Sayı: 31
URLA DAM MİNİ RÖPORTAJ
Ercan Kesal Hale Pekerten
Esin Turhan
BİR TANJU OKAN GEÇTİ Beste Bragg
URLA İSKELE'SİNDEN... Nezih Yeşilnil
Uluç Hanhan
Çiğdem Savran Turgay
SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK
Dr. Elif Dikmen Diriöz Ülkemiz edebiyatının marka ismi
USTASINDAN
LAKERDA TARİFİ
AYŞE KULİN
Röportaj: Tayfun Özel
1
Tabiat Ana’nın da bakıma ve
korunmaya ihtiyacı var.
Ona değer verdiğini göster,
Ağaçları koru.
ağaçları seviyorum...
doğayı seviyorum...
voURLAmag
2
3
VOURLAo n l i n e
magd e r g i
Koca bir yıl daha geride kalıyor. Yeni yıla ise tüm olumsuzluklara rağmen
her zamanki gibi umutla bakmak istiyoruz. Bakalım, yaşayıp göreceğiz.
Sevgili Ayşe Kulin, " ne olacak bu dünyanın hali" diye sorduğumda
"bekleyin yeni kitabımda cevabını bulacaksınız" derken yeni kitabının da
müjdesini vermiş oldu. Daha çook kitaplar okumak istiyoruz kaleminden.
Ayşe Kulin'le röportajımı mutlaka okuyun.
Adı artık Urla'ya mal olmuş bir sanatçımızdan bahsetmek istiyorum. Büyük
ses Tanju Okan. Tanju Okan'ın fırtınalı yaşamını Uluç Hanhan araştırdı ve
kaleme aldı. Tanju Okan'ın yaşamıyla ilgili pek çok bilinmeyeni bu yazıda
öğreneceksiniz.
Urlamız yeni bir sanat mekanı daha kazanıyor. Bir kültür - sanat kampüsü,
bir okul... Urla Dam... 7’sinden 70’ine herkesin rahatça katılacağı,
kendince bilgi terekesine bir şeyleri ekleyebileceği bir yer... Urla Dam'ın
yaratıcılarından sevgili Ercan Kesal "ileride hikayemiz olsun anlatacak"
diyor. Urla Dam'ın hikayesini siz de merak ediyorsanız Ercan Kesal'dan
sayfalarımızda bulabilirsiniz.
Bu sayıda astroloji sayfalarına tahmin edebileceğiniz gibi geniş yer
ayırdık. Astrologlarımız 2023 haritalarını sizler için inceledi ve yorumladı.
Burcunuza göre 2023 yılı için pek çok ip ucu bulacağınızı düşünüyorum.
Ama yükselen yıldızınıza göre de okumayı da ihmal etmeyin.
Hepinize sağlıklı, harika bir yeni yıl diliyorum.
Sevgiyle kalın.
Tayfun Özel
4
5
İmtiyaz sahibi
F. Ufuk Örmen
Vourla Medya
Genel Yayın Yönetmeni
Tayfun Özel
Grafik Tasarım
Vourla Medya
Yayın Türü:
Süreli (Aylık) Dijital Dergi
[email protected]
/vourlamag /vourlamag /vourlamag /vourlamag
Vourlamag isim ve yayın hakkı Vourla Medya Ajansı’na aittir.
Tamamen gönüllü kişilerle çalışılmaktadır. Yazarlarına, içerik sağlayanlara vb. para ödenmemektedir.
Dergide yayınlanan yazı, fotoğraf ve görseller izin alınmadan kullanılamaz, özet ya da kısmen alıntı yapılamaz.
Yayınlanan her türlü ilan / reklam, yazı ve konular sahiplerinin sorumluluğundadır. Dergi sahibine sorumluluk atfedilemez.
6
FARKINDA MISIN?
Dünyanın yok oluşuna sahit oluyoruz. Buzullar küresel
ısınma ile birlikte eriyor ve deniz suyu seviyesi yükseliyor.
Kutup ayıları yaşam alanlarını kaybediyor. Eko sistem
bozuluyor. Mesele sadece buzulların erimesi ve kutup
ayıları da değil. Kıyılardaki bir çok yerleşim yeri tehdit
altında. Üstelik eriyen buzullardan çözünerek denizlere
yayılan yeni virüs çeşitleri de cabası. Yeni hastalıklarla
mücadele etmemiz de gerekecek...
Çok geç olmadan harekete geç!
voURLAmag
7
10ÇİNDEKİLEURLA DAM 10
14 Ercan Kesal
16 16
Mini Röportaj 32
30 HALE PEKERTEN
32
Röportaj
52 AYŞE KULİN
54 Tayfun Özel
64 Mini Röportaj
ÇİĞDEM SAVRAN TURGAY
BİR TANJU OKAN GEÇTİ URLA
İSKELESI'NDEN
Uluç Hanhan
Mini Röportaj
ESİN TURHAN
Röportaj
ERKAN BOZKURT
Tayfun Özel
Mini Röportaj
BESTE BRAGG
68 SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK
Dr. Elif Dikmen Diriöz
74 Mini Röportaj
Nezih Yeşilnil
76 LA KERRIDA
USTASINDAN LAKERDA TARİFİ
94 Dekorasyon
VIVA MAGENTA
100 Bahçe / Peyzaj
SAKSI DRENAJI
Funda Pelin Kurt
104 Pet
KEDİNİZ OYUN OYNAMIYORSA
108 Bilim
SONSUZ ENERJİ
112 Astroloji
HOŞ GELDİN 2023 / BURÇLAR
Ufuk Örmen - İnci Erasmy
8136 KİTAP ÖNERİLERİ
68
76
112
54 104 9
Ercan Kesal yaklaşık 4 yıl önce geldiği İzmir’in Urla ilçesi için “Buradaki
sakinlik, buradaki sessizlik çok iyi geliyor bana. Ama İstanbul’u da
özlüyorum. İstanbul’da çok işimiz var. Bitmeyen işlerimiz var” diyor. Bu
sürgün ve arada kalma hâlinin garip bir şekilde üretici olduğunu söylüyor.
30 yıllık yorucu ve gürültülü İstanbul hayatının ardından pandemi sürecinde
Urla’da yaşamak önce iyi gelmiş, sonra üretimsizliğin tuhaf depresyonunu
fark edince İstanbul tarafını bir parça tekrar ateşleyip yeniden koşturmaya
başlamış. Şehirden tam olarak kaçamayan Ercan Kesal’ın bir ayağı Urla’da
bir ayağı İstanbul’da. Bir yandan bahçesindeki kayısıları, armutları topluyor,
bir yandan yeni projeler, senaryolar ve kitaplar üretiyor. Bir yandan da bir
kültür sanat kampüsü olarak tanımladığı Urla Dam’ı inşa ediyor. “İleride
anlatacak bir hikayemiz olsun” diye, daha önce kasap damı olan bölgede
“7’sinden 70’ine herkesin rahatça katılacağı, kendince bilgi terekesine bir
şeyleri ekleyebileceği bir yer” kuruyor. Gelin, Ercan Kesal'dan öğrenelim
Urla Dam'ın hikayesini....
10
Urla'ya geldiğimde de bir şey fark
ediyorum hep. Rahat, sakin ama fazla
içine dönük. Kültür sanat sadece tek
başına bir ara sıra boş vakitlerde tüketilen bir
şey değil ki, bir üretim biçimi değil ki.
Bir kültür kampüsü istiyorum aslında. “İnsan hikayesi olan bir
Genişleyen, çoğalan başkalarını da oraya canlı. Hikayesi olmayan
çeken bir yer olsun istiyorum. Burası bizim hayat yaşanmaya
buralı birinin ifadesiyle “Erdinç abinin kasap değmez”
damı”ymış. Biz de zaten o isme sadık kaldık.
Markayı oluştururken adını Urla Dam koyduk. Ercan Kesal. Hekim, oyuncu, yönetmen, yazar,
Buraya damlar deniyor, dam mevkii deniyor. senarist…
Bir zamanlar ahırların, depoların bir takım
barakaların olduğu yer. Diyoruz ki Urla’da,
bölgede çok çekim merkezi haline dönüşecek
bir kültür-sanat kampüsü olsun. Bunu hayata
geçirmek uğraşımız. Bu kampüste şu an
üzerinde oturduğumuz bir amfitiyatro olacak.
550 kişilik. 600’e de çıkabilir. İyi bir sahne. Çok
amaçlı, büyükçe bir kapalı mekanımız var.
