NÜKTE
DÖRTYOL FEN LİSESİ YAYIN ORGANI
Aralık/2021 | Ücretsizdir
TAKDİM Güzel gören güzel HAYAT
düşünür. Güzel
Sevgili gençler: Hayat çok garip
Bizler, Dörtyol Fen Li- Ve bir o kadar da mucizevi
sesi yönetimi olarak sizleri Birinin ölürken diğerinin yaşaması
hep güzel gördük. Bu ülkenin düşünen, hayattan Birilerinin toz pembe hayatı diğerinin
geleceğindeki temel taşları karanlığa gömülmüş ruhu
teşkil edeceğinizi biliyoruz. lezzet alır. Anlam verilemeyen günler veya dopdolu
mutlulukla geçen dakikalar
Sizleri yetiştirirken çağın Yaşamın her saniyesini dolu geçirmek
gerektirdiği şartları dikkate isteyenler veyahut yaşamak için kayda
alıyor ve önemsiyoruz. bir noktada kesişebilir esas değer bir şey bulamayıp ölenler
Sizler, bizim için dünyanın olan bu kesişim kümesinin Garip diyorum ya anlamsız gibi ama bir o
en kıymetli varlıklarısınız. büyüklüğüdür. kadar da anlamlı işte
Kısacası hayattan aldığımız
lezzetsiniz. Yürüdüğünüz yol, geçmişten Ferziniz (Pınar TANIYICI 9-D)
Her insan gibi bizlerin de alınan dersler ve geleceği
eksikleri olabilir. Mühim olan, aydınlatan meşalelerle dolu.
ortak bir paydada buluşmaktır. O meşalelerden biri olmanız
İnsan olarak yollarımız bir dileğiyle…
yerde birleşemese de belki
Çağatay ÇAÇA(Dörtyol Fen Lisesi Müdürü)
EN BÜYÜK UÇAK İLK HARİTALAR
FACİASI
Kimi zaman siyasi bölgeleri belir-
Tarihin En Büyük Uçak Faciası: Tenerife Faciası leyebilmek, kimi zaman ticaret
>>>SAYFA 5'de<<< ve ulaşım yollarından faydalanmak,
kimi zaman da bilimsel araştırmalar
ve küresel problemlerin çözümü
için coğrafi açıdan gerekli verileri
toplayabilmek için Dünya’nın genel
haritasına ihtiyaç duyulmuştur.
Dünya Haritası’nın oluşum sürecini
yakından inceleyelim...
Dünya Haritasının Oluşum Süreci
>>>SAYFA 4'de<<<
ZİHİN OKUMAK MÜMKÜN Yılların Kahkahası
Birbirimizin beynini okuyabilseydik,
kelimeleri ve dilleri aradan kaldırarak
birbirimizle iletişim kurabilseydik nasıl
olurdu?
2018 yılında Rajesh Rao önderliğinde bir
grup bilim insanı da kendilerine bu so-
ruya sordu ve bir beyin-beyin ara yüzü
diyebileceğimiz bir teknolojiyi geliştirdi...
İnsan, Teknoloji ve İletişim Kemal Sunal'ın Hayatı
>>>SAYFA 3'de<<< >>>SAYFA 7'de<<<
Görelilik Kuramı Türk Süpermen
İzafiyet(Görelilik)Teorisi ve İkizler Paradoksu Bulgar göçmeni milli haltercimiz
>>>SAYFA 3'de<<< Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan’ın
Kırcaali kentinde 23 Ocak 1967 tarihin-
de e Türk kökenli bir maden işçisinin
oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Kariyeri
boyunca üç altın olimpiyat madalyası,
yedi dünya şampiyonluğu ve altı Avrupa
şampiyonluğu vardır.
Tam 46 kere dünya rekoru kırmıştır...
CEP HERKÜLÜ
>>>SAYFA 6'de<<<
2 Aralık/2021
FELSEFE YAZILARI
ARKADAŞIM İNSAN OLMAK
GÜNLÜK
Hatice YILMAZ , 10-F İnsan nedir? Bunun farklı İnsan insanlığı arttıkça meyiz enerjisini hissede- vardır ”. Çünkü insan saf iyi üstün
dallarda benzer cevapları maddiyattan kurtulmuş ve riz. Bakın dostlar, bilge in- bir varlıktır. Tüm insani eylem ve fi-
GGünlük tutuyor musu- vardır. Birinde derler ki manevileştirilmiştir. Ben bun- sanlar hiçbir zaman o anki kir özelliklerinin muazzam olduğu
nuz bilmem ama. Gün- insan eşrefi mahlukattır, lara bir benzetme yapabilirim. maddi varlıklarına önem mutlak bir insan düşünelim. Mut-
lüklerimiz bizim sağır, dilsiz yaratılanların en şereflisi. Kara delik benzetmesi… Kara vermemiştir. Büyük filo- lak insan soyuttur. Bedeni ölür ama
dostlarımız gibidir. Sanki bir Yani bizi hayvanlardan ayıran delik kütlesi ve yoğunluğu çok zoflar yaşantılarını bırakıp kendisi ölmez. Zamana yenilmez.
kasa gibi bizim iyi kötü bütün erdemimizdir. Erdem bile- yüksek bir cisim. Bir geze- zamanı aşmış ve günümü- Mutlak insan; liderler, filozoflar, pey-
duygularımızı, düşüncelerimizi rek iyiliği istemekle kazanılır. genden çok daha yoğun. Her-
saklarlar. İnsan düşüncelerini Bizi erdeme yönetecek hangi bir mahluku gezegene gamberler gibi zamanı aşarak iler-
kağıtlarla paylaştığı zaman ra- “doğru bilgileri” biz aklımızla benzetelim. O vardır, varlığını lerle. İşte biz bu mutlak insanlığa
hatlar; onları görebilir, gere- düşünerek buluruz. Burada devam ettirir ve elbet yok ulaşmak için çabalamalıyız. Eğer
kirse duyabilir. Geçmişe dönüp insanın diğer anlamlarıyla olur. Gezegenin içine aldığı hayvandan bir farkımız olmasını
yazılarınızı okuduğunuz zaman karşılaşıyoruz. Felsefeye göre her madde bilgi olsun. O da istiyorsak, milyonlarca insan için-
gerek iyi anılarınızla şenlenir insan, düşünen varlıktır. Bi- vardır, varlığını devam ettirir den gelip giden olmak istemiyor-
gerek kötü anılarınızdan nomial ismiyle homo sopiens ve elbet yok olur. Gezegenin sak bu amaç uğrunda devam etme-
dersler çıkartırsınız. Gün- denir insana. Bu Latincede içine aldığı her madde bilgi li ve bizi öldüğümüzde gidecek
lükler kişinin özelidir. Onla- akıllı, bilen anlamına ge- olsun. Oda vardır, varlığını olan maddi değerler yerine gerçe-
ra güvenebiliriz; bizimle alay lir. Tümevarımsal olarak bu devam ettirir ama onu göre- kten ihtiyacımız olan daha kalıcı
etmeyeceğini, sırlarımızdan düşünceyle yaklaştığımızda
kimseye bahsetmeyeceğini bi- farklı dallarda dahi insan için Bdeğerler sahiplenmeliyiz.
liriz. Tabi bu günlük tutmayı neredeyse aynı şeyler denmiş öyle midir bilmem ama bir
basit gören ve komik bulan oluyor. Tek yapmamız gere- düşüncem de şu: Bence Sokra-
insanlar vardır. Ama gün- ken üstüne biraz düşünmek tes iyi insan bilendir derken iyilik
lük yazmanın, yazdıklarını ve beyin fırtınası yapmak. ahlaki bir özellik değil kaliteydi.
okumanın verdiği hazzı tadan Bunların yanında Sokrates’e İyi araba Alman arabası gibi bir
bir insan; günlük tutmanın insa- göre insan her zaman ve her anlamdaydı. Kaliteli insan bilen-
na alaya alınmayacak kadar gü- koşulda iyi olanı seçer. İnsan dir. Biz bir insanlık barını doldur-
zel değerler kattığını bilir. Daha iyidir ve “İyi insan bilendir” maya çalışıyor gibi yaşıyoruz. O
önce de söylediğim gibi gün- der. Aynı zamanda Kurana yüzden insanlığımızı sağlamak için
lükler bizim dostumuzdur yeri göre insan Allah’ın ruhunu bilmeliyiz. Bu yüzden okumalıyız.
geldiğinde ise sırdaşlarımızdır. üflediği yaratılanlardan üstün Kitapları, gazeteleri bilmeliyiz. Bu
varlıktır. Üstün bir varlığın iyi yüzden tarih coğrafya bilmeliyiz. B
olduğunu düşünmek yanlış u yüzden politika, spor, matematik
olmaz. Nasıl kutsal olan bilmeliyiz. Büyük insanlarda vardı
tanrı iyi olmalıysa tanrı ka- bu çok yönlülük. Ya da çok yönlü
dar olmasa da üstün varlık insanlar büyük oldu. Liderlerin
düşünüleceği iyi olmalı. özellikleri olmaz, özellikleri olan-
Sokrates’in düşüncelerine ka- lar lider olur. Dostlarım affınıza
dar olan kısmı tartışırsak be- sığınarak söylüyorum hayvan
nim aklıma şöyle bir düşünce gibi gelip geçmek istemiyorsanız
geliyor; Biz düşünüp bir bu dünyadan bu zamanın içine
şeyler bilmeye başladıkça er- kısılmadan daha geniş düşünün
demlerimiz oluşur. Erdemle- daha büyük işler yapın. Yaşadığınız
rimiz sayesinde istediğimiz ze etki etmişlerdir. Bilge zamandan öteleri için çalışın. Bunları
iyilik kadar insan oluruz. insanlar fikir ve düşünce bilge insanlar başardı. Sizin de
Çünkü eğer biyolojik ola- olarak devam etmişlerdir. yapmanız çok bilmeniz lazım. H er
rak düşünmezsek insan İyiliği ahlaksal, düşünsel şeyi öğrenmek mümkün değil ama
bir canlıdan fazlası. Daha ve eylemsel olayların hep- bilge bir insan olmak için çabalayın.
soyut bir varlık. Sokrates’in sini kapsayacak şekilde Bunu herkes elbette yapamaz ama
dediği gibi “insan eşittir iyi” ele alırsak şunu diyorum herkesin eşit şansı var. Siz insansınız
ya da Şeyh Galip’in dediği “Kişilerin doğru bilgileri düşünün, öğrenin, doğruyu bilin,
gibi “insan alemin özüdür”. kadar erdemleri erdemle- insan olun. İstediğiniz kişi olmanız
ri kadar iyilikleri, iyi- dileğiyle.
likleri kadar insanlıkları
KOKU HERKES MÜZİĞİ NEDEN SEVER?
Hamde Su KARAKAYA, 10-F Zehra ABAY, Place her şey sizin inanç sisteminize de budur.
uygun ilerler ve daha az suçlu- Peki ya herkes müziği ne-
Hiç duymadığım şarkılardan Sanatın insanda bir şeyler luk duyarsınız, bu düşüncede den sever neden halkala bu
Sesimin çıkmadığı şiirlerden hissettirmesi gerek yalnız olmadığınızı hissedersi-
kadar iç içe. Müzik dinleme-
Bir buket çiçek getir bana
Çiçeğin kokusunu boş ver iyi ya da değil. İnsani ye neden bu kadar
duygularımızı (hüzün bağlıyız araba sürer-
Sen koksa yeter. mutluluk aşk korku) ken, yolda yürürken
Gözümün görmediği şehirlerde hatırlatmalı bize. Müzikte hatta ders çalışırken.
