The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

Kimya maddelerle alakalı olan geniş bir doğa bilimidir. Bu yüzden biz fark etsek de etmesek de karşımıza çıkar. Peki neden birisi çıkıpta kimyanın bu özelliğiyle alakalı bir iki hikaye yazmak istemesin ki?

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by Defne Gürgen, 2024-04-17 18:31:38

Kimyadan Hikayeler

Kimya maddelerle alakalı olan geniş bir doğa bilimidir. Bu yüzden biz fark etsek de etmesek de karşımıza çıkar. Peki neden birisi çıkıpta kimyanın bu özelliğiyle alakalı bir iki hikaye yazmak istemesin ki?

[BELGE BAŞLIĞI] [Belge alt konu başlığı]


1 İÇİNDEKİLER YAZANIN SÖZLERİ…................................2 ELEMENTLERDEKİ BİR HARF ÇOK ÖNEMLİDİR…………………………………...3 KİMYANIN DOSTU MUTFAKTIR………5


2 YAZANIN SÖZLERİ Şu an bir fantastik hikâye okuyarak bir ejderha ile savaşıyor olabilirdiniz, polisiye hikâye okuyarak suçluyu arıyor da olabilirdiniz. Hatta belki bir Rus klasiği okuyarak paltonuzla soğuk havada cebinizde olan 5 rubleyle bir şeyler içmeye bile gidebilirdiniz. Ama eğer ki bu hikâyeleri okuyorsanız, makyaj ve cilt bakım ürünlerine gelene kadar günlük yaşantımızda ne kadar çok kimyasal olaylarla baş başa olduğumuzu anlamayı seçmişsiniz demektir. Kimi yerlerde bir yanık kokusu alacakken, kimi yerlerde keskin kokular alacaksınız. Kimi yerlerde büyük facialara şahit olacakken kimi yerlerde kimyaya şükredeceksiniz. Belki yukarıdaki cümlelerimden hikâye yazma amacımın makyaj veya cilt bakım ürünlerine karşı duran insanları ikna etme yöntemim olduğunu sanabilirsiniz. Ne de olsa doğru, o noktaya gelene kadarbiyokimya ve fizikokimyayı da dahi ederek söylüyorum ki- birçok kimyasal olaya ve kimyasal maddelerle karşı karşıya kalıyoruz. Fakat hayır, amacım belli bir kesimi ikna etmek falan değil. Ancak beni tanıyan kişiler bu hikâyeleri yazma amacımı tahmin edebilir fakat bir diğer sebep ise kimyanın ne kadar önemli olduğu, her ne kadar bizi her şekilde öldürebilecek özellikleri olmasına rağmen bir o kadar da konfor sağlayan bir bilim olduğunu göstermek. Kimyanın birçok kullanım alanı var; kozmetik ürünler, sağlık, yiyecek, sanayi, sanat… Peki, bu kadar geniş bir kullanım alanı varken bu bilimin, neden birisi çıkmayıp bunları bir hikâyeye dönüştürmesin? DEFNE GÜRGEN 10\C - 731


