C A T E R I N G g u i d e “Güncel ile, Bilimi Birleştiren Dergi” Yıl / Year :19 Sayı / Issue:111 Haziran-Temmuz June-July 2023 www.ardayayin.net Fiyatı / Price:50 TL ISSN 1308 - 4585 “Hakemli Dergi” Tel: 0216 489172 www.pcselektronik.com.tr [email protected]
2 MISIRLI & ZERDEÇALLI ZEYTİNLİ & FESLEĞENLİ ÇAVDARLI TAM BUĞDAY KÖY EKMEĞİ PATATESLİ & BİBERİYELİ PAKETLİ DİLİM UYGULAMASI İLE İŞLETMENDE İSRAFI AZALT, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKTE ÖNCÜ OL! www.ridada.com [email protected] 0 312 513 21 33 0534 238 76 35 NASIL FARK YARATIYORUZ ? 01 UZUN RAF ÖMRÜNE SAHİPTİR. 02 03 ZENGİN REÇETELERLE ÇEŞİTLİLİK SUNAR. MARGARİN, EMÜLGATÖR, RENKLENDİRİCİ, KORUYUCU VE MAYA İÇERMEZ.
3
Fabrika:Karaağaç OSB Mahallesi 101. Cadde No:6/2 59510 Kapaklı - Tekirdağ Tlf: 0282 758 26 44 İstanbul Mağaza: 1STOÇ 11.Ada No:157-159 Bağcılar İstanbul Tlf: 0212 659 78 36 0538 645 98 24 www.kulsan.com.tr kulsanprofesyonel kulsanprofesyonel Sofralarınızın Vazgeçilmezi
İstoç 11.Ada No:157-159 +90 212 659 78 36 - +90 538 645 98 24 akkayamutfak www.akkayamutfak.com Hastane - Yemekhane - Cafe - Restaurant - Otel Toplu Yemek Servis Ekipmanlari
C M Y CM MY CY CMY K WFI2023_195x275+5mm.pdf 1 30.11.2022 11:28:21
Fabrika:Karaağaç OSB Mahallesi 101. Cadde No:6/2 59510 Kapaklı - Tekirdağ Tlf: 0282 758 26 44 İstanbul Mağaza: 1STOÇ 11.Ada No:157-159 Bağcılar İstanbul Tlf: 0212 659 78 36 0538 645 98 24 www.kulsan.com.tr kulsanprofesyonel kulsanprofesyonel Sofralarınızın Vazgeçilmezi
i ç i n d e k i l e r 16 - Cin şişeden çıktı 20 - Ridada, işletmelerdeki ekmek israfını sıfırlayacak yeni projesini başlattı 22 - Gıda sistemi dönüşümüne bitki bazlı yaklaşım 26 - Vatandaş daha az et, peynir ve meyve-sebze tüketecek 28 - Gıda sanayii ve mühendisler – 2 30 - F İstanbul; fuar, online platform, b2b hizmetler ile bir fuardan daha fazlası 34 - Kanatlı yetiştiriciliğinde ozon kullanımı 39 - Yaz aylarında tüketilebilecek sağlıklı dondurulmuş gıdalar 40 - Bahçe davetlerinde her ayrıntı bir armoni oluşturmalı 42 - Genç çalışanlar, iş yerindeki olumlu değişikliklere öncülük ediyor 44 - Kulak kireçlenmesi hakkında bilinmesi gereken 5 önemli nokta 45 - Ambalaj hem gıdayı koruyor hem raf ömrünü uzatıyor 51- Şehir turizmi kaliteli restoranlarla gelişir 58 - Bilgisayarınızı hızlandırmak için yapabileceğiniz 10 şey GELECEK SAYIMIZ 6-9 Eylül 2023 tarihlerinde TUYAP Fuar alanında yapılacak Fuarında kendi standı ile yer alacaktır İlan katılımı için son tarih 23 Ağustos 2023 İletişim: Dursun ARIK:0507 179 56 02 Zerrin ÖZCAN:0507 179 56 03
www.ardayayin.net Bilimsel Kurul Yönetim Yeri - AR-DA Yayın & Pazarlama: Sağlık-1 Sokak No: 24 / 3 Sıhhıye - Ankara Tel & Faks: 0312 430 33 10 [email protected], [email protected] Editör'den İmtiyaz Sahibi - Sorumlu Müdür Dursun ARIK [email protected] Reklam Yönetmeni Zerrin ÖZCAN [email protected] Yayın Danışmanı ve Başyazar Engin GÜNER [email protected] Yönetici Ortak Rıza AKKAYA [email protected] Dijital Medya Web Master: Soykan ÖZÇELİK soykanozcelı[email protected] Translator: Yağmur Özge ARIK Toplu Yemek ve Catering Sektörü Danışma Kurulu Rouzben Gergeri - Ziba Catering Tolga Yetkinşekerci - Özgaziantep Cihangir Bayer - Resport Catering Sadık Çelik - Keyveni Yemek Yüksel Güven - AŞ-SAN Catering Kemal Saldır - Seçsan Yemek Ahmet Selimoğlu - Saray Yemek Danışma Kurulu Yüce CANOLER Feray ALPAY Timuçin ARAL Mehmet Baki ASUTAY Catering Guide Hakemli bir dergidir Yıl: 19 Sayı: 111 Haziran - Temmuz 2023 Fiyatı: 50 TL ISSN 1308 - 4584 Baskı: Milimetrik Grup Matbaacılık Org. İç ve Dış Tic.Ltd.Şti Serhat Mah. 2271 Cad. No:17 Yenimahalle - Ankara Tel:0312 3953738 Temsilcilikler Antalya: Erdal ARIK - 0533 648 75 22 Temsilciler ve köşe yazarları gönüllülük esasına göre faaliyette bulunurlar Dağıtım: Yurtiçi Kargo Etkin Dağıtım Yayın Türü: Yerel Süreli Ayda bir yayınlanır. Catering Guide Dergisi basın meslek ilkelerine uyar. İmzalı yazıların sorumluluğu yazarlarına, ilanların sorumluluğu ilan verene aittir. Catering Guide de yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilir. C A T E R I N G g u i d e www.cateringguidedergisi.com "Güncelle, Bilimi Birleştiren Dergi" Editör Doç.Dr. Muhammed YÜCEER Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Bilimsel Kurul / Scientific Board: Prof. Dr. Ahmet AYAR - Sakarya Üniversitesi Prof. Dr. Şebnem TAVMAN – Ege Üniversitesi Prof. Dr. Kezban CANDOĞAN – Ankara Üniversitesi Prof. Dr. Zerrin ERGİNKAYA – Çukurova Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet Hilmi CON – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Prof. Dr. Beraat ÖZÇELİK – İstanbul Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Hasan VARDİN – Harran Üniversitesi Prof. Dr. Cemalettin SARIÇOBAN – Selçuk Üniversitesi Prof. Dr. Mustafa ARDIÇ – Aksaray Üniversitesi Prof. Dr. İbrahim ÇAKIR – Abant İzzet Baysal Üniversitesi Prof. Dr. Osman KOLA – Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Prof. Dr. Suzan Öztürk YILMAZ – Sakarya Üniversitesi Prof. Dr. Gülgün F. ŞENGÖR – İstanbul ÜniversitesiSu Bilimleri Fakültesi Doç. Dr. Hilal ŞAHİN NADEEM– Adnan Menderes Üniversitesi Doç. Dr. Mine ERGÜVEN – İstanbul Aydın Üniversitesi Doç. Dr. Çiğdem Uysal PALA – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Doç. Dr. Mustafa KIRALAN– Balıkesir Üniversitesi Doç. Dr. Saadettin TURHAN – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Doç. Dr. Gülen Yıldız TURP – Ege Üniversitesi Doç. Dr. Yalçın ÇOŞKUNER – Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ayla ARSLANER – Bayburt Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Durmuş SERT – Necmettin Erbakan Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Özge Duygu OKUR – Bülent Ecevit Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Pınar Oğuzhan YILDIZ – Ardahan Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Sümeyra S. Tiske İNAN – Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ahmet YAMAN – Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fuarlar maratonu başlıyor... Biz hazırız Merhaba; Yoğun, yorucu ve alabildiğine stresli bir altı ayı geride bıraktık. Deprem, Ramazan,seçimler v.s derken herkesin iş temposu bozuldu. Neyse ki geride kaldı. Şimdi işimize odaklanma zamanı... Fuarlar ekonominin hayat damarlarından biridir. Bizim için ise ayrı bir önemi var. Yurdumuzun ve dünyanın farklı yerlerinden gelen firma yetkilileri ile buluştuğumuz mekanlar. Sektördeki gelişmeleri takip edip, ufkumuzu açıyoruz. Bu yenilikleri sizlerle de paylaşıyoruz. Yılın ikinci yarısı adeta fuarla maratonu şeklinde geçecek Bu sayımızla Foteg ve Fİ Fuar'da sizlerleyiz. Ağustos sayımız Worldfood İstanbul, Eylül Sayımız Züchex ve TUSİD fuarlarında olacak. Ekim ayında Avrasya Ambalaj Fuarı,Kasım ayında ise Gastromasa'da yerimizi alacağız. Aralık sayımızla ANFAŞ Fuarları ile yeni yıla merhaba diyeceğiz. Haber, tanıtım ve ilan için doğru mecralar SEKTÖREL YAYINLAR'dır Diğer mecralara göre ekonomik ve takip edilebilir materyallerdir. "Sektörün gözü önünde olmak için CATERİNG GUIDE size yeter Gelecek sayımızda görüşünceye kadar Hayırlı ve bol kazançlı günler diliyoruz gedikpilic.com /gedikpilic /gedik.pilic Airfryer kullanıma uyumludur. 180°C’lik Airfryer de 8-10 dk
15 gedikpilic.com /gedikpilic /gedik.pilic Airfryer kullanıma uyumludur. 180°C’lik Airfryer de 8-10 dk
16 Dursun ARIK Yayın Yönetmeni [email protected] GSM:0507 179 56 02 bakınca görülecektir Haziran -Temmuz-2023 Hata ve yanlışlarımızı asla kabul etmeyiz. Mutlaka bizim dışımızda bir şey sebep olmuştur. Biz iyi olsun diye yapmışızdır. Tütünün zararlarını bilmeyen yoktur. Ama milyonlarca insan kullanmaya devam eder. Temel’de bunlardan biridir. Etrafındakiler ne kadar anlatmışlarsa da vazgeçirememişler. Sonunda Hoca’ya sormaya karar vermişler. Hocam tütün kullanmak haramıdır? Yoksa helal mi? Hoca anlamış, Temel zor durumda… “İçene göre değişir” demiş. Soranlar şaşırmış. Bakın anlatayım demiş Hoca; “Çubuğu erik olursa, Lülesi kırık olursa, Tütünü çürük olursa İçende YÖRÜK olursa haramdır.” Lakin “Çubuğu kiraz olursa, Lülesi Burgaz olursa, Tütünü Şiraz olursa, İçende LAZ olursa helaldir.” Başarısızlıklarımızın da bizimle tabiî ki bir ilgisi yoktur. Birileri bizim başarılı olmamıza engel olmuştur. O birileri olmazsa biz neler yaparız. Avcı Sultan Mehmet adamlarıyla beraber çıktığı avda akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Adamlarına saraydan çıkarken, gördüğü adamı bulmalarını emreder. Tarif üzerine Bektaşi Babalarından Ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler. - "Bre uğursuz, nabekâr! Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini..." Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır: - "A devletlim, siz beni gördünüz bir keklik bile vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!" Not: Bazı semtlerden geçerken artık daha dikkat ediyorum. Döviz ve altındaki artıış,artan enflasyon,işsizlik veya herhangi bir şey benden bilinsin istemiyorum... Kişiye göre değişen kurallar ve uğursuzluk
Bütün Yumurta Tozu (Mix) Yumurta Akı Tozu Yumurta Sarısı Tozu 0232 436 61 72 İletişim ve destek Türkiye’nin Yumurta Tozu Lideri! Horeca Sektörüne Özel Ürünler
18 Engin GÜNER YEMEKDER Yönetim Kurulu Başkanı [email protected] B A Ş Y A Z I Haziran -Temmuz-2023 Cin şişeden çıktı 50 yıl önce okula başladığımda, ülkemizi “gelişmekte olan ülke” olarak öğretmişlerdi. Biraz tarih okuyunca, Padişah 3. Selim ve 2. Mahmut’la başlayıp, Tanzimat Dönemi ile devam edip, bugüne geldiğimiz süreçte, hep gelişmeye çalışmışız. Bugünkü durumumuzu, bir önceki yazımda izah etmeye çalışmıştım. Biz kendimizi gelişmekte olan ülke olarak görürken, sanayide gelişmiş ülkeler bu zamana kadar bizi “low cost country” yani “düşük maliyetli ülke” rolünü biçti. Ara mal veya bitmiş ürünleri, kendi normlarına uygun olarak ucuz işçilik ve ucuz sabit giderlerle bize yaptırıp, bu ürünleri ucuza kullandılar, kendi markalarıyla etiketleyip ayrıca ihraç ettiler. Her türlü kâr kendilerine kaldı. Yakın geçmişimizde, ülkemizdeki aylık net asgari ücretin 150 $ seviyesini pek geçmediğini, 2001 krizinde 82 $’a kadar indiğini, 2004’ten sonra hızla 400 $’a kadar çıktığını, pandemi sırasında 210 $’a kadar indiğini gördük. 2023 başında yapılan % 55’lik (yıllık bazda % 100’lük) zamla birlikte, 450 $ seviyesine kadar çıktığına şahit olduk.Aradan henüz 6 ay geçmedi. Bugün itibariyle döviz bazında % 20 değer kaybıyla 360 $ seviyesinde… Şu günlerde, 1 Temmuz 2023’ten geçerli yeni asgari ücret için taraflar görüşüyor. Döviz bazında, yılbaşındaki seviyeyi yakalamak için net asgari ücrete % 25 zam yapılması gerekiyor. Ve en az bu oranlarda yapılacaklar…. Bunu bir tarafa koyalım. Ülkemizde belli bir tutarın üzerindeki bedelle gayrimenkul alan ve belli sürelerde elinde tutan yabancılara vatandaşlık hakkı tanındı. Bunun ülkemize döviz kazandıracağını ve zorda olan inşaat sektörüne fayda sağlamak için yapıldığı söylendi. Bundan 3 yıl önce karşı komşum, evini yabancıya sattı. Pandemi sonrası ortaya çıkan konut ihtiyacı, gayrimenkul kira ve satış fiyatlarını patlattı. Depremle de zirveye ulaştı. 3 yıl önce karşımdaki evi satınalan yabancı ülke vatandaşı aile, bu evde 8 ay oturduktan sonra vatandaşlık için gerekli formaliteleri tamamladı ve evini kiraya vererek, başka bir ülkeye taşındılar. Eşler ve iki çocuktan oluşan aile, TC pasaportları ve vatandaşlıklarını aldıktan sonra, gittikleri ülkeden İstanbul’daki evi satışa çıkardılar. Türk Lirası bazında, 3 yıl önceye göre, bugün tam 9 kat fiyatına... Bunu da bir tarafa koyalım. Cumhuriyet’ten beri, köyden büyük kentlere göç vardı. Eskiden düzenli bir gelir elde etmek için göç yaşanırken, son 20-25 yılda konforlu yaşam, etkin sosyal hayat ve eğitim önemli rol oynadı. Göç süreci neredeyse tamamlandı. Bugün itibariyle, köylerimizde yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı % 5-6’ya kadar düştü. Köylerimizde, tarımsal üretimi yapacak insan sayısı yok denecek kadar azaldı. Şehir hayatının dayattığı yaşam tarzı her gün daha çok para ihtiyacı doğurmaya başladı. Bunu da diğer bir tarafa koyalım. Ekonomik hayatta verim(sürdürülebilir ve kaliteli ürün/hizmet, uygun fiyat) elde etmenin en önemli kaynağı, mesleki yeterlilik sahibi personel yetiştirmekten geçer. Avrupa Birliği, bunu 8 seviyeden oluşan Avrupa Mesleki Yeterlilikler Çerçevesi ile belirlemiş. Avrupa’da sektörlerden gelen talebe göre, yani talep tabanlı mesleki eğitim veriliyor. Mesleğe göre bazıları 1 ve 2. seviyede tanımlanırken, başta mühendislik ve sağlık olmak üzere bazı mesleklerin seviyeleri 6’dan başlayıp, 8. seviyeye kadar çıkmaktadır. Tüm sektörlerde 3 ve 4. seviyedeki lise veya meslek lisesi mezunu ara elemanlar yeterliyken, gençlerimizin neredeyse tamamına yakını 6. seviye lisans eğitimine yönlendiriliyor. Ne bizim bu kadar lisans mezununa ihtiyacımız var, ne de bir çoğunun verdiği eğitimin seviyesi, bu seviyelerin yeterliliklerini karşılıyor. Sondan başa doğru gidersek; işletmelerin ihtiyaçlarına uygun olarak talep tabanlı mesleki eğitim verilmezse, ülkenin hiç de ihtiyacı olmadığı halde on binlerce genç lisans programlarından mezun edilirse, tarımsal üretimde çalışacak insanımız kalmamışsa, köylerde açık okul veya sosyal etkinlikler yoksa, asgari ücrete sürekli zam yapıldığı halde popüler hayat tarzının dayattığı masraflar ve kirayı karşılamaya yetmiyorsa, yabancılar bire aldığı gayrimenkulü 9 a satıp konut piyasasını allak-bullak edip ülkeden bedavaya getirdiği Türk Pasaportu’yla çıkıyorsa, asgari ücrete bir günde gelen % 55’lik zamlarla diğer tüm fiyatlar da bir gecede değişiyorsa…. Geldiğimiz noktada cin şişeden çıktı. Çalışanlar daha iyi yaşamak ve bunun için de daha iyi ücret almak istiyor. Kamu-özel, işçimemur-emekli… Herkes daha çok kazanmak istiyor. Kamunun emekliye yaptığı zamlar memuru, memura yaptığı zamlar kamu işçisini, memur ve kamu işçisine yapılan maaş zamlar özel sektörü tetikliyor. Maaş ve ücretlere ne kadar zam gelirse-gelsin, işçimemur-emekli-asgari ücretlilere farklı dönemler ve farklı oranlarda yapılan zamlar hiçbir kesimi mutlu etmiyor. Talebin bu kadar yüksek ve verimliliğin düşük olduğu bir ekonomik yapı sürdürülebilir değildir. Yakın gelecekte ülke olarak rekabet gücümüzü ve gelirlerimizin bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Üstelik bunu fonlayacak milli tasarrufumuz da yok denecek kadar az. Ya talep tabanlı mesleki eğitim, mesleki yeterlilik, liyakat, hukuk, adalet, erdemli vatandaş konu başlıklarında çok çalışıp, verimli ve teknolojik üretimle katma değerli ürünleri bütün dünyaya satıp, zenginleşeceğiz… Ya da modern yaşantının bize dayattığı konforlarımızı törpüleyip,bize biçilen “düşük maliyeti ülke” rolüne devam edeceğiz. Ama peşin-peşin söyleyeyim. Ekonomik istikrar sağlanıp, paramız iç piyasa değer ve itibar kazanmaksızın, sürekli zam yaparak 450-500 $’a getireceğimiz asgari ücretle uluslararası piyasada rekabet şansımız olmaz-olamaz.