Orayı da yine özellikle yağmurlar başlayınca
kışın kullanmayı düşünüyoruz. Sinema, tiyatro
için, gösteriler için. Belki de yazın festivallerde
bir bölümünü orada yapabiliriz. Workshop
alanları, atölye diye tabir ediliyor ama aslında
bir çeşit okul, eğitim atölyeleri, eğitim yapılan
yerler. Daha çok sineme, tiyatro, senaryo,
yazarlık, aşçılık… O tür şeyler… Çünkü, burası
bulunduğumuz coğrafya hem denizin hem
ormanın, gıdanın, gastronominin, bitkinin,
otun da, etin de, balığın da, denizin de rahatça
ulaşılabileceği çok seçenekli bir coğrafya. Biz
de onun bir parçası olmak istiyoruz. Ayrıca bir
restoran, bir bistro, yine bir açık festival alanı
ve şimdilik 11 odanın hizmet verebildiği bir
konukevi, misafirhane…
İnsan hikayesi olan bir canlı. Hikayesi olmayan
hayat yaşanmaya değmez. Galiba bunu
ben kendime motto yaptım. Hekimlikte de,
sinemada da, edebiyatta da benzer hayallerin
peşinde koşuyorum. Burası buna çok uygun bir
yer. Ticari bir iş olmadığını biliyorum. Çünkü,
ne yazık ki kültür ve sanat da biraz pahalı işler.
Seçkin bir iş ve biraz da belki herkesin rahatça
ulaşamayacağı türden şeyler. Biz bunu biraz
böyle ayağa düşürmek istiyoruz. Evet, yani
bu hem işimiz çok seçkin ve benzersiz olsun
ama bir yandan da sokaktaki insanın da işine
yarasın. Ana omurgasını okullaşmak, okul
11
olmak teşkil etsin. Bir hafızanın parçası olsun, kendi hikayesini kursun.
Ben de bunun yaratıcılarından biri olarak gelip geçeyim buradan.
Ben de buraya gelip bir zamanlar kurucusu olduğum bir yerde bir
atölyeye katılayım. Yurt dışından gelen bir yönetmenin dinleyicisi
olayım. Buradan yapılan bir yayını dinleyeyim. Benim oğlum da
gelsin buradaki aşçılık okulunda şefin verdiği bir derse katılsın, soğan
doğramayı öğrensin, buradaki otun kıymetini bilsin.
Bir sürü şey var ama temelinde galiba dediğim gibi okullaşmak, okul
olmak, hafıza olmak… Mesele o… 7’sinden 70’ine herkesin rahatça
katılacağı, kendince bilgi terekesine bir şeyleri ekleyebileceği bir yer
olsun istiyoruz. Hiç öyle bir yukarıdan hedef kitle tespit etmiş, yok
kendine göre bir müşteri profili oluşturmuş bir yer değiliz. Onun
için söylüyorum ya benzersiz bir yer yapalım. Böyle bir şeyin parçası
olduğumuz için de ileride hikayemiz olsun anlatacak. (Röportaj: VOA)
12
13
MİNİ RÖPORTAJ
Hale Pekerten
“Ben emekli biyoloji öğretmeniyim. Urla Eğitim Vakfı
(UREV) kurucu başkanıyım. Zamanımın çoğunu
vakıf işleriyle ve öğrencilere burs kaynağı yaratmaya
harcıyorum. Ayrıca arkadaşlarımla sosyal etkinlikler
yapıyoruz.film seyretmeyi ,gezmeyi ve yemek yapmayı
severim.Okumayı da severim ama son bir yıldır eşimi
kaybettikten sonra kitap okuyamıyorum. Zamanla bu
durumun düzeleceğini umuyorum.”
14
Sizi hayatta bir adım öne taşıyan şeylerin
neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Öncelikle kendimi geliştirecek bilgi
birikimlerimi arttırarak kendimi geliştirmek.
Çevremde ulaşabildiğim insanlara destek
çıkabilmek. İnsan, hayvan sevgisinin önemini
kavramış olmak. Çevremdeki insan, hayvan ve
bitkilere sevgiyle yaklaşabilmek.
İleriye dönük planlar mı yaparsınız, yoksa
anı yaşamak daha mı önemli?
Gençliğimde ileriye doğru planlarım ve
hayallerim vardı. Yaşımın ilerlediği bu yaşlarda
anı yaşamanın daha önemli olduğuna
inanıyorum.
Hayatta bir sloganınız var mı?
Evet, benim sloganım; yaşamın anlamı sevgidir.
Şu anda yaptığın işin dışında ne iş yapmak /
ne olmak isterdin ?
Ben öğretmenim. Öğretmen olmasaydım
doktor olmak isterdim.
Nelerden mutlu olursunuz?
Ben çevremdeki insanları mutlu görmekten
ve onlara birşeyler katabilmekten, güzel bir
ortamda (güzel bir coğrafyada) bulunmaktan,
denizde yüzmekten , torunumla vakit
geçirmekten mutlu olurum.
Film izler misiniz? En son izlediğiniz film
hangisiydi?
Film izlemek en büyük zevklerimden biridir. şey/şeyler nelerdir?
Haftada en az üç film izlerim. En son Netflix de
BROAD PEAK izledim. Aşırı yapılaşma ve kalabalık Urla için çok
yararsız.
Müzikle aranız nasıl? Tercih ettiğiniz bir
müzik türü var mı? En sevdiğiniz şarkı Urla’da “şu da olsaydı?” dediğiniz şey/
hangisi? şeyler?
Son zamanlarda biraz rahatsızım ve müzik Urla’da keşke bu kadar güzel olmasaydı da bu
dinliyemiyorum. Dinlediğim zaman hafif müzik denli göç almasaydı.
tercihimdir.
2023 yılı için mesajınız?
Sizi ifade ettiğini düşündüğünüz 3 kelime…
2023 yılında ülkemizde şiddetin olmadığı
Acılı, işkolik, yardımetmeyi seven biri beni barış ve huzur ortamı ve de insanların gelir
tanımlayan üç kelime olabilir. düzeyinin insanca yaşamaya uygun olduğu bir
yıl olsun.
Urla için en yararsız olduğuna inandığınız
15
RÖPORTAJ
Ülkemiz edebiyatının marka ismi
Ayşe Kulin
16
Her sene yaşamının bir bölümünü Urla’da
geçiren Ayşe Kulin’e yine Urla'da bir imza
gününde röportaj talebimi ilettiğimde
her zamanki kibar ve nazik tavrıyla kabul
etmişti. Tabii ki çok sevindim ama daha
o an içimi bir endişe kaplamıştı. Onlarca
röportaj yapılmış, yüzlerce soru sorulmuş
Ayşe Kulin’e ne sorabilirdim?
Belki benzer olabilirdi ama sizlerin de
merak edebileceğinizi düşündüğüm
soruları Ayşe Kulin'e sordum.
Röportaj
Tayfun Özel
17
RÖPORTAJ
Çok sayıda kitabınız var. Roman yazmak kolay mı?
1995-2022 yılları arasına otuz altı kitap sığdırabildiğime göre,
benim için zor değil. Yapıtlarımı elle yazmıyor, bilgisayar
kullanıyorum. Bilgisayar yazmayı hem hızlandırıyor hem
kolaylaştırıyor.
Peki, neden edebiyat? Yazma tutkunuzun motivasyonu
nereden geliyor?
Edebiyat vazgeçilmezim çünkü çocukluğumdan okumak
ve yazmak en büyük keyfim. Ben yazı yazmaktan, resim
yapmaktan, müzik bestelemekten, şarkı söylemekten, dans
etmekten, iyi oyuncu olmaktan, tahta yontmaya, yemek
pişirmeye, dikiş dikmeye kadar her türlü yeteneğin Allah vergisi
olduğuna inanırım. Genlerimizde o yetenek yoksa, Oxford’a
beş üniversiteye de gitsek bir İbrahim Tatlıses olamayız. Önce
yetenek, sonra azim ve disiplin!
18
"Genlerimizde o yetenek yoksa, Oxford’a beş
üniversiteye de gitsek bir İbrahim Tatlıses
olamayız. "
19
RÖPORTAJ
Köklü bir aileden geliyorsunuz. Osmanlı’yı yaşamış
büyükleriniz var. Böyle köklü bir aile ortamında çocuk
olmak, büyümek Ayşe Kulin’e neler kattı?
Ben, yüksek mevkide bir Osmanlı bürokratı olan anneannemin
babası ve annesiyle on- on beş yaşıma kadar yaşayabilme
şansına eriştiğimden Osmanlı döneminin konak hayatını
yakından tanıdım. O evde sürekli şiir okunurdu, Mehmet
Akif’e hayranlığım çocukluğumdan kalmadır. Ayrıca bir de
Sultan Ahmet’teki babaannemin ev ortamı vardı. Onlar da dini
hassasiyetleri çok yüksek, Bosna’nın Avusturya Macaristan
Sancağına verilmesiyle, haç altında yaşamaktansa hilal
altında yaşamak üzere Bosna’dan İstanbul’a göçmüş, on ikinci
yüzyılda Bosna’yı idare etmiş bir Ban ailesiydiler. Bosna’daki
mülklerinin geliri ve tarlalarının ürünü İstanbul’a yollanırdı. Tito,
Yugoslavya’da tüm özel mülkleri devletleştirince bir gün içinde
beş parasız kaldılar. Geçinebilmek için konaklarını bölüp pörçerek
kiraya vermiş, kendilerine de küçük bir yaşama alanı ayırmışlardı.