Bekletmenin bir sebebi var elbet. bizim duygu durumumuzu Dükkânının önün-
Her seferinde kendimden verdim say en çok dalgalandırabilecek de oturmuş güneşin
Koynuna gömüldüğüm her hayal ,manipüle edebilecek sa- batmasını beklerken
nat bence aynı zaman Kamuran akkor sev
Sen koksa yeter. da en çok halkla içi içe yeteri dinleyen bir
Tenime sinsin diye beklediğim olan sanat dalı. Mani- esnafta bu sanatla
Saklandığın şehrin tozu kalsın üzerim- püleyi korku filmlerinde hülyalara dalabi-
reklamlarda sıkça görü- lir ama bir tabloya
de. yoruz peki ya hissettir- bakıp dalıp gitmesi
Çoktan saymayı bıraktım ayları dikleri. Mesela mutlu- pek rastlanılabilir
Sövdüğüm bu sürgün günlerde yken dinlediğimiz neşeli değil gibi. Belki de
şarkılar ya da üzgünken daha gözümüzü aç-
Sen koksa yeter.
Camdaki yağmur sesleri dinlediğimiz melankolik niz. Yani insanlar melankolik madan dinlediğimiz ninni-
müzikler ne bunun sebebi? hissettirdiklerinde depresif lerden bile bellidir bu. Geri-
Gökteki hırçın rüzgâr Üzgünken kendimizi üzgün şarkılar dinlemeleri depresif lim filmlerinden müzikleri
Yine sıkmaktan kanıyor ellerim şarkılarla daha da hüzün- hissetmekle haklı olduklarını çıkarırsak geriye ne kalır?
lendirmemiz sebebi insanın onaylar. Bu yüzden onaylan- Aslında pek de gerici ya da
Toprağın kokusunu boş ver kendini haklı çıkaran ya da ma, haklı çıkma duygusu ürkütücü bir yanı kalmaz.
Sen koksa yeter. onaylayan şeyleri sevmesidir. insanı tatmin eder ve bu eyle- Her yerde her an müzikle-
Bunu daha basit bir örnekle me devam etmemizi sağlar/ yiz. Sizi çağımızın (yararlı) /
Yüzümde sırasını bekleyen gülüşler şöyle açıklarız. Bir kişinin bir zevk almamızı sağlar. Aşık en yaygın uyuşturucusu olan
Zamanda bağımsız, acı sözler var. özelliğini beğenmediğinizi insanların romantik müziği müzikle yalnız bırakayım.
Bak hala bembeyaz hala umutlarım düşünürken ben de size gelip ya da mutlu insanların neşeli
Yokluğunda bulandığım tüm hatıralar şarkıları dinlemesinin sebebi
Sen koksa yeter.
o kişinin özelliğini kötülersem
Aralık/2021 3
BILIM YAZILARI
İzafiyet Teori, doğruluğu kanıtlanamamış bilimsel görüşlerin tamamına verilen isimdir. Pek çok teori, bilim
Teoremi insanlarının görüş ayrılıkları sebebiyle çözülememiş ve açıklığa kavuşturulamamıştır. İzafiyet(Görelilik)
ve İkizler Teorisi de bunlardan biridir. Teoriye göre:
Paradoksu
Zaman, mekân ve hareket birbirine bağlı hareket eder ve buna bağlı olarak bunlar birbiriyle bağlantılı
bütündür. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekân hareketle, hareket mekânla yani hepsi birbiri ile bağlantılıdır.
İzafiyet Teorisinden çıkarılabilecek bazı maddeler şunlardır:
1. Işık hızı boşlukta her zaman her şart altında aynı şekilde gözlenir.
“Işık: her zaman ve her şartta, her gözlemci için aynı gözlemlenebilen bir maddedir.”
2. Gözlemci bakılmaksızın her zaman fizik kuralları geçerlidir.
“Fizik kuralları, teoriler gibi değişkenliğe uğramaz, ama zaman içinde doğrulanan bilgilerle yenilenebilir ve daha
kapsamlı kurallara dönüşebilir.”
3. İlk iki varsayımın sonucunda zaman akışı yavaşlamaktadır.“
Eğer çok hızlı bir şekilde seyahat ederseniz veya yerçekimi dünyadan daha güçlü olan bir başka gezegene
yerleşirseniz, zaman sizin için diğer insanlara göre daha yavaş akmaya başlar. Bulunulan
mekândaki her şey yavaşlamaya uğrar." Mekândaki her şey yavaşlamaya başladığında, sa-
atiniz aynı hızda ilerlemeye devam edecektir. Bu da Dünya’ya göre daha yavaş yaşlanmaya
başladığımızı gösteren bir kanıttır."
4. İlk 3 maddeden meydana gelen İkizler Paradoksu.
Bir ikiz kardeş çifti düşünelim. İkizlerden birini uzaya, ışık hızının %90’ı (saatte
270.000km/s) hızla gezintiye çıkaralım. Diğer kardeş Dünya’da kalarak kardeşinin gelme-
sini beklesin. Uzaya giden kardeş kendi saatine göre 5 yıl sonra Dünya’ya gelsin. Dünya’ya
geldiğinde ikiz kardeşiyle aralarında büyük bir yaş farkı durumu olur. Işık hızının %90’ı
kadar hızda uzaya giden kardeşin saati, Dünya’daki kardeşinin saatine kıyasla %44 hızla
işlenerek çalışır. Yani Dünya’daki 100 saat, uzaydaki kardeş için 44 saattir.
Eğer ışık hızının %90 ı değil de daha küçük bir değer olsaydı, az önceki duruma göre uza-
ydaki zaman daha yavaş geçeceğinden aralarındaki yaş farkında çok büyük bir değişiklik
olmayabilirdi.
Tam tersi, eğer %90’ın üstünde bir değerde uzay seyahatine çıkılsaydı, aralarında çok
büyük bir değişim olurdu. Dünya’daki kardeş ölmüş bile olabilirken uzaydaki kardeş nere-
deyse hiç yaşlanmamış olurdu.
Reyyan Pişgin(10-E)
İnsan, Teknoloji ve İletişim
Neziha UÇAR, 11-C Fakat bu iki kişiden sadece gönderici Daha sonra 2018 yılında buna ben- yöntemle oyunu oynayan kişiler %81
Birbirimizin beynini okuyabilseydik, kelime- konumundaki kişi ekranı görebiliyordu zer bir yöntemle 3 katılımcıya tetris oranında başarılı oldu. Dünya’nın farklı
leri ve dilleri aradan kaldırarak birbirimizle
iletişim kurabilseydik nasıl olurdu? 2018 yılında ve bu kişi gerektiği yerde ekranda fare benzeri bir oyun oynatıldı. Bu oyunda yerlerinde, farklı tarihlerde bu ve ben-
Rajesh Rao önderliğinde bir grup bilim insanı da
kendilerine bu soruya sordu ve bir beyin-beyin imlecini hareket ettirdiğini düşünüyor katılımcıların görevi : düşen parçanın zeri yöntemlerle birden çok insanın
arayüzü diyebileceğimiz bir teknolojiyi geliştirdi.
“Brainnet” denilen bu teknoloji şöyle çalışıyordu: bu düşünce EEG tarafından kayde- döndürülüp döndürülmeyeceğine karar beyni birbirine bağlanabildi. Yani yeni
Bir tarafta gerekli nöron aktiviteleri okuyan ve
anlamları çözen bir mekanizma, diğer tarafta dilip alıcıda bulunan TMS vermekti. 2 gönderici ve 1 alıcı vardı. bir iletişim yöntemi icat edildi diye-
bu bilgileri alıcının beynine ileten bir sis-
tem vardı. EEG(elektroensefalografi) cihazına “ateş Bu defa alıcı parçayı görebiliyor biliriz. Bu da demek oluyor ki gele-
dediğimiz sistem bir kişinin kafasına
yerleştirilen şapka benzeri ciha- et” ko- fakat parçanın düşeceği cekte kelimelerle ya da dillere gerek
zda bulunan elektrotlarla kişinin
beynindeki elektrik aktivitelerini yeri yani döndürülüp duymaksızın iletişim kurabilecek, hatta
okumakla görevliydi. Bilgileri
karşı tarafa iletmekte ise, beynin döndürülmeyeceğini popüler iletişim aracı olarak da bu ben-
çeşitli bölgelerinin elektromanye-
tik uyarımı anlamına gelen “TMS” bilmiyordu. Bu oyu- zeri bir yöntemi kullanabileceğiz.
(transkraniyal manyetik stimülas-
yon) adlı sistem görevliydi.Yine şapka nun diğerinden Bu yöntemin gerekli olup olmadığı
benzeri olan bu sistemi; manyetik bir bobin sa-
yesinde beynin o bölümündeki manyetik farkı gönderici- ya da ne zaman günlük hayatta
alanı değiştiriyordu. Böylelikle 2 birey
hiçbir duyu organı kullanmaksızın bir- nin EEG ile el kullanılabileceği tartışılır. Fakat bizler
biriyle iletişim kurabiliyordu.
Bu yöntemle aralarında 1,5 km mesa- hareketini hiçbir cihaza, EEG’lere, TMS’lere ka-
fe alan 2 kişiye bir oyun oynatıldı. Bu
oyunda oyuncuların üzerlerine gelen y a p t ı ğ ı n ı blolara gerek duymaksızın birbirimize
füzelere roket fırlatması gerekiyordu.
güçlü bir bağ ile zaten bağlıyız.Bir an-
neyi gece yarısı uyandırıp çocuğunun
üstünü örttüren, bizlere kilometre-
lerce uzakta olan insanların mutsuz
olduğunu hissettiren, sevdiklerimizi
d ü ş ü n m e s i n e görünce içimize neşe saçan bu bağ
bakılmamasıydı. Gönderici “parçayı bütün teknolojilerin ötesinde. Bel-
mutunu gönde- döndürmelisin”talimatını göndermek ki de beyinlerimizi ve kalplerimizi bir
riyordu. Böylelikle için 17 hz frekansta yanıp sönen arada tutmak için ihtiyacımız olan en
ekranı gör- meyen alıcının bir led ışığına bakıyordu. ”Parçayı büyük şey, yaratıcının insan fizyolojisi
beyninin motor hareket korteksi döndürme”demek içinse 15 hz ile aracılığıyla bize verdiği sevgi bağıdır.
uyarılarak roketi fırlatması için tuşlara yanıp sönen bir ışık görmesine se- Ve yıllar önce Neşet Ertaş “Kalpten kal-
basması sağlanıyordu. Bu çalışmayı bep oluyordu. “Döndürme” talimatı da be bir yol vardır görünmez” diyerek se-
deneyen tüm grupların ortalama aynı şekilde ancak buradaki frekans vginin algoritmasını önümüze dizmiştir.
başarısı alındığında yaklaşık olarak farklı olduğu için hangisinin hangisi Aramızdaki bağın hiç kopmaması
%80’lik bir başarı sağlandığı görüldü. olduğuna alıcı kişi karar veriyordu. Bu dileğiyle… Sevgiyle kalın.
