Fotoğraf Ara Güler tarafından çekilmiştir.
51
Necati Cumalı - Sabahattin Ali - Orhan Veli - Azra Erhat - Nurullah Atac - Bedri Rahmi
52
ailede herkes merak ediyordu. Bodrum’dan Ağabeyim, “Boş Beşik” diye
kart atmış, kart da elimize geçmedi. Sonra bir bir oyun yazdığı sırada beni
gün Urla’da bağ evinde otururken, karşıdan bir yanına aldı ve Urla’daki
kalabalık göründü ve annem “oğlum geliyor” diye evde ikimiz kaldık. Bana o
sevindi. Necati Cumalı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, günlerde anlamlarını çok sonra
Sabahattin Ali, Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu çözdüğüm birçok şey anlattı.
ve Halikarnas Balıkçısı’nda oluşan ekip mavi Ağabeyim Urla’da yalnız bir
yolculuktan dönüyordu. Beni bir eşeğe bindirdiler adamdı ve konuşacak kimse
ve erzak almak üzere pazara yolladılar. bulamıyordu.
Ağabeyim 1948 yılında Ankara’dan İzmir’e döndü madalyası, Jean Jack Rousseau’nun tabiat sevgisi ile
ve staj yaparak 1949 yılında avukat oldu. O gelince yetişmiş devrimci, vatansever bir hocanın üzerimde
bizim ev hayatı çok değişti. İzmir’den arkadaşları, geniş bir etkisi oldu”
yazarlar, gazeteciler Urla’ya gelmeye başladı.
Ağabeyim, “Boş Beşik” diye bir oyun yazdığı sırada Cumalı 5 yaşındayken, 30 Haziran 1926’da
beni yanına aldı ve Urla’daki evde ikimiz kaldık. Mustafa Kemal Atatürk Yarımada’yı ziyaret eder.
Bana o günlerde anlamlarını çok sonra çözdüğüm Cumalı o gün için “Gazi’yi Karşıladım” diyor;
birçok şey anlattı. Ağabeyim Urla’da yalnız bir (Milliyet Çocuk, 15 Şubat 1988)
adamdı ve konuşacak kimse bulamıyordu. Orhan
Veli’nin, Oktay Rıfat’ın ve diğerlerinin ne yaptığını, “Derken bir telaştır esmeye başladı, evde, sokakta;
Ankara’da neler olduğunu hep bana anlatırdı. Bu Mustafa Kemal Paşa Urla’ya gelecekti. Babamın eve
arada ablam Müfide,1951’de Heykeltıraş Prof. giriş çıkışları sıklaşmış gibiydi o günlerde. Annem,
Mehmet Şadi Çalık (1917-1979) ile evlendi”( Fuar halalarım daha hızlı adımlarla dolanıyor gibime
Kaskatlı Havuzdaki Yatan Kadın heykellerini Çalık, geliyor evin içine. Sanki her şey sokaktaki her insan,
Kaskatlı Havuzu da Urlalı Mimar Hasan Mutafoğlu karşılama hazırlığına girişmişti Gazi’yi.
(1921-1996) yapmıştır)
Sonunda o gün geldi. Bayraklarla donatıldı evler,
Rahmetli Algan Tümerk’in anılarında, Müfide pencereler. 1926 yılıydı. Beş yaşındaydım. (…)
Cumalı, uzunca bir süre Birinci Okul’da Tümerk’in
derslerine gelmiş. 53
Besim Uyal, diğer kardeşler Muazzez, Müzeher
ve Mübeccel Hanımların da mesleklerinde başarılı
olduklarını ifade ediyor. Necati Cumalı İlkokula
1927 yılında başladı. İlkokulun 4 yılını ikinci
ilkokulda, son yılını Urla Şehit Kemal İlkokulu’nda
geçirmiş ve 1931-1932’de ilkokulu bitirmiştir.
Cumalı bu yıllara ilişkin bakın neler söylüyor;
“Çocukluğum İzmir’e yakın bir kasabada yani
Urla’da üç ev arasında geçti. Baba evi (Necati
Cumalı caddesindeki ) ki babam küçük bir çiftçiydi,
İzmir’de avukat olan dayımın evi (Göztepe Yalısı)
, büyüdüğüm kasabanın yakınında çiftlik evi
(Çiftlik evinin Urla Kabristanının yanında batıya
doğru giderken, şu an bir bağ işletmesinin civarı
olduğunu Algan Tümerk’den öğreniyoruz ) .
Ben bu üç ev arasında kırları, kasaba çevresini ve
dil bilen Fransız edebiyatını takip eden devrimci
düşüncede olan dayımın evi arasında yaşadım ve
bu üç evin etkisi altında büyüdüm. Buna paralel
olarak İlkokul Hocam (Habip Bey ve Macit Bey)
vardı. Kurtuluş Savaşı’na katılmış, göğsünde
Ahmet Muhip Dıranas - Oktay Rifat - Necati Cumalı - Fazıl Hüsnü Dağlarca -
Behçet Necatigil ve Ümit Yaşar Oğuzcan
Necati Cumalı - Abidin Dino - Oktay Rifat
54
O gün nasıl zamanladım bilemiyorum? İlk kez delikanlıydı. Yerinde duramaz, atlar hoplardı. Bir
korkularımı unuttun. Yalnız aştım bizim sokağı. köy sandığı davasını kazandığı gün, dükkâna geldi,
Annem ve Bekir Ağabey ile geçişlerimden sevincinden Hüseyin Ustayı kucakladı, kaldırdı.
hatırladığım caddeyi geçtim, küçücük adımlarımla
Cumhuriyet Alanına ulaştım. Bizim evden en Algan Tümerk Necati Cumalı’yı İlk kez Halkevi’nde
çok dört yüz metre tutar o yol. Kadın erkek, görür: “Necati Ağabey’i ilk tanımaya başladığım
Urlalılar sarmıştı alanın dört bir yanını. Alanın 1940’lı yıllarda, yaz ayları tatillerinde onu
İzmir girişine karşı kaldırımda dizilenlerin ayakları çoğu kez Halkevinde görürdüm, birbirimize
arasına karıştım. Boyumun ancak dizlerini bulduğu gülümseyerek selamlaşırdık. Hemen kütüphaneye
adamların bakışları, İzmir girişine dikilmişti. Kimin girer, kütüphane görevlisi Nedime Hanım Teyze ile
ayağına takılsam yanındakinin oğlu olduğumu çalışırlardı. Aramızda 13 yaş fark vardı”.
sanıyor olmalıydı. Derken alkış, yaşalar, gözyaşları
arasında Gazi göründü. Nasıl olduysa, koptum Kendi ağzından, Cumalı’nın hayatına devam
başımın üstünde dikilen o dağ gibi adamların edersek; “Yukarıda sözünü ettiğim bu 3 evden
ayakları arasından. Alanı koşa koşa geçtim. geldikten sonra, İzmir Erkek Öğretmen Okulu orta
Kollarımı açarak Atatürk’e doğru atıldım. Mustafa bölümünü (1932-1935 arası ) dayımın evinde
Kemal Paşa halkı selamlarken göğsü üstünde okudum. ( 1930 Dünya Ekonomik Krizi)
şapkasını tuttuğu eliyle durdurdu onları. “Bırakın”
dedi. Adımı, kimin oğlu olduğumu sordu. Şivem Cumalı’nın ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula
bozuktu. Rumeli şivesiydi. Karşılıklarımı dinlerken gitme arzusu önce hayal kırıklığı ile sonuçlansa
gülümsedi. Saçımı okşadı. Babamı tanıyıp da sonraki gelişmeler ona okuma imkânı sağlar.
tanımadıklarını sordu. Kendisini karşılayanlar Bu gelişmeleri Cumalı şöyle anlatır: “Ertesi gün,-
Urlalılara. Tanıdılar. Evime götürmelerini Burada anmamın yeri var; çünkü borcumu yerine
buyurdu(…) Eve dönerken Bekir Ağabey gurur getiremedim.- bağlardayız, bir de baktım yengem
duyuyordu beni kucağında taşımakla. Atatürk’ü İzmir’den kalkmış gelmiş... Ben oğlumu okulsuz
Urla’nın girişinde karşılayan çocuk bendim!” bırakmam! ‘dedi.’ Hazırla eşyanı!’ dedi. Aldı beni
İzmir’e götürdü. Bakın bunlar sosyal borçlar.
Arkadaşları ve küçükleri Cumalı için ne Urla’da biz yetmiş kişi bitirdik ilkokulu. Ortaokula
diyor? giden bir tek ben oldum aralarından. Beni de
yengem aldı, yanında okuttu üç yıl.”
Tenekeci Ahmet Usta Cumalı’dan söz ederken
şunları söylüyor: “Babası Mustafa Bey iri yarı bir İzmir Atatürk Lisesi’ni ise yatılı okudum ( 1935/
adamdı, şık giyinirdi. Cumalı ile arkadaşlık yaptık. 1938) .
Kendisi hukuku bitirdi, avukat oldu, askere gitti.
