The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by Hazandergisi, 2024-02-23 15:35:52

HAZAN DERGİSİ 3. SAYISI

Emily Yaramis, Mehmet Kayagil, Murat Emir Yıldız, Orhan Özer, Nurcan Özküpeli, Sena Nur Uslu, Yusuf Kahraman, Busenur Dalkılıç, Zeynep Gülşen, Filiz Avcı, Havva Başduvar, Derya Yağmur, Hürmet Sena Kar, Nazan Biçer, Civan Dağdelen, Müberra Arıcı, Helin Durmaz, Furkan Kurtar, Ceyda Çelik, Fatma Hayrünnisa Çil, Elizya Alminya, Yudum Kılıç, Bedia Öcal, Birgül Tekin, Tuğba Akın, Şevval Nadir, Melis Uysal, Tuba Toprak, Umut Furkan Çakır, Hızır İrfan Önder, Alihan Keleş, Jülide Aslan, Ayşenur Dürlü, Mustafa Esad Sönmez, Yasemin Kurt, Seda Meriç, Naciye Bağlan, Bengi Yıldırım, Muhammet Baran Aslan, Emine Öykü Güner, Cuma Ali Can, Muhittin Can Silsüpür, Sabriye Baytak Sayı 3 | Mart Nisan 2024 Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi


Genel Yayın Yönetmeni Murat Emir Yıldız Editör ve Son Okuma Murat Emir Yıldız Yeşim Yıldız Yazar Danışmanı Nurmelek Meydan Ön Kapak Zehra Gökkaya Tasarım Murat Emir Yıldız Hecelendi Sevdam ~ Emily Yaramis (3) Bir Baksam ~ Mehmet Kayagil (4) Hüzün Kokusu ~ Murat Emir Yıldız (5) Nisan Ayında ~ Orhan Özer (6) Güzel Adamlar ~ Nurcan Özküpeli (7-8) Kurt, Tilki ve Kuş ~ Sena Nur Uslu (9) Sorgu ~ Yusuf Kahraman (10) Efgan ~ Busenur Dalkılıç (11) Sular Akar İçimde ~ Zeynep Gülşen (12) Filiz Avcı ile Röportaj (13-14) Hüzünlü Yalnızlık ~ Havva Başduvar (15) Mutluluğun Ezgisi ~ Derya Yağmur (16) Uyuyamıyorum ~ Hürmet Sena Kar (17) İdam Sehpasında Asılı Gülüşler ~ Nazan Biçer (18) Üzerine Güneş Doğanlar ~ Civan Dağdelen (19-20) Nasıl Sarsam Gönlünü ~ Müberra Arıcı (21) Palmiyeler ~ Helin Durmaz (22) Aşkın Eşiği ~ Furkan Kurtar (23) Çünkü Dünya İyinin ve Kötülüğün Güreştiği Bir Yer ~ Ceyda Çelik (24) Semanın Rengi ~ Fatma Hayrünnisa Çil (25) Beklemede ~ Elizya Alminya (26-27) Gece Yarısı ~ Yudum Kılıç (28) Babam ~ Bedia Öcal (29) Şimdi Kar Yağıyor Bu Şehre ~ Birgül Tekin (30) Parlamaktan Korkan Yıldız ~ Tuğba Akın (31) Son Satırlar ~ Şevval Nadir (32-33) Kusmak ~ Melis Uysal (34) Mest Etti Beni ~ Tuba Toprak (35) Beni ~ Umut Furkan Çakır (36) Erguvanlar Ölmesin ~ Hızır İrfan Önder (37) Ve Önce Suratımı Astım ~ Alihan Keleş (38) Ses Gelmiyor Kudüs'den ~ Jülide Aslan (39) Geldi Yine Ocak Ayı Hatırlattı Seni Bana ~ Ayşenur Dürlü (40) Maske ~ Mustafa Esad Sönmez (41) Ne Fayda İnsanoğlu ~ Yasemin Kurt (42) Toprağa Düşen Pervasız Kelimeler ~ Seda Meriç (43) Yalancının Mumu ~ Naciye Bağlan (44) Hırka ~ Bengi Yıldırım (45) Merhamet Etsin ~ Muhammet Baran Aslan (46) Dönüşüm Oyunu ~ Emine Öykü Güner (47-48) Murat Emir Yıldız ~ Anılar sokağı (49) Baharın Gelişi: Otizmli Çocukların Gözünden Baharın Mutluluğu ~ (Cuma Ali Can-Muhittin Can Silsüpür (50-51) Tevfik Fikret: Türk Edebiyatının İlham Veren Öğretici ve Yenilikçi Şairi ~ Muhittin Can Silsüpür (52) Edebiyat ve Çocuk ~ Muhittin Can Silsüpür (53-54) Yaşar Kemal: Anadolu'nun Efsanesi ~ Muhittin Can Silsüpür-Cuma Ali Can (55) Godot ~ Sabriye Baytak (56-57) 2İçindekiler


Hecelendi Sevdam Emily Yaramis 3ellerin ellerimde sevda yumağı gözlerin gönlümde aşkının bağı yanmayan bilmez ki ateşli dağı hecelendi sevdam taştıkça közden dillerim dolandı gönlüm heveste yüreğim bağlandı kaldım aheste dertlerim dağlandı yazdım bir beste hecelendi sevdam taştıkça sözden yağmurun yağışı inceden ince sevdamın akışı oldu derince vuslatın pek güzel vakti gelince hecelendi sevdam taştıkça gözden züleyha durmaz hiç yanar derinden dertleri kederleri anar yerinden muştuya dolanır gönül erinden hecelendi sevdam taştıkça özden


Bir baksam ki Tam karşımda oturmuşsun Sonra tel tel dökülse hüzünler yüreğimden İçimdeki çocuk çığlık çığlığa kalsa Dile gelse yarım kalmış mısralar Kelebek misali ömrüm bir gün daha uzasa Bir baksam ki Bana geri dönmüşsün Ansızın tatlı tatlı uçuşsa kuşlar gönlümden Coşkun duygularım avaz avaz bağırsa Yeniden doğsa öksüz kalmış şarkılar Çoraklaşmış şiirler sende can bulsa Bir baksam ki Benden hiç gitmemişsin Yaprak yaprak yeşerse umutlar içimden Gemiler limana demir atsa Hizaya dursa güvertede martılar Ve deniz feneri usul usul üstümüze yağsa Bir baksam ki Hep bende kalmışsın İlham verse dizeler derinden derinden Türküler maviliklere yelken açsa Sonsuza dek yanıp küle dönse tüm acılar Durgun kıt’alar nakaratlanıp umut aşılasa Bir baksam ki Her dem baktığım yerdesin Ve ben senden başka hiçbir şeye bakmasam Mehmet Kayagil Bir Baksam 4Mehmet Kayagil'in "Zaman Parçaları" isimli şiir kitabından seçtiği "Bir Baksam" şiiri, sizlerle...


Savrulurdu, fırtınada kağıtlar etrafa… Her sayfasına mâzinin karanlığı, Her cümlesine hüzün kokusu sinerdi... Dökülürdü, göz yaşları her sayfaya… Anılar sokağında kaybolduğumda, Hayallerim avucumda gizliydi Umudun kamçısından sıyrılırdı Dökülürdü, yapraklar sessizce… Yanımdan geçerdi, martı sesleri… Özgürlüğe kanat çırparak, Umuda sarılarak, masumca Yürüyordum, peşi sıra zamanda… Yollarına köprü kurduğun vakit, Anılarım canlanırdı, gözlerinde… Mâziyi hatırlatan sokaklarda, ıssız kalırdın Sarmıştı hüzün, yollarını ardı sıra… 5Hüzün Kokusu Murat Emir Yıldız


Nisan Ayında Orhan Özer 6Kendini yeniler, doğar tabiat Gelir bahar bizde Nisan ayında Üreyip çoğalır nice mahlukat Gelir bahar bizde Nisan ayında Koyun kuzu çıkar mera, otlağa Karlar erir sığmaz sular yatağa Şifadır yağmuru çok hastalığa Gelir bahar bizde Nisan ayında Hevesle bekleriz gelen Nisan'ı Baharla çözülür mevsim lisanı Sevinir köylüsü, şehir insanı Gelir bahar bizde Nisan ayında Kırk dört sene evvel Nisan on dördü NEFESİ ‘de dünya gözüyle gördü Dikkat et kendine Sitte-i sevr de Gelir bahar bizde Nisan ayında


Çocukluğumda, oturduğumuz mahallede bir bakkalımız vardı. Sahibi Kerim amcaya ve daimi müşterisi Sadullah amcaya yaramazlıklarımla kök söktürmüştüm. Ne günlerdi ama! Sabahları dükkanı açmasıyla birlikte; Sıkıntıdan neredeyse geceden itibaren Kerim amcanın yolunu gözleyen Sadullah amca, Kerim amca dükkanı açar açmaz, ensesine yapışmış bir sinek gibi, ardından içeri girerdi. Sonra ki müşteri de hep ben olurdum. Annem, her sabah elmek almaya beni gönderdiğinde, onların konuşmalarını dinler, kahkahalarla gülerdim. İkisi de bana sinir olurlardı, ama sırf rakibine inat Sadullah amca, Kerim amca beni azarlarken beni tutardı. Ama bir süre sonra o da bana sinir olur, sonra ikisi birden ayaklarını yere hızlıca vurup dükkandan beni böcek kovar gibi kovarlardı. Hacivat ve Karagöz gibi birbirleriyle zıtlaşarak konuşan kimseyi görmemiştim onlardan başka. -Ya be adam! Bir gün de ensemden bir düş. Yolumu gözlüyorsun hadi anladık. Ama bir sabahta güne başkasıyla başlayayım. -Aa müşteri beğenmiyor bu da. Ne bağırıyorsun? Benim müşteri olarak haklarım var bir kere. İstersem şikayet ederim seni. -Et be abicim. Et be! Git nereye şikayet edeceksen et de kurtulalım. Sonra ikisi birden beni fark eder ve bir ağızdan; -Sen ne istiyorsun çocuk? diye bağırırlardı. Kahkahalarla gülerdim onlara. Daha çok sinirlenirlerdi ve ben daha da çok gülerdim. -Evladım, gülmeyi bırakta söyle, ne istiyorsun? -Ekmek alacağım. -Ee kaç tane? Kerpetenle mi alacağız ağzından lafları tek tek? -Bilmem, sormadım anneme. Dur bir koşu sorup geleyim. -Ya vallahi çıldıracağım. Sormadım ki diyor bir de. Ne diye geldin ki bakkala o zaman? Sadullah amca, beni savunur ve ona bağırırdı. -Sana ne be? Çocuk sana mı soracak? Kırk defa gelir isterse bakkala. Allah Allah ya! Çattık sabah sabah! -Bana bak Sadullah Efendi, sus sus bir yere kadar. Bayramlık ağzımı açtıracaksın yine benim. Neyse şu çocuğu göndereyim de, ben sana diyeceğimi biliyorum. Bana döner; -Git evladım. Evine git…..derken cümlesini ben tamamlardım. Ezberlemiştim artık bu repliği. Her sabah oynadığımız tiyatro oyununun bir bölümüydü artık bu. -Annene sor, kulaklarını iyice aç ve annenin cevabını….derken, ikisi de birlikte bağırmaya başlarlardı. -Sadullah bey görüyorsun değil mi? Alay ediyor bizimle resmen. -Valla öyle kardeşim. Çoluğun çocuğun maskarası olduk çıktık. İyisi mi bir çay söyle sen. Şöyle tavşan kanı olsun. -Söylüyorum hemen. Ve hala kapıda durup onları dinleyen beni fark eder, dükkandan kovardı. Güzel Adamlar Nurcan Özküpeli 7