İklim Değişikliği ve Küresel Isınma İnsan ve Doğa Sevgisi
Halil Emin GÖÇEROĞLU , 9-E Berke UYGAR, 10-F
İklim değişikliği ya da küresel ısınma, karbondioksit gibi ısıyı tutan gazların at- Sevgiyi yüreğinden eksik etme
mosferde artmasıyla oluşan ve atmosferde salınan sera gazlarının neden olduğu Sevginin olduğu kalpte vardır merha-
düşünülen sera etkisinin sonucunda, Dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve
havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artması nedeniyle Dünya’nın ikliminin met
değişmesidir. Günümüzde iklim bilimciler(klimatolog) küresel ısınma sonucunda Saklıdır o kocaman kalbinde
hemfikirdirler. Sevenler taşır sevdiklerini yüreğinde
Küresel iklim değişikliğini insani fosil yakıt tüketimi, endüstriyel ve tarımsal
gibi faaliyetlerin sonucu olarak atmosferdeki miktarı ve yoğunluğu artan sera Sevginin tarifi neydi
gazları yüzünden oluşan küresel ısınma sonucu iklim değişikliği oluşur. Bu İklim Gülü dalında koklamaktı
değişiklikleri kuraklık, çölleşme, yağışlardaki dengesizlik ve sapmalar, su baskınları, Tüm canlıları sevip okşamaktı
tayfun, fırtına, hortum vb. olaylardaki artışlar gibi belirtilerle kendini gösterir. Her koşulda canlılara kıymamaktı
Paris anlaşmasına göre, Dünya’nın ortalama ısısı en fazla 2 derece C olmalıdır. Dünyamızı sevgiyle güzelleştirelim
Bu hedeflere ulaşmak için birçok faaliyet şart. En önemlileri arasında fosil yakıt Yardımlaşmada el ele verelim
kullanımının bırakılmalı veya en aza indirgenmeli. Eğitimle bunu pekiştirelim
Her canlıyı bir yaratan var bunu bilelim
4 Aralık/2021
BILIM YAZILARI
Dünya Haritasının Oluşum Süreci
Kimi zaman siyasi bölgeleri belirleyebilmek, kimi zaman ticaret ve ulaşım yollarından faydalanmak, kimi zaman da bilimsel araştırmalar ve küresel proble-
mlerin çözümü için coğrafi açıdan gerekli verileri toplayabilmek için Dünya’nın genel haritasına ihtiyaç duyulmuştur. Dünya Haritası’nın oluşum sürecini
yakından inceleyelim...
Mezhyrich Haritası Çatalhöyük Haritası Bedolina Haritası
1965 yılında Ukrayna’nın Mezhyrich yakınlarında Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesinde Bu harita 1932 yılında keşfedilmiştir. MÖ 2500
yaşamakta olan bir çiftçi, kendi tarım arazisinde yaptığı 1958 yılında keşfedilen, Neolitik dönemde yılında çizildiği düşünülen bu harita tarih boyunca
arkeolojik çalışmalar sonucunda bazı mamut kemikle- yerleşim yeri olarak kullanılmış bir yerdir. keşfedilen en ilkel haritalardan biridir. Haritada 6
rine rastlar. Bu olayın hemen ardından bu bölgede 1965 yılında bu bölgedeki arkeolojik çalışmalar bina ve 30 geometrik form ile birlikte hayvan
başlayan arkeolojik kazılar sonucunda bölgede 149 ma- devam ederken, eskiden tapınak olarak ve insan figürleri bulunmaktadır.
mut kemiğinden oluşan 4 barınak keşfedilmiştir. Bölge- kullanılan bir harabenin duvarında Dünya’nın
de çalışmalar yapılırken keşfedilen barınakların birinde, en eski haritalarından biri keşfedilir. Bu harita,
çevredeki diğer barınakların yerlerini de gösteren fildişi Mezhyrich Haritası keşfedilene kadar en eski
bir tablet bulunur. Bu olay itibariyle bulunan fildişi Dünya Haritası olarak biliniyordu.
Mezhyrich tableti, Dünya’nın bilinen en eski
Dünya haritası olarak kabul edilir.
Yorgantepe Haritası Nippur Haritası Torino Papirüsü
Kerkük yakınlarında bulunan Yorgantepe haritası, MÖ Bu harita 1899 yılında Bağdat yakınlarındaki Bu papirüsü 1820 yılında İtalyan asıllı diplomat
2300 yılında Akadlar döneminde yapılmıştır. Kil tablete eski bir Sümer şehri olan Nippur’daki arkeo- B. Drovetti keşfetmiştir. Haritalardaki hiyeroglif
çizilmiş olan haritada, önceki haritalarda da resmedilmiş lojik kazılarda keşfedilmiştir. Bu harita, Fırat yazılarda “denize götüren yol” ve “altın işleme
olan benzer çizimler mevcut. Ama bu haritanın diğer eski Nehri’nin eski yatağı üzerinde bulunan bir evi” gibi ifadelere sıkça yer verilmiştir. Bilim dünyası
haritalardan farklı bir noktası var: o da yön işaretlerinin yerleşim yerinin planını gösteriyor. bu haritayı Dünya’nın en eski jeolojik haritası olarak
(belirli bir pusulanın) olması. Bu harita, tarihte kabul ediyor.
keşfedilen ve yönlerin belirtildiği ilk haritadır.
Babil Dünya Haritası Anaksimandros Haritası Eratosthenes’in Haritası
Bu haritada Babil, Dünya’nın merkezi olarak Antik dönemin ilk haritası olan bu hari- MÖ 276-194 yılları arasında yaşayan Eratosthenes,
kabul edilmiştir. Haritada Asur, Elam ve Urartu gibi ta adını Miletli filozof Anaksimandros’tan kronoloji ve coğrafyanın kurucusudur. Dünya’nın
şehirler küçük daire çizimlerle gösterilmiştir. almıştır. Anaksimandros, aynı zamanda evrim çevresini %1,6 hata payıyla hesaplayan ilk bilim
teorisini ilk ortaya atan kişidir. Bu harita- insanıdır. Aynı zamanda tarihte paralel ve merid-
da Dünya’nın merkezi Ege Denizi ola- yenleri kullanarak harita çizen ilk kişidir.
rak kabul edilmiş ve Hekataios tarafından
geliştirilip Dünya üzerindeki bütün haritalara
örnek teşkil edilmesi sağlanmıştır.
Batlamyus’un Haritası Kaşgarlı Mahmut Haritası Piri Reis Haritası
Yunan asıllı Mısırlı bir bilim insanı olan Batla- Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eseri yazan Osmanlı Kaptan-ı Deryası Piri Reis, 1513 ve 1528
myus, “Coğrafya” isimli eserinde, dünyanın en ayrıntılı Kaşgarlı Mahmut, aynı zamanda Dünya yıllarında iki farklı dünya haritası çizmiştir. 1513
haritalarından birini çizmiştir. Çizdiği bu haritada tıpkı Haritası çizen ilk Türk’tür. Kaşgarlı Mah- yılında yaptığı harita, Avusturya kıtasını gösteren
Eratosthenes’in haritasında olduğu gibi enlem ve bo- mut, Türklerin yaşadığı coğrafi bölgeleri en eski haritalardan biri olarak kabul edilmiştir.
ylamlar kullanılmıştır ama harita günümüze kadar göstermek amacıyla Dünya’nın merkezi- Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu ikinci haritası
ulaşamamıştır. 15.yüzyılda Batlamyus’un kitapları temel ni Balasagun(Kırgızistan) alan bir dünya ise Amerika’nın yeni keşfedilmiş kıyılarını ve
alınarak harita tekrar çizilmiştir. haritası çizmiştir. Aynı zamanda Uzak Doğu Grönland’ı da içine almaktadır. Ceylan derisi üzerine
coğrafyalarının tümüne haritasında yer çizilmiş her iki harita da Topkapı Sarayı Müzesi’nde
vermiştir. bulunmaktadır.
Reyyan PİŞGİN (10/E)
Aralık/2021 5
BILIM YAZILARI
TARİHİN EN HHiç uçağa binmiş miydiniz? Cevabınız evet ise bindiğiniz uçakların size ne kadar büyük
BÜYÜK UÇAK geldiğini hatırlamışsınızdır eğer o uçaklar size çok büyük geldiyse sizi Jumbo jet sınıfında
FACİASI olan uçaklar ile tanıştırayım. Jumbo jetler sizin yüksek ihtimalle binmiş olduğunuz uçağın ne-
redeyse 2,5-3 katı büyüklükte çoğunlukla iki katlı ve 400-650 arası yolcu alabiliyor. Jumbo
jetler sesten hızlı yolcu uçaklarının mantıksız olduğunun anlaşıldığı dönemde bir sipariş üze-
rine Boeing firması tarafından geliştirildi amacı yolcu sayısını arttırarak yolcu başına düşen
yakıt miktarını azaltmaktı. Bugün size bahsedeceğim olaydaki iki aktörde Boeing’in geliştirmiş
olduğu iki katlı ve 600 yolcu alabilen devasa BOEİNG 747-100.
Takvimler 27 Mart 1977’yi gösterdiğinde Kanarya Adalarının en büyüğü olan Tenerife Adası
insanlık tarihinin en ölümcül, en yıkıcı beklide en ibretlik havacılık kazasına ev sahibi oldu.
Sisli bir pazar günü Tenerife Adasında yaşanan korkunç kaza arkasında yüzlerce cansız beden,
binlerce yaşlı göz, iki dev Boeing-747 enkazı ve tüm dünyaya büyük bir ders bıraktı.
O gün Grand Canaria Uluslararası Havalimanı terminalinde terörist bir grup tarafından saksıya
yerleştirilen bir bomba patlamış ve bu patlamada 2 kişi yaralanmıştır. İkinci bomba ihbarını alan
yetkililer alanı hava trafiğine kapatmış ve tüm uçuşları komşu ada Tenerife de bulunan Santa Cruz’de
Tenerife şehrindeki Los Rodeos havalimanına yönlendirmişlerdi. Günlerden pazar olması nedeniyle
yeterince yoğun olan havalimanı yönlendirilen hava trafiğinin de eklenmesiyle iyice karşılaşacaktı
daha da kötüsü rüzgâr sebebiyle havalimanının üstüne bulut yığını yaklaşıyor ve görüş mesafesi
gittikçe azalıyordu, kısacası o gün orada bir kaza olacaktı.
O yıllarda Amerika’nın en büyük havayolu şirketi olan Pan American World Airways (PanAm)
Boeing-747 tipi uçağı ile 1736 nolu uçuşunu gerçekleştirmek üzere Los Angeles’tan havalanmıştı
daha sonra yolcu almak için New York’a inen 747 taşıdığı 380’i yolcu ve 16’sı mürettebat olmak üzere
toplam 396 kişiyle Grand Canaria’ya ulaşmak üzere New York’tan havalandı Hollandalı havayolu
şirketi KLM’e ait 747 de Grand Canaria’ya gitmek üzereydi havalanmıştı. Bu uçakta 235’i yolcu 14’ü
mürettebat olmak üzere toplam 249 kişi vardı. Bu uçuşun kaptan pilotu zaten KLM’in en iyi kaptan
pilotları arasında yer alıyordu ve KLM’in resmen reklam yüzüydü.
O gün kapatılan havalimanından yönlendirilen uçaklar arasına bu iki dev 747 de vardı. Los Angles’taki hava
trafiği kontrollerin işi her geçen dakika karışıyordu. Yoğunluk yüzünden uçakları park edecek yer bulmak bile
gittikçe zorlaşıyordu. Yönlendirilen PanAm ve KLM’e ait 747’ler alana inmiş ve park halinde bekliyorlardı.