Çocuktum, niye geniş odalarında koşuştuğum ev duvarlarla
örülmüştü, anlayamamıştım. Her iki ailem de dünyada yeni bir
düzenin kurulmasıyla servetlerini ve mevkilerini kaybettikleri
için hiç şikâyet etmediler, sağlıklarını, şereflerini ve itibarlarını
koruyabildiklerine şükrettiler. Ben işte bu aile büyüklerimden bu
dünyada hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğrendim. Onlar sayesinde
servetin de itibarın da geçici olduğunu, kibrin, gönül kırmanın,
bencillik, iftira ve yalanın bir gün insanın mutlaka ayağına
dolanacağını, doymayan gözün Allah’ın indinde asla kabul
görmeyeceğini öğrenmekle kalmadım, bizzat şahit de oldum.
Hayata ailemin yaşadıklarından ibret alarak, yazarlığıma ise pek
çok yazar gibi eteklerimde ki taşları dökerek yani kendi ailemi,
baba-evimi, mahallemi anlatarak başladım.
20
21
RÖPORTAJ
Romanlar eğer yazar yaşadığı
dönemi aktarabilmişse, kesinlikle
sosyal tarih metinleridir.
Romanlarınız da tarihe yer vermenizin bu köklü aile
yapısıyla ilgisi var mı? Romanlara sosyal tarih diyebilir miyiz?
Biraz önce anlattığım gibi Veda, Füreya, Sevdalinka romanlarımda
ve otobiyografilerimde ailemden izler çoktur ve evet, romanlar
eğer yazar yaşadığı dönemi aktarabilmişse, kesinlikle sosyal tarih
metinleridir.
Geniş kitleler tarafından tanınmanızı sağlayan “Adı: Aylin”
romanızın okuyucu ile buluşma sürecinden bahseder
misiniz? Kitabınızı yayınlatmayı nasıl başardınız?
1997 yılında yayınlanan Aylin’in yayıncı bulmasını bir yıl önce
kazandığım Haldun Taner Öykü ödülüne borçluyum. 1965
yılından o tarihe kadar hiçbir yayıncı kapısını bana aralamamıştı.
Remzi kitabevi ödül kazanmış bir yazarı kapısından çevirmedi,
aynı yıl ben ayrıca Sait Faik Abasıyanık Hikâye ödülünü de
kazanarak, yayıncımı pişman etmedim. Elbette benden habersiz
iki öykümü Haldun Taner Yarışmasına gönderen eşime de minnet
borcum var çünkü tüm ısrarına rağmen yayıncı bulamamış bir
yazar olarak yarışmaya katılmayı asla kabul etmiyordum.
22
Fotoğraf: Aylin Devrimel
23
RÖPORTAJ
"Bence yazar olunmaz,
yazar doğulur."
Yazılarınızı nasıl yazıyorsunuz, sizin de bir fildişi kuleniz var
mı? Sizce nasıl yazar olunur?
Benim fildişi kulem yok! Evimin dışındaysam dizüstü bilgisayarımı
her yere taşır, havaalanlarından tutun, vapurda, trende,
uçakta, bekleme ve kuaför salonlarında, evimdeysem yemekler
yanmasın diye çoğu kez mutfakta, sabaha karşı uyandımsa
yatakta, her yerde, her şart altında yazarım. Yazarken sesten,
gürültüden, etrafımdaki hareketten dikkatim dağılmaz. Yazdığıma
odaklanabilmem en büyük şansım.
Bence yazar olunmaz, yazar doğulur.
Sizin gözünüzden Ayşe Kulin'i nasıl anlatırdınız? Ayşe Kulin’in
bir günü nasıl geçiyor?
Ben yazı yazmanın dışında pek fazla marifeti olmayan, dört
çocuklu sıradan bir anne, sekiz torun ve bir torun çocuklu
sevecen bir büyükanneyim. Sabah çok erken uyanırım, güne
o günün yemeğini pişirmekle başlar, pişerken de mutfak
masasında yazımı yazarım. Yazmak için en verimli saatlerim
telefonun çalmadığı, günün henüz başlamadığı sabahın
erken saatleridir. Sonra yazarlığın bir parçası olan okullarda,
üniversitelerde konuşmalar, okurlarla buluşmalar ve imza
günleri gibi koşuşturmalar başlar. Biriken kitaplarımı okumayı ve
araştırmalarımı ise gece saatlerine bırakıyorum.
24
"Biriken kitaplarımı okumayı ve
araştırmalarımı gece saatlerine
bırakıyorum."
25
RÖPORTAJ
Kitaplarınız arasında en çok sevdiğiniz 3 kitap hangileridir,
neden? Yeni yazarlardan 3 kitap ismi önerebilir misiniz?
Birinci seçimin Her Yerde Kan Var çünkü Sultan Abdülaziz’in
şaibeli ölümünü, olaya karışmış yedi kişinin ağzından yedi günlük
bir süre içinde anlatırken, Osmanlı Sarayının harem hayatını,
damatların entrikalarını, sadrazamların gücünü gözler önüne
seriyorum ve anlıyoruz ki tarih gerçekten tekerrürden ibaretmiş.
İkinci seçimim Füreya çünkü kitap bir Osmanlı aristokratı
olarak doğan Füreya’nın çocukluğuna rastlayan İstanbul’un
işgal altındaki günlerinden başlıyor, Cumhuriyetin kuruluşuna
yakından tanıklığı ile sürüyor ve geçim sıkıntısı çeken sol görüşlü
bir sanatçı olarak hayata veda etmesiyle son buluyor. Kısacası
kitap yakın tarihin toplumsal belgesi niteliğinde ve bu ben bu
kitapta bir yazar olarak ustalaştığımı düşünüyorum.
Üçüncü seçimim bildiğim kadarıyla Türk edebiyatının ilk
distopyası olma niteliğini taşıdığı için, Tutsak Güneş.
Yeni yazarlardan üç isim önermek, üç ismin dışında kalanlara
haksızlık olur ama bu yaz başında okuduğum Latife Tekin’in
Zamansız adlı kitabı bugüne kadar okuduğum en muhteşem
erotik metindi. Latife'nin hayal gücünü tüm kalbimle kutluyorum.
26
Bu yaz başında okuduğum Latife Tekin’in
Zamansız adlı kitabı bugüne kadar okuduğum
en muhteşem erotik metindi. Latife'nin hayal
gücünü tüm kalbimle kutluyorum.
27
RÖPORTAJ
Sizin Urla’nız? Urla size ne ifade ediyor, Urla’yı nasıl
anlatırdınız?
Urla yakın zamana kadar ölümsüz zeytin ağaçları, iki deniz
arasındaki bağlarıyla yazlıkçıların bir türlü yozlaştırmayı
başaramadıkları sakin bir beldeydi. Yavaş ama emin adımlarla
şarap üretiminde Türkiye’nin Napa Vadisi olma yolunda
ilerliyordu. Dilerim pandemi sırasında aldığı göçle sonu o eşsiz
Bodrum’un ve güzelim Alaçatı’nınkine benzemez.
“Ne olacak bu dünyanın hali” diye sorsam, neler söylerdiniz?
Ne olacak bu dünyanın hali sorusuna yanıtımı şu anda yazmakta
olduğum son romanımda veriyorum. Bekleyin, nefesim bitirmeye
yeter de kitabım raflarda yerini alırsa, yanıtımı okursunuz.
28
Fotoğraf: Fethi Karaduman
29
MİNİ RÖPORTAJ
Çiğdem Savran
Turgay
"Emekli Homeopatım. Gönüllü çalışmanın önemine
inanıyorum. Gönüller bir olunca hayat daha güzel oluyor.
Doğada olmayı severim. Toprak, güneş ve deniz beni
bahtiyar eder.
Yürümek, yüzmek ve yemek sevdiğim 3Y."
30
Sizi hayatta bir adım öne taşıyan şeylerin Sosyal, doğal, inatçı...
neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Urla için en yararsız olduğuna inandığınız
Hayat bize verilmiş bir armağan. Onu en iyi şey/şeyler nelerdir?
şekilde değerledirmek lazım. Öğrenilecek,
tecrübe edilecek o kadar çok şey var ki... Betonlaşma ve trafik düzensizliği beni
Öğrenmek, deneyimlemek ve keyif almak beni endişelendiriyor.
bir adım öne taşır sanırım.
Urla’da “şu da olsaydı?” dediğiniz şey/
İleriye dönük planlar mı yaparsınız, yoksa şeyler?
anı yaşamak daha mı önemli?
Urlada daha çok yeşil alan, daha çok otopark,
Planlar bozmak için yapılır. Anı yaşamayı yürümek için kaldırım, çocuklar için oyun
öğrenmek için önce planlar yapmak gerek. Ben alanları olsun isterim.
de öyle yaptım, şimdi anı yaşıyorum.
2023 yılı için mesajınız?
Hayatta bir sloganınız var mı?
