BİLİM KAMPÜSÜ
“Benim mânevi mirasım ilim ve akıldır"
Mustafa Kemal Atatürk
“BİLİM KAMPÜSÜ” DERGİSİ
HAKKINDA
Gelişen dünyamızda, araştırmacı özellikler
taşıyan bireyler yetiştirilmesi önemli bir
konudur. Yerli ve milli teknolojilerin ortaya
çıkmasının yegane anahtarı budur. Ülkemizde
yetişen gençlerin, yeteneklerini ve eğilimlerini
bilimsel araştırma alanlarına yöneltmek, global çağa
ayak uydurmamız amacıyla gereklidir. Bilimsel
alanlarda çalışma hevesini yaymak ve tanıtmak için
Şanlıurfa Yükseliş Koleji Bilim Kampüsü 7.sınıf
öğrencileri bu derginin yayım sürecini başlatmıştır.
Bilimsel keşiflerin ilk adımı olan merak ve sorgula-
ma ile araştırmacı zekaların bu alana teşviki ve bi-
limsel konuların farkındalığının yayılması için yar-
dımcı olmasını umduğumuz bu derginin göreceği ilgi
çalışmalarımızın ödülü olacaktır.
BURAK GÜNEŞ
Yükseliş Koleji Bilim Kampüsü
Fen Bilimleri Öğretmeni
Görsel: Gaëtan Othenin-Girard
Lisans: Unsplash License
NİSAN / 2021 İÇİNDEKİLER
ŞANLIURFA
İMTİYAZ SAHİBİ İNSANOĞLUNUN UZAY FETHİ………………………………..
Şanlıurfa
RÖPORTAJ: ALANUR ARITAN AYDIN
Yükseliş Koleji Bilim Kampüsü ASTRONOMİ VE UZAY BİLİMLERİ…………………………….
YAYIN KOORDİNATÖRÜ ASTRONOT OLMAK İSTER MİSİN…………………………….
Burak GÜNEŞ
KAPAK RESMİ UZAY HAKKINDA BİLMEDİKLERİNİZ……………………….
Sibel YILDIRIM BARAN
GÖK BİLİMİNDE TÜRK-İSLÂM ETKİSİ……………………….
EDİTÖRLERİMİZ
UZAYDAKİ BESLENME İHTİYACI…………………………….
Öykü ÖZBEK
Beril ÇAYCI UZAY YOLCULUKLARININ ASTRONOT SAĞLIĞINA
ETKİSİ……………………………………………………………….
RÖPORTAJ KONUĞUMUZ
Alanur AYDIN UZAYDA GERİ DÖNÜŞÜM……………………………………….
YAZARLARIMIZ ASTROBİYOLOJİ NEDİR?..............................................................
Öykü ÖZBEK
Beril ÇAYCI UZAY ÇÖPLERİ…………………………………………………….
İzgi AĞBUBA
Elif Sude İLDUĞUR UZAYDA BAŞKA AKILLI CANLILAR VAR MI?.......................
Julia ALGHAFRA
Efe TAŞYİYEN UZAY İLE İLGİLİ 25 İLGİNÇ BİLGİ…………………………….
Serhat Emir SONGÜN SOHO SOLAR UZAY ARACI VE MAKETİ……………………..
Kemal AKTAŞ
Burak Aziz GÜNEY
Ejin ÇELİK
Arya ŞANSAL
Eymen TOKUR
İNSANOĞLUNUN UZAY FETHİ
UZAYA SEYAHAT FİKRİ
İnsanlığı antik çağlardan beri meşgul eden bir olgudur; yıldızların gizemli dünyası. Yunan filozof
Sokrates'e ait olan uzaya seyahat etme fikri çok eskidir: "İnsan, yeryüzünün üzerinde, atmosfe-
rin ve ötesinin zirvesine yükselmelidir. Çün-
kü böylece, yaşadığı dünyayı tam olarak an-
layacaktır.”
19. yüzyıl Fransız yazarı Jules Verne iki
romanında -Ay’a Seyahat, Ay’ın Çevresinde
Seyahat- hayalî bir uzay yolculuğunu kaleme
almıştır.
“ARAŞTIRMA ÖNERİSİ” Jules Verne'nin kahra-
manları nasıl bir uzay gemisiyle uzaya seyahat
ediyor? Böyle bir seyahat mümkün olabilir mi?
ROKETLE UZAYA SEYAHAT ETME
Uzay araştırmalarının teorik temellerini 20. yüzyılın başında Rus bilim insanı
Konstantin Tsiolkovsky oluşturdu. Uzayı fethetmenin roketle mümkün olduğu sonucuna vardı.
Konstantin Tsiolkovsky'nin sonuçla-
rından etkilenen Alman bilim insanları
1920'li yıllarda roket denemelerine
başladı. Bunlar kısa zamanda Alman
ordusunun dikkatini de çekti. Wern-
her von Braun ve onun araştırma
ekibi İkinci Dünya Savaşı sırasında
roket prensibine dayanan birkaç silah
da geliştirdi. Bunlardan biri, uzaya
ulaşan ilk insan yapımı nesne olan
V–2 roketiydi. Soğuk Savaş Dönemi'nde iki süper güç olan ABD ve Sovyetler Birliği arasında bir
uzay yarışı başladı. Bunda ilk başarıya ulaşan Sovyetler oldu. 1957'de Sputnik 1 yapay uydusunu
Dünya çevresinde yörüngeye oturtmayı başardılar.
DÜNYA’NIN YÖRÜNGESİNDE İLK TUR ATAN CANLI
1957 yılının Kasım ayında ise İkinci Sovyet yapay uydusu bir yolcu bile taşıdı. Dünya'nın yörüngesini
dolaşan ilk canlı o oldu. Yolcu, Laika adında
bir köpekti. Onu sağ salim geri getirecek
bir yöntem henüz geliştirilmediğinden, uçuş
esnasında öldü. Uçuşun amacı canlıların fır-
latmadan sağ çıkıp çıkamayacağını, Dünya yö-
rüngesine yerleşmeyi ve yerçekimsizliği incele-
mekti. Uzaydan sağ salim geri dönen ilk can-
lılar Belka ve Strelka (Ağustos 1960).
UZAYDA İNSAN VAR
Sonraki büyük atılım Sovyetlerden geldi. Nisan
1961'de Yuri Gagarin'in içinde olduğu Vostok–1
uzay gemisi havalandı. Gagarin 108 dakikalık uçu-
şu boyunca Dünya'nın etrafını bir kez dolaşıp
sağ salim Dünya'ya geri döndü. 1965'te ilk uzay
yürüyüşü gerçekleşti. Sovyet astronot Alexey
Leonov uzay gemisinin dışında 12 dakika geçirdi.
“İNSAN İÇİN KÜÇÜK, İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR ADIM...” NEİL ARMSTRONG
Sovyetlerin peş peşe gelen başarılarının
ardından, Amerika başkanı Kennedy
1961'de Apollo programını duyurdu. Amacı
Ay'a insanlar göndermekti. Uzun deneme-
lerden sonra nihayet Amerikalılar amaç-
larına ulaştı. 1969 yılının Haziran ayında
Apollo 11'in iki astronotu -ilk önce Neil
Armstrong, sonra Buzz Aldrin– Ay'a
ayak bastı. İnsanlı uzay uçuşu kapsamında
GERÇEKLEŞEN ÜZÜCÜ KAZALAR
1967 yılının Ocak ayında bir test sırasında Apollo 1'in komuta modülünde yangın çıktı ve üç astro-
not yaşamını yitirdi.
“FİLM ÖNERİSİ” Apollo 13 adlı film mutlu sonla biten bir uzay kazasını işliyor.
GÜNÜMÜZDEKİ UZAY ARAŞTIRMALARI
Ay'a inişle uzay araştırmalarının ilk
aşamasının sona erdiğini söyleyebiliriz. O
zamandan beri gitgide daha yeni buluşlar
ortaya konulur ve uzay araçları hep
daha uzaktaki hedeflere gönderilir. Bu
zamana kadar sadece bilim kurgu ki-
taplarında okuduğumuz olaylar belki de
çok yakında gerçeğe dönüşür.
UZAY ARAŞTIRMALARINDAKİ KİLOMETRE TAŞLARI
•1903 KONSTANTİN TSİOLKOVSKY UZAY ARAŞTIRMALARININ TEORİK TEMELLERİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMASINI YAYIMLAR.
•1944 V–2 ROKETİ UZAYA ULAŞIR.
•EKİM 1957 İLK UYDU SPUTNİK 1 DÜNYA'NIN YÖRÜNGESİNE OTURTULUR.
•KASIM 1957 LAİKA İSİMLİ KÖPEK UZAYA GİDEN İLK CANLI OLUR.
•AĞUSTOS 1960 UZAYDAN SAĞ SALİM DÖNEN İLK CANLILAR BELKA VE STRELKA İSİMLİ İKİ KÖPEK OLUR.
•NİSAN 1961 YURİ GAGARİN UZAYA SEYAHAT EDER.
•HAZİRAN 1963 VALENTİNA TERESHKOVA UZAYDA SEYAHAT EDEN İLK KADIN OLUR.
•MART 1965 ALEXEY LEONOV'UN ''UZAY YÜRÜYÜŞÜ''
•TEMMUZ 1969 NEİL ARMSTRONG AY'A AYAK BASAN İLK İNSAN OLUR.
