GENÇLİK KOŞUSUNDA DERECELERİ TOPLADIK Gençlik haftası çerçevesinde düzenlenen gençlik koşusunda okulumuzu temsil eden öğrencilerimiz 19 Mayıs Gençlik koşusunda İl Birincisi Mustafa Dönmez İl İkincisi Alparslan Burak Köse olmuştur. Tüm sporcularımızı, öğretmenlerimiz Ömer Yar ve Yasemin Solak'ı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz. 49
"Mesleki Eğitimin Gelistirilmesi" kapsamında "KÜTSO ile Meslekî ve Teknik Eğitimde Sonuç Odaklı İşbirliği" adlı proje için Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası ve KÜTSO Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi Proje Okulu koordinesinde 14 Haziran 2023 Çarşamba günü "2.Meslekî Eğitim Kariyer Fuarı" düzenlendi. Etkinliğe Kütahya Belediye Başkan Vekili Abdullah DAMCI, Kütahya Jandarma İl Komutanı Murat KIRBAÇ, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Hasan GÖÇMEZ, İl Millî Eğitim Müdürümüz Hasan BAŞYİĞİT, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim kurulu Başkanı Esin GÜRAL ARGAT, protokol üyeleri, önemli firma yetkilileri ve konuklar katıldı. Program Okul Müdürü Hasan DÜZGÜN açılış konuşmalarıyla başladı, Kütahya Millî Eğitim Müdürümüz Hasan BAŞYİĞİT ve KÜTSO Yönetim Kurulu Başkanı Esin GÜRAL ARGAT'ın konuşmalarıyla devam etti. Esin GÜRAL ARGAT konuşmasında meslek liselerinin önemine değinerek öğrencilerin ellerinde bir meslek olmasının gelecek yaşantılarında önemli bir avantaj olacağını belirtti. Millî Eğitim Müdürümüz Hasan BAŞYİĞİT ise KUTSO'nun desteğini her zaman gördüklerini belirterek meslekî ve teknik liselerin sanayiciler tarafından desteklemesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Yürütülen projelerde görev alan öğretmen ve öğrencilere sertifikaları protokol üyeleri tarafından takdim edildi. Belge takdiminden sonra önemli firmaların okul bahçesinde kurmuş oldukları stantlar ziyaret edildi. Stant ziyaretleri sonrası öğrencilerimizin eğitim aldıkları sınıfların ziyareti sonrası program sona erdi. Programda yürütülen projede emeği bulunan KÜTSO yetkililerine ve bu projede emeği geçen herkese teşekkür edildi. 2. MESLEKİ EĞİTİM KARİYER FUARINA EV SAHİPLİĞİ YAPTIK 50
DENİZLİ OKULLAR ARASI PUANLI ATLETİZM GRUP MÜSABAKASINDA DERECEYE GİRDİK 8-9 Nisan 2023 Kütahya'da il birincisi olup Denizli'de düzenlenen Atletizm bölge yarışmalarında genç erkekler 800 metrede dereceye giren öğrencilere madalya ile başarı belgeleri Okul Müdürümüz Hasan DÜZGÜN tarafından takdim edildi. Tüm sporcularımızı ve 800 metrede bölge 3.sü olan Mustafa DÖNMEZ'i ve emeği geçenleri tebrik ederiz. 51
ŞİİR OKUMA YARIŞMASI ETKİNLİĞİMİZ KÜTSO Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi Proje Okulu olarak Türk Dili ve Edebiyat Öğretmenimiz Nuray Doğan koordinesinde “Cemre Şiire Düşünce” adlı Şiir Okuma Yarışması düzenledik. Yarışma Programımıza Kütahya Şair ve Yazarlar Derneği Başkanı İsa Kahraman, Kütahya Kent Konseyi Şair ve Yazarlar Topluluğu Başkanı Esat Anık , Kent Konseyi Başkan Yardımcıları Züleyha Özbay Bilgiç ve Kadir Güven ve Şair Ayşe Ceyhan Düzgün Jüri olarak , Aysel-Selahattin Erkasap Sosyal Bilimler Lisesi Müdürü Ahmet İren, Kütahya BİLSEM Kimya Öğretmeni Aynur Alp Düzgün misafir olarak katıldılar. Yarışma sonucunda, BİRİNCİ- 10 B Sınıfı Öğrencimiz Onur FİDAN İKİNCİ- 11 B Sınıfı Öğrencimiz Abdullah DUMANOĞLU ÜÇÜNCÜ- 11 F Sınıfı Öğrencimiz Mehmet Arslan MANSİYON ÖDÜLÜ- 12 E Sınıfı Öğrencimiz Taha Yasin YAŞA Okulumuzu onurlandıran Jüri Üyelerimize, programı hazırlayıp sunan Türk Dili ve Edebiyat Öğretmenimiz Nuray Doğan’a , yarışmaya katılım sağlayan tüm öğrencilerimize, değerli öğretmenlerimize, kıymetli izleyicilerimize, ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. 52
İÇİMDE SAKLADIĞIM DÜNYA Günümüzün en büyük problemi nedir sizce? Pek çoğunuz ekonomi, savaş, geçim sıkıntısı gibi konular hakkında bir şeyler söyler. Ama bunların dışında kişilerin iç dünyaları da bence oldukça önemlidir. Eğer bir kişi kendi iç dünyasında huzurlu değil ise dışarıya da huzursuzluk yayar. Ve bu sayede en ufak bir olayda bile kavga çıkartır. Günümüzde olan kargaşaların çoğu insanların bu iç dünyalarındaki huzursuzluklarından dolayı ortaya çıkmaktadır. İç dünyamızı düzgün bir şekilde kontrol edemez isek depresyon, agresiflik, tahammülsüzlük, toplumdan soyutlaşma gibi sorunlarla karşılaşabiliriz. Günümüzün gelişmiş ülkelerinden bazılarında olan aile yapısının bozulması, bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımının artması, gelişen teknoloji yüzünden artan asosyallik, akran zorbalığı, kendini anlatamama sorunları gibi nedenlerden dolayı insanlar çok çabuk sinirlenebiliyor. Bu gelişmiş ülkelerin çoğu bu sorunu çözmekle uğraşıyor. İnsanlar kendi iç dünyalarını kendileri istediği gibi yönetebilirler. İnsanlar kendilerini mutlu etmek için kendilerini ödüllendirebilir, kendilerine zaman ayırarak resim, spor, yazı gibi alanlarda kendilerini geliştirebilir ve kendilerini her yaşadıkları olayda üzmeyerek ve azimli bir şeklide çalışarak mutlu, kaliteli ve güzel bir hayat sürdürebilir, günlük hayatta güler yüzlü olarak, arkadaş veya komşular arasında düzenli etkinlikler yaparak kendi iç dünyamızı zenginleştirebiliriz. İç dünyamızın derinliklerindeki kendimizi keşfetme cesareti göstermek hayatı daha anlamlı bir şekilde kendimizi keşfederek yaşamak demektir. Kendimizin en iyi hali olma cesaretini gösterebilmektir. Kadir Adıgüzel 11/B 26 53
