüyor.
Fakat Forer tüm öğrencilere aslında şu aynı
açıklamayı gönderiyor:
“İnsanların seni sevmesini ve sana hayranlık
duymasını istiyorsun. Kimi zaman kendini eleştiren
bir insansın. İçinde henüz kullanamadığın çok büyük
bir potansiyel var. Bazı zayıflıkların olsa da güçlü yönlerinle bu zayıflıklarını telafi etmeyi çok iyi
biliyorsun. Dışarıdan disiplinli ve güçlü görünsen de içinde kimseye göstermediğin endişelerin
var. Bazen doğru kararı verip vermediğine ya da doğru olanı yapıp yapmadığına dair çok ciddi
şüphelerin oluyor.
Hayatında değişiklik istiyorsun ve engeller çıktığında da çok mutsuz oluyorsun. Çok bağımsız
düşünebilen birisin ve yeterli kanıt olmadan başkalarının fikirlerini kabul etmen çok zor. Kendini
başkalarına anlatırken bir sınır olması gerektiğini, her anlamda başkalarına çok açık olunmaması
gerektiğini düşünüyorsun. Kimi zaman çok dışa dönük olabiliyorsun fakat bazen içe dönük
olmanın da faydalı olduğuna inanıyorsun. Bazı hayallerin çok uç ve imkansız gibi görünen
hayaller. Diğer taraftan hayattaki en büyük hedeflerinden biri her anlamda güvende hissetmek.”
Bu açıklamaları okuyan öğrencilerden de kendilerine ne kadar uyduğuna dair bir 1 ila 5 arasında
değerlendirme yapmaları isteniyor. Bu tanımların kendilerine uyduğunu söyleyen öğrencilerin
puan ortalaması 4.3’tü. Tanımlar kendilerine özel yazılmadığı halde çok yüksek oranda “bana
tamamen uyuyor, beni anlatıyor” diye düşünmüşlerdi. Tanımlar ne kadar pozitifse “uygunluk”
oranı o kadar yüksek çıkıyor, negatif tanımlar genellikle daha düşük bir oranda kabul ediliyordu.
Günlük yaşamınızda siz farkında olmadan beyniniz birçok olayı, kişiyi birbirine bağlıyor ve bir
sonuç çıkarıyor. Bu nedenle doğum tarihinize göre size hitap ettiğini söyleyen bir ifade ile
karşılaştığınızda beyniniz bu tanımı kelime kelime inceleyerek günlük hayatınızla, yaşantınızla
karşılaştırarak bağlantıları bulmaya çalışıyor ve size uyan kısımları bulup kabul ederken
uymayanları ise tamamen görmezden gelerek yok sayıyor.
Işıl Sude SARI 10/A
33
PSİKOLOJİ DENEYLERİ
Stanford Hapishane Deneyi:
Güç, İnsanların Gözünü Nasıl Döndürüyor?
1971 yılında Philip Zimbardo isimli bir sosyal psikolog, insanların
sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenleme kararı aldı
ve Stanford Üniversitesi'nin Psikoloji Departmanı'nın bodrum katına
inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkûmlar olarak
davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24
kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde
kullandı. Fakat Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını,
onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2
haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün
başına 15 dolar (2012 parasıyla 85 dolar) alacakları bildirildi.
Zimbardo, mahkûmlara deney süresince Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi
gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve
yükledi. Gardiyanlara ise mahkûmlara tamamen gerçek bir hapishane ortamı
sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert yaratılmaya çalışıldı. Göz temasına engel
davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle olması amacıyla aynalı gözlükler verildi.
başvurmamalarını tembihledi. Zimbardo, Mahkûmlaraysa, tıpkı gerçekte olduğu gibi,
sonradan yayınlanan görüntülerde, deney oldukça rahatsız edici bir mahkûm kıyafeti
öncesinde gardiyanları eğitirken şunları giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu.
söylüyordu: Gardiyanlara, mahkûmları onlara atanmış ve
Mahkûmlar üzerinde can sıkıntısı hissi mahkûm kıyafetlerine işlenmiş numaralar ile
yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku çağırmaları tembihlendi. Böylece tamamen
yaratabilirsiniz ve onların hayatlarını tamamen gerçek bir hapishane ortamı yaratıldı.
rastgele güçler tarafından, sistem tarafından,
sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği Polis Tarafından Tutuklanan Denekler!
hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve
kesinlikle özel hayatları olmayacak. Onların Zimbardo, 14 Ağustos 1971 günü, "mahkum"
bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden konumunda olacakları kendi evleri önünde
alacağız. Genellikle bunun sonucunda, ansızın, beklenmedik bir zamanda
kendilerini güçsüz hissederler, bunu tutuklayarak deneye dahil etti. Tutuklamaları
bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm Palo Alto polisi, Zimbardo ile anlaşmalı olarak
güce sahip olacağız, onlarsa hiçbir güce... yaptı ve mahkûmları silahlı soygun suçuyla
suçladı. Mahkumlar, tüm gerçek tutuklanma
prosedürlerinden geçirildi, parmak izleri alındı
ve profil fotoğrafları çekildi. Polis
karakolundan sonra, sahte hapishaneye
gerçek bir mahkûm taşıma aracıyla transfer
edildiler.
34
PSİKOLOJİ DENEYLERİ
Hapishanedeki her bir hücre, 3 mahkûma ev sahipliği yapmaktaydı. Hücreler oldukça dardı;
mahkûmlar için bir hapishane bahçesi yaratılmıştı ve gardiyanlar içinse geniş, rahat alanlar
kurulmuştu. Gardiyanlar, üçlü gruplar halinde, 8 saatlik vardiyalarla çalıştılar. Gardiyanların
görev sonrası hapishane alanında bulunmaları gerekmiyordu.
Deney bu şekilde başladı ve göreceli olarak sorunsuz bir ilk günden sonra, daha ikinci günden
ortalık karışmaya başladı. İkinci gün, 1. Hücre'de kalan mahkûmlar kapılarını yataklarla bloke
ederek, kıyafetlerini çıkardılar ve gardiyanları dinlemeyeceklerini söyleyerek emirleri reddettiler.
Olaylar bu şekilde başladı ve sonuçlar oldukça rahatsız edici düzeydeydi.
İşler Sarpa Sarıyor!
Sıradan ve normal sayılacak üniversite Deneyin başlamasından sonra sadece 6 gün
öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde vahşi geçmesine ve deneyin içeriği tamamen rol
düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide yapmaya dayanıyor olmasına rağmen, sosyal
korkaklaşan mahkûmlara dönüştüler. Her ilişkilerin gerçekliğinden ötürü mahkûmlar ile
geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı gardiyanlar arasındaki ilişki o kadar sadist ve
hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar vahşi bir hale gelmişti ki, Zimbardo beklediği
giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri süreyi tamamlayamadan deneyini sona
geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara erdirmek zorunda kaldı.
katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar
ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Deneyin ilk günlerinden itibaren gardiyan
Benzer şekilde, mahkûmların yatak
çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal konumundaki öğrenciler, sözlerini
yataklarda uyumaya zorladılar.
mahkûmlara dinletebilmek için giderek şiddetli
Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkûmlara
önce gizli, sonrasında ise açık şiddet hale gelen yöntemler uygulamışlardır.
uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler
için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda Mahkûmlar da, ilk günlerde gardiyan
yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası
uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat konumundakilerin gerçek hayatta "kendileri ile
içerisinde, 8612 numaralı "mahkûm",
Zimbardo'nun tanımıyla "çılgın" tavırlar aynı düzeyde" olduğunu bildiklerinden inatçı
sergilemeye başladı. Zimbardo, olayları şöyle
anlatıyor: ve "zoraki" bir şekilde rollerini üstlenen bir
8612 numaralı mahkûm delice davranmaya
başladı, bağırıyor, çığlık atıyor, küfrediyor ve tablo çizmişler, ancak her geçen gün bu
kontrolsüz öfke nöbetleri geçiriyor. Onun
gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu inatlaşmaya bağlı olarak artan gardiyan
kabullenmemiz epey bir zaman aldı ve
sonunda onu salma kararı verdik. şiddeti, onları giderek uysal ve korkak bir hale
getirmiştir.