Askerde de rastladım ona. O zaman Çanakkale’de Sevgili Algan Tümerk, Necati Cumalı ve
teğmendi. Buradayken şiirler yazdığını hatırlarım. arkadaşlarının arasına katılarak Urla’dan İskeleye
kadar yürüdükleri günler için şunları söylüyor;
Marangoz Ali Rıza Duran ise; “Cumalı, hep güler yüzlüydü. Çocukluktan
delikanlılık dönemlerine çıktığımızda, yaz
“Necati Cumalı’yı şöyle tanıdım: Şimdi Halkevleri akşamüzerleri şosede yürüyüş yapıyorsak, Necati
olarak bildiğiniz yer, üç sınıflı Osmanbey İlkokulu Ağabey’de arkadaşları aynı yönde yürüyorlarsa,
idi. Üçüncü okuldu. Talebe olarak yazıldığımda, zaman zaman “Delikanlılar gelin beraber
40’lı yıllardı. Necati Cumalı evine bir asma yürüyelim”, derler, katılırdık. Onlar aralarında,
çardağından geçilirdi. Kardeşi Aydın, bizim eski Urla Kültürünü konuşurlar, Yunanistan’dan
yanımızda çıraktı. Babası Mustafa Bey dükkânımızın “Denizin karşı kıyısı” diye bahsederlerdi. Urla’da
önünden geçerdi. Yazıhanesi şimdiki sağlık Türk-Rum Kültürü, işgalden önce Urla’daki ayrı
ocağının karşısındaydı. İlk gördüğümde, Necati toplumların kardeşlik duyguları, iyi komşuluk
Abi askerden gelmiş, bir asker elbisesi içindeydi. ilişkileri, o şose sohbetlerindeki konuları idi.
Babasıyla asma çardağın altında, öyle tanıdık Biz kendi arkadaş grubumuzla yarı dinler, yarı
biz onu. Sonra Halkevlerinde, kütüphanede. İlk dinlemezdik”
davasını kazandığı günü çok iyi hatırlıyorum.
O zaman çok iç içeydik. Avukat ama bıçkın bir Cumalı ilk şiirini Urla Halkevi Dergisi Ocak’ta
yayınladı.
55
56
1939 yılında yayınlanan ve yayın hayatı iki sayıyla sahip çıkan kadınlar, ağaçları kestirmemek için
sınırlı kalan “Ocak” isimli dergide yer alan Necati direniş gösterdiler. Necati Cumalı o zaman avukattı.
Cumalı’nın şiir ve makalesini Namık Kemal Nomak Belediye Başkanına noterden protesto çekti. “Bu
bulmuştur (4 Ocak 2011) . 19 Şubat 1939 tarihli ağaçları kesme, tarihi ağaçlardır” diye… Hüseyin
ilk sayısının 8 ve 9. sayfalarında Cumalı’nın Zeren ise o güzelim çınarları bir gecede kesiverdi”
‘’Beğenmek’’ başlıklı makalesi ve ‘’Ümitlerimin
Gemisi’’ adlı şiiri yer almıştır. Bu asırlık çınar için Cumalı şunları söyler; “Gövdesi
oyuktur. Bir kundura eskicisi, hem ev hem de
İlk şiirini A.N. Acar ismiyle, 1939 yılında Urla dükkân gibi kullanır o oyuğu… İçinde kereveti
Halkevi dergisi olan Ocak’ta yayınlayan şair, vardır, yatar kalkar. Tezgâhını geceleri içeri alıp
etkilenmelerle yazdığı bu şiiri yayınladığı için gündüzleri önüne çıkarır. Hatta mangal yakar
pişmanlık duyar. (Ocak 1, 1939: 13) Yazarın içinde. Oyuğun ağzına bir de kapı uydurmuştur.
bu şiirinden önce Ocak dergisinin ilk sayısında Geceleri ya da uzaklaşacak olursa kapatır asma
“Ümitlerin Gemisi” adıyla bir şiiri daha kilitle kilitler…
yayınlanmıştır. (Ocak 2, 1939:7)
Yağmurlarla Topraklar’da Avukat Nihat karakteri bu
Cumalı’nın hayatındaki ilk ciddi işi neydi? olaya çok tepkilidir; (Avukat Nihat çınar katliamını
görür). Belediyeye gitti, başkanı aradı. Başkan yoktu
Necati Cumalı Urla Halkevi ile ilgili anılarında ortalarda. İzmir’e gittiğini söylediler. Ne gün bu
şunları söylüyor: “Halkevi kütüphanesinde beş türlü bir işe girişe vereceği emri verir kaybolurdu
bine yakın kitap vardı. Hepsini tanzim edip ortalıktan. Kaymakamlığa koştu. Kaymakam yeni
fişledim. Öğleden sonra postayı beklerdim. Bir oturuyordu yerine. İncelikle karşıladı Nihat’ı.
sürü yeni mecmua gelirdi. Heyecanla hepsini açar, “Buyurun oturun, söyleyeceğinizi nasıl olsa
yerleştirirdim. Bu benim hayatımın övünülecek ilk söylersiniz, acele etmeyin…” dedi. Yatıştırmaya
ciddi işidir”. çalıştı. Çınarlar sorununu, “ Biliyorum, çok
haklısınız, çok yazık ama bir şey gelmez elimden…”
Cumalı, hayatta ona ilk ciddi işi veren Tayyareci diye boynu bükük geçiştirdi.
Hasan Bey’in oğlu Algan Tümerk’le ( 1934)
karşılaşıyor; ( Hasan Bey THK Urla’daki ilk başkanı, Sedef Tunçağ Cumalı’nın Nisan 1990’daki Urla
Eski Urla Belediye Başkanlarından ) ziyaretini anlatıyor; Cumalı, 26 Nisan 1990 tarihli
içinde krokilerin de bulunduğu mektubu Belediye
İzmir Kitap Fuarı’na gittiğim bir gün Necati Cumalı Başkanı Bülent Baratalı’ya yazmıştır;
uzun bir kuyrukta sıra bekleyenlerin kitaplarını
imzalıyordu. Kütüphanemizde olmasına rağmen iki ( Mektubun bir kopyasını Sedef Tunçağ’a, Necati
kitabını satın alıp biz de kuyruğa girdik. Sıra bize Cumalı’nın değerli eşi Sayın Berin Cumalı -
geldiğinde başını kaldırmadan, uzattığım kitabı Hariciyeci Berin Teksoy ile 1960’da evlenmiştir,
imzaya hazırlanırken “adınız” diye sordu. “Algan vefatı 2006 - vermiştir. )
Tümerk” dedim. Kalemi elinden bıraktı, gözlüklerini
çıkardı kuyruktakilere ve yanında oturanlara beni “24 Nisan günü sizinle Urla üstüne uzun uzun
göstererek “Bu ağabeyiniz beni ilk adam yerine konuşmak fırsatı bulmak beni mutlu ettiği
koyup Urla Halkevi kitaplığını düzenleme görevini kadar, o oranda da heyecanlandırdı. Öyle ki,
veren Tayyareci Hasan Beyin oğludur. Hayatımda 24 Nisan gecesini, sabaha kadar Urla’nın nasıl
övünülecek ilk ciddi işim, o iştir” dedi. çağdaş bir kent durumuna getirilebileceğini,
tarihteki şöhretine yaraşır güzelliğine yeniden
Cumalı Köprübaşında Kesilen Yaşlı kavuşturulabileceğini, düşünerek uykusuz geçirdim.
Çınarlar için mücadele etmiştir Üç gündür de, Urla’dan başka şey düşünmüyorum,
düşünemiyorum”.
Besim Uyal o günlerden şunları anımsıyor: “Çarşı
Camii önünde, içi mağara gibi oyuk çok yaşlı bir Cumalı daha sonra, herhangi bir sıra gözetmeden
çınar vardı. İçindeki o oyuğu bir Bulgar göçmeni düşündüklerini kâğıda dökmüş: “Şehir Bahçesi”,
yıllarca dükkân gibi kullandı, ayakkabı tamirciliği “Yeni Şehir Bahçesi” ( Atatürk anıtının bulunduğu
yaptı. Köprübaşında 1951’de Belediye Başkanı yer), “Urla Beleninin seyirlik yeri”, “Celo’nun
Hüseyin Zeren, çınarları kesmeye kalkınca, hiç Evi”, “Yoksul yaşlılar için huzurevi”, “Köprübaşı”,
unutmam, Çelebi Fatma, Arap Emine gibi Urla’ya “Köprü-dere boyu rıhtım düzenlemesi”, “Belediye
57
58
halk Plajı , “Tiyatro”, “Etnoğrafya Müzesi”, “Tülü 1950- 1952 yıllarında Urla’da, 1953-1957
Heykeli”, “Akpınar yolu çevre düzenlemesi”, yıllarında İzmir’de avukatlık yapar. Bulunduğu
“Orman Parkı”, “Şehit Kemal Anıtı”, “ Betonlanan durumdan çok da memnun bir kişi değildir. 1960
Çeşmelerin Restorasyonu, “Tarım İşçileri Heykeli”. yılında Berin Teksoy’la evlenen Türk edebiyatına
Bunlar bize Urlalı Necati Cumalı’nın vasiyetidir. katkıları ile ölümsüzleşen “Yaşlanmaz Şair Çocuk”
Bu vasiyeti gerçekleştirmek için biz Urlalılar ne Necati Cumalı, 10 Ocak 2001 tarihinde vefat
bekliyoruz? eder ve 12 Ocak 2001’de İstanbul Zincirlikuyu
mezarlığında toprağa verilir. 21 Nisan 2001’de, çok
Necati Cumalı, Şehir Bahçesi'ni şöyle sevdiği Urla’daki evi, Kültür Bakanlığı’nca anı evi
anlatmış: olarak açıldı. 12 Ocak 2002’de Beşiktaş, Vişnezade
parkındaki şairler sofrasındaki heykeli dostlarının
“Urla, Cumhuriyet Alanındaki Şehir Bahçesi’nin katılımında törenle açıldı. Kendisi, vefatından önce
yeniden düzenlenmesine tanık oldum. Bu arada bu heykeli hakkında Beşiktaş Belediye Başkanınca
tanıştırdığınız mimar Sayın Baran İdil ile aramızda bilgilendirilmiştir.
bu konuda kısa bir görüşme geçti. Yeni bir
düzenlemeye geçerken, öncelikle saptanması Cumalı, Yaşar Aksoy’la yaptığı bir görüşmede “
gereken düzenlemenin amacıdır. Ne yapmak, İnanın bana, bütün yazdıklarımla Urla için yazmak
ne sonuç elde etmek isteniyor. Urla Kooperatif istediklerimi gerçekleştirdiğim kanısında değilim.