TANPINAR ŞİİR YARIŞMASI BİRİNCİSİ MUSTAFA IŞIK Osmangazi Belediyesi tarafından, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı anmak, başarılı yazarları ödüllendirmek ve edebiyatımıza yeni yetenekler kazandırmak amaçlarıyla Tanpınar Şiir Yarışması 2023 düzenledi Ödüllü edebiyat yarışmasında büyük Şair Mustafa IŞIK "Akça Kuşların Göğe Selamı" adlı şiiriyle birinci gelerek 12500 TL para ödülüyle ödüllendirildi. Mustafa IŞIK. 1977 yılında Ağrı-Diyadin’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini memleketinde tamamladı. Van YYÜ, Eğitim Fakültesi, TDE Öğretmenliğinde mezunudur. Eski Türk Edebiyatı ve Cumhuriyet Dönemi Türk Tarihi alanlarında yüksek lisan yaptı. 1998 yılında Ihlamur dergisiyle başlayan edebiyat yolculuğu yerel, ulusal çok sayıda matbu dergi, edergi, sanal antoloji sayfalar ve yazım platformlarıyla devam etmektedir. 2017’de Vansesi gazetesiyle çıkılan, haftalık ‘’Van Gölü İncileri Edebiyat Sayfası’’ yolculuğu genç kalemlerin, edebiyatseverlerin çalışmalarının okurla buluşmasına önemli katkı sağlamaktadır. TYB üyesi olan Işık, evli ve iki çocuk babasıdır. Prestij Haber Gazetesi ve Yörem Sanat Merkezi Şiir Yarışmaları Van bölge 1.liği, YŞP Kudüs Şiirleri Yarışması 2.lik, AGD Şiir Yarışması 3. lük ödülleri ile Güncel Sanat Dergisi Uluslararası 8. Kaygusuz Abdal Şiir Yarışması Alanya Kızıl Kule Ödülü-(2018), OŞYD Uluslararası 22.Ekmek Şiir Yarışması Ahmet Neşet Dinçer Ödülü-(2019), Cumba KSM 4. Cumba Şiir Yarışması 3.lük Ödülü-(2020), ESKA-DER Geleneksel 13. Yunus Emre Şiir Yarışması 1.lik ödülü-(2021) ve 22. Tanpınar Şiir Yarışması 1.lik ödülü-(2023) şairin yarışmalarda aldığı ödüllerdir. 54 SALE SALE SALE SALE SALE SALE SALE SALE SALE
rüzgârın dağıttığı ormanı saçlarında saklıyorsun göz mesafesine sığdırıyorsun ipi kopmuş uçurtmayı topraktan saksıdır kaburgam çatlağından sızıyorsun avluda yârenin kuşlardır kanat kanada oturuyorsun içindeki boşluğu avuçlayıp asıyorsun göğün yüzüne, toplayıp yağmur gülüşünü bahçemizde çiçek açıyorsun düşüyorum ardınıza, nafile bir olup ayrılıktan sızıyla, sığındığın mağaran mı var bulutlarla nereye gidiyorsun dalgın yolcusun, dolanır ayağın yorulur gözbebeklerim, yorulurum sizi nereye koysam, bilmiyorum arşın müezzini üveyiğe özenip sehere yakışır sala okuyorsun akça kuşun türküsüne sarılıyor kavağın yalnızlığı, sesini heybemde toplasam da her kuyu ağzında sen bitiyorsun haydi, aç göğün penceresini çatlayıp duracak dört duvar kalbim yüzümün yedi düvelden yankısını serin sarnıçların suyuna seriyorsun, yüzümde yusuf rüyasını görüyorsun karıncanın koşuşu var yüzünde yüzünde atların sayısız nal izi, ardında gece büyüten tepelere kalburla güneşi taşıyorsun ağlamak hünerimi sergiliyorum duvar dibine, sokağın köşesine hangi duaya açsam ellerimi her amininde sen çıkıyorsun çatlıyor taş, eyyüp oluyorsun hüdhüd de değilim ki, gidip dünyanın ucunda alayım seni, bir güzel yumruk yapıp ellerimi savurayım yedi kıtanın ortasına eskiyen nefesiyle garip yolcuyum burada yek başına bırakıp yolu yeniden bensiz yürüyorsun. - 22. Tanpınar Şiir Yarışması 1.lik -2023 - mustafa ışık AKÇA KUŞLARIN GÖĞE SELAMI * 55
3-4 Mayıs tarihlerinde İzmir'de yapılacak olan Atletizm Genç Erkekler Türkiye Birinciliği 3000 metre koşusuna katılma hakkı kazandık. Denizli'de düzenlenen Atletizm bölge yarışmasında derece elde eden Öğrencimiz Alparslan Burak Köse 3-4 Mayıs tarihlerinde İzmir'de yapılacak olan Atletizm Genç Erkekler Türkiye Birinciliği 3000 metre koşusuna katılma hakkı kazandı. Öğrencimizin aynı zamanda 2023 ISF (International School Sport Federation) Dünya Okullar Atletizm Şampiyonasına katılabilmek için mücadele edecek Türkiye Birinciliği Atletizmde İlimizi ve okulumuz temsil edecek olan öğrencimiz Alparslan Burak Köse'ye başarılar dileriz. Atletizm ve diğer spor alanlarında başarılar elde etmemizi sağlayan başta beden eğitimi öğretmenlerimiz Ömer Yar, Yasemin Solak olmak üzere tüm idareci ve öğretmenlerimize teşekkür ederiz. 56 3-4 Mayıs tarihlerinde İzmir'de yapılacak olan Atletizm Genç Erkekler Türkiye Birinciliği 3000 metre koşusuna katılma hakkı kazandık.
