“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.” 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun! HAVUÇLU KEK TARİFİ FİLM VE KİTAP YORUMLARI FİLOZOF TANITIMLARI 23 NİSAN KÖŞEMİZ Felsefe Dergisi Nisan 2024 Sayı:10
Şişli Anadolu Lisesi Adına İmtiyaz Sahibi Osman Nuri Kul YAYIN KURULU İçerik Üreticileri: Furkan ARSLAN 11/A Özge KOCAER 11/E Bahadır ÖZBEK Haz/D Betül KAYAOĞLU 9/C Suna KAPO Haz/A Ilgın ÖZDEMİR 11/A Ceren ATAŞ 9/B Handan CANAYAKIN 11/E Mert AYDIN Haz/B Ebrar Nisa AKÇA 11/C Yüsra TAŞBAŞI 11/B Ayşenur DOĞAN 9/D Tuna UYSAL 11/A Ada CENAN 11/E Efe UZMEN 11/E Ada ŞERİFSOY 11/A Eda ATAN 9/C Zeynep Nur GÜLER Haz/B Deniz ÖZKAN İlkokul sınıf öğretmeni Dergi Editörleri: Furkan ARSLAN 11/A Bahadır ÖZBEK Haz/D Eylül ARSLAN Haz/B Ilgın ÖZDEMİR 11/A Ceren ATAŞ 9/B Handan CANAYAKIN 11/E Yüsra TAŞBAŞI 11/B Medine DEMİR 12/E Özgür AYDIN Haz/A İçindekiler: 3- Resim Çalışmaları 4- Jürgen Habermas 6- Suç Ve Ceza Kitap Yorumu 7- Osmanlı Sarayında Mutfak Kültürü 8- Sofistler Ve Kölelik 9- Ayın Önerilen Şarkıcısı 10- 23 Nisan Köşemiz 12- Şal’da Gündem 14- Enola Holmes Film İncelemesi 16- Gayatri Chakravorty Spivak 18- Evde Tek Başına Film İncelemesi19- Havuçlu Kek Tarifi Yazı Kurulu: Devrim SAVURAN - Türk Dili Ve Edebiyatı Öğretmeni Serap KIRAL- Felsefe Grubu Öğretmeni Serap BAŞTÜRK - Rehber Öğretmen Koordinatör: Cem Ali MUTLU 12/E Akademia'da yer alan içerik ve görseller yazı kurulu ve Okul müdürü tarafından editlenmiş ve kontrol edilmiştir. Dergide yer alan öğrenci resimleri KVKK kapsamında veli izin belgeleri neticesinde paylaşılmıştır. 2
Öğrenci Çizimleri Ebrar Nisa Akça 11-C Betül Kayaoğlu 9-c Tuna Uysal 11-A 3
Jürgen Habermas, 18 Haziran 1929’da Almanya’nın Düsseldorf şehrinde dünyaya geldi. Nazi rejimini ne eleştiren ne de güçlü bir şekilde destekleyen bir ailede İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde büyüyen Habermas, genç yaşlarda savaşın etkilerini deneyimledi. 1956 yılında Bonn Üniversitesi’nden felsefe ve tarih alanında lisans derecesini aldı. Jürgen Habermas genel olarak modern toplumun analizini yapmaktadır. Bu bağlamda özellikle pozitivizme ve ortodoks Marksizm’e yönelik eleştirilerde bulunmaktadır. Habermas, Marksist düşünceyi temel açıklayıcı ilke ve yöntemsel anahtar olarak benimsemesine karşın, özel olarak kapitalizmin ve genel olarak günümüz dünyasının almış olduğu görünümün, onun klâsik versiyonunda gerek teorik gerekse yöntem bazında bazı yeniden yorumlara gitmeyi gerekli kıldığına inanmaktadır. Özellikle klâsik Marksizm’in toplum analizinde ekonomik altyapıya dayalı ve sınıf merkezli bakış açısının toplumun değişen, dolayısıyla her geçen gün daha karmaşık bir hâl alan yapısını gereğince analiz edemediğini iddia eder. Aynı paralelde, pozitivist bilgi tasarımının ve yöntem anlayışının aklın, bilginin, bilimin araçsallaşmasına yol açtığını ve olguları nesneleştirerek, başta doğa olmak üzere, insan yaşamı üzerinde egemenlik kurduğunu, bu nedenle birçok bakımdan revize edilmesi gerektiğini ileri sürer. Bunların bir sonucu olarak, Habermas, gerek klâsik Marksist anlayışa gerekse pozitivist bakış açısına yönelttiği eleştirilerinden yola çıkarak, mensubu olduğu Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisinden ve hermeneutik gelenekten de yararlanarak, sosyal bilimlerin doğası için daha elverişli bir yöntem tesis etmeye çalışır. Habermas, modernitenin, bilgi teorisinde aklın araçsallaşmasına neden olan birtakım unsurlar barındırmasına ve politik düzlemde meşruiyet krizi gibi problemlere yol açmasına rağmen, onu “tamamlanmamış bir proje” olarak görür, dahası modernitenin dayandığı Aydınlanmanın insan düşüncesini ve yaşamını özgürleştirici ögeler içerdiğine inanır. Bu çerçevede, özgürlük ve ilerleme gibi meta-anlatıların başarısız olduğunu iddia eden postmodernist ve post-yapısalcı teorilere karşı Aydınlanmayı savunmaya devam eder. Moderniteyi bahsedilen problemlerinden arındırmaya çalışarak, deyim yerindeyse restorasyona tâbi tutmayı amaçlar. Bunun yanı sıra, Marksizm’i canlandırmayı ve özgürlükçü olduğunu düşündüğü eleştirelteoriyi inşa etmeyi hedefler. JURGEN HABERMAS 4
