The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.

10.BÜLTEN DİJİTAL DÜZENLENMİŞ HALİ

Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by ahmetaygunyilmaz, 2021-05-07 03:16:06

10.BÜLTEN DİJİTAL DÜZENLENMİŞ HALİ

10.BÜLTEN DİJİTAL DÜZENLENMİŞ HALİ

MÜTEVELLİ HEYET VE İKÜMED BAŞKANIMIZ DR. BAHAR AKINGÜÇ GÜNVER’İN, HÜRRİYET
GAZETESİNDE YAYINLANAN ‘’YÖNETİM = KURUMLARIN DAYANIKLILIĞI’’ BAŞLIKLI YAZISI

Pandemiyle yüzleştiğimiz ilk günler, doğrusunu söylemek gerekirse küresel çaptaki bu krize
birkaç ay ömür biçmiştim. Artçı sarsıntıları, yan etkileri de hesaba katarsak en fazla bir
yılda her şeyin düzeleceğini, COVID-19’u da sağlam bir hayat dersi olarak bireysel ve
kurumsal tarihime yazıp, torunlarıma hatta belki ilerde birlikte çalışacağım Alfa Kuşağına
anlatmak gibi planlarım vardı. Şu anda Alfa Kuşağına verebileceğim tek mesaj şu: Bazı
şeyler, tüm istatistiklere, öngörülere, deneyimlere rağmen beklediğinizden çok uzun
sürebilir, sakin olun.
Açık konuşmak gerekirse bu dönem, kronik iyimser olduğum gerçeğinin yanı sıra pek çok
yeni başlıkla da yüzleştirdi beni. Yaşamın armağanı diyebileceğim bütün şapkaları önüme
koyup düşündüğüm çok zaman oldu. Örneğin yeni yılı her şeye rağmen, en iyi dileklerle
selamlamaya çalışırken, masamda geçtiğimiz yılın muhasebesi vardı. Önümde küresel ve
ulusal işletmelerle ilgili veriler. Serde ekonomi lisansı var, verilere bakmadan yılı
kapatmam mümkün değil, özellikle de böyle bir zamanda. TOBB 2020 analizlerine göre
geçtiğimiz yıl Türkiye’de 15 bin 949 şirket kapanmış. Sektörlere bakıyorum. Anonim ve
limitet şirketlerde en çok şirket kapanışı 10 faaliyet dalında. Her biri ülke için, gençlik için
gelecek için çok değerli alanlar. Eğitim bu sıralamada yok. Ancak etkilendiği açık. Kapanan
işletmelerin 567’si eğitim işletmesi. Mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetleriyle hizmet veren
2 bin 227 işletme de 2020 yılında çalışmalarına son vermiş.Pandeminin bir gerçeği bu.
Eğitim kurumları K12’den yükseköğretime tüm kademelerde pandemi karşısında
dayanıklılığını korumaya çalışıyor.

İŞLETMELER İÇİN HAYATTA KALMA STRATEJİSİ OLARAK DAYANIKLILIK

Geçtiğimiz eylülde üniversitemizde tüm çalışma arkadaşlarımızla katıldığımız, Yönetici
Koçu ve Danışman Belkıs Kazmirci’nin ‘Zor zamanlarda dayanıklılık’ sunumu geliyor aklıma
verilere bakarken. Değişime ayak uydurma, direnme, zorluklar karşısında yılmadan devam
edebilmenin tanımı olan dayanıklılık kurumlar için de çok değerli. Özellikle dört yanı insan
olan, işletmeler için bir zorunluluktan öte sorumluluk. Aile işletmemizi düşündüm sonra.
Geçtiğimiz eylülde 61’inci yılına adım atan Kültür Koleji’ni. Yaş itibarıyla, kriz bağışıklığını
ve kurumsal dayanıklılığını ispatlamış özel okullardan biri. Türkiye’nin, dünyanın son 61
yılında yaşanan ekonomik, politik, sosyal krizlerine tanıklık etti ve her seferinde müthiş bir
dayanıklılık sergileyerek bugünlere geldi. Bu başarıda kurucumuz ve Onursal Başkanımız
İnşaat Yüksek Mühendisi Fahamettin Akıngüç’ün idari dehası başlı başına bir yazının
konusu olabilir. Kültür’ün yaşam boyu verdiği sınavlarda Onursal Başkanımızın öngörüsü
ve bilgi birikimi tartışılmaz. Ancak Kültür Koleji’nin 61 yıla dayanan öyküsünün ardında;
zamanla gelişen, çözdüğü her problemle yükselen kriz bağışıklığının payı da tartışılmaz.
Zaman ve problemler karşısında geliştirdiğimiz bağışıklık, dayanıklılığımızın hem nedeni
hem de sonucu. Bağışıklık ve dayanıklılık zamanın getirdiği, paha biçilmez bir armağan.

HER İŞLETME YAŞADIĞI KRİZLER KADAR GÜÇLÜ

Kriz bağışıklığı zamanla gelişen bir özellik. Üniversitemizin temeli olan Kültür Koleji de 61
yıldır ulusal ve küresel çapta pek çok kriz gördü. Pandemi, şimdiye kadar gördüğümüz en
büyük kriz olmakla birlikte Kültür için ilk değil. Hatta Kültür, krizlerle olgunlaşmış bir marka
demek yanlış olmaz. Dedem Halil Akıngüç Kültür Dersevini Eskişehir’de kurduğunda yıl
1932. Dünyanın Büyük Buhran sınavını verdiği zamanlar. Dedem Almanca’da uzak okul
anlamına gelen ve mektupla teknik eğitim veren Fernschule’nin Türkiye temsilciliğini alıyor
ve 600’e yakın öğrencisi oluyor. Eskişehir’de 1932’de kurduğu Kültür Dersevi’ni 1943
yılında İstanbul’a taşıyor. O dönem İkinci Dünya Savaşı yaşanırken, yeni bir şehirde bir
eğitim girişimi kuruyor. Kolejimizin kuruluş kararı da bir ekonomik bir kriz sonrası
şekilleniyor. Kurucumuz ve Onursal Başkanımız Fahamettin Akıngüç, Ağustos 58’de
yaşanan Türkiye’nin ikinci büyük develüasyonunun ardından mühendislik kariyerini
noktalamak zorunda kalıyor. Mühendislikten sonra bilgisine ve deneyimine en çok
güvendiği, eğitim alanına yöneliyor. 26 Eylül 1960’da koleji açıyor. Açılışımızdan beş ay
önce ise mayıs ayında Türkiye, 60 ihtilalini yaşamış. Kriz döneminde dayanıklılık ve sakin
güç olarak kalabilmek refleksimizin kökeninde de bu tarihler ve onlardan çıkardığımız
dersler var sanırım. Dünya steril bir yer değil ve hiçbir olayın toz pembe bir fonu yok.
Krizleri de yaşamın bir parçası olarak ele alıyoruz. Yaşadığımız ve dayandığımız krizler
kadar güçlüyüz aslında. Dayanıklılığımızı biraz da bu esnekliğe borçlu olduğumuzu
düşünüyorum.

Herkese Bilim Teknoloji Dergisinde, Kurucumuz, Hocamız İnşaat Yüksek Mühendisi
Fahamettin Akıngüç ile İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver' in Yaşasın
Bilim yazıları yayınlanmıştır.

MEZUN HABERLERİ – ALA NUR ERDOĞAN ( İKÜ ‘ 18 )

‘’ READING JANE AUSTEN’S EMMA ’’ oyunumuz ‘’ JANE AUSTEN’S REGENY
WORD ‘’ Dergisinde 2021 Yılı ilk sayısında yer verildi.

Londra’da basılan ‘’ JANE AUSTEN’S RENGECY WORLD ‘’ mecmuası 2021 yılının ilk sayısında,
KÜLTÜR Üniversitesinde 2018 yılında İKÜ Öğrencilerinin sergilediği ‘’ Reading Jane Austen’s
Emma ‘’ oyunu söyleşisine yer verdi. Söyleşi yazar Sarah Tor, ‘’ Sahne ve Edebiyat ‘’ dersi
hocamız Esin Akalın ile gerçekleştirmiştir. Esin Akalın hocamız oyunu sahneye uyarlayarak
yazıp, yönetmiştir.
Sizlerle ‘’ Jane Austen’s Regency World ‘’ haberini ve oyunculardan 2312 nolu İKÜMED
Üyemiz, Ala Nur Erdoğan’ın duygularını paylaşıyoruz.
Oyunumuzun 2021’in ilk günlerinde Londra’da bir Kültür Mecmuasında yayınlanmasından
gurur duyduk…

Öncelikle bu oyunun benim her zaman güzel hatırladığım bir anı olarak kalacağını
söyleyebilirim… Henüz ne oynayacağımızı bilmeden, seçmeli ders olarak en başta bu dersi
almıştım. Dersimizin adı: Literature on Stage. O zaman ne oynayacağımıza dair en ufak bir
fikrim yoktu. Sadece gitmiş olduğum bir tiyatro oyunundan sonra bu oyunda rol almayı
tecrübe etmek istedim ve okulumun son yılında bana çok güzel bir anı olarak kaldı. Hâlâ bu
oyunda tanıştığım bir arkadaşımla görüşüyorum. Çünkü ben kendi adıma konuşmam
gerekirse, son sene aynı anda yetiştirmem gereken birçok proje olmasına rağmen (tez, staj)
haftamın üç gününü ve bazen daha fazlasını bu oyuna ayırmayı tercih ettim. İlk
başladığımızdaki halimizden sonra gün geçtikçe geliştirdik kendimizi. Her provasında keyif
aldığım bu oyuna provalar dışında zamanımı ayırıp rolümü çalıştım ve başlangıcından sonuna
kadar büyük bir keyifle provalara katıldım. Üzerinden neredeyse 2.5 yıl geçmiş olmasına
rağmen İngiliz basını tarafından fark edilip Jane Austen’s Regency World dergisinde yer
verilmesi hem sevgili hocamız Esin Akalın, hem de bu oyunu sahneleyen bizler için büyük bir
gurur kaynağıdır. Son olarak da tiyatroyu bu oyunla bana sevdiren, kostümlerimizden sahne
düzenine, her detayla tek tek ilgilenen ve bu oyunun yapım aşamasında hiçbir fedakarlıktan
kaçınmayan Esin Hocam’a ve oyunda emeği geçen arkadaşlarıma gönülden teşekkür
ederim…

HOŞGELDİN ATA BEBEK…

2011 yılı İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunumuz, İKÜMED üyemiz Zehra TOPEL anne olma
sevinci yaşadı. 3 kez Türkiye Üniversiteler Şampiyonu, 1 kez Master Games Şampiyonu ve 1 kez
Corporate Games Şampiyonu olan İKÜ ve İKÜMED satranç takımlarımızın bir numaralı ismi, WIM
(Kadın Uluslararası Usta) ünvanı sahibi Olimpik ve Milli satranç sporcusu Zehra ile kıymetli eşini
tebrik eder, Ata bebeğe bir ömür sağlık dileriz.

“Umut Hep Var”

Öğrenci iletişimi Kültür Noktası ve Engelli Öğrenci Birimimizin desteğiyle sağlanan, basın içerik kurgusu
ve medya ilişkileri süreci Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı tarafından yürütülen Meslek Yüksekokulu
İşletme Yönetimi Programı son sınıf öğrencilerimizden Umut Ünlü’nün öyküsü, 6 Nisan Salı tarihli Posta
gazetesinde “Umut Hep Var” başlığıyla yayınlandı.

İstanbul’da yaşayan 19 yaşındaki Umut Ünlü, ses telleri yapışık dünyaya gelen ve doğuştan
yüzde 90 bedensel engelli bir birey. Kültür Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İşletme
Yönetimi son sınıfta olan Umut Ünlü, yüzde 100 burslu okuyor. Üniversitede engelli
bireylerle ilgili bilinç yaratmayı amaçlayan ‘Farkındaysan Kulübü’nün Başkanı. Üniversitenin
UltrAslan ve Unikültür kulüplerinde de yardım etkinlikleri için çalışan koyu Galatasaraylı
Umut, aynı zamanda profesyonel yüzücü.
ÖNCELİĞİ SPOR
Umut, mezun olunca eğitimini 4 yıla tamamlayıp spor yöneticiliği okumak istiyor. Bir giyim
mağazası açmayı da hedefleyen Umut için öncelik spor. Salgında yüzmeye başlayan Umut,
“Şimdiye kadar engelimden çekindiğim için sporla ilgilenmemiştim. Salgında ‘engelli olarak
da spor yapabilirim’ düşüncesiyle başladım. Okulda benimle aynı durumda olan yüzücü
arkadaşım Emine Avcu beni antrenörüm Duran Arslan’la tanıştırdı. Şimdi yarışmalara
hazırlanıyorum” dedi

Mezun Hikayeleri 12. – Atakan Köken – (İKÜ’17)

Merhaba. Bir Kültür2000 Koleji ve İKÜ mezunu olarak Kültür’ün benim hayatımdaki önemi
büyüktür. Bu nedenle kendimi bir “Kültür”lü olarak tanıtmakta bir sakınca görmem. Kültür ile
yollarım henüz çocukken kesişti. 2009 yılında Kültür2000 Kolejinden mezun olduktan sonra
Pertevniyal Lisesinde okudum. 2013 yılında ise tekrar Kültür’e döndüm ve İKÜ Hukuk Fakültesini
bitirdim. Bu nedenle hem Kültür Koleji Mezunlar Derneği üyesi hem de İKÜMED üyesiyim.
İKÜ Hukuk Fakültesinin güçlü akademik kadrosu sayesinde çok iyi bir hukuk eğitimi aldım.
Kültür’ün sunduğu yurtdışı olanaklarından faydalanarak Ruhr Universitaet Bochum’da bir yıl
boyunca Erasmus+ değişim öğrencisi olarak bulundum. Bu sayede İngilizce ve Almancamı
geliştirdim ve dünyanın dört bir yanından insanlar tanıyarak farklı kültürleri tanıma imkânı buldum.