35
PSİKOLOJİ DENEYLERİ
Deneye Yönelik Eleştiriler
Zimbardo, deneyden kendisinin bile etkilendiğini belirtmiştir, çünkü kendisi de deneyde
"hapishane müdürü" rolüne sahipti ve tamamen rol yapması gereken gardiyanların, tamamen
rol yapması gereken mahkûmlara uyguladıkları şiddeti sürdürmesine izin verecek kararlar
almıştır. Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri farkında olmadan nasıl sahiplendiğini ve o
rolün etkisinden çıkamadan, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini göstermeyi hedeflemektedir.
Deneyle ilgili birçok tartışma ve karşıt bilimsel makale yayınlanmıştır. Özellikle de aradan geçen
48 yıl sonunda, 2019 yılında Philip Zimbardo, deneye ait orijinal kayıt ve dokümanları halkın
erişimine açma kararı almıştır. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bu deneye yönelik daha fazla
eleştiri ve karşı yayın görmeyi bekleyebiliriz. Örneğin, 2019 yılında Le Texier tarafından
yayınlanan "Stanford Hapishane Deneyi'ni Çürütmek" başlıklı makalede şu sözlere yer veriliyor:
Stanford Hapishane Deneyi (SPE), psikolojinin en meşhur deneylerinden birisidir. Deney,
bugüne kadar birçok açıdan eleştirilmiştir; ancak psikoloji ders kitaplarının yazarları, SPE ile ilgili
kısımları yazarken bu eleştirileri görmezden gelmeyi seçmişlerdir ve bu nedenle hem öğrencileri
hem de genel halkı deneyin bilimsel geçerliliğine yönelik soru işaretleri konusunda
yanıltmışlardır. SPE arşivlerinde yapılan kapsamlı incelemelerden ve deneyin katılımcısı olan
15 kişiyle yapılan mülakatlardan elde ettiğimiz sonuçlar, deneyin bilimsel değeri konusundaki
kuşkuları daha da arttırmaktadır.
Bu verilerimiz, SPE'ye yönelik önceden geliştirilen, talep
karakteristiklerinin varlığı gibi eleştirileri desteklemekle
kalmamaktadır; aynı zamanda bugüne kadar bilinmeyen yeni
eleştiriler üretilmesini de sağlamaktadır. Bu yeni eleştirilerimiz
arasında; veri toplama yönteminin önyargılı ve eksik olarak
yapılmış olması, SPE'nin Zimbardo'nun sınıflarından birinde 3
ay önce öğrencilerinin yaptığı bir deneyden ne kadar dayanak
aldığı, gardiyanların mahkumlara nasıl davranacakları
konusunda spesifik yönergeler almış oldukları gerçeği,
gardiyanlara denek olmadıklarının söylendiği gerçeği ve
katılımcıların neredeyse hiçbir zaman deneye tam olarak
gömülmedikleri gerçeği bulunmaktadır.
Şu ana kadar makaleye yöneltilen eleştirilerden birisi, deneklerin rastgele seçilmediği, tam
tersine seçilen kişilerin agresiflik, otoriteryenizm, Machiavellianizm, narsisizm ve sosyal
baskınlık gibi açılardan ortalamadan yüksek puanlar almış, empati ve altruizm alanlarında
ortalamadan düşük puanlar almış bireylerden oluştuğu yönündedir. Ancak bu eleştiri geliştiren
araştırmacılar, 2007 yılında benzer bir gazete ilanı vererek denekler bulmuşlardır. O çalışmanın
yazarlarının da vurguladığı gibi, 2007 yılının öğrenci profili ile 1971 yılınınkinin aynı olup
olmadığı tartışmalı ve varsayımsal (konjektürel) bir konudur.
Modern psikoloji ve sosyoloji kuramları ışığında geliştirilen bir diğer eleştiri, bu deneyde ortaya
koyulan türden zorbalığın kendiliğinden ortaya çıkmasının güç olduğu, daha ziyade baskı ve
zorbalık üzerine kurulu sistemlerde doğal bir yan etki olarak ortaya çıktığı yönündedir. Bazı
araştırmacılar, gardiyan rolündeki kişilerin özellikle zorba olmak veya zorbalaşmaktan ziyade,
deneyi yapan bilim insanlarının onları zorbalığa yönlendirmesi ve teşvik etmesi sonucu
deneklerin zorbalaştığını ileri sürmektedirler.
36
PSİKOLOJİ DENEYLERİ
Bugüne kadar deneye yönelik geliştirilen
eleştirilerden bir diğeri, gardiyanlar arasındaki
davranışsal çeşitlilik ile ilgilidir: Gardiyanların
bir kısmı, zorbalığa ve zorbalık yapmaya
yönelik üzerlerindeki baskıya aktif olarak ayak
diremiştir. Bunu fark etmek önemlidir; çünkü
zaten modern psikoloji ve sosyoloji
çerçevesinde gördüğümüz, içinde bulunulan
durumun kişilerin davranışlarını elbette
etkilediği, ancak bireysel tercih ve kararların
sonuçları etkileyebildiği ve buna bağlı olarak,
bireylerin suç veya başarılarından mesul
olabildiği argümanıdır.
Bu önemli bir eleştiridir; çünkü Stanford
Hapishane Deneyi ile ilgili yaygın bir kanı,
toplum içerisinde belirli roller verilen kişilerin
kaçınılmaz olarak vahşileşeceği ve
zorbalaşacağı yargısıdır. Eğer durum buysa,
her koşulda kişilerin aksiyonlarından ziyade
kurumların yönergeleri sorumlu tutulacaktır.
Ancak eğer durum bu değilse, kurumun
yozlaşmışlığı her ne düzeyde olursa olsun,
bireylerin kararlarının önemi vurgulanmış
olacaktır. Böylelikle yozlaşmış kurumların
iyileştirilmesi yönünde bireysel çabalar sarf
etmek de teşvik edilebilir olacaktır.
Görünen o ki, tarihsel anlatımının aksine, Stanford Hapishane Deneyi'ne benzer şekilde yapılan
deneylerde her zaman zorbalığın doğal olarak ortaya çıkmadığı; tam tersine bazı deneylerde
deneklerin egaliteryen (eşitlikçi ve adil) bir sosyal yapı inşa ettiği gözlenmiştir. Ancak bu
deneyle ilgili de ciddi eleştiriler mevcuttur: Örneğin deney, akademik bir ortamda değil, BBC
kanalında yayınlanacak bir belgesel (The Experiment) olacak biçimde icra edilmiştir ve bu
durum, deneklerin davranışlarını doğrudan doğruya etkilemiş olabilir. Genel olarak, bu tür
"tekrar deneylerinin" orijinal deneyin bulguların çürütebildiğine yönelik çok sayıda eleştiri
bulunmaktadır.
Görülebileceği gibi, böylesine kritik, büyük ve modern etik kurallar dolayısıyla tekrar edilmesi
güç bir deney ile ilgili bütün tartışmalarda çok sayıda taraf ve argüman/karşı-argüman ikilisi
mevcuttur. Hiçbir tekil deneyin bütün insanların evrensel doğasını tek başına açıklamakta yeterli
olamayacağı hatırlanmalı, tekil deneylerden büyük ve aceleci genellemeler yapmaktan
kaçınılmaktadır. Buna rağmen, Stanford Hapishane Deneyi, psikolojik deneylerin en
meşhurlarından biri olmuş, bu ünü beyaz perdeye de farklı ülkelerin sinemaları aracılığıyla
taşınmıştır. Hakkındaki tartışmaların ise daha çok uzun süre devam edeceği kesindir.
