SEVİMLİ KÖPEĞİM
Apartmanımızda bir komşumuzun “Gufi” isimli güzel bir köpeği vardı. Ailecek Gufi’yi
çok severdik. Onu görmek için sık sık komşumuza giderdik. Onunla oynamak beni çok
mutlu ederdi.
Günlerden bir gün Gufi’yi evde bulamamışlar. “Gufi yok!” diye binada bağrış seslerine
dışarıya çıktık. Hepimiz çok endişeliydik. Her yere bakılmıştı ama Gufi yoktu.
Sadece binamızın otoparkına bakılmamıştı. Ben de hızlıca otoparka indim ve Gufi’nin
arkadaşı Gofret’i orada gördüm. Beni görünce heyecanlanan Gofret, havlayarak pa-
çamdan tutup beni bir kapıya götürdü. Kapı açıldı ve orada Gufi’yi gördük. Gufi kor-
kudan oraya saklanmıştı. Beni görünce üzerime atladı. Her yerimi yaladı. Gufi’yi
sahibine teslim ettim. Gufi benden ayrılmak istemeyince onu bana hediye ettiler. Gufi
artık benim köpeğimdi. O günden sonra da hiç ayrılmadık.
Özgeçmiş
19 Aralık 2010 yılında dünyaya geldim. İki kardeşiz. Bir ablam var. Babam tekstilci,
annem ev hanımı. Kitap okumayı, arkadaşlarımla oynamayı, maç yapmayı çok sevi-
yorum. Bu sene Doğu Sanayi İlkokulu’ndan mezun olacağım. Hayatıma giren herkesi
çok seviyorum. En başta da Zülfinaz Öğretmenimi… Büyüyünce futbolcu ya da ma-
rangoz olmayı düşünüyorum.
Kaan KAHRAMAN
BALIKÇI İLE YUNUS BALIĞI
Küçük bir kasabada iyi kalpli bir balıkçı yaşarmış. Her gün tuttuğu taze balıkları satıp,
geçimini bu şekilde sağlarmış.
Balıkçı yine her sabah yaptığı gibi hazırlanıp, teknesine doğru yola koyulmuş. Tam
teknesine binecekken, karaya vurmuş bir yunus balığı görmüş. Yunusu vakit kaybet-
meden denize doğru usulca itmiş. Yunus balığı balıkçıya teşekkür ederek, “Sen artık
en yakın arkadaşım oldun. Sana çok iyi bakacağım balıkçı.” demiş. Yunusları çok seven
balıkçı çok bu duruma sevinmiş.
Aylar geçmiş, kış gelip çatmış. O sene çok fazla soğuk olmuş. Denizin üstü tamamen
buz tutmuş. Balıkçı havanın kötülüğüne bakmadan yine balık tutmaya gitmiş. Huzurlu
bir şekilde balık tutarken, bir anda dengesini kaybeden balıkçı, denize düşmüş. Denizin
içinde çırpınırken, yunus gelmiş ve balıkçıyı kurtarmış.
Çok korkan balıkçı yunusa teşekkür etmiş ve balıkçı ile yunusun arkadaşlıkları güzel
bir dostluğa dönüşmüş. Balıkçı düzenli olarak tuttuğu balıkların bir kısmını yunusa ve-
riyor, kalanları ise kendisi alıyormuş.
Yıllar geçmiş, herkes balıkçı ile yunusun dostluğuna özenerek bakmış.
Özgeçmiş
Ben Lina Çelik. Hatay’da doğdum. Birkaç reklamda oynadım. Kitap okumayı, futbol
oynamayı ve müzik dinlemeyi çok seviyorum. İleride hukuk okumak istiyorum. Aynı
zamanda müzikle de ilgilenmek istiyorum. En büyük hedefim dünyayı dolaşmak.
Lina ÇELİK
TALİHSİZ GEZİ
Uzun zamandır okulda bir etkinlik olacağından bahseden Öykü’nün öğretmeni o gün
bir duyuruda bulundu:
- Yarın okulumuzda bir yarışma olacak. Hepimiz ormana gideceğiz. Orada en
çok çöpü toplayan sınıf kazanacak.
Ayaz söz aldı:
- Peki, öğretmenim ödül ne olacak?
- Kazanan sınıfın bütün öğrencilerine istediği bir kitap verilecek.