Habermas, modernitenin, bilgiteorisinde aklın araçsallaşmasına neden olan birtakım unsurlar barındırmasına ve politik düzlemde meşruiyet krizi gibi problemlere yol açmasına rağmen, onu “tamamlanmamış bir proje” olarak görür, dahası modernitenin dayandığı Aydınlanmanın insan düşüncesini ve yaşamını özgürleştirici ögeler içerdiğine inanır. Bu çerçevede, özgürlük ve ilerleme gibi meta-anlatıların başarısız olduğunu iddia eden postmodernist ve post-yapısalcı teorilere karşı Aydınlanmayı savunmaya devam eder. Moderniteyi bahsedilen problemlerinden arındırmaya çalışarak, deyim yerindeyse restorasyona tâbi tutmayı amaçlar. Bunun yanı sıra, Marksizm’i canlandırmayı ve özgürlükçü olduğunu düşündüğü eleştirelteoriyi inşa etmeyi hedefler. Nevzat Bahadır Özbek Haz-D Habermas’ın inşa etmek istediği yönteminde teori ve pratik, kavram ve olgu arasında orantılı bir ilişki görülmektedir. Yalnızca teoriden hareket eden ve olguyu ona uygun olarak irdeleyen anlayışa ve salt olgu merkezli emprizme yenik düşmemektedir. İfade edildiği gibi her ikisinin de kendi içinde birçok sorunu barındırdığını düşünen Habermas, onlar arasında birbirlerini belirleyen karşılıklı bir ilişkinin olduğunu ileri sürmektedir. Paralel biçimde, sistem ve onu oluşturan bileşenlerin, diyalektik bir ilişki içinde olduğunun altını çizmektedir. Daha da önemlisitesis etmeye çalıştığı yöntem anlayışında, bilime değil, bilimciliğe ve bilimciliğin yol açtığı egemenlik ilişkilerine, pozitif olana değil, empirik verileri fetişleştiren yöntem anlayışına, en önemlisi Aydınlanma’nın ve aklın ölümünü ilân ederek bilimi bilim olmaktan çıkaran akımlara karşı durmaktadır. Habermas, pozitivizm ve hermeneutik gibi köklü geleneklere tümüyle sırt çevirmese de bu geleneklerin eksikleri olduğuna fakat bilginin sınırlarını aşan bir yöntem inşa ederek eksiklerin aşılabileceğine inanır. Dolayısıyla her iki perspektifi sosyal bilimsel analizde birleştirir ve onların yerine eleştirelteoriyi önerir 5
Öncelikle kitap bize annesiyle ve kız kardeşiyle mektuplaşan, aynı zamanda üniversite eğitimini maddi sıkıntılardan dolayı yarıda bırakmış Raskolnikov’u anlatarak başlar. Raskolnikov kız kardeşinin sevmediği bir adamla sırf para için evleneceğini öğrendiğinde bir plan yapar. Apartmanında oturan tefeci kadını öldürerek onun paralarını ve eşyalarını çalacaktır. Raskolnikov’un bunu yapması için kendince iki sebebi vardır. Birincisi eline ciddi miktarda para geçecektir. İkincisiyse tefeci kadın etrafıtarafından sevilmeyen kötü biridir. Kendine dayattığı bu motivasyonlar üzerine bir gün tefeci kadını baltayla öldürür. Fakat Raskolnikov bunun vicdan azabınıfena halde çeker.Kitabın sonundaysa suçunu itiraf eder ve teslim olur. Hepsinden önce Raskolnikov gibi kendi halinde biri neden bunu yapar? Aslında Raskolnikov'un bu cinayeti işlemek için bir sebebi daha vardır. Raskolnikov üniversitedeyken bir makale yazmıştır. Bu makalede insanları ikiye ayırır; Sıradan insanlar ve olağanüstü insanlar olarak. Sıradan insanlar kurallara boyun eğen ve itaat eden insanlardır. Olağanüstü insanlar ise daha çok kuralları kendileri koyarlar. "Kanunlar, örümcek ağlarına benzerler; küçük sinekler yakalanır, büyük sinekler ağı delip geçerler." der Marcus Aurelius. Bence bu cümle Raskolnikov’un teorisini gayetiyi açıklar. Hikayenin ilerlemesiyle de anlıyoruz ki Raskolnikov’un asıl amacı para elde etmek ya da kötü birini ortadan kaldırmak değil. Asıl amacı kendine olağanüstü bir insan olduğunu kanıtlamaktı. Raskolnikov bundan dolayıfazlasıyla acı çeker. Hatta cinayetten sonra hastalanır. O gün çaldığı paraları bir yere gömer ama geri bile alamaz. Yani onun bu kadar acı çekmesi aslında olağanüstü bir insan olmadığını anlamasıdır. Akıl sağlığı da ciddi derecede bozulur. Ve artık dayanamayıp suçunu itiraf eder. Dostoyevski de kendimize ne kadar yabancılaşabildiğimizi ve tabiatımızı, nereye kadar inkar edebileceğimizi anlatır bu kitabında. Raskolnikov karakterinde de hepimizin kendimizden bir şeyler bulabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü olduğumuzla olmak istediğimiz kişi arasındakifarklar bazen acı verici olabiliyor. Peki olmak istediğimiz kişi benliğimize uymuyorsa bunun için savaşmak ve cezasını çekmek gerekli midir? SUÇ VE CEZA KİTAP YORUMU Eda Atan 9-C Sayfa Tasarımı: Yüsra Taşbaşı 11/B 6