Tuğba Nisan AKKOÇ 11/D
37
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
ŞŞAAŞLLA''ILIN'NIN FFFİİİLLLOOOZZZOFOOLFAFLRLIAARRI I
Faydacı Ahlak - Efe ŞAHİN 10/D
Faydacı Ahlak bir diğer adıyla Utilitarizm İkinci kurala gelecek olursak mutluluk önceliklidir,
(Faydacılık) birçok felsefecinin savunduğu bir kimin mutlu olduğu ikincil plandır. Yararcılık
görüştür. Kurucusu Jeremy Bentham olarak bilinir. duygular, kültür veya adalet gibi terimleri hesaba
Jeremy Bentham'a göre davranışlarımızı katmaz. Peki bir kişi nasıl mutlu olur? Bentham'a
yönlendiren iki duygu vardır. Haz ve acı. Bentham göre acının yokluğu ve haz mutluluğu getirse de bu
bir eylemin iyi veya kötü olduğunu bu duygulara görüşe karşı çıkan bazı eleştiriler ise oldukça kafa
bakarak ayırır. Bir eylemin sonucunda haz ne kadar karıştırıyor. Bu eleştirilerden biri ise Dostoyevski'den
yüksek ve acı ne kadar az ise bu eylem en doğru gelmiştir. Dostoyevski acı ve haz duygularını
harekettir. Bentham'ın amacı hukuk ve ahlak birbirinden ayırmak yerine onları bir bütün olarak
kavramlarını bir bütün şeklinde inşa etmektir. kabul ediyor. "Acıda hazların en tatlısı saklıdır." sözü
Sosyal, ekonomik veya politik kararlar almaya ile de acı olmayan bir hayatta insanların sonsuza
yönelik olduğunda, faydacılık bir bütün olarak dek mutlu olamayacağını savunur. Dostoyevski'ye
toplumun iyileştirilmesini amaçlar. Bu görüşe yön göre faydacı ahlak mutlak mutluluğu sağlamaz
veren iki kural vardır: aksine mutsuz eder...
Birincisi, eğer bir eylemin sonucunda çok sayıda "Doğa, insanı iki egemen efendinin, haz ve acının
canlı yarar görecekse, az sayıda canlının zarar hâkimiyeti altına yerleştirmiştir. Ne yapacağımızı
görmesinin ahlaki açıdan bir sıkıntısı gösterdikleri kadar ne yapmamız gerektiğini de
bulunmamaktadır. Bazılarımız günlük hayatında bu yalnız onlar belirler."
görüşü benimseyip uyguluyor olabiliriz. Fakat bu
eylem birçok insanı etkileyecekse ve diğer tarafta -Jeremy Bentham
masum bir insan varsa işler değişebiliyor. Aynı
Tramvay İkilemi gibi düşünebiliriz. Kendinizi bir
demir yolu işçisi olarak düşünün, kontrol
odasındayken trenin hareket edeceği yönü
değiştirmeniz gerekiyor çünkü değiştirmezseniz tren
suya gömülecek. Fakat sol tarafa baktığınızda
değer verdiğin bir insanın orada sıkıştığını
görüyorsun. İşte bu tarz durumlarda çoğu kişi bu
düşünceyi bir kenara atıyor ve sevdiğini kurtarıyor.
İnsanlar mantıksal düşünmek yerine duygusal
düşünmeye başlıyor. Bu anlarda insanların doğru
olanı yapmak yerine genellikle duygularıyla hareket
ettiğini görüyoruz. İnsanın yapısı gereği bu görüşe
uymak bazen çok zor olabiliyor.
38
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
Ahlak - Eylül YETİŞ 10/B
Sizce ahlak nedir? Ahlaklı olmak iyi bir şey midir ya Bir davranış benim için normal sizin için ahlaksızca
da ahlaksız diye adlandırdığımız insanlar aslında olabilir. Hatta bazen bu konuya cinsiyet bile
gerçekten kötü insanlar mıdır? Bana soracak karışabiliyor.
olursanız, ben de henüz bir sonuca ulaşmış değilim. Bir kadının birden fazla evlilik yapması ahlaksızlık
Bu yazıda bunu birlikte öğreneceğiz. olurdu. (bazen dul kadınlara bile farklı gözlerle
bakılıyor.) Fakat bir erkeğin birden fazla evlilik
Toplumların kalıplaşmaya, sınırlandırılmaya yapmasının normal karşılanabildiğini de
başlamasıyla beraber ahlak kavramı ortaya görebiliyoruz. Feministliğimi bu yazıyı yazarken bir
çıkmıştır. Ahlak toplumun “iyi davranış” diye kenara bıraktım merak etmeyin. Bence cinsiyetin
adlandırdığı birtakım kurallardır. Ahlak aslında tam karıştırılmasının asıl sebebi de mensup olduğumuz
olarak; doğru yerde doğru şeyleri konuşmamız ve dine bağlıdır.
yapmamızla alakalıdır. (yanlış diye adlandırdığımız
şeyleri yapmamız bizi ahlaksız yapar ve bu Uzun lafın kısası ahlak bence, kendimize
yanlışları toplum belirler.) belirlediğimiz sınırlardır. Bu sınırlar çevresel
faktörlerden de etkilenebilirler. Ve bu sınırlarımızı
Örneğin: geçen kişileri ahlaksız diye adlandırır, o sınırlar
Halka açık bir alanda kişisel (özel) şeyleri konuşmak içerisinde kalanları ise ahlaklı ve iyi diye adlandırırız.
yanlış sayılır. Bu tür şeyleri konuştuğumuzda
ahlaksız diye adlandırılırız. Peki sizce ahlak nedir?
Peki ahlaklı olmak iyi midir? Yani ahlak iyi bir şey
midir?
Ahlak kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen bir
kavramdır. Örneğin Türkiye’nin bazı yerlerinde
Müslüman olmamak veya eğer kadınsanız başörtü
takmamak sizi ahlaksız yapar. (her ne kadar öyle
değilmiş gibi davransanız da) Fakat bazı yerlerinde
ise bu alışılmış bir şeydir. Çok da umursanmaz.
Veya ahlaksızlık olarak görülmez. Hatta dindar biri
olmanızdan dolayı garipsendiğiniz durumlar bile
olabilir.
Peki, dindar biri ahlaksızlık olarak adlandırdığımız
şeyleri fark ettirmeden yapıyorsa bu ahlaksızlık
olmaz mıydı? Mesela, ateist biri eşini aldatıyor ve bu
ortaya çıkıyorsa bu şüphesiz ki ahlaksızlık olurdu.
Peki ya imanlı biri eşini aldatıyor ve bunu fark
ettirmiyorsa bu ahlaksızlık olur muydu?
39
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
Ahlak - Gaye Nur ERKMEN 10/B
Ahlak, yanlış ve doğrular hakkındaki kavramları ve Örneğin bir grup tarafından etik olmayan bir davranış
inançları çoğunlukla bir kültür veya grup açısından ahlaklı kabul edilebilir ama bu yaptıkları davranışın
genelleştirir ve kanunlaştırır. Bu sebeple kimi zaman doğru olduğu anlamına gelmez. Kendi toplulukları
ahlak değerleri kendi içerisinde çelişebilir, içerisinde normalize ettikleri anlamına gelir. Kişinin
bulunduğu yerin sosyal, ekonomik ve kültürel etik değerleri zamanla değişebilir. Aslında ahlaki
yapısından etkilenebilir. Bu ilke ve kuralların söz açıdan doğru olduğunu bildiğimiz gerçekleri zaman
konusu topluluğun olumlanan ve olumsuzlanan içerisinde toplumda veya bireyin kendi içerisinde,
davranışlarını düzenleyen bir sistematik yapı oluşturulan baskı ve dayatmayla zaman içerisinde
oluşturduğu söylenebilir. Bunun doğrultusunda da normalleştirilmesi etiğe aykırı normallerin
düzen sağlanmaya çalışılır. oluşmasına sebep olmakta. Bireyler ise bu normları
sorgulamayışı ya da sorgulasa bile toplumdan
Ahlak daha kişisel ya da belirli bir grup tarafından ötekileştirilme ya da konfor alanından çıkma
kabulleniliyorken, etiği geneli kapsayan doğru korkusuyla kendini geri çekmektedir. Oysa ki insanın
yaşayış ve uygulanış biçimi olarak akıl sahibi olması sebebiyle etik anlayışıyla
değerlendirebiliriz. Etik evrensel değerleri konu yükümlüdür ve etiğe uygun yaşayış biçiminden
edinir. Bu yüzden tüm insanlığı ilgilendiren sorumludur. Ancak bu şekilde var olan tüm canlılar
yargılarla ve doğrularla ilgilenir. Gelişmişlik ve için ideal bir dünya düzeni sağlanabilir. Sadece belirli
modernleşme düzeyine göre her ülkede etik yargılar grupların çıkarlarının gözetilmesiyle ve dezavantajlı
oluşmakta ve toplumsal kültür içerisinde kendine bir duruma düşürülen gruplar için etik uygulanış
yer edinmektedir-Ayrıca etik anlayışın benimsendiği gözetilmeden ideal ve eşitlikçi bir yaşayış
ülkelerde refah seviyesinin daha üstte olduğu da benimsediğimizi söyleyemeyiz.