Bu durumdan hiç memnun olmayan Ezgi:
- Öğretmenim bu kadar kötü bir ödül için mi uğraşacağız? diye sorunca öğret-
meni,
- Aslında siz kendi kendinize ödül veriyorsunuz çocuklar, dedi.
Ayaz:
- O nasıl olacak öğretmenim?
- Siz doğayı temiz tutarak kendi geleceğinizi de temiz tutuyorsunuz. Kendinize
vereceğiniz en güzel ödül de bu değil midir?
Yarışma hakkında oldukça meraklanan Öykü;
- Peki, süremiz ne kadar olacak öğretmenim?
- Tam bir saatiniz olacak çocuklar.
Bu sohbetin ardından zil çaldı. Öykü çantasını, suluğunu ve beslenmesini alıp dışarı
çıktı. Servise binince Ayaz’ı gördü. Serviste Öykü ile Ayaz arasında şöyle bir konuşma
geçti:
- Selam Ayaz,
- Selam Öykü,
- Öykü yarın sence hangi sınıf kazanacak?
- Bence önemli değil Ayaz, ormanı temizleyelim yeter.
Öykü eve varmıştı. Yemeğini yiyip, ödevini yaptı. Yatağa girdi, heyecandan uyuyamı-
yordu. Saat 01.30 olmuştu. Sonunda uyuyabilmişti. Sabah uyanınca hızlıca üstünü giydi
ve servisi bekledi. Okula vardığında arkadaşları ormana gitmek üzere servise biniyor-
lardı. Öykü hızlıca servis sırasına girdi. Serviste tekli bir koltuğa oturup bekledi. Yol-
culuğu rahat geçmişti. Ormana vardıklarında okul müdürü herkese bir poşet verdi ve
çocuklar hep birlikte alandaki çöpleri toplamaya başladı.
Öyküde diğer arkadaşları gibi çöpleri toplarken, ağaçların arasında bir çukur gördü.
Merakla çukura doğru baktığında, yaralı bir kuş olduğunu fark etti. Elindeki poşeti
yere atarak, hemen kuşun yanına atladı. Kuşu eline alarak yukarı çıktı. Ne yapacağını
bilmiyordu, hızlıca koşmaya başladı. Ayazı gördü:
- Ayaz yardım et!
- Ne oldu Öykü? Elinde ki ne?
- Yaralı bir kuş buldum ne yapacağımı bilmiyorum. Acilen öğretmeni bulmamız
lazım.
Ayaz ile Öykü hızlıca öğretmenlerinin yanına giderek, durumu anlattı. Öğretmen
Öykü’nün elindeki yaralı kuşu görünce, diğer arkadaşlarını bulmalarını söyledi. Onların
bulmaya çalışırken zaman kaybı yaşanılacağını anlayan öğretmen, diğer hocalara du-
rumu anlatıp, Ayaz ile Öykü’yü alarak veterinere doğru yola çıktı.
Yol biraz uzundu Öykünün üstü kan olmuştu, kuş nerdeyse ölecekti Ayaz tişörtünün
üstüne giydiği gömleği çıkarıp, kanı durdurmak için kuşun yarasına koydu. Yolun bit-
mesine az kalmıştı. Kısa bir süre sonra veterinere vardılar. Kuş Öykü’nün kucağındaydı
Öykü hızla veterinere olayı anlattı. Veteriner kuşu arka odaya götürmüştü. Öğretmen
Öykü’nün ve Ayaz’ın annelerini arayıp, haber verdi. İkisinin de annesi gelmişti. Arka
muayene odasından gelen veteriner, acı bir haber verdi. Kuş maalesef ölmüştü.
Öykü şok yaşıyordu, üzüntüden konuşamıyordu, ağlamak istiyordu ama ağlayamı-
yordu. Duruma çok üzülen Öykü, koşarak odaya girdi ve kuşla vedalaştı.
- Güle güle talihsiz kuş…
Öykü’nün canı çok sıkılmıştı. Bir an önce annesiyle birlikte eve gitmek istiyordu. Ser-
viste Ayaz yanına geldi:
- Bence senin üzülmene gerek yok, kuşa bunu yapanın üzülmesi lazım.
Diyerek Öykü’yü teselli etmeye çalıştı. Öykü ise annesiyle birlikte evinin yolunu tuttu.