•NİSAN 1971 İLK UZAY İSTASYONU SALYUT 1'İN FIRLATILMASI
•NİSAN 1981 BİRDEN FAZLA KEZ KULLANILABİLEN İLK UZAY ARACI COLUMBİA UZAY MEKİĞİ HAVALANIR.
•2001 İLK UZAY TURİSTİ DENNİS ANTHONY TİTO UZAYA SEYAHAT EDER.
Kaynakça: Katona Csaba, Molnár László
https://www.mozaweb.hu/tr/Microcurriculum-362073
Düzenleyen: Kemal AKTAŞ
Görsel:
Thomas Challenger by pexels
Beril Çaycı: Öncelikle merhaba, röportaj da- Beril Çaycı: İlk sorumuzla başlayalım. Astro-
vetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. nomiye karşı bakış açınız nedir?
Alanur Aydın: Merhaba, ben teşekkür ede- Alanur Aydın: Astronomi bir gökbilimi olduğu
rim. için herkes kadar ilgim var diyebilirim. Özel-
likle de konu uzay ise…
Beril Çaycı: Röportajımızın konusu Astronomi
ve Uzay Bilimleri. Bu iki kavram ile ilgili ne Öykü Özbek: Uzay insanları farklı düşünme-
söyleyebilirsiniz. ye sevk ediyor siz uzaya bakınca ne hissedi-
yorsunuz?
Alanur Aydın: Her iki kavram da birbiriyle
doğrudan ilişkili olan ve çok geniş alana da- Alanur Aydın: Uzayda bir sistem olduğunu
ğılabilen kavramlar. Astronomi ve Uzay Bi- düşünüyorum. Orada da bir hayatın varlığı
limleri; gök cisimlerini ve olaylarını inceleyen söz konusu.
insanlık tarihinin en eski dönemlerden beri
çalışmalar gerçekleştirdiği doğal bir bilim
dalıdır.
Beril Çaycı: Uzayla ilgili geçmişten günümüze kadar birçok araştırma yapılmıştır. Bu
çalışmaları yapan bilim insanları sizce bunu nasıl başarmıştır?
Alanur Aydın: Birtakım araçlarla gökbilimini inceleyen araştırmacılar vardır. Bunun
yanında teorik olarak çalışan ve modelleme yapan gökbilimciler vardır. Ayrıca uzay
mühendisliği bölümü de uzaya gönderilecek araçların hesaplamalarını yapar.
Beril Çaycı: Bu bilim insanlarının davranışlarından hangilerini örnek almalıyız?
Alanur Aydın: Sistematik, planlı, okumayı ve araştırmayı çok seven, en önemlisi asla
pes etmeyen bireyler oluşunu örnek almalıyız.
Öykü Özbek: Uzay araştırmaları için birçok teknolojileri geliştirilmiştir. Bunlardan bir-
kaç tanesini söyleyebilir misiniz?
Alanur Aydın: Uzaya birçok araç gönderilmiştir ancak bildiğim iki tanesi Sputnik ve
Mariner’dir.
Beril Çaycı: Uzayla ilgili geliştirilen teknolojiden bahsettik. Bu ürünlerin günlük hayata
etkisi nelerdir?
Alanur Aydın: Uzay bilimi hayatımızdaki birçok alanda fayda sağlamaktadır. Örneğin;
güneş panelleri, uçakların daha iyi geliştirilmesi, kablosuz teknoloji vb.
Öykü Özbek: Sizce uzayda insanlar gibi başka canlılar var mıdır?
Alanur Aydın: Yıllardır bu konuda birçok farklı görüş öne sürüldü. Bence var. Adı
uzaylı mı bilemem ama evren de yalnız değiliz.
Beril Çaycı: Bildiğiniz üzere Mars’ta da su bulunmuştur bu gelecekteki uzay çalışma-
sını etkiler mi?
Alanur Aydın: Tabi ki. Bu orada hayat olabileceğine işarettir.
Öykü Özbek: Sizce dünyadaki kirlilik gelecekte başka gezegenlerin de kirliliğine se-
bep olacak mıdır?
Alanur Aydın: Sanmıyorum. Dünyadaki kirlilik dünyayı yok edebilir. Gerçi dünyadaki
sistem bozulursa bu durum yörüngedeki diğer gezegenleri etkileyebilir.
Beril Çaycı: Gelecekte uzay kirliliğini engellenmesi için neler yapılabilir?
Alanur Aydın: Gelecekte ne gibi uzy kirliliği olabilir ki? Önce bunun cevaplanması
lazım =)
Öykü Özbek: Uzay teknolojileri çok hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bu konu hakkındaki dü-
şünceleriniz nedir?
Alanur Aydın: Elimden geldiğince gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. Bilim insanları bu
konuda etkileyici araştırmalar yapıyor.
Beril Çaycı: Bir gün boyunca uzayda yaşadığınızı düşünün. Neler yapardınız, kendinizi nasıl
hissederdiniz?
Alanur Aydın: Çok enteresan, heyecanlı birazda ürkütücü olur benim için =) Neler yapılır
bilemiyorum pek fazla ama gün boyu etrafı gezerdim. Daha doğrusu uçardım =)
Öykü Özbek: Gelecekte var olabilecek uzay teknolojileri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Alanur Aydın: Her şeyin robotlaşacağını, insan gücünün etkisinin azalacağını, robotik bir
yaşama geçeceğimizi düşünüyorum. Mesela evleri artık temizlik robotları
süpürüyor =)
Beril Çaycı: Son olarak, Türkiye gelecekte uzay çalışmaları için sizce neler yapabilir ?
Alanur Aydın: Öncelikle bu konuda uzmanlaşacak bilim insanları yetiştirilmeli, sonrasında
bu çalışma alanına gerekli imkanlar sunulmalıdır. Bu bağlamda adımların atıldığını gün-
demden takip edebiliyoruz.
Öykü Özbek: Bu keyifli sohbet ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Alanur Aydın: Ben teşekkür ederim =)
RÖPORTAJ KONUĞUMUZ:
Alanur AYDIN
Yükseliş Koleji Bilim Kampüsü Ortaokulu
Psikolojik Danışman ve Rehberlik Öğretmeni
İSTER MİSİN ?
FOTOĞRAF: Amina FILKINS by pexels
ASTRONOT OLMAK
Bir uzay aracıyla uzaya gitmek, yeryüzüne uzaydan bakmak çoğumuzun düşlerini süsler… Peki, nasıl astronot
olunur? Astronotluk aslında ikinci bir meslektir. Uzay ajansları astronotların bir çoğunu biliminsanları ve
mühendislerden, hatta bazıları da pilotlardan seçer.
Uzay projeleri yürüten ülkelerde “uzay ajansı” adı verilen kurumlar vardır. Avrupa Uzay Ajansı,
Japonya Uzay ajansı ya da ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi gibi. Bir uzay ajansı, astronot
adayları yetiştirmek üzere bir program başlattığında, genellikle binlerce başvuru olur. Ancak,
başvuranların çok azı bu programa kabul edilir.
Astronot adayları, birkaç yıl süren yoğun eğitimlerden geçer. Uzay araçlarındaki sistemleri kuman-
da etmeyi öğrenirler. İletişim, yön bulma, meteoroloji, uzay araştırmaları gibi konularla ilgili birçok
şey öğrenmeleri gerekir. Karada ve suda hayatta kalmalarını sağlayacak çeşitli beceriler edinirler.
Bu beceriler: paraşütle atlamak ve aletli dalış yapmak gibi! Uzay araçlarını kullanmak üzere eğitilen
pilotlar, uçuş becerilerini geliştirmek için çok çeşitli alıştırmalar yapar ve uzay aracını kaldırıp
indirmeyi öğrenir. Eğitimin sonunda, astronotların ne zaman, hangi görevde çalışacakları ve ekiple-
rinde kimlerin yer alacağı belirlenir. Uzayda ekip çalışması çok önemlidir.
Astronotlara verilen görev, bir uzay mekiğiyle Dünya’nın yörüngesine giderek Hubble Uzay Telesko-
bu’nun onarımını yapmak olabilir. Dünyanın yörüngesindeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na giderek bu-
rada çeşitli bilimsel deneyler yapmak da astronotlara verilen görevler arasındadır. Ayrıca Uzay
İstasyonu’na eklenecek yeni bir parçayı uzay mekiğiyle istasyona götürüp yerine takmak da önemli
görevlerden biridir.
FOTOĞRAF: Samantha Cristoforetti by flickr
Astronotlar, uzaydaki ağırlıksız ortama uyum sağlamak için de özel eğitimlerden geçer. Bu eğitimlerin bir
bölümü çok büyük bir havuzda gerçekleştirilir. Uzay yürüyüşlerinde kullandıkları özel giysileriyle, tıpkı ağır-
lıksız ortamda çalışıyormuşçasına sualtında alıştırmalar yaparlar.
Astronotları uzaydaki ağırlıksız ortama hazırlamak için kullanılan başka yöntemse “parabolik uçuş” yapmak-
tır. Bu uçuş sırasında özel bir jet uçağı, çok büyük bir hızla ve belli bir açıyla yükselmeye başlar. Daha
sonra da yine aynı şekilde inişe geçer. İnişe geçtiği sırada uçağın içindeki her şey havada yüzmeye başlar. Bu
şekilde yapılan uçuşlarda uçağın içinde 25 saniyeliğine tıpkı uzaydaki gibi ağırlıksız bir ortam oluşur.