KLM’in kaptan pilotu bekledikleri süreyi değerlendirmek üzere Los Angles’ta yakıt almaya karar verdi. Yakıt
alma kararının hayatının hatası olduğunu çok geçmeden anlayacaktı. PanAm uçağı KLM’in arkasındaydı ve
KLM uçağı yakıt ikmali yaptığı için arkasında beklemeye devam etmek zorundaydı. Grand Canaria Havalimanı
tekrar hava trafiğine açıldığında yeni bir kaos başlamıştı. İçinde bir an önce hedefledikleri yer olan yere gitmek
için sabırsızlanan yüzlerce yolcu onlarca uçak kalkış için sıra bekliyordu. Ama içlerinde en aceleci olanı KLM’in
kaptanıydı çünkü KLM o yıllarda uçuş saatlerini aşan pilotlarla ilgili çok titiz davranıyordu. KLM’in kaptanı
ve ekibin Grand Canaria’ya varmadan limitlerini doldurmak demek: Tüm yolcuların yeni uçuş ekibi gelene
kadar bir otele yerleştirilmesi demekti. Sicilinde böyle bir şey görmek istemeyen KLM’in kaptan pilotu oldukça
aceleci davranıyordu.
Yakıt ikmali sonrası PanAm ve yolcularının bekleme terminalinden tekrar uçağa alan KLM kuleden aldıkları
talimatlarla havalimanının sahip olduğu tek pistte önlü arkalı taksi yapmaya başladılar. Kuleden gelen
talimatlarına göre önde olan KLM uçağı pist başına gelip 180 derecelik bir dönüş yapacak ve kalkış ko-
numuna geçecekti bu sırada da arkasındaki PanAm uçağında C3 taksi yolunu kullanarak pisti terk ede-
cekti ancak C3 diye adlandırılan taksi yolu bir 747’nin dönebileceğinden çok daha dar bir açıya sahipti.
Bu nedenle PanAm bir sonraki taksi olan C4’e yöneldi bu sırada iki uçakta kule ile iletişim problemle-
ri yaşıyordu. Üstelik sık sık bulutların arasında kaybolan bu alanda yer radarı da yoktu ve kule sisin
yoğunluğundan pisti göremiyordu.
Kalkış pozisyonu alan KLM’in kaptan pilotu iyice sabırsızlanıyordu. Ve motorlara kalkış için güç vermeye
başladı. Kara kutu kayıtları dinlendiği zaman kaptan pilotun bu hatasını ikinci pilotun önlemeye çalıştığı
anlaşılıyordu. İkici pilot kalkış izni almadıkları için kaptanı uyardı. Ve kaptan motorlardan gücü kesip
uçağı durdurdu, ikinci pilota kalkış için izin istemesini söyledi. Kule KLM uçağına kalkış için gideceği
yol hakkında bilgi verdiği sırada tekrar motorların sesi duyuluyor. Yani kaptan kalkış iznini beklemeden
motorlara güç vermeye başlamıştı. Tecrübeli pilotun bu aceleci tavrının altında giderek yoğunlaşan sis
yüzünden havalimanının uçuşlara kapatılma stresin yaşanıldığı düşünülüyor. Kalkış için talimatlar veril-
dikten sonra kuleden “kalkış için bekleyin size haber vereceğim” denmişti. Ancak bu sırada KLM kalkış
için pistle hızlanmaya başlamıştı, kuleden gelen bu talimatlar kara kutu kayıtlarında aynen şöyle geçiyordu
“Okay send by for take of i’ll call you” ancak kayıtlara bakıldığında kokpitte sadece “Okay” kısmı duyu-
luyor, geri kalan kısmı ise cızırtılardan dolayı anlaşılmamıştı. Bu konuşmaların hemen ardında PanAm
uçağı pistte olduğunu bildirse de cızırtılardan dolayı anlaşılmamıştı. Durumdan şüphelenen KLM’nin uçuş
mühendisi ve ikinci pilot kaptanı pistte olması muhtemel PanAm uçağı hakkında uyarsalar da kaptan zaten
kendinden emindi ve kalkış yapmak konusunda kararlıydı. KLM’in 747’si PanAm’ın uçağı hali pistte C4
taksi yolunda ilerlemekteydi. KLM uçağı kalkış için pistte hazırlanmaya başladığında görüş mesafesi 300
metreye kadar düşmüştü. İletişim sorunlarının yanına siste eklenince felaket kaçınılmaz olmuştu.
Sis nedeniyle çok kısa mesafe kala birbirlerini fark eden iki uçakta da o saniyeden sonra panik hakimdi pistteki PanAm uçağını gören KLM’in kaptan pilotu can
havliyle levyeyi sonuna kadar kendisine çekere dev 747’ye yükselmeye ve tam karşısındaki PanAm uçağını kaptan pilotu motorlara tam güç vererek pistten uzak
tutmaya çalışıyordu. KLM uçağının kalkıştan hemen önce depolarını tamamen doldurması PanAm uçağının üstünden geçmesine engel oldu. Maalesef KLM uçağı
saatte 260 km hızla PanAm uçağına çarpışma esnasında PanAm uçağı burnunu C4 taksi yoluna çevirmişti, yani çarpışma tam olarak kafa kafaya değildi. KLM uçağı
PanAm uçağına sağ taraftan çarpmıştı. Üzerine doğru gelen KLM uçağını gördüğü anda motorlara tam güç verip pistten çıkmaya çalışan PanAm kaptanı ne yazık
ki başarılı olamamıştı. PanAM uçağının üst kısmına çarpan KLM uçağının sağ uçtaki 4 numaralı motoru PanAm’ın kokpitinin hemen arkasın parçaladı. Motorlara
tam güç verilmiş KLM uçağı ataletle bir miktar daha yükseldi. Ve sürüklenmeye devam etti.
Yaklaşık 150 metreye çıktıktan sonra yere çakıldı. Yere düştükten sonra da yaklaşık 300 metre pistte sürüklenmeye devam etti. PanAm uçağında hayatta kalanların
büyük çoğunluğu uçağı sağ kanadı üzerinden yürüyerek terk etmeye çalıştı. Çarpışmadan hemen önce motorlara tam güç verildiği için motorlar hala tam gücüyle
çalışıyordu. İkinci pilot motorları kapatmak istedi fakat çarpışmanın sistemiyle tüm sistemler hasar görmüştü ve motorları kapatmak olanaksızdı. PanAm uçağının
tüm gücüyle çalışan motorları parçalanmaya başlamıştı. Motorlardan fırlayan çok yüksek hızdaki parçalar o an uçaktan kaçmaya çalışan kabin memurunun canına
mal oldu.
Hayatta kalanlar ise yardım beklemeye başladılar ancak kurtarma ekiplerinin PanAm uçağına ulaşması hayli zaman aldı çünkü ekipler sis nedeniyle pistte ikinci
bir uçak olduğunun farkına bile varmadılar. Onlar KLM uçağının yangınıyla uğraşırken yoğun sis PanAm uçağını fark etmelerine engel oluyordu. KLM uçağının
depolarındaki dolu jet yakıtı ortalığı cehenneme çevirmeye yetmişti. KLM uçağı bir miktar daha havalanmış olsaydı PanAm uçağının üzerinden geçecek ve bu olay
hiç yaşanmamış olacaktı. Ancak Los Rodeosta beklerken yakıt ihmali yapan KLM uçağı artan ağırlıkla kazayı engelleyecek kadar havalanmamıştı. Ve ortamı ce-
henneme çeviren yangına kaynak sağlamıştı. Santa Cruze Tenerife de yaşanan dünyanın en büyük uçak kazasında KLM uçağından kurtulabilen hiç kimse olmadı
dev 747, 248 kişiye mezar olmuştu. PanAm uçağında ise kayıplar daha büyüktü. 380’i yolcu 16 sı mürettebat olmak üzere 396 kişiyle havalanmayı bekleyen uçakta
335 kişi hayatını kaybetmişti.
Hollandalı ve Amerikan olmak üzere İspanyol araştırmacılarında katıldığı 70 kişilik bir grup kaza araştırması için görevlendirildi. Ancak soruşturma süreci herkes
için çok yıpratıcıydı. Kara kutu kayıtları KLM’nin kaptanının izin olmadan hızlanmak gibi ölümcül bir hata yaptığını gün gibi ortaya çıkartıyordu. Zaten kazanın
temel sebeplerinden biri olarakta KLM’in kaptan pilotunun aceleci davranması kalkış için izin aldığından emin olmadan hareket etmesi olarak gösterildi. Bunun
yanında kule görevlilerin pisti göremeyeceği yoğunlukta bir sis olması, tek frekanstan iki uçakla birden bağlantı kurulmaya çalışması, konuşmalardaki anlaşmazlık
ve PanAm uçağının pist C3 taksi yolunu terk etmemesi kazanın diğer sebepleri olarak rapor edildi. Hollandalı yetkililerin attığı iddiaya göre kule görevlileri o gün
radyodan futbol maçı dinliyorlardı ve dikkatleri dağınıktı en başında kaptanın ve diğer suçlamaları kabul etmeyen KLM en nihayetinde rekor bir tazminat öde-
mek zorunda kaldı. Firma toplamda yaklaşık 110 bin lira ödeme yaptı. Ayrıca belirtmek isterim ki“HAVACILIK TARİHİNİN EN BÜYÜK KAZASI YERDE
GERÇEKLEŞMİŞTİR.”
Ali Yakup ALTAY (11-E)
6 Aralık/2021
TARİHİMİZDEN HAYATLAR
CEP HERKÜLÜ
Bulgar göçmeni milli haltercimiz Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan’ın Kırcaali kentinde 23
Ocak 1967 tarihinde e Türk kökenli bir maden işçisinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir.
Kariyeri boyunca üç altın olimpiyat madalyası, yedi dünya şampiyonluğu ve altı Avrupa
şampiyonluğu vardır. Tam 46 kere dünya rekoru kırmıştır. Yapıca ufak tefek ancak çok güçlü
olması nedeniyle Cep Herkül'ü olarak anılan Naim Süleymanoğlu, Türk Süpermen adıyla da
anılır. Yaşadığı şehirde yüzme sporuyla ilgilenirken o dönemin Sovyetler Birliği’nde görevli
spor müfettişleri tarafından keşfedilen Süleymanoğlu, halter sporuna 9-10 yaşlarındayken
başladı. Kısa sürede Bulgaristan genç milli takımına giren efsanevi halterci, bir ay sonra ken-
di deyimiyle ‘Türk asıllı’ olduğu gerekçesiyle takımdan çıkarıldı. Ancak başka bir yatılı okula
yazılarak Bulgaristan şampiyonasında 20. oldu ve rakiplerine büyük fark attı. Yetkililer bu
başarısından sonra Naim Süleymanoğlu ’ nu 2 ay sonra tekrar genç milli takımına almak zo-
runda kaldı. Daha sonra Bulgaristan şampiyonluğunu elde eden Süleymanoğlu, Bulgaristan
milli takımıyla antrenmanlara başladı. On altı yaşında rekor kırarak( 1982 Brezilya Dünya
Gençler Halter Şampiyonası) yine şampiyon oldu. Böylece halter tarihinde en genç dünya
rekortmeni unvanını aldı. 1984, 1985 ve 1986 yıllarında dünyada ‘yılın haltercisi’ seçildi. O dönemde Bulgar hükümetinin Soya Dönüş Operasyonu kapsamında
Arap ve Türk isimlerini (yasaklayıp) değiştirerek Slavlaştırması sonrası büyük baskı altında kalan Naim Süleymanoğlu’nun ismi de kayıtlara Naum Shalama-
nov olarak geçirildi. Bulgaristan'daki bu baskılardan kurtulmak ve Türkiye adına müsabakalara katılmak için 1986'da Melbourne’da düzenlenen Dünya Halter
Şampiyonası'nda Türkiye büyükelçiliğine sığınarak Türkiye'ye iltica etti. Naum Shalamanov adı da aslına dönerek nüfus kaydına Naim Süleymanoğlu olarak geçti.
