49
50
51
İNSAN KAYNAKLARI
Sanayinin sorunları
eğitimle çözülür
30 Mart 2017’de İzmir’de İŞ-KUR tarafından düzenlenen ve Peryön Ege Şubesi olarak da ilk günden beri destek vererek yürütme kurulunda olduğumuz 4. İstihdam
Zirvesi’nde Ege Bölgesi Sanayi
Odası (EBSO) Başkanımız
Sayın Ender Yorgancılar ile
açılış oturumunda Endüstri 4.0
konulu bir söyleşimiz vardı. Sayın Başkan iki önemli konuya değindi. Birincisi Endüstri 4.0’ın artık ülkemize girdiği ve dijital ve robot fabrikaların çoğalacağı. İkincisi ise eğitim. Ara eleman bulma konusunda
çok fazla sıkıntıda olduğumuz bir dönemde özellikle meslek liselerinde ve hatta meslek yüksek okullarında yanlış eğitim politikaları nedeni ile kalifiye eleman
Serdar Kalaycıoğlu
Peryön Türkiye İnsan Yönetimi Derneği Ege Şubesi Başkanı-Egeria Danışmanlık Kurucusu
yetiştirilmediği. Sanayi odaları veya TOBB olarak bu okulların idaresinin kendilerine verilmesi ve acilen Alman veya Finlandiya modellerinin kullanılması konusunun üzerinde önemle duruldu.
Ancak bu arada da söylemeden geçemeyeceğimiz bir konu var. Özellikle üniversiteye girişlerde YGS sonuçlarında 40 fen ve 40 matematik sorusuna gençlerin verdiği doğru cevap sayısı fende ortalama 4,6, matematikte ise ortalama 5,12. Ve bu rakamlar geçmiş senelere oranla düşme eğiliminde olan rakamlar. Eğitim sistemi ve sonuçlarının bu derece korkutucu olduğu bir dönemde endüstri 4.0’la nasıl geçeceğiz, kimler ile geçeceğiz merak konusu.
Zirvede yapılan ikinci panelde ise istihdamın
üç ayağı, özel sektör, kamu ve üniversiteler kendi alanlarında çalışmalarını anlattılar. Orada konuklara sorduğum bir soruyu yazımda da tekrarlamak isterim: “Her sene 800 bin üniversite mezunu genç iş aramaya başlıyor, ancak bunlardan yüzde 30 gibi bir rakam yani 240 bin genç iş aramıyor. Neden?” Genç işsizliğin yoğun olduğu bir ülkedeyiz. TUİK rakamları bu oranın yaklaşık yüzde 25’lerde olduğunu gösteriyor. Buna rağmen iş aramayan bir o kadar da genç var. Bu gençlerin bir kısmı tarla, bağ, bahçe sahiplerinden olduğu için iş aramıyor. Bir kısmı askerlik için iş aramıyor ve önemli bir kısmı da “nasılsa iş yok” dedikleri için iş aramamaktalar.
Bir tarafta KOBİ’ler, sanayiciler ara eleman bulamamaktan yakınıyor, diğer taraftan ise iş aramayan bir yüzde 30’luk yeni mezun öğrenci grubu var. Demek ki bu işte bir terslik var ve bu da bana göre eğitim sisteminin yeniden gözden geçirilmesi ile düzelecek gibi görünüyor.
Son kez, radikal çözümler ile.
52
53
HUKUK
Madrid Sistemi
ve markaların uluslararası tescili
Av. Mehmet Yıldırım
Marka tescili ulusaldır, dolayısı ile marka sadece tescil edildiği ülke sınırları içerisinde korunmaktadır. Türk Patent Enstitüsü üzerinden tescil edilmiş bir marka sadece Türkiye’de; Alman Patent ve Marka Dairesi üzerinden tescil edilmiş bir marka ise yalnızca Almanya sınırları içerisinde korunmaktadır. Ancak günümüzde markanın korunmasının, özellikle sınır aşırı ticari faaliyetlerde bulunan şirketler açısından sadece ulusal bir koruma ile sağlanamayacağı gerçekliğinden dolayı markanın uluslararası tescili ile birden çok ülkede veya bir bölgede korunmasının sağlanması için devletlerarası
Bir markanın Madrid Sistemi hükümleri çerçevesinde uluslararası başvuruya konu olabilmesi için, bu markanın Madrid Sistemi’ne taraf olan bir ülke o sinde
tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş olması şarttır.
birçok çalışma gerçekleştirilmiş olmakla birlikte ‘’Madrid Sistemi’’ bu çalışmalar neticesinde oluşan ve günümüzde en çok kullanılan yollardan biri olarak ön plana çıkmaktadır.