Astronotlar, Dünya’nın yörüngesindeki bir uzay aracının
içindeyken tıpkı yeryüzündeki gibi günlük giysileriyle
dolaşırlar. Kimi zaman uzay aracının dışına çıkarak
onarım yapmaları gerekir. “Uzay yürüyüşü” adı verilen
bu çalışmalar sırasındaysa, bedenlerini uzayın olumsuz
etkilerinden koruyan ve soluk alıp vermelerini sağlayan
özel sistemleri olan giysiler giymeleri gerekir.
Kaynakça:
https://www.nasa.gov/topics/
shuttle_station/index.html
https://spaceflight.nasa.gov/gallery/
index.html
Düzenleyen: Elif Sude İLDUĞUR
UZAY HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ
Uzay , insanlar için hep merak konusu olmuştur.
Uzayın devasa büyüklüğünü gören insanoğlu bu ev-
reni hep keşfetmek istemiştir. İçinde bulunduğu-
muz uzayda keşfedilen veya keşfedilmeyi bekleyen
o kadar çok şey var ki; anlatmaya kalemler yetmez.
Düzenleyen:
Serhat Emir SONGÜN
>> Farz edelim ki uzay mekiğinize atlayıp Jüpiter'e kadar gidebildiniz ve atmosferden içeri girmeyi başardınız; ne
yazık ki iniş yapabileceğiniz katı bir yüzey bulamayacaksınız! Jüpiter, büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşan bir
gaz devidir...
>> Eğer 24 saatlik bir Dünya gününün size yetmediğini düşünüyorsanız, Jüpiter'de işiniz çok zor. Burada gün, yak-
laşık 10 saattir. Çünkü Jüpiter kendi etrafında en hızlı dönen gezegendir.
>> Uranüs, diğer gezegenlerden farklı olarak yana yatmış gibidir. 98 derecelik eğimiyle! adeta yuvarlanan bir top
gibidir.
>> Bu nedenle bir mevsim yaklaşık 21 yıl sürer. Ayrıca bir yarısı 42 yıl güneş alırken, diğer yarısı 42 yıl karan-
lıkta kalır!
>> Dünya, bir bowling topundan bile daha pürüzsüzdür. Bowling topunun üzerindeki, hissedilemeyen pürüzlerin aksine,
en yüksek dağ ile en derin okyanus bile Dünya yüzeyinin kalınlığının sadece 5.000'de 1'ini oluşturur.
>> Gözlemlediğimiz en parlak gezegen olan ve mitolojide güzellik tanrıçası Afrodit'le özdeşleştirilen Venüs'ün gerçek
yüzü hiç de umduğumuz gibi değildir. Karbondioksitten oluşan atmosferi, 500 derece yüzey sıcaklığı, şiddetli asit
yağmurları, aktif volkanları ve dev lav nehirleriyle Venüs, adeta cehennemi andırır.
>> Dünya'nın en büyük dağı 8800 metre uzunluğunda olan "Everest Dağıdır." Güneş sistemimizde bulunan Mars 21 km
uzunluğunda "Olympus Mons" dağına sahiptir
>> Yeryüzünün %70’ten fazlasının suya sahip olmasına rağmen, suyun, Dünya kütlesinin %1’inden daha azını oluşturdu-
ğunu söylemeliyiz.
Kaynakça:
NASA Resmi Web Adresi, Erişim tarihi: 04.01.2021, https://www.nasa.gov/topics/history/index.html
TÜBİTAK UZAY Resmi Web Adresi, Erişim tarihi: 04.01.2021 , https://uzay.tubitak.gov.tr/
Görsel:
Rakicevic Nenad by pexels
GÖK BİLİMİNDE TÜRK-İSLÂM ETKİSİ
GÖK BİLİMİNİN
ÖNCÜLERİ TÜRK-İSLAM TÜRK-İSLÂM
HAREZMİ RASATHANELERİ GÖZLEM ALETLERİ
FERGÂNÎ • MERAGA RASATHANESİ ALİDAD
EBU MA’ŞER EL-BELHÎ • SEMERKAND (ULUĞ BEY) USTURLAP
ÂMÂCÛR EL-TÜRKÎ AİLESİ RASATHANESİ PUSULA
BENÛ MÛSA AİLESİ • İSTANBUL RASATHANESİ KADRANLAR, GÜNEŞ KAD-
SÛFÎ • BAĞDAT (Şemmâsiyye) RA- RANLARI
EBU’L-VEFÂ EL- BUZCÂNÎ SATHANESİ EKVATORYUM
BÎRÛNÎ • ŞAM (KASSİYÛN) RASATHA- KÜRELER
İBN-İ SÎNA NESİ KÜRESEL USTURLAP
ÖMER EL-HAYYÂM • REY (ESKİ TAHRAN) RASAT- MEKANİK TAKVİM-
HAZİNÎ HANESİ BİLGİSAYAR
ÇAĞMÎNÎ • KAHİRE RASATHANESİ MEKANİK (ÇARKLI) USTUR-
TÛSÎ • HAMEDAN RASATHANESİ LAP
KÂŞÎ • MELİKŞAH (ISFAHAN) RA- GÖK BİLİMİ SAATİ
ULUĞ BEY SATHANESİ VENEDİK KALYONU
KADIZÂDE-İ RÛMÎ • TEBRİZ RASATHANESİ GÖLGE KARESİ
ALİ KUŞÇU • DELHİ RASATHANESİ KADRAN (ÇEYREK)
MÎRÎM ÇELEBİ • JAİPUR RASATHANESİ DENİZCİ USTURLABI
MUVAKKİT MUSTAFA • MADURA (MATHURA) RA- DÜZLEM KÜRE
İBN ALİ SATHANESİ BİRBİRİNE DİK DÜZENLİ AĞ
TAKİYUDDÎN • UCAYA (UJJAİN) RASATHA- KAVUŞUMLAR PLAKASI
NESİ BÖLGELER PLAKASI
• BENARES (VARANESİ) RA- (GEZEGENLER BİLGİSAYARI)
SATHANESİ ORTOGRAFİK USTURLAP
KAMAL
DOĞRUSAL USTURLAP
TORKU VE TUM
Kaynakça: EVRENSEL USTURLAP
“GÖK BİLİMİNDE TÜRK-İSLÂM
BİLGİNLERİ” ISBN978-9944-5373-4-6
Dr.Necmi Dayday, Prof.Dr.Vural Altın
TÜRKSAT Kurumsal İletişim Yayınları
Düzenleyen: Julia ALGHAFRA
Görsel:
Rakicevic Nenad by pexels
UZAYDAKİ BESLENME İHTİHACI
İnsanoğlunun en temel ihtiyacı nedir? Tabi ki yeme ihtiyacı. Peki bir gün uzaya gittiğimizde yaşamak için
bu en temel ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
Bu konu ile ilgili epey araştırma yaptık. Bulabildiğimiz bütün yabancı ve Türkçe kaynakları okuduk, not-
lar çıkardık, doğruluklarını araştırdık ve en sonunda elimize epey veri geçti. İnsanlı uzay programlarının
başladığı ilk tarih 1961’den, 2020 yılana kadar aradan geçen 59 yıllık sürede inanılmaz gelişmeler kayde-
dilmiştir. Bunun neticesinde Mars’a gitmek artık an meselesi dememiz hiç de zor olmuyor. Gelin ister-
seniz aradan geçen bu 59 yıllık süre zarfında gıda ihtiyaçları nasıl karşılanmış ve ilerleyen yıllarda nasıl
karşılanması planlanıyor bunlara göz atalım.
İlk insanlı uzay görevlerinde astronotlar dehidre edilmiş (kurutulmuş) besinleri tükettiler. Bu besinler
uzay aracının ‘Pantry’ (kiler) ismi verilen kısmında muhafaza edildi. Astronotlar, dehidre edilmiş bu yiye-
cekleri uzay macerası boyunca tükettiler ve bu şekilde hayatta kaldılar. Ancak işler 1997 yılında Rus
uzay istasyonu Mir’de ilk uzay bitkisi olan şalgamın filizlendirilmesinden sonra değişti. O andan itibaren
artık soru şuydu: Uzayda bitki yetiştirebilir miyiz?
İşte bu soru yıllar içinde Uluslararası Uzay
İstasyonu’nda (ISS) yapılan çalışmalar sonu-
cunda cevaplandı. 2013 yılında NASA astro-
notları ISS’de özel bir plastik torba kul-
lanarak kabak yetiştirmeyi başardı. Bu
çalışmaların en büyük örneği günümüzde hala
devam eden VEG-01 isimli çalışmadır.
Ancak Mars’ta koşullar pek elverişli değil. Gezegen soğuk, kurak ve radyasyonla bombardıman edilmiş,
toprak potansiyel olarak toksik kimyasallar içeriyor ve incecik atmosfer azot içermiyor. Buna karşı
ileride SpaceX tarafından kurulması planlanan 1 milyon kişilik Mars kolonisi nasıl doyurulacak?