1988’de Avrupa Halter Şampiyonası’na Türkiye adı altında katıldı ve üç altın madalya kazandı. Cep herkülü, olimpiyatlara ilk kez 1988 Seul’da katıldı. Bu olimpi-
yatlarda Süleymanoğlu 60 kg koparmada sırasıyla 145, 150,5 ve 152,5 kg; silkmede 175, 188,5 ve 190 kg; toplamda da 320, 339 ve 342,5 kg kaldırdı ve altı dünya,
dokuz olimpiyat rekoru kırarak muhteşem bir zafer elde etti, böylece Türkiye'ye olimpiyatlar tarihinde güreş dışında ilk altın madalya kazandıran sporcu oldu.
Silkmede kaldırdığı kendi ağırlığının üç katından 10 kilogram fazla olan(190 kilogram) ve bunu başaran dünyadaki tek kişi olarak tarihe adını yazdırdı. Dünya üze-
rinde bu başarıyı tekrarlayan başka bir halterci hâlen çıkmamıştır. 6 Ekim 2017de Siroza bağlı karaciğer yetmezliğinden dolayı ameliyatla karaciğer nakli yapıldı.
Nakil sonrası beyin kanamasına bağlı ödem nedeniyle tekrar ameliyata alınmıştır. Ancak hayati tehlikesinin devam ettiği açıklandı. O günden itibaren yoğun bakım
ünitesinde tedavi gören Naim Süleymanoğlu 18 Kasım 2017 tarihinde 50 yaşında hayata gözlerini yumdu.
7 Aralık/2021
TARİHİMİZDEN HAYATLAR
HALK KAHRAMANI
23 Kasım 1881’de, 1. Konstantin zamanında İstanbul’un ana caddesi olan Divanyol’nda dünyaya
gelmiştir. Babası inşaat teknisyeni ve Malta sürgünü alan Hacı Ahmet Paşa, annesi Kırım Türkü
olan Ayşe Dilara Hanım’dır. Kendinden küçük 4 tane kardeşi vardır.
Üç yaşında mahalledeki İbtidai okuluna, daha sonra Fatih Mekteb-ı İbtisiti’ne girdi.Henüz
2.sınıftayken babasının tayini Manastır’a çıktığı için okulu bırakmak zorunda kaldı. Yaşı küçük
olmasına rağmen 1889’da Manastır Askeri Rüştiyesi’ne girmeyi başardı. Rüştiyeden sonra Manastır
Askeri İdadisine giden Enver 1896 yılında 6. Sırada mezun oldu. Buradan harp okuluna geçti. Ve bu
okulu da 1899’da 4. Sırada Piyade Teğmeni olarak bitirdi. Harp okulunda okurken amcası Halil Paşa
ile tutuklanıp yıldız mahkemelerinde yargılandı sonra serbest bırakıldı. Sonrasında girdiği Subay
Akademisini 2. olarak bitirdi. Ve 21. Doğum günü olan 23 Kasım 1902’de Kurmay Yüzbaşı olarak 3.
Ordu’nun emrinde Manastır 13. Topçu Alayı 1. Bölüğüne verildi.
Makedonya ve Manastır’daki askeri görevlerinden sonra 1904’te Kolağası, 1906’da Binbaşı oldu.
Amcası Halil Bey aracılığıyla Jön Türk Hareketinin Selanik yapılanması olan Osmanlı Hürriyet
Cemiyetine(İddiat ve Terraki) 12. üye olarak katıldı. 2. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde önemli rolü
olan subaylar arasından en kıdemlisi olan Enver Bey “Hürriyet Kahramanı” ilan edildi. Meşrutiyet’in
ilanından sonra Berlin Askeri Ateşeliği görevini aldı. Bu görev sayesinde Enver Bey Alman kül-
türünü tanımış ve sevmiştir. 31 Mart Olayından dolayı memlekete tekrar döndü. Buradaki başaralır
sayesinde 2.Abdülhamit’i tahttan indirip yerine Mehmet Reşat’ı geçirmişlerdi.
1911’de Sultan Mehmet Reşat’ın yeğeni Naciye Sultan ile nişanlandı. İtalyanların Trablusgarp’a
saldırması üzerine Trablusgarp da Genilla savaşı yürüten Enver Bey,bir yıldır sürdürdüğü mücade-
leye Balkan Savaşının başlamasından sonra 1912 de bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Trablusgarp
başarılarından ötürü yarbay oldu.
1.Balkan Savaşının yenilgisinden sonra İttihatçılar Hükümeti devirmeyi karar verdi.23 Ocak 1913
de Bab-ı Ali Baskını gerçekleşti. Baskında Harbiye Nazırı Nazım Paşa öldürüldü, Mehmet Kamil
Paşa istifa etti, Mahmut Şevket Paşa sadrazam oldu. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarı
ele geçirdi. Baskından sonra Edirne’yi Bulgar işgalinden kurtaran Enver Bey’in rütbesi generalliğe
yükseltildi. Sonrasında istifa ettirilen Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşanın yerine geçti.
2 Ağustos 1914’te Rusya’ya karşı gizli olarak Türk-Alman ittifakı kuruldu. 10 Ağustos’ta boğazlardan
giren Alman gemileri Enver Paşanın onayı ile Rus limanlarına saldırdı. 14 Kasımda Cihad-ı Ekber
ilanı ile Osmanlı 1.Dünya Savaşına katıldığını duyurdu.
1.Dünya Savaşında Kafkas Cephesindeki çatışmalar Rusların sınırı geçmesi ile başladı. Türklerin sınıra en yakın birlikleri 11.Kolorduya bağlı 18. ve 34. tümenler-
di. Hasan İzzet Paşa yanlış bir karar alarak emrindeki birlikleri Erzurum’un doğusuna çekmiştir. Sonrasında ki şiddetli çatışmalarda Ruslar kaybetmiştir. Hasan
İzzet Paşa Alman Yarbay Guse’nin tavsiyesi ile tekrardan geri çekilme kararı alsa da Galip Paşanın ısrarları sonucu bu kararı iptal olmuştur. Türkleri Rusları her
cephede yenmesine rağmen, Hasan İzzet Paşanın cephanenin azalmasından ötürü 21 Kasım gecesi geri çekilme emri verdi. Enver Paşa ve diğerleri bu kararın
yanlış olduğunu inandırmaya çalışsalar da başaramadılar. Aynı gece çıkan kar fırtınasında binlerce Mehmetçik şehit oldu. Sarıkamış faciasından sonra Enver
Paşa savaş boyunca başka bir cephede komutanlık üstlenmedi. Osmanlının yenilgiyi kesinleştikten sonra 14 Ekim 1918 de görevi sona erdi. İngilizler hakkında
yakalatma kararı çıkarmasından sonra Alman torpidosuyla önce Oddesa’ya sonra Berlin’e daha sonra Rusya’ya geçti Rütbeleri alındı, idam cezası alındı, asker-
likten ihraç edildi. Yurtdışında İttihat ve Terakkiyi örgütlemeye Orta Asya Müslümanlarını birleştirmeye çalışsa da Ağustos 1922’de Tacikistan’da Ruslarla yapılan
bir çatışmada hayatını kaybetti. 1955’de 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Tacikistan’daki Enver Paşa’nın naşı için yetkili temaslarını başlattı ve 3 Ağustos
1996’da İstanbul’a getirildi.
MuhammedMustafaBİLGİN(10-F)
ÖLMEYEN GÜLÜMSEME
Kemal Sunal 11 Kasım 1944 yılında İstanbul’da doğmuştur. Aslen Malatyalı olan Kemal Sunal’ın
annesi Saime Hanım ve babası Mustafa Bey’dir. 3 erkek çocuktan en büyükleridir. Kendisinden
küçük olan Cemil ve Cengiz adında 2 erkek kardeşi vardır. Kemal Sunal okul hayatına Mimar Sinan
ilkokulunda başlamıştır. Vefa Lisesini bitirdikten sonra mezun olan Kemal Sunal dar gelirli bir ailede
büyümesi nedeniyle yaramaz bir yapısı olsada mutlu bir çocukluk yaşamıştır. Marmara Üniversi-
tesinde İletişim fakültesinde radyo-televizyon-sinema bölümünde üniversite öğrenimine başlamış
olan Kemal Sunal 12 Eylülde öğrenimini yarım bırakıp Deve Kuşu Tiyatrosuna geçmiştir.
1973 yılında Ertem Eğilmez’in yönetmiş olduğu Tatlı Dillim adlı sinema filmiyle hayatına si-
nemeda devam etmiştir. Daha sonra kalabalık kadrolu filmlerde küçük rollerle oyunculuğa devam
etmiştir. Peş peşe almış olduğu sinema rolleri ile kısa süre içinde zirveye ulaşmıştır. Adını komedi
filmlerine altın harflerle yazdırmıştır. 1974 yılında evlenen Kemal Sunal’ın Ali ve Ezo adında bir er-
kek bir kız çocuğu olmuştur. Filmlerde de gösterdiği gibi mutlu bir evlilik yaşayan Kemal Sunal’ın
Yeşil Çam’ın ünlü komedyenleri arasında olmayı başarmış ve çevirmiş olduğu sinema filmelerinde
hem maddi hem manevi olarak kazanç görmüştür. 1976 yılında rol aldığı Kapıcılar Kralı filmi ile
göstermiş olduğu başarısını 1977 yılında Antalya Film Festivalinde Altın Portakal ödülü almasına ve-
sile olmuştur. Üstlenmişolduğu tüm rolleri başarıyla canlandıran Kemal Sunal Yeşil Çam komedi de
aranan yüzü olarak da birçok filmde rol almış. Özellikle de Şaban isimlikarakteriyle Hababam Sınıfı
serisinde zirve yapmıştır. Kemal Sunal ayrıca haksızlıklara karşı durarak duruşuyla sosyal içerikli
filmlerde mesaj vermesi ironi olarak yer almıştır. 1990 yılında sonra çervirmiş olduğu filmler televi-
zyon ekranlarında sürekli olarak yayınlanmaya başlamıştır. Ancak Kemal Sunal bu filmlerden ücret
almamıştır. Kemal Sunal 1995 yılında üniversiteyibitirerek diplomasını almış ve daha sonra yüksek
lisans yapmıştır. Kemal Sunal oynadığı sinema filmleri haricinde 82 tane film çekmiştir. En bilindik
filmleri: Hababam Sınıfı, Kapıcılar Kralı, Şaban Askerde, Tatlı Dillim, Kiralık Katil, Oh Olsun’dur.
Kemal Sunal: Son filmi olan Balalayka filminin çekimleri için Trabzon’a giderken 3 Temmuz
2000 yılında 56 yaşında hayatını kaybetmiştir. Büyük hayran kitlesi olan Kemal Sunal’ın ölümüne
sevenleri çok üzülmüştür.
• 1977 14. Antalya Film Festivali'nde "Kapıcılar Kralı" filmi ile en iyi erkek oyuncu ödülünü
kazandı.