Özgeçmiş
2011 yılında İstanbul’da doğdum. Kitap okumak ve film izlemekten hoşlanıyorum.
Gelecekte veteriner olmayı çok istiyorum.
Mehmet Ege KIRAÇ
ORMANIN SAHİPLERİ
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde şahane bir ormanda
panda Dobi isimli sevimli bir panda yaşarmış. Dobi’nin o gün doğum günüymüş. He-
yecanla arkadaşlarının onun için bir parti hazırlayıp hazırlamadıklarını öğrenmek için
evden çıkmış.
Bir de ne görsün, arkadaşları hala evde oturuyor. Onun için hiçbir şey yapmamışlar.
Dobi çok üzülmüş. Ormanda dalgın dalgın dolaşırken maymun Dodo’yu görmüş. Ve
sormuş “Nereye gidiyorsun Dodo?” Dodo cevap vermemiş.
Sonra fil Suki’yi görmüş, onun yanına gitmiş O da sorusuna cevap vermemiş. Dobi
düşüne düşüne evinin yolunu tutmuş. “Acaba benim doğum günümü hatırladılar mı?”
diye üzülürken, eve döndüğünde çok şaşırtıcı bir şeyle karşılaşmış. Arkadaşları Do-
bi’nin doğum gününe sürpriz bir parti hazırlamışlar. Maymun Dodo, fil Suki, tavşan
Misi, zürafa Kuki ve aslan Rony partide hazır olarak Dobi’yi bekliyorlarmış. Hep bir-
likte eğlendikten sonra hediyeleri açmışlar ve pasta yemişler.
Sonra yorgunluktan uyuya kalmışlar. O sırada koca bir gürüldü çıkmış ve Dodo’nun
üzerine bir ağaç düşecekken aslan Rony ağacı tutmuş. Duruma oldukça sinirlenen
Rony, ağacı kimlerin kestiğini bulmaları için arkadaşlarına sabahlamalarını söylemiş.
Orman sakinleri ağaçları insanların kestiğini görmüşler. İnsanlar tek tek bütün meyve
ağaçlarını kesiyorlarmış. Aslan Rony bir konuşma yapıp, hayvanları cesaretlendirmiş.
Hayvanlar bir olup, insanların yaşadıkları çadırların içine girip, onları korkutmuşlar.
Arabalarına binip, kaçan insanlar, bir daha ağaç kesmeyeceklerine kendi aralarında söz
vermişler. Hayvanlar da artık aç kalmayıp, mutlu mesut yaşamışlar.
Özgeçmiş
21 Haziran 2011’de İstanbul Bahçelievler’de doğdum. 4-7 yaş arası jimnastik sporu
ile uğraştım. Boş zamanlarımda resim yapmayı severim. Hayalim bilim insanı olup ül-
keme ve insanlara faydalı işler yapabilmek. Matematik ve fen derslerini çok seviyorum.
Eğitim hayatıma Doğu Sanayi İlköğretim Okulunda 4. sınıfta devam ediyorum.
Nazlı KOCATÜRK
*GİZEMLİ ORMAN
Eda, Merve Hatice, Serkan, Yunus ve Yavuz adında 6 arkadaş varmış. Bir gün hep be-
raberken televizyonda bir haber dinlemişler. Ülkemizde olan büyük bir deprem habe-
riymiş. Depremden çok korktukları için Yavuz ve Hatice’nin babaannesi bu 6 arkadaşı
karşısına alıp onlara bir hikaye anlatmış. Bu hikayeye göre çok eski yıllarda küçük bir
kasaba varmış. Bu kasabanın yanında da büyük bir orman varmış. Bu ormanın adı “Gi-
zemli Orman” mış. Babaannenin hikayesine göre bu depremler gizemli ormandaki ya-
şayan devler yüzünden oluyormuş. Bu devler yaşadıkları mağaradan çıkıp dolaştıkları
zaman oluyormuş. Babaannelerine teşekkür eden bu arkadaş gurubu ormanı çok merak
etmişler. Keşke bu ormanı bulup devlerle tanışabilseydik diye akıllarından geçirmiş-
ler.