İşte bu sorunun cevabı 2012 yılından sonra yapılan çalışmalar sonucu netlik kazanmaya başladı. 2012 yılında
bilim adamları genetiği değiştirilmiş organizma teknolojisinden (bu noktada bir teknolojidir) yararlanarak
gece karanlığında büyümeye devam eden “hormonlu” bitkiler ürettiler. Mars’ta gecelerin 14 gün sürdüğünü
düşünürsek hiç de mantıksız değil. Ancak Mars’ta uygun ortam yok bu bitki nasıl büyüyecek?’ dediğinizi
duyar gibiyim. İşte bu sorunuzun cevabını ise 2017 ve 2019 yıllarında yapılan iki çalışma verdi.
2017 yılında Villanova astrobiyoloji öğren-
cilerinin başlattığı ‘Mars Bahçeleri Prog-
ramı’ ile komşu gezegen koşullarında ye-
tiştirilebilecek sebzeler araştırılmaya
başlandı. Günümüze kadar 45 farklı bit-
ki test edildi. Bazı bitkilerde uygun ya-
pay ortam sağlanması koşulu ile özellikle şerbetçi otu ve arpa tohumlarında olumlu sonuçlar elde edildi.
2019 yılında Dortmouth Üniversitesi’nin fütürist öğrenciler ekibi ‘Mars Serası Projesi’ ile NASA’nın
2019 BIG Idea Challenge ödülünü kazandı. Bu proje, hidroponik tarım yöntemi (topraksız tarım) baz alı-
narak oluşturulan yapay seralar sayesinde 8 farklı ürün ile Mars’ta tarım yapmanın mümkün hale gelme-
sini planlıyor. Bu ürünler; lahana, soya fasulyesi, tatlı patates, patates, brokoli, çilek, buğday ve yer
bademi.
Patates demişken, 2017 yılının şubat ayında Uluslararası Patates Merkezi (CIP) tarafından “Mars’ta
Patatesler” isimli proje başlatıldı. Bu proje ile “cube-sat” adı verilen minik bir uydu içerisine bir pata-
tes yumrusu ile Peru’nun güneyinde yer alan ve dünya üzerinde Mars’a en çok benzer toprak olarak
bilinen Pompas de la Joya çölünden alınan toprak kilitli bir kaba konulmuş. Kabın etrafı ise Mars yüzeyi
ile benzer özellikler gösterecek şekilde düzenlenmiş. 2 aylık gözlemin sonunda, olumlu sonuçlar alındığı
kaydedilmiştir. CIP’in resmi internet sitesinde yayınlanan son makalelere göre olumlu sonuçların devamlı
olarak elde edildiği ancak henüz istenilen boyuta ulaşmadığı belirtiliyor. Buraya bir dipnot düşmek istiyo-
ruz. İlgililer için CIP’in resmi YouTube kanalında bu çalışmanın videoları mevcuttur.
Sebze yetiştiriciliği ile ilgili gelişmeler her geçen gün artarken protein ile ilgili gelişmeler ise çok az.
Ancak bilim adamları yaptıkları çalışmalar ve ön görüleri sayesinde Mars’ta böcek çiftliklerinin kurulabi-
leceğini ve bu böcekler sayesinde protein ihtiyaçlarını karşılayabileceklerinin altını çiziyorlar. Çünkü
Mars’a inek götürmek insan götürmekten daha masraflı. Diğer bir seçenek ise laboratuvar ortamında
üretilen yapay etler. Bunların Mars yaşamında insanoğlunun protein kaynakları olması planlanıyor.
3 boyutlu gıda yazıcılarının ise uzay görevinde önemli bir yeri var. NASA’nın 125 bin dolar yatırım des-
teği sağladığı ‘Chef 3D’ isimli gıda yazıcısı pizza üretimi yapabiliyor. Ancak pişirme işlemi başka bir fırın-
da yapılıyor. 3D gıda yazıcıları özellikle insanlı uzay görevi için çok önemli. Bu konu üzerine birçok ku-
rum ve kuruluş aldığı destek ile gıda toneri üretme çalışmaları sürdürmekte. Karbonhidrat ve yağ to-
nerleri bugün üretilebilirken protein tonerleri hala istenildiği gibi üretilemiyor. Bu tonerlerin üretilebil-
mesi için tek protein kaynağı olarak ise yine böcekler gösteriliyor. Ancak şimdilik bu da zaman alacak
gibi.
Değinmek istediğim diğer bir konu ise tat alma duyumuz. 50 yılı aşkındır yapılan insanlı uzay görevlerinin
sonuçları gösteriyor ki uzayda tat alma duyusu azalıyor. Bu yüzden yediğiniz yiyeceğin acı mı yoksa tatlı
mı olduğu çok önemli olmuyor. Ancak Mars’ta durumun nasıl olacağı ise bizim için bir merak konusu.
NASA sözünü tutup 2030 yılında ilk insanlı Mars yolculuğunu gerçekleştirebilir mi bilmiyoruz ama yuka-
rıdaki araştırma sonuçlarına göre Elon Musk’ın Mars hayali hiç de uzak durmuyor. İlerleyen yazılarımızda
konu içerinde geçen bazı çalışmalara ve kavramlara detaylı olarak değineceğiz.
Kaynaklar
*The potatoes can grow on Mars https://futurism.com/scientists-potatoes-can-grow-on-mars
*NASA winner demos red berries on the red planet https://phys.org/news/2019-04-nasa-winner-
demos-red-berries.html
*What Will Humans Eat on Mars? https://www.smithsonianmag.com/innovation/what-will-humans
-eat-mars-180973260/
*How Will We Eat On Mars? https://www.popsci.com/how-will-we-eat-on-mars/
*https://www.space.com/how-feed-one-million-mars-colonists.html
*https://theconversation.com/how-to-grow-crops-on-mars-if-we-are-to-live-on-the-red-planet-
99943
*Şık,Bülent. ‘Uzayda İştah Duygumuza Ne Olur’, Metro Gastro Dergisi 86. Sayı S.58
*Öney,Sezin. ‘Yıldızlı Hayaller “Uzay Yolu”nun İştah Maceraları’, Metro Gastro Dergisi 87. Sayı, S. 52 Düzenleyen:
Efe TAŞYİYEN
Görsel:
NASA: CURIOSITY SPACE ROBOT
UZAY YOLCULUKLARININ
ASTRONOTLARA ETKİSİ
Uzay Yolu’nun ünlü doktoru McCoy “uzay, karanlığa ve sessizliğe gömülü bir hastalık ve tehlikedir” diyordu.
Haklı; uzay yolculuğu insanı güçsüz ve yorgun düşürür, hasta eder, hatta depresyona sokabilir.
Uzmanlar uzayın insanın yaşaması için geçirdiği evrime uygun bir ortam sunmadığını söylüyor. Bu yolculuğun insan
vücudu üzerindeki etkileri ise şöyle sıralanıyor:
Kalkıştan sonraki 10 saniye: Bilinç kaybı
Roket fırlatılmaya hazır, hız kazanıyor. G-kuvveti, yani hızlanma sırasında vücudunuza uygulanan kuvvet nedeniyle vücut
ağırlığı normalden dört kat daha fazla hissedilir. Koltuğunuza çakılmış bir halde kolunuzu kımıldatmak bile aşırı güçleşir.
G-kuvveti kanı ayaklara doğru iter, oysa bilinç yitirmemek için kanın beyne gitmesi gerekir. Daha düşük g-kuvveti du-
rumunda bile savaş uçağı pilotları beyne yönelik kan basıncının düşmesinden dolayı gözde buğulanma ve görme kaybı yaşanır.
Rus Soyuz aracı gibi konvansiyonel uzay araçlarında, kalkış anında astronotlar bu hızın etkisini göğüslerinde hissedecek
şekilde konumlandırılır.
Kalkıştan sonraki 10 dakika: Bulantı
Astronotların kalkıştan sonraki ilk şikayetlerinden biri bulantı ve kusmadır. İç kulaktaki yerçekimi azlığı dengeyi, koor-
dinasyonu, yön duygusunu ve hareket halindeki nesneleri takip yeteneğini etkiler. Uzay kapsülü içinde kusmukların havada
uçuşmasına neden olmanın yanı sıra uzay tutması astronotların verilen görevleri yapamamasına da neden olabilir.
Kalkıştan sonraki iki gün: Yüzde şişme
Astronotların şikayetlerinden biri de burun tıkanması. Uzayda olmak kafa üstünde durmaya benzer bir his yaratır. Sıvı-
lar vücudun üst kısmında birikmeye başlar. Yüzdeki şişmenin nedeni budur. Tıpkı uzun yolculuklarda ayakların şişmesi gibi
Vücut sıvıyı üst kısma doğru çekmeyi tercih eder. Yerçekiminin azalması nedeniyle bu eğilim daha da güçlenir ve dokularda
şişme görülür. Ayrıca astronotların görme duyusunda da bozulma baş gösterir. Bunun nedeni ise henüz bilinmiyor.
Kalkıştan sonraki bir hafta: Kas ve kemik erimesi
Yerçekimi olmadığından vücutta bozulmalar başlar. Yerçekimi organların sağlığı bakımından
oldukça önemlidir. Sıçanlar üzerinde yapılan deneylerde 7-10 gün içinde bazı kaslarda
üçte bir oranında erime görülür ki bu büyük çaplı bir bozulmadır. Kalp kaslarında da
bozulma olur. Uzay istasyonunda kalınacaksa bu belki çok büyük bir sorun değildir, ama
örneğin Mars’a inilecekse astronotun yürümeye mecali olmayacaktır. Bu nedenle vücut
sağlıklarını korumak için bütün astronotlar her gün birer saat kardiyovasküler ve
ağırlık kaldırma egzersizleri yapmak zorundadır. O halde bile astronotlar altı ay sonra
yere indiklerinde yürümekte zorluk çeker. Yerçekiminin olmaması kemiklerde de erimeye
yol açar. Bu aynı zamanda fazla miktarda kalsiyumun kana karışması demektir.