gözlemlenmiştir.
Ahlak nedİr? - Derİn Sİnem YAZICIOĞLU 10/C
Ahlak; duruma ve kişiye bağlı olarak değişkenlik Toplum için olan, ancak tüm toplumu kapsadığında
gösterdiğinden tek bir anlam kalıbının içine koyması işe yararlığını korur. Keza düzeni ve barışı
zor bir kavramdır. Her toplumun ya da çemberi daha sağlamak adına en basit görünen fakat kendi içinde
da daraltırsak her bireyin kendi ahlak anlayışı zor olsa da birlik sağlandığı zaman en çok meyvesi
olduğu gibi, “ahlak “ tan anladığı da farklıdır. Ancak yenecek olan yine ahlaktır. Kişinin bu anlayışa
genel bakımdan toplumdaki düzen ve anlayışı sahip olmasındaki en büyük etken özellikle de
sağlamak adına insan davranışlarıyla yakından çocukluktan itibaren aldığı eğitim ile çevresidir. Ne
ilgilenen, doğru ya da yanlışlığına karar veren yazık ki bu yönden şanssız bir geçmişe sahip
kurallar bütünüdür. Kesin bir tanım yapılamadığı gibi bireylerin arayışı daha da zorlu olabilmektedir. Bu
halihazırda ahlakın felsefi yönüyle ilgilenen etik, konuda insanın yapabileceği en basit şey öncelik
ahlakın ne olduğu, koyulan kuralların akla olarak vicdanıyla çelişen davranıştan kaçınmak ve
uygunluğu ile iyi ya da kötü davranışın varlığını eyleminin başkaları ya da kendi adına kötü sonuçlar
sorgular. Netleştirmek ne kadar uğraşlı olsa da, doğurup doğurmayacağını sorgulamaktır. Bencillik
ahlakın ne olmadığına dair bazı bariz durumlar da ve kişisel çıkarlardan uzak bir ahlak anlayışı lüks
vardır. Sadece din baz alınarak oluşturulan ve aynı olarak görülmekten çıktığı zaman kendiliğinden
dini anlayışa sahip olsun ya da olmasın fark oluşan şüpheler yerini kendinden emin bir sisteme
etmeksizin tüm insanlığa yığılmak istenen “ahlak bırakacaktır.
kuralları “ ile cinsiyet, görünüş, ırk ve benzeri
durumların farklılığından kaynaklanan toplumsal
ahlak normları, değil bu kavramın içine girmek,
insanlık dışıdır. 40
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
İYİ VE KÖTÜ - Hatİce Duygu Düzenlİ 10/B
Ahlak bana göre insanların hem kendileriyle hem SEVİYE 1: GELENEKSELLİK ÖNCESİ
de toplum içinde uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi AHLAK
için olan kurallardır. Ahlak sözcüğü Arapça ‘hulk’
kökünden gelmekte olup Yunanca ‘ethos’ ve 1.Evre: İtaat ve Ceza: Bu evrede çocuklar cezaları
Latince ‘mos’ sözcükleri gibi töre, gelenek, mutlak görürler. Kurallara uymak cezadan
görenek, alışkanlık, karakter, huy benzeri kaçınmak demektir. Ahlaki gelişmenin bu evresi
anlamlara denk gelmektedir. yetişkinlerde de görülebilir fakat çocuklarda daha
Peki, bu ahlak kurallarından kastım nedir? Örneğin; yaygındır.
insanlara iyi davranmak, yardım etmek, verilen 2.Evre: Bireysellik ve Değiş Tokuş: Çocuklar bu
sözleri tutmak, kötü iş yapmamak gibi… Bunlar evrede daha çok davranışların bireyin ihtiyaçlarını
yapılmadığında nasıl sonuçlar elde ederiz? nasıl karşıladığına dikkat ederler. Heinz’ ın en çok
Karşımızdaki üzülür, birine genel olarak zarar işine yarayan kararın en doğru olan olduğuna karar
vermiş oluruz. Peki, bu ‘iyi’ ve ‘kötü’ kavramları verirler.
kime göre iyi ve kime göre kötü? Örneğin; biri size
kötü davrandı diyelim. Bu durumda siz ona ahlaki SEVİYE 2: GELENEKSEL AHLAK
açıdan veya inandığınız düşünceye göre* ‘iyi’ mi
yoksa o da size kötü davrandığı için yine ‘kötü’ mü 3.Evre: Kişiler Arası İlişkiler: Bu evrede çocuklar
davranmalısınız? Burada Lawrence Kohlberg’ in kişilerin veya toplumun beklentilerini karşılamaya
‘Heinz İkilemi’ ni örnek gösterebiliriz. Heinz İkilemi odaklanır. Yani iyi ve kibar olmak önemlidir.
kısaca şudur: Avrupa’da özel bir kanser yüzünden 4.Evre: Sosyal Düzeni Sürdürmek: Bu evrede
ölmek üzere olan bir kadını kurtarmak için bir ilaç toplum önemlidir. Ne durum olursa olsun asayişi
vardır ve bunu bulan eczacı, ilacı normal sürdürmek ve kurallara uymak zorunludur.
maliyetinden on kat daha pahalı söyler. Eşi
(Heinz), ilacı almak için borç toplar fakat yetmez, SEVİYE 3: GELENEKSELLİK SONRASI
eczacıdan daha az ödemeyi teklif eder fakat eczacı AHLAK
kendi ürettiği ve bundan para kazanmak istediği
için teklifi kabul etmez. Böylece eşi ilacı çalar. Soru 5.Evre: Toplumsal Sözleşme ve Bireysel Haklar:
ise ‘eşi bunu yapmalı mıydı?’. Kohlberg çocukların Bu evrede, insanların farklı inançları, fikirleri,
cevaplarına göre 6 tane evre yapar. değerleri olduğu ve toplumsal düzeni sürdürmek
*Örnek olarak: karma için yasaların herkes tarafından kabul gören
standartlara göre düzenlenmesi gerektiği kabul
edilir.
6.Evre: Evrensel İlkeler: Kurallara ve yasalara karşı
gelmek anlamına gelse bile ahlak ve adaletin içsel
ilkelerine uymaya dayanır.
Kohlberg’e göre ahlak gelişimi bu sırayla ilerler ve her insan bu evrelerin hepsine ulaşamaz. Peki size hangisi
daha mantıklı veya ahlaki açıdan doğru geldi?
Bunun yanında ‘anorexia nervosa’ hastalığında da ‘doğru-yanlış’ veya ‘iyi-kötü’ algısı değişebiliyor. Kendinizi
ne kadar aç bırakırsanız daha iyi şeyler olduğu ve daha mutlu olduğunuzu düşünüyorsunuz. Kendinizi aç
bırakmak kötü bir şey ama sizi mutlu ettiğini düşünüyorsunuz, o zaman bu iyi bir şey olmaz mı? Tabii ki olmaz.
