The words you are searching are inside this book. To get more targeted content, please make full-text search by clicking here.
Discover the best professional documents and content resources in AnyFlip Document Base.
Search
Published by Guven Demirci, 2023-06-13 12:37:17

Felsefe Proje

Felsefe Proje

İSLAM BİLİM MİRASLARI


Kırımlı Fazilet Olcay Anadolu Lisesi 2023 Dergi Tasarım Sorumlusu: Zeynep BİÇER Felsefe Öğrt. Çalışma Ekibi: Emir YAZICI Mustafa AVGÜL Hüseyin SARDOĞAN Ahmet HOŞ İÇİNDEKİLER Katip Çelebi 1 Mimar Sinan 3 Piri Reis 5 Ali Kuşçu 7 Farabi 8 İbn-i Rüşd 10 Beyruni 11 Evliya Çelebi 12 İbrahim Müteferrika 15 Harezmi 16 Biruni 19 Uluğ Bey 20


Şubat 1609’da İstanbul’da doğdu, 6 Ekim 1657’de İstanbul’da öldü. Asıl adı Mustafa’dır. Doğu’da Hacı Halife, Batı’da ise Hacı Kalfa adıyla da tanınır. Babası Abdullah Enderun’da yetişmiş, silahdarlık göreviyle saraydan ayrılmıştı. 14 yaşına kadar özel eğitim gören Kâtib Çelebi, 1623’te Anadolu Muhasebesi Kalemi’ne girdi. IV. Murad döneminde (1624-1640) girişilen Doğu seferlerinde kâtib olarak katıldı. 1635’te İstanbul’a dönerek kendisini tümüyle okuyup yazmaya verdi. Dönemin ünlü bilginlerinin derslerine katılarak medrese öğrenimindeki eksikliklerini giderdi. Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanı olan Kâtib Çelebi’nin aynı zamanda zengin bir kitaplığı da vardı. 1645’te sırası geldiği halde yükselemediği için kalemdeki görevinden ayrıldı. Ancak 1648’de Takvimü’t-Tevarih adlı yapıtı dolayısıyla şeyhülislam Abdürrahim Efendi aracılığıyla kalemde ikinci halifeliğe getirildi. Bundan sonra da öğrenme ve öğretme yolundaki çabalarını sürdüren Kâtib Çelebi peşpeşe yapıtlar vermeye başladı. Telif ve çeviri olarak yirmiyi aşkın kitap yazdı. En önemlileri tarih, coğrafya ve bibliyografya alanındadır. Ayrıca dönemin medreselerinin din bilimleri ve pozitif bilimler alanındaki durumunu sergilediği ve eleştirdiği yapıtlarıyla da tanındı. Tarih alanındaki yapıtlarının ilki 1642’de tamamladığı Arapça Fezleke’dir. 1 En tanınmış yapıtlarından olan Tuhfetü’lKibar fi Esfari’l-Bihar’da kuruluş döneminden 1656’ya kadar Osmanlı denizciliğinin bir tarihçesi yanında Osmanlı donanmasının, tersane ve bahriye örgütünün işleyişini anlatır, kaptan-ı deryaların yaşam öykülerini verir. Sonunda da son zamanlarda denizlerde uğranılan başarısızlıkları giderme yolundaki öğütlerini sıralar.Kâtib Çelebi’nin Batı’da tanınan en ünlü yapıtı Keşfü’z-Zünun an Esamü’lKütübi ve’l-Fünun’dur. Arapça bir bibliyografya sözlüğü olan yapıtta 14.500 kitap ve risalenin adı ve yazarı verilir. İslam dünyasında da genel kabul gören Aristoteles’in bilim tasnifine görev ve alfabetik olarak düzenlenmiş olan yapıt, yirmi yılda tamamlanmıştır. Kâtib Çelebi’nin tarih felsefesini ve toplum görünüşünü açıklaması bakımından önemli olan yapıtı Düsturü’l-Amel li-Islahi’l-Halel’dir. Kısa kısa dört bölümden oluşan bu küçük risalede İbn Haldun’un etkisi açıkça görülür. Toplumların da canlılar gibi doğup, gelişip, öldüğü görüşünü yineleyen Kâtib Çelebi, bu dönemlerin uzunluğunun ya da kısalığının toplumlara ve kişilere göre değiştiğini de ekler. Risalede Osmanlı toplumunun ömrünün uzaması için de reaya, asker ve hazine konularında alınması gerekli önlemleri sıralar, öğütler verir. Daha çok dinsel konuları tartıştığı yapıtlarının en önemlilerinden olan İlhamü’l-Mukaddes fi Feyzi’l-Akdes’de kuzey ülkelerinde namaz ve oruç zamanlarının belirlenmesi, dünyada güneşin hem doğduğu hem de battığı bir yerin var olup olmadığı ve her ne yana yönelirse Mekke’den başka kıble olabilecek bir yer olmadığını tartışır. KATİP ÇELEBİ


Coğrafi yapıtların en önemlisi olan Cihannüma Osmanlı coğrafyacılığında yeni bir çığır açmıştır. Kâtib Çelebi Cihannüma‘yı iki kez yazmıştır. 1648’de yazmaya başladığı ilki klasik İslam coğrafyası temelindeydi. Bu yapıtını henüz bitirmemişken eline geçen Gerardus Mercator’un Atlas’ını Mehmed İhlasî adlı bir Fransız dönmesinin yardımıyla Latince’den Türkçe’ye çevirterek yeni bilgiler edindi ve 1654’te Cihannüma’yı ikinci kez yazmaya girişti. Ardından yine Mercator’un Atlas Minor’unu elde etti. Bunların yanı sıra Batılı coğrafyacılardan Ortelius, Cluverius ve Lorenz’in yapıtlarından da yararlandı. Doğal olarak eski Arap, İran ve Osmanlı coğrafyacıların yapıtlarını da kullandı. İkinci Cihannüma, dünyanın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümünden sonra Kristof Kolomb ve Macellan’ın keşif gezilerinden söz eder. Ardından Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçemleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Bu ikinci Cihannüma’da anlatılan son yer Van’dır. Birinci Cihannüma’da ise Osmanlı Avrupa’sı ve Anadolu ile İspanya ve Kuzey Afrika’yı kapsamaktadır. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır.Cihannüma, özünde tüm İslam ve Hıristiyan coğrafyacılığının da temeli olan Batlamyus (Ptolemaios) kuramına dayanmakla birlite, o güne dek hemen hemen hiç yararlanılmayan Batı kaynaklarını Osmanlı coğrafyacılığına tanıtması bakımından büyük önem taşır. Son yapıtı olan Mizanü’l-Hakk fi İhtiyari’l-Ahakk’da da dönemin din bilgilerinin tartıştıkları çeşitli konular hakkında düşüncelerini açıklar. Pozitif bilimlerin gerekliliğini ve bunların ortaya koyduklarının dinsel bilgilerle çatıştığını açıklayarak söze başladığı yapıtında düşünce ve kanaat farklılıklarının insanlık tarihi kadar eski olduğunu da söyler. Bunun doğal karşılanması gerektiğini ve karşıt düşüncelere hoşgörüyle bakılmasını öğütler. Din bilginlerinin kendi aralarındaki şiddetli tartışmalarının temelsizliğini ve zararlarını vurgular. Yapıtın sonunda kendi özyaşamöyküsüne yer verir. Kâtib Çelebi, hem önemli yapıtlar vermiş hem de medresenin egemenliğindeki düşünce dünyasının dışında görüşler ileri sürmüş bir bilgindir. Gerçi ne Kopernik’i tanıyabilmiş, ne Bacon’ın bilim tasnifini kabullenmiştir ama, Batı kaynaklarının önemine dikkati çekmesi Latince öğrenmeye çalışması, bu dilden yapıtlar çevirmesi, Doğu kaynaklarına eleştirel bir gözle bakması bile dönemine göre çok ileri adımlardır. 2


Mimar Sinan, Koca Sinan diye de anılan, Kanuni Sultan Süleyman dahil üç büyük Osmanlı padişahı döneminde yaşamış, dünyanın en büyük mimar ve yapı sanatçılarından. 1490’da Kayseri’nin Ağırnas köyünde dünyaya geldi.22 yaşında, Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı sırasında başlatılan ve Rumeli‘de olduğu gibi Anadolu‘dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama nedeniyle İstanbul‘a gelişinin ardından, orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı‘na giren ve dülgerliği öğrenen Sinan, burada, yapı işlerinde de görev alırken, çağın önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını da elde etti. 1514‘te Çaldıran Savaşı ve 1516 – 1520 arasında yapılan Mısır seferlerinden sonra, İstanbul’a dönüşünün ardından Yeniçeri Ocağı‘na alınan Sinan, Kanuni döneminde, 1521‘de katıldığı Belgrad, 1522‘deki Rodos seferlerinden sonra subaylığa yükseldi.1526 yılında, yayabaşı olarak çıktığı Mohaç seferinden sonra, cephane sorumlusu görevi verilen Mimar Sinan, 1529‘da Viyana, 1529 – 1532 arasında Almanya, 1532-1535 arasında da Irak’a düzenlenen, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Son Bağdat seferinde, Van Gölü‘nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması, Sinan’a haseki ünvanını getirdi. 3 1536‘da Pulya seferlerinin ardından çıkılan, 1538 yılındaki Moldova seferinde, Prut Irmağı üstün Yüksek Dergah Mimarları Başkanı olan ve 1539’da, Mimar Acem Ali‘nin ölümü üzerine onun yerine Saray Başmimarı olan Sinan, ölümüne kadar, güncel devlet sisteminde bayındırlık bakanlığı adını almış bu görevi sürdürdü. Daha sonra ordunun yapı ihtiyacını karşılamaya yönelik kollarda çeşitli görevler üstlenen ve bu çalışmalarıyla öne çıkan Sinan, katıldığı yapım ve onarım çalışmalarıyla ve orduyla birlikte sefere gittiği yerlerde gözlemlediği farklı mimari yapılarla kendini eğitti. Osmanlı’nın en güçlü çağında yaşayan ve Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat olmak üzere, üç padişah döneminde mimarbaşılık eden Mimar Sinan, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında en büyük rolün sahibiydi. Elli yıla yakın süreyi kapsayan, Osmanlı Devleti’nde yaptığı mimarlık görevi boyunca, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle, zirveye taşıdığı Osmanlı – Türk mimarlığının bireşim sürecini tamamlayarak, arayış aşamasından, klasik döneme geçiren ve hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde oldu. MİMAR SİNAN


Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı – Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkaran Mimar Sinan, birçoğu İstanbul’da olan, 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret ve 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam ve kaydı olmayanlarla beraber, üç yüz elliyi aşkın yapının baş mimarlığını üstlendi. Yeniçeri ordusunda bir asker olarak değil, istihkâm işlerinin idare ve tasarımından sorumlu olarak görev yapan Mimar Sinan’ın ilk yapıtı, 1536 – 1537 arasında yaptığı, Halep’teki Hüsreviye Camisi’dir. İstanbul’daki ilk yapıtı 1539’da inşa edilen Haseki Külliyesi olan Sinan’ın, mimarbaşı olduktan sonraki ilk büyük ve önemli yapıtı ise, 1543 – 1548 seneleri arasında yapılan,İstanbul’daki Şehzade Mehmed Camisi’dir. Sinan, ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği, Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıt olan Selimiye Camisi’nde, İstanbul’daki Rüstem Paşa Camisi‘nde çözmeye kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma sorunu tekrar ele alarak uyguladı. 31 metreyi geçen çapıyla, en büyük kubbesini inşa eden Sinan’ın, külliye’nin öteki yapılarını camiye göre arka planda tuttuğu Selimiye, strüktür mekân oluşumu, oranları ve süslemeleriyle Osmanlı’nın en önemli mimari yapılarının başında gelir. 4 1557’de tamamladığı ve kendisine “Koca” ünvanını getiren, Süleymaniye Camisi, Mimar Sinan’ın başyapıtıdır. Sultan III. Murad döneminde Mekke’nin onarımı için Hicaz’a gönderilen Sinan, 1573’te tamamladığı, Kasımpaşa’daki Kaptanıderya Piyale Paşa Camisi’nde eski ulucamilerin planına dönüş yaparak, kuruluş döneminin özellikleriyle, uzun mimarlık hayatı süresince edindiği deneyimlerin sentezini uyguladı. Birçok eski yapının onarımı ve restorasyonunda da görev alan Mimar Sinan, bütün yaşamı boyunca, İstanbul, Edirne, Ankara, Kayseri, Erzurum, Manisa, Bolu, Çorum, Lüleburgaz, Kütahya, Gebze, Babaeski, Çorlu, Bolvadin, vb. Anadolu kentleriyle, Halep, Şam, Sofya, Hersek, Budin, Rusçuk gibi, imparatorluğun her yanına dağılmış topraklarda suyolları, çeşmeler, camiler, külliyeler, medreseler yaptı. Bu yapıların bazılarının inşasında bizzat kendisi bulunmasa da, öğrencilerini ya da kendine bağlı mimarlar grubunu görevlendirirdi. O her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştıran Sinan’ın türbeleri, bu denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü düşünce tarzını yansıtır. Sinan’ın yapılarının, yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmayan, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelen ve böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilen Sinan’ın yapıları, mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da öneme sahiptir. Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerine kıyasla daha rasyonel ve ölçülü olan, gerçekçiliğe, sade ve net anlatıma dayanan Osmanlı klâsik mimarisi, kendine güvenen, yetenekli ve deneyimli bir mimar olan Sinan’la zirveye çıktı ve 50 yılda oluşan bu tarz, Osmanlı’nın siyasal ve ekonomik gücünün dorukta olduğu dönemi ile aynı zaman diliminde, Mimar Sinan’ın dehasıyla özgün ve üniversal bir ifadeye kavuşarak, hayat buldu.


1470 yılında Karamanlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmet Muhyiddin Pîrî'nin ailesi II. Mehmed devrinde padişahın emri ile Karaman'dan İstanbul'a göç ettirilen ailelerdendir. Aile bir süre İstanbul'da yaşamış, sonra Gelibolu'ya göç etmiştir. Pîrî Reis'in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizci Kemal Reis'tir. Pîrî denizciliğe amcası Kemal Reis'in yanında başladı; 1487- 1493 yılları arasında birlikte Akdeniz'de korsanlık yaptılar; Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldılar. 1486'da Endülüs'te Müslümanların hakimiyetindeki son şehir olan Gırnata'da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti'nden yardım isteyince o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis'i Osmanlı Bayrağı altında İspanya'ya gönderdi. 5 Venedik üzerine sefer hazırlığına girişen II. Beyazid'in Akdeniz'de korsanlık yapan denizcileri Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine 1494'te amcası ile birlikte İstanbul'da padişahın huzuruna çıktı ve birlikte donanmanın resmi hizmetine girdiler. Pîrî Reis, Osmanlı Donanması'nın Venedik Donanması'na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak yer aldı, böylece ilk kez savaş kaptanı oldu. PİRİ REİS Muhyiddin Pîrî Bey


Pîrî Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldı. Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Ktab-ı Bahrye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.Pîrî Reis, 1511'de amcasının bir deniz kazasında ölümünden sonra Gelibolu'ya yerleşti. Barbaros Kardeşler'in idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz'de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu'da kalıp haritaları ve kitabı üzerinde çalıştı. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. 80 yaşındayken Aden şehrindeki Arap isyanını bastırmakta başarılı olduğu için kendisine yeni bir görev verildi. Hint Okyanusu'na otuz civarı gemi ile açılan Piri Reis, kendisinden iki kat sayıca fazla Portekiz gemisini burada yenmeyi başardı fakat buradaki Portekiz garnizonu hazırlıklı olduğu için işgal edilemedi. Kuşatma kaldırıldı. Bölge halkının Portekizlilere yardımı üzerine kızan Piri Reis, burayı yağmaladı. Bu yağma onu idam sürecine götüren olayı başlattı. Basra valisi Ramazanoğlu Kubad Paşa'dan yardım istedi. Fakat vali onu bu yağmadan dolayı tutuklamak ve mallarına el koymak istedi. Portekiz donanmasının geniş bir kuvvetle Basra körfezini kapatmak üzere yola çıktığını Haber aldı. Piri Reis'in donanması bakım ve onarım yaptırıyordu. Portekizlilerin ablukasına maruz kalmamak için askerlerini bırakarak 3 gemi ganimet ile Süveyş'teki donanma merkez tersanesine geri döndü. Basra valisinin şikayeti Mısır valisine ulaştı. Piri Reis tutuklandı. Mısır valisinden divana iletilen konuda Piri Reis kuşatmayı kaldırmak ve donanmayı bırakmak suçlarından yargılandı. Kendisi bakımsız donanma ile denize açılmasının sakıncalarını dile getirdiyse de suçlu bulunmasına engel olamadı. Kanuni Sultan Süleyman'ın fermanı üzerine 1554'te Kahire'de boynu vurularak idam edildi. Pîrî Reis, 1516-1517 yıllarında İstanbul'a geldiğinde tekrar Osmanlı donanmasının hizmetine girdi; Derya Beyi (Deniz Albayı) rütbesini aldı ve Mısır seferine gemi komutanı olarak katıldı. Donanmanın bir kısmı ile Kahire'ye geçip Nil ırmağını çizme fırsatı buldu. Pîrî Reis, İskenderiye'nin ele geçirilmesinde gösterdiği başarılar ile padişahın övgüsünü kazandı ve sefer sırasında haritasını padişaha sundu. Pîrî Reis seferden sonra, tuttuğu notlardan Bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu'ya döndü. Derlediği denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye'de bir araya getirdi. 6 Pîrî Reis, 1523'deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması'na katıldı. 1524'te Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa'nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1525'te gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye'sini İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni'ye sundu. Pîrî Reis, 1523'deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması'na katıldı. 1524'te Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa'nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1525'te gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye'sini İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni'ye sundu. 1533 yılında Barbaros Hayreddin Paşa kaptan-ı derya olunca Pîrî Reis de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) unvanı aldı. Pîrî Reis, sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalıştı. Barbaros'un 1546'da ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yaptı, Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi'ndeki deniz görevlerinde yaşlandı. Osmanlı donanmasında yaptığı son görev idamıyla sonuçlanan Mısır Kaptanlığı oldu. ÖLÜMÜ


ALİ KUŞÇU`NUN BİLİM TARİHİNE KATKILARI Fatih Külliyesi’nde bir Güneş saati yapan AliKuşçu, İstanbul’un enlem ve boylam derecesini belirlemiştir. Ay’ın ilk haritasını çıkaran Kuşçu’nun adı bugün Ay’ın bir bölgesine verilmiştir. AliKuşçu’nun astronomi ile ilgili en büyük eserlerinden biri Risale-i fil Heye (AstronomiRisalesi)’dir. Matematik ve astronomi alanında büyük bir çığır açan bu eserde gök cisimlerinin Dünyamızdan uzaklıklarına kadar tüm bilimsel detaylar bulunmaktadır. Farsça yazılmış daha sonra Arapça’ya çevrilmiş, Batı ilminin Türkiye’ye girmesinden sonra bile astronomi alanında tercih edilen bir kitap olmuştur. Matematik alanındaki büyük eseri Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)’dir. Ayrıca çağının en ileri matematik bilgilerini içeren Şerhi Zic-i Uluğ Bey (Uluğ Bey’in Yıldız Kataloğu) adlı esere katkılarıyla ün yapmıştır. Risaletül-Fethiye adlıeseri ise 19. yüzyılda, İstanbul Mühendishanesi’nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. ALİ KUŞÇU KİMDİR? .... 7


Aritmetik Risalesi eserinde, gökcisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; Ayrıca Dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 30′17″ olarak belirlemiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine (23’ 27’′)oldukça yakın bir değerdir. Farabi, gerçek adı Ebu Nasır Muhammed İbn el-Farah el-Farabi M.S. 870 yıllarında Türkistan’da yaşamış olan Türk alimlerindendir. Yaşadığı dönemde yaptığı çalışmalar ile 8.ve13. yüzyıllar arasında İslam dünyasının önden gelen bilim adamı ve filozoflarındandır. Aldığı eğitim ile filozof ve bilim insanı kimliği açısından ustalık kazandırdı. Platon ve Aristoteles’in felsefesini İslam felsefesi ile bağdaştırmak için çalışmalar yapmıştır. FARABİ KİMDİR? 8


FARABİ`NİN BİLİM TARİHİNE KATKILARI Müzik alanında çalışmalar yaparak müzik kitabı ve enstrümanları icat etmiştir.Fizikte boşluğun varlığını kanıtlayan, 17 müzik, tıp ve sosyoloji üzeri 11 toplamda 117 eser ,ahlak üzerine 7 , siyaset bilimleri üzerine 7, mantık üzerine 43, metafizik üzerine 11 eseri bulunmaktadır. Hava Titreşimlerinde ilk mantıklı çalışma tarihte Farabi tarafından yapılmıştır. Sesin havadaki moleküllerititreştirerek yayıldığı, sesin yayılması ile etkisinin azaldığı ve yok olduğunu ispatlamıştır. Fizik, matematik, metafizik alanlarında yaptığı çalışmalar Avrupalı bilginler tarafından ilham kaynağı olarak görülmüştür. İlimlerin sınıflandırılmasında önemli rol oynamıştır. Nahivmantık, beyaz üçüzlü ilimler; matematik, geometri, musiki ve astronomi dahil edilerek dördüz’lü ilimleri açıkladı. Farabi çalışmaları ile uzun yıllar boyunca bilim alanında insanlığa yaptığı katkılar ile etkisini göstermiştir. Birçok alim insan Farabi’nin çalışmalarından yola çıkarak bilimin gelişmesinde rol oynamıştır. Dünyaca tanınan Farabi`nin çalışmaları ve insanlığa katkıları takdir ile karşılanmıştır. Anadili olan Türkçe’nin yanında Arapça, Farsça, Süryanice ve Yunanca bilmekteydi. Farabi çalışmalarının sonucunda birçok kitap ve risale yazmıştır. Bunlardan en bilinenleri şunlardır: 1. Arau Ehli’l-Medineti’l-Fadıla 2. es-Siyasetu’l-Medeni (Mebadiu’l-Mevcudat) 3. İhsa’u’l-Ulum 4. Tahsilus-Seade 5. el-Cem’ Beyne Re’yeyi’l-Hakimeyn 6. Risale fi’l-Akıl 7. Kitabu’l-Mille 8. Kitabu’l-Hurup 9


İBN RÜŞD KİMDİR? İBN RÜŞD BİLİM TARİHİNE KATKILARI İbn el-Rüşd’ün felsefesi ve Aristo yorumu Batı felsefe dünyasını temelden etkilemiştir. Batı’da ortaya çıkan Latin İbn Rüşdcülüğü Akımı bu etkinin göstergelerindendir. İbn el-Rüşd, Antik Yunan filozofu Aristoteles’in felsefesini yorumlayarak ona yeni bir şekil vermiştir. İbn el-Rüşd Antik Yunan düşünürlerinin eserlerini okumuş, anlamış ve bunları yorumlayarak 12.yybilim ve düşünce dünyasına yeniden kazandırmıştır. Batı Dünyası Aristoteles felsefesini İbnelRüşd’ün yorumlamasıyla birlikte onun kitaplarından öğrenmiştir. Aristo’nun eserlerine yazdığı 38 şerhten 28’i günümüze kadar gelebilmiştir. Bilim, felsefe, din ve tıp alanlarında sayısız eser vermiştir. İbnel-Rüşd mantık alanında 46, tıp alanında 23, doğa bilimlerinde 22, metafizikte 15. dini bilimlerde 10, astronomide 5, politika ve ahlak konusunda olmak üzere toplam 125 eserin sahibidir. Tam adı Ebü’l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Rüşd’dür. Batıda Averroes diyebilinen İbn el-Rüşd, 1126’da Endülüs İslam Devleti’nin Kurtuba şehrinde doğmuştur. İslam hukuku (fıkıh) alanında birçok seçkin hukukçu yetiştirmiş bir aileye mensuptur. Hadis, kelam,tefsir,fıkıh,dil,belagat,şiir gibi disiplinleri kapsayan klasik bir medrese eğitimi almıştır.Yaşamı fıkıhtan kelama, felsefeden fiziğe ve mantıktan tıbba uzanan başarılarla doludur. Özellikle felsefe alanında yetkin birkimliğe ulaşmasında o dönemin önemli bir kültür merkez iolan Kurtuba’da yetişmesinin ve ilk düşüncelerini burada edinmiş olmasının etkisi büyüktür. Felsefe problemlerine gösterdiği ilgi, ortaya koyduğuderin kavrayış ve eşsiz yorumları onun hem İslam Dünyası’nda hem de Batı Dünyası’nda şarih (commentator) yorumcu olarak büyük birün kazanmasının sebebidir. Özellikle 12.y.y.da Aristotelesçi felsefeye yeni bir boyut kazandırmış, Batıda Rönesans düşüncesinin temellerini hazırlamış bir bilim adamıdır. İslam düşüncesinin toplumsal, tarihsel ve kültürel gelişimine katkı sağlayan düşünceler geliştirmiştir.Hem dini hem de akli bilimlerde birçok yapıt kaleme almıştır. 10


BEYRUNİ KİMDİR? BEYRUNİ BİLİM TARİHİNE KATKILARI Asıl adı Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed El beyruni olan Beyruni büyük bir Türk bilginidir. 973’te Kaş’ta doğdu. Daha küçük yaştayken Harzemşahların sarayıyla irtibata geçti. Meşhur Matematikçi Emir Ebu Nasr Mansur Bin Ali Bin Irak’ın himayesine girdi. Abdüssamed Bin Samet El-Hakim ve İbn Sina’dan dersler aldı. Bu arada siyaset aleminde de faaliyetlere girişti. Prens ve hükümdarlardan itibar gördü. Beyruni Kaş Harzemşahı muhammed Bin Ahmet Bin Irak’ın yanında bulundu. Onu oldukça severdi. 952 de öldürülünce üzüntüsünden dolayı “Dünya Makam ve Mevkilerini terkederek” kendini ilme verdigini söyler. TIP FİZİK JEOLOJİ MATEMATİK ASTRONOMİ VE COĞRAFYA Beyruni Tıpla da ilgilendi. O aynı zamanda iyi bir doktordur. En esaslı tedavinin ahlak yoluyla olduğunu ifade etmiştir. Es-Saydala adlı kitabında eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizdi. Beyruni’nin astronomi ve coğrafyada da hizmetleri olmuştur.Kanun-u Mes’udi adındaki kitabı astronomi sahasında bir irfan ve araştırma abidesi olarak tarihe kaydolmuştur. Beyruni bu kitabında imparatorluğun batı bölgesi, Resm’elArz adlı kitabında ise merkezi kısımları anlatmaktadır. Gazne’de kıbleyi doğru olarak tespit etmekle, Müslümanlara yaptığı hizmetlere bir yenisini eklemiştir. Dünyanın yuvarlak oluşunda tereddüt etmediği gibi, dünyanın dönüşünü, hatta yerçekiminin varlığını ortaya koymuştur. Newton’dan asırlar öncesi Beyruni yerçekimi hakkında şunları söylemiştir: Arz dönüyorsa bu dönüşünden dolayı her şeyniye fırlamıyor? denilirse şu cevabı veririz: Bu durum çıkardığımız teoriyi çürütemez.Çünkü yer her şeyi çekiyor.İşte bu çekim yeryüzündekilerin fırlamasına mani olur.Beyruni optikle de ilgilendi. Ve ışığın sesten hızlı olduğunu söylemiştir. Beyruni, Hint-Arap rakamlarını ve sayı baştan gayet açık bir biçimde aktarmış vebir açının üç eşit kısma bölünmesiyle uğraşmıştır. Boşuna toplamalara lüzum kalmadan bir sayının devamlı olarak iki katını almak için bir metod geliştirmiştir.Sinüs60’tan başlatıldığı halde Karun-u Mes’udi’de 1’den başlatmış ve bununla trigonometri tabilerinin sayı olduğu esasına işaret etmiştir. Bugünkü ilim seviyesine şimdiden ulaşmak demektir. Beyruni jeoloji ile de uğraştı. Okaraların kuzeye kayma fikrini 9,5 asır önce söylemiştir. Beyruni bu konu hakkında da bir kitap yazdı. Ayrıca indus vadisinin eski bir deniz havzası olduğunu söyledi. 11


Evliya Çelebi (1611 - 1682) Kimdir? Asıl adı Derviş Mehmed Zillî olan Evliya Çelebi'dir 1611 yılında İstanbul Unkapanı'nda doğdu. Babası Derviş Mehmed Zillî, sarayda kuyumcubaşıydı. Evliya Çelebi'nin ailesi Kütahya'dan gelip İstanbul'un Unkapanı yöresine yerleşmişti. İlköğrenimini özel olarak gördükten sonra bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış öğrendi. Musiki ile ilgilendi. Kuran'ı ezberleyerek "hafız" oldu. Enderuna alındı, dayısı Melek Ahmed Paşa'nın aracılığıyla Sultan IV. Murad'ın hizmetine girdi. Evliya Çelebi Seyahatname'nin girişinde seyahate duyduğu ilgiyi anlatırken bir gece rüyasında Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed'i gördüğünü, ondan "şefaat ya Resulallah" diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp "seyahat ya Resulallah" dediğini, bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz'in ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri görme imkanı verdiğini yazar. Bahadır Giray'ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı, savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katıldı. 1645'te Yanya'nın alınmasıyla sonuçlanan savaşta, Yusuf Paşa'nın yanında görevli bulundu.1646'da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa'nın muhasibi oldu. Evliya Çelebi 50 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlar. Seyahatname'nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsar. Üslup bakımından ele alındığında, Evliya Çelebi'nin, o dönemdeki Osmanlı toplumunda, özellikle divan edebiyatında yaygın olan düzyazıya bağlı kalmadığı görülür. SEYAHATNAME Evliya Çelebi Seyahatlerine Nasıl Başladı? 12 Doğu illerini, Azerbaycan'ın, Gürcistan'ın kimi bölgelerini gezdi. Bir ara Revan Hanı'na mektup götürüp getirmekle görevlendirildi, bu sebeple Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648'te İstanbul'a dönerek Mustafa Paşa ile Şam'a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651'den sonra Rumeli'yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya'da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.


Edebiyatta Evliya Çelebi Divan edebiyatında düzyazı ayrı bir marifet ürünü sayılırdı. Yarıca ağdalı bir dil kullanma eğilimi vardı. Evliya Çelebi, bir yazar olarak, bu geleneğe uymadı, daha çok günlük konuşma diline yakın, kolay söylenip yazılan bir dil benimsedi. Bu dil akıcıdır, sürükleyicidir, yer yer eğlenceli ve alaycıdır. Evliya Çelebi gezdiği yerlerde gördüklerini, duyduklarını yalnız aktarmakla kalmamış, onlara kendi yorumlarını, düşüncelerini de katarak gezi yazısına yeni bir içerik kazandırmıştır. Burada yazarın anlatım bakımından gösterdiği başarı uyguladığı yazma yönteminden kaynaklanır. Anlatım belli bir zaman süresiyle sınırlanmaz, geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir. Bu özellik anlatılan hikayelerden, söylencelerden dolayı yazarın zamanla istediği gibi oynaması sonucudur. Evliya Çelebi belli bir süre içinde, özdeş zamanda geçen iki olayı, yerinde görmüş gibi anlatır, böylece zaman kavramını ortadan kaldırır. Seyahatname'de, yazarın gezdiği, gördüğü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken, başlı başına birer araştırma konusu olabilecek bilgiler, belgeler ortaya konur. Bunlar arasında öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları önemli bir yer tutar. Evliya Çelebi insanlara ilgili bilgiler yanında, yörenin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapılarından da söz eder. Bunların yapılış yıllarını, onarımlarını, yapanı, yaptıranı, onaranı anlatır. Yapının çevresinden, çevrenin havasından, suyundan söz eder. Böylece konuya bir canlılık getirerek çevreyle bütünlük kazandırır. Seyahatname'nin bir özelliği de değişik yöre insanlarının yaşama biçimlerine, davranışlarına, tarımla ilgili çalışmalarından, süs takılarına, çalgılarına dek ayrıntılarıyla geniş yer vermesidir. Eserin bazı bölümlerinde, gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerinden ayrıntılı biçimde söz edilir. Evliya Çelebi'nin eseri dil bakımından da önemlidir. Yazar, gezdiği yerlerde geçen olayları, onlarla ilgili gözlemlerini aktarırken orada kullanılan kelimelerden de örnekler verir. Bu örnekler, dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuştur. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si çok ün kazanmasına rağmen, ilmi bakımdan, geniş bir inceleme ve çalışma konusu yapılmamıştır.1682'de Mısır'dan dönerken yolda ya da İstanbul'da öldüğü sanılmaktadır. 13


Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme isimli eserinde yer alan, 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış olduğuna inanılan efsanevi Müslüman Türk bilginidir. Hezârfen Ahmed Çelebi, Seyahatnâme'de geçen anlatısına göre 1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takarak kendini boşluğa bırakması ve İstanbul Boğazı'nda 3358 metre süzülerek Üsküdar'da yer alan Doğancılar Meydanı'na inmesi ile tanınır. Buna rağmen modern Osmanlı tarihçileri ve mühendisler tarafından hikâyenin bilimsel olarak tutarsız olması ve başka herhangi bir tarihsel kaynakta geçmemesi neden gösterilerek bir efsane olduğu savunulur. Osmanlı Devleti'nin maliye kayıtlarını içeren arşivlerde, IV. Murad zamanında hediye olarak bir kese altın sikke verildiğine dair hiçbir bilgi yer almamaktadır. Aynı zamanda bu görece önemli olayın tek kaydı, "esere renk katmak için abartılarla dolu" olarak tanımlanmış, Evliya Çelebi'nin Seyahatname eserinde bulunmaktadır. Bu nedenlerden ötürü pek çok Osmanlı tarihçisi bu hikâyeye şüphe ile yaklaşmaktadır. Prof. Dr. İlber Ortaylı, pek çok kez Hezârfen'in uçuşunu "Evliya Çelebi'nin masalı", "uydurma", "efsane" veya "hikaye" olarak tanımlamıştır. Prof. Dr. Halil İnalcık da bu iddiaya destek vermiş, konu hakkında "İlber Hoca'nın düşünce ve analizlerine kesinlikle katılıyorum. Yanlış olan, yıllarca roman tarzındaki bu efsanelerin gerçek diye tarih kitaplarında yer alması, okutulmasıdır. Bunları düzeltmemiz gerekir." demiştir. Halil İnalcık, Ekmeleddin İhsanoğlu ve İlber Ortaylı gibi Osmanlı tarihçilerinin birlikte hazırladıkları bir eserde de Çelebi'nin varlığına şu cümleler ile değinilmiştir: Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kanat takarak uçtuğu öne sürülen Hezârfen Ahmed Çelebi, sadece Evliya Çelebi’nin Akademik görüşler Tarihsel görüş Hezârfen Ahmed Çelebi Kimdir? Seyahatname’sinde anıldığı ve başka hiçbir kaynak tarafından doğrulanamadığı için efsaneden öte bir anlam taşımaz. Aerodinamik görüş Aerodinamik bilimi açısından da böyle bir uçuşun gerçekleşemeyeceği düşünülmektedir. Kule ile meydan arasındaki yükseklik farkı yaklaşık 62 metre, iki nokta arasındaki mesafe de 3358 metredir. Bu verilere göre Çelebi’nin uçuşu gerçekleştirebilmesi için yatayda 55 metre yol alırken düşeyde de en fazla 1 metre alçalması, yani 55:1 süzülme oranıyla yol alması gerekmektedir. Ancak günümüzde en hafif malzemelerle yapılmış olan delta kanat denilen uçuş aletleri ile bile bu orana ulaşmak olanaksızdır. Modern delta kanatların ortalama süzülme oranları 15:1 olmaktadır. Denizler ve büyük su birikintileri üzerinde uçan objeyi yükseltecek termik hava akımları da bulunmaz. Ayrıca, lodosun da uçuşa ters yönde etki etmesi beklenir. 14


İbrahim Müteferrika Kimdir? İbrahim Müteferrika Macar asıllı Osmanlı müteferrika, matbaacı, yayımcı, yazar ve çevirmen. Osmanlı devletinde basımevi kurup Türkçe kitap yayımlayan ilk kişidir. IV. Mehmed - II. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır.Matbaa denilince akla ilk gelenlerden biri olan İbrahim Müteferrika 1674 yılında, bugün Romanya sınırları içinde yer alan Kaloşvar şehrinde doğdu. Üniteryen bir Macar olan Müteferrika,1692 yılında İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonraki savaşlarda Osmanlılara esir düştü. esir olarak İstanbul'a getirildi. Burada Müslüman oldu ve müteferrikalık yaptı. "Müteferrika", sarayda padişah veya vezirlerin işlerine bakan görevlidir. Başka diller de bilmesinden dolayı yabancı devletlerle iletişim kuran heyetlerde bulundu. Geçici bir süre için Türkiye'ye davet edilmiş olan Macar beyi Ferenc Rakoczi'nin hizmetine verildi. Macaristan'daki öğrenimi sırasında basım ve hak işlerini de öğrendiğinden matbaa kurmak istedi ve 1719-1720 yılları arasında matbaayı kurmayı başardı. 1719 yılında ilk kez Marmara Denizi haritasını basmayı başardı. 1745 yılında ölen İbrahim Müeferrika'nın cenazesi Aynalıkavak Kabristanı’na defnedilmiş, 1942 yılında Reşid Saffet Atabinen’in çabaları sonucunda buradan alınarak Galata Mevlevîhânesi hazîresine nakledilmiştir. Matbaacılığı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1720 yılında Paris'e elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi yanında oğlu Mehmed Said Efendi'yi de götürmüştü. Yirmisekiz Mehmet Çelebi, sefaretnamesinde Fransa'ya yönelik çok önemli bilgileri verirken, oğlu da boş durmamış ve birçok yeniliğin Osmanlı İmparatorluğuna taşınmasını sağlamıştır. Mehmet Sait Efendi Paris'te iken bir matbaayı da ziyaret etmiş ve İstanbul'a dönüşünde bu konuda çalışmaya da karar vermişti. İbrahim Müteferrika, İstanbul dönüşü Mehmet Sait Efendi ile tanıştıktan sonra beraberce bir matbaa kurmak için çalışmalara başladılar. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa onların düşüncelerini destekledi. Matbaanın açılmasına ancak dini olmayan eserler basmak şartı ile izin verildi ve Şeyhülislâm Abdullah Efendi'den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva, III. Ahmet'ten de uygunluk fermanı aldılar. 16 Aralık 1727 tarihinde Darü't-Tıbâati'l Amire adlı ilk matbaanın kurulmasına başlanıldı. Makine ve Latin alfabesi kalıpları yurt dışından getirtildi. (Arap alfabesi kalıplarının kaynağı ise açık değildir ve Müteferrika tarafından yapıldığına dair bulgular vardır.) Yalova'da bir kâğıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kuruldu. 1729'da matbaanın ilk basılan kitabı VankuluLügatı oldu. Ardından tarih ve coğrafyayla ilgili ve sözlük olan 16 eser daha yayımladı ve bastığı toplam eser sayısı 17'yi, cilt sayısı ise 22'yi buldu. Müteferrika tarafından basılan özgün yapıtlar Yalova'da bulunan İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi'nde sergilenmektedir. İbrahim Müteferrika kurduğu matbaasında ömrü boyunca toplam 17 kitabı vardır. 15 1.Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Sihah El-Cevheri), 2cilt 2.Tuhfet-ül Kibar fi Esfar el-Bihar, 1729 3.Tarih-i Seyyah, 1729 4.Tarih-i Hind-i Garbi, 1730 5.Tarih-i Timur Gürgan, 1730 6.Tarih-I Mısr-i Kadim ve Mısr-i Cedid, 1730 7.Gülşen-i Hülefa, 1730 8.Grammaire Turque, 1730 9.Usul el-Hikem fi Nizam el-Ümem, 1732 10.Fiyuzat-ı Mıknatısiye, 1732 11.Cihan-nüma, 1732 12.Takvim el-Tevarih, 1733 13.Kitab-ı Tarih-i Naima, 2 cilt halinde, 1734 14.Tarih-i Raşid, 3 cilt halinde, 1735 15.Tarih-i Çelebizade, 1741 16.Ahval-i Gazavat der Diyar-ı Bosna, 1741 17.Kitab-ı Lisan el-Acem el Müsemma bi-Ferheng-i Şuuri, 2 cilt


Eserleri: • Harezmi kimdir? Harezmi 780 yılında Özbekistan’ın Karizmi kentinde dünyaya gelmiştir. Tam ismi Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi’dir. Kendisini matematik tarihinin en büyük bilim adamı olarak tanımlayabiliriz. Çünkü cebirin ve algoritmanın kurucusudur. Kendisi aynı zamanda astronomi ve coğrafyayla da ilgilenmiştir. • • • Doğrusal ve ikinci dereceden denklemleri çözmeye yönelik sistematik yaklaşımıyla cebrin ortaya çıkmasını sağlayan kitabının başlığı şöyledir: ‘’ Tamlama ve Dengeleme ile Hesaplama Üzerine Özlü Kitap ‘’ 820 yılında Harezmi tarafından yazılmış olan ‘’ Hint Rakamlarıyla Hesaplama Üzerine ‘’ isimli kitap Hint-Arap rakam sisteminin Orta Doğu ve Avrupa’ya yayılmasının ana sebebidir. Bir diğer kitabının ismi de ‘’ Kitab surat al-ard (Dünya’nın görünüşü; Coğrafya olarak tercüme edildi), Batlamyus’un Coğrafyası’ndaki yerlerin koordinatlarını temel almakla birlikte, Akdeniz, Asya ve Afrika için var olan değerleri geliştirerek sunmuştur. 12. yy’da eserlerinin Latince çevirileri vasıtasıyla Avrupa’ya yayılmasıyla birlikte Avrupa’da matematiğin gelişmesinde büyük etki bir etkisi olmuştur. Rakamlar içerisindeki açı gizemi, Harezmi için de söylenir. 16


Zij el-Sindhind (Siddahanta’nın astronomik tabloları) adlı eseri, takvimsel ve astronomik hesaplamalara dayanan, içerisinde bir sinus değeri tablosu ile birlikte 116 adet takvimsel, astronomik ve astrolojik veriyi barındıran, yaklaşık 37 bölümden oluşan bir çalışmadır. Çalışmada Güneş’in, Ay’ın ve o dönemde bilinen beş gezegenin hareketlerini gösteren tablolar içerir. Hesab-ül Cebir vel-Mukabele adlı kitabı, matematik tarihinde, birinci ve ikinci denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk eserdir. Bu nedenle Harezmi ‘’ Cebirin babası’’ olarak bilinir. Cebir sözcüğü Harezmi’nin kitabındaki ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri olan ‘’el-cebr’’den gelmektedir. -Harezmi 0’ı ve x bilinmeyenini kullanan ilk kişidir. -İkinci dereceye kadar polinom denklemlerinin çözülmesinin kapsamlı bir hesabını yapmıştır ve ‘’indirgeme’’ ve ‘’dengeleme’’ temel metotlarını ele almıştır. Astronomi Aritmetik Hakkındaki Çalışmaları Harezmi’nin ikinci temel çalışması orijinal Arapçası kaybolmuş fakat Latince tercümesi günümüze ulaşmış olan aritmetik konusu üzerineydi. Bu tercüme büyük olasılıkla 12.yy’da, aynı zamanda 1126 yılında astronomik tabloların da çevirisini yapmış olan Adelard of Bath tarafından yapıldı. Orijinal başlığı büyük ihtimalle ‘’Kitab al-Jam’ watTafriq bi-Hisab al-Hind’’ (Hint Hesaplamasına göre Ekleme ve Çıkarma Kitabı). Aritmetik çalışmaları, Hint matematiği ile geliştirilen Hint-Arap rakamlarını Batı dünyasına tanıtmakla sorumludur. ‘’Algoritma’’ terimi, kendisi tarafından geliştirilen Hint-Arap rakamlarıyla aritmetik gerçekleştirme tekniğinden üretilmiştir. 17


Coğrafya İbn-i Sina Eserleri Kitabü’ş-Şifa El-İşarat ve'lTembihat İyileştirme anlamına gelen eseridir. Başta mantık, matematik, fizik ve metafizik olmak üzere tüm bilim dalları hakkında yazmıştır ve 11 cilttir. Eser mantıkla temellenen felsefi araştırma tabiat felsefesi ve matematik ilimleriyle bilimsel boyutlar kazanır, metafizikle taçlanır, peygamberliğin ispatı meselesiyle son bulur. Fizik, metafizik ve ahlak şeklinde 3 bölümden, her biri 10 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mantığın tanımı, amacı, kavram ve önermelerin çeşitleri, kıyas ve kıyas türleri gibi konular incelenmektedir. İkinci bölümde cisim ve cisimlerle ilgili hususlar, insani nefsin varlığı, nefsin güçleri, bilgi, irade ve eylem arasındaki ilişkiler gibi konular ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde metafizik bilginin imkanı, varlık, Tanrı, Tanrı-alem ilişkisi, varlıkların Tanrı’dan suduru … gibi konular ele alınmıştır. Diğer ismiyle ‘’Avicenna’’ Buhara/Özbekistan’da doğup, 980-1037 yıllarında arasında yaşamıştır. İslam’ın Altın Çağı döneminin en önemli doktorlarından, astronomlarından, düşünürlerinden, yazarlarından ve bilginlerinden biri olarak kabul edilen polimat ve ‘’polimerik erken tıbbın babası’’ olarak bilinen hekimdir. Yaklaşık 200 kadar kitap yazmıştır. Tıp alanında 7 yüzyıl boyunca temel kaynak eser olarak süregelen El Kanun fi’t Tıb (Tıbbın Kanunu) adlı kitabı ile ünlenmiştir. 833 yılında bitirdiği Kitab uurat el-Ard (Dünya’nın Tanımının Kitabı). Bu çalışma Batlamyus’un 2. yy’da yazdığı Coğrafya’sının yeniden düzenlenmesi olup genel bir bilgilendirme ile birlikte şehirlere ait 2402 adet koordinat listesini ve coğrafi özellikleri içermektedir. 18


Biruni Matematik El-Asarü’l-Bakıye El-Biruni çok bilgili ve çok yönlüdür. Tarihçi, astronom, botanikçi, farmakolog, jeolog, şair, filozof, matematikçi, coğrafyacı ve hümanist olarak çeşitli alanlarda devrim yarattı ve 146 kitap yazarak önemli katkılarda bulundu. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini öneren ilk kişi olup sinüs ve kosinüs gibi fonksiyonlara sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmiştir. 1000 yılında tamamladığı ilk büyük eseridir. Kitap Asyalı milletler hakkında bilgi verip, onların takvimlerini, hukuk ve dinlerini, matematiksel, astronomik ve tarihsel bilgilerini kronolojik anlatırken farklı kültürel ve medeniyetler arasında karşılaştırmalar da yapmaktadır. 19 Akışkanlar mekaniğinde nesnelerin özel kütle çekimini hesaplamakta kullanılan Hidrostatik denge sistemini kurmuştur. Trigonometrik hesaplamalar kullanarak Dünya’nın yarıçapını hesapladı ve hesaplamaları gerçek rakamın% 2’si içindeydi. Bunu önce bir tepenin yüksekliğini ölçerek, ardından tepeye tırmanarak ve ufkun eğimini ölçerek yaptı. Ayrıca Kath ve Bağdat arasındaki uzunlamasına farkı, bir ay tutulması gözlemleyerek ve iki şehirde tutulma oluşumu arasındaki zaman farkını belirterek hesapladı – bu yöntemin tarihte çok az uygulandığı olaylardan biri. Astronomik hesaplamalarıyla ilgili ilginç olan şey, her zaman yeni edindiği bilgileri kullanabileceği bir şekilde pratik bir uygulama arıyor gibi görünmesiydi. Ayrıca kıbleyi veya herhangi bir yerden Mekke’nin yönlerini hesaplamak için karmaşık bir teori üretti.


Uluğ Bey 1394-1449 yıllarında yaşamıştır. Timur İmparatorluğunun 4. sultanı Türk matematikçi ve astronomi bilginidir. Azerbaycan’da dünyaya gelmiştir. Semerkant’ta bir medrese ve bir rasathane yaptırmıştır. Rasathanede bir oda yaptırarak içerisine gök cisimlerinin resimleriyle süsletmiştir. Rasathanenin yapımında hiçbir harcamadan kaçınmamıştır. Rasathane 12 yılda bitirilmiştir. 20 Uluğ Bey'in asıl ilgi alanı matematik bilimidir. Özellikle geometrideki üçgen konusunda çeşitli araştırmalar yapmıştır. Tanjant ve sinüs cetvellerini Uluğ Bey'in oluşturduğu yönünde bilgiler vardır. Trigonometri ilmi üzerinde de çeşitli çalışmalar yaparak matematik biliminin öncüsü haline gelmiştir. Gemilerde jeodezik deformasyon ölçmeleri


Kaynakça: https://www.hurriyet.com.tr/galeri-piri-reis-kimdir-ne-zamanyasadi-ve-nasil-oldu-piri-reisin-hayati-41957200/3 https://www.haberler.com/mimar-sinan/biyografisi/ https://www.turkedebiyati.org/katip-celebi/ https://tr.wikipedia.org/wiki/El-Âsârü%27l-Bâkıye https://tr.wikipedia.org/wiki/Hârizmî https://islamansiklopedisi.org.tr/el-isarat-vet-tenbihat https://tr.wikipedia.org/wiki/İbn-i_Sina https://tr.wikipedia.org/wiki/Bîrûnî https://islamansiklopedisi.org.tr/elkanunul-mesudi


Click to View FlipBook Version