Barış içinde ve kardeşçe yaşayacağımız bir
Sloganları sevmem ama bir tane söylemem dünya mümkün.
gerekirse, "evrensel enerji ile uyum içinde
yaşamayalım" derim.
Şu anda yaptığın işin dışında ne iş yapmak /
ne olmak isterdin ?
Sanatçı olmak isterdim. Özellikle sahne
sanatları. Müzisyen mesela.
Nelerden mutlu olursunuz?
Mutlu olmak bizim bu yaşamdaki görevimiz.
Kendi mutluluğunu da ancak kendin
yaratabirsin. Güneşin doğuşunu izlemek,
berrak suda yüzmek, lezzetli bir yemek, güzel
bir müzik, dostlarla sohbet gibi şeyler...
Film izler misiniz? En son izlediğiniz film
hangisiydi?
Flim izlerim. En son Kurak Günleri izledim. Çok
beğendim.Her sahne bir tablo gibi işlenmiş,
müzik harika.
Müzikle aranız nasıl? Tercih ettiğiniz bir
müzik türü var mı? En sevdiğiniz şarkı
hangisi?
Güne müzikle başlamanın önemine
inanıyorum. Sabah kalkar kalkmaz ilk iş müzik
açarım. Dinlediğim müzik ruh halime göre
değişir. Mesela, sabahları Türk sanat müziği
akşam üstü caz gibi. Çok keyifliysem de Neşet
Ertaş dinlerim.
Sizi ifade ettiğini düşündüğünüz 3 kelime…
Bu zor bir soru!
31
ARAŞTIRMA
Bir Tanju Okan
Geçti Urla
İskelesi'nden...
Uluç Hanhan
32
Tanju Okan’ı ilk kez Uzunada’da tanıdım daha "Cüsseli, yakışıklı, gür sesli
doğrusu gördüm. İzmir Körfezi’nde Urla ve biriydi. Ara ara adaya
Mordoğan açığındaki askeri birliğin konuşlandığı gelirdi, ada komutanları
adada. Adaya 1972 yılında tayinimiz çıktı. ile arası iyiydi. İşte Tanju
Adı daha çok sürgün yeri olarak adlandırılan Okan ile karşılaşmam
bu adaya, ayrılırken ağlayacağımızı ve hala böyle oldu.
rüyalarımıza gireceğini bilmeden İstanbul’dan
taşındık. Bu sene tam tamına elli yıl olmuş. ...
O zamanlar Anadolu Rumlarından kalma
taş evler ve dört katlı, üç apartman bloğu Gelin şimdi onun dalgalı
var adada. Tabii bir takım askeri birlikler de. hayatına yelken açalım.
Ulaşım Urla İskelesi’ndeki bugün halen yerli Tabii fonda birkaç
yerinde duran iskeleden kalkan işkampavya ile Tanju Okan şarkısını
yapılıyor. Sonradan Narlıdere adında bir vasıta dinlemenizi arzu ederim."
konuldu. Kısa zamanda adaya alıştık. Sürgün
yeri olan mahrumiyet adası, yerini doğanın
kucağındaki cennete bıraktı. Adanın en şanslıları
ise çocuklar. Diledikleri kadar gezer, oynar,
arkadaşları ile adanın keyfini çıkarırlardı. Sert,
dalgalı, rüzgârlı ve yağışlı geçen kışlar, yazın
yerini dümdüz denizlere, plajlara, pinalara, türlü
balıklara, teknelere, beslenen yavru köpeklere,
tavuklara, ördeklere, güneşten marsık gibi
olmaya, bisiklet gezilerine, ilk çocukluk aşklarına,
keçiboynuzlarına, kocayemişlere, incirlere,
mehtaplı gecelere, Astsubay gazinosu ile Subay
Gazinosu arasında yapılan ailecek yürüyüşlere,
domates toplamaya, kantin sıralarına ve en
önemlisi sünnet düğünlerine bırakırdı. Adada
yaz aylarında yapılan sünnet düğünleri çok
önemliydi. Nasıl bugün köy ve kasabalarımızda
yapılan düğünler ne kadar önemli ise, adada
yapılan sünnet düğünleri de biz çocuklar için o
kadar değerliydi. Yaz başında o yaz kimin sünnet
olacağı araştırılırdı. İşte bu düğünlerden birinde
Tanju Okan birkaç şarkı ile düğüne müthiş bir
renk kattı. Büyük bir alkış aldı. O yıllarda zaten
çok ünlüydü, Kadınım adında beyaz teknesi ile
adamıza gelirdi. O zamanlar bu tekne adının
hikâyesini bilmiyorduk. Cüsseli, yakışıklı, gür sesli
biriydi. Ara ara adaya gelirdi, ada komutanları ile
arası iyiydi. İşte Tanju Okan ile karşılaşmam böyle
oldu.
Tanju Okan, Urlalıların Tanju Babası, Necati
Cumalı gibi Urla’nın çok önemli değerlerinden
biridir. Ama onu genç kuşak Urlalılar tanıyor mu?
Sanırım İskeledeki heykelinden yola çıkarak bir
şeyler söyleyebilirler. Şimdi o heykeli ete kemiğe
büründürme zamanı. Gelin şimdi onun dalgalı
hayatına yelken açalım. Tabii fonda birkaç
33
ARAŞTIRMA
Okan, birinci olduğumuz 1964’teki Balkan Müzik
Festivali’nde Türkiye’yi temsilen katılan Milli
Orkestramızın solisti olarak şarkı söyler. Diğer
solistler Erol Büyükburç ve Tülay German’dır.
34
Tanju Okan şarkısını dinlemenizi arzu ederim. İyi
yolculuklar…
Tanju Okan, 27 Ağustos 1938’de İzmir Tire’de önemli caz müzisyenlerinden biri olan Selçuk
doğdu. Annesi Urla’nın ilk sorgu hâkimi Ali Rıza Sun’un dikkatini çeker ve orduevi orkestrasına
Beyin kızı Bedia Sarıalp, babası müzik öğretmeni solist olarak katılır. Şöhreti kısa zamanda
İlhan Okanlı’dır. Ali Rıza Beyin oğlu Ruhi Sarılap Orduevi sınırlarını aşıp bütün Ankara’ya yayılır.
Türkiye’nin olimpiyat madalyalı ilk atletidir. 1948 Küçük çapta şöhret olan Tanju Okan ile ilgili
Londra Yaz Olimpiyat Oyunları’nda üç adım ilk yazı Durul Gence, Erol Pekcan gibi önemli
atlama branşında bronz madalya kazanmıştır. caz müzisyenlerini de kadrosunda barındıran
Daha sonra bir dönem Yüksek Denizcilik Popüler Melodi dergisinin 21 Nisan 1960 tarihli
Okulu’nda beden eğitimi öğretmenliği yapmıştır. ilk sayısında yayınlanır. Askerlik sonrası ilk
İlhan Beyin kızı Bedia Hanım klasik müzik önce Orhan Sezener Orkestrası’nda (1947’de
terbiyesi ile yetişmiş, etkileyici bir sese sahip, kuruldu) 50 lira yevmiye karşılığında, sonra
gerçek bir hanımefendiydi. Ünlü besteci Ahmet Müfit Kiper Orkestrası’nda (1955’de kuruldu)
Adnan Saygun, Ali Rıza Beyin iyi bir arkadaşı İtalyanca, İspanyolca ve İngilizce şarkılar söyler.
ve aile dostları idi. Tanju Okan böyle müzikle iç Vasfi Uçaroğlu Orkestrasında (1964) ve Şevket
içe bir ailenin çocuğu olarak doğdu ve yetişti. Uğurluer Orkestrası’nda (1963’te kuruldu) caz
Dayısı Ruhi Sarıalp ve eşi Ayşe Sarıalp Okan’ın söyler. İstanbul Radyosu’nda haftada bir canlı
çocukluğu için şunları söyler:“Küçüklüğünden programlar yapar. Uğurluer, Okan’ı orkestrasına
beri müziğe çok düşkündü. Evde piyano ve davet etmesini şöyle anlatır: “Okan’la
keman, klasik müzik ve otantik Anadolu türküleri birlikteliğimiz 1961’de başladı. Okan’ın Ankara’da
hâkimdi”. Okan’ın çocukluğunu bilen piyanist Orhan Sezener Orkestrası’nda şarkı söylediğini
Necdet Karar (1928 doğumlu Şopen Necdet) duyuyorduk. İstanbul’da bize gür sesli, erkek bir
ise o günler için: “Çok güzel bir oğlan çocuğu idi, şarkıcıya ihtiyacımız vardı. Haber verdik, o da
sarışın, gözleri mavi, müthiş hırçın, çok yaramaz, İstanbul’a geldi, bizimle çalışmaya başladı. Sesi
akşama kadar kedileri köpekleri kovalar, parkın gür, net ve çok güzeldi.” İstanbul’a adım atan
içinde yapmadığını bırakmazdı. Oturdukları ev Tanju Okan’a yurt dışı yolu da açılmış olur.