Kalkıştan sonraki iki hafta: Uykusuzluk
Astronotların aydınlık-karanlık döngüsü tümüyle alt üst olmuş, uyuma güçlüğü çeker hale gelmişlerdir. Özel-
likle dünyanın etrafında yörüngede iken her 90 dakikada bir yeni bir gün doğumuna tanık oldukları için yapay
gecelere uyum sağlamada sorun yaşarlar. Duvara bağlı bir uyku tulumu içinde uyuması da kolay değildir.
Bunun etkilerini azaltmak amacıyla astronotlar için karartılabilen uyku kompartımanları oluşturulmuştur; ya-
pay ışığın sertliğini kırmak içinse yeni bir LED aydınlatma sistemi denenmektedir.
Kalkıştan sonraki bir yıl: Hastalıklar
Uzay yolculuğunun bağışıklık sistemi üzerinde aşırı olumsuz etkileri vardır. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler
uzayda akyuvarların mikroplara karşı savaşma gücünün azaldığını göstermiştir. Buna da yine yerçekimi eksikliği
neden olmaktadır. Daha fazla sorun yaratan şey ise uzaydaki radyasyondur. Astronotlar uzayda parlak ışık
patlamalarına tanık olduklarını anlatır. Uzay is-
tasyonu bu ışınlardan korunmak için Dünya at-
mosferine biraz daha yakın bir yörüngede tutu-
lur. Fakat Ay’a ya da Mars’a yapılan yolculuk-
larda uzun süreli uçuşlar astronotları radyasyon
tehlikesine maruz bırakır. Fakat astronotlar
üzerinde yapılan uzun süreli araştırmalar onlar-
daki kanser riskinin daha fazla olmadığını gös-
termiştir.
Kalkıştan sonraki iki yıl: Depresyon
2010’da yapılan bir araştırmada altı kişi Mars’a gidip dönüyormuş gibi 520 gün boyunca Moskova’da test orta-
mında tutulmuş ve uzun süreli uzay uçuşlarındaki yalıtılmışlığın yol açacağı stres incelenmişti. Gidişte sorun
olmasa da Dünya’ya dönerken daha fazla sıkıntı yaşanmış, yolculuk sıkıcı hale gelmiş, insanlar arasında çatış-
malar başlamıştı. Uzmanlar, sonsuz uzay boşluğunda uçan kapalı ve dar bir teneke kutu içinde yolculuk yap-
manın yaratacağı psikolojik sorunlar üzerinde duruyor. Fiziksel sağlık kadar ruh sağlığının da önemli olduğu
vurgulanıyor. Bu nedenle doğru astronotları seçmek büyük önem taşıyor. Uzun süreli uzay yolculuğunun etki-
lerini daha ayrıntılı araştırmak üzere NASA gelecek yıl uluslararası uzay istasyonunda bir yıl süreli bir ça-
lışma planlıyor.
Hazırlayan:
İzgi AĞBUBA
Kaynakça:
*https://spaceq.ca/astronaut-david-saint-jacques-to-perform-new-health-experiments-on-the-
international-space-station/
*https://www.bbc.com/future/article/20140506-space-trips-bad-for-your-health
UZAYDA GERİ DÖNÜŞÜM
20 yıldır Dünya’nın yörüngesinde dolanan Uluslararası Uzay İstasyonu
(ISS) geçmişten günümüze birçok araştırmacı astronota ev sahipliği yapı-
yor. Çoğunlukla altı ay süren görevleri boyunca Dünya’dan uzakta kalan
astronotlar, su ve hava gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için ISS’nin özel
sistemlerinden yararlanıyor.
Astronotlara görev süreleri boyunca yetecek kadar su ve hava uzay araçla-
rıyla istasyona taşınabilir ancak istasyonda yeterli saklama alanı bulunma-
dığı için bu uygulanabilir bir çözüm değildir. Bu soruna çözüm bulmak
için ISS mühendisleri istasyonda su ve hava döngüsünü sağlayan sistemler
geliştirmiş. Bu sistemler suyu %90 oranında, havayı ise %40 oranında geri
dönüştürebiliyor. Peki, bu sistemler nasıl çalışıyor?
İstasyonda hava ve su döngüsünü sağlayan üç sistem bulunuyor: su geri
dönüşüm sistemi, sabatier sistemi ve oksijen üretim sistemi.
Su geri dönüşüm sistemi iki düzenekten oluşur. Bunlar idrar işleme düze-
neği ve su işleme düzeneğidir. İlk aşamada istasyonda açığa çıkan idrar in-
ce borularla idrar işleme düzeneğine aktarılır. İdrar işleme düzeneğinin
içinde basınç düşüktür. Bu nedenle suyun kaynama noktası düşer ve idrar-
dan buharlaşarak ayrılır. Buharlaşan su arıtma işleminin sonraki aşamaları
için su işleme düzeneğine gönderilir. Bu düzenekte kirletici özellikteki di-
ğer gazlardan ve katı parçacıklardan arındırılan su yüksek sıcaklıklara ısıtı-
larak içindeki mikroorganizmaların yok edilmesi sağlanır. İçindeki kirleti-
cilerden tamamen arındırılan suya elektrik iletkenliği testi uygulanır. İçin-
de kirletici bulunan suyun elektrik iletkenliği arttığı için bu suyun iletken-
liği düşüktür. Bu nedenle arıtma işlemi tamamlanan su, elektrik iletkenlik
testini geçerse mürettebatın kullanımına tekrar sunulmak üzere su tankın-
da depolanır. Astronotlardan çıkan ter de havalandırma yoluyla su geri dö-
nüşüm sistemine aktarılır. Su geri dönüşüm sisteminden elde edilen suyun
bir kısmı ise astronotlara oksijen sağlaması için oksijen üretim sistemine
gönderilir.
Oksijen üretim sistemi de iki düze-
nekten oluşur. Bunlar oksijen üre-
tim düzeneği ve güç destek ünitesi-
dir. Oksijen üretim sisteminde; geri
dönüşüm sisteminden gelen su
elektroliz yöntemiyle oksijen (O2)
ve hidrojen (H2) moleküllerine ay-
rıştırılır. Elde edilen oksijen kabin
atmosferine dağıtılırken, hidrojen
sabatier sistemine aktarılır. Elektro-
liz için gereken güç ise güç destek
ünitesinden sağlanır.
ISS’de solunum sonucu açığa çıkan karbondioksit (CO2) havalandırma yo-
luyla sabatier sistemine aktarılır. Burada karbondioksit ve oksijen üretim
sisteminden gelen hidrojen 400°C’de tepkimeye girer ve su (H2O) ve me-
tan (CH4) gazı oluşur. Metan gazı istasyondan dışarı atılırken oluşan su,
su geri dönüşüm sistemine iletilir.
Dünya genelinde kullanılan günlük su miktarı ülkeden ülkeye değişi-
yor. Örneğin; kişi başı günlük su tüketimi Kuzey Amerika’da ortalama 400
litreyken, Avrupa’da ortalama 200 litre, Afrika’da Sahra Çölü’nün güneyin-
de kalan ülkelerin çoğunda bu değer 10-20 litreye kadar düşüyor. Türki-
ye’de bir insanın su içmek, yıkanmak, el yıkamak veya diş fırçalamak gibi
ihtiyaçları için kullandığı günlük su miktarı ise ortalama 217 litre.
ISS’deki geri dönüşüm sistemi sayesinde astronotların günlük su tüke-
tim miktarı ise yaklaşık 11 litreye karşılık geliyor.
Kaynaklar
*https://www.popsci.com/how-iss-recycles-air-and-water/
*https://www.nasa.gov/centers/marshall/pdf/104840main_eclss.pdf
*https://www.nasa.gov/pdf/146558main_RecyclingEDA(final)%204_10_06.pdf
*https://www.nasa.gov/vision/earth/everydaylife/jamestown-needs-fs.html Düzenleyen:
*https://www.rwcc.nsw.gov.au/save-water/average-water-usehttp://www.worldwatercouncil.org/
fileadmin/wwc/Library/WWVision/Chapter2.pdf Eymen TOKUR
Görsel:
NASA
ASTROBİYOLOJİ
Evrende yaşamın ortaya çıkmasını sağlayan jeokimyasal ve biyokimyasal süreçleri konu
alan disiplinler arası çalışan bir bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle evrende dağılımın ve canlıların
geleceğinin incelenmesidir.
Resim: OSIRIS-REx Mission
Evrende yalnız mıyız?
İnsanlık tarihinin cevabını en çok merak ettiği sorulardan bir tanesi "Evrende yalnız mıyız?"
sorusu. Yapılan yeni bir çalışma bu soruya cevap bulur nitelikte. Araştırmaya göre Samanyolu
Galaksisi, kendi bilim ve teknolojileri tarafından yok edilmiş “ölü uzaylılarla” dolu olabilir. Açık-
lama, olası akıllı yaşamın varlığını hesaplamak için bir denklemin güncellenmiş versiyonları te-
mel alınarak yapıldı. Dünya dışı varlıkların kendilerini yok etmiş olabilecekleri ihtimaline benzer
onlarca farklı teoriden bahsetmek mümkün. Bu teorilerin ortak noktası insanın evrende yalnız
olduğu noktasında birleşiyor oluşu. Bilim insanları bu düşünceye, yarım asırdır evrene gönderi-
len radyo sinyallerine cevap alamadığımızı göz önüne alarak varıyor.