Eve gitmezdim ki! Komiklik olsun, onları kızdırayım diye yapıyordum ben bunu. Hem çok eğleniyordum. Vazgeçemediğim bir sabah oyunuydu bu. Biraz köşede bekler, sonra tekrar gelirdim bakkala. -Öğrendin mi evladım? Kaç tane ekmek istiyormuş anneciğin? -İki tane istiyormuş amca. Sadullah amca, Hayriye teyze sana sesleniyordu demin. 'Bakkal da sohbet ediyor' dedim bende. -Ne dedin? Ne dedin? Sohbet mi ediyorum evladım ben burada? Alışveriş yapıyorum ben…….Kerim amca susturana kadar konuşur da konuşurdu. -Hayırlı işler Kerim amca, görüşürüz Sadullah amca. Der ve çıkardım bakkaldan. Sadullah amca da telaşla peşimden bakkaldan çıkar eve koşardı. Zavallım her gün değişik değişik uydurduğum, ama sadece eşiyle ilgili olan hikayeme hep inanır ve eve koşardı. Halbuki Hayriye teyze bir kere bile bana seslenip onu sormamıştı hiç. Ama Sadullah amca bunu öğrendiğinde, o gün bana sinirlenir, ertesi gün unuturdu. İyi insanlardı onlar. Atışmaları bile güzeldi. Bir kere bile birbirlerine veya başkalarına küfür ederken duymadım onları. Bugün, çocukluğumdan iyi bir insanı uğurlamaya gidiyorum eski mahallemize. Sadullah amcamız vefat etti. Taşınmış olsakta, orada ki dostlarıyla annem ve babam irtibatlarını hiç kesmediler. Haberi aldığımda çok üzüldüm. Gelirken yolda bu anılarımı hatırlarken, hem kısık kısık içimden güldüm, hem de ağladım. Camiden içeri girince, musalla taşının üstünde yatan Sadullah amcanın başında, elleriyle yüzünü kapayıp ağlayan Kerim amcayı gördüm.Yanına gittim. Beni görünce sarıldı hemen. Omzumda hıçkıra hıçkıra ağladı.Sonra konuşmaya başladık. -Çok şakalaşırdık, çok kızdırırdık birbirimizi değil mi oğlum? Ama sende iyi biliyorsun ki; severdik de aynı zamanda. -Evet Kerim amca. Çok severdiniz birbirinizi.Bu yüzden çok takılır ve kızdırırdınız birbirinizi zaten. -Çok iyi insandı, çok. Onun gibileri gelmiyor artık bu dünyaya evladım. Sırtını sıvazladım, ve ağlamamak için kendimi zor tutarak annem ve babamın yanına gittim. Hoca gelip duasını yaparken, eşinin fenalaşıp bayıldığını gördüm. Daha da kahroldum. Hoca'nın 'Nasıl bilirdiniz? sorusuna; hep birlikte üç kez 'İyi bilirdik' diye cevap verdikten sonra içimden konuşup vedalaşmak istedim Sadullah amcayla; 'Güle güle Sadullah amca. Hepimiz çok sevdik seni. Seni çok kandırdım küçükken ama sen bir gün bile bana kötü davranmadın güzel amcam. Demin arkadaşının da dediği gibi; Senin gibiler artık gelmiyorlar dünyaya. dedim ve kalabalıkla birlikte mezarlığa gitmek için arabaya doğru ilerledim. 8


Kurt, Tilki ve Kuş Sena Nur Uslu Kurt, yemyeşil ağaçların olduğu ormanda özgürce dolaşıyordu. Bir kuşun, gökyüzünden ağaca doğru süzüldüğünü gördü. "Şuna bak," dedi kendi kendine. "Tek başarısı uçmak. Neyine güveniyor da yaşamaya devam ediyor anlamıyorum. Ben kuş olsam utançtan canıma kıyardım." Kurt, böyle söyledikten sonra kibirli kibirli yürümeye devam etti. O sırada dev ağaçların arkasına saklanan tilki canı sıkıldığı için kurda bir oyun kurmaya karar verdi. Saklandığı ağacın arkasından çıkıp kurdun yolunu kesti. "Selam kurt kardeş, böyle etrafta dolandığına göre aç olmalısın," dedi. Kurt, aslında hiç aç değildi. "Hayır. Aç falan değilim. Sadece kuş gibi güçsüz canlıların hayatta kalması sinirimi bozuyor o kadar," diye yanıt verdi. Bu cevap, ağaca çarptı, oradan toprağa karışıp rüzgarın esmesiyle tilkinin kulağına ulaştı. Tilki, o an bütün planının bozulduğunu hissetti ama pes etmeye niyeti yoktu. "Az evvel uzaktan bir insan sesi duydum. Karnın açsa belki onu yemek istersin diye düşünmüştüm. Tabii aç olmadığın için bunların bir önemi yok," kurtun gözleri kocaman açıldı. İnsan kelimesi, kurtun kendini evinde hissetmesini sağlamıştı. O an bütün hayvanlar gözüne güzel gelmeye başladı. Birden ağaçlar aynı boya ulaştı ve nihayet göğe ulaştı. Esen rüzgar sanki kan kokuyordu. İnsan kanı... "olur mu?" Diye bağırdı kurt. "Acıktım. Sadece sen diyene kadar fark etmemiştim." Tilki, sinsi bir gülüş attı. Gülüşü, parlayan güneşi andırıyordu. Ağaçta duran kuş her şeyi duymuştu. Yukarıdan kurta seslendi. "Hey kurt! Aklın varsa kurnaz tilkiye kanmazsın. O, etrafındaki herkesi yalanlarıyla kandırıyor." Tilki, kuşa keskin bir bıçak gibi baktı. Gözleri, sen karışma diyordu. Kuş ise kurtun bütün kibrine rağmen onu korumak istiyordu. Kurt, önce kuşa sonra da tilkiye baktı. "Senin aklın böyle şeylere ermez kuş kardeş," diyerek kuşu aşağıladı. Tilki, kurtun kuşa inanmamasına çok sevindi. "Bu kurt da ne salakmış. Kuş bile ondan daha akıllı," diye düşündü. "O halde seni insanın olduğu yere götüreyim," dedi tilki. Kurt da bir şey demeden tilkiyi takip etti. Kuş, arkalarından hüzünle baktı. Vicdanlı el vermeyen kuş, gizlice tilki ve kurtu takip etti. Tilki, ormanı avucunun içi gibi biliyordu. Kurt, her şeyden habersiz İnsan yiyeceğinin hayalini kurarak yürüyordu. Tilkiyse anın tadını çıkartıyordu. Kurt, açlıktan önünü görmeyip derin bir çukurun içine düştü. Tilki, kahkahayla gülmeye başladı. "Zavallı kurt! Ne kadar aptalsın. Bir kuş kadar bile aklın yok. Sen ölmeyi hak ediyorsun," diyerek kurtla dalga geçiyordu. "Sen benim zekamla yarışamazsın," diye de ekledi. Tilki, kendini ormanın en akıllısı zannediyordu. Kurtsa kendini çok kötü hissediyordu. "O kadar kibirliyim ki kuşa inanmadım," diye düşünerek kendine kızıyordu. Tilki, biraz daha kendini övdükten sonra oradan uzaklaştı. Zaferiyle gurur duyuyordu. Kuş, ağacın tepesinden her şeyi görmüştü. Hemen uçarak kurtun arkadaşlarının yanına gidip her şeyi anlattı. Kurtun arkadaşları gidip zavallı kurtu oradan kurtardılar. Kuşun kendini kurtardığını anlayan kurt, hüzünle şöyle dedi: "kuş kardeş, öncelikle beni kurtardığın için sana teşekkür ederim. Sen olmasan muhtemelen burada açlıktan ölürdüm. Seni küçümsediğim ve sana inanmadığım için de özür dilerim." Kuş, kurtu hemen affetti. O günden sonra kuş ve kurt en yakın arkadaş oldular. 9


Zamanın ördüğü ağlar arasında daralıyor ruhum, Haylaz gülüşlerimi tozlu rafların arasında kaybettim, Oysa çıldırasıya koşmak isterdim Yüzüme yüzüme vuran yağmurun hücumu altında, Meydan okurcasına imkansızlıkara, Daha yaşayacağımız ihtişamlı anlar vardı, Daha boğazımıza kadar doymak istediğimiz sevgi selleri. Şimdi sırası mıydı bu vedaların, Derin bir uykunun büyüsüne hapsedip beni Serin çığlıkların yankısında Nereye uçar bu kuşlar böyle? Topraktan beslenmiyor umutlar, Sulayınca dirilmiyor, Her mevsim hazandır bazen, Her gün aynı tatsızlığı veriyor, Çoğu kez ve bazen de her zaman Bulunmuyor umulanlarımız. Merhamet dolu, sevgiye aç kalplerimiz varken Metruk uçurumların kıyısında Nasıl açar bu güller böyle? Karanlıklara esir olmuşum gibi asırlardır, Yüreğim kör kuyuların dibinde debelenmekte, Hiç de sitem etmedim şimdiye değin, Şahidimdir cümle yitirilmiş sesler, Bir yol vardır yürümekte olduğun, Bir serüvendir yaşadıkların, Sonuna geldiğini hissettiğinde, Kalmayınca bir adım daha atacak yerin, İşte o vakit başlıyor bir yakınma, İşte o vakit sorguluyorsun bir şeyleri. Aydınlık yarınlar düşlemiştim oysa, Rengarenk sabahların hayali dindirirdi ağrısını çilemin, Şimdi sabahı olmayan akşamların müzmin sefiri olmuş gözlerim. Şu kadarcık bir ışığa hasretken tüm benliğim Nereye saçar bu güneş ışığını böyle? Sorgu Yusuf Kahraman 10