Manisa’nın antik evlerinden birisiydi. O evden
opera müziklerinin sesleri gelirdi. “Annesi ve Tanju Okan Milli Orkestra ile birlikte 1964’te
babası Tanju Okan beş yaşında iken ayrılır.
Müziğe olan ilgisini fark eden ve canlı tutmak
isteyen annesi, masanın üzerinde iplerle çizgiler
yapar, bu çizgilerin üzerine de notalara benzettiği
kurabiyeleri sıralar, doğru notaları bilebilen Tanju
Okan kurabiyeleri yemeyi hak edermiş. Tanju
Okan ilk (Gazi) ve ortaokulu ( Manisa) Manisa’da,
liseyi ise Balıkesir’de (Balıkesir ) okudu. Okulda
“kırmızı değirmen” adında bir orkestra kurar. Lise
ikinci sınıfta müziği, okula tercih ederek öğrenim
hayatını yarım bırakıp Manisa’ya döner ve ismini
Manisa’nın antik çağdaki adından alan “Magnesia
Orkestrasını” kurar. Manolya Çay Bahçesi ve
bunun gibi mekânlarda mızıka çalıp şarkı söyler.
Ailesi opera sanatçısı olmasını isterken, o bunu
istemez, hafif batı müziğine yönelir.
Okan, bir süre tütün eksperliği yaptıktan
sonra İtalya’da şan eğitimine gider. 1958’de
askerliğini Ankara Orduevi’nde yapar. Yine orada
askerliğini yapan ve Türkiye’nin yetiştirdiği en
35
ARAŞTIRMA
36
Türkiye’yi Balkan Müzik Festivali’nde temsil etti. Prof. Dr. Sevda Aydan:
Kara Tren, Kâtibim ve Kundurama kum doldu "Onda ses, tını ve
şarkılarıyla 2-3 Eylül 1964’teki Balkan Müzik materyal vardı. Onu
Festivali’nde Türkiye’yi temsilen katılan Milli dinlerken insanın tüyleri
Orkestramızın solisti olarak şarkı söyler. Diğer diken diken olurdu."
solistler; Erol Büyükburç ve Tülay German’dır.
Burada büyük sükse yapar. Türkiye yarışmada Tanju Okan, Nilüfer Koçyiğit ve Tanju Korel
birinci olur. Okan’ın ilk 45’liği İbibikler öter ötmez
ordayım (1964, Sahibinin Sesi), ilk çıkış plağı
ise Hasret’tir (1970). Şarkının hikâyesi şöyledir:
Altmışlı yıllar aranjman dönemidir. Yabancı
şarkılara Türkçe sözler yazılmaktadır. George
Moustaki’nin “Le Meteque” şarkısı Avrupa’yı
kasıp kavurur. Nino Varon bu parçaya yazdığı
Türkçe sözler ile Hasret (1970) bomba gibi patlar,
altın plak kazanır. Şarkı herkesin dilindedir.
Yakışıklı, genç, yıldızı parlayan, yeni bir ses olarak
İstanbul Taksim, Semiramis, Çakıl ve Aşiyan
gazinolarında her gece dolu masalara şarkılarını
söyler. Okan artık İstanbul’a transfer olmuştur.
O günler için Şevket Uğurluer şunları söyler:
“Şovlarında müşteri ile çok iyi diyalog kurar.
Elindeki içki bardağını şovlarda bırakmaz, onu
tutar, okşar, yere atar. Yedi-sekiz sene İstanbul’u
eğlendirmiştir.” Sezen Cumhur Önal ise “Sesi ve
fiziği güzeldi, sahneyi doldururdu, performansı
iyiydi.” diye ekler. Öyle sarhoş olsam ki (1972),
Kemancı (1977), O benim halkım (1975),
Dostlarım, Yıldönümü, Ayyaş 45’likleri art arda
gelir. 1964’te ilk uzunçaları Bütün Şarkılarım çıkar
ve hemen tükenir. Okan’ın Ankara’da olduğu
yıllar için Prof. Dr. Sevda Aydan (oyuncu, ressam,
opera sanatçısı, akademisyen, “Kaynanalar”
dizisindeki Tijen Hakmen) şunları anlatır: “Benim
gençlik yıllarımda büyük bir zevkle dinlediğimiz
en büyük şarkıcı ve şovmendi. Kendisi 1964-65’te
Ankara’da ilk defa Gençlik Parkı’nda sahneye
çıktığında hepimiz hemen hemen her akşam onu
dinlemeye giderdik. Onda ses, tını ve materyal
vardı. Onu dinlerken insanın tüyleri diken diken
olurdu. Onu operaya yönlendirmeye çalışıyorduk,
o buna yanaşmadı. Bas-bariton bir sesi vardı.
Materyali çok kuvvetli ve vüsatı çok genişti.”
Ali Kocatepe arkadaşı Tanju Okan’ı şöyle anlatır:
“Tanju Okan’la 1965’te Yeni Asır için röportajını
yaptığımda İzmir’de tanıştık. O zamanlar Milli
Orkestramızın solistiydi. Sonra sıkı arkadaş olduk.
İzmir’e geldiğinde Urla’ya balık avlamaya giderdik.
Festivallerde bazen aynı odayı paylaşırdık. Rakıyı
çok severdi. İlk Antalya müzik şölenini
37
ARAŞTIRMA
38
yaptığımızda (1972) alfabetik sıraya göre sahne
alacak son sanatçıydı. Konser başladığında bir
şeyi yokken, arka arkaya kadehleri yuvarlayınca
sıra kendisine gelinceye kadar içkinin etkisiyle
sızdı kaldı. Bir kova soğuk suyu başına boşalttık,
sahne arkasında giydirdik ve zar zor sahneye
çıkardık. Hasret ve Öyle sarhoş olsam ki’yi
söyledi. Seyirci sahnede sallanan ve ayakta
zor duran Tanju’yu rol yapıyor sanmıştı. Büyük
alkış aldı. Unutamadığım anılarımdan biri de
Hasret teknesiyle 70’lerde İstanbul Boğazı’nda
dolaştığımız gündür. Tanju Okan, Edip Akbayram,
Zaliha, Ertan Anapa ve ben; bir çiçek dört böcek...
Hey gidi günler hey! Tanju Ağabeyimin güzel ve
güçlü sesi vardı, arkadaş canlısı, yakışıklı, bekârlık
günlerimizdeki çapkınlık arkadaşımdı.”
Manken Nur Erbay ile sekiz ay süren evliliğini
Mayıs 1967’de yapar. Oğlu Tansu bu evliliktendir.
Sigara ve alkole daha fazla bağlanır. Onlar
Okan’ın gerçek dostu olmuştur. Okan bu durumu
şöyle anlatır: “İstanbul’a geldikten sonra, iki
kadeh ile akşamcılığa başladım. Gece hayatında
olmam, hava güzeldi, yağmur yağdı, sıkıntılı
günler, sıkıntısız günler bahanesiyle içmem
sürdü. Giderek içki Tanju Okan’a, Tanju Okan
içkiye yakıştırılır oldu.” Mehmet Teoman: “İçki
ona yakışıyordu, hayatımda içkinin bu kadar
yakıştığı başka bir kişi görmedim” der.
Paris’te dört plak yapar (Barclay), ısrarlara Manken Nur Erbay
rağmen orada kalmaz. Amerika (1963) ve ile sekiz ay süren
Avrupa’da kendisini coşku ile karşılayan dolu evliliğini Mayıs 1967’de
salonlara konserler verdi. Aynı dönemde yapar. Oğlu Tansu bu
Uluslararası Dario Moreno ödülünü kazanır. evliliktendir.
Sezen Cumhur Önal onun kalitesini vurgulamak
için: “Dünyaya biraz erken gelmişti. Şu
dünyada, şimdi yaşasaydı, çok farklı eksenlerde,
coğrafyalarda adımızı duyurmuş olurduk.”der.
Okan 1968’de Haydar Haydar ile dikkati çekti.
1971’de Benim de Canım Var ve Bir Falcı Vardı
adlı çalışmasıyla geniş kitlelerce tanındı. 1972’de
Darla Dirlada, 1973’te Öyle Sarhoş Olsam ki ve
Koy Koy Koy ile beğeni topladı. Nilüfer ve Modern
Folk Üçlüsü ile seslendirdiği Arkadaş Dur Bekle
çok sevildi. 1974’te Şerefe ve Yıldönümü, 1975’te
görkemli sesiyle harika yorumladığı unutulmayan
şarkılardan biri de Kadınım idi. Yine 1975’te
Benim Halkım, 1976’ta Kemancı, Dostlarım ve
Kaderim gibi birçok parçasıyla şöhret buldu.
1964-1982 arasında yirmi filmde oynar. İlk
39
ARAŞTIRMA
Tanju Okan ve büyük aşkı
Zerrin Doğan.
