The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Klasik Filoloji Topluluğu Dergisi, Sayı: 7

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by Shujinque, 2020-09-01 07:21:46

TABVLA 7

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Klasik Filoloji Topluluğu Dergisi, Sayı: 7

Keywords: kft,tabvla,iü,istanbul üniversitesi,edebiyat fakültesi,klasikfilolojitopluluğu,klasik filoloji,dergi,2020

TABVLA

İstanbul Üniversitesi
Klasik Filoloji Topluluğu Dergisi

Sayı 7
Bahar 2020

Bizi Sosyal Medyadan Takip Edin TABVLA
klasikfiloloji
klasikfiloloji İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji Topluluğu Dergisi
[email protected] Danışman Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erman GÖREN
iuklasikfiloloji
Yayın Direktörü Mert KURTULUŞ
İstanbul Üniversitesi Editörler İbrahim Mert İNAN
Sağlık Kültür Spor Mert KURTULUŞ
Daire Başkanlığı’na
Grafik Tasarım Uğur YILDIRIM
kulübümüze sağladığı Kapak Tasarım Uğur YILDIRIM
basım desteği ve
Sayı 7 - Bahar 2020
verdiği dağıtım izni için Yayın Türü Yerel, süreli, yılda bir
teşekkürlerimizi sunarız...
İletişim [email protected]
Yayın Tarihi Eylül 2020

İÇİNDEKİLER

İBRAHİM MERT İNAN
Sophokles’in Aias’ında Çokanlamlılık Ve Vecizevari İfade Kullanımları......................................3

ÜMİT DURAN
Yunanca Bazı Terimlerin Türkçedeki Latince Ve Arapça Öyküntüleri (Calque) Üzerine Bir
İnceleme................................................................................................................................................................11

MERT AYSOYSAL
Kutsal Kitap Eleştirisi Ve Papalığın Tutumu........ ...........................................................................17
GİZEM AKTAŞLI
Dijital Ortamda İletişim: İnternet Dilinin Melez Karakterine Bir Bakış....................................23

BEGÜM KAYNAKOĞLU
Seneca’nın “De Clementia” Adlı Eserine Ahlak Penceresinden Bakış...........................................29

BEGÜM KAYNAKOĞLU, FİDAN FINDIKOĞLU, MERYEM KARAKURT
Ovıdıus’un Metamorphoses’inde Aşkın Veçheleri.............................................................................35

ASUMAN ŞAHİN
Protohistorik Dönem Kentleri Arkeolojik Peyzaj Tasarımında Yazı Ve Dil................................39

MELİHA YONCA ERDEM
Künstlerroman Karakterleri Olarak Stephen Dedalus Ve Ahmet Cemil......................................45

BAHADIR İKİCAN
Pyrrhos Savaşları Ve Roma’nın İtalya’nın Güneyine Egemen Oluşu............................................49

BETÜL ŞEPİK
KFT Film Okumalarına Dair....................................................................................................53

İBRAHİM MERT İNAN
KFT Vezin Çalışma Grubu.................................................................................................................55

GİRİŞ

İlksel toplumlarda yazı olmadığı için kelimelerin (calque) yolculuğu anlatıldı. Üçüncü
kültürün muhafazası ve belleğin sürekliliği yazıda sakıncalı bir alan olarak görülen kutsal
meydana gelememiştir. Yazının icat olup kitap eleştirisi ve Papalığın tutumuna değinildi.
kültürü başlatmasıyla bellek de korunur hale Dördüncü yazıda ise günümüzde yaygın olarak
gelmiştir. Bu belleğin anlaşılır şekilde korunup kullanılan internet dili, kullanıldığı ortamı ve
aktarılması safhasında başat rolü üstlenen dil dilin melez karakteri mercek altına alındı. Altıncı
de, farklı toplumların kendilerine özgü anlam ve yazıda Seneca’nın ‘De Clementia’sında ahlaka ve
kelamları aracılığıyla yazının varlığının sürmesini yedinci yazıda Ovidius’un “Metamorphoses”inde
sağlamıştır. Klasik Filoloji Topluluğu bünyesinde aşka dair düşünceleri ve kullanılan dil tematik
7. sayısını yayınladığımız TABVLA’da, yazıyı ve olarak yorumlandı. Yedinci yazıda geriye bir bakış
yazının mevcudiyeti olan dili farklı perspektiflerden yapılarak, tarih öncesi dönemde yapılan peyzaj
incelemeye yöneldik. Öyle ki antikçağ metin tasarımlarının yazım ve dil kullanımlarına değinildi.
eleştirisinden internet diline, diller arası kelime Sekizinci yazıda, baş karakterleri künstlerroman
alışverişinden peyzajın arkeolojik diline kadar pek türünde yaratılan iki romanın karşılaştırmasına yer
çok disiplinden bakış açılarını derlemeye gayret verildi. Dosya konusu dışında bulunan tek yazı olan
ettik. son yazıda da, Pyrrhos savaşları ekseninde Yunan
ve Roma orduları ve ordu sistemleri tartışıldı.
İlk yazının konusu olan Sophokles’in
Aias’ında, şairin odaklandığı ahlaki temaları Dünya çapındaki Koronavirüs salgını
yansıtma safhasında dilin nasıl kullanıldığını sebebiyle TABVLA’nın 7. sayısı, beklenen basım
incelendi. İkinci yazıda metinden dile bir tarihinden çok geç yayınlanmak durumunda kaldı.
geçiş ile, Yunanca üzerinden öyküntü yapılan Sabrınız için teşekkür ederiz.

Editoryal Ekip
İbrahim Mert İnan – Mert Kurtuluş

SOPHOKLES’İN AIAS’INDA ÇOKANLAMLILIK
VE VECİZEVARİ İFADE KULLANIMLARI

İBRAHİM MERT İNAN*

Sophokles’in en eski tragedyalarından biri bulunmayan arka plan ise, Proklos’un sunduğu bir
olan1 ve yaklaşık olarak MÖ 445-440 yılları özetle karşımıza çıkıyor:
arasına tarihlenen Aias, Eustathios’un
deyimiyle bir ‘Homeros sever (philomēros) ve “... Ἡ τῶν ὅπλων κρίσις γίνεται καὶ Ὀδυσσεὺς
Homeros öğrencisi olarak şekillendirdiği’2 trag- κατὰ βούλησιν Ἀθηνᾶς λαμβάνει, Αἴας δ’
edya ozanlığı kariyerinin belki de en belirgin
motiflerini dokuduğu tragedyasıdır. Bunun ned- ἐμμανὴς γενόμενος τήν τε λείαν τῶν Ἀχαιῶν
eni Aias’ın, başta Homerosçu destan Ilias olmak λυμαίνεται καὶ ἑαυτὸν ἀναιρεῖ.
üzere, günümüze fragmenter olarak kalmış olan
Aithiopis ve Ilias Mikra’dan3 ve Aiskhylos’un ... [Akhilleus’un] mühimmatı hesabına bir
‘Hoplōn Krisis – Mühimmatın Duruşması’ adlı duruşma vardı ve Odysseus Athena’nın
tragedyasından4 izler taşımasıdır. Sophokles’in
anlatısını bu ozanlardan ayıran temel unsur, ana kumpasları yoluyla [mühimmatı] aldı, fakat
kahramanlarının hemen hemen hepsinde ortak Aias aklını oynatıp Akhaların sürüsüne işkence
olarak görülen sağlam iradeleri, başlarına buyruk
oluşları, toplum içindeki tek başınalıkları ve tes- etti ve kendini ortadan kaldırdı.”10
limiyet yerine ölümü yeğlemeleridir.5 Aias’ın
belirgin karakterini6 ve Sophokles’in alımladığı Bu noktaya kadar karşımızda haşin ve aza-
anlatıdaki kırılmaları, Homeros’tan iki pasa- metli Aias vardı, Akhalar arasında Akhilleus’un
jda okuyabiliriz.7 Ilias’ın 23. kitabında Odysseus ardından yüce kahramanlık (aristeia) bakımından
ve Aias, Patroklos onuruna düzenlenen cenaze ikinci en iyi olduğu Hellas’ın diline pelesenk ol-
oyunlarında güreş tutarlar. Odysseus, karakteri- muş11 bir kahraman. Fakat hakkı olan Akhilleus’un
yle özdeşleşmiş düzenbazlığıyla (dolos) azametli mühimmatı, ölümünden sonra yapılan haksız bir
Aias’ın sırtını yere getirir. Akhilleus ise ikisini oylamayla Aias yerine Odysseus’a verilmiş, kah-
durdurur ve zaferin ve mükafatın ikisi arasında pay ramanlık onuru (timē) saldırıya uğramıştı. Bu hak-
edilmesini istediğini beyan eder.8 Bir diğer pasajla sızlığa uğramasında Atreus oğullarının ve Ody-
Odysseia’nın 11. kitabında Odysseus’un Hadēs’te sseus’un suçlu olduğunu12 düşünerek, gururu ve
Aias ile karşılaştığı sahnede karşılaşırız, Odysseus yaptıklarının utancından ötürü intihar etmeye doğ-
onunla konuşmayı denemesine karşın Aias sırtını ru ilerlemektedir.13 Zira Atreus oğulları ve Ody-
dönüp Erebos’ta kaybolur.9 Sophokles’in Aias’ı sseus’u yakalayıp öldürdüğünü sanarken Atha-
alımladığı ve elimizdeki Homerosçu metinlerde na’nın gözünü karartması sonucu14 ganimet olarak
alınmış sürü hayvanlarını katletmişti. Ne var ki bir
tragedyanın başrolü olmak, tanrılar nezdinde gü-
nahsız birinin başına gelebilecek bir durum değil-
dir. Oyun tanrıçanın Odysseus’a seslenişiyle açılır,
izleyiciler Athana’nın Aias’ın tanrılara karşı işle-

* İbrahim Mert İNAN; İstanbul Üniversitesi, Eski Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Lisans 3. Sınıf Öğrencisi.

3

diği hybris suçunun cezasını ödetmeye geldiğini Ey Zeus baba, hiç olmazsa sen 
görmektedir. Çokanlamlılık oyunu daha başından kurtar Akhaoğullarını bu sisten 
kaplamaya başlar, zira ne Athana Aias’ın suçunun Nurânî kıl göğü, görme gücü ver gözlerimize, 
ne olduğunu ifade etmiştir ne de mit geleneğin-
de Aias’ın işlediği suçun tanrılar katında bir suç Nur içinde de mahvet bizi, 
olduğuna dair net emareler bulunur.15 Athana’nın böylesi hoşnut ederse şimdi seni.”24
Aias’a saldırısı açıktan değildir, Aias’ı çağırırken
ise onun müttefiği (symmakhon) olduğunu belirtir. Aias Akhalara  düşmandır, onun için bir
Burada de Jong’un dikkati çektiği kelime tekrarla- “biz” yoktur artık. Ilias’taki ifadesinde Aias
rı ile Aias’ın hybris’ini özetlemeye çalışacağız.16 ışığı (phaos) kelime anlamıyla kullanır iken
Aias kendisinin en iyi (aristos) kahraman oldu- Sophokles’te ise ışık (phaos) ve karanlık (skotos)
ğundan ve yardıma muhtaç olmadığından o kadar mefhumları birbirinin yerine geçmiş gibidir. Zira
emindir ki, Athana’yı karşısına alır17 ve “iftiharını nurânî göğün altında yaşamak  onu  halihazırda
(kompos) saklamaz”.18 Nitekim habercinin sahne mahvetmektedir:
aldığı pasajda “iftihar” (kompos) kelimesinin iki
defa geçmesiyle Aias’ın hybris’i belirginleşir.19 “ἰώ, 
Tekrarlayan bir başka kelimeye, Aias’ın Athana’yı σκότος, ἐμὸν φάος, 
ilk gördüğü an “yanında durmasına” (parestēs)20 ἔρεβος ὦ φαεννότατον, ὡς ἐμοί 
teşekkür ettiği sahnede rastlıyoruz. Daha öncesin- Ah karanlık, ışığım benim ! 
de Odysseus’un Athana’ya, Aias’ın Akha kampına Erebos, ey en mücellâ ışığım benim !”25
ne kadar yaklaştığını sorarken aynı fiili (parista-
mai) kullanması Athana’nın ‘yarenliğinin’ niteliği Aias bile bile yeraltındaki karanlığı ifade
konusunda belirleyici oluyor. Zira Kamerbeek’ten eden skotos kelimesini kullanır. Buradaki karşıtlık
fiilin Homeros’tan itibaren hasmane hareket için Nooter’a göre ölüm için yakaran bir dua değil,
kullanıldığını aktaran de Jong’un ifade ettiği gibi, Aias’ın birbirinin karşıtı olan mefhumların iç içe
Athana Aias’a saldırıyor.21 Aias ise, yine aynı fiille geçtiğini göstermek amacıyla kurduğu bir meta-
kendi yazgısını dokuyor gibidir: for ve dokhmiakon’larla26 kurulan bir heyecan
kasırgasıdır.27 Fakat Aias sadece ölmek için ya-
“Χωρῶ πρὸς ἔργον, τοῦτό σοι δ’ ἐφίεμαι, karmaz, ışık ve karanlık mefhumlarının karşıtlığını
τοιάνδ’ ἀεί μοι σύμμαχον παρεστάναι. sadece yaşam ve ölüm için kullanmaz. Aias intihar
edecektir, fakat meramını dillendirmeden gitmey-
İşime döneyim ben. Sana da şunu buyuruyorum, ecektir:
daima böyle bir müttefik olarak dur yanımda.”22
“Αἰαῖ· τίς ἄν ποτ’ ᾤεθ’ ὧδ’ ἐπώνυμον 
Buradan itibaren Sophokles’in Aias’ı τοὐμὸν ξυνοίσειν ὄνομα τοῖς ἐμοῖς κακοῖς; 
kırılma yaşamaya başlar, zira ne dostları
Homerosçu anlatıda karşılaştığımız Akhaların νῦν γὰρ πάρεστι καὶ δὶς αἰάζειν ἐμοί
dostu konumundadır ne de kahramanlığın erdemi Ai ai ! Kim bilirdi adımın sanımın  
kendisini en iyi (aristos) olarak konumladığı ye- başımdaki belalarla bağdaşacağını böyle ?
rdeki erdemle aynıdır.  İçinde bulunduğu dünya- Zira mümkün şimdi bana ‘Ai ai’ diye haykırmak
da düşmanı tarafından dahi övülen23 bilek gücüne
dayalı güç (biē) ve bu gücün yeğinliğinin (aretē) iki defa”28
yerini, Odysseus’un aklı (mētis) ve bu aklın ürettiği
düzenbazlık (dolos) almıştır. Bu noktada Homerosçu bir kahraman
olduğunu anımsamamızın faydalı olacağı Aias
“Ζεῦ πάτερ ἀλλὰ σὺ ῥῦσαι ὑπ’ ἠέρος υἷας Ἀχαιῶν  adını, kendi ağzından ‘ai ai diye haykırmak, feryat
ποίησον δ’ αἴθρην δὸς δ’ ὀφθαλμοῖσιν ἰδέσθαι,  etmek’ anlamlarındaki ‘aiazein’29 fiiline dayandırır.
Gören’in değindiği gibi, kahramanın adının kaderi
ἐν δὲ φάει καὶ ὄλεσσον, ἐπεί νύ τοι εὔαδεν οὕτως. olması motifi yeni bir unsur değildir ve fakat adın
  gerçeğini (etymos) bilmenin kahramanın kader-
ini de bilmek anlamına geldiği30 antik Yunan to-
plumunda yaygın olarak bilinen bir kahramanın
adını yeniden yorumlamak, Sophokles özelinde

4

bir bağlamdan koparma değildir. Nooter’ın te- üzerine çalışmasındaki tespiti Aias’ın durumunu
mas ettiği gibi sadece Aias, tekrarlanan haykırış bize nakleder gibidir:
anlamında bir fiil olarak adının yerindeliğini
fark eder ve yorumlar; kimliğine saplanan şiirsel “‘Zaman’ın [khronos] gözler önüne serdiği,
ironiyi ifade ederek dilde kendi yerini tanımlar. ‘müsabaka’ [agōn] zemini üzerinde kendini gös-
Kendi kendini analizi sadece Homerosçu Aias’tan teren, ‘yeğinlik/meziyet’in [aretā] meşruluğudur.
kopuşu belirten bir değinme değil, oyunun ilerley- Bu işin sonunda gelen ‘tamamlanma’[telos] tam
en kısımlarında tonunu kendisinin belirlediği bir da ışığın görünmesiyle fark edilecektir.”37
yankının yorumudur.31 Gelgelelim, Aias’ın intihar
etmeye gittiği sanıldığı bir bölümde verdiği söylev Aias, khronos’un huzurunda gerçekleşen
(646-92) pek çok açıdan uzun soluklu tartışmalara agōn’u kaybetmiş görünmektedir, birbiri içine
konu olmuştur. Baskın iki görüş, Aias’ın bile ist- geçmiş meziyetlerde iradesi kadar sağlam tuttuğu
eye gerçeği gizlediği ve dürüst olduğu fakat yanlış yemininin (horkos) gereğini yerine getirmeye
anlaşıldığı yönünde. Aias sahnede tek başınadır, çalışmaktadır. Fakat Aias bile değişimin önünde
kendisi haricinde sahneye başka giriş ve çıkış duramayacaktır:
olmayacaktır.32 Hiçbir karaktere hitap etmez,
kaldı ki cesedi bulununcaya dek yanlış anlaşılmış “κἀγὼ γάρ, ὃς τὰ δείν’ ἐκαρτέρουν τότε,
olacaktır. Aias, kullandığı vecizevari ifadelerle βαφῇ σίδηρος ὥς, ἐθηλύνθην στόμα
yer yer Homerosçu Aias’tan ayrılır ve gerek to-
plumca kabul gören gerekse tamamen olağandışı πρὸς τῆσδε τῆς γυναικός· οἰκτίρω δέ νιν
olan görüşler belirterek elindeki tüm kontrastları Zira ben ki zamanında
kullanacaktır. Aristoteles Rhētorikē’de, vecizenin
(gnōmē) özel niteliklere değil genel niteliklere yaman bir şekilde metanet gösteren
dair bir beyan olduğuna ve bu beyanın işaret daldırılmış bir demir gibi
ettiği niteliklerin sadece insan davranışlarına dair
olduğuna işaret eder.33 Nitekim Lardinois’nın ifade yumuşatıldım bıçağımın ağzında,
ettiği gibi34 Yunancada vecizevari açıklamalar, şu kadın yüzünden.
bu söylevdeki gibi tam kelime tekrarlarından
oluşabildiği gibi eş ve zıt anlamlı kelimelerden de Fakat acıma duyuyorum ona”39
oluşabilir:
Gnōmē’nin işlevi, buradaki gibi kalıp
“ἅπανθ’ ὁ μακρὸς κἀναρίθμητος χρόνος, ifadelerde değil tekrarlar, eş ve zıt anlamlar-
φύει τ’ ἄδηλα καὶ φανέντα κρύπτεται la da ifade edilebilir.40 Aias kendini demirden
(sidēros) bir kılıca benzetiyor, zira sıcak demir
κοὐκ ἔστ’ ἄελπτον οὐδέν ἀλλ’ ἁλίσκεται, suya batırıldığında sertleşir fakat kırılganlaşmaz.41
χὠ δεινὸς ὅρκος χαἰ περισκελεῖς φρένες. Nitekim Aias, önceki durumunu daldırma
Tüm o uzun ve saymakla bitmez zaman anındaki demirle değil, daldırılmış (baphēi) ve
bu nedenle sert olan demirle karşılaştırıyor.42
peydâ eder müphem şeyleri Devamında Tekmessa yüzünden kadınsılaştığını
ve örtbas eder görünür şeyleri (ethēlynthēn),43 acıma ve merhamet gibi kadınsı
hattâ var değildir beklenmedik hiçbir şey, duyguların onu, bıçağın ağzını44 körelttiğini
ima ediyor. Acıma, merhamet ve sükûnet sadece
fakat dize getirilir Aias’a özgü bir düşünce olarak kadınsı değildir.
yaman yemin ve dik kafalı zihin.”35 Finglass’ın dikkati çektiği gibi45 Aias önceki di-
zelerde Tekmessa’yla tartışmayı geçiştirmek için
Her şey zamanın (khronos) gözü önünde pek çok kez gnōmē’ye sığınır. Bununla birlik-
meydana gelir, o her şeyi ifşa edebilir36 ve huzu- te Lardinois, Antik Yunan düşüncesinde şiir ve
runda beklenmedik olan bir şey yoktur.37 Aklın retoriğin kadınsı olarak ele alındığı yargısından
almayacağı kadar uzun (anarithmos) olması se- hareketle, Aias’ın kullandığı gnōmē’yi söylemi-
bebiyle, tesir edemeyeceği bir değişim yoktur. nin lirik olması bakımından “yumuşatılmış”
Gören’in Pindarosçu ışık ve karanlık mefhumları olduğunu düşünmektedir.46 Instone ise buradaki
gnōmē kullanımını, söylevin genelindeki an-
lamsal alanı inceleyerek stoma kelimesinin

5

söylemini ifade ettiğini ve Aias’ın “söyleminin Bu sözler Hellas’ın yedi bilgesinden biri
yumuşatıldığını” savunur.47 Öyle ki Aias’ın iler- olan Prieneli Bias’ın özdeyişiyle benzerlik gös-
leyen dizelerde kullandığı değişim temalarının48 da terir:
destekleyebileceği bu görüş, kahramanın Tekmes-
sa tarafından fikrinin değiştirildiğini değil fakat “ἐρωτηθεὶς τί γλυκὺ ἀνθρώποις, ‘ἐλπίς’ ἔφη,
aynı zamanda ölümünün artık olumsuz ve korku- ἥδιον ἔλεγε δικάζειν μεταξὺ ἐχθρῶν ἢ φίλων·
tucu bir yanı olmadığını gösterme çabasına vurgu τῶν μὲν γὰρ φίλων πάντως ἐχθρὸν ἔσεσθαι τὸν
yapar. ἕτερον, τῶν δὲ ἐχθρῶν τὸν ἕτερον φίλον.
Aias tanrıçanın gazabından (mēnis) kurtul-
mak için deniz kenarında yıkanmaya gider, bu aynı Ona insanlar için tatlı olanın ne olduğu sorul-
zamanda bir arınma ritüeli hazırlığıdır. O sırada duğunda ‘umut daha hoşnut edicidir,’ dedi, ‘ha-
kılıcını saklayacak bakir bir yer arayacak, sürüye sımlarla dostlar arasında bir yargıya varmada
saldırırken kullandığı bu kılıcın güvenilmezliğine hasımları tercih ederim, zira dostlardan biri her
vecizevari bir ifadeyle değinecektir: halükârda düşman olacaktır, hasımlardan biri
ise dost olacaktır.”53
“ἀλλ’ ἔστ’ ἀληθὴς ἡ βροτῶν παροιμία
‘ἐχθρῶν ἄδωρα δῶρα’ κοὐκ ὀνήσιμα. Fakat Aias dost ve düşman arasında kesin
ancak doğrudur ölümlülerin [şu] atasözü: bir ayrım yapıp taraf olmaz, düşmanlarını bir an-
‘düşmandan gelen armağan mükâfatsızdır’ ve lamda tasnif eder. Peki Aias’ın bu söylevdeki asıl
amacı nedir? Neden sessizce ölüme hazırlanmıyor?
yararlı değildir.”49 Bunun cevabını Nooter’dan alabiliriz:Aias söylem-
ine söyleviyle bir thrēnos veçhesi kazandırıyor.54
Elinde tuttuğu Ilias’ın 7. kitabında Thrēnos da goos gibi bir ağıt türüdür; fakat bu ağıt,
Hektor’dan aldığı kılıçtır ve bilindiği üzere Hektor Aias’ın itiraz ettiği o feryat figân yakınan kadınsı
Aias’ın düşmanıdır. Fakat burada tutarsız görünen ağıt değildir. Thrēnos Alexiou’nun Simonides ve
durum, Aias’ın ilerleyen dizelerde Hektor’un Pindaros üzerinden ifade ettiği gibi,55 duyguları
kılıcını Troya toprağına dikkatle sabitleyecek itidalli bir şekilde dizginleyen, vecizevari ve te-
olması ve onun kendisine hızlı bir ölüm nasip selli edici bir karakteristiğe sahiptir. Bu thrēnos
edeceğini50 söylemesiyle ortaya çıkıyor. Kyriak- veçhesi edinmiş söylev, henüz vuku bulmamış bir
ou’ya göre bu dizeler ilerideki ifadeyle koşutluk ölüm için yas tutacak bir kitleyi teselli etme işlevi
içindedir zira Aias Akhalarla da düşmandır ve taşır. Nitekim Aias ilerleyen dizelerde söylen-
bu şartlar altında, ölüm ve onu getiren silah hoş medik kalan şeyleri Hadēs’te anlatacağını ifade
karşılanır.51 Dost (philos) ve düşman (ekhthros) ederken, Homerosçu lügatte şiirsel anlatıcılık edi-
da Aias’ın kullandığı karşıtlıklar olarak karşımıza mini imleyen bir fiil kullanır.56 Taplin’in değindiği
çıkıyor: gibi, Aias’ın da tıpkı Ilias’ta Akhilleus’un kendi
trajedisinde olduğu gibi kendi ölümsüzlüğünü
“... ἐπίσταμαι γὰρ ἀρτίως ὅτι sadece işleriyle değil fakat ‘gelecek kuşaklara
ὅ τ’ ἐχθρὸς ἡμῖν ἐς τοσόνδ’ ἐχθαρτέος şarkılarla kalan biri’ olarak kazanır.57 Akhilleus’tan
ὡς καὶ φιλήσων αὖθις, ἔς τε τὸν φίλον farklı olarak Aias, tragedya boyunca, özellikle bu
τοσαῦθ’ ὑπουργῶν ὠφελεῖν βουλήσομαι, söylevde kurduğu karşıtlıklar ve koşutluklarla
kendi hikayesini icra eden bir şair gibidir. Gören,
ὡς αἰὲν οὐ μενοῦντα Pindaros özelinde doğru ve yanlışın mutlak
... zira henüz vakıf oldum ki olmadığını; ışık-karanlık, doğru-yanlış ve yaşam-
hasmım nefret edilesidır tarafımızca ölüm kutuplaşmalarının koşut haline geldiğini ve
gelecekte dostane davranacağından, bir dosta şairin üretiminde bu kutuplaşmaların tam ortasında
gerçekleştirdiğini vurgular.58 Bizce de Aias’ın, lit-
gelince, eratürde ‘Aldatma’ (Deception, Trugrede) adıyla
ona da bu ölçüde destek sağlayarak yardımcı yer etmiş söylevi tam da bu koşutluk içinde, belki