Efgan Busenur Dalkılıç Sarılıyorum dağlara sen düştü mü aklıma. Serçelerle dertleşiyorum sessizliğine inat! Sonrası yine sensiz yine sessiz efgan Yüreğimi söküp avucuma koyuyor atamıyorum İçinde yuvarlanıp ta gidersin diye. Sensizliğe inat kendime kızıyorum Sana olan sevgimin her defasında şımarmasından. Hep seni sevmekten kızıyorum kendime. Kendime kızıyorum her bakışta seni görmekten; Ağaç dallarında ne biliyim serçelerde. Kendime kızıyorum ayrılıklar tükenmek tükenmek bilmiyor diye. Çiçekler dokunuyorum sen özledim mi Toprakla aram iyi çöp çatanlık ediyorum Toprakla Filize... Dua ediyorum sonra ayrılmasınlar diye Kızıyorum kendime; seni muhtaç ettiğimden Kendime. Birini çok sevmek isterdim oysa Bir gün tükense bile. Hep sevmek sevmelerin en kötüsüymüş meğer! Birini çok sevmek isterdim oysa Bir gün tükense bile. Hep sevmek sevmelerin en kötüsüymüş meğer! 11


12Aşk yüzlülerin gönlünde hüzünle Görünür o zaman bütün izlerim Nasıl değdi durgun suya ellerim Önce bir tomurcuk olur yükselirim Çiçek çiçek güneşlenirim Dalga dalga dağılırım Bir küçük taş iken ben Başa ne işler açarım Nihayet kıyıya rıhtıma demir atar Bir süre kumlara takılırım Belki bir nehirim vadiler boyu Alışkınım sese çağıltıya Yol boyu bir sürü karmaşaya Deli dolu akar İçimdeki sular Kimi zaman tozar Kimi zaman taşarım Sabah güneşi doğarken henüz Kıyımda otlayan koyunlara bakarım Ömrüm mü akan sular mı Sular akar içimde Ben suları bahara saklarım Zeynep Gülşen Ömrüm mü akan sular mı Kaybolmuş gibiyim kışta Bin bir g’iz saklar baharımı Yolcular asırlar sırasında Çıkış hazan kapısı mı Yıldızlar hep orada dursalar Gelmese olmaz mı Gün ortasında Simsiyah bulutlar Dert bir yanı kaplamış tasalar Ama onlar da misafirdir Dualarla kabul edilir O’dan geldi nasılsa değil mi Yanında nice güzelliklerle gelir Hikmetini görmek ne yüce meziyet Gören gözler ne saadetli kıymet Suya atılan taş gibiyim Boyladım bir anda derinlikleri Kayboldu nefesim Sesimi duyan var mı Ya düştüğüm yeri Gören var mı Sadece bir süre büyüyen halkalar İşte ömür de böyle saniyeler dakikalar Hiç dalgalanmamış gibi hayat Devam eder milyonların yüzünde Ben doğarım yeniden Sular Akar İçimde


Kitabınızın ismini belirlerken neyden etkilendiniz? Kitabımın adı “KARMA” ve bende Karma’ nın insan hayatına olan etkisinden yola çıktım. Kendimce Karma’ ya bir yorum’ da bulunmak istedim ve kitabım beş ayrı hikayeden oluştuğu için adının Karma olmasına karar verdim. Edebiyat dünyasından etkilendiğiniz bir yazar var mı, varsa nedeni nedir? Evet var, aslında pek çok ama örneğin Maksim Gorki. “Çocukluğum” kitabı beni epey etkilemişti ve o kitabı çok sevmiştim. Ve asıl ilkokul’ da okuduğum polisiye bir roman vardı, Türk bir yazar fakat yazarın adını hatırlamıyorum;( O kitap beni bambaşka bir dünyaya sürükledi ve sonrasında diğer okuduğum kitaplar... Kitap okumayı seviyorum (Kendi yazdıklarım da dahil) ve tüm yazarlara saygım sonsuz. Peki, Filiz Avcı kimdir, öykü yazmaya nasıl başladı? Doğma büyüme İstanbul’ lu, aslen Ordu’ lu bir ailenin ikinci üyesiyim. Yazmaya olan tutkum çocukluğum’ dan bu yana vardı ama bir süre ara vermiştim (İş hayatı vs. Derken.) Ta ki 2017 senesin’ de yaşadığım bir olay bana tekrar ilham olana kadar. O dönem çeşitli hikayeler yazdım ve hala yazmaya devam etmekteyim. Öykü yazmaya başlamadan önce nasıl hazırlık sürecinden geçiyorsunuz? Önce hayal ediyorum. Bir film izler gibi bende kendi beynimde yarattığım o dünyanın hayalini kurup, gözümde canlandırıyorum. Kişi ve karakterleri belirleyip, isimlerini veriyorum ve yazmaya başlıyorum. Ana konu’ yu belirledikten sonra devamı zaten akışına göre geliyor. Öykülerinizi gerçek hayatta bir karşılığını görerek mi yazıyorsunuz? Gerçek hayattan esinleniyorum diyebilirim. Yaşadığım olaylar, etrafımdan aldığım duyumlar, haberler vs. Hepsi benim için bir ilham kaynağı oluyor. Mesela Meleğin Rüyası Hikaye’mde savaş’ tan etkilendim çünkü hikayede savaşın acı yüzüyle karşılaşıyoruz. Pırasa Turşusu Hikaye’mde insanların köylerden ziyade büyük şehirlere olan göçlerin’ den etkilendim. Frida’ yı Kim Vurdu Hikaye’mde, Frida Kahlo’ nun ünlü bir tablosundan. Kahraman Kemalin Kaderinde askerlerin yaşadığı bazı olumsuz durumlardan. Yusuf Çavuş, Hikaye’mde ise Kurtuluş Savaşı’ndan. Filiz Avcı ile Röportaj 13


Sizi yazar olmaya yönelten unsurlar nedir? Dediğim gibi çocukluğum’ dan bu yana hikayeler, şiirler, şarkı sözleri yazıyordum ve neden daha profesyonel bir şekilde yapmayayım dedim ve bugün geldiğim nokta “KARMA” kitabı’ nın yazarıyım. Ve daha nice kitapların yazarı olacağımı düşünüyorum. Bu anlattıklarınızdan yola çıkarak, okuyucularınızdan bir beklentiniz var mı? Çok kitap okusunlar ve benim kitabımı da ;) Her kitap, her hikaye bambaşka dünyalara açılan sihirli bir kapı aslında ve o sihirli kapıyı aralasınlar. Son olarak, ilerleyen zamanlarda okuyucularınızı neler bekliyor? Yazmış olduğum başka hikayeler var onları yayınlamayı düşünüyorum, gerçek hayat hikayelerinden yola çıkıp yazdığım farklı hayatları ve farklı konuları ele aldığım. Emeğinize sağlık, güzel bir söyleşiydi. Teşekkür ediyor ve çalışma hayatınızda başarılar diliyoruz... Asıl ben teşekkür ediyorum. 14


“Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı.’’ Yusuf Atılgan Hayat tüm hızıyla devam ediyor. Üzerimiz de çözemediğimiz bir ruh yorgunluğu, sanki yaşadığımız hayat bizim değil de birileri tarafından elimize tutuşturulmuş buruşuk bir kağıt yığını, kapının arkasında bir hayal kuruyor ve kapıyı sonsuza kadar kapatıp meçhule bırakıyoruz, yalnızlığımızı.Yüreklerimiz de sakladığımız doyumsuz bir yalnızlık hissi. İçimiz dışımızla kavgalı, dışımız içimizle. Nedir bu hüzünlü yalnızlığımız? İnsan sadece çevresinde insanlar yok diye yalnız olmaz, bazen insanlar varken de yalnızdır.Yalnızlık sesini duyurmak için çırpınmaz bekler en olmadık zamanda bizim yoldaşımızdır, kendi varlığımızın en güzel şifasıdır. Öyle olmasaydı bir gece vakti günlerce kimsenin geçmediği ıssız bir mağarada uzlete çekilmeyi kim anlatabilirdi. Pencerenin önünde kimsenin gelmeyeceğine bilmesine rağmen kim neyi beklerdi. Hayatımızın arka fonu yalnızlıklar melodisi. Peki yalnızlık bize ne hissettirir? Güray süngü Pencereden kitabın da şöyle der: ‘’Benim üzerime titrediğim kocaman bir yalnızlığım var. Üzerine titreyip koklarsan gül, üzerine basarsan diken.’’ hayatımız böyle bir tek başınalığı hak etmiyor mu? Tek başınalık aşina olduğumuz güzelliğe bizi götürecek pusula bırakalım, insanların size sizi anlatmasını bırakalım, insanların bizler için ne düşündüğünü kendi sesimize kulak verelim, hayatta en çok vakit geçirdiğimiz kendimizi tanımaya çalışalım .Yalnızlığın bize iyi geldiğini hissedelim. Mehmet Dinç hocamız bir konferansın da yaşlı bir amcanın sevdiklerinin ona çok güzel bakmasına rağmen ölmek istediğini duyunca şaşkınlığını gizleyememiş, sormuş Neden diye? Yaşlı amca çünkü tüm sevdiklerim öldü çok yalnızım demiş. Hayata adım atarken bu başlangıcı tek başına yaptık. Zor yolları, kimse yapamızsın dediği işleri,bir iş görüşmesine giderken gösterdiğimiz çabayı,sevdiğimizi beklerken ki sabrımızı, ailemizin yüzünde oluşturduğumuz tatlı tebessümü bunların hepsini biz yaptık tek başımıza o zaman kim bize yalnızsın diye bilir ki? Dönelim içimize, kendimize kendi yalnızlığımıza sımsıkı sarılalım ve ikimiz her şeyi başardık diyelim.Yalnızlığımızla ruh şehri kuralım. Yıllardır sesini kısıp dinlememek için türlü bahaneler ürettiğimiz yalnızlığımıza selam verelim. Dünyayla aramıza mesafe koyarak başlayalım. Unutmayalım dünyada yaşamıyoruz Sadece dünyadan geçip gidiyoruz. Yalnızlığımızın kıymetini bilelim. Yalnızlık baki. Üstad Necip Fazıl şiirinde: "Söndürün lambaları uzaklara gideyim. Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim" diyor. Ruhunu ve yalnızlığını sevenlere selam olsun. Hüzünlü Yalnızlık Havva Başduvar 15