40
filmi Cüppeli Gelin (1964) olup filmleri İnatçı Nükhet Duru, Mehmet Teoman, Muhabir, Tanju
gelin (1965), Berduş kız(1970), Ah Bir Zengin Okan, Zerrin Doğan
Olsam(1971), Cımbız Ali/ Yırtık Niyazi (1971),
Gazap Rüzgârı(1982) ile devam eder. Mehmet Teoman: "Plağı
koydum ve parçayı çalmaya
Tanju Okan Hasret’ten sonra kendi adıyla başladım. Yazdığım sayfa
özdeşleşen bir plak daha yapar. Kadınım, bu elimde, perdesiz sesimle
şarkı yıllar boyu sevenlerin gönüllerinden okumaya başladım
düşmez. Şarkı Tanju Okan’ın yorumu sayesinde melodinin üzerine. Henüz
unutulmayan klasikler arasına girer. Kadınım’ın yarısına gelmiştim ki
hikâyesini Mehmet Teoman şöyle anlatır: Tanju'nun gözleri fal taşı
“Sanıyorum 1973 yılıydı. Birkaç gündür Tanju’nun gibi açıldı. Başından aşağı
Bebek’teki evinde kalıyordum. Tanju iyi değildi. bir kova su dökülmüş gibi
Sabahtan votka-vişne içmeye başlıyordu. fırladı ayağa. Elimden kâğıdı
Akşamları çalıştığı kulüplere ben götürüyordum. aldı, gerisini okumaya
Dönüşte de işkembeciye uğradıktan sonra evine başladı ve şarkıyı bitirdi.
bırakıyordum. Sevgilisi Zerrin’in ailesi ikilinin İkimiz de gözyaşlarımızı zor
ilişkisini onaylamıyordu, aile çok iyi bir aile idi tutuyorduk."
ve Tarabya’da oturuyorlardı. Onları ayırmak
için kızlarını Amerika’ya okumaya gönderdiler.
Zerrin ABD’ye tahsile gideli 1-2 hafta olmuştu.
Yine öyle bir akşam Tanju’yu evine götürüp
yatırdıktan sonra, o gün satın aldığım Serge
Reggiani’nin yeni uzunçalarını pikaba koydum.
“T’al’aird’unechanson” parçasından sonraki
parçaya bir türlü geçemiyordum. Başa alıyor,
tekrar tekrar dinliyordum. Öyle kendiliğimden
kalem kâğıda sarıldım ve yazmaya başladım:
“Eşyalar toplanmış seninle birlikte” satırlar kendi
kendine dökülüyordu. Son satırı yazdığımda
saat sabahın yedisi olmuştu. Yorgundum ve
uyumak istiyordum doğal olarak. Ama bir
türlü yatamıyordum. Dayanamadım, bir kahve
koydum. Bir yudum almıştım ki bir fincan
da Tanju’ya hazırladım ve başucuna iliştim.
Uyandırdım horul horul uyuyan adamı. Doğruldu
ve kahvesini içmeye, yavaş yavaş kendine
gelmeye başladı. Banyoya yönlendirdim. O
günlerde bir çocuk gibi itaat ediyordu aksi,
inatçı adam. Çok kırılmıştı Zerrin’in gidişine.
Bir kahve daha tutuşturdum eline ve salona
geçtik. Hiç bir şey söylemedim. Plağı koydum
ve parçayı çalmaya başladım. Yazdığım sayfa
elimde, perdesiz sesimle okumaya başladım
melodinin üzerine. Henüz yarısına gelmiştim ki
gözleri fal taşı gibi açıldı. Başından aşağı bir kova
su dökülmüş gibi fırladı ayağa. Elimden kâğıdı
aldı, gerisini okumaya başladı ve şarkıyı bitirdi.
İkimiz de gözyaşlarımızı zor tutuyorduk. Aynı gün
Unkapanı’na plak şirketine gittik. Bir hafta içinde
düzenlemesi yapıldı, stüdyoya girdik. Tanju’nun
41
ARAŞTIRMA
42
bir huyu vardı, söylediğini beğenmezdi. Üst Tanju Okan ve Nino Varon
üste şarkıyı okur, en sonunda şarkıyı bozduğu
olurdu. Ben huyunu bilir buna karışmazdım. okudum. Derken Tanju da benim roof’ta şarkı
Tanju yine birkaç kez üst üste okudu parçayı. söylerken ilgimi çekmeye başlıyor. Ben bazen
Yaz mevsimiydi, bir yandan terliyordu, hatta aşağıda çalışmamı bitirdikten sonra çıkıyordum
bir ara üstünü çıkardı. Ben ona çaktırmadan ilk Tanju’yu dinlemeye. Tanju şarkıcı olarak benim
okumayı sakladım. Ve sonunda o ilk okuma plağa ilgimi çekiyor. Benim şarkıcılarla bir ilişkim yok o
kaydedildi”. zamanlar. Tanju çok ünlü değil ama çok seviliyor.
Esnaf çok seviyor, balıkçılar çok seviyor. Böyle
Tanju Okan’ın yükselişinde önemli payı olan de ilginç bir adam Tanju Okan! Sadece şarkıcı
sevgili Mehmet Teoman’ın kitabında Tanju Okan olarak gidip dinlediğim bir adam değil, herkesle
ile geçen günlerini şöyle anlatır: “Şarkı sözü arkadaşlık yapıyor, samimiyetle sohbet ediyor.
yazmaya başladım. Tanju beni aldı karşısına Bizim de böylece sohbetimiz başladı. Sıcacık bir
bir gün, dedi ki “Mehmet, senin bana şarkı adam; evine mi ne davet etti, öyle bir şey oldu.
sözü yazman lazım.” “Nereden çıkartıyorsun, Küçük Bebek’te oturuyor o zaman. Bebek’in
”dedim. Benim böyle bir yeteneğim de yok, yukarısı. Yelizler, birçok insan, Çiğdem Talu
aklımda böyle bir fikir de yok. “Hayatımda böyle orada... Mehmet Ali Aybar’ın evi var orada. Böyle
bir şey yapmadım,” dedim. Tanju, sen bana,” verimli bir yerde oturuyor. Annesiyle oturuyordu.
dedi, nitekim hakikaten de öyleydi. “Gilbert Evinde bana Frank Sinatra’lar, İngilizce birtakım
Becaud’un, LeoFerre’nin, Aznavour’un, işte plaklar dinletti. “Ben hangisini söyleyeyim acaba
şunun bunun, Fransızca şarkılarını, hepsini sence?” diye inceden danışmaya başladı. Ben de
çevirerek anlatıyorsun,” dedi. Böyle söylüyor, işte o sıralarda ona Fransız plakları getirmeye
çünkü bütün sevdiğim Fransızca şarkıları, ona başladım. O meşhur Grundig pikaplarda plak
çevirdikçe, böyle böyle buluştukça, anlattıkça çalıyoruz. Bir yandan da ben ona tercümeler
Tanju’ya, Tanju kafasında demiş ki “Bu, şarkı yapmaya başladım. O da bana bir müddet sonra
sözü yazsın abi. “Yahu saçmalama,” dedim. “Sen bana şarkı sözü yazsana,” dedi. (Teoman,
Neyse, derken beni Nino (Varon) ile tanıştırdı; age, s.86-88)Tanju çok ısrar etti benim şarkı
o zaman Odeon’da NinoVaron, “Hemen Tanju sözü yazmam için, onun sayesinde üç kelime
Okan’a bunu yapıyoruz,” dedi. Odeon’un ( plak yazdığımda, ben sanatçı filan değildim. Benim
şirketi) sahibi Dani Grünberg müzik bölümünün şansım ilk şarkı sözlerimi Tanju gibi birinin
başında; çok şeker biriydi oda, sonradan dost söylüyor olmasıydı. Adam zaten tanınan biri,
olduk. NinoVaron da yapımcıydı. Benim ilk kırk zaten çok güzel söylüyor ve benim şarkı sözümü
beşliğim 1975’te Tanju Okan’a yazdığım “Dans
Ettiğin Kadar Dans Et, Şu Dünya Üstünde”dir.
Derken, ”Aşkı bulacaksın ”diye de bir şarkı
yazdım ona. Hep tabii aranjman (düzenleme)
bunlar. Oğlum Ömer daha iki yaşında, o komik,
kafes gibi yatağının içindeyken “Aşkı bulacaksın’ı
ezberlemişti! Evde o kadar çalışıyoruz ki bir
yandan. Şimdi oradan oraya bağlıyorum, Ömer
72’li; demek ki 73, 74’lere yakın Tanju Okan’a bazı
şarkılar yazmışım.
Ona şarkı sözü yazmam şöyle gelişti: “Tanju
Okan benimle ilişki kuruyor, ben o zaman
resepsiyondayım. Tanju geliyor, işte bazen
üstünü başını değiştirmek için anahtar alıyor.
Ona bir oda açıyoruz, orada değiştiriyor, roof’a
çıkmadan, şarkı söylemeden evvel. Böyle böyle,
Tanju ile yakınlaştık. “Sen neredensin? diye sordu
bir gün. İşte ben Paris’te okudum, bilmem ne
43
ARAŞTIRMA
Mehmet Teoman: "Nükhet
Duru’nun ilk çıkış zamanları.