Dünya’dan yayılan radyo sinyalleri 80 ışık yılı içerisinde 8531 yıldıza ve 3555 Dünya benzeri
gezegene ulaşmıştır. Bu sayılar Samanyolu galaksisi baz alındığında galaksimizin sadece %
0,125’ini temsil ediyor. Bu sayıların içerisine evrendeki yıldızları da hesaba katarsanız evrenin
her yerine radyo sinyalleri iletmenin bugünün teknolojisine göre milyonlarca yıl alacağı hesap
ediliyor. Bu durumda iki ihtimal ortaya çıkıyor; ya dünya dışı canlılar bizim gözlemleyeceğimiz
seviyede değil ya da bu canlılar Dünya'dan iletişime geçemeyeceğimiz kadar uzaktalar.
Astrobiyoloji araştırma alanının örneklerinden biri ve adından en sık söz edileni “Mars’ta
Yaşam’dır. Buna göre astrobiyoloji, “Mars canlılık için uygun mu?” , “Eğer uygunsa hangi şartlar
en uygun?” , “Mars yer çekimi insan biyolojik sisteminde ne gibi sorunlar yaratır?” gibi sorulara
çözüm arar. Ayrıca uzaylılarda Astrobiyolojinin araştırma alanına girer. “Uzaylılar var mıdır?” ,
“Uzaylılarla iletişim kurabilir miyiz?” , “Yaşam sistemleri nasıldır?” gibi sorulara, Ulusal Havacılık
ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından kurulan SETI (Search for Extraterrestrial Intelligence –
Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırmaları) enstitüsünde çözüm arar. Evrenin biyolojik kökeni de-
miştik. Bulunan fosiller üzerinden evrenin ve canlılığın yaşını hesaplama, evrenin nasıl oluştuğu
ve canlılığın dünyadaki yaşam
koşullarına nasıl uyum sağladı-
ğı yine astrobiyolojinin araştır-
ma konusudur.
Astrobiyoloji çalışmaları-
nın sürdürüldüğü en meşhur
yer Ulusal Havacılık ve Uzay
Dairesi(NASA)dır. Bünyesinde
birçok astrobiyoloğu barındırır
ve ileride astrobiyolog olmak
isteyen insanlarında hayallerini
süsler. Sadece NASA’da değil,
Dünya’nın birçok yerinde ast-
robiyoloji alanında çalışmalar
yapılıyor. Ayrıca birçok üniver-
site bünyesinde astrobiyoloji
Resim: ODTÜ Astrobiyoloji
bölümünü barındırıyor. Türki-
ye’de astrobiyoloji açısından diğer birçok bilim dalı gibi iç açıcı değil. Her yıl gazetelerde mut-
laka görürsünüz: “Türkiye Uzay Ajansını kuruyor” diye. Ne zaman kurulacağı muamma; fakat bi-
lim durmaksızın ilerlediği için Türkiye’nin de bu ilerlemeye yetişebilmesi için gerek astrobiyo-
loji gerek diğer alanlar da adından söz ettirecek çalışmalar yapması gerekiyor. Astrobiyoloji
açısından bugüne kadar Türkiye’de yapılan en güzel etkinlik ODTÜ’de düzenlenen Astrobiyoloji
Konferansı’ydı. Bu yıl ilki düzenlendi ve çok faydalı, güzel bir etkinlik oldu. Önümüzdeki yıllarda
da düzenlenmeye devam edecekmiş. Dört gözle bekliyorum, size de tavsiyem; kaçırmayınız
efendim
ASTOBİYOLOG OLMAK
Gelelim astrobiyolog olmaya. İnsanlar astrobiyolog olmak istediğinizi duyunca, ilk önce astrobi-
yolojiyi açıklıyorsunuz sonra da “Yaa Türkiye’de n’apıcan iş yok onda” tepkisiyle karşılaşıyorsu-
nuz. Bunlar moralinizi bozmasın.
Çünkü Türkiye’deki birçok insan -Tıp veya Hukuk okumuyorsanız – ileride işsiz kalacaksın
mantığıyla hareket ediyor. Unutmayalım! Bilim evrenseldir. Nerede olduğunuz değil yaptığınız
işin insanlığa ne kadar faydası dokunduğu önemlidir. Belki de siz gelecekte yurtdışında astro-
biyoloji alanında uzman olup, Türkiye’ye gelip astrobiyoloji çalışmalarının öncüsü olabilirsiniz.
Ayrıca astrobiyolog Dr. Betül Kaçar’ın Türkiye’den Nasa’ya uzanan çok başarılı bir hikayesi var.
Kendisi NASA’da astrobiyoloji alanında çalışmalar yapıyor. Görüyorsunuz, imkansız değil.
DR. BETÜL KAÇAR
Türk astrobiyolog, profesör. Yeryüzünde
kalıntı bırakan mikro-boyuttaki canlıların
biyolojik yapısını anlamak için çalışmalar
yapan Kaçar, laboratuvarda canlandırdığı
geçmişe dair biyolojik yaşamı, güneş siste-
mi ve dışındaki gezegenlerden elde edilen
veriler ile karşılaştırarak evrendeki yaşamın
izlerini arayan bir bilim insanıdır. 2017 yılın-
dan bu yana çalışmalarını Atlanta'daki Ari-
zona Üniversitesi'nde sürdürmektedir.
İstanbul'da dünyaya gelen ve Giresunlu bir ailenin çocuğu olan Betül Kaçar'ın çocukluğu Giresun'un Bulan-
cak ilçesinde geçti. Yüksek öğrenimini 2004 yılında Marmara Üniversitesi Kimya Bölümünde tamamladı.
2003'te, Marmara Üniversitesi'nde öğrenciliği sırasında Amerikan Howard Hughes Tıp Enstitüsü (HHMI)'ne
başvurduğu proje ile lisans öğrencileri yaz araştırma bursu alarak ABD'deki araştırmalarına başladı. Üniversi-
teden mezun olunca Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nde doktora programına başladı. Parkinson ve Alzhei-
mer gibi hastalıklara neden olan proteinler üzerine hem Emory Üniversitesi Kimya Bölümü hem de Emory
Tıp Fakültesi'nde çalışmalar yaptı. Doktora çalışmaları sırasında evrim ve astrobiyoloji konularına ilgi duydu;
2010 yılında doktorasını tamamladı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'ya başvurarak doktora son-
rası çalışmalarını NASA'da sürdürdü. Çalışmaları NASA Genç Araştırmacı ödülü, NASA Astrobiyoloji Enstitüsü
ödülü ve NASA Egzobiyoloji Araştırmacı ödülüne değer görüldü.. Bu ödüller sayesinde ABD'de ve Avrupa'da
birçok laboratuvarı ziyaret etme ve araştırma yapma fırsatı buldu. 2011 yılında NASA Astrobiyoloji Enstitü-
sü'nün desteğiyle kurulan SAGANet adlı astrobiyoloji eğitim platformunun kurucuları arasında yer aldı. 2014
ve 2017 yılları arasında Harvard Üniversitesi'nde Organizma ve Evrimsel Biyoloji Bölümü'nde Araştırma Gö-
revlisi olarak bağımsız bir araştırma grubuna liderlik etti. 2018 yılından beri Arizona Üniversitesi'nde Astro-
nomi ve Moleküler Biyoloji bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 2016
yılından beri ABD'deki göreviyle eş zamanlı olarak Japonya hükûmeti tarafından kuru-
lan Yer-Yaşam Enstitüsü'nde (ELSI) öğretim üyesi olarak görevini sürdürmektedir.
Kendisi gerçekten bütün gençler için gerçek bir rol model, umarız onun yolundan gi-
den birçok arkadaşımız olur.
Kaynaklar
*https://www.kreatifbiri.com/evrenin-dnasini-inceleyen-bir-alan-astrobiyoloji/ Düzenleyen:
*https://tr.sputniknews.com/bilim/202001171041083230-turk-bilim-insani-betul-kacar-evrende-
Öykü ÖZBEK
yasamin-izlerini-arastirmak-icin-olusturulan-nasa-ekibine/
*https://bilimveutopya.com.tr/betul-kacar
Görsel:
SPACE-X
“Uzay Kirliliği”
Uzay Kirliliği;
*İşlevini tamamlayan uyduların uzay istasyonlarının kendi başlarına uzayda bırakılmaları,
*Uzay araçlarının uzayda atıklar bırakması,
*Uzay istasyonlarına bırakılan çöpler,
*Uzay araçlarının meteorlarla, diğer uydularla çarpışarak parçalara bölünmeleri uzay kirliliği-
nin başlıca nedenleridir.
1957 yılından günümüzde kadar uzaya fırlatılan uydu sayısının yaklaşık 7000 civarında
olduğu düşünülmektedir. Bu uydulardan yaklaşık 1000 kadarının aktif şekilde görevine devam
ettirdiğini biliniyor. Yapay uyduların da bir kullanım ömrü bulunuyor. Görev süresi dolan yapay
uydular uzay çöpü oluyor.