Bu bir hastalıktır. Düşünce bozukluğu da burada başlar.
Ayrıca Oscar Wilde’ ın ‘Dorian Gray’ in Portresi’ adlı eseri de nefistir. O da ahlak açısından çok öğretici bir
kitap olmasının yanında estetizm ve hedonizmi çok güzel bir şekilde anlatır. Okumanızı öneririm.
41
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
Gyges'in Yüzüğü - Efe BOSTANCIOĞLU 11/C
Platon’un Devlet kitabında geçen bu öykü, bizi ahlak Gyges de tam olarak böyle düşünüp saraya gidiyor
ile ilgili bir sorgulamaya iter. Gyges, Lidya kralının ve kraliçeyi baştan çıkarıyor. Daha sonrasında ise
hizmetinde bir çobandır. Gyges gayet düzgün ve kralı öldürüp onun yerine geçiyor. Gyges aslında
ahlaklı bir insandır. Günün birinde bir kasırga veya yüzüğü bulmadan önce iyi bir insandı. Neden
deprem yüzünden yer çatlar ve hayvanların otladığı yüzüğü bulduktan sonra kötülük yapmaya başladı?
yerde derin bir yarık açılır. Bu yarığın içine inen
çoban, orada içi oyuk, üstü delik deşik, tunçtan bir at Platon'un abisi Glaukon şöyle demiştir: Böyle iki
bulur. Eğilip atın içine baktığında altın bir yüzük yüzük olsa, birini doğru adama diğerini ise eğri bir
görür. Bu yüzüğü alıp yukarı çıkar. Çobanlar ay adamın parmağına taksak ve şehre bıraksak, bunlar
sonunda krala hesap vermek için toplanırlar. Gyges canları ne isterse çalacak, kimi isterse öldürecek,
toplantıya bu yüzükle gelir. Otururken yüzüğün taşını kimi isterse hapisten kaçıracak. Tıpkı bir tanrı gibi
farkına varmadan avucunun içine çevirir. Bunu yapar dilediklerini yapacaklar. İkisinin de davranışı bir
yapmaz da görünmez olur. Kendisi de dâhil, orada olacak çünkü böyle bir durumda kimse doğruluğa
bulunan herkes şaşakalır. Böylece Gyges, yüzüğün bağlı kalacak kadar ahlaklı olamaz. İşte bu örnek
tılsımını keşfeder: Yüzüğün taşını içeri çevirince Glaukon'a göre, insanın kendi isteğiyle değil de ceza
görünmez oluyor, düzeltince görünüyor. Peki korkusu ve zorlama yüzünden doğru kaldığını
görünmez olursanız aklınıza ilk ne gelir? Ne gösteriyor. Doğruluk size bir kâr sağlamaz iken eğri
yaparsanız yapın insanlar sizin yaptığınızı olup çalıp çırpmak size daha çok kâr sağlar. Peki siz
farketmeyecektir. Böyle bir durumda suç dahi ne yaparsanız yapın yanınıza kâr kalacağını
işleseniz yakalanmazsınız. bilseydiniz ne yapardınız?
Murat yüce 12/D
Biz hayatımızı, bizim hayatımıza tahammülleri olmayan, özgürlüğümüzü, özgüvenimizi kıskanan insanlar
yüzünden harcıyoruz. Kendimize zarar gelmesin diye sustuk. Bizim yüzümüzden onlarca çocuk, kadın, erkek
susmak zorunda bırakıldı. Konuşmaya çalışınca dövüldü, iftira atıldı, sövüldü, odalara kapatıldı, ve hatta
öldürüldü. Suç, onu döven kişide veya dövülen kişide değil, seyredende. İnsanların sahne kıyafeti ile taktığı
yüzük veya saçı bize uymadığında susmuyoruz, seyirci kalmıyoruz. Ama iş şiddete gelince herkes sağır, dilsiz
ve kör. Bu hayatta suç her zaman seyircidedir. Örneğin bir film vizyona girdiğinde onun tutunabilmesi için
izlenmesi gerekir, onu ayakta tutan ise eleştiriler, söylenenler ve hakkında konuşulanlar. Lakin iş şiddete
gelince herkes sessiz. İşlerine gelince 'ahlak' vurgusu yapan insanlar sessiz...
İnsanlar şiddeti sadece fiziksel algılar. Vücudumuzda açılan fiziksel yaralar bir gün iyileşebilir peki ya
ruhumuzdaki yaralar?... Kimse düşünmez çünkü görmezler. Ne düşünmek ne de görmek isterler. Ruhta açılan
yaralar o kadar acıtır ki, insan artık fiziksel acıyı hissetmez olur. Ancak hayattan umudu kalmamış insanlar
alışmışlardır. Bir insanı yok etmek için yapmanız gereken tek şey umudunu yok etmektir. Umudu olmayan
insanın ne amacı olur ne de yolu. O kaybolmuştur, boşluktadır. Birçok insan yirmili yaşlarında ya da daha
öncesinde ölür, lakin kalbi durduğunda gömülür. Hayat bu, kimseye acımaz ancak hayattan daha acımasız bir
mahlûk varsa o da insandır...
42
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
Tüm hayatımız kül oluyor. Peki biz ne yapıyoruz? Oturuyoruz, üzülüyoruz, hatta ağlıyoruz ama en önemlisi
susuyoruz. Sizce de yeterince susmadık mı? Yetmedi mi hala? Bize illa Sokrates mi gerek? Hayır! Hepimiz
Sokrates olduk artık. Hiçbirimiz cahil veya okumaktan yoksun insanlar değiliz. Sokrates'in benzettiği gibi, illa o
koca ve hantal beygiri yerinden oynatacak bir sinek mi olmalı? O koca ve hantal beygiri yerinden kaldırıp
koşmaya zorlamalıyız. Eğer sinek yoksa biz sinek olmalıyız. 'Sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar
karanlıklar aydınlığa.' Bir sinek görmezden gelinebilir. Lakin unutmayın ki tarih öldürenleri değil Sokrates'i
yazdı. Artık susmayı bırakıp konuşmalıyız. Gözümüzü kaçırmayı bırakıp görmeliyiz. Kulağımızı kapatmayıp,
açmalıyız. Tarihte her şeyi başardık şimdi de bunu başarabiliriz. Kör olanların gözünü açmayı, sağır olanların
duymasını, dilsiz olanların konuşmasını sağlamalıyız. Bu önce gençleri, sonra diğerlerini geliştirerek mümkün
olabilir. Olanları yeterince görmedik mi ? Hem de yıllarca. Tarihte yıllarca... Konuşmaktan, insanlara cevap
vermekten asla ne endişe edin ne de üşenin. Karşınızda yüzünüze bakan kişi sizi duymasa bile sizi
duyabilecek onlarca insan var. Ve sakın bir kişi ile ne yapılabilir demeyin. O bir kişi doğrudan 10, dolaylı olarak
100 kişiyi bile etkileyebilir. Her daim gelişime açık olun. Asla pes etmeyin siz pes ettikçe karşınızdaki etmez.
Siz yoruldukça, unutmayın karşınızdaki de yorulacaktır. İçinizdeki ateşi, umudu asla söndürmelerine izin
vermeyin. Onlarca kişinin hayatını kurtarabileceğinizi unutmayın. Biz ki erkenden her şeyin farkına varabilen,
her şeyden anında haberdar olan ilk nesiliz. Dünyada güzel izler bırakın ki gelecek olanlar; size nefret ile değil,
büyük bir sevgi ile gelsin, bahsetsin.