olmak isteyeceğim,
sonsuza dek böyle kalmayacağından”52

6

de sadece Aias’ın idrak ettiği bir tamamlanmaya de Jong, I. J. F., Rijksbaron, A. (ed.). Where Narratology
(telos) ulaşmıştır: Meets Stylistics: The Seven Versions of Ajax’ Madness
içinde, (s. 81.) Leiden: Brill.
“ἓ τὰν ἀλάθειαν ἰδέμεν, οὔ κεν ὅπλων χολωθεὶς 17. bkz. Lawall, S. N. (1959). “Sophocles’ Ajax: Aristos . . .
ὁ καρτερὸς Αἴας ἔπαξε διὰ φρενῶν after Achilles.” Classical Journal 54/7: 293 vd.
λευρὸν ξίφος 18. Soph. Aj. 96.
19. bkz. (hypsikompōs) Soph. Aj. 766, (ekompei) 770.
Görebilmiş olsalardı hakikati, zorlu Aias 20. Soph. Aj. 92.
silahlara öfkelenip saplamazdı döşüne 21. de Jong, I. J. F., a.g.e., 82.
22. Soph. Aj. 116-7.
yalın kılıcı” 59 23. Aias’ın Hektor tarafından “Akhaların en iyi-
SONNOT si (Akhaiōn phertatos)” olarak övüldüğü pasaj
için bkz. Hom. Il. 7.289, ayrıca bkz. Nagy, G. (1999). The
1. bkz. Jebb, R. C. (1907). Sophocles, the Plays and Frag- Best of the Achaeans: Concepts of the Hero in Archaic
ments, Vol. 7: The Ajax with Critical Notes, and Trans- Greek Poetry. Baltimore: The Johns Hopkins University
lation in English Prose, Cambridge, Cambridge University Press, s. 31 vd.
Press, s. li-liv.; Finglass, P. J. (2011). Sophocles: Ajax, Ed- 24. Hom. Il. 17.645-7.
ited with Introduction, Translation, and Commentary. 25. Soph. Aj. 394-5.
New York: Cambridge University Press, s. 1-10. 26. “k l l k l” formunda, coşkun bir düşünceyle
2. bkz. Schein, S. L. (2012). A Companion to Sophocles. kullanılan bir vezin türü. bkz. West, 1982, 108-15.
Ormand, K. (ed.), Sophocles and Homer içinde, Londra: 27. Nooter, S. (2012). When Heroes Sing: Sophocles and
Wiley and Blackwell. s. 427. = T 1.85–7 ed. Radt. the Shifting Soundscape of Tragedy. Cambridge: Cam-
3. bkz. Jebb, R. C., a.g.e., s. xii vd. bridge University Press. s. 37-8.
4. bkz. Jebb, R. C., a.g.e., s. iv-xxiii; Finglass, P. J., a.g.e., 28. Soph. Aj. 429-30.
s. 26-33. 29. LSJ9, s.v. aiazein.
5. bkz. Knox, B. M. W. (1964). “The Ajax of Sophocles”, 30. Gören, E. (2013). “Arkaik Yunan Șiirinde Ad,
Harvard Studies in Classical Philology 65/1, s. 27 vd.; Adlandırma ve Hakikat İlișkisi: Pindaros’un Zafer
Segal, C. (1995). Sophocles’ Tragic World: Divinity, Na- Șarkılarında (Yeniden-)Adlandırma.” İstanbul: İstanbul
ture, Society. Londra: Harvard University Press, s. 17 vd; Universitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış
Finglass, P. J., a.g.e., s. 42 vd. doktora tezi). s. 122-139.
6. Bu makalede detaylandıramadığımız Aias’ın 31. Nooter, S., a.g.e., s.40.
kahramanlıklarına hızlı bir bakış için bkz. Hom. Il. 8. 266 32. Soph. Aj. 807.
vd., Hom. Il. 14.409 vd., Hom. Il. 17.281 vd. 33. Arist. Rh. 1394a21-26.
7. bkz. Burian, P. (2012). A Companion to Sophocles. 34. Lardinois, A. P. M. H. (2006). Sophocles and the
Ormand, K. (ed.), Sophocles and Homer içinde, (s. 70-71). Greek Language: Aspects of Dictıon, Syntax And Prag-
Londra: Wiley and Blackwell. matics. de Jong, I. J. F., Rijksbaron, A. (ed., 2006). The
8. bkz. Hom. Il. 23.708-739. Polysemy of Gnomic Expressions and Ajax’ Deception
9. bkz. Hom. Od. 11.538-567. Speech içinde, (s. 216). Leiden: Brill.
10. bkz. West, M. L. (2003). Greek Epic Fragments: 35. Soph. Aj. 646-9.
From the Seventh to the Fifth Centuries BC. Londra: 36. bkz. Soph. OC. 617-8, 1453-4, Theogn. 967.
Harvard University Press, s. 120. 37. ayrıca bkz. Archil. fr. 122.1.
11. Aias’ın bu konudaki yaygın ünü için bkz. Hom. Il. 38. bkz. Gören, E., 2013, a.g.e., s. 104.
2.768-9, Hom. Od. 11.469-70, Alkaios fr. 387, Hdt. 5.66. 39. Soph. Aj. 650-2.
12. Soph. Aj. 97-8, 445-6. 40. tekrar: ta dein(a)’ – deinos; eş anlam: ekarteroun –
13. Aias’ın duruşmanın hemen sonrasında, sürüye periskeleis; zıt anlam: adēla – phanenta, phyei – kryptetai.
saldırmadan intihar etmesine dair bir başka anlatı için bkz. bkz. Lardinois, A. P. M. H., a.g.e., s. 217.
Pind. Isthm. 4.53 vd., ayrıca bkz. Pindaros: Bütün Zafer 41. Homerosçu izdüşümler için bkz. Hom. Il. 22.357,
Şarkıları. Gören, E. (çev. 2015). s. 209. İstanbul: Yapı 24.205; Hom. Od. 9.391-3.
Kredi Yayınları. 42. Demirin işlenme süreçlerine dair detaylar için bkz. Plut.
14. Soph. Aj. 51-2, 85. De Pr. Frig. 950c, Plin. NH 34.146, Jebb, R. C., a.g.e.,
15. Oyunun skholia yazarı, bu motifin bir tür “intentio s.230
auctoris” (prosthēkē tou poiētou) olduğuna dikkat çeker. 43. LSJ9, s.v. “thēlunō”.
bkz. Elmsley, S. T. P. (ed. 1825). Scholia in Sophoclis Aias 44. “stoma” için yaygın olan okuma, lafzi anlamı “ağız”
e Codice MS. Laurentiano. Oxford: Clarendon Press. s. (LSJ, s.v. stoma) olan kelimenin Homerosçu bağlamda
248, sv. 766. “bıçağın ağzı” (Autenrieth, s.v. stoma) olarak kullanıldığı
16. bkz. de Jong, I. J. F. (2006). Sophocles and the Greek
Language: Aspects Of Dictıon, Syntax And Pragmatics.

7

ve buradaki ifadenin bir teşbih olduğudur. Literatürden Modern Literatür
örnekler için bkz. Hom. Il. 15.389, Eur. Suppl. 1206 Ar. ALEXIOU, M. (20022). The Ritual Lament in Greek
Nub. 1108, LSJ9 s.v. stoma, III 1a. Tradition. (ikinci basım, ilk basım 1974). Oxford: Rowman
45. Soph. Aj. 292-4, 579-82; Finglass, P. J., a.g.e., s. 225. and Littlefield Publishers.
46. Lardinois, A. P. M. H., a.g.e., s. 218-219, ayrıca bkz. dn. AUTENRIETH, G. – KEEP, R. P. (2014). An Homeric
17. Dictionary for Use in Schools and Colleges. New York:
47. Instone, S. J. (2007). Hesperos - Studies in Ancient Cambridge University Press.
Greek Poetry Presented to M. L. West. Finglass, P. J., BOWERSOCK, G. W., BURKERT, W., PUTNAM, M. C.
Collard, C., Richardson, N. J. (ed. 2007). ‘Darkness, my J. (ed. 1979). Arktouros - Hellenic Studies presented to
Light’: Enigmatic Ajax içinde (s. 233). Oxford: Oxford Bernard M. W. Knox on the occasion of his 65. birthday.
University Press. Berlin/New York: Walter de Gruyter GmbH.
48. bkz. Soph. Aj. 670-6. FINGLASS, P. J., COLLARD, C., RICHARDSON, N. J.
49. Soph. Aj. 664-5. (ed. 2007). Hesperos - Studies in Ancient Greek Poetry
50. Soph. Aj. 819-22, ayrıca bkz. Jebb, R. C., a.g.e., s. 128. Presented to M. L. West. Oxford: Oxford University Press.
51. Kyriakou, P. (2011). The Past in Aeschylus and GÖREN, E. (2008). “Bakkhylides’te Mecaz Kullanımı
Sophocles. Berlin/Boston: Walter de Gruyter. s. 207. ve Işık-Karanlık Metaforunun İzinde Areta, Nika ve
52. Soph. Aj. 678-82. Alatheia İlişkisi.” İstanbul: İstanbul Universitesi, Sosyal
53. Diog. Laert. 1.87. ayrıca bkz. Arist. Rhet. 1389b23-25, Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış yüksek lisans tezi).
Jebb, R. C., a.g.e., s. 231-2. (2013). “Arkaik Yunan Șiirinde Ad, Adlandırma ve
54. Nooter, S., a.g.e., s. 43 vd. Hakikat İlișkisi: Pindaros’un Zafer Șarkılarında
55. Alexiou, M. (20022). The Ritual Lament in Greek (Yeniden-)Adlandırma.” İstanbul: İstanbul Universitesi,
Tradition. Oxford: Rowman and Littlefield. s. 103 vd. Sosyal Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış doktora tezi).
56. bkz. ‘muthēsomai’ (anlatacağım) Soph. Aj. 865., FRANCESE, C. (ed. 2019). Greek Core Vocabulary.
Nooter, S., a.g.e., s. 52. Turkish Edition (çev. İNAN, İ. M.) Dickinson College
57. bkz. Taplin, O. (1979). Arktouros - Hellenic Studies Commentaries (Çevrimiçi 30 Ocak 2020, http://dcc.dickin-
presented to Bernard M.W. Knox on the occasion of his son.edu/greek-core-list-turkish).
65. birthday. Bowersock, G. W., Burkert, W., Putnam, M. de JONG, I. J. F., RIJKSBARON, A. (ed., 2006). Sopho-
C. J. (ed. 1979).Yielding to Forethought: Sophocles’ Ajax cles and the Greek Language: Aspects of Dictıon, Syntax
içinde, s. 129. Berlin/New York: Walter de Gruyter. And Pragmatics. Leiden: Brill Academic Publishers.
58. Gören, E. (2008). Bakkhylides’te Mecaz Kullanımı KNOX, B. M. W. (1961). “The Ajax of Sophocles”. Har-
ve Işık-Karanlık Metaforunun İzinde Areta, Nika ve vard Studies in Classical Philology 65/1: 1-37.
Alatheia İlişkisi. İstanbul: İstanbul Universitesi, Sosyal KYRIAKOU, P. (2011). The Past in Aeschylus and
Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış yüksek lisans tezi). s. Sophocles. Berlin/Boston: Walter de Gruyter.
105. LAWALL, S. N. (1959). “Sophocles’ Ajax: Aristos . . . after
59. Pind. Nem. 7.25-27. Vurgu ve adaptasyon bana ait, Achilles.” Classical Journal 54/7: 290-294.
çeviri için bkz. Gören, E., 2015, a.g.e., s. 177. LIDDELL, H. G. – SCOTT, R. – JONES, H. S. (19969).
A Greek-English Lexicon with Revised Supplement (9.
KAYNAKÇA basım, ilk basım 1843). Oxford: Oxford Clarendon Press.
Antik Kaynaklar MARKANTONATOS, A. (ed., 2012). Brill’s Companion
Diogenes Laertios to Sophocles. Leiden: Brill.
DORANDI, T. (ed. 2013). Diogenes Laertius’ Lives of NAGY, G. (1999). The Best of the Achaeans: Concepts of
Eminent Philosophers, edited with Introduction. Cam- the Hero in Archaic Greek Poetry. Baltimore: The Johns
bridge: Cambridge University Press. Hopkins University Press.
Pindaros NOOTER, S. (2012). When Heroes Sing: Sophocles and
GÖREN, E. (çev. 2015). Pindaros: Bütün Zafer Şarkıları. the Shifting Soundscape of Tragedy. Cambridge: Cam-
İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. bridge University Press.
Sophokles ORMAND, K. (ed., 2012). A Companion to Sophocles.
ELMSLEY, S. T. P. (ed. 1825). Scholia in Sophoclis Aias UK: Wiley and Blackwell Publishing.
e Codice MS. Laurentiano. Oxford: Oxford Clarendon SEGAL, C. (1995). Sophocles’ Tragic World: Divinity,
Press. Nature, Society. Londra: Harvard University Press.
FINGLASS, P. J. (ed. 2011). Sophocles: Ajax, Edited with WEST, M. L. (1982). Greek Metre. Oxford: Oxford Clar-
Introduction, Translation, and Commentary. New York: endon Press.
Cambridge University Press. (2000). Homeri Ilias: Volumen II. Rhapsodiae XIII-XX-
JEBB, R. C. (ed. 1907). Sophocles, the Plays and Frag- IV. Münih/Leipzig: Walter de Gruyter.
ments, Vol. 7: The Ajax with Critical Notes, and Trans- (2003). Greek Epic Fragments: From the Seventh to the
lation in English Prose. Cambridge: Cambridge University Fifth Centuries BC. Londra: Harvard University Press.
Press.

8

YUNANCA BAZI TERİMLERİN TÜRKÇEDEKİ
LATİNCE VE ARAPÇA ÖYKÜNTÜLERİ
(CALQUE) ÜZERİNE BİR İNCELEME

ÜMİT DURAN*

Öteden beri gerek çağdaşı gerek ardılı bir- Latinceyi eski Yunanca karşısında söz sahibi hale
çok toplumu etkileyen ve bir nevi bir “kül- getirmek için çabalamışlardır.2 Araplar’da çeviri
tür lokomotifi” mahiyetinde olan Yunan faaliyetleri başta Bağdat, Şam gibi şehirlerdeki
kültürüyle, bilhassa bu kültürün erken dönem- çevirmenler ile 4. asır civarında başlamış, Abba-
lerdeki metinleriyle karşılaşan kültürlerde Yu- si Halifeliği döneminin başında (8. ve 9. asırlar)
nanca terimlere1 karşılık bulma çabası uzun bir ise siyasi otorite tarafından desteklenen geniş
geçmişe sahiptir. Güçlü bir Yunan etkisi altında çaplı bir faaliyet olarak altın çağını yaşamıştır.3
kalmış olan Romalılar da eski Yunanca terimlere Bu faaliyetlerde ana dili Süryanice olup Arapçayı
yönelik bu çaba MÖ 2. asırda başlamıştır. Cicero, iyi bilen Hıristiyan çevirmenlerin büyük rolü
Seneca, Lucretius, Horatius ve daha birçok yazar olmuştur. Türkçede4 ise terim oluşturma çabaları
eski Yunanca terimlere Latince karşılık bulmak ve Batılılaşmanın yoğunlaştığı 19. asırda, özellikle de
dilde sadeleşme yöneliminin yoğunlaştığı 20. asır
Arapça ve Latince el yazması, 15.yy ortalarında zirveye ulaşmıştır.
Gelişen bilim, teknoloji ve değişen yaşam
şartlarıyla birçok dilde sayısız kavram ve terim
oluşmakta, küreselleşmenin de etkisiyle bu kavram
ve terimler yeri geldiğinde müthiş hızla diğer
dillere yayılmaktadır. Bu aktarım süreçleri çeşitli
mekanizmalardan pay almaktadır ve bu mekaniz-
malar her dilde olduğu gibi günümüz Türkçesi’nin
haznesini de oldukça etkilemiştir. Bu dilsel me-
kanizmalar 4 yöntem olarak tanımlanabilir:

1. alıntılama5 (İng. borrowing, loanword, Alm.
Lehnwort): kaynak dildeki terimi hedef dilde
kullanmak; .Örn: Fr. concept, Tr. konsept.
2. anlam genişletici aktarım (İng. semantic
loan)6: hedef dilde kullanımda olan bir terimin
anlam alanını, kaynak dilden yeni alınan terimin
işlevini görecek biçimde genişletmek. Örn: Fr.
basic - Tr. temel.7
3. (yeniden) dolaşıma sokmak: kaynak dildeki

* Ümit DURAN; İstanbul Üniversitesi, Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Lisans 4. Sınıf Öğrencisi.

9

terime hedef dilde karşılık olarak halihazırda mi olan öyküntüyü, diğer dilsel aktarım yöntem-
ağız ya da lehçelerde izole biçimde kullanılan lerinden ayıran noktaların tespitinde gerek Türkçe
bir kelime; artık kullanılmayıp halkça tama- gerek İngilizce literatürde bir fikir birliği yoktur ve
men unutulmuş bir “ölü kelime” (İng. obsolete bu sebeple farklı bakış açılarından hareketle farklı
word) veya unutulmaya yüz tutmuş fakat az da tasnif ve tanımlamalar yapılagelmiştir. Makalenin
olsa hâlâ bilinen bir “eski kelime” (İng. archaic bağlamından uzaklaşmamak gerektiğini ve kısa
word)8 kullanmak; örn: erek9 (ağız/lehçe kelime- bir makale sınırları içinde yeterli derinlikte nüfuz
si). tin (ölü kelime). us (eski kelime) edilemeyeceğini düşündüğümüz için bu tasnif ve
4. öyküntü10 (Alm. Lehnübersetzung, Fr. calque, tanımlamaların bir değerlendirmesini yapmamayı
İng. calque11, loan translation): kaynak dildeki yeğliyoruz. Kelime öbeği bazında Aksan ve İmer
öğenin “oluşturulma şekli”ni hedef dilde taklit tarafından detaylıca incelenmiş olan öyküntü
edip “yeni bir öğe”12 oluşturmak, örn: Lat. natu- yöntemini bu makalede sadece kelime bazında ve
ra - Tr. doğa.13 felsefe terimleri üzerinden incelemekteyiz.14
Öyküntü yöntemini mercek altına
Kısaca tanımlayacak ve benzeri kavram- aldığımızda şunu görürüz; öyküntüler tek bir
lardan farklarını belirtecek olursak öyküntü, A dil- kelimeden (basit, türemiş veya bileşik), bir kelime
indeki kelimeyi B diline almak yerine, A dilindeki grubundan veya bir cümleden meydana gelebilir.
kelimenin türetilme biçimini B dilindeki bir öğede Gerek günlük dilde gerek spesifik alanlarda
uygulamak, taklit etmek ve böylece hedef dilde yeni kullandığımız bu öyküntülerden tek kelime olanlara
bir kelime oluşturmaktır. Bir dilsel aktarım yönte-

Walton Polyglot İncili, 1654

10

“evrim” (evolution), “girişim” (müdahale); kelime değişebileceği fakat literal anlamın hep aynı
grubu olanlara da “veri tabanı” (database), “bilim- kalıyor olması dikkate alındığında, öyküntü terim
kurgu” (science-fiction); cümle bazında olanlara oluştururken literal anlam-güncel anlam ilişkisine
ise “Kendine iyi bak.” (Take care of yourself.) dikkat edilmesi gerekliliği, önemli bir husus olarak
örnek olabilir. 30’lu yıllardan bu yana çıkardığı sö- karşımıza çıkmaktadır.20
zlüklerde sunduğu önerilerle TDK ve bireysel baz- Eski Yunanca terimler ve bunların Türkç-
da Ziya Gökalp, Nurullah Ataç, Ali Püsküllüoğlu, eye girmiş Latince-Arapça öyküntülerini, ve varsa
Aydın Doğan günümüzde kullandığımız öyküntül- Türkçe öyküntülerini 2 kelime grubu üzerinden in-
erin15 birçoğunu oluşturmuşlardır. celeyebiliriz.
Öyküntülerin Türkçeye katkılarını
inceleyebilmek adına öyküntüleri şu iki gruba ousía - essentia - hüviyet - kimlik
ayırabiliriz: ousía: Platon öncesinde “mülk, sahip olunan
şeyler” anlamında iken Aristoteles ile bir-
a) Başka bir dilde oluşup Türkçeye geçen likte “öz, asıl” anlamında da kullanılmaya
öyküntüler; örn: Lat. moral, Lat. potansiyel, başlamıştır.21
Arap. nazariye.16 essentia: Yunanca ousía terimini karşılamak
b) Türkçede oluşturulan öyküntüler; örn: için esse (olmak) fiilinden türetilmiştir. Quin-
kavram, mefkûre,17 evrensel.18 tilianus Institutio Oratoria 2.14.2’de bu ter-
imin başarısız bir şekilde Plautus tarafından
Gerekli durumlarda Türkçeye yabancı türetildiğini ve Eski Yunanca terimlere Latince
kökenli kelimelerin kabul edilebileceğini savunan- karşılıklar üretmenin kolay olmadığını, bazı du-
lar ile kavramlar için yabancı kelime almak yerine rumlarda bunun farkında olup Yunanca terimi
Türkçe bir karşılık bulmak gerektiğini savunanlar Latinceye kabul etmek gerektiğini ifade eder.22
arasında sonu gelmeyen tartışmalar dönmüştür. Bu hüviyet (‫)هویة‬: El-Kindî tarafından Arapçadaki
tartışmalarda öyküntü yöntemi ile oluşturulan ter- 3. tekil eril kişi zamiri hüve ‫ ُه َو‬kelimesinden
imler ana unsurlar olmuşlardır. Öyküntü yöntemi türetilmiştir.23
ile dilin zenginleşeceğini; kavramları ve olguları kimlik: “Kim” soru kelimesinden hüviyet keli-
yabancı kökenli terimlerle adlandırmanın dili mesine karşılık olarak önerilmiştir. Bir öyküntü
zayıflatacağını savunanlara karşın, yabancı ke- değildir.24
limelerin tarihsel bir arka plan ile Türkçeye
geldiğini ve gerek kültürel gerekse entelektüel bir poiótēs - qualitas - keyfiyet - nasıllık
birikimi olduğu için yabancı kelimelerin Türkçeye poiótēs: İlk kez Theaitetos’ta tespit edilen terim
girmesinin sorun olmadığını savunanlar olmuştur. muhtemelen Platon tarafından türetilmiştir.25
Bir cephe de bu dilsel mekanizmalar arasında “Nitelik, nasıllık” anlamında kullanılan ter-
orta karar bir denge tutturulması gerektiğini ve imin kökünde kabaca “nasıl” anlamındaki poiós
bu yöntemlerin pragmatist bir bakış açısıyla (ποιός) vardır.26 vardır.26
kullanılması gerektiğini savunmuştur. qualitas: “Nasıl” anlamındaki qualis keli-
Önerilen öyküntüler kimi zaman reddiyeler mesinden türetilen kelime “nitelik, nasıllık”
ile karşılaşmışlardır.19 Arapçadan gelme ve vecede anlamlarındadır.27 Cicero Academica’da terimi
(‫وجد‬, bulmak) fiilinden türeyen vicdan terimi yer- kendisinin türettiğini söyler.28
ine bulunç teriminin türetilmesini eleştirir. Vicdan keyfiyet (‫)كيفيّة‬:“Nasıl” anlamındaki keyfe ‫كيف‬
terimi Arapçada “bulmak” anlamındaki fiilden kelimesinden türemiştir ve “nasıllık, nitelik”
türemiş olsa bile Türkçe karşılığının bulmak fi- anlamında kullanılmıştır. Farsça asıllı cevher
ilinden bulunç olarak türetilmemesi gerektiğini, ‫ جوهر‬terimi ile birlikte ousía terimine karşılık
çünkü vicdan teriminin Türkçede “bulmak” ile olarak kullanılmıştır.
ilgili herhangi bir şeye gönderme yapmadığını nasıllık: 20. asrın ikinci yarısından itibaren
söyler. Terimlerin anlam alanlarının zaman içinde kullanımda olan ve nasıl kelimesinden türetilen