Tanju Okan darıldı mesela bana.
Çok hassas bir adamdı zaten. Ve
hiç ayrılmadığımız, gece gündüz
birlikte olduğumuz bir insan.
Neyse ki Zerrin ile evlenmişti."
44
söylüyor. Bana da tebrik geliyor. Cenk Taşkan’la laleler açar, şöyle güzel, böyle güzel bir yerdir
(MajakToşikyan) birlikte onun müziğine söz diye. Sonradan doğa sevgisi ve ailemin de orada
yazacağım veya ben söz yazacağım, üzerine uzun yıllar kalması, bende Urla’ya karşı bir zaaf
onun melodilerini bulacağız şeklinde bir döneme başlattı. Biran evvel gidip yerleşeyim diye. Bir ev
geçtim. O kadar konsantre oldum ki Nükhet aldım ve oraya yerleşmeye karar verdim.”
Duru’ya, Nükhet Duru’nun ilk çıkış zamanları.
Tanju Okan darıldı mesela bana. Çok hassas Denize olan merak ve sevgisi de bir tutkuya
bir adamdı zaten. Ve hiç ayrılmadığımız, gece dönüşmüştü. İstanbul artık onu boğuyor, deniz
gündüz birlikte olduğumuz bir insan. Neyse ki ve toprak kokusu onu çağırıyordu. Kamil Sönmez:
Zerrin ile evlenmişti. O ara ben koptum. “Tanju Okan usta bir avcıydı, usta bir denizciydi,
usta bir şarkıcı idi. 1973’te kesin olarak Urla’ya
Eşim Fatma ile ayrılmamızın, Fatma’nın yerleşti. Önce Hasret, sonra Kadınım teknelerini
bunalmasının nedenlerinden biri de benim çok yaptırdı.”
sık Tanju’yla beraber olmamdı. Gece mesela iş
çıkışı Tanju işkembeciye giderdi. Arnavutköy’de. İki ayrı yaşamı vardı sanki. Müzik çalışmaları
Nerede çalışırsa çalışsın, sonra işkembeciye yanında balıkçı Hasan ile balığa çıkıyor, Avcı
giderdi. Bana telefon gelir işkembeciden, “Ağabey Erol ile ava çıkıyordu. 14 ay süren ikinci evliliğini
dökülüyor yine Tanju” diye. Ben Beylerbeyi’nden Zerrin Doğan (bazı kaynaklarda Erdoğan) ile
arabaya atlayıp Tanju’yu toparlayıp evine 1976’ta yaptı. Ancak bu evliliğini de sürdüremedi.
götürdüm. Disk kayması oldum hatta belim Tanju Okan olağanüstü sesi yanında, sımsıcak
kaydı Tanju yüzünden o zamanlar. Çoraplarının dostluğu, parayı önemsemeyen kişiliği, esprili
içindeydi paraları, hep çorabının içine koyardı. ve mütevazı yanıyla onu tanıyan herkes gibi
Yahut işte kulüpten ayrılırken bunun çorabının yediden yetmişe Urlalıların kalplerini kazanmıştı.
içine koyarlar. Çok istismar edilmiştir Tanju Urla eski Belediye Başkanlarından Av. Bülent
maddi açıdan, çok! Onun için parası yoktu Baratalı, Okan için şunları söyler: “ Çelebi tavırlı
Tanju’nun doğru düzgün. Tanju’nun yerinde bir insandı. Balıkçı hemşerilerimizle, işçilerle,
şimdiki şarkıcılar olmuş olsa milyarderlerdi. esnafla oturur yemek yer; peynir ekmek, helva
O ise dökülüyor, işkembeci topluyor parasını. ekmek, zeytin ekmek falan gibi. Bunlar umarsız
Koyuyor oraya tekrar. Bundan dolayı ben ve çıkarsız ilişkiler olduğu için, ilişkileri her zaman
Tanju’nun fahri menajerliğine başladım. İlk samimi düzeyde kalmıştır. Çarşıya, pazara
benim menajerlik konseptim Tanju’yla başladı. gidiyor, esnaf kahvesinde çayını içiyor, Malgaca
Sahneye hazırlanması, ceketini ütücüye pazarı girişindeki manava uğruyor, tuhafiyeci
göndermek, repertuvarını bugün şöyle oku, böyle Ali’nin yanında soluklanıyordu.”
oku şeklinde birtakım müdahil olmalar. Hep
arkadaşlık ama hep arkadaşlık. Katiyen maddi bir 1982’de alkolü de bıraktı. Urlalıların Tanju Babası
şey yok. (s.106-107) Ben Tanju’nun sahnesinde, burada çok mutluydu. Tanju Okan Urla sevgisini
şarkılara göre ışıklandırmasında rol sahibiydim. göstermek için 1989’da yerel seçimlerinde
Şarkıya göre, melodiye göre, ışığın başındaki Anavatan Partisi’nden Belediye Başkanlığına
arkadaşa rica ederek lokal aydınlatmaları aday oldu. Ancak karşısındaki aday, yakın dostu
yapıyordum, böylelikle sahne dünyasına geçmeye Bülent Baratalı idi. Baratalı: “Birbirimize kötü
başladım. (s.246) bir şey söylemeden dostluğumuz bozulmadan
güzel bir seçim kampanyası geçirdik. Sonuçların
Tanju Okan’ın hayatında Urla’nın büyük bir açıklanacağı zaman onun yanına gittim. Sonuçları
yeri vardır. Annesi ve babası burada tanışmış, beraber değerlendirdik. Benim çok açık bir farkla
evlenmiş ve burada yaşamışlardır. Tanju Okan kazandığım belli oldu, birbirimize sarıldık ve beni
kendi sözleri ile Urla’ya yerleşmesini şöyle kutladı.”
anlatıyor: “Sahne çalışmalarım devam ederken
Eylül / Ekim’de Urla’ya (İskele) yerleşmeye karar Bu politika denemesinden sonra kendini tekrar
verdim. Bebeklik ve çocukluk yıllarımda tamamen müzik çalışmalarına veren Okan, yeni kasetinin
annem bana Urla’yı anlatırdı. İşte şöyle nergisler hazırlıklarına başladı. Bu arada TV programları da
açar, adalarında sümbüller açar, dağlarında yapıyordu. İlk uzunçalarından tam yirmi yıl sonra
Tanju Okan 95 kaseti piyasaya çıktı.
45
ARAŞTIRMA
Son aylarda hızla zayıflamaya başlıyordu. Urla yolunda arabadayım. Birden arabanın
1995 Ağustos’unda yapılan Urla Bağbozumu debriyajının olmadığını hissediyorum ve
Festivali’ndeki konserinde düşen pantolonunu bağırıyorum: bu arabanın debriyajı nerede yahu?
tutarak şarkılarını söyledi. Aşırı kilo kaybı Saatler geçiyor, Bornova’nın tepelerinden gelen
ile başlayan siroz hastalığı belirtileri ve kalp davudi sesli bir müezzinin saba makamından
yetmezliği teşhisi ile yoğun bakıma kaldırıldı. okuduğu ezan sesi ile irkiliyorum. (Y. Çınar).
Tanju Okan için uzun ve sancılı bir tedavi dönemi Hastane günleri oldukça sıkıntılı geçti. Tekerlekli
başlamıştı. “Bir yanlışlık olmalı, ben siroz falan sandalye ve tek bacağına alışmaya çalışıyordu.
değilim” dedi manevi annesi Zehra Karcı’ya. ( Urla’yı özlemişti. Urla’nın havası suyu bambaşka.
manevi kızları; Şükran ve Zerrin Karcı) Bir yanlışlık Martılar bile daha güzel uçuyor. Bekliyorum,
yoktu. bekliyorum ayağa kalkıp gezmeyi, ağ atmayı, olta
atıp balık tutmayı… ( Y. Çınar, Yeni Asır, 7 Ocak
Zehra Karcı: “Aslında bir yanlışlık yoktu. Sirozdu, 1996)
bunu kabullenmedi, hiçbir zaman için. Zaten
ölümü kendine kondurmadı hiç.” Urlalılar taburcu olurken Tanju Babalarını
bağrına bastılar. Davul-zurna ile karşılanan Tanju
Aynı yılın Aralık ayında, doktorların ısrarı ile sol Okan kısa bir süre sonra yeniden koma halinde
bacağı diz üstünden kesilirken de umudunu hastaneye kaldırılacaktı. 25 Ocak 1996’da Tanju
yitirmeyecekti. Okan, hayata olanca gücüyle Okan İzmir’de sevgili dostları Sancar Maruflu,
bağlıydı. Tanju Okan o anki durumunu şöyle Necdet Karar ve Bülent Baratalı’nın düzenlediği
tarif ediyor: “Beni uyuşturdular, ekip hazır. Yalnız bir konser verdi. Bu konser son konseri oldu. 15
bu ekibin bir acayipliği var. Hepsinin gözlerinde Nisan 1996’da sanatçı dostları bir araya gelerek,
bir damla gözyaşı. Bir ara dalıyorum, o sırada
46
Tanju Okan’la Gönül Gönüle adında bir konser
düzenlediler. Onun şarkıları söylendi, bir an
önce iyileşip sahnelere dönmesi için dileklerde
bulunuldu. Bu konser Okan’la sanatçı dostlarının
veda konseri olacaktı. Popsav’ın konserinden
yaklaşık bir ay sonra Okan’ın hastalıktan yorgun
düşen bedeni bir bahar öğleden sonrasında,
daldığı ölüm uykusundan uyanamadı.