Mutluluğun Ezgisi Derya Yağmur Mutluluk bir gülüşte saklıdır, gözlerde parlayan ışıkta, Bir tebessümde gizlidir, yüreğin en derin kuytusunda. Bir gülün açtığı gibi, mutluluk da yayılır etrafa, Birinin yüzünde belirir, ardından diğerine sıçrar. Bir çocuğun kıkırdayışında başlar belki, Bir dostun omuzundan geçer, bir sözle gülümser içi. Sokaklarda dans eder, bir melodi gibi, Kalplere dokunur, hafifçe titrer, coşkuyla. Güneşin ilk ışıkları gibi yayılır her yere, Gizli bir hazine gibi, keşfedilmeyi bekler her daim. Birinin sevinciyle, binlerce yürek çarpar aynı ritimde, Mutluluk bulaşıcıdır, dolaşır, yaratır sonsuz bir deneyimle. Dünya dönerken etrafında, fark et bu gerçeği, Bir tebessüm taşı, bir parça mutluluk sıcaklığı içinde. Her an, her yer bir fırsattır, bu sevgi çemberini genişletmeye, Çünkü mutluluk bulaşıcıdır, paylaştıkça çoğalır, sonsuzluğa döner içinde. Gizli bir hazine gibi saklanmaz, paylaşıldıkça çoğalır, Birinin sevinci, herkesin yüreğini sarar, içini aydınlatır. Gün doğar gibi yayılır, karanlık gecenin içinde, Mutluluk bulaşıcıdır, sevgiyle, umutla yeşerir içinde 16


Milyonlarca soru arasında kaldım. Cevaplarımı bir türlü bulamıyorum. Bir dolu sesler, Kafam kazan misali... Susturun dünyayı, Uyuyamıyorum. Gecelerin vazgeçilmezi, Issızlığın yankılı sesi. Lambaların arsız gölgesi, Karanlığın derinliği. Karartın aydınlıkları, Uyuyamıyorum. Varlığın eziyeti. Düşümdeki karamsarlık, Mutsuzluğun üstün zaferi, Sahte gülüşlerle renklenen dünyalar. Öldürün beni... Uyuyamıyorum. Uyuyamıyorum Hürmet Sena Kar 17


Zihnimi sancılı kararlar turluyor. Soğuk bir koğuştan farksız göğsümün koridorları. Fırtınalı gökyüzü, içimdeki duygular, Adım başı can kırığı caddemin kaldırımları. Ağrıyor düşüncelerim, ağrıyor harfler. Her köşesi ayyaş dolu yasaklarla daralttığın caddeler. Şiirlerime müebbet versem kalbim yazmaktan vazgeçmez. Sizlere ömür, yüreğinde kurduğum idam sehpasında asılı gülüşler. Dargın hayâlhanem, cümlelerim tenha bir çıkmaz sokak. Bedevi hislerim cesaret karnavalında ürkek ve korkak. Derin sularda kürek çekmemeye yeminli dağınık yüreğim, İpi kopan sözlerin tellere takılı gizli öznesiyim. İdam Sehpasında Asılı Gülüşler Nazan Biçer 18


Gece çok geç saatlere kadar uykusuz kalıyordu. Sabah kalktığında ise apar topar işe gitmek için hazırlanıyordu, hiçbir zaman güneşin doğuşunu görmedi hiçbir zaman güneşin doğuşuna şahit olmadı. Sahi Güneş nasıl doğuyordu? Saat 10'a kadar insanlar neler yapıyordu, uykusunda kulağına gelen bir müzik olduğunu hatırlıyordu,insanın ruhunu okşayan, insana iyi hissettiren ama hiçbir zaman saat ondan önce evden çıkmadığı için o müziği duyamadı. Sanki onun uyuduğu saatlerde dünya bambaşka bir dünyaydı kendi karanlık odasında her şey daha ruhsuzdu. Oysa anne ve babasının sesini kardeşlerinin gürültüsünü duyuyordu. Ama kimse evden çıkmadan kendisi evden çıkmıyordu. Bir gün erken uyanmayı diliyordu ama odasının kapısını kilitleyip lütfen rahatsız etmeyin yazısının arkasından dünyanın sanal kısmına geçiyor ve gece yarısına kadar o dünyanın renkli ışıltısı içinde kayboluyordu ve saat 3 gibi gözlerini acıtan uykuyla telefonu elinde uyuyordu. Kendisi gibi aynı yaşlarda olan bireylerin de durumları farklı değildi tek bir kelime etmeden hiç kimseyle sohbet etmeden kimsenin kimsenin gözünün içine bakmadığı o saatlerde arada bir sorguladığı acaba Hayat böyle mi böyle mi devam edecek dediği o soru işaretlerinin arasında kaybolup duruyordu. Akşam eve geldiğinde ruhsuz bir akşam yemeği ardından ne annesinin ve babasının ne de kardeşinin sesini sorularını önemsemeden tekrar odasına çekiliyor, kapısını kilitliyordu. Bir gün yine saat 10.00'a doğru evden çıktı saatin 10 olmasına tam bir dakika vardı apartmanın kapısını açtığında bir anda susan müziği fark etti. Evet bir müzik vardı bir müzik çalıyordu o rüyalarına giren müziği duyduğunu hissetti tam saniyeler önce kapanan o müziğin tanısı aklını kurcalayıp durdu erken kalkmadığı için kendine kızdı. Bir gün güneşin doğuşuna şahit olacaktı, bu sabahın ritminde bir şey vardı sabah farklıydı iyi gelen bir şeyler vardı ruhuna ama eve geldiğinde o sanal dünyanın içinde kaybolduğu için asla neler olduğunu anlamayacağını düşünüyordu. Bir gün diyordu içinden bir gün güneş üzerime doğmayacak ve ben erkenden kalkıp o sihirli sabaha erkenden yol alacağım. Dışarıda bir dünya vardı bilmediği bilmek istediği sihirli büyülü gibi hissettiği çok farklı bir dünya vardı. Artık sanal dünyanın ona zevk vermediğini anlıyordu. Herkes bir şeyler paylaşıyordu. Herkes bir şeyler konuşuyordu ama Kimse kimseyle konuşmuyordu. İzlediği videoların altındaki yorumlarda sadece emojiler vardı konuşanlar ise sadece birbirleriyle kavga ediyordu tek duyduğu kavga sözcükleri, birbirlerini tanımayan insanların birbirlerine hakaret dolu sözcükleri.. Belki yolda görseler selam vermeyecekleri ya da selam verip doya doya sohbet edecekleri bu insanlar neden birbirlerine bu kadar çok saygısızlık yapıyordu? Neden hakaret ediyorlardı? Bunu bir türlü anlayamıyorum. O ise hiç kimsenin gönderisine paylaştıklarını herhangi bir yorum yapmıyordu kimseye mesaj atmıyordu ne kelimelerle konuşuyordu Ne dedi dudaklarından çıkan sesleri veriyordu rüzgarın önüne. Ama içinde kocaman bir boşluk vardı anne ve babasının ne dediği ne söylediği neler konuştuğunu hiç umurunda olmuyordu onlara karşı bu kayıtsızlığı dışarıya karşı olan merakı bu tutarsızlığını sorgulatıyordu. Üzerine Güneş Doğanlar Civan Dağdelen 19


20Bilmiyordu acaba anne ve babasını dinleseydi ne olacaktı? Hiçbir şey olmayacaktı dedi içindeki kızgın ses yine sana bağıracaklar yine seni hiçbir şey yapmamakla o telefonun içine gömüldün yine bizi duymuyorsun bizim zamanımızda her şey daha farklıydı deyip kıyaslayıp duracaklar işte sen de onu istemiyorsun, Kardeşin kitap okuyor sen kitap okumuyorsun? O hoş sohbet konuluyor sen içine kapanıp kıymetli sözcükleri kendine saklıyorsun. Gözlerinden akan yaşlarla kendime de sakladığım sözlerim yok benim dedi. O gece erkenden uyudu. Bir an da olmuştu her şey. Yastığına balı değer değmez uyumuştu. Sabah kahverengi saçlarına güneşin turuncu ışıltısı vururken uyandı. İçinde hüzünle karışık bir neşe vardı. Hızla yataktan kalkıp camı açtı. Müziği duyabiliyordu. Kuşların cıvıltısını, vapurun çığlığını, rüzgarın saçlarına değen narin dokunuşlarını, insanlar yollarda koşturuyordu. Simitçi bağırıyor, bir çift el ele gülümseyerek yolun karşısına geçiyordu. Çocuklar neşe içinde okul üniformaları ile okullara koşuyordu. Üzerini giyip odasından çıktı. Herkes şaşkın bir şekilde ona bakıyordu. Eve yayılan sıcak çay ve ekmek kokusunu içine çekti. Annesi şaşkınlığını ilk atlatan kişi olmuştu. Bir karanlığın içinden çıkmıştı sanki kızı. Babası ayağa kalkıp kızına sarıldı. Kız kardeşi annesi ile göz göze gelince annesi göz yaşlarını sildi. Sadece odamdan çıktım dedi içinden. Ama bambaşka bir dünyadan gelmiş gibi bir tepki veriyordu ailesi. Kahvaltıyı yaptıktan sonra annesi gelip saçına dokundu. "Seni çok özledik." "Bugün hastaneyi aradım oğlum evde bizimle kalacak dedim. Hadi okul da yok iş de. Bugün ailecek geziyoruz." Annesi kardeşini odasına yollayıp yanında oturan oğlunun elini sıkıca tuttu. Çaydanlıktan kendini görmüştü. Gözlerinin altı mosmordu. Saçı başı dağınıktı. Ne hastanesi diye aklından geçirdi genç adam. Babası anlamış gibi yanında gelip diğer elini tuttu. " Geçti o kötü günler oğlum. Artık iyisin." anlamaya çalışıyordu ama kimse bir açıklama yapmıyordu. Sabah radyoda bir şarkı çalıyordu. Araba ile deniz kenarına geldiler. Annesi babası ile konuşurken yanına gelen kardeşine döndü. "Odadan çıkmam neden onları bu kadar şaşırttı?" küçük kardeşi ailesine bakıp abisinr döndü. "Çünkü artık o seni uyuşturan ilaçları içmeyeceksin.!" Genç adamın beyninde şimşek çalmıştı sanki ama hatırladı. Bir arkadaşı alıştırmıştı onu. Harçlıkları yetmeyince babasından annesinden katta küçük kardeşin mumbarasından bile para çalmaya başlamıştı. Çaresiz kalınca kavga edip evden kaçmıştı. Kriz anı geldiğinde kimseyi gözü görmüyordu. Onu mezarlıkta kolunda şırınga ile bulduklarında çok geç diye düşündüler. Bir daha güneş üzerine doğacak mıydı? İçinde bulunduğu o küçücük karanlık dünyasına minik de olsa bir umut ışığı girmişti. Babası yanına oturup elini omzuna attı genç adamı kendine çekti. "Artık Biz varız korkma." "Güneşi görmek istiyorum baba." "Her zaman oğlum güneşi sana her gün göstereceğim." Genç adam kendini hastalıktan kurtulmuş nekahat döneminde bir hasta gibi hissetse dahi yüzünde buruk ama sahici bir gülümseme vardı. Simdin tadı ağzında dağılırken gözle in denize çevirdi.