11

terim, keyfiyet teriminin öyküntüsü ve alternatifi geçmektedir. Erek teriminin 1932-34 yılları arasında yapılan
olarak kullanıma girmiştir. ilk derlemede tespit edildiğini ve gaye karşılığı olarak
Türkçe farklı kültürler ve dillerle yaşamış Osmanlıca’dan Türkçeye Cep Kılavuzu’na (1935) alındığını
olduğu etkileşimlerin izlerini bir bagaj gibi be- tahmin etmekteyiz.
raberinde taşımaktadır. Bu etkileşimler sonu- 10. Calque teriminin kökü olan Latince calcare (ayakla
cunda haznemize girmiş kelimelerden kimi gün- bir şeyin üstüne basmak) fiili; “bir şeyin üstüne basarak
lük konuşma dilimize girmiş kimi sadece belirli iz bırakmak” anlamında ilk kez İtalyan sanatçı, yazar
kullanım alanlarına sahip bir terim olarak kalmış ve mimar Giorgio Vasari tarafından 16. asır ortasında
kimi de Türkçede kendine kalıcı bir yer bulamadığı kullanmıştır, bkz. Casselman, B. (2010). Where a Dobdob
için yitip gitmiştir. Bu etkileşimler sayesinde eski Meets a Dikdik: A Word Lover’s Guide to the Weirdest,
Yunanca, Latince ve Arapça birçok kelime vere- Wackiest, and Wonkiest Lexical Gems. Adams Me-
rek Türkçe kelime haznesine “doğrudan” katkıda dia. “Kopya, imitasyon, taklit” anlamına gelen Fransızca
bulunmuştur. Bu dillerdeki terimlere öyküntü calque, Latince calcare fiilinin bu anlamdaki kullanımından
olarak Türkçede türetilmiş terimler ise, karşılığı türemiştir ve diğer dillere Fransızca üzerinden geçmiştir.
olarak türetildikleri kaynak terimlerin ayak izini Bu terim Batı dillerinin çoğunda, Fransızcadaki gibi calque
(calque) ve karakterini taşıdıkları için bu üç dil şeklinde veya benzer imla ile geçer. Türkçede ise calque
Türkçeye doğrudan katkının yanı sıra “dolaylı” terimine Vardar öyküntü, Karaağaç anlam aktarması,
olarak da katkıda bulunmuştur. Bu sebeple Aksan tam çevirme sözcük, İmer çeviri öğe ve Dilbilim
Türkçedeki kimi öyküntü terimlerin kaynak ter- Sözlüğü (Boğaziçi Üniversitesi Yayınları) ödünçlemeli
imleri ile birlikte incelenmesi Türkçe terimlerin çeviri demiştir. Makalemizde diğerlerinden daha yaygın ve
anlaşılmasına katkıda bulunacaktır. isabetli bir terim olduğunu düşündüğümüz için Vardar’ın
önerisini kullandık.
SONNOT 11. Çoğu Batı dilinde kullanılan calque terimi hem bir
1. Makale boyunca terim ve kelime, anlam farkı gözetilme- kelime türetme metodunu hem de bu metot sonunda ortaya
den birbirinin yerine kullanılmıştır. çıkan kelimeyi ifade etmek üzere iki anlamda kullanılır.
2. bkz. Dürüşken, Ç. (1994). “Latinlerde Dil Bunalımı”. Türkçede metot için öyküntü, bu metodun ürünü içinse
Lucerna: Klasik Filoloji Araştırmaları. s. 11-17. öyküntü terim ifadesi kullanılmak suretiyle bir ayrım
3. Gutas, D. (19978). Yunanca Düşünce Arapça Kültür. yapılarak olası anlam karmaşası engellenebilir.
(çev. Şimşek L.) İstanbul: Kitap Yayınevi. s. 15-17. 12. Teknik olarak benzerlik taşıyan “öyküntü” ile “neolo-
4. Türkçe terimi ile sadece günümüz Türkiye Türkçesini gizm” arasındaki farkı belirtmeyi gerekli görmekteyiz.
kastediyoruz. Öyküntü, bir kaynak dildeki belli bir terim oluşumunu
5. Bu yöntem, hedef dile geçen terimin imlasının özgün referans alıp hedef dilde bu oluşumu taklit ederek
halden sapıp sapmadığına bakarak iki alt tür halinde de yapılır. Neologizm için ise herhangi bir dili referans
incelenebilir. almak şart değildir. Bu sebeple neologizmler öyküntüleri
6. Türkçe literatürde karşılığını bulamadığımız seman- kapsamaktadır. Bir dildeki her öyküntü bir neologizm iken
tic loan için anlam genişletici aktarım karşılığını uygun her neologizm bir öyküntü değildir. Örneğin aslı Latince
gördük. astellarium olan ve Türkçeye Fransızca’dan geçen atölye
7. Orta Yunancadan Türkçeye geçen ve “toprak altında kelimesine karşılık türetilen işlik kelimesi bir öyküntü değil,
olan ve yapıya dayanak oluşturan kısım” anlamındaki neologizmdir. Astellarium Latincede “yıldızcık, kıvılcım”
temel (themélio). Fransızca basic teriminin anlamını da anlamındaki stella kelimesinden, işlik ise iş kelimesinden
karşılayacak şekilde anlam genişlemesine uğramıştır. türemiştir ve işlik kelimesi, atölye terimine karşılık olarak
8. Türkçe literatüre henüz girmemiş bir ayrım İngilizce önerilmesinden önce Türkçede bulunduğu için bir öyküntü
literatürde archaic word ve obsolete word terimleri ile değildir (bkz: Kolektif. (1993). Derleme Sözlüğü. c. V, 1.
ifade edilir, fakat İngilizce literatürde bu terimlere dair b., Ankara: TDK, s. 1765. işlik maddesi).
fikir ayrılıkları vardır. Genel olarak archaic word tabiri 13. Latince natura terimi “doğmak” anlamındaki nasci
thee ya da thou gibi, anlamı bilinen fakat günlük dilde fiilinden türemiştir. İlk kez olarak dilde sadeleşme
kullanımı bırakılmış kelimeleri; obsolete word ise tama- çabaları doğrultusunda terim önerme amacıyla basılan
men unutulmuş ve sadece çok eski metinlerde karşılaşılan Osmanlıca’dan Türkçeye Cep Kılavuzu’nda görülen doğa
kelimeleri ifade eder (örn: Eski İng. snotor “akıllı, zeki”). terimi de “doğmak” fiilinden türetilmiştir, bkz. Kolektif.
9. Derleme Sözlüğü’nde erek kelimesi için 1. maddede (19352). Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu. Ankara:
“Otlakta hayvanların toplandığı yer, dinlenme yeri.” ifadesi TDK. s. 207.
14. bkz. Aksan, D. (20156). Her Yönüyle Dil: Ana
Çizgileriyle Dilbilim. Ankara: TDK. c. II, s. 34-35.; İmer,
K. (1991). “Türkçenin Söz Varlığındaki Yeni Öğeler”. Dil-
bilim Araştırmaları. İstanbul: Hitit Yayınları.

12

15. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Türkçede öyküntü yönte- University Press.
minden kayda değer olarak ilk bahseden eser Rıza Tevfik’in 26. bkz. LSJ, s.v. poiótēs.
sadece ilk iki cildini (1916 ve 1920’de) yayınlayabildiği 27. bkz. Lewis&Short, s.v. qualitas.
Kâmûs-ı Felsefe’sidir, bkz. Tevfik, R. (2015). Kâmûs-ı 28. Cic. Ac. 1.7.25. bkz. Warmington, E. H. (ed. 1967).
Felsefe. İstanbul: Doğu Batı Yayınları. s. 660-661. Tespit Cicero: De Natura Deorum, Academica. Cambridge:
edebildiğimiz kadarıyla öyküntü olgusunun akademik Harvard University Press.
dünyada ilk kez incelenmesi ise Bruno Miglorini’nin 1948
tarihli ve Calco e irradiazione sinonímica adlı çalışmasıdır. KAYNAKÇA
16. a maddesinde verilen öyküntülerin Eski Yunanca kaynak Antik Kaynaklar
terimleri sırasıyla şunlardır: ēthikós, dúnamis, theōría. Cicero
17. Fransızca idéal kelimesi her ne kadar Eski Yunanca WARMINGTON, E. H. (ed. 1967). Cicero: De Natura
asıllı bir kelime olup “görmek” anlamındaki eidomai Deorum, Academica. Cambridge: Harvard University
fiilinden türemişse de Fransızca’daki idéal terimi daha Press.
çok “düşünme” fiiline gönderme yapması sebebiyle Ziya Platon
Gökalp’in mefkûre terimini fakara (‫“ )فَ َك َر‬düşünmek” DUKE, E. A., HICKEN, W. F., NICOLL, W. S. M., ROB-
fiilinden türettiği düşünülebilir. Bu durumda mefkûre ve INSON, D. B., STRACHAN, J. C. G. (ed., 1995). Platonis
idéal arasında etimolojik denklik yoktur. Öyküntü yönte-� Opera I: Euthyphro, Apologia Socratis, Crito, Phaedo,
minde kaynak terim ile öyküntü terimin etimolojilerinin ne Cratylus, Sophista, Politicus, Theaetetus. Oxford: Oxford
dereceye kadar denk olmaları gerektiği tartışılmalıdır. University Press.
18. b maddesinde verilen öyküntülerin Fransızca kaynak Modern Literatür
terimleri sırasıyla şunlardır: concept, idéal, universel. AKSAN, D. (20156). Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle
19. bkz. Timurtaş, F. K. (1981). Dil Dâvâsı. İstanbul: Yeni Dilbilim. c. II. Ankara: TDK.
Asya Yayınları. s. 57. CASSELMAN, B. (2010). Where a Dobdob Meets a Dik-
20. Örneğin; Türkçedeki canavar kelimesi aslen Farsçadır dik: A Word Lover’s Guide to the Weirdest, Wackiest,
(‫ )جانور‬ve literal olarak “can sahibi, canlı” anlamındadır. and Wonkiest Lexical Gems. Adams Media.
Farsçada “hayvan” anlamında kullanılmaktadır ve “vahşi, DÜRÜŞKEN, Ç. (1994). “Latinlerde Dil Bunalımı”. Lu-
esrarengiz yaratık” anlamı Türkçeye hastır. Canavar literal cerna: Klasik Filoloji Araştırmaları.
olarak “vahşi, esrarengiz yaratık” anlamına gelmediği için FÂRÂBİ (2008). Harfler Kitabı. (çev. Ö. Türker). İstanbul:
bu kelimeye bir öyküntü oluşturmak isteyip bu terimin Litera Yayıncılık.
Farsçadaki türeme yolunu taklit ettiğimizde Türkçede GUTAS, D. (19978). Yunanca Düşünce Arapça Kültür.
oluşacak kelime de literal olarak “vahşi, esrarengiz yaratık” (çev. Şimşek L.). İstanbul: Kitap Yayınevi.
anlamını vermeyecektir. Böylesi durumlarda türetilen İMER, K. (1991). “Türkçenin Söz Varlığındaki Yeni
terim ile terimin karşılaması beklenen anlam arasında Öğeler”. Dilbilim Araştırmaları. İstanbul: Hitit Yayınları.
uyumsuzlukların meydana gelme ihtimali vardır. Kolektif. (19352). Osmanlıcadan Türkçeye Cep
21. bkz. LSJ, s.v. ousia. Kılavuzu. Ankara: TDK.
22. bkz. Lewis&Short, s.v. essentia. Kolektif. (1993). Derleme Sözlüğü. c. V, 1. b. Ankara:
23. Fârâbi Harfler Kitabı’nda, koşaçtan (copula) türemiş TDK.
terimler olan Eski Yunanca ousía ve Farsça hest için Arapça LEWIS, C. T., SHORT, C. (1975). Latin Dictionary. Ox-
ilim dilinde bir karşılık ihtiyacı doğduğunu ve bu ihtiyacın ford: Clarendon Press.
hüve ‫“ ( ُه َو‬o”, 3. tekil eril kişi zamiri) terimi aracılığıyla LIDDELL, H. G. – SCOTT, R. – JONES, H. S. (19969).
karşılandığını belirtir. Fârâbi’ye göre hüve kelimesi mecaz A Greek-English Lexicon with Revised Supplement (9.
anlamda kullanıldığında Türkçedeki “-dır, -dir”, Yunan- basım, ilk basım 1843). Oxford: Oxford Clarendon Press.
cada estin ἐστιν ve Farsça hest ‫ هست‬koşacını karşılayacak NASR, S. H., LEAMAN, L. (2007). History of Islamic
niteliktedir; Zeyd hüve âdil (Zeyd adildir). Bu sebeple Eski Philosophy. c. I. Oxford: Routledge.
Yunancada estin koşacından ousía teriminin türemesi gibi TEVFİK, R. (2015). Kâmûs-ı Felsefe. İstanbul: Doğu Batı
Arapçada da hüve zamirinin koşaç olarak kullanımından Yayınları.
hüviyet türetilmiştir. bkz. Fârâbi (2008). Harfler Kitabı. TİMURTAŞ, F. K. (1981). Dil Dâvâsı, İstanbul: Yeni Asya
(çev. Ö. Türker). İstanbul: Litera Yayıncılık. s. 51. ayrıca Yayınları.
bkz. Nasr, S. H., Leaman, L. (2007). History of Islamic
Philosophy. c. I. Oxford: Routledge. s. 805.
24. bkz. TDK, s.v. kimlik.
25. bkz. Duke, E. A., Hicken, W. F., Nicoll, W. S. M.,
Robinson, D. B., Strachan, J. C. G. (ed.) (1995). Platonis
Opera I: Euthyphro, Apologia Socratis, Crito, Phaedo,
Cratylus, Sophista, Politicus, Theaetetus. Oxford: Oxford

13

TABVLA DERGİSİNİN ÖNCEKİ SAYILARI

14

KUTSAL KİTAP ELEŞTİRİSİ VE
PAPALIĞIN TUTUMU

MERT AYSOYSAL*

1-) Eleştiri ve Metin Eleştirisi nin niteliği üzerine hükümler vermek gerekir.5
b. Değerlendirmek: Metne dair karar ve hüküm
Eleştiri, çok boyutlu bir kavramdır. Bunun verme sürecini kapsar.
sebebi eleştiriye yönelik tanımın belir- c. Seçmek ve ayırmak: Metne sonradan
siz olmasıdır. Eleştiri ve tenkit kavramları eklenmiş kısımları bulma ve çıkarma işlemidir.
yaygın kullanımın aksine salt olumsuzluğu nitel- Bunlar çevirmenin ya da yazmanın (scriptor)
emez. Kavramın kökenine baktığımızda dil- kasıtlı ya da kasıtsız müdahaleleri sonucunda
imizdeki eleştiri kelimesinin, Arapça tenkid’in gerçekleşir.
Türkçeleştirilmiş hâli olduğunu görürüz. Tenkit,
Arapça naḳd (‫ )نقد‬sözcüğünden gelir. Sözcüğün iki Durum böyleyken, eleştirinin (tenkit, kri-
anlamı vardır:1 tik) bilimsel açıdan önemi ortadadır. Yine de se-
mavi inançlar konusunda, eleştirinin yerini salt
1. ‘gagalama’, ‘eleştirme’, inancın ve teslimiyetin alması gerektiği de bir ger-
2. ‘metal para’, ‘akçe’”. çektir. Çünkü söz konusu semavi inançlar, kutsal
Burada ince bir nüans vardır. Tenkit, “ga- kitabın belirlediği kural ve ibadet emirlerine bağlı
galama”, yani “iğneleme” olarak ele alınabilecek olmayı şart koşar. Hâl böyleyken inanca yönelik
olsa da bir başka görüş, kelimenin ikinci anlamından eleştirisel yaklaşımlar, inancın içinde olanlar için
yola çıkarak, tenkidin bir şeyi kıymetlendirme hazmedilmesi en zor durumlardır. İşte kutsal kitap
anlamını taşıdığını savunur. Nitekim tenkit, “bir eleştirisi (biblical criticism) bu duruma en somut
insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış örneklerden ve en ilginç deneyimlerden biridir.
yanlarını bulup göstermek maksadıyla inceleme 2-) Kutsal Kitap Eleştirisi (Biblical Criticism)
işi” olarak ifade bulan bir eleştiri tekniğidir.3 Tarihsel bir öneme ve uygulamaya sa-
Kelimenin batı dillerindeki karşılığı olan critic hip metin eleştirisi geleneğinin kutsal kitap liter-
kavramının kökeni olan antik Hellence’deki krinō atüründe de uygulanması kaçınılmaz bir gereklilik
(κρίνω) fiilinin anlamlarına baktığımızda ise olmuştur. Zira kutsal kitabın farklı edisyonları ve
şunları görüyoruz: “karar vermek, hüküm vermek, farklı tercümeleri söz konusuydu.6 Örneğin Kutsal
değerlendirmek; seçmek, ayırmak”.4 Krinō’nun bu Yazı kanonunu oluşturan ilk Hıristiyan olduğu
anlamlarını metnin bilimsel eleştirisi (tenkidi) ya iddia edilen Markion, dört Müjde’den (Markos,
da özetle metin kritiğine yönelik olarak tek tek ele Matta, Loukas, Iōannes) sadece Loukas’a yer
alabiliriz: vermiş, Eski Ahit Tanrısı’na dair izlenimlerini
dahi buradan elde etmiş ve bu nedenle sapkın
a. Karar vermek, hüküm vermek: Metin olarak nitelendirilmiştir.
eleştirisinde tarafsız bir gözle metni incelemek,
metnin niteliğine dair kararlara varmak ve met-

* Mert AYSOYSAL; İbn-i Haldun Üniversitesi, Yüksek Lisans Öğrencisi.

15

Kutsal Kitap eleştirisinin en ilginç yanı, kendi adıyla basamamış ve yerel dilde değil, lin-
Kutsal Kitap’a yaklaşımında görülebilen ortaçağ gua franca olan Latince dilinde yazmıştır. Yine
tutuculuğu ve liberalizmin arasında gidip gelm- de çok ağır itham ve hakaretlere maruz kalmış,
esidir. Bunun sebebi hiç kuşkusuz din ve bil- Yahudilik’ten dışlanmıştır. Eserin elde bulunması
imin yollarının kesişmesidir. İlk eleştiri metodu bile suç sayılmıştır.12
XVIII. Asırdan itibaren Tanakh metinleri üzerine Eserde 20 bölüm vardır. Eski Ahit metin
uygulanmış daha sonra İnciller bu çalışmaya dahil eleştirisini asıl olarak ilgilendiren bölümler yedi
edilmiştir.7 Kutsal Kitap’ın içinde de kendi içinde ve sekizdir. Bu iki bölümü açarsak:
yorumlanan ve ele alınan kısımlara örnek verile-
bilir. Bunlar: a-) Yedinci Bölüm: Kutsal Kitap’a yöne-
lik eleştirel yaklaşım ve incelemeni nasıl olması
1. I. ve II. Tarihler kitapları, I. Krallar ve II. gerektiğini ele alır.
Samuel kitaplarına yönelik eleştirel yaklaşım
içerirler. b-) Sekizinci Bölüm: Yazarın eserinin
2. Eyüp kitabı, Tesniye’de yer alan içeriğe karşı en dikkat çekici bölümü olup Tevrat, Yeşu,
eleştirel yaklaşım içerir. Hakimler, Samuel ve Krallar kitaplarının Musa
3. Matta ve Loukas, Markos’un Iesous’un hayatı tarafından yazılmadığı görüşü ele alınıp savunu-
ve kişiliğini anlatma üslubunu eleştirirler.8 lur.13
Görüşlerinin temel dayanağını aldığı
Eski Ahit’in kapsamlı olarak ele alınışını yazar, MS 11 – 12. yy arasında yaşamış Rabbi
Origenes’te (184/185 – 253-254) görüyoruz. Ezra Abram bin Ezra’dır (Abenezra). Spinoza’nın
Daha sonra Alexandreialı papaz Dionysius (MS Ezra’dan aldığı temel aldığı görüşlerin iki temel
3. yy) Vahiy kitabının yazarı konusunda farklı iddiası vardır: Anakronizm iddiası ve farklı yazar
bir görüş bildirmiş ve görüşünü üslup açısından ya da yazarlar olduğu görüşü. Örnek:
temellendirmiştir. Dionysius’un çalışmasının
farkında olmadan aynı sonuca ulaşanlar da 1. Yasa’nın Tekrarı kısmını (31:9) yazanın
çıkmıştır.9 Musa olamayacağı belirtilmiştir.
a) Modern Eleştirinin Öncüleri
Kutsal Kitap Eleştirisi, bilimsel bir disip- 2. Yaratılış’ta (12:6) geçen “O günlerde orada
lin olarak XVIII. yüzyılda uygulanmaya başlanır.10 Kenanlılar yaşıyordu” ifadesini Musa dışında
Metin eleştiriş tarihinin Antikçağ’a kadar gittiğini, biri yazmalıdır. Çünkü anakronizme işaret eder.
Kutsal Kitap’ın bile kendi içinde eleştirinin Spinoza’ya göre Ezra bu durumu sır olarak
bulunduğunu hatırlarsak, bu uygulamanın bilim- belirtmiştir.
sel bir disiplin olarak bu kadar geç oluşmasını el-
bette inançsal niteliğe yorabiliriz.11 Ortaçağın din Spinoza, Ezra’nın görüşlerine katkı da
merkezci anlayışında Kutsal Kitap üzerine özgün sağlamıştır. Örneğin:
ve bilimsel çalışmada bulunmak şartların elverdiği
bir durum değildi. Önce Rönesans ve ardından re- 1. Tevrat’ın birçok yerinde Musa’nın kendisin-
formla beraber insan aklına dayalı yorum ve bilim- den üçüncü şahıs anlatımıyla bahsettiğini be-
sel çalışmalar ön plana çıkmaya başlamış, netice lirtir.
itibarıyla da Kutsal Kitap’ın bilimsel incelemesine
de zemin hazırlanmıştır. 2. Tevrat’ta bulunan bazı yer isimlerinin
1- Spinoza (1632–1677) Musa’nın zamanındaki isimler değil de sonraki
İlk modern Eski Ahit eleştirmeni olarak dönemlere ait isimler olması.14
görülür. Konudaki en önemli eseri 1670 yılında
kaleme aldığı Tractatus Theologico-Politicus’tur Spinoza aynı anakronik örnek ve yazar
(Tanrı-bilimsel Politik İnceleme). Yazar bu eseri konusundaki çelişkileri Tanakh’ın geneline
yaymıştır.
2- Richard Simon (1638-1712)
1687 yılında Eski Ahit’in Tenkidî Tari-
hi (Histoire Critique du Vieux Testament) adlı

16

eserini yazmıştır.15 Spinoza’nın yedinci kısımda Kitap eleştirisinin tarihini etkileyecek çok önemli
yaptığı gibi Kutsal Kitap metnine yaklaşım usulü bilgiler içeren bir eser kaleme alır ve bir müddet te-
konusuna dikkat çekmiş, yine Spinoza’nın sekiz- reddütten sonra eseri yayınlar. Astruc’un getirdiği
inci kısımda yaptığı gibi Tanakh’taki anakronik en önemli yorum Tanakh’ta Tanrı adının Yehova
hata ve yazar sorununu ele almıştır. Çok ciddi tep- ve Elohim olarak iki şekilde geçmesidir.18 Yazar,
kilere maruz kalan Simon, yine de yılmamış ve bunları eş anlamlı olarak ele almamış, gerekçe
1689 tarihinde Histoire Critique du Texte du olarak da bu farklı kullanımın rastgele değil bilin-
Nouveau Testament (Yeni Ahit’in Tenkidî Tarihi) çli bir tercih olarak yapıldığını öne sürmüştür. As-
isimli eseri kaleme almıştır.16 truc, buradan yola çıkarak Tekvin kitabının birden
Simon’un iki önemli özelliği vardır. Bun- fazla yazar tarafından yazıldığı sonucuna ulaşmış
lar, Kutsal Kitap çalışmaları konusunda örnek ve yazılan metinler aynen kopya edildiği için de
alınacak bir teknik geliştirip bunu bir disiplin ha- söz konusu durumla karşılaşılmıştır.19
line getirmesi ve bir teolog olarak Tevrat yazarının Astruc, Tekvin kısmının rekonstrüksiyo-
Musa olmadığı konusundaki görüşü sahiplenme nunu yapmış ve metni dört sütun olarak yazmıştır:
cesaretini göstermesidir.17
3- Jean Astruc (1684-1766) A: Elohim Kaynağı
1753 yılında Conjectures sur les mémoires B: Yahvist Kaynak
originauz dont il paroit que Moyse s’est servi C: Tekvin’in 7/20-24 cümleleri
pour composer le livre de la Génèse (Musa’nın D: İsraile ait olmayan malzemeler
Yaradılış Kitabını Yazarken Yararlandığı Sanılan
Asıl Anılar Hakkındaki Düşünceler) isimli, Kutsal Böylece Astruc Tevrat’ın değişik yazar-
larca derlendiği teorisini ortaya atmıştır.Ona göre