3 Elementlerdeki Bir Harf Çok Önemlidir Kimyadan bir şey anlamayan bir öğrenci bile H ve He’yi bilir. Bunlardan birisi hidrojen (H) ve helyumdur (He). Her ikisi de yıldızların vazgeçilmezidir, hafiftir ve çokça bulunurlar. Fakat Dünya atmosferini helyum pek sevmez. O yüzden de uçar. Bu da helyum kıtlığına yol açar.1 Bu yüzden elimizdeki birçok Helyum kaynağı bizim için önemlidir. Okuduğum kitaptaki o cümle gibi “Bu, parkta çocuğunuza aldığınız her balonun sonsuzluğa uğurlanmış değerli bir helyum kaynağı olduğu anlamına gelir.”2 Fakat merak etmeyin, daha hidrojen kıtlığı falan çekmiyoruz. Yani o yüzden herhangi bir yazı yazıp da kısaltma kullanacaksanız dikkat edin. Çünkü tek bir e harfi yüzünden hidrojen kıtlığı yaratmış olabilir veya periyot tablosunu yanlış yapabilirsiniz. Bence bu yüzden edebiyatta olduğu kadar ( Ceren. Beren, Eren, Seren…) kimyada da önemlidir. Tabii bu minicik harfi görmezden gelenler gibi birçok çocuğa travmatik anılar da bırakabilirsiniz. Osmangazi ilçesinde yaşayan Hakkı Amca bir uçan balon satıcısıydı. Balonları kendisi alır ve kendisi şişirirdi. Bu işi yıllarca yaptığından helyum ve hidrojeni de tanırdı. Balonlarını parklarda satardı fakat sahip olduğu rahatsızlığından dolayı güneşte sadece 2 saat durabildiği için para karşılığında başka esnaflara da balonlarını verip sattırırdı. Fakat şükür ki bunun altından ekonomik bir sıkıntı olmadan kalkabilmişti. Sanayici Tufan ve iş arkadaşları ise hem araba tamiri ve bakımını yapar hem de ticaretle uğraşırlardı. Bu ticaretse nalbur malları gibi bir şeyler satmaktı. Tabii ki bu tür yerlerde bir iki gaz çeşidinin tüplerinin de ticareti yapılabilineceği anlamına gelirdi. Fakat bu işi yaparken de biraz pahalıya yapardı. Yüze aldıklarını iki yüze satardı. Bu yüzden mallar ellerine geldi mi ilk iş etiket değiştirip kendi etiketlerini koymaktı. Böylece araştırmaya üşenen halk, tanıdık güvencesiyle bu malları alırdı. Bir gün Hakkı amcanın sahip olduğu Helyum kaynağı bitti. Bu bir uğursuzluk gibiydi çünkü yarın yakınlardaki bir ilkokul yarım gün ders verecekti. Böylece çocuklar parkta daha fazla zaman geçirecek ve balonlar da o sıra kapış kapış satılacaktı. Acilen balon şişirip etraftaki esnaflara gönderecek ve 1 saat bile olsa o güneşte kalacaktı. Bu uğraşları düşünürken aklına para hesabı geldi. (En az 100 adet satsam kârımdır. Eeee hem esnafa ödediğim para hem borçlar derken bende de para pek kalmıyor işte. Bir emekli maaşı ve bir balonla geçiniyoruz işte. Artık bir yerden de kısmak lazım. Yemekten ve mutfak masraflarından kısamam, hanım kızar. Temizlik malzemelerinden de pek anlamam kısamam. Benim harcamalarda büyük değil) Kafasını böyle düşüncelerle doldurmuştu. Bir yerlerden para kısmayı düşünüyordu. Sonra birden şeytan onu dürttü. Sanayici Tufan’da satılan gazların en pahalısı resmen helyumdu. Neden onun yerine başka bir şey almayaydı ki? Bu düşüncelerle sanayinin oraya geldi fakat bir şeyler ona pekte doğruymuş gibi gelmiyordu. Ne de olsa pahalı bile olsa Helyum, yanmayan ve yakmayan bir gazdı. Eğer nur tanesi olan bir çocuğa onun hayatını karartabilecek bir balon verecekse o nurlarla yaşıt olan torununun yüzüne hangi sıfatla hangi vicdanla bakabilecekti ki? Büyük bir utanç duydu. Hemen bu düşüncesini kafasından atıp Tufan abi ile konuşmaya başladı. — Kolay gelsin ustam. —Kolaysa başına gelsin Hakkı. Ne istemişsen? 1 Daha doğrusu helyumun yoğunluğu (0,1785) havanın yoğunluğundan [ Deniz seviyesinde (1,225)] küçük olduğu için Helyum Dünya’dan çıkabilir. Bu çıkışlar ise Helyum kıtlığını oluşturur. 2 Bk.(Paris’teki Son Simyacı)