7
SOFİSTLER VE KÖLELİK Antik Yunan, felsefenin ortaya çıktığı yer olarak kabul edilir. Sokrates, Platon ve Aristoteles'in de bu coğrafyada yaşamış olması, bu bölgenin önemini oldukça arttırmaktadır. Ayrıca Antik Yunan'da ilk kez felsefi düşünce, sistematik bir hâle gelmiştir. Ama bir problemleri vardı ki: kölelik. Felsefenin bu kadar geliştiği,toplumu akılcı ilkelerle düzenlemekte bu kadar iddialı, bilgeliği ile oldukça övünen bir toplumun düşünürleri köleliğe nasıl razı olmuştur? Köleliğin ilgasını istemeyişleri o günkü tarihsel-toplumsal şartlarda ve özgüllükleri içinde meşru muydu?Antik Yunan köleliği üzerine yapılan modern değerlendirmeler bize empati kurmamızı sağlayacak yaklaşım ve argümanlar sunar. Antik Yunan hukukunda köle alınır satılır bir meta olarak bir mülktür.Bazı sosyolog ve tarihçiler kölenin aynı zamanda bir insan olduğu ve/veya efendinin kölesi üzerindeki haklarının yasalar tarafından sıklıkla sınırlandırıldığından hareketle bunu reddetmişlerdir.Oysa kölenin insan olması mülk olduğu gerçeğini değiştirmez, sadece özel bir mülk, Aristoteles’in deyişiyle “canlı” bir mülk olduğunu gösterir .Aristoteles, bazı insanların doğaları gereği köle olmaya mahkum oldukları, çünkü ruhlarının bir insanda hüküm sürmesi gereken rasyonel kısımdan yoksun olduğu gerekçesiyle köleliği doğal kabul etme konusunda kendi zamanına göre gelenekseldi. Sofistler, MÖ 5. yüzyılda para karşılığında felsefe öğreten gezgin felsefecilerdir. Özellikle Atina’da çağın önde gelen bilgeleri var olan değerleri eleştirmişlerdir. Göreceli ve kuşkucu düşüncenin köklerini atmışlar ve geliştirici olmuşlardır. Sofistler felsefelerini görecelilik ve kuşkuculuk üzerine kurmuşlardır. Onlara göre insan her şeyin temelidir,bilgiler herkese göre değişebilir, kaç insan varsa o kadar da doğru vardır. Buradan da anlayabileceğiniz üzere sofistler insanı merkeze alarak düşünürlerdir. İnsanıtemel aldıkları için ise hemen hemen her konuda olduğu gibi Sokrates, Platon ve Aristoteles ile bu konuda da ters düşmüşlerdir. Sofistlere göre doğadakitüm canlılar, yaşam mücadelesinitek başlarına yürütebilecek donanıma sahipken insan bu konuda güçsüzdür. Dolayısıyla insanın, varlığını sürdürebilmesi için yapabileceğitek şey, aklını kullanmak,toplu halde yaşamak ve yardımlaşmaktır. Sofistler bu düşünceden hareketle, devletin insanlar arasında yapılan bir sözleşmeden doğduğu sonucuna ulaşmışlardır. Toplumu ve devleti yaratan bu sözleşmeye tüm insanların –doğaldır kiözgür “erkeklerin”- kendi arzularıyla katılacaklarına ve dolayısıyla aralarında bir denkliğin bulunacağına ilişkin kabuldür. Böylece insanların varlıklarını sürdürmek amacıyla aralarındaanlaşarak kuracakları devlet, dairenin merkezi gibi herkese eşit uzaklıkta bulunacağından, sunacağı hizmet ve olanaklardan yine herkesin ayrım gözetmeksizin aynı oranda yararlanma hakkı doğacaktır. Böyle bir düşüncenin sonucu ise –sınırlı da olsa- eşitlik ve demokrasidir. Yüsra Taşbaşı 11-B 8
Ayın Önerilen Şarkıcısı: Nova Norda Nova Norda’nın spotify profiline erişmek için okutun! Özge Kocaer 11-E Asıl adı Ecem Böke olan sanatçı, 1 Mart 1991 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunudur. Müzik hayatına küçük yaşlarda piyano çalarak başlamış olsa da, bu yoldaki ilk ciddi girişimi 2018'de kurumsal hayatı bırakmasıyla başlamıştır. İlk teklisi "Çıktım Bir Yola" hayatında adım atmaya cesaret ettiği yeni bölümü temsil ediyor. Müzik kariyerinde belirli bir dinleyici kitlesine ulaşmayı başaran Nova Norda, kendisini elektro pop müzisyeni ve girişimci olarak addediyor. Ben onu ortaokuldayken "Varım" şarkısı ile tanıdım. İlk şarkısı olmasa da, belli bir tanınırlığa sahip olmasını sağlayan ve hala en çok dinlenen parçası olma özelliğini taşıyan şarkısı o. Şimdiye