Gazetesinde okuduğum konuşmanızda, bahçeye Gönlüm hala rahat değil. Kendimi hep Urla’ya
eski güzelliğini kazandırmak istendiği belirtiliyor. borçlu duyarım” demiştir.
Oysa ilerleyen yapılaşmanın buraya kadar olan
görünüşü ile bahçe eski karakterinden biraz daha Urlalılar Necati Cumalı gibi değerli bir isme sahip
uzaklaşmaktadır. oldukları için kıvanç duyuyorlar. Ancak Cumalı’yı
ne kadar anlıyoruz ve yaşatıyoruz konusunda da
Cumalı, bahçeki bir çeşmeden söz ediyor: düşünmeleri gerekiyor. Hadi işe şuradan başlayalım.
2019’da bir platformda 2021’de düzenlenmesini
Alan üstünde, ahşap bir tütüncü dükkânı ile fikrini ileri sürdüğüm: NECATİ CUMALI 100
olağanüstü güzellikte tarihsel değeri yüksek YAŞINDA SEMPOZYUMU’nu gerçekleştirmek.
eyvanlı bir çeşme vardı. Alanın üstünde kalan Malumunuz Covid sürecinde bunu 2021’de
onaltıncı yüzyıldan kalma, o dönemin bütün hayata geçiremeyeceğimiz açıktır. Mardin Artuklu
çeşmeleri güzelliğinde, dışı boz rengi granit, içi Üniversitesi'nin online bir sempozyum düzenlemesi
oldukça geniş eyvanlı, eyvanının alnacı kırmızı yeşil sevindirici olmakla beraber, Covid sürecine bağlı
somaki mermer, başlığı kayağantaşından yapılmış olarak ve bir yıl gecikmeyle Ocak 2022'de bu
bir çeşme vardı. Çocukluk arkadaşım Urla’dan sempozyumu Urla'da düzenleyelim . Bu yazının
yetişen Mimar Hasan Mutafoğlu, İstanbul Güzel İzmir Büyükşehir Belediyesi Akdeniz Akademisi’ne
sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördüğü yıllar, bir başvuru olarak değerlendirilmesini arzu ederim.
Bölüm Başkanı Prof. Sedat Hakkı Eldem’in seminer
görevi olarak bu bahçenin planını çıkartmıştı. Saygılarımla.
Görev konusu, “kentinizin tarihi değeri olan bir
yapıtın planını çıkarınız” idi. Bu bilgiyi şunun için [email protected]
veriyorum; Urla günün birinde olanakları izin
verdiğinde, onaltıncı yüzyıldan kalma bu çeşmeyi Kaynaklar;
yeniden kazanmak gereksinimindedir. Bu amaçla,
hala İzmir’de yaşayan Hasan Mutafoğlu’na Ahmet Besim Uyal, Sedef Tunçağ, Algan Tümerk, Arif Şentek, Nejdet
başvurularak, planın elde edilmesi ve belediyeyle Karstalı, Deniz Kocabıyık, TRT Arşivi, Hüseyin Baloğlu, Necati Cumalı
iletişime geçilmesidir. Kültür ve Anı Evi, Necati Cumalı Kitapları, Yaşar Aksoy, Zeynep Oral.
Daha sonra Yağmurlarla Topraklar adlı kitabında
çeşmenin başına gelenler için şunları söylüyor;
Başkan alanı bölüyor diye kasabanın belki de
geçmişten kalan bu en eski anıtını yıktırmış.
Cumalı 1949’da İzmir’de stajını tamamlayarak,
59
60
Çok geç olmadan
Harekete geç!
61
Artı Değer ve
Yaratıcılık
“Düşünmeyi öğrendim…
Ardından, kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim...
Daha sonra, sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim..”
Mevlana
Aytuğ İzat
Özdeşifa Kurucu Üstadı
62
63
İnsan bedeninin oluşum ve yaşayışından, okyanus
hareketliliklerine, iklim değişmelerinden, bitkisel ve
hayvansal çeşitlenmelere, biyosferden stratosfere
nerede hareket varsa, biliniz ki orada farklıların
etkileşimi söz konusudur.
64
Evrende yaşanan ve giderek daha fazlası İnsan beyni her saniye
gözlenebilen tüm oluşumların kökeninde milyarlarca işlemi baş
farklıların etkileşimi yatar. İnsan bedeninin döndürücü bir hızla (ışık
oluşum ve yaşayışından, okyanus hareketliliklerine, hızının neredeyse yarısı
iklim değişmelerinden, bitkisel ve hayvansal kadar..saniyede 400 km)
çeşitlenmelere, biyosferden stratosfere nerede yapacak kadar verimli;
hareket varsa, biliniz ki orada farklıların etkileşimi bedenin tüm organlarının
söz konusudur. her işlevinin ve mevcut
durumunun farkında,
İnsan Beyni ihtiyaçlarına karşı duyarlı,
hastalıklara karşı dirençlerini
İnsan beyni, varoluşun ilahi kuralları kadar artıracak kadar donanımlı
gizemli; evren kadar karmaşık; evrenin görünen ve … ve her haliyle hayret ve
görünmeyen yapı ve işlevsel ağlarını, kanunlarını hayranlık uyandırıcıdır.
keşfetmeye oldukça meraklı ve azimli; yaşamın
her rengini, tüm ilişkileriyle birlikte fark edip, 65
yorumlayıp, etkileyecek kadar farkındalığı
yüksek, zeki ve akıllı; kendi ilişki ve işlevlerinde
kullanacağı nöro-kimyasallar, dil, duygu ve aletleri
keşfedip, geliştirecek kadar yaratıcı; her saniye
milyarlarca işlemi baş döndürücü bir hızla (ışık
hızının neredeyse yarısı kadar..saniyede 400 km)
yapacak kadar verimli; bedenin tüm organlarının
her işlevinin ve mevcut durumunun farkında,
ihtiyaçlarına karşı duyarlı, hastalıklara karşı
dirençlerini artıracak kadar donanımlı … ve her
haliyle hayret ve hayranlık uyandırıcıdır.
Ama, Şaşkın ve Şaşırtıcı!
Aynı beyin, işlevlerinin özüne inildiğinde, doğası
gereği, aslında sadece mantıklı düşünüp, karar
vermek için var edilmemiş olup, bireyin sağlık ve
güvenliğiyle daha fazla ilgilidir. Yaşamda ayakta
kalabildiği sürece, çoğunlukla kolaycı ve kaytarıcı;
hayalperestliği gerçekçiliğe tercih eden; zarar ve
faturasına aldırmayacak derecede saplantılı ve
inatçı; aldatılıp, kandırılmaya teşne; hem korkak
hem de abartılı özgüven sahibi; çoğunlukla sürü
gibi güdülmekten hoşlanırken, beklenmedik
derecede çılgın, uçuk kaçık ve isyankar; kararlarının
çoğunda hatalı ve güvenilmez; yanıltıcı mantık
oyunları ve hisleriyle karar verici; şaşırtıcı derecede
aptal ve şaşkın; yerine göre sıra dışı merhametli
veya vurdum duymaz; uyumlu, yardımsever ve halis
muhlis olabildiği kadar kural bozucu ve çıkarcı;
ötekileştirdiklerine karşı çoğunlukla insafsız ve
hatta zalim; tanıdık ve yakın bulduklarından yana
adalet yontucu; ve, kendi soyu dahil olmak üzere,
dünyadaki diğer tüm varlıklara karşı saygısızlık
derecesinde bencildir.
Bu haliyle mucizenin adı, sürekli evrilerek yaratıcı
bilince ev sahipliği yapan, beyindir. Haklı
olarak da, ağırlığı bedenin %2 si kadar (1.350 üretebiliyor?
kg) olmasına rağmen, enerjiden aslan payını
almakta, tüm bedenin kullandığı oksijenin % 20- Sır sosyal paylaşımda mı saklı?
30’unu, glükozun ise % 25 ini tek başına kendisi
tüketmektedir. Sosyalleşme, türlerin hayatta kalabilmek için,
sadece kendi aralarında değil, çevreleriyle de
Beynin kendisi tek başına bir bütün, yeknesak sosyal paylaşımlara muhtaç olduğu gerçeğinden
bir organ olmayıp, farklı evrimsel süreçlerle hareketle, her türlü yaşam formu için ön şarttır,
gelişen, birbirleriyle uyum içerisinde ve çoğunlukla yani evet, sır sosyal paylaşımda saklıdır; ancak,
senkronize çalışan, üç ana parçadan oluşmaktadır: sosyalleşme bir türün tek başına küresel hakimiyet
Limbik sistem, Beyin Sapı ve Serebral Korteks. kurmasına yetmez, yani temkinli bir hayır akıldan
Hatta bazı sinir bilimciler, çok sayıda farklılaşmış çıkartılmamalıdır. Tüm canlılar, sosyalleşmenin
beyinciklerin koalisyonuna atıfta bulunarak gerekliliğini ve önemini bir şekilde bilmekte ve
“birleşik beyin” kavramını bile kullanmaktadır. türlerini milyonlarca yıl ayakta tutmak için sosyal
İnsanın günlük yaşamında kullandığı trilyonlarca paylaşımın sağladığı çok çeşitli yararlardan
kimyasal reaksiyonun yaşamımızda en az sinir nasiplenmek için yoğun çaba harcamaktadır.
sistemimiz kadar belirleyici olduğunu da göz ardı
etmemeliyiz. Aslında, canlıların hayatta kalması için sosyal
paylaşımı şart koşan global bir üst aklın varlığını
Peki, gelişip hayatta tek başına yeterli hale gelmesi ciddiyetle tartışmayı gerekli ve yararlı görmekteyiz.
bile çok uzun süren (15-20 yıl) bu şaşkın beyinli Hatta, sadece dünyadaki yaşam için sınırlanmayan,
insan nasıl oluyor da dünyaya egemen olan en tüm evrensel düzeni sağlayan bir Evrensel Yönetici
dayatmacı varlık haline gelebiliyor? Medeniyetleri, Akıl varoluş sırlarını açıklamakta daha da işimize
kültürleri, bilimi, sanatı, soyut düşünmeyi, hiçbir yarayabilir! Böylesi bir yaklaşım, hiç şüphesiz,
hayvanın asla kullanamayacağı onca teknolojiyi milyarlarca inançlı insanı da tatmin edecektir.