Kutso MTAL Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Tuğba Pekbalcı tarafından "Zıt fikirlere saygıyla yaklaşma" amacıyla ve "Konuş ki Dinleyeyim, Dinle ki Konuşayım!" sloganıyla başlatılan sınıflar arası münazara turnuvası düzenlenmiştir. 9,10 ve 11. sınıf öğrencilerinin katıldığı turnuvada öğrencilerimiz hem tarihi hem güncel konuları tartışmış ve kıyasıya yarışmışlardır. Turnuvanın sonucunda 11. Sınıflardan 11/B sınıfı takımı , 10. Sınıflardan 10/B sınıfı takımı birinci olmuştur. 9/D sınıfı takımı da "Jüri Özel Ödülü"nü almaya hak kazanmıştır. Öğretmenimiz Tuğba Pekbalcı'ya, katılım sağlayan öğrencilerimize, jüri ve seyirci olarak katılım sağlayan öğretmenlerimize çok teşekkür ederiz. SINIFLAR ARASI MÜNAZARA YARIŞMASI YAPILDI 57
KÜTSO MTAL KROS TAKIMIMIZ ESKİŞEHİR TÜRKİYE FİNALLERİNDE YARIŞTI Eskişehir'de 14 Nisan 2023 Cuma günü düzenlenen Türkiye Kros yarışmasına katılan tüm sporcularımıza ve Beden Eğitimi Öğretmenlerimiz Ömer Yar ve Yasemin Solak’a teşekkür ederiz. 58
Kütahya Belediyesi tarafından organize edilen edilen Uluslararası Şair Şeyhi Şiir ve Sanat Festivali, sanatseverleri bir araya getirdi. Kütahya Belediyesi bahçesini dolduran vatandaşlar, sahne alan sanatçıların performanslarıyla adeta sanata doydu. Etkinliğe birçok ülkeden ve Türkiye'nin çeşitli illerinden şair, ozan, dansçı ve sanatçı katıldı. Sahne alan sanatçılara tek tek teşekkür ederek hediyelerini takdim eden Belediye Başkanı Prof. Dr. Alim Işık, "Biz, kültür ve sanatta marka olmuş, dünya markası iki üstadın şehriyiz. Bu iki üstadımızdan birisi Hisarlı Ahmet, diğeri de Ahmet Yakupoğlu. Geçen yılki sezonumuzun adını Ahmet Yakupoğlu Kültür ve Sanat Sezonu demiştik. Bu sene Hisarlı Ahmet Kültür ve Sanat Sezonunda böyle bir uluslararası etkinlikte bizi gerçekten onurlandıran bu güzel sanatçılarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu şehir onları unutmayacak. İnanıyorum ki bundan sonraki festivallerde mutlaka bu sanatçılarımızı şehrimize yine davet edeceğiz. Emeğinize, ağzınıza, yüreğinize sağlık. Bu akşam da bizi sanata doyurdunuz" ifadelerini kullandı. ULUSLARARASI ŞAİR ŞEYHİ ŞİİR VE SANAT FESTİVALİNDE ÖĞRETMENİMİZ NURAY DOĞAN ŞİİRİNİ SESLENDİRDİ 59
OSMANLICA ÖĞRENMENİN EHEMMİYETİ Sevgili gençler; Milletleri millet yapan ve o milleti diğer milletlerden ayrı bir millet yapan temel esaslardan birisi de o milletin kullandığı dil ve alfabesidir. Dil; fikir dünyasının tezahürüdür, kendini ifade edebileceği iletişim aracıdır. Milletin hatırası, ruhu, özü, mayasıdır. Dilini kaybeden milletler, hatırasını, hafızasını hem ferdi hem de milli kimliğini, açıkçası her şeyini kaybetmeye yüz tutmuştur. Dil şuurunu kaybeden bir millet, millet olma şerefini kaybetmekle yüz yüze gelir. Lisan ve yazısını kaybeden bir millet, hafızasını kaybetmiş demektir. Böyle bir millet, kendi kültürüne ve tarihine yabancılaşır, geçmişte ne olduğunu unutur, bugün ve gelecekte ne olacağını bilemez hale gelir. Osmanlıca; Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dildir. Hem Arapçadan hem Farsçadan faydalanmış ama ikisi de olmamıştır. Gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilmenin yolu, Osmanlı Türkçesini okuyup anlayabilmekten geçmektedir. Millî kültürümüzün temelini oluşturan eserlerimizin hemen hemen tamamı, Osmanlıca’yla yazılmıştır. Hâlbuki yeni neslimiz, dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitabesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnini okuyamadığı gibi, gerek ne manaya geldiği, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından mahrumdur. Üzerinde güneş batmayan koca bir cihan devletinin dayandığı sırrın perde arkasındaki çağ açıp çağ kapayan bir kültürün mirasçıları olan bizlerin, birkaç yıl değil, asırlarca tüm dünyayı adâlet ve şefkatiyle avucuna alan ve ışık saçan o güzelliklerin hayret verici altyapısını araştırma gereği ne kadar açıktır. SANAT NOKTASINDA Tarih önünde bizden sonraki nesillere köprü olabilme mesuliyetimiz bir yana, sadece sanat noktasında dahi uzak kaldığımız bu mirasın, birçoğu üslup sahibi ve