Başka bir gün bu arkadaş gurubu daha önce hiç giremedikleri mahalledeki bir evin
bahçesine girerler. Bu evin sahibi Ahmet amca olmadığı için bu bahçeye girebilmiş-
lerdir. Bu bahçeden yer altına açılan bir kapı ve devamında tüneller tespit ettiler. Bu
tünellerin sonunda da o çok merak ettikleri Gizemli ormana ulaştılar. Ve hayalleri ger-
çek olduğu gibi zararsız devlerle de tanıştılar. Devlere sebep oldukları depremler hak-
kında bilgi verdiler. Bir daha görüşmek üzere ayrıldılar. Bu hiç unutamadıkları bir
maceraydı.
Özgeçmiş
2011’de İstanbul Fatih’te doğdum. 2018’de Yenibosna Doğu Sanayi İlkokuluna başla-
dım. 2019’da yüzme kursuna başladım. Gelecekteki hayalim pilot olmak. Sevdiğim
hobilerim futbol oynamak ve koşmak.
Osman Kerem GERZE
MACERALI BİR GÜN
Bir kış günüydü. Ali ve Ayşe’nin canı çok sıkılmıştı. Afacan kardeşler annelerinden
onları gezmeye götürmelerini istedi. Anneleri de onları alışveriş merkezindeki oyun
alanına götürmeye karar verdi.
Hazırlanıp yola çıktılar. Alışveriş merkezine vardıklarında bir türlü oyun alanını bula-
madılar. En sonunda bir görevliden yardım alıp alana geldiler. Çok heyecanlanmışlardı.
O heyecanla annelerinin elini bırakıp hızlıca alana doğru koştular. Ali ve Ayşe o sırada
annelerini kaybetti. Çok korkmuşlardı.
Anneleri de onları arıyordu ve kendi başına bulamayacağını anladı. Yardım istemeye
gitti. Ali ile Ayşe de nerede olduklarını bulmaya çalışıyordu. En sonunda bir tabela
gördüler. Tabelada “Oyun Merkezi” yazıyordu. Evet, burası oyun merkeziydi. Oyun
merkezi beşinci kattaydı. Ali ile Ayşe beşinci katta olmalarından yola çıkarak resepsi-
yonu aramaya başladı. Heyecanla giderken Ali omuzunda bir el hissetti. Bu bir çocuk
hırsızıydı. Ali son hızla koştu, Ayşe de onu takip etti.
Alışveriş merkezinde bir çocuk hırsızı olması değişik bir durumdu. Ali ile Ayşe koşar-
ken fark etmeden resepsiyona geldi. Anneleri oradaydı. Çocuklar annelerini görünce
çok sevindiler. O günden sonra Ali ile Ayşe çok dikkatli oldu.
Çocuk hırsızlarını da güvenlik görevlilerine şikayet ettiler.
Özgeçmiş
2011 yılında İstanbul’da doğdum. Kitap okumaktan hoşlanıyorum. Polis ya da cerrah
olmayı düşünüyorum. İnsanlara yardım etmek en büyük hayalim.
Ömer Barlas
ANNEMLE BABAM
Annemle babam birkaç günlük geziye çıktılar. Ve ben de tek başıma kaldım. Abimin
evine taşındım. Sonra yemek yedik ve yattık. Sabah 09.00 oldu ve annemden mesaj
geldi. Diyordu ki: Yakında geliyormuş. Çok mutlu oldum ve hemen evime gittim. Yarın
olduğunda annem ve babam geldi. Bana sarıldılar.
Akşam oldu. Annem bize yemek yaptı. Ve yattık. Sabah abimin evine gittim. Ama evde
yoktu. Sonra yine gittim ama yoktu. Merak ettim. Hemen annemle babama söyledim.
Aramaya başladık ama bulamadık. Polisi aradık. Ve polisler geldi, annem durumu an-
lattı. Polisler abimi buldular ve mutlu olduk.
Eve gittik. Babam dedi ki “Oğlum eve gitme” Abim de “Tamam” dedi. Eve gidince
annem abime “Ne oldu?” dedi. Abim “Yarın anlatırım” dedi. Annem de “Tamam
oğlum” dedi. Yarın olunca, abim her şeyi anlattı.
Özgeçmiş
Ben Talha Yazıcı. 2011 doğumluyum. Büyünce astronot olmak istiyorum.