kadar 43 parçası olan Nova, üretmeyi sürdürüyor. Kendisini "yeni nesil" sanatçılardan ayıran önemli özellikleri; özgün sözlere, kendine ait bir tarza sahip olması ve kendinitekrarlamaması. Şarkılarının söz ve besteleri kendisine ait olan sanatçı, ayrıca hayat ve aşk hakkındaki görüşleriyle de, özellikle biz gençlere çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Her şarkısında kendinizi başka dünyalarda başka hislere dalarken bulabilir, ilham, cesaret, özgüven, özgürlük hissi ve motivasyonla dolabilirsiniz. Favorimi seçmek beni zorlasa da, "Sarhoşsun Dünya" parçasını seçerdim. Müziği, sözleri, hissettirdikleri çok ayrı. Sedef Sebüktekin, Canozan ve Birkan Nasuhoğlu ile birlikte ortaya koyduğu "Evde", benim de çok beğendiğim 4 sanatçının bir araya gelip tabiri caizse güçlerini birleştirerek oluşturdukları albümdür. İsmini karantina sürecinin de getirisiyle aynı evde toplanan 4 arkadaşın çalışmalarından almıştır ve 2021'de çıkmıştır. Benim favorim ise her parçasını ayrı ayrı çok severek dinlediğim albümü olan "Paralel Evrende Dünya Tarihi"dir. En yeni parçalarının bulunduğu son albümü olan "Üzgünüm Üzgün Diilim" artık Nova'nın duygularını saklamadığı, paylaşmaktan korkmadığı, daha cesur bir evreyi ifade ediyor. 9
1927 yılında, çocuklara sonsuz güven duyan ve onların Türk Milleti’nin geleceği olduğuna inanan Atatürk’ün himayesindeki Elfaz Cemiyeti 23 Nisan’ın çocuk bayramı olması için öneride bulundu. Öneri kabul edilince milli bayram Çocuk Bayramı olarak anılmaya başlandı. 1935 yılında Millî Hâkimiyet Bayramı’yla birleştirildi ve adı Milli Hakimiyet Bayramı ve Çocuk Bayramı olarak değiştirildi. 1980 yılına geldiğinde ise Milli Güvenlik Konseyi , uygulama ile mevzuattakifarkındalığı ortadan kaldırmak amacıyla bayramın adını 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak değiştirdi. Atatürk’ün bütün çocuklara armağan ettiği bu bayram Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede coşkuyla kutlanır. 23 Nisan Köşemiz Milli bayramların en önemlilerinden 23 Nisan UlusalEgemenlik ve Çocuk Bayramı, Büyük Millet Meclisinin kuruluşunu yani Milli Hakimiyet Bayramıve Çocuk Bayramı’nın birleşiminitemsil eder. Yeni bir devlet kuruluşunun tüm Dünya ‘ya duyurulduğu tarih ilk milli bayram ilan edilir ve büyük bir coşkuyla kutlanmaya başlar. Bahçelerdencaddelere taşan bu kutlamaların ön safhalarında yer alan çocuklar bu tarihten itibaren her 23 Nisan’ıgösterileriyle kutlamaya başladı. Şişli Anadolu Lisesi Felsefe Kulübü olarak herkesin içindeki çocuğun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu olsun. Çocuklara bayram emanet eden tek liderin devri daim olsun. Suna Kapo Hazırlık-A 10
23 Nisan Coşkusunu Köy Okulu Öğrencileriyle Yaşamak Köyler, Türkiye'nin kültürel dokusunun oluşmasında katkı sağlayan küçük unsurlardan biri. Ancak bazen, büyük şehirlerin gösterilerine kıyasla, köylerdeki bayram kutlamaları daha samimi ve içten olabiliyor. 23 Nisan’da, dünya çocuklarının bayramı olarak dört bir yanda coşkuyla kutlanırken, kutlamaların yapıldığı yerlerden biri de bir köy okulu olan Hisar Pirireis İlkokulu’ydu. Köyün sakinleri, öğretmenleri ve öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşen etkinlik, unutulmaz bir deneyim oldu Köy okulu öğrencileri, bu özel günde sırayla birbirinden renkli ve coşkulu danslarını sergilediler. Her yaş grubundan çocuğun katılımıyla hazırlanan etkinlikler, izleyicilere hem geleneksel hem de modern dansların bir araya geldiği eğlenceli bir gösteri sundu. Sadece dans gösterilerinden ibaret olmayan etkinliklerde, çocukların eğlenmeleri için çeşitli yarışmalar düzenlendi; hediyeler verildi. İzleyiciler, öğrencilerin performansını alkışlarla destekleyerek onları cesaretlendirdiler. Bayram kutlamasında yer alan her çocuğun gözlerindeki heyecan ve mutluluk, günlerce çalışmalarının karşılığını almanın sevinciyle bayram kutlamaya gelen köy halkına yansıdı. Köyün birlik ve beraberliğinin de pekişmesine katkı sağlayan 23 Nisan kutlaması nihayetinde herkese bayram coşkusunun geçmesini sağladı. Hisar Pirireis İlkokulu öğrencilerinin 23 Nisan dans gösterisi, sadece bir bayram etkinliği değil, aynı zamanda topluluğun birlik ve beraberlik ruhunu en güzel şekilde yansıtan bir kutlama oldu. Öğrencilerin performansları, sadece dans yeteneklerini değil, aynı zamanda birlikte çalışma ve dayanışma gibi önemli değerleri de pekiştirmelerini sağladı. Her bir öğrencinin yüzündeki gurur ve mutluluk, etkinliğin ne kadar anlamlı olduğunu ve köy sakinlerinin de gelecek nesillere olan umudunu pekiştirdi. DENİZ ÖZKAN 11