Kindly delete this page before saving/printing your design. :) File Resize Tools R A magazine is a periodical publication, which can either be printed or published electronically. It is issued regularly, usually every week or every month, and it contains a variety of content. This can include articles, stories, photographs, and advertisements. To create your own, choose a topic that interests you. It can be anything from fashion and beauty to travel and the news. Once you have your overall theme, you can start brainstorming the content. Just starting? Design a memorable masthead with an equally memorable name. This goes on the cover and sets up the branding for your entire magazine. What style are you going for? Is it playful? Classic? Bold? A good masthead captures the essence of your magazine, so it needs to be flexible, meaningful, and consistent enough for future issues. Give your readers a peek at how your magazine comes to life. Feature behind the scenes photos featuring your photo shoots, your interviews, or any other activity related to putting the issue together. A magazine is a periodical publication, which can either be printed or published electronically. It is issued regularly, usually every week or every month, and it contains a variety of content. This can include articles, stories, photographs, and advertisements. To create your own, choose a topic that interests you. It can be anything from fashion and beauty to travel and the news. Once you have your overall theme, you can start brainstorming the content. Just starting? Design a memorable masthead with an equally memorable name. This goes on the cover and sets up the branding for your entire magazine. What style are you going for? Is it playful? Classic? Bold? A good masthead captures the essence of your magazine, so it needs to be flexible, meaningful, and consistent enough for future issues. Next, think of a compelling feature for your cover story. This will be what draws your audience in. Make sure that you have accompanying visual content that immediately catches the eye. Include photos, illustrations, and other graphics to match. Appeal to your audience, choose the right fonts and images, and you'll have a magazine that people will remember for years to come. When you've decided on your cover story, come up with a list of topics for your feature articles. This can range from interviews, product reviews, human interest pieces, and even lists. Think about what your audience would be interested in and get writing! Again, choose engaging photos and graphics to accompany your words, as these also help catch your audience's eye. 3 Give your readers a peek at how your magazine comes to life. Feature behind the scenes photos featuring your photo shoots, your interviews, or any other activity related to putting the issue together. A magazine is a periodical publication, which can either be printed or published electronically. It is issued regularly, usually every week or every month, and it contains a variety of content. This can include articles, stories, photographs, and advertisements. To create your own, choose a topic that interests you. It can be anything from fashion and beauty to travel and the news. Once you have your overall theme, you can start brainstorming the content. Just starting? Design a memorable masthead with an equally memorable name. This goes on the cover and sets up the branding for your entire magazine. What style are you going for? Is it playful? Classic? Bold? A good masthead captures the essence of your magazine, so it needs to be flexible, meaningful, and consistent enough for future issues. Next, think of a compelling feature for your cover story. This will be what draws your audience in. Make sure that you have accompanying visual content that immediately catches the eye. Include photos, illustrations, and other graphics to match. Appeal to your audience, choose the right fonts and images, and you'll have a magazine that people will remember for years to come. When you've decided on your cover story, come up with a list of topics for your feature articles. This can range from interviews, product reviews, human interest pieces, and even lists. Think about what your audience would be interested in and get writing! Again, choose engaging photos and graphics to accompany your words, as these also help catch your audience's eye. 3 UNDERSTANDİNGTHEGUİDES: When working with text-heavy layouts, we can use guides to organize our headlines and body copy, and maintain a clean and balanced layout. 01 Select File on the top toolbar and hover over View Settings Document View settings 02 Select Show rulers and guides or use the keyboard shortcut Shift + R. The guides in the template will now be visible to you. 03 If you want to close the guides, select Show rulers and guides again or use the keyboard shortcut Shift + R Show rulers and guides R Add guides Show margins Show print bleed Show Template assistant MARGINS Margins define the boundaries of your page. Content placed outside the margins can be cut off in the printing process so it's best to keep all important information within the margins. Give your readers a peek at how your magazine comes to life. Feature behind the scenes photos featuring your photo shoots, your interviews, or any other activity related to putting the issue together. 3 COLUMNS Columns are vertical fields which elements and text are aligned to, to create a neat and organized appearance. You may opt not to use the grid all the time for a more flexible layout. Bir ilham gelip kurulsa kalbimin bir odasına, Yetişmez yazacaklarım kalemin karasına, Ya dokunursa bir satır bir sevdiğin yarasına Yine bir kelâmla alsam gönlünü. Geçmiş artık alem geceden, seherden, Bilmez hangi vakte kursa düşlerini, Soldurmaz ki hayat gönlü gülenin düşlerini, Yine bir tebessümle alsam gönlünü. Sürgündeyiz yalınayak yürüyoruz menzile, Alemin derdine alem varır saz ile, O da yetmez candan kopup eğlenirler caz ile, Yine bir kor ile yaksam gönlünü. Nasıl Sarsam Gönlünü? Müberra Arıcı 21


Zırhını giymiş gidiyordu. Kalın, taşıması zor, çelikten daha ağır bir zırh. Hayatındaki karmaşalara karşı silahlandırması yoktu ama en azından bu kalkanı iş görüyordu, ihtiyaç oldukça. İhtiyaçlar kendiliğinden mi belirirdi yoksa biz mi yaratırdık? Beynimiz mi bu ihtiyacı fark ederdi yoksa kalbimiz mi? Kaan’ın ihtiyacı sanki midesinden bir yerden geliyordu. İçinde bir sürü başka içeceğin, akşam yediği pizzanın, son içtiği bir bardak suyun oluşturduğu bulamacın içinde çalkalanıp duran, yukarıya çıkmak isteyen bir ihtiyaç. Çığlıklar atıyordu midesindeki iğrenç yerden kurtulmak istercesine. Bu yüzden de bu zırhı acilen giymesini istemişti çığlıklar. Desibeli kulaklarının kaldıramayacağı kadar yüksek bu sesi bastırmak için giyinmek zorundaydı. “Giydim işte, sus artık!” diye bağırdı içinde mide bulandıran sese. Karmaşıktı her şey. Ama bu hâlini de seviyordu hayatının. Kaldırım taşlarının yine yenilendiğini fark etti yürürken. Bu şehirde verilen en büyük hizmet buydu zaten. Yürüdükçe insanlardan gelen soğuk kokuları duydu. Koku, sıcaklıkla dağılan bir şeydi ama o soğuk olanın da kokusunu alabiliyordu. Tanrı’nın ona verdiği bir lanetti bu. Kimsenin ona zarar veremeyeceğini bilmeye devam ederek yürüdü ve nihayet palmiye ağaçlarının o eşsiz güzellikteki yapraklarını gördü. Boyunun yaklaşık on-on beş katı uzunluğundaki bu ağaçlar da onu birçok şeyden koruyabilirdi. En başta Güneş’ten. Korunmak istediğiniz şeye uygun silah seçmeniz gerekir, tek atış şansınız olduğunu düşünerek doğru yerde doğru silahı taşımanız gerek. Ruhsatını almadan taşıdığınız her şey ise başınıza bir bela açabilir. Beladan uzak durmak için çıkılan bu yolda her şeyi kuralına uygun yapmanız gerekir. Sahile vardığında ona gölgesiyle ferahlık veren bir ağaç seçerek altında oturdu. Üzerindeki zırhla yere oturması ayrı bir dert olmuştu. Ama yavaş hareketlerle bunun da üstesinden gelmişti. Kalbi çok hızlı çarpıyordu, midesi ağzındaydı ama içindeki ses susmuştu. Bugün işlediği cinayeti düşündü. Daha doğrusu son bir haftadaki tüm cinayetlerini. Hepsi birer cinnet anıydı diye düşünebilirsiniz ama çoğu bıkkınlıktan alınmış hayatlardı. Zırhının fermuarını gevşeterek uzaklara daldı. Bugün istediğini yapmayan, sürekli izin kullanıp onun kazandığı parayı zora sokan çalışanını öldürmüştü. Çocuk tek kelime etmeden durumu kabullenmiş görünerek ayrılmıştı şirketten. Onun işini elinden alarak, kısa süreliğine hayatını da elinden almıştı. Tıpkı uyku gibi… Uyku kısa süreli bir ölüm hâlidir, ama uyanıkken gelen ölüm hâli asla içten gelmez, birileri onu sizin içinize yerleştirir. Onu orayı oya oya yerleştirir ki çıkaramayasınız, günlerce uğraşasınız. Birini ilk defa öldürdükten sonra gelen zevkin ise önünü alamazsınız, defalarca bir üst modelde tekrarlamak istersiniz. Buna kendiniz de dâhildir. Sürekli bir üst modelinizi, en mutlu anında öldürmek istersiniz. Hayatın bu geçici mutluluklarına kanmasın, kendisini önceden hazırlasın diye. Kaan insanların ellerinden aldıkları ceplerinde, gökyüzünde birbirine geçmiş bulutlara bakmaya devam etti. Sonra onların tüm ağırlığını üstlenerek yavaşça kalktı ve zırhının fermuarını yukarıya çekti. Yeni kurbanına doğru yola koyuldu. Palmiyeler Helin Durmaz 22


Sesinin kıyısındayım işte. O yosun tutmuş kayalıklarda… Tepemde, gözlerinden maviler Karşımda dingin deniz. Şimdi, Kendimden bir sen kadar uzağım. Sana, kendim kadar yakın…. Artık hiç yokum kendimde sende olduğum kadar… Bir yağmurun gölgesinde, kaçamak adımlar, derin susuşlar… Çocuk kalpli utangaçlıklar… Bir aşkın eşiğinde hepsi . Aşk yokluğun… İşte yağmur ! Islandı çocuk, kıyıya vurdu deniz. Şarkı söyledi rüzgar… Şiirler yazıldı, gök, siyah dedi şair, deniz, kahverengi… Aşk dedi; eşiği kaldı geriye…. Aşk'ın Eşiği Furkan Kurtar 23