kendi başına ekol olan güzîde hattatlarımızın göz nurlarıyla bir dantelâ gibi işledikleri o kıymet biçilemeyen cânım eserlerinden niceleri, artık yabancı müze ve koleksiyoncuların en güzel köşelerini süslemektedirler. Oysaki kendi memleketimizde ecdadımızın bizlere birer emaneti, birer yadigârı olan ve bir kısmı, aylar süren çalışmalarla ancak hazırlanabilmiş hususi kâğıtlar üzerinde eşsiz birer tabloya dönüşen veya bazen pirinç bir levha ya da mermere asırlara meydan okurcasına kazınan, bazen de uğruna gözünü bile kaybetmek bahasına bir câmi’ kubbesine ilmek ilmek işlenen ve akıllara durgunluk veren hat sanatı numuneleri bugün, apayrı ve şaşılacak bir kadirbilmezliğin incitici yalnızlığına terkedilmişlerdir. Ecdadımızın her zaman şeref duyduğumuz bin yıllık şanlı bir tarih koridorundan bizlere armağan ettikleri sayısız güzîde eserler fikrî boyutta da bugün çoğumuza, maalesef bir turiste olduğu kadar uzak, anlamsız ve yabancıdır. Değil mahiyetlerinden, varlıklarından dahi habersiz olduğumuz milyonlarca taş baskısı ya da birçoğu sahasında otorite olmuş ve hâlâ bu vasfını koruyan el yazması nadide eserler, üzücüdür ki bu gidişle çürümeye mahkûm gözüktükleri kütüphanelerin tozlu raflarından, himmet ehli kişilerce gün ışığına çıkarılacakları günü beklemektedirler. Buna rağmen ne gariptir ki, tamamen bize ait olan ve günümüzde artık Osmanlı Türkçesi olarak tabir edilen Tarihî Türkiye Türkçesi’ni bir yazı dili olmaktan öte, ayrı bir lisan zannedenlerimizin sayısı maalesef hiç de az değildir. Ve yedi asır cihana hükmetmiş bir milletin çocukları, artık önüne konulan çevirilerin dışında, atalarının bugüne kadarki kültür birikiminden istifade edememektedirler. Bu çevirilerin birçoğunun eksik ya da hatalı olduğu ise ayrı bir vakıadır. 60
Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde, yüzlerce kişilik kadroyla yıllardan beri, üstelik sadece belgelerin tasnifine yönelik ve daha çok yıllara muhtaç çalışmalar da gösteriyor ki, her biri başlı başına birer değer olan bu güzîde eserlerin, tarihî metin ve evrakların teker teker şimdiki yazıya çevrilmesine ne yeterli sayıda teknik elemanımız vardır, ne de zaman buna müsaittir. BAŞKA MİLLETLERE İMRENMEKTEN KURTULMAK İÇİN Şu halde günümüz gençliğinin hissesine, dedelerinin birkaç bin sene önceki kültür mirasını rahatlıkla okuyup anlayabilen diğer milletlere imrenmek mi düşüyor? Neden biz de kendi çocuğumuza, araştırdığı herhangi bir mevzuda, ecdadının birikimine birinci elden uzanabilme imkânını tanımayalım? Çok boyutlu bir altyapıya sâhip ve tarihine yabancı kalmamış, büyüklerine sevgisini ve saygısını kaybetmemiş bir nesil, geleceğe daha ümidle bakmamızın bir teminatı değil midir? Üzüntüyle belirtelim ki, batılı araştırmacıların hem konuşma dili cihetiyle Türkçeyi, hem de bir yazı dili olan Osmanlı Türkçesini öğrenerek yaptıkları derli toplu araştırmalardan, bugün Osmanlı’nın torunlarından ancak İngilizce bilenler istifade edebilirken, bilimsel çevirileri (!) yapılan bu yabancı kaynaklar da, ne gariptir ki, bir sokak ötedeki kendi millî kütüphanelerimizi referans göstermektedir. Gönlünde millî harstan, kültürden bir nebze olsun hissesi bulunanların, içinde bulunduğumuz bu vaziyete üzülmemesi mümkün değildir. Osmanlıcayı öğrenmek, öz yurdunda kendi kültürüne yabancı kalmış bir neslin vicdan muhasebesinde, ecdadına ve tarihine karşı vadesi çoktan dolmuş bir fikir borcudur. Peki, başta münevver insanlarımızı ve hepimizi kendi klasiklerimize ulaştıracak ve artık bize bir şekilde yabancı olanların eliyle değil, kendi çocuklarımızın gayretli araştırmalarıyla kendi kimliğimizi yorumlamamıza vesile olacak Osmanlıcayı öğrenmek zor mudur? Osmanlıca elbette zor değildir. Hem artık üniversite dersliklerine mahkûm olmaktan kurtulmuştur. MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hayrat Vakfı arasında imzalanan protokol gereği tüm Türkiye’de bütün Halk Eğitim Merkezleri noktalarında halkla buluşmuştur. Bu çalışmalar neticesinde ümid ediyoruz ki, Osmanlıcanın kesinlikle çok kolay olduğunu kurslara katılanlar bu