19
20 Rıza AKKAYA ile Sektörel Sohbetler Merhaba, Bu ayki konuğumuz Üçgen Tribeca Kurucu ortağı ve Tribeca General Trading L.L.C Şirketinin kurucusu Taşkın SAKLICA.. Ekip arkadaşlarım YEMEKDER Başkanı Engin GÜNER ve YEMEKDER Yönetim Kurulu üyesi Rouzben GERGERİ ile birlikte Taşkın SAKLICA'yı Çatalca da bulunan üretim tesislerinde ziyaret ettik. Firma hikâyelerini ve gelecek hedeflerini konuştuk. Bu keyifli söyleşiyi sizler ile paylaşıyoruz. Haziran -Temmuz-2023 2004 yılından bu yana endüstriyel mutfak ekipmanları üreten Tribeca’yı kısaca tanıtarak tesisleriniz ve üretim kapasiteniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Tribeca’yı ortağım Erhan Yiğit ile beraber Ekim 2004 yılında endüstriyel mutfak ve otel ekipmanları sektöründe farklılık yaratabilmek için İstanbul’da kurduk. Ortağım Çin'de ki, ben ise Türkiye de ki organizasyonu yönetmeye başladık. İlk yıllarda kendimize ait kalıplarla Çin'de fason imalat yaptırarak başta Türkiye ve diğer ülkelere satış yapmaya başladık. Önce 2006 da bir bölümünü 2010 yılından itibaren tüm imalatı İstanbul'da kurduğumuz üretim tesisiyle Türkiye’de yapar hale geldik. Başlangıçta Horeca sektörüne yönelik üretim yaparken, üretim kabiliyetimizden dolayı medical sektörüne de yöneldik. Ülkemizde üretilmeyen Medikal Arabalar üretmeye başladık. Ayrica Savunma Sanayisine ve lojistik sektörüne de bazı taşıma ekipmanları üretiyoruz. Üretimimizin yaklaşık % 40’ında ülkemiz de tek üreticiyiz. Sektörümüz de rotasyonel kalıplama ile üretim yapan tek firmayız. Bazı ürünler de dünyada üretim yapan üç firmadan biri ve ülkemizde tek firma olmamız bizi bir miktar ayrıcalıklı kılıyor. En çok sattığımız ürünlerin başında termobox, servis arabaları, tabak taşıma arabaları , bulaşık sepetlerinin basketleri gibi endüstriyel mutfak sektorünün plastik grubunda önemli olan ürünler gelmektedir. Yakın geçmişte,hammaddesi PP olan termobox modelimize Avrupa’nın gözdesi olan EPP malzemesinden yapılan modelini eklemiş bulunmaktayız. İşgücünü çok daha efektik kullanmayı sağlayan ve PP’den yapılan model ile kullanım açısından farklılığı bulunmayan ,sağlam bir üründür. Ülkemizde yeni bi ürün olduğu için alışması zaman alacak ama önümüzdeki yıllarda herkesin alışık olduğu PP den yapılan thermobox’ın yerini alacağını biliyoruz. Bu yılının geride kalan dönemi itibariyle kaç ülkeye, ne kadarlık ihracat gerçekleştirdiniz? Firmanızın yıllık cirosu içinde ihracat gelirlerinizin payı nedir? Kurulduğumuz ilk günden beri tüm hedefimiz ihracat yapabilmek. Yeni ürünlerimizi de, ihraç edebilirmiyiz diye düşünüp üretime ekleme kararı veriyoruz. İhraç edilebilme gücüne sahip bir ürün zaten yurtiçine de kolay satılabilir. Bizim planlamamız ihracat yapabilme üzerine kuruludur. Ürettiğimiz ürünlerin adetsel olarak % 70’e yakını ihraç ediliyor. Bunun % 50 – 55’ i bizim, kalanını sektörümüzdeki diğer ihracatcı firmalar üzerinden yapılıyor. 2022 ihracatımız ciromuzun yaklaşıkık % 55 ini oluşturmaktadır. Bunu İstanbul Çatalca ‘da kurulu 5.200 m2 kapalı alanı olan üretim tesisimiz de 65 kişiden oluşan bir ekiple yapıyoruz. İhracatta etkili olduğunuz pazarlar ve ürünlerden bahsedebilir misiniz? Özellikle Orta Doğu pazarına hakim bir isim olarak bu pazara yönelik çalışmalarınızı aktarabilir misiniz? İhracatımızın % 40’ı AB Ülkelerine % 50 civarı Ortadoğu ülkelerine kalanı ise diğer ülkelere yapılmaktadır. Sektöümüz de bir ilki yapmıştık. Çin de kendine ait bir tesisi olan bildiğimiz tek ”Hedefimiz ithal edileni ihraç edilen yapabilmek ” Taşkın SAKLICA
21 Haziran -Temmuz-2023 firmaydık. Kasım 2019 da Birleşik Arab Emirliklerinde Hamriyah Free Zone – Sharjah da bir depo açarak yine bir ilki yaptık. Depomuzda Tribeca ürünlerinin yanı sıra 14 ayrı firmanın daha ürünlerini stoktan satış yapmak üzere organizasyon yaptık. Ancak pandemi şartlarından dolayı bazı şeyler herkesi olduğu gibi bizi de olumsuz etkiledi. Ancak yılmadık. Aralık 2021 de depomuzu Dubai’nin sektörümüzdeki kalbi olan Salah Al Din Caddesinin hemen arka sokağına taşıdık. Bölgede kabul görmüş bir liste geldiğinde “ Bunlar Tribeca da hazır var, başka yer aramaya gerek yok “ dedirtecek hale geldik. Yaptığımızın bu bölge için doğru olduğunu bildiğimiz için pandemi bizi yıldırmadı. Başaracağımız net şekilde bugüne kadar ki yaptıklarımızdan belli oldu. Üretmek başka bir sorun ama daha büyük bir sorun ürettiğini satabilmek hatta ihraç edebilmek bu da fabrika da, ofiste oturmakla belli bir yere kadar oluyor. Belli riskler almak, rakiplerinin yapmaktan çekindiği hamleleri yapmakla oluyor. Sahada olmak müşteri, 5.000 – 10.000 km. uzakta olsa bile, yanında olduğunu hissettirmek gerekiyor. Kimse bizden almak zorunda değil. Çok zorlu rekabet var. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını kutlayacağımız 2023 yılında firma olarak ihracatta belirlediğiniz hedeflerinizden söz eder misiniz? Bu çerçevede ne türden yatırımlarınız olacak? 2004 yılında kurulduğumuz da hedefimizi tarih vermeden şimdiki 2023 hedefi diye söylenen en üst düzeye çıkarmak olarak koymuştuk. 2023 için çok özel birşey yapmayacağız biz zaten her yıl 2023 yani 100. Yılmış gibi çalıştık. Bundan sonrada aynı azimle devam edeceğiz. Son yıllarda yaşanan başta pandemi koşulları ve politik durumlardan dolayı ülkemizin dünya için gerçekten en önemli B planı olduğu gerçeği daha net olarak görülmüştür. Bunu çok iyi değerlendirip küçük ve sığ düşünmeden“ Kalite ve fiyat “ dengesini bozmadan bildiğimiz doğruları yaparsak zaten karşılığını olumlu olarak alacağız. 2023 de bizim için önemli bir aşama olan ABD ve Kuzey Amerika pazarına girdik. Güney Amerika içinde çok ciddi görüşmelerimiz var. Kuzey Amerika için “ Tribeca North America “ adıyla anlaşma yaptık. Başta Amerika – Kanada ve Mesika’da Tribeca markamızla ürünlerimiz pazarda olacak, bunu güçlü kılabilmek için 1-3 Şubat 2023 de Orlando da NAFEM 20 – 23 Mayıs 2023 de Şikago da NRA Show fuarlarına katılımcı olduk. İhracat çalışmalarınızda hangi sorunları yaşıyorsunuz? Bu çerçevede çözüm önerilerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? Ülkemize başta politik sebepler, sonra da onlara ciddi rakip olduğumuz için ticari birçok engel konuyor. Bu sadece firmamızın değil tüm ülkemizin sorunu. Mesela Suudi Arabistan’ın koyduğu engeller örnek olacaktır. Neredeyse sorunsuz çalıştığımız ülke yok. Bizim güncel en büyük sorunumuz ekonomik sebepler. Maliyet hesaplaması yaparken artık öngörü, tahmin, olasılık birimlerinin eskisi gibi çalışmaması… Kimse yarın sabah; kurun ne olacağını, enerji maliyetinin ne olacağını bırakın parasını enerjiye veya hammaddeye ulaşıp ulaşamayacağını bilemiyor. Stoka girse başka bir risk, girmese başka risk. Üreticilerimiz,bugüne kadar bu problem ile bir şekilde başa çıktı. Üstüne üstelik ihracat rekorları kırarak. Enerji ve ekonomik belirsizliklerin biraz normalleşirse bizim ülke olarak şansımız çok yüksek umarım tüm sektörlerimiz bunu iyi değerlendirebilir.
22 2022 yılında yeni fabrikasını açan Ridada, uzun yıllar AR-GE çalışmaları yaptı ve geliştirilen yeni nesil üretim teknolojisi ile mayasız ekmek üretimine başladı. "Ridada Mayasız Ekmek Teknolojisi" kabarma fonksiyonu olmayan her türlü tahıl, bakliyat ya da sebzeyi ekmek formuna getirmeye imkân sağlıyor. Böylece beyaz una olan bağımlılığı ortadan kaldırıyor ve dünyada hiçbir yerde benzeri olmayan yeni bir temel gıdayı günlük beslenmemize kazandırıyor. Ridada Ekmekleri hiçbir fermantasyon işlemi görmediği için kullanılan hammaddenin işlenmemiş halini sunuyor ve katkı içermemesi sindirimi kolaylaştırıyor. Bu sayede protein bakımından zengin, yüksek lif oranlı ve düşük glisemik indeksli ürün içerikleriyle insan sağlığını koruyacak ekmekler üretiliyor. Aynı zamanda teknolojinin verdiği imkânlarla kıvam arttırıcı katkılar olmadan glüten oranı düşük ya da glütensiz hammaddeleri ekmek haline getirip %100 Tam Buğdaylı, %100 Karabuğdaylı, %50 Patatesli ve %50 Mısırlı gibi birçok lezzeti hem saf halinde hem de zenginleştirilmiş reçetelerle besleyici ve doğal ekmek çeşitlerine dönüştürüyor. 2022'de pazara girmesiyle ekmek alanındaki yetersizliği ve israfı net olarak gören Ridada Genel Müdürü Davlet Chetyz Catering Guide Dergisi'ne açıklamalarda bulundu: "Ekmek, dünyanın her yerinde en çok tüketilen gıdalardan biri ancak mevcut teknolojiler ekmeğin istenilen doğallıkta ve tazelikte uzun süre kalmasını sağlayamamaktadır. Bu bilgi ve teknoloji yetersizliği ekmekte ciddi bir israfa yol açıyor. “Tüketici İsraf Araştırması-TİA 2022” araştırmasına göre Türkiye’de her gün 4.9 milyon ekmek israf edildi. Bu israfı azaltmak için çalışmak, AR-GE ve ÜR-GE yapıp hem işletmeleri hem de tüketiciyi düşünmenin üreticilerin görevi olduğunu inanıyoruz" "TEK DİLİM PAKETLİ EKMEKLER UZUN SÜRE TAZELİĞİNİ KORUYOR" Ridada, %100 pişirilip donduruluyor ve çözüldükten sonra sahip olduğu nemi yüksek oranda tutuyor. Son noktada pişirme gerektirmediğinden işletmeler fırın çalıştırmaktan kurtuluyor. Bu çözümle enerji, ekipman, işçilik ve zaman avantajı sağlanırken tüketiciler de birbirinden farklı çeşitlerle yeni bir ekmek deneyimi yaşıyor. Covid salgını sonrası hijyeni sağlayan, ekmek israfını minimuma indiren ve tüketicileri sağlıklı ve lezzetli ekmeklerle buluşturan Ridada tek dilim paketli ekmekler catering, açık büfe, otel ve askeriyeden yoğun ilgi görürken, sektörde hızla yerini alıyor. Bunların yanı sıra katkı ve koruyucu olmadan oda sıcaklığında birkaç hafta tazeliğini koruyan ekmek çeşitleri de önümüzdeki ay piyasaya girmeye hazırlanıyor. RİDADA, İŞLETMELERDEKİ EKMEK İSRAFINI SIFIRLAYACAK YENİ PROJESİNİ BAŞLATTI "Sağlık ve lezzetten ödün vermeden İnovatif AR-GE çalışmalarımızla israfın önüne geçiyoruz" Yeni Nesil Ekmek Haziran -Temmuz-2023
24 Sivil Toplum Haziran -Temmuz-2023 Gezegenimizin ve insanlığın geleceği için gıda sistemi dönüşümüne bilimsel, işbirlikçi, sürdürülebilir, bütünsel ve sistematik bir yaklaşım gerekiyor. Bu yaklaşımın yolu ise bitkisel bazlı gıdalara yönelik farkındalığı ve inovasyonu arttırmaktan geçiyor. Bitki bazlı gıdalara yönelik talep ve üretim arttıkça, sürdürülebilir bir gelecek için umut da artıyor. Türkiye’de de bu konuda öncü bir rol oynama hedefiyle Aralık 2022’de faaliyete geçen Bitki Bazlı Gıdalar Derneği (BİTKİDEN), bitki bazlı gıdaları sürdürülebilir ve bilimsel bir yaklaşımla gıda sistemi dönüşümünün odağına almayı amaçlıyor. Bitki bazlı gıdaların sürdürülebilirlik için önemini vurgulayan BİTKİDEN, Türkiye’nin bitki bazlı gıda potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefliyor. “Gelecek BİTKİDEN olacak” BİTKİDEN Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akdağ, “Sürdürülebilir bitkisel bazlı beslenme sistemine katkı sağlayan tüm paydaşları çatımız altında toplayarak bitki bazlı gıdalara yönelik dönüşüme öncülük etmeyi, tüketicilerde ilgi ve farkındalık yaratmayı, ilgili politikalara yön vermeyi, çatımız altındaki paydaşları bitkisel bazlı gıdalara yönelik bilimsel araştırmalar ve inovasyon yapmaları için teşvik etmeyi hedefliyoruz” dedi. “Pusulamız bilim olacak” Bitki bazlı gıdaların küresel olarak tanımlanmaya çalışıldığı yeni bir dönemden geçildiğini aktaran Akdağ, “Bitki bazlı gıdaların önemini anlatmak ve güvenilirliğini artırmak adına farklı disiplinlerden uzman isimleri bir araya getirerek çok yönlü bir bilim kurulu kurmaya hazırlanıyoruz. Finans kurumlarıyla sürdürülebilirlik adına iş birlikleri yapmayı ve start-up girişimlere yol gösterici olmayı hedefliyoruz. Dürüst rekabet, bilime dayalı tarafsızlık, hedeflere yönelik ortak hareket, toplum yararına hizmet ile yenilikçi ve etkili çözüm arayışı, derneğimizin temel ilkelerini oluşturuyor” ifadelerini kullandı. Gıda sistemi dönüşümüne bitki bazlı yaklaşım BİTKİDEN sürdürülebilir yaşamın savunucusu olacak Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS),7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü’nde bir kez daha güvenli gıda üretiminin önemine dikkat çekti. Gıda güvenliği için küresel kabul görmüş standartların önemine vurgu yapan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kaan Sidar, “Tüketici sağlığı ön planda tutularak gıda güvenliği konusunda kolektif bir bakış açısıyla sağlıklı toplumların devamlılığı şarttır. ” ifadelerini kullandı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Başkanı Kaan Sidar, “Tüketici sağlığı ön planda tutularak gıda güvenliği konusunda kollektif bir bakış açısıyla sağlıklı toplumların devamlılığı şarttır. Gıda sektöründe gıda güvenliği, ürünün toprakta yetiştiği süreden sofraya ulaştığı ana dek uzanan ve hem kapsamlı hem dikkat edilmesi gereken birçok aşamayla sağlanır” dedi. Gıda standartlarının, başta tüketici sağlığını koruma amacıyla oluşturulmuş bilimsel temelleri olan yasalar olduğunu aktaran Sidar, gıda üretimi, işleme, transfer ve satış süreçlerinde bu standartların sağlanmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. “Gıda güvenliğinin arkasında birçok meslek grubunun emeği var” Gıda üretiminde güvenlik standartlarının belirlenmesinde birçok farklı meslek grubunun emeği ve etkisi olduğunu belirten Sidar, “Toksikologlardan gıda kimyagerleri ve mikrobiyologlara, gıda ve ziraat mühendislerinden veteriner hekim ve tıp doktorlarına kadar birçok bilim temelli meslek dalından uzmanların bir arada çalışması ile gıda güvenliği standartları ortaya çıkmıştır. Geleceğin gıdası sürdürülebilirliğe bağlı TÜGİS Başkanı Sidar, “Gıda demek, tüm canlıların hayatta kalabilmeleri adına ihtiyaç duydukları temel gereksinimleri demek. Bu noktada, dün ve bugün olduğu gibi, gelecekte de tüketime uygun gıdaların olmasını sağlamak durumundayız. İklim değişikliği, nüfus artışı, küreselleşme gibi konular, gıda güvenliğinin önemini ortaya çıkarıyor. Gıdanın güvenliğini sağlamak aynı zamanda sürdürülebilirliğini sağlamak anlamına geliyor“ dedi. TÜGİS Dünya Gıda Güvenliği Günü’nde Tüketici Sağlığına ve Sürdürülebilirliğe dikkat çekti