Dünya dönüyor ve bu dönüş sırasında bir yerlerde kötülükler yaşanmaya devam ediyor. O kötülükleri insanlar yaşıyor. Ve o kötülükleri yaşatanlar yine insanlar oluyor . Bazı kötü insanların iyi olması kesinlikle imkansız. İkna etmek ne mümkün. Nerden mi biliyorum? Asırlar öncesi Efendimize vahyedilen ayette gerçek apaçık ortada.. "İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar her mucizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde, seninle tartışırlar. O kâfirler, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler." (enamsuresi25) Demem o ki kötü insanlar hep var oldu ve hep te var olacak.. Ama iyilikte hep var olacak... Çünkü dünya iyinin ve kötülüğün güreştiği bir yer.. Bazen kendimizi iyilerin yanında zayıf kalmış hissediyoruz. Kötüler neden hala kötü diye hayıflanıp duruyoruz.. Kötüler hep kötü olacak sanırım bunu kabullenmemiz şart. Kalpleri görmez ve duymaz. Kalbi görmeyen ve duymayan birine iyiliği nasıl gösterebiliriz ki? Zalim mazlumun acısından ancak haz alır.. Ne acı ki bu böyle gelip ve böyle devam edecek.. Peki ya biz mazluma yapılanları seyrederken ne yaptık bunun çırpınışı ile başbaşayız..? İyi şeyler söylemeye, iyi şeyler yapmaya devam etmek zorundayız. Belki evet iyi şeyler yaparken kötülükler yine ve yine devam edecek.. Teselli bulacağımız noktaları bulmamız şart.!!. Kötüler neden kötü? Sorusunu sormayı bırakmamız şart.!! Kabullenelim dünyada insanlar ikiye ayrılır. İyiler ve kötüler. Ahiret yurdu da ikiye ayrılır. Cennet ve cehennem. Herkes ona göre hazırlığını yapıyor. Kötülük ise kalbi mühürlü kendi cehenneminden bi haber.. Cennet ve cehennemin varlığından haberdar olan bizler ise ahiret yurdundaki hazırlığımıza odaklanıp iyilerden yana olmaya devam etmek zorundayız.. Mazlumların cennete dikilmiş bir çiçek olduğunu düşünürsek belki içimiz biraz daha rahatlayacak. Onlar dünyada kaybedip ahirette kazananlardan olduğu kesin.. Biz ne yapıyoruz ki ahiret yurdundaki yerimiz neresi olacak? Derdimiz bu olmalı.. Karınca misali safımız belli belki ama neler taşıdığımız önemli.. Çünkü Dünya İyinin ve Kötülüğün Güreştiği Bir Yer Ceyda Çelik 24


Yağmur bütün şehri ıslatmıştı. Çimenler ıslak, yer ıslaktı. Takıldı gözlerime berrak gökyüzü, Maviyle yeşilden mürekkep turkuazdı. Ne muhteşem tablo ki duruyor karşımda! Dedim; en mahir sanatkârın eseri olmalı. Alabilmiş olsaydım gözlerimi ondan, Gelecekti sıra vasf etmeye diğer âsârı. O zaman yâd edecektim bütün envâı. Anacaktım evsâfını şems ile kamerin. Ah ne mümkün; ayrılmıyor nazarım. Mest eyledi o eşsiz rengi semanın! Semanın Rengi Fatma Hayrünnisa Çil 25


Sensiz geçen geceler Karanlık Dipsiz kuyu Kağıda vuran sırılsıklak Yokluğunun buzu Özleminde koca sessizlik Yüreğime çöken çaresizlik Hecelere sığmayan sevdam Nasıl anlatılır hasret Bilmedim Bilemedim Koca yüreklim Kapıda açılmaz kilit İçimde sencesince ümit Düşgün düşümsün şimdi Vurgun yemiş biçareyim Yalnızlığımı gideren Tenime sinen kokun Gözlerin umuda açan çiçek Kuzeyde bahar Yüreğimde diyar Yakar beni alev alaz Kördüğüm vuslat Gözdüğüm gözlerinle açılan Sensemişliğimdesin Yarınlarıma yazılan Döngüsünde kader Örgüsünde kara bağlar Beklemede Elizya Alminya 26


27Kafa tutar gecelere pusu Acizliğime çeker beni Yalnızlığıma vuran su tanesi Can kenarımda payesi Ufuktan yansır yüreğime hüzengen Eritir beni geceden güne Sendizliğimde kucak dolusu hüzün bıraktım düne Kirpik uçlarımdan senliğe aktım G’özüm saate takıldı Sen durağında zaman Durmuşluğun düzgüsünde kalakaldım Gök kubbeden süzüldü Meleklerin duası Yoksunluğunda onlar y’âr bana Avuç içimden Damlar sicim sicim hasret Toprakta açan hezingan Doğaya salar kokusunu Özgürlüğüne çarpık huşu kuşu Kırılkan Çokça da yorgun Sevdamıza çırpar kanat Olsun diye vuslat Bekliyorum sevdam Beklemede ruhum Daralıyor koca mekan Biliyorum dönecek o devran


Gece Yarısı Yudum Kılıç 28Gece yarısı ve sen uyukluyorsun Sözcükler düşüyor dilimden Parmak uçlarım takip ediyor süzülüp giden her bir satırı Duruyorum ve bir ara gözlemliyorum seni Sessizce devam etmemi istiyorsun Şaşkın bir halde dönüyorum satırlara Düşler kuruyor olmalıydın Hayaller kısa rüyalar belki de Sanırsam iyi hissediyorsun Gece yarısı gece yarılarından sıyrılıp gidiyor Akrep ve yelkovan saatinin işçileri Okuduğum karakterler değişik Aslında tamamen kötüydüler Israrla bırakmıyorum Umutluyum ve kötülüğü kovalıyorum Oflar çekiyorum içimden Yoruldum, durdum Sana bakma ihtiyacım geldi Satırlar da bulamadığımı yüzünde bulmak Yanılmıyorum tebessüm edebildim sonunda Benim güzelimin olmasının güzelliği Sarıyor benliğimi ve ben çok daha iyiyim Çirkin olan ne varsa, varsın silinsin böyle Bir yüz olsun içinde ki gülüş Gülümsemenin sıcaklığı alsın seni Sıcaklığın güzellik katsın Gece yarısı ve sen uyukluyorsun Duyduğunu sanıyorsun oysa duymuyorsun.


Babam öldükten sonra düşüncelerim virgülünden noktasına kadar değişti. Yaptığım her harekette bir mana ararken artık o kadar da umursamıyorum. Olan bitene beni inciten her şeyden uzaklaşıyorum. Bir kitapta okumuştum: "neye üzülsem onun ölümüne alıyorum" yazıyordu. Kız çocukları için babaları her zaman kahramanı olmuştur. Öldüğünde arkamda kocaman bir dağın yıkıldığını hissetti. Kimsesiz kalmış gibiydim, bayramların gelmesini hiç istemiyordum. Özlem gitgide büyüyor, her geçen gün artıyordu. Şimdi gelse diyorum çıplak ayakla koşar sarılırım. Oysa hasta olduğunda yıllarca ona baktım, bir ömre yetecek kadar sarılıp kokladım. Hastane arkadaşları aradığında ismimi hatırlamakta güçlük çekerken adımı babasını çok seven kız olarak koymuşlar, onun gülen yüzünü hiç unutmayacağım. Dünyaya sığmayan acıları vardı. Onlar da alıp hangi sonsuzluğa uğradık. En büyük tesellimiz bir gün kavuşacak olmamızdır. Babam Bedia Öcal 29


Şimdi kar yağıyor bu şehre Herkes sevdiğini kaybediyor bir sokakta Her sokak başında bir kimsesiz Soğukta değil elleri, yüreği üşüyor Şimdi kar yağıyor bu şehre Herkes kaybettiğini arıyor Kendisini bulma umuduyla En çok kendinden kaçıyor İnsan Soğuk en çok kendinden kaçanı üşütüyor Sokakta onca üşüyen insan yığını Bu yüzden Ve koşuyor herkes yaşamın üzerine üzerine Ne gariptir kimse denk gelmiyor kendisiyle Umut gülümsüyor az öteden, bağırıyor Yüzüme; ‘’ Baharın gelişi yakındır!’’ İstemiyorum baharın gelişini Bulacaksam kendimi Şimdi bu şehirde bulmalıyım Sonra kâmil insan olmalı Seni bırakmalıyım Şimdi kar yağıyor bu şehre Üşümemeliyim Şİmdi Kar Yağıyor Bu Şehre Birgül Tekin 30


Gökyüzünün tam ortasında küçük bir yıldız yaşıyormuş. Bu yıldız parlamaktan çok korkuyormuş. Çünkü yıldızların parlaması için nükleer enerjinin içlerinden geçerek uzaya yayılması gerekiyormuş. Küçük yıldız cesaretsizliği yüzünden diğer yıldızlar gibi ne yazık ki parlayamıyormuş. Gökyüzündeki yıldızlar her gece kendi aralarında konuşuyorlarmış. Kimi bu gecenin en parlak yıldızı olacağını iddia ediyor, kimi ise dilek yıldızı olarak insanların dileklerini gerçekleştirmek için kayacaklarını dile getiriyorlarmış. Küçük yıldız bu konuşmaları sessizce dinliyor, kendisinin de bir gece gökyüzünün en parlak yıldızı olacağını hayâl ediyormuş. Zamanla küçük yıldızın her yıldız gibi parlamaması diğer yıldızlar arasında alay konusu olmuş. Bir gece yıldızlar hep bir ağızdan; “Bizim gibi parlak yıldızların yanına senin sönüklüğün hiç yakışmıyor. Seni artık aramızda istemiyoruz. ” Demişler. Bu sözler küçük yıldızın kalbini çok kırmış. Daha fazla alay konusu olmamak için gökyüzündeki bulunduğu ortamı terk etmiş. Ancak yeni gittiği yerde de durum pek farklı olmamış. Orada da bütün yıldızlar gecenin en parlak yıldızı olmak için yarış halindeymişler. Küçük yıldız çaresizce tüm cesaretini toplamış. Nükleer enerjinin içerisinden geçmesine izin vermiş. Zannettiği gibi ne canı yanmış ne de kendini kötü hissetmiş. Aksine nükleer enerjinin içinden geçmesi ona bir gıdıklanma hissi vererek, gülümsemesine neden olmuş. O gece küçük yıldız anlamış ki korkularımızla yüzleşmekten korktuğumuz sürece kaybetmeye mahkum oluruz. Çünkü cesaretli olmak hayatımızın yönünü değiştirmemiz için çok gereklidir. Parlamaktan Korkan Yıldız Tuğba Akın 31