• 1989 2. Ankara Film Festivali'nde "Düttürü Dünya" filmi ile en iyi erkek oyuncu ödülünü
kazandı.
• 1998 35. Antalya Film Festivali'nde yaşam boyu onur ödülü kazandı.
HUZUR İÇİNDE YAT BÜYÜK ÜSTAD
Erkan ÖZTÜRK (9-E)
6 Aralık/2021
OKULUMUZDAN Röportaj
Bir öğrenci olmanın yanında bir genç olarak bu sorumu cevaplamanı istiyorum. Sence farklı
kuşaklar birbirlerinin düşüncelerini, uymak zorunda oldukları kurallara veya günlük yaşamlarına
karşı empati kuruyor mu?
AAAA: Hayır kurmuyorlar. Onların hala kendi yaşadıkları yılların kurallarını geçerli sanması durumu zorlaştırıyor.
Çağ değişiyor, insanlar değişiyor fakat onlar değişen bizi kabul etmiyorlar. İllaki biz gençlerinde hataları var.
Unutulmaması gereken nokta, bu hataları küçükken onlarında yaptığı. Keşke biraz empati kursalar.
Pandemiden önceki yaşantımız ve şimdiki yaşantımız arasındaki değişen durumlara örnek verir misin?
BBBB: Mesela maskeler. Pandemiden önce dışarıda birisi maske taksa çoğu kişi garipser, o kişinin hasta olduğunu düşünürdü.
Ama şu an herkes maske takıyor. Pandemi olduktan sonra herkes sosyal mesafeye önem vermeye başladı. Önceden sevdiklerimizle
rahatça sarılabildiğimiz günler geride kalmıştı. Ders konusunda birçok öğrenci zorlandı. Çoğu öğrenci uzaktan eğitimde kendince
nedenlerden dolayı konuları anlamakta zorlandı. Akrabalarımızın olduğu bayramlar da geride kalmıştı. Bulunduğumuz dönemin
gençleri hayatlarında ilk defa sokağa çıkma yasağı gördüler. Evlerimizden belirli saatlerde çıkabiliyorduk. Evde kaldığımız zaman
diliminde de teknolojik aletlerle daha çok vakit geçirmeye başladık.
Bu sene Teknofest konu başlıklarından biri: insanlık yararına bir buluş. Sen bu başlık altında ne
tasarlardın?
CCCC: Benim fikrim fazla Teknofest ile ilgili değil. Ama yine de belirtmek isterim. Günümüzde çoğu öğrenci evin-
de ders çalışamıyor. Gürültü, istekler, misafir vb. nedenlerden dolayı. Benim fikrim çalışma binaları. Bu belirttiğim
yer her mahallede olmalı. Mahalledeki 8 ve 12.sınıf bireyler tespit edilip ona göre bina da odalar hazırlanmalı.
Kapısız şekilde ve o kişilerin kendi kilitlenebilen dolapları olmalı. Eğer bir öğrenci ders çalışmak istiyorsa ve bu
ortamı bulamıyorsa mahallesinde çalışma binasındaki odasına gidip, kitaplarını dolabına koyup ders çalışabilir. Ta-
bii ki bu öğrencilerin güvenliği için de görevliler tutulmalı. Belirli saatler arasında açık kalmalı. Odası olan herkesin
kartı olmalı. Kartını okutup giriş yaptığı an ailesine bildirim gitmeli. Hem Türkiye’de çok fazla mahalle olduğu için
çok fazla görevli olacak. Bu sayede işsizlik bir nebze de olsa azalacak. Bu binaların tasarımı tek katlı kütüphaneler
gibi olabilir, fazla büyük olmadan. Ben böyle bir yer hayal ettim keşke olsaydı, içinden çıkmazdım.
Biz öğrenciler olarak Türkiye’nin geleceğiyiz. Birkaç yıl sonra bir öğretmen, bir doktor, bir mimar olacağız. Kim olduğunun farkında
mısın? Gelecek için kendine güveniyor musun?
DDDD: İleride kendimi çok başarılı bir doktor olarak görüyorum. Yaptığı işi en iyi şekilde yapan, sürekli kendini geliştiren ve çok çalışan bir doktor. Yardıma
ihtiyacı olan her insana yardım etmek, onlara el uzatmak isterim. Benim alanımla ilgili bir problemi olan insanların ilk aklına gelen olmak isterim. Günümüz
şartlarındaki maddi açıdan sıkıntı yaşayan insanlar çok sırf gelir yetersizliğinden düzgün tedavi bile olamıyorlar. Bu insanlara her zaman yardım eli olmayı
amaçlıyorum. Bence insan hangi mesleği yaparsa yapsın en iyi şekilde yapmalı. Bu konuda en iyisi olacağıma eminim ve kendime güveniyorum.
Geleceğin doktoru, mühendisi öğretmeni, mühendisi olacak kişi olarak; senin bu mesleklere
erişebilmek için geçtiğin kademeleri yani LGS, YKS ve KPSS ‘yi gayet belirleyici ve açıklayıcı ve en
önemlisi doğru bir sistem olarak görüyor musun?
EEEE: Bir sınavın hayatımızı kontrol etmesini doğru bulmuyorum. Belirleyici bir şey olmalı evet ama bunu hepi-
mizin ilgi alanlarına göre seçmesi bence daha güzel olur. Tabii ki sınav olmamalı demiyorum. İlgi alanlarımıza göre
seçeceğimiz mesleklerde o mesleğe uygun sınav olsa daha iyi olur. Mesela bir matematik öğretmeninin KPSS’de bi-
yoloji bilmesi gerekmesi kulağa tuhaf geliyor. Sonuçta matematik öğretmeni matematik anlatacak biyoloji değil. Bu
bana zaman kaybı gibi geliyor. Evet yani bir bilgi ama ilgi alanına girmeyen şeyi zorla öğretmeye çalışıyoruz. ( Temel
olmayan şeyleri) Öğrenmek isteyen kendi öğrenebilir. Kısacası evet bir şeyleri bilmemiz ve öğrenmemiz gerekiyor
ama bunu yanlış yöntemlerle yapıyoruz.
Sosyal anksiyete hakkında neler düşünüyorsa? Kaynağı nedir, pandemi bu durumu ne
kadar etkiledi?
FFFF: Pandemi süreci elbette insan ilişkilerinde birtakım bozukluklar ortaya çıkardı. Ancak toplu-
mumuzdaki genel sosyal anksiyete bozukluğu sebebinin pandemi olduğunu düşünmüyorum. Maalesef
bu durum uzun yıllardır devam ediyor ve şimdiye kadar hiçbir çözüm önerisinde bulunulmadı. Sene-
lerdir insanımız karşısına üst kademeden biri, bir yönetici veya bir komutan çıktığında elini sokacak
yer bulamadı, kekeledi ya da sustu. Hatta çok uzağa gitmemize bile gerek yok. Kendi okulumuza biraz
daha dikkatli bakarsak idarecilerle konuşmaya çekinen, öğretmenler odasının önünden dahi geçmeye
korkan öğrenciler görmek mümkün. Bu ve benzeri durumla bir an önce çözümler üretilmeli, ve topluma
kazandırılmalı. Susmaya, tepki veren bir toplum olma dileğiyle.
Öncelikle Dörtyol Fen Lisesi’ne hoş geldiniz. Uzun ve zorlu bir maraton sonucu buraya gelmeye hak kazandın belki burası hedefindi
bekli de hedefini kaçırdın ve buraya geldin. Senden istediğim; okulun ilk günü ya da pansiyona geldiğin ilk gün oda arkadaşların, sınıf
arkadaşların ve öğretmenlerin hakkında izlenimlerinden bahseder misin? Ortam hayal ettiğin gibi miydi?
ÖĞRENCİ1: Öncelikle hoş bulduk. Yur- ÖĞRENCİ 2: Öncelikle hoş buldum. Evet burası hayalimdi ve burada olduğum için daha doğrusu hayalleri-
da ilk geldiğim gün aslında hiç yabancılık mi yaşadığım için çok şanslıyım. Yurdun ilk günü yani 5 Eylül Pazar günü ailem beni yurda yerleştirip giderken
çekmedim. İlk günden oda arkadaşlarımla içimde bir burukluk vardı açıkçası. İlk defa ailemden böyle bir sebep için bu kadar süreliğine ve hiçbir tanıdığım
hızlıca tanıştık. Ardından katımızdaki 12’ler olmadan ayrı kalıyordum çünkü. ( Aslında tanıdığım 2-3 kişi vardı fakat alışma sürecinden bana destek olabi-
bizi samimi bir şekilde karşıladı. Ve on- lecek kişiler değillerdi.) En yakın arkadaşım da iki haftalığına karantina da olunca benim hüzün almış başını
larla da hızlıca tanıştım. Yurttaki düzen ve gitmeye başladı. Oda arkadaşlarıma gelirsem üçü ile de daha önceden bir tanışıklığım yoktu. İlk hafta onlarla
okul hakkındaki bilgileri hızlıca edindim. uyum içinde yaşamamın zor olacağını düşünmüştüm. Çünkü benim asla katlanamayacağım huylara sahiplerdi.
Ardından okulun ilk günü vardı. O günde Sonradan anladım ki hepsi ortak payda olunca olması gerektiği gibi insanlardı. İlk okul günü kimseyi tanımadığım
öğretmenlerimiz bizi beklediğimden daha ve tanışmak istediğim biri de beni tersleyince 0 moralle berbat geçiyordu. Beni o gün okulda kendime getiren,
samimi karşıladı ve sınıfça kaynaştık. Hayal yol göstericim edebiyat öğretmenim Ali Erdem’di. İlk edebiyat dersinde “ Benim dersimde mutsuzluk yasak!”
ettiğim ortam yine zamanında yurtta kalmış kuralını belirtti ve tanışma günümüzde dersteki konuşmasından çok etkilendim ve çıkışta kendisi ile özel olarak
olan ablamların anlattığı ortamdan daha iyi- konuştum. Buna yer vermek istedim çünkü Ali Hoca’mın yeri bende çok ayrı. O benim bu okuldaki yol gösteri-
ydi ve bu ortamı çok sevdim. Ancak yurt -okul, cim Sınıf arkadaşlarımız hepsi ayrı ayrı değerli. Hepsi çok özel insanlar fakat herkesin daha çok değerlileri olur
okul-yurt maratonu beni bazen çok bunaltıyor elbette. Benim de var. Yani bende çok ayrı olanlar. Yanlarında kendimi olduğum gibi hissettiklerim… Açıkçası
ve eskisi gibi ilgilendiğim bazı sporları ve ak- lise bambaşka bir ortam. Ortaokulun masumluğundan yeni kurtulup lisenin olgunluğuna yeni ulaşan bizler çoğu
tiviteleri yapamıyorum. Ayrıca telefon saatleri zaman saçmalıyoruz. Karmakarışık duygulara bürünüyoruz. Gelecekte güleceğimiz şeylere şu an ağlıyoruz. Bence
kısıtlı ve çarşı izini saatlerimiz çok az ( 4 saat ). bunların hepsi karakterimizi oluşturmaya çalıştığımız için. Lise benim beklentilerimin çok ötesinde. Büyüklerin
Bunların dışında genel olarak iyi. Teşekkürler, en güzel çağlarım lise dönemlerimdi, demesini şimdi daha iyi anlıyorum. Umarım önümüzdeki dört sene mutlu-
mutluluklar. luk, huzur, ve sevgi dolu geçer. 9. Sınıf arkadaşlarımın hepsine başarı ile dolu mutlu 4 yıl diliyorum.