Latince İncil

17

Tekvin, Musa zamanında yazılmasına karşın olup P kaynağı içerik olarak tarih ve hukuk diye
aktarıcılar (scriptor[es], müstensih) büyük hatalar ayrılmaktadır. Tarih metni Sürgün öncesine aitken
yaparak kitapta değişikliklere sebep olmuşlardır.20 hukuk metni de Sürgün sonrasına aittir.24

4- J.G.Eichhorn (1752-1827) 7- J. Wellhausen (1844-1918)
1780 – 1783 yılları arasında Einleitung in 1882 yılında, Prolegomena zur Geschichte
das Alte Testament (Eski Ahit’e Giriş) adlı eseri Israels (Eski İsrail Tarihine Giriş) adlı eseri
yazmıştır. Tevrat’ta Musa’ya ait olan ve olmayan yayınlamıştır. Wellhause, dört ayrı edebi kaynağın
bilgilerin bir arada bulunduğunu dile getirmiştir. olduğunu ve bunların üslup, ilgi alanları, olaylara
Tanrı’nın isimlerinin Yehova ve Elohim olarak bakış açısı ve gramer ile kelime haznesi açısından
geçtiğini teyit etmiş, bunun yanında Kohenler ayrıldığını iddia eder.25 Hipotezini temellendirdiği
(Ruhban Metni) kaynağının olduğunu da öne dört kaynak ve açıklamaları şunlardır:
sürmüştür.21
5- H. Hupfeld (1796-1866) 1- Yahvist (J) Kaynak: MÖ 950’li yıllarda
1853 yılında Die Quellen der Genesis von yazıldığı tahmin edilmektedir. Tanrı’nın ismi
neuem untersuch (Yaratılış Kitabının Kaynakları) devamlı olarak YHVH şeklinde zikredilmiştir.
adlı eseri yazmıştır. Hupfeld kaynakları şöyle Ataların hikâyeleri, Mısır’da yaşanan baskı ve
sınıflandırmıştır: zulüm, Mısır’dan çıkış, çöldeki yaşam, Sina
dağındaki ahitleşme ve vaat edilmiş topraklara
1- Birinci Elohist Metin (E1) ulaşmadan önce yaşananlar anlatılır.
2- Yahvist Metin (J) 2- Elohist (E) Kaynak: MÖ 850’li yıllarda
3- İkinci Elohist Kaynak (E2) kaleme alındığı tahmin edilmektedir. Kuzey
İsrail krallığında kaleme alınmış ve bunun se-
Ayrıca Hupfeld, bu kaynakların anonim bir bebinin Güney İsrail krallığına ait metnin yeniden
editör tarafından bir araya getirildiğini iddia eder.22 yorumlanma ihtiyacı olduğu düşünülmüştür.
6- K. H. Graf (1815-1869) Dolayısıyla ilk metinde geçen antropomorfik un-
Karl Heinrich Graf, 1866 yılında Die ge- surlar yer almamakla beraber Tanrı’dan sürekli
schichtlichen Bücher des Alten Testaments (Eski olarak Elohim diye bahsedilir. Yahvist ve Elo-
Ahit’in Tarihsel Kitapları) isimli bir eser yazmıştır. hist kaynakların Kuzey ve Güneyliler tarafından
Bu eserde Kutsal Kitap’ın içeriğini tarihlendirme sonraki yüzyıllarda birleştirilerek tek bir metin
yoluna giderek kronolojik olarak şöyle bir sıra haline getirildiği düşünülür.
oluşturmuştur: 3- Tesniyeci (Deuteronist - D) Kaynak: MÖ
1- Yahvist (J) ve Elohist (E) Kaynaklar: 622 yılında, Kral Yoşiya zamanında bulunmuş
Diğer kaynaklarda ele alınan meselelere hiç kitaptır. Tesniye de diğer kaynaklara (JE)
değinmeyen yazınlardır. katılmış ve değişime uğraşmıştır.
2- Tesniye (D) Kaynağı: Tarihin sonraki döne- 4- Kohen (P) Kaynak: Ezra’nın görev döne-
mini ele alan kısımlar içerir. Biri Yahvist, Elohist minde (MÖ 458 civarı), Ezra tarafından yazıya
ve Tesniye kaynaklarını birleştirmiştir. geçirilmiştir. MÖ 400 yıllarına doğru, Kohenler
3- Kohen (P) Kaynağı: Sürgün döneminde sınıfından bir yazar, daha önceki dökümanlarla
yazılmış ve Ezra tarafından ilan edilmiştir. P kaynağını birleştirmiştir. MÖ 330 yıllarında
Diğer üç kaynakla birleştirilmiş ve Tevrat’ı Aleksandros zamanında Tevrat artık kanonik ka-
oluşturmuştur.23 bul edilmiş ve ilave olmamıştır.

Graf, bu çalışmasıyla tarihlerin tespit Wellhausen, aynı Hupfeld gibi dört kaynağı
edilmesi konusunda önemli katkı sağlamıştır. düzenleyip tek bir metin haline getiren bir redak-
Ona göre Tesniye Kaynağı, MÖ 622 yılında yani törün var olduğunu düşünmüştür.
Musa’dan tam altı yüzyıl sonra yazılmış, J, E
ve D kaynakları birbirinden ayrı üç ayrı çağa ait

18

4-) Papalığın Kutsal Kitap Karşısında Tu- b-) Birinci Vatikan Konsili (Concilium Vatica-
tumu num Primum, 1869-1870)
a-) Trent Konsili (Concilium Tridenti- Papa IX. Pius tarafından yayınlanan Ebedi
num, 1545-1563) Baba (Aeterni Patris) isimli ferman mührü (bul-
Trent Konsili’ni üç döneme ayırmak olanaklıdır:26 la) ile resmiyet kazanmıştır.32 Burada önemli olan
1-) Hazırlık ve Başlangıç Dönemi Papa’nın yanılmazlık otoritesinin kabul edilm-
2-) Konsilin Bologna’ya Nakli, Tekrar esi ve Papa’nın dinin merkezine konulmasıdır.33
Trent’e Dönüşü ve İki Kez Ertelenmesi Zaten de facto halde olan bu konunun resmi-
3-) Konsilin Kesintiye Uğramadan Devam yete kavuşturulması, rasyonel hareketlere
Ettiği Dönem karşı bir kalkan oluşturulmak istenmesi olarak
Trent konsili boyunca geçen yirmi yıl açıklanabilir.33 Papa IX. Pius tarafından Kutsal Ki-
içinde papalığın üç kez el değiştirdiğini görme- tap kritiğinin yasaklanması yine bu amaca yorum-
kteyiz: Papa III. Jules, IV. Paul, IV. Pie, Söz ko- lanabilir.34
nusu konsil, nitelik olarak bir karşı refom hareketi c-) Kutsal Ruh Vahyi (Divino afflante Spiritu -
olarak da tanımlanabilir. Dolaysıyla asıl amaç 1943)
Protestanlığın aleyhine hareket etmek ve bu mez- Söz konusu bildiri ile Papa XII. Pius, Kut-
hebin daha fazla yayılmasını önlemekti.27 sal Kitap kritiğine izin vermiştir. Böylelikle önces-
Trent Konsili’nin konumuzla ilgisi inde Papa XIII. Leo tarafından 1902’de Vigilantiae
olan kısmı hiç şüphesiz Kutsal Kitap ve Kilise bildirisiyle kurulan ve asıl amacı kritikçilere karşı
Geleneği’nin birlikte ele alınması hususudur. 8 Ni- Kutsal Kitap’ın otoritesini korumak olan Kutsal
san 1546’da imanın kaynağı sorunu konuşulmuş Kitap Heyeti (Pontificia Commissio Biblica) daha
ve Kutsal Kitap’ın yanında “Gelenekler”in değeri serbest çalışabilmiştir. Böylelikle 1948 yılında
ve otoritesi vurgulanmıştır. Oturumda alınan karar Tevrat’la ilgili doküman teorisi kabul edilmiş,
şöyledir: 1964 yılında da İncillerin Gerçek Tarihi Üzerine
“Kutsal Konsil, ortodoks babaları örnek (De Historica Evangeliorum Veritate) bildirisiyle
alarak, gerek Eski Ahit gerekse Yeni Ahit’teki İnciller üç aşamada tamamlamıştır.35
bütün kitapları aynı dindarlık duygusuyla ve aynı d-) İkinci Vatikan Konsili (Concilium Vatica-
saygı ile kabul eder ve yüceltir. Çünkü Tanrı her num Secundum, 1962-1965)
iksinin de tek müellifidir, aynı şekilde gerek imana Papa XXIII. John ve ardından Papa VI.
gerekse adetlere ilişkin gelenekleri de Mesih’in Paul’un başkanlığını üstlendiği konsilini konu-
kendi ağzından gelmiş, Kutsal Ruh tarafından dik- muz için önemli kılan, 1965’te Tanrı’nın Kelamı
te ettirilmiş ve devamlı bir miras yoluyla Katolik (Dei Verbum) isimli yasanın kabul edilmesidir. Bu
Kilisesi içerisinde muhafaza edilmiş olarak kabul yasaya göre Kutsal Kitap’ın otoritesi ve merkezde
eder ve yüceltir. Konsil, onları aynı saygıyla ku- yer alışına vurgu yapılmıştır.36 Böylelikle her
caklar.” Hıristiyan tarafından okunması teşvik edilmiş ve
Dolayısıyla gelenek yazıya geçirilmemiş çeşitlilik dillere tercüme edilmesi desteklenmiştir.37
Tanrı sözü olarak ele alınmıştır.28
Kutsal Kitap’la ilgili bir diğer husus MS SONNOT
381’de Papa Dimasus tarafından Hieronymus’a 1. bkz. s.v. “Tenkit” t.y., par. 3.
yaptırılan çeviridir (vulgate).29 Konsilin dördüncü 2. Tansel, 1962, s. 192.
oturumunda Hieronymus’un çevirisi yegâne 3. bkz. Özdemir, S. M. (2005). “Üniversite öğrencilerinin
kaynak olarak kabul edilmiş, dahası otuz dokuz eleştirel düşünme becerilerinin çeşitli değişkenler açısından
bölümden oluşan Eski Ahit’e ilave kitaplarda ekle- değerlendirilmesi”. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 3(3), s.
nerek sayı 44’e ulaşmış, eklenen ilave kaynaklara 298.
deuterokanonik metinler denmiştir.30 4. Çelgin, G. (2011). Eski Yunanca-Türkçe Sözlük.
Kabalcı Yayınevi, s. 385.
5. Bağır, M. A. (2014). “Kutsal Kitap Eleştirisi: Eski Ahit
Örneği ve Modern Dönem Öncüleri”. Harran Üniversitesi

19

İlahiyat Fakültesi Dergisi, 31(31), s. 282. Kabalcı Yayınevi.
6. Bağır, M. A., a.g.e., s. 284. ÇELGİN, V. (2015). Eski Yunan Filolojisine giriş.
7. Bağır, M. A., a.g.e., s. 284-5. Yayımlanmamış ders notu, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri
8. Bağır, M. A., a.g.e., s. 286. Bölümü, Hacettepe Üniversitesi, Ankara. Erişim adresi:
9. Bağır, M. A., a.g.e., s. 286. http://egitim.bilgiyonetimi.net/course/view.php?id=34
10. Bağır, M. A., a.g.e., s. 287. ÖZALP, M. (bt). “Papanın Yanılmazlığı Doktrini ve I.
11. Bağır, M. A., a.g.e., s. 288. Vatikan Konsili: Taraflar, Tartışmalar ve Ultramontanizmin
12. Bağır, M. A., a.g.e., s. 289. Zaferi.” Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakül-
13. Bağır, M. A., a.g.e., s. 289. tesi Dergisi (KTUİFD), 1(2), s. 115-145. https://dergipark.
14. Bağır, M. A., a.g.e., s. 289. org.tr/tr/download/article-file/341209
15. Bağır, M. A., a.g.e., s. 294. ÖZDEMİR, S. M. (2005). “Üniversite öğrencilerinin
16. Bağır, M. A., a.g.e., s. 295. eleştirel düşünme becerilerinin çeşitli değişkenler açısından
17. Bağır, M. A., a.g.e., s. 295. değerlendirilmesi”. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi,
18. Bağır, M. A., a.g.e., s. 296. 3(3), 297-316. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tebd/is-
19. Bağır, M. A., a.g.e., s. 297. sue/26123/275185
20. Bağır, M. A., a.g.e., s. 297. Profesör Dr. Baki Adam’a Göre Hristiyanların Tevrat
21. Bağır, M. A., a.g.e., s. 297. Anlayışı. (2006, 22 Kasım) https://www.hristiyanturk.com/
22. Bağır, M. A., a.g.e., s. 301. forums/topic/prof-dr-baki-adama-goere-hristiyanlaryn-
23. Bağır, M. A., a.g.e., s. 301-2. tevrat-anlayythy/
24. Bağır, M. A., a.g.e., s. 302. SCHIRRACHER, T. (2013). “Kur’an ve Kutsal Kitap, En
25. Bağır, M. A., a.g.e., s. 303. büyük iki dinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi.” Hristiyan
26. Şahin, M. (2014). “Katolik karşı reformu olarak Kitaplar. https://hristiyankitaplar.com/tr/kitaplar/kuran-ve-
Trente Konsili ve Katolik geleneğe etkisi.” Marmara kutsal-kitap
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, ŞAHİN, M. (2014). “Katolik karşı reformu olarak
İstanbul. s. 44. Trente Konsili ve Katolik geleneğe etkisi.” Mar-
27. Şahin, M., a.g.e., s. 44. mara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yük-
28. Şahin, M., a.g.e., s. 44. sek Lisans Tezi, İstanbul. http://acikerisim.istanbul.
29. Şahin, M., a.g.e., s. 55. edu.tr/bitstream/handle/123456789/32916/52388.
30. Şahin, M., a.g.e., s. 58-9. pdf?sequence=1&isAllowed=y
31. Şahin, M., a.g.e., s. 60. TAŞPINAR, İ. (2011). “Katolik Kilisesi’nin modern
32. Özalp, M. (bt). “Papanın Yanılmazlığı Doktrini ve I. dünyaya uyumu: II. Vatikan konsili ve katoliklerin
Vatikan Konsili: Taraflar, Tartışmalar ve Ultramontanizmin yaklaşımı.” M.Ü. Ílâhiyat Fakültesi Dergisi 41 (2011/2),
Zaferi.” Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakül- s. 107-120. https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruifd/is-
tesi Dergisi (KTUİFD), 1(2), s. 122. sue/17579/184091
33. Özalp, M., a.g.e., s. 143. Etimoloji Türkçe çevrimiçi sözlük içinde. https://www.
34. Profesör Dr. Baki Adam’a Göre Hristiyanların Tevrat etimolojiturkce.com/kelime/tenkit
Anlayışı. (2006, 22 Kasım) https://www.hristiyanturk.com/ YIKAR, Ö. F. (2017). “Kutsal kitap araştırmalarında
forums/topic/prof-dr-baki-adama-goere-hristiyanlaryn- kaynaklar teorisi ve tesniye (d) kaynağı.” Marmara
tevrat-anlayythy/ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi,
35. Profesör Dr. Baki Adam’a Göre Hristiyanların Tevrat İstanbul. http://dspace.marmara.edu.tr/handle/11424/36483
Anlayışı. (2006, 22 Kasım) https://www.hristiyanturk.com/
forums/topic/prof-dr-baki-adama-goere-hristiyanlaryn-
tevrat-anlayythy/
36. Taşpınar, İ. (2011). “Katolik Kilisesi’nin modern
dünyaya uyumu: II. Vatikan konsili ve katoliklerin
yaklaşımı.” M.Ü. Ílâhiyat Fakültesi Dergisi 41 (2011/2), s.
115.
37. Taşpınar, İ. a.g.e., 115.

KAYNAKÇA
BAĞIR, M. A. (2014). “Kutsal Kitap Eleştirisi: Eski Ahit
Örneği ve Modern Dönem Öncüleri”. Harran Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Dergisi, 31(31), 279-310. https://der-
gipark.org.tr/tr/download/article-file/257762
ÇELGİN, G. (2011). Eski Yunanca-Türkçe Sözlük.

20

DİJİTAL ORTAMDA İLETİŞİM: İNTERNET DİLİNİN
MELEZ KARAKTERİNE BİR BAKIŞ

GİZEM AKTAŞLI*

Dil ve dilin işlevi, eski Yunan sözlü kül- “Dil yetisinin hem bireysel hem de toplum-
türünden itibaren bir iletişim aracı olarak sal bir yanı vardır, bunların biri olmadan
toplumun belleğine işledi. Kelimelerin diğeri düşünülemez. (…) Dil, dil yetisinin (lan-
güçleri, şairlerin ise Mousa’ları vardı. Homerosçu gage) gerçi en önemli, ama yalnızca belli bir
şiirlerin ozanları, şiirleri sözlü olarak icra ederlerdi bölümüdür. Hem dil yetisinin (langage) to-
ve bu sözlü icra eski Yunan kültüründe bir gelenek plumsal ürünüdür hem de bu yetinin bireylerce
hâline gelmişti. Müsabakalarda (agōn) muzaffer kullanılabilmesi için toplumun benimsediği zo-
olan yiğitlerin şanları Epinikion’lar ile tescillenir, runlu bir uzlaşımlar bütünüdür.”5
dizeler ne zaman dillendirilse ölümsüzleşirlerdi.
Platon’un Kratylos diyaloğunda dilin kendisinde Dilin tanımını yapan Saussure, dilin sosyal
bir doğruluk olup olmadığı, dilin doğal olarak bir kurum olduğunu ve sesler aracılığıyla en az iki
mı yoksa uylaşımsal olarak mı oluştuğu, ilk ad/ kişi arasında bir anlaşma kurma yolu olduğunu
yasa koyucunun (nomothetēs)1 kim olduğu gibi belirtir.6 Konuşma, konuşucunun (locuteur) ses
sorulara yanıt aranmıştı. Nitekim Benveniste2 ve aracılığıyla bir bildiri göndermesi ve dinleyicinin
Saussure’ün3 ifade ettikleri gibi, Yunanlar dilin (auditeur) gönderilen bildiriyi çözmesiyle oluşur.
işlevini yalnızca dil düzleminde değil, felsefi ve Yazıda ise seslerin yerine onları karşılayacak im-
mantıksal düzlemlerde de ele almışlardır. Öyle ki geler, yani harfler kullanılır. Yerleşmiş bir ses sis-
18. yüzyıla kadar dil büyük ölçüde bir spekülasyon temi bulunmayan herhangi bir insan dili yoktur.
nesnesi olarak kaldı. 19. yüzyılda Sanskritçe’nin Konuşma her şeyden önce insan için doğal olan
çözümlenmesiyle Hint-Avrupa dillerinin birbirl- sesin kullanılmasıyla oluşur.7 Örneğin konuşmanın
eri arasındaki bağlantı keşfedildi. Bu gelişmenin bu karakteri üzerinde durulan Platon’un Phaidros
ve karşılaştırmalı dilbilimin ortaya çıkmasının diyaloğunda, yazmanın sonucunda ortaya tama-
ardından modern dilbilim de Saussure’ün men yapay bir ürün çıkması sorununun üzerinde
çalışmalarıyla kimlik kazandı. Saussure Genel Dil- durulmuştur.8 Platon’un merceğinden bakar-
bilim Dersleri’nde dil ve dil yetisi (fr. langue/lan- sak konuşma insan için doğal iken, yazı bizim
gage) ile söz-dil (fr. langue/parole) ayrımını yapar. dışımızda yer alır. Ong, Phaidros diyaloğunu
Saussure’e göre dili sözden ayırmak, toplumsal bu bağlamda ele alırken yazının başlı başına bir
olguyu bireysel olgudan; temel olguyu ise ikincil teknoloji olduğuna dikkat çeker; yazı insanın ken-
ve rastlantısal nitelikli olgudan4 ayırmak demektir. di edinciyle ustalaşabileceği teknolojik bir araçtır
Bu sayede dil ilk defa kendi içerisinde ve kendisi ve teknolojiler toplumları değiştirme gücüne sa-
için incelenir: hiptir.9 Sözlü kültürden yazılı kültüre geçişte
matbaanın etkisi ve toplumda yarattığı etkiler bu

*Gizem AKTAŞLI; İstanbul Üniversitesi, Fransız Dili Ve Edebiyatı, Lisans 4. Sınıf Öğrencisi.

21

konuda örnek oluşturabilir. Matbaanın icadından ve bir hedefi olduğu varsayılıyordu. Bu bağlamda
itibaren yaşanan değişimleri ve sonrasındaki süre- internetin bir aracı olarak iletişim pratiğine
ci McLuhan, kitap-araç ve okuryazarlık (literacy) getirdiği yeniliklerden biri de, McCulloch’un
kavramları ile ele alır.10 Baudrillard bu kavramdan ifadesiyle “gayrıresmî yazı”dır.18 Bir amacı olsun
bahsederken matbu kitabın doğuşunun yalnızca ya da olmasın, bugünlerde hepimiz yazıyı sad-
taşıdığı içeriğiyle değil, teknik özü aracılığıyla ece iletişime geçmek için ileti oluşturup gönder-
uyguladığı temel sistematikleşmenin zorlamasıyla mek amacıyla kullanıyoruz. Kalem yerine klavye
uygarlığımızda bir dönüm noktası olduğunu be- ya da dokunmatik ekran kullanmamız haricinde
lirtir.11 Kitap her şeyden önce teknik bir modeldir. önemli bir ayrım daha var. Bu ayrım, internet dil-
Harfler, kelimeler ve sayfalar gibi kendine has bir inde “konuştuğu gibi yazmak” ya da “yazarak
iletişim düzeni içerir. McLuhan bu teknik mod- konuşmak” olarak adlandırılabilecek bir yapıya ve
elin insanların algılama modellerini değiştirecek bu yapının içerisinde hem konuşma dilinden hem
güçte olduğunun altını çizer.12 McLuhan’ın dey- de yazı dilinden yapılar içermesine dikkati çeker.
imiyle “Medium is the message”, aracın kendisinin Crystal bu yapısından dolayı internet dilinin melez
mantığını ileti olarak dayatmasıdır.13 Kitap-aracın bir dil olma özelliğini taşıdığını belirtir.19 Bu me-
içerisindekiler dünyanın yeniden yorumlanmış, lez karakteri açıklamadan önce, Crystal’ın Inter-
parçalanmış ve süzülmüş bir özüdür.14 net and the Language kitabında sunduğu tabloların
21. yüzyılın ilk çeyreğini tamamlarken dökümünü yaparak konuşma ve yazmanın yapısına
bizler de teknolojik bir aracın getirdiği yeni- değinelim.20
liklere ve bunun sonuçlarına şahit oluyoruz. Konuşma zamana bağlıdır, gelip geçicidir.
Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında artık yaygın bir Alıcı ve gönderici konuşmanın geçtiği zamanda,
şekilde kullanıma giren internet yalnızca enfor- yani şimdiki zamanda bulunurlar. İletişim anlıktır
masyon paylaşmaya yarayan bir mecra değil, ve gecikme içermeden sürer. Karşılıklı konuşma,
aynı zamanda sosyal hayatımızın sürüp gittiği bir anlık ve hızlı yapısından ötürü tasarıya müsaade
ortamdır.15 McLuhan’ın küresel köy kavramı inter- etmez. Yanıt odaklıdır, karşımızdaki göndericinin
net ortamı için de düşünülebilir. İnternet dünyada- gönderdiği iletiye hemen o anda cevap vermemizi
ki insanların büyük bir kısmını, herkesin aynı anda talep eder. Dilbilimdışı ipuçları ve prosodi yapıları
aynı yerde olduğu başka bir ortamda toplayarak içerir, gösterici işlevi yerine getiren vücut ve yüz
zaman ve mekân algılarımızda değişikliklere hareketleri sayesinde göndericiyi daha rahat gö-
sebep olmaktadır.16 McCulloch’un Because zlemleriz. Göndericinin söylemindeki tonlama,
Internet’de ifade ettiği üzere,17 “çevrim”e (net- ritim, durak ve tempo bizi bağlam içerisinde tu-
work) kendi kültürlerini taşıyarak katılan insan- tar ve gönderdiği mesajı daha rahat çözmemize
lar; internette kullanıcı olarak yer alarak başka bir yardımcı olur. Karşılıklı konuşmada dilin ilişkisel
kültür bağlamına, dolayısıyla internet kültürüne işlevini yerine getiren yapılar sıkça kullanılır. Bu
dahil oluyor. Aynı zamanda internet ortamının tür konuşmalar gayrıresmî ifadeler, ek bilgi tüm-
teknolojik yapısı sebebiyle dili de farklı bir biçim- cecikleri (ya, öyle mi, işte, sonracığıma vb.) içerir.
de kullanıyoruz. Makalede üzerinde duracağımız Konuşma zamanda eklemlendiği için cümlelerin
konu, dijital ortamda iletişim ve bilhassa anlık sınırları bulanıktır ve nerede başlayıp nerede
mesajlaşma uygulamalarında kullanılan internet biteceği belirsizdir. Konuşurken duraklamalar,
dilinin konuşma ve yazıdan pay alarak büründüğü sözün karşı taraf tarafından kesilmesi gibi
‘melez karakteri’ olacak. durumlar yaşanabilir. Konuşmanın söz dağarcığı o
ana bağlıdır ve simultane olarak kullanılır.
İnternet Dilinin Melez Karakteri Yazı ise uzama bağlıdır, sınırları belli
İnternetten önce yazı yazarak iletişim bir alanın içerisinde yer alır, sabit ve kalıcıdır.
kurmak, mektup ve telgraf gibi aracılarla Eğer söz konusu bir mektup değilse çoğu zaman
sağlanabilen bir pratikti. Günlük ve seyahat anıları okuyucunun kim ya da kimler olacağı bilinmeden
gibi kişisel metinlerde ise yazı yazmanın bir amacı