METAMORFOZ - Başak COŞKUN 11/C
Yaşamınızın ilk soluklarında, daha ayağa kalkamadan toplum sizin omuzlarınıza çöker. Elinde kilden yapılmış
keskin hatlara sahip bir motifle kapınızı çalar ve “Ahlak budur.” diye motifi elinize tutuşturur. Bu motifin sana
sunduğu yargılara uyarsan “cennetlik insan, yeryüzündeki melek”, uymazsan toplum tarafından dışlanan,
adeta bir “şeytan” konumunda olursun. Düşünmeyi başaran şeytanlar tebrik ederim, cam fanusunuzdan
kurtuldunuz. İşte kiliniz, motiflerinizi oluşturabilirsiniz.
Bir kelebeğin metamorfozuna benzettiğim ahlak, Bireysel olarak temelini attığımız bu inşaat,
bizlere ilk kırıntılarını daha tırtılken atmaya toplumla birlikte bir binaya dönüşür. İlk olarak bizler,
başlamıştır. Tırtıl olarak dünyaya gelmemiz, en küçük toplum birimi olan ailenin davranışlarıyla
zihnimizde doğuştan var gelen bir ahlak anlayışının ahlak anlayışımızı belli bir çerçeve altına alırız.
olduğunu sembolize eder. Zamanla büyüyen tırtıl Toplum gitgide büyür ve algıladığımız alan genişler.
kendine bir kabuk örer ve kozasını oluşturur. Günler Bu sayede çerçevemiz yeni bir hal alır. Ahlak
sonra ise değişim geçirmiş bir şekilde kelebek anlayışımız bulunduğumuz topluma ayak uydurur ve
olarak görünür. Zihnimizde belli bir kalıpta bulunan kişiler arası benzerlik gösterir. Bu da ahlakın
ahlakı yaşayarak yonttuk, düşüncelerimizin topluma bağlı olduğunu nitelendirir.
şekillenmesi ve rayına oturması için benliğimize
döndük ve taa daa! Artık kendi ahlâk anlayışına Noktalamak gerekirse, ahlak anlayışı bir resme
sahip bireylere dönüştük. Bu sistemin temel taşları; aynı anda bakan birçok insanın resim hakkındaki
zihnimizde olan ahlak anlayışı ve yaşayarak düşünceleri gibi özneldir. Duyular yoluyla
gördüklerimizdir. O halde ahlak tıpkı refleksler gibi iki algıladıkları şeyler aynı olsa dahi zihinlerindeki
başlıkta incelenebilir: doğuştan gelen refleksler ve bedenler bambaşkadır. Herkesin gördüğü renk
sonradan kazanılmış refleksler. Adalet, eşitlik gibi aynıdır ancak rengin bıraktığı iz farklıdır. Bir olayın
kavramlar doğuştan bizlere belli bir çağrışım yapan adaleti ortadadır ancak bu adaletten doğacak sonuç
reflekslerdir. İyiyi, kötüyü yargılamak ve bu herkesçe tartışılır ve ahlak anlayışınız çıkardığınız
kavramların ne ifade edeceğini kavramak ise toplum sonucu esiri altına alır.
sayesinde sonradan kazanılan reflekslerdir.
43
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
AHLAK FELSEFESİ - Elİf CAN 9/C
Ahlak bir toplumdaki insani ilişkilerin özünü FİLOZOF DÜŞÜNCELERİ
belirleyen kurallar bütünüdür, denilebilir. Burada
insani ilişki derken kastettiğimiz şey, insanların Birçok filozof insanlık için evrensel bir ahlak
birbirlerini insan olarak görmeleriyle şekillenen yasasının söz konusu olmayacağını öne sürerek
eylem ve davranışlardır. ahlak felsefesine karşı çıkmıştır. Bu filozofların
başında Herakletios yer almaktadır. Efesli
Ahlak felsefesi, kişiliğimizi ve davranışlarımızı düşünüre göre, ‘Her şey görecelidir ve akıp
belirleyen bir toplumsal olgu olarak ahlakı ele gider’. Bireylerin bakış açıları birbirinden farklı
alan felsefe disiplinine denir. Ahlak felsefesi olduğu için en somut olgular ve olaylar bile
ahlakı, hem tarihsel bir olgu olarak hem de yoruma açık bir şekildedir. Mutlak bir
normatif ve ideal bir bakış açısıyla ele alabilir. Bu gerçeklikten bahsedilemeyeceği gibi tek bir
anlamda ahlak felsefesi ya da etik, hem analitik doğrudan bahsetmek de imkânsızdır.
hem de sentetik ve spekülatif bir karakter ve Günümüzün en çok okunan filozoflarından biri
işlevle karşımıza çıkabilir. Kısacası filozoflar hem olan Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soy Kütüğü
var olan toplumsal ahlakları analiz edip anlamaya Üstüne adlı kitabında ahlak felsefesini
hem de bize ideal ve evrensel bir ahlak sistemi eleştirmiştir. ''Üst İnsan'' kavramının yaratıcısı
sunmaya çalışabilirler. Nietzsche'ye göre ahlak, sadece bir baskı
mekanizmasıdır. İnsan, her türlü kuralı ve yasayı
Ahlakın ve ahlak felsefesinin değerlerle ilgili çiğneyerek özgürleşebilir.
olduğu söylenebilir. İnsan olmaktan kaynaklanan
davranışlarımızı belirleyen değerler, olaylar ve AHLAK NEDİR ?
olgulardan ayrımlarıyla açıklanabilir. Olaylar öznel
beklentilerimizden bağımsız ortaya çıkan biricik Ahlak sözcüğü Arapça hulk kökünden gelmekte
ve tekil gerçekliklere, olgular ise yine öznel olup, tıpkı Yunanca ethos ve Latince mos
beklentilerimizden bağımsız rutin ve genel köklerinden kaynaklanan etik ve moral sözcükleri
gerçeklikleri açıklarlar. Bu anlamda olaylar ve gibi, töre, gelenek, görenek, alışkanlık, karakter,
olgular nesnel bir karakter taşırlar. Buna karşın huy benzeri anlamlarına gelir. Felsefi
değerler ise bu söz konusu nesnel gerçekliklerin çalışmalarda ahlak ve moral sözcükleri
bizim kişiliğimiz ve öznelliğimiz üzerinde etkileri kökenlerine uygun kullanılırken etik sözcüğü ise
ve sonuçlarıyla açıklanabilir. Bir değerin olgusal ahlak felsefesi ya da moral felsefe anlamlarında
gerçekliği birey ve toplum tarafından algılanması kullanılmıştır.
ve özümsenmesiyle alakalıdır.
44
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
Ahlak sözcüğünün töre, gelenek, görenek, alışkanlık, karakter, huy benzeri anlamlara gelmesi
konumuz bağlamında zengin çağrışımlara işaret eder. Töreler ve gelenekler insan davranışları
bağlamında belli alışkanlıklara yol açmakta, bu alışkanlıklar toplumsal ve bireysel düzlemde belli
karakter ve huyların oluşmasına yol açar. İşte toplumsal yaşam tarafından olumlanan ve desteklenen
belli karakter ve huylardan beslenen belli davranış kalıpları, o toplumun normlarını ve ahlakını
oluşturur. Burada normal sözcüğü Yunanca nomos kökünden gelmektedir ve gelenek, görenek,
düzen, buyruk niteliğinde yasa gibi anlamlara gelir. Bu bağlamda nomosun işaret ettiği yasa ve düzen,
doğal yasa ve düzenden farklı olarak toplumsal bir yasa ve düzene denir.
Ahlakın Kaynakları
Bir kurallar sistemi olan ahlakın iki temel kaynağı vardır:
1) Din: insanlara nasıl yaşaması gerektiği tanrı tarafından söylenir. Ödül ve ceza sistemi öte dünyaya
veya yeniden dünyaya gelişle belirlenebilir.
2) Toplum sözleşmesi: ümmet toplumlarından ulus toplumlarına geçen insanların ahlak kurallarını bir
toplum sözleşmesine dayandırarak ortaya koymasına denir. Burada ceza sistemi toplumdan
uzaklaştırma şeklinde tezahür eder.