Ancak bunu uygun bir zamanda yeniden ele almak
66 üzere dondurup, dünyadaki insan egemenliğinde
sosyal paylaşımın gerekliliğini biraz daha açalım.
Sosyalleşme, yaşamın devamı için uygun bir Ancak, her sosyal oluşum, zaman içerisinde, kendi
paylaşım ortamı hazırlar. Her organizma, bir kimlik, kültür ve medeniyetini oluşturup, yaşatmak
bakıma, kendisini meydana getiren hücrelerin için dayatmacı ve kısıtlayıcı eğitsel, sosyal ve yasal
toplamından daha fazla, yani “artı değerli” sosyal tedbirleri almaya başlar. Çünkü bilineni tekrarlamak
bir eseridir. İnsan organizması, kaba bir tahmine kolaydır ve enerji tasarrufu sağlar. Bu yaklaşımın
göre, yüzlerce trilyon hücre ve asalak mikro sayısız yararları olmasına karşın, bireylerin artı
organizmaların birbirlerine sağladığı dinamik değerlerini kısıtlama ve baskılama gibi bir eğilimi
desteğin bir ürünüdür. Covid-19 isimli virüsün de besler. Geleneğini katı kurallarla dayatan
tüm insanlara verdiği dersi unutmamalıyız: Gücün ortamlarda, bireylerin artı değer potansiyelleri
özü, daha iri olanda değil, gözle görülmeyendedir. köreltilerek, israf edilme riskiyle karşılaşılır.
Bu durumda her hücremizin, sosyal paylaşımlar
yoluyla, bizi biz yapmada oynadığı büyük rolü Zenginlik ve medeni gelişme, doğal sonuç
dikkatlice inceleyip, keşfetmek zorundayız. olarak da evrim, mevcudun farklı kullanımları ve
Organizmalarda varlığını sürdüren her hücre, kendi eldekilere yenilerini eklemekle mümkündür. Her
çapında, yaşamı destekleyecek bir “artı değere” ikisi de farklıyı hayal etme, düşünme, arzulama
sahiptir. Her organizma canlılığını paylaşılan ve yaratma gayretlerinin er meydanlarında test
trilyonlarca artı değeri kullanarak sürdürür. edilmelerini gerekli kılar. Dayatmacı gelenekçi
yaklaşımlarda, farklılaşmalar düzende de değişikliği
Özgür sosyal paylaşım ortamları, “biz ve ötekiler” zorlayacağından dolayı çok makbul karşılanmadığı
türü gruplaşmalara, “biz” tanımına uygun grup için, sürü psikolojisini besleyerek, ister istemez
dinamiklerinin artı değer oluşturmalarına, duygusal yenilenmelere, zorunlu haller hariç, olumlu
ve davranışsal benzeşmelere, benzer kuralların yaklaşılmaz. Er meydanı yerini şer zindanlarına terk
oluşup, “bize özgü” davranışların yaygınlaşmasına eder.
yol açar. Özgür ortamını koruduğu sürece, evrimsel
bir dinamizme hizmet eder, hatta evrimi hızlandırır. Din ve ideolojiler de medeniyetin oluşum ve
67
68
hızının belirlenmesinde çok önemli rol oynarlar: yatkın, hatta bu konuda oldukça iddialıdır. Bir de
Toplumun egemen güçleri neye inanıyorsa, veya saplantılı tutkuları varsa, olmadık hayaller görmeye
inanılmasında yarar görüyorsa, tüm gücünü o ve hayallerinin peşinde koşmaya da yatkındırlar.
yönde inançlı, canını feda edebilecek yandaş
nesiller yetiştirmek için harcar. Her şeyini bu Bu gibi insanlar, çoğunlukla başarısız olsalar
uğurda seferber eder. Yandaşları için fedakarlıkta, bile, çevrelerine ilham verici, başlangıçta çılgınca
cömertlikte sınır tanımaz. Aynı zamanda, aksine görülen, atılımlarda bulunurlar. Onların artı
gelişmeleri engellemek için de, kural dışına değeri daha önce denenmemişi cesaretle deneme
çıkanları caydırıcı ve şiddetle cezalandırıcı otokratik, eğilimlerinde yatar: Onlardan daha bilgili, daha
dayatmacı, zalimane yaptırımlar icat edip, ısrarla yetenekli ve becerikli insanların sonradan, aynı
uygulamaktan asla taviz vermez. konuda daha fazla başarılı olmalarına örnek ve
önayak olurlar. Edison’un da işaret ettiği gibi,
Artı Değer Derken denemelerden başarısızlıkla çıkmak, aslında bir
kazançtır: Bazı şeylerin denenen yöntemlerle
Tarih, deha düzeyindeki insanların, milyonların başarılamayacağını öğretir insanlara.
yaşamında fark yaratacak keşiflere defalarca vesile
olduğuna şahittir. Onlar, topluma katkıları, yani Kumarbazlar, oyun delileri ve hatta sosyopat
artı değerleri, kendi var oluş maliyetlerinin binlerce ve asi ruhlular … Onların artı değerleri farklı
kat fazlası olan seçkin insanlardır. Ancak, buna şekillerde işe yarar. Onlar, tutucu ve dayatmacı
kanıp da, medeniyetin sadece dahi insanların geleneklerin sorgulanıp, yıkılmasına, peşinden de
eseri olduğu kanaatine varmamak gerekir. Çünkü, yeni denemelere vesile olabilirler. Çünkü onlar,
normal veya kusurlu olsun, her insanda, uygun fark yaratacak değişimleri hayal eder ve her türlü
ortamda yeşermeyi bekleyen, az veya çok, değeri faturayı göze alıp, peşinden koşarken yeni bir
sınanmadan bilinemeyen, artı değer yaratma değişimin kıvılcımını ateşleyebilirler.
potansiyeli/yetisi vardır.
Gelin, hem bireysel hem de toplumsal anlamda,
Evrensel yaşamdaki farklılıkların dansı, türlerde ötekileştirme ve dışlamalara vesile olan kurum,
çeşitlenmelere, çeşitlenmeler de zenginliğe ve inanç, düşünce ve davranışlarımızı yeniden gözden
değişik ihtiyaçlara cevap vermeğe yarar. Mademki geçirelim. Tüm canlıları içine alan bir sosyal ağ
farklıyız, o halde bu farkın topluma katabileceği içerisinde hep beraber, huzur içinde yaşayabilmek
artı bir değeri olmak zorundadır. Evrendeki için, kendi farkımızı besleyip, kullanırken
her element ya da canlı varlık, keşfedilmiş veya başkalarının farklarına da aynı fırsatı tanıyalım...
keşfedilmeyi bekleyen özel amaçlara hizmet etmek
için vardır. Yaratılan hiçbir şey anlamsız veya Fark gideren değil, farklılardan yeni farklılar
gereksiz değildir! Evrenin her anını değişik ve canlı üretmeye yardımcı olalım. Zaten, tüm varlık kendi
kılan, farklı element ve varlıkların iç içe birbirleriyle halindeyken, yaptığı en anlamlı şey de bu!
yaptıkları karşılıklı etkileşim, yani, değiş-tokuştur.
Fark olduğu sürece, eksiklik ve fazlalıklardan söz Konuya ilgi duyanlar, şu eserlerden yararlanabilirler:
edebiliriz.. fark varsa, değiş-tokuş kaçınılmazdır,
hayat vardır ve biteviye zenginleşmektedir. O halde, Biyolog Edward O. Wilson, The Social Conquest of Earth;
toplumların nihai amacı farklılıkları törpüleyerek
fakirleştirmek ve durağanlaştırmak değil, farklıların Sinirbilimci Dean Burnett’in Türkçe’ye Aptal Beyin diye
varlığını koruyarak çeşitlenip, zenginleşmeye destek çevrilen Idiot Brain;
olmaktır.
Klinik Psikolog-Sinirbilimci David Eagleman’ın Incognito:
Cehalet ve şaşkınlık bireyi, saplantılı arayışlara Beynin Gizli Hayatı; Yaratıcı Tür; Beyin: Senin Hikayen;
ve giderek yaratıcılığa itebilir. Yetenek, bilgi ve Livewired: The Inside Story of Ever-Changing Brain isimli
ve becerileri normal sınırların çok altında olan kitapları.
insanlarda özgüven, diğer insanlara mukayese
edildiğinde orantısız daha yüksektir. Cehaletinin Robert Ornstein ve David Sobel’in birlikte yazdığı, The
boyutları hakkında hiçbir fikri olmayanlar, aldıkları Healing Brain.
riskin boyutlarını bile hesaplayamazken, kendilerini
yeterince bilgili, becerikli ve yaratıcı görmeye Steven Sloman ve Philip Fernbach’ın ortaklaşa yazdığı The
Knowledge Illusion: Why We Never Think Alone
Pulitzer Ödüllü Bilim Adamı, Siddharta Mukherjee’nin Yılın
Kitabı seçilen eseri: GEN: Hayli Kişisel Bir Hikaye
69
70
Maydanoz
Yemeği
Malzemeler Maydanoz yemeği Afyon yöresine ait bir yemek. Orijinali parça etle
pişiriliyor. Vegan beslenmesine uyarladığımız bu yemek inanılmaz güzel
3-4 demet maydanoz kokulu ve çok lezzetli oluyor.
1 demet dereotu
1 demet roka Yapılışı
1/2 demet tere
6-7 sap taze soğan Maydanoz, dereotu, roka ve tereler içindeki yabancı otlar ayıklanıp,
2 adet kuru soğan bol suda yıkanır. (Bir süre suda bekletilirse kumu daha iyi temizleniyor.)
2 adet yeşil biber Suyu süzdürülür ve saplarıyla beraber irici doğranır. Soğanlar yemeklik
2 adet domates doğranır, biberler ve temizlenip kıyılır, taze soğanlar yeşil yapraklarıyla
1 su bardağı haşlanmış beraber 1 cm boyunda doğranır. Derin bir tencereye zeytin yağı
konulur ve kuru soğanlar şeffaflaşana kadar kavrulur, sırasıyla biberler
nohut ve salça ilave edilir. Salça kokusu gidince yeşillikler ve taze soğanlar,
1 su bardağı haşlanmış yeşil kabukları soyulup küçük doğranmış domatesler ilave edilir, otlar
birkaç dakika kavrulur. Otların üzerini 2 parmak geçecek kadar sıcak
mercimek su konulur. Yıkanmış bulgur, nohut ve mercimek, karabiber, yarım çay
1/2 su bardağı pilavlık kaşığı kimyon, kuru nane, istenirse acı pul biber de konulur. Bulgurlar
diriliğini kaybedene kadar 20-25 dakika ağır ateşte pişirilir, ocağın altını
bulgur kapatmadan hemen önce az tuz ilave edilir. Otların kendine has tuzu
1 çorba kaşığı salça (biber var o nedenle tuz atarken dikkatli davranın. Ben maydanoz yemeğini
biraz sulu yaptım, yarı çorba, yarı yemek kıvamında oldu. Tabağa
ve domates salçası karışımı aldığınız yemeğinizin üzerine 1 çorba kaşığı çırpılmış yoğurt veya az
olura daha lezzetli oluyor) kaymak konularak servis edilir.
3-4 çorba kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı kuru nane ( bir
kaç dal taze nane de
olabilir)
tuz, karabiber, az kimyon
Yoğurt veya kaymak
71
72
Lorlu Pazı
Sarması
Malzemeler Yapılışı
1 demet pazı Pazıların sapları ve sert damarları temizlenir ve kaynar suda1-2 dakika
250 gr tatlı lor haşlanır, üzerinden soğuk su geçirilir. İnce bulgurun üzerine 1 su bardağı
1 su bardağı ince bulgur pazı haşlama suyundan dökülür ve bulgurun suyu çekmesi beklenir.
1 adet kurusoğan Kurusoğan 1-2 kaşık zeytinyağı ile şeffaflaşana kadar kavrulur. Derin bir
½ demet maydanoz kapta lor, yumuşamış bulgur, kavrulmuş soğan, kıyılmış maydanoz ve
Pul biber, kuru nane, bağaratlar karıştırılır. Pazu yaprakları avuç içi büyüklüğünde kesilir. Her
karabiber,tuz bir yaprağın içine 1 çay kaşığı iç malzemesi konulur ve incecik sarılır.
1 su bardağı süt Küçük bir tencereye dizilir üzerine tereyağ, zeytinyağ ve ılık süt dökülür
1 çorba kaşığı tereyağ sarmaların üzerine küçük bir tabak kapatılır ve kısık ateşte sarmalar sütü
1 fincan zeytinyağ çekene kadar pişirilir. Ilık olarak servis edilir.
73
74
Kuru Fasulyeli
Arapsaçı
Malzemeler Yapılışı
½ kg arapsaçı Pazıların sapları ve sert damarları temizlenir ve kaynar suda1-2 dakika
1 su bardağı haşlanmış kuru Arapsaçı temizlenir, bol suda yıkanır, kuru soğan yemeklik doğranır.
fasulye Zeytinyağı bir tencereye alınır, soğanlar birkaç dakika kavrulur, arapsaçı
1 adet kuru soğan ilave edilir ve birkaç dakika daha kavrulur. Arapsaçlarının üzerine azar
½ limon suyu azar sıcak su ilave edilerek yumuşayana kadar pişirilir, kuru fasulyeler
1 tatlı kaşığı un katılır, bu arada yarım limon suyu ve un güzelce çırpılarak terbiyesi
Tuz, karabiber hazırlanır ve kaynamakta olan yemeğin üzerine dökülür. 5 dakika un
1 fincan zeytinyağı kokusu gidene kadar kaynatılır ve sıcak veya soğuk ikram edilir.
75
76
Mitolojide
Zeytin
Ağacı
Mitolojide kimi zaman başarılı
bir sporcunun şampiyonluk
tacı, iki ülke arasında
barış sembolü, mabetlerin
aydınlatılmasında bir araç,
kimi zaman da tanrıça
Afrodit’in güzelleşmek için
yüzüne sürdüğü bir iksir
olarak karşımıza çıkan zeytin
ağacının mitolojik hikayesini
inceledik.
77
Bırakın zeytin ağacı kulağınıza fısıldasın…
"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığı için."
Nazım Hikmet Ran
78
Tarih öncesinden bugüne aktarılan pek çok
mitolojik hikâyede bitkilerin sıklıkla yer aldığı
görülür. Tanrıların insanlara verdiği en değerli
armağan olarak ele alınan bitkiler; süregelen olaylar
ile özdeşleştirilmiş ve bitkilere farklı hikayeler, farklı
anlamlar yüklenmiştir. Bu olayların araştırılmasında
ve incelenmesinde mitolojik hikayeler önemli bir
yere sahiptir.
Zeytin (Olea europaea), zeytingiller (Oleaceae)
familyasından Akdeniz iklimine özgü meyvesi yenen
boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen,
sık dallı, yayvan tepeli, her dem yeşil yapraklı bir
ağaçtır.
Zeytin ağacı (Olea Europea) ağır ve zahmetli
büyümesine karşın uzun ömürlü ve dayanıklı bir
ağaçtır. Bu nedenle eski Romalılar zeytin ağacına
yedi canlı anlamına gelen “vivax oliva” adını
vermişlerdir.
Mitoloji ve botanikte adı “Ölümsüz Ağaç“tır. İlyada
Destanı’nda şair Homeros, zeytinin ölümsüzlüğünü
şöyle anlatır: “Ben herkese aitim ve kimseye ait
değilim, sen gelmeden önce de buradaydım, sen
gittikten sonra da burada olacağım”
Zeytin Ağacı Anlamı
Kutsallığın, bolluğun, bereketin, adaletin, sağlığın,
barışın, arınmanın ve yeniden doğuşun kısaca
insanlık için önemli erdem ve değerlerin sembolü
olan zeytin ağacı; semavi dinlerin üç kutsal kitabı
olan Kur’an-ı Kerim, İncil ve Tevrat’ta kutsal ağaç
olarak nitelendirilir. Kur’an-ı Kerim’de zeytin
ağacından, meyvesi zeytinden ve zeytinyağından
övgüyle bahseden ve kutsal olduğunu kabul eden
ayetler bulunur. İncil’e göre Hz. İsa’nın göğe
yükselişinin gerçekleştiği Zeytin Dağı’ndaki bahçede
bulunan zeytin ağaçlarının o zamandan kalma
ağaçlar olduğuna ve bugün mevcut olan 8 zeytin
ağacının Hz. İsa’nın çarmıha gerilişine tanıklık
ettiğine inanılır. Tevrat’ta ise insanlara “hakkaniyet
ve doğruluk” anlatılırken zeytin ağacı işaret edilir
ve bu kutsal ağacın erdemine dikkat çekilir. (Efe ve
ark. 2013)
Zeytinin kullanım alanının geniş olması nedeniyle
peygamberlerden krallara, Yunan tanrılarından
firavunlara kadar zeytinle ilgili pek çok hikâye
anlatılır.
79
Nuh Tufanı sona erdiğinde ağzında bir zeytin
dalı ile dönen güvercini anlatan tasvir
Nuh Tufanı sona erdiğinde ağzında
bir zeytin dalı ile dönen güvercini
anlatan tasvir
80
“Olea prima omnium arborum est.”
“Zeytin bütün ağaçların ilkidir.”
Hz. Âdem; yaşı ilerleyip öleceğini hissedince,
Allah’tan kendisini ve tüm insanlığı bağışlamasını
istemeye karar verir. Bu amaçla oğlu Şit’i cennet
bahçesine gönderir. Bahçenin bekçiliğini yapan
melek, İyi-Kötü Ağacı’ndan aldığı üç tohumu Şit’e
verir ve babası Âdem öldüğünde bu üç tohumu
ağzına koyarak gömmesini ister. Hz. Âdem ölüp
Tabor Dağı’na gömüldüğünde toprakta üç ağaç
yeşerir. Bunlar zeytin, sedir ve servidir. Akdeniz
ikliminin simgesi bu üç ağaçtan ilk yeşeren zeytin
ağacıdır (Efe ve ark. 2013).
“…ve insanlık zeytinle yeniden doğar.”
Tevrat’ın Tekvin 6. bölümünde yer alan hikâyeye
göre insanların günden güne artan kötülükleri ve
zorbalıkları nedeniyle Allah yeryüzünü, yarattığı
insanlar ve hayvanlarla birlikte yok etmeye
karar verir. Hz. Nuh’tan bir gemi yapmasını ve
yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz
sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere
yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift,
kuşlardan yedişer çift almasını söyler (Tekvin 7/2-
3-23). Ardından büyük tufan başlar, Hz. Nuh
ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde
yaşayan her şey yok olur. Hz. Nuh suların çekilip
çekilmediğini öğrenmek için bir güvercin gönderir.
Geriye ağzında bir zeytin dalı ile dönen güvercin
Allah ile insanlar arasında sağlanan barışın
müjdesini verdiği için tarih boyunca zeytin dalı
ve güvercin “barış sembolleri” olarak kabul edilir.
(Dursun ve Tuna Oran 2015)
Hakimler Kitabı’nda de yer alan hikâyeye göre
“Bir gün ağaçlar kendilerine bir kral mesh etmek
isterler; zeytin ağacına gidip, ‘Gel kralımız ol’ derler.
Zeytin ağacı, ‘İlahları ve insanları onurlandırmak
için kullanılan yağımı bırakıp ağaçlar üzerinde
sallanmaya mı gideyim?’ diye yanıtlar”. (Hakimler
9: 8-14).
“Tanrıça İsis’in meyvesi.”
“Tanrı Ra’nın aydınlanma simgesi.”
Eski Mısır uygarlığında zeytin ağacının MÖ
1600’lerde Nil Deltasında ekilmeye başlandığı
ileri sürülür (Kaplan ve Karaöz Arıhan 2011).
Mısır inançları Mısırlıların zeytinyağı üretmeyi
Yunanlılardan ve Filistinlilerden çok daha önce
81
82
bildiğini öne sürer. Hikâyeye göre bundan 6.000 yıl Yunan mitolojisine göre
önce tanrıça İsis, Mısırlılara zeytin ağacı yetiştirmeyi zeytin ağacı, bilgelik tanrıçası
ve ürünlerinden faydalanmayı öğretir (Sarı 2016) Athena ile deniz tanrısı
(Resim 4). MÖ 2500 yılında inşa edilen Sakkara Poseidon arasındaki bir
Piramiti’nin duvarlarında zeytin sıkma işlemini yarışma sonucu oluşur.
anlatan figürlerin bulunması (Kaplan ve Karaöz
Arıhan 2011) ve Hayfa’da yapılan kazılarda zeytin
değirmeninin ortaya çıkarılması bu inançları
destekler niteliktedir (Sarı 2016)
Mısır firavunlarından Tutankamon’un (MÖ 1333-
1323) zeytin dallarından örülmüş tacı adaletin
sembolü olarak kabul edilir. Mısırlıların zeytin
ağacının yaprağını ezerek elde ettikleri kıymetli yağı
firavunlarını mumyalamakta kullandıkları bilinir.
Firavun III. Ramses’in (MÖ 1186-1156) Güneş
Tanrısı Ra için yaptırmış olduğu tapınağın
aydınlatılmasında ışık kaynağı olarak kullanılacak
zeytinyağı için, özel zeytinlikler kurdurduğu söylenir
(Ünsal 2011). Güneş Tanrısı Ra’ya, aydınlanmanın
simgesi zeytin dallarını sunan III. Ramses bundan
duyduğu övüncü şöyle dile getirir: “Senin şehrin
Heliopolis’i zeytin ağaçlarıyla süsledim. O zeytin
ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde
edilir. Bu zeytinyağı, senin tapınağını aydınlatan
kandilleri besleyen yağdır” (Sarı 2016).
“Bereket ve barışı temsil eden tanrıça
Athena’nın armağanıdır.”
Yunan mitolojisine göre zeytin ağacı, bilgelik
tanrıçası Athena ile deniz tanrısı Poseidon
arasındaki bir yarışma sonucu oluşur. Hikâyeye
göre Poseidon ve Athena, Kekrops’un kurduğu
kente kendi adlarının verilmesini ister. Zeus ise
hangi tanrı ya da tanrıça insanlığa daha elverişli
ve daha faydalı bir iş yaparsa kurulan kente onun
adının verileceğini söyler. Poseidon üç dişli yabasıyla
bir kayaya vurur vurmaz su fışkırır ve azgın bir at
çıkar. Athena ise mızrağıyla kayaya vurur ve dalları
meyvelerle dolu bir zeytin ağacı oluşur.
Kaplan ve Karaöz Arıhan’a göre buradaki
simgeselliğin iki anlamı vardır: Birincisi savaş
arabalarını çekecek olan atın hiçbir zaman zeytin
ağacı kadar faydalı olamayacağı, ikincisi ise barışın
simgesi olan zeytinin, savaşın simgesi olan ata
üstün gelmesidir. İnsanlara göre barış savaştan
daha hayırlı olduğu için yarışmayı Athena kazanır
ve böylece bugün Yunanistan’ın başkenti olan
Atina kentine Athena’nın ismi verilir. Mitolojiye
göre bilgelik tanrıçası Athena, zeytin ağacını barışı
83
84
ve medeniyeti simgelediği için insanlara armağan
eder. Antik Yunan’da Athena aynı zamanda zeytin
ağacının koruyucu tanrıçasıdır.
Eski Yunanlılar ve Romalıların ölülerinin anısına
zeytin ağacı yetiştirdiği söylenir ve ayrıca Romalılarda
zeytinyağı ölüm ve dini törenlerde kullanılır, ölen
kişinin yüzüne zeytinyağı serpilerek kutsanır. Tapınak
bahçelerine zeytin ağacı dikilir ve bu bahçeler kutsal
kabul edilir.
Antik Yunan’da yedi bilgeden biri kabul edilen
Solon’un koyduğu kanunlar arasında zeytin ağacı
kesenlere ağır cezalar uygulandığı yer alır. “Devlet
malı veya özel mülkiyet farkı olmaksızın, zeytin
ağacını kesen veya deviren herkes mahkemede
yargılanacaktır. Eğer suçlu bulunurlarsa idam edilmek
suretiyle cezalandırılacaklardır” (Aristotales Atina
Anayasası). Bu yasa dünyada ilk zeytin ağacı koruma
yasasıdır. (Kaplan ve Karaöz Arıhan 2011).
Yunan ve Roma mitolojisine göre, tanrılar ve yarı
tanrılar zeytin ağacının dalları altında doğarlar.
Zeus’un ikiz çocukları Apollon ve Artemis’in
zeytinlikte doğduğu söylenir (Efe ve ark. 2013).
Antik dönemin olimpiyat oyunlarında başarı kazanan
sporcuların, zeytin ağacının dallarından yapılmış
taçlarla ve zeytinlerden sıkılan yağların konulduğu
amfora ile ödüllendirildiği söylenir.
Ayrıca Yunancada alfabenin son harfi olan "Z"
Zetanın, ölümsüzlüğü simgelemesi ve zeytin
anlamına gelmesi de dikkate değerdir (Kalkan ve
Çuha 2017).
Yararlanılan Kaynaklar
1. Çayır, M. 2020. Eski Mezopotamya Mitolojisinde İnsanın Yaratılışı.
Antropoloji, 39, Erken görünüm. DOI: 10.33613/antropolojidergisi.684530.
2. Dursun, Ö. ve Tuna Oran, N. 2015. Zeytinyağı ve Sağlık. Sidas Yayınları. İzmir,
Türkiye.
3. Efe, R., Soykan, A., Cürebal, İ. ve Sönmez, S. 2013. Dünya’da, Türkiye’de,
Edremit Körfezi Çevresinde Zeytin ve Zeytinyağı. Edremit Belediyesi Kültür
Yayınları No: 7. 978-605-62253-0-7. Balıkesir.
4. Kalkan, A. ve Çuha, O. 2017. “Ölmez Ağacın” Ölümsüz Lezzetleri: Didim’de
Zeytin ve Zeytinyağından Hazırlanan Yöresel Yiyecekler. Akademik Sosyal
Araştırmalar Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 52, Eylül 2017, s. 252-286.
5. Kaplan, M. ve Karaöz Arıhan, S. 2011. Antik Çağdan Günümüze Bir Şifa
Kaynağı: Zeytin ve Zeytinyağının Tıbbi Kullanımı. VIII. Milletlerarası Türk Halk
Kültürü Kongresi. 21-24 Kasım 2011. İzmir, Ödemiş.
6. Sarı, İ. 2016. Kutsal Yiyecek Zeytin. Net Medya Yayıncılık. Antalya, Türkiye.
7. Tarhan, N., Arslan, M. ve Şar, S. 2016. Bazı Tıbbi Bitkiler ve Onlara Ait
Mitosları. Lokman Hekim Dergisi. 6(1):1-9.
8. Ünsal, A. 2011. Ölmez Ağacın Peşinde-Türkiye’de Zeytin ve Zeytinyağı. Yapı
Kredi Yayınları. İstanbul. Türkiye.
85
86
Kediler Kutuları
Neden Sever?
Kedilerin kutulara duyduğu bu güçlü çekimi
nasıl yorumlayabiliriz? Aradık, taradık ve
sonunda bu gizemi kısmen aydınlatabildik.
Kedilerin kutulara duyduğu bu güçlü
çekimi nasıl yorumlayabiliriz? Aradık,
taradık ve sonunda bu gizemi biraz olsun
aydınlatabildik.
87
88
Kediler kutuları neden sever? Kutular kadar
sevdikleri başka şeyler de var mıdır?
Oyuncaklar? Hayır. Başka kediler? Yok.
Sahibi? Belki bazen… Kedilerin neye ilgi gösterip
göstermeyeceği gerçekten büyük bir muamma
olarak sırrını koruyor. O yüzden yeni aldığın
oyuncaklara burun kıvırırsa çok da üzülme. Buna
rağmen gerçek şu ki, kutular onlar için büyük bir
cazibe merkezi. Büyük kutular, küçükleri, garip
şekillerde olanları, gerçekten pek fark etmiyor. Bir
tanesini al ve yere koy, sonra kedinin onu muzaffer
bir edayla fethedişini izle.
Dostlarımızın yaptığı birçok acayip şey gibi, bu
davranışın sebebi de tam olarak çözülebilmiş değil.
Fakat bu, araştırmaların epey yol kat ettiği gerçeğini
değiştirmiyor. Kedilerin pusu avcıları olması ve
kutuların onlara içgüdüsel olarak ihtiyaç duydukları
stratejik üstünlüğü sağlıyor oluşu açıklamalardan
bir tanesi. Yalnız, kutulara duydukları sevda o denli
ortada ki sadece bu açıklama yeterli kalmayabiliyor.
Neyse ki birkaç biyolojist ve veteriner konuya
daha derin bir açıklama getirmek için çalışmalarını
sürdürüyor. Bu çalışmalara baktığımızda, kedilerin
kutuları sevmekten çok onlara ihtiyaç duydukları
sonucunu bile çıkarabiliriz.
Klostrofobinin tam tersi
Kediler üzerine davranışsal deneyler yürütmeye
çalışmak oldukça güç. Bunun sebebi, dostlarımızın
denek olarak performanslarının biraz zayıf
olması çünkü komutlara göreceli olarak duyarsız
kalabiliyorlar. Yine de, elli yılı aşkın bir süredir
yürütülmüş çalışmalar sayesinde kutu ve kediler
ile ilgili bir gerçek açığa çıktı. Patili dostlarımız,
kapalı alanlarda kendilerini güvende hissediyorlar.
Özellikle stresli zamanlarda, kutunun sağlayacağı
izolasyon kendilerini psikolojik olarak rahat
hissetmelerini sağlıyor. Utrecht Üniversitesi’nden
Claudia Vinke, ilk defa barınaklara gelmiş kedilerin
bir kısmına kutular verirken diğerlerine vermedi
ve kutu sahibi olanların stres seviyelerinde güçlü
bir azalma gözlemledi. Saklanabildikleri kutular
sayesinde içinde bulundukları ortama daha hızlı
89
90
ayak uydurabildikleri tespit etti. Ufak da olsa Kediler kutunun içine
sığınabilecekleri bir alan sağlandığında ne kadar da saklanıp bir nevi kafalarını
rahatlıyorlarmış meğer! kuma gömüyorlar. Bu
açıdan baktığımızda,
Kutu antisosyalliği kutular onlara güvenli alan
sağlıyor, anksiyeteden
Kedilerin sorun çözebilme yeteneklerinin berbat uzaklaşmalarına ve gerginliğe
oluşuyla deve kuşları arasında nasıl bir bağlantı kendilerini kapamalarına
olabilir? “Evcil Kedi: Davranışlarının Biyolojisi” adlı yardımcı oluyor.
kitaptan alıntı yapacak olursak: “Kediler sorun
çözme yeteneklerini geliştirmekten o kadar aciz 91
ki, çözümü bu sorunlardan kaçarak buluyor. ”Yani
kutunun içine saklanıp bir nevi kafalarını kuma
gömüyorlar. Bu açıdan baktığımızda, kutular onlara
güvenli alan sağlıyor, anksiyeteden uzaklaşmalarına
ve gerginliğe kendilerini kapamalarına yardımcı
oluyor. Uzun bir günün ardından daha fazla
yoğunluğu kaldıramayacağını fark edip, telefonu
kapadıktan sonra yorganın altında televizyon
izleyen insanlar gibiler tıpkı. Fakat bu açıklamalarda
şöyle bir sıkıntı var: Sanki kutuları sadece stres
altında dostlarımız için cazip birer nesneymiş
gibi ele alıyorlar. Ama şu da bir gerçek ki kediler
hallerinden memnun gözüküyor.
‘Sığışırsam ısınırım’ prensibi
Kedi uzmanları, dostlarımızın rahatlamak için kutu
dışında birçok tuhaf yere daha talip olduğunu
gözlemlemiş. Banyo musluğu, ayakkabılar, bavullar,
alışveriş çantalar ve boş yumurta kartonları gibi
tonlarca örnek türetebiliriz. Bu da bizi başka bir
açıklamaya sevk ediyor: Soğuk.
2006 yılında gerçekleştirilmiş bir araştırmaya
göre kediler için uygun ev sıcaklığı, 30-36
dereceleri arasında değişiyor. Bu aralıkta kediler
kendilerini rahat hissediyor ve ekstra bir sıcaklık
kaynağına ihtiyaç duymuyorlar. Bu ise bizim
rahatlık seviyemizden neredeyse 10 derece daha
yüksek. Hal böyle olunca, dostlarımızın kuytu
köşeye kendilerini sığıştırma sebepleri biraz daha
belirginleşiyor. Belki de evlerimizin nuru, biricik evcil
hayvanlarımız sadece biraz daha ısınmak istiyor
olabilir.
Uzun lafın kısası
Kutular stres azaltan, konfor sağlayan, güvenlik
hissi oluşturan, kedilerimizin içgüdüsel taleplerini
güzelce karşılayan, onların uyumasına ve ısınmasına
yardımcı olan ve zaman zaman bizlere minik saldırı
operasyonları düzenlemelerine yardımcı olan çok
işlevli bir cankurtaran. İşte kediler kutuları bu
yüzden seviyor…
İngilizlerin Efsane Otomobil Markası
Morris Garages
Yeniden Türkiye’de
MG
MG’nin elektrikli SUV modeli ZS EV, sunduğu
özellikler ve satış fiyatıyla çok ilgi çekecek.
92
İngiltere menşeili otomobil markası Morris
Garages, Doğan Holding distribütörlüğünde
yeniden Türkiye’ye geliyor. Yapılan açıklamalara
göre Türkiye’de satışa sunulacak ilk MG modelinin
ön siparişleri önümüzdeki ay başlayacak.
2005 yılında Çinli Nanjing Otomobil Grubu’na
satılan ve o dönemden bu yana farklı şirketlerin
ortaklığında ticari yaşamını sürdüren İngiltere
orijinli otomobil markası Morris Garages ya da
kısaca MG, uzun bir sürenin ardından Türkiye’ye
geri dönüyor.
Doğan Holding tarafından yapılan açıklamada,
Doğan Holding Otomotiv Grubu’nun Morris
Garages markasının Türkiye distribütörlüğünü
aldığı duyurulurken; Türkiye’de satışa sunulacak ilk
modelin de yüzde 100 elektrikli bir SUV olan ZS EV
olacağı aktarıldı.
MG modellerinin Türkiye fiyatları ocak
sonu-şubat başı belli olacak
Morris Garages’ın Türkiye’ye dönüşü ile ilgili
açıklamalar bizzat Doğan Holding Otomotiv
Grubu Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su
Kağan Dağtekin’den geldi. “Ocak ayında online
satış platformumuz aracılığıyla elektrikli ZS EV’yi
ön satışa sunmayı hedefliyoruz.” diyen Dağtekin,
açıklamalarına şu şekilde devam etti:
“Mayıs ayı itibariyle ilk teslimatlara başlayacağız.
MG’nin elektrikli SUV modeli ZS EV, sunduğu
özellikler ve satış fiyatıyla çok ilgi çekecek. 2021 yılı
içerisinde farklı MG modellerini Türkiye’ye getirmeyi
hedefliyoruz. Bu sene MG markasıyla bin adede
yakın satış hedefimiz var.”
MG’yi ulaşılabilir bir fiyat etiketi sunmayı
hedeflediklerini ifade eden Dağtekin, “Çok kaliteli
bir otomobile ulaşılabilir fiyatla sahip olunabilecek.
Hedefimiz bu yönde, MG ile müzakerelerimiz de bu
şekilde. İlk etapta, sene içerisinde ilk lansmanımızı
elektriklilere yapacağız. Ardından benzinli modeller
gelecek. İlk başta SUV’lar, ardından 2022’de
heyecan verici sedan modelleri de hem benzinli
hem elektrikli olacak. MG artık herkesin kabul
ettiği elektriklileri dünyasına ağırlık veren bir ürün
gamıyla geliyor.” dedi.
“MG ile ilgili hayalimiz; Türkiye’de üretim tesisi
93
94
kurmak”
MG markalı ilk 5 otomobilin şimdiden Türkiye’ye
geldiğini belirten Dağtekin, “Ocak sonu Şubat’ın ilk
haftası gibi fiyatımızı açıklayıp ön sipariş toplamaya
başlamayı düşünüyoruz. İlk teslimatlar ise Mayıs
ayına planlandı. İlk getireceğimiz modelin adı
ZS EV. Yüzde 100 elektrikli ve SUV bir model.
Vitara’dan 20 cm daha uzun, iç hacmi oldukça
geniş, bildiğimiz bir SUV’un tüm özelliklerini
geleceğin teknolojisi ile harmanlayan bir model.