25 -Yüzey hhjyenn sağlama -SSgara ve kötü kokuların ggderrlmess -Küf, bakterr mantar bertaraf eddlmess -PET hayvan kokularının ggderrlmesİ -Tuvalet ve soyunma odası koku ggderme -Otel, lokanta vs ortak kullanım alanları hava arındırma -Soğuk hava depoları -İçecek şşşeleme alanları -YYyecek paketleme alanları -Otel ve restoran mutfakları -Balıkhaneler ve et kombbnaları -Bakllyat depoları -Muayenehaneler [email protected] www.pcselektronnk.com.tr Tel: 216- 4891720
26 Haziran -Temmuz-2023 [email protected] GSM:0535 610 40 25 Timuçin ARAL Sistem Analist & Yazılım Geliştirici Bankalardaki hesap hareketlerinin var olan yazılımlarınıza entegrasyonu zahmetli ve zaman alan bir iş yükü olarak görünür. Tüm işlemleri tek tek sisteminizdeki banka hesaplarına işlemek anlık olarak mümkün değildir. Zaman içerisinde bankalardan alınan excel tabloları ile banka hesaplarındaki hareketlerin sisteme entegrasyonunu yapan yazılımlar geliştirilerek, yapılan aktarımlar daha iyi bir çözüm olsa da, her bir banka excel tablolarından hesaplara aktarım, anlık veri akışı gibi olmaz. Çözbim yazılım olarak, bankalardaki hesaplarınızın YEMEKÇİ ve ARAL yazılımlarımıza entegrasyonunu otomatik olarak yapan, bankalardan online entegrasyon modülümüzü geliştirdik. Bu entegrasyon, firmanızın finansal verimliliğini artırmada çok fazla yardımcı olmaktadır. Banka hesaplarınızın Çözbim sistemlerine entegrasyonu ile mali işlemlerinizi izleyebilir, nakit akışınızı yönetebilir ve finansal analizlerinizi gerçek zamanlı olarak yapabilirsiniz. Çalıştığınız bankalardan hesaplarınıza erişim şifrelerinizi aldıktan sonra YEMEKÇİ veya ARAL sisteminize kullanıcı ve şifreleri tanımlayarak entegrasyon işlemlerini başlatmış oluyorsunuz. Artık, işletmenizin banka hesaplarından finansal verileri otomatik olarak sisteminize alabilir ve işleyebilirsiniz. Bu entegrasyon sayesinde, banka işlemleri doğrudan YEMEKÇİ MRP/ERP sistemine aktarılır ve finansal kayıtlar güncellenir. Böylece, finansal süreçler otomatik hale gelir ve manuel veri girişi hatalarının önüne geçilmiş olur. Banka hesap bakiyelerinin takibi ve mutabakatlar işletmeler için çok önemli iş akışlarındandır. YEMEKÇİMRP/ERP yazılımıyla, banka hesaplarınızın güncel bakiyelerini izleyebilir ve işletmenizin finansal durumunu gerçek zamanlı olarak takip edebilirsiniz. Bankalar aracılığı ile tedarikçi ve çalışanlara yaptığınız ödemeleri YEMEKÇİ MRP/ERP yazılımı üzerinden toplu ödeme talimat tablosu ile otomatik olarak gerçekleştirebilirsiniz. Bu sayede, ödeme süreçlerini hızlandırır, manuel hataları azaltır ve ödeme takibini kolaylaştırmış olursunuz. YEMEKÇİ MRP/ERP sisteminde ilgili tanımlanan kişiler, bir müşteri ödemesi alındığında veya bir hesapta yetersiz bakiye olduğunda otomatik olarak bildirim alır. Bu şekilde, işletmenizin finansal süreçlerini daha iyi yönetebilir ve anormal durumları hızla tespit etmiş olursunuz. İşletmenizin bankalarla entegre olarak online çalışan bir yazılım sisteme sahip olmasının ve kullanımının avantajları arasında zaman tasarrufu, veri doğruluğu, finansal görünürlük ve iş süreçlerinin otomasyonu bulunur. Çözbim yazılım olarak geliştirdiğimiz bankalardan otomatik veri aktarım entegrasyonunu, tüm işletmelerin kullanımına sunmaktan dolayı mutluyuz. ÇÖZBİM, YEMEKÇİ MRP/ERP sisteminde bankalar entegrasyonu
27
28 Temmuz zamlarını dört gözle bekleyenler için kritik sürece girildi. Ancak kurdaki değişimin çarşı pazar fiyatlarına henüz tam yansımamış olması, artışın da sınırlı olacağı endişesine neden oldu. Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, TL’nin değer kaybetmesinin kur geçişkenliği yoluyla enflasyonu beslemesi kaçınılmaz olduğunu hatırlattı. “Emeğiyle geçinen insanlar, temmuz zammını beklerken her ay düşen satın alma güçleriyle bunun etkisini daha az et, peynir, taze meyve-sebze tüketerek yakından hissedecek.” değerlendirmelerini yaptı.Türkiye’de giderek derinleşen gelir dağılımı bozukluklarının hane halkı harcamalarına da belirgin biçimde yansıdığını anlattı. “Örneğin en yoksul %20 gelirlerinin %35.8’ini gıdaya harcarken, bu oran en zengin %20’de %16.6 düzeyinde kalıyor. Buna karşın her 100 TL’lik gıda harcamasının sadece %10.3’ünü yoksullar, %29.4’ünü zengin %20 yapıyor. Bu yoksulların gelirlerinin büyük kısmını gıdaya harcasa da az yiyebildiklerini, daha kalitesiz ürünlere yöneldiklerini gösteriyor.” değerlendirmesini yaptı. Prof. Dr. Kozanoğlu, seçim sonrası ekonomik görünümünü değerlendirdiği konuşmasında TUİK’e göre yılın ilk 5 ayında fiyatların %15.26 arttığını vurguladı. Kozanoğlu, doğalgaz fiyatlarının sıfır kabul edilmesiyle TCMB’nin hesaplamalarına göre enflasyonun %2.4 gerilediğini söyledi. Temmuz zamları yapılırken kurdaki değişim henüz çarşı pazar fiyatlarına sınırlı yansımış olacak. Kur geçişkenliği %15-20 tahmin ediliyor. Dolar kurunun 30 TL olması halinde enflasyon, %7.5-10 arasında artacak.” dedi. “En az pay eğitim, kültür ve sanata” Mayıs 2023 enflasyon rakamlarında ÜFE-TÜFE makasının %1,2’ye kadar gerilediğini, sepet kurun artışıyla önce üretici fiyatlarının artacağını, makasın açılmasıyla da bu maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına yansıyacağına dikkat çekti. Sade yurttaşın yaşamına olumsuz etkileri olacağını belirten Kozanoğlu, TUİK’in Hane halkı Bütçe Araştırması’na göre halkın artan enflasyon nedeniyle üç temel harcama kalemine; %22.8 ile gıda, %22.4 ile kontu ve kira, %21.3 ile ulaştırmaya sıkıştığını, toplamda tüketim harcamalarının yaklaşık üçte ikisinin, %66.5’inin bu kalemlerden kaynaklandığını ortaya koyduğunu söyledi. Eğitime ise ancak %1.4, sağlığa %2.5, eğlence ve kültüre ise %2.5 pay ayrılabildiğine işaret etti. Kozanoğlu, “Eğitim, sağlık ve kültürün toplam payının %6.4 ile sınırlanması, gelecek kuşakların sağlıklı, bilgili, donanımlı bireyler olarak üretim sürecine katılmaları için de büyük bir handikap oluşturuyor.” değerlendirmesini yaptı. “Eğitimde zengin ve fakir arasında 40 kat harcama fark oluştu” Bu uçurumların eğitim, eğlence ve kültür, sağlıkta daha da derinleştiğini kaydeden Kozanoğlu’na göre, her 100 TL’lik eğitim harcamasının 59,6 TL’sini zenginler, 1,5 TL’sini yoksullar yapıyor. Bunun 40 kat daha fazla bir harcamaya denk geldiğine işaret ederek, “Eğlence ve kültürde zenginler her 100 TL’nin 38.2 TL’sini, yoksullar ise 4,9 TL’sini harcıyor. Burada da 35 katlık bir harcama gücü farkı ortaya çıkıyor.” dedi “Emekli için eğlence hayal” Araştırmanın emekliler ile ilgili sonuçlarına da değinen Kozanoğlu, gelirlerinin %28’ini gıdaya, %28.6’sını konut ve kiraya ayırmalarının dikkat çekici olduğunu belirtti. İkisinin toplamı %56.6, ortalamanın oldukça üzerinde. Böyle olunca emeklilerin gelirlerinin ancak %3.0’ünü eğlence ve kültüre, %2.9’unu lokanta ve otellere harcayabildiklerini anlattı. “Halbuki insanlarımızın emeklilik dönemlerinde daha fazla eğlenmeye, kültür olanaklarından yararlanmaya, ahir ömürlerinde lokanta ve otellere gidebilmeye hakları olmalıydı.”dedi. “Gaye Erkan’ın finansal riskler uzmanlığı avantaj” Prof. Dr. Kozanoğlu, Gaye Erkan’ın TCMB Başkanlığına, Şahap Kavcıoğlu’nun ise BDDK Başkanlığına atanmasını da değerlendirerek, ekonomi yönetiminde tüm yetkilerin Mehmet Şimşek’e devredilmediği izlenimi oluşturduğunu söyledi. Gaye Erkan’ın şu ana kadar hiçbir kamu görevi yapmaması, doğrudan merkez bankalarında çalışmamış olması eleştirilebileceğini, ancak bankacılık sisteminin işleyişi, finansal riskler üzerine olan uzmanlığının ise avantaj olduğunu söyledi. Kozanoğlu, “Gaye Erkan’ın kariyerinin büyük ölçüde ABD’nin en büyük yatırım bankası Goldman Sachs’ta, sonra da şimdi Atlantik ötesinin Wall Street’in adayı diye düşünülebilir. Goldman Sachs, temsilcilerinin hükümetlerde etkili mevkilere gelmesini sağlayan, her işten karlı çıkmasıyla bilinen bu anlamda “Goldman hep kazanır (Goldman always wins) sloganıyla bilinen bir banka. Erkan’ın buradan MB Başkanlığına sıçraması Goldman’ın başarılarında yeni bir sayfa kabul edilebilir.” Yorumunu yaptı. “Vatandaş daha az et, peynir ve meyve-sebze tüketecek” Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu: Ekonomi Haziran -Temmuz-2023 Sarıcalı Mah. Yunus Emre Cad. Özakkaya Fırın No: 23 İç Kapı No: 1, Çarşamba/Samsun [email protected] Müşteri Hizmetleri: 444 0 751 (09:00-21:00)
29 Sarıcalı Mah. Yunus Emre Cad. Özakkaya Fırın No: 23 İç Kapı No: 1, Çarşamba/Samsun [email protected] Müşteri Hizmetleri: 444 0 751 (09:00-21:00) https://tarihiozakkayafirini.com.tr @tarihiozakkayafirini (7/24) WhatsApp Destek Hattı: +90 541 915 48 68 Türkiye'nin neresinde olursanız olun siparişleriniz karşılanmaktadır
30 Bilimsel Tavukçuluk Derneği (WPSA Türkiye Şubesi) Yönetim Kurulu Üyesi [email protected] Yüce CANOLER Ziraat Yüksek Mühendisi Haziran -Temmuz-2023 Bir önceki sayıda TMMOB tarafından yayımlanan araştırmanın GIDA SANAYİİ bölümünü sizlere sunduğumu hatırlarsınız. Bu sayıda araştırmanın MÜHENDİSLER bölümünü ve sonuç değerlendirmesini bulacaksınız. Gıda Fabrikalarında Mühendisler Bu sanayi dalında çalışan mühendislerin %88,7’si ücretli konumundadır. %4,2 mühendisin firma ortaklığı ya da sahipliği bulunmaktadır ki bu çok düşük bir orandır. Bu durum mühendislerin emek güçlerini satarak sanayide var olabildiklerini ortaya koymaktadır. Bu sanayi dalında çalışan gıda mühendislerinin %55,7’si, kimya mühendislerinin %50’si kadın iken ziraat mühendislerinin %73,2’si erkektir. Üniversite eğitiminin yeterlilik düzeyi üç mühendislik dalı arasında değişiklik göstermekte olduğu, kimya mühendisleri arasında yeterli değil diyenlerin oranı %34,4, gıda mühendislerinde bu oranın %46,7, ziraat mühendislerinde %44,6 olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde düşük ücretlerle çalışan mühendislerin, işyerlerinde mühendislik harici başka işleri de üstlendikleri, kurumsallaşmamış işyerlerinde mühendislerin konumlarının ve görevlerinin net tanımlarının yapılmamış olduğu anket sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıca üretim sürecinde mühendislerin vasıf ve düzeyini güncelleyip geliştirecek işyerinde eğitim faaliyetlerinin azlığı ve yetersizliği de tespit edilmiştir. Mühendislerin %66,9’u yaptıkları işi mühendislikle ilişkili buluyor. Ancak “Yaptığınız işi mühendis olmayan biri yapabilir mi?” sorusuna, gıda mühendislerinin yaklaşık %60’ının, ziraat ve kimya mühendislerinin yaklaşık %40’ının “evet” olarak yanıt verdiği belirlenmiştir. Yüksek teknolojiye sahip işletmelerde çalışan, gelir düzeyi yüksek mühendisler işlerini mühendis olmayan birinin yapamayacağını düşünerek soruya “hayır” yanıtını veriyorlar. Her iki yanıtın üzerinde önemle durulması gerektiği açıktır. Düşük teknolojiye sahip işletmelerde çalışan mühendislerin verdiği “eve” yanıtı, halen yapmakta oldukları işlerin teknik bilgiden çok idari beceri gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Gıda sanayiinin teknolojik düzeyi ve gelişmişlik durumunun iyileşmesi oranında, mühendislik gereklerinin uygulanmasına, yani mühendis istihdamına duyulan ihtiyacın artırmasına sebep olduğu gerçeği bir kez daha hatırlanmalıdır. Mühendislerin %56,6’sı üretim alanındaki karar ve denetim süreçlerinde etkili olduklarını ifade etmişler. Geriye kalanlardan “Biraz etkiliyim”, “Hiç etkili değilim” ya da “Bilmiyorum” cevabı verenler azımsanamayacak kadar çoktur. Gıda sanayii dalındaki mühendisler haftalık 45 saatin üzerinde çalışıyorlar. 45-55 saat çalışanların oranı %37,2, 55 saatin üzerinde çalışanların oranı ise %19,1’e ulaşmaktadır. Mühendislerin %32,5’i ise haftada 30-45 saate çalışmaktadır. Gelir yükseldikçe mühendisler daha kurumsal iş saatleri içerisinde çalışıyorlar. Ek ve uzun süreli çalışmalarına rağmen gıda sanayiinde çalışan mühendislerin %71’i fazla mesai ücreti almamaktadır. Gıda sanayii dalında fazla mesai fiilen yoktur. Kurumsallaşma yolunda mesafe kat etmiş işletmeler ile büyük ölçekli işletmelerde dahi fazla mesai uygulaması bulunmuyor. İşyerinde çoğunlukla prim de uygulanmamaktadır. Mühendislerin %81’i prim almazken, %13’ü prim aldığını belirtmiştir. İşyerleriyle mühendisler arasında yapılan istihdam sözleşmelerinden %35,6’sı “belirsiz iş sözleşmesi” şeklindedir. İşverenin her an işe son verme riskini taşıyan bu çalışma şekli mühendislerde istihdam güvencesizliğine sebep olmaktadır. “Belirli süreli iş sözleşmesi” belli sürelerin sonunda yenilenmeyi gerektiriyorsa da mühendislerin %47,8’si bu şekilde istihdam edilmektedir. Ankette mühendislerin işle ilgili gelecek kaygıları; %14,3 düzenli iş alamama, %18,3 düzenli ücret alamama, %25,8 işten çıkarılma, %11,3 işyerinin kapanması ve %23,3 meslek dışı işlerde çalıştırılma olarak sıralanmıştır. Hemen hemen tüm mühendisler (%89,9) SSK kapsamında, çok az sayıda (%2,1) mühendis Bağ-Kur kapsamında, yine çok az sayıda (%2,1) sigortasız çalışmaktadır. %61 kadarında ayrıca bireysel emeklilik sigortası olduğu anlaşılmıştır. Gıda sanayii ve mühendisler - 2