Talha YAZICI
GİZEMLİ AYNA
Merhaba ben Ayla,
Size başımdan geçen ilginç bir olayı anlatacağım. Heyecanla okuyacağınızdan eminim
çünkü ben de olayı yaşarken çok heyecanlandım.
Bir hafta sonu evdeki aynanın önünde saçımı düzeltirken, bir an saçımı taramadığım
halde, aynanın saçımı tararken gösterdiğini gördüm.
Önce aldırmadım, sonra aynanın önünde durduğum halde aynada görüntümü göreme-
dim, yoktum. Gözlerime inanamadım. Neler oluyordu? Belki yanlış görüyorumdur
diye gözlerimi açıp kapattım. Yine aynı şeyi görüyordum. Rüya mıydı, ne oluyordu?
Koşup olanları anneme anlattım. Annem sadece, “Bugün şaka günündeyiz” dedi.
Ama tüm bunlar gerçekti. Yüzümü asıp, odama gittim. Kendi kendime, “Ben bu işin
peşini bırakmayacağım” dedim. “Ne yapabilirim?” diye düşünürken aklıma bir kamera
almak geldi. Hemen harçlıklarımın tamamıyla kamera satın aldım. Kamerayı aynanın
olduğu yerin önündeki duvara yerleştirdim. Bu şekilde kamera hem beni hem de aynayı
görüyordu. Kamera sayesinde aynı anda hem benim hareketlerim hem de aynadaki gö-
rüntüm görünecekti. Planım işe yaradı.
Hareketleri yaparken kamera her şeyi çekmişti. Kamera görüntülerini tek tek tablete
indirdim. İnceledim, normal olan kısımlarını çıkardım. Görüntülerde sadece aynanın
görüntüleri kalmıştı. Artık elimde güçlü bir kanıt vardı. Ama daha fazlasını istiyordum.
Kafamda kurduğum ikinci planıma göre; aynayı hemen kırdım. Sonra babama yanlış-
lıkla kırdığımı söyledim. Babam yenisini almakta ısrar etmesine rağmen aynanın benim
için ne kadar önemli olduğunu anlatarak, onu tamir ettirirsek daha mutlu olacağımı
söyledim.
Babam aynayı tamirciye götürdü ve planım artık kendiliğinden tıkır tıkır işlemeye baş-
lamıştı. Tamirci amca aynaya baktığında aynanın içinde bir sistem kurulu olduğunu
anlayıp durumu babama anlatmış. Sonra babam anneme… Annem de tüm gerçekleri
gelip bana anlatmak zorunda kaldı.
“Kızım aslında aynaya bu sistemi ben kurdum. Bunu seni denemek için yaptım. ‘Baş-
ladığın bir şeyi bitirecek misin, gizemi çözmeyi becerebilecek misin’ diye seni kontrol
ettim. Aferin kızıma, gizemi çözdün ve bu ‘Haftanın Dedektifi’ rozetini almaya hak
kazandın.” diyerek rozeti kıyafetime taktı. Anneme sarıldım ve çok teşekkür ettim.
Mutluydum gizemi çözmüştüm…
Özgeçmiş
Ben Tuğba Nihal Demirel. 22 Şubat 2011’de İstanbul’da doğdum. Masal ve kısa yazılar
yazmaktan, gökyüzüne bakarak hayal kurmaktan hoşlanırım. İlerideki hedefim su kıt-
lığını bitirmek.
Tuğba Nihan DEMİREL
KAHRAMAN KÖPEĞİM
Benim çok uslu bir köpeğim var. İnsanları çok sever. Onunla hep gezeriz. Gezdikten
sonra da eve gelip birlikte uyuruz.
Bir gün evime bir hırsız girdi ve telefonumu çalmak isterken köpeğim uyandı. Hırsızı
korkutarak evden çıkardı. Böylece hırsız evimizden hiçbir şey alamadı. Sabah oldu,
köpeğimle birlikte gezerken onu hayvanat bahçesine götürdüm. Ona bir yavru köpek
aldım, arkadaş olsunlar diye. Köpeğim onu çok sevdi. Hep birlikte mutlu yaşadık.