Hedef: Brüksel Şal’da Gündem Avrupa Komisyonu’na bağlı olarak faaliyet gösteren ve Türkiye'nin de üyesi olduğu Avrupa Okul Ağı (European Schoolnet) tarafından yürütülen Scientix projesi çerçevesinde STEM Keşif Kampanyası'na Şişli Anadolu Lisesi olarak bu yıl biz de katıldık. Bu yılki proje kapsamında katılımcılardan çevre, barış ve eşitlik konularından birini seçmeleri ve seçtiği konuyla ilgili bir alt konu belirlemeleri istendi. Katılımcılar, belirledikleri konu ile ilgili hem konuya ilgi çekecek hem de bir çözüm sunacak sanatsal bir çalışma yapmalı ve bunun yanı sıra tüm bunları anlattıkları bir de makale yazmalıydı. Projelerimiz Osman hocamızın bütün desteği sayesinde 8 Nisan haftasından itibaren yapılmaya başlandı. Osman hocamız gerek bize açtığı çalışma alanları ve verdiği her türlü destekle bize yardımcı olmaya devam ederken bizim elimizden gelen tek şey bir yandan YKS koşuşturması diğer yandan her şeyimizle projelerimize odaklanmak. Dergimizin bu köşesinde ise yarışmacı takımları kendi anlatımlarıyla sizlerle paylaşıyoruz. Tüm desteklerinden dolayı Osman hocamıza, İngilizce zümresine ve özellikle de çalışmaları koordine eden Şirin Güneysu hocamıza ve emeği geçen tüm öğretmenlerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. Team Bonito Selam! Biz Bonito üyelerimiz Furkan Arslan, Ilgın Özdemir, Havin Akman, Zeynep Ece Ulus, Handan Dilara Canayakın olarak her daim dünya gündeminde olan çevre konusunu ve buna bağlı olarak ormansızlaştırmayı seçtik. Projemiz kapsamında bir çizgi roman, maket ve makale hazırlıyoruz. Çizgi romanımızın adı Lost Home, ana karakterimiz ise Nutsy adında sevimli bir sincap. Hikayemizde Nutsy ve ailesinin yaşadığı ormanın ve sonrasında taşındıkları ormanların insanlar tarafından yok edilişini, insanların çevreye ve ekosisteme verdiği zararları görüyoruz. Çizgi romanımızın anlatıcısı ise sayın okul müdürümüz Osman Nuri Kul. Hikayemizde iletmek istediğimiz önemli mesajları bilge bir karakterin vermesi gerektiğini düşündük ve bu karakter için de Osman hocamızdan daha iyi birini bulamazdık. Kendisi çizgi romanımızda bir baykuş olarak yer alıyor :) Çizgi romanımız ilginizi çektiyse 30 Nisan'da projemizle ilgili yapacağımız sunumu izleyebilir ve sonrasında çizgi romanımızın bir kopyasını okuyabilirsiniz. 12
Şal’da Gündem Hedef: Brüksel Selam! Biz çocuklar ve aile arası barışı sağlamak için Özgür Aydın, Zeynep Abaşoğlu, Kaan Yiğit Kılıçer, Eda Agacık, Batuhan Ecel, Ceyda Aslan, Selen Köseoğlu, Onurhan Kara, Ece Sayir, Derya Gezmiş ve ben Ada Cenan olarak çocukların aileleri ile yaşadığı sorunlar, bu sorunların onların sağlığını nasıl olumsuz etkilediğini ve bu sorunları ortadan kaldırmak için nasıl bir çözüm bulabiliriz diye düşündük. Sonucunda insanları ve aileleri bilgilendirmek amaçlı kendi gözümüzden aile ve çocukların sorunlarını, bunun için olabilecek çözümleri sanatımıza dökerek kendi resimlerimiz ile bir dergi çıkarmayı düşünüyoruz. Team Brüksel Merhabalar, grubumuzun üyeleri Yiğit Efe Uzmen, Bilge Efe Özdemir, Fatih Kaçmaz, Ali Mert Karaköse, Serdar Kaçar, Tuna Berk Sezen, Göktürk Erkul, Tarık Güneş, Hasan Can Başkan ve Elyesa Akan olarak Kültürler arası Etkileşim ve Barış konusunu seçtik. Bu konu hakkında neler yapabiliriz diye düşündük, tartıştık ve konu hakkında bir makale yazıp bir de tiyatro oyunu hazırladık. Bu tiyatro oyununda bir festival alanında her millet kendi kültürünü tanıtıyor. Fatih öğretmen olarak festival alanına öğrencileri Göktürk ve Tarık ile gelir. Ardından yan yana duran Türkiye Ve Yunanistan Standını görür. Öğretmen, öğrencileriyle