millete gösterecektir. Edebiyat, tarih, sosyoloji kürsüleri ile ilahiyat fakültelerinde okuyan öğrencilerimiz ve yarının her branştan genç, araştırmacı ilim adamları, bu faaliyetlerden aldıkları güç ve enerji ile tarih ve kültürümüzle bağın kurulması için çok daha ciddi çalışmalara imza atacaklardır. Osmanlıca öğrenmek, her şeyden önce bir gönül meselesidir. Adı geçen protokol çerçevesinde yapılacak bu kursları, severek, merakla ve anlayarak takip edebilirsek, bugüne kadar çok da yakın olamadığımız eşsiz bir kültürün, tanıdıkça daha da hayranlık uyandıran derinliklerine rahatlıkla ulaşacağız inşallah. 61 Tuncay Bayır Biyoloji Öğretmeni
ANKARA GEZİMİZ 17 Mayıs 2023 Çarşamba günü 11 ve 12.sınıf toplam 25 öğrenci ve 4 öğretmen eşliğinde Ankara gezisi yapıldı. Günübirlik olan gezimiz Millet Kütüphanesi ile başladı. 09:30-12 arası Milli Savunma Üniversitesi (Kara Harp Okulu) sunumu, laboratuarlar, yüzme havuzu, at pisti vb. yerler görüldü. Öğle yemeğinden sonra Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Enerji Sistemler Mühendisliği hskkında bilgi verildi. Akabinde Anıtkabir gezildi. ODTÜ gezisi başlarken güçlü fırtına başlayınca alışveriş merkezine geçildi. Gece 10:30 gibi kazasız belasız Kütahya'ya döndük. Bu gezimizin öğrencilerimizin akademik gelişimini desteklemek, moral motivasyon sağlaması açısından faydalı olacağını düşünüyoru 07.06.2023 tarihinde okulumuz Elektrik Elektronik Teknolojisi Alanı öğrenci ve öğretmenleriyle Win Eurasia 2023 Elektrik/Elektronik Otomasyon fuarına inceleme gezisi amacıyla Elektrik Elektronik Alan Şefi Ayhan İBİLİOĞLU nezaretinde 3 öğretmen, 35 öğrenci ile gezi düzenlendi. İSTANBUL GEZİMİZ 62
2022-2023 eğitim-öğretim yılı mezuniyet töreni 09 Haziran 2023 Cuma günü coşkulu bir şekilde yapıldı. Programı hazırlayan öğretmenlerimiz, Ercan Berber, Tugay Doğru, Kıymet Özkoç, Yasemin Solak ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz 2023 MEZUNİYET PROGRAMIMIZ 63
Ülkemin kaderinin çizildiği yer Ecdadın izini bu toprak gizler Gururla yazılmış yüce bir zafer Tarihin şerefle dolu şanlı KÜTAHYA Dalgalan bayrağım dalgalan göklere Selam olsun aziz şehitlerime Yüz yıllar geçse de aşkla gururla Destanın kutlu olsun şanlı KÜTAHYA Milletimin tarihi yazdığı yersin Kuruluş kurtuluşun kadim şehrisin Dumlupınar destanı yüce zaferin Tarihin şerefle dolu şanlı KÜTAHYA? Dalgalan bayrağım dalgalan göklere Selam olsun aziz şehitlerime Yüz yıllar geçse de aşkla gururla Destanın kutlu olsun şanlı KÜTAHYA Geri dönmeyi hiç düşünmediler Sancağı yerlere düşürmediler ATATÜRK'ün emrinde ordu muzaffer Tarihin şerefle dolu şanlı KÜTAHYA Dalgalan bayrağım dalgalan göklere Selam olsun aziz şehitlerime Yüz yıllar geçse de aşkla gururla Destanın kutlu olsun şanlı KÜTAHYA KÜTAHYA MARŞI Söz ve Müzik: Öncül Güneyli 64
2023-2024 Eğitim Öğretim yılından itibaren Mesleki ve Teknik Ortaöğretim okullarının bünyesinde açılması uygun görülen dallara ilişkin listesinde okulumuz Motorlu Araçlar Alanı bünyesinde ELEKTRİKLİ ARAÇLAR dalı görüşüldü. Kütahya ilimizde İlk olarak okulumuzda açılan Elektrik Araçlar Dalının hayırlı olmasını dileriz. KÜTSO MTAL Meslekî Eğitim İş Birliği Protokolü gereğince düzenlenen Protokol Yürütme Kurulu(PYK) Nisan ayı toplantısı İl Milli Eğitim Müdürlüğü Maarif Salonu'nda yapıldı 65
Gözden dökülen kara inciler Karanlığın içinden Uçsuz bir derinlik Nasıl da masum bir bebek gibi Sanki büyük bir boşluk Acaba hangi umutlar son buldu Geride kalanlar Bakakaldık sonsuzluğa Uçsuz bucaksız bir ufuk gibi Merhamet doldu yüreğimize Minicik bedenler ruhlar kaldı geriye Nasıl bir hasret nasıl bir özlem doldu Hepimizin yüreğine Ateş yaktı yine düştüğü yeri Cankar kaldı bak geride Ya rab! Yardım etle bu mazluma Hiç unutturma bu acıyı Tut elinden sar yarları Gözden düşen her damla Alsın yerine mutluluğun Ağla ağla dökülsün incilerin Kara lekeler son bulsun Ağla ki bulsun yerini Tutsun elinden yavruların Ardında kalmadın yetimlerim Amasra Maden Şehitlerine Ercan Berber 66 Acı Hasret