Özgeçmiş
İstanbul’da doğdum. Büyüyünce veteriner olmak istiyorum. Oyun oynamayı çok se-
viyorum. Bu yüzden uygun zamanlarda parka gitmekten hoşlanıyorum. Boş zamanla-
rımda anneme yardım etmeyi seviyorum. Okula gelmediğim zamanlarda da
arkadaşlarımı çok özlüyorum. Ben bütün dünyayı çok seviyorum. Yaz tatillerinde de-
nizde yüzmek istiyorum. Spor yapmayı çok seviyorum.
Volkan ÇETİN
ASLANLA TAVŞANIN ARKADAŞLIĞI
Uzak diyarlarda kocaman, yemyeşil, mis gibi çiçek kokan bir orman varmış. Bu or-
manda uzun yıllardır yaşayan bir aslan varmış. Aslanın ormandaki en yakın arkadaşı
tavşanmış.
Aslan tavşanla gezmekle ve onunla oynamakla çok mutlu oluyormuş. Hem onu koru-
mayı da çok seviyormuş.
Günlerden bir gün aslanla tavşan gezerken tavşanı avlamak isteyen kötü avcılar ortaya
çıkmış. Tavşan çok korkmuş. Bunu gören aslan kükreyerek avcıları korkutup kaçırmış.
Tavşan aslana çok teşekkür etmiş ve avcılardan kurtuluşunu ormanda bir parti yaparak
kutlamaya karar vermiş.
Partiye bütün hayvanlar gelmiş. Kuşlar, maymunlar, ayılar, yılanlar, sincaplar, zürafalar
hep birlikte şarkılar söylemiş ve çok eğlenmişler. Bütün hayvanlar bu ormanda çok
mutluymuş çünkü bu ormanda herkes birbirini çok severmiş.
Özgeçmiş
Ben Yağmur Şıkoğlu. 2011 İstanbul doğumluyum. 10 yaşındayım 4. sınıfa gidiyorum.
Biz 3 kardeşiz. Hobilerim, resim yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek. Annem
yemek yaptığı zamanlar ona yardım ediyorum. Yemeklerden en çok köfteyi seviyorum.
Fobim, karanlıkkan korkuyorum, yılandan korkuyorum ve ailemi çok seviyorum.
Yağmur ŞIKOĞLU
KÜÇÜK BALIK
Okyanusun birinde küçük renksiz bir balık yaşarmış. Bu balığın hiç rengi yokmuş. An-
nesi ve babası da küçük balık gibi renksizmiş. Okyanustaki balıklar gökkuşağı gibi
rengarenkmiş. Pembe, mavi, sari ne istersen bulabilirmişsin.
Renksiz balık Ragi’nin arkadaşları hep onunla dalga geçirmiş. Bir gün Ragi evine ağ-
layarak dönmüş. Annesi, “Ragi neden ağlıyorsun?” diye sormuş. Ragi: “Anne bütün
arkadaşlarım benimle dalga geçiyor. Artık çok üzülüyorum” demiş.
Ragi’nin durumuna çok üzülen annesi oturup baba Taki ile konuşmuş. “Taki bu olaya
bir çözüm bulmamız gerek. Ragi çok üzülüyor” demiş. Taki de “Ben halledeceğim”
demiş.
Ertesi gün Taki, oturdukları evi rengarenk boyamış. Daha sonra da kendi gövdelerini
boyayacaklarmış. Okyanustaki balıklar zaten kendiliğinden renkli değilmiş. Evlerine
güzelce boyadıktan sonra anne Dagi Taki’yi, Taki de anneyi boyamış. Karı koca ve ya-
şadıkları ev renkli olmuş artık.
Ragi eve geldiğinde anne ve babası saklanmış. Evi gören Ragi çokkk mutlu olmuş.
Sonra anne ve babasını görünce sevinçten havalara uçmuş. “Anne baba bu nasıl oldu?
Bu bir mucize” demiş. Anne Taki, “Hayır Ragi bu bir mucize değil. Denizdeki balık-
ların çoğu diğer balıklara benzememek için vakti gelince vücudunu boyar. Hadi gel
şimdi sıra sen de” demiş.
Ragiyi gökkuşağı gibi boyamışlar. Uyanır uyanmaz arkadaşlarının yanına giden Ragi,
heyecandan titriyormuş. Arkadaşları Ragi’yi görünce tanıyamamışlar. Ragi arkadaşla-
rına,
“Hey ben Ragi’yim tanımadınız mı beni?” demiş. Arkadaşları, “Sen ne kadar güzel ol-
muşsun, böyle rangarenk” deyince Ragi çok mutlu olmuş. Sonrasın da oyun oynamaya
başlamışlar.