Dostları ve onu tanıyanlar Tanju Okan için şunları
söyler:
Mehmet Teoman: “Hiçbir zaman, hiçbir
şeye telaş etmezdi. Hiçbir başarının peşinde
koşmazdı. Deyim yerindeyse rahat bir insandı.
Tanju içinde çok büyük fırtınalar kopan bir
insandı. Tanju Okan sabah kalkar içmeye
başlardı. Başka bir şey Tanju’nun durumu. Çok
hassas. Kimsenin tahmin edemeyeceği kadar
hassas bir adamdı ve onu kaldıramadı. Tanju’yla
oturup bu dünyanın bu halini konuşmuş
değilim. O zamanlar bu tür görüşlerim yoktu
herhalde. Ama sonradan düşündüğümde,
niye öyle olduğunu, aramızdaki diyalogları filan
düşündüğümde bu dünyaya ait değildi Tanju.”
Osman Yağmurdereli: “İçki içti, sağlığını vurdu,
ama bunu bilerek yaptı, şikâyetçi değildi. Erken
öldü, bence mutlu da öldü.
Tansu Okan: “Dolu dolu yaşadığı söyleniyor.
Demek ki iyi bir hayatı vardı, mutluydu. En
azından istediği şeyleri yaptı.”
Mehmet Emeç: “Tanju Okan ile İbrahim Orhon: “Uzunada’da Haziran 1972
görüşmüşlüğümüz, konuşmuşluğumuz vardır. ile Eylül 1974 arasında Astsubay olarak görev
1996’da ameliyat oldu. Urla’nın kurtuluş günü yaptım. Tanju Okan’ın Ada Komutanı Albay
olan 12 Eylül’de ve Bağbozumu şenliklerinde Mesut Yardımcı ile arası iyiydi. Bir akşamüstü
verilen konserlerin değişmez sanatçısı idi. Bu Tanju Okan, Hasret adlı teknesi ile adaya geldi.
konserler için para almazdı. Urla Belediyesi’nin Teknenin içinde yirmili yaşlarda manken gibi üç
gençlik kolları ile ilgiliydi. Malgaca Pazarı girişinde kız vardı. Teknelerini Tolos Limanındaki küçük
tuhafiyeci Ali vardır. Oraya bir sandalye atar, iskeleye bağladılar. 1973 yazı olabilir. Sanıyorum
orada otururdu. Mehmet (lakabı Şeytan Mehmet) Urla İskelesi’ndeki Nebioğlu Tatil Köyü’nden
ile de arası iyiydi. Pazarda dolaşır, girişte sağ gelmişlerdi. Adadaki subay, astsubay subay
tarafta bulunan manavdan alışveriş yapardı. gazinosuna davet edildi. Personel eşlerini de
Rahatsızlığı esnasında Urla Belediyesi onunla yanında getirdi. Bir masa donatıldı. Masada
ilgilendi. Bu esnada başkan Bülent Baratalı idi. hatırladıklarım; Yüksel Hanhan, Ferruh Evren,
Onun için Amerikan Kültür Derneği’nde bir Halil Arıöz’dü. O gece Tanju Okan birkaç şarkı
konser düzenlendi. Onun adına, anısını yaşatmak söyledi, eğlence yemek güzel gidiyordu. Bu arada
için, ses ve yat yarışları yaptık. Oğlu Tansu Okan komutan ile Tanju Okan arasında bir tartışma
her seferinde “babamın adını kullanamazsınız yaşandı. Tanju Okan içkiyi fazla kaçırmıştı. Ben de
diye” noterden bize protesto çekerdi. Çok bayağı içmiştim. Müsaade istedim ve masadan
değerli, ilginç bir sanatçımızdı.”
47
ARAŞTIRMA
ayrıldım. Hatta o gün maaşımı almıştım ve 1973 yılı olabilir. Bulldog cinsi bir köpeği vardı.
bir arkadaşımın maaşı da bendeydi. Maaşları Bizim de kurt köpeklerimiz vardı. Açık kahverengi
koyduğum ceketi de masada unuttum. Allahtan şortu ve üstündeki tişörtü halen gözlerimin
ertesi gün ceketime kavuştum. Ayrıca, İzmir Fuarı önündedir. Komando Astsubay Şükrü Kesici ile
zamanı adaya geldiğini duyardım”. rakı masaları kurardı. Daha sonra Şükrü Amca
emekli olunca Çeşmealtı’nda görüşmeye devam
Yıldız Güzen: “Tanju Okan adadaki lojmanımıza ettiler. Karısı bu masalardan hoşnut değildi ”.
gelir babamı sorardı. Babamla tanışıyorlardı.
48
birkaç kere şarkı söyledi. İskelede bir kadının
meyhanesi vardı. Oranın müdavimiydi. ”
Ahmet Enser: Tanju Okan’ın eşi Zerrin Hanımın
erkek kardeşi Galatasaray’da kaleci idi, sarışındı.
Tanju Okan’ın çevresinde yiyici, dalkavuk çok
kimse vardı. Zerrin Hanım bu insanlarla çok
uğraştı. Bizim aile o sıralar Urla İskelesi’nde
manavdı. Adı “Şen Manav’dı, karakolun tam
karşısındaydı. Okan’ın arkadaşı sanatçılarla
ava giderdik. Bunlardan biri Menteş’e olmuştu.
Şakir Öner Gülhan’ı iyi hatırlıyorum. Bizim
Evrenkaya’da bahçemiz vardı. Onlara orada
karı-koca masa kurardık. Taze, sebze meyve
ikram ederdik. Bir keresinde 15 kiloluk bir
karpuz kesmiştik, kendisi hayret etmişti. Karcı
ailesi pideci idi. Son zamanlarında ondan hiçbir
şey beklemeden ona baktılar, çok emekleri
vardır. Okan sevilen bir insandı, herkese iyilik
yapardı. Belediye başkanlığını kaybetti. ( SHP
5.073 oy, ANAP 3.361 oy). Uzunada’da domuz
vururdu. Menteş’deki askerlere TV alırdı,
onların ihtiyaçlarını karşılardı. Ona herkes “Baba
Tanju” derdi. Her zaman beraberdik, ben içki
sofralarında yer almazdım. Bizim bahçeye gelince
babam tavuk keser, onlara hazırlardı. İskelede
herkes onu severdi. Oğlu bir kez İskeleye geldi.
Tanju Okan’ın evinin yanında Gönül Yazar’ın
anne ve babası otururdu. Yazar onlara gelirdi.
Fuar zamanı Nebioğlu Tatil Köyü sanatçı dolardı.
Onlara babalık eder, denize götürür, teknesi ile
gezdirirdi. Bir nevi ev sahipliği yapardı. Beyaz
bir Mercedesi vardı. Araba ondan çok çekti, içip
direksiyona otururdu. Onunla her yere, dağa,
taşa giderdi.
Ümit Parnas: “Tanju Okan, şarkı söylediği Mehmet Gülten: Tanju Okan ile hatıralarım
dönemde tatillerde ve İzmir Fuarı zamanı oldu. Çok iyi bir arkadaşımdı, benim için çok
Uzunada’ya balık tutmaya gelirdi. 1972- değerli bir ağabeydi. Eşi Zerrin Hanımı hiç
1975 arası teknesinde yaşıyordu. Bugün Urla görmedim, sadece adını duyardım. Bir ara
İskelesi’nde restoranların bulunduğu yerde içiyorduk, kendisi eşinden ayrılma konusuna
teknesini bağlardı. Teknesine kediler girer çıkardı. girdi. “Ben eşimi bırakmadım, sebep olan bu
Adada yaz aylarında yapılan sünnet düğünlerinde içkidir, beni haklı olarak bıraktı” dedi. Onunla iki
kere balık avıma gittim. Gittiğimiz yer Menteş’ti.
Yanımızda Ali ve Mustafa Bey vardı. Görevli
subaylar bize kahvaltı verdiler. Okan akşamdan
alkol almıştı. Arabası ile dışarı çıkıp küçük bir
rakı aldı geldi. Mezesiz onu içtik. Ancak hiç balık
tutamadan geri döndük. Okan, oradaki askerlerin
yiyecek, içecek ve sigara vb. alırdı. Onlara maddi
yardımlarda bulunduğunu duyardım.
49
ARAŞTIRMA
Tanju Okan’ın Urla
İskele’deki evi ve yine
İskele'de bulunan anıtı...
50