Bugün bizlerin yani 4-5 kişilik ailelerin rahatlıkla
kullanabileceği, alıştığımız otomobilden bize
sunduğu bütün imkanları, hatta fazlasını sunan
bir araç olacak ZS EV. Türkiye’nin önemi özellikle
pandemi sonrasındaki yeni dünya düzeninde biraz
daha arttı. Lojistik ve üretim anlamında Avrupa’nın
yanıbaşında büyük avantaja sahibiz. MG ile ilgili
hayalimiz; Türkiye’de iyi bir hacim yakalayıp inşallah
bir üretim tesisini burada, Avrupa’ya da hizmet
verecek şekilde kurmayı hayal ediyoruz” diyerek
uzun vadeli hedeflerini de aktarmış oldu.
2021 yılı sonuna kadarki satış hedeflerini de
açıklayan Dağtekin sözlerini, “İlk sene için elektrikli
yani bu sene 500 adedi yakalamayı hedefliyoruz.
İlk orijinal planımız ocak ayında lansmanı yapmaktı
ama çeşitli sebeplerle Mayıs’ta getireceğiz gibi
görünüyor. Dolayısıyla bu rakam 350’ler seviyesine
gelecektir. Talebi öngörmek kolay değil.
Geçmişe bakarsak bu kadar EV satmak henüz ilk
senesindeki bir marka için zor ama biz geçmişe
değil geleceğe ve trendlere bakarak ilerliyoruz.
Sene sonunda devreye alacağımız benzinli model
ile birlikte ilk sene mütevazı bir hedefimiz var 800-
900 adet gibi.” ifadeleriyle tamamladı.
95
Sporculara Müjde
Bose’den
Yeni Kulaklık
Kullanıcıların dikkatini oldukça çeken cihazlara imza atan Bose
yeni kulaklığını duyurdu. Bose Sport Open adı verilen kulaklık sporcu
kulaklıklarının tasarımından çok da farklı değil. Bu noktada kulağı
tamamen saran Sport Open, bazı kullanıcıların ‘tasarımıyla’ hoşuna
gitmeyecek olsa da tempolu sporlar yapan kişilerin oldukça hoşuna
gidecek gibi duruyor.
96
Bose Sport Open özellikleri ve fiyatı
Kablosuz kulaklık modellerine bir yenisini ekleyen Bose, kullanıcıların karşısına
klasik tasarım kulaklıklarından farklı bir modelle çıkıyor. Açık kulaklık tasarımıyla
bizleri karşılayan model TWS olarak konumlandırılıyor. TWS özelliği sayesinde
çevrenizdeki sesleri engellemeden iyi bir ses performansı sunmayı vadediyor.
Sporcular odağa alındığı için kulaklık IPX4 sertifikasıyla suya ve tere karşı
dayanıklı. Kaba tasarımının altında 14 gramlık bir ağırlığa sahip olan cihaz,
aktif gürültü engelleme özelliğine sahip değil. Ancak bunun yanında 16 mm‘lik
ses sürücülerini bünyesinde barındıran cihaz, akustik hassasiyetine odaklanmış
oluyor. Cihazda bulunan mikrofon sistemi sayesinde kulaklık yapılan aramalar
sırasında eğer dışarıdaysanız rüzgar senin karşıya iletilmesinin önüne geçiyor.
Şirketin iddiasına göre Bose Sport Open, OpenAudio teknolojisine destek veren
ilk kulaklık oluyor. Kulaklık tam şarj ile 8 saat gibi bir kullanım sunarken, yarım
saatlik şarj edilmesiyle de 3 saatlik bir kullanım sunuyor. Kulaklığın tam dolması
içinse 2 saat gerekiyor. Kulaklık bağlantı tarafında Bluetooth 5.1 ile karşımıza
çıkıyor ve sesli asistanlara erişim için bünyesinde fiziksel bir tuş bulunuyor.
Cihazın 20 Ocak’tan itibaren küresel olarak 200 dolardan satışa çıkması
bekleniyor.
97
Alda, Samrina, Monica, Isabella ve Dorothy. Çeşitli Sana Gelirken Ben, tutkulu bir gezginin hayallerinin
ülkelerden ve kültürlerden gelen birbirinden farklı peşinden gitme hikayesi. Gerçekle kurgunun, hayal ve
beş kadın… Tek ortak noktaları, ruhlarında saklı kalan gerçeklerin birbirine karıştığı bu kitap sizi hayalini dahi
bir şeylerin peşinde olmaları. kuramayacağınız bir maceraya çıkaracak.
Birlikte katılacakları seans hayatlarını değiştirecek mi? Vahşi doğa fotoğrafçısı Nazan Aşkalli ile birlikte bir
Dönüşmek isteyen bu kadınlar sorunlarını çözebilecek balina peşinde dünyanın dibine doğru bir yolculuğa
güce sahip olabilecekler mi? hazırlanın!
Banu Demir’in romanı, hepimizin gündelik hayat
koşturmacası içinde cebelleştiği sorunlara ışık tutuyor.
İnsan ruhunun derinliklerini aydınlatan küçücük
farkındalıklarla çakralarımızı dengeleyerek sorunların
üstesinden nasıl gelebileceğimiz konusunda bize
rehberlik ediyor. Yedi ana çakra az ya da çok çalıştığında
neler yaşayacağımızı, seansa katılan kadınların
hayatlarından kesitlerle anlatıyor.
Bir solukta okuyacağınız, okurken kendinizi
sorgulayacağınız bu kitapta yeni bir “ben”le tanışmaya
ve kendinizi bulmaya hazır olun.
98
Nabokov’un Lujin Savunması ve Zweig’ın Satranç’ı Çocuk gelinlerin acılarına “Yade” ışık tutacak
gibi klasiklerin arasına Vezir Gambiti de katılıyor Yazar Burcu Ertürk’ün kaleminden hayat bulan
artık. gerçek hayat hikayeleri serisinin ilki olan roman,
İstanbul’dan Mardin’e çocuk gelin olarak giden
–The Financial Times Yade’nin acı dolu yaşamını konu alıyor. Türkiye’deki
binlerce çocuk gelinden sadece biri olan Yade, tüm
Vezir Gambiti, feminizme, satranca, bağımlıklara dair yaşadıklarını ölümünden sonra kendisini tanımadan
hem bir yetişkinliğe adım romanı hem bir gerilim nefretle büyüyen kızına bıraktığı bir defterle anlatıyor.
hikâyesi hem de bir spor macerası. Farklı türlere
dokunan ve birçok konuya dair söyleyecek sözleri Canım Handem,
olan bu roman, bilimkurguyu da suç hikâyeleri kadar
rahatlıkla yazabilen, çok yönlü bir akla sahip Walter Bana kızgın olduğunu biliyorum. İnan haklısın hiçbir
Tevis’in kaleminden çıkabilirdi sadece. şey kaybettiğimiz zamanı geri getiremez. Ama bu
defteri okursan belki beni birazcık da olsa anlarsın
Sekiz yaşında ve hayatta yapayalnız kalmış Beth Harmon ve mezarımda beni ziyaret edersin. Sanırım çok az
diğerleri arasında göze batmayan, sıradan bir çocuktu, zamanım kaldı, o kadar yoruldum ki anlatamam. Bir
ta ki ilk gördüğü andan itibaren aklını çelen bu garip kadını gene bir kadın anlar…İşte bu yüzden her şeyi
oyunla tanışana kadar. Bu altmış dört karelik tahta tüm çıplaklığıyla sana anlatmaya karar verdim.
üzerinde bambaşka bir gelecekle karşılaşan Beth adım
adım, her hamlesinde didinip çabalayarak kadınlara Bazen nefes alırsın ama yetmez, yaşarsın ama geçmez.
kapalı satranç camiasının zirvesini hedeflemekte. Her Sonra zamana bırakırsın her şeyi, bir türlü bitmek
oyunda rakibinin yanı sıra koca bir geleneğe karşı da bilmez. Sonunda bırakıp gidersin, acı olan kimse fark
hamle yapıyor. Durumu tartıyor, geleceği öngörüyor, etmez. Özü ve sözü bir olmayan şu dünyada manen
rakibinin aklını okumaya çalışıyor ve taşları yerinden ölmem çokda zor olmadı aslında. Umarım sen beni
oynatıyor. Satrancın siyah beyaz dünyasında zirve affetmeyi öğrenirsin... Ben kendimi hiç affetmedim!
dâhilere her zaman açık olsa da gerçekte işler bundan Sana geçen yılları geri veremem belki ama yaşamım
biraz farklı işliyor. boyunca öğrendiğim en önemli şeyi vermek istiyorum;
yıl dediğimiz şeyin eskisi yenisi yoktur ancak anları
Walter Tevis, Vezir Gambiti’nde zekâ dolu ve usta işi vardır, bir de ömürden çaldığı zamanları… Baharı vardır
bir oyunu tek bir cinsiyete sıkıştırmaya çalışanları ezip mesela bizi sevindiren, yazı gelir yüzün güler; sonbaharı
geçerken dâhi bir kadının en az yaptığı hamleler kadar hüzünden titretir. Sonra bir bakmışsın ölüm olur adı
girift iç dünyasını sıkı bir serüvenle anlatıyor. ömrüne kışı getiren!
“Beth Harmon muazzam bir karakter. Vezir Gambiti ise Ben mi? Ben hep kıştaydım kızım seni beklerken…
Tevis’in yazdığı en kusursuz roman.”
Seni hep seven Annen...
–Jonathan Lethem
YADE
99
Yeni Yılda
Bizleri Neler Bekliyor?
2021
Yorumları
Ufuk Örmen
Karma Astrolog
Oğuzhan Ceyhan Astroloji Ekolü
100