31 Ankette yer alan “Bir şansınız olsa yine mühendislik mesleğini seçer miydiniz?” şeklindeki soruya, gıda mühendisleri %48’i, kimya mühendislerinin %36,8’i, ziraat mühendislerinin %25’i “Bu mesleği seçmezdim” yanıtı vermişlerdir. Sonuç Araştırmanın bu yazıda yer almayan kısımlarıyla birlikte bütünü üzerinde yapılan nihai değerlendirme, sonuç bölümünde tarafımdan aşağıdaki şekilde özetlenmiştir; “Üretim sürecinde vasıfsızlaşma Gıda sanayiini Marmara’dan başlayıp, İzmir’den aşağıya Akdeniz Bölgesine doğru uzanan bir coğrafyada görüyoruz. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da gıda sanayiinin olmadığını bile söylemek mümkündür. Küçük ve orta ölçekli yerli sermaye hakimiyetinde, aile işletmeciliğinin baskın olduğu, orta-düşük ve düşük seviyelerde teknoloji kullanımının ağırlıkta olduğu bir yapı söz konusudur. Gıda sanayii, diğer sanayi kollarına göre kadın mühendislerin yoğun olduğu bir alandır. Genç bir mühendis profiline sahiptir. Diğer yandan kadın mühendisler oldukça genç iken, erkek mühendisler arasında “deneyimli” olarak nitelendirilebilecek bir kesim de vardır. Bu sanayi dalında yer alan mühendisler çalışma yaşamındaki işçileşme, düşük ücretler, uzun çalışma saatlerinden en sert biçimde etkilenenlerdir. Üretim sürecinde ikili bir yapı göze çarpıyor. Bir yandan teknoloji yoğunluğu düşük küçük-orta ölçekli işletmeler genç ve kadın mühendislere yönelirken, teknoloji yoğun büyük ölçekli işletmeler ise deneyimli erkek mühendisleri tercih etmektedir. Bu tercihin arkasında temel olarak ücretler belirleyicidir. Dolayısıyla genç kadın mühendisler daha düşük ücretler alırken, deneyimli erkek mühendisler daha yüksek ücretler alabiliyorlar. Gıda sanayiindeki mühendisler için en önemli tehdit meslek dışı çalışma olarak ortaya çıkıyor. Kurumsallaşmamış, küçükorta ölçekli işletmelerde mühendislerin iş tanımlarında olmayan farklı görevler üstlendiği gözlemleniyor. Bu süreç vasıfsızlaşmanın önemli bir boyutunu oluşturur. Vasıfsızlaşmanın başka bir boyutu, üretimde çok sık iş değiştirme olarak ortaya çıkar. Otuzuna gelmeden beş kez iş değiştiren mühendisler bulunuyor. Üretim sürecindeki önemli bir başlık ücretlerdir. İZP (İstihdamı zorunlu personel) kapsamında olan mühendislerin çoğunluğu, ilgili Odalar tarafından belirlenen asgari ücret düzeyinde ücretler aldığı, fakat İZP’li olmayanlar için TMMOB asgari ücretinin hiç uygulanmadığı söylenebilir Gıda sanayiinde mühendisler için çalışma hayatının köklü bir şekilde değiştiği çok açıktır. Bu değişimin özellikle çalışma hayatının vasıf, denetim, ücretler ve çalışma saatleri boyutlarında kendisini gösteriyor. Bu dönüşümün yarattığı tahribatın en temel sonuçlarından biri düşük ücret düzeyinde, vasıf gerektirmeyen ortamlarda uzun süre çalışmaya razı mühendisler yaratmak olmuştur. Bu yönde atılan her adımın mühendisler açısından sonucu ise uzun bir süredir yaşanan moralsizliğin ve yenilgi psikozunun derinleşmesidir. Toplumsal Yaşamda 3Y: Yalnız, Yabancı, Yorgun Mühendisler işyerlerinde yalnızlar. İş yaşamında ve günlük hayatta kendilerini güvende hissetmiyorlar ve bu da toplumsal sürece karşı bir yabancılaşma yaratıyor. Gelecek kaygısının yüksekliği ile yalnızlığın bir arada olması, erken yaşta yaşama karşı ciddi bir yorgunluk olarak ortaya çıkıyor. Gelecek kaygısının en önemli boyutunu güvencesizlik oluşturuyor. Mühendislerin, mesleki güvencesizlik deneyimi, belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalışmalarından kaynaklanıyor. Bu durum mühendislerin çoğunun kendi işyerini kurmak istemelerine yol açıyor. Daha fazla kazanmak ve mühendislik mesleğini etkin icra etmek bu isteğin temeli. Bunun için yeterli sermayeye sahip olmadıklarını ve piyasaya güvenmediklerini belirtiyorlar. Güvencesizlik beraberinde geleceksizlik kaygısını getiriyor. Gıda sanayiinin tümüne yayılmış bir gelecek kaygısının varlığı kendini gösteriyor. Mühendisler, apartman dairelerinde site içerisinde yaşıyorlar. İki mühendisten biri iş dışında işyerinden kimseyle görüşmediğini belirtiyor. Gıda sanayiinin yapısı gereği işyerindeki mühendis sayısının az olması sosyal ilişkilerin dar kapsamda kalmasına, gündelik hayatın bireyselleşmesine, kişinin topluma ve çevreye yabancılaşmasına neden olduğu düşünülüyor. Toplumsal ve Politik Talepler Mühendisler ezici bir çoğunlukla kamuda istihdam edilme talebine sahipler. Mühendisler işsizliğin nedenlerini belirtirken, istihdam politikalarının olmamasına ve kamunun yatırım alanından çekilmesine vurgu yapıyorlar. İstihdam politikaları ve kamunun yatırım alanından çekilerek bu alanı özel sektöre bırakması gibi nedenlerle, özellikle mühendisler açısından kamusal istihdam olanaklarının daraldığının farkındalar. Buna karşılık mühendisler, toplumsal taleplerinin nasıl bir siyasal projenin bileşeni olduğu ya da hangi siyasal proje tarafından bu taleplerin içerilebileceğine ilişkin belli bir görüş açısından yoksunlar.” Bu araştırmanın ortaya koyduğu durumu umarım kamu yetkilileri ve gıda sanayiindeki müteşebbis firma sahipleri dikkate alıp, koşulları iyileştirmek, verimliliği artırıcı gelişmeleri sağlama yönünde reformist düşüncelerle hareket ederler. Haziran -Temmuz-2023 Toplumsal Yaşamda 3Y: Yalnız, Yabancı, Yorgun Mühendisler işyerlerinde yalnızlar. İş yaşamında ve günlük hayatta kendilerini güvende hissetmiyorlar ve bu da toplumsal sürece karşı bir yabancılaşma yaratıyor. Gelecek kaygısının yüksekliği ile yalnızlığın bir arada olması, erken yaşta yaşama karşı ciddi bir yorgunluk olarak ortaya çıkıyor. Gelecek kaygısının en önemli boyutunu güvencesizlik oluşturuyor. Mühendislerin, mesleki güvencesizlik deneyimi, belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalışmalarından kaynaklanıyor.
32 F İstanbul; gıda ihracat platformu F İstanbul; fuar, online platform, b2b hizmetler ile bir fuardan daha fazlası Türkiye'nin en yenilikçi ve en hızlı büyüyen fuarı olan F İstanbul Gıda İhracat Fuarı’nın hazırlıkları devam ediyor. 12-14 Temmuz tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi, Yeşilköy’de düzenlenecek olan fuar, gıda sektöründeki son iş fırsatlarını, sektörün önde gelen firmalarını ve iş insanlarını bir araya getiriyor; fuar, gıda sektöründeki en son trendlerin sergilendiği, yeni ürünlerin tanıtıldığı ve iş birliği olanaklarının keşfedildiği zengin bir deneyim sunuyor. F İstanbul, Türkiye'nin en büyük fuar alanı olan İstanbul Fuar Merkezi, Yeşilköy’de gerçekleştiriliyor. Bu stratejik konum, uluslararası katılımcıların kolay erişim sağlamasını ve Türk gıda sektörüyle doğrudan bağlantı kurmasını sağlıyor. F İstanbul Gıda İhracat Fuarı, gıda sektöründe yenilikçilik, sürdürülebilirlik ve büyüme konularını vurgulayan geniş bir etkinlik programına sahip. Katılımcılar, dijitalleşme, teknolojik yenilikler, lojistik çözümleri ve e-ticaret gibi sektörün geleceğini şekillendiren konuları keşfedebilecekler. Ayrıca, fuar süresince düzenlenecek olan seminerler, paneller ve iş görüşmeleri, katılımcılara sektör liderleriyle doğrudan etkileşim ve bilgi paylaşımı imkânı sunacak. Gıda İhracat Fuarı F İstanbul Türkiye'de organize edilen; işlenmiş gıda, içecek, şekerleme, gıda katkı maddeleri, gıda işleme ve ambalaj endüstrisi dahil gıda sanayisinin tüm paydaşlarının katılımı ile gerçekleşecek geniş kapsamlı fuar olan F İstanbul’da firmalar, üretim konularına göre farklı salonlarda katılım ile ürünlerini sergileyecek. Fuar; Gıda ve İçecek Fuarı, Gıda, Ambalaj, Katkı Maddeleri ve Teknolojileri Fuarı, Market ve Mağaza Ekipmanları Fuarı, Kuru & Sert Kabuklu Meyve, Atıştırmalık Fuarı ve Bisküvi, Çikolata, Şekerleme Özel Bölümü kapsamında alanında tüm sektörleri tek çatı altında bir araya getirecek ve dünya gıda ticaretine yön verecek. 15 Bin Profesyonel Bir arada Klasik ihracat pazarlarımız Avrupa, BDT, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun yanı sıra uzak ülkeler stratejisi çerçevesinde bu yıl Güney Asya ve Güney Amerika pazarlarını hedef alan fuar, sektör devlerini profesyonel alıcılar ile buluşturacak. 96’dan fazla ülkeden toplam 15 bin profesyonel ziyaretçi beklenen fuar; gıda sanayisinde faaliyet gösteren 1000’den fazla markaya“müşteri eşleştirme programları” ile yeni ticari bağlantılar kurma fırsatı sunacak.Ayrıca 6 ve 7. hollerde yer alan teknoloji firmaları gıda üretiminin son trendlerini 3 gün boyunca ziyaretçilere tanıtacak. Hosted Buyer Programı ile İhracat Garantili Fuar So Fuar Grubu Kurucusu Özgür Sofuoğlu, “Gıda sektörü, uluslararası alanda ülkemizin geliştiği, markalaştığı ve rekabet gücünü artırdığı bir sektör olarak gelecek vaadediyor. Geçen yıl F İstanbul Fuarı 96 ülkeden 5586 profesyonel ziyaretçi ağırladı.F İstanbul'un en önemli özelliklerinden birisi de Türkiye'nin ihracatına katkı sağlamak isteyen tüm firmalara eşit mesafede olmasıdır. Katılımcı firmalarımızı, önceden ayrıntılı firma bilgilerini ve hedeflerini bizlere kayıt yaptırarak bildiren yurtdışından gelecek satınalmacılarla bir araya getirerek ikili iş birlikleri sağlayacakları özel alanlar oluşturacağız. Fuar, sürekli yeni ticari bağlantılar kurmaya hizmet edecek; üretici, ihracatçı, ithalatçı, toptancı, dağıtıcı, e-ticaret siteleri ve zincir marketleri buluşturarak bu yıl da gıda sektörünün tüm paydaşlarının katılımına açık olacak.” ifadelerini kullandı. F İSTANBUL FUARI HAKKINDA: So Fuar Grubu bünyesinde yer alan Federal Fuar ve Kongre Yönetimi şirketi tarafından düzenlenen F İstanbul Fuarı, 12 - 14 Temmuz 2023 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi, Yeşilköy’de gerçekleştirilecek. Klasik ihracat pazarlarımız Avrupa, BDT, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun yanı sıra uzak ülkeler stratejisi çerçevesinde bu yıl Güney Asya ve Güney Amerika pazarlarını hedef alan fuara; 96’dan fazla ülkeden toplam 15 bin profesyonel ziyaretçi bekleniyor. Fuar Haziran -Temmuz-2023
33
34 [email protected] Mehmet Baki ASUTAY Hijyen Grup Gıda Hijyeni Koordinatörü Haziran -Temmuz-2023 Gerek çalışma hayatımızda gerekse de normal yaşantımızda bakmakla görmek arasında nasıl ince bir çizgi varsa zaman içerisinde bazı sorunlarımızı, hatalarımızı, zamanla kabullenebilir, alışabilir ve/veya artık onları yok sayabilir, göremeyebilir, umursamayabilir hatta rahatsızlık bile duymayabiliriz. İşletme Körlüğü, Kurumsal Körlük, Yönetici Körlüğü, Örgütsel Körlük başlıkları altında anlatabileceğimiz bu konuyu ben gıda ve gıdayı işleyen, satan işletmelerde Hijyen Körlüğü olarak alt bir başlıkta irdelemek istedim. Sadece yönetici / şirket sahipleri ve çalışan personel değil biz tüketicilere de büyük sorumluluklar düşüyor. İnsanoğlu tuhaf bir yaratık, çok çabuk bazı konuları unutabiliyoruz. Örneğin; son yaşamış olduğumuz Salgın (Kovit-19) sanki hiç yaşanmamış gibi çoğu hijyen kurallarına uymamaya başladık. Dikkat ederseniz bu salgını artık umursamıyor gibiyiz. İşletme körlüğü, bir şirkette kullanılan yöntem ve uygulamalardaki hataların ve gelecekteki olası fırsatların ve risklerin çalışanlar tarafından algılanamaması sorunudur. Çünkü çalışanlar, zamanla şirketteki uygulamalara ve iş yapış şekillerine alıştıkları için sorunları, riskleri ve fırsatları görmeleri zorlaşır. Yöneticilerin, sürekli aynı işleri yapmalarından ya da sistemi uygularken düşülen hataları ve aksaklıkları görememelerinden kaynaklanan soruna Yönetici Körlüğü demekteyiz. Hijyen Körlüğü de işletmelerde zaman içerisinde umursanmaz bir duruma gelebiliyor. Çalışanlar özen göstermedikleri sürece iş verimi ve kalitesi düştüğü gibi sorunlar bir yumak gibi büyüyerek problem çıkartabilir. Takılan boneler sadece başın üstünü kaparken diğer tarafların açık kalması, artık sadece kadınların saçlarının uzun olduğu kadar erkeklerinde at kuyruklu uzun saç bırakmaları ve küpe takmaları, maskelerin ağız burunları kapatacağı yerde hiç takılmaması veya çeneyi, boyunu kapatması (sakal maskesi kullanılmaması), ellere takılan eldivenle her yere temas edilmesi (takılan eldivenler psikolojik olarak ellerin kirlenmesini önlediği düşünülerek eldivenle her yere temas edip çapraz bulaşmalara sebebiyet verilmektedir). Denetime gelen ilgili personeller bile zaman zaman uygun kıyafetler giymeden üretim alanlarında denetim yapmaktadırlar (kışın denetime gelen görevlinin soğuk diye ponponlu, kapşonlu, kürklü montuyla işletme, proses alanına girdiğine bile şahit olduk). Ülkemizde Gıda ve Gıda işletmelerinin Kontrol ve Denetimi, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetkili İl ve İlçe Teşkilatlarında görevli (Veteriner Hekim, Gıda Mühendisi, Ziraat Mühendisi vb.’nden oluşan) teknik personel tarafından yapılmaktadır. Bu kontrol ve denetimlerin nasıl yapılacağı “Gıda ve Yemin Resmi kontrolüne dair Yönetmelik” gerek Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün “Gıdanın Resmi Kontrolü ve İdari Yaptırım Prosedürü” ile detaylı olarak açıklanmıştır. Kayıt altında olan işletmeler Bakanlık tarafından hiç olmazsa denetime tabi tutulup bir sorumlu mühendis veya bir yetkili bulundururken küçük işletmeler sadece aldıkları ustabaşı, kalfalık belgeleriyle faaliyetlerini sürdürebilmektedir. (Simitçi gibi bir sokak satıcısının ilgili Belediyeden yer işgaliye izni alması gerektiği gibi Tarım Ve Orman Bakanlığı’ndan da Gıda Kayıt Belgesi alması zorunluluğu vardır. Siz bu belgeleri görmemezlikten geldiğiniz ve alış-veriş yaptığınız sürece her türlü Gıda zehirlenmesine ve Hastalık kapma riskiyle karşı karşıyasınızdır. Sokak satıcısının hastalık taşıyıp taşımadığını siz bilemezsiniz. Ancak Bakanlık görevlileri kanuni taşıyıcı (portör muayene raporu) ile denetleyebilirler.Ekmek parasıdır diye saygı duyduğumuz her gün alışveriş yaptığınız küçük büfeler, döner büfeleri, ayak üstü atıştırma yaptığınız kokoreççisi, börekçisi, simit salonları, pastaneler, kasabı, manavı benzeri yerlerde hijyen kuralları maalesef göz ardı edilmektedir. Sabah işe giderken küçük bir büfeden aldığınız tost, sosisli sandviç aynı kişi tarafından hem yapılmakta hem parası alınmakta hem yanında sigara, gazete vb. ürünler satılmaktadır (Açıkta satılan ve çoğu kayıt Hijyen Körlüğü ve Bir Çağrı - Teklif