standa giderler ve Türkiye-Yunanistan arasında küçük bir tartışma çıkar. Neyse ki öğrencilerimiz tartışmanın mantıksız olduğunu ve onların buraya dostluk ve milletleri tanıma için geldiklerini söyler ve ortam yumuşar. Ardından öğrenciler tekrardan standları gezmeye koyulur. Tiyatro oyunumuz çok yakında sizlerle! Team Brüks Team Anonymous Biz Anonymous grubu Nisan Duru Şimşek, Likya Özbek, Bengisu Gelmez, Nurettin Yiğit Karabulut ve Ada Şerifsoy; toplum algılarının insan yaşamı ve düşünceleri üzerindeki etkilerini gösterirken, bu algıları yıkarak yeni dostluklar ve eserler kuran 3 sanatçıyı, arkadaşımız Nisan Duru'nun yazdığı bir tiyatroyu canlandırıyoruz. Ilgın Özdemir & 13 Furkan Arslan
Enola Holmes Film İncelemesi İlk filmde aslında kendi ayakları üstünde durabilen kararlı ve yetenekli bir genç kızın cesurca annesini bulma amacı uğruna yaşadıklarını soluğunuzu tutarak izliyorsunuz. Geri kafalı ağabeyi Mycroft Holmes’un o dönemin bakış açısını çok iyi bir şekilde izleyiciye aktardığını da görebilirsiniz. Serinin ikincifilmde Enola Holmes ağabeyi Sherlock’un onun hakkındaki düşüncelerine rağmen kendi dedektiflik bürosunu açtığını görüyoruz. İlk vakası bir kibritfabrikasında çalışan Sarah adındaki kayıp bir kadındır. Aslında vaka, tarihin ilk kadın grevi olan ‘’Kibritçi Kız Grevi’’ne dayanır. Bu fabrikada kadınlar uzun çalışma saatlerine ve kısa molalara sahipti. Tutuşmaya çok müsait kibritleri dizen kadınlar büyük risk altındaydı. Bununla beraber beyaz kibrit başlığı yapımında kullanılan fosfor fabrikada çalışan kadınlar arasında hastalıkların yayılmasına ve ölümlere yol açıyordu. Fabrika beyaz fosfor kullanılırsa çok büyük kâr edeceğinin farkındaydı. Buna rağmen çalışanlarının hayatını riske atıyordu. Üstüne üstlük tifodan ölen kadınların isimlerinin yazılı olduğu listeyi de saklıyorlardı. Başrolünde Henry Cavill’in Sherlock Holmes’u, Louis Partridge’in Vikont Tewkesbury’i ve Millie Bobby Brown’un Enola Holmes’u canlandırdığı film, bir kızın annesini arayış macerasını anlatıyor. Çok küçük yaşlardan beri annesi tarafından sanat, spor, edebiyat gibi alanlarda eğitimler alan Enola hayatını çok sevdiği evinde geçirir. Ta ki on altı yaşına bastığı güne kadar… O sabah uyandığında annesinin onu bırakıp gittiğini anlar. O gün uzun seyahatlerinden dönen ağabeyleri Mycroft ve Sherlock Holmes bu durumu çok şüpheli bulur ve araştırma yapmaya başlarlar. Ancak Enola’nın velayetine sahip olduğu için Mycroft onu yatılı nezaket okuluna gönderip, ayak altından uzaklaştırmaya çalışır. Bütün bu olanlar Enola’yı çok bunaltır ve annesinin ona bıraktığı yaş günü hediyelerindeki şifreleri çözerek bir gece yarısı annesini bulmak için evden kaçar. İşte Enola’nın hikayesinin başladığı nokta tam da burasıdır. 19. yüzyılda kadınların genellikle kabarık elbiseler ve korseler giymesi gerekiyordu, yani bir kadının pantolon giymesi söz konusu olamazdı. Diğer taraftan, genellikle kız çocuklarının erkek çocukları kadar iyi bir eğitim alma imkanları da yoktu. O dönemlerde kadınlardan tek beklenti evinde oturup, nezaket kurallarına uyup, dikiş nakışla uğraşmalarıydı. Ama tüm bunlar Enola’nın doğasına aykırıdır. Ağabeyleri tarafından kaçış planının fark edilmesini istemediği için buna katlanır. Ancak Londra sokaklarında yalnız bir kadın olarak dolaşmak düşünüldüğü kadar kolay değildir. Sokakta önünü kesen gaspçılar,trende karşılaştığı vikont yüzünden peşine takılan bir katil planlarına engel olur. Fakat Enola pes etmez ve annesinden öğrendiği dövüş hareketleri ışığında kendini korumayı başarır. 14