22

yazılır, bu da iletişim bağlamında bir kopukluğa alıcının gönderilen iletiyi okuma süreciyle oluşur,
işaret eder. Yazının okunması da geri bildirimi de ki bu konuşma hızına göre yavaş işleyen bir
gecikmeli gerçekleşir. Metindeki bağlam her za- süreçtir. Anlık mesajlaşma uygulamasındaki ive-
man doğru anlaşılmayabilir. Gösterici işleve sahip dilik ise teknolojinin talep ettiği bir gerekliliktir
olmayan yazıda çoğu zaman muğlak bir yan bulu- ve gönderilen yazılı iletiye mümkün olan en kısa
nur. Yazı uzunluk ve karmaşıklık bakımından çok zamanda yanıt vermeyi koşullar. Dilbilimdışı
katmanlıdır, bir konuşma içerisinde takip edile- ifadelerden (jest, mimik, prosodik unsurlar)
meyecek kadar bağlaç ve yan cümlecik içerebilir. yoksun olan internet diliyle kurulan iletişimin
Bir metin yazılırken ön hazırlık yapılabilir, öyle ki getirdiği bazı riskler vardır. Öyle ki yukarıdaki
yazarı metni oluştururken yaptığı hatalar okuyucu- sebeplerden ötürü bu iletişim, konuşmanın doğal
nun haberi olmadan düzeltilebilir. Konuşmadaki akışının bozulması ve gönderilen iletiye verilmesi
ölçü yerine yazıda noktalama işaretleri kullanılır öngörülen yanıtın gecikmesiyle iletişimin kesin-
ancak ifade ettikleri vurgular konuşmaya kıyasla tiye uğraması gibi risklerle karşı karşıya kalabilir.
kısıtlı kalacaktır. Kullanıcıların melez internet dili ile
Martinet’nin La Linguistique Synchro- kurdukları iletişimin mahiyetini Chomsky’nin As-
nique adlı eserinde belirttiği üzere, dil zamanda pect of the Theory of Syntax’da geliştirdiği edinç/
yan yana sıralanmış fonemlerden (ses birimcikleri) edim (compétence/performance) kavramlarından
ve semlerden (anlam birimciklerinden) oluşan çift hareketle açıklamaya çalışacağız.26 Konuşucu
eklemli bir sistemdir.21 Dilin gösterenleri işitimsel ve dinleyiciler dillerinin yapısı konusunda bir
oldukları için zamanda yer alarak çizgisel şekilde sezgiye, yani zihinlerinde örtük olarak dilbilgisel
ilerlerler.22 Yazı ise konuşma dilinin başka bir dü- dizgelere sahiptirler. Böylece dilin tümce yapısına
zlemde, uzamda göstergeleştirilmesiyle oluşur.23 uygun olan ve olmayan tümceleri ayrıt edebilirler:
İnternet dilinin zamanda yer alışı, kullanıcılarının bu edinci oluştururlar. Bu sayede konuşucular di-
elektronik söylemler oluşturma olanağı ile lin sahip olduğu kurallara uygun olarak daha önce
açıklanabilir. İnternette, yazıyla oluşturulan işitmedikleri tümceleri sonsuz sayıda üretebilir ve
ve uzamda yer alan “özerk söylem”deki gibi somut bir biçimde gerçekleştirebilirler: bu da edimi
müellifinden kopuk söylemler oluşturulmaz. oluşturur. Dil edimi iletişim kurarken ortaya çıkar
Bilhassa anlık mesajlaşma uygulamalarında ve burada esas olan iletişimin sözlü olmasıdır.
bir konuşan özne olarak internet kullanıcısı, Konuşan özne, sonlu sayıda kuraldan
Benveniste’in teorisinde yer alan sözceleme edi- sonsuz bir deneyim üretir. Bu deneyim, öznenin
mini kullanmaktadır.24 Bir özne karşısındaki kişiye yaratıcılığını söz yoluyla icra etmesidir. İletişim
hitap ederek oluşturduğu söylemlerde “burada ve süresince, hem konuşucu hem de dinleyici kendi
şimdi”de (hic et nunc) “ben-sen” ayrımını yapar edimlerini kullanırlar. Bu sayede karşılıklı ve eş
ve buna göre belirteçler kullanır. Kullanıcılar da zamanlı olarak, karmaşık gramer yapılarından
anlık mesajlaşma uygulamalarını kullanırken, yüz türetilmiş tümceleri çözümleme, yeni tümceler ku-
yüze olmasalar da “burada ve şimdi” elektronik rarak edimlerini gerçekleştirme pratiğinin içinde
söylemler oluşturmalarıyla zaman düzleminde yer bulunurlar. Gelgelelim, söz konusu kullanıcıların
alırlar. Oluşturdukları elektronik söylemler sad- iletişim kurmak için gayrıresmî yazıyı yoğun
ece okunmayı bekleyen hareketsiz yazılı metin- bir şekilde kullanmaları önemli bir husustur.
ler değildir, iletişim kurmak için oluşturulurlar Kullanıcılar bir müellif ya da beyan eden özne
ve buradaki iletişim eş zamanlı olarak karşılıklı olarak, melez internet dili aracılığıyla yazılı bir
katılım gerektirir. İnternet dili bu haliyle iletişim kurarken; fiziksel olarak karşılarında bu-
konuşmadan pay alarak zamanda yer alıyorsa da lunmayan bir muhatap ile dijital bir ortamda bir
konuşmadan farklıdır, çünkü hem bir gecikme araya gelirler. Melez internet dili yoluyla iletişim,
hem de bir ivedilik ihtiyacı söz konusudur.25 dil edimlerinin kısıtlı ve hatta eksik bir şekilde
Gecikme, göndericinin iletiyi oluşturma ve kullanımına sebebiyet verebilir.

23

Genel olarak yazıdan ve doğal konuşma iletişim süresince etkin olan herşey o araca uyum
pratiğinden farklı bir yapıya sahip olan internet sağlamak durumunda kalır. Yeni teknolojik araçlar
dili, kullanıcılarını insan eliyle yapılmış (artefact) kolaylık sağlamak adına kendilerinden önceki
bir ortam olarak internet ortamının gerektirdiği iletişim kurma pratiğini işte bu şekilde değişime
şekilde iletişim kurmaya mecbur kılar. Burada uğratmıştır. Burada söz konusu değişim, araca
kullanılacak olan dil de ortama göre üretilmiş ve uygun iletişim modelinin teşvik ettiği insan duy-
şekillendirilmiş bir dildir. McLuhan’ın Tetrad usunda meydana gelir. Doğal bir iletişimde, söz
kavramı üzerinden konuya açıklık getirelim.27 Tet- ağzımızdan çıkar çıkmaz hitap ettiğimiz kişinin
rad (Dörtlü) kavramı, kullandığımız teknolojilerin verdiği reaksiyonu görürüz. Görme ve işitme
üzerimizdeki etkilerini özetleyen dört maddeden birbiriyle ilişkilidir ve iletişim kurarken beraber
oluşur: Geliştirme, ters çevirme, geri alma ve es- çalışırlar. Bizi dengede tutan bu birliktelik, in-
kime. ternet dili dahilinde bozularak insan duyusun-
Yeni teknolojiler beden ve zihnin da önceliği görmeye verir. İletişim kurarken
erişimini genişletir; mikroskop gözümüzün, araba yalnızca bir duyumuzu, görmeyi kullanmamızla
ayaklarımızın, kütüphaneler aklımızın bir uzantısı onu ön plana aldığımız ölçüde bütün duyularımız
olarak görülebilir. Teknolojiler ve araçları bi- arasındaki oran değişir. McLuhan bu konudan
zde değişiklikler yaratır; bir şeyleri geliştirir, bahsederken, herhangi bir duyunun yüksek bir
hızlandırır, mümkün kılar ve bir şeyin üzerinde yoğunluk düzeyine çıkarıldığında öteki duyular
yoğunlaşır. Ters çevirme, eldeki teknolojinin bize üzerinde anestetik bir etki yapabileceği ihtimaline
kendisiyle beraber getirdiği sorunlardır. Öyle ki dikkati çeker. Öyle ki McLuhan’a göre duyular
trafik sıkışıklığı yaşayan bir sürücünün deneyim- arasındaki oranın ortadan kalkması bir çeşit kimlik
ledikleri ters çevirmeden kaynaklanır, araba kul- yitimidir.28
lanmaya alışmış ve bu teknolojiyi kanıksamış olan Eski Yunan uygarlığından itibaren
birey artık aracın yol açtığı problemleri deneyim- iletişiminin esas olarak konuşulan söze ve duy-
lemeye başlar. Geri alma, araçların insan duyu ve maya dayalı olduğu düşünülürse, internetin bir
motor becerilerinin yalnızca bazılarını teşvik et- teknoloji olarak yarattığı değişimin büyüklüğü fark
mesi ve güçlendirmesidir; örneğin radyo yalnızca edilecektir. Dijital ortamda iletişim, bu ortamda
duyma becerisini geliştirirken televizyon görmeye üretilmiş, yeniden yorumlanmış, parçalanmış ve
ve duymaya odaklanır. Eskime ise teknolojilerin süzülmüş bir dil vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir.
bir önceki teknolojiyi eskitmesidir; televizyonun Saussure yazmanın sözlü ifadenin dönüştürücüsü
gelmesiyle miadı dolan radyo ve internetin gelm- değil tamamlayıcısı olduğunun altını çizer, çünkü
esiyle miadı dolan televizyonun akıbeti, bir önceki kelimeleri oluşturan harfler en nihayetinde ses
teknolojinin sürekli yeni gelen tarafından kenara sisteminin yazıdaki karşılığıdır ve her bir sözcük
itilmesi durumunu açıklar niteliktedir. işlevsel ses birimciklerinden oluşur.29 İnternet dili
İnternet dilinin de bir teknolojinin ürünü deneyimiyle görüyoruz ki, dilin çift eklemli sis-
olduğu gerçeğiyle beraber onu tetrad dahilindeki temini oluşturan ses birimcikleri yalnızca yazı boy-
kavramlar üzerinden ele alabiliriz. İstediğimiz utunda kullanılırken onu oluşturan ses görmezden
zaman ve istediğimiz yerde zahmetsizce iletişim gelinmektedir. Ses, dil ile söze ve akabinde
kurmamızı sağlayan teknolojik araçlarımız, yazıya dönüşmüşken, internet dili ile sözü sesten
sağladıkları hız ve kolaylık ile “insanlığı geliştirme ayırarak söylemlerimizi yazıyla oluşturuyor ve bu
ve ileriye taşıma” misyonunu yerine getirir gibi şekilde iletişim kuruyoruz. Oysa Ellul’un Sözün
görünür. Söz konusu kolaylık, iletişim kurmak Düşüşü’nde belirttiği üzere, insanı canlı bir varlık
gibi doğal ve insanî bir eylemin artık büyük ölçüde olarak diğerlerinden ayırt eden şey gördüğü değil
teknolojik araçlar vasıtasıyla gerçekleştirildiği duyduğu şeydir; orada olmayandan bahsedebilen,
düşünüldüğünde şaibeli bir husus olarak karşımıza söylenmemişi söyleyebilen, hatta söylenmemiş
çıkar. Çünkü iletişim bir araçla sağlanıyorsa, olanla bile bir şeyler söyleyebilen sözüdür.30

24

Diğer yandan McLuhan’ın belirttiği üzere yazının ilişkilidir. Dilin eski itibarının yerle bir edilmesi,
işitmeyi görmeyle değiştirme ve yankılarıyla bir- imajlar kadar apaçık ve tartışmasız sonuçlar ver-
likte kişinin anlama tarzını bir metni anlamaya memesinden ötürüdür. İmajlara güvenmek ve on-
dönüştürme işlevleri vardır.31 lara itibar etmek, dili anlamsız seslere indirgeyerek
Her teknoloji kendisinden önceki teknolo- bir nesne olarak algılanmasına sebep olur. İnternet
jiyi eskitir ve eskisinin insanlığı ilerleteceği dili açısından da durum böyle gözükmektedir. Sa-
umudu tükendiğinde yenisine bel bağlanır. Matbaa nal alem olarak adlandırılan, sesten kopmuş sözle
teknolojisiyle birlikte sözlü kültürün yerini alan söylemler oluşturulan, görme duyusunu ön plana
yazılı kültür, eskiden kopuşun ve yeni algı model- çıkaran bir ortamda dil yalnızca iletişim kurmaya
lerinin dünyayı sarmalayışının en kesin örnekler- yarayan bir araç, bir nesne olarak algılanma teh-
inden biridir. Ancak yazılı kültürün de yerini, yeni likesiyle karşı karşıyadır.
teknolojiler aracılığıyla başka bir kültür almıştır:
görsel kültür. İnternet de bu kültürün içerisindedir, SONNOT
dolayısıyla internet dilinin mahiyeti de bu kültürün 1. Ad-yasa koyucu (nomothetēs) için bkz. Plat. Crat. 388e1,
içerisinde aranabilir. tartışma için bkz. Gören, E. (2016). Kratylos’a Yorumlar:
Görsel kültürün içeriğini, bir önceki Physis-Nomos Karşıtlğı Bağlamında Filolojik ve Yorum-
paragrafta bahsettiğimiz “kolaylık” kavramı bililmsel bir İnceleme, 2. Cilt. İstanbul: Dergâh Yayınları.
ışığında değerlendirelim. Bu kültürün en önem- s. 138.
li özelliği imajlarla çalışması ve imajlarla 2. Benveniste, E. (1999). Problems in General Linguis-
düşünmeye zorlamasıdır. Kolaylık, imajların tics. Coral Gables, Fla: University of Miami Press. s. 18.
veçhesini kazandığında her şeyin büyük ölçüde 3. Saussure, F. (1978). Genel Dilbilim Dersleri. (çev. Var-
basitleşmesinden ileri gelir. Unutulmamalıdır dar, B.). Ankara: Türk Tarih Kurumu. s. 27.
ki bir imajın amacı karmaşık kavramları süz- 4. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 44.
erek totaliteyi vermektir. Sözgelimi, bir kilisenin 5. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 39, (langage) vurgusu bana
fotoğrafı bize kiliseyle ilgili hiçbir şey söylemez, aittir.
orada kilisenin geçmişini ve ve ruhani anlamını 6. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 37-41.
bulamayız. Aslına bakılırsa bu imaj kilisenin 7. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 39.
kendisi bile değildir, bir taklittir: 8. Plat. Phdr. 274b7-278e3, bkz. Yunis, H. (2011). Platon:
Phaedrus. Cambridge: Cambridge University Press. s. 52-
“Bir imaj mucizeleri, ancak yalnızca kaydedilmiş 82. Ayrıca bkz. Yunis, H. (2011)., a.g.e., s. 223-243, Fowler,
mucizeleri aktarır, bu mucizeler gerçekleştikten H. N. (2005). s. 560-577.
ve rahmeti kaybolduktan sonra.”32 9. Ong, W. J., Hartley, J. (2013). Orality and Literacy:
The Technologizing of the Word. New York: Routledge. s.
Taklit etme açısından düşünüldüğünde 80-82.
imajlar; herhangi bir şeyin totalitesini taklit 10. McLuhan, M. (2005). The Medium Is The Message.
ederken bile, onu gördüğümüz için bize somut ve Corte Madera: Gingko Press. s. 57.
gerçekmiş gibi gelirler, imaj görüldüğünde bu onun 11. Baudrillard, J. (1974). Tüketim Toplumu. (Özgün adı:
var olduğunun delili olarak kabul edilir. Vizüelin La Société de Consommation. Çev. Deliceçaylı, H. – Kes-
egemenliği, her şeyi olabildiğince basitleştirerek kin, F.). İstanbul: Ayrıntı. s. 154-156.
kısa yoldan hızlıca aktarma eğilimine de neden 12. McLuhan, M. (2005). a.g.e., s. 69.
olur. Böyle bir egemenliğin sınırlarında yazılı 13. McLuhan, M. (2005). a.g.e., s. 26.
kültürün yok olduğunu ve bunun sebeplerinden 14. Ong, W. J., Hartley, J. (2013). a.g.e., s. 80-82.
birinin dilin yalnızca “birisiyle konuşmak” olarak 15. McCulloch, G. (2019). Because Internet: Understand-
düşünülmeye başlanması olduğunu görüyoruz. ing the New Rules of Language. New York: Books on
Dil, sözlü kültürden beri hakikatle ilişkiliydi ve Tape. s. 41-64.
hakikat gerçek gibi kesin değildir, aksine bir 16. McLuhan, M. (2007). Gutenberg Galaksisi: Tipo-
muammadır; oysa imajlar her zaman gerçeklikle grafik İnsanın Oluşumu. (Çev. Güven Çağalı, G.)
İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. s. 102-105.
17. McCulloch, G. (2019). a.g.e., s. 37.
18. McCulloch, G. (2019). a.g.e., s. 7.
19. Crystal, D. (2017). Language and the Internet. Cam-
bridge: Cambridge University Press. s. 50-51.
20. Crystal, D. (2017). a.g.e., s. 59-61.

25

21. Martinet, A. (1974). La Linguistique Synchronique: BENVENISTE, E. (1999). Problems in General Linguis-
Études et Recherches. Paris: Presses Universitaires de tics. Coral Gables, Fla: University of Miami Press.
France. s. 7-41. CHOMSKY, N. (2015). Aspects of the Theory of Syntax.
22. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 115. Cambridge, Massachusetts: The MIT Press.
23. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 56-59. CRYSTAL, D. (2017). Language and the Internet. Cam-
24. Benveniste, E. (1999). a.g.e., s. 53-54. bridge: Cambridge University Press.
25. Crystal, D. (2017). a.g.e., s. 48. DAVIS, B. H., BREWER, J. P. (1997). Electronic Dis-
26. Chomsky, N. (2015). Aspects of the Theory of Syntax. course: Linguistic Individuals in Virtual Space. Albany:
Cambridge, Massachusetts: The MIT Press. s. 3-15. State University of New York.
27. McLuhan, M., McLuhan, E. (1992). Laws of the ELLUL, J. (2012). Sözün Düşüşü. (Özgün adı: La Parole
Media: The New Science. Cambridge, Massachusetts: The Humilée. Çev. ARSLAN, H.). İstanbul: Paradigma.
MIT Press. s. 7. ERKMAN, F. (1987). Göstergebilime Giriş. İstanbul: Alan
28. McLuhan, M. (2007). a.g.e., s. 78-84. Yayıncılık.
29. Saussure, F. (1978). a.g.e., s. 56-62. MARTINET, A. (1974). La Linguistique Synchronique:
30. Ellul, J. (2012). Sözün Düşüşü. (Özgün adı: La Parole Études et Recherches. Paris: Presses Universitaires de
Humilée. Çev. Arslan, H.). İstanbul: Paradigma. s. 18. France.
31. McLuhan, M., 2007, a.g.e., s. 78-84. McCULLOCH, G. (2019). Because Internet: Understand-
32. Ellul, J. (2012). a.g.e., s. 39. ing the New Rules of Language. New York: Books on Tape.
McLUHAN, M., McLUHAN, E. (1992). Laws of the
KAYNAKÇA Media: The New Science. Cambridge, Massachusetts: The
Antik Kaynaklar MIT Press.
Platon McLUHAN, M. (2005). The Medium Is The Message.
GÖREN, E. (çev. ve yor. 2016). Kratylos’a Yorumlar: Corte Madera: Gingko Press.
Physis-Nomos Karşıtlğı Bağlamında Filolojik ve Yorumbi- (2007). Gutenberg Galaksisi: Tipografik İnsanın
lilmsel bir İnceleme, 2. Cilt. İstanbul: Dergâh Yayınları. Oluşumu. (Çev. GÜVEN ÇAĞALI, G.) İstanbul: Yapı
PLATON (2012). Phaedrus. (çev. YUNIS, H.). Cambridge: Kredi Yayınları.
Cambridge University Press. NICHOLSON, G. (1999). Plato’s Phaedrus: The Philoso-
PLATON (2005). Euthyphro, Apology, Crito, Phaedo, phy of Love. West Lafayette: Purdue University Press.
Phaedrus. (çev. FOWLER, H. N.) Cambridge: Cambridge ONG, W. J., HARTLEY, J. (2013). Orality and Literacy:
University Press. The Technologizing of the Word. New York: Routledge.
Modern Literatür ROBINS, K. (2013). İmaj: Görmenin Kültür ve
BAUDRILLARD, J. (1974). Tüketim Toplumu. (Özgün Politikası. (Özgün adı: Into the Image: Culture and Politics
adı: La Société de Consommation. Çev. DELİCEÇAYLI, H. in the field of Vision. Çev.TÜRKOĞLU, N.). İstanbul:
– KESKİN, F.). İstanbul: Ayrıntı. Ayrıntı.
BAYRAV, S. (1998). Yapısal Dilbilimi. İstanbul: Multilin- SAUSSURE, F. (1978). Genel Dilbilim Dersleri. (çev.
gual. VARDAR, B.). Ankara: Türk Tarih Kurumu.

26

SENECA’NIN “DE CLEMENTIA” ADLI
ESERİNE AHLAK PENCERESİNDEN BAKIŞ

BEGÜM KAYNAKOĞLU*

Clementia hoşgörü, ılımlılık, ölçülülük, in- ilerle pekiştireceğiz.4
saf, yumuşama, müsamaha anlamlarına Seneca’nın Nero’nun ağzından yazdığı
gelen Latince bir Sözcüktür. Bu sunum- bu övgü metni, Genç Plinius tarafından kaleme
da Roma Stoası’nın en önemli temsilcilerin- alınmış bir övgü metni olan Panegyricus5 ile
den olan Seneca’nın imparatorun öğretmeni ve neredeyse aynıdır.6 Bu tür, ölmüş bir hükümdar
danışmanıyken ahlaki bir eser niteliği taşıyan De yerine hayatta olan bir hükümdarı övmesi sebebi-
Clementia’yı yazmasındaki amacı, söz konusu yle Isokrates’in aynı adlı övgü metninden ayrılır.
kavramın esere nasıl nüfuz ettiğini detaylandırarak Plinius bunu gerekçelendirmek için, mektubunda
açıklamaya çalışacağım. Burada öğretmeni olduğu imparatorun başarılarını örnek göstermek ve er-
imparatorun, aynı zamanda De Clementia adlı demlerine özendirmek istediğini vurgular. Bu ger-
eseri de kendisine ithaf ettiği Nero olduğunu ekçelendirme ile Seneca’nın Plinius ile aynı fikirde
söylememiz gerekir. Karmaşık bir eser olan De olduğu anlaşılır, ancak Seneca kendisine mahsus
Clementia’nın yapısı gereği pedagojik, felsefi ve bir özellik ekler. Seneca, bu övgü türünü Nero’nun
politik bir metin olduğunu söyleyebiliriz.1 ağzından yaparak değiştirir, Nero’nun erdemini
De Clementia eseri imparator Nero döne- ve gücünü kendisi övmek yerine, Nero’nun yerini
minde (MS 55-56), Seneca’nın yazdığı, üç kitap- alarak bu övgüyü gerçekleştirir. Bu durum, aslında
tan oluşan inceleme yazısıdır. Yazılması imparator bizzat Nero’nun söz yazarı olması bakımından
Nero’nun hükümdarlığının ikinci yılına rastlar. ironiktir ancak Seneca’nın iki şeyi başarmasına
Konuyu esinleyen, Nero’nun bir idam hükmünü is- izin verir. Birincisi; bu bölümde Seneca’nın,
temeyerek imzalarken, “Keşke yazı yazmasını hiç Nero’nun şahsına yüksek bir övgü sunmamasıdır.
öğrenmeseydim!” diye haykırmasıdır. Seneca’nın Dalkavukluk yaptığı izlenimini vermekten elinden
Nero’ya övgülerini onun tahttaki ilk yıllarında geldiğinde kaçınır. Doğrudan övgüde bulunmadığı
gösterdiği göreceli yumuşaklıkla bağlantılı olarak için güvenilirliğini korur ve böylece daha sonra
değerlendirmek gerekir. Nero’nun düşünceleri olarak sunulan şeyi na-
Eserde en çok geçen kavram clementia’dır. zikçe düzeltebilir. İmparatorun gücünde bazı
Seneca’nın clementia kavramını Nero’yla sınırlamaların olduğuna ve erdemlerinin artmaya
özdeşleştirme sebebi eser boyunca karşımıza çıkar. devam edebileceğine dikkat çeker. İkincisi; Sen-
Seneca için clementia bir hükümdarda bulunması eca, Nero’nun konuşma yapmasını sağlayarak,
gereken bir özelliktir, örnek hükümdar tasviri onu anlayışlı bir yönetici olarak sunar. Tanrıların
yaparken de bu kavramı sıklıkla kullanacağını ve onların dünyadaki temsili olarak fiilen yönet-
göreceğiz ve söz konusu eserden yaptığımız çevir- me gücünün kendisinde olduğunun farkındadır.