Görev sürelerini tamamlayan bazı yapay uydular uzayda yörüngede kalmaya devam eder-
ken bazıları da dünya atmosferine girerek yanıp parçalanıyor. Yörüngede kalan uzay çöpü ol-
muş yapay uydular, uzay araştırmaları sonucu oluşan atıklar, roket parçaları ve çeşitli gök ci-
simlerinin görevi tamamlamış yapay uydulara çarpması sonucu oluşan enkazlarının tamamı
“Uzay Kirliliği” olarak tanımlanmaktadır. Uzay kirliliği, günümüz itibariyle çoğu insan tarafından
bir sorun olduğu düşünülmese de önlem alınmazsa yaklaşık 25-30 yıl içinde önemli sorunlara
neden olacağı tahmin edilmektedir. Dünya yörüngesinde dolanan birçok aktif uydunun yanı
sıra görevini tamamlamış uyduların gün geçtikçe sayılarının artması özellikle uluslararası uzay
istasyonu başta olmak üzere uzayda aktif olarak görev yapan birçok uydu için önemli risk ta-
şımaktadır. Uzay kirliliğinin önlenebilmesi için belirtilen çözüm yollarından biri ömrü tükenen
uyduların ve diğer uzay aracı atıklarının dünyaya düşmelerinin sağlamasıdır.
Yapılan hesaplamalara göre uzay çöplerinin %40’ı Çin tarafından, %27,5’i ABD tarafından
ve %25,5’i Rusya tarafından bırakılmış. Şu anda belirtilen sayılara göre, 10 cm’den büyük
olan 21.000 parça uzay çöpü yörüngede dolaşmakta. Ayrıca 1 ile 10 cm arasında boyutlara sa-
hip 500.000 parça da söz konusu. Bunların büyük bir çoğunluğu oldukça hızlı bir şekilde ha-
reket ediyor..
Radarlarla tespit edilebilecek boyuttaki yaklaşık 12 bin büyük parça sürekli gözlem altın-
da tutuluyor. Bu çöpler her ne kadar uzay kuruluşları tarafından izlenmeye çalışılsa da tümünü
izlemek maalesef mümkün olamıyor.
Dünya’nın etrafında 27.000 km/saatten daha yüksek bir hızda turlayan bu nesneler, yan-
lış bir hesaplama sonucu astronotları ve uyduları büyük bir risk altında bırakabilir.
Oscar ödüllü Gravity filmine konu olan bu sorun, basit bir uzay çöpünün ne kadar büyük yı-
kımlara neden olabileceğini gösteren küçük bir örnek.
Tüm bu sorunlara bağlı olarak gelecekte uzay projelerini ve araştırmalarını tehlikeye so-
kabilecek “uzay çöpü sorununun” çözümü için bazı projeler geliştiriliyor. Uzay çöpünü temizle-
mek için bazı projeler son aşamaya geldi. Uzay çöplük temizleme çalışmaları yeryüzünün 1200
mil yukarısını temiz tutmayı hedefliyor.
Temizlik için geliştirilen projelerin bir kısmı, çöpü robotik kollarla toplamayı hedeflerken,
bazıları ise büyük ağlarla yakalamayı planlıyor.
Bazı uzay şirketlerinin uzay çöpü temizlemek için geliştirdikleri projeleri şöyle:
İngiltere, “RemoveDebris” adını verdiği
bir proje üzerinde çalışıyor. Surray Uzay Mer-
kezi tarafından yapılan bir duyuruya göre Re-
moveDebris sıradışı ve oldukça etkili bir tek-
niğe sahip. Söz konusu görev kapsamında dev
bir ağ sistemiyle çöpler bir araya getirilerek
toplanmaya başlanacak. Kanca, yelken çıpa
(drag-sail), ağ metotlarıyla çöpleri toplamaya
çalışacak aracın içinde dört deneysel faydalı
yük, kameralar ve uzay çöpü rolü üstlenecek iki uydu (CubeSat DS-1 DS-2) bulunuyor. Yörün-
gede tatbik edilecek ilk deneyde DS-1, RemoveDebris tarafından düşük hızla uzaya fırlatılacak.
Yaklaşık 7 metre menzilde RemoveDebris ağırlaştırılmış ağı ateşleyecek. Ağın DS-12i sarması
ve birlikte atmosferde yanmaları bekleniyor.
NASA ise uzay çöpünü tespit edece özel bir sis-
tem üzerinde çalışıyor. 5 santimden büyük tüm nesne-
leri tespit edecek sistemin 21.000 üzerinde çöpü be-
lirlemesi hedefleniyor.
“Astrocale” adlı uzay firması ise uzaydaki çöpü topla-
yacak uydular tasarlıyor. Uydular yapışkan bir madde
ile kaplanacak ve çevresinde uçan çöpleri toplayacak.
Rusya da artık kullanılmayan uyduları, sondaları ve benzeri artıkları imha etmek için bir sistem
geliştiriyor. Söz konusu temizleyici uzay aracı, iyon motorlarıyla donatılmış. Araç, ortadan kaldı-
racağı uyduya yaklaşınca motoru aktif hale geliyor. Araç, söz konusu uzay çöpünün motoru ile
etkileşime geçerek onu yavaş yavaş yörüngeden çıkarıyor. Böylece araç sabit kalıyor. Bu proje-
ye göre bir uydunun yörüngeden tamamen temizlenmesi, ağırlığı ve boyutuna göre 5 ila 10gün
sürüyor. Rusya, 10 yıl içerisinde en az 20 kez temizleme görevi gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Proje yöneticisi Alexander Danilyuk olayı şöyle özetliyor:
“Temizleyicinin iki seçeneği var: Ya karşısındaki çöpü yörüngeden çıkartıncaya kadar ittirecek
ya da onu çekerek Pasifik Okyanusu’ndaki Christmas Adası uzay çöplüğüne doğru yönlendire-
cek. Bu, karşısındaki çöpün yapısına bağlı olarak şekillendirilecek.”
NASA ve ESA, uzay
çöpü yaratmayacak uydu
tasarımları üzerinde çalı-
şıyorlar. Bu tasarımlar
arasında ömrü dolan uy-
dunun manyetik kuvvetle
Dünya’ya indirilmesi gibi
planlar var. Uzay çöpü
toplama çalışmalarının
önümüzdeki 5 yıl içinde
başlaması bekleniyor.
İnsanlar uzay keşifleri-
nin sınırlarını zorladıkça
ve Dünya'nın ötesine da-
ha fazla insan gönder-
dikçe, "uzay çöpü soru-
nunu" çözmek gerçekten daha da önemli hale geliyor. Neyse ki, dünyanın en iyi bilim insanları
ve mühendislerinden bazıları bu konu üzerinde çalışmalarına devam ediyor.
Kim bilir? Bir gün yepyeni bir endüstrinin başladığını görebiliriz: Uzay çöplerinin kaldırılması!
Kaynaklar
*“Orbital Debris,” NASA, [Çevrimiçi]. Available: https://www.orbitaldebris.jsc.nasa.gov/. [Erişildi: 1
Mart 2021].
*“Russian Satellite Hit by Debris from Chinese Anti-Satellite Test,” Space.com, [Çevrimiçi]. Available:
https://www.space. com/20138-russian-satellite-chinese-space-junk.html. [Erişildi: 12 Mart 2021].
*R. Mola, “How Things Work: Space Fence,” Air & Space Magazine, [Çevrimiçi]. Available: https://
www.airspacemag.com/space/ how-things-work-space-fence-180957776/. [Erişildi: 13 Mart 2021]. Düzenleyen:
Ejin ÇELİK
Görsel:
GÖKTÜRK-2
MYSTERİOUS MİCROBES İN SPACE
ASTRONAUTS HAVE IDENTI- we have no idea what it is until the Weather on Earth threatened
sample gets back down to the the experiment when Hurricane Harvey
FIED UNKNOWN MICROBES
lab," Wallace said in April. blocked the microbiologists from their
IN SPACE FOR THE FIRST There are a lot more microbes lab at Johnson Space Center, which
TIME out there in space than you may think. meant they had to find a workaround.
Wheresoe'er humans roam, there We do our best to sterilise space They ended up connecting via
equipment here on Earth before launch, Wallace's personal cell phone so that
you will also find microbes. It's just a
fact of life we contaminate everything but even the most extreme techniques she could provide support to Whitson as
can only reduce the number of micro- she sequenced the DNA using the
we touch.
bes to 300 per square metre handheld MinION sequencer.
Which means, hundreds of kilo-
metres above the Earth, there are trilli- (compared to billions for a clean kitc- This is the same sequencer NA-
hen floor). SA astronaut Kate Rubin used in 2016
ons of bacteria predicted to be living on
Given that microbes have de- to sequence DNA in space for the first
the International Space Station.
The ability to identify these mic- monstrated the ability to survive in the time ever.
vacuum of space, having been found The data was sent down to NA-
robes right there on the station is so-
living outside the ISS, being able to SA's team in Houston for analysis.
mething NASA has been working on for
a while. quickly identify them will help rule out - "Right away, we saw one microorganism
or confirm - whether they're Earth mic- pop up, and then a second one, and
If we can sequence these mic-
robes or not. (So far, all microbes found they were things that we find all the
robes in space, it could help diagnose
astronaut ailments, study how microbes in and on the ISS have been terrestrial time on the space station," Wallace said.
in origin.) In this case, the microbes were
survive in microgravity, and even iden-
Identifying the microbes was a all ordinary, known microbes that are
tify extraterrestrial life if there is any
floating around up there. two-step process. First, NASA astronaut common where humans live and work
and biochemist Peggy Whitson had to (NASA didn't specify exactly which spe-
Now, thanks to the “Genes in
collect samples and subject them cies they were).