Sana yazdığım son satırlar bunlar, Bir güvercin olup konmak istedim satırlarına, Ama, Çok acıdı kanatlarım, Yapamadım. Bir çiçek gördüm yerde, Eğilip onu tutmak istedim, Fakat Ellerime battı dikenleri Kanadı parmaklarım, Tutamadım. Seni yalnız sevmek güzel değildi, Senin sesinden şarkı dinlemek isterdim , Lakin, Garip bir dehlizdi sözlerin, Karanlıktı… Ucra bir köşedeydi Korktum… Bilinmez bir rüyaydı gözlerin, Bakan ama görmesini bir türlü beceremeyen, Bir çukurdu, içine girdiğim de bir türlü çıkmasını bilemediğim siyah kuyuydu Sensizlik derin bir dehliz, Mavi bir okyanustu şimdilerde Adını bilmediğim çaresizlik Son Satırlar Şevval Nadir 32


33Seni hala bekliyorum, Üst sokaktaki mızıkacı çirkin bir nota tuttursa bile elindeki çalgısına, seni seveceğim… Hep seni seveceğim Seni düşünmek çok güzel bir şey, Bir kelebeğin şarkısı gibi… Sessiz bir o kadar da naif Seni sevmek, O kadar güzel ki Yalnızca seni sevmek… Ama… kayboldu zaman umutsuz satırlar arasında Sessiz bir şiir var dizelerimde Gözlerin var şimdi her bir cümlemde, Maviden uzak kalmış bir şiir var sözlerimde, Senden ayrı gözler var çevremde, Aslında sana kızgınım, Ama bilirsin ya beni, Baki değildir sana kızışlarım, Kurumuş bir çiçek vardı dalında o gün, O boynu bükük duruşunda İçinde sen olan hayallerim vardı…


Renkler savaşıyor, Lacivert, maviyi yeniyor, Mor, pembeyi, Kırmızı, turuncuyu, Siyah, griyi, Kanım aksa her ton çıkacak gibi… Tüm duygular karışıyor… Zihnimde kaos çıkmış, Tatlar belirsiz, Adımlar ne hızlı ne ağır. Ellerim yetişmeye çalışıyor koşan düşüncelerime. Kusmam lazım bir kalemle! Gökkuşağına bulamalıyım tek renk göğü! Kusmak Melis Uysal 34


Fesleğen kokunla olmuşum sarhoş Dokundum dalından mest etti beni Getirsin rüzgarlar eylesin bi hoş Geçerken yanından mest etti beni. Baygın bakışların Zühre'den miras Tahir'e dar kuyu gamzene kıyas Ne aşklar yaşanmış ölüme kısas Göçerken dünyadan mest etti beni. Sükut hırkasını giyince Kamber Arzu'nun kalbinde ateşten çember Öyle bir ateş ki eridi dilber Sökerken canından mest etti beni. Onulmaz sevda ki vuslatı yasak Ferhat Mecnun Kerem aşkından susak Şirin Leyla Aslı olsa konuşsak Akarken yaşından mest etti beni. Mest Etti Beni Tuba Toprak 35


Erciyes gibi dumanlı başım, Deli Fırat gibi doldu taştı yaşım. Ben böyleyim, bir benim içim, dışım. Sen anlamazsan el anlar mı beni? Derdim dağlar gibi büyüktür, Sorunlarım sıra sıra, bölük bölüktür. Bu can, bu bedene vallahi yüktür, Taşıyamaz oldu, öleyim de sal beni. Gül verirken bile batırdınız dikeni, Görmedim mertçe kurşun sıkanı, Merak etmediniz bu mahsulü ekeni, Emeğim boşa gitti, savurdu yel beni. Dağlara haykırsam dağ duyar sesimi... Ağlarken ağaç yaprağı savruldu, sildi yaşımı, Sokakta köpek gördüm, yasladım başımı, Anlamadı bir tane kul beni... Beni Umut Furkan Çakır 36


bu gece ay bedir ay bedir bu gece. yaşayamadıklarımın hüznü birikti. kendimi bildim bileli hep sensizlik derdi çekiyorum!.. düşlerim kırılıyor körolası aynada, suretin kanıyor! dudak payı kadar değildir hayat. biliyorum bilmesine de içimde bir çocuk ağlıyor susturamıyorum!.. cellâdını sevmek midir yaşamak yoksa ölüme göz kırpmak mıdır?.. deli taylar gibi geçiyorken zaman bir dağ meltemi öpsün yanaklarımdan ki erguvanlar ölmesin!.. düştüm dünyanın t/uzağına!.. Erguvanlar Ölmesin! Hızır İrfan Önder 37


Aylardır çok şey sustum ben. Her kelime cengim oldu. Her cümlem biraz eksik. Üç noktaları aldım kalbime. Bir halat vardı elimde. Ve önce suratımı astım. O günden beridir asık suratlıyım. Acılarımı yıllandırıyorum; Kırık şarap kadehleri boyunca. Artık daha az yaşıyorum. Siyah beyaz bir kelebek kanadı kadar. Hoş geldim çaresizliğime. Sigara tesellisi kadar acınasıyım. Bütün kılcallarımda bir grilik. Her bir öksürüğüm, Akciğerimdeki bahanelere isyan. Her bir gül yaprağımdan; Kanlar sızıyor dallarım boyunca. Kalbime giydirdim kefeni. İçimdeki morga tüm cesetlerim ağır geliyor. Ben kalbim acıyor diye haykırdım. Onlar beni gülüyor sandı. Artık bir kitabın iki sayfası arasında; Kurutulan bir gül yaprağı olmak istemiyorum. Ve bir gün sessizce öleceğim. Ve diyecekler. Yazdıkları şiir değilmiş, Yardım çığlığıymış. Okuduk da duymadık. Ve Önce Suratımı Astım Alihan Keleş 38


Ses gelmiyor Kudüs’ten! Dar sokaklarından silinmiş insanlık, Ve serçeler dahi kanatlarını vurmaz olmuş yeryüzüne, Bulanmaktan korkarak hüzne acıya kan ve kire... Ses gelmiyor Kudüs’ten! Ölüm ucuz, kapı kapı dolanıyor, Fakat ölüm bile bıkmış kendinden, Öldürecek insan bulamıyor. Ses gelmiyor Kudüs’ten! Çocuklar bir bir süzülüyor semaya, Bulutlar ağlıyor ağma kesilmiş adem yerine... Hatta nice zalim yüreği eritti akan gözyaşı... Ömrü tamamına ermemiş masumlar hürmetine, Ses gelmiyor Kudüs’ten! Öldü... Çünkü öldü insanlık... Ses gelse de; Duyacak kimse kalmadı artık... Ses Gelmiyor Kudüs’den Jülide Aslan 39


Unutmak kolay değildi geçen zor günleri, elemi, kederi, Yanından ayrılamadığım, elini tutup her yüzüne baktığımı, Soğuktu günler, buz tutardı pencereler ama en çokta canını, Geldi yine Ocak ayı hatırlattı yine seni bana! Yiyemedin yemeğini, içemedin bir bardak suyunu, Hepsi geçmedi boğazından, bedenin unuttu seni sen ise şuurunu, Geçmek bilmiyor zaman, geceler uzun geceler hüsran, Geldi yine Ocak ayı hatırlattı seni bana! Sabah bulutlar kızıl, güneş doğmamış bugün Hastalığa düçar olup, perişan oldun ama dilinde tevekkülün, Dermanın kalmadı, ayakların taşımadı seni azaldı gücün, Geldi yine Ocak ayı hatırlattı seni bana! Ömrün uzun, ama acı çekmeden yaşamanı isterdim. Dua eder, sensiz kalmamak için her şeyimi feda ederdim. Kendimi unuttum, yalnız kalınca daha çok özlerim. Geldi yine Ocak ayı hatırlattı seni bana! Geldi Yine Ocak Ayı Hatırlattı Seni Bana Ayşenur Dürlü 40


Galiba! Her şeyi bilerek yaptım Hata olduğunu bilerek daldım karalara Düştüğümü sezerek, bir şeyler hissederek Belkilerim bundandı belki de pişmanlıklarım Doymuyorum bir daha olmayacak demelere Deniyorum, yine yine deniyorum Alıp gittikçe zamana verip düşünceleri Açtığımda amansız çıkıveriyor hecelerim Öğretisi acı oluyor hep Farklı sonlar yaşayarak en farklısıyla finallere hazırlanıyorum galiba Ummaktan ölmek daha kolay geliyor Anlıyorum kendimi Tutamıyorum. Ne büyük nimetmiş be! Peh! Biriktirdikçe zamanları üst üste Utanmayı bilmez maskelerimi astım ahlak duvarlarına Acıkmış gözleri doldurdum günah kuyularına Üstünü kapattım. Açma! Altından taşanları kaldıracak bir dünya yaratılmadı daha... Maske Mustafa Esad Sönmez 41


Bir kor düşer yüreğine Sızlar yüreğin korun verdiği ateşle Beklersin usul usul ve çaresizce Ve sorarsın kendine Acaba ben kimim ve nereye aitim diye Savrulursun bir yaprak gibi Ve sorarsın kendine Ben hangi sonbaharın içindeyim Hangi yaprak dökümüyüm diye Bir fısıltı gelir kulağına Derler ki bir amacın var bu fani hayatın içinde Hem yaşamak için hem de ahiretin için Peki hangisi daha önemli senin için Bir bakmışsın ölüp gitmişsin Didinip durursun dünyalık işler için Yok bir hazırlık ebedi alem için Ne fayda insanoğlu göçüp gittikten sonra Sevdiklerin ağlasa senin için Ne Fayda İnsanoğlu Yasemin Kurt 42


Gözler önünde duyarsızlaşmış insanlık, Toza dumana karışan ufuklar, Karanlıktan çıka gelmiş kahpelik, Saymakla bitmiyor ki... Kuytu köşelerde akan mazlum gözyaşları, Vedasız kapanan göz kapakları, Genizleri yakıp kavuran barut kokuları, Saymakla bitmiyor ki... Yıldızların ışıkları çalınarak, Akla zarar vahşetler yaşatılarak, Mezarlığa çevrilmiş Gazze yaşatılarak Saymakla bitmiyor ki... Toprağa Düşen Pervasız Kelimeler Seda Meriç 43