*Begüm KAYNAKOĞLU; İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, 4. Sınıf Öğrencisi.

27

Eğer Nero, Seneca’nın bahsettiği gibi biri olabil- erdem ve akılla nasıl yoluna gireceğini açıklar.
irse, hazların en büyüğüne erişecek ve Seneca’nın Seneca’nın aynası yalnızca övgü için değil aynı
önerdiği erdemlerle uyum sağlayabilecektir7. zamanda tavsiyelerine uyması halinde Nero’yu
Plutarkhos’un şu sözü, Seneca’nın övgüyü nasıl bir mutluluk beklediğini göstermek için
Nero’nun kendi konuşmasıyla yapmasını destekler tasarlanmıştır.10
niteliktedir: “Yetkili kişilere tavsiyelerde bulun-
mak zordur.” Çünkü onlar başkalarının otoritesine “Sertliği gizli tutuyorum, ama hâlihazırda
girmeyi düşmanca görürler. Seneca bu yüzden er- bir hoşgörüye sahibim. Böylece kendimi
demi tanımlarken, Nero’nun kendi hoşgörüsünün karanlıktan gün ışığına çıkardığım yasalara
yansımasını tanıyabileceği şekilde, hoşgörü hesap verecekmişim gibi eylemlerimi hesaba
hakkında yazmayı amaçlar.8 katarak kendimi gözetim altında tutuyorum.
Birinci kitabın başında Seneca, bu eseri Bir suçlunun gençliğinden diğerinin yaşından
yazmasındaki amacın Nero Caesar’a ayna tut- dolayı merhamete geldim; birini yüksek konumu
mak ve tüm zevklerin en büyüğüne ulaşacağını sebebiyle bağışladım, diğerini itibarsızlığı se-
ona göstermek olduğunu söyler.9 Bu övgü metni, bebiyle; hoşgörü göstermek için hiçbir neden
Nero’nun erdeminin bir yansıması olarak tasvir bulamadığım zaman kendime hoşgörü göster-
edilir, Seneca ise fiilen ayna vazifesi görür. Ayna dim. Bugün ölümsüz tanrılar benden yeniden he-
imgesi, Seneca’dan önce iki şekilde karşımıza sap sorarlarsa, onlara insan soyunun hesabını
çıkar. Felsefi geleneğe göre Platon, hayatı ru- vermeye hazırım.”11
hun aynası olarak tanımlamak için ayna imgesini
kullanır. Edebi gelenekte ise MÖ 4. yüzyılın hatibi
ve sofisti Alcidamas, Homeros’un Odysseia’sını Clementia kavramı ilk kez burada
yaşama ayna tutması bakımından över. Seneca bu karşımıza çıkar. Seneca severitas12 ve clementia
geleneklerden her ikisini de kullanır. Seneca’nın kavramını birbirine yakın koyarak birini gizle-
aynasında bulunan yansıma, hem Nero’nun erdem- meyi diğerini ise yakın tutmayı hedefler. Bir yö-
li hayatının yansımasını içerir hem de yaşamının netici olarak Nero’nun gücünü ölçülü bir şekilde
göstermesinin en uygun yolu budur. Konuşma,
Seneca yönetiminde hoşgörünün gerekliliğini fark eden bir
Nero betimler. Bu konuşmada, Nero’nun sıklıkla
hoşgörü göstermesi için iki neden açıklanır. Birin-
cisi, tanrıyı temsil etmek gibi bir sorumluluğa sa-
hip olması ikincisi ise hoşgörü göstermekten haz
almasıdır. Cezalandırılmayı hak eden bir adamı
bağışlamak için bir sebep bulamadığında, kendi-
sine hoşgörü gösterir.13
Seneca, iyi bir yöneticinin iki önem-
li özelliğini tanımlar. Biri gücü diğeri ise
hoşgörüsüdür. Seneca bir kralın Roma’ya hükmet-
mesinin ideal olduğunu düşünmemiş olsa da yer-
inde olan sistemi kabullendiği, Nero’nun konumuna
dolaylı olarak imtiyaz gösterdiği görünür. Seneca,
rex ve princeps kavramlarını sıklıkla değiştirir,
buna rağmen Nero için rex unvanını doğrudan kul-
lanmaz. Yalnızca Iulius Hanedanlığı’nda bu iki
kelimenin anlamdaş olduğunu kabul ettiği görül-
ür. Eğer Roma varlığını sürdürmeye devam ed-
erse, Nero tamamen kontrol altında ve hoşgörülü

28

olmalıdır.14 hoşgörünün önemini daha da vurgular. Bütün in-
sanlar merhamet gösterebilir ancak imparatorlar en
“Bununla birlikte en yukarıdakiler tarafından büyük güce sahip olduğundan en büyük hoşgörü
da en aşağıdakiler tarafından da en çok tak- onlarda olmalıdır.
dir edilen senin hoşgöründür; çünkü her insan
diğer iyi şeyleri kendi servetinin ölçüsüne göre “Yüce ruhluluk kim olursa olsun bir ölümlüye
yargılar veya daha büyük ya da daha küçük yakışır, hatta rütbe olarak daha aşağıda olana
olanları bekler, oysa herkes hoşgöründen aynı bile; zira kötü bir talihe mani olmaktan daha
şeyi bekler; hiç kimse insana özgü hatalar için mühim ya da daha cesurca ne olabilir ki. Gene
hazır bulunan hoşgörünün görünür olmamasına de bu yüce ruhluluk iyi bir talihin içinde daha
sevinecek kadar kendi dürüstlüğünden fazlasıyla büyük bir yere sahiptir ve düz bir yerdense
memnun değildir.”15 kürsüde daha iyi ortaya çıkar.”20

“İmparator’un hoşgörüsü ihtiyacı olan herkesi; Yüce ruhluluk, bu çeviride anlamsal
en üst konumdakileri de, alt tabakadakileri karşılık magnanimitas21 olarak verilmektedir.
de sarar, insan doğası gereği hata yapmaya Magnanimitas kavramı Seneca’ya göre bütün iyi,
meyillidir ve imparator bunun için hoşgörü hoşgörülü insanlarda bulunmalıdır ama impara-
göstermeye hazırdır. Ancak Seneca’ya göre torda her şeyi çözen, iyileştiren bir erdem haline
hoşgörü ne gelişigüzel ne sıradan ne de aşırı gelir. Bu alıntıyla birlikte clementia ve mag-
olmalıdır, çünkü kimseye hoşgörü göstermemek nanimitas kavramlarının Seneca’nın tüm ahlak
kadar herkese hoşgörü göstermek de felsefesinin içine işlediğini görürüz, bu erdemlerle
zalimliktir.”16 Seneca devletin başında görmek istediği yüce ruh-
lu, hoşgörülü ve bilge insanı tasvir eder.
Seneca eserin devamında devletle Nero Diğerlerinin gücü kişisel ve etkisizken im-
arasında kurduğu bağı şu şekilde tanımlar: paratorun gücü sınırsızdır. İmparator bir suçludan
intikam alabilir ama suçu işleyen için tüm gücünü
“Sen devletin ruhuysan, o da senin beden- açığa çıkartmazsa bu hayranlık uyandırıcıdır. Eğer
inse, sanıyorum ki hoşgörünün ne kadar gerekli imparator isterse, öfkesi savaşa dönüşebilir. Öz-
olduğunu görüyorsun; çünkü başkasını bağışlıyor denetim, imparatorun karşılaşacağı tek sınırlama
göründüğün zaman kendini bağışlıyorsun.”17 Sen- türüdür. Eserin başındaki temaya geri dönerek
eca, Nero’ya insanlara iyi davranmanın önemini Seneca, Nero’ya tanrılara öykünmesini tavsiye
göstermek için bu çıkarımı daha fazla kullanır. eder.22 Seneca Nero’nun hoşgörüsünü şu şekilde
Devlet yöneticinin organıysa eğer, devlete mer- tanımlamaktadır:
hamet ve hoşgörü göstermesi kendisine hoşgörü
göstermesi demektir. Hasta uzuvları iyileştirmeye “Ey Caesar, senin gösterdiğin hoşgörü ger-
çalışmalı ve kan sadece gerektiği akmalıdır. Clem- çek hoşgörüdür, kusursuz, asla vatandaş kanı
entia, vücudun zayıf kısımlarını iyileştirebilen akıtmayan ve şiddetin doğurduğu pişmanlıkla
bir ilaçtır. Nero, clementia’dan yarar sağlar. devreye girmemiş olandır; bu hoşgörü en geniş
Akıl-beden benzetmesi, somut bir anlamda fayda yetke içinde ruhun en doğru özdenetimi ve kend-
sağlayacağı izlenimini vermeye yardımcı olur.18 isine duyduğu sevgi gibi, insan soyuna karşı
duyduğu birleştirici sevgidir.”23
“Öyleyse, söylediğim gibi, hoşgörü bütün
insanlar için de doğayla uyumludur, koruyacak Nero’nun insanlara iyi davranması gerekir,
daha fazla şeye sahip olması ve daha büyük bir böylece kendisini savunmaları ve ona itaat etmeleri
nedenle ortaya çıkmasıyla en çok imparatorlara için insanların geçerli sebepleri olacaktır. Seneca
yakışır. Çünkü bir bireyin acımasızlığı çok az hoşgörünün yalnızca şöhret için arzu edilmediğini,
zarar verirken imparatorların hiddeti savaş yöneticinin güvenilirliğini arttırdığını da be-
demektir.”19 lirtir.24 Clementia’nın etkileri şöyledir: Clementia
yöneticiye ünü ve güveni, halka refahı beraberinde
Seneca bu sözleriyle imparatorda

29

getirir. Bu faydalar dışsaldır. Seneca eserin başında farklılıkları ortaya koyduğu sırada yarıda kesilme-
bahsettiği gibi orada, mükemmelliğin kendisinden ktedir.31
daha mükemmel bir kazanç olmadığını söyler. Seneca’nın ikinci kitapta tartıştığı bilge,
Aynı zamanda kendini gözlemlemek ve birinci kitapta tanımlandığı gibi görevlerini ve
dünyadaki yerinin farkına varmak bir zevktir. De karakter özelliklerini imparatorla paylaşır. Bilge,
Clementia’nın birinci kitabı tamamen bu dışsal toplum ve ortak iyi için endişelenir ve merhametin-
şeylere adanmıştır. İmparatorun halk nezdinde de bir tanrı gibidir.32 Bilge kişi birçok cezayı
rolünü ve kendisini en iyi nasıl idare edebileceğini bağışlayacak, karakteri bozuk ama iyileştirilebilir
incelemiştir.25 İkinci kitaba gelindiğinde ise bu olan birçok kişiyi koruyacaktır.33 Yaralananları
kitabın girişi de birinci kitaptan çok farklı değildir. iyileştirecek ve onları düzeltecektir.34 Eser boyunca
Seneca Nero’ya hoşgörülü olmayı öğretmek ye- Seneca, Nero’ya hem kendi hem de halkın iyiliği
rine kendisi gibi olmaya devam etmesini öner- için olması gerektiği gibi bir yönetici olduğunu
erek övgüsünü sunmaya devam eder.26 Clemen- göstermeye çalışır. Seneca Nero’yu yalnızca kral
tia kavramını daha iyi değerlendirebilmek adına olarak değil aynı zamanda Stoacı bir bilge olarak
okuyucuyu anlam karmaşasından kurtarmayı he- gösterip, tartışmayı ustaca imparatordan uzak tu-
defler. tar.35
“Bilmeyenler hoşgörünün karşısında Seneca’nın eser boyunca tasvir ettiği im-
katılığın bulunduğunu zannederler; ancak hiçbir parator Stoa’nın ahlaki normlarıyla beslenmiş
erdem başka bir erdemin karşısında yer almaz. ahlaklı bilge kişidir. Eser iyi bir motive edici
Öyleyse nedir hoşgörünün karşısındaki? Aklın, olarak imparatora, genel anlamda da okuyucuya
cezalandırırken başvurduğu vahşetten başka bir rehber olmuştur.
şey olmayan gaddarlık.”27
SONNOT
Crudelitas28 Nero’da bulunamayacak bir 1. Nichols, M. (2013). The Reflections in Seneca’s De
özelliktir çünkü bir erdem değildir, hoşgörünün Clementia. Yayımlanmamış Tez, Baylor University. s. 4.
tam karşısında durduğundan imparatorda 2. Howatson, M.C., a.g.e., s. 213.
bulunmamalıdır. 3. Clementia,-ae.f.: sakinlik, soğukkanlılık, durgunluk,
Seneca’nın yakındığı bir diğer nokta yumuşaklık, merhamet, hoşgörü, müsamaha. (Çevrimiçi,
ise merhametle hoşgörünün karıştırılmasıdır. Erişim Tarihi 30 Ocak 2020). https://logeion.uchicago.edu/
Gaddarlığın nasıl katılıkla karıştırılmaması ger- clementia
ekliyse aynı şekilde hoşgörü de merhametle 4. Aksi belirtilmediği sürece yapılmış tüm çeviriler tarafıma
karıştırılmamalıdır. Çünkü Seneca’ya göre mer- aittir.
hamet insanı zayıf gösteren zihinsel bir hastalıktan 5. bkz. s. v. “Panegyricus”: övgü konuşması, şenlik
başka bir şey değildir, hastalık bilge kişiyle konuşması.
bağdaşmaz, yüce bir ruhun kederli olması da 6. Genç Plinius’un İmparator Traianus’a yönelttiği övgü
mümkün değildir.29 Hoşgörü, bağışlamaktan daha konuşmasıdır.
itibarlıdır.30 7. Nichols, M., a.g.e., s. 30-31.
Seneca genel itibariyle üç kavram 8. Calvin, J. (1998). Commentary On Seneca’s De Clem-
arasındaki anlam farklılığı üzerinde durmaktadır: entia. USA: E. J. Brill. s. 14.
Acıma (misericordia), bağışlama (venia), hoşgörü 9. Seneca, De Clementia, I.1.1.
(clementia)’dır. Gerek bağışlama gerekse acıma 10. Nichols, M., a.g.e, s. 23.
Stoacı düşünceye göre zayıflık olarak kabul edil- 11. Seneca, De Clementia, I.1.4.
ir. Mantıkla uyum içinde olan hoşgörü ise zih- 12. Severitas,-atis, f.: ciddiyet, ağırbaşlılık, sertlik, katılık.
nin cezalandırma yetkisi içindeki öz-denetimidir. (Çevrimiçi, Erişim Tarihi 30 Ocak 2020). https://logeion.
Adil ve iyi olandan yola çıkarak yargıda bulu- uchicago.edu/severitas
nan hoşgörü özgür bir yargıya sahiptir. Bu eser, 13. Nichols, M., a.g.e, s. 33.
günümüze ulaştığı kadarıyla, üç kavram arasındaki 14. Nichols, M., a.g.e, s. 33.
15. Seneca, De Clementia I.1.9.
16. Seneca, De Clementia, I.2.2.
17. Seneca, De Clementia, I.5.1.
18. Nichols, M., a.g.e, s. 35

30

19. Seneca, De Clementia, I.5.2. Library, Princeton University Press.
SENECA. (2014). Hoşgörü Üzerine. (çev. Demiriş, B.)
20. Seneca, De Clementia, I.5.3. İstanbul: Doğu Batı Yayınları.
SENECA. (2018). Epistulae Morales: Ahlak Mektupları.
21. Magnanimitas,-atis, f: yücegönüllülük, asillik, (çev. Uzel, T.). İstanbul: Jaguar Kitap.
Suetonius
yücelik. (Çevrimiçi, Erişim Tarihi 30 Ocak 2020). https:// SUETONIUS (2017). On İki Caesar’ın Yaşamöyküsü.
(çev. Varınlıoğlu, G.). İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
logeion.uchicago.edu/magnanimitas Vergilius
VERGILIUS (2015). Georgica: Çiftçilik Sanatı. (çev.
22. Nichols, M., a.g.e, s. 36. Dürüşken, Ç.). İstanbul: Alfa.
Modern Literatür
23. Seneca, De Clementia, I.11.2. CALVIN, J. (1998). Commentary On Seneca’s De Clem-
entia. USA: E. J. Brill.
24. Nichols, M., a.g.e, s. 35. ERİM, M. (1986). Latin Edebiyatı. İstanbul: Remzi Kita-
bevi.
25. Nichols, M., a.g.e, s. 36. HOWATSON, M. C. (ed., 2015). Oxford Antikçağ Sözlüğü.
(çev. Ersöz, F.). İstanbul: Kitap Yayınevi.
26. Calvin, J, a.g.e, 1998, s. 229. NICHOLS, M. (2013). The Reflections in Seneca’s De
Clementia. Yayımlanmamış Tez, Baylor University.
27. Seneca, De Clementia, II.4.1.

28. crudelitas,-atis, f: zalimlik, gaddarlık, acımasızlık.

(Çevrimiçi, Erişim Tarihi 30 Ocak 2020). https://

logeion.uchicago.edu/crudelitas

29. Seneca, De Clementia, II. 4.4.

30. Seneca, De Clementia, II. 7.3.

31. Seneca. (2014). Hoşgörü Üzerine. (çev. Demiriş, B.)

İstanbul: Doğu Batı Yayınları. s. 18.

32. Nichols, M., a.g.e, s. 37.

33. Seneca, De Clementia, II. 7.4.

34. Nichols, M., a.g.e, s. 37.

35. Nichols, M., a.g.e, s. 38.

KAYNAKÇA
Antik Kaynaklar
Seneca
PAGE, T. E. CAPPS, E. (ed., 1928). Seneca: Moral Essays
Volume I. (çev. Basore, J. W.). London: The Loeb Classical

31

Metamorphoses, Ovidius (Antonio Tempesta 1555-1630, Metropolitan Müzesi)
32

OVIDIUS’UN METAMORPHOSES’İNDE
AŞKIN VEÇHELERİ

BEGÜM KAYNAKOĞLU, FİDAN FINDIKOĞLU, MERYEM KARAKURT*

Latin edebiyatının en önemli şairlerinden biri da olabilir.
olan Ovidius’un Metamorphoses eserinde Ars Amatoria (Aşk Sanatı) adlı yapıtında,
tüm anlatılardaki ortak temanın aşk olması kendisini aşk öğretmeni (praeceptor amoris)
sürpriz değildir. Fakat anlatılarının genelinde de olarak tanıtan Publius Ovidius Naso’nun Metamor-
aşkın müşfik olduğunu söyleyemeyiz. Ovidius’un phoses eserinde seçtiğimiz anlatılar olan “Apollo
bu eserinde aşk genellikle dönüşümlerin ile Daphne” ve “Echo ile Narcissus” anlatılarında
arkasındaki gerçek itici güç olarak tanımlanır. aşkın farklı veçhelerini göstermeyi amaçlıyoruz.
Ovidius’un sevgiye bakış açısı bugünkü popüler Bu anlatılarda Ovidius’un aşka, genellikle buhran
anlayışımızdan oldukça farklıdır. İrlandalı yazar ve durumuna sürükleyici bir rol yüklediği görülür ve
eğitmen olan C.S. Lewis’in Aşkın Alegorisi’nde de bu buhran durumuna dahil olmamak için aşkın
dikkat çektiği gibi, günümüzde kullandığımız ro- beslenmesini sağlayan güzel duyguların açığa
mantik aşk kavramları Ortaçağ’da icat edilmiştir.1 çıkarılıp, aşkı sömüren duyguların bastırılması
Ovidius’ta aşk tehlikeli, denge bozucu bir güçtür. gereklidir. Cupido kavramı insanları da tanrıları da
Cicero da Tusculanae Disputationes adlı eser- peşinde sürükleyen, tüm zaafları haiz bir duyguyu
inde amor’un genellikle arzudan kaynaklandığını işaret eder.
(libidinosus) ve bu arzunun yasak bir ilişkiye ve Bu anlatılarda aşkı vazgeçmeme hali
hatta felâkete yol açtığını göstermeye çalışmıştır.2 besler ve bu direnç duygunun çoğalmasına sebep
Ovidius’un eserinde, hem yaşadığı olur. Sevdiği kadından asla vazgeçmeyen, aşkı
dönemden hem de Metamorphoses öncesi eser- karşılıksız olmasına rağmen peşinden gitmeyi
lerinden hareketle, ortak temanın aşk olduğunu sürdüren aşık modeline, Propertius, Tibullus gibi
düşündüren çok fazla etken vardır. Ovidius, aşkın pek çok elegia şairlerinin dizelerinde rastlarız. Bu
Metamorphoses’teki rolünü politik nedenlerden temalar elegia şiirinin temel motiflerini oluşturur.
dolayı da vurgulamış olabilir. Ovidius’un yaşadığı Sık sık rastladığımız kapı metaforuyla, aşıkların
dönemin imparatoru olan Augustus’un, ahlâklı defalarca o kapıdan geri çevrildiğine tanık oluruz.
yaşama teşvik etmek için büyük girişimlerde Lakin Ovidius’un Metamorphoses’inde, elegia
bulunduğunu, evlilik dışı ilişkiden caydırmak şiirinde aciz olan aşık bu defa pervasız, vazgeçmek
için yasalar çıkardığını, hatta zinayı, Roma’dan nedir bilmeyen, zorba olan bir aşıktır. Ovidius
sürülmeye yol açan bir suç saydığını biliyoruz. Ars Amatoria ve Remedia Amoris’te olduğu gibi
Aşkın bu suça sebep olan türü Ovidius’ta olum- karşımıza romantik bir aşk şairi olarak çıkmaz.
suz bir şekilde ifade edilmiştir ancak Ovidius, Nasıl Ovidius Metamorphoses eserinin başında
Augustus’un bu girişimini eleştirmeyi amaçlamış ilk defa böyle bir eser yazıyor olmanın belirtil-

*Begüm KAYNAKOĞLU, Fidan FINDIKOĞLU, Meryem KARAKURT; İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı, 33

Lisans 4. Sınıf Öğrencileri.

erini sergiliyorsa, aynı şekilde belki de ilk defa tanrısı olarak, sevgisiyle onu beslediği kanaatine
aşkı bu kadar dolaylı yönlerden ele alıp olumsuz varabiliriz, bunun yanı sıra bu ağaç belki de hekim
yönlerini göstermek istemiştir. Metamorphoses’te tanrı olan Apollo için de bir deva olmuştur, zira bu
Ovidius’un aşk temasında ilkleri denediğini ağaçtan tıbbi amaçlarla da faydalanılabilir.
söyleyebiliriz.
Echo ile Narcissus
Apollo ile Daphne Narcissus’un annesi, oğlu doğar doğmaz
Cupido, oklarıyla alay eden Apollo’ya bir geleceğini merak ettiğinden kâhin Tiresias’a gid-
ders vermek amacıyla sadağından iki ok çeker. er ve “oğlum çok yaşar mı ?” diye sorar. Tiresias,
Bunlardan kalplerde aşk yaratan okunu Apollo’ya, onlara çocuğun kendi yüzüne bakmazsa çok fazla
aşkı öldüreni ise Peneus ırmağının kızı Daphne’ye yaşayacağını söyler. Fakat kâhinin sözü dinlen-
atar. Böylelikle Apollo Daphne’ye aşık olur. Fakat mez ve Narcissus’un beklenmedik sonu Tiresias’ı
buna karşılık vermeyen kız, Tanrı Apollo’dan doğrular. Ergenlik çağına gelen Narcissus’a birçok
sürekli kaçar. Aşkına karşılık bulamayan tanrı, genç kız ve nymphalar aşık olur. Fakat Narcissus
kızın ardınca giderek onu yakalamaya çalışır. hiç kimseye yüz vermez. Nympha Echo, kırlarda
Sonunda, bu yorucu kaçıştan gücü tükenen kızı tam dolaşan Narcissus’u gördükçe yüreği tutuşur, gi-
yakalayacağı sırada Daphne, babasından kendisini zlice hep onu izler. Kimselere gönül vermeyen
başka bir şeye dönüştürmesini ister. Birden bir Narcissus, Echo’nun aşkını da istemez. Çok üzülen
gevşeme başlar elinde, göğsü incecik kabuklara, Echo, ormanlara inzivaya çekilir. Üzüntüsünden
kolları dallara, başı ağaç doruğuna dönüşür. zayıflar ve sonunda inleyen bir ses olarak dağlarda
Apollo sağ kolunu kütüğe sararak, bir kalp vuruşu görünmez olur.
sezer kabukta ve yürekten bağırarak “Karım Narcissus’un küçümseyip hor gördüğü
olmadın, adınla anılan bir ağaç oldun artık. Senin- kızlar, Tanrılardan öçlerinin alınmasını isterler.
le süslenecek saçlarımız, sadağımız, kavalımız” “Sevsin de sevdiğine kavuşmasın, budur dileğimiz”
diyerek üzüntüsünü dile getirir.3 Apollo’nun aşkı diye Nemesis’e seslenirler. Nemesis kızların
pervasızdır çünkü Daphne tarafından reddedi- dileğini kabul ederek Narcissus’a bir düzen kurar.
lmesine rağmen Daphne’den vazgeçmemiştir. O yörede bir oluğun suları gümüş gibi parlar, ne
Apollo, Cupido’nun attığı sevgiyi yaratan, ışıl ışıl çobanlar ne de dağlarda otlayan keçiler oraya
sivri bir okla vurulmuştur. Apollo’nun karşılaştığı ayak basar. Bir av dönüşü yorgun olan Narcissus,
Daphne de bu oklardan nasibini almıştır, ancak susuzluğunu gidermek için bu pınarın suyuna eğilir
Daphne’ye atılan ok, aşkı defeden ve sivri olma- ve gördüğü güzel yüze tutulur. Şimdiye dek kim-
yan bir oktur. Daphne, bir defne ağacına dönüşerek selere gönül vermeyen genç adam bir anda kendi
yaşamın devamlılığını simgelemiş ve farklı bir suretine âşık olur. Artık gözlerini sudan alamaz.
biçimde yeniden doğmuştur. Bu mitolojide en Kaç kez kollarını kaldırarak gördüğü yüzü tutmak
çok kullanılan simgelerden biridir. Zaferin simge- ona sarılmak ister ama hiçbir zaman bir sonuç elde
si olarak kullanılması, Apollo’nun aşık olduğu edemez. Sevdiğine dokunup yanına alamadığı için
kişinin bir parçasıyla resmedilmesi bir tesadüf aşk onu tüketir ve sonunda sudaki görüntüsüne ba-
değildir. karak ölür. Narcissus’un öldüğü yerde sarı ak tüy-
cüklü bir çiçek biter. Bu çiçeğe onun adına ithafen
“Kucakladı dalları canlıymış gibi kollarıyla nergis denir.5
Öptü bir süre kütüğü, ağaç duymadı öpücükleri.
Bağırdı yürekten tanrı: Karım olmadın, adımla “Naiad’lar, kesmişler saçlarını yattığı yere
Anılan bir ağaç oldun artık. Seninle süslenecek Koymak için, Dryadlar ağlamış böyle, onların
Çığlıklarını da yankıtmış Echo. Odun toplamış
Saçlarımız, sadağımız, kavalımız...”4 Bir yığın düzenlemiş, Ölüm ışıldakları, salaca,

Daphne’nin dönüştüğü defne ağacının Hepsi var, Narcissos’un ölüsü yok ortada.
doğasına baktığımızda kışları çok soğuk olma- Yalnız sarı, ak tüycüklü bir çiçek öldüğü yerde”6
yan bölgelerde yetişmesiyle, Apollo’nun güneş

34

Narcissus kendisinin bir imgesi olan bu zelere dökerken aşk duygusundan uzaklaşmamış,
yanılsamayla, kendi bedeni arasındaki ayrımın diyeceklerini ya tek tek bu duyguyla süslemiş ya da
yarattığı anlam belirsizliği pek çok yorumcuya anlaşılmasını umarak kuytu bir köşede bırakmıştır.
esin kaynağı olur. Çünkü göz aldanması bu mi- Kim bilir, belki de bunu hiç ummamıştır.
tin temel ögesidir ve bazı psikanalitik çözümle-
melere girişilmesine imkân sağlar. Yaptığımız SONNOT
bu alıntıda Bonnefoy’a göre ayna, narsistliğin 1. Lewis, C. S. (1996). The Allegory of Love: A Study In
temel araçlarından biridir ama kimse aynaya Medieval Tradition.
baktığında karşısındakini başkası sanmaz. Nar- 2. Cic. Tusc. 4.68-76. (ed. KING, J. E.) London: The Loeb
cissus aynadakini başkası sanır, işte onun cezası Classical Library. Harvard University Press.
bu tuhaf yanılgıdır. Ovidius’un öykülerinde 3. Eraslan, Ş. (2001). Ovidius’un Metamorphoses’inde
göz aldanır; öykülerin kahramanları gördükleri Mitolojik Anlatımların Derlenmesi. (Yayımlanmamış
için, daha doğrusu görmeyi beceremedikleri için Yüksek Lisans Tezi). s. 5-6.
kaybederler. Hayatının baharında ölen çocukların 4. Ov. Met. 1.555. çev. Eyüboğlu, İ. Z. (1994). Ovidius:
kanından doğan ve sümbül, menekşe, dağ lalesi gibi Dönüşümler. İstanbul: Payel Yayınları. s. 37.
Flora’nın bahçesindeki bütün yer altı tanrıçalarının 5. Eraslan, Ş., a.g.e., s. 13-14.
güzel çiçekleri gibi Narcissus da genç ölür. Ama 6. Ov. Met. 3.505-510. çev. Eyüboğlu, İ. Z., a.g.e., s. 84-85.
Narcissus’un bir ayrıcalığı daha vardır: Kendini 7. Bonnefoy, Y. (1981). Antik Dünya ve Geleneksel To-
uyuşturur ve büyüler. Narcissus narkē isminden plumlarda Dinler ve Mitolojiler Sözlüğü. (çev. Yılmaz,
gelir ve eski Yunanca anlamı uyuşukluktur. Nergis L.) Ankara: Dost Kitabevi. s. 806-807.
yanılsamayı ve yanılgıyı yaratmak için bir araçtır.7
Aşk, birbirine zıt duygu durumlarıyla vuku KAYNAKÇA
bulan, bizi mutlu veya mutsuz olmaya itebilen, an- Antik Kaynaklar
cak tüm bunlara rağmen, bu duyguyu tatmaktan Cicero
geri kalmak istemediğimiz, biz fark etmesek de CICERO. (2015). Tusculanae Disputationes. (ed. KING, J.
hayatımızın bir yerinde bizi bulabilen, sevgi, mu- E.). London: The Loeb Classical Library, Harvard Univer-
habbet, şehvet, arzu, ihtiras, zaaf, özlem gibi du-
ygularla bütünleştirebileceğimiz duygu durumu- sity Press.
dur. Kimisine göre güzel hatıraların final çizgisi, Ovidius
hüsranla biten duygular yığını, kimisine göreyse EYÜBOĞLU, İ. Z. (çev. 1994). Ovidius: Dönüşümler.
yaşamın ta kendisi, tek sebebidir. İstanbul: Payel Yayınları.
Bütün bu hikayeler, var olan her şeyin OVIDIUS. (1921). Metamorphoses. (çev. MILLER, F. J.)
değişip başkalaştığını ama yok olmadığını anlatır. London: The Loeb Classical Library. Harvard University
Tıpkı aşk gibi. Aşk da başkalaştırır, değiştirir ama Press.
asla kaybolmaz hapsolduğu ruhta, sarıp sarma- Modern Literatür
lar tüm bedeni. Kaosu kosmosa dönüştüren, tüm ANDERSON, W. S. (1995). “Aspects of Love in Ovid’s
hayatımıza tesir eden bu itici güçten başka ne ola- ‘Metamorphoses’”. The Classical Association of the Mid-
bilir ki, insana hükmeden tanrıları peşinde deli di- dle West and South. (CAMWS, s. 265-269).
vane eden bu duygunun kendisi değil de nedir. BONNEFOY, Y. (1981). Antik Dünya ve Geleneksel
Tüm bunlar demek değildir ki Ovidius Toplumlarda Dinler ve Mitolojiler Sözlüğü. (çev. Yılmaz,
bu eserinde, Ars Amatoria, Remedia Amoris, L.). Ankara : Dost Kitabevi.
Amores’te olduğu gibi yalnızca aşkı temel aldı. CASSIN, B. (ed. 2004). Dictionary Of Untranstables:
Metamorphoses eserinde anlatılara hakim olan A Philosophical Lexicon. (çev. APTER, E., LEZRA, J.,
tek bir tema olduğunu söyleyemeyiz, bunu iddia WOOD, M.). Princeton University Press.
dahi edemeyiz. Ancak yine de şu fikre kapılmaktan ERASLAN, Ş. (2001). Ovidius’un Dönüşümler’indeki
kendimizi alıkoyamayız. Şair söyleyeceklerini di- Mitolojik Anlatımların Derlenmesi. Erzurum: Atatürk
Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü (yüksek lisans tezi).
LEWIS, C. S. (1977). The Allegory of Love: A Study In
Medieval Tradition. Oxford: Oxford University Press.
LIVELY, G. (2011). Ovid’s Metamorphoses: A Reader’s
Guide. Continuum International Publishing Group.

35

36

PROTOHİSTORİK DÖNEM KENTLERİ
ARKEOLOJİK PEYZAJ TASARIMINDA

YAZI VE DİL

ASUMAN ŞAHİN*

“Ona başka şeyler de verildi, her birinin kendi yazdırdığı ziyafet stelinde şöyle der:
adı vardı: küp, küre, piramit, sonsuz kum. Tahta,
taş ve insanlar arasında yürümek için bir gövde. “Atalarım zamanında viraneye dönmüş, terk
Her günün tadını çıkarmayı hak etti. İşte senin edilmiş kentleri yenileme işlerini üstlen-
tarihin, tıpkı benim tarihim gibi.” J. L. Borges, dim ve buraya birçok insanı yerleştirdim.
Armağanlar. Topraklarımdaki eski sarayları yeniledim.
Onları görkemli üslupla bezedim ve içlerine
Arkeolojik veriler ışığında; tabletler, kaya tahıl ve saman depoladım.”
kabartmaları, orthostatlar, steller gibi hem
mimari hem de yazınsal önem taşıyan Geç Tunç ve Demir Çağlarının Yukarı
arşiv belgeleri ve dış mekan eserleri; kent doku- Mezopotamya ve Anadolu devletlerinde krallar,
su, yaşam biçimi, dinsel ve mitolojik ritüeller ve yeni kentler kurulması, meyve bahçeleri, sulama
yönetim gibi konulardaki dönemsel izlerle bize sistemleri inşa edilmesi, kaya kabartmalarının
neler anlatmaktadır? yontulmasına kadar uzanan büyük ölçekli projel-
Erken Mezopotamya epik şiirinde kentler, erde çevre ile ilişki kurmaya özen göstermişlerdir.
kültürel imgelem ve siyasal anlatılarda önde gelen Krallar toplumsal belleğin ve kentlerin inşa edilm-
bir rol oynar. Örneğin Nibru (Nippur) kenti siyasi esiyle yakından ilgilenmişlerdir. Assur-Ninova,
alanda hareket eden tanrısal iktidar anıtı olarak Urartu-Tuşpa, Hitit-Hattuşa, Kargamış, Zincirli
kişileştirilmiştir. gibi efsanevi kentlerin hikayeleri ve peyzaj tem-
sillerinde yer alan yazılı kentsel tasarım kayıtları
“Ninnurta konuşur: Sevgili kentim, kutsal mekan bize şunu gösterir: O dönemin bize sunduğu so-
Nibru’nun başı göğe ersin, kentim kardeşlerimin mut toplumsal ve siyasi veriler olmasına karşılık,
kentinde birinci gelsin, göçmenlerin bedeni toplumun yaşam biçemine uzanan pek çok hikay-
gölgemde tazelensin.” eyle, efsaneleşen çok katmanlı toplumsal olay-
lara bağlı dinamiklerin izlerine de ulaşmamızı
Yeni bir kentin kurulum amacı acaba sağlamışlardır.
iktidarın refah ve uygarlık ideallerini siyasi Kent, insanların birbiriyle buluştukları,
seçkinler gözünde somutlaştırmak mıydı? Yok- malların değiş tokuş edildiği ve fikirlerin yayıldığı
sa yaşamsal veriler ve ihtiyaçlar kentliliği mi ilişkiler ve kararlar merkezidir. Kentte farklı faali-
doğurdu? Arkeolojik bulguların değerlendirilmesi yet alanları oluşmaktadır ve her bir unsur kendi
somut bilgiye ulaşım açısından bu kapsamda zor- içinde sıkı ilişkiler kurulan sistemler bütünüdür.
dur. MÖ 9. yüzyılda yaşayan Assur Kralı II. Assur- Kent aynı zamanda doğanın da bir unsuru olma
nasir-apli, kentin yeniden yapılanmasına ilişkin

*Asuman ŞAHİN; İstanbul Üniversitesi, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı, Lisans 3. Sınıf Öğrencisi.

37

özelliğini sürdürmektedir. Kent; sosyal ve fizik- plumsal izler çıkarmaktadır.
sel morfolojisinin yanısıra insan ve doğa unsurları Kentlerin Neolitik dönemden iti-
ile bir bütün halinde karşımıza çıkmaktadır. Yazılı baren varlığı hep tartışılmaktadır. Kent olgu-
veya yazısız bütün kaynaklar değerlendirildiğinde sunun hiyerarşik sistem ve yazıyla eş tutularak
karşımıza insan doğa iletişiminin asal olduğu du- değerlendirilmesi bu kavramı gölgelemektedir.
rumlar çıkmaktadır ve bu verileri değerlendirerek Neolitik dönemden itibaren tam zamanlı çalışan
geçmişe dair izleri yakalamaya çalışmaktayız. zanaatkârların varlığını yadsımak, ortaya çıkan
Yazı öncesine ait bulguları az olan yerleşim yerleşimleri değerlendirdiğimiz takdirde pek
alanları tıpkı bir flaşın yanıp sönmesi gibi geçen mümkün değildir. İletişim insani bir olgudur ve
zaman aralığından bize bıraktıkları plan karesi her nasıl olursa olsun insan yaşamında bir şekilde
izler ile varlıkları hakkında az da olsa fikir üret- gerçekleşmiştir. Bulgular açısından kısıtlı verilere
me şansına sahip olabiliyoruz. Taş veya kemikten sahip olsak da, yazı öncesinin sessiz tanıkları olan
yapılmış buluntular, mağara resimleri, çok az da tüm verileri değerlendirdiğimizde; insanın çok da
olsa günümüze kadar ulaşabilmiş yerleşim izleri kolay olmayan süreçlerde yaşam mücadelesi ver-
antropolojik, arkeobotanik veya arkeozoolojik irken kendilerine ait ‘iletişim izlerini’ bırakmayı
verilerin kısıtlı olmasına karşın iklimsel bulgular başarmışlardır. Paleolitik dönemden Altamira
ile değerlendirildiğinde karşımıza yaşamsal ve to- mağara resimleri veya Neolitik dönemden Çatal-
höyük duvar resimlerini, Göbeklitepe stellerindeki
Resim 1: Zincirli, Gaziantep, Kral Barrakip natüralist figürlerin güçlü anlatımlarını ya da ilk
Tanrı Sembolleri altında Bayındırlık İşleri Yazıtlı dönemlerden bize ulaşan bezemelerdeki anlatıları,
Orthostatı MÖ 8. yy. Eski Şark Eserleri Müzesi, figürinlerin betimlemelerini, ölü gömme âdetler-
İstanbul. ini, yaşamdan izler taşıdıklarından bize göster-
dikleri iletişim örneklerini göz ardı edemeyiz.
İnsan zihni acil ihtiyaçlarından
uzaklaştıktan sonra varoluş tuvalinin üzerinde
özgürce oynamaya ve hem mağara, ağaç, pınar
gibi doğal yapılara hem de bunların imgelerinden
hareketle başka nesnelere damgasını vurmaya
başlar. Kentin bazı işlev ve amaçları, kentin
karmaşık birliği ortaya çıkmadan bu işlev ve
amaçları beslemek ve desteklemek için bütün bir
çevre düzenlemesinin çok öncesinde basit yapılar
halinde kendini göstermiştir. Birçok kentsel
yapı ve simge, ilkel biçimde tarım köylerinde de
mevcuttu. Surların köyü çevreleyen hendek ve
barikatlar biçiminde var olduğu söylenebilir. Kent-
sel karışım insan yeteneklerinin her yönde muaz-
zam ölçüde gelişmesiyle sonuçlanmıştır. Kent;
bir insan gücü seferberliği yaratmak, uzak mesafe
taşımacılığına hakim olmak, zaman ve mekan
bakımından geniş alanları kapsayan bir iletişimi
yoğunlaştırmak, inşaat mühendisliği ve mimarlık
sayesinde büyük çaplı bir gelişimle birlikte icat-
lar patlamasının yaşanmasında ve dahası tarımsal
üretkenliği artırmak bakımından etkili oldu.


38

Bu kolektif kentsel bilinç dönüşüme Resim 2: Nineve Kuzey Sarayı, Kabartmalı ve
paralel sıçramalar yaşandı. Evin içinde ocak Yazıtlı Kral Steli, Kral Sanherib. MÖ 705-681, Eski
ateşine yakın duran tanrılar, güneşle, ayla, yaşam Şark Eserleri Müzesi, İstanbul.
sularıyla, fırtınayla ve çölle özdeşleştirilen uzak
tanrıların; yer ve gök tanrılarının gölgesinde kaldı. her şeyden önce gücün bir ifadesidir. Bu güç kend-
Yerel kabile reisi ulu krala dönüşüp tanrısal veya ini, kudretli değerlere sahip aslan, boğa ve kartal
yarı tanrısal sıfatlarla donanmış olarak tapınağın heykelleri gibi kutsal koruyucuların kullanımında,
en yüksek dinsel mertebedeki muhafızı konumuna pahalı inşaat malzemeleri ve sanat-zanaatkârlığın
geçti. Kentlerle köylerarasında hiyerarşi meydana tüm kaynaklarının da bir araya ustaca getirilmes-
geldi, artık eşit değillerdi. Kent, ortaya çıkışıyla inde dışa vurmaktadır. Kırsal peyzajdan bütünüyle
mevcut alt yapı ve kültürleri geride bırakmadan, ayrılan bu doku ulaşılmaz bir konumdadır.
onlardan her türlü alanda faydalanmayı bilerek za- Gılgamış destanının çeşitli versiyonlarında
naatkâr sınıfın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yönet- Gılgamış, Uruk surlarıyla tapınağının yapımcısıdır:
ici sınıfın iktidar gücüyle iz bırakan yapılaşmalar
ortaya çıktıkça uygarlık parçaları peydah olmaya “Her şeyi görmüş olan ülkeme tanıtmak istiyo-
başlar. rum. Denizleri tanımış olanı, her bir şeyi bilmiş
Hemen hemen tüm kentlerde gerek sa- olanı, Gılgamış’ı, her şeyi tanımış olan evrensel
vunma amaçlı gerekse doğa olaylarından korun- bilgeyi. Uzak yollardan gelmiş, yorgun ve sakin
ma amacıyla tanımlanan sınırlar ve bu sınırlarla
çevrelenen sur duvarlarından kalıntılar, arkeolojik
peyzaj içinde önemli bir yer tutar. Surlar çekirdek
oluşumlardır. Bunun içinde ise birbirine paralel
veya dik kesen sokaklar, avlulu konut yerleşimleri
veya tapınaklar, aşağı şehir/yukarı şehir olarak
ayrılan kent bölümleri, işlikler, fırınlar gibi ortak
kullanım ve depolama alanları oluşturulmuştur.
Krala geçen dini görev bunun hakkını ver-
mek istercesine gücü ve iktidarı elinde tutmasını
sağlayacak göstergeleri de sunması gerekmek-
tedir. Bu noktada kent peyzajları farklılaşmaya
başlar ve ideolojinin yaygın hale getirilmesi
amacını da güden kralî yazıtlar, steller, orthostat-
lar ve kaya kabartmaları karşımıza çıkar. Peyzaj
artık yazı ve betimlemeler ile iktidarın iletişim
gücü haline gelmiştir. Arşiv belgelerinin yanı
sıra kamuya açık alanlarda yapılan törenler de
kalıcılığı betimler olmuştur. Kale surlarında, ana
giriş kapılarında, arşiv belgelerinde kentin bu yeni
ideolojik oluşumu ve kamuya hitap eden iletişim
gücü açıkça bellidir. Ona bakanda korku yarat-
mak ve onu etkisi altına almak amacıyla yaratılan
devasa ölçekler kullanılmıştır. Pişmiş sert kilden
veya taştan kalın duvarlar otorite görselliğini
taşımasının yanı sıra, yapıyı uzun süre ayakta tuta-
rak mühendislik başarısı da elde edilmiştir. Sonuç
olarak bugün anıtsal mimari adını verdiğimiz olgu,

39

olarak bütün güç uğraşlarını bir stele kazıttı ve Gılgamış metinlerindeki surlar olup olmadığı bilin-
berkitilmiş Uruk’un surlarını yaptırttı. Tunçtan memektedir. Ancak günümüze ulaşan bu görkemli
yapılmış gibi duran şu bedenlere bak: Eşi olma- kent peyzajı ile bütünleştiğinde, sınırları içinde
yan iç duvarları seyret. Çok uzaklardan gelen şu yer alan tapınakları; Oval Tapınak, Sin Tapınağı,
eşiğe bir dokun, Uruk surlarına bir çık ve onu duvarlarla çevrili mahalleleri, Akkad dönemi
boydan boya gez. Temellerini incele, tuğlalarını yapılarıyla Habuba Kabira’ya, Tell Asmar’a teknik
yokla, gör hepsi pişmiş tuğladan mı? Temellerini ve yerleşim ilkeleri ile dönemsel peyzaj açısından
yedi bilgeler oturtmamış mı?’’ bir model oluşturmuştur. Uruk Kenti bize bu
devasa peyzaj özelliği ile yazı olmasa bile ideolojik
Akkad metninde yer alan dizelerde ise sur düzlemdeki iletişim gücünü göstermektedir.
içindeki genel atmosferi şöyle betimlemektedir: Kentleri, kendi yaşamsal aktarımıyla oluşturduğu
modellik kavramında incelediğimizde kanıtsal
“Gel ey Enkidu, etrafı surlarla çevrili olmayan ancak karşılaştırma metodu ile eşleşen
Uruk’a, insanların şık tören elbiseleri ile göz öğelerle kent peyzajının kendi içindeki ortak dilin
kamaştırdığı, her günün bayram gibi yaşandığı kullanılmış olduğunu belirtebiliriz. Her yeni kent
yere gel.’’ oluşumu bir önceki deneyimlerden esinlenilmiş
olması bize bir dil aktarımının sürekliliğinin
İlk kentlerde insan hayatı ve enerjisi daha olduğunu gösterir.
önce ulaşılması mümkün olmayan bir ölçüde sanat Görkemli kentlerin kurulmalarına ait metin-
biçimine dönüştürülmüştü. Artık, her nesil geride lerin yanı sıra kırılganlık, tükeniş öğelerinin de
kendi ideal biçim ve imgelerinin kalıntılarını yer aldığı metinler kentsel peyzajların çöküşlerine
bırakabilmekteydi. Belgelerde de kent peyzajının tanıklık ederler. Kentlerin kayboluşunun sayısız
görkemini anlayabileceğimiz gibi Uruk surları ve karmaşık nedenleri hala gizli kalmaktaysa da
etkileyici bir eserdir. 9,5 kilometrelik bir uzunluk belli başlı nedenler; ekolojik dengedeki bozulma-
üzerinde 550 hektarlık bir alanı kuşatmaktadır
ve dairesel bir kule yükselmektedir. Bu surların

Resim 3: Zincirli, Gaziantep, Kabartmalı Orthostat, Müzisyenler, MÖ 8. yy. Eski Şark Eserleri Müzesi,
İstanbul.