Enola aynıfabrikada çalışan Mae ile tanışır. Mae, Sarah ile tiyatroda dansçı olarak çalışmaktadır. Tiyatroda kanıt ararken Sarah’a yazılmış bir aşk mektubu bulur ve bunun aslında bir evitarif eden kod olduğunu anlar. Orada Mae’yi bıçak yarasıyla ölmek üzereyken bulur. Tam o sırada eve gelen Müfettiş Kâse cinayeti Enola’nın işlediğini düşünür. Bunun üzerine Enola, Sherlock’un evine kaçar ve Sarah’ın sevgilisiyle aynı zamanda kibritfabrikasının sahibinin oğlu olan William Lyon ile tanışmak için Lyon ailesinin ev sahipliği yapacağı baloya gider. Orada soylu bir kadın olan Cicely ile tanışır. Birtakım gözlemlerden sonra Cicely’nin aslında Sarah olduğunu anlar. Böylece Enola,trende tanıştığı Vikont Tewkesbury ile Sherlock’un yanına,fabrikayı yaptıklarından dolayı ifşa etmeye giderler. Ama fabrikada William’ı bir nota borusuyla ölü bulurlar. Tüm notaların bir tiyatro haritası olduğu anlaşılır. Tiyatro salonuna gittiklerinde Sarah oradadır ve Enola’nın bütün bulgularını doğrular. Son olarak bütün bu şantaj ve cinayetlerin sorumlusunun maliye bakanının sekreteri Mira Troy olduğu ortaya çıkar. Ve filmin son sahnesinde Enola ve Sarah fabrikaya gidip tüm kadınları grev yapmaya ikna eder. Aslında filmdeki bu vaka, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihçesine bakıldığında New York’dakitekstilfabrikasında yaşanan trajediyle oldukça benzerlik gösteriyor. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve daha iyi bir ücret için grev yapan kadınların mücadelesinden bahsediliyor. Ancak tekstil fabrikasındaki kadınlardan bazıları bu haklara sahip olamadı. ‘’Enola Holmes 2’’ de tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Enola Holmes Film İncelemesi Betül Kayaoğlu 9-C 15
Gayatri Spivak, Hintli bir edebiyatteorisyeni,feminist eleştirmen, postkolonyalteorisyen ve karşılaştırmalı edebiyat profesörüdür. Spivak’ın akademik çalışması oldukça geniş kapsamlı ve etkili olmuştur. Düşünürün çalışma alanları Marksizm, yapı-bozum,feminizm ve post-kolonyalizmi kapsar. Gayatri Spivak, 1942 yılında Hindistan'ın Kalküta şehrinde doğdu ve 1959 yılında Kalküta Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Cornell Üniversitesinde "masumluğun temsili" üzerine yazdığıtezle tamamladı. 1965'te doktorasını Iowa Üniversitesi'nde tamamladı ve yardımcı doçent unvanı aldı. Doktora tezini yayımlamayan Spivak,tezinden hareketle Myself Must Remake: The Life and Poetry of W.B. Yeats adıyla ilk kitabını yayımladı. 1976'da Spivak, Fransız yapısökümcü filozof Jacques Derrida'nın De la Grammatologie (1967) adlı eserinin İngilizce çevirisini yayımladı. Spivak'ın çevirisi ödül alırken yazdığı uzun önsöz yapısöküm felsefesine ilişkin olarak dünya çapında sıklıkla başvurulan popüler bir metin haline geldi. Daha sonraki bir dizi makalesinde Spivak, kadınları yapısökümcü teorinin evrimine dahil olmaya ve müdahale etmeye teşvik etti. Ayrıca meslektaşlarını kadınların tarihselliğine odaklanmaya çağırdı. "Fallologosentrik"tarihsel yorumu eleştiren Spivak, "burjuva" Batılı feministleri, gelişmekte olan dünyadaki kadınları ezmek ve sömürmek konusunda uluslararası kapitalizmle suç ortaklığı yapmakla suçladı. 1988 tarihli ünlü makalesi “Madun Konuşabilir mi?” kadın intiharlarını ve bunun aile içindeki yanlış anlaşılmasını inceledi. İlk olarak 1983’te bir konferans bildirisi olarak sunulan makale, postkolonyal çalışmalar içinde biçimlendirici bir metin haline geldi ve ilk olarak Antonio Gramsci tarafından Hapishane Defterleri’nde “toplumsal grupları” tanımlamak için ortaya atılan “madun”* kavramının popülerleşmesine ve geliştirilmesine yardımcı oldu. Bugün postkolonyal kritik olarak nam salmış eleştirel ekolü de derinden etkileyen Spivak; Edward Said, Jacques Derrida, Kant ve Hegel gibi düşünürler üzerine yaratıcı eleştirel tartışmalar açmıştır. GAYATRİ CHAKRAVORTY SPİVAK 16
Ayrıca Spivak, 2013 yılında Hindistan’ın en yüksek ödüllerinden biri olan Padma Bhushan’ı kazanmıştır. Iowa, Texas, Pittsburgh ve Pennsylvania Üniversiteleri ile Columbia Üniversitesi'nde İngilizce ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri veren Spivak, halen Cambridge Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmektedir.Eleştirel yazıları arasında In Other Worlds: Essays in Cultural Politics (1987), The Post-Colonial Critic (1990), Thinking Academic Freedom in Gendered Post-Coloniality (1992), Outside in the Teaching Machine (1993), A Critique of Postcolonial Reason (1999), Death of a Discipline (2003), Other Asias (2005) ve Readings (2014) bulunuyor. Okumak isterseniz Gayatri Spivak’ın “Madun Konuşabilir mi?” ve “Yapısöküm, Postkolonyalizm, Madunluk” adlı kitaplarını Türkçe çevirisiyle alabilirsiniz. GAYATRİ CHAKRAVORTY SPİVAK *Madun günümüzde alt-üstikiliği bağlamında ekonomik, politik, kültürel, her türlü toplumsal yapının alt kısmında yer alanlar için kullanılan bir kavramdır. Handan Dilara Canayakın 11/E 17