Erasmus+ programını tamamlayıp Kültür’e geri döndükten sonra deneyimlerimi üniversite seçimi
yapacak adaylara anlatmak için Kurumsal İletişim Daire Başkanlığında ‘Kültür Elçisi’ olarak çalıştım.
Tercih yapacak adaylara üniversite hayatını ve hukuk eğitimini anlatarak yardımcı olmaya çalıştım.
İKÜ Hukuk Fakültesi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen İzmir İnsan Hakları
Akademisine katıldım. Farklı hukuk disiplinlerinden gelen hukuk öğrencileri ve akademisyenler ile
hukukun insan hakları boyutunu tartışma imkânı buldum. Akademide sunduğum bildiriler ise İKÜ
Hukuk Fakültesinin resmi yayın organı olan ‘Fasikül’ dergisinde yayınlandı.

İKÜ’deki öğrencilik yıllarım sosyal anlamda da oldukça dinamik geçti. İKÜ’de verilen diksiyon ve
hitabet kurslarını tamamladıktan sonra İKÜ’deki birçok etkinlikte sunucu olarak görev aldım.
Bunlar arasında en unutulmaz olanı İKÜ Mütevelli Heyeti Onursal Başkanı Sn. Fahamettin
Akıngüç’ün ‘Eğitim Mühendisi’ kitabının 2015 yılındaki lansmanı idi. Bunun yanında Ataköy
kampüsünde düzenlenen TEDxİKÜ etkinliklerinin organizasyon ekibinde yer aldım.
Kültür’deki son yılımda Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Jean Monnet Burs Programı’na
başvurdum. Yazılı sınavı geçerek bursu almaya hak kazandım ve Trinity College Dublin’de
International and European Business Law alanında yüksek lisansımı tamamladım. Basım
aşamasında olan yüksek lisans tezimi Türkiye’deki şirketlerin kurumsal yönetim rejimleri hakkında
yazdım. Şu anda da Dublin’deki çok uluslu bir şirkette danışman olarak çalışmaktayım.
Kültür, güçlü akademik kadrosu ve yurtdışı bağlantıları ile yaşattığı dinamik öğrencilik hayatı
sayesinde geleceğimi şekillendirmemde önemli rol oynadı. Her ne kadar şu anda Kültür’den fiziken
uzak olsam da onunla kurduğum bağ İKÜMED sayesinde hala çok güçlü.
Atakan Köken, LL.M.
2009 yılı Kültür2000 Koleji ve 2017 yılı İKÜ Hukuk Mezunu
Churchtown/Dublin

Kadın ve Çocuk Hakları ile Uygulamadaki Yansımaları

Moderatörlüğünü 2014 Yılı İletişim Tasarımı Bölümü mezunumuz, İKÜMED Asistanımız Batuhan
Aktuna’nın yaptığı (Mezun Söyleşileri-4), 2016 Yılı Hukuk Fakültesi Mezunumuz Av. Çağla Gül Bulut
ile Instagram Canlı Yayını gerçekleştirilmistir.

KADIN HAKLARI İLE İLGİLİ SORULAR:
1) Uluslararası mevzuatta kadın haklarından bahseder misiniz özellikle son zamanlarda

gündemde olan İstanbul Sözleşmesi yaşatır mı?
Uluslar arası mevzuatta kadın hakları: ülkemizin taraf olduğu kadın haklarına ilişkin metinlerden Cedaw
ve İstanbul Sözleşmesinden bahsedelim.
Öncelikle belirtmek isterim ki hak kazanımlarımız kadın mücadelesinin sonucudur. Her ne kadar bugün
elimizden alınmaya çalışılsa da, üstüne koymak yerine ne yazık ki mevcudu korumak için mücadele
veriyoruz.
Cedaw yani kadınlara karşı her türlü Ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesidir. Taraf devletler hukuki,
Siyasal, ekonomik, kültürel, sağlık, eğitim gibi her alanda ayrımcılığı önleyici, kadın ve erkeğin eşit
şartlarda yer almasını sağlamayı kabul etmişlerdir.
İstanbul Sözleşmesi: Sözleşmeyle taraf devletler kadını her türlü şiddetten korumayı Ve önlemeyi
taahhüt etmişlerdir. Sözleşme eğer kadını şiddetten koruyamadıysan soruşturma ve kovuşturmasını
düzgün yürüt diye emreder. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin nasıl gerçekleşeceğini adım
adım anlatan sözleşmedir. Yalnızca şiddeti odağına alan bir sözleşmedir. Kadına karşı şiddetin önüne
bilirsin der. Kadına karşı şiddetin temelinde yatan sebep toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir, eşitliği
sağlarsan her alanda şiddeti önlersin der sözleşme. Toplumsal cinsiyet kadın ve erkeğe yüklenen
geleneksel, toplumsal rollerdir örneğin kadının ev işleri yapması kocanın çalışıp ekmek parası
kazanması görevleri toplumsal cinsiyet rolleridir. Bugün Çocuklarımıza anlattığımız masalarda dahi
toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görmekteyiz. Örneğin pamuk prensesin adını dahi bilmediği bir prens
tarafından öpülerek uyanması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine örnektir sözleşme derki hemen toplumsal
cinsiyet eşitliğini sağlayamayabilirsin hemen böyle bir toplum yaratamayabilirsin o zaman şiddet tehdidi
altındaki kadınları koru. Bunun içinde yasal mevzuat yap, okullarda toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri

ver gibi. Ola ki kadını koruyamadın O zaman etkin bir kavuşturma ve soruşturma yürütülen. Kadını
geleceğe dair güçlendirir politikalar yap diye emreder.
Evet eğer sözleşme uygulanırsa yaşatır. Saydıklarımın hangisi uygulandı ülkemizde?

2) Kendi kanunlarımızda kadınların hakları nelerdir?

Türk Ceza Kanunu, Türk Medeni Kanunu gibi tek tek kadına yönelik düzenlemelere bakalım. Kadın
erkek eşitliği anayasamızı güvence altına alınmıştır Türk medeni kanununda Aileye, evliliğe,
boşanmaya ilişkin düzenlemeleri konuşalım. Kadın ve erkeğin evlenme yaşı aynıdır ve on yedidir
önceden 17’ye 15’d. Hiç kimse zorla evlendirilemez ve evleneceği kişi seçiminde özgürdür. İstemediği
biriyle evliliğe zorlayan kişiye Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunabilir. Evlilikten sonra bekarlık
soyadı kullanılabilir. Önceki medeni kanunda direk koca birliğin reisi ve kadın eve bakmakta sorumlu
kişi iken şu an eşler evlilik birliğini beraber ve birlikte temsil etmektedir. Kadın açık rızası bulunmadıkça
aile konutu satılamaz sınırlanamaz. Yine aile konutu kiralıksa her iki eş sözleşmeye taraf olabilir.
Meslek ve iş seçiminde ve devamında diğer eşin izni gerekli değildir. Önceki Medeni Kanunu’nda
kadının çalışması erkeğin izne tabiydi. Evlilik birliğini giderlerini eşler güçleri oranında birlikte
karşılarlar. Kadın çalışıyorsa kazancı, çalışmıyorsa ev içi emeği katkı olarak kabul edilir. Eşin mallar
üzerinde harcama yapma ve benzeri gibi yetkisinin sınırlandırılması mahkemeden talep edilebilir.
Boşanma davasındaki haklarımızdan bahsedelim biraz da. Boşanma davası sürerken aile konutunun
şahsınıza tahsisini talep edebilirsiniz. Nafaka isteyebilirsiniz. Mevcut veya beklenen zararları boşanma
yüzünden zedelenen eş maddi tazminat, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya
uğrayan daha az kusurlu manevi tazminat talep edebilir.
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf kusuru daha azsa geçimi için mali gücü oranında diğer
taraftan nafaka isteyebilir.
Karar verilen nafakalar ödenmezse eşin hapisle tazyik cezasına karar verilir. Boşanma esnasında eşi de
kalan çeyiz, ziynet, eşyaların iadesi veya bedeli istenebilir. Kanunda belirlenen diğer mal rejimlerine
ilişkin sözleşme imzalanmadığı taktirde yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olup; evlilik
birliğinde edilen mallar sizin üstünüze olmasa dahi yarı yarıyadır. Evlilik birliği dışında doğan çocuğun
velayeti anneye aittir ve herhangi bir mahkeme kararı gerekmez.

Türk Ceza Kanunu’nda kadına ilişkin düzenlemelere bakalım. Evlilik içi tecavüz suç sayılmaktadır.
cinsel dokunulmazla karşı işlenen suçların cezaları artırılmıştır. Evli olmasına rağmen başkasıyla
evlenme işlemi yaptıran kişi hapis cezası ile cezalandırılır. Birden fazla evlilik suç teşkil etmektedir.
Tecavüz sonucu hamile kalan kadın 20 haftaya kadar kürtaj olabilir. Yetkili hakim veya savcı kararı
olmaksızın keyfi bekaret kontrolü suçtur. Genital muayene gönderen ve yapan hapis cezası ile
cezalandırılır.

İş Kanununda kadına ilişkin düzenlemelere bakalım. Çalışırken evlenmesi halinde evlilik tarihinden
itibaren bir yıl içinde istenilmesi halinde kıdem tazminatı alınarak işten ayrılma hakkı bulunmaktadır.
Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun bir iş yerinde 100-150 kadın çalışan varsa emzirme odası
kurulması, 150’den fazla kadın çalışan varsa yurt yani kreş açılması zorunludur.

6284 Sayılı Kanuna bakalım şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadın, çocuk, aile bireyleri,
tek taraflı ısrarla takip mağduru kişilerin korunmasına ve bu kişilere Yönelik şiddetin önlenmesi
amacıyla alınacak tedbirleri düzenler. İstanbul sözleşmesine uygun olarak düzenlenmiştir.
Uzaklaştırma, belli 1 metre kadar yaklaşmama, bulunduğu yere okula ve çevresine yaklaşmama, iletişim
araçlarıyla rahatsız etmeme, silahı varsa silahını teslim etme, nafaka velayet gibi tedbirlere hiçbir delil
emare olmaksızın karar verilen bir yasal düzenlemedir.

3) Yine gündemde geniş yer bulan süresiz nafaka nedir, birkaç yıl evli kalıp bir ömür nafaka
ödemek zorunda mıyız?

Süresiz nafaka yani kanundaki adıyla yoksulluk nafakası; Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf
kusuru daha azsa geçimi için mali gücü oranında diğer taraftan isteyebileceği nafakadır. Bu sadece
kadına tanınan bir hak değildir. Erkek de isteyebilir bunu. Ancak kadınlar genelde eşleri yüzünden

çalıştırılmadığı ya da genelde ailede fırsat eşitliği tanınmadığından okutulmadığı için ya meslekleri
olmuyor ya da dediğim gibi mesleklerini eşleri yüzünden icra edemeyebiliyorlar veya çocuk
doğurduktan sonra çalışma hayatına dönemiyorlar. Bu sebeplerden ötürü kadınlar erkeklere oranla daha
fazla nafaka talebinde bulunuyorlar. Aslında yoksulluğa düşmelerine sebebin erkek şiddeti olduğunu
görüyoruz.

Yoksulluk nafakası, eşin evlenmesi ya da biriyle fiilen beraber yaşaması veya yoksulluğun ortadan
kalkması sebepleriyle ortadan kaldırılabilir. Bu nedenlerle ömür boyu sürmez.

Türkiye’de ortalama kadına 250-TL gibi düşük bir rakamla nafaka ödenmekte ve bazı erkekler bu
rakama karşı ayaklanarak çeşitli nafaka karşıtı çalışmaları yapmaktadır.

4) Özellikle kadın cinayetleri davalarına da gönüllü olarak bakmanızdan hareketle hakimlerin
tutumları nasıl oluyor, gerçekten failin kravat takması indirim sebebi yapılıyor mu?

