Lewis Carroll
sırada sahanın diğer ucuna gidip oradaki ağaca ç-ıkmak için
ümitsizce kanat çırpan flamingosuydu.
Alice, flamingosunu yakalayıp geri döndüğünde kavga
sona ermiş, kirpiler gözden kaybolmuştu. "Sorun değil,"
diye düşündü Alice, "nasıl olsa kemerler sahanın ta öbür
ucuna gitmiş." Böylece, flamingosu tekrar kaçmasın diye
onu kolunun alnna sıkıştırdı ve-arkadaşıyla biraz daha soh-
bet etmek için yanına gitti.
Cheshire Kedisi'nin yanına geldiğinde karşılaştığı büyük
kalabalık Alice'i şaşı.rtn. Cellat, Kral ve Kraliçe hararetli bir
tartışmaya tutuşmuş, huzursuz görünen kalabalık da sessiz
ce onları dinliyordu.
Alice ortaya çıkar çıkmaz cellat, Kral ve Kraliçe sorunu
çözsün diye ona döndüler. Her üçü de fikirlerini Alice'e an
latmaya çalıştılar, ama hep bir ağızdan konuştukları için ne
dedikleri anlaşılmıyordu.
Celladın fikri şöyleydi: Gövdesi olmayan bir kafa kesile
mezdi, zaten daha önce böyle bir şey yapmak zorunda kal
mamıştı ve bu yaştan sonra da yapmaya niyeti yoktu.
Kral'ın fikri de şöyleydi: Kafası olan her şeyin kafası ke
silebilirdi ve bu konu hakkında daha fazla saçmalamanın
anlamı yoktu.
Kraliçe'nin fikri ise şöyleydi: Eğer bir dakika içinde bir
sonuca varılmazsa, oradaki herkesin kafası kesilecekti. (Bu
son sözü, herkesin yüzünde ciddi ve endişeli bir ifade belir
mesine neden oldu.)
Alice'in aklına, "Kedi Düşes'e ait. Ona sorsanız daha iyi
edersiniz," demekten başka bir şey gelmedi.
"O hapiste," dedi Kraliçe cellada, "git ve onu buraya ge
tir. " Bunun üzerine cellat ok gibi fırladı.
Cellat giderken, Kedi'nin suratı da yavaş yavaş yok olma
ya başlamış, cellat Düşes'le geri döndüğündeyse tamamıyla
yok olmuştu. Bunun üzerine Kral ve cellat telaşla her taşın
altında Kedi'yi aramaya koyuldu. Kalabalığın geri kalanı da
oyuna geri döndü.
70
IX. Bölüm
Sahte Kaplumbağa'nın Öyküsü
"Seni yeniden gördüğüine ne kadar sevindim bilemezsin,
eski dostum!" dedi Düşes, kollarını sevgiyle Alice'e dolayıp
sarıldı ve birlikte yürüyüp uzaklaştılar.
Alice, Düşes'in keyfinin yerinde olduğunu görünce çok
mutlu oldu ve mutfakta karşılaştıkları zamarıki sinirli dav
ranışlarının nedeninin belki de yalnızca biber olduğunu dü
şündü. "Ben Düşes olduğumda," dedi kendi kendine (pek
de umutla söylememiştİ bunu), "mutfağımdan içeri biber
hiç sokrnayacağım. Çorba bibersiz de güzel olur - belki de
insanları böylesine öfkeli yapan şey yalnızca biberdir," diye
devam etti; yeni bir kural keşfettiği için çok mutluydu, "sir
ke surat asnrıyor, papatya kederlendiriyor. . . ayrıca. . . ayrıca
arpa şekeri gibi şeyler de çocukları iyi huylu yapıyor. Keşke
büyükler bunu bilse: O zaman şeker konusunda bu kadar
•
cimrilik etmezlerdi . . . "
Alice bunları düşünürken Düşes'i tamamıyla unutmuştu.
Düşes'in hemen yanı başında konuşmasıyla irkildi. "Aklın
dan bir şey geçiyor tatlım, bu yüzden konuşmayı unuttun!
Şu anda sana buradan çıkarılacak dersi anlatırdım, ancak
biraz hatırlamam gerek."
71