Uluslararası Tescil Sistemi ile markanın korunması amaçlanan her ülkede ayrı ayrı başvuruda bulunmak yerine tek bir kurum aracılığı ile (Menşe Ofis) tek
bir dilde ve tek bir başvuruda bulunularak Madrid Sistemi’ne taraf birden çok ülkede tek bir tescil numarası ile korunma sağlanabilmektedir. Madrid Sistemi; kuruluş, yerleşiklik veya tabiiyet açısından Madrid Sisteminin bir üyesiyle gerekli bağlantıya sahip gerçek veya tüzel kişiler tarafından kullanılabilmekle birlikte yalnızca Madrid Sistemi içerisinde yer alan ülkelerde marka korunması sağlamaktadır. Ayrıca bir markanın Madrid Sistemi hükümleri çerçevesinde uluslararası başvuruya konu olabilmesi için, bu markanın Madrid Sistemi’ne taraf olan bir ülke ofisinde tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş olması şarttır.
54
Madrid Sistemi üzerinden nasıl başvuru gerçekleştirilebilir?
Madrid Sistemi çerçevesinde marka tescil başvuruları ve ilgili tüm diğer işlemler WIPO (World Intellectual Property Organization – Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı) tarafından takip edilmektedir. Ancak gerçek veya
tüzel kişilerin doğrudan WIPO üzerinden başvuru gerçekleştirmesi mümkün değildir. Başvurular, tescilin bulunduğu veya tescil başvurusunun gerçekleştirildiği menşe ofis aracılığı ile yapılmakta olup, 1 Ocak 1999 tarihinden bugüne Madrid Sistemi’nin bir tarafı olarak bulunan Türkiye’de uluslararası tescil işlemleri Türk Patent Enstitüsü tarafından yürütülmektedir. Türk Patent Enstitüsü, Türkiye’deki tescilli bir marka veya
bir marka tescil başvurusuna dayanılarak yapılan uluslararası marka tescil başvurusu üzerinden gerekli kontrolleri gerçekleştirdikten sonra başvuruyu WIPO’ya iletir. WIPO, başvuruyu şekil ve içerik olarak inceledikten sonra herhangi bir olumsuzluk veya uygunsuzluk tespit etmez ise uluslararası sicile tescil eder ve marka korunmasının talep edildiği ülke ofislerine bu durumu ayrıca bildirir. Uluslararası tescilin işlemeye başladığı tarih ise başvurunun menşe ofis yani Türkiye için Türk Patent Enstitüsü’ne gerçekleştirildiği tarih olarak belirlenmektedir. Başvurular uluslararası tescilin ve korunmanın talep edildiği diğer ülkelerde
de adeta bir ulusal marka başvurusu yapılmış gibi ulusal mevzuatları kapsamında değerlendirilmekte olup, bu ülkelerin ofisleri tarafından süresi içinde red bildiriminde bulunmazsa veya red bildirimi geri alınırsa, marka uluslararası tescil tarihinden itibaren bu ülkelerde de ulusal yolla tescil edilmiş gibi korunmaktadır (Türkiye açısından red süresi 18 ay olarak belirlenmiştir).
Madrid Sistemi’nin kendi içerisinde sağladığı birkaç haktan bahsetmek gerekir ise; tescilin gerçekleşmesi devamında sağlanan koruma alanının başvuru dosyası içerisinde talep edilmeyen ülkeler açısından da ‘’sonraki belirleme’’ esası çerçevesinde genişletilebilmesi mümkün olduğu gibi Madrid Sistemi’ne sonradan katılan ülkeler için de aynı şekilde korumanın genişletilebilmesi talebinde bulunulabilmektedir. Bu tür bir durum bağlamında başvuru sahiplerinin başka taraf ülkeleri de koruma alanı içerisine dâhil edebilmesi için menşe ofis aracılığına ihtiyacı bulunmamakta olup, doğrudan WIPO’ya yapılacak başvurular ile imkândan faydalanılabilmektedir.