35 Haziran -Temmuz-2023 dışı olan simit, poğaça, börek, sandviç, köfte, balık ekmek, midye dolma, tavuklu, nohutlu pilav, turşu vb. ürünleri hiç sormayın bile). Kayıtlı işletmelerin bile denetlenmesinde yetersiz kalınırken kayıt dışı işletmeleri siz düşünün. Şimdi sizlere soruyorum bu işletmelerinin hangisi çalıştıkları ortamın hava dezenfeksiyonunu yaptırıyor. Küçücük bir büfe içinde kaynayan sosis kazanından çıkan buhar tavana yapışıp daha sonra oluşan küf ve mayalar size hediye olarak geri dönüyor. 2-3 metre kare alan içinde ne ellerini ne de kullandıkları malzemeleri yıkama yeri aynı küçücük bir evye içinde oluyor. Hatta bazılarında yer olamadığı için büfenin dışında küçücük bir su varilinin içinde yıkama yapılıyor. Her ne kadar küçük işletmeler de uygulanamadığı gibi kayıtlı ve büyük işletmelerde de hava ve ortam dezenfeksiyonu uygulaması maalesef yok denecek kadar az (Bu konuda bakanlığımızın Hava ve Ortam Dezenfeksiyonu için acilen bir yönetmelik çıkartması gerekir. Zira ülkemizde gıda sektörü için halen bir standart mevcut olmadığı gibi denetmeleri de yapılmıyor). Kayıtlı işletmelerde üretim giriş alanlarında Hijyen Paspas veya Hijyen Turnikeleri mevcut (gıda kodeksimizde hijyen paspasların üretim giriş ve tuvalet çıkış kapalılarında kullanılması şartı var). Bu sayede tuvalet kaynaklı mikroorganizmaların üretime bulaşmaları engellenmiş oluyor. Ancak gelin görün ki ya işletmelerde paspas yok, bir kenara atılmış ya da içlerinde dezenfektan olmadığı için tam tersine mikrop yuvasına dönüşmüş. ( 5 Yıldızlı turistik otellerimizde bile tuvalet kaynaklı e-coli bulaşmasından dolayı İngiliz’ler ülkemize soruşturma açmaya başlıyor). Küçük bir işletmede ise arka tezgâhta üretim yapılırken ön tezgâhta müşterilere ikram yapılıyor. El yıkama evyesinin yanında küçük bir tuvalet varsa sadece kapısının direkt üretim kısmına açılmaması şartı var ama o da çok uygulanmıyor. Hijyen paspas zaten yok. Tuvaleti kullanan müşteri tuvalet kaynaklı mikropları yemek yediği alana taşırken çalışan personel, servis elemanı da üretime taşımaya yardımcı oluyor. Zaten sektördeki tuvaletler başlı başına bir sorun. (Bakınız www.cateringguidedergisi.com. AGUSTOS 2016 Modern Tuvaletler Hijyenik Sorun Yaratıyor (mu?) adlı yazım) Yazımın başında bu konu hakkında da Bakanlıklarımıza, Meslek Odalarımıza ve tüm Tüketicilerimize bir Çağrım /Teklifim var demiştim. Nasıl ki işletmeler kanuni zorunluluk olarak Vergi Levhalarını diğer kanuni evraklarını asma zorunlulukları varsa İşletmenin HİJYEN DENETİMİ veya başka bir başlık adı altında ne zaman ve kimler tarafından denetlendiği gösteren belgeyi de asma zorunluluğu getirilsin. Bu sayede biz tüketiciler o işletmenin en son ne zaman denetlendiğini (hatta geçerli kaç not aldığını) veya ne kadar süredir denetlenmediğini görme imkânımız olur. Şimdi diyeceksiniz ki zaten bakanlık yeterince denetim yapamıyor bu işi nasıl yapacak. İşte bu noktada sivil toplum kuruluşlarının, odaların ve biz tüketicilerin gücü ortaya çıkıyor. Biz tüketiciler denetlenmemiş firmalardan alışverişi kesersek hem tüketiciler hem de işletmeler denetim evrağını almaları için ilgili mercilere baskı yapacaklar. Bu sayede ilgili birimler denetimlerini artırmak zorunda kalacaklar. 3-5-10 yıl hatta hiç denetlenmemiş firmalar var. İlgili merciler bu konuda istihdamı sağlamak zorundalar. Haksız rekabet ve kazançta bir nebze önlenmiş olacak (Bu küçük işletmelerin halen motorlu yemek taşımasının kanunlarımızda yeri olmadığını biliyor musunuz). Diğer taraftan bağımsız ve üçüncü göz olarak denetleme yapmaya yetkili firmalara destek olunmalıdır.Sektörde nitelikli eleman bulmak çok zorlaştı, genç nesil rahat ve kolay para kazanmak istiyor. Büyük şehirlerde vasıfsız işçi bulmak bile zorlaştı. Asgari ücretle çalışan genelde eğitim seviyesi düşük elemanları iç ve dış eğitimlerle de desteklemek, bilinçlendirmek zorundayız. Bu iş içinde Son olarak EĞİTİM ŞART, EĞİTİM, EĞİTİM. Yılda 1 kez yapılan zorunlu ve göstermelik olarak yapılan eğitimler gerçek manada sınava tabi tutularak ciddi bir şekilde ele alınmalı ve gıda sektörümüzü hak etmiş olduğu yere taşımalıyız. KAYNAK 1-SN. ENGİN GÜNER- YEMEKDER BAŞKANI, Çalışma Notları 2-ORGANİZASYON VE YÖNETİM BİLİMLERİ DERGİSİ Cilt 4, Sayı 1, 2012 ISSN: 1309 -8039 (Online)İŞLETME KÖRLÜĞÜ, SİLO SENDROMU VE ÇÖZÜM ÖNERİSİ OLARAK ÖRGÜTSEL ZEKA
36 Ozon tanımı, (aktif oksijen) genel özellikleri Ozon üç oksijen atomundan oluşur. (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. O3 oda sıcaklığında renksiz, karakteristik kokusu olan bir gazdır. (fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). İ smi Yunanca “koklamak” manasına gelen ozein’den gelir. Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein (1799-1868) tarafından 1840 yılında keşfedildi. Çok güçlü okside etme ve çok etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, ortam havası ıslah etme ve koku giderme, içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde, gıda sanayinde mikrop öldürücü , çeşitli üretim tesisleri ile fabrikaların baca gazı ıslahların da yaygın olarak kullanılmaktadır. Aktif oksijen (Ozon O3) bilinen en etkili mikrop öldürücü ve koku gidericidir. Güneşin ultraviyole ışını ve yıldırım anında ortaya çıkan elektrik arkları ile oluşan ozon, dünyanın etrafında koruyucu kalkan olarak mevcuttur ve canlıları güneşin radyasyon etkisine karşı korur. Yıldırımlar sonucu oluşan ozon, havayı temizler. Özellikle yükseltilerde ve deniz kenarlarında, taze hava kokusu diye içimize çektiğimiz, havada bu hissi oluşturan, yıldırımlar sırasında meydana gelmiş olan ozondur. Mevcut en güçlü oksidan olan O3 çevre dostu olup elde edilmesinde kimyasal madde gerektirmez depolanamaz kullanım yerinde üretilmelidir. Mikropları, bakterileri, virüsleri öldürür, küf, spor, jerm ve mantarları anında okside eder. Havadan üreyen bakteri (airbornebacteria) oluşumunu engeller, kimyasal maddelerden kalan atıkları elimine eder, klordan 3125 kat daha etkilidir kalıntı bırakmaz sağlıklı yaşam alanı sunar kokuları yok eder. (Sigara, balık v.s.) Kanatlı yetiştiriciliğinde ozon uygulamaları Tavuk üretim çiftliklerinde ozon uygulaması sayesinde içme ve kullanım sularının ozonlamasıyla tavuklara içme suyundan bulaşan zararlı bakterilerin (E.coli,Salmonella vb.) yok edilmesi sağlanır. Ozon uygulanan kümeslerde yetişen tavuklar, Daha az hasta olurlar Daha az aşı ve ilaç kullanarak üretim yapıldığı için tüketiciye daha sağlıklı ve kaliteli ürünler sunulur. Kümeslerdeki suluklarda ve su nipellerinde oluşan biofilm tabakasının oluşumunu engellemek suretiyle civciv/ tavuk büyüme aşamasında temiz ve sağlıklı su tüketilmesini sağlar. Kanatlı kesimhanelerinde önemli miktarlarda tüketilen suyun ozonlanarak kullanılması, dezenfeksiyon için son derece önemlidir. Ozon gazının kanatlı hayvan sanayinde diğer bir kullanım alanı da, kuluçka makinelerinin, folluklarının, üretim çiftliklerinin dezenfeksiyonudur. E.coli, Pseudomonas fluorescens vb. zararlı hastalık ve ölüm oranını arttıran mikroorganizmaların ozon gazı ile bertaraf edilmesi önemli ve en etkili çözümdür. Ozon gazı yumurtalara uygulandığında, ozonlanmış su ile yıkanan yumurtaların kabuklarındaki mikrobiyal yük azalır. Ayrıca ozonlanan kuluçka kabinlerindeki havada Salmonella ve toplam canlı sayısında %75-99 arasında azalma meydana gelir. Yumurtaların depolanmasında nem kaybı nedeniyle, yumurta kabuğunda oluşabilecek büzülmeyi engellemek amacıyla yüksek nem gereklidir. Ancak yüksek nem, küf gelişimine sebep olmaktadır. Ozonlu atmosferde, %90 nem ve 0°C’de 8 aya kadar depolanan yumurtalar küf gelişimi olmadan depolanabilmektedir. Tavuk Üretiminde Ozon Kullanımının Faydaları; ◆ Çiftlik ortamındaki gazları kırıp hava kalitesini artırarak bakteri gelişimini engeller. ◆ Civciv ve tavuklar daha sağlıklı beslenir ◆ Çevresel faktörleri iyileştirerek, hayvanların hastalanma oranını azaltır ◆ Üretim için daha az aşı ve ilaç kullanımını sağlar. ◆Ürün üzerinde hiçbir kalıntı bırakmaz, çevre dostudur. ◆Üründeki mikrobiyal yükü önemli ölçüde azaltılmakta ve ürünün raf ömrü uzamaktadır. Tavuk kümeslerinde ozonlu hava ve içme suyu ozonlama sistemi nin avantajları nelerdir? OZON’lu su, hastalık ve ölüm sayısını azaltırken su tüketimini, hayvan büyümesini ve üremeyi iyileştirir. Suda çözünen ozon, E-coli başta olmak üzere bilinen tüm bakteri ve virüsleri tamamen Kanatlı yetiştiriciliğinde ozon kullanımı Mehmet EFE Genel Müdür - PCS Elektronik Müh.Dan.Bil.İnş. ve San.Tic.Ltd.Şti Kanatlı hayvan sağlığı Haziran -Temmuz-2023
37 Haziran -Temmuz-2023 yok eder. Kimyasallara gerek yoktur, suda hiçbir kalıntı bırakmaz tamamen doğaldır. Ozon ayrıca ağır metalleri oksitleyerek sudan uzaklaştırılmasını sağlar. İlaç ve antibiyotik kullanımını ciddi oranda azaltır. Tesislerde su kalitesini iyileştirmek için ozonun kullanılmasının birçok üretici için maliyet tasarrufu sağladığı kanıtlanmıştır. • Çiftlik ortamındaki gazları ( karbondioksit, amonyak vb.) kırıp hava kalitesini arttırır. • Çiftlik ortamında Bakteri gelişimini engeller • Dışarıdan gelecek her türlü bakteri ve virüsü ortam havasından uzak tutar. • Çevresel faktörleri iyileştirerek, hayvanların daha az hasta olacakları bir seviyeye getirir. • Üretim için daha az aşı ve ilaç kullanımını sağlar. • Ürün üzerinde hiçbir kalıntı bırakmaz, çevre dostudur. • Tavuk üzerindeki stresi azaltır, kilo alımına yardımcı olur, ölüm oranlarını düşürür. • Altlığın kuru kalmasını sağlar ve altlıkta bakteri oluşumunu engeller. • Ortamdaki kötü kokuyu azaltır. • Tavukçuluk sektöründe sıklıkla rastlanan ve ciddi oranda performans ve kazanç kayıplarına yol açan özellikle E-coli, coliform, salmonelle vb. bakterileri tamamen yok ederek suyunuzu %100 steril hale getirir. • Bağışıklık sistemini güçlendirerek Hastalıkları ve ölüm oranlarını azaltır. Sindirimi hızlandırır. • Suyun kalitesini (rengi, tadı, kokusu) iyileştirir. Ağır metalleri sudan uzaklaştırır. • Kimyasal madde kullanımına gerek duyulmaz. Hammadde ihtiyacı yoktur. • İlaç ve antibiyotik kullanımını ciddi oranda azaltır. Tavuğun genel sağlığını iyileştirir. • Kısa süre içerisinde yatırım maliyetini tolere ederek işletmeye uzun vadede ciddi kârlılık sağlar. Tavuk kümeslerinde ozonlu hava ve içme suyu ozonlama sistemi uygulama çalışmaları performans değerlendirmeleri Yapılan çalışmalarda toplam 14 kümesten oluşan çiftliğin iki ayrı kümesinde uygulama yapılmıştır. Uygulama kümeslerinde kümes içlerinin kaba temizliği yapılıp dezenfektanlarla yıkanıp kurutuldu, temiz altlıkların serilmesinin den sonra ortama dört saat süreyle kümes ortam havasına DEZENMATİK 30 SDOx cihazı ile ozon uygulandı. Kümes ortam havasına ozon uygulaması öncesi alınan hava örnekleri, kümes duvarlar ve içme suyu hattı, nipellerden alınan swab örnekleri ile Dört (4) saatlik Ozon uygulaması sonrası alınan örneklerin mikrobiyolojik analiz sonuçları karşılaştırıldığında; *Hava örneklerinde Toplam canlı üreme oranlarında %95 lik bir azalma *Swab örneklerinde Toplam canlı üreme oaranların da %95 lik azalma ile Koliform bakteri üreme oranlarında ise %100 lük bir azalma tespit edilmiştir. İki uygulama kümesinde içme suyu ozonlama sistemi uygulaması ile içme sularının mikrobiyolojik ve kimyasal ıslahı ve kanatlılara oksıjenden zenginleştirilmiş su verilmesinin kanatlılarda verime etkileri incelenmiştir. İki uygulama kümesinde içme suyu ozonlama sistemi uygulaması ile içme sularının mikrobiyolojik ve kimyasal ıslahı ve kanatlılara oksijenden zenginleştirilmiş su verilmesinin kanatlılarda verime etkileri incelenmiştir. Kümeslerde içme suyu ozonlama sistemi uygulaması, sudaki ozon (O3),oksijen (O2) ve redoks değerlerini anlık olarak ölçüp, bildirmekte ve uzaktan kontrol edilerek istediğimiz seviyelerde ayarlama yapılmasına imkân veren bir sistemdir. İçme suyu ozonlama sistemi uygulamasında ilk iki (2) hafta ozon seviyesi ortalama 100ppb (70/130) sonraki üç hafta ( 3-5 haftalar) ortalama 150ppb (130/180) seyreltme sonrası kesime kadarki son dönemde ortalama 200 ppb (180/ 250 ) olarak uygulanmıştır. Tavuk yetiştiriciliği konusunda verimi etkileyen bir diğer önemli konu olan Kümes içi Amonyak ve karbondioksit miktarı ölçümü izlenmesi ve gerektiğinde müdahale edilmesini sağlayan hava kalitesi otomasyon sistemi deneme kümeslerimizde denenmiş ve ortam havası kontrolü sağlanmıştır. İÇME SUYU OZONLAMA SİSTEMİ VE KONTROL PANELLERİ