Dışarının buz gibi soğuk, evlerimizin içinin ise sıcacık olduğu bir kış günüydü. Sobanın üstündeki güğümün acı sesiyle sabah olduğunu anladım. Pencereyi açıp dışarı baktım, temiz hava ayılmama yardım eder diye. Ne gezer. Oksijen almak bir kenara, nefes almak bile imkânsızdı çünkü mahalle, belediyenin dağıttığı kömür kokusu ile kaplanmıştı. Garibanlığın kokusu sinmişti sokağın asfaltlarına. Şöyle bir göz gezdirdim. Servis bekleyen fabrika işçilerinden ve birkaç kediden başka kimse yoktu ortalıkta. İliklerime kadar hissettiğim soğuğu bir an olsun geçirebilmek umuduyla yatağa attım kendimi. Çocuk aklımla küçük bir isyan ettim okul saatini böyle erken başlatanlara. Yatağın içinde hayatın anlamını sorgularken bir de annemin sobanın üstüne astığı çamaşırdan düşen damlaları sayarken – bir, iki,üç,dört- uyuyakalmışım. Cezaevi dolmuşunun sesiyle kendime geldim. Ey gözünü sevdiğim zaman ne acelen vardı da böyle koşturdun. En son damlaları saymıyor muyduk? Gördün mü şimdi de geç kaldım okula. Öğretmenime nasıl bir bahane uyduracağımı düşünürken yatağında mışıl mışıl uyuyan babaanneme takıldı gözlerim. En iyisi O’na söyleyeyim de o götürsün beni; öğretmenim O’nu görünce bana kızmaz, diye düşündüm. Öyle ya öğretmenim çok severdi O’nu. Neyse… Baş parmağı yırtık külotlu çorabımı çekiştire çekiştire giydim. Yırtık yerini de şöyle alta doğru kıvırdım hah tamam. Kıvırcık saçtan nefret ediyorum, diye saçımın yoluklarını düzelttim ve yaklaştım yanına, usulca fısıldadım: - “Babaaaanne, beni okula götürür müsün? Yine geç kaldım daaaa.” Gözlerini hemen açtı diyemeyeceğim çünkü onun uyanma merasimi oldukça uzun sürerdi. Hep gözlerinin çok küçük olduğundan şikâyet ederdi, uyanınca ilk işi parmaklarıyla gözkapaklarını kaldırmak olurdu. Ne havanın soğukluğu, ne yatağın sıcaklığını düşündü. Hemen kabul etti. Üstümüzü giyinip dışarı çıktık. Hadi hadi diye çekiştirirken bir de baktım ki ne göreyim topuğu kendinden büyük olan Çiller ayakkabısı diye adlandırılan muhteşem ayakkabısının üstüne çorap giymiş babaannem. Suratıma çocukça bir şımarıklık yapıştırdım: -Yaaa bu ne babaanneeeee, çorabını ayakkabının içine giyecektin dışına değil. -E kızım yollar buz tutmuş ayağım kayıp da düşmeyelim diye giydim, dedi. Rezil olmak duygusu ile üzülmek hissi arasında derin bir köprü oluştu içimde. O vakte kadar hiç fark etmemiştim babaannelerin botunun olmadığını. En azından benim tanıdığım babaannelerin… Botu yoktu ama zenginlere* gittiği günlerden kalma montu vardı kalınca. Çantamı sırtına taktı, bileğimi sıkıca kavradı (aramızda kalsın ben hiç hoşlanmazdım bileğimi böyle tutmasından). Buz pistine dönmüş yollara dikkatli basa basa sağ salim vardık sınıfa. Planımız tamamdı. Ben kapıyı çalacaktım, o öğretmenimin hatırını sorarken ben usulca yerime geçecektim. İkimizde az çakal değildik hani. Kapıyı çaldım. -Geeeel. -Şey öğretmenim geç kaldığım için özür dilerim, diye kem küm ederken babaannem rolünü oynamak için daldı içeriye: -Keleee gurbanım sanaaaaa, sen nerelerdesin göresim geldi seni gıııız, diye sarılmaya başladı öğretmenime. Sınıfta çocukça gülüşmeler… Öğretmenimin yüzündeki tatlı ifade planımızın tıkır tıkır işlediğini gösteriyordu ama ben yine de “Offf yaaaa keşke bu kadar abartmasaydın babaanne, sanki her gün kadınla görüşüyormuş gibi, rezil oldum tüm sınıfa” diye düşünerek dudağımı büktüm. Ama dedim ya herkes çok severdi O’nu. Ne öğretmenim ne de arkadaşlarım garipsedi onun böyle içten davranışını. Çünkü bütün mahallenin Yoğurtçu Fatık Ninesi’ydi o. Bir nineden beklenmeyecek kadar dinç, ihtiyarların huysuz olacağı düşüncesine inat sevimliydi. Sabahları erkenden köy otobüsünün önüne çıkar, köyden gelen yoğurtları bir lira karla satardı. Biricik oğlunun bütçesine çorbada benim de tuzum bulunsun, diye katkıda bulunmak isterdi belli ki. Şu zaman olmuş hala o kadar yoğurt kovasını nasıl taşıdığına hayret ederim. Değişik bir nine torun ilişkimiz vardı onunla. Çocuk gibi kavga ederdik de sonra da oturup beraber pasitolarımızı yerdik. Bizi tembihleyip babamdan kola istetirdi mesela. Bizim oralarda el yüz çalma geleneği vardır; değnik denen bir hastalığa iyi geldiği söylenir. Babaanem de ocaktı işte. Çocukları bağırta bağırta peryavşan denen çayla hastalığını iyi etmeye çalışırdı. Bu hizmeti karşılığında da 25- 50 kuruş arası para alırdı. Sonra o parayla beyaz şekerli leblebi alırdı çocuklara dağıtırım diye. Ama çocuklardan çok O’nun yediğini ben söylemezdim kimseye. Sandıktaki Babaannem 67