Space-3” project, NASA astronauts and
to Polymerase Chain Reaction (PCR), a But confirmation would have to wait
biochemists have done just that. They've
identified microbes aboard the space technique that amplifies a sample of until the samples could be returned to
DNA to create many of copies of it. Earth and re-tested to make sure the
station for the very first time.
The second step was sequencing results were correct.
These turned out to be ordinary
microbes that are commonly found and identifying the microbes. To do this, As you already know, they were -
Whitson used petri dishes to collect marking the first time that PCR and
where humans live. But now that the
samples from various surfaces around DNA sequencing have both been suc-
technique has been shown to work in
space, there's no telling what astronauts the space station. Then, she just let the cessfully performed in microgravity as
samples grow for a week before trans- part of the same process, using
might find next.
ferring them into small test tubes insi- equipment specially designed for that
Previously, the only way to iden-
tify microbes on the International Spa- de the Microgravity Science Glovebox - purpose.
the first time this has ever been done "It was a natural collaboration to put
ce Station was to send them back to
in space. these two pieces of technology together
Earth for testing. Microbes had been
sequenced on board the ISS, but those because individually, they're both great,
but together they enable extremely
samples had been prepared on Earth.
powerful molecular biology applicati-
There was no way to find something in
space and genetically identify it straight ons," Wallace said.
Kaynakça:
away.
https://www.sciencealert.com/nasa-identified-
"We have had contamination in unknown-microbes-in-space-first-time-
parts of the station where fungi was international-space-station
seen growing or biomaterial has been MICHELLE STARR
pulled out of a clogged waterline, but 2 JANUARY 2018
UZAYDAKİ GİZEMLİ MİKROPLAR
ASTRONOTLAR UZAYDA İLK KEZ BİLİNMEYEN MİKROPLARI TANIMLADILAR
Astronotlar uzayda ilk kez bilinmeyen mikropları tanımladılar. İnsan her nerede dolaşırsa, orada mik-
ropları bulmak mümkündür. Bu tamda hayatın bir gerçeğidir. Dokunduğumuz her şeyi kirletiriz.
Bu durum yeryüzünün yüzlerce kilometre yukarısında olan Uluslararası Uzay İstasyonunda da (ISS)
trilyonlarca bakterinin muhtemelen yaşadığı anlamına gelir.
Orada Uzay İstasyonundaki bu mikropları tanımlama yeteneği NASA’nın bir süredir üzerinde çalıştığı
bir konudur.
Eğer biz uzaydaki bu mikropları sıralayabilirsek, astronotların hastalıklarını teşhis etmeye, mikropların
sıfır yerçekiminde nasıl hayatta kalabildiklerine ve hatta yeryüzü dışında varsa etrafta dolaşan bir cisim ve
yaşamı tanımlamamıza yardım edebilir.
Şu an “Genes in Space-3” sayesinde NASA
astronotları ve Biyokimyacılar bu işi yapabildiler. Ast-
ronotlar ve biyokimyacılar ilk defa uzay istasyonunda
ve uzay gemilerinde mikropları tanımladılar.
Bu mikropların insanların yaşadığı yerlerde
bulunan sıradan mikroplar olduğu ortaya çıktı. Fakat
şu an uzay istasyonunda çalışmak için gösterilen
teknik, astronotların bir sonraki adımda neleri bulabi-
leceği söylememektedir.
Öncelikle uzay istasyonunda mikropları tanım-
lamanın ilk yolu, onları test için dünyaya geri gönder-
mekti. Mikroplar ISS adlı gemiye dizildi ama o örnekler dünyada hazırlanmıştı. Uzayda bir şey bulmanın ve
onu hemen tanımlamanın yolu yoktu.
‘‘Tıkanmış su borularında ortaya çıkan biyolojik malzeme veya istasyonun bazı kısımlarında mantar
oluşan yerlerde atıklarımız vardı, fakat numuneler geri gelene kadar onun ne olduğu konusunda hiçbir fikri-
miz yoktu’’ dedi; Wallace.
Uzayda sizin düşündüğünüzden daha çok mikrop vardır. Biz uzay ekipmanlarını dünyadayken, onu fır-
latmadan önce sterilize etmek için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz ama en ileri teknolojiler bile mik-
ropların sayısını metrekarede 300 kata kadar azaltabilir. (Bu da temiz bir mutfak zeminindeki milyarlarcası-
na eş değer.)
Eğer mikroplar uzay boşluğunda hayatta kalmış olsaydı; bu durum, ISS’nin dışında var olan yaşamı
bulmak, onları hızlıca belirleyebilmek, onların dünya mikrobu olup olmadığını doğrulamaya yardımcı olacaktı.
(Şu ana kadar Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS)’nin içinde veya yüzeyinde bulunan tüm mikroplar köken
olarak dünyaya aitti.)
Mikropların tanımlanması iki aşamalı bir işlemdi. Birincisi, NASA Astronotu ve Biyokimyacı Peggy
Whitson’un örnekleri toplamak zorunda kaldığı ve bunları polimeraz zincir reaksiyonunda (PCR), DNA örneği-
ni yükselten bir teknikti. İkinci adımda ise, mikropları sıralıyor ve tanımlıyordu. Whitson bunu yapmak için,
uzay istasyonunun etrafındaki çeşitli yüzeylerden numuneler topladı ve petri kaplarını kullandı, aldığı örnek-
lerin bir hafta boyunca büyümesine izin verdi.
UZAYDAKİ GİZEMLİ MİKROPLAR
Wallace'in kişisel cep telefonuyla bağlandılar, böylece Minion Sıralayıcısının kullanılarak DNA'yı sıralar-
ken Whitson'a destek sağlayabileceklerdi. Bu sıralayıcı NASA Astronotu Kate Rubin'in, 2016 yılında ilk kez
uzayda DNA'yı sıralamak için kullanıldığı sıralayıcıydı. Veriler Houston'daki NASA'nın ekibine analiz için gön-
derildi.
Wallace: “Şu an aniden ortaya çıkan bir
mikroorganizma gördük, sonra ikincisini.
Onlar uzay istasyonunda her zaman bul-
duğumuz şeylerdi’’ dedi. Bu olaydaki mik-
roplar, insanların yaşadığı ve çalıştığı yer-
lerde yaygın olarak bilinen sıradan mik-
roplardı. Fakat numuneler, sonuçlar kesin
olsun diye dünyaya gönderilip yeniden
test edilinceye kadar beklemek zorunda.
Bildiğiniz gibi onlar, DNA ve PCR
diziliminin sırf bu iş için tasarla-
nan özel ekipmanları vasıtasıyla
aynı sürecin parçası olarak mikro
yerçekimini başarıyla gerçekleştir-
diğine işaret ediyorlardı.
Wallace: ‘‘O, teknolojinin iki
parçasını birleştirmek için doğal
bir işbirliğiydi. Çünkü kendi içinde
onların ikisi de harikaydılar. Bir
araya gelince aşırı güçlü molekü-
ler biyoloji aplikasyonları yapabilir-
ler.’’ dedi.
Çeviri:
Burak Aziz GÜNEY
KAYNAKÇA:
TUBİTAK Bilim Dergisi 2019 Şubat , Alp AKOĞLU
DÜZENLEYEN:
Arya ŞANSAL
NASA ve Avrupa Uzay Ajan-
sı'nın(ESA), Güneş ve Heliosfer
Gözlemevi (SOHO) 2 Aralık
1995'te fırtılatılan ve görev
süresi 2 yıl olarak planlanan
SOHO yaklaşık 26 yıldır uzayda
bulunuyor. Hali hazırda devam
eden uzatmalarla çeyrek asırdır
güneşi gözlüyor.
Astrium liderliğindeki Avrupalı
sanayi konsorsiyumu tarafından
inşa edilen SOHO, Lockheed
Martin Atlas II AS fırlatma
aracı ile uzaya fırlatıldı ve
uzaydaki 26 senelik serüveninde
4 binin üzerinde kuyruklu yıldız
keşfetti.
Güneş'e Dünya'dan 1,5 mil-
yon km daha yakın bir konumda bulunan SOHO'nun ana misyonu, yıldızın yapısı hakkında bilim insanla-
rı için veri toplamak. Yıllar içerisinde Güneş ile ilgili sayısız bilimsel bulguya kaynak olan SOHO,
aynı zamanda güneşi en uzun süredir aktif gözlemleyen uzay aracı olma unvanını korumaktadır.
Soho Uzay Aracının maketini yapmak ister misiniz?
KAYNAKÇA: https://sohowww.nascom.nasa.gov/about/
about.html
MODEL: https://solarsystem.nasa.gov/resources/363/soho-
spacecraft-model/
Görsel: https://wallpaperscraft.com/download/
ship_open_space_flight_68750/3840x2160
BU DERGİ YÜKSELİŞ KOLEJİ BİLİM KAMPÜSÜ ORTAOKULU
7.SINIF ÖĞRENCİLERİ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR.