SOYUT SÖZCÜKLER
1. Âdet: Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural.
Örnek: Âdetlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi unuttuğumuzdan bahsederdi hep. Unuttuğumuz
en önemli âdetimizin de büyüklerimizin elini öpmek olduğunu
2. Bağdaşmak: Anlaşmak, uzlaşmak.
Örnek: Çok sakin bir insandı. En öfkeli anında bile bu sakinliğini koruyabiliyordu. Onunla
bağdaşmak kolaydı.
3. Mantık: Doğru düşünme sanatı ve bilimi.
Örnek: Çok az süresi kalmıştı. Mantık yürütmeli ve en doğru yolu seçmeliydi.
4. Ön yargı: Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak
önceden olumlu ya da olumsuz karar vermek.
Örnek: Derse sürekli geç kalıyordu. Öğretmeni sonunda dayanamayarak “Yeter artık bu kaçıncı
oldu? Bir daha geç kalırsan seni sınıfa almam.” diye bağırdı. 3 gündür geç kalmayan çocuğun
uykusuz olduğunu fark etti. Nedenini sorduğunda “Derse geç kalmamak için sabah 5’te evden
çıkıyorum.” yanıtını alınca çok şaşırdı. Ön yargı tam olarak böyle bir şeydi.
5. Tavsiye: Öğüt vermek, yol göstermek.
Örnek: İşe yeni başlamıştı. Etrafını iyi gözlemliyordu. Arkadaşları da ona çok önemli tavsiyeler
veriyorlardı.
SOMUT SÖZCÜKLER
1. Avlu: Bir yapının veya yapı grubunun ortasında kalan üstü açık, duvarla çevrili alan.
Örnek: Yaz akşamları en büyük eğlenceleri komşularıyla birlikte avluda oturup sohbet etmekti.
2. Fiyonk: Kurdele, şerit, kumaş vb.nin kelebek şeklinde bağlanmış biçimi.
Örnek: Hazırlanan kurdelelerin fiyonk biçiminde olmasına özellikle dikkat ediyordu.
3. Irgat: Tarım işçisi.
Örnek: Dedesi çok yaşlanmıştı. Yaz aylarında onun tarlalarındaki işlerini yapmaları için 30 kadar
ırgat getirirdi.
4. Kağnı: İki veya dört tekerlekli, dingili tekerlekle birlikte dönen öküz arabası
Örnek: Artık çok kullanılmıyor olsalar da kağnılar eski zamanlarda çok fazla kullanılan ulaşım
araçlarından biriymiş.
5. Sazlık: Genellikle su kıyılarında, bataklık yerlerde yetişen ince, açık sarı renkli kamışın çok
olduğu yer.
Örnek: Hava iyice kararmıştı. Önlerini göremez olmuşlardı. Bugün başlarına gelenleri anlatıp
gülerlerken ikisi de kendini sazlığın içinde buldu.
ATASÖZLERİ
1. Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur: Bakılıp onarılan şeylerden yararlanılır, bakımsız
bırakılanlardan bir yarar elde edilemez.
Örnek: Babasının ona bıraktığı tüm zeytin ağaçları düzenli sulama ve ilaçlama yapmadığı için
kurumuştu. Artık eskiden babasının ona söylediği söz daha anlamlı geliyordu. Bakarsan bağ olur,
bakmazsan dağ olur.
2. Dağ başından duman eksik olmaz: Büyük adamların, büyük iş yapanların her
zaman üzüntüleri, sıkıntıları vardır.
Örnek: Babasının son günlerdeki üzgün hallerini görüp annesine “Anne, babam üniversitede
profesör oldu. Hayalini gerçekleştirdi. Peki ama neden hâlâ mutsuz.” dedi. Annesi “ne kadar
başarılı olursan ol mutlu olmanın garantisi yok. Hem ne demişler dağ başından duman eksik
olmaz.”
3. Güneş girmeyen eve doktor girer: Güneşsiz evde hastalık eksik olmaz.
Örnek: Odaya her girdiğinde mutlaka perdeleri açardı. Nedenini sorduğumda “Güneş girmeyen eve
doktor girermiş.” derdi. Belki de haklıydı.
4. Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez: Büyük çıkarlar beklenen durumlarda küçük fedakârlıklar
yapılmalıdır.
Örnek: Komşusu Arda’yı sürekli eve çağırmaya başlamıştı. Daha geçen gün ne kadar sıkıcı birisi
olduğundan bahsettiği Arda ile bu Arda aynı kişiydi. Annesi dayanamayıp sordu “Oğlum neden sıkıcı
dediğin arkadaşını sürekli eve çağırmaya başladın.” Çocuk gülümseyerek “Yakında sınavlar başlıyor
anne Arda sınıfın en çalışkanı. Bana sınavlarda yardım edecek. Ben de kaz gelecek yerden tavuk
esirgenmez deyip onunla oyun oynuyorum.” dedi.
DEYİMLER
1. Abayı yakmak: Birini aşırı biçimde sevmek, âşık olmak.
Örnek: Yandaki dairelerine yeni birileri taşınmıştı. Gördüğü o kızı aklından çıkaramıyordu. Korktuğu
başına gelmişti. Abayı yakmıştı.
2. Başını belaya sokmak: Birini kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek.
Örnek: İçeriye nefes nefese girmişti. Kapıyı kapattığı anda annesiyle göz göze geldi. Annesi, “Yine
başını belaya mı soktun?” dedi.
3. Can damarına basmak: Bir işin en önemli yönü üzerinde durmak.
Örnek: Ölen annesiyle ilgili konuşulması katlanamadığı tek konuydu. Arkadaşları da bunu yapıp can
damarına basınca kendini tutamayıp onlarla kavga etti.
4. Çene çalmak: Gevezelik etmek.
Örnek: Liseden arkadaşlarıyla çene çalmak en büyük eğlencesiydi.
5. Dikiş tutturamamak: Bir işte veya bir yerde herhangi bir sebeple fazla kalamamak.
Örnek: Bu 1 ay içindeki 3. istifasıydı. Kendi de anlamıyordu. Nedense hiçbir işte dikiş
tutturamıyordu.
6. Elde avuçta (bir şey) kalmamak: Mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak.
Örnek: Markete girip son 1 buçuk lirasıyla ekmek aldı. Elinde avucunda bir şey kalmamıştı.
7. Fikir yürütmek: Bir konu üzerinde kendi düşüncesini söylemek, tahminlerde bulunmak.
Örnek: Sorunun cevabını öğrencilerine emen söylemezdi. Onların soruyla ilgili fikir yürütmelerini
isterdi.
8. Geri çevirmek: Kabul etmemek, reddetmek.
Örnek: İçmesi için uzattığı sigarayı geri çevirdi. Ona da içmemesini tavsiye etti.
9. Har vurup harman savurmak: Düşüncesizce ve hesapsızca harcamak, bol bol harcayıp
tüketmek.
Örnek: Babasından kalan malları har vurup harman savurdu. Şimdi elinde ne beş kuruş para ne de
insanların ona olan saygısı kaldı.
10. Işık tutmak: Düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek.
Örnek: Atatürk, düşünceleriyle bugün tüm Türk ulusuna ışık tutuyor.
11. İçi geçmek: İstemeden kısa bir süre uyuyakalmak.
Örnek: Herkes salonda heyecanla maçı izlerken annem birden koltuktan yere düştü. Ayağa kalkıp
kolunu ovuştururken, “İçim geçmiş, ben yatmaya gidiyorum.” dedi.
12. Jeton geç düşmek: Konuşulan veya sözü edilen konuyu geç anlamak.
Örnek: Abimin yaptığı şakaya tüm aile aralıksız üç dakika güldü. Ben bu şakayı biraz geç fark edince
abim, “Senin jeton biraz geç düştü galiba.” deyince bir üç dakika da buna güldüler.
13. Kâğıda dökmek: Yazıya geçirmek.
Örnek: Kafasında o kadar çok fikir vardı ki unutmaktan korkuyordu. Eve gider gitmez bu fikirleri
kâğıda döktü.
14. Leb demeden leblebiyi anlamak: Daha sözün başında ne söylemek istediğini anlamak.
Örnek: Onunla konuşanlar laflarının sonlarını getiremezmiş. Leb demeden leblebiyi anladığı için
karşısındakinin sözünü gururla keser devamını kendi getirirmiş.
15. Meteliğe kurşun atmak: Parasız kalmak, hiç parası olmamak.
Örnek: Durumumu görmüyor gibi benden para istedi. Ben de meteliğe kurşun atıyorum.
16. Numara yapmak: Bir hareketi yalandan yapmak veya yapar gibi görünmek.
Örnek: Yerde bayılmış gibi yatarken bir anlık gözlerini açtı. Bunu gören öğretmeni numara yaptığını
anladı.
17. Ocağına düşmek: Birine yardım etmesi için yalvarmak.
Örnek: Utana sıkıla içeriye girdi. Ağanın karşısında iki büklüm olmuştu. “Ocağına düştüm ağam
lütfen bana yardım et.” dedi.
18. Ödü patlamak: Çok korkmak.
Örnek: Öğretmenlerine şaka yapmak için bütün sınıf sıralarının altına gizlenmişti. Öğretmen sınıfa
girince hep bir ağızdan bağırdılar. Öğretmenin ödü patladı. Korkudan bütün kağıtları yere düşürdü.
19. Parmağı ağzında kalmak: Çok şaşırmak, hayret etmek.
Örnek: İçeriye girdiğinde hiçbir eşya yoktu. Hırsızlar hepsini çalmışlardı. Gördükleri karşısında
parmağı ağzında kalmıştı.
20. Rahmetli olmak: Ölmek.
Örnek: Babası bir ay önce rahmetli olmuştu. Yokluğuna henüz alışabilmiş değildi.
21. Sıcak yüz göstermek: Yakınlık göstermek.
Örnek: Yeni sınıf arkadaşlarıyla arasının bu kadar iyi olmasının nedeni arkadaşlarının onu sıcak yüz
göstererek karşılamasıydı.
22. Şeytanın bacağını kırmak: Uğursuzluğu, şanssızlığı, aksiliği yenmek.
Örnek: Bu sene şampiyon olarak 20 yıllık uğursuzluğu bozdu. Sonunda şeytanın bacağını kırdı.
23. Tabanları yağlamak: Hızlıca koşmak, kaçmak.
Örnek: Kardeşini döven çocukları bulmak için diğer mahalleye gittiğinde onu kötü bir sürpriz
bekliyordu. Tek başına gittiği mahallede onu 7 kişi bekliyordu. Yapabileceği tek şey tabanları
yağlamaktı.
24. Uykuya dalmak: Uyumaya başlamak.
Örnek: Saat 11 olmadan yatağına geçer ve uykuya dalardı.
25. Üstesinden gelmek: Becermek, üzerine aldığı işi başarmak, yapmak.
Örnek: Öğretmenlerinin verdiği bütün zor ödevlerin üstesinden gelmişti. O bir kahraman
sayılmalıydı.
26. Vaktini öldürmek: Zamanını gereksiz, boş işlerle geçirmek.
Örnek: Televizyon karşısında saatlerini geçiriyordu. Böyle yaparak bütün vaktini öldürüyordu.
27. Yakayı ele vermek: Yakalanmak.
Örnek: Yaptığı onca soygundan sonra tam 23 yıl sonra yakayı ele verdi.
28. Zembereği boşanmak: Kendini tutamayarak uzun uzun sesli gülmek.
Örnek: Sinir krizi geçiriyordu. Saatlerdir zembereği boşanmış gibi gülüyordu.
SABİT GÖKSU
171420171044