ÖĞRENCİ 3: Öncelikle hoş bulduk. Burası ilk hedefim olma da hedeflerimin arasındaydı. O yüzden burada olmaktan mutluyum. Bu okulun ortamını daha
farklı hayal etmiştim aslında. Sadece ders düşünen sıkıcı öğrencilerin olacağı, öğretmenlerin öğrencileri robotlaştırdığını düşünüyordum. Ama okulun ilk günü
şaşırdım çünkü beklediğimden daha normal bir lise ile karşılaştım. Daha yeni yeni herkesi tanımaya başlıyorum ama şu anlık kötü bir düşüncemin olmadığını
söyleyebilirim. Dersler beklediğimden daha ağır ve bu yüzden zorlanıyorum. Umarım zamanla dersleri benimseyebilirim. Dörtyol Fen Lisesi dersleri abartmayan
güzel bir okul. Umarım öyle olmaya da devam eder.
ÖĞRENCİ 4: Bu soruyu bana yönelttiğiniz için teşekkür ederim. Pansiyondaki ilk günümü ve okuldaki ilk günümü izin verirseniz ayrı ayrı anlatmak istiyorum.
İlk olarak ben pansiyona okullar açılmadan bir öğrenci gibi geldim. Çoğu öğrenci gibi yani pazar günü ve açıkçası ilk başta bir önyargı ile yaklaşıyordum. Ama pansi-
yonun ortamı bir süre sonra beni de kendi evimdeymişim gibi hissettirdi. İlk gün zaten Ufuk hoca nöbetçiydi ve kendisini iyi bir belletmen olarak nitelendiriyorum.
O zaman da fikrim buydu açıkçası. Okulun ilk günü çok gericiydi. 9. sınıfın ve maalesef ki kimseyi tanımıyorum ve bizim sınıfın kaynaşması diğer şubelere göre daha
uzun sürdü. Ama sınıfımla da aramda bir sorunum yok ve sonradan sınıfımla da kaynaşabildiğimi düşünüyorum. Ayrıca öğretmenlerimiz de gayet iyi insanlar. Ama
Keriman Hilal Hoca’nın yeri bende ayrıdır. İyi günler.
Nesibe ÇOBAN (11-E)
Aralık/2021 7
Başarılarımız OKULUMUZDAN
RESSAM VE TUVAL
**Bu Yazı 24 Kasım Öğretmenler Günü Komposizyon Yarışmasında İlçe 2.si Olmuştur
Nehir SELÇUK, 10/F
Öğretmen, hayatına girdiği ilk günden itibaren yanında olan ve seni destekleyen kişi. Başın dara
düştüğünde, biriyle konuşman gerektiğinde seni yargılamadan dinler ve öğütler verir. Yani seni her yönden
hayata hazırlar.
Onun için önemli olan tek şey notların değildir. İnsanlığın da çok önemlidir. Bembeyaz bir tuval gibi
başlarsın hayata hergün biraz daha şekil alır tuval. Ressamlar tarafından çizilir, boyanır, üstü kapatılır, başka
bir esere dönüştürülür. İşte o ressamlardan biridir öğretmen. Günü geldiğinde artık senin fırçanı tutmaya-
cak olandır. Ama o tuvalin üstünde bıraktığı çizim üstü kapatılsa da hep orada olacaktır. O fırçayı bıraksa
bile öğretmenim dediğin an tekrardan gelecek ve sana yol gösterecektir. Çünkü o bir öğretmen. Senin elini
tuttuktan sonra asla bırakmaz istese de bırakamaz. Hababam Sınıfı ne yaparsa yapsın bırakamayan Mah-
mut Hoca gibi. Sana yol göstermek için hep hazırda bekler. Bir anne veya baba gibi bekler. Zaten bir manevi
ebeveynimiz değil midir? Onu ilk gördüğümüz andan itibaren bizi yargılamadan dinler. Sonraysa yol gösterir
sonucunaysa bizimle sevinir veya üzülür. Desteğini belli eder. Umudunu kaybedersen tekrar umutlandırır. O
tuvali simsiyaha bile dönüştüren tıpkı fırtınalı bir yağmurdan sonra çıkan gökkuşağı gibi tuvalini umutla ve
huzurla doldurur. Tekrardan denersin. Belki yine olmaz ama öğretmenine minnet duyarsın içindeki simsiyah
olmuş tuvalini tekrardan umutlandırdığı için. Benim ailemde öğretmen çoktur. Anneannem de emekli bir
öğretmen. Ondan dinlediğim yaşanmış anılardan birini sizinle paylaşmak isterim. Anneannemin sınıfında
başarılı ama fakir bir ailenin çocuğu varmış bütün ihtiyaçlarını anneannemler karşılarmış , boş zamanlarında
kurs verirmiş. Beşinci sınıftan sonra Makzume Anadolu Lisesini kazanmış. Daha sonra Hava Harp Okulun kazanmış ve pilot olmuş. Birgün anneannem sahildeki
evimizde iş yaparken bir uçak alçaktan uçuyormuş uçuş yapıyormuş. Sonra anneannemin telefonu çalmış. Arayan o zeki ama fakir öğrencisiymiş ve anneanneme:
"Öğretmenim enginden uçan uçağın pilotu benim. Beni bugünlere getirdiğiniz için teşekkür ederim." demiş. Anneannem bunun üzerine dışarıçıkıp el sallamış.
Öğrencisiyle gurur duymuş ve duygu dolu anlar yaşamış. O uçuşta öğrencisi fotoğraflarını çekmiş ve daha sonra bu fotoğrafları anneanneme göstermiş.
Başta Başöğretmen Mkuutslatarıfma K. AemyraıclaAiTçAimTiÜzdReKkivteuavnalnleeraingnüezmelloelşmtiardkiüklzeerrieiçtüinmdöeğtreeştemkkeünrleerdimeriizmin. Öğretmenler Gününü
24 Kasım Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun.
İSTİKLAL KURŞUNU
**Bu Yazı Ya İstiklal Ya Ölüm Temalı Kompozisyon Yarışmasında İlçe 1.si Olmuştur.
Simay Öz, 10/B
Ufak, hafif bir metal parçası… Kurşun… İlk kurşun…
Bir resim canlanıyor gözümde. Kara Mehmet Çavuş’un elinde bir tüfek; tüm halkın tek yürek. Tek bilek olduğu bir resim canlanıyor. Bir de kurşun görüyorum;
ufak, hafif bir metal görüyorum. Milli mücadelenin başlangıcını, ilk kurşunu görüyorum.
Ufacık bir metal midir sahi o kurşun? Tüm bu mücadelenin başlangıcı, tüm bu halkın birleşmesine neden olan ufacık bir metal parçası mıdır?
Bir metal parçası büyüyüp umut olamaz mı? Bir metal paçası ateşlendiği silahtan direnişe, mücadeleye, zafere varamaz mı?
İşte her şey böyle başladı. Bir umut atıldı bir tüfekten, bir halkı birleştirdi. Herkesin yüreğinden direnişler başladı düşmanın üzerine. Katlandı direniş, büyüdü
kocaman bir mücadeleye dönüştü. Korkusuzca, fedakârca, hep birlikte tek bir arzu için, istiklal için savaşan bir halkın mücadelesine dönüştü; milli mücadeleye
dönüştü. Mücadele, vatan oldu yağdı Türk milletinin üstüne, bugünlerde dönüştü. Her gün güvenle, huzurla gözlerimizi açtığımız sabahlar oldu. Bu milletin
geleceği olan gençlerimizin gittiği okullar oldu. Çocuklarımızın neşe içinde oyunlar oynadığı parklar oldu. Tüm ailenin bir arada oturup sohbet ettiği o güzel
akşamlar oldu. Bir zamanlar bir milletin hayallerini süsleyen günler gerçek oldu.
Hayır öyleyse! O kurşun bir metal parçasından fazlasıdır. Umudun vatana dönüşmesidir, ilk kurşundur! İşgal altında bir yurdun ayaklanışıdır. Korkusuz, fe-
dakâr bir halkın gözünü kırpmadan bu vatana toprak oluşudur. Düşman işgaline karşı vatanını savunacak olmanın, vatanını kurtaracak olmanın umududur. Bir
milletin ‘’Ya istiklal ya ölüm’ ’haykırışıdır. Yanıp tutuşulan vatan aşının, istiklal arzusunun demirden bir parçasıdır. Güzel günlerin, istiklalin, istikbalin, bu vatanın
başlangıcıdır. Geçen bir asrın ardından bugünlere baktığımızda yüzlerde oluşan tebessümdür.
Uyan Mehmet Çavuş! Uyan da gör ateşlediğin umudun ne kadar büyüdüğünü.
Uyanın şanlı Türk şehitleri! Uyanın ve bakın Dörtyol’unuza. Milli ruhu şahlandırdığınız şehre…
Şimdi kimin dili varır bu kurşuna ufak bir metal parçası demeye? Kim yok sayabilir istiklali uğruna gözünü kırpmadan can veren bu milletin fedakârlıklarını?
Bakın ve görün o kurşun aslında neymiş. Görün bir metal parçasından ne kadar fazlası olduğunu, bugünlerimiz olduğunu. Ve önemlisi bu büyük mücadelenin
bir kurşun ile başlayıp bir vatan ile son buluşunu…
Aralık/2021 9
OKULUMUZDAN Başarılarımız
TEKNOFEST BAŞARISI
Takımımızı Liselerarası İnsansız Hava Araçları yarışmasına katılmak üzere oluşturduk. İlk başlarda takım adı ve logosu düşünmeye başladık. ”Parlaklığı ansızın
artarak başka bir yıldızmış gibi görünen yıldız.” yani Nova ismine karar verdik. Kısa bir zaman sonra çalışmalarımıza resmen başlamıştık. Ancak raporumuzu 28
Şubat 2021 tarihine kadar yetiştirmemiz gerekiyordu. Pandemi koşulları dolayısıyla bir araya da gelmemiz pek mümkün değildi. Aramızdan kimse de daha önce
insansız hava aracı yapmamıştı hepimiz bu konuda sıfırdık. Çevrimiçi olarak Zoom uygulaması üzerinden sayısız toplantı yaptık ve saatlerce araştırma yaptık en
sonunda alanında uzman hocalarımızın yardımı ve ekipteki arkadaşlarımın azmi sayesinde raporumuzu yetiştirmeyi başarmıştık ve raporumuzu sisteme yükledik.