Evet bu şekilde bahsedilen yaygın kullanımın kanundaki ismi iyi hal indirimi takdiri indirim
nedenleridir. Bunlar da failin geçmişi sosyal ilişkileri suç konusu fiilden sonraki ve yargılama
sürecindeki davranışları, cezanın failin üzerindeki olası etkileri gibi hususlar değerlendirilerek mahkeme
tarafından cezada indirim yapılması halidir. Ne yazık ki takip ettiğim kadın cinayeti davalarında
öncelikle sanık yani suç işleyen kişi Allah’tan rahmet dileyerek kadının yakınlarının olduğu tarafa
bakarak yani bizim olduğumuz tarafa baş sağlığı dileyerek özrünü ve pişmanlığını dile getirir gerçekten
düzgün bir giyimli adliyeye gelmiştir ve sanki özür dileyen kendisi değilmiş gibi devamında ise kadının
onu aldattığını, kısa giyindiğini, namussuz olduğunu, başka erkeklerle ilişkisi olduğunu, hakaret ettiğini,
erkekliğine laf söylediğim gibi asılsız ve suç konusu olayla hiçbir alakası olmayan savunmalar da
bulunur. Biz hemen konunun bunlarla alakasının olmadığını belirterek araya girmekteyiz. Bazı
Mahkeme başkanı hakimler de bunları geç bana olayı anlat kadının özel hayatı ile ilgilenmiyorum
diyebiliyorlar. Buradaki kravat takması da mahkemedeki tutumları kapsamında değerlendirilmekte eğer
sanığın daha önceden sabıkası yoksa Genel madde kapsamında indirim sebebe yapılabiliyor.

5) Gönüllü olarak avukatlığını yaptığınız Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nda ve Kadın
Cinayetlerini Durduracağız Platformunda nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı davalara müdahil olmamaktadır biz avukatlar olarak erkek şiddetine
maruz kalan kadınlara gönüllü hukuki danışmanlık desteği vermekteyiz. Dilekçelere kadar kadınlar
yazmakta o çünkü vakfın politikası her işlemi kadının kendi yürütmesidir.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunda ise gönüllü olarak kadın cinayeti davalarına
bakmaktayız. Davaları vekaletname sunup takip etmekteyiz.

ÇOCUK HAKLARI:

1) Uluslararası ve ulusal mevzuatta çocuk haklarından bahseder misiniz?

Çocuk hakları: Ülkemizin de taraf oldu çocukların insan hakları Sözleşmesi olan en temel uluslararası
metin birleşmiş milletler çocuk haklarına dair sözleşmedir. Anayasamızın 90. Maddesi gereği kanun
hükmündedir. Sözleşme taraf devletlere Şunları hükmediyor: bir çocuğu önce ailenin yanında koru eğer
aile yetersizse devlet aileye yetersizlikleri kapsamında destek olsun destekleyici tedbirler al. Buna
rağmen çocuk zarar görüyorsa kurumlarına yönlendir.3 hukuk normu düzenle. Halkını bilinçlendir
kamuyu bilgilendir. Daha bir çok sözleşme ve İlkeler var ancak ders gibi olmasın diye şimdi kendi
mevzuatımızdan bahsedelim. Az önce bahsettiğim sözleşmede de belirtildiği üzere çocuk 18 yaşını
doldurmamış kişidir. Türk hukuk mevzuatı çocuğa ilişkin düzenlemeler dağınıktır. Yani medeni
kanunu’nda hükümler var ceza kanunu’nda hükümler var polis kanunda tütün mamülleri kanunu nda
çocuklara ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Mevzuatın bir araya toplanıp tekelden yürütülmesi
gerekmektedir. Uygulamadaki en büyük problemlerden biri budur. Çocuğa ilişkin en temel ilke çocuğun
üstün yararı İlkesidir. Bu boşanma davasında iki çocuk da olabilir suça sürüklenen çocuk da olabilir her

ikisinde de çocuğun üstün yararı ilkesi gözetilmelidir. Mevzuatımızda şu aşamada büyük bir eksiklik
aslında yoktur. Değişmesi gereken insanların özellikle ebe beyinlerin zihniyetleridir. Çocuğun birey
olduğu unutulmamalı, sen çocuksun sus anlamazsın anlayışının bırakılması gerekmektedir. Çocuk
anlamadığını düşündüğünüz her şeyi en iyi şekilde anlamakta, bilinçdışına almaktadır. Eğer çocuğunuz
okulda arkadaşına vurduysa şunu sorgulamanız gerekmektedir çocuk babasını annesine uğrarken mi
gördü yoksa ebeveynlerden biri çocuğa şiddet uyguladığı için mi şiddet uyguladı. Yani çocuğunuza karşı
yaptığınız ihmal şiddet her türlü şeyi çocuğunuz aynen almakta ve dışarıya aktarmaktadır. Ebeveynler
çocuklarını olanaklarına göre eğitmek, çocuğun bedensel zihinsel ruhsal, ahlaki, toplumsal gelişimini
sağlamak ve korumak yükümlüdürler. Çocukların bakım ve eğitimi konusunda menfaatlerini gözeterek
çocuğun olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanımak, çocuğun adını koymak
çocuğun menfaatini ve gelişimini tehlikeye düştüğü taktirde duruma göre çare bulmadı veya buna gücü
yetmediği zaman mahkemeden çocuğun korunması için uygun önlemlerin alınmasını talep etme
yükümlülükleri vardır. Dediğim gibi değiştirmemiz gereken zihniyettir. Biraz önümüze gelen
davalardan bahsedelim ders gibi olmasın. Örneğin boşanma davalarında çocuğun diğer tarafa acı
çektirmek için kullanıldığını görüyoruz çocuğun velayetine karar verilen eş diğer eşe çocuğu
göstermiyor halbuki özel durumlar hariç bebeğinin çocuğu istismar ettiği şiddet uyguladığı gibi özel
durumlar hariç çocuğun anne ve babaya ikisine de ihtiyacı vardır. Babanın sırf eşi geri dönsün diye
çocuğu göstermediğini, annenin örneğin eşi kendisini aldattı diye çocuğu göstermediği durumlar oluyor.
Çocuğu almak için diğer eş hukuki yollardan çocuk teslimine dair icra takibine başvuruyor ve çocuğu
hiç tanımadığı görmediği icra memurları önünde teslim alıyor Bu durumu çocuğa nasıl zarar verdiğini
düşünmüyorlar. Biz o yüzden vekillerimize özel bir durum yoksa çocuğu göstermelerini icra kanalıla
vermemelerini anlatıyoruz. Örneğin alt komşunuz çocuğunu dövüyor ve siz bunu evinizde
duyuyorsunuz hemen durumu kolla yani polise ihbar etmeniz gerekmektedir ama aile arasında olur,
babadır anadır bir bildikleri vardır, onlar iyi insanlar
gibi düşüncelerle taktir etme hakkınız yoktur suçu ihbar etmemek suçtur suç işlemiş olursunuz. Ya da
düğüne gittiniz çocuk 14 yaşında siz takı taktınız suç işlediniz çünkü 14 yaşında bir çocuğun evlenmesi
cinsel istismar olup derhal kolla haber vermeniz gerekmektedir. Toplumsal duyarlılık çerçevesinde
bildirmeniz gerekmektedir suçu yani. Rica edeceğim sosyal medya paylaşımlarımıza dikkat edelim.
Çocuğu teşhir edecek, magazinsel figür olarak yer alacak görseller paylaşmamalıyız çünkü bu
paylaşımlar kötü niyetli kişilerin eline geçebilir. Deprem de paylaşılan çocuklar hatırlıyorsunuz değil
mi yüzleri gözüken, hastanede çocuklarla raportaj yapılması bunları şöyle değerlendirmek gerekir ileriki
yaşlarda çocuk bu fotoğrafları gördüğünde ne hissedecek bu paylaşımları yaparken lütfen bu düşünceyle
değerlendirelim. Patolojik olarak kleptomani gibi rahatsızlıklar dışında doğuştan suçluluk yoktur her ne
kadar gen teorileri olsa da bir çocuğun suça sürüklendi kabul edilir.
Mesela annesini döven babasını öldüren çocuk cezaevine girdi. Okul hayatından uzak kaldı. Cezaevinde
akran şiddetine, istismara maruz kaldım. Cezaevinden çıktı kalacak yeri yok kimsesi yok sokakta kaldı
tiner kullandı hırsızlık yaptı çaldı yani içinde bulunduğu koşullardan dolayı suç işler çocuk. Şundan da
bahsetmek istiyorum daha önceden sorulmuştu dizilerde cezaevlerinde çocuklarıyla beraber kalan
kadınları görüyoruz. Çocuk annesini suçundan ötürü cezaevinde bunun sebebi şu infaz kanunu uyarınca
anneler hükümlü olan ve dışarıda korunmasına bırakılacak kimseleri olmayan sıfır-altı yaş grubundaki
çocuklar; annelerinin yanlarında kalabilir. Seçim hakkı anne de. Anneyle kalmaz varsa çocuk esirgeme
kurumuna verilmektedir çocuğun anneye ihtiyacı var evet o yaş Aralığı anneye muhtaç hatta. Ancak
ceza ve doğru yer değil Buda uygulamada eksik olduğunu düşündüğümüz bir husus. Cezaevleri asla
çocuklar için uygun yerler değildir Çocuklu annelere özgü cezaevleri tesis edilebilir.

2) Cinsel suçlarda ispat durumu nasıl oluyor, çocuğun beyanı esas alınıyor mu?

Cinsel suçlar nitelikleri gereği kimsenin olmadığı zamanlarda ve yerlerde işlenir. Tanıksız suçlardır.
Çocuğun beyanı tutarlı, samimi, içten, hayatın olağan akışına uygunsa Ve çocuğun beyanlarında çocuk
yaşıtlarına göre olayı anlattıysa yani hiçbir çocuk erkek cinsel organına penis değmez yaş grubuyla
birebir pipi gibi bir ibare kullanıyorsa bu tarz kendi yaşıtlarıyla uygun anlatımları varsa ve sanığın
savunmasında da çelişkiler tespit edilirse beyanı hükme esas alınabilir.

Saygılarımla
Çağla Gül BULUT

Müge Özgenel - ( İKÜ 2009 İngilizce İnşaat Mühendisliği Mezunumuz )

Sevgili arkadaşlar, İstanbul Kültür Üniversitesi 2009 yılı İngilizce İnşaat Mühendisliği mezunuyum.
Yüksek lisansımı İTÜ Ulaştırma Mühendisliğinde tamamladıktan sonra çeşitli firmalarda çalıştım ve şu
anda özel Kurumsal bir şirkette Ulaştırma ve Altyapı alanında, Deneyimli İş Geliştirme Mühendisi
olarak çalışmaktayım.
2020 senesinde uzun zamandır hayalim olan Yoga eğitimini Zeynep Aksoy ve Semin Yılmaz’dan ayrı
ayrı türlerde alarak, yoga hocası olarak ana işimin yanında hobi olarak ders vermeye başladım.
Bu yola girmekteki amacım öncelikle kendime iyi gelen bir şeyi sizlere de iyi gelmesi için paylaşmaktı.
Şimdilik haftada bir gerçekleşen derslerime sizleri de beklerim.
Ders detaylarına web sitemden ulaşabilirsiniz.
www.yogamuhendisi.com
Sevgiler,
Müge

Zafer Öztürk ( İKÜ 2012 Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Mezunumuz )

ZAFER ÖZTÜRK KİMDİR ?

1972 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümünü bitirerek Türkolog oldu. Ardından Yeditepe Üniversitesinde
formasyon eğitimi alarak öğretmen oldu. Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında
Yüksek Lisans yaptı. 1998 Yılında Florya Koleji’nin kurucu temsilcisi olarak
Eğitim dünyasına girdi. Mezunumuz Zafer, Eğitimciliğin sadece bir iş olmadığını ,
bunu bir yaşam biçimi ve sorumluluk getirdiğinin bilinciyle çalışmaktadır.
Mezunumuz Türkiye Özel Okullar Derneğinin ( TÖZOK ) 1915 yılından beri
Yönetim Kurulu Üyesidir. Ancak TÖZOK Başkanının Covid nedeniyle vefat
etmesinin ardından 23.11.2020 günü, 20 Sayılı karar ile Başkan seçilmiştir. Zafer
Öztürk’ün Tözok Başkanlığını kutlar, Eğitimcilik kariyerinde aldığı yolu sizlerle
paylaşırız…

İLKER KALELİ – THE SERPENT
İKÜ Sanat yönetimi Mezunumuz oyuncu İlker Kaleli'nin Hürriyet Gazetesinde haberi çıkmıştır. İlker
BBC dizisi " The Serpent " te yer almıştır.

BBC’deki Türk turist İlker Kaleli... Ünlü oyuncunun sahneleri olay oldu
1970’li yıllarda Asya seyahatindeki Batılı turistleri öldüren seri katil Charles Sobhraj’ın hayatını
anlatan BBC dizisi “The Serpent”ta Vitali Hakim adlı bir Türk turisti oynayan İlker Kaleli’nin merakla
beklenen sahneleri ortaya çıktı.
İlker Kaleli’nin uluslararası proje “The Serpent”taki merakla beklenen sahneleri dizinin İngiltere’de
BBC One’da yayınlanmaya başlamasıyla ortaya çıktı.

1970’li yıllarda, Asya seyahatine giden Batılı hippileri hedef alan seri katil Charles Sobhraj’ın hayatını
konu alan dizide Türkiye’den İlker Kaleli oynamıştı. Kaleli, 70’lere özgü kıyafeti, tespih kolyesi ve uzun
saçlarıyla dizinin özellikle ikinci bölümüne damgasını vuruyor.
Tom Shankland’ın yönettiği Toby Finlay ve Richard Warlow’un yazdığı Tahar Rahim, Jenna Coleman
ve Ellie Bamber’ın rol aldığı dizi İngiltere ve İrlanda’da BBC One’da yayınlandıktan sonra dijital
platformda gösterilecek.

İKÜMED Destekli İKÜ Satranç Takımı Şampiyon Oldu

İKÜMED Destekli İKÜ Satranç Takımından Üst Üste 3 Şampiyonluk!
3 Ocak - 18 Nisan 2021 tarihleri arasında her hafta pazar günleri

üniversiteler arası online satranç turnuvası düzenlendi. Kurallar gereği
mezunlara da kontenjan ayrılması sebebiyle, İKÜ satranç takımı adına
çeşitli tarihlerde toplamda 8 mezunumuz ve 21 öğrencimiz hamle yaptı.

WIM (Kadın Uluslararası Usta) Zehra Topel ise yaptığı analizlerle takım
arkadaşlarına antrenörlük desteği verdi.

Yaklaşık 4 ay boyunca 46 üniversitenin katılımıyla oynanan turnuvada,
İKÜMED destekli İstanbul Kültür Üniversitesi Satranç Takımı, 31 Ocak, 7
Şubat ve 14 Şubat tarihlerinde 3 kez üst üste grubunda şampiyonluğu
elde etti. Takımımız ayrıca bir çok kez 2. ve 3. olma başarısı gösterdi.

Turnuvada üniversitemizi temsil eden mezun ve öğrencilerimiz:

Av. Tutku Dinçer (Hukuk Fakültesi 2010)
WIM Zehra Topel (İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü 2011)
Cem Çakan (İşletme Bölümü 2013)
Eray Efendioğlu (Psikoloji Bölümü 2017)
Aras Togaç (Fizik Bölümü 2018)
Emre Özgür (Uluslararası İlişkiler Bölümü 2018)
Melisa Birgelir (Psikoloji Bölümü 2018)
Ege Seçkiner (Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü 2019)
Rıdvan Özekinci (Hukuk Fakültesi 2020)
Berkay Daloğlu (Endüstri Mühendisliği 4. sınıf)
Cihan Erol (Bilgisayar Mühendisliği 4. sınıf)
Dila Nur Sezgin (İngilizce İşletme 4. sınıf)
Emirhan Aydın (İngiliz Dili ve Edebiyatı 4. sınıf)
Seyit Furkan Bozkurt (Matematik ve Bilgisayar Bilimleri 4. sınıf)

Alper Müslimzade (İnşaat Mühendisliği 3. sınıf)
Berkay Olgun (Uluslararası Ticaret ve Finans 3. sınıf)
Furkan Aydın (İngiliz Dili ve Edebiyatı 3. sınıf)
Özgür Cansu (Endüstri Mühendisliği 3. sınıf)
Zafer Baloglu (İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı 3. sınıf)
Emin Can Gürkan (Bilgisayar Programcılığı 2. sınıf)
Baransel Emeç (Hukuk Fakültesi 2. sınıf)
Havin Baran Eker (Dış Ticaret 2. sınıf)
Nurullah Çetinkaya (İngilizce Mimarlik 2. sınıf)
Eren Güneşoğlu (İktisat 1. sınıf)
Koray ŞİMŞİR (Elektrik-Elektronik Mühendisliği 1. sınıf)
Segah Gülpekmez (Hukuk Fakültesi 1. sınıf)
Serhat Avcı (Moleküler Biyoloji ve Genetik 1. sınıf)
Tolga Ocak (Elektrik Elektronik Mühendisliği 1. sınıf)
Basir Eleç (Bilgisayar Mühendisliği hazırlık sınıfı)
Mustafa Kuyumcu (Bilgisayar Mühendisliği hazırlık sınıfı)

Mezun Hikayeleri 13. - MUHSİN KADİR ERTUĞRUL ( İKÜ’ 2015 Y. LİSANS )

“Büyüyünce ne olacaksın..? “ sorusunun cevabını henüz verememişken nasıl oldu da bu
günlere geldik diye başlayan hayat serüvenimdeki eğitim ve öğrenim yıllarımdan kısa bir
özet sunmak isterim…
2013-2015 yılları arası İstanbul Kültür Üniversitesinde Yüksek Lisans/Proje Yönetimi
üzerine eğitim ve öğrenim almak elbette bu serüvenin ne başı ne de sonuydu. Ancak şu
kesin ki; İKÜ sonrası iş ve yaşantı tarzım radikal bir şekilde değişti.
Başta Prof. Zeynep Sözen ve Dr. Ahmet Burak Emel hocalarımızın verdiği eğitimler, salt
olarak bir mühendis gözüyle yaşadığım yılları geride bırakmama yardımcı oldu.
Peki ne değişti..? Bu Yüksek Lisans Eğitimi bana ne kazandırdı..? Öncelikle şunu net olarak
ifade etmeliyim;

Yaşadığımız konutlar, çalıştığımız iş yerleri, okuduğumuz okullar, araçlarımızla geçtiğimiz
yollar-köprüler, yürüdüğümüz kaldırımlar, ihtiyaç duyduğumuz su ve elektrik altyapıları,
barajlar, enerji yapıları, limanlar, havalimanları, avm’ler vs.vs ve vs…

Yabancıların; hayata dair “Civil Engineer” yani İnşaat Mühendisi dedikleri de bu olsa gerek.
Yani yaşamak adına gerekli olan ne varsa tam da İnşaat Mühendisinin orada olması
gerektiği anlar…

İşte tam da bu anlamda; İKÜ’de Yüksek Lisans eğitimi almak farkında olmadan yaşadığımız
çok yönlü aktivitelerin ve hayata dair tüm olup bitenlerin karşısındaki avantajları ve
dezavantajları net bir şekilde fark etmenizi sağlıyor.

Tipik bir şantiyeci ruhu, hukuk ve finans faktörleriyle birleşince “ben patronun yerinde
olsaydım böyle yapardım “ demeyi değil size patronun yerinde olmanız gerektiği ile alakalı
bir seçenek sunuyor belki de...

2006 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat fakültesinden mezun olduktan sonra
baba mesleği İnşaat mühendisliğini yine mühendis olan iki abimin izinde maaşlı olarak icra
etmeye başladım. Yazıya başlarken ilk söylediğim cümlenin de nerden geldiği belli oldu
sanırım. Evet; çok fazla seçeneğim yoktu belki ancak; mühendis bir ekolden gelmek sıradan
bir mühendis olmaktan öte daha donanımlı ve daha iyi bir yönetici olmayı da
gerektiriyordu.

Yurt içi ve yurt dışında çeşitli firmalarda saha mühendisliğinden tutun ülke
koordinatörlüğüne kadar yaşadığım tüm serüven ve zorlu yaşam standartları artık bir
yerde durmalı ve tılsımlı ufak dokunuşlarla hayata dair avantajlı bir duruma gelmeliydi.

Şirket yönetimi, inşaat muhasebesi, optimizasyon, paydaşlarla olan ilişkiler, sözleşmelerin
önemi gibi bilgilerin hangi şirkette ve hangi düzeyde çalışırsanız çalışın size tam olarak
söylenen bilgiler olmadığı aşikardı. Kaldı ki; mühendislikten bihaber ve hasbelkader patron
olmuş kişiler için çalışmak ve artık patron için patronla mücadele etmekten yorulmuşken.

_ nedir yani, şirketi mi satın alacaksın…? sen işine bak şefim ..!!

gibi laflar duymaktansa radikal bir kararla 2013 yılında Şahıs Firmamı kurdum. Peki ne
yapmalıydım..?

Spesifik birçok işi üstlenip başarıyla sonuçlandırabilmek için teknik konularla birlikte
sözleşme ve finans yönetimini de iyi bilmek gerekliydi.

Sözleşme öncesi İnsan ilişkilerinin (işi alma süreci) tamamen bir yetenek olduğunu sanmak
zaten başlı başına endişe verici durumdu.

Kendini ifade etme.. teklif verme.. cevap bekleme.. diğer firmaları gözetme.. işverenin
kapısında bekleme.. !

Bu kadar handikaplı bir durumdan kurtulabilmek veya yumuşatabilmek adına cesaret
ilacını almam gerekliydi. İşte bu sebeplerden dolayı “İKÜ/Yüksek Lisans/Proje Yönetimi”
eğitimi almak benim için olmazsa olmaz bir sonuç oldu.

Kalite-Zaman-Maliyet üçgenin aslında hayatın her alanında uygulanabilir olduğunu fark
etmek bile başlı başına büyük bir kazanım olmuştur benim için.

Aynı anda birden fazla işi yapabilme yeteneği, yöneticiliğin gizli sırlarını birer birer çözmek
ve doğru zamanda doğru kişilerle doğru hamleleri gerçekleştirmek...

Bunların yanı sıra; çalışmış olduğum otoban yollar, içme suyu isale hatları, üniversite
binaları, limanlar, hastaneler vb. birçok tecrübe bir yerlerde toplanmalı, şekillenmeli ve
değer katmak üzere geldiği yere tekrar iade edilmeliydi. Yani birileriyle paylaşılmalıydı.

İlkokulda verilen insan ve toplum ilişkileri ile yüksek lisansta verilen insan ve toplum
ilişkileri arasında ne kadar farklılıklar olabilirdi ki..? Sadece profesyonel olacak kadar
mıydı..? Dışardan bakıldığında arabesk bir yaşam olarak mı görülüyordu İnşaat sektörü
diye dövünmekten vazgeçmeli ve tadını mı çıkartmalıydı… Yoksa her şeyi kurumsallıktan
anladığımız kadarıyla ve kurumsallık adına yok mu etmeliydik.. ?!

2014 yılından itibaren birkaç üniversitede meslek ile alakalı derslere dışardan Öğretim
Elemanı olarak katıldım. ” Müteahhitlik Okulu ” adında 72 saatlik müfredat oluşturup yine
meslek mensubu arkadaşlar başta olmak üzere bu bilgileri üniversitelerin Sürekli Eğitim
Merkezleri(SEM) bünyesinde paylaştım.

Daha güvenli ve daha kaliteli işlerin yapılması adına Üniversitelerde ve Özel Kurumlarda
MYK (Mesleki Yeterlilik Kurumu) üzerine “ Soru Yapıcı-Sınav Yapıcı-Gözetmen ve Teknik
Uygulama Sorumlusu” olarak görevler üstlendim.

Son olarak, sismik izolatörlü binalarda 1.017.000 m2 ile dünyanın en büyük binası olması
özelliği taşıyan ve 2020 yılında açılışı geçekleşen Başakşehir Çam ve Sakura Şehir
Hastanesinin Sağlık Bakanlığı adına Müşavirlik - Denetim ve Raporlama hizmetini üstlenen
firmada Proje Müdürü/Kontrol Amiri olarak görev yaptım. Şu an için ise proje bazlı bazı
firmalarda Proje Yöneticisi olarak iş hayatıma devam etmekteyim. Ancak geçen süre
içindeki eğitime katkı sunmak adına yaşadığım yılların heyecanını hala dört gözle
beklemekteyim.

İKÜMED ailesinin bir üyesi olarak; Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini tamamlayıp iş hayatına
atılan arkadaşlarımızın sosyal ve ekonomik gereksinimlerini daha rahat karşılayabilmeleri
ve kendilerini her konuda geliştirip güven duymaları adına İKÜMED’in yaptığı çalışmaların
çok değerli olduğunu belirtmek isterim.

Bana, kendimi sizlere tanıtma fırsatı verdiği için de İKÜMED yönetici ekibine teşekkürlerimi
sunarım. Sağlıcakla kalın…

Saygılarımla,

Muhsin Kadir ERTUĞRUL/İnşaat Yüksek Mühendisi

İş İçin ‘’ KÜLTÜR DAYANIŞMASI ‘’ – Sinem İzmir Uzun

Moderatörlüğünü İKÜ Kariyer Kulübü Başkanımız ve İKÜ Endüstri Mühendisliği 2020 Yılı
Mezunumuz Rauf Cihaner’in yapacağı, 1992 Yılı Kültür Fen Lisesi Mezunumuz ve İTÜ Tekstil
Mühendisliği lisans ve yüksek lisans eğitimi, İstanbul Üniversitesi yüksek lisans eğitimini
tamamlayan, şuan PUMA Group Sourcing firmasında Türkiye Ülke Müdürlüğü yapmakta
olan Sinem İzmir Uzun ile ‘’ İş için Kültür Dayanışması ikum.network ‘’ başlıklı Canlı Yayın
Söyleşisi gerçekleştirildi.

*Bulunduğunuz sektörde başarılı olabilmek için sahip olunması gereken
yetkinlikler, öğrencileri iş hayatımızda bizleri bekleyen zorluklar nelerdir?
Sektörden bağımsız iş hayatında başarılı olabilmemiz için sahip olmamız
gereken temel yetkinlikler vardır.
Dünya çok hızlı değişiyor, adapte olmak gerek, çevik olmak gerek.
Bu dünyada bu hıza hazır olmamız gerek. Özellikle de iş hayatında.
Örneğin iş hayatımın ilk yıllarını hatırladığımda herşey çok yavaştı, fax vardı.
Email çok yaygın değildi. Ama iş hayatımın son 5 yılını dikkate alırsam, her sene,
her ay, her hafta değişen teknolojiye ayak uydurmaya çalıştığımı görüyorum.
Dünyamız mücadeleci bir dünya ama tabi ki yeteneklerimiz ve yetkinlikler bu
dünyada mücadele etmemize yardımcı olacaktır.

Bütün bu hıza sebep olan DİJİTAL DÖNÜŞÜMdür.

DİJİTAL OKURYAZARLIK günümüzde olmazsa olmaz yetkinliklerdendir.

Bilgisayar müh veya bir IT uzmanı olmanız gerekmez ama herşeyden az da olsa
bilgi sahibi olun. Toplantılarda az da olsa bir fikriniz olsun.

Örneğin Mobilite nedir, mobil uygulamalar nedir bilgi sahibi olun. Pandemi
sebebiyle uzaktan çalışma, uzaktan eğitim hayatımıza girdi. Mail yerine dijital
ortamlarda iş görüşmelerimiz yapar olduk.

Diğer taraftan Sosyal Medya, hepimiz sosyal medyayı kullanıyoruz. Facebook,
Twitter, Whats App sadece özel hayatımızda değil, iş hayatında da bize nasıl
fayda sağlar onu şimdiden düşünmeye başlayın.
Teknolojiyi takip edin, dünyada neler oluyor, trendler nedir bilin, detaylı
olmasa da terimleri bilin, bir fikriniz olsun. Şirketler ayakta kalabilmek için dijital
dönüşüme geçiyor: Mobilite, Sosyal Medya, Bulut Bilişim, BIG DATA, Nesnelerin
Interneti, Siber Güvenlik gibi kavramlardan genel anlamda haberdar olun,
detaylı bilmenize gerek yok. Hangi sektörde çalışırsan çalış, artık bunlar karşına
çıkacaktır.

Bütün bunlar gösteriyor ki dijital dönüşüme hızla ayak uydurmamız gerek. İş
dünyasına hazır olabilmemiz için, başarılı olabilmemiz için uygun yetkinliklerle
donatılmış olmamız gerek.

PROBLEM ÇÖZME KABİLİYETİ İş hayatına atıldığınızda birçok problem ile
karşılaşırsınız ve bunlara çözüm bulmanız beklenir. Biz yöneticiler, bize çözüm
önerileri ile gelen yeni mezunları severiz.

YARATICILIK yetkinliklerin başında gelir. İş hayatınızda sınırların ötesinde,
kutunun dışında düşünmeniz gerek. Gerek iş hayatınızda, gerek özel hayatınızda
sorgulayıcı olun. Statusquo’yu kabullenmeyin hemen. Alışagelmiş, klişeleşmiş
yöntemleri yaratıcı fikirlerinizle sorgulayın aksi takdirde bu innovasyonun
önündeki engeldir. Sorgulayın, yeni fikirler getirip sunun, başka görüşlere
danışın.

İŞBİRLİĞİ: Başarıya giden yollardan biri budur. Takım çalışması, ortak bir
hedefe doğru birlikte beraber çalışmak demektir. Bir takımda DENGEyi de
kurmak önemlidir. Bu çok kolay değildir. Çünkü takımlarda farklı özelliklere
sahip inslanlar vardır. Çeşit çeşit insan olur ve bu yüzden bu dengeyi kurmak,
ortak hedefe doğru bu çeşitli insan grubuyla uyumlu olarak aynı ekipte
çalışabilmek çok önemlidir.

İLETİŞİM : Sektörde en iyisi olabilirisiniz, en yeteneklisi olabilirsiniz, çift master,
doktora yapmış olabilirsiniz ama iletişiminiz iyi değilse başkalarına fikirlerinizi
paylaşmazsanız, hedeflerinizi paylaşmazsanız kimse sizin farkınıza tam olarak
varmaz.
Diyelim bir şirketin müdürüsünüz; eğer hedefler/vizyon/5 yıl sonrası için
hedeflerinizi konuşmazsanız çalışanlarınız nereye gideceklerini bilmez.

Paylaşmaktan korkmayın.
İletişimi bir tek konuşmak olarak algılamayın. Bunun bir de DINLEME kısmı
vardır. Çünkü konuşmak kadar iyi de bir dinleyici olmanız gerek sağlıklı bir
iletişim için. Bu yüzden her zaman iyi bir dinleyici olmayı öğrenmelisiniz. İyice
dinlemek, anlamak, fikirlerinizi paylaşmak önemlidir.
Tüm bu yetkinlikleri öğrenilebilir, kendinizi geliştirebilirsiniz. Özellikle
üniversiteler bunları öğrenmek için en iyi yerlerdir.
İş hayatında çokça kullandığımız bir Afrika atasözü vardır: Hızlı gitmek istiyorsan
yalnız git, daha öteye gitmek istiyorsan birlikte git.

Esnek olun, değişimlere, yeniliklere ayak uydurun, çevik olun.

Lider olun, teşvik edici olun. Hedef etrafında insanları toplayıp motive edin.

Sorumluluk alın ve insiyatif alın. Aksiyon alın. Kontrollü risk alın. Çift dal
master, doktora… başarı için
Verimlilik artık hem iş hayatımızda hem de özel hayatımızda dikkat ettiğimiz bir
kavram. Verimli olun yoksa geriye doğru gidersiniz.
Sosyalleşme, Network arkadaş ve iş çevrenizi geniş tutun, sıcak tutun.
Yeniliklerden haberdar olursun.

*Zaman Zaman ülkece içerisinde bulunduğumuz ekonomik durumlardan
dolayı motivasyon düşüklüğü ile ilgili düşünceleriniz nelerdir:

Hem coğrafi hem de siyasi olarak dünyanın en zorlu bölgelerin birinde yer
alıyoruz. Haliyle bu da ülkenin ekonomik durumunu etkilemektedir. Herşeyin
negatif yanları olacağı gibi pozitif yanların olduğunu da unutmamalıyız.
Bahsettiğiniz zorluklar ülkemizde okuyan ve çalışan gençleri çok daha çevik, çok
daha değişken şartlara uyum sağlayabilen, çok yönlü düşünme becerisine sahip
bir birey olmasını sağlıyor.
Bu donanımlara sahip, bu aşamalardan geçmiş gençlerimiz globalleşen
dünyada, diğer ülke rakiplerine göre çok daha avantajlı duruma geçiyorlar.
Dünyada birçok uluslararası firmanın üst düzey kademelerinde Türklerin
olmasının en önemli sebeplerinden biri budur
Coca Cola- Muhtar Kent
Western Union- Hikmet Ersek
BP’de - Tufan Ergin Bilgiç
Vodafone Avrupa Bölgesi CEO’su Serpil Timuray
Bu Türk yöneticiler, özellikle jeopolitik risklere karşı proaktif yaklaşımlarıyla
sahip oldukları yetkinliklerinden dolayı rakiplerinden birkaç adım öne çıkıyor.

KADIN OLMAK – Nazlı Gülce Başak

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında İKÜ 2017 Yılı Uluslararası İlişkiler
Bölümü ve İKÜ 2018 Yılı Hukuk Fakültesi Mezunumuz, 2075 No’lu İKÜMED
Üyemiz Av. Nazlı Gülce Başak ile 2009 Yılı Sanat Tasarım Fakültesi, İletişim
Tasarımı Bölümü Mezunumuz Ömür Kınay ile 4 Mart 2021 Perşembe günü "
Kadın Olmak ‘’ başlıklı bir Canlı Yayın Söyleşisi gerçekleştirildi.
Moderatör Ömür Kınay (2009 Mezunu): İstanbul Kültür Üniversitesi
Mezunlar Derneği’nin “mezun söyleşileri” gerçekleştiriyoruz.
Şimdiki söyleşimizde ise yine bir mezunumuz Avukat Nazlı Gülce Başak bu
akşam bizlerle birlikte oluyor, tekrar hoş geldiniz ve davetimizi kabul ettiğiniz
için Nazlı Hanım. Aşağıda da bizim mezunumuz, hukukçularımızı görüyorum, bir
kısmını tanıyorum çünkü onlar da siizn gibi Çift Anadal okumuşlardı
Üniversitemizde.
Av.Nazlı Gülce Başak: Evet çok kıymetli üstadlar da burada. Kıymetli
meslektaşlarım da beni izliyor, onlara da buradan kocaman sevgiler.

ÖK: Ne kadar güzel, ben izninizle Gülce Hanım diye hitap edeceğim, iki
isminiz de çok güzel, ben “Gülce” diye hitap etmeyi ayrıca sevdim.

Avukat Nazlı Gülce Başak, İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden 2017 yılında üçüncülük derecesi ile
mezun oldu. Aynı dönemler içinde çift anadal imkanı sunan Hukuk Fakültesini
2018 yılında tamamladı. Bu dönem İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans Programına kabul edildi. Sizden bu
öğrenim durumunuzu açmanızı rica ediyorum. Ve Genelde Hukuk Fakütesi tek
başına çok zor olduğu söyleniyor. Siz iki fakülteyi aynı anda nasıl
tamamlayabildiniz ?

Av.Nazlı Gülce Başak: Elbette, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası
İlişkiler Bölümünden 2017 mezunuyum. 2018 yılında da Hukuk Fakültesi
mezunu oldum. Halen öğrencinizim, aranızdayım, bunun için çok mutluyum.
Geçen gün ilk yüksek lisans dersime online katıldım, inanın ilk okula başlayan
çocuklar gibi heyecanlıydım.

2019 yılında bir yıllık zorunlu Avukatlık stajımı tamamlayarak, İstanbul
Barosu’na kaydoldum. Şu anda avukatlık mesleğini Büyükçekmecede bulunan
ofisimizde icra etmekteyim. Her iki bölümü de okumayı çok istiyordum. İKÜ
bana bu fırsatı sundu, başarıyı ödüllendiren bir okulum var, iyi ki karşılaşmışız.

Uluslararası İlişkiler okurken bir çok kıymetli akademisyenin yanı sıra bir çok
emekli diplomat ve Büyükelçilerin de derslerine katılma fırsatı buldum. Ayrıca
başarılarım sebebiyle okulum beni birden fazla projede görevlendirerek yurtdışına
gönderdi. Hukukçu olmak, iyi bir avukat olmak çok okuyan değil daima
okuduğunu güzel bir şekilde analiz edip sayfalara aktaran kişidir. Sadece sayfalara
aktarmakla da kalmıyoruz adaleti bir yaşam biçimi haline getirebiliyoruz.
Getirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla çok kutsal bir görev icra etmekteyiz. İKÜ bana
muhteşem bir eğitim imkanı sundu

Hukuk, hayatımın vazgeçilmez parçası diyebileceğim gibi hukukçu olmak ise
mesleğin bana göre bir kriteridir diyebilirim. İyi bir avukat çok okuyan değil,
daima okuduklarını iyi analiz yapabilen ve sayfalara öyle aktaran kişidir. Sadece

sayfalara aktarmakla da kalmayıp adaleti bir yaşam biçimi haline getirebilendir.
Adalet olmazsa yaşam durur. Savunma hakkı gibi bir hakkın yerine getirilmesinde
avukatlar önemli rol oynamaktadır. Onun için aslında bizler kutsal bir mesleği
icra ediyoruz. İKÜ bana çok güzel imkanlar sundu ve halen sunmaya devam
ediyor, hocalarım, sizler hala daha arkamdasınız ne kadar teşekkür etsem buradan
huzurunuzda az.

ÖK: Biz çok teşekkür ediyoruz, sağ olun...bu arada Didar Karataş, meslektaşınız
o da Çap ile İletişim Tasarımı Bölümü’ndeyken Hukuk Fakültesi’nde çift anadal
yapmıtı, onu da bu söyleşide görmek çok mutlu etti. Az önce adaletten bahsettiniz
“adalet olmazsa yaşam durur” bundan biraz bahsederek avukatlık mesleğini icra
ederken hangi bakış açısıyla mı hareket ediyorsunuz ?

Av.Nazlı Gülce Başak: Adalet olmazsa, toplumda birey olmaz. Birey olmazsa
devletin varlığını sürdürmesi imkansız hale gelir. Buradaki bilinç adalet
bilincimizdir.
“İyi avukat hukuku bilir ancak mükemmel avukat adaleti bilir!”
Adalet olmazsa toplumda kadın olmaz, çocuk olmaz… Kadın hakları olmaz!
Ben avukatlık mesleğini icra ederken toplumda önce kadının ve çocuğun mağdur
olmaması adına, her ikisi içinde gerekli haklarını hatırlatıp, hukuki tedbirleri
onların en lehine olacak şekilde tesis edilmesi için çırpınıyorum. Çünkü bizim
toplumumuzda kadın ve çocuk değer görmüyor, yeteri kadar
korunmuyor…Bunun için çalıştığım alanların başında kadın hakları hukuku
geliyor. Tezimi de bu şekilde yapmayı istiyorum

ÖK: Ne kadar güzel tam da bu nedenle 8 Mart öncesi sizi konuk ettik, kadın
hakları alanda ağırlıklı çalıştığınız için müvekkilleriniz genelde şiddet gören
kadınlardan mı oluşuyor?

Av.Nazlı Gülce Başak: Ne yazık ki öyle, biz avukatlara maalesef mutlu insan
gelmiyor!

Evet. Gözü yaşlı bir kadın görünce dayanamıyorum. Bir de bunun üzerine “Nolur
yardım edin avukat hanım” dediklerinde dünyayı alt üst edip, hemen sorunu
çözmek istiyorum.

Şiddet, insan onurunun hiçe sayılmasıdır. Kadına yönelik şiddet ise insan hakları
ihlalidir. Burada şiddet kavramından kastımız, sadece fiziksel anlamda değildir.
Şiddet uygulanan tiplerine göre duygusal, cinsel, ekonomik yönlerden farklılıklar
gösterir. Mağdurun devamlı aşağılanması, hakarete uğraması psikolojik, duygusal
istismar ve şiddet kapsamına girer. Mağdur üzerinde güç oluşturarak, kendi isteği
dışında cinsel ilişkide bulunmak ya da bu tarzda davranışlara zorlamak cinsel
şiddettir. Kadının iş hayatında eşit ücret almasını önlemek, ekonomik anlamda
bağımsızlığını engellemek ve bundan menfaat elde etmek ekonomik şiddetin
örnekleridir.

Teknolojiyle birlikte “dijital şiddet” olarak adlandırılan, sosyal medya
hesaplarından mağduru baskı altına almak ve bu yol ile tehdit edilmesi de bir
şiddet türüdür. Flirt şiddetinden de bahsediliyor artık; onu niye like’ladın, ona
niye yorum yaptın vb.

Ne yazık ki dünyada her 3 kadından 1’i hayatının herhangi bir döneminde
şiddete maruz kalıyor. Türkiye’de neredeyse kadınların yarısı şiddete maruz
kalıyor. Bu şiddetin kaynağı genelde eş ya da sevgili oluyor. Kadının şiddete
maruz kalmasının önüne ekonomik ve kültürel gelişme de engel olamıyor.

ÖK: Hep en yakınlarımızdan geliyor deniyor ya.

Av.Nazlı Gülce Başak: Evet, maalesef. Kadınlar kültürel düzeyleri ne olursa
olsun fiziksel ve cinsel şiddet başta olmak üzere, tacizler, fuhşa zorlanma, zorla
evlendirmeler, töre cinayetleri, zorla çalıştırma, eğitim özgürlüğünün kısıtlanması
gibi birçok erkek şiddetine maruz kalmaktadır. Genel kanının aksine kırsal
kesimde ve kentlerde kadına karşı şiddet oranı hemen hemen eşit düzeyde.
Şiddetin en yoğun yaşandığı bölgeler ise Doğu ve İç Anadolu bölgeleri.

ÖK: Kırsalla metropol arasında bir fark yok. Son zamanlarda oldukça
konuşulan bir konu ülkemizde Kadın olmanın zorlukları…Siz bu konuda ne
düşünüyorsunuz ?

Av.Nazlı Gülce Başak: Bir müvekkilim bugün afişimizi görmüş, “Nazlı Hanım
ne anlatacaksınız? Anlatılmaz ki bizim durumumuz” dedi, o kadar etkilendim ki.
Anlaşılamayacağını kendisi de biliyor ama ne yazık ki dile getirmemiz gerekiyor
bunları. 21.yüzyılın Türkiye’sinde ben de sizlere bam başka şeyler anlatabilmeyi
çok isterdim ama bizim ülkemizde “Kadının yeri evidir” diyen, kadını çalışma
hayatından koparıp eve mahkum etmek isteyen, kadının yegane görevinin eş ve
anne olması gerektiğini düşünen geri zihniyete sahip insanlar var.

Mesela benim örneklerim, kadının kocası beni arıyor “Avukat hanım boşanma
davasını açmışsınız ama benim önce memlekete gidip töreye sormam gerekiyor.

İlk defa kadına yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali olduğunun vurgulandığı ve
ülkemizin de çekincesiz imzaladığı milletlerarası sözleşme “Kadınlara Yönelik
Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa
Konseyi Sözleşmesi” ya da bilinen adıyla “İstanbul Sözleşmesidir.” Sözleşme
Avrupa Konseyinin İstanbul’da yaptığı toplantı sırasında gündeme geldiği ve
imzalandığı için “İstanbul Sözleşmesi” adıyla bilinmektedir. Türkiye, sözleşmeyi
11 Mayıs 2011 tarihinde ilk imzalayan devlettir. Ancak ne yazık ki, son dönemde
İstanbul Sözleşmesi’nin insan hakları bakımından kazanımları siyasi tartışma
konusu yapılmaktadır.

Şimdi bizde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin
Önlenmesine Dair Kanun, İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukuk yollarına yansımış
hali olarak 20 Mart 2012 de yürürlüğe girdi. Bu kanun İstanbul Sözleşmesi’nin
esasları çerçevesinde hazırlanmıştır. Şiddete maruz kalan kişilerin korunması ve
herhangi oluşabilecek şiddete karşı koruyucu tedbir alma imkanı sağlayan kanun,
korunan kişinin tedavisinin sağlanması adına önlemler alınması gerektiğini
içermektedir.

Yani sözleşme Türkiye’de ulusal hukukun bir parçası. Cezasızlık burada sorun.
Caydırıcılık, önleyicilik, etkin düzeyde sağlanamadığından kadınlarımız her
geçen gün şiddete maruz kalıyor. Aslında uluslararası sözleşmeler Devletlerin
tüm ortak çabaları doğrultusunda hazırlanmış, geliştirilmiş ve sunulmuş
belgelerdir. Burada devletler artık siyasi iradelerinin sonucunda sözleşmelere
taraf oluyorlar, bu aynı şekilde Türkiye için de geçerli. Zaten Birleşmiş
Milletler’in Avrupa Konseyinin kurucu üyeleri arasında yer alan Türkiye,
sözleşmelerin geliştirilmesinde aslında önemli katkılar sunan bir ülke. İstanbul
Sözleşmesi can damarımız. 6284 Sayılı kanunumuz da onunla paralel işleve
geçmiş bugün bir çok kadının hayatının kurtarılmasına sebep olan bir kanun.
Yeter ki hakkıyla uygulansın, Hukuk Fakültesi’nde bir hocam vardı halen burada
“bizim ülkemizde kanunun uygulanmasına dair bir yasa olması lazım” .
Mezun olunca da mesleğe girince hocalarımızın dediği bu açıklara bizzat şahit
oluyoruz. Toplum hizmeti yapmaya devam etmeliyiz, çok kutsal.

ÖK: Tam bu noktada tedbirlerden bahsettiniz, yorumlarda da “ve koruyamıyoruz
kadınları” diyerek üç nokta bırakmıştı, yani bu tedbirler sayesinde kadına ve
çocuğa şiddeti önlemek mümkün mü?

Av.Nazlı Gülce Başak: Türkiye’de son 10 yılda kadın cinayetlerinin düşüş
gösterdiği tek yıl İstanbul sözleşmesinin imzalandığı yıl olan 2011 yılıdır. Kadın
Cinayetlerini Durduracağız Platformu raporlarına göre Türkiye’de son 10 yılda
toplamda 2296 kadın cinayeti yaşandı. İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan; önleme,
koruma, kovuşturma ve destek mekanizmaları oluşturma başlıkları ile kadına
karşı şiddetle mücadelede çarelere ulaşılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede alınan
tüm önleyici ve koruyucu tedbirler, taraf devletlerin, ne şekilde bu hususlarda
önlem almaları gerektiğinin yolunu çizmektedir. Mesela bizde duymuşsunuzdur,
korunan kişi şiddete maruz kalmamış olsa bile, 6284 sayılı bu kanun kapsamında
oluşabilecek bir şiddete karşı koruma tedbiri alabilir. Bu tedbirler; kişilerin
bulunduğu konuta, okula veya işyerine yaklaşmaması, müşterek konuttan derhal
uzaklaştırılması, herhangi bir iletişim aracıyla rahatsızlık vermemesi, tedbir
nafakasına hükmedilmesi şeklinde önleyici olabilir.

Ayrıca, “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM)” Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı’na bağlı olarak, 6284 Sayılı kanun kapsamında oluşturulmuş
hizmet birimlerdir. ŞÖNİM’lere, başvuruda mağdur kadın beyanları esas alınarak,

şiddete maruz kalma ihtimali bulunan mağdurun her zaman adres bilgileri gizli
tutulur, tedbir alınır. Bu sözleşmede; özellikle alınması gereken tedbirlerin
caydırıcı olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bunun için toplumsal cinsiyet
eşitliğinin sağlanabilmesi adına, taraf devletlerin kontrol altında tutması gereken
uygulamaları somut anlamda hayata geçirmesi önem taşımaktadır.

ÖK: Aşağıda bir yorum daha var İKÜKAD (İstanbul Kültür Üniversitesi Kadın
Araştırmaları Birimi) kadın çalışmaları yapıyorlar; “Şubat ayında yalnızca 33
kadın ve 1 çocuk öldürülmüş” diye bir yorumla katkıda bulundular.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çok teşekkürler bu katkılar için, sadece Şubat ayında 33
kadın, rakamın ciddiyetine bakar mısınız? Yaşam hakkı dediğimiz kutsal bir
hakkın biranda ortadan kaybolması ne demek?

ÖK: Üzerine de “14 kadının ölümü şüpheli olarak basına yansımıştır” diye
yorumla katkıya devam ediyorlar, ben çok teşekkür ediyorum İKÜKAD’a. Ben
çok zorlanırdım diye düşünüyorum ve avukatlık mesleğinin de kadınlara çok
yakıştığını düşünürüm hep, ailemde de avukat kadınlar var, bu şiddet mağduru
kadınları dinlerken duygularınız vs nasıl karşılıyorsunuz?

Av.Nazlı Gülce Başak: Evet, zor, soğukkanlı olmanız gerekiyor. Dinledikten
sonra tabi ki çok kötü oluyorum, belli etmemeye çalışıyorum çünkü belli edersem
gerçekleri anlatmaktan çekiniyorlar. Mümkün olduğunca az konuşmaya, önce
onları dinlemeye sonrasında çözüm yollarını anlatmaya başlıyorum. Bizim
İstanbul Barosu Adli Yardım Bürolarında belirli dönemlerde
görevlendirmelerimiz oluyor. Orada her görev gününden sonra ülkemizdeki
kadınların ne kadar çaresiz kaldıklarını gözlemlerimle görüyorum. Anlattıkları
fiziki ve psikolojik şiddet hikayeleri karşısında ne kadar üzüldüğümü belli
etmemek adına soğuk kanlı davranarak ve her mağdur kadın için bir
meslektaşımın görevlendirilmesini rapor ediyorum. Adli yardım bürosundan
avukat talebinde bulunan bir kadın, gerçekten mağdur ve bir avukatın masraflarını
karşılayamayacak düzeyde maddi gelire sahip olmadığı inanın duruşundan,
bakışından hatta hıçkırıklarından anlaşılıyor. Koruma tedbiri hemen çıkıyor, aynı
gün. Boşanma davası açılması gerekiyorsa derhal. Ayrıca, “Şiddet Önleme ve
İzleme Merkezleri ŞÖNİM’lere başvuruda bulunuluyor.

ÖK: Ben de geçenlerde KADES (Kadın Destek) Uygulamasına rastladım,
sanıyorum İçişleri Bakanlığı’nın mobil telefonlarınıza bir application olarak
indiriliyor, sadece kadınlara açık uygulamada TC Kimlik numaranızla adresinizi
giriyorsunuz, herhangi bir yerde şiddete maruz kaldığınızda sadece bir tuşa
bastığınız anda 155’i aramak, adres vermek vs gibi şeylerden kadını kurtaran,
zaman kazandıran, acil yardım butonu gibi bir uygulama.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çok doğru, gerçekten İçişleri Bakanlığımız tarafından
girdi devreye ve birçok cinayeti engelledi, pek çok kadının hayatını kurtardı bu
uygulamayı kullanmak. Ben de geçenlerde verileri okudum, tek tuşla
konumunuza geliyorlar ve gerçekten de işe yaradı. Uygulama gerçekten çalışıyor.

ÖK: Ben uygulamayı indirdim, kadınlara da öneririm. Nerede, ne zaman, ne ile
karşılaşacağımız belli olmaz. Güven veriyor.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çok iyi yapmışsınız hocam, kesinlikle katılıyorum.
Bulunduğunuz yerdeki en yakın emniyet sizinle derhal iletişime geçiyor. 10-15
dakika gibi bir zamanlamayla.

ÖK: Keşke bunlara ihtiyaç duyulmasa tabi ama önlemler konusunda bu da bir
gelişme diye düşünüyorum.

Av.Nazlı Gülce Başak: Emin olun çok kaybımız var, ancak alınmış o kadar da
çok tedbir var. Ben inanıyorum o rakamları indireceğiz.

ÖK: Yorumlarda “Özgecan Aslan’da keşke olabilseydi” denilmiş. Bu konuda
sembol kadın isimleri olmasın isteriz. Bu meslekte kadınlar için mücadele
veriyorsunuz. Avukatlık mesleğini tercih etmeseydiniz, hangi mesleği seçmek
isterdiniz? Mesleği tutkuyla yapmak, öğrenciliğinizi tutkuyla yaptığınız çok
belli ama vaz geçseniz ne yapardınız? Bizimle yüksek lisansınız da devam
ediyor...

Av.Nazlı Gülce Başak: Doktorayı da bulacak muhtemelen sizlerle
çalışmalarım. Avukatlık, bir ikna mesleğidir. Yeri geliyor çok haklı olduğunuz
bir davanız reddedilebiliyor. Adalet için asla pes etmemek gerekiyor. Bu
çerçevede yüzünüze karşı reddedildiğinizi direk söyledikleri tek meslek
avukatlık. Ancak azimle her şeyin üstesinden gelebiliyorsunuz. Benim avukatlıkta
duymayı en çok sevdiğim cümle “iyi ki siz Avukatımızsınız” cümlesi… Bu
cümleyi duyduktan sonra ben başka hiçbir mesleği düşünemem… Kısacası
sorunuza şöyle cevap verebilirim; yine avukat olurdum.

ÖK: Mezunlar derneğimizden Ali Kaplanoğlu beyfendi “gönüllü kuruluşları
düşünebilirsiniz” yorumunu bırakmış.

Av.Nazlı Gülce Başak: LÖSEV gibi birçok gönüllü kuruluşta varım ama
kadınlarla ilgili kuruluşlarda henüz yokum hocam, o da biraz Pandemi döneminde
mesleğe başladığım için benim eksiğim oldu.

ÖK: Aslında eksiğiniz değil de ben de mesela engelli çalışmaları ve gönüllülük
çalışmalarında bulunmaya gayret gösteriyorum. Türkiye’de gönüllülük meselesi
gelişmiş ülkelere kıyasla yüzde 3-4 gibi düşük oranlarda çalışmalar yürütülüyor.
İlk İngiltere’ye gittiğimde kiminle konuşsam gönüllü olarak bir yerlerdeler, ben
kendimi bir anda bir ilkokulda faaliyetlerin içinde buldum. O nedenle bu
eksiğimiz değil, bu kültür bizde daha yerleşmedi maalesef.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çok önemli gerçekten, sosyal gelişmede de çok önemli.
Toplum hizmeti çok önemli. Hayvan hakları da çok önemli bugün İstanbul
barosundan meslektaşım Deniz hanım var, bugün 500’üncü gün her gün kendisi
gün sayarak hayvan hakları yasasının meclise sunulduğunun ama halen yasanın
çıkmadığının görüşülmekte olduğunu vurguluyor kendisi. Diliyorum hayvan
hakları için de yaşatan bir yasamız çıkacak. Yasanın ruhunda hak olduğu için
mutlaka faydası oluyor, yeter ki uygulanabilsin.

ÖK: Kültür Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin bir bülteni var, bilmeyenler için
de belirtelim; ilk bültende konuğu bendim. Ben de 2009 mezunuyum, sonra
yüksek lisansım ve 10 yıldan fazladır da Kültür Üniversitesi bünyesinde

çalışıyorum. Sizin de bültenimizde ‘mezun hikayeleri’nde “İyi Ki Kültür” başlıklı
yazınız var, bu yazıyı ben okudum oradaki 2015 Strasbourg ve 2016’daki New
York BM Daimi Temsilciliği ziyaretlerinizle ilgili bölümü detaylı dinletmek
istiyorum sizden.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çok kıymetli Prof.Dr.Mensur Akgün ve New York
gezimizde Sylvia hocamız ve Müge hocamız vardı. Bizi Strasbourg’ta Türkiye
Daimi Temsilcisi Büyükelçi Erdoğan İşcan bizleri konuk etti. Erdoğan beyin
selamlarını bugün Ali Kaplanoğlu beyefendiden aldım. Mensur hocamızın da
ODTÜ’den dönem arkadaşı diye biliyorum. Mensur hocamızla yuvarlak masa
toplantılarımız olurdu, birgün bizi Erdoğan bey ile tanıştırdı. Bizi o tanışmada
Strasbourg’a davet etti ve öğrenciyiz hepimiz büyük bir hayranlık ve sevinçle
karşıladık. Mensur hoca ile de bir diplomasi gezisi planlamamız var ama çok
sevindik tabi ve 1 ay içerisinde organize ettik, corona, pandemi yok, başvuru
yaptık, gittik. Evet Ali Kaplanoğlu beyfendinin de belirttiği gibi Erdoğan İşcan
Bey, Kültür Koleji mezunu aynı zamanda. Yalım Eralp gibi duayen
diplomatlardan kriz yönetimi dersleri alma fırsatım da oldu okulda.

Sonrasında New York’a gittik, okulumuzun desteği bize sonsuz olduğu için,
öğrenciyken bunları gerçekleştirebildik. Ardından Washington ziyaretlerimiz
oldu. Starsbourg’un tadı damağımda, hatta Basel Havalimanına inmiştik, Basel’in
de üç kapısı var.

ÖK: Evet, bir taraf Fransa, ötekisi Almanya’ya diye...

Av.Nazlı Gülce Başak: Bir daha nasip olmadı o havaalanı ama Erdoğan Bey
halen orada mı acaba? Ali hocam katkı sunarsa çok sevinirim. Bugün selamını
almak da çok büyük bir şeref ve onur. Eşi Sibel hanımla bizi evimizde gibi
ağırladılar. Diplomat arkadaşlarıyla da bizleri orada tanıştırdılar.

ÖK: Evet, öğrenciyken bunları yaşamak bambaşka birşey.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çap yaptığım için bir günde 4-5 sınava girdiğim oldu.
Hep o zorlandığım zamanlarda Strasbourg gezisini hatırlarım. Dilerim yüksek
lisansta umuyorum önümüzdeki yıl belki de yine yaşarız öyle bir gezi.

ÖK: Umarız olacaktır, aşı da bulundu, seyahatler yine gerçekleşsin diyoruz,
umudu yitirmiyoruz, bu arada Mensur hocadan konuştuk, ben başka fakültedeyim
ama Kültür Üniversitesi’nin yapısı gereği hocalarımız ders dışında görürüz,
bizlerle otururlar, çay kahve sohbeti olur. Öğle yemeği olur, Mensur hocamıza
da buradan selamlar gönderelim. Hiç derslerini almadım ama dışarıda
gördüğümüz zaman peşinden gitmeyi severdim, konuşurken çok şey
öğrendiğim hocalarımdandır buradan selamlar olsun hocalarımıza.

Av.Nazlı Gülce Başak: Mensur hoca ile ilgili bir anekdot paylaşayım, hocamız
çok sık yurtdışına gidiyor, mesela hocanın Salı öğleden sonra dersi var, sabah
hocanın erkenden Brüksel’de kahvaltı paylaşımı var, kesin yetişemez hoca
diyorum, dersi de iptal etmez, yetişecektir ve bir bakarız saat 15.00 Amfi’de
Mensur hoca. Hocam sabah Brüksel’deydiniz “e o sabahtı, dersime geldim”
derdi.

ÖK: Deha Bey de Kurumsal İletişim daire başkanımız, Mensur Hocamıza
sevgilerini ilettiler yorum kısmından.

Av.Nazlı Gülce Başak: Çift anadal konusunda beni çok destekledi hocalarım.
Hukuk ayrı, Uluslararası İlişkiler ayrı. Bugün iki diplomam varsa hepsinin
sayesindedir. Hukuk Fakültesi’nden de çok hocam var isimlerini sayamam çünkü
akademik kadrosu çok popüler sayıları oldukça fazla tüm hocalarıma teşekkürler.

ÖK: Ne kadar güzel, şuan bizi izleyenler arasında Kültür’de okumamış birileri
vardır, sizi tanıyan takipçileriniz izliyorlar, mezunlar yayınının önemi de burada;
ben 2005 yılında Kültür Üniversitesi’ne girmiştim tam burslu okudum, yine
yüksek lisansımı tam burslu tamamladım, işe girdim burada, okulumuza aidiyet
duygumuz her zaman bir başkadır, seviyoruz, severek biraraya geliyoruz biz
mezunlar, şu pandemi bitse de lokalde buluşsak. Tabi 60 yıllık Kültür Eğitim
Kurumları olunca her şey bambaşka oluyor. Sizden de çok net görüyoruz
yayında okulumuza karşı olan sevgiyi, tutkuyu alıyoruz.

Av.Nazlı Gülce Başak: Kültür Üniversitesi’nde herkes herkesi tanır, kantinden,
güvenlikten tutun, günaydınlaşma kapıdan başlar.

ÖK: Haklısınız, meslekten dolayı pek çok üniversite kampüsüne gidiyorum,
güvenlikten itibaren bizde herkes herkesin ismini bilir, birbirimizle sohbet ederiz,
bu öğrencilik zamanlarımızda da böyleydi. Çok memnun oldum bu akşam sizi
burada konuk ettiğimiz için, yeniden buluşmayı çok arzu ederiz.

Av.Nazlı Gülce Başak: Programın adını “Kadın Olmak” koyduk ama pek çok
şey de konuştuk güzel oldu. Ben sizlerin emeği için çok teşekkür ediyorum. Başta
İKÜMED’e bizleri böyle biraraya getirdiği için, hem İKÜMED üyesiyim halen
de İKÜ öğrencisiyim, altını çiziyorum öğrenci olmak çok güzel bir duygu. Online
bile olsa o ekranın karşısına geçmek o huzur bambaşka birşey. Ve “Bir kadının
elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki
lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?” sözleriyle 8 Mart Dünya Kadınlar gününü
sizlerin başta olmak üzere emekçi kadınlarımızı kutluyorum. Her birinin önünde
sevgi, saygı ile eğiliyorum. Akademik, idari tüm kadrolarınıza sevgilerimi
sunuyorum. Moda Tasarım Kulübüne ben de teşekkür ediyorum, Deha Bey ben
de teşekkür ediyorum.

ÖK: Yorumları hızlıca okumak isterim...

“Atatürkçü okulun Atatürkçü öğrencileri kutluyorum sizi”.

“çok teşekkürler”, İKÜKAD’dan gelmiş.

“çok güzel bir yayın”.

Çok güzel pek çok şahane yorum geliyor ve sonuncusunu okuyorum:

“Sevgili Nazlı Gülce zarif sözlerin için teşekkür ediyorum, başarılarının
süreceğine güveniyorum, benim halen BM görevimin yanı sıra İKÜ’de ders
verdiğimi belirtmekten mutluluk duyuyorum” mesajı konuştuk Erdoğan İşcan
beyefendiden geldi.

Av.Nazlı Gülce Başak: Bunu bilmiyordum Erdoğan Bey, bu defa ben sizi
İstanbul’a davet edeyim, siz benim konuğum olun, tabi ben Strasbourg’da
değilim.

MEZUNUMUZ FATİH FURTUN KAZAKİSTAN’ DA YATIRIM YAPIYOR

İKÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü ilk mezunlarından Fatih Furtun’un,
Kurucusu ve Genel Müdürü olduğu MFA Solunum Koruyucu Ekipmanlar (
Maske vb. ) şirketi, yıl sonuna kadar tamamlamayı planladıkları, Orta Asya
ve Rusya’da üretim ve lojistik üssü olacak fabrikalarının görsel tasarımları
ve uygulama projeleri yatırıma başladı. Yıl sonu üretime geçicek olan
fabrikalarının dost ve kardeş ülke Kazakistan’da üretime başlayacak olup,
Orta Asya ve Rusya’nın maske ihtiyacını karşılayacak kapasitededir.
Yatırımcı Mezunumuzu tebrik eder, başarılarının devamını diliyoruz.