4 —Bizim balon gazını isteyecektim ustam. Sende vardır? —Olmaz olur mu? İçeriye geç, bizim çıraklar halleder. Hakkı hemen içeriye geçti. Araba tamirlerinden oldukça fazla ses vardı. Zaten ağrıyan başı biraz daha ağrımaya başlamıştı. Bu haldeyken birçok yaşlı hasta gibi sinirlenebilir, inatlaşabilir hatta yanlış kararlar bile verebilirdi. Bu yüzden şeytan Hakkı’nın peşini hâlâ daha bırakmamıştı. Şeytan onu sürekli dürtüklüyordu ve istediğine de ulaşmış gibiydi. (Bizim torunu pek gördüğüm yok. Bayramdan bayrama anca konuşuruz zaten. Daha sonra orucumu tutarım, çocukları da başka yollarla sevindiririm. Kendimi affettirmiş olurum Allah’a. Bir defacıktan bir şey olmaz. Hem bende bu ay daha da rahatlamış olurum. Evet evet pek gerek yok helyumu almaya.) Hakkı amcaya bu çevreye yeni taşınmış bir çırak bakıyordu. O yüzden Hakkı amcayı da pek tanımazdı. İstediği hidrojeni verip parayı almıştı, fakat Hakkı amca ya bu gazı kullanırken dikkatli olmasını, o sıra da etrafında yakıcı bir şey olmamasını hatta gaz maskesi kullanması gerektiğini de söylemişti. Hakkı amca hepsine kafasını sallayıp onaylayarak çıktı sanayiden. Sadece cam açarak bu gazdan kurtulabileceğini düşünerek hem de bu saatte gaz maskesini hayatta bulamayacağını düşünerek evine gitti. Salonuna girdi, kapısını kapattı, tüm camları açtı. Hemen gaz ile doldurmaya başladı balonları. Neyse ki ona bir şey olmamıştı. Ertesi gün uyanması gereken saatte uyandı, parka gitti ama içinde bir sıkıntı var gibiydi. Vicdan azabı mı çekiyordu yoksa? Ama iş işten geçmişti artık. Şimdi geriye sadece çocuklara balonu sıkıla sıkıla vermek, para almak ve balonun patlamamasını da etmek kalıyordu. Fakat ya şansızlıktan balon patlarsa? Ya bir ağaca takılıp daha büyük bir felakete yol açarsa? Torununu her zaman görmüyordu evet, ama ormanları ne zaman karşıdaki tepelere baksa görüyordu. Başı gittikçe dönmeye başlamıştı artık. Kalbinin sıkıştığını hissedebiliyordu. Birkaç defa yutkundu. Balonlar gittikçe gidiyordu. Ağlayan çocuklar neden susmuyordu ki? Ne güzel balonları uçup gitmişti işte. Patlamayacaklardı. Yüzleri gözleri yanmayacaktı. Kıyafetleri onu boğmuş gibi geliyordu. Yüzünü fena halde ateş basmıştı. Artık bazı yerleri bulanık görmeye başlıyordu. Acaba güneşin altında çok mu kalmıştı? Ya da vicdanı ona hesap soruyordu. Birden bir patlama sesi geldi. Hakkı Amca korktu. Sessizlik birkaç saniyeydi ama onun için saatler gibiydi. Milletin birden onun üzerine doğru çullandığını hissetti. Neden? Neden yapmıştı bunu? Neden uymuştu ki şeytana? Şimdi küçücük çocuk artık yüzü yanık devam edecekti hayatına. Acaba ateş başka yerlere de sıçramış mıydı? Sesler iyice boğuklaştı. Sıcaklık yüzüne derin bir tokat attı. Ayakları yerden kesilmişti. Birden uçtuğunu hissetti. Belki balondan çıkan ateş onun bu hatasından dolayı çocuğu es geçip kedisine gelmişti… Gözlerini birden hastanede açtı. İlk başta nerede olduğunu hatta doktorla nasıl konuşup bilgi aldığını bile hatırlayamadı. Ama binlerce kez şükretti Allah’a. Sanayici Tufan etiketleri değiştirirken minicik bir “e” yi görmeyip hidrojen tüpüne, hidrojen etiketini de helyuma takmıştı. Hakkı’nın hidrojen diye aldığı tüpte aslıda helyumdu. Hakkı artık kimseye hesap vermeyecekti. En azından bu dünya da. Tufan ise zarara uğramıştı çünkü helyum kıtlığı helyumu pahalılaştırmış, hidrojen ise bu dünyada bolca bulunduğundan daha ucuz kalmıştı. Artık hiç kimsenin borcu yok gibiydi bu dünyada. Peki ya sırf sesini değiştirmek için etiketi yanlış hidrojen tüpünü alan vantriloğun borcu kimin üstüneydi?


5 Kimyanın Dostu Mutfaktır Bu konuda pek bir açıklama yapmama gerek yok sanırım. İlkokul 3. sınıf fen dersinde gördüğümüz azıcık kimya konularında bile mutfak örekleri vazgeçilmezdir. Ortaokulda ise en çok karışımlarda kullanılırdı mesela. Maddenin halleri için yemeklerin su buharları mesela. Bence en iyi konu - örnek tiplerine kimya – mutfak ikilisi ilk 3’e girer vaziyetteler. 5 katlı ve son 3 katı stüdyo daireli bir apartmanın en üst katında yaşayan Gökçe adında birisi yaşardı. Gökçe, 23 yaşındaydı, bilgisayardan çalışabileceği bir işi vardı. Daha bir stajyerdi bu yüzden parası normal bir çalışana göre düşüktü. Fakat çalıştığı şirket adilmiş, kızın maaşı hem yemek parasıyla hem de sigortasıyla geliyordu. Gökçe’nin babası ise her ay belli, bir miktar para atardı. Para öyle çok değildi fakat Gökçe evi ekonomik olarak idare etmesini biliyordu. Bu yüzden de pek zorluk çekmezdi. İşi bilgisayar üzerinden olduğundan illa şirkete gitmeye de pek gerek duymazdı. Her şeyini bilgisayarla halledebiliyor hatta toplantılara bile bilgisayardan katılıyordu. Böylece gününü istediği saatini gezerek istediği saatini ise masa başında halledebiliyordu. Gökçe, geceleri çalışmayı daha çok severdi. Gecenin sahip olduğu sessizliği gün içinde bulamazdı çünkü. Bir gün yine bir gece vakti çalışıyordu Gökçe. Bugün oldukça fazla gezmişti. Uykusu vardı ve biraz da açtı. Uykusunu yaptığı acılı kahveyle idare edebiliyordu fakat kahve onun midesi için bir çözüm değildi maalesef. Normalde pek kahve içmezdi fakat bugün buna ihtiyacı vardı. “Açım” diye mırıldandı kendi kendine. 1+0 dairede oturuyordu. Bu yüzden üşenmeden mutfağına gidebildi. Buzdolabını açtı. İçeride çokça şey vardı evet ama maalesef ki annesi gibi 10 parmağında 10 marifet pek yoktu. Olsa olsa 7 – 8 parmağında 6 marifeti vardı. Buzdolabına şöyle bir göz attı. Gözü yumurta ve sucuğa ilişti. İliştiği gibide tezgâha koydu. Daha sonra başka bir dolaptan köyden gelmiş tereyağını çıkarttı. Bir tava aldı bir kaşık kadar tereyağını tavaya koydu ve eriyip kızmasını bekledi. Tereyağı kızmaya başladığı vakit dilimlenmiş sucukları aldı ve tavaya koydu. Ne var ki sucukları çevirebilecek herhangi bir eşyası yoktu. Birden lavabonun yanındaki çatalı gördü. Çatal biraz kirliydi bu yüzden onu yıkamaya karar verdi. Yıkarken sucukların iyice piştiğini, eğer döndürülmezlerse bir tarafın kuru kalacağını fark etti. Yıkadığı çatalı hemen kuruladı fakat pek iyice denemezdi. Hemen tavanın yanına koştu tam bir sucuğa ulaşacakken bir an neye uğradığını şaşırdı. Alevler bi an yükselmiş ve alarmı çalıştırmıştı. Neyse ki alarmlar su fışkırtmıyordu yoksa bu hikâyeyi şu an bitirebilirdim. Gökçe neyse ki şoktan alarmın etkisiyle hemen etkisinden kurtulmuştu. Ne yapması gerektiğini biliyordu. Şimdi hayatınızı düşünün. Özellikle en çok nefret ettiğiniz kişiyi. Lütfen kusuruma bakmayın fakat bu düşmanlığınız yağ ve su kadar uzun ömürlü ve dövüşlü değildir. İyilik ve kötülük beraber olabilir, melek ve şeytan birbiriyle anlaşabilir hatta ekstrem bir durum yokken bile önemli bir sezonda iki rakip fanatiğin dostluğunu bulabilirsiniz ama yağ ve su büyük bir düşman ikilisidir. Sadece ikisi birlikteyken su ve yağ bir karışım oluşturamazlar bile. Her şeyleri birbirlerinden o kadar çok farklı ki… Bu yüzden de sakın ama sakın herhangi bir yağdan kaynaklanmış yangını bir su ile söndürmeyin! Gökçe, buzdolabını açtı ve oradan karbonatla dolu olan kavanozu aldı. Kapağını hızlıca açtı ve alevlerin üzerine serpti. Başta yangının yanına yaklaşamadığı için elleriyle attı fakat daha sonra iyice yaklaşabildi. Karbonhidrat evet, yangını oksijensiz (O ₂) bırakarak karbondioksit (CO ₂) açığa çıkarıyordu. Ateş oksijenle yanar. Bu yüzden oksijen içeren bir tepkimeye yanma tepkimesi adı verilir. Mesela: 22+ 2 = 22


6 2 suyun formülüdür ve evet, su da bir yanma tepkimesinden oluşmuştur. Hem bir tanesinin yanıcı, öbürü yakıcı iken! Buradan çıkarılması gereken iki ders var 1) Yanma tepkimesi için oksijen tek başına O ₂ şeklinde olması gerekir. 2) Tepkimelerde ürün3 her zaman girenlerin karakterlerine benzemeyebilir. Gökçe bunların bilincindeydi. Bir yerde daha büyük yangınlar için tuz kullanılmasını söylediğinden dolayı dikkatlice yanındaki baharatlıktan tuzu almış ve serpiştirmişti. Çalan alarm bütün bir apartmanı uyandırmıştı. Kimisi uykulu, kimisi uyanık herkesler aşağıya inmişti. Gökçe ise balkon ve pencereleri açmıştı. En son herkes tehlikenin geçtiğini anlayınca evine geri döndü. 3. katta yaşayan Buse Hanım ise Gökçe kadar iyi bir finansal durum içinde olmasa bile en azından kredi alacak veya borç parayı veremeyebilecek duruma düşmemişti en azından. Gökçe’den mutfak ve temizlik konusunda daha marifetliydi ama onun da korku ve korkudan sonra gelen uykudan dolayı yaptığı bir kusur vardı. Saat 8.30’da uyanan Buse hasta olduğu için gün boyunca izinliydi. Gökçe’nin olaylı akşamında o da nasibini almıştı. O akşam yangının çıkmasına yakın kendisi öksürük krizleriyle boğuşabilmek için limon kaynatacaktı. Baş ağrısı ve burundaki korkunç tıkanıklıkla hâlâ daha o korkunç halde 3 kat aşağıya inip çıktığına inanamıyordu. Bunun için de Gökçe’ye oldukça kızgındı tabii. Sonrasında geldiği gibi yatıp uyumuştu. Daha o sıra ocağı açmamıştı ama keşke o anda elden düşen limon tezgâha düşmeseydi… Limonun asit olduğu herkesler tarafından bilinir. Asitleri pH’ı 7’den düşüktür. Bu tür maddeler genelde ekşidirler. Mermerleri aşındırırlar. Bu yüzden limon vb. asitli şeyler kesilirken kesme tahtalarının kullanılması gerekir. Aksi halde mermer tezgâhınız hayatına harika bir leke ile devam eder. Buse o korkunç ve büyük lekeye baktığında harika bir şok geçirmişti. Sonra tabii alarm çaldığında limonu kesmekte olduğunu ve hatırlayamadığı şekilde aşağıya koştuğunu anımsadı. O sıra da limonun kendisi, ondan kesilmiş dilimleri ve suyu tezgâha yayılmıştı. Bu kesinlikle bir FELAKETTİ! (Acaba karbonat kullansam geçme ihtimali var mı? Annem galiba böyle bir şey konusunda bir şeyler yapmıştı ama hiçbir şey hatırlamıyorum. Yani o kadar çocukmuşum hiç mi dikkatimi çekmemiş. Neyse ki ev benim bir de kirada olsaydım Gökçe gibi offf... Neler olurdu neler. Ama ben ne yapacağımı bilirim. Neredeydi benim şerbet? Ben şimdi ona bir şerbetli tatlı yapayım da görsün o! Gerçi bende bu haldeyken daha nasıl bir şeyler yapayım ki. Önce bir doktora gitmem şart galiba.) Buse doktora hazırlanıp gidedursun, bende size bu apartmanın bahçe katında yaşayan bir ailenin yardımcısından bahsedeyim. Aile 3 çocuklu ve bir yardımcıya sahip. Dürdane Hanım bu evin büyük kızı olan Selma’nın doğumundan önce bu aileye hizmet etmeye başlamış bir hizmetçidir. Kendisi yaşlıdır fakat bir o kadar da dinçtir. Bu koskocaman apartmanda hatta mahallede kimse onun eline su dökemez. Ekmeğini kendisi yapar; bin bir türlü pasta, börek, çörek tarifini bilir. Şimdiki zamana göre biraz geri kafalıdır ama onun muhabbeti yine de iyidir. Herkes hatta artık ev sahibeleri bile ona emekliliği sorar ama o bunu istemez. Ya bu evden 3 çocuğu çıkardıktan sonra çıkacaktı ya da cenazesi. Çocuklardan birinin torunu mu burada yaşayacaktı? O zaman o yine burada olacaktı. Neyse ki onun yangından sonra alması gereken bir dersi yoktu. Saat 11 gibi mutfağı kontrol ederek yatmıştı. Bu yeni neslin uyku düzenlerini anlamakta zorluk çekiyordu. Ona göre sabahlamak sadece birisi 3 Tepkime sonucu oluşan madde


7 hastalandığında yapılabilirdi. Onun haricinde erkenden güzelce yatıp sabahta güzel saatlerde kalkıp odayı sabah havasıyla doldurmak daha iyi bir şeydi. Hafta sonu olmasına rağmen bu yüzden saat altı buçukta kalkmıştı. Bir saat sonra da az biraz yürüyüş yaptı. Aklı hâlâ daha dün ki olaydaydı. Hanımla bununla alakalı konuşması gerekecekti çünkü içindeki kopan fırtınaları durduramıyordu. Kendisiyle, mutfağında hiçbir zaman böyle bir hata olmadığı için gurur duyuyordu. Tamam, belki ara sıra salatanın yağını fazla veya az kaçırdığı oluyordu fakat bu kadar büyük bir olayı e yaşamış ne de yaşatmıştı. (Bahse girerim onun mutfağı bile korkunçtur. Bir defasında hatırlıyorum, bir keresinde evine lokma götürdüğümde gelen koku berbattı. O korkunç kokuyu asla unutamayacağım. Kaç defa bu konuda yanıma gelmesi konusunda yardım edebileceğime dair imalarda bulundum. Hem de o sıra bizim Selma ile de arkadaşlık edebilirdi hâlbuki. Neyse, şimdi gelmesinde görelim bakalım.) Kahvaltı hazırlamak için mutfağa indi. Gürkan Bey ile Burcu Hanım o gün hastanede nöbetçiydiler. Selim ile Selda erken uyandıkları için onlar için kahvaltıyı hazırlamıştı. Dün akşam aldıkları lavaş ekmeği çıkardı fakat sertleşmesin diye açmadı. Geçen gün Semih’in fark etmesiyle beraber uygulanmaya başladığı peynirlerde küfleri kontrol etti. Gürkan Bey’in kız kardeşini gözü pek tutmadığı için getirdiği reçeli kontrol etti. Reçelin şekerlenmiş olduğunu fark edince küplere bindi. — Ne gerek vardı şimdi buna! Kesin bilerek yaptı. Ben ona ne diyeyim ki? Burcu Hanım’a söylerim, o ne yapılması gerektiğini bilir. Ya Rab! Sana kızmıyorum ama şekerli suyu ayırabildiğimiz gibi neden şekerlenmiş reçeli de şekerden ayıramıyoruz? Aslında bunun cevabı basitti. İşte karşınızda bir ortaokul konusu: Fiziksel ve kimyasal olaylar! Aslında her şey bu addan belli. Bir tanesi fiziksel, öbürü kimyasal. Fiziksel olaylarda maddelerin bildiğimiz halleri vardır: Katı, sıvı, gaz. Fiziksel olaylar, bir maddenin bu 3 durum arasında kimyasında hiçbir değişiklik meydana gelmeden yaşadığı durumlardır. Yani erime, buharlaşma, kırağılaşma, süblimleşme, donma ve yoğunlaşma birer fiziksel olaydır. Bu olayları mutfağınızda yapabilirsiniz fakat kimyasal olaylarda durum biraz farklıdır. Bu tür olaylarda artık maddeni kimyasal yapısı da değişmiştir. Yani geri dönüşü imkânsızdır. Mesela hamura biraz fazla yağ katarak onu cıvıklaştırabilirsiniz ve daha sonra un katarak dengeyi biraz da olsa sağlayabilirsiniz. Buna fiziksel diyebiliriz. Fakat o hamuru pişirdiğinizde artık onu eski bir hamur haline getiremezdiniz. Çünkü yanma tepkimesi kimyasaldır ve bir geri dönüşü yoktur. Reçelin şekerlenmesi de aynen böyleydi işte. Kimyasal bir tepkimeydi, kimyasal yapısı bozulmuştu. Fakat şekerli suda her şey bir fiziksel olaya bakardı. Suyu buharlaştırırdın ve şekeri dibinde kalırdı. Dürdane Hanım salata yapmak için domates doğrarken aklına Selim’in heyecanla kendisiyle olan konuşması geldi aklına. Kendisini birden büyücü gibi hissetmişti. Karışım sözcüğü ilk defa kulağına bu kadar karmaşık geliyordu. Demek ki karışımların türleri vardı. Eğer içindeki maddeleri görebiliyorsanız bilmem ne4 göremiyorsanız başka bir bilmem ne oluyordu.5 Ama kahve olayını bir türlü anlamamıştı. Hadi tamam, salatada ne var ne yok görebiliyoruz ama kahve ve süt ne alaka ki? Onların maddeleri görülemiyordu ki. Bu tür karışımlara – yani heterojen olup homojen maskesi takanlara- kolloid madde denirdi. Bu tür maddelerde gözle görülmese bile mikroskopla veya Tyndall Işığı ile tespit edilebilir. 4 Heterojen karışımlardan bahsediyor Dürdane Hanım fakat bu isim ona karışık geliyor. 5 Homojen karışım demek istiyor.