38 Haziran -Temmuz-2023 Uygulama yaptığımız Çiftlik tarafından yapılan dönem raporunda uygulama kümeslerimizin performansına ilişkin değerlendirmeler ; •İçme suyu olarak kullanılan suyun ozonlama öncesi ve sonrasında yapılan mikrobiyolojik analizi sonucu Toplam canlı %99, Koloform %100, EColi%100 oranında azalma tesbit edilmiş, kimyasal olarak kirliliğe sebebiyet verecek bir değere rastlanmamıştır. • İçme suyu nipellerinde ozonlama öncesi ve sonrası yapılan swab örnekleri mikrobiyolojik analiz sonuçlarında Toplam canlı oranlarında %100 lük bir azalma ile biyofilm oluşumunun tamamen ortadan kalktığı tesbit edilmiştir. • "PUAN" değerlendirmesinde uygulama kümeslerimiz sıralamada sadece 3R390-1 ırkı içeren 6 kümes dikkate alındığında ilk iki sırayı almışlardır. • "TOPLAM-ÖLÜM" oranının azlığı sıralamasında çiflikteki 14 kümes içerisinde uygulama kümeslerimizden biri2. sırada diğeri 6. sıradadır. Sadece 3R390-1 ırkı 6 kümes değerlendirildiğinde ise kümeslerimizden biri 1. sırada ve diğeri 3. sıradadır • "YEM DEĞERLENDİRME" performansında çiflikteki 14 kümes içerisinde uygulama kümeslerimizden biri 2. sırada diğeri 4. sıradadır. Sadece 3R390-1 ırkı 6 kümes değerlendirildiğinde ise kümeslerimiz ilk iki sırayı almışlardır. CO2 SENSÖRÜ CO2 SENSÖRÜ GRAFİĞİ Pandemi dönemi ile birlikte insan sağlığının önemi ve sağlıklı bir hayat sürdürmenin farkındalığı bir kez daha anlaşıldı. Gerek acil durumlarda gerekse uzun vadeli sağlıklı bir yaşam için sağlık harcamalarının kaçınılmaz giderler olduğunu belirten Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, “Pandemi dönemi ile birlikte sağlık bilincinin yeniden birinci öncelik haline geldiği bir dönem yaşadık, pandemi sonrası dönemde de bu bilincin devam ettiğini ve sigorta güvencesinin daha iyi anlaşıldığını gördük. Türkiye genelinde kişi başına yapılan sağlık harcamalarına baktığımızda 2020 yılında 2 bin 997 TL iken bu rakam sağlık enflasyonu, COVID-19 pandemisi ve artan tedavi masraflarıyla birlikte 2021 yılında %40,3 artarak 4 bin 206 TL’ye yükselmiş durumda. 2022-2023 yıl sonu sonuçlarında ise sağlık için yapılan harcamaların giderek yükseleceği de bilinen bir gerçek” dedi. Kişilerin ceplerinden yaptıkları sağlık harcamalarındaki artışa da dikkat çeken Gölpınar, “Hastanelerin tüm hastalardan aldığı ücretler artmış durumda. Yani kişiler tedavi masraflarını kendi cebinden ödediğinde yüksek maliyetler ile karşılaşmakta. Hanehalkları tarafından tedavi, tetkik, ilaç vb. amaçlarla kişilerin bütçelerinden yaptıkları sağlık harcamalarının 2021 yılında %40,5 artarak toplam 56 milyar 342 milyon TL’ye ulaştığını görüyoruz. Bu rakam ülke genelindeki toplam sağlık harcamalarının %15,9’una tekabül etmekte. Sağlık giderlerinin bireylerin kaçınamayacakları harcamalar kapsamında yer aldığını göz önünde bulundurursak, uygun fiyat seçenekli paketleriyle sağlık sigortasına sahip olmak günümüz için en akıllıca çözüm olmakta” açıklamalarında bulundu. ‘TSS’DE GELİŞİM TRENDİ DEVAM EDECEK’ Risk gerçekleşmeden önce sigorta güvencesine sahip olmanın gerekliliğine dikkat çeken Gölpınar, “Sigortacılık, bireylerin zor zamanlarında yanlarında olan bir hizmet. Sağlık sigortaları da bireylerin hayatlarına direkt dokunan bir alan olduğu için her zaman ayrı bir öneme sahip. Ülkemizde sağlık bilincinin artması, sağlıkta hastane hizmetlerinin gelişmesi, özel hastane sayısının artması ve her bütçeye hitap etmesi ile uygun bir seçenek olan tamamlayıcı sağlık sigortasına güven gelişmiş durumda. Bu nedenle gerek bireysel gerekse kurumsal alanda tamamlayıcı sağlık sigortasının gelişim trendinin devam etmesini bekliyoruz. Sadece bireyler için değil işverenler için de çalışana sağlanan çok faydalı bir yan hak olması açısından da önümüzdeki dönem TSS’ye gösterilen ilgi devam edecektir. Sağlık riski ile karşılaşıldığında, risk gerçekleşmeden önce bu güvenceye sahip olunması çok önem arz etmekte” ifadelerini kullandı. “Kaçınılmaz sağlık giderleri için sigorta en akıllıca çözüm” Kanatlı hayvan sağlığı
39 -Yüzey hhjyenn sağlama -SSgara ve kötü kokuların ggderrlmess -Küf, bakterr mantar bertaraf eddlmess -PET hayvan kokularının ggderrlmesİ -Tuvalet ve soyunma odası koku ggderme -Otel, lokanta vs ortak kullanım alanları hava arındırma -Soğuk hava depoları -İçecek şşşeleme alanları -YYyecek paketleme alanları -Otel ve restoran mutfakları -Balıkhaneler ve et kombbnaları -Bakllyat depoları -Muayenehaneler [email protected] www.pcselektronnk.com.tr Tel: 216- 4891720
40 Memnune DEMİREL Gıda Mühendisi [email protected] www.memnunedemirel.com.tr Haziran -Temmuz-2023 Bu Pazar, her Pazar olduğu gibi giydim spor ayakkabılarımı saldım kendimi sahile. Amaç; Biraz yürüyüş, biraz temiz hava, biraz da D vitamini malum yaş ilerliyor bazı şeyler artık daha kıymetli Yürüyüş sonrası zincir kahvecilerden birine bir şeyler atıştırmak için girdim; Kahve ve tulum peynirli domatesli poğaça aldım. İçerisi yine tıklım tıklım. Kulağımda yeni nesil müziklerden biri, kahvemi yudumlarken etrafıma baktım çeşit çeşit insan. Kimi sadece kahve içiyor yanında sohbet, kimi benim gibi bir şeyler atıştırıyor. Düşündüm; ailemle kahvaltıya gidecek olsam muhtemelen buraya gelmezdik. Çeşit çeşit kahvaltılıklar, menemen, omlet ve tabii ki yanında çay da olan bir yer olurdu seçeneğimiz. Bal ve kaymak ikilisi de olacak kesinlikle. Malum babam kahveden haz etmez, küçük kardeşimde öyle. Bana ikisi de olur Karadenizliyim çay yanında serpme kahvaltı da severim, kahve yanında beyaz peynirli omlet ve kruvasanda. Beyran çorbasına da hayır demem, et kavurmaya ya da tavada kızarmış zargana’ya da. Kahvaltı seçeneğim geniş benim. Yeme içme tercihlerimizi belirleyen ne? Eskilerin lezzetli yemeği tarif ederken kullandıkları ‘damak tadı ‘ . Tam ağzıma layık Peki, damak tadımız nasıl gelişiyor? Genç bir insanda ortalama 10.000 tane tat tomurcuğu var. Yaşlandıkça bu sayı giderek azalmaya başlıyor. Bu tomurcuklar 5 ana tadın keyfini çıkarmamızı onları keşfetmemizi sağlıyor. Acı, ekşi, tatlı, tuzlu ve umami. Damak tadımız; Doğduğumuz andan itibaren şekillenmeye başlıyor, önce anne sütüyle başlıyoruz tat duyumuzu keşfetmeye annemizin yedikleri var aromasında sonra mamaları deneyimliyoruz, ardından yavaş yavaş sebze ve meyveleri tatmaya başlıyoruz. Sonrasında doğduğumuz kültüre ait lezzetler. Bulunduğumuz coğrafya, aile yapımız, ekonomik durumumuz, dinimiz, ırkımız yeme alışkanlıklarımızı ve damak tadımızı biz büyürken zamanla şekillendiriyor. O zaman neden kardeşimle benim farklı tercihlerimiz var? Ben eğitimim için farklı bir şehre gidiyorum, kardeşlerim farklı şehirlere. Farklı kültürlerden arkadaşlarımız oluyor birbirimizin kültürüne ait lezzetleri deneyimliyoruz. İş hayatımız başlıyor, büyük şehir hızlı akan hayat yeme alışkanlığımızı farklılaştırmaya başlıyor. Pratik yiyeceklere yöneliyoruz. Evleniyoruz; farklı bir kültürden /aileden gelen eşimizin yeme alışkanlıklarını deneyimlemeye başlıyoruz. Ve yıllar içerisinde farklı deneyimlerle şekillenen yeme alışkanlıklarımız oluşuyor. Yeni lezzetlere tatlara önyargılı yaklaşmadan deneyimlemek yıllar içerisinde bu keşifte inanılmaz lezzetlerle tanışmamıza ve damak tadımızı geliştirmemize de olanak sağlıyor. Denemeden vazgeçmedim hiçbir lezzetten. Severim farklı lezzetleri tatmayı onları keşfetmeyi evet hepsinin hastası değilim belki fakat deneyimlemek tüm tat tomurcuklarımı kullanarak o hazzı yaşamak harika bir duygu. Sigara alışkanlığı, kullanılan ilaçlar, hastalıklar, yaşlanma gibi etkenler tat algısını değiştirip zayıflatabiliyor ne yazık ki. Kardeşlerimle zaman içerisinde farklı damak tatlarımız oluşsa da; Hepimiz için değişmeyen tek şey; annemizin yemeklerinin bu dünyadaki en lezzetli yemekler olduğu. ‘Anne köftesi ‘ ne çok duyuyoruz değil mi? Restoranlarda bile görürüz ama o bildiğimiz lezzet değil kesinlikle, başkası yaptığında da aynı değil. Her annenin elinden çıkan lezzet aslında kendi çocuğu için en güzeli, çünkü damak tadımızı ilk şekillendiren annemizin yemekleri. Çok denedim annemin yaptığı köfteyi yapmayı; Annem yanımda bana anlatırken bile yaptım ama hiçbir zaman onun ki gibi olmadı. Olamadı O kadar çok sevgi katamadım demek ki. Ağzınızın tadı bozulmadan, Sevgiyle kalın… Anne köftesi
41 Yılın en güzel zamanlarından biri olan yaz mevsimi, tatilin, sıcak ve güneşli günlerin de habercisi konumunda. Tatil günlerinin ağırlıklı olduğu bu mevsim boyunca birçok farklı rutin gibi beslenme alışkanlıkları da zaman zaman değişebiliyor. Sıcak havalar nedeniyle ağır ve rahatsız edebilecek yiyeceklerden uzak durulurken, daha çok sağlıklı ve serinletici özelliği olan besinler tercih ediliyor. Bu noktada da sağlıklı ve lezzetli dondurulmuş gıdalar öne çıkıyor. E. Özgörkey Group’un dondurulmuş gıda markası Feast, yaz aylarında tüketebileceğiniz hem lezzetli hem de besin değerleri yüksek olan dondurulmuş gıdaları sıraladı. Ferahlatan meyveler Dondurulmuş meyveler, yüksek sıcaklıklar nedeniyle serinlemek isteyenler için mükemmel bir seçim olarak öne çıkıyor. Dondurulmuş meyve çeşitleri, vitamin ve mineral bakımından zengin olup, sağlıklı bir atıştırmalık seçeneği sunuyorlar. Özellikle dondurulmuş böğürtlen, çilek ve frambuaz gibi meyveler antioksidan özellikleri sebebiyle yaz aylarında ağırlıklı olarak tercih ediliyor. Bu meyveleri aynı zamanda püre haline getirerek doğal ve sağlıklı bir dondurma alternatifi de oluşturabilirsiniz. Besin değeri yüksek sebzeler Dondurulmuş sebzeler besin değeri ve lezzet bakımından en az taze sebzeler kadar besleyici ve sağlıklıdır. Bu nedenle yaz aylarında dondurulmuş sebzeler, soğuk bir salata yapmak veya bir smoothie hazırlamak için ideal bir tercih olarak ön plana çıkıyor. Özellikle dondurulmuş fasulye, brokoli ve ıspanak gibi sebzeler tercih edilerek farklı lezzetler hazırlayabilirsiniz. İçinizi serinletecek dondurmalar Ev yapımı dondurulmuş yoğurt veya dondurma hem lezzetli hem de sağlıklı bir yaz atıştırmalığıdır. Yüksek protein ve probiyotik bakımından zengin olan yoğurtlar dondurularak alternatif lezzetler oluşturulabiliyor. Dondurulmuş yoğurt veya dondurmayı daha da tatlandırmak için üzerine dondurulmuş meyveleri de ekleyebilir ya da dondurulmuş meyvenin kendisiyle direk sorbe elde edebilirsiniz. Yazın vazgeçilmezi smoothieler Smoothie karışımları, sağlıklı ve lezzetli bir içecek hazırlamanın harika bir yoludur. IQF teknolojisiyle dondurulan meyve ve sebzelerin vitamin ve mineral değerleri korunur. Bir blender yardımıyla dondurulmuş meyveleri, süt veya suyla birleştirerek sağlıklı ve ferahlatıcı bir Smoothie yapabilirsiniz. Ayrıca chia tohumu gibi ek besinlerle smootielerinizi zenginleştirebilirsiniz. Sağlıklı yemekler Yaz aylarında sağlıklı sofraların yıldızı hızlı pişirilebilen ve besleyici değeri yüksek dondurulmuş sebzeler olacaktır. Ayıklanıp temizlenmiş ve doğranmış halde bulunan bu sebzeler lezzet bakımından zengin olmalarının yanı sıra oldukça pratiklerdir. Tahıllar ve protein içerikli ürünlerle birlikte tüketildiklerinde dengeli beslenmenize de yardımcı olurlar. İster bir öğle yemeği ister akşam yemeği için olsun, dondurulmuş sebzeleri her zaman güvenilir bir seçenek olarak tercih edebilirsiniz. Yaz aylarında tüketilebilecek sağlıklı dondurulmuş gıdalar Haziran -Temmuz-2023 Donuk Gıda
42 Bahçe davetleri Haziran -Temmuz-2023 Yaz aylarının olmazsa olmazları arasında gelen bahçe davetleri, keyifle geçirilecek özel bir gün için oldukça ideal olsa da bazı standartları da beraberinde getiriyor. Bahçenin büyüklüğünden sahip olduğu toprak özelliklerine, seçilecek ikramlıklardan görsel ögelerin uyumuna kadar her detay, titizlikle hazırlanarak bu özel günü daha da değerli kılmalı. Bu noktada bahçe davetlerinde çiftlerin yaratmak istedikleri atmosfere uygun planlama olmasının şart olduğunu belirten Ginger İstanbul’un Kurucusu Yasemin Önal,her bahçenin kendine özgü olduğunu vurgulayarak dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı. Her bahçeye detaylı planlamalar yapılmalı Yaz aylarında gerçekleştirilen bahçe davetlerinin ev içerisinde veya iç mekândaki davetlere göre çok daha detaylı bir içeriğe sahip olduğunu belirten Yasemin Önal; “Her bahçe birbirinden çok farklı büyüklüklerde, farklı şekillerde olabildiği için tamamen bu detaylara göre çalışmalarımızı ve planlamamızı yapıyoruz. Davet düzenlediğimiz bazı bahçeler katmanlı, bazıları engebeli, bazıları bol ağaçlı olabiliyor. Biz her bahçe davetini, sıfırdan bir yaklaşımla projelendiriyoruz. Kimi bahçelerde zemin engebeli veya mobilya yerleştirmeye uygun olmayan yumuşak bir zemine sahip olduğu için halı kaplı podyum ile zemini kaplayarak düzleştirme işlemi yapıyoruz. Kimi zaman bahçelerin çok büyük bir kısmını havuz kapladığı için havuzun üzerini kapama podyumuyla kapatıp, davete misafirleri ağırlamak için alan kazandırıyoruz. Tüm bu detaylı planlamaya karar verebilmek için ilk etapta alanın bir videosunu görmeyi tercih ediyoruz, ardından organizasyon konfirme olduktan sonra mutlaka mekân keşfi yapıyoruz. Bahçe davetinin birçok önemli unsuru var, örneğin uygun oturma grubu düzeneği, masa düzeneği seçmek veya alanı doğru kullanmak çok önemli. Bize göre bir bahçe davetinde arzu ettiğimiz ambiyansı bize verebilecek en önemli unsur ışık.Bu noktada Ginger İstanbul olarak gerçek mum ışığı ve ortama benzersiz bir atmosfer kazandıracak aydınlatmalar kullanıyoruz” dedi. Bahçe davetlerinde menüden aksesuarlara kadar her detay bütünlük yakalamalı Her çifte, her bahçeye, her alana özel yaklaşmayı tercih ettiklerinin altını çizen Yasemin Önal; “Her davet, kendine Bahçe davetlerinde her ayrıntı bir armoni oluşturmalı Açık havada bahçe daveti organize etmek oldukça dikkat isteyen bir süreç. Üstelik her şeyin yolunda gitmesi adına bu sürecin planlı ve programlı bir şekilde kurgulanması, her senaryonun en ince ayrıntısına kadar detaylandırılması gerekiyor. Hem çifti hem de davetlileri tatmin edecek bir bahçe davetinin yaratıcı ve kişisel olması gerektiğine dikkat çeken Ginger İstanbul’un Kurucusu Yasemin Önal, benzersiz bir atmosfer yaratarak unutulmaz bir güne imza atılabileceğini ifade etti.
