The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Cigdemin Sesi Aylik Online Dergi-Ekim2020

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by ffaksoy, 2020-10-02 14:07:00

Cigdemin Sesi Aylik Online Dergi-Ekim2020

Cigdemin Sesi Aylik Online Dergi-Ekim2020

 BU SAYIDA NELER VAR…

ÇİĞDEMİN SESİ  MERHABA
 KÜTÜPHANEMİZDEN
Aylık Online Dergi
Ekim 2020 SEÇTİKLERİMİZ
 SATRANÇ ÖĞRENİYORUZ
ÇİĞDEMİM DERNEĞİ AYLIK ONLINE DERGİ  KİTAP TANITIMI
Sahibi : Çiğdemim Derneği Yönetim Kurulu  ÇOCUKLARDAN RESİMLER
Yayın Kurulu: Dilek Yüceel, Fatih Fethi Aksoy, M.Sinan Kayalıgil,  ÇOCUKLARDAN YAZILAR
 MUHTARIMIZDAN
Zuhal Yüksel, Elvan Akbay  DÜNDEN BUGÜNE ÇİĞDEM
Tüm yayın hakları saklıdır. Yayımlanan yazı, görsel ve bilgiler kaynak  YÜZ YIL ÖNCE ANKARA –
gösterilmeden alıntılanamaz. İmzalı yazılarda görüşler yazarlarına
aittir. Ekim 1920
 HUKUK KÖŞESİ
 BİR MAHALLE DERNEĞİNİN

MONOGRAFİSİ
 FOTOĞRAF YARIŞMASI
 ESKİ ANKARA
 DÜNDEN BUGÜNE ÇİĞDEM
 ANKARA’DAN BİR ANI
 ARKA KAPAK BİLGİSİ
 İŞYERİ ANILARI
 EN SONUNDA…
 KEDİLERDE SALDIRGAN

DAVRANIŞLAR
 FOTOĞRAF TOPLULUĞU:

PORTRE
 PANDEMİ GÜNLERİNDE

PARK
 ÇİĞDEM’DE BİR EGELİ
 MADRİD OPERASI


ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 2

Merhaba,

Pandemi süreci hız kesmeden devam ediyor. Bu süreçte bir ara oldukça riskli duruma gelen
mahallemizde şu anda durum biraz daha normale dönmüş durumda. Ama tedbiri elden bırakmamak
gerekiyor. Maske, mesafe ve temizlik kurallarına eksiksiz uyum sağladığımız sürece bu süreci daha
kolay ve az zararla atlatacağız. Lütfen bu kurallara uyalım ve uymayanları uyaralım.

Okullar henüz açılmadı. Uzaktan eğitim süreci devam ediyor. Ancak her öğrenci aynı imkanlara
sahip olmadığı için eğitimde fırsat eşitsizliği yaşanıyor. Dernek olarak mahallemizde internet veya
bilgisayarı olmadığı için uzaktan eğitim süreçlerini takip edemeyen öğrenciler için bir hizmet vermeye
başladık. Derneğimizin Oğuz Tansel Semt Kütüphanesinin internetini ve bilgisayarlarımızı bu öğrenciler
için ücretsiz kullanıma açtık. Ders programları doğrultusunda kütüphanemizi kullanabilecekler. Sizlerde
evinizde atıl duran bilgisayarları derneğimize bağışlayarak bu kampanyaya katılabilirsiniz.

Eğitim desteği projemizde bu yıl destek verecek öğrencilerin başvuruları tamamlandı. 41 öğrenci
destekten yararlanmak için başvuruda bulundu. Öğrencilerle çevrimiçi olarak görüşmelere başladık. Bir
hafta içerisinde tamamlayıp bu yıl destek vereceğimiz 25 öğrenciyi belirleyeceğiz. 25.yılımızda 25
öğrenciye destek olacağız. Destekleriniz için hepinize teşekkür ediyor ve bu desteklerin devam etmesini
diliyoruz.

Sevgi, saygı ve hoşgörüyle…

Fatih Fethi Aksoy
Yönetim Kurulu Başkanı

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 3

YÜZ YIL ÖNCE ANKARA – EKİM 1920
İSTANBUL’DA HÜKÜMET, BATI CEPHESİNDE KOMUTAN DEĞİŞİKLİĞİ

Vecdi Seviğ – Gökkuşağı Sitesi

Sevr Antlaşması, 10 Ağustos’ta Osmanlı temsilcilerine kabul ettirilmiş ancak onaylanmamış olduğu için
yürürlüğe girmemişti. Anadolu’nun parçalanıp işgal edilmesinin uluslararası hukuka uygun olarak
yapılması konusunda çok hevesli olan İngiliz hükümeti ve oydaşı devletler, Sevr’i bir biçimde onaylatmak
için çaba harcıyorlardı.

İngiliz Yüksek Komiseri, 11 Ekim’de padişah Vahdettin ile görüşerek Sevr Antlaşmasının gecikmesinin
Osmanlı için “felaket” olacağı telkininde bulundu ve bunun için meclis kararının şart olmadığına Padişah’ı
ikna etmeye çalıştı. Bir gün sonra Londra’dan İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğine, Sadrazam
Damat Ferit’e Veliaht Abdülmecit’in Ankara’ya gitmemesi için her türlü baskının yapılması talimatı
veriliyordu. Saray çevresinde de Veliaht Abdülmecit’in Anadolu hareketiyle haberleştiği endişesi
yaygındı.

Sadrazam Damat Ferit ile ülkenin geleceği konusunda anlaşmazlıkları bulunan Veliaht Abdülmecid,
kendisine tahsis edilen Çamlıca’daki köşkten alınarak Dolmabahçe Sarayı’nda Veliahtlık Dairesine

getirilmiş, bir süre de göz hapsinde tutulmuştu. Abdülmecid Efendi bu
durumdan duyduğu endişeyi İzmir’in düşman işgalinden
kurtarılmasından sonra, 1922 yılının Eylül ayı ortalarında şair Yahya
Kemal ile görüşürken anlatmıştı. Yahya Kemal, Abdülmecid Efendi’nin,
“İngilizler’in ve Vahdettin’in casuslarıyla sarılmış bulunduğundan” söz
ettiğini “Tarih Musahabeleri” kitabında yazacaktı.

İngiltere ne yapacağını şaşırmış, çelişkili adımlar atmaya başlamıştı.
Sevr’in uygulamaya girememesinin telaşıyla, bu kez de Damat Ferit yerine gelecek bir Sadrazamın
Ankara yönetimiyle uzlaşabilecek bir hükümet kurmasını önermeyi tercih ediyorlardı. Böylece Damat
Ferit dönemi kapanıyor ve daha önce üç kez aynı makamda oturmuş olan Tevfik Paşa, hükümet
kuruyordu. Tevfik Paşa 4 Kasım 1922’ye kadar son Osmanlı Sadrazamı olarak görevde kalarak
İmparatorluk döneminin perdesini kapatacaktı.

Ankara yönetiminin sözcüsü Hâkimiyet-i Milliye gazetesi 25 Ekim 1920 günlü sayısında yer alan
değerlendirmede de belirtildiği gibi, “İstanbul‘daki son kabine değişimi ile İngilizlerin aciz oldukları açıkça
görülmüştü.” İşgalcilerinin giderek artan beceriksizliklerinin temelinde,
İngiltere’nin İrlanda’daki şiddetin artışı, işçi hareketlerinin yoğunlaşması
sorunlarıyla boğuşuyor olması yatıyordu. İşgalci İtalya‘da ise Bolşevik
fikirlerin yayılması hükümetin temel sorunu haline gelmiş, Fransa’da da iç
politika, Anadolu’da işgalin sürdürmesini zorlaştırmaya başlamıştı.
Hâkimiyet-i Milliye, bu saptamaların ardından, Anadolu’daki “mücadelenin
daha büyük bir azim ile devam ettirileceğine” inancını vurguluyordu.

Ankara hükümetini Ekim 1920’de en fazla meşgul eden konu, isyanların
bastırılması ve Umum Kuvayı Milliye ve Garp (Batı) Cephesi Komutanı Ali
Fuat (Cebesoy) Paşa’nın Yunan tümeninin işgali altındaki Gediz’i
kurtarmak için askeri harekâtta bulunma isteği olmuştu.

Genelkurmay Başkanı İsmet (İnönü) Bey, işgal altındaki Gediz’e askeri
harekete karşı çıkıyordu. İsmet İnönü, bunun nedenini anılarında şöyle anlatacaktı:

“Ali Fuat Paşa’nın taarruz için kullanabileceği kuvvetler, zayıf mevcutlu iki piyade tümeni ile (Çerkez)
Ethem Bey kuvvetleridir. Gediz’deki Yunan kuvveti bir tümendir ama Yunan tümenleri daima çok
kuvvetliydi. Bizim tümenler en kuvvetli zamanında bile bir Yunan tümeninin üçte ikisini bulmamıştır.”

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 4

İsmet İnönü, Mustafa Kemal’in talimatıyla cepheye gitti ve gözlemlerini, defterine “Garp Cephesi
Kumandanı Gediz’e taarruzda ısrar ediyordu. Ben Genelkurmay başkanı olarak vakit erken yapmayın
diyorum” diye not edecekti.

Mustafa Kemal Paşa araya girdi ve böyle bir hareketin “belirlenen ilkelere uygun olarak” yapılmasına izin
verdi. Sonuç başarısızdı. Ali Fuat Paşa Moskova’ya Büyükelçi olarak tayin edilerek askeri birliklerin
başından alındı. İsmet Paşa Kasım ayının ilk günlerinde Batı Cephesi Komutanı oldu ve Umum Kuvayı
Milliye Komutanlığı makamı kaldırıldı. İlerleyen dönemde Çerkez Ethem ile de yollar ayrılacaktı.

Gediz’de ortaya çıkan bu başarısızlığın nedenleri askeri makamlarca günümüze kadar çok
değerlendirildi. Düzenli bir ordunun henüz kurulamamış olması, başarısızlığın temel nedenlerinden
biriydi.

2020 yılının Şubat ayında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları arasında okura ulaşan bir kitapta
anlatılanlar, Gediz’deki yenilginin nedenini cephedeki kişinin sözleriyle günümüze taşıyordu.

Bu cephede Kuvayı Milliye birliklerinin başında bulunan Dr. Fazıl Doğan’ın “Milli Mücadele Hatıralarım”
adlı kitabında muharebenin birinci aşamasındaki başarı ve sonrası şöyle anlatılıyor:

“Sabaha karşı ilerleyen keşif kollarım İdiz’e (günümüzdeki Yeşilova Köyü)
indi; biz de onların arkasından Gediz’e girdik. Halk sevinçle bizi
karşılıyordu. Erzak ve malzeme ile dolu düşman depolarının tamamı
elimize geçmişti. Hamidiye köprüsüne doğru çekilen düşmanı
kovalamaya başladık.

“Fakat ne bizim tümenlerden, ne Grup Kumandanlığından ne de Kuvayı
Seyyare’den bir iz vardı. Bu sırada gelen köylüler, kıtalarımızın geriye
çekildiğini gördüklerini haber verdiler. Hemen bir rapor hazırladım.
Gediz’in işgal edildiğini, düşmanı Hamidiye köprüsü istikametinde takip
ettiğimizi, köprüye yakın şiddetli ateşe uğradığımızı, bu surette Hamidiye köprüsü boğazını tutarak
düşmanın yerleşme ihtimaline mani olmak üzere süratle harekete geçilmesini, mütalaam (görüşüm)
olarak bildirdim.

“Hamidiye köprüsü civarında birkaç şehit ve yaralı verdikten sonra teması muhafaza ederek biz de
geriye çekildik. Ufak bir müfrezeyi, köprü gerilerini keşfetmek üzere Uşak soşesine yolladım.

“Raporum üzerine, ancak akşamüstü yetişen kıtamız ve Kuvayı Seyyare ile Hamidiye köprüsündeki
düşman mevzilerine taarruz edildi. Fakat maalesef, vakit çok geçti… Zaman kaybedilmiş,

üstünlüğümüzden faydalanamamıştık. Keşif müfrezemizin haberine göre,
düşman boğazın her iki taraf sırtlarına yerleşmiş, mütemadiyen takviye
(sürekli olarak destek) alıyordu. Söktürülmesine imkân yoktu. Geri
çekilmeye mecbur kaldık. Yunanlar arkamızdan ilerleyerek Gediz’i tekrar
ele geçirdiler, İdil köyüne girdiler ve sırtları işgal ettiler.

İşte Gediz harbi bizzat gördüğüm gibi sırf zamanında hareket etmeyişimiz
yüzünden aksi bir netice verdi.”

Dr. Fazıl Doğan’ın el yazısıyla aktardığı anıların İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Atatürk Kitaplığı’ndaki asıllarından kitabına eklenmiş olan
yukarıdaki satırların yer aldığı sayfa yanda görülmektedir.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 5

ANKARA’DAN

Fatih Fethi Aksoy – Yeni Esenkent Sitesi

Ankara Devlet Konservatuvarı 1982 yılına kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak Cebeci
semtindeki binasında eğitim verdi. 1982 yılından itibaren Yükseköğretim Kurumu kapsamına alınarak
Hacettepe Üniversitesi'ne bağlandı. Bu karar sonrası Cebeci’deki tarihi okul binası boşaltılarak Mamak
Belediyesi’ne verildi. Konservatuvar ise Beşevler’de önceleri hastane olarak planlanan daha sonra okula
ayrılan binaya taşındı. Konservatuar buradan 1 Şubat 2019 tarihinde Hacettepe Üniversitesi, Beytepe
Kampüsü’ne taşındı. Beşevler’deki eski binasının yıkımı 2020 Eylül ayı başından beri sürüyor. (Yavuz
İşçen)

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 6

ANKARA’DAN BİR ANI
Turhan Demirbaş - Başak Sitesi

Sıhhiye

Ankara’nın hava kirliliği günümüzde doğalgaz geldikten sonra azalmıştır. 1970’li yıllarda kaloriferler
kömür ile yakıldığından, filtreli baca bile kafi gelmemekteydi. Ankara’nın topografik yapısı da hava
akımlarına izin vermediği için kirlilik artmıştır. Çiğdem Derneği ile yaptığımız Meteoroloji Müzesi
gezisinde oradaki anlatıcı aslında hava akımının Keçiören tarafından şehre doğru olduğunu belirtmişti. O
zaman hazırlanan kent planı, bu bağlık yerlerde şehrin kurulması önerisi geldiğini söylemişti.

Esas olarak hava kirliliğini insan faaliyetleri yapmaktadır. Bugün bile ODTÜ yürüyüşlerimizde Eskişehir
ve İstanbul yolu üzerinde kurşunu bir eksoz gazı bulutunun devamlı kaldığı görülmektedir.