Şimdi sen kıydın mı bana Hem ömürlük sevdandım Hem kördüğüm bağındım İki cihan saadetine Şimdi kıydın bana öyle mi. İnanamamıştım o büyük sözlerine Hani derler ya ufak at civcivler yesin Bu söz içimden geçmedi de değil vaatlerini verdiğinde Ah benim hassas kalbim, yine susmayı seçti Bir umutla sarıldı evet aşk var duygusuna Pinokyonun burnu uzar yalan söyledikçe Senin yalanların nasıl ifşa olur ki aleme Dayanır mı doğrunun canı bunca yalana Çıktı işte kokusu asırlık leşler gibi Yatsıda okundu bak, söndür o mumu da boşa yanmasın Ben kendimi doğruluğumda teselli ederim Sen maskeni tak ki eller görmesin Yalancının Mumu Naciye Bağlan 44


Duydum ki melekler giyermiş şiirlerin en güzellerini Alımlı kanatlarına şiirler sererlermiş Nicesi yanıp tutuşurmuş sevda şiirleriyle Nicesininse üstünde dağ türküleri yaşarmış Vatan şiirleri giyen melekler ağlarmış Hasret şiirleri harap etmiş nice kedersiz meleği Bu böyle sürüp giderken cennet çatırdamış sonra Taşıyamamış onları yaşayamamış bu şiirlerin ağırlığıyla Birer birer damlamış şiirler uyuyan şairlerin zihin deryalarına Ben de toplamışım onları Sanki benimmiş gibi düşen bütün şiirler Onları hırka gibi giymişim üstüme ne üşütür ne de ısıtır. Hırka Bengi Yıldırım 45


Bıktım şu insanlıktan, benim işim ecelle. Derdime derman mıdır acep kanun, Mecelle. Ömür bir kuru kavga, dünya taş, toprak, deniz. Bunca eğri doğrulmaz moloz, kütük ve telle. Dünyalık meydan meydan kelle üstüne kelle. İnsandır yapmaz deme, Nebi de vardır zelle. Gönül yangına meftun, aciz cismimiz mariz. Merhamet etsin gayrı Allah Azze ve Celle. Merhamet Etsin Muhammet Baran Aslan 46


Puzzle sanatçısı Alma Haser'ın harika bir çalışması ile sizlerleyim. Bu çalışma insana hayatı anlatıyor, kendini bulma macerasının zorluğunu karmaşıklığını tüm açıklığı ile ortaya koyuyor. Nasıl mı? O zaman sizi Sharon M. Draper'ın İçimdeki Müzik adlı kitabındaki satır aralarına götüreyim: Sanki biri bana bir yapboz verdi ve üzerinde büyük resmin olduğu kutu bende değil. Bu yüzden bittiğinde resmin neye benzeyeceğini bilemiyorum. Tüm parçalar bende mi ondan da emin değilim. İşte Alma Haser de yapboz parçalarını kullanarak tam da bu etkiyi yaratmaya çalışmış. Fazlasıyla orijinal bir şekilde de bunu başarıyor. Şöyle çalışmaya uzaktan bir bakacak olursak bir yüz olduğunu anlıyoruz ama göz ağız burun olması gereken yerde değil bir karışıklık var, tam da Draper'ın dediği gibi: Bu yüzden bittiğinde resmin neye benzeyeceğini bilemiyorum. İşte insanın kendini inşa süreci aynı bu puzzle gibi, katman katman önce belirsiz afaki yönü rotası belirsiz. Zamanla şekillenip kendini gösteren bir yolculuk. Bunu sadece ben söylemiyorum Franz Kafka da söylüyor. Babaya Mektup kitabında: "Hayat bir yapboz oyunundan daha karmaşıktır. " Alma Haser'da bu çalışmasını yaparken sanki tüm bu sözleri damıtmış da öyle ortaya koymuş. Tamam pencerimizi biraz değiştirelim kendimiz ve kendimizi bulma yolculuğu cepte, peki diğerleri için de toplum içinde ki konumumuz? Herkes gibi miyiz, herkesleşiyor muyuz, nereye gidiyoruz. Evet kafa yakan sualler. Salla Simukka'nın da zihnini zorlamış olsa gerek Kan Kadar Kırmızı romanında bakın ne diyor: Dönüşüm Oyunu Emine Öykü Güner 47


O kendi yeri olmayan; fakat ihtiyaç olan herhangi bir boşluğa yerleşiverecek bir yapboz parçasıydı. Diğerleri gibi değildi. Ve aynen diğerleri gibiydi… Herhangi bir boşluğa yerleşiverecek bir parça gibi olmak, yani adaptasyon uyum. Tam da Alma Haser'ın çalışması gibi… Evet puzzle yapılı düzgün duruyor ama olması gereken yer de değil herhangi bir boşlukta parçalar. Ama hayat böyledir işte. Adaptasyon gücü yüksek olanlar ancak hayatta kalır. Diğerleri gibi olacağız hayata tutunmak için ama diğerleri gibi de olmayacağız kendi sınırlarımızı çizebilmek için. Yani hem gelişeceğiz hem dönüşeceğiz! Sıcak bir Türk kahvesinin telvesi gibiydi hayat Sürekli takılıyordu boğazıma, Ben boğuştukça Hiç bir şey de su olmuyordu bana, Böcek Gregor Samsa* 'nın çaresizliği vardı üzerimde, Ama şahım da vezirim de duruyordu. Satranç masamda. Fakat Alçaklar, fenerimi söndürdüler Ve tekrar yanması işlerine gelmeyeceğinden Bir daha yakmayacaklar!** Franz Kafka Dönüşüm kitabı karakteri ** Jules Verne Dünya'nın Ucundaki Fener kitabından Belki bu gece bir böceğe dönüşüyoruz, ya da şuan bir yıldız ölüyor. Öyle ya da böyle evrendeki her şey bir değişim ve dönüşüm içerisindedir. Bu değişimlerin süresi kimi olayda kısayken kimisinde bir insan ömrüyle bile kıyaslanamayacak kadar uzundur. İnsan ömrü, ne karmaşık kelam! Saat on iki olmuş. Hayat nasıl koşup gidiyor böylece anlıyoruz. Bir saat önce on birdi bir saat sonra bir olacak; Ve saatten saate olgunlaşıp duruyoruz, Hatta yeni bir yaş alıyor kimilerimiz.Yaş almak, her sene yeni bir sayfayı doldurmak ne kadar ilginç aslında. Hayat defterimizde ilerlemek yeni şeyler yazmak ne kadar metaforik ve ürkütücü yaprakların tek tek doluşu... En güzel yazımızla, dikkat ederek yeni bir sayfaya daha geçtiğimiz gün doğum günümüz belki bugün.. Umutla devam edeceğiz bütün olumsuzluklara rağmen o tatlı gülümsememizle güleceğiz. Gülmek hem kalori de yaktırıyor. Tabii gülmek kalp atış ritmimizi hızlandırdığı için daha fazla kalori yakmamızı sağlıyor. 15 dakika gülerek, ortalama 30 kalori yakabiliyoruz. Kah güle kah ağlaya ve bu hikâye de böyle sürüp gidiyor işte. Shakespeare sürüp giden hayatımızı özetlemiş bir dörtlük ile: Yeryüzünde yaşayan en kötü şeyin bile özel bir iyiliği dokunur yeryüzüne. En iyi şey bile, güzel kullanıştan yoksunsa, gerçek sonuçtan kaçıp ulaşır kötülüğe. Kötü kullanılırsa, erdem kusura döner; kusur da bazen bir eylemle yükselir. Hayat puzzlemızda tüm parçalarımız doğru yerde olmasa da olur! Çünkü en kötü şeyin bile özel bir iyiliği dokunur yeryüzüne, bize! 48


49Murat Emir Yıldız'ın kaleminden Anılar Sokağı (Şiir kitabı)


Merhaba, benim adım Yavuz. Otizmli bir çocuk olarak dünyayı sizlerden farklı bir şekilde deneyimliyorum, sizlerden farklı olarak bizzat yaşayarak duyu organlarımla hissederek somutlaştırarak algılıyorum ve anlamlandırıyorum. Baharın gelişi, hayatımın en güzel en heyecanlı zamanlarıdır. Neden mi? Çünkü baharın getirdiği renkler beni adeta büyülü bir dünyanın içine sokar ve yaşayacağım yeni deneyimler, yeni öğrenmelerin heyecanı başlar içimde. Baharın gelişi, doğanın uyanışına benzer. Soğuk kış aylarının ardından, doğa yavaş yavaş canlanır ve baharın güzellikleriyle dolup taşar. Ben de bu değişimi sizlerden farklı olarak deneyimleyerek hissederim deneyimler tecrübeler ile algılayarak büyüyorum. Baharın ilk gününde annemle birlikte dışarı çıkar, doğanın değişimini izleriz. Rengârenk çiçekler açar, ağaçlar yeşerir ve kuşlar cıvıldamaya başlar. Doğanın bu büyülü değişimine tanık olmak, içimi coşku ve neşeyle kaplar. Baharın renkleri benim dünyamda ayrı bir yere sahiptir. Benim için renkler, sadece gözle görülen güzellikler değil, aynı zamanda duyguların ifadesidir. Mavi gökyüzü benim huzurumu temsil eder. Yeşil çimler, özgürlüğümü çağrıştırır. Kırmızı çiçeklerse içimdeki heyecanı yansıtır. Baharın renkleri, duygularımın renklerine dönüşür ve böylece kendimi daha rahat ifade ederim iç dünyamın dışa yansıması. Baharın gelmesiyle birlikte dışarıda daha fazla vakit geçiririm. Parklar, baharın güzellikleriyle donanmıştır. Benim için parklar, keşfetme ve oyun alanlarıdır. Salıncakta sallanmak, kaydıraklardan kaymak ve çimlerde koşmak, benim en sevdiğim aktiviteler arasındadır. Baharın gelmesiyle birlikte parklarda daha fazla arkadaşımla buluşuruz ve birlikte oyunlar oynarız. Oyunlar, benim için sosyal bağlar kurma ve iletişim kurmam için olmazsa olmazdır. Baharın güzellikleri beni sadece dışarıda değil içeride de etkiler. Annemle birlikte resim yaparız. Renkli boyalarla çiçekler, kuşlar ve doğanın diğer güzelliklerini resmederim. Resim yapmak, iç dünyamdaki renkleri dışa vurmanın en güzel yoludur. Aynı zamanda müzik dinlemek de benim için çok güzel bir deneyimdir şarkılara eşlik eder ritim tutarım. Hafif ve neşeli melodiler, içimdeki sevinci artırır ve rahatlamamı sağlar. 50Baharın Gelişi: Otizmli Çocukların Gözünden Baharın Mutluluğu Cuma Ali Can - Muhittin Can Silsüpür


Click to View FlipBook Version