Ragi, akşam eve geldiğinde anne ve babasına çok teşekkür ederek, “Anne, baba bugün
sayenizde çok eğlendim. Çok güzel vakit geçirdim” demiş. Birbirlerine sarılmışlar. Bu
hikaye de mutlu bur sonla burada bitmiş.
Özgeçmiş
25 Haziran 2011 Şişli doğumluyum. 17 aylıkken Dört Mevsim Kreşinde okul hayatım
başladı. İlkokuldan önce Kuran kursuna ve yüzme kursuna gittim. Şu anda Yenibosna
Doğu Sanayi İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisiyim. Yüzme, kitap okuma ve santranç
oynamayı çok seviyorum. Devletime milletim için iyi bir cerrah olmayı hayal ediyo-
rum.
Yaren ERASLAN
OKUL HİKÂYEM
Benim okul hikâyem İstanbul’da başladı. 6 yaşında ailemle birlikte İstanbul’a taşındık.
Taşındığımız yıl da okula yazıldım. Büyükşehirde yaşamanın ve okula başlamanın he-
yecanını aynı anda yaşamıştım.
Evimiz okulumuza yakındı. Annem beni okula götürüp getirmeye başladı. Okula baş-
ladığım ilk günkü heyecanımı anlatamam. Sınıfa girdiğimde öğretmenim ve arkadaş-
larımı görünce heyecanım daha çok arttı. Yeni arkadaşlar tanıyacağım için çok mutlu
oldum. Hayatımda hiç unutmayacağım bir gündü o gün.
4 yıldır aynı sınıftayım. Bu sene artık ilkokulu bitireceğim. Öğretmenimden ve arka-
daşlarımdan ayrılacağım için çok üzülüyorum. Onları hiç unutmayacağım.
Özgeçmiş
2011 yılında Diyarbakır’da doğdum. 7 kardeşin en küçüğüyüm. 2016’ya kadar Diyar-
bakır’da yaşadıktan sonra İstanbul’a taşındık. Anaokuluna hiç gitmedim. Hedefim top-
luma faydalı iyi bir öğretmen olmak. Arkadaşlarımla oynamayı ve bisiklete binmeyi
çok seviyorum.
Yunus Emre TURAY
TABLODAKİ SIR
Çok sıradan bir gündü. Annem yemek yapıyordu. Ödevlerimi yapmış, oturmuş televiz-
yon seyrediyordum. Gözüm duvardaki tabloya takıldı, incelemek için annemden izin
istedim:
“Anne duvardaki tabloyu inceleyebilir miyim?”
“Peki, ama dikkat et elinden düşmesin.”
“Tamam, annecim düşürmem” diyerek tabloyu aldım.
Tablo çok değişikti, incelerken arkasında bir not olduğunu fark ettim. Tam notu ala-
cakken, annem hızla gelip notla birlikte tabloyu elimden aldı. Şüphelenmiştim çünkü
annem hiçbir zaman öyle bir tavırla elimden çekip bir şeyi almazdı.
Aradan iki gün geçti ve annemle babam birlikte pazara gitti. Beni de çağırdılar ama
ben gitmedim. Aklım tablodaki notta kalmıştı. Onlar gittikten sonra tabloyu yerinden
aldım ve arasına yerleştirilmiş notu alıp, hemen odama gittim. Annemler dönmüştü.
Onlara “Merhaba” bile demeden, kapıyı açıp odama geri döndüm.
Tablonun arasından bulduğum notu heyecanla okumaya başladım. Notta şöyle yazı-
yordu: “Merhaba canlarım sizi çok özledim kısa zamanda bekliyorum, lütfen gelin.”
Bu not anneannemdendi. Notun altında değişik şekillerin arasına gizlenmiş harfler
vardı. Hemen bilgisayarı açıp baktım, yazılanların ne anlama geldiğini bulmaya çalış-
tım.
Y,R,A,I,D,M,E,İ,D,N !!!!!
Evet evet bu harfler vardı. Hemen harfleri birleştirip yazıya ulaştım. ”YARDIM EDİN!”