Eski Ankara Belediye Başkanı rahmetli Ali Dinçer; 1976 yılında, Enerji Bakanlığı’na bir öneride
bulunmuş; kalorifercilere eğitim verilmesini istemiştir. Belediye’nin elinde eleman olmadığı için MTA
Enstitüsü tekniker düzeyindeki 300’e yakın eleman toplu olarak eğitim görmüştür. Sonra bu elemanlar
mahallelere dağılıp kalorifercilere eğitim vermişlerdir. Kömür nasıl yakılır, yastıklama ve öldürme gibi
sistemler öğretilmiştir. O yıllarda bu çalışmanın faydaları çok görülmüştür. Bu çalışmayı hatırlayan pek
olmaz, fakat o yıllarda Ankara’nın hava kirliliğini bilen çoktur. Bu çalışmaya katılan arkadaşım Harita
Teknikeri İsmail Bağcı anlattı. Kendisine bundan sonraki yaşantısında başarılar.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 7

ARKA KAPAK BİLGİSİ

Doğukan Satılmış – Çiğdemim Derneği Bursiyeri

Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan
Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları
adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimıç bunları
görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine
düştüğü “felsefi” yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya’nın ve
ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının “deliliği”nin
simgesidir adeta.

Altıncı Koğuş, Russkaya Mısl dergisinin 1892 kasım sayısında yayımlandığında büyük ilgi görmüştü.
Hatta Lenin’in de, yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, “Kendimi Altıncı Koğuş’a kapatılmış gibi
hissettim” dediği rivayet edilir.

ANTON PAVLOVİÇ ÇEHOV (1860-1904): Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli
ustalarından olan Çehov, Rus Gerçekçilik okulunun önde gelen temsilcisidir. Taganrog’da dünyaya geldi.
Lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. 1879’da Moskova’ya giderek tıp
fakültesine yazıldı ve 1884’te doktor oldu. Alacakaranlıkta adlı öykü kitabıyla 1887’de Rus
Akademisi tarafından verilen Puşkin Ödülü’nü kazandı. Yaklaşık bin sözcükten oluşan komik kısa öykü
türünü başlı başına bir sanat haline getirdi. Ancak 1888’de yayımlanan Bozkır adlı yapıtıyla komik
öykülere sırt çevirmiş oldu. Önemli oyunları arasında Ayı (1888), Evlenme Teklifi (1889), Martı (1896),
Vanya Dayı (1899), Üç Kız Kardeş (1900) ve Vişne Bahçesi (1903) sayılabilir.

ALTINCI KOĞUŞ

Kısa öyküleri türünün en önemli isimlerinden olan Anton Çehov, Altıncı
Koğuş kitabında akıl hastanesindeki bir hasta ve doktor arasındaki
çekişmeleri anlatıyor. Oldukça kısa bir kitap olmakla birlikte sindirerek
okunması gereken bir derinliğe sahip.

Kitapta küçük bir kasaba hastanesinin doktoru ve hastanenin altıncı
koğuşunda kalan akıl hastaları anlatılıyor. Kitapta insan yaratılışı ile ilgili
birçok mesaj görebilirsiniz. Bu yaratılışın tartışıldığı kısımdan bir alıntı
şöyledir; “İnsan niçin ebedî değildir? diye düşünür. Bütün bu dimağ
merkezlerine, dimağın bu girinti çıkıntılarına ne lüzum var? Bütün bunların
toprağa kaybolması ve eninde sonunda arzın kabuğu ile beraber
soğuyarak, nihayet milyonlarca yıl, manasız ve hedefsiz bir surette dünya
ile beraber güneşin etrafında devretmesi mukadder olduktan sonra görme,
konuşma, hissetme, dehâ neye yarar? “ Buna benzer sonsuzluk ve varoluş
ile ilgili birçok mesajı içeren kitabı okurken ister istemez kendinizi konuyu derin derin düşünürken
buluyorsunuz.

Altıncı Koğuş’ta hasta olarak kalan İvan Dmitriç aslında eğitimli ve bilgili bir hastadır. Doktor Andrey
Yefimıç da bunun farkındadır. İkili arasında birçok konu üzerinden oldukça derin sohbetler gerçekleşir.
Felsefi, siyasi ve toplumsal konulardan bahseden doktor ve İvan sık sık konular karşısında karşı karşıya
gelmektedir. Siyaset konuşurken İvan Dmitriç genellikle toplumun bastırıldığını ve otoritelerden
korktukları için seslerini çıkarmadıklarını savunurken doktor Andrey ise zıt yönde konuşmalar
yapmaktadır. Bu konuşmaları okurken siz de kendinizi bu tartışmaların içinde buluyorsunuz. Kafanızda
kendi doğrularınızı tartıyor ve edindiğiniz bilgiler ile yeni yerlerine oturtmaya başlıyorsunuz.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 8

İvan aslında oldukça sert ve ters bir karakter olduğu için kimse onunla kolay kolay iletişim
kuramamaktadır fakat Doktor Andrey kendisi ile sohbet etmekten oldukça keyif almakta ve fırsat
buldukça yanına gelmektedir. Bu yanına gelmeleri İvan’ı rahatsız etse de sohbete başladıktan sonra o
da çok fazla takılmamaya başlar.

Kitapta insanların birbirleri üzerinde kurmaya çalıştıkları baskılar ve sistemler de işlenmiştir. Hatta Ivan
bunun için şöyle bir konuşma yapar; “Evet, hastayım. Ancak siz de biliyorsunuz ki onlarca, hatta yüzlerce
deli özgürce dışarıda dolaşıyor, çünkü cehaletiniz yüzünden onları sağlıklı olanlardan ayırt
edemiyorsunuz. Neden ben ve bu zavallı insanlar, dışarıda dolaşanların yerine burada günah keçisi gibi
oturmak zorunda? Siz, sağlık memuru, idare amiri ve bütün hastane güruhunuz; ahlaki bakımdan
hepimizden ölçülemeyecek derecede aşağı konumdasınız. Neden burada siz değil de biziz? Mantık
bunun neresinde?” Bu konuşmasından da anladığımız üzere insanların birbirleri üzerinde yetki sahibi
olması da kitapta eleştirilen konulardan biri oluyor aslında.

Anton Çehov’un dili çok ağır olmamak ile birlikte kitaplarını ve öykülerini anlamanız, sindirmeniz için kafa
yormanız gerekmektedir. Genel olarak öykülerinde belirli mesajlar ileten yazar bu kitabında da birçok
toplumsal ve felsefi mesaj gönderiyor. Kitabın içindeki tasvir ve betimlemeler o kadar kuvvetli ki, her bir
kareyi gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Betimlemeleri birleştirip kendinizi verdiğinizde adeta altıncı
koğuşun içindeymişsiniz gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Bu da bu kitabın en sevdiğim özelliklerinden biri
oldu. Karakterleri benimsemek oldukça kolay, çünkü çok açık ve net anlatılmışlar. Genel kişisel
özelliklerini rahatlıkla öğrenebiliyoruz ve zaman içinde birbirleri ile yaptıkları sohbetlerde de düşünce
yapılarını çözebiliyoruz.

Hem tiyatro hem de hikaye yazarlığında usta bir isim olan Anton Çehov’un bu eseri de her kitaplıkta yer
alması gerekenler arasındadır. Edebiyat ve felsefenin mükemmel uyumunu merak edenlere bu kitabı
mutlaka tavsiye ediyorum, keyifli okumalar.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 9

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 10

BİREYSEL ISINMA SİSTEMİNE NASIL GEÇİLİR ?

Av. Cemalettin GÜRLER – GCG Hukuk Bürosu

SORU: Site ve apartmanlarda bireyselden merkezi ısınmaya ya da merkezi
ısınmadan bireysel ısınma sistemine nasıl geçilir?

CEVAP: Site ve apartmanlarda yaşayanlar için en önemli gider kalemlerinden biri de
ısınma giderleridir. Bu nedenle bazen bireyselden merkezi ısınma sistemine
geçilirken, bazen de merkezi ısınmadan bireysel ısınma sistemlerine geçilmektedir. Sıcak bölgelerde ise
ısınma sistemlerinden çok havalandırma ve klima kullanımı için bu sorun yaşanmaktadır.

Site ve apartmanlarda ısıtma sisteminin değiştirilmesi faydalı yeniliklerden kabul edilir. Kanun gereğince
kat maliklerinden birinin isteği üzerine ısıtma sistemi değişikliği, ısıtma sisteminin yakıt dönüşümü ve
ısıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesi,
kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılabilir.

Site ve apartmanlarda ortak kullanım araçlarında yapılacak değişiklikler için alınacak bazı kararlar kat
maliklerinin çoğunluğunun kararını gerektirirken; bazı kararlar ise oy çokluğu ile alınabilmektedir. Kat
Mülkiyeti Kanunu, yapılacak değişiklikler için gereken karar yeterlilik sayılarını da bu ayrıma göre
belirlemiştir.

Toplam inşaat alanı iki bin metrekare ve üzeri olan yapılarda merkezi ısıtma sisteminin ferdi ısıtma
sistemine dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı olarak oybirliği ile verecekleri karar üzerine
yapılabilir. Bu konuda yapılacak ortak işlerin masrafları arsa payı oranına göre ödenir.

Merkezi sistem ile ısıtılan bir apartmanda bireysel ısıtma sistemine geçilmesinde, değişiklik bağımsız
bölüm malikleri için merkezi ısıtma sisteminden daha rahat ve kolay olmalıdır. Bu değişiklik elde edilen
faydanın çoğaltılmasına sağlamalıdır.

Kat Mülkiyeti Kanunu gereğince, ana gayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilmektedir. Yönetim tarzı
da kat malikleri kurulu tarafından kararlaştırılmaktadır. Dolayısıyla ısıtma sisteminin değiştirilebilmesi için
kat maliklerinden herhangi biri, kat malikleri kurulu toplantısında ısıtma sisteminin değiştirilmesini talep
etmelidir. Kat maliklerince söz konusu istek oylanır. Karar bütün kat maliklerinin en az yarısından bir
fazlasının olumlu oyu ile alınabilir.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 11

İŞYERİ ANILARI; BOYABAT

Turhan Demirbaş-Başak Sitesi

MTA Zonguldak Bölge Müdürlüğü’nde çalıştığım yıllarda, Sondaj Kamp programları yılbaşı sonrası
Ocak-Şubat aylarında belirlenmekteydi. 1992 yılı arazi mevsiminde, yani Nisan- Ekim ayları arasında
Sinop’un Boyabat ilçesinde sondaj çalışmaları yapılacağı belli olmuştu. Sondajlar o yıllarda yeni ilçe olan
Saraydüzü civarında olacaktı. Küçük bir yerleşim yeri olan Saraydüzü ilçesinde kalacak yer olmadığı için
Boyabat’ta kalacak bina aradık. Dört katlı bir müstakil binanın üç katını kiraladık. Bir sondaj makinesi ve
3 sondör (kadrolu usta) gönderildi, fakat yeterli değildi. Geçici işçi almamız ve sivil araç kiralamamız
gerekliydi. Sivil araçlar Boyabat ilçesinden kiralandı. İşçiler ise Zonguldak Bölge Müdürlüğü’nün
gönderdiği kişilerdi. Bu işçiler Bolu’nun Yığılca ilçesinden torpil ile 4-5 aylığına sigorta girişleri yapılarak
işe alındı. O yıllarda ANAP iktidardaydı ve siyasi iktidarın talimatı gereği bu işlemler yapılmıştı. İşçiler
kamp bitiminde işten çıkarılacak ve arazi mevsiminde tekrar işe alınacaktı. Nitekim 1993 yılında yine
arazi mevsiminde, bu işçiler Bolu-Salıpazarı Linyit Kampı sondajlarında tekrar işe alındılar. 1994 yılından
sonra bu geçici işçi alma işi yavaş yavaş terk edildi. Sonraki yıllarda üç ay süre ile süreli hizmet akdi
yapılarak ve İşkur aracılığıyla işçi alımları devam etti.

Saraydüzü civarında 4 adet Linyit sondajı yapıldı. Sonuç olumsuz oldu ve o yılsonunda sahalar MTA
üzerinden düşürüldü. Arazi çalışmalarını yürüten Jeoloji mühendisi arkadaşların çok itina ile
çalışmadıklarını, daha sonra linyit projelerinde çalıştığım zaman anladım. Hakikatten çökelti alanları iyi
incelenmediği ve sürekli mostra arandığı oldu. Yarma ve sondajlara daha çok önem verilmesi, daha
sonraki yıllarda gerçekleşti. Bu durumda siyasi iktidarın MTA’yı gözden çıkarmasının rolü büyük
olmuştur.

O yıl geçici işçi maaşları çok düşüktü. Normal kadrolu işçi maaşının üçte biri oranında gibiydi. Geçici
işçiler genellikle evli ve gurbette çalışmaya alışmış kişilerdi. Bu düşük maaşa sigorta ve sağlık hizmeti
için katlanmaktaydılar.

O gün normal bir iş günü, öğleden sonraydı. İşçiler 16.00- 24.00 vardiyası çalışacaklardı. Ben o
saatlerde sondaj mahallinden kampa dönmüştüm. Saat 15.30 civarında hiçbir işçinin orada olmadığını,
sorumlu vardiya sondörü bana söyledi. Kısa bir araştırma sonunda gündüz vardiyası dışında kimsenin
kampta olmadığını fark ettim. Aşçı kamptaydı. Söylediğine göre ilçede film çevriliyormuş, işciler oraya
gitmişler. Araba ile film çevrilen Boyabat Kalesi civarına gittim. Şoför meğer onları oraya bırakmış. Elbise
ve kostüm dağıtılan bir araca yaklaştık. Durumu sorduk, adam biraz sonra çekim biter dedi.

Yaklaşık yarım saat sonra, İspanyol askerleri kılığında bizim işçiler geldiler. Takma keçi sakal takılı
vardiya işçileri, Osmanlı askerleri ile savaşmışlar ve kan ter içinde kalmışlardı. Bu arada hepsi temsili
olarak Osmanlı Askerleri tarafından öldürülmüşlerdi. İşe gidecek halleri kalmamıştı, birlikte kampa
döndük. Daha sonradan öğreniyoruz ki, “Kurtoğlu” filmi çekimleri yapılmış. Belediye anons yapmış ve
ücret karşılığı figüran aramışlar. Bizim işçiler parayı duyunca gidip figüran olarak yazılmışlar. Onların
sayesinde bende Boyabat Kalesi’ni yakından gördüm ve bir filmin ne kadar zorluklarla çekildiğine şahit
olmuş oldum.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 12

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 13

EN SONUNDA, İKLİMİN DE İÇİNE ETTİK...