43 özeldir ve farklı bir hikayesi vardır. Bu noktada kişiselleşmeye çok önem veriyoruz. Ev içi davetlerde de bahçe davetlerinde de en önem verdiğimiz unsur ise her şeyin birbiriyle uyum içinde olması. Renklerin uyumu, aksesuarların uyumu, menünün uyumu ve tüm bunların çiftimizi doğru yansıtması çok önemli. İstisnasız her davette önemsediğimiz bir konu ki var ki, bahçe davetlerinde daha büyük önem kazanıyor. O da hiç kuşkusuz fotoğraf çekimi. Biz her ne kadar menünüz, ikramlarımız, dekorumuz, yarattığımız ambiyansla davete imzamızı atmak istesek de bunu ölümsüzleştirmek ancak o geceden kalan mükemmel fotoğraflar ile mümkün olabilir. Bu nedenle bahçe davetlerinde çiftlerimizin fotoğraf çekimi için doğru ekiple çalışmasını öneriyoruz” diye belirtti. Bahçe davetlerinde ev, pasta ve konsept uyumu dikkat çekiyor Açık havanın büyüsünü yakalamak için uyumda ev, pasta ve konseptin çok belirleyici olduğunu dile getiren Önal, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Bu üçlünün uyumunu belirleyebilmek için öncelikle çiçek tonlarımıza karar vermek gerekiyor. Ardından bu renklerle bir örnek olacak şekilde pastanın çiçeklendirmesi yapılıyor; ikram tepsilerindeki mini buketler, nişan tepsisi veya bir nikah ise nikah kürsüsünün çiçek aranjmanları hazırlanıyor. Zaman zaman tedarik ettiğimiz bahçe mobilyalarımızı konsepte uygun renklere boyattığımız gibi sıfırdan o davete uygun olan yeni mobilya/dekor pano vb. ekipman ürettirdiğimiz de oluyor. Bu noktada ikramlıklarımız da bu uyumun bir parçası olarak kompozisyondaki yerini alıyor. Biz genellikle bahçe davetlerinde fingerfoodyani kokteyl usulüservis şeklini ön plana çıkarmayı tercih ediyoruz. Menü içerikleri de servis şekline göre değişiklik gösterebiliyor. Fingerfood serviste ev davetleri & bahçe davetlerindeki menülerimiz birbirinden çok farklı olmasa bile, bahçede davetler kimi zaman parti havasında geçebileceği için menüye mini shot çorbalar ve mini sucuk ekmekler gibi afterparty ikramları eklenebiliyor.” Tüm sürprizlere hazırlıklı olunmalı Söz konusu açık hava davetleri olduğunda hava muhalefeti dahil tüm sürprizlere hazırlıklı olunması gerektiğini söyleyen Yasemin Önal, “Örneğin havanın yağışlı olması durumunda şeffaf çadır opsiyonunu, B planı olarak mutlaka aileye sunuyoruz. Elektriklerin kesilebilme ihtimali veya evin trafosunun tüm aydınlatma ve müzik sisteminin yükünü kaldıramama olasılığına karşı mobil jeneratörü bahçe davetlerimizde hazır bulunduruyoruz. Böylece tüm olası riskleri minimize ederek o özel güne gölge düşmesine izin vermemeye gayret ediyoruz” diyerek açıklamalarını tamamladı. Haziran -Temmuz-2023 Bahçe davetleri
44 Araştırma Haziran -Temmuz-2023 Dünyanın lider yemek ve destek hizmetler sağlayıcısı Compass Group PLC, 26 ülkede 35.000 çalışanı kapsayan “Global Eating at Work 2023’’ araştırmasına imza attı. Uluslararası pazar istihbarat ajansı Mintel’e yaptırılan ve türünün en büyük nesiller arası anketlerinden biri olan araştırma, küresel çapta çalışanların işyerlerinde yemek yeme, dijitali benimseme, sürdürülebilirlik, sağlık ve zihinsel esenlik konularındaki görüşleri de dahil olmak üzere iş yeri tercihlerine ilişkin içgörülerini analiz ediyor. Compass Group’un ‘Global Eating at Work 2023’ araştırmasıZ kuşağının çalışma hayatında sağlıklı beslenme, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme konularına önem verdiğini ortaya çıkarıyor. Küresel çapta 35 bin çalışan ile yapılan araştırma, işverenlerin yetenek savaşını kazanmasına hangi iş yeri girişimlerinin yardımcı olacağını ortaya koyarken, personel bağlılığını, üretkenliğini ve refahını nasıl artırabileceğine dair önemli ipuçları da veriyor. • Z kuşağının 2025'e kadar küresel iş gücünün %27'sini oluşturması bekleniyor, Y Kuşağı ise şimdiden %37'de. • Türkiye’de çalışma çağındaki en sesli demografiye sahip olan bu genç çalışanlar, işverenlerin finansal olmayan iş yeri faydalarını iyileştirmelerini savunuyorlar. • Türkiye’deki Y ve Z kuşaklarının toplamda %81’i, işverenlerin yaşam maliyeti krizi sırasında daha fazla destek sağlaması gerektiğini düşünüyor. Türkiye’deki genç nesil çalışanlar, refahı gelişmiş, sürdürülebilir ve dijital işyeri uygulamalarını çalışma çağındaki diğer tüm demografilerden daha fazla istiyor ve ihtiyaçları karşılanmazsa alternatif işverenlere bakmaya yöneliyorlar. Araştırma, COVID-19 salgınının ve devam eden küresel yaşam maliyeti krizinin Türk çalışanlarını, bir işverenden ne istedikleri ve hak ettikleri konusunda daha dikkatli hale getirdiğini ortaya koyuyor. Dünyada çalışanların %60'ı işveren tarafından sağlanan sosyal hakları eskisinden daha fazla önemsediklerini ve yakından incelediklerini söylüyor. Türkiye’de ise çalışanların yüzde 88’i, sosyal hakları eskiye göre daha yakından takip ettiklerini söylüyor. Z ve Y kuşağındaki çalışanların toplamda %81’i, hayat pahalılığı kriziyle karşı karşıya olan, geçim sıkıntısı çeken çalışanları desteklemek için işverenlerin daha fazlasını yapması gerektiğini söylüyor. Türkiye’de Z ve Y kuşağındaki çalışanların toplamda % 91’i aynı düşünceyi savunuyor. Çalışanların %38'i, COVID-19'dan bu yana işverenlerine karşı daha az sadık hissettiklerini söylerken, Z kuşağı çalışanları için bu oran %51’e çıkıyor. Türkiye’de çalışanların ise %62'si, COVID-19'dan sonra işverenlerine karşı daha az sadık hissettiklerini belirtiyor ve Z Kuşağı çalışanları için de bu oran aynı. Genç nesiller, iş yeri yemekhanesini, sürdürülebilir ve sağlıklı yemeği önemsiyor. Araştırmaya göre, dünyada esnek çalışma saatleri, işverenlerin sağlayabileceği maddi olmayan en cazip fayda olarak ilk sırada yer alıyor. Ardından sağlık sigortası ve personel restoranı geliyor. Türkiye’deki çalışanların mevcut ve potansiyel işverenlerden taleplerinin sıralaması ise değişiyor. Araştırmaya göre Türkiye’de, sağlık sigortası, işverenlerin sağlayabileceği maddi olmayan en cazip fayda olarak ilk sırada yer alırken, onu sırasıyla ulaşım imkanı, esnek çalışma saatleri ve çalışanlar için iş yeri yemekhanesitakip ediyor.Türkiye’de çalışanların %90’ı, Z kuşağının ise %88'i, iş yerinde yemekhaneye sahip olmanın bir işverenin çalışanlarını önemsediğini gösterdiğini söylüyor. Z kuşağının %72'si, iş yeri yemekhanesinin şirkette çalışma kararlarını olumlu yönde etkileyeceğini söylerken, Baby Boomers kuşağında bu oran %42. Türkiye’de ise Z kuşağının %89'u iş yeri Compass Group Global Eating at Work 2023 Araştırması sonuçlarını açıkladı Genç çalışanlar, iş yerindeki olumlu değişikliklere öncülük ediyor
45 Haziran -Temmuz-2023 Araştırma bünyesinde bir yemekhane olmasının işverenin ekibine katılma kararını olumlu yönde etkileyeceğini söylerken, Baby Boomers'ta bu oran %86. İş yerinde yemekhanesi olan çalışanların %71'i, iş yerinde yiyecek tedariki olmayan çalışanların %62'sine kıyasla, işverenleri hakkında daha fazla övgüde bulunduklarını söylüyor. Türkiye’de ise iş yerinde yemekhanesi olan çalışanların %90'ı işverenleri hakkında, kuruluşları dışındaki kişilere daha fazla övgüde bulunduklarını söylüyor. Türkiye’de iş yerinde sürdürülebilir ve sağlıklı bir gıda teklifi sunmak, özellikle Y kuşağı için çok önemli. Küresel olarak çalışanların %71'i, işverenlerin iş yerinde sürdürülebilirliği proaktif olarak teşvik etme sorumluluğu olduğunu söylüyor. Türkiye’de ise çalışanların %85'i aynı düşüncede, yaş grupları arasında ağırlıklı olarak Y kuşağının %89’u bu düşünceyi savunuyor. Tüm yaş grupları, sunulan yiyecekler arasından daha sağlıklı seçimler yapmalarına yardımcı olmalarınıbeklerken, bu düşünce Z kuşağı çalışanları arasında %73 ile zirve yapıyor. Türkiye’de ise bu düşüncede olan Z kuşağı çalışanları %83’e ulaşırken, Y kuşağı çalışanlarında ise %89 ile zirve yapıyor. Genç kuşak, bitki bazlı beslenmek istiyor X jenerasyonu çalışanların sadece %37'si, Baby Boomers kuşağının %30’u, Z kuşağı çalışanlarının ise %63'ü daha bitki bazlı seçenekleri savunurken, genç nesillerin iş yerinde bitki bazlı beslenmeyi yönlendirdiği görülüyor. Türkiye’de ise X jenerasyonu çalışanların %81'i, Y kuşağının %87’si ve Z kuşağı çalışanlarının %77'si ile genç nesiller işyerinde bitki bazlı beslenmeye öncülük ediyor. Genç nesil, iş yerinde üretkenliklerini ve sağlıklarını iyileştirebilecek dijital yemek hizmeti yeniliklerine de en açık olanlar Baby Boomers kuşağının %73'üne kıyasla, Z kuşağının %81'i verimli bir öğle yemeği molasının işe döndüklerinde kendilerini daha üretken hale getirdiğini söylüyor. Türkiye’de iseZ kuşağının %86'sı ve Y kuşağının %91’i, Baby Boomersların %88’i bu düşüncede. Z kuşağı çalışanların %68'i, uygulamalar yoluyla yiyecek ve içecek sipariş etmekten memnunken, Baby Boomers'ta bu oran %23. Türkiye’de ise Z kuşağı ile Y kuşağı çalışanların %87'si, X kuşağı çalışanların %74’ü ve Baby Boomers’ın %78’i bu trende katılıyor. Dünya genelinde Z kuşağı çalışanlarının %55'i, daha geniş nüfusta %40'a karşılık, diyetlerini bir uygulama aracılığıyla takip ederek kalori alımlarını dengelemeyi sevdiklerini söylüyor. Türkiye’de çalışanların ise%71’i , Y kuşağının %78’i, Z kuşağının %64’ü, X kuşağının %66’sı ve Baby Boomers’ın %78’i diyetlerini uygulama aracılığıyla takip ediyor. “Nihat Kartal: Genç nesliniş yerlerindeki etkileri artıyor” Araştırma verilerini değerlendiren Sofra / Compass Group Türkiye CEO’su Nihat Kartal “1996 ile 2010 yılları arasında doğan Z kuşağının 2025 yılına kadar küresel iş gücünün %27'sini oluşturması bekleniyor.Z ve Y kuşaklarının yakında işgücünün en büyük bölümünü oluşturmasıyla birlikte, iş yerlerindeki etkileri de artıyor. Z kuşağı ile Y kuşağı çalışanları, kendileriyle aynı değerleri paylaşan, güvenli, rahat bir çalışma ortamı sağlayan, sağlık ve esenliklerini destekleyen şirketlerle çalışmak istediklerini açıkça ifade ediyorlar. Araştırmamızın da gösterdiği gibi, bir personel yemekhanesi, çalışanların bağlılığını ve işverenleri hakkında övgüde bulunmalarını olumlu yönde etkilerken, işverenlerin çalışanlarına değer verdiklerini göstermenin en etkili yollarından biridir. Bu arada, çalışanların kaliteli yiyecek ve içeceklerle uygun molalar vermesini sağlamanın, çalışanlara dinlenme ve yeniden enerji toplama şansı verdiği, işle ilgili stresi azaltırken üretkenliği artırdığı da gösterilmiştir. Genç nesil yemek servisi teknolojilerine de daha fazla ilgi duyuyor ve teknolojiden beklentileri var. Bu da, iş yerindeki yemek hizmetleri için sipariş, ödeme ve teslimattan tutun, seçtikleri yemeklerin beslenme ve karbon ayak izini izlemeye kadar her şey için özel uygulamalarla genç neslin artan "tam burada, hemen şimdi" talebini karşılamak için bize heyecan verici yeni fırsatlar sunuyor.” dedi.