Chris Colombus Senarist: John Hughes Evde Tek Başına Kevin, ailesini sevmeyen, onlarla geçinemeyen bir çocuktur. Ailesi de onu sevmemektedir. Bir gün yaramazlık yaptığı için geceyi çatı katında geçirme cezası alan Kevin kendinitutamaz ve bir daha ailesini görmemeyi diler. Ertesi sabah Fransa'ya tatile gidecek olan ailesi Kevin'ı çatı katında unutur ve Kevin evde tek başına kalır. Dileğinin gerçek olduğunu sanan Kevin sonunda özgürdür, yalnızlığın keyfini çıkarır ama iki sorun vardır, ilk olarak Kevin günden güne ailesini daha çok özler ve evi soymak isteyen iki hırsıza karşı evini korumalıdır. Kevin hırsızların ne zaman işe koyulacağını öğrenir ve hırsızlara bir ders vermek için onlara oyunlar oynar, evin bazı yerlerine çeşitlituzaklar kurar. Hırsızlar polise teslim edildikten sonra ailesi geri gelir ve film Kevin’ın ailesine sımsıkı sarılması ile son bulur. Oyuncular: Macaulay Curkin: Kevin McCallister Devin Ratray: Buzz McCallister Gerry Bamman: Frank Amca Kristin Minter: Heather Ralph Foody: Johnny Jeffrey Wiseman: Mitch Murphy Yönetmen: Filmin Aldığı Ödüller: Nickelodeon Çocukların Seçimi Favori Film Ödülü: 1991 Chicago Film Eleştirmenleri Derneği Ödülleri: 1991 En İyi İngiliz Komedi Filmi Ödülü: 1991 Film Hakkındaki Görüşlerim Bence "Evde Tek Başına” mükemmel bir komedifilmi. Olay örgüsü akıcı ve anlaşılır olmuş. Sadece ana karaktere değil ara karakterlere de önem verilmiş. Ara karakterlerin hikayeleri beni çok duygulandırdı ve filme olan ilgimi artırdı. Genel olarak bana göre bu film tıpkı Tom Ve Jerry kadar komik olan ve aile sevgisini olabilecek en güzel şekilde anlatan filmlerden birisiydi. Filmin hikayesinin yılbaşı zamanında geçmesini çok hoş buldum ve hepinize bu filmi izlemenizi tavsiye eder, şimdiden iyi seyirler dilerim... Mert Aydın Haz D 18
HAVUÇLU KEK TARİFİ Evet bugün sizlerle havuçlu tarçınlı kek tarifini paylaşacağım ve bu sayede kimseden bu tarifi almaya gerek duymayacağız,hazırsak hemen malzemelere geçiyorum. Malzemeleritemin ettikten sonra hemen yapılışına geçebiliriz. Malzemeler: - 3 adet orta boy havuç (rendelenmiş) - 2 su bardağı un - 1 su bardağıtoz şeker - 3 adet yumurta - 1/5 su bardağı sıvı yağ - 1,5 tatlı kaşığıtarçın - 1 paket kabartma tozu - 1/2 su bardağı dövülmüş ceviz içi (isteğe bağlı) - 1/2 su bardağı kuru üzüm veya kuru kayısı (isteğe bağlı) -çay kaşığının ucu ile karbonat 1. Öncelikle fırını 180°C'ye ısıtın. Kek kalıbınızı yağlayın veya yağlı kağıt serin. 2. Sonra bir karıştırma kabında yumurtaları ve şekeri köpük köpük olana kadar çırpın. 3. Sıvı yağı ekleyip karıştırın. 4. Unu,tarçını, kabartma tozunu ekleyin ve karıştırın. 5. Rendelenmiş havuçları, ceviz içini ve kuru meyveleri ekleyip karıştırın.Hepsini bu sırayla eklemek önemli 6. Karışımı yağlanmış veya yağlı kağıt serilmiş kek kalıbına dökün. 7. Önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 40-45 dakika pişirin(fırınınıza göre daha kısa da olabilir süresi,kürdanla kontrol edebilirsiniz) 8. Kekinizi fırından çıkardıktan sonra oda sıcaklığında soğumaya bırakın. 9. Soğuduktan sonra dilimleyip servis yapabilirsiniz. Ayşenur DOĞAN 9-D AŞÇIDAN SON DERECE ÖNEMLİ NOT: Kimse bir yere kaçmadan ya da onları beklemeden de tek başımıza kekimizin kıvamını ve tadını tutturabiliriz şimdiden afiyet olsun sonraki tariflerde görüşmek üzere 19
Ayın Sorusu "Sizce bir filozofu filozof yapan nedir?" (Filozof kime göre filozoftur? Ne yaparsa bir kişiye filozof diyebiliriz?) Soruyu yanıtlamak isteyenler yazılarını [email protected] adresine gönderebilirler. Gönderilen yazılar arasından bir birinci seçilecektir. Sorunun patenti 11/B sınıfından Elyesa Akan’a aittir. Dergimizde yer alan tüm içeriğin kaynakçası bir sonraki sayımızda belirtilecektir.