Cengiz Karaköse – Ande Sitesi

İnsanın daha yeryüzünde görülmediği jeolojik dönemlerde, dünyamız 5 kitlesel biyolojik yok oluş yaşadı.
Bunlardan sonuncusu, günümüzden 65 milyon yıl önce gerçekleşti. Çok büyük bir göktaşı dünyaya
çarpınca, dünyanın iklimi değişti! Bu değişim sonunda dinozorlar yok oldu ama bugün insanın başlattığı,
daha doğrusu yarattığı çevresel (ekolojik) yıkım, dünyanın altıncı yok oluşu olacak. Bu yok oluş, önceki
yok oluşlardan daha büyük ve daha tehlikeli olacak! İnsanlar son 200 yılda her şeyi alt üst etmeyi
başardı. Artık gök taşına falan da ihtiyaç yok çünkü dünya nüfusu 1830'da bir milyar iken, bugün 7
milyarı geçti... Yani 200 yıldan az bir zamanda nüfus 7 kat arttı!!

Senelerdir bizler biyologların uyarısına aldırmadık! Sonunda, günümüzde yaşanan felaketler arka arkaya
gelmeye başladı. Dünyanın biyolojik çeşitliliği, işgalci bir tür olan insanın akıl almaz zararlı faaliyetleri
sonunda hızla yok olma yolunda. Bu yok oluş son 30 yılda daha da hızlandı maalesef. Şehirlerde yeşil
alan diye bir şey bırakmadık. Geriye kalanı da yine insanlar yok etmeye devam ediyor.

Şehirlerde yağmur suyunu emecek toprak bırakmadık. Her yeri beton ve asfaltla kapladık. Dolayısıyla
yağmur suları sel olup akıyor, caddeleri ve semtleri basıyor. Aşırı soğuk ve sıcaklar artık can almaya
başladı. Hava ve suyun kirlenmesi insanları etkiliyor. Sıcaklar çekilmez boyutlara ulaşınca, toplum
durumun ciddiyetini sonunda anladı ama yine de bazı kötü alışkanlıklarımızı bırakamadığımız için,
küresel ısınma denilen bela sonunda hayatımızı çekilmez hale getirir oldu. Üstelik beklenenden daha
hızlı artıyor ve ciddi insan kayıpları yaşanıyor.

Diğer taraftan, bir arada yaşamak zorunda olduğumuz iki kavram var. Bunlar doğa ve ekonomi ama
zengin ülkeler yanlış bir seçim yaptı. Ekonomik çıkarları uğruna, doğayı yani ekolojiyi gözardı ettiler.
Sonunda iklimi öyle bir noktaya getirdiler ki, ekolojik çöküş yakında ekonominin de çökmesine sebep
olmaya başlayacak, çünkü son veriler bunu gösteriyor. Havadaki karbondioksit oranı 2015 Haziran
ayında güvenilir sınır olan 350 ppm'i geçti; 400 ppm'e ulaştı. Bunu doğrulayan bir bilgiyi Türkiye'den
verecek olursak, sera gazı salmayı 1999 yılından bu yana, yüzde 100 artırdığımızı söylemem yeterli
olacak sanırım.

Bunu başaran tek ülke olduk sonunda. Atmosfere saldığımız sera gazının, ne kadar tehlikeli boyuta
ulaştığı ise ortaya çıktı böylece. Dünya çok ısındı. Neredeyse kaynama noktasına geldi sayılır ama bizler
hala küresel ısınmayı kabullenmeyip, adeta fırına odun atıyoruz. Son günlerde yaşanan bunaltıcı
sıcaklar ve kentlerde yaşanan seller, sözünü ettiğim bu iklim değişimine en güzel örneklerdir.

Amerika, Kanada gibi sanayileşmiş zengin ülkeler, aşırı tüketime dayalı ekonomilerini sürdürebilme
telaşıyla Kyoto Protokolü’nü yenilemeye bir türlü yanaşmıyor. Hal böyle iken, gelişmemiş ya da bizim gibi
sözde gelişmekte olan ülkelerin gaz salımlarını azaltmalarını beklemek hayal oluyor tabii. Sera gazı
salınımının en önemli kaynağı, kömürle çalışan termik santraller ve egzoz gazlarıdır. Dolayısıyla tüm
ülkeler radikal bir karar alıp, bunu da uygulamayı başarırlarsa, dünyanın ekolojik dengesini düzeltmek
mümkün olmasa bile, gelecek kuşakların soyunu bir süre daha devam ettirmesini sağlayabiliriz umarım.
Zaten yakın zamanda pandemi yüzünden kentlerde kullanılan araç sayısı azalınca, kentlerdeki hava
kirliliğinin nasıl azaldığını hep birlikte yaşadık.

Ama insanımızın son yıllardaki davranış biçimiyle ekolojik dengenin yok oluşunu önlemek mümkün değil
tabii, çünkü 7 milyar insan, milyarlarca hayvan, her geçen gün sayıları artan fabrika, otomobil, uçak ve
deniz aracı, iş makineleri, yaklaşık 50 milyar canlı ve cansız sistem, her gün kullandıkları milyarlarca ton
katı, sıvı ve gaz haldeki atıklarını, dünya ekosistemine bırakıyor. Bu kadar ağır yük altında kalan
dünyamız ise, son sıcaklar, seller dolular aracılığıyla her gün bizi uyarıyor ama biz bu yükü daha fazla

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 14

sera gazı salarak sürekli artırıyoruz. Olan çocuklarımıza olacak sonunda. Onlara sağlıkla yaşayacakları
bir ortam bırakamayacağız maalesef.

Her yıl dünyada üretilen otomobil sayısı 80 milyon civarında. Halen gezegenimizde mevcut milyarlarca
otomobilin bir saatte çıkardığı gaz miktarını düşünsenize! Ayrıca bu otomobillerin üretimi sırasında
salınan karbondioksiti ise, düşünmek bile istemiyorum...

Evrende insanın yaşamasına uygun tek bir gezegen var; o da dünyamız. Bu kadar yüke daha ne kadar
dayanır bilinmiyor! Son ekolojik göstergelere bakan uzmanlar, 7 milyarlık dünya nüfusunun 4 milyarının
dünyaya fazla geldiğini, o nedenle gelişmiş ülkelerin aşırı tüketim alışkanlıklarını bizim gibi gelişmekte
olan ülkelerin ise hızlı nüfus artışını acilen azaltmaları gerektiğini söylüyor ama buna karşın ülkemde
bazıları, sürekli bunun tersini savunup, vatandaşın üç çocuk yapmasını istiyor.

Bu yıl insan etkinlikleri yüzünden atmosfere karışacak karbondioksit miktarı, 1990'daki salımın, yüzde
50’sinden daha fazla artacak. Bu da dünyanın sonunun yakın olduğu anlamına gelmektedir. Bu seneki
yaz sıcaklığı ortalamasının, uzun yılların ortalamasına göre 2-2,5 derece daha artması bu nedenledir.
Ayrıca seneye daha sıcak günlere hazır olmamız gerekiyor.

Bundan sonra enerji tasarrufu mu yaparsınız, atıklarınızı düzenli mi atarsınız, suyunuzu dikkatli mi
kullanırsınız, artık hepsi size kalmış ve de sizin yapacağınız bir şey...

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 15

GELECEK ONUN DAHA İYİ OLACAĞINA İNANAN
İNSANLAR TARAFINDAN İNŞA EDİLİR.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 16

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 17

SATRANÇ ÖĞRENİYORUZ

Hatice Caymaz - TSF Satranç Antrenörü / TSF Ulusal Hakem

SATRANÇTA ATAK: Tarafların kazanç amacıyla, rakip hatlara doğru olan saldırılarına atak denir.
Oyun ortasının en önemli özelliklerinden biri de ataklardır. Ataklara genellikle açılışın
tamamlanmasından sonra geçilir. Açılışla birlikte taşlarını uygun karelere yerleştiren oyuncuların artık
atağa geçme zamanları gelmiştir.
Saldırı bir plan doğrultusunda taşların işbirliği ile yapılır. Atağa genellikle aletlerin desteği ile piyonlarla
başlanır. Saldırıya katılan taşların çokluğu, saldırının başarısı için önemlidir. Saldırıya başlarken rakibin
savunma olanakları da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

ATAK ÇEŞİTLERİ: Şah kanadı atağı, Vezir kanadı atağı, Merkez atak, Minorite atak, Majorite atak.
1-Şah Kanadı Atağı: Rakibin şahının bulunduğu kanada yapılan ataklara şah kanadı atağı denir. Şah
kanadı atağı, daha can alıcı bölgeye yapılıyor olması nedeniyle diğer ataklara oranla daha önemlidir.
Şah kanadı atağı genellikle aletler tarafından desteklenen piyonların saldırısıdır. Rakibin savunmasında
zayıflık oluşturmak, hat ve diyagonalleri açarak kale ve fillerin etkinliğini artırmak amacıyla yapılan taktik
unsurların sıklıkla kullanıldığı saldırıdır.
Şah konumu zayıflıkları, şah kanadı ataklarına zemin oluşturabilir. Bu tür ataklarda taktik unsurlar daha
sıklıkla kullanılır.
ÖRNEK OYUNLAR

İVANCHUK MOROZEVİCH 1996
l.e4 e6 2.d4 d5 3.Ac3 Af6 4.e5 Afd7 5.f4 c5
6.Af3 Ac6 7.Fe3 Fe7 8.dxc5 Axc5 9.Fe2 0-0
10.0-0 Fd7

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 18

ll.a3 Fe8 12.Vel Kc8 13.Kdl Vc7 14.b4 Ad7
15Ab5 Vb8 16.Fd3 f6 17.Vh4 f5 18.Vh3 Ab6

19.Fxb6 axb6

(20.g4 (Beyaz şah kanadı atağına başlıyor. Kural olarak şahın önündeki piyonların sürülmesi bir
zayıflık oluşturur. Bu nedenle iyi hesaplama yapmadan bu piyonların sürülmesi önerilmez) g6
21.gxf5 exf5 22.Kf2 Ad8 23Abd4 Şh8 24.Kg2 Kc3 25.Ah4 Ac6 26Ae6 Kg8 27.Axf5 Vc8 28.Kg3 h5
29.Ah6 Kg7 30.Ff5 Kxg3+ 31.Vxg3 Vb8 32.Kxd5 Kh7 33.Fxg6 Kxh6 34.Ff7 1-0

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 19

KEDİLERDE SALDIRGANLIK
H. Fatoş GÜR – Dünya 1 Sitesi

Kediler küçük canlılardır ve genellikle diğer hayvanların hedefi olurlar. Bu da onları her türlü tehlikeye
karşı savunmasız hale getirir. Kedisi olan herkes, özellikle evin dışında karşılaşılabilecek tehlikelerden
korunmaya ihtiyacı olduğunu bilir. Bu güvenlik sorunu nedeniyle, kediler bir tehdit algıladıklarında
saldırgan tepki verirler. Saldırganlık ayrıca korkudan, sağlık durumundan, genetik yatkınlıktan, çevresel
bir değişimden veya bölgesini korumaktan da kaynaklanabilir. Ancak aşırı saldırgan davranış, bir kedi ile
birlikte yaşamayı zorlaştırabilir.
Belirtiler

Agresif belirtilerin çoğuna korkulu bir vücut pozisyonu, yüz ifadesi veya boyun eğme davranışları eşlik
eder. Bazı kediler köşeye sıkıştıklarında, kaçamayacaklarını düşündüklerinde veya kışkırtıldıklarında bu
işaretleri sergiler. Kediler arasında yırtıcılık, bölgesellik ve korku, acı veya cezanın neden
olduğu saldırılar dahil olmak üzere birkaç tür saldırganlık vardır. Bu tür korkuların yaygın görülen
belirtileri şunlardır:

▪ Odaklanarak sabit bakma

▪ Takip

▪ Tıslama

▪ Vurma

▪ Birden üstüne atlama

▪ Dişlerin gösterilmesi
▪ Sırtın kavisli hali
▪ Kuyruğun dikleşmesi
▪ Kulakların geri çekilmesi

▪ İrileşmiş göz bebekleri

▪ Tüylerin dikilmesi

▪ Pençe ve dişler kullanılarak saldırma
▪ Bir bölgeye çenesini sürterek veya idrar püskürterek işaretleme

▪ Bedenini geri çekme (amaç: boynu ve göbeği gizlemek)

Bu tür yırtıcı davranışlar kedilerde çok güçlü olduğu için farklı bir tedavi gerektirir. Normal yırtıcı
davranışlar, yaklaşık beş ila yedi haftalıkken başlar. Bazı av türlerini öldürmek için farklı beceriler
kullanıldığından, avlanma davranışı anneden yavru kediye geçebilir. 14 haftaya kadar, bir kedinin çok iyi
bir avcı olduğu görülebilir. İyi beslenen kediler hiç yırtıcı olmayabilir veya avını öldürebilir ve kafasını
koparabilir. Takip etmek ve avlanmak, kendi başının çaresine bakması gereken kedilerde daha
yaygındır.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 20

Gizlilik, sessizlik, konsantrasyon, sinsice sokulma, başın aşağı eğilmesi, kuyruk seğirmesi ve pençe
gösterme duruşlarının tümü, yırtıcı davranışı karakterize eder. Kedi daha sonra saldırı hedefini pençeleri
ve dişleriyle tutarak, yaylanıp avına hamle yapacaktır. Gruptaki yeni bir erkek, bir
dişiyi kızgınlığa veya kızışmaya teşvik etmek için yavru kedileri öldürebilir. Bazen kedi ayak, el veya
bebek gibi uygun olmayan şeylere “avlamak için saldırabilir”.

Nedenleri

Uygunsuz veya istenmeyen saldırganlık, birçok nedenden kaynaklanabilir. Örneğin bazı insanların ciddi
ve huysuz eğilimleri olduğu gibi, kediler de saldırgan bir kişilikle doğabilir. Ayrıca, kedinin üç aylıktan
önce insan teması olmamışsa veya diğer kedilerle sosyal etkileşimi yoksa nasıl davranacağını
bilemeyebilir.

Kedi, evini başka kedilerle (veya hayvanlarla) paylaşıyorsa, sosyal grup içindeki hiyerarşisini ortaya
koymaya çalışıyor olabilir. Bu davranış, özellikle kedi sosyal olgunluk yaşına (yaklaşık iki ila dört
yaşında) ulaştığında ortaya çıkabilir. Yaş, davranışla ilgili çok önemli bir husustur (oyun saldırganlığı bir
yavru kedi için önemli bir gelişim aşamasıdır). Doğal yırtıcı davranış, yaklaşık 10 ila 12 haftalıkken başlar
ve doğru yönetirseniz, genellikle kendi kendine azalır.

Korku, saldırganlığa da yol açabilir. Barınaklar, kafeste kalma veya aşırı kalabalık kedili ortam gibi
sağlıksız ortamlarda travma geçiren kediler, zaman zaman agresif bir şekilde saldırırlar. Bu durum,
özellikle hayvanlar veya insanlar tarafından istismar edildiyse (özellikle çocuklar tarafından) ortaya
çıkabilir. Çünkü küçük çocuklar hayvanlara karşı hoyrat davranma eğilimindedir. Kediniz çocuklardan
korktuysa, tüm çocuklara karşı agresif davranabilir.

“Normal” saldırganlık eylemleri, kedi “savunmada olma ihtiyacı” hissettiğinde de gerçekleşebilir. Bir anne,
yavru kedilerini korumak için doğal olarak agresif olacaktır ve aynı şekilde baba kedi de aynısını
yapabilir. Bazı kediler, kendilerine ait bir bölgeyi sahiplenir ve bu bölgedeki hakimiyetlerini fiziksel olarak
da iddia ederler.

Kedinizin uygunsuz davranışına neden olabilecek başka neden yoksa ve yine de bir çözüm
bulamadıysanız, tedavi edilmesi gereken altta yatan bir tıbbi durum olması ihtimaline karşı kedinizi
veterinerinize götürmeniz gerekebilir. Bazen saldırganlık, kedinin acı çektiğini ve dokunulmak
istemediğini veya öfkesini etkileyen bir hastalıktan muzdarip olduğunu da gösterebilir.

Teşhis

Teşhis genellikle baskınlık davranışı, çatışma saldırganlığı ve sosyal statü saldırganlığı gözlemlenerek
yapılır. Bununla birlikte, davranışsal değişikliklere neden olabilecek ve saldırganlıkla karıştırılabilecek
bazı tıbbi durumlar da vardır. Veteriner hekiminiz, herhangi bir davranış sorununu ele almadan önce
bunları ekarte etmek isteyecektir:

▪ Nöbet

▪ Beyindeki bir hastalık

▪ Tiroid sorunu

▪ Adrenal bozukluk

▪ Böbrek bozukluğu

▪ Anemi

▪ Kurşun zehirlenmesi

▪ Hipertiroidizm

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 21

▪ Epilepsi

▪ Kuduz

Tedavi

Veteriner hekiminiz, kedinin davranışından sorumlu altta yatan bir hastalık tespit ederse, önce bunun
tedavisi yapılacaktır. Altta yatan bir hastalık yoksa kedinizi yeniden eğitmeniz gerekir. Kedinizin
davranışının deneyim veya yaşam tarzı tarafından yönlendirildiği tespit edilirse, davranış değişikliği
teknikleri uygulanır. Unutmayın, patron sizsiniz ve kedinizdeki davranış değişikliğini başarabilmek için
kendinizde yapmanız gereken tutum değişikliği, kalıcı bir değişiklik yaratacak ya da kedi eski davranışına
geri dönecektir.

Bazı değişim eğitimleri şunlardır:

▪ Korkulu durumlardan kaçınılması

▪ Saldırgan davranışları kışkırtmaktan kaçınılması

▪ Kedide kötü reaksiyon başlatacak durumların belirlenmesi

▪ İşaretlerin okumasının öğrenilmesi (örneğin kuyruk sallama, kulakların düzleşmesi, başın aşağıda
durması, tıslama vb.)

▪ Agresif olduğunda kedinin yalnız bırakılması

▪ Kedi sakin olduğu durumlar belirlenerek, davranış değiştirme eğitimi verilmesi.

▪ İyi davranışın ödüllendirilmesi ve kötü davranışın cezalandırılması

▪ Saldırganlık belirtileri olduğunda, kedinin kucağınızdan atlamasına veya uzaklaşmasına izin verin
ve davranışı değişene kadar onunla ilgilenmeyi reddedin.

▪ Kediler arasındaki saldırganlığı önlemek için alanlarını ayırın ve saldırgan olanı daha az keyifli bir
alanda tutun.

▪ Duyarsızlaştırma ve koşullandırmaya yardımcı olmak için tasma ve uzatma kullanın.

▪ İstenilen davranışı teşvik etmek için tıklama eğitimi de düşünülebilir.

Davranış değişikliği için eğitim alırken, kızgınlık, can sıkıntısı ve dirençten kaçınmak için seansların kısa
tutulması gerektiğini unutmayın. Herhangi bir fiziksel ceza uygulamamak çok önemlidir. Bu sorunu daha
da kötüleştirecektir.

Siz ve veterineriniz, kedinizin kişiliğinin davranışın kökeni olduğu ve tamamen değiştirilemeyeceği
sonucuna varırsanız, özellikle evcil hayvanlar için formüle edilmiş, ruh halini iyileştiren ilaçlardan birini
vermeyi düşünebilirsiniz. Kediler için olan ilaçlar sınırlıdır ve kullanmaya karar verirseniz, olası olumsuz
yan etkilere karşı tetikte olun. Aksi takdirde, aile üyeleriniz için yaptığınız gibi kedinizin kişiliğine uyum
sağlamak, en iyi seçeneğiniz olabilir. Kedinizi korkulu durumlardan koruyarak, diğer hayvanları ve
insanları kedinizin saldırma eğiliminden koruyabilirsiniz.

Kaynak: https://www.diyabetikkedi.com/kedilerde-saldirganlik-genel-bakis/

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 22

PORTRE ÇEKİMİ
Tacettin TEYMÜR – Çiğdemim Fotoğraf Topluluğu Eğitmeni

Portre bir kimseyi tanıtmak için fotoğraf resim ya da yazıyla yapılmış eserlere denir. Portre bir kişinin
belden yukarısı daha çok yüzünü çekmektir. Portre fotoğrafı ile uygun ışık fon kullanarak o kişiyi

anlatmamız istenir. Portre dışarda
ya da stüdyoda yapılabilir. Dışarda
gün ışığında ışık koşulları nedeni ile
biraz zorlanabiliriz. Uygun ışık özel
bir şey anlatmıyorsak yumuşak bir
ışık kullanılmalıdır. Gün ortasında
güneş tam tepede iken yapılan
çalışmalar güzel sonuç vermez.
Güneşin sert ışıkları nedeniyle
burunda çene altında göz
çukurlarında çok sert gölgeler olur
bu da fotoğrafın kötü olmasına yol
açar. Yumuşak ışık da gölgeler
olmayacağı için daha iyi sonuç
alırız.

Çok sevdiğimiz portelerden birisi de çalışan insan portreleridir.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 23

Portre her zaman insan yüzünü çekmek değildir bazen ayrıntılar da portre olabilir

Dış çekimlerde portresini çekeceğimiz insanlara ile konuşmak sohbet etmek amacımızı anlatmak daha
iyi sonuç verir. Uzaktan kişilerin haberi olmadan çekim yapmak doğru değildir. Böyle bir fotoğrafı çekip
yayınlamak ilerde mahkemeye kadar varabilir. Çocuk portreleri çekmek daha zordur. Çocuk ile iletişim
kutup istediğiniz portreleri elde etmek biraz çaba gerektirir. Dışarda sokakta oynayan ya da ağlayan
tanımadığımız çocukları çekmeyi doğru bulmuyorum. Ben çekmiyorum

En çok çektiğimiz stüdyo ortamında portelerdir.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 24

Bu tip çalışmalarda modelle iletişim kurmak önemlidir. İki saatlik bir çalışmanın ilk yarım saati modelin
uyum sağlaması ile geçer son yarım
saat de yorulacağı için iyi poz
veremez sizin için verimli bir saat
kalıyor.

Portre için 85 mm ya da daha üstü bir
objektife gereksinim var 50 mm de
olabilir ama 50 mm ile modele
yaklaşmak zorundasınız.
Model ile fon arasında 1 metre sizin ile
model arasında 1 metre olmasını
tercih edin, böylelikle fonun ayrıntısı
görülmez ve modelden biraz uzak
olduğunuz için rahat çalışırsınız.

Atölye çalışmalarında ışığın yoğunluğuna göre ISO seçilir ben çalışmalarımı genellikle 400 ISO da
yapıyorum.

Çalışmalar da netlik gözden alınır diyafram öncelikli A/AV
konumunda en açık diyafram seçilerek çekim yapılır.

Modelin çizgili yazılı karışık renklerde kıyafet giymemesi gerekir.
Mümkün olduğunca sade ve koyu kıyafet tercih edilir.
Kısa kollu kıyafet olursa yüz ve kolların rengi uyuşmayacağı için
renkli fotoğrafta sorun olabilir. Kadın modellerde makyaj sade ve
kapatıcı olmalıdır. Model ile iyi iletişim kurulmaz ise yeterli
güzellikte fotoğraf alınamaz. Portre çekerken mutlaka nokta
ölçüm kullanmak gerekiyor. Işık ölçümünü de en parlak
noktadan almak gerekiyor. Bir modelle birkaç kere çalışmak
daha iyi sonuçlar verir. Bazen çok uzun süre aynı modelle
çalışmak da gerekir.

En güzeli bulana kadar çalışmak en iyisi. SAYFA 25
Işığınız bol olsun.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020

PANDEMİ GÜNLERİNDE PARK GEZİNTİLERİ

Neriman Acar-Dünya Bir Vadi sitesi

Çiğdem Mahallesi, yani bizim mahallemiz; iyi günde kötü günde bir araya gelebilen, birbirine destek
olabilen özel bir mahalledir.

Tüm dünya ile birlikte bizler de pandemi nedeniyle zor günler geçiriyoruz. Bu karantina günlerinden en
çok da 65+ yaş grubu insanlarımız etkileniyor. Çoğunun kısıtlı olan sosyal yaşamları, ilkbaharı
yaşadığımız şu günlerde, en azından parklarda bahçelerde temiz havanın güneşin keyfini
çıkarabilecekken, evlerinde karantina altında geçiyor.

Kentsel yaşam kalitesini artırabilmek için insanların kolay ulaşabileceği; sosyal, sağlık, eğitim, çevresel,
ekonomik anlamda yararlanabileceği parklar pek çok anlamda yaşamlarımıza katkı sağlar.

İşte bunlardan biridir, Yaşar Kemal Parkı. (Yaşamkent Mahallesi, 3150. Sk.)

Bölgedeki 16 bin metrekarelik boş alana park yapılmasına, katılımcı belediyecilik ve vatandaş odaklı
hizmet anlayışı çerçevesinde Çankaya Belediyesinin fikirlerini aldığı Yaşamkentli vatandaşlar karar
vermiş. Yani bizim Çiğdem Mahallesi’nde Can Yücel Parkı’nda yaptığımıza benzer bir çalışma burada da
yapılmış.

İnsanı, insan duygularını, zulme karşı direnişi en güzel dille anlatan katıksız bir devrimci, ilkeli bir yazar
olan Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015 tarihinde yaşama
veda etmiştir. 7 Kasım 2015 tarihinde ise Çankaya
Belediyesi tarafından Yaşar Kemal anısına,
Yaşamkent’te, betonu az, yeşili çok bir park kentimize
kazandırılmıştır. 16.441 metrekarelik park alanının 12
bin metrekarelik yeşil alanı var ve yağmur sularının
depolanması ile sulanmaktaymış. İçerisinde biyolojik
göletler, koşu yolu, dinlenme ve oyun alanları bulunan
henüz genç bir park. Yıllar geçtikçe daha güçlü bir
yeşil alana ve daha çok ziyaretçiye sahip olacaktır.
Pandemi nedeniyle evde bunaldığımız günlerde
kentimizin park ve bahçelerini gezelim görelim dedik.
Çankayalı gerçekten bu konuda çok şanslı.
Pandeminin yaşamlarımıza bloke koyduğu bu

günlerin bir artısı, benim için kendimize ve AVM’ler dışında yaşadığımız kentin yeşil alanlarına zaman
ayırabilmek. Birlikte, sağlıkla güzel günlere…

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 26

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 27

ÇİĞDEM’DE BİR EGELİ

Ferah Talay - Mavikent Sitesi

Bir Egeli olarak bundan birkaç yıl önce, Ankara’da yaşamak ister misin diye sorsalar cevabım; “Deniz,
güneş, masmavi gök, eşim, evim, arkadaşlarım, her güne farklı zenginlikler katan etkinliklerim varken
bunlar bırakılıp Ankara‘da yaşanır mı?” olurdu. Elbette evlatlarımızı yılda birkaç kez ziyaret ediyor kısa
süreli Ankara’ya gelip gidiyorduk. O zamanlar çocuklarımız Yeni Esenkent sitesinde oturuyorlardı. 2 yıl
önce hayatımıza güneş gibi doğan torunum Ada beni Kuşadası’ndan alıp çok daha güzel bir Ada’ya
taşıdığında aile benimle ve Ada ile genişledi ve Mavikent sitesine taşındık. Bir taraftan torunum
büyürken bir taraftan ben yeni hayatıma alışmaya başladım. Zaman hızla akıp gitti ve ben bu sürede yarı
Ankara’lı oldum adeta.

Bir yanda doyumsuz torun sevgisi, bir yanda Çiğdem gibi bir mahallede yaşıyor olmanın keyfiyle
Ankara’ya bakışım değişti. Şehirler insanlarla, insanlar ürettikleri ve paylaştıklarıyla güzeldir. Bu süreçte
ve bundan sonra ne kadar süreceğini bilmediğim Ankara günlerimde Çiğdem Mahallesi benim için büyük
şans oldu.

Bozkırın ortasında bir vaha adeta Çiğdem. Bir yandan ODTÜ ormanı, bir yandan duyarlı ve bilinçli site
sakinlerinin emekleri ile yeşillenmiş bahçeler, şehrin keşmekeşinden uzak, bir o kadar da şehre yakın bir
mahalle, Çiğdem. Akşamları yıldızları, günbatımını ve mehtabı izleyebildiğiniz, sokaklarında çocukların
bisiklet binebildiği, parklarında tenis oynanan, sabah kahvaltısı yapılan, akşam çayları içilen kaç mahalle
vardır bu şehirde. Sokağa çıktığınızda selam verebileceğiniz, ayaküstü sohbet edebileceğiniz,site
kamelyalarında serinleyebileceğiniz, Ege tadında mutena bir semttir Çiğdem. Yaz akşamlarında Can
Yücel parkının mahalle kültürünü yaşatan cıvıltısı, (her ne kadar pandemi nedeniyle kesintiye uğrasa da)
derneğin yazlık sineması, 23 Nisan şenlikleri, aşure günü, kermes gibi etkinlikleri takdire değerdir. Parkın
içinde yer alan Çankaya Evi’nde her telden sazlı sözlü etkinlik, koro, dans, yoga, hobi kursları, spor
etkinlikleri de cabası.

Dernek demişken bir mahalle derneğinin ötesinde faaliyet gösteren Çiğdemim Derneği!nin etkinlikleri
başlı başına bir motivasyon ve doping oldu benim için Ankara günlerimde. Alışkın olduğum bir hayatın
neredeyse tüm kalemlerini Çiğdemim sayesinde yaşama şansı buldum.Sinema, tiyatro, söyleşi,
edebiyat, gezi, trekking ve niceleri. Gelenekten beslenip moderne uzanan çağdaş, üreten insan profilini
görmek isterseniz Çiğdem Mahallesi en doğru adrestir. Semt kütüphanesini de anmadan geçmek olmaz.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 28

Yüzlerce kitabıyla, gönüllü nöbetçileriyle önemli bir kültür hazinesi, yararlanmasını bilene. Kısacası kent
içinde bir kent gibi Çiğdem.

Güzel insanlarla tanışıp, dağarcığıma yeni şeyler katarken kendi birikimlerimi de paylaşma olanağı
buldum bu mahallede. Küçük bir kadın grubu olarak başladığımız “Kurtlarla Koşan Kadınlar“ isimli
kitabın analiz çalışmaları ne yazık ki yine pandemi nedeniyle yarım kaldı.

Tatillerde Kuşadası’na da gittiğimde, beni iyi tanıyan dostlarım, arkadaşlarım Ferah Ankara’da sıkılmıyor
musun diye soruyorlar ben onlara Çiğdem’i anlatıyorum ve yıllar önce yazdığım bir yazımı
anımsatıyorum. “Bir Şehri Sevebilmek“ adlı bu yazımda “Yaşamak biriktirmektir bir anlamda“ demişim.
Bu şehirde, bu mahallede, bu evde de birçok anı biriktiriyorum. Güzel anılar.Bilmiyorum belki de ilk göz
ağrısıdır sevdiğim. Ada’dır Ada’cığımdır. Sevdiğimin sevdasındandır sevilen mekanlar. Zira yaşamadım
ki başka bir mahallede. Çiğdem benim için Ankara oldu, Ankara Çiğdem.

Hafta sonları şehri tanımak için semt semt gezmeyi severim. Otobüs, araba, metro, taksi, yaya ne
bulduysam, yol beni nereye götürürse müze, park, çarşı, pazar. Akşam olup mahalleye döndüğümde
tanış olmak iyi gelir sokaklara, insanlara. Alışmışım demek, Çiğdemli olmuşum derim kendi kendime.
Evet işte böyle, Ankara‘da Çiğdem‘de olmak beni mutlu ediyor. Varoluşuma uygun birçok olanak var bu
mahallede.

Her şey mükemmel değil elbette her yerde olduğu gibi bu mahallede de aksaklıklar, gözüme batan
çarpıklıklar olsa da, iyi ki yolum Çiğdem’e düşmüş, iyi ki bir Ada’dan daha güzel bir Ada’ya gelmişim
diyorum.

Komşularımızın her birine güler yüzlü
davranabilirsek, toplumun huzuru için de

adım atmış oluruz.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 29

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 30

KİTAP TANITIMI
Turhan Demirbaş - Başak Sitesi

Zonguldak’ta yerin altı erkeklerden, yerin üstü kadınlardan sorulur...
Milli mücadelede Zonguldak kadınlarından başarı öyküsü…

5 Aralık Türk Kadınlarına seçme seçilme hakkı tanıyan kanunun
yasalaştığı gündür. Bu yasa Fransa’da 1945, İtalya’da 1971, Japonya’da
1945 yılında tanınmasına karşın Türkiye’de 5 Aralık 1934 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Atatürk’ün kadına ve kadın haklarına göstermiş
olduğu önemin ispatıdır.

Mehmetciğin anası kahraman Türk Kadınlarımızın milli mücadele
yıllarında hem cephede hem de cephe gerisinde yaptığı başarılar
saymakla bitmez. Onlar, çeşitli cephelerde kahramanca savaştılar.
Onlar, Karadeniz kıyılarından, Ereğli’den, Zonguldak’tan, İnebolu’dan ve
Ordu’dan cephelere silah, cephane, malzeme, yiyecek ve giyecek

taşıdılar.

Onlar, Kuvay-ı Milliye’ye maddi yardım için yarıştılar. Onlar,
hastanelerde yaralı askerlerimize şifa oldular.

Prof.Dr. Ali Sarıkoyuncu; “Milli Mücadele’de Zonguldak ve Havalisi” adlı kitabında, Milli Mücadele’nin
başlarında İstanbul’dan Anadolu’ya geçebilmek için iki yol olduğunu, bunlardan Üsküdar
Sultantepesi’ndeki Özbekler Dergâhı’ndan başlayıp Geyve’ye uzanan “Menzil Hattı’nın” 1920 Nisan
ayından sonra İngilizlerin İzmit’i işgal etmesiyle kesildiğini ve bu
yüzden Anadolu’ya geçiş ve sevkiyatta Karadeniz limanlarının
önem kazandığını anlatır. Belge ve yaşayan tanıklarına
dayanarak İnebolu dışında Ereğli, Zonguldak ve Bartın’dan
Ankara’ya önemli bir ikmalin yapıldığını, bu amaçla bölgede etkili
teşkilatların kurulduğunu ve Zonguldaklı kağnı kolları ve
katırcıların yanı sıra bölge kadınlarının da bu sevkiyatta görev
aldığını yazmaktadır. Yine deniz yoluyla yapılan ikmal
çabalarında Ordu’dan Sivas’a yapılan nakliyatın da önemli rol
oynadığı bilinmektedir.

Zonguldaklı kadınların sevkiyatta yaptığı başarıdan ayrı bir kuruşla birinci olmuşlardır.
başka katkısı da, Hilal-i Ahmer’e (Kızılay) bağış toplama
kampanyasında yaşanmıştır. Kuvay-ı Milliye’ye yardım amacıyla
bütün yurtta açılan bu kampanyaya Zonguldaklı hanımlar büyük
bir heyecanla katılmışlar ve 18 Temmuz 1921 tarihli Açık Söz
Gazetesi’nin haberine göre, topladıkları 1.061.723
Bu kampanya sırasında

Samsun’dan 685.000,
Antalya’dan 457.000,
Kayseri’den 100.000,
Trabzon’dan 57.210,
Eskişehir’den 128.400 ve
Sivas’tan 20.000 kuruş ancak toplanabilmiştir.

Araştırma, Kütüphane No; 19987

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 31

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 32

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 33

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 34

Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği
“Çiğdemde Dört Mevsim Çiçek” Konulu
1.Fotoğraf Yarışması Şartnamesi

KONU
Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği ve Çiğdem Mahallesi Muhtarlığı; “Çiğdemde
Dört Mevsim Çiçek” konulu bir fotoğraf yarışması düzenlemiştir.

AMAÇ
Fotoğraf yarışması, doğayla iç içe olan mahallemizde yetişen çiçeklerin araştırılması ve görsel
hafızaya kaydedilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Bu sayede çiçeklerin genç kuşaklar tarafından
tanınması sağlanacak ve gençlerin doğaya olan ilgisi artacaktır. Bu fotoğraf yarışması
sayesinde komşularımızın çevreye saygı duyması, doğaya özlemi gidermesi ve kentimizin bitki
örtüsüne sahip çıkması amaçlanmaktadır.

YARIŞMAYA KATILACAKLARDA ARANACAK ŞARTLAR
Yarışma, Seçici Kurul Üyeleri ve Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği Yönetim
Kurulu (asıl üye) üyeleri dışında, amatör ve profesyonel tüm fotoğrafçılara açıktır.

YARIŞMAYA KATILACAK FOTOĞRAFLARDA ARANACAK NİTELİKLER
1. Çekilecek çiçek fotoğrafları Çiğdem mahallesinin coğrafi sınırları içinde yetişiyor
olmalıdır. Bu bölge içinde çekilmediği anlaşılan fotoğraflar yarışmadan elenecektir.

2. Yarışma Dijital (sayısal) kategoride ve Sayısal (Dijital) Renkli veya Siyah-Beyaz fotoğraf
olmak üzere tek bölümlüdür.

3. Yarışmaya katılım ücretsizdir.

4. Yarışmacılar yarışmaya, 2 kategoride olmak üzere en çok 8 (sekiz) adet Sayısal (Dijital)
Renkli veya Siyah-Beyaz fotoğrafla katılabilirler. Bu 8 fotoğrafın 4 tanesi 4 ayrı mevsimde
çekilmiş fotoğraflardan oluşacak ve 4 mevsim kategorisinde değerlendirilecektir. Diğer 4
tanesi ayrı ayrı mevsimleri temsil edecek şekilde her mevsim için 1 fotoğraf olmak üzere
toplamda 4’ü geçmeyecektir. Bir kategori için teslim edilmiş fotoğraf diğer kategoride
değerlendirilemez.

5. Yarışmaya sunulacak fotoğraflar için herhangi bir teknik sınırlandırma yoktur. Çekilen
objenin özelliği bozulmamak koşuluyla fotoğraf düzenleyici program kullanılabilir. Ancak dijital
ortamda fotoğraf düzenleyici programlar kullanılarak görsel veya teknik kalitesi belirgin
biçimde ana unsuru değiştirilen fotoğraflar, değerlendirme aşamasında elenecektir. Bu
konuda jüri üyelerinin takdiri esastır.

6. Katılımcı, yarışmaya gönderdiği yapıtın tümüyle kendisine ait olduğunu ve tüm izinlerinin
alındığını kabul, beyan ve taahhüt eder. Ödül alan katılımcılardan bu beyan ve kabulleri
dışında hareket ettiği anlaşılanlar hakkında kural ihlali işlemi uygulanır.

7. Yarışmaya gönderdiği fotoğraf üzerinde, yapıt kendisine ait olmadığı halde kendisininmiş
gibi göstermeye ve değerlendirme kurulunu yanıltmaya yönelik her türlü müdahale ve
değişiklikleri yapan katılımcı hakkında kural ihlali işlemi uygulanır.

8. Yarışmaya gönderilecek fotoğrafların herhangi bir yarışmada ödül almamış olması
gerekmektedir. Fotoğrafın herhangi bir yarışmada sergileme almış, yarışma organizasyonları

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 35

dışında sergilenmiş veya yayınlanmış olması ise yarışmaya katılım açısından engel teşkil
etmemektedir.

9. Kural ihlallerinde, Kural ihlali yapan katılımcının ödül ve/veya sergilemesi iptal edilir; ödül
ve/veya sergileme yeri boş bırakılır; ödül, sergileme, unvan ve kazanımları geri alınır. Bu
durum diğer yarışmacıların sıralamasında değişiklik yapılacağı anlamı taşımaz; diğer ödül
ve/veya sergileme almış ve/veya alamamış yarışmacılara talep hakkı doğurmaz. Ödül
ve/veya sergileme bedeli ödenmişse katılımcının iade etmesi gerekir.

10. Düzenleme Kurulu, uygun gördüğü koşullarda yarışmanın tamamının veya bir kısmının
iptaline ya da ertelenmesine karar verebilir. Düzenleme Kurulu, iptal ya da erteleme
durumlarında uygulanacak yöntemleri ve kuralları belirleme hakkına sahiptir. Düzenleme
Kurulu, sorunların ve belirsizliklerin çözümünde, gerekli görülen durumlarda şartnamenin
kuralları, program değişikliği, değerlendirme, ödüllendirme dahil her türlü değişikliği yapmaya
yetkilidir.

TELİF (KULLANIM) HAKLARI
A- Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği’nin Hak ve Sorumlulukları:

• Yarışma sonunda ödül, mansiyon ve sergileme alan eserler üzerinde 5846 sayılı Fikir ve
Sanat Eserleri Kanunu’nun 21’inci maddesinde tanımlanan işleme, 22’nci maddesinde
tanımlanan çoğaltma, 23’üncü maddesinde tanımlanan yayma, 24’üncü maddesinde
tanımlanan temsil ve 25’inci maddesinde tanımlanan işaret, ses ve/veya görüntü nakline
yarayan araçlarla umuma iletim mali hakları eser sahibi ile birlikte süresiz olarak Çiğdem
Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği’ne ait olacaktır.

• Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği bu haklar çerçevesinde eseri, süresiz
olarak, Türkiye içinde veya dışında, Türkçe veya diğer tüm dünya dillerinde, her türlü
ortam ve her türlü materyal içeriğinde eser sahibinin ismini belirterek kullanabilecek ve
kullandırabilecektir (Fotoğraf ile kolaj vb grafik düzenlemeler yapılması durumunda ise,
eser sahibinin ismi kullanılamamaktadır).

• Düzenleme Kurulu; ödül ve sergileme almayan fotoğraflardan dilediği kadarını kullanma
hakkına sahiptir.

• Şartnamede belirtilen ödüllerin kullanım süresi 31.12.2021 tarihi ile sınırlandırılmıştır.
Zaman aşımı durumunda hak sahibinin ödül, telif (kullanım hakkı) vb herhangi bir talebi
olamaz.

• Ödül alan ve sergilenmeye hak kazanan fotoğraflar sergi amaçlı olarak derneğimiz
tarafından basılı hale getirilecektir. Sergilemelerde bütünlük oluşturmak için ödül alan ve
sergilenmeye değer bulunan fotoğrafların Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma
Derneği tarafından gerekli görülen büyüklükte laboratuvar baskıları alınabilecektir. Bu
nedenle gerek duyduğu takdirde Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği ödül ve
sergileme kazanan fotoğrafların asıl dosyalarını katılımcıdan isteyebilir.

B- Eser Sahiplerinin Hak ve Sorumlulukları:
1. Ödül (derece, mansiyon, özel ödül) ve Sergileme alan eser sahipleri, işbu şartnamede
belirtilen ödül tutarlarının aynı zamanda telif ücreti yerine geçtiğini; ödül ve sergileme alan
eserler için verilen para ödüllerinden başka eserin kullanım ya da devrine ilişkin olarak her ne
nam altında olursa olsun Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği’nden herhangi bir
talepte bulunmayacağını kabul eder.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 36

2. Eser Sahibi, eserin kendi özgün eseri olduğunu, üçüncü şahısların bu eser üzerinde
herhangi bir hakları bulunmadığını, eseri üzerindeki hakları daha önceden devretmediğini,
üçüncü şahıslarca aksi bir talepte bulunulması halinde eser sahibinin kendisinin hukuken
sorumlu olduğunu beyan, kabul ve garanti etmektedir.
3. Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği, fotoğrafların başka amaçlar için
kullanılmasına, hiçbir koşul altında, izin vermez.
4. Yarışmaya gönderilen fotoğraflarda görünebilecek insanların, fotoğrafının çekilmesine ve
bir yarışmaya gönderilmesine, fotoğrafın internette ve basılı yayın organlarında
yayınlanmasına izin verdikleri kabul edilir. Söz konusu kullanımlardan dolayı ortaya
çıkabilecek anlaşmazlıkların tüm sorumluluğu yarışmacıya aittir.
5. Başkasına ait görüntülerin olduğu gibi veya kısmen kullanılması durumunda ortaya
çıkabilecek telif hakkı ihlallerinin tüm hukuki sorumluluğu katılımcıya aittir.
6. Ödül ve sergileme alan ve satın alma uygulanan fotoğrafların özgün hali (jpeg veya raw),
kısa kenarı en az 2400 piksel ve boyutu 5 Mb’den az olmayacak şekilde Eser Sahipleri
tarafından Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği’nin [email protected] e-
posta adresine elektronik yolla teslim edilecektir.
7. Yarışmada ödül ve sergileme alan ve satın alma uygulanan eserler Çiğdem Eğitim,
Çevre ve Dayanışma Derneği web sitesi http://www.cigdemim.org.tr ile sosyal medya
(facebook, twitter, instagram) hesaplarında, aylık online dergide yayınlanacaktır. Ayrıca ödül
alan eserler her yıl düzenlenmekte olan “Komşuluk Günü Panayırı’nda” sergilenecektir.
8. Katılımcılar; fotoğraflarını e-posta yoluyla yüklemekle yarışma koşullarını okumuş ve
kabul etmiş sayılırlar. Bu şartname, yarışmacının yarışma fotoğraflarını göndermesiyle
yürürlüğe girer. Yarışmacıların bu şartname hükümlerine sonradan itiraz hakkı yoktur.

FOTOĞRAFLARIN İŞARETLENMESİ VE GÖNDERİLMESİ
1. Elden teslim, e-posta yoluyla ya da CD/DVD/Taşınabilir bellek gönderimi ile fotoğraf
kabul edilmeyecektir.

2. Fotoğraf üzerinde tarih; katılımcıya ilişkin isim, logo vb işaretler bulunmamalıdır.
Fotoğraflar, kenarında çerçeve ya da boşluk olmadan gönderilecektir.

3. Yarışmaya katılacak dijital (sayısal) fotoğraflar jpg/jpeg formatında, 150-300 dpi
çözünürlükte, 7- 12 sıkıştırma ile kaydedilecektir. Yüklenecek fotoğraflar 2 Mb (Siyah-Beyaz
fotoğraflarda 1 Mb)’den küçük olmamalı, 4 Mb’yi de geçmemelidir. Fotoğrafçı bu konuyu test
ederek fotoğrafını göndermelidir.

4. Her bir fotoğraf dosyasının ismi 31 karakteri geçmeyecektir.

5. Ülke Kodu (Türkiye > TR) ve bölüm/kategori kodu (Sayısal: Renkli veya Siyah-Beyaz
(Dijital) > D) dışındaki tüm harfler küçük olmalıdır.

6. İsimlendirmede ç, ı, ğ, ö, ş, ü karakterleri kullanılmamalıdır. İngilizce harfler ve alt çizgi ( _
) kullanılabilir.

İsimlendirme:
• Dosya adının ilk 2 karakterine ülke kodu yazılmalıdır (Türkiye için “TR”).
• Sonra eser sahibinin ismi maksimum 5 karakter olacak şekilde yazılmalıdır (Örneğin
“Ferit Uyar” isimli katılımcı için fuyar, feyar veya uyarf gibi)).
• Sonraki karakter bölümün baş harfi olmalıdır (Dijital > D).

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 37

• Fotoğrafın sıra numarası rakamla yazılmalı (1’den 4’e kadar) ve bundan sonra alt çizgi
eklenmelidir ( _ ). Fotoğrafın adı toplam karakter sayısını geçmeyecek şekilde
yazılmalıdır.

• Fotoğrafın hangi kategoride ve hangi mevsimde çekildiği ayrıca teslim aşamasında
belirtilecektir. Fotoğrafın çekildiği yer ve tarih belirtilecektir.

7. Eserlerin yüklenmesinden kaynaklanabilecek olası sorunlardan Çiğdem Eğitim, Çevre
ve Dayanışma Derneği sorumlu olmayacaktır.

ÖDÜL ve SERGİLEMELER

ÇİĞDEMDE 4 MEVSİM ÇİÇEK KATEGORSİNDE

Birincilik 1 Gece Konaklamalı Gezi (Ulaşım Aracı Otobüs)
Günübirlik Gezi
İkincilik 2 kişilik Tiyatro Bileti
Üçüncülük

BAĞIMSIZ MEVSİMİNDE ÇİÇEK KATEGORİSİNDE
Her mevsimin birincisine 2 kişilik Tiyatro Bileti

SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ

Fatih Fethi Aksoy Yönetim Kurulu Başkanı

Hasan Hüseyin Aslan Yönetim Kurulu Üyesi Ve Çiğdem Mahallesi Muhtarı

Müjdem Demet Yücelgen Dernek YK üyesi

Tacettin Teymur Fotoğraf Sanatçısı

İbrahim Akalın Fotoğraf Sanatçısı

Seçici kurul en az 3 Üye ile toplanır.

YARIŞMA TAKVİMİ : 08.06.2020
: 15.05.2021 Perşembe saat 23.00 (TSI)
Yarışma Başlama Tarihi : 16.05.2021
Son Katılım Tarihi
Jüri Toplantı Tarihi : 20.05.2021
Sonuçların Duyurulması

Ödül Töreni ve Sergileme Tarihi : Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği’nin 2021
yılında düzenleyeceği “Komşuluk Günü Panayırı’nda” yapılacaktır.

İLETİŞİM/YARIŞMA SEKRETERYASI
Yarışma Koordinatörü: Fatih Fethi Aksoy Yönetim Kurulu Başkanı
Genel Sekreter: Gönül Öner

Tel: 0312 285 20 47 90-530 660 95 83

ADRES BİLGİLERİ :Çiğdem Mahallesi 1551. Cadde No: 14-A 06530-Çankaya-Ankara

e-posta : [email protected]

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 38

MADRİD OPERASINDA SEYİRCİ PROTESTOSU

Pınar Aydın O’Dwyer – Çamlık Sitesi

Yeterli sosyal mesafe bırakılmadığı gerekçesiyle dinleyiciler protesto etti, Maskeli Balo temsili
durduruldu.

Madrid operasında temsil, sosyal mesafenin olmaması nedeniyle
izleyiciler tarafından protesto edilerek durduruldu. Tartışmaların
sonunda G. Verdi’nin Maskeli Balo operasının temsili iptal edildi.

İngiliz Guardian gazetesinde Sam Jones imzasıyla 21.09.2020
tarihinde yayınlanan habere göre, geçtiğimiz pazar akşamı
Madrid’de Teatro Real'de seyirciler temsili aralarında boş koltuk
bırakılmadan seyretmek zorunda kaldıkları için durumu ısrarlı
alkışla protesto ettiler. Özellikle biletlerin ucuz olduğu balkon
koltuklarında boş koltuk bırakılmamış, neredeyse tüm yerler
satılmıştı.

Seyircilerden biri yerel El Pais gazetesine “Bazı koltuklarda
oturmayın yazısı vardı ve boştu ama balkonların üst bölümlerinde
herkes neredeyse üst üste yığılmıştı; arada boş koltuk
bırakılmayan, yan yana 15 kişilik koltuk sıraları vardı" demiş. O
sırada temsilde bulunan gazeteci-yazar Rosa Montero ise sadece
balkonda değil, salonun ön sıralarındaki en pahalı koltuklarda da durumun aynı olduğunu gözleyerek,
twitter hesabına “diğer seyircilerle aramızda tek bir boş yer
yoktu”, diye yazdı, hatta videosunu yayınladı. Montero’ya
göre durum "Ayrımcılıktan çok beceriksizlik", olarak
tanımlanabilirdi.

Teatro Real'den yapılan açıklamada, salon ve balkonların
toplam kapasitesinin sadece % 51,5'inde faaliyet
gösterdiğini, Madrid yönergeleri tiyatro doluluğunu
kapasitenin % 75'iyle sınırladığını, dolayısıyla kurallara
fazlasıyla uyulduğunu ve sadece 905 koltuğun satıldığını
söyledi. Ancak protestolar nedeniyle Teatro Real yönetimi
güvenlik nedeniyle, "küçük bir seyirci grubunun" operayı
terk etmeye zorladığını açıkladı.

İnsan ya yakında “protesto-pandemisi” de başlarsa diye endişelenmeden edemiyor doğrusu!

https://www.theguardian.com/world/2020/sep/21/madrid-opera-halted-by-audience-protest-over-lack-of-social-
distancing?CMP=Share_AndroidApp_WhatsApp

Not: 22.09.2020 tarihinde sanattanyansimanar.com sitesinde yayınlanmış ve izinle kullanılmıştır
(http://www.sanattanyansimalar.com/madrid-operasinda-seyirci-protestosu/5462/ )

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 39

GELENEKSEL MAHALLEDEN YENİ MAHALLEYE DEĞİŞEN MAHALLE
DİNAMİKLERİNİN ANLAŞILMASI

Devrim Berk Gürakar

(Bir mahalle monografisi denemesi: Çiğdemim Derneği örneğinde kurumsal yapı ve toplumsal etki analizi
raporundan)

Neo-liberal politikalar, ekonomiden politikaya, şehirden topluma pek çok alanda değişim ve dönüşümü
beraberinde getirdi. Bu süreçte şehirler ve mahalleler pek çok yeni mekansal organizasyon ve yaşam
tarzına tanık olurken, bir yandan da her zamankinden daha ciddi bir eşitsizliğe tanık oluyor. Bu
eşitsizlikler ve bu korkunun hem mekansal hem de toplumsal anlamda yarattığı bölünme ve ayrışma,
kentsel aidiyet, dayanışma ve bütünleşme duygusunun kaybolmasına, kentsel kamusal alanların
öneminin yitirilmesine veya giderek işlevsizleşmesine neden olmaktadır. Sosyal dayanışma ağları ve
kontrol mekanizmalarının yaygınlığı yüksek düzeyde entegrasyonun gerçekleştiği geleneksel mahalleler,
büyük konut veya kentsel dönüşüm projeleri için yerlerini terk etmekte veya kentsel nüfus azalması
alanları haline gelmekte, bazen “suç merkezi olmak” gibi olumsuz işlevler üstlenmektedir. Mahallenin
tanık olduğu bu dönüşüme eşlik eden suç korkusuyla yabancılaşan kentliler, farklılıklarıyla birbirlerini
besleyerek zenginleştiren mahalle sakinleri olmaktansa, şüphe duyan, hatta korkan, bazen görmezden
gelen ve nihayet birbirini izleyen bireyler haline geliyor. . Ankara'nın mahallelerinden biri olan Çiğdem
Mahallesi'nde orta ve üst sınıftan pek çok kişi yerel dernekleri Çiğdemim Derneği'nin bazı etkinlikleriyle
birlikte yaşıyor ve sosyalleşiyor. Ancak alt sınıftan insanlarla birlikte yaşıyorlar ve paralarını geri
dönüşüm kağıt ve plastik çöplerle kazanıyorlar. Bu nedenle, bu mahalle ve ilişkisi, neo-liberalizmin
mahallelerin sosyal ve kültürel dinamikleri üzerindeki etkilerini anlamak için iyi örneklerdir. Bu raporda
bahsettiğim konuları açıklamaya çalışacağım ve bu mahallenin dinamikleri üzerindeki etkilerini anlamak
için Çiğdemim derneğinin faaliyetlerine bakacağım. Böylece Çiğdemim Derneği, çeşitli proje ve
etkinliklerle mahallelerin yeni kültürel dinamiklerini aşamalı bir şekilde yönetmektedir.

ARAŞTIRMA SORUSU
Çiğdemim derneği, yükselen neo-liberalizmin ve modernliğin sonucu olan, mahallelerin yeni sosyal ve
kültürel dinamikleri, kendi alanları içerisinde nasıl yönetiyor.

HİPOTEZ
Çiğdemim derneği, mahallelerin yeni sosyal ve kültürel dinamiklerini projeler, aktiviteler ve etkinlikler ile
progresif bir şekilde yönetmektedir.

ONTOLOJİK VE EPİSTEMOLOJİK VARSAYIMLAR
Bu konu, gerçek bir öznesi ve gerçek bir nesnesi olan esaslı bir sorundur. Bu araştırmada var olan
sosyal olgular, Türkiye'de ve özellikle Çiğdem Mahallesi'nde Neo-liberalizmin ve modernliğin
yükselişinden etkilenen değişen mahalle dinamikleri olup, Çiğdemim Derneği'nin değişim koşullarını
açıklamaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada ontolojik yol kullanılmıştır. Dahası, araştırma felsefesi
gerçekçiliktir, yani araştırmacıların gerçekliğin veya varlığın doğasına ilişkin görüşlerinin nesnel olduğu
ve insan düşüncelerinden ve inançlarından veya varoluş bilgilerinden bağımsız olarak var olduğu, ancak
sosyal şartlandırma yoluyla yorumlandığı anlamına gelir.

METODOLOJİ
Neo-liberalizm ve modernite siyasetinin yükselişinin mahallelerin geleneksel dinamikleri üzerindeki
etkileri üzerine arşiv taraması yaptım, röportajlar, istatistikler ve anketler gibi önceki çalışmaları içeren
ikincil verileri kullandım. Arama terimleri arasında “mahalle, Türk mahalleleri”, “Yeni Kentleşme”, “yeni
mahalle modelleri”, “mahallelerde ayrımcılık”, “mahalle dernekleri”, “güvenlik” ve “site hayatı” vardı.
Hakemli dergi ve kitaplarda yayınlanan, nitel ve nicel yöntemler kullanarak mahallelerin değişen
dinamiklerinin yaygınlığını ve ilişkilerini inceleyen makalelere yer vermiştim. Ayrıca bu çalışmada,
değişen mahalle dinamiklerinin Çiğdem Mahallesi vatandaşlarının ve Çiğdemim Derneği üyelerinin
yaşanmış deneyimleri üzerindeki etkisini analiz etmek için derinlemesine görüşmeyi kullanmak istedim.
İlgi, mahallelerin yeni dinamikleri, yükselen Neo-liberalizm ve 21 mahallede daha az dayanışma, sıkı

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 40

güvenlik unsurları oluşturma gibi etkileri olacak. Araştırmacıların etkileri yakalamak için kullandıkları
sonuçları anlattım.

SINIRLAMALAR

Öncelikle Çiğdem Mahallesi'nde oturmuyorum ve Çiğdemim Derneği'nin hiçbir etkinliğine katılmadım, bu
nedenle bu mahalle ve bu dernek hakkında bir vaka raporu hazırlamak en büyük sınırlamadır. Dahası,
bu vaka raporunu küresel bir pandemi döneminde hazırlamam gerekiyordu, bu nedenle diğer
sınırlamalar da dahil olmak üzere Çiğdem Mahallesi ve Çiğdemim Derneği'ni ziyaret etme kısıtlamalarım
vardı. Üstelik bu mahallenin vatandaşları ile görüşme yapamadım ve bu derneğin diğer üyeleri bu
derneğin başkanı olan bir kişi bekliyorlar, bu nedenle bu rapor bu mahallenin durumunu açıklamada ve
bu mahallenin tüm vatandaşları hakkında genelleme yapmada başarısız olabilir. . Buna ek olarak, bu
derneğin tüm faaliyetlerine bakmanın ve incelemenin tek yolu olan bu derneğin web sitesi düzgün
çalışmıyor. Web sitesinde yayınlanan tüm raporlar tam olarak organize edilmemiştir ve bilgilendirici
değildir. Bu nedenle, bu faaliyetlerin tüm raporlarını elde etmek için mücadele ettim.

Özellikle Cumhuriyet döneminden sonra pek çok modern resmi kurumun devreye girmesiyle Türkiye'nin

idari yapısı değişmiş olsa da mahalle birimi, en küçük yasal mahalli olan muhtarlık teşkilatına bağlı
olarak geçmişten günümüze canlı ve resmi statüye sahip canlı bir kurum olarak var olmuştur. hükümet
birimi (Ege Yıldırım, Çobanoğlu, 2009). Mahallenin bu “yaşama” durumu mekansal, ekonomik ve
sosyolojik özelliklerinin birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda geleneksel Türk kenti
içindeki mahalle; çarşının özel yerleşim alanları ve bir camiden oluşan üç temel yapı elemanına sahip
olduğu görülmektedir. Çarşı, ticari faaliyetlerin merkezi ve imparatorluğun sınırlarını aşan bir ticaret
ağına yön veren esnaf bürolarıdır. Toplumsal statünün simgesi haline gelen Batı'dan alınan malların bu
yapıyı aşındırmaya başladığı on dokuzuncu yüzyıla kadar tüketim normları dini değerlere göre
belirlenmişti (Durakbaşa, Cindoğlu, 2005: 87). On dokuzuncu yüzyıldan itibaren ihtisaslaşmış pazarlar ve
geleneksel meslekler sembolik özelliklerini kaybetmeye, tüketim normları ve alışkanlıkları değişmeye
başladı. Böylelikle geleneksel mahalleler, yaşam standartları ve tarzları açısından giderek homojenliğini
yitirdikçe, gayrimüslim azınlıkların yoğun olarak yaşadığı mahalleler, ışıltılı yaşamların sunulduğu
“bereket merkezleri” olarak ortaya çıkmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında sosyo-
ekonomik tabakalaşmanın başladığını görmek mümkündür. Yeni tüketim alışkanlıkları ve Batılı yaşam
biçimi, yeni bir üst sınıf olan Osmanlı burjuvazisinin gelişimine eşlik etti (Durakbaşa, Cindoğlu, 2005: 87).
Öte yandan mahalle, çoğulcu yapısı içinde kendi bakış açısını oluşturacak şekilde münazara ve oy
verme faaliyetlerini gerçekleştirebilecek her düzeyde sosyal dayanışma ve örgütlenmeye imkan veren,
tüm katılıma açık bir alt kamusal alan olarak düşünülebilir ( Alada, 2001: 346). Bu noktada Anadolu'daki
geleneksel mahallenin sosyal organizasyonu göz önüne alındığında, aynı bölgeden gelen göçmenlerin
yerleşmesiyle oluşan dayanışma ve vatandaşlar arasındaki ilişkilerde mahallenin güçlü bir birlik yapısına
sahip olduğu söylenebilir. aynı mahallede bulunan ülkenin oranı incelenir. Bunun yanı sıra özellikle
büyük kentlerde yerel sorunları çözmek ve kentsel hakları korumak için oluşturulan mahalle girişimleri,
yerel kampanyalar ve mahalle dernekleri mahallenin bir bütünlük unsurunun ne kadar güçlü olduğu
görülebilmektedir. Sanayi kentlerinin gelişmesinden bu yana daha da öne çıkan sosyal sınıfların, kendi
sınıf konumlarına göre ayrı yaşam alanlarını seçme eğilimi, kapitalist kentleşmenin önemli bir özelliğidir.
Diğer bir deyişle, kapitalist ülkelerde şehirlerin iç yapısında önemli sınıf farklılıkları vardır. Bu ülkelerde
fakir, orta sınıf ve zenginlerin mahallelerini çok keskin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün. Zengin ve
varlıklı ailelerin lüks mahallelerde birikiminden ve emeği ile yaşayanların yoksul ve gösterişsiz
mahallelerde birikmesinden kaynaklanan muhalefetlere sosyalist, sınıfsız toplumların eşitlikçi yapısı
nedeniyle rastlanmaması beklenmektedir (Keleş, 2014: 28 -33; Sinan, 2006). Günümüz şehirlerinde
birbirinden duvarlarla ayrılmış siteler sokakların iki yanında uzanmaktadır ancak mahalleyi oluşturan
caddelerin sitelerde yaşayanlarla ilişkisi yoktur. Ancak gerçek mahalleleri mekânsal olarak parçalayan bu
tür alanların mahalle ya da topluluk kimliği oluşturma iddiasıyla yaratıldığı da görülmektedir (Firidine
Özgür, 2006: 16). Bu süreçte, bir kamusal alan üretmek için küreselleşme stratejisi olarak
değerlendirilebilecek banliyö yerleşim biçimlerinden biri olarak “yeni mahalle” olgusu gündeme
gelmektedir (Sipahi, 2011: 186). İlgili literatürde "geleneksel mahalle gelişimi" olarak da anılan Yeni
Şehircilik, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'ta popüler olan ve dünyanın geri
kalanına hızla yayılan bir tasarım trendidir.

Bu eğilime göre, gelenek, tarihi ve kültürel miras, doğayı yapılı çevreye entegre ederek ve topluluk
yönetimini topluma bırakarak, mahalle sakinleri arasında topluluk kimliği, dayanışma ve aidiyet

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 41

duygularının gelişmesi sağlanabilir. ve böylece kentin sorunları çözülebilir. Ancak bu eğilim, üst gelir
gruplarını hedeflediği ve elitlere yaşam alanlarını işgal etmeleri için yeni bir araç sunduğu gerekçesiyle
seçkinci olduğu ve sosyo-mekânsal eşitsizlikleri artırdığı gerekçesiyle bazıları tarafından eleştirilmiştir
(Geniş, 2009: 137). Bu hareketin Türkiye'deki yansımalarından biri de yaratılan yeni mahalle kurgusu.
Adalet Alada yaptığı çalışmasında Türkiye şehirlerini bu perspektifte değerlendirerek yeni mahalleyi
geleneksel mahalle ile karşılaştırarak, geleneksel mahallenin şehrin geneline bir durumu yansıttığı ve
içinde bütüncül bir alt hücresel yapı tanımladığı söylenebilir. Kentsel doku, yeni mahalle ise şehrin
tamamından ayrılan özel bir duruma işaret ediyor. Eski mahalle heterojen bir toplumsal tabakalaşma
örüntüsü içindedir ve zenginlik derecesine göre daha prestijli olabilecek mahallelerin şehir merkezinin
yakınlığına ilişkin bir eğilim tespit edilebilmesine rağmen, her mahalle farklı kesimleri bir araya getirmiştir.
gelir durumu durumu (Alada, 2007: 30). Alada, küreselleşmiş şehirlerde geleneksel mahalleler kurma
hayalinin maddi bir temele sahip olmadığı ve her iki olgunun da farklı paradigmalarla açıklanabileceği
sonucuna varıyor. Öte yandan, geleneksel Osmanlı mahallesi ile günümüzün yeni mahalle anlayışı
karşılaştırıldığında, her iki yaşam modelinin de kapalı bir tanıtım duygusu üzerine inşa edildiği ve
böylece üst sistemin sürdürülebilirliğinin esas alınarak gerçekleştirilebileceği düşünülebilir. bu yakınlık ya
da bu özelliği kullanarak, bu özelliği işlevselleştirerek “yönetilebilir”.

Geçmişte, devletin ve dinin belirleyicisi olarak ortaya çıkan geleneksel mahalle, bugün farklı bir
bağlamda, pazar gereksinimleriyle reforme edilmiş parçalı bir kentsel yapı içinde yeniden şekillendiriliyor.
Bununla birlikte şehirler, açık ve müşterek olarak paylaşılabilen ve paylaşılabilen kolektif kimlikler,
anlamlar üretebilir ve değerleri etkileyebilirlerse dönüştürücü ve yaratıcı olabilirler. Yeni geleneksel
mahalle yapısının yanı sıra, bugünün kentindeki mevcut bina stoku önemli ölçüde el değiştiriyor.
Özellikle eski tarihi mahalleler yenilenerek üst gelir gruplarına aktarılırken, şehir çevresindeki siteler de
bu gruplara sunulmakta ve daha çok orta ve alt orta kesimin taleplerine yönelik olarak kendi hedef

gruplarına toplu konut sunulmaktadır. sınıflar. Dolayısıyla konut piyasasında ele alınan kitle açısından da
bir ayrışma olduğu söylenebilir. Şehir içinde mevcut tarihi mahallelerin yenilenmesinde, şehir içinde ve
dışında yapılan yeni sitelerin çoğunda olduğu gibi kapalı bir yapı oluşturulmuş ve bunun giderek bir
pazarlama stratejisi haline geldiği görülmektedir. Bu yeni süreçte, Konut ve çevresi, şimdi kendisini yeni
elit sınıflar olarak sunan yeni orta sınıfın tüketim kültürünün bir parçasını oluşturuyor. Tüketim eğilimleri
içinde yeni orta sınıfa pazarlanan bu konut alanları giderek daha dışlayıcı yerler haline geliyor. Bu tür bir
pazarlama stratejisinin dayandığı ana nokta, yerleşim alanlarının sunduğu olanaklara benzer bir kimliğe
sahip olmasıdır. Bu dinamiklerin ekseninde mahalle kimliğinin oluşturulması da konut tüketiminin
yönlendirilmesi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Bu pazarlama stratejisinin bir başka boyutu da
“güvenlik” vurgusudur. Kentsel büyümenin bir sonucu olarak artan suç oranları, eskiyen ve gittikçe
çökmekte olan yeni “suç mahalleleri”, kentlilerin birbirlerinden şüphe duymaya başladığı, “güvensiz”
hissettiği ve dolayısıyla izolasyon duygularını körüklediği yerler haline geliyor. Ayrıca medyanın ve bazen
şehir yöneticilerinin algı artırıcı tutum veya yayınlarının yanı sıra geleneksel mahalle kimliğinin yitirilmesi
ve sosyal dayanışma ağlarının çözülmesi de “korku” ekseninde konut veya yaşam alanı tercihlerinin
belirlenmesinde etkilidir. . Son zamanlarda yaşanan uluslararası mülteci sorununun, özellikle de Türk
şehirlerinin 1950'lerden beri karşılaştığı göç ve entegrasyon sorununa eklemlenmesi, üst ve üst orta
sınıfın “yerlilerinin” kendilerini şehirden soyutlama eğilimine neden oluyor. Öte yandan, özellikle büyük
şehirlerde artan güvenlik sorunları, alt-orta gelir grubundakilerin bile bu tür konutlarda yaşama eğilimine
yol açmıştır. Böylelikle yüksek güvenlik planlarına sahip siteler kavramı, hemen hemen her gelir
grubunun aradığı bir yaşam alanı haline gelmiştir. Bu nedenle neo-liberal tüketim ideolojisinin hakim
olduğu günümüz kentlerinde, piyasa koşullarına göre şekillenen yaşam ortamı algısına odaklanılması
gerekmektedir. Mahallemin değişen anlamının aidiyet yüklü kavramların değersizleşmesine neden
olması ve artan güvensizlik algısının Türkiye'de yaşayan kent sakinlerini nasıl etkilediği konusu da
devam eden süreçte önem kazanmaktadır.

ÇİĞDEM MAHALLESİ VE ÇİĞDEMİM DERNEĞİ ÖRNEĞİ

Çiğdem Mahallesi, Ankara ilinin Çankaya ilçesine bağlı bir yaşam alanıdır. Yaklaşık 15 bin kişinin
yaşadığı bu mahalle, Ankara'nın önemli eğitim merkezlerinden biridir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne
çok yakın olmasının yanı sıra, ilin en yüksek puanlı liselerinden biri olan Ankara Fen Lisesi ve Hasan Ali
Yücel Sosyal Bilimler Lisesi de bu mahallede yer almaktadır. Üstelik bu mahalle, şehrin en yüksek fiyatlı
emlak piyasası mahallelerinden biridir. Mahallenin bu özelliğe sahip olmasının nedeni, şehir merkezine
uzak olmadan daha ayrık bir yaşam alanı olmasıdır. Mahallenin ormana yakın olması ve çok yeni

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 42

yerleşim alanlarının olması da bu özelliği besleyen diğer etkenlerdir. Sakinlerinin büyük çoğunluğunun
üst-orta sınıftan olduğu bu mahalle, şehrin en bilinen ve rahat bölgelerinden biri. Mahallenin bir diğer
dikkat çekici özelliği ise, mahalle sakinleri tarafından kurulan ve 25 yıldır faaliyetlerini sürdüren Çiğdemim
Derneği adında bir sivil toplum kuruluşuna sahip olmasıdır. Derneğin temel amaçlarından bazıları,
mahallenin çağdaş kentsel ihtiyaçlara uygun altyapı ve çevre düzenlemelerine yardımcı olmak ve bu
konularda belediyeler ve resmi kuruluşlarla işbirliği yapmak, mahallede ihtiyaç duyulan eğitim, sağlık ve
spor tesislerini belirlemek ve en kısa sürede yapılır ve mahalledeki eğitim, spor ve sağlık tesislerinin
bakımı ve bu tesislerin korunması. Bu teknik ve yapısal amaçların yanı sıra, mahallelerin geleneksel
dinamiklerini korumak için bu derneğin bazı kültürel ve sosyal amaçları da vardır. Amaçlarından biri de
mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına yönelik kurslar açarak, kültürel, sosyal ve sportif etkinlikler düzenlemeyi
amaçlayan bu dernek, mahalle sakinlerinin buluşmasını ve birlikte vakit geçirmesini sağlayarak
dayanışmayı artıracak etkinlikler düzenlemeyi hedefliyor. Böylelikle geleneksel mahallelerin günümüz
dünyasında yaşatılması için dinamikler oluşturmaya çalışıyorlar. Yeni teknolojilere ve yeni sosyal
dinamiklere entegrasyonları, Çiğdem Mahallesi'nin değişen kültürel dinamikleri üzerindeki etkilerini

incelemek için önemlidir.

Bu derneğin web sitesine baktığımızda, yeni kültürel dinamikler üzerindeki etkilerini anlamak için
etkinlikleri ve faaliyetleri hakkında bazı bilgiler görebiliriz. Bu web sitesinde insanlar bütçelerini veya
planlarını görmek için önemli telefon numaralarını, bazı iş ilanlarını ve yasal belgelerini bulabilirler. Bu,
insanları birbirine bağlamak için yeni bir konaklama, bu şekilde insanlar ne olacağını veya kimin bir şeye
ihtiyacı olduğunu biliyor. Dahası, bu dernek olaylarının veya faaliyetlerinin çeşitliliği, günümüz dünyasına
uyacak şekilde geliştirildi. Örneğin bu dernek, bu mahallede yaşayanlara opera ve tiyatro sunumlarına
gitme fırsatı yaratıyor veya günümüz dünyasının popüler spor etkinlikleri olan Zumba Dersleri gibi spor
etkinlikleri hazırlıyorlar. Ayrıca 2019-2024 dönemine ait stratejik plana bakıldıktan sonra geleneksel
dinamikleri korumaya yönelik yeni amaçlar gözlemlenebilir. Bu mahallenin çocuklarından yaşlılarına tüm
vatandaşları için derneklerini geliştirmek istiyorlar.

Bu derneğin dinamiklerini ve etkilerini anlamak için bu derneğin başkanı Fatih Fethi Aksoy ile bir röportaj
yaptım. Bu derneğin yapısını, üyelerinin kim olduğunu ve yeni mahalle dinamiklerini nasıl
değerlendirdiklerini anlamak için bazı sorular sordum. Derneğin misyon ve vizyonu ile derneğin üyelik
kapasitesini sorduğumda, Çiğdem Mahallesi'nde 25 yıldır komşuluk ve dayanışma üzerine çalıştıklarını,
her faaliyet ve çalışmadan önce komşuluk ilişkilerini nasıl güçlendireceklerini düşündüklerini iddia etti.
Ayrıca, “karşılığını aldık diyebiliriz. Komşularımız her türlü dayanışma kampanyalarımıza büyük önem
veriyor. Posta Grubunda paylaşılan bir istek anında karşılanır. Geçmişe göre her geçen gün daha iyiye
gidiyoruz. İletişim ağlarımız güçlendikçe, komşularımıza ne kadar çok ulaşırsak, onların etkisi o kadar
artar ”. 700 üyeye sahip olduklarını, komşularının dayanışma ve komşuluklarının dernek çalışmalarına
olumlu katkı sağladığını ve derneğe katılarak onu güçlendirmek isteyen komşuları sayesinde olduğunu
söyledi. Ancak, “15000 civarında nüfusu olan bir mahallede 700 üye daha az değildir. Ama bunun yeterli
olduğunu düşünmüyoruz. İletişim Grubumuzun 4.000'den fazla e-postası vardır. Sosyal medya
hesaplarımızdan takip ediliyor. Üyelerin dağılımına baktığımızda mahallenin her bölgesinden (Şirindere
bölgesi hariç) üyelerimiz var. Ancak, merkezimizin kabul edildiği ilk yerleşim alanından daha fazla
üyemiz var. Bu eksikliği öz değerlendirme ve stratejik plan çalışmalarımızda gördük ve bunun için
faaliyetler ve çalışmalar planlayacağız. Ama her şeyden önce, apartman / site bazında üyeleri
haritalamaya ve etkinliklere katılmaya başlayacağız. Bu çalışma ile hangi bölgelerin daha az dahil
olduğunu belirleyip planlayacağız (başladık ama pandemi sürecinde gerildik). " Bu sözlerden de
anlaşılacağı üzere bu dernek 25 yıldır büyüyor, tüm vatandaşlar için çalışan ve bu bölgeye çok daha
fazla etkisi olan bir dernek olmak istiyorlar. Neo-liberalizmin ve modernitenin mahalle dinamikleri

üzerindeki etkilerini sorduğumda, Çiğdem 24 mahallesinde neo-liberalizmin etkisinin çok etkili olmadığını
savundu. Mahallenin kültürü, dernek olarak bu yeni etkilere karşı duran bir yapıya sahip olduğu için
sürdürülür. Kapitalizmin bize dayattığı daha merkezileşmiş yapıyı yıkmaya çalıştıklarını, sürekli olarak
komşuları bir araya getirmeye, her konuda bilgilendirmeye ve farkındalık yaratmaya çalıştıklarını
sözlerine ekledi. Bunu başarmak için, “alışverişin sürekli dayatılmasına karşı ikinci el ürünleri ve
kıyafetleri teşvik ediyoruz ve ikinci el bir takas paylaşım pazarı düzenliyoruz. Kendi doğal üretimimizi
yapabiliriz diyerek mahalleye meyve / sebze bahçesi yaptık. Burada tohum ve kompost üretiyoruz. "
Ayrıca daha önce de belirtildiği gibi, bu mahalledeki vatandaşların sosyoekonomik statüsü orta ve orta
üstü seviyededir ve bu mahalle, benzer kültürel seviyedeki maddi ve manevi insanların bir arada
yaşadığı bir yerdir. Ancak dernek etkinlikleri planlanırken bu durumun dikkate alınmadığını, bu nedenle

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 43

etkinliklerini her komşunun katılabileceği şekilde planlamaya çalıştıklarını belirtti. Dolayısıyla bence
bunlar, mahallenin geleneksel dinamiklerini devam ettirecek bir derneğe sahip olmanın olumlu sonuçları.
Yine de halkın güvenliği ve ötekileştirilmesi söz konusu olduğunda neo-liberalizmin mahallenin kültürel
dinamikleri üzerindeki etkileri görülebilmektedir. Vatandaşların ve Şirindere bölgesinin korkuları hakkında
sorular sorduğumda bu soruları diğer sorularla çelişkili bir şekilde yanıtladığını belirttim. Bu mahallede
çok sayıda site ve apartman var ve buralarda genellikle çevreyi kontrol etmek için kamera ve alarm
sistemi var, hatta bazılarında güvenli bir yaşam alanı oluşturmak için güvenlik görevlileri var. Üstelik
benim de dikkate aldığım Şirindere bölgesi ile ilgili cevaplar, bu bölgeye ve vatandaşlarına karşı olumsuz
duygular besliyor. Bu bölge ile ilgili olarak, kağıt toplayıcı olarak anılan grupların, mahallelerinin Şirindere
bölgesinde hak sahipleri tarafından boşaltılan gecekondu mahallelerine yerleşen Çukurambar ve
Dikmen'den Antep-Urfa-Adıyaman bölgesi vatandaşları olduğunu savundu. Ayrıca, “öncelikle mahallede
bu grubun varlığıyla birlikte güvenlik ve çevre kirliliği sorunlarımız çizgiye ulaştı. Hırsızlık ve gasp
olaylarının sayısı arttı. Yarattıkları çevre kirliliği de dayanılmaz bir düzeye ulaştı. Bu konuda imza
kampanyaları düzenledik. Basın açıklamaları ve basın açıklamaları yaptık. Valilik ve belediye ile
girişimlerde bulunduk ”dedi. En ilginç olanı, “düzensizler, tehlikeliler ve mahallede geçici olduklarını
biliyoruz. Çünkü imar uygulaması sonucunda oradaki gecekondu mahallelerinden kaldırılacak.
Amacımız, bu geçiş sürecinde mümkün olan en az olumsuzluğu yaşamaktır. " Bu sözlerden de
anlaşılacağı üzere, bu insanları çevreleri için tehlikeli olarak görüyorlar. Açıkçası, bu mahallede neo-
liberalizmin büyük bir etkisi, çünkü aynı zamanda bu mahallenin vatandaşı olan bir grup insanı
ötekileştiriyorlar. Hatta bu komşuları mahalleye entegre etmeye çalıştıklarını, ancak çok istekli ve
değişime açık olmadıkları için çok etkili olmadığını savundu. Kendileriyle iletişimlerinin sınırlı olduğunu ve
muhtar aracılığıyla ilişki kurmanın daha kolay olduğunu kabul etti.

SONUÇ

Son iki yüzyıldaki siyasi gelişmeler ve devlet / ulus kavramının merkeziliği, göç, büyük şehirlerin ortaya
çıkışı ve Batı kültürünün geçirgenliği gibi ekonomik ve sosyal değişimler nedeniyle mahalleler yapı ve
işlevlerini kaybetmeye başlamıştır. Mahalle, hükümetin kendi planlarını gerçekleştirmek için oluşturduğu
bir birim olarak 'mahalle' olarak değişti ve yeni mahalle sakinleri, eski mahalle gibi sorunlardan sorumlu
hissetmek yerine, hükümetin tüm sorunları çözmesini beklemeye başladı. Çiğdem Mahallesi de bu
değişimlerden etkilenen bir yer. Çiğdemim Derneği, bu mahallenin geleneksel dinamikleriyle ilgilenmek
için çalışıyor olsa da, tam anlamıyla başarılı olamadığı düşünülebilir. Bu dernek, komşuların geleneksel
mahallenin yeni bir versiyonu haline gelmesinde iyi bir etkiye sahip ama yine de bu mahallenin bir

parçası olan Şirindere bölgesinde bir miktar ötekileştirme var.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 44

SOKAK HAYVANLARI KONULU TOPLANTI NOTLARI

Fatih Fethi AKSOY – Yeni Esenkent Sitesi

8 Eylül 2020 Salı akşamı saat 20:00’de, zoom uygulaması üzerinden, online olarak gerçekleşen
toplantıya giriş-çıkış yapanlarla birlikte 50 civarında komşumuz katılmıştır.
Öncelikle mahallemize yakışan, seviyeli ve karşılıklı saygı çerçevesinde yapılan toplantıya katılan ve
görüşlerini dile getiren tüm katılımcılara teşekkür ediyoruz.
Dernek başkanı Fatih F.Aksoy’un toplantı kurallarını hatırlatması ve genel çerçeveyi çizmesiyle başlayan
toplantıda 18 katılımcı sırayla söz alarak görüşlerini dile getirdiler.
Toplantı sonrasında ikinci bir toplantı ile devam edilmesi yönünde görüş oluştu. Bu toplantı notları
paylaşılıp değerlendirmesi yapıldıktan sonra çalışmaya devam edileceği konusunda görüş oluştu.
Devam edecek çalışmalara katılmak isteyenlerle bir grup oluşturularak çalışmalara başlanabilecek.

Toplantıda dile getirilen konular başlıklar halinde aşağıda sıralanmıştır.
• Öncelikle adına ister sorun diyelim ister mesele diyelim “Çiğdem Mahallesinde Sokak Köpekleri

konusunda bir şey” olduğu ve bunun kabul edilerek bir çalışma yapılması gerektiği konusunda bir
görüş birliği oluştu.
• Yapılacak olan her türlü çalışmanın mevcut yasalar çerçevesinde yapılması gerektiği, yasaların
dışına çıkılarak bir çalışma yapılamayacağı konusunda görüş birliği oluştu.
• Bunun yanısıra mevcut yasanın, belediyelere modern barınaklar yaparak sokaklardaki sayıca
fazla hayvanları, hayvanseverlerle işbirliği içerisinde ve onların da kontrolü dahilinde buralarda
tutabilmeleri konusunda görev vermesi, yönünde değiştirilmesi için yasa yapıcılardan talepte
bulunulmasına, bunun için kulis ve lobi yapılmasına, twitter vb. gibi ortamlarda kampanyalar
yapılmasına karar verildi.
• Birkaç komşumuzun hayvanların barınaklara alınması taleplerinin bu çerçevede mümkün
olmadığı, ancak saldırgan ve kısırlaştırılmamış hayvanların alınabileceği konuşuldu.
• Bu hayvanların yarattığı gürültülerden şikayetler dile getirildi. Ayrıca hem beslenmelerinden
kaynaklanan temizlik sorunları hem de parklarda yaşanan hijyen sorunları dile getirildi.
• Kısırlaştırmanın tek çözüm olduğu ama bunun sürdürülebilir olması gerektiği dile getirildi.
• Köpeklerin saldırgan davranışlarını azaltacak çalışmalar yapılması gerektiği dile getirildi.
• Gelişigüzel besleme yapılmaması, düzenli besleme noktaları olması ve bunların merkezden uzak
olması dile getirildi. Hayvanların dolaşma nedenlerinin genelde açlık olduğu, düzenli beslendikleri
durumlarda bulundukları yerlerde sabit kalacakları dile getirildi.
• Apartman veya sitelerin bir-iki köpeği sahiplenmesi ve bunlara tasma takarak sahiplenmesi
sorunun çözümünde etkili olacaktır denildi. Ayrıca mahalledeki okullarda da köpek sahiplenmesi için
çalışma yapılmasının iyi olacağı dile getirildi.
• Mahalleye yeni köpek girişinin engellenmesi gerektiği dile getirildi.
• Bir fon oluşturularak ve bu iş için özellikle Şirindere’den personel istihdam edilerek düzenli
beslemenin, fondan sağlanacak kuru mamalarla, yapılmasının ve bu düzenli besleme sayesinde
saldırgan ve kısırlaştırılmamış hayvanların yakalanarak kontrol altına alınmasının sağlanmasının iyi
olacağı söylendi. Böyle bir düzenli çalışan sayesinde kısırlaştırma işleminin de hızlanacağı, gerekirse
fondan katkı ile kısırlaştırmaların daha hızlı yapılmasının sağlanabileceği söylendi.
• Daha önce yapılan KAY projesi benzeri bir projenin iyi nyetli ve güzel bir proje olduğu, bütçe
oluşturup personel çalıştırılarak tekrar böyle bir projenin başlatılması istenildi.
• Hayvanseverlerin ve apartman/site yöneticilerinin mutlaka projenin içerisinde olması gerektiği
istenildi.

• Sorun yaşayanlar ile hayvanseverler arasındaki kutuplaşmanın çözüme katkı sağlamayacağı,
böyle bir kutuplaşmanın önüne geçilmesi gerektiği dile getirildi.

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 45

ÇİĞDEM MAHALLESİ MUHTARLIK
ÇALIŞMA RAPORU

Sevgili Komşularımız,

50.raporumuzda mahallemizde yapılan ve yapılması devam etmekte olan
çalışmalar ve yaptığımız görüşmeler hakkında bilgileri sizlerle paylaşıyoruz.

1. Mahallemizde Covit 19 denetim ekibi olarak çalışmalara devam ediyoruz.
Karantinada kalması gereken komşularımızı arayarak karantina koşullarına uymaları konusunda titiz
davranmaları gerektiğini bildiriyor ve takip ediyoruz.

2. Covit 19 denetim kapsamında her hafta esnaf arkadaşlarımızı maske-mesafe ve hijyen kuralları
konusunda uyarmaya devam ediyoruz.

3. Binalarında Covit 19 hastası olan yöneticiler ÇANKAYA ÇÖZÜM MERKEZİ: 444 06 01 numarasını
arayarak ortak kullanım alanlarının ilaçlanmasını sağlayabilirler.

4. Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi ekipleri mahallemizin tamamını 5 kez
ilaçlamışlardır. Çarşı esnafının şikayetleri üzerine çarşı çevresi farelere karşı özel olarak ilaçlanmıştır.

5. Yeni açılan ortaokulumuz yeni eğitim ve öğretim yılı kayıtlarını alsa da pandemi koşullarından dolayı
eğitime başlayamamıştır. Çiğdemim Derneği ve muhtarlık olarak okul aile birliğine 2500 TL. nakit

desteğinde bulunduk. Ayrıca öğretmenler odasına
çay ocağı ve kahve makinası alarak
öğretmenlerimize hediye ettik.

6. 1550 ve 1549.caddelerde bulunan asfalt
bozuklukları Çankaya Belediyesi ekipleri tarafından
tamir edildi. Yetkililere teşekkür ediyoruz.

7. 8 Eylül 2020 Salı akşamı saat 20:00’de, zoom
uygulaması üzerinden yapılan, mahallemizdeki
sokak hayvanları, konulu toplantıya katıldık.
Toplantıya katılıp görüş bildiren tüm komşularımıza
teşekkür ediyoruz.

Ekim ayında doğan komşularımızın doğum günlerini kutlar, sağlıklı günler dileriz

Çiğdem Mahallesi Muhtarı
Hasan Hüseyin Aslan

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 46

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 47

ÇİĞDEMİN SESİ EKİM-2020 SAYFA 48


Click to View FlipBook Version