Ahlak Felsefesi ya da Etik Nedir? Olgu-Değer İlişkileri Bağlamında Ahlak
Felsefesi
Ahlak felsefesi ya da etik, hem tarihsel gelişim
seyri içindeki farklı ahlaki yapıları felsefi düşünüş Olgu terimi, doğada ve toplumda olagelen
açısından konu edinebilir hem de tarihsel ve olayları ayırıcı nitelikleri açısından sınıflamamıza
toplumsal tüm sınırlamaları aşan evrensel bir elveren genellemelere işaret eder.
ahlakın varlığına dair bir sorgulama ve arayışa
işaret edebilir. Ahlak felsefesi bağlamında bu Olgu ve değer ilişkileri de ahlak felsefesi
arayış temel olarak iyi nedir sorusu çerçevesinde bağlamında öncelikle analiz edilmesi gereken
şekillenmektedir. Zaten bilindiği üzere iyi kavramı ivedi bir sorundur. Olgu olan, olagelen şeylere,
tıpkı doğru ve güzel kavramları gibi felsefenin değer ise olması gereken, olması istenen
temel kavramlarındandır. Bu üç kavram aynı şeylere işaret etmektedir. Olgunun gerçeklikte
zamanda felsefi düşünüşün üç temel disiplini bizim toplumsal ve bireysel beklentilerimizden
olan etik, epistemoloji (bilgi kuramı) ve estetiğin bağımsız olarak tüm olaylar bütününe işaret
(ağırlıklı olarak sanat felsefesi) alanlarını ettiği söylenebilir. Olgu böylece gerçeklik
belirleyen kavramlar olarak karşımıza çıkar. alanına, işaret edilebilir ve ölçülebilir olaylar
alanına karşılık gelmektedir. Mesela şu anda
dışarıda yağmurun yağıyor olması ya da bir
aracın geçiyor olması doğal ve toplumsal birer
olaya işaret ediyorken yağmur ve trafik birer
doğal ve toplumsal olgudurlar. Bu anlamda
olgular tekrarlanabilir genel durumlara işaret
ederken olaylar bu genel durumların anlık ve
biricik örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
45
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
Ahlak Nedİr, Neye Göre Tanımlanır? - Ebrar AKSU 9/E
Ahlak bir toplumdaki insani ilişkilerin özünü Şöyle düşünün, size beş adet suçluyu mu, yoksa
belirleyen kurallar bütünü olarak anlaşılabilir. bir doktoru mu öldürürdünüz diye sorsam ne
Burada insani ilişki derken kastettiğimiz şey, cevap verirsiniz?
insanların birbirlerini insan olarak görmeleriyle Pek çokları suçluları öldürmeyi seçer, pek
şekillenen eylem ve davranışlardır. azıysa, belki de doktorun bunu hak etmeyen
birisi olduğunu ve suçluların yanlış anlaşılmış
Toplum dışında kişi, yani bireyin kendi hayatına olabileceğini, sayı üstünlüğünü ve çoğunluğun
yön verecek ve karar verirken belirleyici etken iyiliğini öne sürer.
olarak öne çıkan, kişisel ahlak anlayışı ve algısı
da ahlak anlayışına dahildir. Peki ya işin içine yaş faktörü girerse?
Ahlak anlayışı, tarih boyunca filozofların, Seksen yaşındaki dört kadını mı, yoksa on dört
felsefecilerin, düşünürlerin ve tanınmış çoğu yaşındaki bir erkeği mi öldürürdünüz?
insanın pek çok çelişkili tartışmasına rağmen Bu konuda karar vermek oldukça zor olsa da
günümüzde hala ses getiren ve kafa karıştırıcı, istatistiksel olarak on kişiden altısı seksen
oldukça soyut bir imgelemdir. yaşındaki insanları öldüreceğini söylüyor.
Toplumsal ahlak konusunda özellikle son yüzyıl Bahsettiğim şey de bu: Ahlak, toplumsal ve
içerisinde pek çok gelişme yaşandı, daima kişisel olarak ayrılır elbette ama toplumun
gelişmekte olan bu konu neredeyse tüm çoğunluk olarak benimsediği kuralların azınlığın
dünyanın tek ve ortak hedefi haline geldi, ses zararına olmayışı sağlandığında kabul edilir ve
getirdi ve dikkate alındı. Peki, kendi kişisel bu, bir toplumun tamamının benzer kararları
ahlakımızın sınırlarını neye göre, ya da kimin verme kolaylığını pekiştirir, birlikte hareket
ahlakının doğrularına göre çekmeliyiz? edebilme duygusunu kazandırır.
Hitler’i düşünün, Hitler Yahudileri infaz ettiğinde
Nazi topluluğu ona katılıyordu, fakat bir Yahudi Sonuç olarak ahlak çevre faktörünü esas alarak
bir Nazi’yi öldürürse, Nazilerin bunu etik ya da kişinin bilinç altı ve bilinç dışına etki eden ve
doğru bulacağını zannetmiyorum, ama teknik hayatına yön veren bir niteliktir.
olarak onlar zaten savaştaydılar, konumuz bu
değil.
46
ŞAL'IN FİLOZOFLARI
İNSAN ÖZGÜR MÜDÜR?
NAZ BULCA - PERA GÜZEL SANATLAR LİSESİ - 11/A MÜZİK BÖLÜMÜ
Belki şu an bu yazıyı yazarken bile çok özgür Bu söylediklerime cevap olarak belki de şunu
olabiliriz ya da belki hiç özgür değilizdir. diyenler olacaktır: “Canlıları öldürenlere, doğayı
Ben insanın özgürlük sınırlarının doğup büyüdüğü katledenlere, yaşadığımız bu yeri lanetlememize
yere ve kendisini nasıl geliştirdiğine göre değiştiğini sebep olanlara da mı saygı duyalım?” Buna cevabım
savunuyorum. Mesela, doğduğumuz ülkelere göre hem evet hem hayır. Aslında bir yandan kendimle de
diğer insanlarla aramızda pek çok yaşam standardı çelişiyorum. Eğer o insanlar gibi etrafa nefret
farkı oluyor ve bunlar özgürlüğümüzü etkiliyor. Çünkü yayarsak (onlara karşı bile olsa) onlardan ne farkımız
insanlar gelenek, görenek, din, ahlak olarak kalır? Ama ya onlara düzgünce davranırsak ne olur?
adlandırdığı kavramlarla başkalarının özgürlüklerini Muhtemelen anlamazlar ve evreni çöp kovasına
kısıtlamaya çalışıyor. dönüştürmeye devam ederler.
Eğer şanslıysanız iyi bir ailede dünyaya gelip Özgürlük bir yerde insancıl olmakla da sınırlanabilir
özgürlüğünüzü yaşayabilirsiniz. Kimisine göre (bazılarına göre sınır, bazılarına göre olması
özgürlük dilediğince gezip tozmak, alışveriş yapmak, gereken) neyse daha fazla uzatıp sıkmayacağım
müzelere gidebilmek... Ama kimimize göre hayat (aslında belki de uzatmak istiyordum ama aranızda
koşulları maalesef ki farklı olduğundan okula gitmek. yargılayacaklar olduğunu düşündüğüm için kısa
Halbuki bu hepimizin hakkı. Eğitime herkes tuttum kim bilir? Özgürlükle ilgili bu ödevi yaparken
ulaşabilmeli. Kimilerimiz doğduğu aile yüzünden bile yazacağımız şeyler hakkında ne kadar özgür
çocuk yaşta evlendiriliyor. Belki de onlara göre olabiliriz ki?) Kendi özgürlüğünüz başkasına zarar
sadece ölmek veya kaçıp nefes almak bir özgürlüktür. vermediği sürece sadece sizi ilgilendirir, başkası
Özgürlüklerimiz ne kadar bize bağlı olsa da aslında karışamaz.
en başta başkaları tarafından belirleniyor ve bazen Sonuç olarak düşüncem şudur: En özgür insan bile
yaşamak için bazense “insanlar ne düşünür ne der” başkalarının çizdiği sınırlar yüzünden kendi
endişesiyle içimizi doldurup kendimize sınırlar özgürlüğünü tam olarak yaşayamazken özgürlük
çiziyoruz. hakkında konuşmamız ne kadar mantıklı?