TAHA BARAN ÖZBEK

İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim ve Tasarımı Bölümü 2020 Yılı
Mezunumuz Taha Baran Özbek, kariyerine reklam filmlerinde ve dizilerde oyuncu olarak devam
etmektedir. Daha önce ‘’ Kırmızı Oda ‘’ dizisinde rol alan Taha Baran Özbek, şuan Star Tv’de
yayınlanan ‘’ Akrep ‘’ dizisinde Demet Akbağ’ın torunu rolünü başarıyla canlandırmaktadır. Kariyer
yoluna öğrenciyken başlayan Baran henüz öğrenciyken de çeşitli Reklam filmlerinde de rol almıştır.
Mezunumuzu İKÜMED olarak tebrik ediyor, Tv sektöründe ve yeni projelerde de kendisini görmeyi
umut ediyor, kariyerinde başarılar diliyoruz.
DİZİ :
2020 – Akrep
2020 – Kırmızı Oda (Konuk Oyuncu / 4 Bölüm)
2020 – Hekimoğlu (Konuk Oyuncu / 1 Bölüm)
2019 – Azize
2018 – Bizim Hikaye
2018 – Bir Litre Gözyaşı
2018 – Dip
REKLAM:
2019 – Turkcell
2019 – Samsung
2018 – Sprite
2018 – Coca Cola
2018 – Marmara Forum

Mezun Hikayeleri 14. – Ceren Pınar Aydın Abedi

İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2010 yılı mezunuyum. Öğrencilik dönemim boyunca aynı
zamanda avukat olan babamın hukuk şirketinde çalışıyordum. 2012 Şubat Ayında Avukatlık Ruhsatımı
alarak fiili olarak avukatlık yapmaya başladım. Mesleğe girmenin hevesi ile her alanda hukuk
alanındaki davalara baktım. Bir süre Hukuk Büroları olan avukatların yanında çalıştığım, en sonunda
bu alanda tatmin olmayarak ticaret alanında bir şirket avukatı olmaya karar verme sebebi ile bir
enerji şirketinde şirket avukatı olarak işe başladım. Ancak yine sözleşmeler, dilekçeler ve mahkeme
salonlarından oluşan bu koşturmacadan keyif almadığımı ve ruhen yeteri kadar tatmin olamadığımı
fark ettim. Her zaman hukuk okumuş olmanın avukatlık dışında bir meslek edindirmesi gerektiğine
inandım. Önümüze sunulan seçenekler sınırlıydı; avukat, savcı, hakim ya da akademisyen olmak gibi.

Dürüstçe söylemeliyim ki akademisyen ve hakim savcı olmak isteyen arkadaşlarımın yaşadığı
zorlukları hatta mobingleri kendi gözlerimle gördükten sonra, adalet kavramına odaklanmış insanların
bile bu kadar yıpratıcı süreçlerden geçmiş olduğunu görmek, avukatların ise emeklerinin karşılığını
alamayacak kadar az ücret kazanması beni var olan sistemden uzaklaştırdı. Sistemin bir parçası olmak
yerine, acaba insanlara hem danışmanlık sağlayıp hem de insan hakları alanına nasıl yoğunlaşabilirim
diye araştırırken, yine 2011 yılından beri gündemde olan mülteci alanına ve mülteci haklarına
odaklanmak istedim.
Şans eseri UNHCR (BMMYK-Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) nin pozisyon açmış
olduğunu fark ettim. Mülteci Koruma Biriminde yer alan gönüllü koruma çalışanı pozisyonuna hiçbir
gelir amacı gütmeden başvurdum. Sığınmacı ve mültecilerle yaptığım görüşmeler ve verdiğim
danışmanlık ve belirli olanaklara sahip olabilmeleri adına verdiğimiz destekler gönüllü çalışan
maaşının düşük olmasına rağmen beni çok tatmin etmiştir. Bu sebeple bu alanda uzmanlaşmaya
karar verdim. Daha sonrasında kıdemli bir poziyonda BMMYK daki görevime devam ettim. 2017
Ağustos ayından beri aralıksız olarak sığınmacı ve mültecilerin hukuku alanında çalışmaktayım. Bu
süreç boyunca fiili avukatlık yapmadım. Avukatların müvekkilleri, eğitmenler için öğrencileri ne kadar
kıymetli ise her bir danışanımın benden sağladığı fayda da benim için o kadar kıymetlidir. Şuan
yaptığım meslek de avukat olmaktan çok hukukçu olmanın faydasını gördüm. Bu sayede sahip olunan
insani hakların nasıl savulunabileceğini, insanları doğru yola yönlendirebilmeyi ve adaletsizliğin önüne
geçilmesi adına neler yapılabileceğini analiz edebiliyorsunuz.

Hukuka, avukatlık mesleğine, eğitmenliğe ve adalet temelli bir hukuk sistemine ve bunların erdemli
bir şekilde savunulması adına yapılan bütün eylemlere saygım sonsuzdur. Ancak Türkiye şartlarında
bir hukukçu olmanın zorluğunu farkındayım, Hukuk okuyan arkadaşlarımızının sadece meslek
edinmek adına hukuk okumalarını değil de, hukukçu olmanın verdiği özgüvenle hukuka ait her alanda
kendilerini geliştirebileceklerini ve çalışabileceklerini bilerek okumalarını tavsiye ederim.Avukatlık,
savcılık, arabulucuk bunlar belirli mesleklerdir ve bir gün emekli olursunuz ancak, hukukçu olmak
adaletli olmak ve savunmak bir karakterdir ve daima sizinle kalır. Bunu hayatın her alanında meslek
ünvanlarımızın dışında bile sürdürebilmek gerekir. Kendi adıma okuduğum dönemde İsmet Giritli,
Turhan Esener gibi çok değerli eğitmenlerimizden ders alma fırsatım oldu ve her zaman ne kadar
kaliteli bir eğitim aldığımı dile getirdim.

Uluslararası hukuk alanında ya da uluslararası organizasyonlar bünyesinde çalışmayı hedefleyen
arkadaşlarımızın, İngilizce diline odaklanmalarını hatta mümkünse 3. bir dil edinmelerini tavsiye
ederim. Para kazanmak adına değilde bir farkındalık yaratmak ve sahip oldukları eğitimin kaynağı ile
ilgili bütün izleme beyannamelerini incelemelerini ve gelişmeleri takip etmelerini tavsiye ederim. Hiç
bir zaman başvuru yapmaktan çekinmesinler, her başvuru bir tecrübedir. ILO,UN ve Europion jobs
gibi belirli sayfalardan açılan pozisyonları takip etme şansları olacaktır.
Kendini hukuka adamış, bütünüyle adamış, öğrenci arkadaşlarımızın yolları açık olsun…
Sevgilerimle…

Mezun Hikayesi 15. – Cenk Elverdi ( İKÜ’13 )

Cenk Elverdi Üniversitemizin İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümümüzden 2013
yılında mezun oldu. Henüz İKÜ’de öğrenciyken çalışma hayatına başlayan Cenk,
şuanda EAE Teknoloji Araştırma Geliştirme San. Ve Tic. A.Ş’de ihracat satış
uzmanı olarak çalışmaktadır.

Cenk, İKÜ Hocalarıyla ve öğrenci profiliyle öncelikle güzel bir okulda Lisans
eğitimimi tamamladım. Kültür Üniversitesi gibi köklü bir üniversitenin, İngiliz
Dili ve Edebiyatı mezunu olmam işe alınırken bir avantaj sağladı.

İKÜ’de bölümümde açık fikirli olarak, bir olayın tek değil birden çok farklı
yönlerini de görmeyi öğrendim. İş hayatında gerekli olan ‘’ Sunum yapma ‘’
becerisini kazandım. Genel Kültür Seviyemin artmasında da İKÜ bana büyük
katkıda bulundu.

Geriye dönüp baktığımda Esin Akalın hocamızla yaptığımız ‘’ İngilizce Tiyatro ‘’
oyununu hiçbir zaman unutmadım, unutmayacağım. Bu yaşamımdaki en güzel
anılarımdan biridir. Ayrıca işlediğimiz bütün edebiyat derslerimizi ve
hocalarımızla gittiğimiz Tiyatro oyunlarını unutmayacağım anılardır.

Mezun Hikayeleri 16. – İpek Demiralay (İKÜ ‘ 2017)

Selam Şuan bu yazıyı okuyorsan ve Kültür’de okuyorsan bence şanslı olmalısın. Ve eğer
hala öğrenciysen tadını kesinlikle çıkartmalısın. İnsan sonra çok özlüyor ve ne yazık ki geri
dönüp tekrar o zamanları yaşayamıyor.
Kültür ile tanışmamız biraz tesadüf oldu aslında ama iyi ki de kesişmiş. Arkadaşlarım,
hocalarım hepsini çok özlüyorum. Reklamcılık konusuna gelirsek eğer; 2.sınıftan sonra
severek ve isteyerek okudum. Çok zevkli bir bölümdü. Cana yakın arkadaş gibi olduğum
hocalarım vardı. Hala birçoğu ile de haberleşiyoruz.
Kültür’ü sevmemin başka bir nedeni de şüphesiz kulüpleri Öğrencilik hayatım boyunca
Kültürlü Repliklerle çok güzel işler yaptık. Yeri geldi oyun çıkarttık, yeri geldi yardım yaptık.
Dekorlarımızı boyadık, kurduk. Yarışmalara katıldık. Her evresinde yer alabildiğim için
kendimi şanslı hissediyorum.
O dönemlerde Grafik bölümüne yaptığım Yandalın iş hayatımda çok faydasını gördüm. Evet
okurken eğlenmek önemli ama kendini geliştirmekte çok önemli. Sadece kendi bölümünle
ilgilenirsen ileride senin gibi o bölümden mezun birçok kişi olacak. Önemli olan onlardan seni
ayıran nokta ne? Buna karar vermelisin ve üzerine gitmelisin.
Mezun olduktan sonra iş bulmakta hiç zorluk yaşamadım. Ama bunun sebebi okurken de
aslında çok fazla staj yapmış olmam, çok fazla etkinlikte yer almış olmam. Network’ünü geniş
tutmak çok önemli. Çünkü bir bakıyorsun kapı kapıyı gerçekten açıyor ve istediğin yerlerde
çalışma fırsatı yakalıyorsun.
Şu an Havas İstanbul’da Sosyal Medya Yöneticisi olarak çalışıyorum. Kariyer sayfaları,
Linkedin gibi platformlarda aktif olmak iş bulmada çok büyük fayda sağlıyor. Daha okurken
bile ileride nerede çalışabilirim. Hangi pozisyonlar bana uygun diye düşünüp, mümkün
olabiliyorsa hepsinde staj yaparak eleyebilirsin.

Çok faydasını göreceğine eminim. Çünkü mezun olduğunda ben ne yapacağım şimdi diye yola
başlamayacaksın. Ne yapacağımı biliyorum diyeceksin. Zaten bunları yapınca hayat seni bir
şekilde alıp götürüyor
Mezun Hikayeleri 17. – İlkyaz Özel ( İKÜ’ 2007 )

İKÜ 2007 İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunumuz İlkyaz Özel ‘’ New Arrivals ‘’ markasının kreatif
direktörü ve kurucu ortağıdır.
Mezunumuz İlkyaz Marie Claire ‘’ Bana Modayı Anlat ‘’ yarışmasında birincilik kazanarak
İMA’da burslu olarak Fashion Media Öğrenimini almaya hak kazanmıştır.
Mezunumuza başarılarının devamını dilerken ürünlerini ‘’ Newarrivals.co ‘’ adresinden
inceleyebilirsiniz.

Mezun Hikayeleri 18. – Furkan Şanlı

Merhaba ben Furkan Şanlı. 2012 yılında, mimarlığı seçtim. Fakat yıllar geçtikçe
mimarlık kültürüne, araştırma yöntemlerine büyük bir tutkuyla bağlandım.
Öğrencilik hayatımda birkaç kırılma noktası vardı. Bunlardan biri Prof. Dr.
Ayhan Usta ile tanışmam ikincisi ise yine Ayhan Usta hocamın teşvikiyle öğrenci
yarışmalarına katılmam oldu. Mimar olduktan sonra ise yarışma kültürü benim
için gittikçe ilerleyen bir tutkuya dönüştü... Mesleki serüvenimde bir ofis veya
bir şantiyeye bağlı kalmaktan ziyade yaparak öğrenmenin en yolu olduğunu
düşündüğüm yarışmaları seçtim.

Mesleğimde daha önce bulunmuş, keşfedilmiş veya araştırılmış konseptleri
projeleri irdelemek, üzerinde çalışmak ve bunları çeşitli yollarla desteklemek
mesleğin en önemli misyonu olduğunu düşünüyorum. Bu amaçla girdiğim
yarışmalarda ve/veya yazdığım bildirilerde aynı alt yapının varyasyonlarını
keşfetmeye yönelik davranışlar geliştirmeye çalışırım.

Yaptığım işte kaybettikçe kazanmanın yollarını keşfetmeye başladım ve hala da
keşfediyorum. Bu yolda Rakun mimarlığı kurdum projeleri geliştirmeye ve
öğrenmeye burada devam ediyorum.

Mezunumuz, Mimar Furkan Şanlı’nın katıldığı Proje yarışmaları listesi aşağıda
olup, başarılarının devamını dileriz…

Yarışmalar

-Prosteel 2016 (1.ödül )
-Mahallem Bakırköy (Mansiyon ödülü)
-Nesilden Nesile Kuş Evi (3.ödül)
-The Poland Libgen Library (Honorable Mention)
-Germany Huddle (shortlisted)
-İstanbul Senin Kent Mobilyaları (Satınalma)
-Melikgazi Buluşma Noktası (1.mansiyon)
-10 Ekim Anıtı ve Anma Alanı (3.ödül)
-Kaş'ın Kahramanları Anıtı (Eşdeğer Birincilik)

ONLİNE DASDAS TİYATROYU İZLİYORUZ


Click to View FlipBook Version