Madrid Sistemi çerçevesinde bir diğer etken prensip ise uluslararası tescilin esas markaya olan bağımlılığıdır. Uluslararası tescil müracaatı yapılan marka, menşe ofisteki markaya, tescil başvurusundan itibaren 5 yıl süreyle bağımlı
kalmaktadır. Bu 5 yıllık süre içerisinde marka herhangi bir sebeple tescilden düşer ise (tescilin geri alınması, feragat edilmesi, feshi, iptali veya hükümsüzlük kararı verilmesi vb.) uluslararası tescil de hükümsüz kalmakta ve buna bağlı olarak sistem çerçevesinde koruma sağlanan ülkelerdeki hükümlerde son bulmaktadır. Uluslararası tescil tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin sonunda ise uluslararası tescil, menşe ofisteki esas başvurudan veya esas tescilden bağımsız hale gelmektedir.
Sonuç olarak, markalar için ulusal düzeyde sağlanan korumanın günümüz koşullarında gelişen ekonomi
ve ticaret hacimleri doğrultusunda yetersiz kalması sonucu markaların çeşitli ülkelerde tesciline yönelik prosedürlerin basitleştirilmesi amacına hizmet
etmek üzere Madrid Sistemi oluşturulmuştur. 1 Ocak 1999 tarihinden bugüne kadar ülkemizde de fiilen uygulanan Madrid Sistemi üzerinde hâlihazır durumda dünya ticaretinin %80’inden fazlasını temsil eden
98 üye olmakla birlikte 2015 yılı içerisinde ülkemiz üzerinden 1154 başvuru gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda sistemin gelişmekte olduğu görülmekte olup, ilerleyen dönemlerde Madrid Sistemi vasıtası ile gerçekleştirilecek uluslararası marka tescil başvurularının katlanarak devam edeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır.
55
GEZİ
Kuzeye yolculuk
Hava +1 dereceydi ve rüzgârsız, sakindi ki bu kadar kuzeyde yer alan bir bölge için çok fazla rastlayabileceğiniz bir durum değil. Şehir içinde ufak bir yürüyüş turu da yaptıktan sonra soluğu hemen yerel ve aynı zamanda dünyanın en kuzeydeki bira fabrikası olan “ØlHallen” de aldık. Bu yazımda
özet olarak gezimin en çarpıcı iki aktivitesinden bahsetmek isterim.
Kuzey Işıkları Turu
Vardığım akşam kuzey ışıklarında rehber olan arkadaşımın az kişilik bir Uzakdoğu grubuna kuzey ışıkları turunda rehberlik edeceğini öğrenince, ben de hemen tura dahil oldum. Akşam saat 18.30’da belirtilen noktadan otobüs yolculuğumuza başladık. Yaklaşık 1 – 1,5 saat sürecek yolculuğumuzun esas amacı ise ışık kirliliğinin olabildiğince az hatta olmadığı yerleri bulabilmekti, çünkü çevrenizde
ne kadar az ışık var ise, kuzey ışıklarının havadaki dansını daha net, belirgin şekilde izleyebiliyorsunuz. Durumu size şöyle özetleyebilirim: Yaklaşık 2 saat kadar durduk ve sürekli havayı inceledik. Gözleriniz ile canlı şekilde ışıkları görmeye ve danslarını izlemeye çalışıyorsunuz. Kaçınılmaz sonunuz ise ertesi gün boynunuza giren ağrılardır. Tek kelime ile muhteşem!
V. Yağız KOÇAK
70’ kuzey enleminde yer alan Tromsø’ya geçtiğimiz günlerde 4 günlük bir seyahat gerçekleştirdim.
Köpek Kızakçılığı (Dog Sledding)
Oslo uçağımın akşam 18.30’da olmasından dolayı gün içerisinde gezimdeki son aktivite olan Dog Sleeding (Kopek Kızakçılığı) yapma fırsatı buldum. Şehir merkezinden 80 dakika süren otobüs yolcuğu ile firmanın outdoor aktivitelerini gerçekleştirdiği kamp alanına ulaştık. Bir kızağı 5 kopeğin yardımı ile iki kişi kullanıyor. Kızak turumuz yaklaşık olarak 1,5 saat sürdü ve 15 kilometre yol yaptık. Tüm koşuşturmanın ardından haliyle acıkıyoruz. Merak etmeyin, tur programının içerisine kızaktan sonra içeceğiniz harika balık çorbası ve çay /kahve dahil.
Detaylı gezi yazılarımı www.deytour.com.tr/blog adresimizden takip edebilirsiniz.
56
57
58
59
60