Dipsiz bir okyanus olarak görebileceğimiz özgürlüğü,
göl birikintisine çevirebiliyoruz. Ya da göl
birikintilerinden kendi okyanusumuzu yaratıyoruz.
Elimizdeki şeyleri iyi değerlendirip en azından bir
şeyler için uğraşırsak, hem kendi özgürlüğümüzü
hem de öyle öğretildiği için kendini özgür sanan ama
bu özgürlüğü sadece nefes almaktan ibaret olan
insanlara yardımcı olabiliriz. Belki çok basit bir şeyle
başlamayı önerecekmişim gibi gelebilir, ama
başkalarının fikirlerine uymasak da en azından saygı
duymalıyız. Kimse düşündüğünü söylemekten
çekinmemeli. Aranızda “ben zaten kimseyi
yargılamıyorum” diyenler de olacaktır ama insanlara
karşı ne kadar önyargılı yaklaştığımız konusunda
kendimizi kandırmamalıyız. Bu önyargı görünüşle de
ilgili olabilir karakterle de.
47
KİTAP TANITIMLARI
Dorian Gray'in
Portresi
Oscar Wilde tek romanı olan ve yayımlandığı
yıl olan 1890’da ahlaksızlığı yücelttiği
gerekçesiyle büyük tepkiye maruz kalan
Dorian Gray’in Portresi’nde, daimi bir gençlik
hayatı yaşamak için ruhuna söz vermiş, karşı
konulamaz bir güzelliğe sahip olan bir gencin
ahlaki yozlaşmasını işlemiştir.
Wilde, yapıtının eleştirmenlerce taşlanmasına
ve ahlaksızlıkla suçlanmasına karşın sanatın
özünde ahlakdışı olduğunu vurgulamış ve
Lord Henry’nin ağzından ''Bir kitaptan
zehirlenme meselesine gelince, öyle bir şey
yoktur. Sanat eyleme geçme arzusunu hadım
eder; sanatın son derece kısırlaştırıcı bir yanı
vardır. İnsanların ahlaksız diye nitelediği
kitaplar insanları kendi ahlaksızlıklarıyla
yüzleştiren kitaplardır.'' diyerek romanının bir
ayna işlevi gördüğünü ve herkesin kendi
günahıyla yüzleşeceğini tekrarlamıştır. Ona
göre ahlaklı veya ahlaksız kitap yoktur.
Kitaplar iyi yazılmıştır ya da kötü, mesele
bundan ibarettir.
Oscar Wilde’ın kendini özdeşleştirdiği bir karakter olan Basil Hallward’ın ''Bir sanatçı güzel
eserler yaratmalı fakat buna kendi yaşamından bir şey eklememelidir. İnsanların sanata bir çeşit
otobiyografi muamelesi yaptığı bir çağda yaşıyoruz.'' serzenişlerine karşın Wilde, romanında
benliğini işlemiştir; ''Basil Hallward benim olduğumu düşündüğüm kişi, Lord Henry toplumun
beni algılayışı, Dorian Gray ise belki de diğer çağlarda olmak istediğim kişidir.'' sözüyle her
karakterin kendisi için yapısökümünü açıklar. Kendisiyle çelişiyor olmasına rağmen, bu roman
ile çırılçıplak ruhunu meraklı bakışlara meze eder, toplumun yüreğini mikroskop altına
yatırmasına izin verir.
48
KİTAP TANITIMLARI
Basil, sessiz, dost canlısı, hassas ve nazik bir sanatçıdır.
İçinde bulunduğu ana değer verir, çatışmadan hoşlanmaz.
Kendi etik değerlerini çevresindekilere dayatmaz. Son derece
yeteneklidir ve Lord Henry’nin deyimiyle ''çağımızın en iyi
portresini'' yapmıştır. Yaşamına romantizm katmak adına
sevdiklerini gizler, ona göre modern yaşamı harikulade ve
gizemli kılan yegâne şey budur, en basit şey bile
gizlendiğinde güzelleşir. Bu sebepten ötürü onun sanatında
çığ etkisi yaratan ve kalbini açtığı güzel genci, Dorian’ı, Lord
Henry’den gizlemek ister. Onun dudaklarından dökülen her
söz Basil’in kutsalıdır ve göz göze geldikleri anda Dorian’ın
onu salt karakteriyle büyüleyeceğinin, tüm benliğini, sanatını
ve ruhunu ele geçireceğinin farkına varır. Artık Basil’in sanatı
odur, bilinçaltında romantik ruhunun tüm tutkusunu, Yunan
ruhunun tüm mükemmelliğini içinde barındıran yepyeni bir
ekolü temsil eder.
Dorian’ın varlığı Basil’in üzerinde muazzam bir etki bırakır.
Ruhu, beyni, yeteneği ve sanatı onun emrine amade olur,
onu taparcasına sever ve konuştuğu herkesten kıskanır, onu
kendine saklama arzusu o kadar kuvvetlenir ki Dorian
nişanlandığında yüreğini anlamlandıramadığı bir kaybetme
korkusu kaplar, yıllarca yaşlanmış gibi hisseder. Çağın en
değerli tablosunu yapmasına rağmen, Dorian’a duyduğu
tapınma derecesindeki hayranlığı başkalarının anlamasından
korkar ve tabloyu sergilemeyi reddeder. Kalbini, her ne kadar
o bu itiraftan hayal kırıklığı duysa bile, Dorian’ın nazik
kayıtsızlığına açar. İçinde aşk tınıları barından dostluklarının
trajik yönü bu şekilde açığa çıkar.
47
KİTAP TANITIMLARI
Lord Henry, hedonistik felsefesiyle insanları karanlığa
sürükleyen, büyüleyici fakat zehirli teorileri olan radikal
bir konuşmacıdır. Ahlaka ilişkin tek söz etmez fakat
ahlakdışı bir şey de yapmaz. Teorileri; geleneksel hakikat
kavramlarını yok etmeye teşebbüs eder. Roman boyunca
yankılanan ‘etkinin olumsuz sonuçları’ teması onun
eseridir. Lord Henry, Dorian’ın tabiatına sirayet etmiş
karanlığı besler ve üzerinde sonradan onu mahvedecek
bir etki bırakır. Dorian’ın ruhunda bıraktığı etkinin esasen
kötü olduğunu reddeder, çünkü onun için iyi etki diye bir
kavram gerçek değildir. ''Etki, özünde tümden
gayriahlakidir çünkü bir insanı etkilemek ona kendi
ruhunu vermektir. O, artık kendi doğal düşünceleri ile
düşünemez ya da kendi doğal tutkuları ile yanmaz.
Erdemleri onun için gerçek değildir artık. Günahları, eğer
günah diye bir şey varsa, ödünç alınmıştır. Başka birinin
müziğinin yankısına, ona yazılmamış bir rolün
oyuncusuna dönüşürler.'' Lord Henry, Dorian’ın işlemeye
yüreğinin yetmediği günahların temsilcisidir, Dorian’ın
ona duyduğu saygının ve hayranlığın arkasında yatan
sebep budur.
Dorian Gray bir idealdir. O, gençliğin ve güzelliğin insan
formudur. Tapılmak için yaratılmış bir fildişi heykeldir. Bu
özellikleri ile de sanatında bir dönüm noktası arayan
Basil’in ilgisini toplar. Dorian, son derece kibirlidir ve Lord
Henry ile yaptığı kısa bir konuşma sırasında, en göze
çarpan özelliklerinin -gençliği ve fiziksel çekiciliğinin-
giderek azalmakta olduğunu düşünür. Eğer bunları
yitirirse yaşamanın anlamsızlaşacağına ikna olur ve
güzelliği solup gitmeyen her şeyi kıskanır. Onun için
sahip olunabilecek en kıymetli şey gençliktir.
50