8 Çocuklar kahvaltılarını bitirdiklerinde Dürdane Hanım o sıra çiçekleri suluyordu. Çocuklar masayı olduğu gibi bırakmışlar ve onları çağıran arkadaşlarının yanlarına gitmişlerdi. Dürdane en son işini bitirdiğinde dehşet verici bir şeyle karşılaştı. Ekmekler sertleşmişti! Lavaşların sertleşmesi normal ekmeklerden biraz daha hızlı olur bu yüzden bizde yiyebileceğimiz kadarını alırız. Hâlbuki beyaz ekmeklerde masaya poşetsizde koyabilir ve tüketebiliriz ama o d eninde sonunda sertleşir. Aslında bunun sebebi de kimyasaldır. Nişastanın o ortamda yapısı bozulur. Hatta soğuk ortamlarda bu olay ne kadar küflenmeyi yavaşlatsa da maalesef ki nişastada bozulma olayını hızlandırır. Aslına bakarsanız bu hikâyeyi devam ettirmek isterdim fakat kimya ile mutfak o kadar çok dostlar ki birçok şeyi beraber yapıyorlar resmen. O yüzden buraya yazsam emin olun bir roman olur roman. Zaten mutfakta böyle bir yerdir zaten. O kadar çok fiziksel ve kimyasal olaya ihtiyaç duyarsınız ki… Bir yerden sonra kimyager olarak bile çıkma şansınız var hatta. Ya da kimya o kadar büyük bir bilim ki mutfak ile olan ilişkisi sadece minik bir kısım, o kadar. Ama ben yine de karakterlere en son neler olduğunu yazayım Gökçe artık bir kedi annesi. Staj yaptığı yerden harika bir iş teklifi geldi ve birkaç sene içerisinde yurtdışına çıktı. Artık bir de Dürdane Hanım gibi birisini tuttu. Fakat yine de bu döneme kadar Dürdane Teyze’ye uğramayı ihmal etmedi. Buse evlendi ve hala daha kariyer hayatına devam ediyor. Gökçe’ye yaptığı baklavayı görürken lavaboda bulaşık suyunun içinde fazlaca bekletilmiş olan tabağı gördü6 ve aklına limonun tezgâhı aşındırdığı gün geldi. Bu olayı gülerek Gökçe’ye anlattı ve ikisinin arasına güzel bir dostluk geldi. Uzak mesafeler ve yeni bir hayat onları bu dostluğundan yıldırmamış gibi görünüyor ayrıca. Dürdane Hanım ise Selda ve Semih sayesinde reçelin şekerlenmesini anladı. Çocuklar her ne kadar başka doğa bilimlerinden bahsetse de o gönlünü en çok kimyaya kaptırdı. Hâlâ daha o evde çalışıyor fakat artık iki kişiye bakıyor çünkü Selma çalışmak için başka bir şehre gitti. 6 Temizlik malzemeleri bazdır ve pH’ı 7’den büyüktür. Bu tür maddeler camları aşındırabilirler.


Click to View FlipBook Version