40

lar, doğal afetler, saldırılar, salgın hastalıklar veya zayıflığını her alanda bize ulaşabilen yazı ve yazı
o kenti terk etmek başka bir bölgeye göç etmek öncesine ait bulgular ışığında görebiliyoruz. Kent
orada kent kurmak gibi faktörlerdir. ve kent yaşamındaki izler bizi o dönemde bir an
Ur kenti hakkındaki çöküşten bahsedilen için empati yapmamızı sağlayarak düş gücü ile
metinde esir alınan Kral İbbi-Sin, Ur’un Elamlılar geçmişten gelen yansımaları birleştirerek kentler-
tarafından ateşe verildiğinde şu satırları yazdırır: in peyzajı hakkında bir yolculuğa çıkarmaktadır.
Mekansal ve kentsel anlatım süreçlerinin
“Kentlerimi zamanımda bir yırtıcı kuş gibi katmanlaşmasına bağlı olarak gelişimler zamana
bizzat yakıp yıkıldığı için Anşan ülkesinin yayılımlar ile oluşumlar izlenebilmektedir. Steller,
uçlarına götürdüm. Ur’da hem zayıflar hem de orthostatlar, obeliskler kentsel peyzajdaki kültsel
güçlüler açlıktan kırılmakta, evlerinden artık ve kamusal bağlamda yükseltilen anıtlardı. Bunlar
çıkamayacak ihtiyarlar yangında can vermekte, bir yandan kralın yaptıklarını anlatırken diğer yan-
anaların memesinde uyuyan bebeler balık misali dan da yenilenen görsel anlatı temsilleriyle impar-
suya atılmakta, ey Kraliçem! Annesi olduğun atorluk ideolojisini güncelleştirip anıtlaştırdılar.
kent arkandan ağlamakta, tapınağın boğulmakta İnşa edildikleri alanlarda kentsel mekanları
olan bir adam gibi sana kollarını uzatmakta.” dönüştürdüler. Kültsel avlular, kamusal meydanlar
Kayboluşun izleri kent peyzajının trajik duru- kapılar ile törensel-görsel bir iletişim atmosferi ha-
munu belgelemektedir. line getirdiler.
Günümüzde de kentsel dokuda yer
Kentler toplumsal eylemlerin tiyatrolarıdır. alan iktidarın gücü yönetimsel kurguları ile
Anma törenleri, devletin kamusal gösterileri, karşımıza her an çıkabilmektedir. Kentler temsili
ritüeller ve festivaller kamusal mekanlardaki güç sembolleri ile donatılmaktadır. Geçmiş ve
gündelik performanslar, cenazeler, şölenler, buna günümüzdeki izler bize bunu göstermektedir.
benzer pek çok aktivite ile birlikte kentler sürek- Gelecekte ise ne olacağını henüz bilemiyoruz.
li olarak konusu her an değişebilen bir dramanın
etrafında şekillenmektedir. Sadece o anda yaşayan KAYNAKÇA
halkın değil daha sonraki dönemlere iz bırakan BORGES, J. L. (2008). Atlas. İstanbul: İletişim Yayınları.
kentsel peyzajları da bize sunmaktadır. MÖ 14. ve HARMANŞAH, Ö. (2015). Eski Yakındoğu’da Kent,
13. yüzyıllar boyunca Hitit uygarlığının başkenti Bellek, Anıt. İstanbul: KÜY Yayınları.
Hattuşa böylesi törensel bir kent yerleşim şemasına HUOT, J. L., THALMANN, J. P., VALBELLE, D. (2000).
sahiptir. Hattuşa’da aşağı kent; Fırtına tanrısına Kentlerin Doğuşu. Ankara: İmge Yayınları.
adanan Tapınak A Kompleksi, kralların saray kom- MIEROOP, M., de V. (2018). Eski Yakındoğu Tarihi MÖ
plekslerinin yer aldığı Büyükkale kale yerleşimi, 3000-323. İstanbul: Homer Kitabevi.
Nişantepe ve Südburg kutsal havuz alanları ile pek MUMFORD, L. (2013). Tarih Boyunca Kent. İstanbul:
çok tapınağın yer aldığı Yukarı Kent; tören kapıları Ayrıntı Yayınları.
ve alanlarının da bir araya geldiği sağlam bir sur REDFORD, S., ERGİN, N. (2016). Türkiye’de Şehirler ve
sistemiyle sınırlandırılarak anıtsallık içeren kent İçkaleler Demir Çağından Selçuklulara. İstanbul: KÜY
peyzajı oluşturulmuş. Yayınları.
İktidarın gücü kent dışında kırsal peyzajda SEVİN, V. (1991). Yeni Assur Sanatı I Mimarlık. Ankara:
da kaya kabartmaları olarak yer alır. Muhtemelen Türk Tarih Kurumu.
savaş için gidilen yollar üzerinde yer alan kayalara SEVİN, V. (2010). Yeni Assur Sanatı II Assur Resim
işlenen betimlemeler daha çok kralın gücünü Sanatı. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
temsil eder. Askeri birlik içinde bu işleri yapan bir YAZICIOĞLU, G. B., KESKİN, A. (2018). Assurlular -
zanaatkâr işgücünün de olduğunu bize gösterir. Dicle’den Toroslar’a Tanrı Assur’un Krallığı. İstanbul:
Sonuç olarak diyebilirz ki Protohistorik Yapı Kredi Yayınları.
dönem, kentlerin oluşumunda önemli rol oynayan YILDIRIM, E. (2017). Eskiçağ Mezopotamya’sında Lid-
halkların ihtiyaçlarını, iktidarların gücünü veya erler, Krallar, Kahramanlar. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat
Yayınları.

41

42

KÜNSTLERROMAN KARAKTERLERİ
OLARAK STEPHEN DEDALUS VE AHMET

CEMİL

MELİHA YONCA ERDEM*

1900-1930 yılları arasını kapsayan ve yük- dartları, baskıcılığı ve çıkarcılığıdır. Sanatçı ro-
sek modernizm diye adlandırılan dönemde manlarının yazarları bu paradoksu, romanlarındaki
Batı’da yaygınlaşan sanatçı romanları yani sanatçı adaylarının sıradan insana duyduğu özlem
künstlerroman, büyüme romanlarının, diğer ve özenmeyi anlatarak yansıtmıştır. Modernist
adıyla bildungsroman’ın bir alt türüdür. Bildungs- yazının bir parçası olan bu türün belirleyici özel-
roman’ın çocukluk, ergenlik, gençlik ve olgunluk liklerinden belki de en önemlisi, sanatçı ana karak-
doğrultusunda kronolojik bir biçimde ilerleyen terlerin “eksik” yazarlar ya da şairler olmasıdır. Bu
yapısını tekrar eden künstlerroman, bu yapının eksiklik, sanatçı ana karakterleri arayışa ve bir o
merkezine estetik arayışı koymasıyla farklılık arz kadar da bunalıma sürüklemiştir.2
eder. Bu romanlarda ana karakter, estetik arayışın Künstlerroman örnekleri olarak James
öznesi olacak kadar yetenekli, ancak henüz ken- Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Por-
di kimliğini tam anlamıyla tanımlayamadığı için tresi’nde3 yazar olmaya karar veren, ancak bu
duygu, düşünce ve hayalleri epey karışık olan bir kararını destekleyecek bir yetenek sergilememiş
sanatçı adayıdır. Bu tür romanlar şüphesiz yazarın olan ana karakter Stephen Dedalus’un henüz ol-
yaşamından kuvvetli izler taşır. Hatta Harry gunlaşmamış ve eksik bir yazar olarak yaratıcılık
Levin’e göre sanatçı romanları, büyüme roman- yolculuğuna çıkışının öyküsü; Halit Ziya Uşak-
larına kıyasla daha gerçekçi dizayn edilmiştir.1 lıgil’in Mai ve Siyah4 romanında ise Ahmet Ce-
Çünkü künstlerromanın yazarın kendi yaşamıyla mil’in emsalsiz bir eser yaratma yolculuğu ve hüs-
daha fazla örtüştüğü aşikardır. rana uğrayan kendini tamamlama çabası, yani mavi
Modernizm akımının sanatçıları, moderni- hayallerinin beyaz bir gerçekliğe varamayışının
tenin büyüttüğü daha iyi bir dünya umudunun boşa öyküsü okunur. Modernist anlayışla yazılan bu iki
çıktığını düşünen, insanlık için umut vaat eden romanda karşılaşılan yegâne amaç, sanatı yaşamın
tek yolun ise sanat olduğuna inanan fildişi kulesi merkezine almaktır. Bu yüzden iki ana karakter
mensuplarıdır. Büyüme romanları, toplumun an- için de edebî bir eserde biçim güzelliği, seçkin dil
cak vicdan sahibi bireylerce kurtulabileceği mesa- arzusu, yeni hayaller ve imajlar ortaya koymak
jını verirken sanatçı romanları, kurtuluşun sanatçı esastır. Daha önce söylenmemiş özgün bir eser
çevrelerinin oluşturduğu Bohemya’dan geleceğini yazmak, bu romanlarda görülen sanatçı ana karak-
savunmuştur. Dikkatle incelendiğinde gerek kün- terlerin peşinden gittiği en yüce idealdir. James
stlerroman karakterinin gerekse bildungsroman Joyce’un Portre’sinde Stephen, Mai ve Siyah’ta
karakterinin ortak düşmanları; toplumun maddi- da Ahmet Cemil hayatlarını tam olarak bu hayalin
yatçılığı, ön yargılılığı, iki yüzlülüğü, çifte stan- pençesinde idame ettiren iki ayrı karakterdir. On-

*Meliha Yonca ERDEM; İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Doktora Öğrencisi.

43

ları birleştiren nokta, benliklerinde modernist bir savunur; epiğin ve dramatik olanın lirik edebiyat-
sanatçı ruhu taşımalarıdır. tan geliştiğini ifade eder.5 Stephen’ın gelenekten
Stephen ve Ahmet Cemil, hayatlarında koptuktan -hatta rahip olmayı reddettikten- sonra-
hem otoriteyi temsil eden “baba” figürünü kay- ki hayal dünyasının dinamikliği, ani esinlenişlerle
betmeleri hem de iç dünyalarında karşılığı bulun- dile getirdiği ahenkli mısralarla açığa çıkar. Onun
mayan bir “aşk hayali” büyütmeleri açısından bir- için şiirin biçim güzelliğine sahip oluşu önem taşır.
birlerine benzerler. Bu iki durum, onların hassas Romanın bilhassa son bölümünde, ana karakterin
ve sanatçı ruhlarını beslemiştir. Çünkü otoritesiz- biçimsel ve ritmik estetiği zorunlu kılan şiir po-
lik eser yaratma konusunda aşkınlığın yolunu aça- etikasının bir nevi uygulaması dikkati çeker. Ana
cağı gibi, hayata dökülememiş ideal aşk olgusunun karakter, hayal dünyasını kurallardan arındırdığı
doğuracağı eksiklik hissiyatı da sanatçıyı estetizm- takdirde yeni mısralar söyleyebilmektedir. O
de mükemmelliği yakalayıp bu eksikliği giderme artık, esin gücünü -geleneklerden münezzeh bir
eylemine yönlendirecektir. Söz konusu iki roman biçimde- serbest bıraktığında hayalî unsurların
incelendiğinde ana karakterler Stephen ve Ahmet söze dönüştüğünün, âdeta bedene büründüğünün
Cemil’in daha ilköğretim yıllarından itibaren duy- bilincindedir; tamamen hislerle örülü ve biricik
gusal, iç dünyalarına dönük, okul ortamındaki olan estetiğini meydana getirebilmekte, mısraları
diğer arkadaşlarından farklı özelliklere sahip old- zihninden bir bir dökebilmektedir:
ukları görülür. Stephen ve Ahmet Cemil, gerçeğin
donukluğundan ziyade hayalin esnekliğinde ve Oh! İmgelemin bakire döl yatağında kelâm
aşkınlığında kendilerini gerçekleştirebileceklerini ete kemiğe bürünmüştü. Melek Cebrail bakire-
duyumsarlar. nin odasına varmıştı. (…) Mısralar zihninden
Joyce’un romanında ana karaktere göre, geçip dudaklarına ulaştı ve mırıldanırken şiiri,
estetik kavrayış belli evrelerden geçmektedir. Bu bir şiirin ritmik akışını dudaklarında duydu.
evreleri aşmak, güzele ulaşmak için şart koşulur. Gül kırmızısı ışıltı uyakların ışınlarını ortalığa
Stephen, söz konusu evreleri “bütünlük”, “uyum” yaydı: ways, days, blaze, praise, raise. Işınlar
ve “aydınlık” olarak ifade eder ve bunları ayrıntılı yeryüzünü kavurdu, insanlarla meleklerin
bir şekilde açıklamaya çalışır. Onun için “bütün- yüreklerini tüketti: onun başına buyruk, gönlü
lük” (integritas), estetik objenin kavranabilme- gülden olan ışınlar…6
si için gerekli olan sınırlandırma ile sağlanabilir.
Sınırlandırılmış estetik kavrayış, bütünü mey- Roman boyunca okunan Stephen karak-
dana getiren parçalar arasındaki düzeni görür. Bu teri, gerçeğin tüm katılığına karşılık hayalin en-
da Stephen için “uyum”un (consonantia) ifade- ginliğinde ve estetiğin hazzında dolaşmayı tercih
sidir. “Aydınlık” (claritas) ise estetik olan şeyin etmiş; bu tercihin bedelini de yalnız kalışla ve
bütününde görülen uyumun zihinde algılandığı çevresine hakim olan genel kuralları çiğnemek
anda hissettirdiği en yüce güzelliğin büyüsüdür. zorundalığıyla ödemiştir. Onun sanatçı kişiliği, il-
Ana karakter bu düşüncelerini Luigi Galvani’nin hamla birlikte özgün olan eserin arayışına girmiş
“yüreğin büyülenmesi” sözüyle destekleyerek if- olsa da tasavvurundaki mükemmelliği hiçbir
ade eder. Sanatı evrelerince ele alan ana karakter, zaman tam anlamıyla yakalayamamıştır. Kaldı ki
onu aynı zamanda biçimsel bir sınıflandırmaya bu “ifadede yetersiz kalış” durumu yine modernist
tabi tutar. Onun için sanat; lirik, epik ve dramatik sanatçıların seçkinliğinden ileri gelen bir nitelik-
biçimlerle meydana gelmektedir. Ancak bu biçim- tir. Öz itibarıyla Stephen için sanattan kasıt, her
ler sanatçının, eseri aracılığıyla yarattığı imgeyi hâlükârda sanat olmuştur.
kendi haricindekilere duyurabildiği ölçüde ve Mai ve Siyah romanında ise estetiğin
kendi kişiliğine büründürebildiği ölçüde bütün bir çerçevesini okuyucuya aktaran Ahmet Cemil
imgeyi birbirinden ayrıştırabilir. Stephen, aslın- karakteridir. Ahmet Cemil’in bir nevi sığınağı olan
da biçimsel özün de lirikten meydana geldiğini sanat, hayallerini yaşatıp gerçekliğin siyahlığın-
dan uzaklaşabildiği tek şeydir. Onun en büyük

44

hayali, modern kaidelerle tasarladığı sanat eseri- Cemil, lisanın bütüncül olmasını, nağmeler, ren-
nin sayesinde üne kavuşmak ve hayatının mefis- kler ve derinlikler barındırmasını, doğrudan haya-
tosunu7, yani Raci’yi alt etmektir. Ahmet Cemil es- ta karışmasını, şüphesiz hayatın anındaki “insan”ı
kinin karşısında duran, hem geleneksel hayat tarzını anlatmasını istemektedir.10 Ahmet Cemil’in mod-
hem de geleneksel edebî anlayışı benimseyemeyen ern şiir anlayışında bilhassa biçim güzelliği önem
estet bir karakterdir. O, gündelik yaşayışında bile arz eder. Bir şiirin ahenk unsurlarını, yani vezni ve
her şeyi estet ölçütlerle değerlendiren, her şeyde kafiyeyi belli bir uyum içinde barındırması saf bir
güzellik arayan taraflarıyla ön plana çıkar. sanatın oluşumu için gereklidir. O, şiirde nasıl an-
Orhan Koçak’ın Ahmet Cemil’in haya- lamı duyuş konusunda zor beğenen biriyse, biçim
ta bakışını, bir çeşit romantik sanatçı idealizmi- konusunda da seçicidir. Biçimin müziksel tını
ni psikanalitik düzlemde okuduğu makalesinde, yaratma işlevi üstünde durduğu bir konudur. Ona
Cemil’in dünyasındaki “ego ideali-süper ego” göre bir şiir ne kadar anlam dolu olursa olsun, sesin
karşıtlığına dikkati çeker: değerinden yoksunsa başarısızdır.11 Görülmektedir
ki ses ve ritmin vurgusu hem Ahmet Cemil’de hem
“Ego ideali, yitirilmiş kusursuzluk imgesinin de Stephen’da öne çıkmaktadır.
başka bir yoldan geri alınmasına hizmet eder; Mai ve Siyah’ta tıpkı bir insan hayatının
süper egoysa yasağın ve görevin içselleştirilme- seyri gibi maviden siyaha, yani doğumdan
sidir.” ölüme gelişen bir kompozisyon Ahmet Cemil’i
merkeze alarak verilmiştir. Ana karakterin sık sık
Koçak, kapılma hâlini, “idealin özgül tanımlamaya çalıştığı ideal eser, bir nevi onun
oluşum biçimi” olarak açıklar. “Narsisistlik, tam- hayatının taklidi gibi olacaktır.12 Nasıl ki onun
lık ve ihtiyaçsızlık” hâlini babanın hayatta old- hayatı hayal kırıklıklarının, emellere ulaşamamanın
uğu günlerin “Süleymaniye’deki beş odalı evcik”i
temsil ederken, babanın ölümüyle o evcik zindana Halit Ziya Uşaklıgil
dönüşür. Bunun yerine Cemil’in sanatsal arzuları,
bu tamlık hâlinin yeni imgeleri olurlar. Bir bakı-
ma onun hayatında ideallerle zorunluluklar karşı
karşıya kalmaya devam eder.8
Mai ve Siyah romanı, Tepebaşı’nda
gerçekleşen bir yemek toplantısıyla başlar. Bu to-
plantıda Ahmet Cemil ve çalıştığı matbaadan ark-
adaşları ile geleneksel edebiyatın temsilcisi Raci
bulunur. Burada yeni bir estetik duyuşun peşinde
olan Cemil’in Raci’ye hitaben söyledikleri, aslında
tüm eser boyunca okunacak estet kahramanın nasıl
bir karakter sergileyeceğini özetler tarzdadır. O,
şiirsel geleneğe bağlı kalan Raci’ye daima karşıt bir
tutum sergiler ve onun savunduğu eski şiiri donuk,
süslü ve anlaşılmaz olarak eleştirir; modern şiiri
savunur.9 Ahmet Cemil için şiir sanatı, Stephen’ın
söz konusu meseledeki görüşleriyle paralel olarak
insanın her türlü duygusal derinliğine tercüman
olacak özgün bir lisanı yansıtmalıdır. Ona göre bu
lisan, kâh güneşin batışındaki üzüntülü renkleri
yansıtabilmeli kâh yas tutmanın ümitsizliğiyle
ağlayabilmelidir. Kurallarla sınırlandırılamayan,
ancak ruhu sarsan nağmelere benzemelidir. Yani

45

hüsranlarıyla doludur; yine aynı biçimde eseri de stlerroman sayılan Sanatçının Bir Genç Adam
kendi elleriyle sobaya atılmak gibi bir hazin bir Olarak Portresi ve Mai ve Siyah, ana karakterl-
sona sahip olur. erinin romanların başındaki hâlleriyle sonundaki
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi hâllerinin aynı kalmamalarını, sanat algılarında
ile Mai ve Siyah romanları, ele alınan modern es- başkalaşıma uğramalarını bölüm bölüm, kronolo-
tetizmin nasıl aşamalardan geçerek çağdaş süreçte jik bir sırayla işleyerek söz konusu türün en belir-
geleneksel olana galibiyetini sağladığını gösterme- gin örneklerinden olmuşlardır. Bu iki roman, mod-
si açısından edebiyat dünyasında önem taşıyan iki ernizmde sanattan kastın yine sanatın kendisinin
ayrı eserdir. İki romanda birbirine benzer nitelikler olduğunu doğrudan dile getirmişlerdir. Hatta mod-
gösteren Stephen ve Ahmet Cemil, geleneksel ern edebiyatın neliğini ve nasıllığını öyle ayrıntılı
olandan modern olana geçişin sancılarını, kendi anlatmışlardır ki; Halit Ziya Uşaklıgil’in ve James
hayatlarının doğrudan merkezinde duymuş; hassas Joyce’un şiir poetikalarını sunmak amacıyla bu
ve bir o kadar da sanatçı ruhuna sahip ana karak- romanları âdeta araçsallaştırdıklarını ifade etmek
terler olarak okunmuştur. İki ana karakter de eski hiç de abartılı bir söylem olmaz.
olan şeylerin duvarlarını yıkıp yeniyi inşa etme
arzusunu yaşamlarında ilke edinmişlerdir. An- SONNOT
cak Stephen da Ahmet Cemil de edebiyatı kend- 1. Ayrıntılı bilgi için bk. Levin, H. (1966). James Joyce:
ilerine takıntı hâline getirerek modern algılarını An Introduction. New York: Oxford University Press.
üretecekleri eserlerle yansıtmayı amaçlamışlardır. 2. Parla, J. (2000). Türk Romanında Yazar ve
Hayata estetik pencereden bakan söz ko- Başkalaşım. İstanbul: İletişim Yayınları. s. 235-237.
nusu iki karakter, hayal dünyasında yaşamayı, 3. Joyce, J. (2016). Sanatçının Bir Genç Adam Olarak
gerçeklerin donukluğuna tercih etmişlerdir. Hayalî Portresi. (B. Göksu, Çev.) Ankara: Yason Yayınları.
tasavvurlar iki karakteri her ne kadar yalnızlığa itse 4. Uşaklıgil, H. Z. (2009, 11. basım). Mai ve Siyah. (E.
de, bu durum ne Stephen’ı ne de Ahmet Cemil’i Doğan, Haz.). İstanbul: Özgür Yayınları.
rahatsız etmiştir. Onlar hayallerini, bizzat mod- 5. bkz. Joyce, J., a.g.e., s. 239-240.
ern sanatçıları okuyarak biçimlendirmiş oldukları 6. bkz. Joyce, J., a.g.e., s. 243.
estetik değerlerle somut bir hâle büründürmek 7. Uysal, Z. (2014). Metruk Ev. İstanbul: İletişim
kaygısını duymuşlardır. İkisi de edebiyatı, bil- Yayınları. s. 255.
hassa şiiri modernist bir bakışla değerlendirerek 8. Koçak, O. (1996 Güz). “Kaptırılmış İdeal: Mai ve Si-
biricik ve emsalsiz eserin peşinde hayatlarını yah Üzerine Psikanalitik Bir Deneme”. Toplum ve Bilim
harcamışlardır. Onlara göre şiirde eskinin kalıpları dergisi. s. 70.
tamamen kırılmalı, yeni bir eser üretebilmek için 9. bkz. Uşaklıgil, H. Z., a.g.e., s. 21-22.
öncelikle yeni bir dil algısı oluşturmalıdır. Üs- 10. bkz. Uşaklıgil, H. Z., a.g.e., s. 22-23.
lup kaygıları, müziksel bir söyleyişi yakalamak 11. bkz. Uşaklıgil, H. Z., a.g.e., s. 134.
çabasını gerektirmiş; bunun için de biçimsel 12. Yuva, G. M. (2017). Modern Türk Edebiyatının
öğelerin (vezin, kafiye vs.) kusursuz dizilmesi Fransız Kaynakları. İstanbul: İletişim Yayınları. s. 318.
onlar için önem arz etmiştir. Eser üretirken ke-
lime seçimi konusunda oldukça titiz olan iki ana KAYNAKÇA
karakter, ezgisel duyuş kadar imgesel söyleyişe de JOYCE, J. (2016). Sanatçının Bir Genç Adam Olarak
dikkat etmişlerdir. Onların imgeye, biçime, ritme, Portresi. (B. Göksu, Çev.) Ankara: Yason Yayınları.
insani hislenmelere bağımlı oluşları birer mod- KOÇAK, O. (1996 Güz). “Kaptırılmış İdeal: Mai ve Si-
ernist sanatçı olduklarının başlıca göstergeleridir. yah Üzerine Psikanalitik Bir Deneme”. Toplum ve Bilim
Stephen ve Ahmet Cemil için şiirde mükemmele dergisi. s. 70.
erişmek, hayati en yüksek hedeftir. LEVIN, H. (1966). James Joyce: An Introduction. New
Sanatçı yaşayışını yahut gelişimini ele York: Oxford University Press.t
aldığı için bildungsromanın bir alt türü, kün- PARLA, J. (2000). Türk Romanında Yazar ve
Başkalaşım. İstanbul: İletişim Yayınları.
UŞAKLIGİL, H. Z. (2009, 11. basım). Mai ve Siyah. (E.
Doğan, Haz.). İstanbul: Özgür Yayınları.
UYSAL, Z. (2014). Metruk Ev. İstanbul: İletişim
Yayınları.
YUVA, G. M. (2017). Modern Türk Edebiyatının Fransız
Kaynakları. İstanbul: İletişim Yayınları.

46


Click to View FlipBook Version