Canımız sıkılınca hemen bir hikâye anlatmasını isterdik. Öyle ya ninelerin görevi torunlarına masal anlatmaktı da bizimki bir başkaydı. Başlardı dedemle kaçma hikâyesini anlatmaya. Hep aynı yerde takılıp sorardım. -Yaa babaanne, sen madem dedemle nişanlıymışsın da niye ayakkabını bile giymeden gittin? Yani Memik Dayı da sana “Kaç git bacım.” demiş acelen neydi de alelacele hem de ayakkabısız kaçtın? -Öyle deme kızım beni isteyen çoğudu. Nişanlımınan aramıza münafıklık sokmaya çalışanlar olurdu. Hele bir İrbaaam** vardı. Ben nişanlıydım ona rağmen beni istetmeye çalışmış anasına da anası demiş ki “Oğlum onun başına bir tas su gosan kör olur, gözleri pek güççük” demiş. Ben de bunu duydum zoruma gitti, guyunun başında İrbaaam’ı gördüm. Vardım önüne çıktım: “Dah bre dansiz Devesi çansız Sen olursan bensiz Ben de olurum sensiz Eveli gerekti humar Öldü eşek kaldı semer Nişanlımın bir türküsü Senin gibi on İrbaaam eder.” dedim, derdi gururlanarak. Seneler geçti o yaşlandı, ben büyüdüm. Ama o hikâyeler hiç değişmedi. Sadece onun unuttuğu yerleri ben hatırlatır oldum. Hayat doluydu. Ne küslük bilirdi ne nefret. Namazını kılardı, duasını ederdi ama sokaktan kına alayı geçiyorsa hemen namazı bırakıp pencereye koşardı. Pek keyif alırdı düğün dernekten. Mevlide gidelim desen “Aman gasevet basıyo beni.” der geçiştirirdi. Ama düğün öyle mi? Ballandıra ballandıra anlatırdı “Bizim gençliğimizde şu halaylar vardı, bu kıyafetler giyilirdi. Erkenden ördürürdük saçlarımızı da kimin gümüş saç bağı varsa ondan ödünç isterdik.” diye. Bazen de erken yaşta anasız babasız kaldığını hatırlar hüzünlenirdi. Ya da kaybettiği 4 evladının acısını yaşardı belki de. Gözünden yaş akamazdı (dediğine göre gözyaşı çekilmiş) ama işte o zamanlar bir türkü ilişirdi dudaklarına: “Elmanın dalları laviktir lavik Yıkılmış dalları boynunu eğik Anan mı darılık baban mı dövük” tam ben de bu türküyle hüzünlenip ağlayacakken dördüncü dizeyi yine başka şekilde uydurduğunu duyunca kıkırdardım. O yüzden hatırlamıyorum bu türkünün sonu tam olarak nasıl bitiyor. Zaten o bilmediği şeyleri hep uydururdu biz de öyle uyduruk öğrenirdik. Yok, senelerce Amentü duasını ay görme duası diye yutturmuş, ben de o zaman öğrendim bilmediklerini uydurduğunu. Dedim ya az çakal değildik ikimiz de. Yine yüzümüzü kesen soğuk bir günde çocukluğumun sırmalı bohçalara sarıp sarmaladığım hatıralarına yolum düştü. Çocukluk deyince insanın aklına oynadığı oyunlar, izlediği diziler, dinlediği şarkılar gelir. Benim ise ne zaman çocukluğumdan bir anı almaya gitsem hep o gelir gözlerimin önüne. Yirmi bir yılı aynı odayı paylaşarak geçirince öyle oluyor galiba. Onun ardından anladım ki bu hayatta bazı insanlar zamana gömülürken bazıları kazınır. Zaman geçti, o bu dünyadaki rolünü tamamladı ve bütün iyiliklerini, heveslerini, hüzünlerini, sevinçleri aldı ve yürüdü başka bir zamana ya da başka bir diyara. Ya da öyle bir şey… Neyse bir düş geçti gözlerimden, kıvırcık saçlı kara kuru bir kız seslendi: -Babaanne hadi gel buzluğa eskimo*** koydum senin sevdiğin şekilde bol şekerli… Yatağından kalktı boncuk gözlü bir nine yine uzun süren uyanma merasimiyle, şeker sözcüğünü duyunca yaşına inat bir dinçlikle mutfağın yolunu tuttu. Bir yerlerde bir rüzgâr esti ve bir yaprak daha düştü takvimin nadide sayfasından. *:Gündeliğe gittiği günlerden bahsederken bu kelimeyi kullanırdı. **:İbrahim ***:Şeker,su ya da başka aromalarla evde yapılan bir dondurma çeşidi. 68 Tuğba Pekbalcı Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni
Sayın Müdürüm, Değerli Meslektaşlarım Sevgili öğrenciler! Dünyanın en değerli varlığı olan vatan topraklarında, aziz bayrağımızın gölgesinde, siz Türk gençlerinin huzurunda olmaktan, sizlere hitap etmekten onur duyuyorum. Bugün, gölgesinde yaşadığımız bayrağı, üzerinde yaşadığımız bu vatanı atalarımızdan miras aldık ve çocuklarımıza miras bırakmak bizim en önemli görevimizdir. Bu kutsal emanetlere, sahip çıkacağınıza olan inancımı ifade ederek konuşmama başlamak istiyorum. 29 Ekim 1923 uzun süren bir var oluş mücadelesinin sonucudur. Türk milletinin zaferini ilan ettiği, yeni Türk devletinin kurulduğu gündür. 29 Ekim 1923 Türk tarihindeki dönüm noktalarından birisidir. Tarihe baktığımızda devletlerin de insanlar gibi olduğunu görürüz. Doğar, büyür, güçlenir, ve tarihteki yerini alırlar. Eğer o devleti kuran millet güçlü, köklü bir medeniyete sahipse tohumlarından yeni bir devlet filizlenir. Nasıl ki Hun İmparatorluğundan sonra Göktürk Devleti, Selçukludan sonra Osmanlı kurulduysa, Osmanlı Devleti’nden sonra da Türkiye Cumhuriyeti Devleti devleti filizlenmiştir. 29 Ekim 1923 Yeni Türk devletinin doğum günüdür. Kutlu olsun! 29 Ekim ne bir başlangıç ne de bir sondur. Binlerce yıldır devam eden ve sonsuza kadar devam edecek olan özgürlük mücadelemizin bir parçasıdır. Türk milleti var olduğu günden bugüne “ya istiklal ya ölüm” diyerek yaşamıştır. Bu yolda, Mete Han gibi Alparslan gibi, Fatih Kanuni gibi Atatürk gibi nice korkusuz komutanlar, güçlü devlet adamları yetiştirmiş, onların öncülüğünde bağımsız yaşama mücadelesine devam etmiştir. Biz Tarih boyunca onlarca devlet kurmuş büyük bir milletin evlatlarıyız. Bu devletlerden birisi olan Osmanlı son iki yüz yılını çok zor yaşamıştır. Askeri düzeni bozulmuş, ekonomisi çökmüş, iç ve dış düşmanlarla mücadele gücünü kaybetmiştir. Trablusgarp’ta, Balkanlar’da ve Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen Osmanlı dağılmış, topraklarını kaybetmiş ve galip devletlerin istediği ağır şartlarda anlaşmalar yapmak zorunda kalmıştır. Birinci Dünya savaşından sonra imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı yenildiğini kabul etmiştir. Sevr Antlaşması ile de İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve Ermeniler tarafından Anadolu’nun bir çok bölgesi işgal edilmiş, Türk milleti esir alınmak istenmiştir. Türk milleti bu esareti kabul etmemiş ve onur savaşımız olan Kurtuluş savaşı başlamıştır. Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Ali Fuat gibi bir çok güçlü komutan ve Türk milleti Atatürk’ün önderliğinde birleşmiş ve Türk’ün onur savaşı başlamıştır. Bu mücadeleye önderlik eden, kanıyla canıyla destek veren tüm kahramanların ruhları şad olsun. Huzur içinde uyusunlar. İşte Cumhuriyet, 4 yıl süren bu özgürlük mücadelesinin, Kurtuluş savaşının ödülüdür. Cumhuriyet, Yeni Türk Devleti’nin kuruluş günüdür. Cumhuriyet, Türk milletinin esir alınamayacağının belgesidir. Cumhuriyet, hakir görülen, hasta adam denilerek küçümsenen, esir edilmek istenen bir milletin yeniden ayağa kalkması, küllerinden doğmasıdır. Cumhuriyet, bayrağın dalgalanması, ezanın okunması, kendi vatanımızda hür bir devlet olduğumuzun ilanıdır. Sevgili Gençler! Devletsiz olmak, vatansız olmak, bayraksız olmak, köle olmak demektir, yok olmak demektir. Atatürk “Cumhuriyeti biz kurduk onu yaşatacak sizlersiniz” diyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sizlere emanet etmiştir. Bu emanete sahip çıkabilmek için, güçlü , bilgili, gayretli olmak zorundasınız. Nene Hatun’un dediği gibi “Türk çocuğu anasız yaşar ama vatansız yaşayamaz.” Tarihi değerlerimize, inancımıza bayrağa ve devlete sahip çıkacağınıza inancım tamdır. Bu duygularla Hepinizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum. CUMHURİYET Akın Aktaş 69
KÜTSO MTAL Proje Okulu Dergi Ekibi olarak yayımladığımız dergimizi keyifle okumanızı diliyoruz. Dergi sahibi, Okul Müdürümüz Hasan Düzgün, dergi ekibinde görev alan Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Nuray Doğan ve öğrencilerimiz Emirhan Kahraman Hasan Altuntaş, Abdullah Dumanoğlu, Ömer Mert Ata, Rabia İclal Demirel, Muhammet Sefa Aslan, Mahmut Hanefi Yaman, Ahmet Eray Ceylan, Berkay Sargın’a emekleri için teşekkür ediyoruz. 70 Dergi Ekibimiz