46 Sağlığımız Haziran -Temmuz-2023 Halk dilinde ‘kulak kireçlenmesi’ olarak ifade edilen Otoskleroz işitme kaybının en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil “Vücudumuzdaki kemikler hayat boyunca sürekli kendini yenilemek adına eski hücreleri yıkıp, yenilerini oluştururlar. Otosklerozda iç kulak kapsülünü oluşturan kemikteki yenilenme döngüsünün bozularak anormal sert bir kemik dokunun ortaya çıkması, sesin iç kulağa iletilmesini engeller. Aslında ortada bir kireçlenme değil, kemik dokusu oluşumu vardır” diyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil, ülkemizde sık rastlanan ama farkındalığın olmadığı Otoskleroz hastalığı hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 20’li yaşlarda dikkat! Toplumun yüzde 1’inde görülen Otoskleroz özellikle genç erişkinlerde işitme kaybına neden oluyor. En çok 20’li yaşlarda kendini belli eden, genellikle 15-45 yaşları arasında rastlanan hastalığın görülme sıklığı kadınlarda erkeklere göre iki kat fazla oluyor. Otosklerozun bilinen belirli bir nedeni olmadığını, genetik faktörler ve hormonal değişikliklerin de hastalığa yol açabileceğini belirten rof. Dr. Arif Ulubil, yapılan çalışmalara göre; geçirilmiş kızamık enfeksiyonunun bu anormal kemik yapımını tetiklediğini söylüyor. Bu belirtilerle ortaya çıkıyor! Otosklerozun en önemli belirtisini zamanla kademeli olarak artan işitme kaybı oluşturuyor. İşitme kaybı yıllar içinde giderek ilerlerken, hastaların yaklaşık yüzde 75’inde işitme kaybı her iki kulağı da etkiliyor. Prof. Dr. Arif Ulubil “Otoskleroz hastaları kendi seslerini kulaklarında daha güçlü duyduklarından çok düşük sesle konuşurlar. Bazı hastalar ilginç bir şekilde gürültülü ortamlarda konuşmaları daha iyi takip edebildiklerini de belirtebiliyorlar. Ciddi işitme kaybına neden oluyor! Hastalığın tanısı KBB uzmanı tarafından konuluyor. Kulak muayenesinde anormal bir bulguya rastlanmazken, ardından işitme kaybının derecesini belirlemek için işitme testleri yapılıyor. İşitme testinde özellikle düşük frekanslarda (kaba seslerde) daha belirgin olan iletim tipi bir işitme kaybına rastlandığını belirten Prof. Dr. Arif Ulubil “Yüzde 80 gibi yüksek bir oranda kulak kireçlenmesi olan kişilerde her iki kulakta da işitme kaybı vardır” diyor. Demansa yol açabiliyor! Tedavi edilmediğinde kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor. Beyin zaman içinde kelimeleri işleme kapasitesini yitiriyor ve hastalarda erken demans ortaya çıkabiliyor. Ayrıca işitememenin yarattığı depresyona sık rastlanıyor. Otoskleroz hastalığında erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arif Ulubil “Erken tanı, rehabilitasyonun da erken olması demek olduğundan, hastaların işitme kaybı kaynaklı gelişebilecek psikolojik ve zihinsel problemlerden daha az etkilenmelerini sağlayacaktır” diye konuşuyor. Cerrahi tedavi ile yüzde 95 başarı sağlanabiliyor! KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil tedaviye yönelik şöyle konuşuyor: “Otosklerozun bir tedavisi yoktur. Hastalığın neden olduğu işitme kaybı tedavisinde; cerrahi en çok tercih edilen ve uygulanan tedavi şeklidir. Bu ameliyatı sık yapan, iyi ellerde, işitmede belirgin düzelme olasılığı yüzde 95’tir. Hedeflenen işitme düzeyine birkaç hafta içinde ulaşılır. İç kulağın da etkilendiği çok ileri otosklerozda, total işitme kaybı olduğunda, halk arasında biyonik kulak olarak bilinen koklear implant ameliyatı ile işitme sağlanabilir. Cerrahi tedavi istemeyen ya da cerrahiye uygun olmayan kişiler için işitme cihazları kullanılır.” Toplumda az bilinen fakat çok rastlanan hastalık Kulak kireçlenmesi hakkında bilinmesi gereken 5 önemli nokta
47 Haziran -Temmuz-2023 Ambalaj Sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmak herkesin hakkı. Tarladan sofraya uzanan süreçte gıdaların güvenli şekilde tüketiciye ulaşmasında ambalajlar çok önemli bir rol üstleniyor. Gıdaları dış etkenlerden ve sağlık açısından zararlı olabilecek risk faktörlerinden korumak kadar raf ömrünü uzatıp kalitesini artırmak için de ambalajlar vazgeçilmez. Süleyman Demirel Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atıf Can Seydim, ambalajların tüketicilerin güvenli gıdaya ulaşmalarındaki rolüne dikkat çekti. Pandemi döneminde ambalajlı gıda tüketiminin önemini daha yakından deneyimledik. Tükettiğimiz gıdaların hijyenik bir şekilde sofralarımıza ulaşması, sağlık açısından zararlı pek çok riskin de önüne geçilmesini sağlıyor. Ambalajlı gıda tüketimi bu noktada kritik öneme sahip. Prof. Dr. Atıf Can Seydim, gıda ambalajlarının temel amacının gıdaların bozulmalarını ve kalite kayıplarını en aza indirerek tüketiciye ulaştırmak olduğunu belirterek, “Ambalajın birinci görevi gıdayı korumaktır. Bu amaçla içindeki ürünü koruyan, dayanıklılığını artıran, dağıtım zinciri içinde; yükleme, boşaltma, stoklama, kullanma kolaylığı sağlayan, ürünü tanıtan ve tüketiciyi satın almaya özendiren görevlere sahiptir. Tüketici ambalajdaki etiketi okuduğu andan itibaren ürün hakkında bilgi edinmeye başlar. Besin değeri, üretim, kullanım, hazırlama ve saklama koşulları, son tüketim tarihi gibi pek çok bilgiyi etiket üzerinden okuyabiliriz” dedi. Gıdaların bozulmasını geciktirmek ve raf ömrünü uzatmak yanında sağlık açısından risk oluşturabilecek çeşitli bulaşıları engelleyebilmek için ambalajın büyük önem taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Seydim, "Tüketicilerin de bu bilinçle olaya bakmaları ve bilimsel gerçekliklerden uzak açıklamalara itibar etmemeleri gerektiğini vurguladı. Açıklamalarına devam eden Prof. Dr. Atıf Can Seydim, “Ambalaj, güvenli ve raf ömrü uzun gıdaların tüketiciye ulaştırılmasını sağlamak konusunda önemli bir görev üstlenirken halk sağlığının korunmasına da katkı sağlıyor. Ambalajsız gıdaların sağlık riski taşıdığı ve daha kolay bozularak israf olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor” şeklinde konuştu. Ambalaj gıda kayıplarının da önüne geçiyor… Gıda kayıpları ve gıda israfının önlenmesinde ambalajın rolüne de değinen Prof. Dr. Atıf Can Seydim, şunları söyledi: “Gıda üretim proseslerinde yapılan yenilikler ve teknolojik gelişmeler yanında ambalaj sistemlerindeki uygulamalarla gıdaların raf ömrü uzuyor. Raf ömrünün uzaması ise gıda kalitesinin artması kadar gıda kayıplarının da önüne geçilmesi demek. Örneğin; 1 kilogram ekmeğin üretilmesi için tarlada buğdayın üretilmesinden un ve ekmeğin üretilmesine kadar geçen süreçte yaklaşık 43 kwh enerji harcanıyor. Ekmeği ambalajladığınızda raf ömrü uzarken, 1 kilogramlık ekmeği ambalajlamak için harcanacak enerji miktarı ise yaklaşık 0,4 kwh. Yani 1 kilogram ekmeği korumak için aslında 11 kat enerji tasarruf ediyoruz. Sadece enerji açısından bile bakıldığında ambalaj kendi maliyetinden ve kendi üretimi için harcanan enerjiden kat kat fazlasını koruyor. Üstelik ekmeğin kayba uğraması unun, buğdayın, o buğdayı üretmek için çiftçinin emeği, kullandığı su, mazot, gübrenin de kayba uğraması demek. Bir başka örneği etten verebiliriz. Ambalajsız olduğundan veya uygun şekilde ambalajlanmadığından dolayı 1 kilogram kıymanın zarara uğraması hem ekonomi hem çevre açısından ciddi bir kayıp demek. Ambalaj son kilit nokta. Sonraki aşamada gıda israfını önleme görevi, tüketiciye ulaşana kadarki zincirin tüm halkalarına ve elbette tüketicilere düşüyor. Tüketicilerin bilinçli hareket etmeleri bu noktada çok önemli”. Karma Grup, Kalite ve Ürün Deneyimi Semineri’nde uzmanlar konuşacak… Karma Grup tarafından 23-24 Kasım 2023 tarihlerinde İstinye Üniversitesi Topkapı Kampüsü’nde, “Rafta Kalite: Tüketici E ğilimleri ve Sürdürülebilirlik” ama teması ile düzenlenecek Kalite ve Ürün Deneyimi Semineri’nden de bahseden Prof. Dr. Atıf Can Seydim, “Bu yıl, sektör profesyonelleri ve akademiden çok değerli uzmanların konuşmacı olduğu bir eğitim programı ile rafta kaliteyi ele alacağız. Tüketicilerin satın alma kararını etkileyen faktörler ve son trendlerin yanı sıra gıda işleme süreçlerinde geri kazanım stratejileri, tedarik zincirinde sürdürülebilirlik ve giderek daha fazla konuşulan fonksiyonel gıda konuları önemli başlıklar olacak. ” diye konuştu. Ambalaj hem gıdayı koruyor hem raf ömrünü uzatıyor Güvenli ve sağlıklı gıda için ambalaj şart
48 Eğitim Haziran -Temmuz-2023 Metro Türkiye, gerçekleştirdiği projelerle yerel üreticiler ve yeme-içme sektörü işletmeleri ile birlikte perakende sektörünün gelişimine de katkı sağlıyor. Ülkemizde en önemli oyunculardan biri olarak yer aldığı sektörü “eğitim” ile de destekleyen Metro Türkiye, bu yıl sosyal Metro Business Academy’yi hayata geçirdi. Üniversite öğrencilerini henüz staj bile yapmadan kurumsal iş dünyası ile buluşturmayı amaçlayan program,ilk mezunlarını verdi. Perakende sektörünü öğrencilerle buluşturarak hem sektörü genç yeteneklere tanıtmayı hem de üniversite öğrencilerini profesyonel iş dünyasına hazırlamayı amaç edindiklerini ifade eden Metro Türkiye İnsan ve Kültür Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Firuzbay Taşcı, “Üniversitelerle yaptığımız iş birlikleri ile kampus etkinlikleri ve mezun etkinlikleri düzenliyor, bu sayede işveren markamızı öğrencilerle buluştururken genç yeteneklerin sektörü daha yakında tanıyabilmeleri için de kapı açıyoruz.” dedi. 10 farklı başlıkta eğitim Topluma katkı sağlamak amacıyla yeni bir proje daha geliştirerek sosyal Metro Business Academy’yi hayata geçirdiklerini kaydeden Taşcı, “Üniversitelerimizin 2.,3. ve 4. sınıf öğrencilerini davet ettiğimiz programımızla 4 hafta, 12 saat süren bir online eğitim platformu sağladık. Bu platformda, öğrencilerimizin henüz staj deneyimleri dahi başlamadan kurumsal hayatı öğrenebilecekleri temel bilgilerin aktarılmasını amaçladık.. Klasik gençlik programlarında işe alım sonrası planlanan eğitim yatırımını Metro Türkiye olarak Metro Business Academy programı ile gençlere çok daha önce sağlamış olduklarını vurgulayan Taşcı, şunları söyledi: “Bu programda, henüz kurumsal firmalarda staj deneyimi dahi olmadan gençlerimizi kurumsal dünyanın 101’i denilebilecek eğitimlerle buluşturduk. Programa katılan gençlerimiz böylece ilk staj ve iş deneyimlerine dahil olacakları kurumlara çok daha hazırlıklı ve özgüvenli başlayabilecekler. Gençlerimizin iş hayatına daha donanımlı adım atmalarına destek olan bu programın sektörümüze örnek teşkil ederek yaygınlaşmasını ümit ediyorum.” İlk mezunlarını veren Metro Business Academy hem gençlere hem perakende sektörüne güç katacak Metro Türkiye’nin üniversite öğrencilerini profesyonel iş dünyasına hazırlamak amacıyla hayata geçirdiği “Metro Business Academy” ilk mezunlarını verdi. Metro Türkiye İnsan ve Kültür Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Firuzbay Taşcı, “Programa katılan gençlerimiz ilk staj ve iş deneyimlerine dâhil olacakları kurumlara çok daha hazırlıklı ve özgüvenli başlayabilecekler. Gençlerimizin iş hayatına daha donanımlı adım atmalarına destek olan bu programın sektörümüze örnek teşkil ederek yaygınlaşmasını ümit ediyorum” dedi.
49 Türkiye’nin en yaygın seramik mağaza ağına sahip olan NG Kütahya Seramik, mağazalara yeni nesil bir anlayış getiriyor. Alan genişliği, ürünlerin sergilenişi ve müşteri deneyimi konforuyla NG Kütahya Seramik mağazaları, satış atmosferini farklı bir noktaya taşıyor. Showroom ve mağazalarda NG Kütahya Seramik’in çok beğenilen ve tercih edilen koleksiyonlarının yanında Türkiye’de sadece NG Kütahya Seramik tarafından üretilebilen büyük ebatlardaki en yeni ürünler de sergileniyor. İzmir Bayraklı showroom hizmete açıldı NG Kütahya Seramik’in İzmir Bayraklı ’daki showroom ’unun açılışı NG Kütahya Seramik Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Güral ve binin üzerinde İzmirli davetlinin katılımıyla gerçekleşti. NG Kütahya Seramik’ten Çanakkale’de devasa mağaza NG Kütahya Seramik İzmir’in ardından iş ortağı Numan Kaleli firması ile birlikte Çanakkale’nin en büyük ve en geniş kapsamlı seramik mağazasını hizmete açtı. Açılışa, Erkan Güral, Numan Kaleli Yönetim Kurulu Başkanı Cem Kaleli, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Müteahhitler Birliği Başkanı Salih Yıldız ve çok sayıda davetli katıldı. Güçlü bir çözüm ve iş ortaklığı Uzun yıllardır devam eden iş ortaklıklarını Çanakkale’nin en büyük seramik mağazasını açarak taçlandıran NG Kütahya Seramik ve Numan Kaleli, bu yeni mağaza ile aynı zamanda çözüm merkezi olarak hizmet verecek. NG Kütahya Seramik’in yıllara meydan okuyan, seramik sektörüne yön veren koleksiyonları ve Numan Kaleli mağazasının müşteri odaklı yaklaşımı, Marmara bölgesindeki güçlü lojistik ve satış ağı ile birlikte mimari destek de sağlanacak. NG Kütahya Seramik’in yeni nesil mağazaları Türkiye’yi kapsıyor Nestlé Professional Türkiye'de üst düzey atama Lorenzo Viganò, Nestlé Professional Türkiye Genel Müdürü olarak atandı Nestlé'nin uzman iş birimi Nestlé Professional'da üst düzey bir atama gerçekleşti. Hızlı Tüketim Ürünleri sektöründe 30 yılı aşkın tecrübeye sahip olan Lorenzo Viganò, Nestlé Professional Türkiye Genel Müdürü olarak yeni görevine başladı. Lorenzo Viganò, en son Nestlé Professional Avrupa Bölgesi İçecekler Başkanı olarak görev yaptı. Lorenzo Viganò, bir Hızlı Tüketim Ürünleri şirketinin üst düzey satış ve pazarlama pozisyonlarında geçen 20 yılı aşkın kariyer yolculuğunun ardından, Nestlé Professional Süper Premium İçecekler bölümüne liderlik etmek üzere 2012 yılında Nestlé İtalya'ya katıldı. 2013 yılında Nestlé Professional İtalya'nın Genel Müdürü olarak görevlendirildi; portföyü şekillendirerek ve organizasyonu başarıyla yönetti. 2015 yılında başladığı en son görevinde, Viganò; Küresel Kahve İş Stratejisini oluşturmak için Stratejik İş Birimi ile aktif bir çalışma yürüttü ve Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi İçecek İş Birimi’ni başarıyla yöneterek, dönüştürdü. B2B müşteri ve kanal odaklı içecek çözüm konseptleri geliştiren, tüketici deneyimini yükselten Lorenzo Viganò; sürdürülebilirlik ve e-ticareti mümkün hale getirerek Nestlé Professional İçecekler İş Birimi’ne güçlü katkılar sağladı.Lorenzo Viganò ayrıca, kapsayıcı ve açık birkültüre sahip yüksek performanslı bir ekip oluşturarak, Nescafé ve Starbucks için dijital destekli ezber bozan yeni bir iş modelinin tasarlanmasına da katkı sağladı. Haziran -Temmuz-2023 Kısa...Kısa...Kısa
50 Hotel - Restoran Haziran -Temmuz-2023 Marmaris’in eşsiz manzarası eşliğinde doğayla uyumlu ve doğal çevreye duyarlı bir anlayışla tasarlanan Baldan Suites, tüm odalarından Ege denizini ve yeşili kucaklama fırsatı sağlıyor. Odalardaki geniş terasları ile geceleri gökyüzündeki yıldızların da misafir olduğu Baldan Suites, masal tadında bir tatil sunuyor. Balayı çiftleri için her detay düşünülmüş Baldan Suites, balayı çiftlerini en özel sürprizlerle karşılıyor. Deniz manzaralı odaları, deniz kıyısında yenilen akşam yemekleri, tekne turları, doğal güzelliklerini keşfedeceğiniz yürüyüş yolları, Bozburun Antik Kenti, Karia Yolu gibi tarihi yerleri gezme fırsatı, Ege Denizi’nin en güzel plajlarında denizin tadına varma ve renkli aktiviteleri ile misafirlerine eşsiz bir deneyim sağlıyor Baldan Suites’ta tüm odalar, farklı isimlerle tasarımına uygun olarak özelleştirilmiş. Oteldeki tüm detaylar gibi odaların isimleri de barındırdıkları özelliklere göre konuklarını ayrıcalıklı hissettirecek nitelikte. Aqua, Flora, Safir, Carmen, Diamond, Harmony, Nerissa , Silince, Aura gibi bölgenin ve otellin özelliklerini çağrıştıracak isimlerle adlandırılmış Baldan Suites, konumunun ayrıcalığının yanı sıra, tasarımı ve sunduğu diğer özellikler gibi Ege’nin en taze, en lezzetli tatlarının ve deniz mahsullerinin ağırlıklı olduğu menüsünün yer aldığı Carte Restourantı ile mutfak konusunda da iddialı. Baldan Suites -Bozburun The Ritz-Carltion, İstanbul’da Hatha-Vinyasa yoga zamanı The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul, misafirlerini huzur dolu Boğaz manzarası eşliğinde bedeni ve zihni uyandırmaya çağırıyor. Yoga eğitmeni Sanem Selici ile bir saat sürecek Hatha-Vinyasa Yoga dersleri kaldığı yerden devam ediyor. The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul yaz boyuncahercumartesi saat 10:00’da güne yoga ile başlamaya davet ediyor. Yeni mevsime geçerken hayat rutuninde yogaya yer vermeyi seçen misafirlere, yoga eğitmeni Sanem Selici ile Hatha - Vinyasa Yoga dersi sonrasındasağlıklı bir bowl ve smoothie içeceği sunuluyor. Hatha-Vinyasa pratiklerinin bütünleştiği yoga dersleri enerji kanallarındaki blokajların açığa çıkarılması ve kaldırılmasını sağlarken dişil ve eril enerjiyi dengeliyor. Bedeni arındırmak, güçlendirmek ve yeniden canlandırmak için yapılan her seviyeye açık yoga dersleri, stresi azaltıp zihni kontrol etmeyi hedefleyen meditasyon ve nefes terapisini de içinde barındırıyor. Kalpleri açarak olumlu düşünme yapısını günlük hayata entegre etmeye odaklanan ders, zihni ve bedeni uyumluyor. Özgür ruhlara hitap eden, özde bulunan dişil ve eril enerjiyle bağlantı kuran Hatha-Vinyasa yoga dersleri her cumartesi gerçekleşiyor.