Heyecanlı bekleyiş başladı. Emeklerimize güvendiğimiz için raporumuz geçmişçesine gerekli parçaları araştırmaya başladık. Bekleyiş süreçlerinde nerdeyse
kullanacağımız tüm parçaları seçmiştik. Yaklaşık 2 haftalık bir süreç sonunda raporlar açıklandı sonraki etaba geçmeye ve maddi destek kazanmaya hak kazandık
bu durum bizi epey motive etti. Parçaları sipariş etmeden önce bir tasarıma ihtiyacımız vardı. Görev dağılımı yaptık ve takımımızdan Salih Selli(11-E) tasarım göre-
vini; Eren Öz(11-E) alınacak parçaların hesabını ve faturalandırılmasını; Yunus Emre Tom test uçuşlarını yapmak üzere pilotluk; Umutcan Cebbur(10-F) elektronik
ve yazılım bölümlerini üstlendi. Mustafa Çağatay Özdem(11-E) takım kaptanı olarak süreci yönetti ve zamandan bolca tasarruf etmemizi sağladı. Elimizde bir adet
3D yazıcı vardı. Bizde elimizdeki imkanları değerlendirmek adına PLA ile yapmaya karar verdik. Sanırım bu yaptığımız büyük hatalardan biriydi çünkü PLA çok ağır
ve dayanıksızdı. Ama bunu deneyimleyerek öğrenecektik. Salih bu süreç boyunca neredeyse her gün okula gelerek tasarım ile uğraştı sürekli baskı alıp ölçüm
yapması gerektiğinden çok sancılı bir işti ama bu yükü takım için omuzladı ve neredeyse 2 hafta sonunda aracımız şekillenmişti. Parçalara tamamen karar verdik ve
sipariş etmeye başladık bazı parçalar yurt dışından geleceğinden uzun sürecekti. İkinci aşamada detaylı tasarım raporu ve bunun yanı sıra bir uçuş videosuna
ihtiyacımız vardı. Hava aracımızın uçması için gerekli tüm parçalar gelene kadar okulumuzda önceki bir öğrenciden kalma aracı hayata döndürüp üstünde testler
yaptık. Onun sayesinde çok bilgi edindik ilk uçtuğunda bu öyle bir histi ki sanki ilk insansız hava aracını biz yapmıştık. Nihayetinde bizim parçalarımız da geldi ve
kendi iskeletimizle hava aracını toplamaya başladık. Parçaları iskelete dengeyi bozmayacak şekilde monte ettikten sonra parçaların kalibrasyonunu yapmamız
lazımdı. Pek Türkçe kaynak yoktu ama bulduğumuz bir kanal bize çok yardımcı oldu bizim için bir yol gösterici gibiydi. İlk başlarda tonlarca başarısız denememiz
oldu. Ve elde ettiğimiz deneyimlerle tasarımda iyileştirmeler ve değişiklikler yaptık. Umutcan bir gün aracımıza Şanziment ismini verdi. Zamanla herkes benimsedi
ve kalıcı bir hal aldı. Aracımızı havalandırdıktan sonra günlerce süren çalışmanın yorgunluğu sanki üstümüzden uçup gitmişti. Aracımız uçuyordu ama hala denge-
sizdi bu şekilde yarışmaya katılamazdık. Bu süreçte bol miktarda bilir kişiyle iletişime geçmeye çalıştık İSTE’ye gidip bu işle uğraşan öğrencilerden bilgi aldık.
Yarışmadaki görev 330ml bir su şişesini patlatmadan ya da delinmeden istenen alana bırakmaktı. Kısaca bir görev mekanizmasına ihtiyacımız vardı. İlk olarak şişeyi
paraşüt ile bırakmaya karar verdik ama hala şişeyi nasıl taşıyacağımızı ve doğru yerde bırakacağımızı bulamamıştık. Bir gün aniden gelen bir fikirle herkes aydınlandı
ve test etmeye yorumlamaya başladı görev mekanizması eğik bir şekilde duracak ardından da kapak açılacaktı. Pek zaman geçmeden çok kritik bir vakitte 3D
yazıcımız bozuldu.3D yazıcı bizim için aşırı önemliydi tüm parçalarımızı onunla üretiyorduk ama artık yoktu hamuru olmayan fırın gibiydik. 3 güne kalmadan yakın
bir okuldan 3D yazıcı ödünç aldık. Raporun son 4 gününe kadar hafta sonu gece geç saatlere kadar okul laboratuvarında çalıştık bu vakte kadar tonlarca kırıma
uğrayıp tekrar tekrar baskı alarak aracımızı dirilttik. Tanıtım videosunu çekmiş ve raporun bir kısmını yazmıştık ama uçuş videosu eksikti. Eşyalarımızı toplayıp okul
sahasına indik. Uçuş videosunu çekerken bir çok talihsizlik gibi birde ESC lerimizden birini yanması işimizi baya zorlaştırdı. Çünkü üç günümüz kalmıştı ve piyasa-
da satın alabileceğimiz esc bulamıyorduk ve bu işin bittiğini düşünmeye başladık çünkü uçuş videosu olmadan rapor yazmanın bir anlamı yoktu. Hepimizin kulağında
hala Ufuk hocamızın “Gün doğmadan neler doğar” sözü yankılanıyordu. Ardından bir sabah bir haber aldık. Ufuk hocamız 1 esc bulmuştu. Hızla okulda toplandık
ve gene en baştan kalibrasyon ve parça montajı yaptık. İkindi vakitlerinde uçuş denemesi yapmak için tekrardan sahaya indik. Ama bir sorun vardı 1 motor
diğerlerinden farklı çalışıyordu hepsi araç çalıştırıldığında çalışırken 1 tanesi gaz verildiğinde çalışıyordu. Pek güvenemedik ama başka şansımız yoktu ama aynı
zamanda yeni bir kırımı kaldıracak ne psikolojimiz ne de durumumuz vardı. Elimiz korka korka aracı çalıştırıp uçurduk. Başarılıydı kimse beklemiyordu sevinçten
birbirimize sarıldık ve uçuş videomuzu çektik. Uçuş videosunda ihamız başarıyla uçuyordu ama Yunus yönleri karıştırdığından Yunus’un ve uçuş parametrelerini
takip eden Umutcan’ın üstlerine doğru yaklaşıyordu. Umutcan irkilip geriye doğru koşutu ama Yunus Şanzıment’i başarıyla yere indirdi. Biz de komik diye Umutcan’ın
kaçtığı kısmı silmedik. Videomuzda artık vardı. Evlere döndük ve son gün raporu tamamen yazıp göndermek üzere okula geldik herkes çok yorgundu ama artık fi-
nalist olmak ya da olmamak arasında çok ince bir çizgi vardı. Teslim tarihinin sonuna 2 saat kala raporumuzu yükledik ve dinlenmek üzere evlere döndük. Kısa ve
heyecanlı bekleyişin ardından raporumuz altıncılık ile geçmişti bu büyük bir sevinçti finalist olarak
Bursa’ya gitmeye hak kazanmıştık ve ikinci bir ödenek alabilecektik. İkinci ödenek ile parçaları yede-
kledik ve nihayetinde yarışma alanına gitmek için yola çıktık. Vardığımızda ilk olarak kahvaltı yaptık
ve Bursa’yı gezdik. Hava kararmaya başladığında konaklama alanlarına gidip kaydımızı yaptık. İyi
bir uyku çektikten sonra sabah erkenden kalkıp yarışma alanına gidip orda da kaydımızı yapıp bize
ayrılan masaya eşyalarımızı kurduk ve diğer yarışmacıları gezdik. İlk 3 gün 3 uçuş yapmamız zorun-
luydu bizde otonom olarak deneme uçuşu yapmaya karar verdik. GPS’ten kaynaklı bir sorun yüzün-
den aracımız 33 metreye yükseldi ve yarışma boyunca en yükseğe çıkan araçtı. Sanırım roket
yarışması olsaydı kazanmıştık. Geri sağlam indirmeyi başarmıştık gün boyu sorunu araştırdık. 2
günde sorunu araştırmakla geçti ve Konaklama alanın yakınlarında açık bir arazide uçuş denemesi
yapmak istedik. Başarıyla uçtu ve indi. 3. Gün yarışma alanına tekrar gidip görev uçuşu yapmaya
karar verdik. Sonuç kırıma uğradık. Hem hasar almıştık hem de bir uçuş hakkımız yanmıştı. Geri
dönüp durumu incelemeye ve planlamaya başladık . Aracı tekrardan toplayıp gene aynı arazide uçuş
denemeleri yaptık. Çok sarsılmaya başlamıştı. Tonlarca deneme yaparak sarsıntı sorununu çözdük.
Otonom bir deneme yaparken tekrardan kırıma uğradık en kötüsü ise 2 esc yanmıştı ve sadece 1 esc
kalmıştı aynı zamanda tüm iskeletimiz tuzla buz olmuştu. Neredeyse her parçanın yedeği vardı ama
kritik parçalardan biri olan üst iskelet yoktu. Sonraki gün Umutcan üniversite kısmından 1 adet esc
bulmuştu. Ve üst iskeleti de oradaki bir stanttan çıkarabilecektik. Aynı zamanda diğer takımlar
sorunlarımıza yardım etti. Hatta bir çocuk esclerin uyarı seslerini ezberlemişti çok yardımı dokundu.
O zor durumda 1 gün içinde tekrardan aracımızı topladık. Ve bir gün sonra görev uçuşu yapmak üze-
re tekrardan yarışma alanına gittik. Bu sefer cidden uçuyordu. Hepimiz heyecanlanmıştık ama
Şanziment direğe çarptı… Pek hasar almadık ama görev mekanizmasını taşıyan parça kırılmıştı onu
da bir takımın 3D yazıcısı ile hallettik. Çok fazla şey öğrenmiştik ve küllerimizden tekrar doğmuştuk.
Ertesi gün yarışma alanına gittiğimizde 2 günümüz 2 görevimiz ve sadece 2 hakkımız vardı. Görev
uçuşumuz çok heyecanlıydı beklediğimizden yavaş uçuyordu ama uçuyordu. Görev uçuşumuz
başarıyla gerçekleşti bazı takım arkadaşlarımız sevinçten bir birlerine sarıldı. O günde bize yardım
eden herkese teşekkür edip dilenmek için geri döndük. Herkes yıpranmıştı ama mutluydu bunu kut-
lamak için o günü gezmeye ayırdık. Sonraki gün son uçuşumuzu yapacak ve ya başarıyla ya da dene-
yimlerimizle geri dönecektik. Bu uçuşta şişeyi bırakmamız lazımdı. Başarıyla uçtuk ve şişe doğru
alana girdi ama içinden sekip geri çıktı... İstediğimiz dereceyi alamamış olsakta hepimiz için gerçe-
kten iyi bir deneyimdi ve bu durumdan memnunduk. Ve hataya dönmek için geri yola çıktık. Bizim
gibi sonraki nesillerinde Teknofest geleneğini devam ettirmesi dileğiyle…
NOVA TAKIMI
EMEĞİ GEÇENLER
Metinlerin Yazılması ve Düzenlenmesi Derginin Dijital Ortama Geçirilmesi
Düşünce ve Medeniyet kulübü olarak: Havacılık kulübü olarak;
Ali Yakup ALTAY (11-E) Nesibe ÇOBAN (11-E) Umut Can Cebbur(10-F):Gazete tasarım ve mizanpaj sorumlusu, ekip lideri
Nehir SELÇUK (10-F) Hande Su KARAKAYA (10-F) Muhammed Enes ÖZ(9-B): Görseller metaryel ve imla sorumlusu
Berke UYGAR (10-F) Pınar TANIYICI (9-D) Muhammet Taha KOSE(9-D): Yazıların dijital ortama aktarılması
Erkan ÖZTÜRK (9-E) Muhammed Mustafa BİLGİN (10-F) Ufuk ŞANLI(Klüp Danışmamı)
Hatice YILMAZ (10-F) Hüseyin Remzi KARA (11-E)
Zehra ABAY Reyyan Pişgin (10/E)
Neziha UÇAR (11-C) Halil Emin GÖÇEROĞLU (9-E)
Mehmet TAŞ(Klüp Danışmanı)
Nova takımı olarak:
Umut Can CEBBUR (10-F) Mustafa Çağatay ÖZDEM(11-E)
Eren ÖZ(11-E) Salih SELLİ(11-E)